NOC l St FP..�AOÜLl
1
/ HATEJ,tİ / SEROZAN / ARPACI
BO ÇL.AR HUKUKU
.. ..
GENEL BOLUM
Prof. Dr. Rona Serozan
ifa
İfa Engelleri
Haksız Zenginleşme
- Ek: Uygulaına Çalışınaları -
Gözden geçirilmiş 7. bası
FİLİZ KİTABEVİ
İSTANBUL
2016
KOCAYUSUFPAŞAOĞLU/ HATEMİ/ SEROZAN /ARPACI
BORÇLAR HUKUKU
GENEL BÖLÜM
Üçüncü Cilt
Prof. Dr. Rona Serozan
ifa
İfa Engelleri
Haksız Zenginleşme
- Ek: Uygulama Çalışmaları -
Gözden Geçirilmiş 7. bası
{Jj
FİLİZ KİTABEVİ
İSTANBUL
2016
Copyright© Bu kitabın Türkiye'deki yayın haklan Filiz Kitabevi Basım Yayın
Dağıtım Petrol Ürünleri San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne aittir. Her hakkı saklıdır. Hiçbir
bölümü ve paragrafı kısmen veya tamamen ya da özet halinde, fotokopi, faksimile
veya başka herhangi bir şekilde çoğaltılamaz, dağıtılamaz. Normal ölçüyü aşan
iktıbaslar yapılamaz. Normal ve kanuni iktibaslarda kaynak gösterilmesi
zorunludur.
Ekim 2016
ISBN: 978-975-368-428-6
Baskı: Yılmaz Basım Yayıncılık ve Kağıt Ürünleri
Sertifika No: 27185
YAYINLAYAN:
Filiz Kitabevi Basım Yayın Dağıtım
Petrol Ürünleri Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.
Cemal Yener Tosyalı Cad.
No: 57/A Vefa/İST.
Tel: (212) 527 07 18
Fax: (212) 519 20 71
www.fılizkitabevi.com
Yayıncı Sertifika Numarası: 15544
ÖNSÖZ
Evvelce yayımlanmış ders kitaplarında izlenen yaklaşıma bu çalışmada da bağlı kalm-
mıştır. O kitaplarda olduğu gibi, burada da temel amaç, /ı.11rallar, kavramlar ve kuramlar
arasındaki karşılıklı etkileşimi ve bunları yaratan maddi koşıılları olabildiğince geniş bir
açıdan saptayıp göstermek olmııştur.
Yazarın inancı odur ki kııral/arm ve kuramların varlık nedenlerini sorgulayan, onların
ekonomik ve sosyal temellerine inen, bu arada yabancı hukuk/ardaki özelliklerini dikkate
alan ve onları birbirleriyle karşılıklı ilişkileri içinde değerlendiren bütünsel bir yaklaşım
(global v�-yon), öğrenciyi yasacılığzn ve ezberciliğin sakıncalarından koruyacak, ayrıntılar-
da boğulmayı önleyecek, bilgi birikimini daha bir derinden kökleştirecek, "ağaca bakmayıp
omıam görmeyi" kolaylaştıracak ve hukuksal problemleri çözme mantığını geliştirecektir.
Bu çalışma sırasında eleştirel bir yaklaşımla değerlendirilen yasanın, tüm yorum ve
boşluk doldurma yöntemleri zorlanarak, adalete, hukuh güvenliğe, yerindeliğe ve yalınlığa
uygun bir biçimde uygulanabilmesi için özel bir çaba harcanmıştır. Tutulan yol, kuralcı ve
kavramcı bir tümden gelim (dedüksiyon) yöntemi değildir; somut menfaat çatışmasını de-
ğerlendiren, işlevsel (fonksiyonel) bir tüme vanmcı (endüktij) yöntemdir. Bu yaklaşımda,
soyut hukuki nitelendirmelerden, gözü kapalı, mekanik bir biçimde pratik sonuçlara gelin-
memiş (böyle tümden gelim), tersine bir yol izlenerek, doğabilecek pratik sonuçlardan ama-
ca uygun hukuki nitelendirmelere varılmıştır. (Böyle tüme varım!)
Konumuz Borçlar Hukukunun genel bölümü olunca, bütün bu saptamalar özel bir ağır-
lık kazanır. Çünkü Borçlar Hukuku öteki Medeni Hukuk dallarıyla karşılaştırıldığında çok
daha büyük bir önem taşır.
Borçlar Kanununun genel bölümü tüm özel hukukun, hatta kamu lıukununun bile "ana
yasası" sayılabilir. Gerçek ve tüzel kişiler hukukunda, Aile, Miras ve Eşya lıukukımda, hatta
Uluslararası Hukukta, Anayasa ve İdare hukukunda adını başında Borçlar Hukuku kııralla-
nyla, kavramlarıyla, kuramlarıyla karşılaşılır. Burada sadece "sözleşme" kavramını anım-
satmakla yetinelim. "Sözleşme" bilinmeden "uluslararası anlaşma", "sosyal mukavele" ve
"idari sözleşme" kavranabilir mi hiç?
Dahası var: "Borçlar Hukuku", kitaplarda yatıp uyuyan bir hukuk dalı (law in the
books) olmayıp yaşayaıı bir hukuk dalıdır. (Law iıı action) "Sözleşmenin" (mülkiyetin yanı-
sıra) günümüz toplumunun en fazla uygulanan temel hukuki kurumu olduğu anımsanırsa
doğal karşılanmalıdır bu.
Borçlar Hukukunun bu pratik önemine ve güncelliğine onun olağanüstü teknik bir lıu-
kuk dalı olma özelliği eklenir. Gerçekten de Borçlar Hukulı.'"u, kökü Roma Hukukuna dek
uzanan bir mantık ustalığının ürünüdür. Borçlar Kanunu kurallarını yorumlayıp uygulamak
demek, yorucu bir kavram satrancı oynamak ya da yıpratıcı bir zihin akrobatlığı yapmak
demektir.
Kitapta izlenen plan Borçlar Kanununun planından ayrımlıdır. Yadırganmamalıdır bu.
Yasa koyucunun kaygısı pratik ve pragmatik olmaktır. Kurallar kolay bulunup kolay okıma-
bilmelidir. Ders kitabı yazarlarının kaygısıysa didaktik (öğretici) olabilmektir. Okunanlar
köklü biçimde bellenip kavranabilmelidir. İşte yine bu amaçla, bu kitapta yalnız yasadan
değil, bu alanda yazılmış başka ders kitaplarından da ayrımlı bir plan izlenmiştir. Örneğin
F
1'
alacaklı ıemeniidi'i geleııeksel yeri olan "ifa" çatısı altındaki yerindeıı çekilip alınarak "ifa
engelleri" çatısı altına yerleştirilmiş, baştaıı (konuda) imkaıısızlık ve borçlunun soromlıılu-
ğımu gerektimıeyen sonraki ifa imkansızlığı olguları, borçlunun soromluluğuım gerektiren
sonraki ifa imkansızlığı olgusuyla bı"itiinleştirilmiş, haksız zenginleşme de haksız fiilin yanı-
başından uzaklaştın/arak, ifa ve ifa engelleri kavramlarııım ardına ta/almıştır. Yazarın gö-
rüşüne göre, alacaklı ıemerrı"idii, baştan imkansızlık ve haksız zenginleşme kuııımları böyle-
ce çok dalıa faz/a yakıştıkları ve dalıa iyi kavranabilecek/eri yörelere taşınmışlardır.
Borçlar Hııkukımım bir özelliği de çözümlerin yasadan çok kitaplarda, kurallardan çok
kuramlarda aranıp bulıııımasıdır. Bu /..itapta bu özellik de göz öniinde tutularak, yasal kalıp-
lara dökiilınemiş (alacaklııım etki alanmda gerçekleşeıı ifa imkansızlığı, culpa in
conıralıendo ve sözleşmenin miispet ihlali gibi) kavramlara ve kuramlara ayrı başlıklar al-
t1nda geniş bir yer verilmiştir.
Bu ders kitabını tamamlamak üzere hazırlanan "Uygulama Çalışma/an" başlıklı bö-
lümün ders /ı.itabında ele alman kannaşık konularııı kavranmasını kolaylaşflrmaya, hukuk-
sal sorun (problem) çözme odaklı sınavlara lıazırlamaya ve soyut teorik bilgilerin somut ya-
şam gerçeklerine aktanimasına yardımcı olacağı umut edilmiştir.
Bu ı"irı"iniin ortaya çı/ı.wasında emeği geçenlere gönül borcum büyüktür; kitabın ağdalı
bilimsel söylemiyle, "bu borcun ifası giiçtür"; lıani neredeyse "imkansızdır"! Özellikle de-
ğerli meslektaşım Feyza Eren Sayın ile sayfa tasarımcısı Zeynep Oruç Tatlı 'nın harcadıkları
emeğin pahası biçilemez.
Kitabın baştan aşağı taranarak 2012'de yüriirliiğe giren Borçlar Kaııunıı 'ııa ııyarlaıı-
nıası değerli /ı."z'irsü arkadaşım Dr. Tiilay Aydın Üııver'iıı yoğıın emeği ve üst düzeyde bilim-
sel katlı.7sı sayesinde gerçekleşmiştir. Tülay Aydın Ünver olmasaydı bu kitap çıkamazdı.
Kendisine karşı göniil borcum pek özel bir ağırlık taşır.
Kitabın 2016 yılındaki 7nci ve en son basısmın baştan aşağı gözden geçirilip güncelleş-
tirilmesi için harcadığı olağanüstü ek eme/ı.1eıı ötiiıı"iDr. Tülay Aydın Ünver'e gönül borcu-
mun ağırlığı birkaç katma çıkmıştır.
Sevgili öğreııcilerimin teşvi/ı.ini ve katlı.7smı anmadan geçemem. Bıt arada, bir siin"i ger-
çeği ancak öğrencilerim için dersleri hazırlarken ve onlara ders verirken öğrenip bu /ı.itaba
a/ı.1ardığım1 da asla unutamam. Öğrenciler olmadan, onlara dersler verilmeden, onlamı so-
rulamıa yamtlar aranmadan yazılamazdı bu /ı.itap. ''Docendo discimus" = Hepimiz öğretir-
ken öğreniriz!
Beyazıt, Eylül 2016 Rona Serozan
İÇiNDEKiLER
BİRİNCİ BÖLÜM
BORÇLARIN İFA EDİLMESİ
KAYNAKLAR ············································ ......................................................... XV
§ ı. Borçların İfasıyla İlgili Kurallar, Kavramlar ve Kuramlar .................................. 3
ı. İfaya ilişkin kuraUar ve konular .......................................................................... 3
il. İfaya ilişkin kavramlar ve kuramlar .................................................................... 6
§ 2. U
..
çu
..
ncu
.. ki
şı
•
n
•
ın
'
ı
f
ası ..................................................................................................... 22
I. Borcun borçludan başkası tarafından da ifa edilebilirliği ................................. 22
II. Borçludan başka kişilerin ifasıyla karşılaşılan durumlar ................................. 24
Ill. Üçüncü kişinin ifasına karşı çıkılması .............................................................. 26
IV. İfada bulunan üçüncü kişinin alacaklıya halefıyeti .......................................... 28
V. Halefiyetin olmadığı durumlarda üçüncü kişiyle borçlu arasındaki
hesaplaşma ....................................................................................................... 30
§ 3. U
..
çu
..
ncu
.. ki.
şıye ı
'f
a ......................................................................................................... 3 l
I. Kural: Ancak alacaklının şahsına veya edimi almaya yetkili kişiye ifa
edilebilirlik ......................................................................................................... I
II. Üçüncü kişiye iyi niyetle ifanın bile borçtan kurtarmazhğı kuralı ve
ayn.klan ........................................................................................................... 33
m. Borçlunun üçüncü kişiye edimde bulunma yükümü ........................................ 34
IV. Borçlunun üçüncü kişiye edimde bulunma hakkı ............................................ 38
§ 4. İfa yeri ........................................................................................................................ 40
I. İfa yerinin anlam1 ve önemi .............................................................................. 40
II. Yasanın ifa yeri konusundaki genel ve özel kuralları ....................................... 42
III. Borçların ifa yeri açısından sıruflandınlması .................................................... 44
§ 5. İfa Zamanı.................................................................................................................. 51
I. ifa zamanının anlamı ve önemi ......................................................................... 51
Il. Muacceliyet ..................................................................................................... 54
ill. Vade ................................................................................................................ 56
IV. İfa Edilebilirlik ................................................................................................ 59
§ 6. Karşılıklı sözleşmelerde ifa ...................................................................................... 63
I. Karşılıklı sözleşmede ifa sırası: Ödemezlik defi .............................................. 63
II. Ödemezlik definin öğeleri ve etkileri ............................................................... 68
n
ırı.Ödemezlik definin örnekseme (kıyas) yoluyla yaydın iması .............................. 7 ı
JT. Güvenlik (aciz) defi ................................................................................................. 73
V. Borçlunun aczi nedeniyle sözleşmeden dönme hakkı .......................................... 74
§ 7. İfa konusunun (edimin) belirlenmesi ve değiştirilmesi ........................................ 77
I. İfanın konusu olarak edim ................................................................................... 77
ll. Edimin belirlerunesi ............................................................................................. 77
TTI. Parça borcu-Çeşit borcu ......................................................................................... 79
JT. Seçimlik borç ......................................................................................................... 85
V. Edimin tek yanlı olarak değiştirilmesi: Seçimlik yetki ..................................... 88
VI. Edimin anlaşmayla değiştirilmesi: İfa yerine edim ............................................. 90
VII. Edimi değiştirerek ifada bulunma girişimi: İfa uğruna edim ............................. 93
§ 8. Para borcunun ifası .................................................................................................. 97
1. Para borcunun özellikleri ......................................................................................... 97
Il. Yabancı para borcu ................................................................................................ 101
lil. Para borcunun eklentisi: Faiz ................................................................................ l 06
IV. Çok borcun veya tek borcun tümünü karşılamaya yetmeyen
ödemenin mahsubu................................................................................................ 109
§ 9. Bölümsel ifa ............................................................................................................. l ı5
1. Edimin bölünebilirliği ............................................................................................ 115
Il. Bölümsel ifa yasağı kuralı ve ayrık.lan ................................................................. ı16
§ 1O. İfanın ispatı ............................................................................................................... 19
1. Borçlunun en sağlam ifa kanıtı: Makbuz ............................................................... 19
ll. Borç senedinin iadesi istemi ................................................................................ 122
İKİNCİ BöLüM
BORÇLARIN İFA EDİL-E-MEMESİ (İFA ENGELLERİ)
KAYNAKLAR ................................................................................................................ 129
§ 11. İfa engellerine ilişkin genel bilgiler ...................................................................... 130
§ 12. Alacaklı temerrüdü ................................................................................................ 142
1. Alacaklı temerrüdünün özellikleri ve öğeleri..................................................... 142
II. Alacaklı temerrüdünün hukuki sonuçları ............................................................. 147
IIl. Geniş anlamda (atipik) alacaklı temerrüdü .......................................................... 153
§ 13. Alacaklının etki alanında gerçekleşen ifa imkansızlığı ....................................... 154
I. Alacaklının yol açtığı ifa imkansızlığı ................................................................ 154
il. Alacaklının etki alanında amacın ifa dışı yoldan gerçekleşmesi veya
ortadan kal.kınası ................................................................................................. 158
§ 14. Başlangıçtaki (borcun konusundaki) imkansızlık ............................................... 163
1. Genel olarak imkansızlık ve sonuçları ................................................................. ı63
vii
il. lınkıuısızlığın türleri .......................................................................................... ı66
Ill. Sübjektif iınkansızhk ......................................................................................... l 68
IV. Başlangıçlnk.i imkansızlığa ynsaca bağlanan butlan yaptırımının
aşıhnası ............................................................................................................. l 7ı
V. Başlangıçtaki imkansızlığı bile bile sözleşme kuımadan
ötüm soruınluluk .............................................................................................. 176
VI. Başlangıçtaki sübjektif imkansızlıktan ötürü sorumluluk ................................180
§ 15. Borçlunun sorumluluğunu gerektirmeyen sonraki imkansızlık ....................... 184
I. imkansızlığın türleri konusunda bir retrospektif .............................................. 184
II. Borçlunun sorumluluğunu gerektirmeyen sonraki imkansızlığa
bağlanan sonuçlar ............................................................................................ 186
§ 16. Borçlunun sorumluluğunu gerektiren sonraki imkansızlık .............................. 198
I. Genel bilgi ........................................................................................................ 198
II. Borçlunun sorumluluğunu gerektiren sonraki imkansızlığa bağlanan
sonuçlar ........................................................................................................... 200
§ 17. Borçlu temerrüdü ................................................................................................... 216
I. Borçlu temerrüdünün özellikleri ve gerekleri .................................................. 216
II. Borçlu temerrüdünün hukuki sonuçlan ............................................................ 22 ı
m. Borçlu temerrüdünün karşılıklı sözleşmelerdeki özellikleri ............................ 229
§ 18. Sözleşmenin müspet ihlali .....................................................................................246
I. Genel Bilgi ........................................................................................................246
II. Yaptırım ............................................................................................................250
m.Borçlunun borcunu ifa etmeyeceğini bildirmesi ..............................................250
IV. Art arda yollamalı sözleşmedeki özellik ..........................................................252
§ 19. Sözleşme öncesi davranış yükümüne aykınlıktan ve yaratılan
güveni boşa çıkarmadan ötürü sorumluluk...................................................... 252
I. Genel Bilgi ....................................................................................................... 252
II. Üçüncü Kişinin Güven Sorumluluğu .............................................................. 257
III. Yaptınm .......................................................................................................... 261
IV. Sözleşme Sonrası Yükümler ........................................................................... 263
§ 20. İşlem temelinin çökmesi ...................................................................................... 264
L Genel Bilgi ...................................................................................................... 264
iL İşlem Temelinin Çökmüş Sayılması İçin Aranacak Gerekler......................... 270
m. İşlem Temelinin Çökmüş Sayılmasına Bağlanacak Sonuçlar ........................ 272
§ 21. Borçlunun sorumluluğunun hafifleşmesi: Sorumsuzluk anlaşması ................ 278
1. Genel Bilgi ...................................................................................................... 278
n. Sorumsuzluk Anlaşmalarının Hükümsüzlüğü ................................................. 280
§ 22. Borçlunun sorumluluğunun ağırlaşması: Yardımcıdan kusursuz
sorumluluk .......................................................................................................... 284
Vlll
I. Kusursuz Sorumluluğun Düşünsel Dayana.klan .............................................. 284
il. Kusursuz Sorumluluğun Öğeleri ve Gerekleri ................................................. 287
nı. Sorumluluğun Kaldınlması ve Genişletilmesi .................................................. 292
§ 23. Sözleşme sorumluluğu ile haksız fıil ve haksız zenginleşme
sorumluluğu arasındaki ilişki .................................................................................. 294
I. Haksız fiil sorumluluğu-sözleşme sorumluluğu aynını .................................... 294
il Haksız fiil sorumluluğu ile sözleşme sorumluluğunun yarışması .................... 295
rn.Sözleşme sorumluluğu ile haksız zenginleşme sorumluluğu
arasındaki ilişki ................................................................................................ 297
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
HAKSIZ ZENGİNLEŞME
KAYNAKLAR ................................................................................................................. 305
§ 24. Haksız zenginleşme konusunda genel ve temel bilgiler ....................................... 306
I. Haksız zenginleşmenin anlamı, işlevi, öğeleri ve özellikleri .......................... 306
II. Haksız zenginleşme kökenli iade isteminin başka iade
istemleriyle karşılaştırılması ve yarıştırılması ................................................. 32 ı
Ill. Haksız zenginleşmenin türleri ......................................................................... 326
§ 25. Edimden Ötürü Zenginleşmeler ............................................................................... 329
I. Genel bilgiler-temel kavramlar ........................................................................ 329
II. Borçlanılmamış edimden ötürü zenginleşme
(condictio indebiti) ......................................................................................... 331
m.Hukuki sebebin sona ermesi dolayısıyla zenginleşme (condictio
oh causam finitam)......................................................................................... 333
N. Amaçlanan sonucun gerçekleşmemesi dolayısıyla zenginleşme
(condictio ob causam futuram) ...................................................................... 334
V. Edimden ötürü zenginleşme isteminin engelleri ............................................. 337
VI. Edim sürecine ikiden çok kişinin katılması: Üç köşeli ilişkiler ...................... 343
§ 26. Edim dışı zenginleşmeler ....................................................................................... 352
I. Müdahaleden ötürü zenginleşme ..................................................................... 352
II. Masraftan kurtulmadan ötürü zenginleşme..................................................... 361
III. Borçtan kurtulmadan ötürü zenginleşme ........................................................ 367
§ 27. Zenginleşmeden ötürü iade yükümünün konusu ve kapsamı .......................... 371
I. Haksız zenginleşme kökenli tasfiye ilişkisinde geçerli genel
ilkeler ............................................................................................................. 37ı
Il. Zenginleşenin iade borcunun elde kalanla sınırlanması .................................. 377
m. Kötü niyetli zenginleşenin iade borcunun ağırlaşması ...................................... 387
N. Haksız zenginleşme isteminin zaman aşımına uğraması ................................ 391
ix
Uygulama Çalışmaları
1. Hekim ile hastası: İfa ve ifo engelleri hukukunun temel kuralları, kavramları ve
kuraınları ....................................................................................................................... 399
2. Küçüğe ihtiyatsız ödeme: İfa kuromlun. Edimi alma yetkisi. Haksız
zenginleşn1e .................................................................................................................. 407
3. Saf komşu: Üçüncü kişinin ifası. Haksız zenginleşme. Vekaletsiz iş gönne.
HaJefiyet ....................................................................................................................... 409
4. Talihsiz borçlu: Üçüncü kişiye, ehliyetsize ve yetkisize ifa ...................................... 412
5. Parçalanan televizyon: İfa yeri. Hasarın intikali. Üçüncü kişinin zararının tazmini 415
6. Marketten sipariş: İfa yerinin önemi. Yollanacak borçta, çeşitte, parçada ve
parada hasar. İmkansızlık ............................................................................................. 4 I7
7. Geri çevrilen ödeme: İfa yeri. İfa zamanı. Üçüncü kişiye ifa. Alacaklı temerrüdü. 420
8. Teknik direktörün şanssızlığı: İfa yeri. Çeşit borcunun temerküzü. Hasarın geçişi 422
9. Uyanık satıcı ile mlZlkçı alıcı: Çeşit borcunun temerküzü. Temerküzün geri
alınması ......................................................................................................................... 424
10. Para yerine verilen televizyonun bozuk çıkması: İfa yerine edim ........................... 426
11. Çaldırılan çek: İfa uğnına edim ................................................................................. 427
12. Para borcunun özelliği: İfa uğnına edim. Götürülecek borçta riskler. Kaydi
parayla ödeme. Döviz borcunda temerrüt ................................................................. 428
13. Ödemede aksilik: İfa uğnına edim. Kredi kartı. Fahiş faiz. Para borçlusunun
riskleri. Haksız zenginleşme ...................................................................................... 430
14. Karmaşık otomobil alışverişi: İfa yerine ve uğruna edim. Seçimlik yetki.
Bölümsel imkansızlığın tümel imkansızlığa dönüşmesi .......................................... 432
15. Karmaşık havale: İfa iradesi. Bölümsel ifa. İfa yeri. İfa yerine ve uğruna
edim. Üçüncü kişinin ifası. Üçüncü kişiye ifa. Mahsup. Para borçlusunun ifada
gecikm.e riski ............................................................................................................... 435
16. Suya düşen konser: Alacaklının yol açtığı imkansızlık............................................ 438
17. Sahneden düşen soprano: Yabancı para borcu. Alacaklının ve borçlunun yol
açtığı imkansızlık. Sözleşmenin müspet ihlali. İfa yardımcısının fiilinden
sorumluluk .................................................................................................................. 440
18. Suya düşen gezi-Dibe takılan çapa: Amacın çökmesi ve başka yoldan
gerçekleşmesi ............................................................................................................. 443
19. Kiralık otoyla kaza: İfa imkansızlığı. Hasarın paylaşılması. ................................... 445
20. Porselen yemek takımı: Baştan imkansızlıkla butlan. Bölümsel imkansızlık.
Culpa in contrahendo. Sübjektif imkansızlık ............................................................ 447
21. On bir Dalmaçyalı: Edimin belirlenmesi. İfa yeri. İmkansızlık. Alacaklı
temerrüdü. Hasar. Ödemezlik defi ............................................................................449
22. Bilgisayar satımında terslik: Baştan imkansızlıkla butlan. Garanti. Çeşidi
tedarik yükümü. İşlem temelinin çökmesi. Haksız zenginleşme. İmkansızlık.
