s. 67-100TBB Dergisi 2024 (172)
TÜRK CEZA KANUNU’NDA ÇOCUK DÜŞÜRTME
VE DÜŞÜRME SUÇU
ILLEGAL ABORTION AND MISCARRIAGE CRIME IN TURKISH PENAL
CODE
Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
*
Özet: 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabının “Kişilere
Karşı Suçlar” başlıklı İkinci Kısmının “Çocuk Düşürtme, Düşürme veya
Kısırlaştırma” başlıklı Beşinci Bölümünde düzenlenen “Çocuk Düşürtme
ve Düşürme” suçu, öncelikle rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu dü-
şürten kişiyle (m.99/1), tıbbi zorunluluk bulunmadığı hâlde rızaya dayalı
olsa bile gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu dü-
şürten kişiyi (m.99/2); daha sonra da gebelik süresi on haftadan fazla
olan ve çocuğunu isteyerek düşüren kadını (m.100/1) cezalandırmakta-
dır. Ancak, kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halin-
de, yirmi haftayı aşmayan gebeliğin, kadının rızasıyla, uzman hekimler
tarafından ve hastane ortamında sona erdirilmesinin cezalandırılmaya-
cağı hükmü (m.99/6) de getirilmiştir.
Çocuk düşürtme ve düşürme suçu, öncelikle, ana rahmine yerleş-
miş cenin yaşama hakkını korumayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte,
bu suçlarda, kadının vücut dokunulmazlığı ve kendi geleceğini tayin
etme hakkı da korunmaktadır. Cenin, doğana kadar kadından bağımsız
değildir. Bu nedenle, ceninin yaşama hakkıyla, kadının vücut dokunul-
mazlığı üzerindeki tasarruf etme ve kendi geleceğini tayin etme hakları-
nın çatışması söz konusu olmaktadır. Tüm hukuk sistemlerinde ceninin
yaşama hakkı ile kadının gebelik ve anneliğe ilişkin tercihi arasında adil
bir denge kurmak zorunluluğu ile karşılaşılmıştır.
Bu çalışmada, Türk Ceza Kanunu’nda düzenlenen çocuk düşürtme
ve düşürme suçları ele alınarak incelenmiş, suçun tarihsel gelişimi ve etik
ve dini boyutu ile kanuni unsurları üzerinde ayrıntılı olarak durulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Çocuk Düşürtme, Çocuk Düşürme, Cenin,
Gebeliğin Sonlandırılması, Yaşama Hakkı
*
Dr. Öğr. Üyesi, Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza
Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı, drcengiztopelciftcioglu@gmail.com, OR-
CID: 0009-0008-1956-6924, Makalenin Gönderim Tarihi: 12.04.2024, Kabul Tarihi:
23.05.2024
68Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
Abstract: The crime of “Abortion and Miscarriage”, which is
regulated in the fifth chapter titled “Abortion, Miscarriage or Sterili-
zation” of the second part of the second book titled “Crimes Against
Persons” of the second book of the Turkish Penal Code No. 5237,
is primarily penalizes the person who causes a woman to miscarry
her child without her consent (art. 99/1), as well as the person who
performs an abortion on a woman with her consent when there is
no medical necessity and the pregnancy period exceeds ten weeks
(art. 99/2). It also penalizes the woman who voluntarily miscarries
her child when the pregnancy period is more than ten weeks (art.
100/1). However, it also provides that if a woman becomes pregnant
as a result of a crime of which she is the victim, the termination of
the pregnancy, which does not exceed twenty weeks, with the con-
sent of the woman, by specialist physicians and in a hospital envi-
ronment, will not be punished (art. 99/6).
The crime of abortion and miscarriage primarily aims to pro-
tect the right to life of the fetus settled in the mother’s womb. How-
ever, in these crimes, women’s physical immunity and their right to
self-determination are also protected. The fetus is not independent
from the woman until it is born. For this reason, there is a conflict
between the fetus’s right to life and the woman’s right to dispose of
her bodily immunity and her right to self-determination. In all legal
systems, the necessity of establishing a fair balance between the fe-
tus’s right to life and the woman’s choice regarding pregnancy and
motherhood has been encountered.
In this study, the crimes of abortion and miscarriage regulated
in the Turkish Penal Code were examined and the historical devel-
opment of these crimes, their ethical and religious dimensions, and
their legal elements were emphasized in detail.
Keywords: Abortion, Miscarriage, Fetus, Termination of Preg-
nancy, Right to Life
GİRİŞ
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) “Kişilere Karşı Suçlar”
başlıklı kısmı altında çocuk düşürtme (m.99) ve çocuk düşürme (m.100)
suçları düzenlenmiş bulunmaktadır. Bu suçlar 765 sayılı eski TCK’nın
468 ilâ 470. maddelerinde cezai yaptırıma bağlanmıştır. Eski TCK’daki
bu hükümler 1933, 1936, 1953, 1965 yıllarında değiştirilmiştir.
1
Niha-
yet 24.05.1983 tarihli ve 2827 sayılı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun
(NPHK) çıkarılmıştır. NPHK’nın, 5237 sayılı yeni TCK ile yürürlükten
kaldırılan 765 sayılı eski TCK’da değişiklik yapan hükümleri dışındaki
1
Salih Oktar, Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Düşürtme ve Çocuk Düşürme Suçları
(TCK m.99-100), 1. Baskı, Oniki Levha Yayınları, Ankara, 2016, s.1-3.
69TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
diğer hükümleri halen yürürlüktedir.
2
NPHK’nın 2. maddesinde, nü-
fus planlaması “fertlerin istedikleri sayıda ve istedikleri zaman çocuk
sahibi olmaları” olarak tanımlanmıştır. NPHK, gebeliğin önlenmesi ve
gebeliğin sona erdirilmesine ilişkin esasları düzenlemiş olup, gebeli-
ğin hukuka uygun surette sona erdirilmesinin şartları ve yöntemini de
belirlemiştir.
3
Çocuk düşürtme ve düşürme suçları, özellikle son zamanlarda
kürtaja ilişkin tartışmalarla gündeme taşınmış ve toplumun geniş
kesimlerinin ilgi odağı haline gelmiştir. Bu kapsamda, yürürlükteki
mevzuat hükümlerinin hukuki değerlendirmesinin ötesinde; sosyal,
siyasal, ekonomik, dini, ahlaki ve diğer pek çok perspektiften tartışıl-
mıştır.
4
NPHK’nın 5. maddesinin birinci fıkrasında, “gebeliğin onuncu
haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olma-
dığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir” hükmüne yer veril-
miştir. Ancak, aynı maddenin ikinci ve beşinci fıkralarında ise, “gebe-
lik süresi, on haftadan fazla olduğu takdirde tıbbi gereklilikle rahmin
tahliye edileceği” belirtilmiştir. Kanun’un gebeliğin hukuka uygun
surette sona erdirilmesine ilişkin bu düzenlemesi, “süre modeli” ve
“tıbbi endikasyon (tıbbi gereklilik)” modeli olarak anılmaktadır.
5
Bu
duruma, 5237 sayılı TCK’nın bu suçlara ilişkin düzenlemesiyle “krimi-
nolojik endikasyon” da eklenmiştir.
6
Çocuk düşürtme suçu ile çocuk düşürme suçunun ele alındığı bu
çalışmada, gereksiz tekrarlardan kaçınmak amacıyla, çocuk düşürtme
ve çocuk düşürme suçu, aynı başlık altında ve birbirine paralel olarak
anlatılmıştır.
7
2
Ahmet Osta, Çocuk Düşürtme Suçu: TCK m. 99, Yayınlanmamış Yüksek Lisans
Tezi, İstanbul 2022, s.15-17; Oktar, s.1-2.
3
Serap Keskin Kiziroğlu, “Türk Ceza Hukukunda Çocuk Düşürtme, Çocuk Düşür-
me ve Kısırlaştırma Suçları”, MÜHFHA Dergisi, Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan,
Y.2013, C.19, S.2, s.166; Hüseyin Ertuğrul, “Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Dü-
şürme Suçu”, Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.6, S.2, Temmuz 2016,
s.362.
4
Candan Yılmaz, Çocuk Düşürtme ve Düşürme Suçları (TCK m. 99-100), Yayınlan-
mamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019, s.26-28.
5
Yılmaz, s.33-38.
6
Yılmaz, s.40.
7
Bu makale, araştırma ve yayın etiği ilkelerine uygun olarak yazılmıştır.
70Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
I- SUÇA İLİŞKİN TEMEL KAVRAM VE İLKELER İLE SUÇUN
TARİHÇESİ, ETİK VE DİNİ BOYUTU
A. Suça İlişkin Temel Kavram ve İlkeler
1. Çocuk Düşürtme ve Düşürme Kavramı
5237 sayılı yeni TCK, çocuk düşürtme (m.99) ve çocuk düşürme
(m.100) suçunu ana hatlarıyla 765 sayılı eski TCK’daki gibi düzenlemiş
bulunmaktadır. Bu suçlar günlük dilde ve öğretide geniş anlamda ço-
cuk düşürme kavramı olarak anılmaktadır.
8
TCK’da m.99 ve m.100’de her ne kadar suçun konusu olarak ço-
cuktan söz edilmiş ve anılan maddelerde çocuk düşürtme ve çocuk
düşürme ifadelerine yer verilmiş ise de bu suçlar bakımından “çocuk”
kavramı cenini ifade etmektedir.
9
Cenin kavramı da döllenmiş yumur-
tanın ana rahmine yerleşmesinden doğumuna kadar gelişim sürecin-
deki insan oluşumunu ifade eder.
10
TCK’nın 6. maddesinde de çocuk
kavramı “henüz 18 yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımlanmıştır.
Ayrıca, çocuk öldürme suçu da kasten insan öldürme suçunun nite-
likli hali olarak TCK m.82/1-e’de düzenlenmiştir. Hem TCK’nın çocu-
ğa ilişkin tanımı hem de çocuk öldürme suçunda “çocuk” kavramının
“doğmuş çocuğu” ifade etmesi sebebiyle, çocuk düşürtme ve düşürme
suçunda ifade edilen çocuk kavramı ana rahmine yerleşmiş ancak he-
nüz doğmamış çocuğa işaret etmektedir.
11
TCK, çocuk düşürtme ve çocuk düşürme suçları deyimini kullana-
rak, suçları failine ve işleniş şekline göre ayrı suç tipleri olarak düzen-
lemiş ve aralarındaki farkı düşürtmek ve düşürmek olarak belirtmiş-
tir. Ayrıca, düzenlemedeki, çocuk düşürtme ve çocuk düşürme fiilleri;
iradi olarak işlenmesi ve düşük fiilinin kendiliğinden veya istenmek-
sizin gerçekleşmesi sebebiyle suç kapsamının dışında bırakılmış olma-
sı bakımından, bir haksızlık değer yargısını da içermektedir. TCK’da
çocuk düşürtme veya çocuk düşürme, ana rahmindeki ceninin doğal
8
Eralp Özgen, Çocuk Düşürme, Türk Hukuku ve Toplumu Üzerine İncelemeler,
Türkiye Kalkınma Vakfı Yayınları No.1, Sevinç Basımevi, Ankara, 1974, s.471.
9
Oktar, s.5-7.
10
Yılmaz, s.3-4.
11
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.371-372.
71TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
gelişimine müdahale edilerek, kasten ana rahminde öldürülmesi ya da
ceninin ölümüne sebebiyet vermek amacıyla vaktinden önce rahim-
den tahliyesini ifade etmektedir. Öğretide bu suçlar “cenini öldürme”,
“çocuk düşürme” suçları veya kadının rızasıyla çocuğunu düşürtmesi
halinde de “çocuk aldırma” olarak anılmaktadır.
12
.
Nihayet, İslam Hukukunda çocuk düşürtme ve çocuk düşürme
fiillerine “iskat-ı cenin” denilmekte iken Batı Hukukunda ise Latince
olarak “abortus criminalis” denilmiştir.
13
2. Cenin, Fetüs ve Embriyo Kavramları
Cenin ve embriyo kavramları mevzuatta açık bir tanıma kavuştu-
rulmamıştır; ancak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) ile kanuni
koruma altına alınmıştır. Buna göre, TMK m. 28’de çocuğun, tam ve
sağ doğmak şartıyla ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliye-
tini kazanacağına işaret edilmiştir.
14
Arapça “gizlemek, saklamak, gizli
olmak” anlamına gelen ve “cenne” kökünden türeyen cenin kavramı,
15
döllenmiş yumurtanın ana rahmine yerleşmesinden doğumuna kadar-
ki sürecin tamamını niteleyen genel ve yaygın bir deyimi ifade eder.
16
Bu kavram bazı kaynaklarda “muhtemel birey” olarak da nitelendiril-
miştir.
17
Cenin, ana rahmindeki gelişim aşamalarına göre bir çok isim
almaktadır. Buna göre, döllenmiş yumurta “zigot”, fallop kanalından
rahme ulaşan hücre kümesi “blastocyte”, bu aşamadan sekizinci haf-
taya kadar olan dönem “embriyo” ve sekizinci haftadan sonrası ise
“fetüs” olarak adlandırılır.
18
TCK bu aşamalardaki kavramlar üzerinde
12
Yılmaz, s.8.
13
Oktar, s.6-8.
14
Kemal Oğuzman/Özer Seliçi/Saibe Oktay Özdemir, Kişiler Hukuku, 10. Baskı, Fi-
liz Kitabevi, İstanbul 2010, s.19; Muhammet Hamza Muş, Türk Ceza Kanunu’nda
Çocuk Düşürtme Suçu, 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2018, s.20-21.
15
Recep Doğan, “Kadının Üreme Hakkı, Kürtaj, Çocuk Düşürme ve Düşürtme Suç-
ları”, TBB Dergisi, 2016 (127), s.74.
16
Burcu Dönmez, “TCK’da Çocuk Düşürtme Suçu Mukayeseli Hukuk ve AİHM’nin
Bakış Açısıyla Ceninin Yaşama Hakkının Sınırlandırılması Tahlili”, DEÜHF Der-
gisi, İzmir 2007, C.9, S.2, s.104.
17
Cengiz Topel Çiftcioğlu, “Yaşama Hakkı”, TBB Dergisi, 2012 (103), s.162; Yılmaz,
s.4.
18
Rani Kumar, Textbook of Human Embryology, International Publisihing House,
New Delhi, 2008, s.25.
72Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
durmamış, doğrudan cenini esas alarak ceninlik döneminin başlangıcı
ve sona ermesi üzerinde durmuştur. Buna karşın, Kanun’da bu döne-
me ilişkin açık bir tanım da yapılmamıştır.
Öte yandan, ceninin hukuki statüsü de tartışmalıdır. Bu kapsam-
da, öğretide, ceninin hukukun öznesi olup olmadığı üzerinde durul-
maktadır. Öğretide bir görüş, cenin ile doğmuş kişi arasında mutlak
bir fark bulunduğunu kabul etmekte, buna göre, cenini bir eşya gibi
ya da gebe kadının bir parçası olarak görmekte, ancak müstakbel bir
insan olarak görmemektedir. Bu bakımdan, ceninin hak sahibi olama-
yacağını, başka şeylere ya da gebe kadının vücudunun diğer organ-
larına ilişkin hukuki düzenlemelere tabi tutularak hakların nesnesi
haline getirilmesi gerektiğini savunmaktadır.
19
Buna karşın, öğretide
ikinci bir görüş de cenin ile doğmuş kişiyi mutlak surette eşit tuta-
rak ceninin kişisel ve devredilmez haklara sahip olduğunu kabul et-
mektedir.
20
Nihayet öğretide bu iki görüşü birleştiren üçüncü görüş
de ceninle doğmuş kişi arasında bir farklılık gözetmekle birlikte cenini
insan varlığına dahil etmekte, ancak doğum anına kadar insan ya da
kişi olarak kabul etmemektedir. Bu görüşe göre cenin, hukukun nes-
nesi değil, öznesi olarak kabul edilmelidir. Buna karşın, cenin, doğmuş
kişiye göre daha az hukuki korumadan yararlanmalıdır.
21
Kanımızca,
öğretideki her iki görüşü birleştiren bu üçüncü görüş, daha isabetli gö-
rünmektedir.
Ceninin kişilik haklarına sahip olup olmadığı konusunda, 1982
Anayasası’nda açık bir hüküm bulunmamaktadır; zira Anayasa’da te-
mel hak ve özgürlükler düzenlenirken “herkes” ibaresi kullanılmak-
tadır. Bu ibarenin cenini kapsayıp kapsamadığı ise belirtilmemiştir.
22
Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 2. mad-
desinde düzenlenen yaşama hakkından da “herkesin” yararlanacağı-
na işaret edilmiştir. Ancak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)
19
Yılmaz, s.9.
20
Yılmaz, s.10; Güneş Okuyucu Ergün, “Gebe Olduğu Bilinen Kadına Karşı İşlenen
Kasten Öldürme Suçuna İlişkin Bazı Tespit ve Değerlendirmeler”, Prof. Dr. Nev-
zat Toroslu’ya Armağan, C. II, Ankara 2015, s.823.
21
Ahmet Gökçen/Murat Balcı, “Kasten Öldürme Suçu (TCK m.81)”, MÜHFHA Der-
gisi, C. 17, S.1-2, s.101-102; Okuyucu Ergün, s.823.
22
Hasan Tunç, Türk Anayasa Hukuku, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2022, s.107
vd.
73TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
ceninin de yaşamın korunması hakkından yararlanıp yararlanamaya-
cağı konusunda tavır almaktan kaçınmıştır.
23
Mahkeme, henüz doğ-
mamış çocuğun Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında kişi sayılıp sa-
yılmayacağı sorusuna soyut bir cevap vermenin arzu edilen bir durum
olmadığını, bunun aslen mümkün de olmadığını belirtmiştir. Bu su-
retle Mahkeme, somut olayda gebeliğin sonlandırılmasının 2. madde
kapsamına girip girmediğini incelemeyi gereksiz bulmuştur. Mahke-
me, sonuçta, yaşamın ne zaman başladığı konusunda devletlerin geniş
bir takdir hakkı bulunduğuna işaret etmiştir.
24
3. Gebeliğin Sona Erdirilmesi, Rahim Tahliyesi, Kürtaj ve
Düşük Kavramları
NPHK’nın 5. maddesinin birinci fıkrasında, “gebeliğin onuncu
haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca olma-
dığı takdirde istek üzerine rahim tahliye edilir” hükmüne yer veril-
miştir. Rahim Tahliyesi ve Sterilizasyon Hizmetlerinin Yürütülmesi
23
Çiftcioğlu, Yaşama Hakkı, s.162.
24
AİHM Büyük Dairesi 08.07.2004 tarihli Vo/Fransa kararında, “cenine zarar verme
olayının Sözleşme’nin 2. maddesi kapsamında bir suç olarak değerlendirilmesi-
nin gerekip gerekmeyeceğini tartışmıştır. Karara konu olayda, rutin bir check-
up işlemi için hastaneye giden ve altı aylık hamile olup Fransızca konuşamayan
başvurucunun, hastane personelinin hastaların soyadlarını karıştırması sebebiyle
başka bir hasta ile karıştırılmış, gerekli tetkikler yapılmadan girişilen hatalı mü-
dahale sonucunda da ileriki bir tarihte çocuğunu aldırmak zorunda kalmıştır.
Ulusal hukukta başvurucu, doktorlara karşı adam öldürme davası açmamıştır,
zira Fransız Hukukuna göre, ceninin, öldürme suçunun mağduru olması müm-
kün değildir. Burada, Mahkeme, ceninin yaşama hakkından yararlanıp yararla-
namayacağı konusunda açık bir tavır almaktan kaçınmıştır. Ancak, mahkemeye
göre, bu konuda söylenebilecek en fazla şey, ceninin devletler bakımından insan
ırkından sayıldığının ortak bir nokta olmasıdır. Ceninin potansiyeli ve bir insan
olabilme yeteneği onun insan onuru adına korunmasını gerektirmektedir. Fakat
bu durum onu Sözleşme’nin 2. maddesi anlamında yaşam hakkına sahip bir ‘kişi’
yapmaz. Mahkemeye göre, yaşamın ne zaman başladığı konusunda devletlerin
geniş bir takdir hakkı bulunmaktadır. Nihayet Mahkeme, somut olayda gebeli-
ğin sonlandırılmasının 2. madde kapsamına girip girmediğini incelemeyi gereksiz
bulmuştur. Ayrıca, Mahkeme’ye göre, Fransız Hukuku, bu olaylara karşı yeterli
korumayı sağlamaktadır”. Dolayısıyla, Mahkeme, ceninin yaşama hakkına sahip
bir ‘kişi’ sayılıp sayılmayacağı konusunda soyut ve genel bir cevap vermekten
ısrarla kaçınmıştır (Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Oğuz Sancakdar/Ri-
fat Murat Önok, İnsan Hakları El Kitabı, 9. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021,
s.104-105; Dönmez, s.139; Çiftcioğlu, Yaşama Hakkı, s.162).
74Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
ve Denetlenmesine İlişkin Tüzük’te
25
(bundan sonra kısaca “Tüzük”
olarak anılmıştır) de rahim tahliyesi kavramı kullanılmıştır. Tüzük’ün
2. maddesinde rahim tahliyesi deyiminin, gebeliğin sonlandırılması-
nı ifade edeceği belirtilmiştir. Ancak, bu kavramların tatmin edici bir
tanımına yer verilmemiştir. Bu itibarla, öğretide, gebeliğin sonlandı-
rılması, “ana rahminde canlı, gelişimini sürdüren çocuğun anne ile
yaşam bağının koparılarak cenini yaşatma amacı olmaksızın müdaha-
leyle rahimden ihraç edilmesi” olarak tanımlanmaktadır.
26
NPHK ve
Tüzük hükümleri, bazı şartlarla gebeliğin sonlandırılmasına izin ver-
miş; öngörülen gebelik süresi içinde ve kadının isteğine bağlı olarak
tıbbi zorunluluk sebebiyle ve tıbbi yollardan rahim tahliyesini düzen-
lemiştir. Hukukun gebeliğin sonlandırılmasına izin verdiği hallerde
bu fiil suç niteliği taşımamaktadır.
27
Kürtaj kavramı Fransızca “curetage” sözcüğünden gelmekte
olup,
28
bu kavram Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “vücutta boşluklar
içinde bulunan yabancı cisimleri, hasta veya zararlı sayılan dokuları
kazıyarak alma; kazıma, küretaj ve döl yatağının içini kazıyıp cenini
alma işi” olarak tanımlanmıştır.
29
Bazı kaynaklarda fetüsün uterusun
dışında yaşama yeteneğini kazanmadan tahliyesi için kürtaj ile eş an-
lamlı olarak “düşük” deyimi kullanılmış; düşük fiili de herhangi bir
müdahale olmadan sonlanan gebelikler bakımından “kendiliğinden
düşük”, müdahale ile sonlandırılan gebelikler bakımından da “isteye-
rek düşük” olarak adlandırılmıştır.
30
Embriyo veya fetüsün gebeliğin
ilk yarısında uterus dışına çıkması olarak bilinen düşükte, primer ola-
rak embriyo veya fetüsün yaşamını sonlandırmayı amaçlamayan dış
etkenlerle, gebe kadın veya embriyo ya da fetüs bakımından tehlike
yaratan bir hastalık söz konusu olmaktadır.
31
Bu nedenle düşükte, do-
ğal sebepler (genetik anormallikler, hormonal dengesizlikler, rahim içi
enfeksiyonlar gibi) ya da öncelikli olarak embriyonun yaşamını son-
25
18.12.1983 tarihli ve 18225 sayılı RG’de yayımlanmıştır.
26
Yılmaz, s.4.
27
Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Rıfat Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza
Özel Hukuku; 20. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022, s.378-379.
28
Doğan, s.77.
29
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük, https://sozluk.gov.tr, ET. 16.03.2024.
30
Yılmaz, s.7-8.
31
Kumar, 25.
75TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
landırmayı amaçlamayan dış etkiler mevcutken, kürtajda ise bunun
tam tersine, uterusun içindeki ceninin yaşamını sonlandırmayı amaç-
layan bir dış etki mevcuttur. Zira, kürtajdaki ilk amaç uterustaki ceni-
nin yaşamını sonlandırmaktır.