Hasar .......................................................................................................................... 451
23. Batan sandal: Baştan imkansızlık ............................................................................. 454
24. Kendi saatini satın alan adam: Baştan imkansızlık .................................................. 456
25. Kaynanaya zehirli kaktüs: İfa imkansızlığı. Edim ve karşı edim hasannın geçişi 458
X
26. Yitirilen tablolar: Boştan imkansızlıkta butlan. Sonraki imkansızlıkla tazminat.
İfn yardımcısının fiilinden sorumluluk. Kaim değer. Tazminatın kapsamı ............. 460
27. Teslimi geciken simit fırını: Borçlu temerriidü ......................................................... 463
28. Otomobil alışverişinde şok: Ödemezlik defi. Borçlu temerrüdü. Alacaklı
temerrüdü ................................................................................................................... 464
29. Sanatçı ve hayranı: Ödemezlik defi. Borçlu temerrüdü. Borçlunun karşılıksız
işlemde hafif kusurdan sorumsuzluğu ....................................................................... 466
30. Zamanında yetiştirilemeyen nikah büfesi: Mutlak kesin vadeli işlem ..................... 468
31. Borsa simsarıııın ihmali: Kesin vadeli işlem. Ödemezlik defi. Borçlu
temerriidü. Alacaklı temerriidü. Sözleşmenin müspet ihlali. Zenginleşmenin
eksildiği savunması. İfa yardımcısının fiilinden sorumluluk .................................... 469
32. Ünlü sanatçı Eren Karasu'nun suya düşen konseri: ifa imkansızlığı. İşlem
temelinin çökmesi ...................................................................................................... 47 l
33. Sanlık ve darlık: Çeşit borcunda ve kişisel edimde sübjektif imkansızlık.
Garanti sorumluluğu. Atipik risk ............................................................................... 473
34. Tökezlenen daire satışı: Sübjektif imkansızlık. Üçüncü kişiye ifa. Ödemezlik
defı ............................................................................................................................. 476
35. Açıkgöz antikacının çifte satımı: Sübjektif imkansızlık. Kaim değer. Haksız
zenginleşme ............................................................................................................... 478
36. Bodrum tatili: Kesin vadeli işlem. İmkansızlık. Tazminahn kapsamı ..................... 480
37. Kabzımalın şanssızlığı: Sübjektif imkansızlık. Hasar. ifa yardımcısının
fiilinden sorumluluk. Alacaklı temerriidü. Kaim değer. Kesin vadeli işlem.
işlem temelinin çökmesi ............................................................................................ 482
38. Futbolcu transferi: Sübjektif imkansızlık. İşlem temelinin çökmesi. Kaim
değer. Garanti. Haksız zenginleşme .......................................................................... 485
39. Kaçan uçak: Mutlak kesin vadeli işlem. İmkansızlık. Tazminat ............................... 487
40. Mannaris tatili: Mutlak kesin vadeli işlem. İmkansızlık. Zararı artırma.
Normatif zarar. Haksız zenginleşme. Sözleşmenin müspet ihlali. İfa
yardımcısından sorumluluk. İşlem temelinin çökmesi. İfa yerine ve uğruna
edim ........................................................................................................................... 488
41. İşverenler kapışması: Borçlu temerrüdü ..................................................................... 491
42. Mazot satıcısının münasebetsizliği: Borçlu temerrüdü. Sözleşmenin müspet
ihlali ...........................................................................................................................494
43. Sınava yetiştirilemeyen ders kitabı: Borçlu temerrüdü ..............................................496
44. Geciken gösteri: Borçlu temerrüdü. Kesin vadeli işlem. Sözleşmeden dönme.
Sözleşmeye aykırılık tazminatı. Menfaat devri ..................................................... 497
45. Pencere yapımcısının talihsizliği: Borçlu temerrüdü. Yollanacak borç. Edim ve
karşı edim hasan ........................................................................................................... I
46. Prenses Di'nin zümrüt yüzüğü: Borçlu temerrüdü nedeniyle sözleşmeden
dönme. Dönme üzerine iadesi gerekecek nesnenin hasara uğraması ....................... 503
47. Konutta kaza: Üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme. İfa yardımcısından
sorumluluk. Haksız föl ile sözleşme sorumluluklarının yarışması. .................... 505
)il i
4,. Uğursuz hah'ı dük.kıım: Borçlu nleyhiııc ku ur karine i. Üçüne.O kişiyi koruyucu
etkili ::-özleşme. Üçüncü kişinin güven sorumluluğu. Üçün il ki inin ıamrının
taznıini ......................................................................................................................... 506
49. Sayı al loto talih izi: orumsuzluk unlnşmnsı. .................................................... 509
50. Arsız ve hırsız tesisatçı çırağı: İfa yardımcısından sorumluluk ............................. 51O
l. Kaçak yolcu: Yoksullaşmnsız zenginleşme .......................................................... 51 ı
52. Lokantada yanlışlıklar komedisi: Edim zenginleşmesi. Edim dışı zenglııleşmc.
Zenginleşmenin eksildiği savunması ........................................................................ 514
53. Uğursuz tablo: Haksız zenginleşmede iade borcunun kapsamı ............................. S ı6
54. Komşu kavgası: Edim ve müdahale zenginleşmesi .............................................. 5 J g
55. Emeklinin pahalıya patlayan uğraşı .................................................................... 5 ı9
KAVRAM DİZİNİ ......................................................................................................... 523
KlJRAL DİZİNİ ............................................................................................................. 527
KISALTMALAR CETVELİ
b. bent
BGB
BGE
BGH
BGHZ
bk.
BK
C.
cıc
CISG
dn
FS
HD
HGK
HMK
İBD
İBK
iiK
i.s.
İÜHFM
İsv. FM. (İFM)
JuS
JZ
K
krş.
mad.
MHAD
MK
N
NJW
OR
RG
Bürgerliches Gesetzbuch (Alınan Medeni Kanunu)
Entscheidungen des schweizerischen Bundesgerichts (İsviçre Federal
Mahkemesi Kararlan Külliyatı)
Bundesgerichtshof (Alman Federal Mahkemesi)
Entscheidungen des Bundesgerichtshofs in Zivilsachen (Alınan
Federal Mahkemesi Medeni Hukuk Kararlan Külliyatı)
bakınız
Borçlar Kanunu
cümle
culpa in contrahendo
Uluslararası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş
Milletler Anlaşması
dipnotu
Festschrift (Armağan)
Yargıtay Hukuk Dairesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
Hukuk Muhakemeleri Kanunu
İstanbul Barosu Dergisi
İçtihatları Birleştirme Karan
İcra ve İflas Kanunu
ile sonrakiler
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası
İsviçre Federal Mahkemesi
Juristische Schulung
Juristenzeitung
Kanun(u)
karşılaştırınız
madde
Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi
Medeni Kanun
Kenar notu
Neue Juristische Wochenschrift
Obligationenrecht (İsviçre Borçlar Kanunu; aynı zamanda bu kanunun
şerhi)
Resmi Gazete
xiv
SJZ
s.
L
TKHK
tart.
v.b.
YİBK
YKD
Schweizerische Juristen Zeitung
sayfa
tarih
Tüketicinin Korunması Hakkında Kamın
tartışmalı
ve benzeri/ve başkaları
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Karan
Yargıtay Kararlan Dergisi
KAYNAKLAR
Türk ders kitapları:
ANTALYA: Borçlar Hı.ıkul.71 Genel Hüliirnler, Cilt I, Cilt II, İstanbul 201�
AYBAY: Borçlar Hukuku Dersleri, Genel Bölüm, 12. bası, İstanbul, 2000
EREN: Borçlar Hukulrn Genel Hükümler, 18. baskı, Ankara, 2015
FEYZİOĞLU: Borçlar Hukuku Genel Hükümler Cilt Il, 2. bası, İstanbul, I 977
HATEMİ/GÖKY AYLA: Borçlar Hukuku Genel Bölüm, 2. bası, İstanbul, 2012
İNAN/YÜCEL: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4. bası, Ankara, 2014
K.ILIÇOĞLU: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 19. bası, Ankara, 2015
NOMER, H.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 14. bası, İstanbul, 2015
OĞUZMAN/ÖZ: Borçlar Hukulrn, Genel Hüküm1er, Cilt 1, 13. Bası, İstanbul, 2015;
Cilt 2, 12. Bası, İstarıbul, 2016
ÖZSUNAY: Borçlar Hukuku Dersleri, 2. bası, İstarıbul, 1983
REİSOĞLU: Borçlar Hukulrn Genel Hükümler, 25. bası, İstanbul, 2014
SAYMEN/ELBİR: Türk Borçlar Hulrnku 1, İstanbul 1958
SCHWARZ (çev. DAVRAN): Borçlar Hulrnku Dersleri Cilt I, İstanbul, 1948
TEKİNAY/AKMAN/BURCUOĞLU /ALTOP: Borçlar Hukuku Genel Hükümler,
7. bası, İstanbul, 1993
von TUHR (çev. EDEGE): Borçlar Hukuku, 2. bası, Ankara, 1983
TUNÇOMAĞ: Türk Borçlar Hukuku Cilt I: Genel Hükümler, 6. bası, İstanbul, 1976
Türk uygulama kitapları:
KARAHASAN: Türk Borçlar Hukuku, Genel hükümler, 5. Cilt, İstanbul, 2004
K.ARAHASAN: Sorumluluk Hukuku ve Sözleşmeden Doğan Sorumluluk, 6. bası,
İstanbul, 2003
UYGUR: Açıklamalı ve İçtihatlı Borçlar Kanunu, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku,
Cilt 3, madde 51-108, Ankara, 2003
İsviçre ders kitapları:
BUCHER: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgerneiner Teil, 2. Auflage,
Zürich, 1988
VON BÜREN: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil, Zürich, 1964
ENGEL: Traite des obligations en droit su.isse, 2eme edition, Bem, 1997
GAUCH/SCHL UEP/SCHMİD/REY: Schweizerisches Obligationenrecht,
Allgemeiner Teil, 9. Auflage, Zürich, 2008
GUHL/KOLLER/SCHNYDER/DRUEY: Das Schweizerische Obligationenrecht, 9.
Auflage,Zürich,2000
HUGUENİN: Obligationenrecht, Allgemeiner und Besonderer Teil, Zürich, 2012
KELLER/SCHÖBİ: Allgemeine Lehren des Vertragsrechts, 3. Auflage, Ba-
sel/Frankfurt, 1988
KOLLER: Obligationenrecht, Allgemeiner Teil, Bern, 2009
xvi
KRAMER: Obligationenrecbt, Allgemeiner Teil, Bem, 2009
�ffiRZ: Schweizerisches Privatrecht Band V1/I: Obligationenrecht, Allgemeincr
Teil, BaseVFrankfurt, 1984
SCHWENZER: Schweizerisches Obligationenrecht, Allgemeiner Teil, 6. Auflage,
Bem, 2012
TERCİER: Le droit des obligations, Zürich, 3eme edition, 2004
von TUHR/PETER: Allgerneiner Teil des Scbweizerischen Obligationenrecbts,
Bandl,Züricb, 1979
von TUHR/ESCHER: Allgemeiner Teil des Schweizerischen Obligationenrechts,
Band II, Zürich, 1974
İsviçre şerhleri:
HONSELLNOGT/WİEGAND /SCHULİN v.b.: Basler Kommentar zum Schweize-
riscben Privatrecht, Obligationenrecht I, Art. 1-529 OR, 5. Aufl., Basel, 2011
SCHRANER: Zürclıer Kommentar Band V/1 e: Die Erfüllung der Obligationen,
(OR 68-96), 3. Auflage, Zürich, 2000
THEVENOZ/WERRO: Commentaire Rornand, Code des Obligations I, Art. 1-529,
Geneve, Basel, München, 2003
WEBER: Bemer Kommentar Band VI: Obligationenrecht, 1. Abt., 4. Teilband, (OR
68-96), 2. Auflage, Bem, 2005
VEBER: Bemer Kommentar Band VI. Obligationenrecht, 1. Abt., 5. Teilband, (OR
97-109), Bem, 2000
Alman ders kitapları:
BROX/WALKER: Allgemeines Schuldreclıt, 37. Auflage, München, 2013
ESSER/SCHMİDT: Schuldrecht, Band I, Allgemeiner Teil, 8. Auflage, Heidelberg,
2000
GERNHUBER: Handbuch des Schuldrechts, Band III: Die ErfülJung und ibre
Surrogate, Tübingen, 1983.
LARENZ: Lebrbuch des Schuldrechts, 1. Band: Allgemeiner Teil, 14. Auflage,
München, 1987.
MEDİCUS: Bürgerliches Recht, 21. Auflage, München, 2007
MEDİCUS: Schuldrecht I, Allgemeiner Teil, 17. Auflage, München, 2006
Alman şerhleri:
Handkommentar-BGB, Baden Baden, 2001.
JAUERNİG/SCHLECHTRİEM, Bürgerliches Gesetzbuch, Kommentar, 12. Aufla-
ge, München, 2007
Münchener Kommentar zum Bürgerlichen Gesetzbuch, Band II, Schuldrecht Allge-
meiner Teil, 4. Auflage, München, 2003
PALANDT: KommentarzumBGB, 67. Auflage, München, 2008
STAUDİNGER: Kommentar zum BGB, Buch II, Recht der Schuldverhaeltnisse,
13. Auflage, Berlin, 1995 i.s.
BİRİNCİ BÖLÜM
BORÇLARIN İFA EDİLMESİ
3
§ 1- Borçların İfasıyla İlgili Kurallar, Kavramlar ve Kuramlar
1- İFAYA İLİŞKİN KURALLAR VE KONULAR
"Borçlar Hukukuna Giriş Dersleri"nde borç ilişkisi, özellikle de söz- ı
leşme ilişkisi oluştunıldu. Bu arada bu ilişkilerin oluşması sırasındaki (baş-
taki) eksiklikler ve aksaklıklar ele alındı. Şimdi sıra bir kez geçerli olarak
doğup hukuk alemine çıkmış olan borçların yerine getirilmesine (ifa edil-
mesine) ve bu arada ifasının engellenmesine (eski deyimle ademi ifasına)
ve bu aşamadaki (sonraki) eksikliklere ve aksaklıklara geldi.
Doğaldır ki borçlar ifa edilsin diye oluşturulur; yoksa ifası engellensin
diye değil. İlkin borçların ifasının yolu yordamı, ifanın değişik biçimleri,
ardından da borçların ifasının engellenmesi ele alınacaktır bu derslerde.
Konumuzu belirledik; şimdi de kurallar, kavramlar ve kuramlar ormanı
içinde kaybolmamak için konumumuzu saptayalım. Bunun için de işe ya-
sanın ve derslerimizin yol haritasıyla, planıyla başlayalım. Her işin başında
plan gelir ne de olsa!
Bilindiği gibi, "Borçlar Kanununun Genel Hükümleri", Medeni Kanu-
nun bütünleyici parçasını (mütemmim cüz'ünü) oluştururlar; bu arada MK
mad. 5 kuralının kurduğu "atıf' köprüsünden geçirilerek, Medeni Kanun'da
düzenlenmiş olan hukuki ilişkilere (örneğin demek üyeliği, nafaka veya
haksız zilyetlik ilişkilerine) de aktanlabilirler. Aslında, bu "Genel Hüküm-
ler", tüın özel hukukun genel ve temel hükümleri sayılabilirler. Ticaret
Kanunu'nu Medeni Kanun'un "ayrılmaz cüz'ü" sayan aynı yasanın mad. 1
kuralı da Borçlar Kanunu'nu Ticaret Hukuku da dahil olmak üzere tüm özel
hukuk ilişkilerinde geçerli "ana yasa" olarak karşılayıp değerlendiren bu
anlayışı pekiştirir. Yeni MK 5'in söylemi bu anlayışı eskisinden daha da
açık yansıtır: "Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri tüm özel hukuk ilişki-
lerine uygulanır."
Aslına bakılırsa, Borçlar Hukukunun Genel Bölümü, yalnız tüm özel lıukukım
değil, aynı zamanda kamu hukukunun, özellikle İdare Hukukunun ve Uluslararası
Hukukun da genel ve temel kurallarını, kavramlarını ve ilkelerini kapsar. Demek ki
Borçlar Hukukunun Genel Hükümleri, hiç abartısız, yalnız Borçlar Hu/.cukımun de-
ğil, tüm hukukun "Genel Hükümleri"dir.
Borçlar Kanunu'nun böylesine önemli "Genel Hükümleri"nin (mad. 1- 2
206 kurallarının) sistematik çatısı şöyle örülmüştür: Birinci Bab'da (mad.
1-82) borç ilişkilerinin, özellikle sözleşmelerin oluşmasına, onların kurucu
4
§ l
öğelerine ve geçerlilik gereklerine yer verilir. Bu arada borç kaynakların-
dan "haksız fiil" ile "haksız zenginleşme"ye de değinilir. "Borç İlişkisinin
Hükiimleri" (Etkileri) başlığını taşıyan ve bizi asıl ilgilendiren İkinci
Bab'da ise üç fasılda üç ayn konuya rastlanır:
1) Borçların ifa edilmesi ve alacaklının temerrüdü (BK 83-111).
2) Borçların ifa edil(e)memesi yani "ifa engelleri" (BK 112-126).
3) Borç ilişkisine yabancı üçüncü kişiyle ilişkiler (BK 127-130).
Bu konulan birer örnekle canlandıralım: Hasta, doktora telefon ederek,
onu evine çağırıyor: Sözleşmenin oluşması! Doktor eve gelip hastayı mua-
yene ediyor: Borcun ifa edilmesi! Hasta eve gelen doktora kapıyı açmıyor:
Alacaklı temerrüdü tipinde ifa engeli! Doktor eve gelmeyi unutuyor: Borçlu
temerrüdü tipinde ifa engeli! Doktorun eşi telefonda sırf hasta başka bir
doktora başvurmasın diye, doktorun geleceğini garanti ediyor: Üçüncü
şahsın fiilini taahhüt tipinde bir üçlü ilişki!
Kitabın bu cildinde, alacaklı temerrüdü, verilen örneğin de ima ettiği
gibi, yasada ve genelde öğretide benimsenen plandan ayrunlı olarak, "ifa"
bağlamında değil de "ifa engelleri" bağlamında ele alınacaktır. Yasadan ve
klasik ders kitaplarında izlenen plandan bir başka sapma da şu noktadadır:
Daha baştan mevcut olup yasanın aksak düzenlemesine göre butlana yol
açan imkansızlık ile sonradan oluşan ve yerine göre ya borçlunun sorumlu
tutulmayıp borçtan kurtulmasına ya da sorumlu tutulup tazminat ödemesine
yol açan imkansızlık birlikte incelenecektir. Yeri geldiğinde, benzeri benze-
re bağlayan bu sistematiğin tutarlılığı daha iyi anlaşılacaktır.
Bu arada, aslında ifa ve ifa engeli konularıyla doğrudan ilgili olmayan
"borç ilişkisine yabancı üçüncü kişiyle ilişkiler" (BK 127-130) konusu, ayn
bir ciltte özel olarak ele alınacağı halde, bu ciltte de üçüncü kişinin ifasıyla
ve üçüncü kişiye ifayla bağlantılı olduğu ölçüde ayrıca incelenecektir. Ger-
çekten de üçüncü kişinin ifası BK 127'nin halefıyet kuralına, üçüncü kişiye
ifa da BK 129'un üçüncü kişi yararına sözleşme kuralına uzanır; bu kuralla-
rın uygulanmasına yol açar. Bu kurallar bilinmeden üçüncü kişinin ifasıyla
üçüncü kişiye ifa üçgenlerinin içinden çıkılamaz.
"Genel Bölüm"ün son iki konusunu oluşturan "Borç İlişkilerinde Özel
Durumlar" (yani birden çok kişili ilişkiler ya da koşula veya güvenceye
bağlı özel anlaşmalar) ile "Borçların Sona Ermesi" ayn bir ciltte ele alına-
caktır. Ama geride belirtildiği gibi, ''borçların sona erme" nedenlerinden
"borçlunun sorumluluğunu gerektirmeyen sonraki ifa imkansızlığı" bu ki-
tapta da özel olarak incelenecektir.
Öte yandan, ifa ve özellikle edim kavramıyla çakışan ve en başta, amacı
5
§ 1
boşa çıkmış edimlerin, bu edimleri yerine getirmiş olan kişilere geri döndü-
rülmesine yarayan haksız zenginleşme (sebepsiz iktisap) istemi (yasal borç
kaynağı), borçların ifa edilmesi ve edil(e)memesi konuswıun hemen ardın-
dan ayrıca ele alınıp incelenecektir. Hazır sırası gelmişken, haksız zengin-
leşme olguswıu (aynı zamanda ifa konusuyla bağlantısını da gösteren) bir
örnekte canlandıralım: Hasta, doktora ifasını borçlu bulunduğu muayene
ücretini yanlışlıkla ya kendisine iki kere üst üste veya dalgınlıkla kendisini
sağaltan kişi sandığı bir başkasına ödemiştir. İşte, bir ifa sayılamayacak
olan ve edimi alanın da hak etmediği bu nedensiz edimin (fazla ve yanlış
kazandırmanın) tasfiyesi (iadesi) haksız zenginleşme (sebepsiz iktisap)
kuralları eliyle gerçekleştirilecektir. (BK 77 i.s.)
Dikkat edilirse, bu dizgede, "haksız zenginleşme" (sebepsiz iktisap),
yasal borç kaynaklarından "haksız fiil"in yanıbaşındaki yerinden çekilip
alınmakta ve kendisine konu olarak çok daha yakın düşen "ifa"run ve "ifa
etmeme"nin ardına takılmaktadır.
Tutarlı olduğunu sanarak benimsediğimiz bu sistematik silsilede, edim-
lerin a) yerine getirilmesi (ifa), b) yerine getiril(e)memesi (ifa engeli) ve
c) edimlerin ifa amacına ulaşamaması halinde haksız zenginleşme kuralla-
rıyla tasfiye edilmesi, hep aynı hukuki zincirin birbirine sımsıkı bağlı hal-
kalarını oluştururlar.
En başta ele alacağımız "ifa" konusundaki kurallar, sadece hukuki iş- 3
lem, özellikle sözleşme eliyle kurulan borçlara özgü sayılmazlar. İfaya
ilişkin kurallar, aynı zamanda, haksız fiil ve haksız zenginleşme türünden
yasal borçlara da uygulanırlar. Hatta bunlar, kaynağı ne olursa olsun, tüm
borç ilişkilerine uygulanan ortak ve genel kural sayılırlar. (MK 5) Gerçek-
ten, haksız fiil tazminatı ile haksız zenginleşme değerini ödeme borcu da
"ifa" edilir. Tıpkı aidat, nafaka ve vasiyet borçlarının da ifa edilişi gibi. Şu
var ki ifaya ilişkin bu genel kuralların arasında sadece karşılıklı sözleşmele-
rin ya da para borçlarının ifasına özgülenmiş özel kurallar da vardır. (BK
97-99 kuralları gibi.)
Bütün bu kurallar, irade özerkliğinin geçerli olduğu Borçlar Hukukunun 4
yapısal özelliğine uygun olarak, "buyurucu" güç taşımazlar; onlar, daha
çok, sözleşme serbestliği bağlamında, tersine anlaşmayla giderilebilir "ye-
dek", yani "tamamlayıcı" veya "yorumlayıcı" hukuk kuralı zayıflığındadır-
lar. Üstelik bütün bu kurallar, son aşamada, üstün bir üst-ilkenin, "güven
ilkesi"nin (MK 2 I'in dürüstlük ve bağlılık kuralının) denetimine tabidirler.
Yasa kurallarının uygulanma alanına ve gücüne ilişkin bu özellikler, aslında
borçların ifasından sonra ele alınacak olan ifa engellerine ve haksız zenginleşmeye
ilişkin kurallar için de geçerlidir. Bu kurallar da genelde tüm borç ilişkilerine ama
ancak yedek kural olarak uygulanırlar.
§ 1
6
Sonmısuzluk oıılaşınasma ilişkiıı buyurucu kural ilginç bir ayrık oluşturur.
(BK l 15) Yasanın kamu düzenine, kişilik haklarına, hukuka ve ahlaka ayJ...,rı işlemle-
ri kesin lııil..iimsiiz sayan rezervuar 'kuralı yedekte bekler. Ayrıca yeni yasaya faiz
komısımdo ve böliinısel ifada mahsup konusunda iki yeni buyurucu kural eklenmiş-
tir. (BK 88 ll, 100, 120 ll) Bu 'kurallardan faiz konusundaki ilki övgüyü, böliiınsel
ifada mahsup komısuııdaki ildncisi yergiyi hak eder. (Krş. ileride § 8 N 10a ve § 8
N 12).
5 İfaya ilişkin kuralların ele alıp düzenledikleri konular, en başta, borç
konusu edimi (neyi), kimin, kime, nerede, ne zaman ifa edeceği konularıdır.
(2K.3N!) İfanın özneleri, nesneleri ve biçimi (tarzı) ile ilgilidir bu konular.
Başka bir deyişle, edimin yalnız dar anlamda türü ve kapsamı (neyin, hangi
nicelikte ve nitelikte ifa edileceği) değil, aynı zamanda geniş anlamda ko-
nusu da (kişisel, yerel, zamansal öğeleri de) ele alınıp düzenlenir burada.
Borçların ifosmdan (ifanın yolu yordamından ve değişik görünümlerinden) son-
ra ele alınacak olan ifa engellerine ilişkin kurallar ise (ki biz bunlara evvelce de be-
lirttiğimiz gibi, "alacak/mm" ifayı engellemesine ilişkin kuralları. bu arada alacaklı
temerrüdüyle ilgili /..ı,ıralları da katacağız) borç ilişkisinde öngörülmüş olan edim
programından sapmaları, plan dışı "aksilikleri" düzenleyen kurallardır. En sonda
sıraya girecek olan haksız zenginleşme hükümlerine gelince: Bunlar, ön planda ifa
amacı boşa çıhnış edimleri esld sahibine gerisin geriye döndürmeye (tasfiyeye) ya-
rarlar.
il- İFAYA İLİŞKİN KAVRAMLAR VE KURAMLAR
6 Borçların "hangi" kaynaklardan (en başta da, sözleşmeden, haksız fiil-
den, haksız zenginleşmeden) "nasıl", örneğin sözleşmede bir çift sözle,
haksız fiilde yakışıksız bir sövgüyle, haksız zenginleşmede de yanlış bir
ödemeyle oluştuğunu biliyoruz. Şimdi konumuz, işbu borçlara bağlanan
hükümler (etkiler, sonuçlar), açıkçası, borçların yerine getirilmesi (ifası) ve
yerine getirilmemesi (ifasının engellenmesi) olacak.
İfa ve ifa engelleri hukukunun engebeli yolundaki uzun yürüyüşümüze
çıkmadan önce, sıkıcı da olsa, ilkin, oldukça soyut kavramlarla ve kuram-
larla tanışmamız kaçınılmaz. Öyle ki adamakıllı engebeli yolumuzdaki
uzun yürüyüşümüz sırasında sağlam basalım ve tökezlemeyelim; "sağırlar
diyalogu"nun tuzaklarına da düşmeyelim. Bu sıkıcı ama bilinmesi zorunlu
kavramlarla kuramlar "ifa" ve "edim" kavramlarıyla, "edim"e ilişkin bir
dizi alt kavram ve geçerli bir ifa için özel bir ifa iradesinin veya ifa anlaş-
masının gerekip gerekmediği tartışması çerçevesinde üretilen çeşitli kuram-
lardır. İfa kavramıyla başlayalım:
7 Borçlar Hukukunun temel kavramını oluşturan borç ilişkisinin ya da
borcun doğal ve temel amacı ve başlıca hükmü "ifa"dır. (Erfüllung,
Execution, Performance) O kadar ki, borç ilişkisi sırf ifa edilsin diye oluş-
turulur. Borç denince, akla ifa, ifa denince akla borç gelir. Nitekim, ifası
istenemeyen borç "eksik" borç sayılır. Sonra., genelde ifayla borç ilişkisi
çözülür. Herhangi bir nedenle ifa yolunda hedefine ulaşamayan alacaklı da
7
§ ı
borcw1 aynen ifasında sonuna kadar ısrar edebilir. Yargılama (usul) ve ceb-
ri icra hukuku alacaklının aynen ifa istemini güvence altına alır. İfanın en-
gellenınesi üzerine gündeme gelen tazminat, sözleşme cezası, fesih ve
dönme gibi yaptırımlar, alacaklının bu asli aynen ifa istemini sadece pekiş-
tim1ekle kalırlar; aynen ifa istemine eşlik ederler, o kadar. Yoksa borcun
temel ereği sayılmazlar. Alacaklının amacı borçluyu dövmek değildir; onun
üzümünü yemektir. Öte yandan, borçlu da ancak özel koşullarla ve çok sıkı
fonnalitelerle "aynen ifa" dışı yaptırımlara zorlanabilir. (Bk. ileride § 17 N
5; aynca bk.BK113/123!)
İfa, hukuki işlem (bu arada özellikle sözleşme) ya da yasa gereği borç-
lanılnuş olan edimin (işin) borçlunun ya da üçüncü kişinin etkinliğiyle,
onw1 borca uygun edim eylemleriyle yerine getirilmesidir. Eğer olumlu
veya olumsuz, belirli bir eylemde bulunma (para verme, şarkı söyleme veya
söylememe) borçlanılabilecek "edim" ise, bu eylemi borca (söze veya ya-
saya) uygun bir biçimde yapma da "ifa"dır. Borca uygun "ödeme" (tediye),
edimin ve ifanın salt para borçlarına özgü görüntüsüdür. Hemen belirtelim
ki ifanın öğelerini tanıdığımızda bu tanımı genişleteceğiz. (N 27)
1
İfayı amaçlayan edimi borçlu veya üçüncü kişi yerine getirebilir. Ala-
caklı edime kavuşmaya bakar; edime kavuşturana bakmaz. Ama bu edim,
kural olarak ancak edimi almaya yetkili alacaklıya karşı yerine getirilebilir,
yoksa edimi alma yetkisi bulunmayan yabancı (üçüncü) kişiye karşı değil!