32
Nihayet, kamuoyunda, “çocuk aldırma” olarak bilinen kürtaj, tıbbi
olarak “gebeliğin sonlandırılması” dışında başka amaçlarla da sıkça uy-
gulanan bir yöntemdir. Teşhis veya tedavi amaçlı olarak, rahim içinden
doku alma işlemleri tıp literatüründe kürtaj olarak adlandırılmaktadır.
Hatta bazen, vücudun başka organlarından da kazıyarak yapılan bazı
operasyonlar bakımından yine aynı kavram kullanılmaktadır.
33
B. SUÇUN TARİHÇESİ İLE ETİK VE DİNİ BOYUTU
1. Suçun Tarihçesi
İnsanlığın tarihsel gelişimi içerisinde, gebelikten korunma ve is-
tenmeyen gebeliğin sonlandırılması fiilleri, neredeyse insanlık tarihi
kadar eskilere uzanmaktadır. İlkel Ceza Hukuku döneminde, çocuk
düşürtme ve düşürme fiillerine rastlanmakta olup, bu fiillerin de gide-
rek daha hafif cezalandırılması yönünde bir gelişme kaydedilmemiş-
tir. Başka bir deyişle, bu fiillere ilişkin düzenlemelerin liberalleşmesi
yönünde bir gelişmeye de rastlanmamıştır.
34
Orta Çağ Ceza Hukuku’nda ise çocuk düşürtme ve düşürme fiil-
lerinin yasaklandığına ilişkin olarak İncil’de açık bir hüküm bulunma-
masına karşın, bu fiiller yasaklanmıştır. Ancak, Orta Çağ’da bu fiiller
genellikle devletler tarafından suç sayılıp cezalandırılmamış, bu fiillere
karşı yaptırım uygulanması kiliseye bırakılmıştır. Kilise Hukukunda
ise doğmamış çocuğun öldürülmesi cinayet olarak kabul edilmiştir.
35
Yeni Çağ Ceza Hukuku’nda da ceninin ruha kavuşmasından son-
ra düşürülmesini cezalandıran Kilise Hukuku yaklaşımı, Carolina
32
Oktar, s.8-10.
33
Tezcan/Erdem/Önok, s.375-377.
34
Oktar, s.55.
35
Oğuzhan Türe, Özel Hukuk ve Ceza Hukuku Açısından Gebeliğin Sonlandırılması,
1. Baskı, Lykeion Yayıncılık, Ankara 2020. s.7 vd.; Hüseyin Ertuğrul, Çocuk Dü-
şürtme, Çocuk Düşürme ve Kısırlaştırma Suçları, 1. Baskı, Adalet Yayınevi, Anka-
ra 2016, s.31-33.
76Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
Ceza Kanunu’nun 133. maddesinde düzenlenen çocuk düşürme su-
çuna ilişkin hükmüne de yansımıştır. Bu Kanun’a göre, anne karnında
canlanmış ceninin düşürülmesi fiili için ölüm cezası öngörülmüştür.
Ceza, erkeklerde kılıçla, kadınlarda da suda boğmak suretiyle infaz
edilmiştir.
36
Modern Ceza Hukuku’nda ise özellikle 1932 yılında ve sonrasın-
da Federal Almanya’da çocuk düşürtme ve düşürme fiillerine ilişkin
yasağın kaldırılarak gebeliğin sonlandırılmasına izin verilmesi yönün-
deki taleplerde bir artış olmuştur. Daha sonra, 14.07.1933 tarihinde
Nasyonal Sosyalizm ideolojisinin etkisiyle, Irsi Hastalıklardan Neslin
Korunması Kanunu çıkarılmıştır.
37
Bu Kanun’a dayanılarak kişilerin
rızasına aykırı kısırlaştırma ve gebeliğin sonlandırılması uygulaması-
na gidilmiştir. Bu dönemde, çocuk düşürtme ve düşürme fiili, ırkın
varlığı ve neslin sürdürülmesi aleyhine bir suç olarak varlığını koru-
muştur. Ancak 09.03.1943 tarihli bir Kararnameyle Yahudi asıllı ve
Doğulu işçiler bu yasak kapsamı dışında tutulmuştur. Böylece, tıbbi
zorunluluklar yanında, öjenik endikasyonlar da kabul edilmiştir.
38
Almanya’da süreye bağlı çözüm ilk olarak 1974 tarihli 5. Ceza Hu-
kuk Reform Kanunu ile kabul edilmiştir. Buna göre, gebeliğin başlan-
gıcından itibaren on iki haftayı aşmayan hallerde istem üzerine, gebe-
liğin tıbbi yollarla sonlandırılmasına izin verilmiştir. Bu süreden sonra
da tıbbi gereklilik ve embriyoya ilişkin patolojik sebeplerle gebeliğin
sonlandırılmasına imkân tanınmıştır.
39
Öte yandan, İslamiyet’in kabulünden önce Türk toplumlarında
çocuk düşürtme ve çocuk düşürme fiillerinin suç sayıldığına ilişkin
bir bilgiye rastlanılmamaktadır. İslamiyet’in kabulünden sonra Türk-
lerde de İslam Ceza Hukuku uygulanmıştır. İslam Hukukunda iskatı-ı
cenin olarak adlandırılan
40
çocuk düşürmeye ilişkin olarak Kuran’da
açık bir ayet bulunmamaktadır. Buna karşın İslam Hukukunda bu fiil-
36
Oktar, s.64-68.
37
Oktar, s.69-72.
38
Nuran Aytemur Sağıroğlu, “Öjeni ve Sağlam Bedenlilik”, FLSF Felsefe ve Sosyal
Bilimler Dergisi, S.30, Aralık 2020, s.127.
39
Dilek Özge Erdem “Çocuk Düşürtme Düzenlemesi”, AÜHFD, S.65, Aralık 2016,
s.1642.
40
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s. 364; Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi,
www.islamansiklopedisi.org.tr, ET. 23.03.2024.
77TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
ler iskatı-ı cenin adı altında suç sayılarak cezalandırılmıştır. Ancak, bu
suç, ceninin insan olarak nitelendirilmemesi nedeniyle insan öldürme
suçunun kapsamı dışında bırakılmıştır.
41
İslam Hukukunda iskat-ı ce-
nine ta’zir, gurre, diyet, kefaret yaptırımları uygulanmıştır.
42
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1965 yılında 557 sayı-
lı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun çıkarılıncaya kadar geçen dö-
nemde, Birinci Dünya Savaşının ve Kurtuluş Savaşının yarattığı ağır
kayıp ve yıkımlar, ülkenin savunma gereksinimi, gerekli insan gücü-
nün yetersizliği gibi sebeplerle nüfusu artırmaya yönelik uygulanan
nüfus politikası gereği, gebeliğin sonlandırılması yasaklanmıştır.
43
Söz
konusu bu yasak, 765 sayılı eski TCK ve 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıh-
ha Kanunu ile düzenlenmiştir. Çocuk düşürtme ve düşürme suçlarını
düzenleyen 765 sayılı TCK’nın hükümleri 1936 tarihli ve 3038 sayılı
Kanun’la ve 1953 tarihli ve 6123 sayılı Kanun’la değiştirilmiştir. Yapı-
lan bu değişikliklerle bu suçlara ilişkin cezalar ağırlaştırılmıştır.
44
1960’lı yıllara gelindiğinde Dünya’da yayılmakta olan gebeliği iste-
yerek sonlandırma kanunlarının liberalleştirilmesi anlayışı Türkiye’ye
de yansımıştır. Bu gelişmelerden sonra, 1965 yılında 555 sayılı Nüfus
Planlaması Hakkında Kanun kabul edilmiş, bu Kanun’la tıbbi zorun-
luluk bulunması halinde gebeliğin sonlandırılmasına izin verilmiştir.
Bu suretle gebeliğin sonlandırılması TCK dışında düzenlenmiştir.
Nihayet, 24.05.1983 tarihli ve 2827 sayılı NPHK ve bu Kanun’a daya-
nılarak çıkarılan Tüzük ve Nüfus Planlaması Hizmetlerini Yürütme
Yönetmeliği ile gebeliğin sonlandırılması belli şartlar altında suç ol-
maktan çıkarılmıştır.
45
2. Suçun Etik ve Dini Boyutu
Suçun etik boyutunu değerlendirmeden önce etik kavramına de-
ğinmekte fayda bulunmaktadır. Etik, Yunanca “ethos” sözcüğünden
41
Sünnet kaynaklarında Hazreti Peygamber’in bu fiile sebebiyet veren kişiye “gur-
re” (köle veya cariye) verilmesine hükmettiği aktarılmaktadır (Avcı, Mustafa; Os-
manlı Hukukunda Suçlar ve Cezalar, İstanbul 2004, s.158-160).
42
Avcı, s.158-160; Doğan, s.76.
43
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.365.
44
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.366.
45
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.366-368.
78Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
gelir ve teorik ahlak olarak da bilinir.
46
Bu nedenle, etik, insan davra-
nışlarını soyut olarak inceleyen düşünsel bir faaliyettir. Bu yönüyle in-
san davranışlarını belirleyen toplumsal ve somut kurallar bütününden
ibaret olan ahlak kavramından ayrılır.
47
Kadının gebeliği sonlandırmayı tercih etme hakkına ilişkin farklı
felsefe geleneklerini temsil eden ahlaki öğretilerde farklı görüşler bu-
lunmaktadır. Buna göre, geleneksel -muhafazakâr anlayışta, gebeliğin
başlangıcından itibaren ceninin yaşamına son verilmesi bir insanın
öldürülmesi olarak kabul edilmiştir. Bu nedenle bu görüş, gebeliğin
sonlandırılmasına her şart altında karşıdır. Bu görüşü Katolik Kilisesi
temsil etmektedir.
48
Buna karşın, ceninin anne karnında hareketlenme-
ye başlamasını ölçü alan bir diğer görüş de bulunmaktadır. Bu görüşe
göre cenin, anne karnında hareketlenmeye başlamasıyla kişilik kaza-
nır. Dolayısıyla, bu aşamadan sonra gebeliğin sonlandırılmasına yö-
nelik müdahaleler ahlaken kabul edilmemiştir. Öte yandan, gebeliğin
sonlandırılmasının kadının istemine bağlı olarak serbest bırakılması
gerektiğini ileri süren liberal görüşler de bulunmaktadır.
49
Bu görüşler,
kadının kendi bedeni, üremesi ve müstakbel anneliği üzerinde karar
verme hakkının bulunduğunu savunurlar. Bireyci veya feminist bir
anlayıştan hareket eden bu görüşler en liberal yaklaşımı benimsemiş-
lerdir. Nihayet, gebeliğin sonlandırılmasına ilişkin ılımlı liberal görüş-
ler de bulunmaktadır. Bu görüşler de ceninin yaşama hakkı ile gebe
kadının karar ve tercih hakları arasındaki çatışmanın dengelenmesi
gerektiğini savunurlar.
50
Modern Ceza Hukukunda, gebeliğin sonlan-
dırılmasını belli şartlar altında mümkün kılan ve suç olmaktan çıkaran
kanuni düzenlemeler, ılımlı liberal görüşleri esas almışlardır.
51
Dinlerin gebeliğin sonlandırılmasını yasakladığı yönünde genel
bir anlayış bulunmaktadır. Ancak çoğu dinde bu konu ciddi olarak
tartışılmaktadır. Buna göre, İncil’de çocuk düşürtme ve düşürmeye
ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak, Katolik Kilisesi-
46
Polat Tunçer, “Medikal Etik ve Türk Ceza Kanunu”, Akademik Sosyal Araştırmalar
Dergisi, Y.5, S.58, Kasım 2017, s.203-204.
47
Tunçer, s.204.
48
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.31-33.
49
Yılmaz, s.9-11.
50
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.1.
51
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.1-3.
79TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
ne göre, soyu sürdürme amacı taşımayan cinsel ilişki, gebeliğin önlen-
mesi ve dolayısıyla çocuk düşürtme ve düşürme fiilleri yasaktır.
52
Bu
fiilleri gerçekleştirme, çocuk öldürme kabul edilir. Protestan Kilisesin-
de ise gebeliğin, kadının yaşamı ve sağlığını tehlikeye düşürmesi, ce-
ninde gelişim bozukluğu bulunması, kriminolojik-ahlaki endikasyon-
lar ve sosyo-ekonomik sebeplerle süreye bağlı olarak sonlandırılması
kabul edilmektedir.
53
İslam dininde ise gebeliğin ilk dört ayında embriyo halindeki ço-
cuğun düşürülmesine şartsız veya bazı şartlarla izin verilmektedir. Bu
aşamada ceninin organları oluşmadığından et parçası ve kan pıhtısı
sayılmaktadır. Gebeliğin sonraki aşamalarında çocuk düşürme ise ci-
nayet olarak kabul edilmiştir.
54
Ancak, cenin, insan niteliğini kazanma-
dığından insan öldürme suçu oluşmayıp iskat-ı cenin suçunun oluştu-
ğu belirtilmiştir. Dolayısıyla, bu suçu işleyenler, tazmini para cezası
(gurre, diyet, ta’zir) ile cezalandırılmıştır.
55
II- KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA ÇOCUK DÜŞÜRTME VE
DÜŞÜRME SUÇU
A. İngiltere
İngiltere’de çocuk düşürme suçları 1861 tarihli Kişilere Kar-
şı İşlenen Suçlar Kanunu’nun 51. maddesinde düzenlenmiştir.
56
Bu
Kanun’da, gebe kadının hukuka aykırı olarak zehir ya da sair zararlı
madde kullanmak veya sair vasıta ve yöntemlere başvurmak suretiyle
çocuğunu düşürmeye teşebbüs etmesi halinde cezalandırılacağı hük-
müne yer verilmiştir.
57
Ayrıca, gebe olsun ya da olmasın, bir kadına
çocuk düşürtmek amacıyla zehir veya sair zararlı madde veren veya
bunları almasını sağlayan ya da sair hukuka aykırı vasıta ve yöntemler
uygulayan kişinin cezalandırılacağı da belirtilmiştir. Her iki halde de
suçun gerçekleşmesi için çocuğun düşmesi neticesinin doğması aran-
52
Esat Kılıçer, “İslamda Aile Planlaması”, AÜİF Dergisi, Y.1981, C.XXIV, S.1-2, s.491-
492.
53
Kılıçer, s.492.
54
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.363.
55
Doğan, s.76; Avcı, s.158-160.
56
Muş, s.52-53.
57
Oktar, s.112; Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.41.
80Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
mamaktadır.
58
Buna karşın kadın, gebe olduğunu sanarak bu fiili ger-
çekleştirirse cezalandırılmamaktadır.
59
Nihayet, fiilin çocuk düşürmek kastıyla işlenmesi gerekir. Bu su-
çun işlenebilmesi için döllenmiş yumurtanın rahme yerleşmesi şarttır.
Döllenmiş yumurtanın ilaç ya da sair vasıtalarla rahme tutunmasının
engellenmesi halinde bu suç oluşmamaktadır.
60
B. Almanya
Çocuk düşürtme ve düşürme fiili Alman Ceza Kanunu’nda suç
olarak düzenlenmiştir (§218). Alman Ceza Kanunu’na göre on iki haf-
tayı aşmayan gebeliğin hekim tarafından kadının rızasıyla ve müdaha-
leden en az üç gün önce aydınlatılmış olması şartıyla,
61
sona erdirilme-
si cezasızlık sebebidir.
62
Yine gebeliğin kadının yaşamını, ruh ve beden
sağlığını tehlikeden korumak amacıyla hekim tarafından sona erdiril-
mesi hukuka uygundur.
63
Bu durum, Alman Ceza Kanunu §218a/f.3
uyarınca kadının mağduru olduğu bir cinsel saldırı sonucu oluşan ge-
beliğin sonlandırılması bakımından da geçerlidir.
64
C. Fransa
1975 yılına kadar Fransız Ceza Kanunu’nun 317. maddesi, çocuk
düşürtme ve düşürme fiillerini yasaklamıştır. 1975 yılında yapılan Ka-
nun değişikliğiyle gebelik sebebiyle kadının çaresi bulunmayan bir
mutsuzluğa düşmesi hâlinde, gebeliğin sonlandırılması amacıyla he-
kime başvurabileceği, ancak kürtajın yapılabilmesi için gebeliğin on
haftayı aşmamış olmasının gerektiği hüküm altına alınmıştır. Kanun,
bu şartlara uymak kaydıyla gebeliğin sonlandırılmasına izin vermiş-
58
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.41-43; Muş, s.52-54.
59
Osta, s.39-40.
60
Oktar, s.112-113.
61
Osta, s.35; Muş, s.50-51.
62
Danimarka Sağlık Kanunu’nun 25. Bölümünün 92-94. maddeleri arasında da
gebeliğin sonlandırılması işlemi düzenlenmiş olup buna göre her gebe kadının
izin almaksızın gebeliğin on ikinci haftasına kadar gebeliği sonlandırma hakkı
bulunmaktadır (Hodgson, Jane E.; Abortion and Sterilization: Medical and Social
Aspects, Academic Press, Great Britain, 2014, s. 25).
63
Oktar, s.120-122.
64
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.43-45.
81TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
tir.
65
1994 tarihli yeni Fransız Ceza Kanunu’nda da 1975 tarihli Fransız
Ceza Kanunu’nun sistemi benimsenmiş olup, gebeliğin kadının rıza-
sıyla sonlandırılmasının şartları ve kadının rızası dışında çocuğunun
düşürtülmesi fiillerinin sonuçları ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yeni
Kanun’a göre, Fransa’da, her anne adayının gebeliğin on ikinci haf-
tasının sonuna kadar gebeliğini sonlandırma hakkı bulunmaktadır.
66
Buna karşın, kadının rızası olmaksızın çocuğunun düşürülmesi fiili
yeni Fransız Ceza Kanunu’na göre 5 yıla kadar hapis cezasını ve para
cezasını gerektiren bir suç olarak düzenlenmiştir (m.223/10).
67
III- SUÇUN UNSURLARI
A. Genel Olarak
Suçun konusu, gebeliğin önlenmesi veya gebeliğin sonlandırılma-
sına ilişkindir. Bu kapsamda, bu alan, birey ve toplum sağlığı bakımın-
dan arz ettiği önem sebebiyle, bütünüyle bireylerin ve yetkili sağlık
personelinin inisiyatifine bırakılmamış, bazı kanunlarla düzenlenmesi
zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Buna göre, gebeliğin sonlandırılması ön-
celikle TCK’nın 99 ve 100. maddelerinde ele alınmış ve ayrıca 2827 sa-
yılı NPHK’da da bu konuya ilişkin önemli düzenlemeler yapılmıştır.
68
TCK m.99/1 uyarınca, “rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu
düşürten kişi”; TCK.m.99/2 uyarınca, “tıbbi zorunluluk bulunmadı-
ğı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan
bir kadının çocuğunu düşürten kişi” cezalandırılmıştır. Bu durumda,
“çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın” hakkında da cezaya
hükmolunacağı belirtilmiştir. Nihayet, TCK m.100’de “gebelik süresi
on haftadan fazla olan çocuğunu isteyerek düşüren kadın” hakkında
cezaya hükmolunacağı ifade edilmiştir.
69
65
Osta, s.36; Oktar, s.126.
66
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.83.
67
Muş, s.52-53.
68
Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hü-
kümler, 18. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023, s.311.
69
Tezcan/Erdem/Önok, s.372.
82Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
B. Suçla Korunan Hukuki Yarar
Bu suçlarla korunan öncelikli yarar, ceninin gelecekteki yaşama
hakkıdır. Bunun yanında, gebeliği sonlandırmaya yönelik müdahale,
annenin sağlığını tehlikeye düşürme riski taşıdığından, ikinci derecede
annenin sağlığını da korumaktadır.
70
Bunun dışında, ulusun, ırkın ya da
toplumun varlığını sürdürme hakkı, aileye ait bir varlığın var olma hakkı
genel ahlak ve devletin nüfus politikasının da korunduğu belirtilebilir.
71
C. SUÇUN MADDİ UNSURU
1. Suçun Hukuki Konusu
Bu suçlar, cenin üzerinde işlenen suçlardır. Dolayısıyla bu fiilden
doğrudan doğruya etkilenen ve yaşamı sona eren cenindir. Bu neden-
le suçun hukuki konusunun cenin olduğu kabul edilmelidir.
72
Ayrıca,
bu suçlarda belirtilen fiiller, gebe bir kadın üzerinde işlenebileceğinden
fiillerin konusunu bu bakımdan gebe bir kadın oluşturur. Zira bu fiil-
ler, gebe kadının vücudu aracılığıyla henüz can bulmamış, insan olma
özelliği taşımayan cenin üzerinde gerçekleştirilmektedir. Yine bu fiiller-
le, cenin üzerinde yapılan müdahaleyle ceninin gelişim sürecine sebep
olan gebe kadının, ceninle ilişkisine bir son verilmektedir. Bu nedenle,
bu fiillerden esasen sağlık bakımından etkilenen, gebe kadındır. Suçla
korunan hukuki yararın, ceninin gelecekteki yaşama hakkı olarak kabul
edilmesi halinde, cenin de bu suçun hukuki konusunu oluşturur.
73
2. Fail- Mağdur
Suçun maddi unsurunu oluşturan hareketi, herhangi bir kişi, bu
arada bizzat cenini taşıyan kadın da gerçekleştirebilirse de kadının ço-
cuğunu düşürmesi TCK m.100’de ayrıca ve özel olarak düzenlendi-
ğinden, TCK m.99 bakımından suçun faili, ancak cenini taşıyan kadın
dışında herhangi bir kimse olabilir.
74
Başka bir deyimle, bu maddedeki
70
Keskin Kiziroğlu, s.170; Tülay Kitapçıoğlu, “Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Dü-
şürtme Suçu”, MÜHFHA Dergisi, C.18, S.1, s.301.
71
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.372.
72
Yılmaz, s.78.
73
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.312.
74
Dönmez, s.109; Kitapçıoğlu, s.305.
83TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
suçun anne dışında üçüncü bir kişinin fiiliyle gerçekleşmiş olması ge-
rekir.
75
Bu suçun faili olmak bakımından mutlaka gebeliği sonlandır-
ma yetkisine sahip olmak gerekmez. Çocuğun yetkili olmayan bir kişi
tarafından düşürtülmesi, bu suçta yalnızca nitelikli bir hal oluşturur
(TCK m.99/5). Bu arada, gebeliği sonlandırma yetkisine sahip olan
sağlık personeli, Tüzük m.2/3-4’te sayılmıştır. Bu hükme göre, rahim
tahliyesi, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarınca yapılır. Ancak,
Bakanlıkça açılan Eğitim Merkezlerinde kurs görerek yeterlik belge-
si almış pratisyen hekimler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanının
denetim ve gözetiminde “menstruel regulasyon”
76
yöntemiyle rahim
tahliyesi yapabilirler. Çocuk düşürtme suçunun nitelikli halinin uygu-
lanması bakımından anılan Tüzük hükmünün kapsamı dışında kalan
herkes, rahim tahliyesi için yetkisiz kişidir. Bu nedenle de nitelikli ha-
lin bunlar hakkında da uygulanması gerekir.
77
TCK m.99’da düzenlenen suçların mağduru gebe kadındır. Hatta
bu fiillere kadın rıza göstermiş olsa bile bu maddenin ikinci ve beşinci
fıkralarında belirtilen hallerde söz konusu rıza Kanun tarafından ge-
çerli kabul edilmemiştir. Bu halde dahi suçun mağduru gebe olan ka-
dındır.
78
TCK m.100 bakımından da fail, sadece cenini taşıyan kadın olabi-
lir. Gebe kadın dışında birisinin çocuğun düşürülmesine yönelik fiille-
ri işlemesi halinde, TCK m.100’deki suç değil, diğer şartları mevcutsa
TCK m.99’daki çocuk düşürtme suçu oluşur. Bu yönüyle, m.100’de
düzenlenen suç, bir özgü suç niteliği taşımaktadır.
79
Nihayet, TCK
m.100’de düzenlenen suçun mağdurunun devlet ve toplum olduğu da
ifade edilmelidir.
80
75
Tezcan/Erdem/Önok, s.373.
76
Menstruel regulasyon, “vakum aspirasyon yönteminin kullanıldığı küçük cerra-
hi müdahale” anlamını taşımaktadır (Osman Erol Hayran/Tanıl Kocagöz/Sesin
Kocagöz, “Menstruel Regulasyon ve Rahim İçi Araç Kullanımında Demografik
Özelliklerin Karşılaştırılması”, Medial Kadın-Doğum Dergisi, C.4, S.3, 1988, s.157-
160; Dönmez, s.110).