İfa alacaklının tatminini amaçlar; başkasının değil!
İfanın kısa tanımından da anlaşılabileceği gibi, borçlanılmış edimin ala-
caklıya karşı borçlunun veya üçüncü kişinin edim eylemleriyle yerine geti-
rilmesi gerekir. Eğer alacaklının edime kavuşması borçlunun veya üçüncü
kişinin edimini yerine getirmesine yer ve gerek kalmaksızın, "tesadüfen" ve
"kendiliğinden" gerçekleşirse (örneğin yıkılması borçlanılan yapı depremde
kendiliğinden yıkılırsa), bu "ifa" sayılmaz; ifanın engellenmesi (imkansız-
laşması) sayılır. (Bk. § 13 N 7!)
İfa, bir yandan alacaklıyı hak ettiği edim alacağına kavuşturmakla onu s
tatmin eder, öte yandan da borçluyu yüklenmiş olduğu edim yükümünden
kurtarmakla onun borcunu söndürüp düşürmekle onu rahatlatır. İfanın,
hukuki zincirin (iuris vinculum'un) çözülmesi anlamına gelen Roma huku-
ku dilindeki Latince karşılığı "solutio" kavramı, bu gerçeği pek çarpıcı
biçimde yansıtır. Sonuçta, ifayla borç kapatılmış, "itfa edilmiş" (söndürül-
müş) ve böylece düşürülmüş olur. (İfa=itfa=sukut) Gerçekten de ilk akla
gelen en tipik "borcun sukutu" (düşmesi) nedeni ifadır. (BK 131 kuralım
mutlaka okuyunuz!)
Borç, kural olarak, zamanın akıp geçmesiyle veya taraflardan birinin
1
İfa konusunda ayrıntılı bilgiler için bk. Rimle, Der erfüllte Schuldvertag, Freiburg, 1995.
§1
8
ölme.siyle değil, "ifayla" sönüp düşerek sona erer. Bilindiği gibi, ifa, bu
özelliğiyle, borçlu yararına, yargıç tarafından görevinden ötürü dikkate
alınabilen bir "alacak hakkının düştüğü itirazı"na yol açar.
İfanın borçlu yararıııa yarattığı et/..."ikendisine alacaklınm alacak hakkının düş-
tüğii itirazım sağlamasıdır. Şöyle ki yargıç, borcunu ifa etmiş olduğunu kanıt/ayabi-
len borçlu) ararma a/acaklıııııı hakkım görevinden ötürü (borçlunun savunma hak-
kım ortaya amıasmı beklemeksizin, kendiliğinden, "re'sen") düşürür. Buna karşılık,
ifaııııı alacaklıya sağladığı bir etld de vardır 1d o da şudur: Alacaklı ifa sayesinde
eline geçimıiş olduğu edime haksız zenginleşme kökenli iade istemlerine karşı di-
reııçli ve kalıcı biçimde sahip çıkabilir. Özetle, ifaııın sonucu (etkisi, hükmü) borçlu
için borcundan temelli J...ıırtuluştur; alacaklı için de edime temelli kavuşmadır.
9 Şu da var ki ifanın borcu söndürüp düşürebilmesi için, yerine getirilen
edimin borca uygun olması, yani "borçlanılmış" edimle örtüşmesi gerekir.
On kilo armut yerine beş kilo elmayı, İstanbul yerine Ankara' da, Ekim
yerine Kasım'da, Ali'ye verecekken Veli'ye veren borçlu, kural olarak,
edimini ifa etmiş, borcunu da itfa etmiş sayılmaz. Tersine, edim progra-
mından sapmış, ifayı engellemiş olur. Konu, tutar, yer, zaman ve kişi öğele-
ri yönünden borca (söze ve yasaya) uymayan edim kural olarak geri çevri-
lebilir; edimin borca uygun biçimde yinelenmesi istenebilir; bu isteme
uyulmazsa ifa engellerine özgü tazminat, dönme veya fesih yaptırımları
gündeme gelebilir.
Eklemek gerekir ki ifanın yerini tutan (ifanın Surrogat'ı, kaim değeri sayılan)
"üçüncü kişiye izinli tevdi" ve "takas" da borcu söndürüp düşürür; borçluyu borçtan
kurtanr. Demek ki sadece ifa itfaya yol açmaz. Başkaca olgular da borcu söndürebi-
lir.
Borcu söndürüp düşüren olgulann bir bölümünde (örneğin ifada ve takasta)
alacaklı tatmin edilirken, bir başka bölümünde (örneğin alacaklının borçlusunu ibra
etmesinde) alacaklı tatmin edilmiş olmaz.
Dikkat edilsin ki ifayla sönüp düşen, tekil (münferit) borçtur; dar anlamda borç
ilişkisidir. Bir dizi yan edim ve davranış (koruma) yükümüyle, yetkisiyle, ödeviyle,
yüklemesiyle, "organizma ve süreç" anlamında borç ilişkisi (geniş anlamda borç
ilişkisi) ise pekala ifayla sona ermeyebilir; ifadan sonra da süregelebilir. (İfa sonra-
sında sır saklama yükümü gibi.) Öte yandan, (ödünç, ariyet ve kira gibi) sürekli ya-
rarlandırma ilişkilerinde tüm edimler yerine getirilmiş olsa bile, sürenin bitmesin-
den ya da fesihten (sözleşmenin bitiminden) sonra, bu sefer sözleşmese/ iade (ikincil
edim) yükümleri söz konusu olabilir.
İfayla dar anlamda borcun sona ereceği kuralının da istisnası vardır: Eğer
borçlu yerine ifada bulunan üçüncü (yabancı) kişi alacaklıya "halef' olabiliyorsa, o
zaman ifaya karşın borçlunun borcu düşmez de alacaklının halefi sayılan üçüncü ki-
şiye karşı süregelir. Demek ki her ifa itfaya yol açmaz. (Bu arada itfaya yol açanın
sadece ifadan ibaret olmadığı yolundaki kuralı da unutmayalım; özellikle üçüncü ki-
şiye izinli "tevdi" ile "takas''ı anımsayalım.)
Ekleyelim: İfayla borç ve alacak sona erince, onlara bağlı tüm yan (fer'i) haklar,
yani kefalet, rehin, hapis gibi güvenceler ve faiz ile sözleşme cezası benzeri eklenti-
ler de düşerler. (BK 131 [)
9
§ J
{/'mın borcu tiinı ıı.zaııtı/anyla söndiiriip dii iiriicii etkisi dışında, ilginç hlr etkisi
d . şek/ ,ı � çersi=/ıir borçlanma sözlı:şııı•sine sağlık kazaııdırma (Koııvalesan.v) et-
kisi vlal>i/ir. MK 676 J. BK 288 111: Şeklcıı g çersiz, sözlü taa/ılıiJI te1ıfiz edilince ar-
tık şekil hıırlmııııa daymıılama.=! Şıı var ki ((amıı bu sağaltıcı etkisi kımıl dışıdır,· ge-
ııcl ilkcvi oluşt1111ııaz. Hu/-..,,k,.mıuzda "koııvalesaııs otomatiği"ııe yer yoktur.
İfa kavramından sonra, şimdi de "edim" (Leistung, prestation) kavra- ıo
nuna geçelim. Edim kavrrunı, sadece ifa konusunun temel kavramı sayıl-
makla kalmaz; aynı zamanda haksız zenginleşme konusunun da temel kav-
rrunı sayılır. İfa, edimsiz düşünülemez. Haksız zenginleşmenin en önemli
türiinü oluşturan "haksız, yersiz, nedensiz edimden ötürü zenginleşme" de
ifa an1acını ıskalrunış bile olsa, yine de bir edimin varlığını şart kılar. Açık-
çası, edim kavramı bir omUZW1da ifa ve ifa engelleri hukukunu öteki omu-
zunda da haksız zenginleşme hukukunu taşır.
Genelde borç ilişkisinin konusu bağlamında ele alınan "edim" şimdi
burada ifanın ve haksız zenginleşmenin konusu olarak ele alınacaktır.
Alacaklının borçludan isteyebileceği, borçlunun da alacaklıya karşı ye-
rine getirmek zorunda olduğu davranıştır; açıkçası, vermedir, yapmadır
veya yapmamadır (dare, facere, non facere'dir) edim. Sözün özü, borçlanı-
lan iştir. Başka bir anlatımla: Borçlunun alacaklı yararına, borca uygun
davranışıdır. Bu niteliğiyle, borç ilişkisinin kurucu öğesi ve konusudur. İşte
ifa da, böyle bir verme, yapma veya yapmama ediminin borca (taahhüde
veya yasaya) uygun biçimde yerine getirilmesi demektir.
Edim, rastgele, rastlantısal, mekanik bir eylem değildir. Belirli bir ki-
şiyle kurulmuş olan belirli bir borç ilişkisiyle bağlantılı (böyle bir ilişkiye
muzaf) olarak gerçekleştirilecek istençli, bilinçli, amaçlı bir eylemdir.
Dikkat edilsin ki burada sözü geçen irade, hukuki işlem anlamında bir irade ol-
mayıp zilyetlik iradesinde söz konusu olduğu gibi "doğal" (tabii) bir iradedir. Böyle
olunca da ne hukuki işlem ehliyeti gerektirir, ne de irade bozukluğundan etkilenir.
Bu nokta ileride ifa kuramları bağlamında daha ayrıntılı olarak ele alınacaktır.
Edim, aslında, belirli bir alacaklıya ve amaca, kural olarak ifa amacına
(causa solvendi) yönelik, bilinçli, amaçlı bir kazandırma olarak da tanımla-
nabilir. (Edim= Bilinçli, amaçlı kazandırma)
Ama ender de olsa, malvarlıksal (mameleki, parasal) kazandırma değeri taşıma-
yan "geceleri radyo çalmama" gibi tinsel, ülküsel edimlerle de karşılaşılabilir peka-
la
2
.
Kazandırma, edim, ifa ve zenginleştirme kavramları arasındaki ilişki şöyle açık-
lanabilir: Kazandırma malvarlıksal (parasal) zenginleştirmedir. Edim ise borç/anı-
2
Bk. Weber, Vorbemerkungen zu Art. 68-96 N 21 i.s.; Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hu-
kuku Genel Bölüm, Birinci Cilt, 2008, § 3 N 3. Nitekim "edim zenginleşmesi"nin konusu-
na aşk mektubu gibi para etmeyebilecek tinsel, ülküsel değerler de girer. Bk. LarenıJ
Canaris, Schuldrecht W2, § 71 I 1, s. 255.
§1
10
lan parasal veya parasal olmayan zenginleştirmed_ir?. enginleştirme kavramı para-
sal nirelikli kazandırma kavramından daha geniştir. Orneğin, bir mekt!fp iletme pa-
rasal bir kıızaııdırma değildir ama yiııe de zenginleştirici bir edimdir. ifaya gelince:
İfa borçlanılan edimin yerine getirilmesidir.
ıı İfa, borçlunun iradi etkinliğiyle somut bir borç ilişkisi bağlamında borç-
lanılmış bir edimin yerine getirilmesi diye değerlendirilince, "edimsiz
ifa"nın söz konusu olamayacağı da kendiliğinden anlaşılır.
Evvelce belirtildiği gibi, doktor çağıran hastanın kendiliğinden iyileşmesi önıe-
ğinde olduğu gibi, ifayla izlenen amaç borçlunun öznel ve iradi edim eylemleri dı-
şmda "tesadüfen" gerçekleşmişse, "amaca ifa dışı yoldan ulaşma" (Zweck-
erreiclıung) tipinde bir "ifa engeli" ile karşılaşılır. Yoksa ifadan söz edilemez. Nite-
kim böyle bir olasılıkta karşı edim de hak edilmez.
3
12 Yalnız şu var: "Edimsiz ifa" olmaz ama arada sırada "ifa sayılamayacak
edim" (ifasız edim) ile pekala karşılaşılabilir. Şöyle ki amaçsız (sebepsiz)
iktisaba, yani haksız zenginleşmeye yol açmış olan edimler ifa yerini tuta-
mazlar. Örnek: Borçlu olmadığım bir edimi yanlışlıkla yerine getirirsem,
herhangi bir borç söndürücü ifada bulunmuş sayılmam. İfa amacını (causa
solvendi'yi) ıskalamış olan bu yersiz ve gereksiz edimimi, sonradan, neden-
siz edimden ötürü haksız zenginleşme istemiyle (Leistungskondiktion ile)
geri sağlanın.
İfa amacı boşa çıkmış olan bir edim elde tutulabilecek kalıcı bir edim
olamaz. Böylesine amaçsız (sebepsiz) bir edim (edinim=iktisap) haksız
zenginleşme (sebepsiz iktisap) hükümleriyle tasfiye edilir; gerisin geriye
döndürülür. Ancak ifa amacına başarıyla ulaşmış edimdir ki kalıcı sayılır;
edim zenginleşmesi istemine karşı dirençli olur; haksız zenginleşme hü-
kümleriyle tasfiye edilemez. Böyle bir sağlıklı edim, olsa olsa, sonradan ifa
yolunda (sürecinde) karşılaştığı aksilikler (komplikasyonlar), yani ifa en-
gelleri (Leistungshindernisse, Leistungsstörungen, perturbations a
1'execution, irregularities of performance) yüzünden "sözleşmeden dönme"
işlemine bağlı sözleşmesel bir istemle gerisin geriye döndürülebilir.
4
Böylece, edim, ifa, ifa etmeme ve haksız zenginleşme kavramları arasındaki sıkı
bağlantı bir kez daha su üstüne çıkmış olur. Bu kitapta benimsenen sistematik sıra-
nın teorik tutarlılığı (haksız zenginleşme hukukunun haksız fiil hukukunun yanıba-
şından çekilip alınarak ifa ve ifa engelleri hukukunun ardına yerleştirilmesindeki di-
daktik yarar) da kanıtlanmış olur.
İfa, ifa etmeme ve haksız zenginleşme hukukunun temel kavramını
oluşturan "edimin" niteliklerine ve türlerine gelince:
3
Bk.. § 13 N 7 i.s.
4
Krş. § ı7 N 16 ve § 25 N 1.
§ ı
Önce edimin niteliklerinden başlayalım: İfa edilecek olan edim, huku- 13
k n korunmaya değer, hukuki bir yaptırımla pekiştirilmeye elverişli ve aynı
zamanda "belirli", hiç değilse "sonradan belirlenebilir" bir edim olmalıdır.
Hukuken bağlanma bilincinin varsayılabilmesi, edim borçlusunun kişiliği-
nin korunabilmesi ve aynı zamanda edimin cebren icraya konu olabilmesi
için gereklidir bu. Öyleyse, "günün birinde sana herhangi bir şey veririm"
sözü hukuki anlamda gerçek bir edim sözverisi içermez. Böyle bir sözveri
de hukuken bağlayıcı bir borç ilişkisinin oluşmasına yetmez. Neyin verile-
ceği, yapılacağı, yapılmayacağı az çok kestirilmelidir ki edimin belirlenebi-
lirliğinden ve borç ilişkisinin varlığından söz edilebilsin.
Edimin türlerine gelince: En başta asli, tali ve yan edim kavramları çı- 14
kar karşımıza. Şöyle ki belirli bir borç ilişkisinden, sadece o borç ilişkisinin
tipini belirleyen onsuz olmaz, tipik "asli edim yükümleri" (örneğin satılanın
veya bağışlananın mülkiyetini kazandırma yükümü veya kiralanandan ya-
rarlandırma yükümü) çıkmaz; aynı zamanda bu asli edime eşlik eden, onun
amacına ulaşmasına yarayan "yan edim yükümleri" de çıkabilir. Kiralanan
yerde sağlık ve erinç içinde oturmayı sağlama yükümü gibi. Bu asli ve yan
edim yükümlerine aykırılık edildiğinde yerine getirilmesi gerekli "tazmi-
nat" benzeri koşullu edimlerse, ikincil (tali) edim sayılır. Aynen mal ve
para kullandırma sözleşmelerinin sona ermesi üzerine gündeme gelen "kul-
lanılmış malı veya parayı iade" (tasfiye) edimleri gibi. Bunlar da ikincil
edim sayılırlar.
Edim yükümlerinden bağımsız "davranış yükümleri", açıkçası, karşı yanın mal-
varlığını ve kişi varlığını "koruma yükümleri", sözgelişi, karşı yana sözleşme konu-
sunda sağlıklı bilgiler verme ve onun mal ve kişi varlığına zarar vermeme yükümleri
aynca saklıdır. Bu davranış yükümlerini edim yüküm/eriyle karıştırmamalıdır.
Edim yükümleri karşı yanın değişim (mübadele) değerine kavuşma çıkanna
hizmet ederler. Koruma (davranış) yükümleri ise karşı yanın bütünlük çıkarını (sta-
tükoyu) korumayı amaçlarlar. (Krş. ileride§ 23 N 1)
"Ödev" (Obliegenheit) ise edim yükümünden de davranış yükümünden de ayn-
dır. Gerçi ödeve de düşük yoğunlukta bir yüküm gözüyle bakılabilir, ama ödeve ay-
kırılık, gerçek yüküm/erde rastlandığı gibi ifa veya tazminat sorumluluğuna yol aç-
mayıp salt aykırılık edenin başkaca kayıplara uğramasına yol açabilmektedir. Ala-
caklı temerrüdüne düşmeme ve zararı düşük tutma ödevlerinde olduğu gibi. (Bk. ile-
ride§ 12 N 3).
İfa kavramı bağlamında edimden söz edince, bundan, yerine göre, borç- ıs
lunun öznel (sübjektif) edim eylemini gerçekleştirmesi anlaşılabileceği
gibi, alacaklının nesnel (objektif) edim sonucuna kavuşması da anlaşılabi-
lir.
Kimi borçlarda borçlunun sorumluluğu açısından, salt onun özenli bir
edim etkinliğinde (Leistungshandlung) bulunması yeter. Borçlu, bu gibi
borçlarda, edimin sonucunun alacaklının beklediği gibi gerçekleşmemesin-
11
-
§1
12
den ötiiıü sorumlu olmaz. Salt ameliyat etmenin veya dava izlemenin yetti-
ği, buna karşılık iyileştirmenin veya dava kazanmanın aranmadığı bu eylem
borçlarının (ki bunlara Fransızlar "obligations de moyens" derler) en güzel
örnekleri iş (hizmet) ve vekalet sözleşmelerinde bulunabilir.
Buna karşılık çoğu borçlar "sonuca bağlı borç" (obligation de resultat)
olarak karşımıza çıkar. Örneğin, en yaygın sözleşme türü sayılabilecek olan
satımda, eşyayı teslim etmek yetmez; satılanın mülkiyeti de kazandırılmalı-
dır; bunun gibi, eserde (istisnada), eser için çalışmak yetmez; ortaya konan
eser mutlaka düzgün (ayıpsız) olmalı; sonradan bozuk çıkmamalıdır. (Terzi
elbiseyi dikmekle yetinemez; onu giyilebilecek biçimde vermelidir). Kul-
landınna (yararlandırma) sözleşmeleri de hep böyle sonuca bağlı borçlara
kaynak olurlar.
Sonuca bağlı borçlarda edim sonucu (Leistungserfolg) alacaklının bek-
lentileri doğrultusunda gerçekleşmedikçe ifa tamamlanmış sayılamaz; borç-
lu da borcundan kurtulamaz. Gerçi edim sonucunun gerçekleştirilmesi bir
kaza sonucunda imkansızlaşırsa, yerine göre, kusursuz borçlu borcundan
kurtulmuş sayılabilir. Ama bu şans borçlu borcunu ifa ettiği için değil de
borcun borçlu tarafından ifası imkansız hale geldiği için söz konusu olur.
Bununsa, karşılıklı sözleşmede edim ve karşı edim basan yönünden özel
sonuçları olur. (Krş. BK 136/208)
Bu arada şunu da eklemeli: Eğer alacaklı edim sonucuna borçlunun edim ey-
lemlerine gerek kalmaksızın, başka yollardan kavuşmuşsa, başka bir deyişle, amaç
ifa dışı yollardan gerçekleşmişse, artık ifadan değil, ifa engelinden söz edilir. Yıkıl-
ması taahhüt edilen yapının bir depremde kendiliğinden yıkılmasında olduğu gibi.
(§ 13 N7)
Edim eylemi-edim sonucu ayrımı konusunda eklenmesi gerekli bir başka nokta
da şudur: Olumsuz edimlerde (yapmama veya kaçınma edimlerinde) böyle bir ayrı-
ma yer yoktur; borçlunun yapmama veya kaçınma edimi ifanın tamamlanmış sayıl-
masına yeter.
Borçlu temerrüdünün oluşması ve sona ermesi açısından önem taşıyan
"gününde ifa"dan, sonuca bağlı borçlarda salt borçlunun edim eyleminin
gerçekleştirilmesinin mi yoksa aynca alacaklının edim sonucuna kavuşma-
sının da mı anlaşılacağı tartışmalıdır. Bu sorun, özellikle, borçlunun borçlu
bulunduğu malı veya parayı bizzat alacaklıya götürmeyip ona yolladığı
durumlarda kritik boyutlar kazanır. Ama götürülecek para borcunda paranın
postayla yollanmasında da tereddütlere rastlanır. Acaba yoldaki gecikmenin
riskini kim taşıyacaktır? (Bk. ileride § 4 N 7/8, aynca bk. § 17 N 13) Soru-
nun çözümü her bir olguda menfaatler durumunun özel olarak değerlendi-
rilmesi sonucunda değişik olabilir.
16 Edimler genelde rastgele, herhangi bir kişi tarafından yerine getirilebi-
lecek olan anonim "maddi edimlerden" oluşurlar. Eşya ve para verme edim-
§ 1
leıinin tümüyle, yapına ve yapmama edimlerinin çoğu böyledir. Bu edimle-
ri mutlaka borçlunw1 bizzat yerine getirmesi gerekmez; edim sürecine pe-
kala borçlu dışında "üçüncü kişiler" de katılabilirler.
Gelgelelim, kimi zaman, ancak kişisel özelliklerine güvenilen belirli bir
borçlu tarafından yerine getirilebilecek "kişisel edimlerle" de karşılaşılır.
Ameliyat etme, ders venne, konser verme veya portre çizme edimleri gibi.
Kişisel edimleıin özellikleri şu noktalarda su üstüne çıkar: Bir kere bu
edimler ancak borçlular eliyle (şahsen) yerine getirilebilecekleri için bun-
larda ifa güçsüzlüğü (sübjektif imkansızlık) sorunuyla daha sık karşılaşılır.
Öte yandan bu gibi kişisel edim borçları mirasçılara geçmediği gibi, iflas
masasına da girmez.
Edimlerin bir bölümü olumludur; bir başka bölümüyse olumsuz. Olum- 17
lu edimler verme ve yapma edimleridir. Olwnsuz edimlerse belirli bir kişiy-
le rekabet etmeme yani "yapmama" veya bir yabancının (diyelim kiracının)
belirli bir olanaktan yararlanmasına "katlanma" gibi özel "kaçınma" edim-
leridir.
Olumsuz edimler bakımından, borçlunun verdiği ödünün kişilik hakkının korun-
ması gereği (MK 23) karşısındaki sınırları özel bir önem kazanır. Nerede bir olum-
suz edim varsa, orada hukukçu MK 23/BK 27 kurallarının denetleyici filtrelerini
özel bir titizlikle devreye sokmalıdır.
Olumsuz edimlerin bir özelliği de şudur: Olumsuz edime ilişkin istemler özel bir
koruma gereksinirler; çünkü yüküme aykırılık olasılığında ifayı sonradan telafi ola-
nağı genelde bulunmaz. Aynen ifa sonradan sağlanamadığı için de alacaklıya daha
yüküme aykırılık öncesinde "önleyici kaçınma davası" açma şansı verilir. (Ayrıca
bk. § 17 N 6)
Edim türlerinin sıralandığı bir tabloda "ansız" (anlık, bir kerelik) edim - 18
dönemli edim- sürekli edim ayrımı özel bir önem taşır. Edimin süresini göz
önünde tutan bu aynında, ansız edim bir çırpıda, bir kerede yerine getirile-
bilen olağan edimdir. Satılan tek ciltlik ders kitabını teslim etme gibi. Bu
edimler özellik taşımazlar.
Dönemli edimde ise, tutan baştan belli ve bölümleri birbirine bağımlı
bir kerelik ansız bir edimin, olanakların elvermemesinden ötürü düzenli
veya düzensiz aralıklarla, art arda, bölüm bölüm (parti parti) yerine getiril-
mesi, adeta yinelenmesi öngöıiilür. Ansiklopedinin cilt cilt, akaryakıtın
tanker tanker yollanması gibi. Böylesine dönemli edimli ilişkilerde edim-
lerden birindeki bir aksiliğin öteki edimlere etkisi sorun yaratabilir.
Sürekli edime gelince: Buna örnek olarak hizmet ve kullandırma (kira,
ariyet, ödünç) edimleri gösterilebilir. Bunlara bir de tutarı baştan belli ol-
mayıp birbirlerinden bağımsız sayılan kendine özgü dönemli edimleri, ör-
neğin doğalgaz, su ve elektrik gibi enerji kaynaklarını yollama edimlerini
13
-
§ 1
14
eklemelidir. Bu gibi sürekli edimli ilişkilerde edim hiç kesintisiz, her an
yerine getirilir. Süre (zaman), sözleşmenin salt ifa biçimi olmaktan çıkar;
düpedüz sözleşmenin belirleyici asli öğesi olw·. O kadar ki süre, edimin
kapsamım belirler. Edimin süresi ne denli uzarsa edim.in kapsamı da o öl-
çüde genişler. Çalışma süresi kadar ücret, yararlanına süresi kadar kira, faiz
ve abonman bedeli ödenir. Öte yandan, zamanında ifası kaçırılmış olan
sürekli edinıin ifası da genelde imkansızlaşmış sayılır. Malı kullandırmada
veya işi gömıede gecikilmişse, günü veya saati kaçırılan edim ancak söz-
leşıne sonradan gönül rızasıyla veya "aynen tazmin" yaptırımıyla ve zorla
uzatılarak telafi edilebilir. Bu açıdan, sürekli edimli borç ilişkileri çoğun-
hı1da "mutlak kesin vadeli işlem" sayılırlar.
5
Sürekli edimli ilişkilerin özelliği şuradadır: a) Bunlar her zaman ve yal-
nız fesihte sona erdirilebilirler; aynca, taraflarca veya yasaca öngörülmüş
olan belirli sürenin dolmasıyla sona ererler; b) taraflar arasındaki güven
ilişkisinin ve yükümler listesinin yoğunluğuyla, c) beklenmeyen gelişmeler
karşısında sözleşmenin değişen koşullara uyarlanması veya feshedilmesi
yolundaki yetkilerin sıkça tanınmasıyla, d) bir de ifa sürecine girildikten
sonra iptal ve dönme gibi evvelce yerine getirilmiş edimleri gerisin geriye
döndürebilecek tasfiye yetkilerini tanımazlıklarıyla dikkati çekerler.