77
Keskin Kiziroğlu, s.172.
78
Tezcan/Erdem/Önok, s.373-375.
79
Mahmut Koca/İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı,
Seçkin Yayıncılık, Ankara 2013, s.452; Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.373.
80
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.322; Türe, s.174-175.
84Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
3. Fiil (Hareket)
TCK m.99 bakımından suçu oluşturan fiil, bir kadının “çocuğunun
düşürtülmesi”, TCK m.100 bakımından da “gebe kadının çocuğunu
isteyerek düşürmesi”dir. TCK m.99’da gebeliği, cenini taşıyan kadın
dışındaki üçüncü bir kişi sonlandırırken, TCK m.100’de gebeliği bizzat
cenini taşıyan kadın sonlandırmaktadır. TCK m.99 ve m.100’de düzen-
lenen suç, serbest hareketli bir suç olup aynı zamanda icrai bir hareket-
le işlenebilir. Ayrıca, bu suç bir netice suçudur.
81
Bu suçun oluşması için ceninin ileride tam doğma potansiyeline
sahip olması şartı aranmamaktadır. Ceninin gelişim seyri sonunda
hasta doğması ihtimali olsa dahi yapılan fiiller suç oluşturacaktır. Buna
karşın, bu suçların oluşabilmesi bakımından ana rahmindeki ceninin
yaşamsal fonksiyonlarının devam ediyor olması gerekir.
82
Ceninin öl-
müş olması hâlinde yapılacak müdahale bu suçu oluşturmaz. Buna
göre, gelişim seyri devam eden ve yaşayan bir cenine yönelen ve onun
gebe kadın ile olan yaşamsal ilişkisine son vererek bu seyrin dışına (ra-
him dışına) çıkaran her türlü müdahale bu suçu oluşturur. Ancak anne
rahmindeki ceninin yaşamsal bir fonksiyona sahip olmaması halinde
ise müdahale artık cenine değil gebe kadına yönelik olacağından gebe
kadına yönelik olarak üçüncü kişiler tarafından yapılan bu tip müda-
haleler “çocuk düşürtme” suçunu değil, şartları varsa “kasten yarala-
ma” veya ölüm neticesi meydana gelmişse “kasten öldürme” suçlarını
oluşturabilecektir.
83
Bu suçun konusunu oluşturan ceninin bu sıfatı kazanma anı önem-
lidir. Döllenmiş yumurtanın rahmin iç zarına yerleşmesine “nidation”
denir ve nidation’un döllenmeden itibaren yaklaşık 7 gün sonra ger-
çekleştiği kabul edilir.
84
Bu bakımdan, nidation’u önlemeye yönelik
“ertesi gün hapı” verilmesi gibi önlemler bu suçu oluşturmaz. Ayrıca,
tüpte döllenmiş yumurta da cenin sayılmaz. Zira, cenin, döllenmeden
doğuma kadar geçen süre içinde ana rahminde bulunan varlıktır. Bu
nedenle, doğmuş bir yaşam söz konusu olduğunda da bu suç oluşmaz,
81
Tezcan/Erdem/Önok, s.375; Özbek/Doğan/Bacaksız, s.313; Keskin Kiziroğlu,
s.173; Kitapçıoğlu, s.303.
82
Yılmaz, s.120-121.
83
Tezcan/Erdem/Önok, s.377.
84
Keskin Kiziroğlu, s.172.
85TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
bu suçun yerine duruma göre kasten veya taksirle öldürme suçu olu-
şur.
85
Ayrıca, ikiz, üçüz gibi çoklu gebeliklerde hukuka aykırı bir şe-
kilde ceninin sayısının azaltılması halinde de bu suç oluşur.
86
TCK
m.99’daki düzenlemeyle kastedilen, hangi yöntemle olursa olsun, ço-
cuğu taşıyan kadın dışında başka bir kişi tarafından gerçekleştirilen,
gebeliğin sonlandırılması amacına yönelik ve cenini hedef alan her
türlü müdahaledir. Bu müdahalenin doğal yoldan ya da suni olarak
gerçekleştirilmesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Bu suç, yapılan
müdahale sonucu, gebe olan anne ile ceninin yaşam bağının kesilerek,
ceninin ölümüne yol açmakla işlenmiş olur.
87
Öte yandan, bu suçun
işlenmesi bakımından, fiilin doğrudan rahime müdahalede bulunmak
suretiyle işlenmiş olmasına da gerek yoktur. Biyolojik veya kimyasal
etki gösteren bir aracın, söz gelimi, düşük ilacı veya söktürücü iğne
gibi, kullanılması yöntemiyle işlenmesi mümkündür. Yine, rahimden
canlı olarak çıkarılan ceninin, bu aşamadan sonra yaşama yeteneğine
sahip olmaması ya da gördüğü zarar sebebiyle ölmüş olması halinde
de bu suç oluşur.
88
Nihayet, bu suçun oluşması bakımından, sonlandırılan gebeliğin
kaçıncı ayında bulunduğunun kural olarak bir önemi yoktur. Ancak,
TCK m.99/2’de, “tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı
olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu
düşürten kişi” esas alındığı için böyle bir halde, yani gebelik süresi-
nin on haftayı aşmamış olması halinde, kadının rızasının bulunması
durumunda, gerçekleştirilen bir fiil suç oluşturmaz. Dolayısıyla, ge-
beliği sonlandıran hekimin, kadının rızasının bulunup bulunmadığını
ve gebelik süresiyle tıbbi bir zorunluluk olup olmadığını araştırması
gerekmektedir.
89
TCK m.100’de suçu oluşturan hareket, gebe kadının bizzat kendi
taşıdığı cenini düşürmesiyle gerçekleşmiş olur. Ancak burada, gebe
kadının fiilinin suç oluşturması bakımından gebelik süresinin on haf-
85
Keskin Kiziroğlu, s.172-173.
86
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.314.
87
Yılmaz, s.118-120.
88
Tezcan/Erdem/Önok, s.376-377.
89
Keskin Kiziroğlu, s.173.
86Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
tadan fazla olması gerekir. Zira bu maddeyle, on haftayı aşan gebelik-
lerin sonlandırılması konusunda genel bir yasak getirilmiştir.
90
4. Suçun Nitelikli Hâlleri
TCK m.99/1 bakımından aynı maddenin üçüncü fıkrasında, TCK
m.99/2 bakımından da aynı maddenin dördüncü fıkrasında bazı ortak
nitelikli hallere yer verilmiş bulunmaktadır. Bu haller, gebe kadının
sağlığının zarara uğramasına ilişkin olup neticesi sebebiyle ağırlaşmış
suç görünümündedir.
91
Ancak, TCK m.100 bakımından, yani failin
bizzat gebe kadının kendisi olduğu suçlarda, bu nitelikli hallere yer
verilmemiştir.
92
TCK m.99’un üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan nitelikli
haller, suçun neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış hallerini oluşturmakta-
dır.
93
TCK m.99/3’te, birinci fıkrada çocuk düşürtme fiilinin, kadının
beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara sebep olması şartı aran-
maktadır.
94
Burada, kadının beden sağlığının bozulmasından, kadının
ölümü dışında kalan ve bedene zarar veren her türlü netice anlaşılma-
lıdır. Bu kapsamda, TCK m.87’de sayılan haller, burası bakımından
da geçerli olur. Kadının ruh sağlığı bakımından zarara uğraması ise
kadının psikolojik yönden yaşamını eskisi gibi sürdürememesi anla-
mını taşır. Ancak burada, bebeğini kaybetmenin her kadında yarat-
ması muhtemel psikolojik rahatsızlığı aşan ve süreklilik arz eden bir
halin bulunması gerekir.
95
Böyle bir halin saptanmasındaki zorluk da
ayrıca belirtmeye değerdir. Nitekim uygulamada bu halin tespiti bakı-
mından adli tıp kurumundan rapor alınmaktadır.
96
Öte yandan, özel-
likle ruh sağlığındaki zararın ne olduğu ve ne zaman ortaya çıktığı
konusundaki belirsizlik sebebiyle bu hükmün Kanun’dan çıkarılması
isabetli olur; zira benzer bir hale TCK m.102/5’te de yer verilmişken
90
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.374.
91
Bahri Öztürk/Mustafa Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik
Tedbirleri Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2011, s.264.
92
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.323.
93
Öztürk/Erdem, s.264.
94
Keskin Kiziroğlu, s.184.
95
Yılmaz, s.161.
96
Oktar, s.221.
87TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun ile bu hüküm yürürlükten kal-
dırılmıştır. Dolayısıyla TCK m.99’daki benzer nitelikli bu hüküm de
yürürlükten kaldırılabilir.
Çocuk düşürtmeye yönelik fiilin gebe kadının ölümüne sebep
olması hali de bu suçun nitelikli halleri arasında sayılmıştır (TCK
m.99/3-c.2).
Öte yandan, TCK.m.99/4-c.1 ve c.2’de de; ikinci fıkrada belirtilen
fiilin, kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğraması-
na sebep olması hali ile fiilin, kadının ölümüne sebep olması hali de bu
suçun nitelikli halleri arasında kabul edilmiştir.
97
Yine, TCK m.99/5’te de fiilin yetkili olmayan bir kişi tarafından
işlenmesi suçun nitelikli halleri arasında sayılmıştır. Kimlerin gebe-
liğin sonlandırılması noktasında yetkili olduğu da Tüzük’te gösteril-
miştir. Buna göre, on ayı geçmeyen gebeliklerde rahim tahliyesi, kadın
hastalıkları ve doğum uzmanlarınca yapılır. Ancak, Bakanlıkça açılan
Eğitim Merkezlerinde kurs görerek yeterlik belgesi almış pratisyen he-
kimler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının denetim ve göze-
timinde menstruel regulasyon yöntemiyle
98
rahim tahliyesi yapabilir-
ler (m.3). Buna karşın, tıbbi zorunluluk sebebiyle gebelik süresinin on
haftayı aştığı durumlarda ise gebe kadınlarda rahim tahliyesini sadece
kadın hastalıkları ve doğum uzmanı yapabilir (m.4). Bunun dışında
kalan kişiler tarafından yapılan rahim tahliyesi, yani gebeliğin sonlan-
dırılması operasyonu suç oluşturur ve bu nitelikli hal de uygulama
imkânı bulur.
99
5. Cezasızlık Sebebi
TCK m.99/6’da “Kadının mağduru olduğu bir suç sonucu gebe
kalması halinde, süresi yirmi haftadan fazla olmamak ve kadının rı-
zası olmak koşuluyla, gebeliği sona erdirene ceza verilmez. Ancak,
bunun için gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane ortamında
sona erdirilmesi gerekir.” denilmek suretiyle bir cezasızlık sebebi ön-
97
Keskin Kiziroğlu, s.176.
98
Dönmez, s.110.
99
Tezcan/Erdem/Önok, s.380-382.
88Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
görülmüştür.
100
Bu cezasızlık sebebinin uygulanabilmesi bakımından,
kadının kendisine karşı işlenmiş olan söz gelimi bir cinsel saldırı suçu
gibi, mağduru olduğu bir suç sonucunda gebe kalmış olması gerekir.
101
Ayrıca, kadının gebeliğin sonlandırılması konusunda bir rızasının bu-
lunması icap eder. Nihayet, söz konusu gebeliğin yirmi haftadan fazla
olmamasıyla birlikte gebeliğin uzman hekimler tarafından hastane or-
tamında sona erdirilmesi gerekir.
102
Bu bakımdan, TCK m.100’de gebe
kadının bizzat bu gebelikten kurtulmak için çocuk düşürme fiilini iş-
lemesi halinde bu cezasızlık sebebi uygulanmaz ve TCK m.100’de be-
lirtilen suç oluşur.
103
Bu hükmün uygulanmasındaki en önemli sorun, kadının mağdu-
ru olduğu bir suç sonucunda gebe kaldığının kim tarafından ve nasıl
belirleneceğidir. Bu konuda, ilgili suça ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme
kararının beklenilmesi halinde gebelik süresi çoğunlukla yirmi haftayı
geçmiş olacaktır. Bu nedenle öğretide, böyle bir durumda hekim tarafın-
dan Cumhuriyet Savcısına konunun sorulması ve sorunun Cumhuriyet
Savcısı’yla yapılacak istişare sonucunda çözüme kavuşturulması öneril-
100
Keskin Kiziroğlu, s.182.