6
19 Edimin türlerine ilişkin listeyi son bir ayrımla kapayalım: Eylemsel
edim salt bir maddi etkinlikle, diyelim bir diş çekmekle veya odayı boya-
makla yerine getirilen edimdir. İşlemsel edimse, adı üstünde, bir hukuki
işlemle, diyelim eşyanın teslimiyle veya alacağın temlikiyle gerçekleştirilir.
Genelde başkaca bir ek işlemi gerektirmeyen iş bitirici bir "tasarruf işlemi"
olarak belirir işlemsel edim. Mülkiyet ve alacak devri gibi. Olsa olsa bir
maddi fiil ya da formalite eklenebilir bu edime. (Tescil veya senet devri
gibi). Gelgelelim, ön sözleşmeye dayanan asıl sözleşmeyi kurma işlemsel
ediminde, bu edim salt borçlanma sözleşmesi görünümünde belirir. Bunun
üstüne sonradan mutlaka tasarruf işlemini oturtmak gerekir.
20 Şimdi gelelim en sıkıcı ve yorucu tartışmaya. Aslında "bir bardak suda
fırtına"ya yol açtığı, uygulamada pratik önem taşımadığı, tüm görüşlerin
sonuçta aynı kapıya çıktığı biline biline göze alınacaktır bu sıkıntı ve yor-
gunluk.
5
Bk. § 5 N 2.
6
Edim ve türleri üstüne bk. Eren, Borçlar Hukuku, s. 96 i.s.; Schraner, Vorbemerkungen
zu OR 68-96 N 23-39; Gauch/Schluep/Schmid/Rey, Schweizerisches Obligationenrecht,
N 35-41. Özel olarak sürekli borç ilişkileri üstüne bk. Seliçi, Sürekli Borç İlişkilerinin So-
na Ermesi, 1970; Altınok Ormancı, Sürekli Borç İlişkilerinin Haklı Sebeple Feshi, İstan-
bu4 2011; Oetker, Das Dauerschuldverhaeltnis und seine Beendigung, 1994.
15
Tartışmanın kaynnğını oluşturan sonın şudur: Acaba borçlanılmış cdi-
nlin eylemiyle ve sonucuyln gereği gibi, dosdoğru ve tastamam gerçckleşti-
rilm i, ifaya bağlanan tüm sonuçları, en başta da ifanın "itfa" etkisini ya-
ratmaya eter mi�yoksa edimi sağlıklı ve kalıcı biçimde gerçekleştirebil-
mek için. aynca, borçlunun ya da onun yerine ifada bulunan üçüncü kişinin
ifa iradesine. hatta belki bunun da ötesinde, alacaklının katılımıyla oluşacak
özel bir ifa anlaşmasına gerek buhmur mu?
Bu sonın, öğretide yüzyıllardır hararetle tartışılmaktadır. Üretilen ku-
ramlar üç odakta toplanabilir: Sözleşme kuramına göre, geçerli ve etkili bir
ifa için, borçluyla alacaklı arasında, edimin ifa amacıyla gerçekleştirilmesi
konusunda açık ya da (hiç değilse-) üstü kapalı bir anlaşmanın oluşması
gerekir. Buna karşılık, ifayı salt maddi bir eylemden (Realakt) ibaret gören-
lere bakılırsa, ifanın gerçekleşmiş sayılması için böylesine özel, ayn bir
anlaşmaya, hatta tek yanlı bir ifa iradesine (animus solvendi) bile gerek
yoktur; edimin borca uygun biçimde eylemli olarak (fiilen) gerçekleştiril-
mesi ve yerine göre ayrıca alacaklının edim sonucuna kavuşturulması yeter-
lidir. Arada, ortalama bir yer tutan uzlaştırıcı ve ayırımcı "sınırlandırılmış"
(sulandırılmış) sözleşme kuramı yandaşlarına kalırsa, kuyu kazma gibi
eylemsel edimlerde ifa anlaşmasına, hatta ifa iradesine gerek bulunmazken,
alacaklının ifaya katılmasını kaçınılmaz kılan alacak veya mülkiyet geçir-
me gibi işlemsel edimlerde, bu işleme aynca ve özel olarak eklenen bir ifa
anlaşmasının varlığı aranmalıdır. İfa için geçerli bir anlaşma arayanların
her iki taraf için de işlem ehliyetini ve sağlıklı (hatasız) bir iradeyi de şart
koşacakları doğaldır.
Eğer ifa bir hukuki işlemden oluşuyorsa (örneğin satıcının ifası mülkiyetin devri
ayni tasanıif işlemini gerektiriyorsa), işlem ehliyetinin ve sağlıklı (hatasız) iradenin
bu işlem için aranacağı zaten kuşkusuzdur; ama bu nokta hukuki işlemin geçerlilik
gerekleriyle ilgili apayrı bir noktadır. Burada tartışılan nokta, bu hukuki işlemden
(örnekte ayni tasarruf sözleşmesinden) ayrı olarak, ayrıca edimin ifa ve itfa amacıy-
la gerçekleştirildiğini açıklayan sağlıklı bir ifa iradesine veya ifa anlaşmasına yer
ve gerek olup olmadığıdır.
Zilyetliği kazanabilmek için özel bir zilyetlik iradesinin aranıp aranma- 21
yacağı (küçüğün uykuda gizlice yastığının altına konan armağana zilyet
olup olmayacağı) konusundaki spekülatif polemiği anımsatan ve kavram
hukukçuluğunun izlerini taşıyan bu salt akademik önem taşır çekişmenin
tozuyla dumanı gerçekçi bir yaklaşımın püskürtücüsüyle savrulduğunda
ortaya çıkan hukuki gerçek şudur:
Varhğı tartışılan ifa ve itfa iradesi, kural olarak, belirli bir borç ilişki-
siyle bağlantılı (ona muzaf) bir ifa amacına yönelik bilinçli kazandırma
anlamındaki her edimin (bu edim ister eylemsel edim olsun, ister işlemsel
edim olsun) bünyesinde genel ve götürü biçimde zaten açıklanmış sayılır.
§ 1
16
Böyle bir doğal (tabii) irade (animus solvendi) için işlem ehliyeti ge-
reksizdir; imde bozukluğu da önemsizdir.
Bu nedenledir ki ayırt etme gücünü kaldıracak ölçüde sarhoş olmuş bo-
yacının, ev sahibi uyurken onun odasını borca uygun biçimde boyaması ifa
sayılacağı gibi, saat tamircisinin müşterisinin saatini kendi saati sanarak hiç
istemeden onannası da ifa sayılır. Bunun gibi, para borçlusunun, banka
havalesinde hiçbir açıklamada bulunmaksızın, borçlu bulunduğu parayı
alacaklısının banka hesabına havale etmiş olduğu durumda da, alacaklı,
paranın kendi hesabına geçirildiğini öğrenmese bile, ifa, belki de ifa yerini
tutan edim, tamamlanmış sayılır.
Alacaklıya gizlice kazandırılan (onun haberi olmadan cebine konan) malın veya
paraıım kaybolması (diyelim kuru temizleyicide yok olması) halinde, nesnel edim
sonucunun ve buna bağlı olarak ifanın gerçekleşmiş sayılamayacağı ise kendiliğin-
den anlaşılır, ama bunun nedeni ifa anlaşmasının eksikliği. deği.ldir; edim sonucunun
gerçekleşmemesidir; ortaya bir ifa engelinin çıkmasıdır.
Yalnız, kuşkulu, ikircikli durumlarda, özellikle üçüncü kişinin borçlu
yerine edimde bulunduğu durumlarda, ifa ve itfa iradesi ister istemez açığa
vurulmalıdır. Edimi gerçekleştirdiği sırada konuşması gerekirken susan
kişi, bu başıboş, savruk tutumunun kendisi için doğurabileceği olumsuz
sonuçlara katlanmak zorunda kalır.
Olası bir kuşkuyu ve ikircikliği zamanında ortadan kaldırmamanın rizi-
kosu, edimde bulunurken iradesini yeterli açıklıkla dile getirip anlaşılabilir
kılmayan kişiye (edimde bulunana) yüklenir. Bu arada, edimde bulunanın
bu zorunlu beyanı, MK 2 l'in bağlılık ve dürüstlük kuralından türetilen
güven ilkesi ışığında, edimi alan tarafından anlaşılması gerektiği biçimde
değerlendirilip yorumlanır.
Örnekler: Eğer üçüncü kişi edimin borçlu yerine ve borçlu için ifa ama-
cıyla yerine getirildiğini açıklamazsa, eğer çaldığı malı pişman olup iade
eden hırsız, bunu yasal iade borcunu ifa etmek amacıyla yaptığını bildir-
mezse, eğer edimi borcunu ifa etmek için değil de salt ödünç (kredi) ver-
mek için yerine getirmeye niyetli kişi, bu iradesini açığa vurmazsa, birden
fazla borcun borçlusu da bunların tümünü kapatmaya yetmeyen ediminin
hangi borcunun ifası yerine geçmesini istediğini söylemezse, bütün bu sus-
kun kişiler hiç beklemedikleri "acı sürprizlerle" karşılaşabilirler.
Şöyle ki üçüncü kişi ediminin iadesini sağlayamayabilir; hırsız ikinci
bir edime zorlanabilir; kredi venneye niyetli kişi edimini geri alamayabilir;
birden fazla borcun borçlusu da ediminin hiç işine gelmeyen bir borcuna
sayıştınlnıasına (mahsup edilmesine) katlanabilir. (BK 1O1/102)
22 İfa için sözleşme veya işlemsel irade arayanların başlıca kozları, işlem-
sel verme edimleri bağlamında sınırlı ehliyetsizin ifasıyla sınırlı ehliyetsize
17
§ ı
ka , ı ifa k nulandtr. Bu hukukçulnnn gözünde, sınırlı chliyctsizin işlemsel
vcnn edimiyle işl nısel alma edimini hükümstizlüğe mahkum edebilmek
i'İn mutlaka öz l bir ifa iradesinin veya ifa anlaşmasının varlığı şarl ko-
şulmalıdır. Oysa, bir kere, sınırlı chliyetsizin yasal temsilcisinin izni ol-
mak ızın mü.lkiyet ve alacak hakkını bir başkasına geçiren tasamıf işlemi-
nin, aslında kendisini dimi gerçekleştirme borcundan kurtaracak olan "MK
16 anlamında karşılıksız (avantajlı) bir iş" olduğu halde ifa etkisini doğu-
ramaması. doğıudan doğıuya, evvelce sahibi bulunduğu bir hakkın kaybına
yol açması nedenine bağlıdır. Açıkçası, kendisi açısından "dezavantajlı"
sayılan "tasarruf işleminin" hükümsüzlüğünden kaynaklanır. Yoksa bu
işlemin dışında ayrıca varlığı aranacak olan özel bir ifa iradesinin aksaklı-
ğından ya da özel bir ifa anlaşmasının eksikliğinden değil. Sınırlı ehliyetsiz
borçlunun izinsiz işlemsel edimi ne mülkiyeti ne de alacağı başkasına ka-
zandırabilir. Geçerli tasarruf işlemi olmayınca geçerli ifa da olmaz. Yerin-
dedir ve adaletlidir bu sonuç. Bunu böylece kabul için ifayı sözleşme say-
maya yer ve gerek yoktur. (Ayırt etme gücünden yoksun "tam ehliyetsiz"
borçlunun tasarruf işleminin, ister avantajlı, ister dezavantajlı görülsün, MK
15 uyarınca her halde hükümsüz sayılacağı doğaldır. Bu olasılık özel olarak
irdelenmeye değmez.)
Ehliyeti sınırlanmış borçlunun işlemsel "verme ediminde" tutarlı bir 23
hukuki sonuca ulaşabilmek için ifa anlaşmasının varlığını gerektirecek bir
özellik olmadığını saptadık. Pekiyi ama tasarruf ehliyeti veya yetkisi eksik
olan kişinin yetkili temsilcisine ya da ancak bu temsilcinin oluruyla o kişi-
nin şahsına karşı yerine getirilmesi gerekirken, yetkili temsilcinin oluru
alınmaksızın doğruca ehliyetsiz veya yetkisiz kişiye karşı gerçekleştirilen
işlemsel edim ("alma edimi") ne olacaktır? Diyelim ki "küçük", ana baba-
sının olurunu almadan, bankadan para çekmiş ya da bayiden bisikleti dev-
ralmıştır. Böyle bir edimle, sırf edimi alan "küçük" ayni hakkı kazanıp
edime kavuştu, yani MK 16 anlamında avantajlı bir iş yaptı, karşılıksız bir
iktisaba kavuştu (tasarruf işlemi de geçerli sayıldı) diye, ifanın kayıtsız
koşulsuz "itfa etkisi" bağlamında yasal temsilcinin olurunu almamış olan
küçük alacaklının alacağı nasıl olur da yitip gitmiş sayılabilir? Bu sonuç
ehliyeti sınırlanmış küçük için sakıncalı bir sonuç olmaz mı? Bu sakıncalı
sonucu önleyebilmek için tüm koşullarıyla geçerli bir ifa anlaşmasının var-
lığını aramak kaçınılmaz sayılmaz mı?
7
Gerçi sözleşme kuramcılarının bu gözlemi yerindedir, ama böylesine
sakıncalı bir sonucun doğmasını engellemenin çaresi "sözleşme kuramın-
7
Sınırlı ehJiyetsizin soyut tasarruf işlemi sonucunda taşınır eşyada mülkiyeti kazanabileceği
görüşü için bk. Serozan, Eren'e Armağan, Ankara, 2006.
18
►
§1
dn" değil de "edimi alma yetkisi" (Empfangszustandigkeit) kavramında
aramp bulwıabilir. Gerçekten de böyle bir işlemsel edimin alacak hakkını
düşüremeyeceği itiraf edilmelidir; ama bunun nedeni, burada da, geçerli bir
ifa anlaşmasının oluşturulmaması değildir. Böyle bir edimin alacağı düşü-
rememesinin asıl nedeni, aynen haciz veya iflas takibine uğramış alacaklıda
olduğu gibi, "edimi alma (ahzukabz) yetkisi" de (Empfangs-zustandigkeit)
bulunmayan ehliyeti sınırlanmış küçüğe işlemsel edimde bulunmanın,
alacağı kapatıp borcu düşürmeye elverişli sayılamamasıdır.
Edimi alına yetkisi ancak tam ehliyete sahip olan alacaklılarda bulunur.
Ebliyetsizlerde bu yetki yasal temsilcide bulunur. Öyleyse sınırlı ehliyetsiz
bir alacaklı, eşyayı ve parayı devir almakla eşyanın ve paranın mülkiyetini
kazanmış sayılabilse bile, alacak hakkını yitirmiş olmaz. Mülkiyet iktisabı
ayndır; küçük için yararlıdır ve geçerlidir. Alacak hakkının kaybı ayrıdır;
küçük için sakıncalıdır ve geçersizdir.
Bunu böylece kabul edebilınek için, geçerli bir ifa iradesinin veya an-
laşmasının varlığını özel olarak aramaya yer ve gerek yoktur. (Tam ehliyet-
sizin edime kavuşturulınasının ise aynen böyle bir kişinin edimi gözden
çıkarmasında söz konusu olduğu gibi, işlem ister yararlı ister yararsız ol-
s� MK 15 uyarınca nasıl olsa hükümsüz sayılacağı bellidir.)
8
Dikkat edilsin ki, bu göriiş çerçevesinde, eşyayı veya alacağı devralan "küçük",
bunlara (lıiç değilse soyutluk ilkesi bağlamında) MK 16 uyarınca sahip olduğu hal-
de (ne de olsa "iktisap" yararlı bir iştir), alacak hakkını yine de yitirmemiş olmakta-
dır. Oysa sınırlı ehliyetsiz borçlunun işlemsel "verme" ediminde, geride de belirtil-
diği gibi, MK 16 kuralı çerçevesinde kural olarak hak el değiştirmez; "küçük" ayni
hakkını yitirmez. Çünkü tasarruf işleminin kendisi sakıncalı (yararsız) bir işlem ola-
rak MK 16 uyarınca hükümsüz sayılır.
9
24 İfa konusundaki kuramlarla kavramların pratik önemini edimi alma ko-
nusunda adamakıllı azaltan şu gerçek unutulmamalı: Edimi almaya yetkili
olmayan kişinin ya da onun temsilcisinin, edimin ifa sayılmayıp bir kez
daha ve yetkili kişiye karşı yerine getirilmesi yolundaki istemine karşı, bu
sefer edim borçlusu da, genelde, tökezlenmiş edimden ötürü haksız zengin-
leşme istemine (condictio indebiti 'ye) dayanarak, yerine göre parasal edim-
de kendi haksız zenginleşme alacağından kaynaklanan takas, para dışı
edimde de edimi tutup alıkoyma haklarını ileri sürebilir ve bu sayede edimi
bir kez daha yerine getirmekten kaçınabilir. Ola ki edimi yetkisizce alınış
8
Bk. Larenz, Lehrbuch des Scbuldrechts I, § 181, s. 240.
Edimi alma yetkisi, aynen tasarruf yetkisi ve temsil yetkisi gibi bir "kudret yetkisi"dir.
(Machtbefugnis) Bu özel yetki kendine özgü kurallara bağlıdır. Sözgelimi, edimi alına yet-
kisinin varlığına güven, tasarruf yetkisine ve temsil yetkisine güven ölçüsünde korunmaz.
9
Sınırlı ehliyetsizin soyut devir alma (tasarruf) işlemi sonucunda mülkiyeti kazanabileceği
görüşü için bak. Serozan, Eren'e Armağan, Ankara, 2006.
19
7
olan . mırlı hliyetsiz kişi, z nginleşmenin eksilip kalmadığı (BK 79 !/MK
4 2) savtı.nma ıyla takas veya edimi tutup alıkoyma haklanm boşa çıkara-
bil. in. Öt yandan, borçlunun, edimi alanın yetkisiziiğine dayanıp yerine
g tirdiği edimin iad sini istemesi ise, çoğu zaman, "kimse sonradan nasıJ
olsa ödem k zorwıda kalacağını geri isteyemez'' (dolo facit qui petit quod
.-tatim redditu.ıus est) ilkesine (MK 2 II kuralına) aykırı düşebileceğinden,
yerine göre pekala dikkate alınmayabilir; geri çevrilebilir,
Bu kannaşık ilişkiyi bir şemada yalınlaştınnaya çalışalım:
Borçluda
Ehliyet + Tasarruf yetkisi
Yoksa: Edimin iadesi istemi
>
Haksız zenginleşme savunması
>
Edimin alacaklının yetkisizliği
gerekçesiyle iadesi istemi )
Alacaldıda
Ehliyet+ Tasarruf yetkisi
( Edimin yenilenmesi istemi: Yoksa
Hakkın kötüye kullanıldığı savunması
<
Özetleyelim: İfa, varsayılı, doğal bir iradeyle edim eyleminde bulunula- 25
rak alacaklının doyurulmasından, özel olarak sonuca bağlı borçlarda edim
sonucunun gerçekleştirilmesinden ibarettir. İfa için herhangi bir özel ve ek
"işlemsel ifa ve itfa iradesi"ne gerek yoktur. Olsa olsa, tereddüde yol açabi-
lecek pek özel, ayrıksı durumlarda edim eyleminin hangi borçla bağlantılı
(hangi borca muzaf) kılındığı konusunda bir işarete (imaya) gerek duyula-
bilir. İşlemsel edimlerde borçlanma ve tasarruf işlemlerinden başka, bir de
özel ifa işlemini şart koşma işgüzarlığı, hukukumuzda zaten iki aşamalı
olarak ve çok karışık biçimde düzenlenmiş olan hak transferi sürecini büs-
bütün karıştırıp üç aşamalı hale getirir ve art niyetli kişilerin değişik entri-
kalarına (yalana dolana, çelişkili davranışa) kapılan ardına kadar açar. Ger-
çekten de, sözleşme kuramı, ifa anlaşmasının oluşmadığı bahanesiyle bir
dizi "mızıkçılığa" çanak tutar. Örnek: Art niyetli alacaklı bir yandan edimi
alıp öte yandan ifayı yadsıyabilir. Bu gibi oyunbozanlıklara karşı, sınırlı
ehliyetsizlik olgularında yapıldığı gibi, ikide birde haksız zenginleşme ve
hakkın kötüye kullanılması savunmalarını işletmek ise sorunu kökünden
çözebilecek tutarlı ve kalıcı bir çare sayılamaz.
Son olarak, şu kural dışı özelliği de eklemeli: Şekil butlanını düzeltip geçersiz
sözleşmeye sağlık kazandırmaya elverişli bir ifanın (geride N 9 sonda), şekil zorun-
luluğunun taahhüt altına giren kişiyi uyarıcı işlevine ve amacına uygun biçimde,
somut taahhüdün ifası amacına yönelik, bilinçli bir edimle gerçekleştirilmesi gere-
20
§1
kir. Yoksa, genel. götürü, soyut, varsayılı bir doğal ifa ve itfa iradesi, ifayla şekil
but/anının sağalmasına yetmez
10
.
26 Borçlunun ifada bulunurken kural olarak herhangi bir irade açıklama-
sında bulınunak zorunda olmadığını, yalnız kuşkulu durumlarda kendi ya-
rarına sonuçlar doğurabilecek böyle bir olanağa sahip bulunduğunu sapta-
dık. Bu konuyla bağlantılı bir sorun şudur: Acaba ifada bulunan borçlu,
ifasına bir çekince (ihtirazi kayıt) ekleyebilir mi?
Borçlunun ileride borçlu olmadığını kanıtlayarak yerine getirdiği edimi
sonradan geri isteme hakkını saklı tutmasına ve böyle bir çekinceli ifayla
gelecekteki haksız zenginleşme istemine karşı alacaklının bile bile ifada
bulunulduğu yolundaki savunmasını (BK 78 I kuralının blokajını) daha
baştan ortadan kaldırmasına izin verilir. Ne de olsa alacaklı borçlusundan
sadece hak ettiği edimi isteyebilir; yoksa ayrıca alacak hakkının resmen
tanınmasını değil! Alacaklı borçlusunun böyle bir çekinceli ifasını geri
çevirirse alacaklı temerrüdüne düşmüş olur. Buna karşılık, borcun varlığını
kanıtlama yükümünü alacaklıya yükleyen çekinceli bir ifada durum değişir;
alacaklı, kendisine ek külfet yükleyen böylesine çekinceli bir ifayı kabul
etmek zorunda değildir; o, borçlusunun bu tür çekinceli ifasını alacaklı
temerrüdüne düşmeksizin geri çevirebilir
11
.
27 İfa konusundaki temel kavramları ve kuramları kısaca derleyip toparla-
yalım:
"İfa", yasa veya hukuki işlem (genelde sözleşme) gereği borçlanılmış
olan edimin, borçlunun veya üçüncü kişinin "borca uygun" edim eylemiyle
alacaklıya karşı yerine getirilmesidir; işlevi ve etkisi de alacaklının tatmin
edilmesidir; "sonuca bağlı borçlarda", özel olarak onun edim sonucuna
kavuşturulmasıdır; böylelikle borcun düşürülüp söndürülmesidir; bu sayede
de borçlunun rahatlatılmasıdır.
İfayı öğelerine aynştıralım: Borçlanılan edimin yerine getirilmesi. Bu
işin borçlunun veya üçüncü kişinin eylemiyle olması. (Aksi halde ifa engel-
lenmiş sayılır!) Sonuca bağlı borçta ayrıca edim sonucunun gerçekleşmesi.
(Aksi halde ifa engellenmiş sayılır!) Edimin onu almaya yetkili alacaklıya
10
İfa istenci ve sözleşmesi çevresindeki tartışmalar için bk. Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku,
Cilt 1, s. 253 i.s.; Tekinay/Akınan/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku, § 60 ın, s. 759
i.s.; Eren, Borçlar Hukuku, s. 908 i.s.; von Büren, s. 447 i.s.; Gauch/Schluep/ Sch-
mid/Rey, Schweizerisches Obligationenrecht, N 2543-2560; Larenz, Schuldrecht I, § 18
I, s. 235 i.s.; Gernhuber, Erfüllung, § 5 II, s. 100 i.s.; Schraner, Vorbemerkungen zu OR
68-96 N 40-70; Weber, Vorbemerkungen zu OR 68-96 N 64-102; Hand-kommentar-
BGB/Schulze, § 362 N 5-8.
11
Bk. Staudinger/Olzen, § 362 N 24/25; krş. Yılmaz, Borçların İfasında İhtirazi Kayıt
(Çekince), Güncellenmiş 3. baskı, Ankara, 2015, s. 93. Alacaklının makbuzuna çekince
eklemesi konusunda bk. ileride§ 10 N 6.
21
p
§ l
karşı gerçekl ·ştirilmesi. (Aksi halde edimi yineleme zorunluluğu olur!)
İşi v etkisi: Alacaklının tatmini, borçlunun borcundan kurtarılma ı.
(Borcun düşme i1)
İfa kavramı büyüteç altına alınınca göze çarpan "edim" kavramına ge-
lince: En yalın tanımla, vermedir, yapmadır ya da yapmamadır. Ama bunun
ötesinde, bilinçli, amaçlı, borçla bağlantılı (ona muzaf) bir zcnginleştinne-
dir edim. Edim ifanın konusudur; alacaklının borçludan istediğidir; borçlu-
mm da yerine getirmekle yükümlü olduğudur. Edimsiz (kendiliğinden) ifa
olmaz. Hasta kendiliğinden iyileşirse doktor tedavi edimini ifa edemez.
Buna karşılık ifa sayılamayacak edim pekala söz konusu olur. Eğer öğre-
nim ya da sınav harcı üst üste iki kez ödenirse, ikinci edim ifa amacını ıska-
lamış olur; bu yanlış edim "edim" olarak kalır da "ifa" anlamına gelmez. O
zaman da nedensiz, yersiz, haksız edimden ötürü zenginleşme kuralları
devreye girer. (Leistungskondiktion) İfa oluşturamayan edim bu sefer hak-
sız zenginleşme oluşturur. Demek ki edim kavramı ifa kavramıyla olduğu
kadar haksız zenginleşme kavramıyla da bağlantılıdır
12
.
İfa için ifa anlaşmasının gerekliliği konusundaki tartışma aslında gerek-
siz bir tartışmadır. Çok sıkı geçerlilik gerekleri içeren borçlanma ve tasarruf
işlemlerinin dışında, bir de geçerlilik gerekleri sıkılaştırılmış ayrı ve özel
bir ifa anlaşmasının varlığını aramak, eylemsel edimlerde anlamsızdır. İş-
lemsel edimlerde ise borçlanma ve tasarruf işlemlerine ifa işlemi diye
üçüncü bir işlemi katmak, "hakkın kötüye kullanılmasına çanak tutmak",
sorun çözeceğim diye boşuna sorun çıkarmak demektir.
Borçlu ifasını çekinceli olarak gerçekleştirebilir; bu arada ileride borçlu
olmadığını kanıtlama koşuluyla edimini haksız zenginleşme istemiyle geri-
sin geriye sağlama hakkını şimdiden saklı tutabilir.
Borçlunun borç programına uygun edim eylemiyle alacaklısını doyur- 28
ması, özel olarak "sonuca bağlı borçlarda" edim sonucunu gerçekleştirmesi
olarak tanımlanan "ifa", bu tanımdan da anlaşılabileceği gibi "kendiliğin-
den" (kazara) oluşamaz. Ne var ki ifa pekala borçlu yerine bir "üçüncü
kişinin" bilinçli ve amaçlı eylemiyle gerçekleştirilebilir. Yeter ki üçüncü
kişi, edimi alanın bu konudaki olası tereddüdünü ve kuşkusunu gidersin;
üçüncü kişinin "borçlu için" edimde bulunduğu anlaşılabilsin; kuşkulu
edim, borçlunun borcuna bağlanabilsin, ona izafe edilebilsin. Aksi halde
böyle bir yabancı edim pekala üçüncü kişinin salt "kendisi için" gerçekleş-
tirdiği bir edim diye algılanabilir. İşte şimdi bu olgu ele alınacak; üçüncü
12
Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, Cilt 2, s. 327 i.s.'de "edim sonucu zenginleşme" yerine
"ifa sonucu zenginleşme" deyiminin kullanılması, edim (Leistung) ile ifa (Erfüllung) kav-
ramlarının bu ayrımlı anlamlan karşısında isabetli sayılamaz. Nitekim Alman hukuk ya-
zınında da nedensiz edimden ötürü zenginleşmeye "edim condictio'su" (Leistungs-
kondiktion) denir.
22
kişinin b rçlu yerine, sırf onun için, onun borcuyla bağlantılı (ona ınuzat),
bilinçli ve amaçlı bir edimde bulunması olasılığı irdelenecektir.
Üçüncü kişinin ifası konuswıa ginnekle, aynı zamanda ifanın kişi, yer
ve zaman öğelerinden (ifanın geniş anlamda konularından) ilkine (kişi öğe-
sine) adım atmış oluyonız.
§ 2-Üçüncü Kişinin İfası
1- BORCUN BORÇLUDAN BAŞKASI TARAFINDAN DA
İFA EDİLEBİLİRLİĞİ
ı Borçlwıun kişiliğinin edimin biçimsel, ikincil öğesi olmaktan çıkıp
doğruca edimin içeriğine girmesi ve borçlunun değişmesiyle edimin içeri-
ğinin de değişmesi kural dışıdır. Olsa olsa belirli yapma edimlerindedir ki
borçlunun şahsının değişmesi edimi borç programına aykırı bir edime dö-
nüştürebilir. Somutlaşalım:
Günümüzün kitlesel üretime dayanan anonim alışveriş yaşamında,
edimler genelde "gayri şahsi", "maddi" edimler olarak borçlamlırlar. Yoksa
"kişisel" edimler olarak değil. Alacaklı edime kavuşmaya bakar; yoksa
edime kavuşturana bakmaz! (Bin lirayı ya da bin liralık eşyayı kimin verdi-
ği farketmez!)
Alacaklı, olsa olsa, sözüne güvendiği borçlusunun yerine, tanımadığı
bir yabancının gereği gibi ifa etmemeden sorumlu kişi diye geçmesinden
ötürü karşı çıkabilir üçüncü kişinin ifasına. Ama yasa, alacaklının bu kaygı-
sını ve çıkarını dikkate almaz; borçlunun üçüncü kişinin ifasıyla borçtan
kurtulma yolundaki çıkarını üstün tutar.
İfa derslerinin ilk kuralı olarak ele alacağımız BK 83 kuralı şöyle der:
"Borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının menfaati bu-
lunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü değildir." Demek
ki borcun ifasında borçlunun kişisel özellikleri önem taşımadıkça, borçlu-
dan başkası da ifada bulunabilir.
Anlaşılan o ki alacaklı bugünün kitlesel üretim ve anonim alışveriş ya-
şamında ana kuralı oluşturan maddi edimlerin (eşya ve para verme edimle-
rinin) borçludan başka kişiler tarafından yerine getirilmesine karşı çıkama-
yacaktır. O, borçlusunun, kendi (BK 116) sorumluluğu altındaki şoförü (ifa
yardımcısı) eliyle yolladığı eşyayı "sen kimsin" diye geri çeviremeyeceği
gibi, alacaklıya karşı kendi başına sorumluluk üstlenen bankası (ifa temsil-
cisi, "kaim kişi"si -Substitut- krş. BK 507 II) aracılığıyla yolladığı parayı da
"bu bankayı tanımıyorum" diye geri çeviremeyecektir. Hatta, alacaklı,
borçluya "kaim kişi"den de uzak, onun sorumluluk çemberinin dışında,
büsbütün yabancı bir "üçüncü kişi"nin edim önerisini bile geri çeviremeye-
cektir. Aksi halde, borçlusuna karşı "alacaklı temerrüdüne" düşmüş sayıla-
23
1
§2
cak.'tır alacaklı. Bwıw1 da "borçlu temeniidü" a!1"ırlığında olmasa bile sakın-
lı nuçlan olur onwı için. (Bk. § 12 N 6-12) lşte BK 83 kuralından çıkan
anlam budur.
Yalnız borçlunun kişisel özelliklerinin, güvenilirliğinin, yeteneklerinin,
bec rilerinin ağırlık taşıdığı "kişisel edimler"dir ki borçludan başkaları
tarafından ifa edilemezler. İş gönne ve ortaklık sözleşmelerinin edimleri
genelde böyledir. Vekalet, hizmet, yayın, vedia ve şirket sözleşmeleri borç-
lu tarafından bizzat ifa edilmelidirler. Ameliyatı belirli operatör yapmalı,
konseri belirli sanatçı vermeli, bilimsel mütalaayı belirli profesör yazmalı,
kitabı belirli yazar kaleme almalı, dersi belirli öğretmen vermeli, ortaklık
sem1ayesi üzerinde belirli ortak tasanuf etmelidir
1
.
Aslında bu kişisel edimlerin "borçlunun kişiliğine bağlılığı" ayııı derecede, aynı
yoğunlukta olmaz. Öyle kimi /..'işisel edimler vardır ki bunlarda "ifa yardımcıları"
(örneğin asistanlar) hatta "kaim 1-dşiler" de (örneğin stajyerler de) edim sürecine ka-
tılabilirler. Bunların arasında öyle /..işisel edimlerle karşılaşılır ki ifa yardımcıları
ya da kaim kişiler bile ancak önceden seçilip saptanmış kişilerden oluşabilir. (Şu
asistan ya da şu stajyer olursa kabul! Yoksa olmaz!)
Buna karşılık, öylesine sıkı biçimde kişiye bağlı edimler vardır ki (portre çizimi
gibi) onlara borçludan başka/an katkıda bulunamazlar. Demek ki üçüncü kişilerce
de yerine getirilebilir edim ile ifa yardımcısı tarafından bile yerine getirilemez sıkı
biçimde kişiye bağlı edim /..ııtuplan arasında değişik yoğunluk dozları vardır. Bu öl-
çek, kişiye, ister istemez, hakların kullanılmasıyla ilgili kişiye bağlılık kavramındaki
derecelenmeyi (kişiye sıkı biçimde bağlı hakların ayrımını) anımsatır.
Sırası gelmişken, ifa yardımcısı, kaim kişi ve üçüncü kişi kavramlarına 2
ışık tutalım: İfa yardımcısı, borçlunun iradesiyle, onun çıkarına ve onun
sorumluluğu altında borçluya yardım eden kişidir. (Muavin) Kaim kişi ise,
adı üstünde, borçluyu ikame eden, borçlu yerine, alacaklıya karşı alacaklı-
nın çıkarına yüküm ve sorumluluk üstlenen yedek kişidir. (Vekil) Borçlu,
ifa yardımcısının ve kainı kişinin yol açtığı ifa engelinden sorumluyken
"üçüncü kişinin" yarattığı ifa engelinden sorumlu olmaz. Üçüncü kişiye
gelince, o, borçlu için, ama borçlunun sorumluluğunun büsbütün dışında,
kendi girişimiyle ifada bulunan, alacaklıdan ve borçludan büsbütün bağım-
sız tam yabancı kişidir. Bu üç kavramı birbirinden özenle ayırt etmek gere-
kir; çünkü bu ayrım, ifa engellerinden ötürü sorumluluğun ve istemlerin
kime, sözleşmenin yanlarına mı yoksa sözleşmeye yabancı üçüncü kişiye
mi düşeceği sorununun çözümü açısından önem taşıdığı kadar, edim süre-
cine ikiden çok kişinin katıldığı üç köşeli ilişkilerde haksız zenginleşme
kökenli tasfiye (iade) ilişkisinin kimler arasında oluşacağını belirleme açı-
sından da önem taşır. (Bu konular ileride özel olarak ele alınacaktır; bk.
§ 22 N 5-15 ve§ 25 N 16 i.s.)
1
Üçüncü kişinin ifası konusunda bk. Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, Cilt 1, s. 256 i.s.;
Schraner, OR 68 N 3 i.s.; Weber, OR 68 N 15 i.s.
24
§2
Açıklamaları tek tümcede özetleyelim: Kural olarak borçlu şahsen ifay-
la yfil.iimlü değildir; ifa sürecinde devreye pekala yardımcı kişiler, kaim
kişiler hatta üçüncü kişiler girebilirler. Bu kişileri borçluya yakınlıklarına
göre bir sıraya dizmek gerekirse şöyle bir sanal yakınlık çizgisi çekilebilir:
Borçlu-İfa yardımcısı-Kaim kişi-Üçüncü kişi.
II- BORÇLUDAN BAŞKA KİŞİLERİN İFASIYLA
KARŞILAŞILAN DURUMLAR
3 Günümüzün çıkarcılığa dayalı maddiyatçı yaşamında kimse durup du-
rurken bir yabancının borcunu kapatmaz. Borçludan başkasının, bir yaban-
cının ifası, en başta, tarafların anlaşmasına dayanabilir. Para borcunun bir
banka aracılığıyla ödenmesi konusundaki havale veya akreditif buna örnek-
tir. Müşterisine taahhüt ettiği malı doğrudan doğruya toptancısı eliyle yolla-
tan perakende mal satıcısı da bu şemaya uyar. Bu gibi anlaşmalı üçlü ilişki-
ler sorun yaratmaz.
Öte yandan, üçüncü kişinin ifası, doğrudan doğruya borçluyla üçüncü
kişi arasındaki borçtan kurtarma, yani ifa borcunun üstlenilmesi taahhüdüne
dayanabilir. (Erfüllungsübemahme; BK 195) Zorda ve darda kalmış dostu-
nun isteğini kırmayıp onun borcunu kapatmaya söz veren kişi bu modele
uyar. Bu gibi ilişkilerde de sorun çıkmaz. Üçüncü kişi alacaklıya verdiğini
sonradan rücu ettiği borçludan geri alır.
Eklemeli lı.i borcun borçludan üçüncü kişiye alacaklının o/uruyla "naklinde"
(Schuldübenıahme; BK 196 i.s.) üçüncü kişi borçlunun yetine geçtiği için, üçüncü
kişinin ifası artık düpedüz "borçlunun" ifasına dönüşmüş olur. BK 83 anlamında
üçüncü kişinin ifasından söz edilemez artık.
Borçlu yerine ve onun için ifada bulunan kefil ve garant da aynen alacaklınııı
oluruyla borcu üstlenen kişi gibi, BK 83 anlammda yabancı (üçüncü) kişi sayılmaz-
lar.
Bir yabancının borçlu yerine ifada bulunmasıyla ilgili asıl sorunlar, ya-
bancı üçüncü kişinin borçlunun bilgisi ve oluru dışında, kendi başına buy-
ruk hareket ettiği durumlarda ortaya çıkar.
Üçüncü kişi, borçluya ait bir borcu borçlunun iradesi dışında, kendi gi-
rişimiyle niçin kapatır? Böyle bir girişimin değişik nedenleri olabilir. Bu
bağlamda üçüncü kişi özgecil (altruist) ya da bencil (egoist) güdülerle ha-
reket etmiş olabilir:
a - Üçüncü kişi, borçlunun varsayılı çıkarına, onun varsayılı iradesi
doğrultusunda borcu kapatmıştır. Yolculuğa çıkmış komşunun elektrik, su
ve telefon hesaplarını kapatma gibi. Bu olasılıkta üçüncü kişinin ifası "ve-
kaletsiz iş görme" olarak değerlendirilir. Üçüncü kişi, sonradan borçluya
rücu ederek, ödediklerini ondan geri alacaktır. (BK 526 i.s.)
25
§2
b - Üçüncü kişi, arka planda kalan kendi dolaylı çıkarı için ifada bu-
lunmuş olabilir. Sırf borçlunun, taksitle ve mi.ilkiyeti saklı tutma anl�ması
uyarınca satın almış olduğu mala bir an önce malik olabilmesi ve kendisi-
nin de bu mala haciz koyabilmesi için borçlunun taksit borçlarını kapatan
üçüncü kişi böylesine bir art niyet izler.
Vekaletsiz iş görmenin (BK 526 i.s. kuralların) öğeleri ve gerekleri ek-
siktir burada. Salt başkası çıkarına ve onun varsayılı oluruyla hareket edil-
miş değildir. İşin içinde öz çıkar da vardır. Böyle bir durumda, üçüncü kişi,
borçluyu sebepsiz bir harcamayla zenginleştirmiş olur; sonradan bu harca-
ma için haksız zenginleşmeye (BK 77 i.s.'e) dayanarak borçluya rücu eder.
(Edim dışı rücu zenginleşmesi/
c - Üçüncü kişi, doğrudan doğruya rehin olarak verdiği kendi eşyasını
kurtarmak için devreye girmiş olabilir. Başkasının borcu için kendi malını
rehnetıniş olup bu malını rehinden kurtarmak isteyen üçüncü kişi bu ko-
numda bulunur. Biraz ileride göreceğimiz gibi, üçüncü kişi bu ödemesinin
karşılığını borçludan geri isterken rücu ilişkisinde özel bir "halefiyet" ayrı-
calığından yararlanır (BK 127); zenginleşme istemine değil, doğrudan doğ-
ruya alacaklının alacak hakkına dayanır.
d - Üçüncü kişi, aslında ne borçluya ne de kendisine düşen sanal (aslın-
da mevcut olmayan) bir borcu "borçlu için" yanlışlıkla ödemiş olabilir.
Örneğin, Ü, aynı apartmanda oturan komşusu A'da gördüğü yaranın yine
aynı apartmanda oturan yeğeni B'nin köpeği tarafından açıldığını sanarak
sanal tazminat alacaklısı A'ya tazminat ödemiştir. Oysa yara bir köpek
ısınnasının sonucunda değil de bir kan koca kavgasının sonucunda oluş-
muş bir yaradır. Böyle bir durumda, üçüncü kişi, ifa amacı boşa çıkmış
olan edimini bir görüşe göre edim dışı "rücu zenginleşmesi" istemiyle
B'den; değişik bir görüşe göreyse, tökezlenmiş edimden ötürü haksız zen-
ginleşme (condictio indebiti) istemiyle doğrudan doğruya edimi alandan
geri ister. (BK 77 i.s.)
e - Üçüncü kişi, aslında başkasına ait ve mevcut olan bir borcu "kendi"
borcu sanıp (kendisi için) edimde bulunmuş olabilir. Örnek: A'yı aslında
B'nin köpeği ısırmış olduğu halde, Ü, bu yaranın kendi köpeği tarafından
açılmış olduğunu sanarak, A'ya tazminat ödemiştir. Bu durumda da üçüncü
kişi hak etmediği (ifa amacını ıskalamış) bir edimi sebepsiz yere almış olan
alacaklıdan, bu edimi, haksız edim zenginleşmesi istemiyle (condictio in-
2
Ortaklığın borçlarından sorumlu olmadığı halde, sırf dolaylı çıkarı uğruna ortaklığın bor-
cunu ödeyen komanditer ortağın ortaklığa geri dönüp başvurması üstüne bk. Yargıtay 11.
HD'nin 31.3.1983 tarihli ve E. 1378, K. 1589 sayılı kararı, Uygur, Borçlar Kanunu, 1990,
Cilt 2, s. 136-37.
l
26
l
§2
debiti) geri ister (BK 77 i.s.), ama bu olasılıkta üçüncü kişinin B'ye karşı
rücu zenginleşmesi istemini saklı tutanlar da vardır.
Görüldiiğii gibi, son olarak anılan üç köşeli ilişkilerde (d. ve e. şıklarında) hak-
sız zenginleşme kökenli tasfiye (iade) ilişkisine arada sırada sanal veya asıl borçlu-
mm da dalıil edilmesi diişiiııülebilir. Bunun anlamı şudur: Üçüncü kişi doğruca edi-
mi alan alacaklıya karşı edim zenginleşmesi istemini yönelt(e)meyip, sanal veya asıl
borçluyla "edim dışı riicu zenginleşmesi" bağlammda hesaplaşacaktır. Sorun, hak-
sı=zenginleşme lıukul,wıuıı en karmaşık sonmlarından birini oluşturup ileride özel
olarak ele alıııacaktır.
3
Şimdilik şu kadarını belirtelim: Üçüncü kişinin ediminde edimi alan alacaklıya
karşı edim zenginleşmesi isteminin, açıkçası "condictio indebiti"nin kestirme yoluna
mı yoksa borçluya karşı borçtan kurtarmadan ötürü edim dışı "rücu zengin/eşme-
si"nin dolambaçlı yoluna mı girileceğini, ön planda, edimde bulunanın edimi alaıı
tarafından da algılanabilir iradesi belirleyecektir. Edimle izlenen amaç kimle kim
arasındaki borç ilişkisiyle bağlantılıdır; hangi borç ilişkisine muzaftır? En başta
buna balı.ılacaktır. Şu da var: Bu irade kriteri, daha sonra, somut olaydaki menfaat-
ler dımımunu, özellikle haksız zenginleşme davalısının savunmalarını da dikkate
alan normatif değer yargılarıııın süzgecinden geçirilecektir.
Yalnız, aslmda borçlu olmadıkları halde yanlışlrkla ödemede bulunmuş olan mü-
teselsil borçluyla kefilin, doğruca edimi alana karşı harekete geçebilecekleri konu-
suııda duraksamamak gerekir; çünkü bu kişiler salt başkalarına değil, aynı zamanda
kendilerine de düşen öz borçlarını kapatma amacıyla (kendileri için) ödemede bu-
lunmuş sayılırlar; bu açıdan gerçek anlamda "üçüncü kişi" de sayılamazlar.
Üçüncü kişinin ifasındaki üçgen:
B A
Ü
111- ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN İFASINA KARŞI ÇIKILMASI
4 Evvelce belirtildi: Üçüncü kişinin ifasına alacaklı, ancak borçlunun biz-
zat (şahsen) ifasında özel bir çıkan varsa (bir kişisel edim söz konusuysa)
karşı çıkabilir. Yoksa salt borçlusu dışında bir yabancıyı sorumlu kişi ola-
rak karşısında görmek istemediği için değil! Bu sonuç, doğrudan doğruya
BK 83 kuralından çıkar. Borçlunun borçtan kurtulma çıkan üstün tutulur;
alacaklının borçlunun yerinde başkasını görmeme yolundaki çıkan dikkate
alınmaz bu kuralda.
3
Bk. § 25 N 23; aynca krş. Weber, OR 68 N 19-21; İsv. FM., BGE 70 Il 121 i.s.
27
§2
Üçüncü kişinin ifasına "borçlunun" karşı çıkması olasılığına gelince:
Diyelim ki babanın çocuğuna karşı bir türlü yerine gctinnediği nafaka bor-
cunu, onun yerine, çocuğun amcası yerine getirmiştir. Ne var ki asıl nafaka
borçlusu baba, ağabeyinin bu jestini içine sindirememektedir. Borçlu deği-
şik nedenlerle karşı çıkabilir yabancının ifasına: Örnekteki gibi bir başkası
tarafından borçtan kuıiarılmayı onuruna yedirmez. (Unutulmasın ki huku-
kumuzda borçtan ibra ve bağışlama, hep kabulü gerektiren sözleşmeler
olarak düzenlenmişlerdir.) Ayrıca, borçlu, borcu kendi yerine kapattıktan
sonra kendisine (üstelik halefiyet ayrıcalığıyla) dönüp başvurabilecek olan
yeni bir alacaklıyı (halefi) karşısında gönnek istemeyebilir. Ama borçlunun
salt bu kaygılarla üçüncü kişinin ifasına karşı çıkmasına kulak asılmaz;
onun vetosu dinlenmez. Alacaklının edime kavuşma çıkarı, borçlunun
önemsenmeyen bu kaygılarına üstün tutulur.
Kaldı ki bir yabancının ifasıyla borçluya istenci dışında bir hakkın (kar-
şılıksız kazandırmanın) dayatılmış olduğu da söylenemez. Ne de olsa borç-
lu, halefıyet söz konusu olmasa bile, er geç yabancı (üçüncü) kişinin haksız
zenginleşme veya vekaletsiz iş görme kökenli "rücu" (geri dönüp başvur-
ma) istemleriyle karşılaşacaktır. (Bk. ileride N 6)
Gelgelelim, eğer alacaklıyla borçlu, elbirliğiyle karşı çıkarlarsa üçüncü
kişinin ifasına, o zaman üçüncü kişinin ifası da bloke edilmiş olur. Ortak
veto, ifa sürecini tıkar. Alacaklı temerrüdü söz konusu olmaz. § 267 II BGB
kuralında öngörülmüş olan bu çözüm Türk ve İsviçre öğretisinde ve uygu-
lamasında da benimsenir.
Yalnız kimilerine göre, BK 83 kuralı karşısında, üçüncü kişinin edimini geri çe-
viren alacaklı, bu edime muhalefet eden borçluya karşı olmasa bile, üçüncü kişiye
karşı yine de alacaklı temerrüdüne düşmüş sayılır.
4
Şu da var ki eğer üçüncü kişinin araya girme (müdahale, Intervention)
yoluyla ifada bulunma konusunda özel bir kişisel çıkan varsa (başkasının
borcu için rehin veren kişide olduğu gibi), o zaman bu kişinin ifasına, borç-
luyla alacaklı el ele verseler bile karşı çıkamazlar. Bu özel durumdaki
üçüncü kişinin rehni kurtarma hakkı (Ablösungsrecht) alacaklıyla borçlu-
nun ortak vetosuyla bile etkisiz kılınamaz. (MK 884)
Gerçi Türk hukukunda, MK ve BK kuralları, ortak vetoya karşın borçlu yerine
geçip alacaklıyı tatmin etme hakkını sadece taşınmazını rehnetmiş malike inhisar et-
tirmiş gözükmektedirler. Ama hiç aynm gözetmeksizin, taşınmaz veya taşınır malla-
rını başkalarının borcu için rehnetmiş tüm ayni hak sahiplerine halefi.yet aynca/ığı
tanıyan BK 127 I bent 1 kuralından da yararlanarak, bu "rehni kurtarma" hakkını
en geniş kapsamıyla benimsemek yerinde olur. (Halefiyet ayrıcalığını yani "büyiiğü"
4
Krş. Merz, Obligationenrecht, s. 126; Weber, OR 68 N 1 i.s.; Gauch/Schluep/Schmid/
Rey, Schweizerisches Obligationenrecht, N 2046.
28
sı
,ıereıı yasa.. �,ırıamıa lıaklmıı, yaııi "ldiçiiğü" esirgemiş olamaz/) Nitekim İsviçre'de
baskııı göıiiş de bu yöndedir.
5
Bıı arada göz önüııde tutulması gerekli ilginç nokta,
Alman lmlmkwıda ilim lıak salıipleriııe, lıatta salt zilyet olanlara, bu arada kiracıla-
ra bile başkasının borcunu ifa edip malı takipten kurtarma hakkının (Ablösungs-
reclıt) tamımıış olmasıdır. (§ 268 BGB) Bu düzenleme de relıni kurtarma hakkının
taşınırlaı-ada yaygııı eıı geniş kapsamlı yorumwıu haklı kılar.
Özetle, kural olarak, alacaklı, üçüncü kişinin ifasına katlanacaktır. An-
cak borçlu üçüncü kişinin ifasına karşı çıkarsa, alacaklıya da üçüncü kişinin
ifasına alacaklı temerrüdüne düşmeksizin karşı çıkma şansı tanınır. İstisna:
Üçüncü kişinin rehni kurtarma hakkı varsa, alacaklının borçluyla elbirliği
edip direnme şansı da yoktur. Borçlunun tek başına üçüncü kişinin ifasını
engelleme şansı ise hiçbir zaman yoktur.
iV- İFADA BULUNAN ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN ALACAKLIYA
HALEFİYETİ
KILIÇOĞLU: Türk Borçlar Hukukunda Kamıni Halefiyet, An.kara, 1979.
NÖRR/SCHEYIDNG: Sukzessionen, Tübingen, 1983.
5 Yabancı bir borç için rehin veren kişi, sadece ifada bulunma konusunda
alacaklıyla borçlunun ortak direncini kırmaya yetecek bir ifa (araya girip
malını kurtarma) hakkıyla (Ablösungsrecht) donatılmış değildir. Böyle bir
kişinin, geride de değinildiği gibi, aynca, borcunu kapattığı borçluya geri
dönüp başvurma (rücu) ilişkisinde özel bir "halefıyet" ayrıcalığı olur. (İfada
özel çıkan olan üçüncü kişinin direnişi kırına ayrıcalığı + halefıyet ayrıca-
lığı!) Şöyle ki BK 127 I b. 1 kuralına göre, "alacaklıya ifada bulunan üçün-
cü kişi, aşağıdaki hallerde, ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur:
Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey
üzerinde mülkiyet veya başkaca bir ayni hakkı bulunduğu (kısacası, araya
girmede çıkan olduğu) takdirde!"
Nedir halefi.yetin anlamı? Bu hukuki büyünün özü şudur: İfaya karşın
borç ve alacak sönüp düşmemekte; alacak hakkı, tüın yan (fer'i) haklarıyla,
özel olarak da güvenceleriyle (örneğin kefalet güvencesiyle) birlikte, ardıl
(halef) sayılan üçüncü kişiye kendiliğinden geçmektedir. Sözleşmesiz,
otomatik bir alacak devridir bu. Borçlu mevcut alacaklısından kurtulur;
araya giren (müdahale eden) üçüncü kişi, bu alacaklının yerine geçer. İfa-
nın borcu düşürmeyip, söndürmeyip sürdürdüğü ayrıksı bir durumdur bu.
5
Bk. Scbraner, OR 68 N 50. Eklemeli ki gerçek anlamda "üçüncü kişi" sayılamayacak olan
ve "kendi" (öz) borçlarını ödeyen müteselsil borçlunun ve kefilin ifasına da hiç kuşkusuz
karşı çıkamaz alacaklı.
29
2
Rü u z nginleşm i i temine yer ve gerek kalmaz. zde liğini ve ürcklili-
ini k ruyan huk-uki ilişkid adece huktıki özne değişir. Üçüncü ki i, hu-
kuki bir büyü l , alacaklının derisinjn altına girer. Bu özne dcğ·işikliğind-e
bir anlık bir kesinti, bir kopukluk da olmaz. Ya al alacak temliki (ce io
l gis) di e tanınır zaten bu halefiyet otomatiği ya da büyüsü! (Subrogation)
Halefiyete b ,ı=er bir "lıııkııki bı7yı'i'' de, devredilen eşyanın yerini a/a,ı değeri.
otomatik olarak o eşyaııın yerine geçiren (ikame eden) "ayni ikame" (Subrogotlon
T'.'elle) tehıiğidir. Kişilere değil de eşyalara yer değiştirten hıı ıelaıigin burada yeri
yokrur; kı�'iiS l lıalefiyetle karıştırılnıamalıdır.