101
Türe, s.148 vd.
102
AYM, T.02.11.2023, B.No.2020/26150 sayılı bireysel başvuru kararında; “Somut
olayda kamu makamlarınca başvurucunun vasisi tarafından başvurulması, ce-
ninin yaşamının korunması gerektiği, başvurucunun vesayet altında olduğuna
ilişkin bir kararın veya mağdurun gebeliğin sonlanmasına dair rızasının bulun-
madığı gerekçesiyle talebin reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Öte yandan baş-
vurucu ve babasının gebeliğin sonlandırılmasına yönelik 10.02.2020 tarihli talebi
hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür. Bununla birlikte
derece mahkemelerince, başvurucuya karşı cinsel istismarda bulunma suçundan
açılan kamu davasına ve gebeliğin bir suç sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği-
ne yönelik herhangi bir değerlendirmede de bulunulmamıştır. Başvurucu hak-
kında düzenlenen 23.12.2019 tarihli rapora göre başvurucunun on haftalık gebe
olduğu tespit edilmiştir. Mahkemeye başvuru tarihinde başvurucu, on haftalık
gebelik süresi dolduğundan başvurucunun ancak mahkeme kararıyla gebeliğini
sonlandırabilmesi söz konusudur. TCK m.99/6’da ise kadının mağduru olduğu
bir suç sonucu gebe kalması hâlinde süresi yirmi haftadan fazla olmamak üze-
re gebeliğin sonlandırılabileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla yargı makamlarının
tutumu başvurucunun gebeliğin sonlandırılması imkânına erişmesini engellemiş
ve başvurucuya aşırı bir külfet yüklemiştir. Bu durum söz konusu adil dengenin
başvurucu aleyhine bozulmasına yol açmış, başvurucunun maddi ve manevi var-
lığının korunması ve geliştirilmesi hakkına yapılan müdahalenin orantısız olması
sonucunu doğurmuş olduğuna” hükmetmiştir (www.anayasa.gov.tr).
103
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.376.
89TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
mektedir.
104
Bu istişarede Cumhuriyet Savcısı’nın yapılan soruşturma-
da, suçun işlendiği ve gebeliğin suçtan kaynaklandığı konusunda kamu
davası açılması için yeterli şüphenin bulunduğunu veya kamu davası-
nın açıldığını belirtmesi halinde hekimin bu operasyonu yapabileceği
söylenmektedir.
105
Kanımızca da gebe kadının kendisine karşı işlenen
bir suç sonucu hamile kaldığına ilişkin yeterli şüphenin bulunması ha-
linde hekimin tıbbi kanaatine itibar edilmesi isabetli olur.
Ç. Suçun Manevi Unsuru
TCK m.99 ve m.100’de düzenlenen çocuk düşürtme ve düşürme
suçunun manevi unsurunu genel kast oluşturmaktadır. Kastın, ceni-
nin düşmesine, cenin ile annenin yaşamsal bağının kopmasına yönelik
olması gerekir.
106
Bu suç olası kastla da işlenebilir. Bu durumda ceza
indirilir (TCK m.21/2). Suçun taksirli biçimi, kanunda öngörülmediği
için taksirli hareket cezayı gerektirmez.
107
Failin doğrudan veya ola-
sı kastının çocuğu düşürmeye yönelik olması gerekir. Bu bakımdan
taksirli bir fiil sonucu çocuğun düşmesine yol açan hekim, anneye yö-
nelik taksirle yaralama suçundan cezalandırılabilir (TCK m.89/3-e).
Öte yandan, fail anneye karşı öldürme kastıyla hareket etmiş ise bu
suç oluşmaz. Gebeliğin bilinmesi halinde anneye karşı nitelikli kasten
öldürme (TCK m.82/1-f) suçu işlenmiş olur. Ancak, anneye karşı ya-
ralama kastıyla hareket edilmesi ve bu fiil sonucunda çocuğun ölmesi
halinde de gebeliğin bilinmesi şartıyla, neticesi sebebiyle ağırlaşmış
yaralama suçu (TCK m.87/2-e) oluşur.
108
104
Tezcan/Erdem/Önok, s.384-385.
105
Uygulamada, kadının mağduru olduğu bir suç sonucunda gebe kaldığı hallerde
başvuru genellikle suç soruşturmasını yapan Cumhuriyet Başsavcılığına yapıl-
maktadır. Başvuruyu alan Cumhuriyet Savcısı ise 2827 sayılı NPHK’nın 5 ve 6/1.
maddeleri gereğince ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 76 ve 78. mad-
deleri uyarınca Sulh Ceza Hakimliğinden gebeliğin sonlandırılması konusunda
talepte bulunup karar alma cihetine gitmektedir (Cengiz Topel Çiftcioğlu, Açık-
lamalı Uygulama Örnekleriyle Savcılık Kurumunun Hukuki Statüsü Bağlamında
Cumhuriyet Savcısının Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Kararı ve Kararın
Denetimi, 3. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2017, s.367.
106
Dönmez, s.115.
107
Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Seçkin Yayıncılık,
Ankara 2023, s.396 vd.; Koca/Üzülmez, s.180.
108
Mehmet Emin Artuk/Ahmet Gökçen/A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel
Hükümler, 7. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2006, s.52-53.
90Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
D. Suçun Hukuka Aykırılık Unsuru
TCK m.99’da düzenlenen çocuk düşürtme suçu, kadının rızasının
bulunup bulunmadığına göre iki şekilde düzenlenmiştir. Burada, rı-
zanın varlığının bir hukuka uygunluk sebebi olmayıp suçta tipikliğe
ilişkin bir unsur olduğunun belirtilmesi gerekmektedir.
109
Zira TCK
m.99’un birinci ve altıncı fıkraları bakımından gebe kadının rızası,
diğer şartları haiz olmak koşuluyla, fiilin tipikliğinin gerçekleşmesini
engeller. Böyle bir durumda gebe kadın tarafından verilen rıza üzeri-
ne yapılan çocuk düşürtme fiilleri, yapıldığı andan itibaren hiçbir hu-
kuka aykırılık ifade etmez. TCK m.99’un altıncı fıkrasında belirtilen
halde ise diğer şartların gerçekleşmesi durumunda gebe kadının rızası
bulunmakta ise belirtilen bu fiillerin işlenmesine ceza verilmeyeceği
açıkça düzenlenmiştir.
110
TCK m.99’da düzenlenen suçun oluşması için gebeliğin sonlandı-
rılmasına kadının rızası bulunmamalıdır. Gebe kadının rızasının bu-
lunmaması durumunda ise, fail, rahim tahliyesine yetkili olsun veya
olmasın ya da gebelik süresi on haftayı geçsin veya geçmesin, “çocuk
düşürtme” suçu oluşur.
111
Buna karşın, gebeliğin sonlandırılması ko-
nusunda kadının rızası varsa kadın bakımından bu suç değil, yerine
göre TCK m.99/2-c.2’de düzenlenen “kadının, çocuğunun düşürtül-
mesine rıza göstermesi” ya da TCK m.100’de düzenlenen “gebelik
süresi on haftadan fazla olan kadının çocuğunu isteyerek düşürmesi”
suçu oluşur.
TCK m.99’un gerekçesinde bu suç bakımından 2827 sayılı
NPHK’da yer alan hükümler göz önünde bulundurulmak suretiyle
bir düzenleme yapıldığı belirtilmiş ise de gebeliğin sonlandırılması-
na ilişkin rızayı açıklama yetkisine kimin sahip olduğu konusunda
NPHK’da yer alan hükümlerle TCK m.99 arasında bir uyum olduğunu
söylemek mümkün değildir.
112
Zira, NPHK m.6’da, şayet gebe kadın
evliyse, gebeliğin sonlandırılması işlemine diğer eşin de rıza göstermiş
olması gerektiği öngörülmüş iken; TCK m.99’da bu yetki sadece gebe
kadına bırakılmıştır. Buna göre, erkek eşin rızası olmamasına karşın,
109
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.315.
110
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.85-86.
111
Ertuğrul, Çocuk Düşürtme, s.86-87.
112
Tezcan/Erdem/Önok, s.378-379.
91TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
evli kadının rızasına dayanılarak on haftaya kadar olan gebeliğin son-
landırılması durumunda bu suçun oluşmayacağı sonucuna varmak
gerekir.
113
Burada, rızayı açıklamaya yetkili olan kadının TMK bakı-
mından fiil ehliyetine sahip olup olmadığının bir önemi bulunmamak-
tadır.
114
Zira burada, kadının anlama yeteneği önemli olduğu için her
somut olay bakımından kadının gebeliği sonlandırmanın anlamını ve
önemini algılayabilme yetisine sahip olup olmadığının araştırılması
gerekir.
115
Bunun için, mağdurun belirli bir yaşa ulaşmış olması şartı
aranmaz.
116
Ancak bu niteliğe sahip olmayan küçükler bakımından kü-
çüğün rızası ve velinin izni aranırken, vesayet altında bulunan kişiler
bakımından ise vasinin rızası ile birlikte vesayet makamı olarak Sulh
Hakiminin izni aranmaktadır. Gebe kadının temyiz kudretinin yerinde
olmaması halinde ise velisi ya da vasisinin gebeliğin sonlandırılması
hususunda vereceği rıza, tıbbi kurallara ve kanuni hükümlere uygun
olması halinde geçerli sayılabilir. Buna karşın, temyiz kudretine sahip
küçüğün ya da vesayet altında bulunan kişinin rızasının bulunması
durumunda velisi ya da vasisi gebeliğin sonlandırılmasına rıza gös-
termese dahi temyiz kudreti bulunan küçüğün ya da vesayet altında
bulunan kişinin diğer kanuni şartlar bulunmak kaydıyla verdiği rıza
113
Ancak, gebeliğin sonlandırılması konusunda babanın rızasının bulunmaması
halinde NPHK’nın 8/2. maddesi uyarınca gebeliği sonlandırma işlemini yapan
hekim, idari para cezasıyla cezalandırılır.
114
Y 9. CD, T.10.01.2023, E.2021/12700, K.2023/74 sayılı kararında, “(...) Mağdure-
nin yaşı nüfus kayıtlarına göre 01.12.1995 olarak görünmekle birlikte, Akdeniz
Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığından alınan rapora göre, katılan
2012 yılında 18 yaşını doldurmuştur. Dolayısıyla kürtajın yapıldığı tarih itibariyle
reşittir. Bu durumda sanıkların eylemlerinin suç olarak nitelenebilmesi için geriye
kalan ihtimaller, katılanın rızası olmaksızın zorla kürtaj yapılması veya katılanın
rızası olmakla beraber on haftadan daha fazla olan gebeliğin sonlandırılmış olma-
sı ihtimalleridir. Yapılan kürtaj işlemi ile sonlanan gebeliğin süresini tespit etme
imkânı bulunmamaktadır. Nitekim Akdeniz Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı
Başkanlığından alınan raporda, katılanın geçmiş tarihte kürtaj olup olmadığı hu-
susunun dahi belirlenemeyeceği belirtilmiş olup, bu durumda gebeliğin kaçıncı
haftada sonlandığını belirlemek zaten olanak dışıdır. (...) mağdurenin suç tarihin-
de kayden 16 yaşını doldurduğu, şahsa sıkı sıkıya bağlı haklarını bizzat kullanabi-
leceği, çocuk aldırma eyleminin de şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğu ve bu
sebeple mahkeme gerekçesinin yerinde olduğunu” belirterek mahkeme kararında
hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetmiştir (www.uyap.gov.tr).
115
Burada, rızanın geçerli olabilmesi için müdahalenin sonuçları bakımından gebe
kadının aydınlatılmış olması gerekir (Hasta Hakları Yönetmeliği m.22/1).
116
Keskin Kiziroğlu, s.174, Dönmez, s.118.
92Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
geçerlidir.
117
Bununla birlikte, temyiz kudretine sahip bir küçüğün ya
da vesayet altında bulunan kişinin rızası olmaksızın velisinin ya da va-
sisinin rızasıyla gebeliğin sonlandırılması halinde ise çocuk düşürtme
suçu oluşur.