Ek/ey /im /...i BK 127'nin değindiği halefiyeı ayrıcalığından, "kendi" (ÖZ) borçla-
rını öde.ınek zonmda kalmış olan (dolayısıyla gerçek an/anıda "üçüncü k4i" soyıla-
mo_1 acak olan) müteselsil borçlu ile kefil de yararlanırlar. (BK 127 fi: BK 85 ili.
168 l. 596)6
Üçüncü bşinin ifası üzerine borcun düşmeyip alacağın tüm yan hakla-
rıyla, tüm ayncalıklanyla ve tüm güvenceleriyle üçüncü kişiye yasa gereği
"temlik" edildiği bir başka olasılık da, yine BK 127 kuralına göre, borçlu-
nun bu yolda alacaklıya bir bildirimde (ihbarda) bulunmasıdır. (BK 127 I b.
2) Şöyle bir mesaj iletilmektedir alacaklıya: "Ey alacaklı, haberin olsun,
sana edimimi getiren üçüncü kişi senin halefin oluyor!"
Bu kuralın ilk bakışta zor kavranabilir amacı şudur: Yasa, borçlu yerine
ifada bulunabilecek olan üçüncü kişilere bu özveriyi cazip kılabilmek için,
borçlunun üçüncü kişiye halefi.yet konusunda bir teşvik primi verebilmesi-
nin yolunu açmak istemiştir (borçlunun kredi bulması kolaylaştınlıyor!);
ama halefi.yet sadece alacaklısını değiştirmekle sağlayacağı avantajlarla
borçlunun işine gelmekle kalmaz; aynı zamanda alacağına bir an önce ka-
vuşmak isteyen alacaklının da işine gelir.
Eğer üçüncü kişi salt edimin bir bölümünü ifa etmiş bulunursa, onun halefiyeti
de ister istemez ancak bölümsel olur. Şu da var ki "nemo subrogat contra se" (es/...i
alacaklı zaranna halefiyet olmaz) ilkesi uyannca, eski alacaklının iiçüncü kişiye
(yani yeni halef alacaklıya) karşı önceliği korunur; alacak hakkının güvencelerinden
ve ayrıcalıklarından ilkin eski alacaklı yararlanır. Bölümsel ödemeyi kabullenen
alacaklının bu yüzden zarar görmemesi yolundaki bu ilke, mahsuba ilişldn BK J00 il
kuralında ve kefalete ilişkin değişik İsviçre BK 507 II kuralmda da dolaylı ve üstü
kapalı biçimde dile gelir.
Örnek: G'nin S'ye karşı ipotekle güvence altına alınmış olan 100.000 liralık
alacağı vardır. S'nin kiracısı D, sırf oturduğu dairenin artırmalı satımım önlemek
için G'ye 100.000 liralık borcun 70.000 lirasını ödemiştir. Bu dıınımda G'nin
70.000 liralık alacağı ve bu alacağın güvencesini oluşturan ipotek hakkı halefiyet
yoluyla D'ye geçer. Şu var ki G'nin artakalan 30.000 liralık ipoteğinin D'nin ipote-
ğine karşı önceliği olur. Şöyle ki dairenin artırılması sırasında sadece 40.000 lira
elde edilirse, bu paranın içinden G 30.000 lirayı çekip alır; D )ıe ise sadece 10.000
6
Zarardan sorumlu kişi yerine sigorta tazminatını ödeyen sigortacının halefiyeti için bk.
Ticaret K. mad. 1472 ve Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası K. mad. 21 IV; aynca
bk. Omağ, Türk Hukukunda Sigortacının Kanuni Halefiyeti, İstanbul, 1983.
lira kalır. Böylece iiçiiııcii kişi kmıımıımdaJ..i D 'ııiıı ödemesiııiıı ve Jıaleflyetiııiıı, ala-
caklı G için lıerlıangi bir saJ..ıııca doğurmaması sağlanmış olıır
7
.
Halefi.yet olguları yasaca sıkıca tipleıımiştir. Halefiyet konusunda tip
sıkılığı geçerlidir hulnıkuınuzda. Örneğin, kiraya verenin kira parası alaca-
ğının, kiralanana sonradan malik olan kişiye halefiyet yoluyla intikali yasa
ötesinde (praeter legem) kabul edilemez. Olağanüstü yollar genelleştiril-
n1emelidir. Halefiyet pek özel bir ayrıcalıktır; ayrıksı kalmalıdır.
V- HALEFİYETİN OLMADIĞI DURUMLARDA ÜÇÜNCÜ
KİŞİYLE BORÇLU ARASINDAKİ HESAPLAŞMA
6 Üçüncü kişinin ifası, halefi.yet (yasal alacak temliki) ayrıksı olgusu dı-
şında, tıpkı borçlunun ifasında olduğu gibi, borcu düşürüp söndürür.
(İfa=itfa) Borç ve alacakla birlikte, alacağın tüm yan (fer'i) hakları, özellik-
le güvenceleri de birlikte düşer. (BK 131 I)
Gelgeleliın, üçüncü kişi, dilerse, borcunu ödeyip kapattığı borçluya geri
dönüp başvurabilir ("rücu" edebilir). Üçüncü kişiyle borçlu arasındaki bu
"rücu ilişkisi", ifa borçlunun bilgisiyle ve isteğiyle gerçekleştiğinde, genel-
de onunla yapılan "borçtan kurtarma anlaşmasına" (vekaletli iş görmeye),
buna karşılık borçlunun bilgisi ve isteği dışında ama onun çıkan ve varsayı-
lı iradesi doğrultusunda gerçekleştiğinde, "vekaletsiz iş görmeye" (BK 526
i.s.) dayanır. Nihayet, son aşamada, vekaletsiz iş görmenin koşullarının
bulunmadığı olasılıkta, bu "rücu ilişkisi" "son çare" olarak haksız zengin-
leşme temeline oturtulur; başkasını borçtan kurtarmadan ötürü "rücu zen-
ginleşmesi" olarak biçimlenir. (BK 77 i.s.)8
Görülüyor ki borçlunun üçüncü kişinin ifası sayesinde borçtan temelli
kurtulması sadece alacaklısına karşıdır; yoksa üçüncü kişiye karşı değildir.
(Hiçbir edim karşılıksız kalmaz!) Alacaklısından kurtulan borçlu şimdi
üçüncü kişiyle hesap görecektir.
7 Özet: Üçüncü kişinin borçlunun borcunu kapatma iradesiyle, borçlu
içi� borçlu yerine ifada bulunmasına pek engel çıkarılmaz. Borçluyu sanki
bizzat ifada bulunmuşçasına borcundan kurtaran böyle bir ifadan sonra,
üçüncü kişi, borçluyla hesaplaşır. O, yerine göre, borçtan kurtarma sözleş-
mesine, vekaletsiz iş gönneye, halefi.yete veya haksız zenginleşmeye daya-
nar� alacaklıya ödediklerini borçludan geri alır. Üçüncü kişinin borçluya
geri dönüp başvurma (rücu) hakkıdır bu. Yalnız eğer üçüncü kişi, başkası-
nın borcunu kendi borcu sanıp "kendisi için" ödemişse, baskın görüşe göre,
7
Bk. Weber, OR 110 N 74-79.
8
Bk. § 26 N 16-19.
30
.......
31
haksız zenginleşme istemini borçluya değil de doğruca edimi ulana yönel-
tir. , zmhk göıüşü, borçluya karşı "rücu zenginleşmesi" istemini saklı tutur.
Dikkat edilirse, bu yanlışlık olasılığında borçlunun borcu vardır da, üçüncü
kişi edimi o borç için değil de kendi sanal borcu için gerçckleştinniştir.
Başka bir deyişle, onun edimi borçluyla değil, kendisiyle bağlantılıdır. De-
ğişik bir tartışmalı olguysa şudur: Üçüncü kişi aslında mevcut olmayan bir
başkasının borcunu "onun için" ödemiştir. Aradaki ayrıma dikkat edilsin:
Bu yanlışlık olasılığında üçüncü kişinin borçlu sandığı kişinin hiç borcu
yoktur. Bu yanlış ödeme olasılığında da üçüncü kişinin borçluyla mı yoksa
edimi alanla mı hesaplaşacağı tartışmalıdır.
§ 3-Üçüncü Kişiye İfa
RÜEGG: Leistung des Schuldners an einen Nicht-Glaubiger, Freiburg, 1990.
1- KURAL: ANCAK ALACAKLININ ŞAHSINA VE YA
EDİMİ ALMAYA YETKİLİ KİŞİYE İFA
EDİLEBİLİRLİK
Kimin ifa edeceği genel kurala (BK 83'e) bağlanmıştır da kime ifa edi- 1
leceği genel kurama kalmıştır.
Kural olarak, borçlu yerine üçüncü kişi ifada bulunabilir. (BK 83) Ge-
nelde herkesin işine gelir bu, ama kural olarak alacaklı yerine üçüncü kişiye
ifada bulunulamaz. Genelde alacaklının işine gelmez bu. Menfaatler duru-
mundaki fark, beraberinde çözüm farkını da getirir. Üçüncü kişiye ifa an-
cak alacaklının oluruyla borcun ifası yerine geçebilir.
Borçlu borcunu mutlaka edimi almaya yetkili alacaklının şahsına veya
onun yetkili temsilcisine ifa edecektir. Eğer alacaklının edimi alına yetkisi,
ehliyetsizlik veya icra takibi gibi nedenlerle kalkmışsa, o zaman, ifa, ala-
caklı yerine, edimi alınaya yetkili kılınmış olan kişilere (yasal temsilciye,
icra dairesine ya da iflas idaresine) karşı gerçekleştiıilecektir.
Alacaklıya veya onun yerine edimi almaya kendisince ya da yasaca
yetkili kılınmış kişilere karşı yerine getirilmeyip üçüncü kişilere karşı ger-
çekleştirilen edim ifa yerini tutamaz. Varsın bu üçüncü kişi alacaklının
alacaklısı olsun; hatta varsın üçüncü kişiye karşı gerçekleştirilen edim "iyi
niyetle" (üçüncü kişi gerçek alacaklı sanılarak) gerçekleştirilmiş olsun!
İfanın özünün ve işlevinin en doğal gereğidir bu. Üçüncü kişiye ifanın
borçtan kurtarmazlığı, bizatihi borç kavramının içinden çıkma, kendiliğin-
den anlaşılabilir bir ilkedir.
32
§3
·•Alacaklınm alacaklısına ödeme" ancak ödemede bulunan üçüncü kişi-
nin evvelce ele alınmış olan "müdahale yetkisi" bağlamında gündeme gele-
bilir. (Krş. § 2 N 3/4) Örnek: Kiracı kiraya veren tarafından rehin edilmiş
olan daireyi rehinden kurtarabilmek için birkaç yıllık kira parasını topluca
alacaklısı kirayaverenin alacaklısına ödemiştir. Bu durumda, üçüncü kişi
konumwıdaki kiracı sonradan kiraya verenine "edim dışı rücu zenginleşme-
si" istemiyle geri dönüp başvurabilir. Eğer kiracı kiraya veren için "kendi"
malını rehnetınişse, onwı böyle bir ödemeden sonra kiraya verene rücu
hakkı onwı özel halefiyet ayrıcalığıyla pekişir.
Kural şudur ki aynen yanlış edim kazandıran (elma yerine armut veren)
gibi, "yanlış kapı çalan" da edimini (bu kez edimi almaya izinli kişiye kar-
şı) yinelemek zorwıda kalır. "Yanlış ödeyen iki kez öder" (qui paie mal
paie deux fois) özdeyişi bu hukuki gerçeği açık olarak yansıtır.
Yanlış adrese (üçüncü kişiye) ödeyen borçlunun, bu kişiye ödediklerini
haksız zenginleşme istemiyle sonradan bu kişiden geriye isteyip sağlama
hakkı, (BK 79 I kuralının "zenginleşmenin kalmadığı" savunmasına çarpıp
kırılma rizilcosuyla sınırlı olarak) kuşkusuz saklıdır. Yanlış kapı çalan borç-
hımın avuntusudur bu!
"Edimi alma yetkisi" (mezuniyeti) tasarnif yetkisine ve temsil yetkisine benzeyen
bir "/aıdret yetkisi"dir (Empfangszustiindigkeit); genelde alacaklıda bulunur, ama
arada sırada alacaklıdan başkalarında da bulunabilir. En başta, alacaklı verebilir
bu yetkiyi başkalarına. (Havalede veya temsil yetkisi vermede yaptığı gibi.) Sonra,
yasa da verebilir bu yetJdyi başkalarına. (Ehliyetsiz alacaklıda yasal temsilciye, ceb-
ri icra takibine uğramış olacaklıda da taJ..ip makamlarına verdiği gibi.)
Evvelce belirtilmişti; aııımsayalım: Ehliyetsiz alacaklıya karşı sağlıklı ve geçerli
bir ifayı gerçekleştirmek olanaklı değildir. Ehliyetsiz kişi edimi almaya mezun (yet-
i.ili) değildir ki. Bu gibi dwımılarda, edimi, ehliyetsiz kişinin edimi almaya mezun
yasal temsilcisine karşı gerçekleştirmek gerekir. Şu da var ki kendisine yöneltilecek
olan "ikinci kez ödemede bulunulması" istemine karşı, borçlunun da hazır savunma-
sı vardır: O, ifa sayılmayan (amacma ul�amamış olan) edimin iadesi yolundaki
kendi haksız zenginleşme alacağım, ediminin yinelenmesi istemine karşı, bir "takas"
veya edimi tutup alıkoyma savunmasına dayanak yaparak, ikinci kez ödeme yükü-
münden sıyrılabilir; ola ki elıliyetsiz kişi, zenginleşmenin kalmadığı yolunda bir kar-
şı-savunma ortaya atabilsin. (BK 79 il MK 452)
Demek ki üçüncü kişinin ifasına sıcak bakılıp kişisel edimler dışında bu
yolda tüm kapılar açık tutulduğu halde, üçüncü kişiye ifaya soğuk bir tavır-
la sırt çevrilmektedir. Bu tutum yadırganmamalıdır. Ne de olsa, üçüncü
kişinin ifası genelde hem borçlunun hem alacaklının yararınadır. Borçlu
borcundan kurtulur, alacaklı da edimine kavuşur. Oysa, üçüncü kişiye ifa
borçlu açısından farketmese bile, kural olarak, alacaklının hiç işine gelmez.
O, borçlunun edimiyle bir başkasını değil, kendisini doyurmak ister. Görü-
lüyor ki üçüncü kişinin ifası olgusuyla üçüncü kişiye ifa olgusu arasında
§3
33
menfuatler dunımu birbirinden apayrıdır. (Edimi kimin vereceği fw'k etmez
de edimi kimin alacağı fark eder!)
Kural olarak olanaklı "üçüncü kişinin ifasında" başlıca sorun üçüncü
kişinin ifadan sonra borçluyla hesap görmesiyken, kural olarak olanaksız
"üçüncü kişiye ifada" başlıca sorun üçüncü kişiye ifaya göz yumulabilecek
olguların çerçevesini çizmektir.
il- ÜÇÜNCÜ KİŞİYE İYİ NİYETLE İFANIN BİLE BORÇTAN
KURTARMAZLIĞI KURALI VE AYRIKLARI
Kural olarak, edimi alma yetkisi bulunmayan kişiye (sözde, görünüşte,
2
sanal alacaklıya) karşı gerçekleştirilen edim, borçluda iyi niyet olsa bile
onu borçtan kurtarmaz. Demek ki edimi alma yetkisinin eksikliğini, ayni
haklara ilişkin tasarruf yetkisinin eksikliğinde olduğundan ayrımlı olarak,
iyi niyet kapatamaz. Yalnız yasaca öngörülmüş kimi özel olgularda hukuki
görünüşe güven (iyi niyet) korunabilir. Bunlara bir de örf ve adet hukuku
kahnda yerleşip kökleşmiş kimi ayrıksı olguları katmak gerekir.
Bir kere, BK 186 kuralına göre, alacağın devredildiğinden (el değiştir-
diğinden) habersiz borçlu, iyi niyetle, eski alacaklısına (ki edimi alma yet-
kisi yoktur artık) ödemede bulunursa borcundan kurtulur.
Bunun gibi, (aslında evleviyetle) katmerli bir alışveriş güvenliğinin hi-
mayesindeki ticari senetlerde (bonoda, poliçede ve çekte) de, senedin üs-
tünde şeklen alacaklı olarak gözüken kişiye iyi niyetle ödemede bulunan
borçlu borcundan kurtulmuş sayılır. (Ticaret K. 656, 658, 686)
Alacağı haczedilmiş veya iflasına hükmedilmiş olan bir alacaklıya,
böyle bir alacaklı hacizden ve iflastan sonra artık edimi almaya yetkili ol-
madığı halde, haciz ihbarnamesinden veya iflas kararının ilanından önce
yapılan iyi niyetli ödeme de borçluyu borçtan kurtarır. (İİK 89, 192; aynca
bk. MK 863)
Buna karşılık, Alman hukukunda (§ 370 ve 2367 BGB kurallarında)
açıkça koııımaya alınmış olan "hukuki görünüşe güven olgularının", yani
mirasçılık belgesine ve alacaklının imzasını taşıyan makbuza güven olgula-
nnın borçtan kurtarmaya yetmeyip ikinci kez edimde bulunmayı gerektire-
ceği görüşü, Türk ve İsviçre öğretisiyle uygulamasında baskındır
1
. Şu da
var: Bu gibi güven olgularına "görünüşte temsilcilik" (Anscheinsvollmacht)
kavramının ve "beyan sorumluluğu" kuramının Türkiye'de ve İsviçre'de de
belirli sınırlar içinde benimsenen sonuçlarının bağlanması olanağı her halde
1
Bk. Kocayusufpaşaoğlu, Miras Hukuku, s. 586 i.s.; Serozan/Engin, Miras Hukuku, An-
kara, 2014, § 5 N 86-87; von Tuhr/Escher, § 58 VI, s. 23; von Bürcn, s. 459 i.s.
34
§3
saklı sayılmalıdır. Elinde bizzat alacaklının imzalayıp kendisine verdiği
belgeleri tutup temsilci rolüne soyunan üçüncü kişiye güvenen ve bu sözde
(görünüşte) sanal temsilciye ifada bulunan kişinin iyi niyetinin korunabile-
ceği yolundaki böyle bir görüşün başlıca "kıyas dayanakları", temsil yetki-
sine ilişkin şaşırtmacalara kanan kişilerle ilgili BK 41 II ve 42 III kuralları
olabilil. Güven olguswıu kendi eliyle (bizzat) yaratan kişinin bunun sonuç-
larına katlanması doğal bir hukuk ilkesi sayılmalıdır.
Bıı görüş ışığında ortaya şöyle ilginç bir dunıın çıkar: Sıııırlı ehliyetsiz küçük
alacaklının şalısıııa doğrudan ödeme iyi niyetli de olsa borçluyu asla borçtan lmrıa-
ramazkeıı, tam ehliyetli alacak/111111sımrlı ehliyetsiz çocuğuna iyi niyetle ödeme, ye-
rine göre (temsil yetkisinin var/ığıııa güven korunabildiği takdirde ve ölçüde), borç-
luyu pekala borcımdan lı.ıırtarabilmektedir; çünkü a/acaklıda tam ehliyet veya edimi
alma mezuniyeti aramr; ama alacaklıııııı temsilcisinde tam ehliyetin varlığı şart ko-
şulmaz. Edimi alma yetldsiniıı temsil yetkisinin eksikliğine bağlı eksikliğini ise öde-
mede bulımaııııı iyi niyeti kapatır.
Yalııız şuna dikkat edilsin ki temsil yetkisinin varlığına güvenin koıııııması bağ-
/aınmda temsilciye ifan111 borçtan /..ıırtarabi/mesi, edimi alma yetkisinin varlığ111a
giil·eııin korunamayacağı yolıındaki /..ıırala gerçek anlamda bir ayrık o/ııştıırınaz;
sadece görünüşte (gerçek olmayan) bir ayrık olııştıırıır.
İyi niyetin korunduğu olguların ötesinde, iyi niyetle (bilgisizce, kusur-
suzca) yanlış kişiye edimde bulunan borçlunun, yerine göre (parça borcun-
da) BK 136 uyarınca sorumluluğu gerektirmeyen, borçtan kurtarıcı "ifa
imkansızlığı" savunmasına ve iyi niyet]i haksız zenginleşme borçlusunun
da BK 79 I uyarınca yanlış kişiye ödeme yüzünden "zenginleşmenin elinde
kalmayıp eksildiği" savunmasına dayanma olanağı ayrıca saklıdır.
Hiç kuş/..,, yo/..1ıır ki edimi alma yetkisinden yoksun iiçiiııcii kişiye ifa, alacaklının
iiçiincii kişiye ifaya sonradan icazet vermesiyle veya alacaklıyla üçüncü kişinin bir-
birlerine idilli halef olmalarıyla da geçerlilik kazanabilir.
Ill- BORÇLUNUN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE EDİMDE BULUNMA
YÜKÜMÜ
3 Nasıl üçüncü kişi durup dururken ifada bulunmazsa (vekaletli veya ve-
kaletsiz borçtan kurtarma söz konusu olursa), üçüncü kişiye de durup du-
rurken ifada bulunulmaz. Eğer yanılgıya düşmemişse, mutlaka bu yolda bir
yükümü ya da bir hakkı vardır ifada bulunan kişinin. Bu yüküm ile hak da
ya anlaşmadan ya da yasadan çıkar.
Borçlunun üçüncü kişiye ifa "yükümü" ile "hakkı" yüzde yüz örtüşme-
diği içindir ki bunlar birtakım yinelemeler göze alınarak burada ayn ayn
ele alınmıştır.
2
.Krş. Weber, OR 68 N 93, N 122.
35
§3
Borçlunun alacaklı veya onun edimi almaya izinli temsilcisi yerine,
doğrudan doğruya üçüncü kişiye ödemede bulunma konusundaki yükümü,
tarafların anlaşmasından çıkabileceği gibi, doğrudan doğruya yasadan da
çıkabilir.
Böylesine kural dışı bir sözleşmese! yüküme en başta "tam (eksiksiz)
üçüncü kişi yararına sözleşme" kaynaklık edebilir. (BK 129) Örnek: Ölü-
münün yaklaştığını sezen A, B sigoı1a şirketiyle kurduğu sigorta sözleşme-
sinde, ölüm halinde ödenmesi gerekli sigorta tazminatının yeğeni Ü'ye
ödenmesini öngörınüştür. Bu durumda, borçlu sigorta şirketi B, edimini
gerçek alacaklı sayılan A'nın külli halef mirasçılarına (eşine ve çocukları-
na) değil de "üçüncü kişi" konumundaki lehdar yeğen Ü'ye karşı yerine
getirmekle yükümlü sayılacaktır.
Üçüncü kişiye edimde bulunma yükümü, böylesine "sosyal destek ve
yardım sağlama" amaçlı "üçüncü kişi yararına" sözleşmeler dışında, bir de
pratik, pragmatik kaygılarla edim yolunu kısaltan ve kestirmeden alacaklı-
nın alacaklısına ifayı öngören anlaşmalardan çıkabilir. Aslında bunlar da
üçüncü kişi yararına sözleşmenin türevleri veya benzerleri sayılabilirler. Bu
gibi talimatlara üçüncü kişi yararına sözleşmenin "eksiği" gözüyle de bakı-
labilir. Buradaki "eksiklik" üçüncü kişinin genelde gerçek anlamda bir talep
olanağına kavuşturulmamasından kaynaklanır. Örneğin, perakendeci satıcı
A, kendisine borçlu olan toptancı satıcı B'ye, bu borcu doğrudan doğruya
kendi müşterisi ve alacaklısı Ü'ye karşı yerine getirmesi konusunda bir
talimat veriyor. Bir başka örnek: B bankasından tüketim kredisi alan tüketi-
ci A, laediııin kendisine değil de doğrudan doğruya taksitle mal satın aldığı
satıcı Ü'ye ödenmesini istiyor. Dikkat edilirse, bu örneklerde alacaklı A
atlanmakta (pas geçilmekte), dolambaçlı B-A-Ü aktarması yerine, B-Ü
kestirmesine sapılmaktadır. (Borçlu alacaklıya ödeyecek yerde, doğrudan
doğruya alacaklının alacaklısına yani üçüncü kişiye ödüyor!)
Anımsanacağı gibi, bu Jıulruki üçgen, ayııı zamanda, borçlu yerine iiçiiııcü kişi-
nin ifada bulunmasına da örnek oluşturur. (§ 2 N 3) Yalııız orada pas geçilen "borç-
lu" iken, burada pas geçilen "alacak/ı"dır. Aslıııda pas geçilen lıep aynı lı.işidir; pe-
rakendecidir, ti.iketicidir. Yalnız birinde (üçiiııcii kişinin ifası olgusunda) "borçlu" sı-
fatını, ötekinde (üçüncü kişiye ifa olgusunda) "alacaklı" sıfatım taşımaktadır bu irişi.
Eklemek gerekir ki bu gibi edim kestirmelerinde, borçlıı için "iiçüııcü lı.işiye kar-
şı" ifada bulunma ''yükiimüniin" mü (eksiksiz, tam iiçüncü kişi yararına sözleşme),
yoksa sadece "olanağımn" (hakkının) mı (eksik iiçiincii kişi yararıııa sözleşme) öıı-
göriildüğii, çözümü belirli iiçlü ilişkinin somut özellikleriııe ve tarafların istencine
bağlı bir yonım sorunudur. (BK 129 Il)
Borçlunun alacaklı yerine üçüncü kişiye ifada bulunma yükümüne kay-
naklık edebilecek önemli iki işlem de havale ile onun nitelikli uzantısı ak-
reditiftir. Gerçekten de havaleden ve akreditiften de çoğu zaman havale ve
akreditif talimatını (vekaleti) veren alacaklıya karşı, bu talimatı alanın
§3
36
(borçlu vekil bankanın) üçüncü kişiye ödemede bulunma yükümü çıkar.
(BK 557 il) Hatta bu yüküm kimi zaman üçüncü kişiye (lehdara) karşı bile
söz konusu olabilir. (BK 557 1) Bankaya verilen ucu açık otomatik ödeme
talimatları bu çerçevenin içine girer.
Havale ve a/ı.nditif iiçgeninde, ödeme talimatını veren kişiyle iiçiincii kişi (leh-
dar) arasında/ı.i "karşılık ilişkisi" (Valutaverhiiltnis), talimatr veren kişiyle talimatı
alan /ı.işi (banka) arasında/ı.i "kapama ilişkisi" (Deckrıngsverlıiiltnis) ve talimat alı-
cısı bankayla iiçiiırcü /ı.işi (lelıdar) arasmda/ı.i "tenfiz (edim) iliş/ı.isi" özenle birbi-
rinden ayn tutulması gerekli iiç ilişkidir. Ödeme talimatmrıı banka tarafından kabu-
lü, bankanın lelıdar iiçiincii kişiye karşı teııjiz (edim) iliş/ı.isinde soyut bir borç a/tma
girdiği anlamına gelir. Onun bıı soyut borçlanmadan sonra /elıdar üçüncü kişiye
karşı savunmaları ister istemez sımrlı kalır. İfa ve itfa da ancak bankanın lehdara
karşı ödemeyi (havale tutarım lelıdarııı hesabına geçirmeyi) gerçekleştirdiği anda
tamamlanmış olur.
Havale ve akreditif iiçgeninde ilişkiler şöyledir:
Lehdar Ü
Banka
4
Sırası gelmişken, iiçiincü /...işiye (lehdara) eksiksiz bir talep lıak/...7ııı mucizevi bi-
çimde kazandıran tam iiçiincü kişi yararıııa sözleşmeye /...1saca değinelim. Eski Jıu-
'kııkların tammadığı üçüncü /...işi yararına sözleşmeyi özgün ve ilginç krlan özellik.
iiçiincii J..işinin, kendi bilgisi ve isteği dışında, salt böyle bir sözleşmeyi kuranlar öyle
istedi diye, borçludan edimi doğnıdan ve kestirmeden talep etme olanağına kavuştu-
nılmasıdır. Hele üçüncü kişinin bu sihirli üçgende Jıak sahibi sayılabilmek için fiil
ehliyetine sahip olmak şöyle dursun, hak ehliyetine sahip bir J..işi olarak bile mevcut
olmasının gerehııemesi (gelecekte doğacağı umulan bir varlığın da lehdar olarak
atanabilmesi) bıı ilginç hu'kııki icadın özgünlüğünü büsbütün arhmıaktadır.
Gelgelelim, iiçüncü kişi yararına sözleşmeyi ilginç kılan özellik bundan ibaret de
değildir. Bıı sözleşmede lelıdar, lıakl..1nı, alacağı devralan birisi gibi söz verdiren
alacaklıdan halejiyet (tiireme) yoluyla (devren) kazanmış sayılmaz da "as/ıııdaıı"
(sıfırdan) kazanmış sayılır. Lelıdann kazandığı hak, söz verdiren alacaklının mal-
varlığından ya da terekesinden kopup ayn/makta, böylece bir ''farazi mantıksal an"
için bile söz verdiren alacak/mm malvarlığmda ya da terekesinde yer almaksızın,
doğnıca lelıdarın kucağına, adeta havadan düşmektedir. (tart.) Bu dolaysız iktisap
dogmasının pratik önemi kendisini cebri icra hu'kıı'kıında ve miras hu'kııkrında göste-
rir; bu dogma sayesinde bu alanlarda üçüncü kişi yararına sözleşme lehdanna eşsiz
ayrıcalıklar sağlaıııl.
3
Bk. Serozan, Sağlararası İşlem Yoluyla Ölüme Bağlı Kazandırma, s. 116 i.s.
§3
37
Üçii11cii kişi yararma sözleşme üçgeninde iki lıııkııki ilişkiyi özeııle birbirinden
ayırmalıdır: Bıınlardan biri, edimi /elıdara karşı yerine getireceğine söz veren borç-
lııyla söz verdiren alacaklı arasındaki "kapama ilişkisi"dir. (Declcuııgsverlıiilıııü�
Kapama ilişkisi deyimi, söz veren borçlwıım /elıdara karşı yüklendiği edimiıı açığı-
nın (/ıesabııı) söz verdirence karşılamp kapatılacağı düşüncesinden çıkmış olsa ge-
rektir.
İkinci ilişkiyse söz verdiren alacaklı ile lelıdar iiçiiııcii kişi arasındaki "karşılık"
ya da "kazandırma" iliş/ı.isidir. İşte bıı gizli iç ilişki, lelıdarın hakkı kazaıımasııım
nedenini (causa'sım, karşılığım) kapsar. (Valutaverlıiiltııis)
Üçüncü kişi yararma sözleşme üçgeninde ortaya çıkan soıwılardan belld de en
önemlisi, kapama ilişkisinde herhangi bir Jıulı.1.ıki eksiklik ve aksaklık olduğunda, Jıer
nasılsa yerine getirilmiş olan edimin haksız zenginleşme lı.11rallarma göre tasjiyesi-
ııi,ı kimler arasında gerçekleşeceği sorunudur. Bu soruna ileride(§ 25 N 21'de) çö-
züm aranacaktır.
Tartışmalı olan başka bir konu, üçüncü kişiye, aslında alacak hakkım koruyup 5
saklı tutan "alacaklı" adına değil de doğrudan doğruya "kendi" adına edimi alma
yetJ..'isinin (Einzugsermiichtigung) alacaklı tarafindan verilebilip verilemeyeceğidir.
Böyle bir yetkilendirme de borçluyu, yetkili üçüncü kişiye ödemede bulunma yükümü
altına sokar. Böylece borçlunun karşısına iki alacaklı birden çıkan/mış olur. Bu iş-
lem, üçüncü kişi yararına sözleşme sayılamaz; çünkü yetkiyi üçüncü kişiye sağlayan
alacaklı, edimi isteme hakkımn özünü (aslım) kendi şahsında, kendisi için saklı tut-
maktadır. Alacaklı, üçü11cü kişiye herhangi bir dolaylı kazandırmada bulunmayı
amaçlamış değildir. Bu yetkinin havaleden eksik yam, borçluya, üçüncü kişiye öde-
mede bulunma konusunda herhangi bir yetkinin verilmemesi; fazla yanıysa, üçüncü
kişiye, borçludan edimi isteme hakkı vermesi, dolayısıyla, borçluya da üçüncü kişiye
edimde bulunma yükümü yüklemesidir. Öte yandan, bu yetkinin alacağın devrinden
eksik yam, alacak hakl....-mm tümüyle devredilmeyip alacak/ıda saklı kalmasıdır. Tem-
silden eksik yanına gelince, o da, iiçiincü kişiye "alacaklı adına" edimi alma yetkisi-
nin sağlanmamasında yatar. Özetle, "başkasmm alacağım kendi adma talep yetki-
si", havale, temlik ve temsil eksiği, kendine özgü atipik kanna bir yetkidir. Alacak
lıakkmdan fışkıran yetkileri parçalayıp borçlunun karşısına çifte alacaklı çıkardığı
için borçlu açısından sakıncalı olduğu açıktır; ama çağdaş alışveriş yaşamında
önemli gereksinimleri karşıladığı da aynı biçimde açıktır. Özellikle Batı'da öıf ve
adet hukuku düzeyinde benimsenmiştir. Önemli pratik gereksinimlere yanıt veren, bu
arada tutarı baştan belli olmayan su, elektrik, telefon, gaz, vergi gibi borçları ka-
patmaya yarayan ve genelde borçlunun hesaba itiraz etmemesi bozucu koşuluna
bağlanan bu işlemin yalcın gelecekte bizde de dogmatik kaygılar bir yana itilerek,
benimsenip yayılması beklenir
4
. Bizde şimdilik bankaya ucu açık otomatik ödeme ta-
limatı verilmekle yetinilmektedir.
Borçlunun üçüncü kişiye edimde bulunma yükümü doğrudan doğruya 6
yasadan da çıkabilir. MK 198 uyarınca, kocanın ailesine karşı ödevlerini
savsaklaması üzerine, yargıç, kocanın borçlularına, ödemelerini onun eşine
karşı yerine getirmelerini buyurabilir. Sonra, alacaklı bir "icra takibine"
uğrarsa, onun borçluları, edimlerini İİK 89, 192 kuralları gereğince, artık
edimi alına yetkisi kalkmış olan alacaklıya karşı değil de, yerine göre, ya
4
Bk. Akyol, Üçüncü Şahsın İfayı Kendi Adına Talep Yetkisi, İstanbul, 2007; Kocaman,
Alacağın Temlikinin Benzer Üçlü İlişkiler Karşısındaki Teorik Sının Sorunu, Ankara, 1990.
§3
38
icra dairesine ya da iflas idaresine karşı yerine getirmekle yükümlü tutulur-
lar.
Öte yandan, intifa lıakkıııa tabi bir alacağııı faiz borçlusu, bu borcu alacaklıya
değil de intifa lıakl..ı sahibine ödemekle yiilı.ı'imliidiir. (MK 820) Bunun gibi, rehııe-
dilmiş olan bir alacağın borçlıısıı, borcıııııı, kayıtsız koşulsuz, alacaklıya değil, fakat
yerine göre, relıiıı hakJ.ı sahibine ya da bir kamusal makama yatırmakla yükümlii-
dür. (MK 961) Ayrıca bk. BK 187111: Çekişmeli bir alacak konusundaki dava yiiriir-
ken alacaklı oldıığımu iddia edenlerden her biri borçluyu ifaya zorlayabilir!
IV- BORÇLUNUN ÜÇÜNCÜ KİŞİYE EDİMDE BULUNMA
HAKKI
7 Genelde, üçüncü kişiye ifada bulunma "yükümü" ile "hakkı" örtüşür.
Ama biz böyle bir örtüşmenin olmadığı ayrıksı olasılıkları göz önünde tuta-
rak, yine de üçüncü kişiye ifada bulunma yükümünü ve hakkını birtakım
yinelemeleri göze alarak ayrı başlıklar altında ele alıyoruz.
Alacaklının borçluya, üçüncü kişiye edimde bulunma hakkını kendi
iradesiyle verdiği olasılıkların başında "havale" ve onun nitelikli uzantısı
"akreditif' gelir. Bu iki önemli bankacılık işleminde, alacaklı, kendisine
borçlu olan bankaya, kendisinden alacaklı olan üçüncü kişiye ödemede
bulunması konusunda yönerge (talimat) ve yetki verir. (BK 555 i.s., 515)
Edim yolunu kısaltan pratik bir ifa kestirmesidir bu.
Hamlede ve akreditifle, kural olarak, borçlu bankanın sadece üçüncü J...-işiye
ödemede bulunma yetkisi vardır; ama lelıdar iiçiincii 'kişiye karşı herhangi bir yü-
kümii yo/...'1ur. Ola ki borçlu-banka, lehdar-iiçüncü kişiye karşı çekincesiz bir kabul
bildiriminde bu/ımıııuş olsun. (BK 557 I)
Edim yolunun kısalhlıp borçluya kestinneden üçüncü kişiye edimde
bulunma hakkı tanınmasına, havale ve akreditif dışında da rastlanır. Birinci
örnek: Perakendeci satıcı, kendisine borçlu olan toptancısına, kendisine
yollanması gerekli olan malı doğrudan doğruya alacaklı müşterisine yolla-
ma yönergesi ve yetkisi veriyor. İkinci örnek: Bankadan kredi alan kredi
alacaklısı müşteri, bankasına, bu kredinin kendisine değil de, doğrudan
doğruya taksitle mal satın aldığı mağazaya ödenmesi konusunda bir yöner-
ge ve yetki veriyor.
Borçlu için. temelinde vekalet sözleşmesi yatan yetkilendirme işleminden salt
"alacaklıya karşı". ama temelinde tam üçiincii kişi yararına sözleşme yatan yetki-
lendinne işleminden aynı zamanda "lelıdara karşı" da bir ''yabancıya ifa yükümü"
çıkabileceğini bilelim. Şöyle bir formül durumu açıklar:"Eksik" üçüncü kişi yararına
sözleşmede salt alacaklıya karşı yükiim, "tam'' üçüncü ldşi yararına sözleşmede hem
alacaklıya hem üçüncü kişiye karşı yüldim; ama her ikisinde de üçüncü /..işiye karşı
ifada bulunma hakla!
Öte yandan, bu gibi edim kestirmelerinin aynı zamanda "üçüncü kişinin ifasına"
da önıek oluşturduğunu unutmayalım.
§3
39
Ala aklmm, borçlu una edimde bulunabileceği bir başka yer (solutionis 8
causa adi tus, Zahlstelle), ömeğin bir banka göstermiş olduğu ola ılıkta
da, hiç k._7.1şkusuz, borçltmun, üçü.ncü kişiye, örnekte "bnnkaya" edimde
bulunma ve bu yoldan borçtan kurtulma hakkı olur. Dikkat edilsin ki, hava-
lede ve akredititrc üçüncü kişiye ödemede bulunan banka burada bizzat
üçüncü kişi konwmmdadır. Konuyu açalım: Alacaklı borçlusuna şöyle bir
haber iletiyor: "Bana olan borcunu banka hesabıma yatırabilirsin." Böyle
bir durwnda, borçlunun, diledikten soma, doğruca alacaklının şahsına ifada
bulunma hakkı ayrıca saklıdır. Dernek ki bu olasılıkta borçlunun önüne
değişik ifa seçenekleri sunulmaktadır. Onun doğrudan doğruya alacaklının
şahsına veya ödeme yeri olarak gösterilmiş bankaya (üçüncü kişiye) ifada
bulunma konusunda bir seçimlik yetkisi olur. Üstelik bu yetkinin havaleden
farklı olarak alacaklı tarafından sonradan geri alınamayacağı da söylenir.
Eğer bu görüş benimsenirse, borçlunun hukuki konumu, serbestçe geri alı-
nabilir havaledeki hukuki konumundan (ki bu olasılıkta da üçüncü kişiye
ödemede bulunma hakkına kavuşturulur) daha güçlü olmuş olur
5
.
Alacaklının borçlusuna ilettiği yazıda banka hesap numarasını anması bile,
onun borçluya, bankaya (üçiiııcü kişiye) ifada bulunma olanağı verdiği biçimde yo-
ronılamr. Hatta, son zamanlarda, borçlunun, a/acaklısıııın bankasına, bu konuda
açık ya da kapalı bir yetki almaksızın, ödemede bulunabileceği, bu yolda bir "tea-
mülün varlığı" gerekçesiyle kabul edilir. Şu var ki alacaklının iradesi dışında oldu
bittiye getirilen böyle bir ödeme, hmi zaman alacaklı için çok rizikolu bir ödeme
olabilir. Şöyle ld banka iflas edebilir; iflas etmese bile, parayı a/acaklınııı hesabına
geçirmeyi, ona karşı mevcut kendi alacağına dayanıp takas hakkını kullanarak en-
gelleyebilir. Bu nedenle, bu seçimlik yetkinin alacaklının J...ıışkuya yer bırakmaz yet-
kilendinne beyanına dayanması gerektiği de söylenir.
6
Borçlunun üçüncü kişiye edimde bulunma hakkı doğrudan doğruya ya- 9
sadan da çıkabilir. Şöyle ki BK 107/111 kurallarına göre, alacaklı temerrü-
dünde, borçlu, verme yükümü altına girdiği nesneyi yargıcın saptayacağı
bir üçüncü kişiye "tevdi" edebilir. İfa yerine geçen böyle bir "tevdi" (ifa
Surrogatı) ile de borçlunun borcu sönüp düşer. Bunun gibi, çekişmeli (mü-
nazaalı) bir alacağın borçlusu da borcunu "mahkemeye tevdi" edebilir. (BK
187 I) Öte yandan, alacaklısı tarafından kovuşturulan bir borçlu da borcunu
icra dairesine ödeyebilir.
Özet: Hukukumt12:?a kural olarak üçüncü kişinin edimi alma yetkisi ıo
(mezuniyeti) yoktur. Uçüncü kişiye iyi niyetle ödeme bile kural olarak
borçluyu borcundan kurtaramaz, ama uygulamada borçlunun üçüncü kişiye
karşı ödemede bulunma yükümüne ve(ya) hakkına sıkça rastlanır. Üçüncü
kişi yararına sözleşme, havale, akreditif, üçüncü kişiye edimi kendi adına
5
Bk. Weber, OR 68 N 110-112.
6
Bu konudaki hararetli tartışmalar için bk. Gernbuber, Erfüllung, § 11, 2, s. 194 i.s.; aynca
bk. ileride § 7 N 20, § 8 N 4.
§3
40
alma yetkisinin tanınması ve bankanın ödeme yeri olarak gösterilmesi,
borçlunun üçüncü kişiye ifada bulunma yolunu açan başlıca örneklerdir. Bu
olasılıklarda� üçüncü kişinin borçludan ifayı talep etme hakkına kavuşup
kavuşmayacağı somut ilişkide tarafların istençlerine bağlı ayn bir yorwn
sorunudur.
Üçüncü lcişiye ifadaki geleneksel üçgen:
B
Üçüncü kişi yararına sözleşme
A
ve benzeri (eksiği) talimatlar
ifa
Ü
§ 4-İfa Yeri
1- İFA YERİNİN ANLAMI VE ÖNEMİ
ı Edimin ''kişi" öğesinden sonra, sıra, edimin "yeri" öğesine gelmiştir.
Kimin kime ifada bulunacağı sorusu yanıtlandıktan soma, kimin "nerede"
ifada bulunacağı sorusunun yanıtı aranacaktır şimdi.
İfa (edim) yeri, borçlunun edim eylemlerini (ve genelde aynı zamanda
edim sonucunu da) gerçekleştirmek zorunda olduğu yerdir. Tıpkı edimin
zamanı gibi, edimin mekanı da edimin gerçekleştirilme biçimiyle, yani
ifanın geniş anlamda konusuyla ilgilidir.
Nasıl ifa zamanı ay kadar uzun veya saat kadar kısa olabilirse, ifa yeri
de ülke kadar geniş veya oda kadar dar olabilir.
Edim eyleminin gerçekleştirildiği yer (eylem yeri), genelde, edim sonucunun da
gerçekleştiği yer (sonuç yeri) olur. Borçlunun edimi sunduğu yerde alacaklı da edi-
me kavuşur. Yalnız yollanacak (gönderilecek) borçta (mesafeli satımda) ifa (edim)
eyleminin yeri, borçlunun (satıcının) edimi yola çıkardığı yerken; ifa (edim) sonucu,
edimin vardığı yerde, yani alacaklının (alıcının) yerinde oluşur. (Sonuç yeri malın
vardığı yerdir.) Eğer edim alacaklıya varmazsa, edim konusunun (malın) yeniden
yollanmasının gerekip gerekmeyeceği (edim hasan) sorunu ve karşı edimden (be-
delden) yoksun kalınıp kalınmayacağı (karşı edim hasan) sorunu, yasanın öngördü-
ğı"i özel hasar rejimine göre çözüme bağlanır. Buna göre, yollanacak borçta edim ve
karşı edim hasan borçlu satıcının malı kendisinden bağımsız taşıyıcıya (kargoya,
postaya) verdiği anda alacaklı alıcıya geçer. (BK 208 III)
2 İfa yerinin hukuki önemi saymakla bitmez. İfa yerinde gerçekleştiril-
meyen edim, zamanında yerine getirilmiş olsa bile, gereği gibi gerçekleşti-
§4
41
rilmiş bir ifn sayılmaz; geri çevrilebilir. Eğer "yerinde" ifa zoınanında yetiş-
tirilm zsc, borcn aykırılık (özel olarak borçlu temerrüdü) sorumluluğu orta-
) çıkabilir.
Bunun tam tersine, ifa yerinde sunulan edimi haksız yere almama da
slncaklı temeniidü hükümlerini davet edebilir.
Borçlusundan, borcunu ifa yeri dışında bir yerde ifa etmesini isteyen
alacaklının bu isteği de ancak borçlunun olumyla, bir "değiştirme sözleş-
mesi" kurularak yaşama geçirilebilir.
Kimi zaman, edim yeri, borcun yerine getirilmesiyle ilgili ikinci derecede hiçim-
sel bir öğe olarak kalmaz da, diipediiz borcuıı birincil, asal öğesi düzeyine çıkar;
edimin onsuz olmaz koşuill sayılır. Tıpkı "mutlak kesiıı vadeli işlem"de zamanın veya
kişiye sıkı biçimde bağlı lı."işisel edimde borçlunun şalısının da böylesine özel bir
öneın ka�anabilmesi gibi. "Mutlak kesin vadeli işleme" benzetilerek "mutlak mekan
borcu"ndan söz ettirebilecek böyle bir olasılığa örnekler: Kalorifer kazanı için ge-
rekli mazot apartmanın akaryakıt deposundan başka yere boşaltılamaz. Malike karşı
inşaat yapma taalılıüdü malikin arsasından başka yerde yeriııe getiri/eme/.
İfa yerinin başka önemli pratik sonuçları da vardır: Edimi taşıma gider-
lerini kimin taşıyacağını ifa yeri belirlediği gibi; edimin gecikmesi, bozul-
ması ya da yok olması riskini (edim hasarını), hatta kimi zaman karşı edim
(bedel) hasarını kimin taşıyacağını da ifa yeri belirler.
Şöyle ki ifa yeri borçlunun yeri olursa (alacaklı tarafından alınacak borç
söz konusu olursa), yol masrafını ve edimden yoksun kalma riskini (edim
hasarını) alacaklı çeker. Yok eğer ifa yeri alacaklının yeri olursa (borçlu
tarafından götürülecek borç söz konusu olursa) yol masrafını ve olası basan
ister istemez borçlu çeker. Buna karşılık, ifa yerinin hem borçluda hem
alacaklıda bulunduğu yollanacak borçta (mesafeli satımda) taşıma masrafı-
nı ve taşıma sırasındaki olası hasarı yasa gereği alacaklı-alıcı çeker. Demek
ki, alacaklının konutuna götürülecek borçta mal borçlu hesabına ve hasarı-
na yolculuk ettiği halde (yolda gecikme ve kaybolma riski borçluda olduğu
halde), alacaklının konutuna yollanacak borçta mal yasal olarak alacaklı
hesabına ve hasarına yolculuk eder; yolda gecikme ve kaybolma riskini
kural olarak alacaklı taşır. (BK 208/211)
Sırası gelmişken, kısaca, edim ve karşı edim hasarı kavramlarına ışık tutalım. 3
Bu kavramlar, ne de olsa, yalnız ifa yeri alanında değil, tüm ifa ve ifa engelleri hu-
kukunda bizi gölgemiz gibi sürekli olarak izleyecek temel kavramlardır.
Edim hasarı, yitip giden, böylece ifası kazara (kusursuzca) imkansızlaşan edim
konusundan yoksun kalma riskidir. Kural olarak parça borcunda alacaklıdadır.
Borçlunun üstlenmiş olduğu edimin konusunu (parçayı) sağlama (tedarik) yükiimü
yoktur. Başka bir deyişle, borçlu için telef olanı telafi yükümü yoktur (BK 136); ama
1
Mutlak kesin vadeli işlem kavramı için bkz. § 5 N 2.
§4
42
çeşit borcunda edim hasarı borçluııun sırtmda olur. "Geııus non perit" (nevi telef
olma=) dogması uyarıııca, borçlu, batanın yerine yenisini bulup koymak zonmdadır.
Karşı edim (bedel) /ıasarı ise, karşılıklı sözleşmede, edim konusunun batması
halinde, karşı edimden de yoksun kalma riskidir. Yoksun kalınan "karşı edim" (pa-
ra), satımda satış bedeli, /..."irada J..."ira bedeli, iş görme ve eser yaratma sözleşmele-
rinde de iicrettir. Kural olarak borç/uda olur bu risk. Eli boş gelen eli boş döner.
(BK J36) Doğaldır, adaletlidir bıı. Değil mi ki o, edimini yerine getirememiştir ve
batan edim koıııısımu (telef olanı) telafi yü/ı.·ümü altında da değildir; o Jıalde yitip
giden edimin karşılığmı da (bedelini de) isteyenıemelidir.
Gelgelelim, ifa yerinden alıııacak ve ifa yerine götiirülecek taşınır eşyada eşya-
ıım devredildiği anda, alacaklı-alıcının bıılıınduğu yere gönderilecek (yollaııacak)
taşınır eşyada ise daha eşyaıım taşıyıcıya teslim edildiği anda edim hasarıyla birlik-
te karşı-edim (bedel) lıasarı da alacaklı-alıcıya geçer. Alacaklı-alıcı kaza üzerine
hem maldan lıem parasından olur. O, telef olduğu için yararlanamadığı malın para-
sını ödemek zorunda kalır. (BK 2081ve IIJ)
Öte yandan, alacaklı temerrüdünde ve alacaklı yüzünden gerçekleşen ifa imkan-
sızlığmda, edim hasarıyla birlikte karşı edim hasarı da alacaklıya geçer. Ne de olsa
ifayı engelleyen alacak/111111 kendisidir. (BK 208 JJ'nin sadece alacaklı tenıerriidiinde
lıasarı alacaklıya geçiren kuralı, alacaklmın yol açtığı ifa imkansızlığıııı da kapsa-
yacak biçimde geniş yorumlanmalıdır.)
İşte bu anlamda "lıasar", taraflarca veya yasaca saptanan ifa yerine göre deği-
şen anlarda intikal eder.
İfa yeri kavramının ifa engelleri ve edimle karşı edim basan alanlan dı-
şında da önemli roller oynayabileceği unutulmamalıdır. Özellikle "devletler
hususi hukukunda" (yasalar çatışması hukukunda) hangi ülke yasasının
uygulanacağını, usul (yargılama) hukukunda ise hangi yerdeki mahkemenin
ve takip hukukunda da hangi yerdeki icra dairesinin yetkili sayılacağını
saptarken hep ifa yerine bakılır.
II- YASANIN İFA YERİ KONUSUNDAKİ GENEL
VE ÖZEL KURALLARI
4
Aslında ifanın (edimin) yeri, taraflarca, açıkça ya da örtülü olarak, bu
arada edimin niteliğine göre belirlenir. (BK 89 I) İfanın konusunu olduğu
gibi, biçimini de tarafların serbestçe belirleme yetkisinin, açıkçası BK ku-
rallarının salt yedek kural gücü taşımasının doğal sonucudur bu.
Uluslararası alışveriş/erde pek sık benimsenen "FOB" ve "CiF" benzeri "ln-
cotemı" klozlarının ifa yeriyle ve hasarla bağlantısı, çözümü tartışmalı bir yorum
so,ıınudur.
Eklemeli ki borçlu satıcınm eşyayı taşıma giderlerini üstlenme taahhüdü, tek ba-
şına, ifa yeri olarak alacaklının koııutunım seçildiği ve yollanacak borcun borçlu sa-
tıcı için riskli, alacaklı-alıcı içiıı de avantajlı bir götürülecek borca dönüştürüldüğü
anlamına gelmez. Eşyayı alıcıya yollamayı ve yollama giderlerini üstlenmeyi kabul
eden satrcının kendisi için sakıncalı bir götürülecek borcıı da göze almış olduğunun
kabulü için başkaca yorımı tutamakları daha aranır. Mobilyanın montajının ve elek-
tronik aygıtın çalıştırılmasının üstlenilmesi gibi.
§4
43
1 d.iml ıin çoğw1da ifa yeri bellidir. Dişçi hastanın dişini muayenehane-
sinde ç k r; t sisatçı musluğu evde takar: oto tamircisi arabayı tamirhanede
onarır; mağazada sergilenen mal mağazadan ahıur; katalogdan sipariş edi-
len mal alıcııun bulw1duğu yere iletilir. Pekiyi ama İngilizce dersi veya
piyano dersi nerede verilir? Kim kimin ayağına gidecektir? Öğretmenle
öğrencinin birbirini karşıltklı olarak boşuna evlerinde beklediklerini düşü-
nelim. Kim ifayı engellemiş sayılacaktır? Bunu da, eğer taraflarca açık
bırakılmışsa._ yasanın yedek kuralları belirler.