TCK m.99/1 hükmü, on haftaya kadar olan gebeliğin sonlandırıl-
ması konusunda kadının rızasını yeterli görmüş ancak gebeliğin son-
landırılmasının kadının sağlığı bakımından tıbbi bir sakınca doğurma-
ması gibi bir şart aramamıştır. Buna karşın, NPHK m.5’te ise “gebeliğin
onuncu haftası doluncaya kadar annenin sağlığı açısından tıbbi sakınca
olmadığı takdirde istek üzerine rahmin tahliye edilebileceği” hükmüne
yer vermiştir. Bu hüküm karşısında, gebe kadının sağlığı bakımından
tıbbi sakınca bulunsa dahi onun rızasına dayanılarak on haftaya kadar
olan gebeliğin sonlandırılmasının bu suçu oluşturmayacağı sonucuna
varmak mümkündür. Bununla birlikte, şayet gebeliğin kadının rızasına
dayalı olarak sonlandırılması onun sağlığının bozulmasına veya onun
ölmesine yol açmışsa, bu takdirde kadına yönelik olarak kasten veya
taksirle yaralama ve öldürme suçları gündeme gelebilir.
118
Nihayet, gebelik süresi on haftadan az ise, gebe kadının kendisi
ya da onun rızasıyla yetkili kimse gebeliği sonlandırabilecektir. Buna
karşın, gebelik süresi on haftadan az olsa ve kadının rızası bulunsa
dahi gebeliğin yetkili olmayan bir kimse tarafından sonlandırılması
durumunda TCK m.99/5 hükmü uygulanır. Kadını rızası yoksa, tıb-
bi zorunluluk hali dışında
119
bir başkasının gebeliği sonlandırması her
durumda suçtur. Şayet gebelik süresi on haftayı aşmış ise gebe kadı-
nın rızası fiili suç olmaktan çıkarmaz. Böyle bir durumda hem kadının
rızasıyla çocuğu düşürten hem de bizzat gebe kadın hakkında TCK
m.99/2 hükmü uygulanır. Gebelik süresinin on haftayı aşması duru-
munda ancak tıbbi zorunluluk durumuna bağlı olarak hukuka uy-
gunluk sebebi söz konusu olabilir.
120
Ayrıca TCK m.99/6’da “kadının,
mağduru olduğu bir suç sonucu gebe kalması halinde, süresi yirmi
haftadan fazla olmamak ve kadının rızası olmak koşuluyla, gebeliği
sona erdirene ceza verilmez; ancak bunun için gebeliğin uzman he-
117
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.316.
118
Oktar, s.196-198.
119
Dönmez, 124.
120
Keskin Kiziroğlu, s.180.
93TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
kimler tarafından hastane ortamında sona erdirilmesi gerekir” hük-
müne yer verilmiştir.
TCK m.99/2’de düzenlenen suçta kusurluluğu kaldıran sebep ola-
rak özellikle zorunluluk hali (TCK m.25/2) önem arz etmektedir. TCK
m.99/2’de tıbbi zorunluluk varsa hangi ayda olduğuna bakılmaksı-
zın gebeliğin sonlandırılmasının bu suçu oluşturmayacağı sonucuna
varmak gerekir.
121
Somut olayda böyle bir zorunluluğun bulunup bu-
lunmadığı, tıp biliminin verilerine göre tespit edilir. NPHK m.5/2’de
gebeliğin sona erdirilmemesi durumunda, “annenin yaşamı tehdit al-
tına girecek” ya da “doğacak çocuk ile onu izleyecek nesiller için ağır
maluliyet ortaya çıkacaksa” on haftadan sonra çocuğun düşürülmesi
bu suçu oluşturmayacaktır. Tıbbi zorunluluk sebebiyle gebeliğin son-
landırılması durumunda TCK m.99/2’de yer alan “rızaya dayalı olsa
bile” hükmünden hareketle, gebe kadının rızası olmasa dahi gebeliğin
sonlandırılmasının bu suçu oluşturmayacağı kabul edilmektedir.
122
NPHK m.6/son’daki hüküm de bu kabulü mümkün kılmaktadır.
TCK m.100 bakımından herhangi bir hukuka uygunluk sebebi ön-
görülmemiştir.
123
E. Suçun Özel Görünüş Biçimleri
1. Teşebbüs
Hem TCK m.99 hem de TCK m.100 açısından suça teşebbüs müm-
kündür. Gebeliği sonlandırmaya doğrudan doğruya başlamayı ifade
eden icra hareketinin gerçekleştirilmesiyle birlikte fail suça teşebbüs
alanına girmiş olur.
124
Buna karşın, bu suçun hazırlık hareketi niteli-
ğindeki gebeliği sonlandırmaya yönelik bir ilaç ya da materyalin satın
alınması ya da imal edilmesi veya bulundurulmasıyla bu suça teşeb-
büs edilmiş olmaz.
125
Ancak, bu tür fiiller NPHK’ m.7’de bağımsız suç-
lar olarak düzenlenip cezalandırılmıştır.
126
121
Keskin Kiziroğlu, s.175.
122
Tezcan/Erdem/Önok, s.380-381.
123
Ertuğrul, Çocuk Düşürme, s.382.
124
Keskin Kiziroğlu, s.175.
125
Öztürk/Erdem, s.297.
126
Dönmez, 126.
94Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
Aynı şekilde burada gönüllü vazgeçme de mümkündür. Söz geli-
mi, kürtaj işlemini gebe kadına veya cenine acıyarak tamamlamayan
hekim, gönüllü vazgeçmeden yararlanır.
127
Öte yandan, esasen gebe
olmayan bir kadının, kendisini gebe sanarak gebeliği sonlandırıcı ilaç-
lar kullanması halinde ise artık işlenemez suç söz konusudur. Zira, suç
konusunun bulunmaması veya suçta kullanılan aracın elverişsizliği
sonucu neticenin meydana gelmesinin imkânsız olduğu durumlarda,
işlenemez suçtan söz edilir.
128
2. İştirak
Suça, her türlü iştirak mümkündür. Tıbbi zorunluluk bulunmadığı
halde, gebelik süresi on haftadan fazla olan kadının rızasına dayanarak,
çocuğun üçüncü kişilerce düşürülmesi durumunda, üçüncü kişiler TCK
m.99/2-c.1, gebe kadın ise TCK m.99/2-c.2 gereğince cezalandırılır. Bu
durumda, gebe kadının rızasına dayanarak onun çocuğunu düşürten
üçüncü kişiler, m.100’e iştirakten değil, m.92/2’ye göre cezalandırılır.
129
Burada, gebe kadının da bu fiili bizzat kendisinin yapmış olması halin-
de, m.99/2-c.2’de tanımlanan suçtan değil, m.100’de tanımlanan suçtan
sorumlu olacaktır.
130
Uygulamada, kadını gebeliğin sonlandırılması için
ikna eden, işlemi yapacak kişiyi bulan ve ücreti ödeyen kişinin yardım
eden olarak cezalandırılması gerektiği
131
kabul edilmektedir.
132
3. Suçların İçtimaı
Suç, içtima bakımından bir özellik göstermez. TCK m.99 bakımın-
dan değişik zamanlarda birden fazla cenine yönelik olarak gerçekleş-
127
Koca/Üzülmez, s.413-415.
128
Demirbaş, s.526.
129
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.320; Tezcan/Erdem/Önok, s.387-388.
130
Dönmez, s.129.
131
İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayıncılık,
Ankara 2012, s.492 vd.; Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Serkan Meraklı/Pınar
Bacaksız/İsa Başbüyük, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Seçkin
Yayıncılık, Ankara 2023, s.550-553.
132
Y 14. CD, T.10.12.2012, E.2011/5612, K.2012/12703 sayılı kararında, “sanığın cin-
sel ilişkide bulunduğu mağdurenin gebeliği on haftayı doldurmadığını bildiği
halde çocuğun alınması konusunda yetkili olmayan ebeye götürmek ve ücretini
vermek suretiyle çocuk düşürtmek suçuna yardımda bulunduğu gözetilmeden ve
iştirakin nasıl oluştuğu açıklanmadan suçun birlikte işlenmesinin kabulüyle ceza
tayininin hukuka aykırı olduğuna” hükmetmiştir (www.kazanci.com).
95TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
tirilen birden fazla fiil bakımından zincirleme suç kurallarının uygu-
lanıp uygulanmayacağı öğretide tartışmalıdır.
133
Öğretideki bir görüşe
göre, TCK m.43/1’de zincirleme suç kurallarının uygulanabilmesi için
suçun aynı kişiye karşı işlenmiş olması gerekir. Ancak, cenin bu anlam-
da kişi olarak kabul edilemez. Bu nedenle de zincirleme suç hükümleri
burada uygulanma imkânı bulmaz.
134
Buna karşın, öğretideki bir baş-
ka görüşe göre ise çocuk düşürtme suçunun mağduru gebe kadındır,
bu nedenle bu suç zincirleme suç şeklinde işlenebilir.
135
Kanımızca da
cenin, “kişi” olarak kabul edilmediği için bu durumda zincirleme suç
hükümleri uygulanmaz.
Öte yandan, çocuk düşürtme suçu bakımından bu suçun birden
fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi de mümkündür. Burada aynı
neviden fikri içtimadan söz edilir ve dolayısıyla TCK m.43/2 uygula-
ma alanı bulabilir.
136
Bunun dışında da hem TCK m.99 hem de m.100
bakımından çoklu gebelik durumunda aynı suçun birden fazla kişiye
karşı tek bir fiille işlenmesi söz konusu olduğundan TCK m.43/2 uya-
rınca zincirleme suç hükümleri uygulanabilir.
137
Gebe bir kadının öldürülmesi durumunda, kadınla birlikte çocuk
da ölmüş ise bu durum kasten öldürme suçunda nitelikli bir hal ola-
rak öngörüldüğü için (TCK m.82/1-f), bileşik suç kuralları gereğince
ayrıca çocuk düşürtme suçundan dolayı faile ceza verilemez.
138
Ancak,
çocuk düşürtme fiili, annenin ölümüne veya yaralanmasına sebep ol-
muşsa bu durum, netice sebebiyle cezanın ağırlaştırılmasını gerekti-
ren nitelikli bir hal oluşturduğu için (TCK m.99/3-4), ayrıca anneye
yönelik taksirle öldürme veya yaralamadan dolayı fail cezalandırıla-
maz.
139
Nihayet, gebeliği sonlandırmak kastıyla gebe kadının kasten
yaralanması durumunda da TCK m.99 ile kasten yaralama suçu (TCK
m.87/2-e) arasında fikri içtima hükümleri uygulanır.
140
133
Dönmez, s.126.
134
Tezcan/Erdem/Önok, s.386-387.
135
Özbek/Doğan/Bacaksız, s.320.
136
Demirbaş, s.599; Özgenç, s.536.
137
Tezcan/Erdem/Önok, s.387.
138
Özbek/Doğan/Meraklı/Bacaksız/Başbüyük, s.257-260; Keskin Kiziroğlu, s.177.
139
Koca/Üzülmez, s.510-513.
140
Artuk/Gökçen/Yenidünya, s.52-55.
96Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
F. Suçun Muhakeme Usulü Ve Yaptırımı
1. Suçun Soruşturma ve Kovuşturma Şartları
Hem TCK m.99 hem de TCK m.100’de suçun soruşturulması veya
kovuşturulması bir dava şartına bağlı tutulmamıştır.
141
Ancak, çocuk
düşürtme suçunu bir devlet memuru olan sağlık mesleği mensubu-
nun işlemesi halinde 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görev-
lilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri gereğince bağlı
bulunduğu kurum amiri tarafından yargılama izni verilmesi gerek-
mektedir.
142
Bu hükmün uygulanabilmesi için öncelikle kamu görev-
lilerinin (doktorların ve diğer sağlık mensuplarının) görevleri sebe-
biyle suç işlemeleri gerekmektedir. Ayrıca, işledikleri suçun da ağır
cezayı gerektiren suçüstü halinde işlenmemiş olması gerekir.
143
Buna
göre, TCK m.99’da düzenlenen çocuk düşürtme suçunun üçüncü ve
beşinci fıkralarında düzenlenen hallerinin ağır cezayı gerektirmesi
sebebiyle, bu fıkralardaki fiillerin suçüstü halinde işlenmiş olması
durumunda, 4483 sayılı Kanun hükümleri uygulama alanı bulmaz.
Bunun dışında kalan hallerde de yani birinci, ikinici ve dördüncü
fıkralar ile üçüncü ve beşinci fıkraların suçüstü halinde işlenmemiş
olması durumunda fiilin soruşturulması ve kovuşturulması 4483 sa-
yılı Kanun kapsamında yetkilendirilmiş bulunan merciin vereceği
izin üzerine yapılabilir.
144
2. Görevli Mahkeme
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un
14. maddesi uyarınca, ağırlatıcı sebepler dikkate alınmaksızın
145
TCK
m.99 ve m.100’de düzenlenen suçların cezasının üst sınırı on yıldan
141
Çiftcioğlu, Kovuşturma, s.151.
142
Şahin Cumhur/Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin
Yayıncılık, Ankara 2022, s.48.
143
Bahri Öztürk/Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Özge Sırma Gezer/Ya -
semin Filiz Saygılar/Esra Alan/Özdem Özaydın/Efser Erden Tütüncü/Mehmet
Can Tok; Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 17. Baskı, Seçkin Ya-
yıncılık, Ankara 2023, s.54-55.
144
Çiftcioğlu, Kovuşturma, s.128-129.
145
Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma Gezer/Saygılar/Alan/Özaydın/Erden Tütüncü-
Tok, s.200 vd.
97TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
fazla olmadığına ve 5235 sayılı Kanun m.12’de sayılan suçlardan da
bulunmadığına göre görevli mahkeme asliye ceza mahkemesidir.
3. Suçun Yaptırımı
Rızası olmaksızın bir kadının çocuğunu düşürten fail, beş yıldan
on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (TCK m.99/1). Gebelik sü-
resi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten failin cezası,
iki yıldan dört yıla kadar hapistir (m.99/2-c.1). Bu durumda, çocuğu-
nun düşürtülmesine rıza gösteren kadının cezası da bir yıla kadar ha-
pis veya adlî para cezasıdır
146
(m.99/2-c.2). Gebelik süresi on haftayı
doldurmamış olan bir kadının çocuğunun yetkili olmayan bir kişi ta-
rafından düşürtülmesi halinde ise fail iki yıldan dört yıla kadar hapis
cezası ile cezalandırılır (m.99/5). Gebelik süresi on haftadan fazla olan
kadının, çocuğunu isteyerek düşürmesi halinde de gebe kadın bir yıla
kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılır (m.100).
Burada, gebe kadına uygulanacak hapis cezasının alt sınırı göste-
rilmediği için TCK m.49/1 uyarınca hapis cezasının alt sınırı bir aydan
az olamaz.
147
SONUÇ
TCK, çocuk düşürtme ve çocuk düşürme başlıkları altında, bu suç-
ları failine ve işleniş şekline göre ayrı suç tipleri olarak düzenlemiş ve
aralarındaki farkı düşürtmek ve düşürmek olarak belirtmiştir. Cenin
kavramı mevzuatta her ne kadar açık bir tanıma kavuşturulmasa da
ceninin doğumla insan statüsü kazanacak olması, onun, evrensel etik
ve ahlak kurallarına göre potansiyel bir birey olarak kabul edilmesini
gerektirmektedir. Ceninin gelecekteki yaşama hakkı çok değerli ol-
makla birlikte, annenin sağlığı da ceninin yaşamından daha az değer-
li değildir. Bu bakımdan, kadının gebeliği sonlandırmayı tercih etme
hakkına ilişkin farklı felsefe geleneklerini temsil eden ahlaki öğretiler-
146
TCK m.52/1, “Adlî para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bu-
lunmayan hallerde yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam
gün sayısının, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ile çarpılması suretiyle
hesaplanan meblağın hükümlü tarafından Devlet Hazinesine ödenmesinden
ibarettir” hükmüne yer vermiştir.
147
Demirbaş, s.638; Özbek/Doğan/Meraklı/Bacaksız/Başbüyük, s.609.
98Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
de farklı görüşler bulunmaktadır. Günümüzde bu görüşlerden ılımlı
liberal görüşler daha çok taraftar toplamaktadır. Buna göre ceninin ge-
lecekteki yaşama hakkı ile gebe kadının cenini dünyaya getirme konu-
sunda karar verme ve tercihte bulunma hakkı arasındaki çatışmanın
dengelenmesi görüşü yaygın olarak benimsenmiş durumdadır. Ancak
her ülkenin kendi sosyal ve kültürel durumunu göz önünde bulundu-
rup bir yaklaşım belirlemesi en makul çözüm olarak görünmektedir.
Öte yandan, TCK m.99/3 ve m.99/4’te düzenlenen çocuk düşürt-
me suçunun nitelikli halleri arasında sayılan çocuk düşürtme fiilinin
“kadının beden veya ruh sağlığı bakımından bir zarara uğramasına
sebep olması” halinin; özellikle “ruh sağlığı bakımından zarara uğra-
mak” kavramının kapsamının belirlenmesindeki güçlük sebebiyle, söz
gelimi ruh sağlığındaki zararın ne olduğu ve ne zaman ortaya çıktığı-
nın belirlenmesindeki zorluk dolayısıyla; Kanun’dan çıkarılması gere-
kir.
Nihayet, TCK bakımından da çocuk düşürme ve rızalı çocuk dü-
şürtme fiilleri suç olmaktan çıkarılmalıdır. Zira bu suçlarda cezanın
önleme fonksiyonu bulunmamaktadır. Bilakis, tam tersine, bu fiillerin
suç sayılması gebe kadını güvenli olmayan, kanun dışı yollarla gebe-
liği sonlandırmaya itmekte ve bu suretle kadının hayatını ve sağlığını
tehlikeye atmaktadır.
Kaynakça
Kitaplar
Artuk Mehmet Emin/Gökçen Ahmet/Yenidünya A. Caner, Ceza Hukuku Özel Hü -
kümler, 7. Baskı, Turhan Kitabevi, Ankara 2006.
Avcı Mustafa, Osmanlı Hukukunda Suçlar ve Cezalar, İstanbul 2004.
Cumhur Şahin/Göktürk Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, Seçkin Ya-
yıncılık, Ankara 2022.
Çiftcioğlu Cengiz Topel, Açıklamalı Uygulama Örnekleriyle Savcılık Kurumunun
Hukuki Statüsü Bağlamında Cumhuriyet Savcısının Kovuşturmaya Yer Olma-
dığına Dair Kararı ve Kararın Denetimi, 3. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2017.
Demirbaş Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 18. Baskı, Seçkin Yayıncılık, An-
kara 2023.
Ertuğrul Hüseyin, Çocuk Düşürtme, Çocuk Düşürme ve Kısırlaştırma Suçları, 1. Bas-
kı, Adalet Yayınevi, Ankara 2016.
Koca Mahmut/Üzülmez İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı, Seçkin
Yayıncılık, Ankara 2013.
99TBB Dergisi 2024 (172) Cengiz Topel ÇİFTCİOĞLU
Kumar Rani, Textbook of Human Embryology, International Publisihing House, New
Delhi, 2008.
Muş Muhammet Hamza, Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Düşürtme Suçu, 1. Baskı,
Adalet Yayınevi, Ankara 2018.
Oğuzman Kemal/Seliçi Özer/Oktay Özdemir Saibe, Kişiler Hukuku, 10. Baskı, Filiz
Kitabevi, İstanbul 2010.
Oktar Salih, Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Düşürtme ve Çocuk Düşürme Suçları
(TCK m.99-100), 1. Baskı, Oniki Levha Yayınları, Ankara, 2016.
Özbek Veli Özer/Doğan Koray/Bacaksız Pınar, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler,
18. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
Hodgson Jane E., Abortion and Sterilization: Medical and Social Aspects, Academic
Press, Great Britain, 2014.
Özbek Veli Özer/Doğan Koray/Meraklı Serkan/Bacaksız Pınar/Başbüyük İsa, Türk
Ceza Hukuku Genel Hükümler, 14. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2023.
Özgen Eralp, Çocuk Düşürme, Türk Hukuku ve Toplumu Üzerine İncelemeler, Türki-
ye Kalkınma Vakfı Yayınları No.1, Sevinç Basımevi, Ankara, 1974.
Özgenç İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 7. Baskı, Seçkin Yayıncılık, An-
kara 2012.
Öztürk Bahri/Erdem Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Güvenlik Tedbir-
leri Hukuku, 11. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2011.
Öztürk Bahri/Tezcan Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Sırma Gezer Özge/Saygılar
Yasemin Filiz/ALAN Esra/Özaydın Özdem/Erden Tütüncü Efser/Tok Mehmet
Can, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 17. Baskı, Seçkin Yayın-
cılık, Ankara 2023.
Tezcan Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Önok Rıfat Murat, Teorik ve Pratik Ceza
Özel Hukuku; 20. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2022.
Tezcan Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Sancakdar Oğuz/Önok Rifat Murat, İnsan
Hakları El Kitabı, 9. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2021.
Tunç Hasan, Türk Anayasa Hukuku, 3. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara 2022.
Türe Oğuzhan, Özel Hukuk ve Ceza Hukuku Açısından Gebeliğin Sonlandırılması,
1. Baskı, Lykeion Yayıncılık, Ankara 2020.
Makaleler
Aytemur Sağıroğlu Nuran, “Öjeni ve Sağlam Bedenlilik”, FLSF Felsefe ve Sosyal Bilim-
ler Dergisi, S.30, Aralık 2020.
Çiftcioğlu Cengiz Topel, “Yaşama Hakkı”, TBB Dergisi, 2012 (103).
Doğan Recep, “Kadının Üreme Hakkı, Kürtaj, Çocuk Düşürme ve Düşürtme Suçları”,
TBB Dergisi, 2016 (127).
Dönmez Burcu, “TCK’da Çocuk Düşürtme Suçu Mukayeseli Hukuk ve AİHM’nin
Bakış Açısıyla Ceninin Yaşama Hakkının Sınırlandırılması Tahlili”, DEÜHF
Dergisi, İzmir 2007, C.9, S.2.
Erdem Dilek Özge, “Çocuk Düşürtme Düzenlemesi”, AÜHFD, S.65, Aralık 2016.
100Türk Ceza Kanunu‘nda Çocuk Düİürtme ve Düİürme Suçu
Ertuğrul Hüseyin, “Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Düşürme Suçu”, Kırıkkale Üniversi-
tesi Sosyal Bilimler Dergisi, C.6, S.2, Temmuz 2016.
Gökçen Ahmet/Balcı Murat, “Kasten Öldürme Suçu (TCK m.81)”, MÜHFHA Dergisi,
C. 17, S.1-2.
Hayran Osman Erol/Kocagöz Tanıl/Kocagöz Sesin, “Menstruel Regulasyon ve Ra-
him İçi Araç Kullanımında Demografik Özelliklerin Karşılaştırılması”, Medial
Kadın-Doğum Dergisi, C.4, S.3, 1988.
Keskin Kiziroğlu Serap, “Türk Ceza Hukukunda Çocuk Düşürtme, Çocuk Düşür-
me ve Kısırlaştırma Suçları”, MÜHFHA Dergisi, Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan,
Y.2013, C.19, S.2.
Kılıçer Esat, “İslamda Aile Planlaması”, AÜİFD, Y.1981, C.XXIV, S.1-2.
Kitapçıoğlu Tülay, “Türk Ceza Kanunu’nda Çocuk Düşürtme Suçu”, MÜHFHA Der-
gisi, C.18, S.1.
Okuyucu Ergün Güneş, “Gebe Olduğu Bilinen Kadına Karşı İşlenen Kasten Öldürme
Suçuna İlişkin Bazı Tespit ve Değerlendirmeler”, Prof. Dr. Nevzat Toroslu’ya Ar-
mağan, C. II, Ankara 2015.
Tunçer Polat, “Medikal Etik ve Türk Ceza Kanunu”, Akademik Sosyal Araştırmalar Der-
gisi, Y.5, S.58, Kasım 2017.
Tezler
Osta Ahmet, Çocuk Düşürtme Suçu: TCK m. 99, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,
İstanbul 2022.
Yılmaz Candan, Çocuk Düşürtme ve Düşürme Suçları (TCK m.99-100), Yayınlanma-
mış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2019.