Eğer para borcumm alacaklının lıesap sahibi bıılımdıığıı bir bankaya yatırılması
kararlaştmlmışsa (ya da taraflarca öngörülmiiş sayılabiliyorsa) yalııız "iiçüncii ki-
şiye ifa" ve "ifa yerine edim" ala11lar111da değil, aym zamanda "ifa yeri'' (banka şu-
besinin bulımdıığıı yeı) konusunda da bir anlaşmaya varılmış demektir.
Eğer taraflar arasında açık, örtülü ya da edimin niteliğinden çıkma var- s
sayılı bir anlaşma bulunmayıp kuşkulu, ikircikli bir durum varsa, yasanın
tamamlayıcı yedek kuralları devreye girer. Bu yedek kurallar ışığında:
a. Her borç doğumu sırasında borçlunun oturduğu yerde (onun yerleşim
yerinde) ifa edilir. (BK 89 I b. 3) Böylece borçlu gözetilip kayınlıruş olur.
Alacaklı borçlunun ayağına gider; edimi orada arar ve alır. (Aranacak, alı-
nacak borç) O halde, biraz önce anılan ve çözümsüz bırakılan piyano veya
İngilizce dersi örneğinde, öğrenci öğretmenin ayağına gidecektir. Tüm
"çeşit (genus) borçları" için de geçerlidir bu ifa yeri. Öyleyse tüm dayanıklı
ve dayanıksız tüketim maddeleri mağazadan, marketten alınacaktır.
b. Bireysel özellikleriyle ayırt edilen "parça" (species) niteliğindeki eş-
yayı verme edimi, sözleşmenin kurulduğu sırada o belirli eşyanın bulundu-
ğu (taraflarca bilinen) yerde ifa edilir. (BK 89 I b. 2) Demek ki bu da aranıp
alınacak borçlardandır. Yalnız borçlunun yerinde değil de parçanın bulun-
duğu yerde alınacak bir borçtur.
c. Para ödeme edimi ise alacaklının ödeme sırasındaki yerleşim yerinde
yerine getirilir. (BK 89 I b.l )
2
Borçlu tarafından "götürülecek" bir borç
öngören bu kuralla para alacaklısının kayınldığı anlaşılmaktadır.
Bu kural karşısında, havalenin "konutta (ikametgahta) ödeme" koşullu olması
gerekir. Yalnız tarafların açık ya da örtülü anlaşmasına, edimin kapsamına, hatta
teamüle göre, bu koşul pekala gözden çıkarılabilir.
3
BK 89'un anılan bu genel yedek kuralı dışında, bir de özel yedek kural-
lar vardır: Alacaklının sonradan konutunu değiştirmesi yüzünden, borçlu
2
Eğer para borcu alacaklının işyeriyle ilgili bir borçsa, borç bu işyerinde ödenir. § 270 II
BGB'nin bu konudaki kuralı İsviçre'de de benimsenir. Bk. von Tuhr/Escher, § 61 lI 3a,
s. 41; Keller/Schöbi, Vertragsrecht, s. 225.
Krş. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, s. 559/60. Yazar, BK 89 b. 1 kuralının salt ödüncün iade-
si borçlan için geçerli olduğunu savunur.
3
Bk. Tekinay/Akınan/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku, § 66 II, s. 809/1O.
§4
44
tarafından götürülecek borcun yeni konutta ifası aşın ölçüde güçleşmişse,
borçlu borcunu alacaklının eski konutunda da ifa edebilir. (BK 89 II) Sak-
lama (vedia) sözleşmesine konu eşya da saklandığı yerde (palto vestiyerde)
geri verilir. (BK 566) Başkaca özel kurallara daha çok cebri icra ve kıymet-
li evrak hukukunda rastlanır. (Bk. örneğin Ticaret K. mad. 755)
fil- BORÇLARIN İFA YERİ AÇISINDAN
SINIFLANDIRILMASI
Borçlar, sözleşmeyle veya yasayla saptanan ifa yeri ölçüt olarak alındı-
ğında öğretide üçe ayrılırlar:
4
İfa yeri parametresine dayanan ve masraf ile
hasarı taşıma (üstlenme) rejimini de belirleyen bu önemli sınıflandırma
şöyledir:
6 a. Alınacak (aranacak) borçlar: Ana kuralı oluşturan bu borçlarda ala-
caklı edimi borçlunun sözleşmenin kurulduğu andaki yerleşim yerinde
aramak ve edim konusunu borçlunun ayağına gidip almak zorundadır.
(BK 89 I b. 3) Alınacak borçlarda edim eyleminin ve edim sonucunun yeri
borçlunun yerleşim yeridir. Borçlu avantajlı konumdadır.
Parça teslimi borcu, sözleşmenin kurulduğu sırada eşyanın bulunduğu
(taraflarca bilinen) yerde ifa edileceğine göre, bu borç da aslında alacaklı
tarafından alınacak (aranacak) borçlardandır. (BK 89 I b. 2) Şu ayrımla ki
bu borç, "borçlunun" bulunduğu yerde değil de, "malın" bulunduğu yerde
alınacaktır.
Alınacak borçlarda eşyayı alına (yol) giderlerini ister istemez alacaklı
yüklenir. Üstelik, o, bedel karşılığı mal devri sözleşmelerinde malı almaya
gelmezse, "hasarı" yani satılan malın kazara yitip gitmesi halinde maldan
ve hatta parasından olma (kavuşamayacağı malın bedelini ödeme) riskini de
üstlenir. (BK 208 II)
7 b. Götürülecek borçlar: Bu borçlar alacaklının ifa zamanında oturduğu
konutta ifa edilir. Edim eylemiyle edim sonucunun yeri alacaklının yerle-
şim yeridir. Ayrıksı borçlardır bunlar. (BK 89 I b. 1) Bunlarda edim konu-
sunu yollama (taşıma ve posta) giderlerini, yolda gecikme riskini ve en
kötüsü, yolda kaybolma (kaza) riskini doğal olarak borçlu taşır. Açıkçası,
yol, posta, havale ve taşıt aracı parasını borçlu çektiği gibi, yolda gecikme-
nin ve kaybolmanın ceremesini de borçlu çeker. Görüldüğü gibi, götürüle-
cek borçlarda borçlunun durumu kötüdür; avantajlı konumda olan alacaklı-
dır. Alacaklı kendisine gününde teslim edilemeyen değerin karşılığını ver-
mez; karşı edim hasarına borçlu katlanır.
4
Bk. Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, Cilt 1, s. 322 i.s.
45
F
§4
Alacaklı yanlısı "götürülecek borcun" varlığı, alacaklı korunmaya layık
bir tüketici olduğunda daha geniş yürekli bir yaklaşımla kabul edilebilir. Bu
bağlamda, satmış olduğu eşyanın evde montajını veya çalıştırılıp test edil-
mesini taahhüt eden satıcı, pekala, götüıiilecek borcun risklerini de üstlen-
miş sayılabilir.
ilginçtir, ifa yerine ilişkin İsviçre OR 74 kuralında planlanan değişiklik bağla-
mmda, uzaktan (mesafeli) satışlarda ifa yeri olarak müşterinin (tüketicinin) konutu-
mm seçilmiş olduğu, yani tiiketici yararına bir "götiiriilecek borcun" kararlaştırıl-
mış olduğu karine olarak kabul edilir.
Yasa (BK 89 I b. 1) gereği "götürülecek borç" sayılan ve alacaklının s
yerleşim yerinde ödenmesi gereken "para borcu"na özel olarak eğilelim:
"Para borcu"nun borçlusu, paranın zamanında alacaklının eline (onun ban-
ka hesabına) geçebilmesi için parayı en sağlam yoldan ve zamanında yol-
lamalıdır. Bir özdeyişle anlatmak gerekirse: "Para, borçlusu hesabına ve
hasarına yolculuk eder."
Evvelce belirtildiği gibi, para borçlusu "zımni anlaşma" veya "teamül"
gereği, para borcunu posta veya banka aracılığıyla (havale yoluyla) da yeri-
ne getirebilir. Tüın sakıncalarına karşın, alacaklının buna katlanmasının
gerektiği kabul edilir. (§ 3 N 8) Borçlunun götüıiilecek edimi bizzat (elden)
götürecek yerde postayla veya bankayla yollaması halinde, onun yollama
giderlerini, gecikme ve kaybolma risklerini yükleneceği doğaldır. Para,
alacaklının tasarruf (egemenlik) alanına girinceye kadar, borçlu, paranın
kaybolması ve gecikmesi riskine katlanır. Borçlu edim konusunu (parayı)
kendisi elden götürseydi, bütün bu risklere kendisi katlanacak değil miydi?
Yalnız, paranın konutta ödemeli olarak postayla yollanmasında, gecikme riski
uygulamada genelde borçluya yüklenmez de alacaklıya yüklenir. Banka aracılığıyla
yollamada ise bir ayrım yapılır: Borçlunun kendi bankasının geciktinnesinde risk
borçluya, alacaklının kendi bankasının geciktirmesinde ise risk alacaklıya yiiklenir5.
Bu eğilimin temelinde, para borcunu "götürülecek borç" değil de "yollanacak borç"
sayıp gecilane riskini alacaklıya yükleyen Alman hukukunun izleri seçilebilir; ama
aynı zamanda para borçluları, özellikle kira parası borçluları yararma sosyal ko-
n11na kaygılarının rol oynadığı da söylenebilir.
6
(§ 8 N 4)
5
Krş. Bucber, Obligationenrecht, s. 304'te not 45/46; Gaucb/Scbluep/Schmid/Rey, N 2146
ve 2366 i.s.; Burcuoğlu, Kiracının Tahliye Edilmesi, s. 240; Wiegand/Bodel, Die
bargeldlose Zahlung, Benı, 2000.
6
Yargıtay, para borçlusunun, özellikle kiracının gününde gerçekleştirdiği "konutta ödemeli
posta havalesi"nde paranın gecikmesi veya kaybolması riskini alacaklıya, özellikle kira
parası alacaklısı kiraya verene yükler. Öte yandan, Yargıtay, alacaklıya herhangi bir ek
külfet yüklemeyen böyle bir havaleyi almayıp geri çeviren alacaklıyı, alacaklı temerrüdü-
ne de düşmüş sayar. (Bk. YKD 1970, s. 1718, 1981, s. 271 ve 1995, s. 398'de yayımlanmış
olan Yargıtay HGK ve Daire Kararlan)
Eklemeli ki İsviçre Federal Mahkemesi aksi görüşte olup paranın gecikmesi ve kaybol-
ması riskini hiç aynın gözetmeksizin ve hiçbir sosyal kaygı duymaksızın para borçlusuna
§4
46
9 c. Yollanacak (gönderilecek) borçlar: Bunlar özünde "alınacak borç-
lar"dır; sadece kılık değiştirmişlerdir. Nitekim edim eyleminin gerçekleştiri-
leceği yer anlamında ifa yeri yine de borçlunun sözleşmenin kurulduğu anda
bulunduğu yerdir. Yalnız şöyle bir özellik vardır: Borçlu edimi alacaklı için
ayırmakla, hazır tutmakla yetinemez. O, devredeceği nesneyi alacaklıya yol-
lama yan edim yüliiınünü de üstlenmiştir. Kendisi malı götürmek (taşımak)
zorunda olmasa bile, taşıyıcı aracılığıyla iletmelidir onu alacaklıya. Bu ne-
denle de edim eylemi edim konusunu yola çıkarına yerinde (borçlunun yerle-
şiın yerinde) gerçekleştirildiği halde, edim sonucu, alacaklının bulunduğu
yerde, yani malın varma yerinde tamamlanacaktır. Başka bir deyişle, "sonuç
yeri", "eylem yeri"nden ayrı bir yer olacaktır. Marketten telefonla yiyecek ve
içecek siparişi (uzaktan, "mesafeli" alım) işte bu hukuki tabloya uyar. İnter-
netten siparişler de böyledir. Büyük mağazalardan eve eşya ısmarlamada da
genelde yollanacak borç kararlaştınlmış sayılır.
Yollanacak borç BK 89'un ifa yerine ilişkin genel kuralında düzenlen-
miş değildir. Bu borca, satıma ilişkin özel BK 208/211 kurallarında yer
verilir.
Dikkat edilsin ki götürülecek borca tüm yakınlığa karşın, tersi kararlaş-
tırılmadıkça ya da özel bir yasa kuralında öngörülmedikçe, yollanacak
borçta, yani mesafeli (uzaktan) satımda, taşıma ve yollama giderleri, ge-
cikme riski ve taşıma sırasındaki edim ile karşı edim hasarı, götürülecek
borçtaki gibi borçlunun değil de alınacak borçtaki gibi alacaklının sırtında-
dır. Hepiniz bilirsiniz; bir malın konutunuza yollanmasını isterseniz, fatu-
rada malın bedelinin yanısıra posta veya kargo masrafı da yer alır.
(BK 211) Yolda kaybolan malın acısını da siz çekersiniz. (BK 208 III) De-
mek ki götürülecek borçta edim konusu mal borçlu hesabına ve hasarına
yolculuk ederken, "yollanacak borçta" edim konusu mal alacaklı hesabına
ve hasarına yolculuk etmektedir. "Götürülecek borçta" hasar alacaklıya
ancak edim kendisine sunulduğu anda geçerken, "yollanacak borçta" ("me-
safeli", uzaktan satımda) hasar alacaklıya daha erken bir tarihte, daha satı-
cıya bağımlı olmayan (ondan bağımsız) bir taşıyıcıya devir anında geçmek-
tedir.
Yollanacak borçta lıasarın dalıa paketleme (ayırt etme) anında değil de daha
geç bir zamanda, sonraki yollama (taşıyıcıya devir) anında alıcıya geçmesinin ön-
görülmesi yadırganmamalıdır. Bu sayede satıcımn yollama yükümüne uymayı ge-
ciktinnesinin riski alıcıya yansıtılmamış olur. Buysa yerindedir; adaletlidir.
yükler. (BGE 119 II 232). Ne var ki İsviçre Federal Mahkemesi yakın geçmişte; para
borcunun posta havalesiyle ödenmesinde, borçlunun parayı postaya yatırdığı anı esas
alarak Yargıtay'm doğrultusuna kaymışhr. (BGE 124 ın 145; aynca bk. Wiegand/Hodel,
Die bargeldlose Zahlung, Bem, 2000.) İsv. FM'nin bu içtihat değişikliğinin eleştirisi için
bk. Gauch/Schluep/Schmid/Rey, Schweizerisches Obligationenrecht, N 2351 i.s.; We-
ber, OR 74 N.122 i.s.
47
§4
Borçlar Kaııımıı ',ıda satımda lıasarııı alıcıya geçeceği kritik an, yerinde bir yak/o- 98
şımla, malııı alıcıya devri amııa (ileriye) kaydırılırken ve yollaııacak borçta lıascmıı
ancak taşıyıcıya devredildiği anda alıcıya geçeceği de isahetle saptcmırkeıı (BK 20){
1//), yollanacak borçlarla ilgili kuralın alıcı (müşteri) yararına saklı tutıılıııası gerekli
c>ncmli ayrıkları gözden kaçırılmıştır. Gözden kaçırılan ilk ayrık, (fa yerine ilişkin fç.
,·içre BK 74 kuralında plaıılanaıı değişiklik bağlamında uzaktan (mesafeli) salış/arda
lfa yeri olarak miı,şteriııiıı koııııtımım seçilmiş olduğıımııı ve Mylece "götürülecek" bir
borcıın kararlaştırıldığmm karine olarak kabul edilmesi yolıındaki ayrıktır. Böylece
ıniişıen·niıı taşıma sırasmda gerçekleşen kazanın riskini taşıması elden geldiğince ön-
lenir. Öte yaııdaıı, satıcımn malı "kendi taşıyıcısı" eliyle yollattığı veya "toplu taşı-
ma•· (Samnıeldepot) çerçevesinde taşıttığı dıırıımlarda da lıasarm alıcıya, taşıyıcı_va
devir aıımda değil de yerleşim yerinde kendisine devir anmda geçeceği kabul edilir.
Bilindiği gibi, miişteriyi (tüketiciyi) ısmarladığı ma/111 taşınması sırasmda ger-
çekleşebilecek kaza risklerine (edim ve karşı edim Jıasarma) karşı korumak üzere iki
eğilim göze çaıpar:
a) Biri, satıcmm satmış olduğu maldan elini çekmiş ve böylece hasan alıcısıııa
intikal ettirmiş sayılabilmesi için, malı kendisinden büsbütün bağımsız bir taşıyıcıya
devretmesini şart koşma eğilimidir. Buna göre, satıcmın satılanı kendi adamlarıyla
veya aracıyla taşıtmasmda veya malı başka müşterilerin malıyla birlikte taşıtmasııı-
da (Sammeldepot) BK 116'mıı sorumlııluk kuralı, BK 208 11/'ün hasar kuralımıı
önüne geçmelidir.
b) Müşteriyi (tüketiciyi) BK 208 III'üıı ağır hasar lmralından kurtarmak iizere
başvurulan ikinci ve daha köktenci bir yol da şudur: Satıcınm malı monte etme veya
devreye solana gibi ek yükümler iist/endiği dıııwnlarda ve buna benzer başkaca yo-
111m tutamakları bulunduğımda, yollanacak borcıı yorum yoluyla götürülecek borca
dönüştürmek.
6502 sayılı yeni TKHK'nın 48. maddesinde düzenlenen mesafeli sözleşmeler
açısıııdan ise, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği 'ııin 17. maddesinde satıcının maim
tüketici ya da tı"iketiciniıı taşıyıcı dışıııda belirleyeceği üçüııcii bir kişiye teslimine
kadar oluşan kayıp ve hasarlardan sorumlu olacağı belirtilerek, bu halde bir götür-
me borcunun söz konusu oldıığıı kabul edilmiş (m. 17 /); ancak tüketicinin, satıcının
belirlediği taşıyıcı dışında başka bir taşıyıcı ile malın gönderilmesini talep etmesi
durumımda, malın ilgili taşıyıcıya tesliminden itibaren oluşabilecek kayıp ve hasar-
dan satıcının sorumlu olmadığı kabul edilmiştir (m. 17 /1).
Hazır, alıcının hasarın erken intikali riskine karşı koruııınasından söz ederken 9b
eklemeli ki, satılamn ayıplı ifasında, müşterinin ispat yiikiiııii sırtından almak iizere,
ayıbın daha hasarın intikali aııında mevcut olduğu yolundaki miişteri yanlısı karine-
nin (§ 476 BGB) AB Yönergerleri doğnıltusunda Borçlar Kaııımuııa alıııması da
savsaklanmıştır.
Yollanacak borçtaki hasar rejimine bir örnek verelim: Kitapçıdan ısmar- 9c
lanan ve alıcısına kargoyla yollanan hukuk kitapları alıcısına kitapçının elin-
de olmayan nedenlerle geç veya eksik olarak varırsa, kitapçı borcunu yine de
ifa etmiş sayılır; gecikmenin ve kaybolmanın riskine alacaklı-alıcı katlanır.
İtiraf etmeli ki bu sonuç tüketici (müşteri) için çok ağır bir sonuçtur.
Düzeltilip aşılması için çaba harcamak gerekir. Yapılacak iş, tüketim işlem-
lerinde, tüketiciyi korumak üzere, hasarın daha malın satıcıdan bağımsız
taşıyıcıya (taksiye veya kargoya) devri anında alıcıya (müşteriye, tüketici-
ye) geçmesini öngören acımasız BK 208 III kuralını, tüketici yararına bir
§4
48
"götürülecek borç" varsayarak aşmaktır. (Özellikle satıcının yollanan malı
takıp çalıştırma ek yükümünü üstlendiği siparişlerde böyle bir varsayım
daha kolay benimsenebilir.) Bilindiği gibi, götürülecek borçta (bu arada
para borcunda) basar alacaklıya sunwn (arz) anına kadar borçluda kalır.
İlginçtir ki § 474 II BGB kuralı ve İsviçre BK mad. 74 Il değişikliği tasarı-
sı, tüketim işlemlerinde ifa yerini tüketicinin bulunduğu yere kaydırmışlar
ve böylece yollanacak borcu de facto götüriilecek borca dönüştürmüşlerdir.
9d Aslma bakılırsa, yollanacak borçlarda "malı yollama", yani onu paketleme ve
yükleme borçluııuıı borcudur; oıııın yan edim yüküınüdür; ama "taşıma" onun borcu
değildir. İşte bu nedenledir /ı.i borçludan bağımsız taşıyıcılar, hatta daha ileri giden
kimi hukukçulara göre, borçlunun malını taşıttığı "kendi adamları" (bağımlı taşıyı-
cı/an) bile, borçlunun BK 116 uyarınca kusursuz sorumluluğunu devreye sokabile-
cek birer "ifa yardımcısı" sayılmazlar. Bu görüş karşısında, borçlunun taşımaya
bağlı kaybolma, zarar gömıe ve gecifoıe gibi risklerden ötürü herhangi bir tazminat
sonınıluluğu da olmaz. Olsa olsa temerküzün gerçekleşmiş sayılmadığı "toplu taşı-
mada" (Sammeldepot) değişebilir bu çözüm. Sözün özü, yollanacak borçta hasar
dalıa mal taşıyıcıya devredildiği anda alıcıya geçer; yoksa satıcıda kalmaz.
Yalmz şu var: Borçlu satıcı tarafından alacaklı alıcıya "yollanması" öngörülmüş
olan malın taşıma sırasında uğradığı kazanın riskini (edim ve karşı edim Jıasarmı)
alacaklı alıcının sırtına yüklemek, çağdaş ve sosyal boyutlu "tüketicinin korunması
anlayışı" ile bağdaşmaz gö,iildiiğı"i içindir ki yollanacak borçta hasarın alacaklı alı-
cıya ancak satıcının malı kendisinden büsbütün bağımsız bir taşıyıcıya (üçiincii kişi-
ye, ömeğin kargoya, postaya, deniz, hava veya demiryollarına) verdiği anda geçebi-
leceği, buna karşılık, kendisine bağımlı bir taşıyıcıya ve hele toplu taşıyıcıya ver-
mekle geçmeyeceği görüşü gün geçtikte daha fazla yandaş toplamaktadır.
7
Bu eğili-
mi desteklemek gerekir.
Bir kez dalıa anımsatalım: İfa yerine ilişkin İsviçre OR 74 kuralında planlanan
değişikliğe göre, (mesafeli) satışlarda ifa yeri olarak miişterinin konutunun seçilmiş
olduğu, yani "götiirülecek bir borcun" kararla�tınlmış olduğu karine sayılır. Böyle-
ce müşterinin taşıma sırasıııda gerçekleşen kazanm riskini taşıması önlenir.
9e Görülüyor ki götürülecek borç, borçlu için en külfetli ve en riskli, ala-
caklı içinse en konforlu, en güvenli borçtur. Buna karşılık, alınacak borç
alacaklı için en külfetli ve en riskli borçtur. Yollanacak borca gelince, bu
borçta risk, malı taşıyan nakliyecinin kimin adamı olduğuna göre değişebi-
lir. Eğer malı taşıyan borçlunun kendi adamıysa (ifa yardımcısıysa) hasar
alacaklıya intikal ettirilmeyebilir.
10
Bu gerçek karşısında, tarafların ifa yeri olarak neresini belirlemek iste-
dikleri araştırılırken, menfaatler durumunu ve bu arada sosyal ilişkileri
gözeten yorumda özel bir duyarlılık göstermek gerekir. Örnek verelim:
Somut olayda masrafın ve hasarın malın alıcıya teslim edildiği ana kadar
satıcının üstünde kalması sosyal adalet açısından yerinde gözüküyorsa,
malın alıcının konutuna veya işyerine yollanmasının kararlaştırıldığı satım-
7
Bk. Giger, Bemer Kommentar, OR 185 N 42; Koller, Basler Kommentar, OR 185 N
J6/17; SchönJe, Zürcher Kommentar, OR 185 N 94 i.s.; Larenz, Schuldrecht Il/1, § 42 Il
c, s. l00 i.s.; Medicus, Bürgerliches Recht, N 275; aynca krş. ileride § 22 N 11.
49
p
da alıcının konutuna "götürülecek" bir borcun öngörülmüş olduğu kabul
edilmelictir. Ön1ek: Eğer mağazadan sipariş edilmiş malın satıcı tarafından
eve yollanması yükümünden başka, aynca, o eşyanın evde kurulması veya
çahştmlması yükümü de öngörülmüşse, yollanacak borcun götürülecek
borca dönüşmüş olduğu kabul edilebilir.
ilginçtir, fsviçre'de OR 74'e ilişkin değişiklik tmarıs111da, uzaktan pazarlamalı
riikctim sözleşmelerinde �fa yeri olarak tüketiciııiıı ko111ıtımım seçilmiş oldıığıı kalıul
edilirken tiiketiciniıı (alıc111111) tiim kiilfetlerden ve risklerden kurtarılması amaçlaıı-
1111şrır.
Bıına karşılık, evvelce belirtildiği gibi, ıılııslarara.sı alışverişlerde sıkça rastla-
11a11 "CiF" (taşıma giderlerini üstlenme) klozııııwı ifa yeriııi ve hasar rejimini saııcı
=ararına ,·e alıcı yararına değiştirici etkisi ne yazıktır ki kolay kolay kabııl edilmez.
İfa yerinin hasarın intikali açısından taşıdığı önemi bir örnekle göstere-
lim: Bisiklet satıcısı on bisikletlik bir parti malı kendi adamJ sayılmayan,
kendisinden bağımsız bir nakliyeciyle (üçüncü kişiyle) alıcısına yollar. Bu
arada alıcıyla kendisi arasında eskiden kalma bir hesabı kapatmak üzere bin
liralık bir para destesini de alıcıya iletilmek üzere kamyon sürücüsüne verir.
Yolda gerçekleşen bir trafık kazasında bisikletlerle birlikte para da yitip
gider. Bisikletleri telafi borcu yoktur. Hatta onların bedeli bile tahsil edile-
bilecektir. Ne de olsa satıcı "yollanacak" borçta gerekeni yapmış, bisikletle-
ri taşıyıcıya teslim etmiştir. Buna bağlı olarak ediın ve karşı edim basan da
alacaklıya geçmiştir. Buna karşılık telef olan bin liralık banknot destesi
telafi edilecektir, çünkü para borcu alacaklının konutuna ya da işyerine
"götürülecek" bir borç olup yol boyunca hasarı borçlu taşıyacaktır.
İfa yeriyle ilgUi kurallar, düz "verme" edimlerine uygulandıkları gibi, söz/eşme-
den dönme üzerine doğan ters "geri verme" edimlerine de uygulanırlar. Eğer alıcı
satzn aldığı malı satıcıda arayıp ondan alacaksa, alıcıııuı sözleşmeden dönmesinden
sonra da sarıcı alıcının ayağına gidip malı ondaıı geri alacaktır.
8
Eğer ifası imkansızlaşmış olan edimin yerini sigorta tazminatı, kamu- toa
!aştırma bedeli veya üçüncü kişiye karşı haksız fiil tazminatı alacağı gibi
bir "kaim değer" almışsa, alacaklı, ödemek zorunda kaldığı paranın karşılı-
ğında, istediği mala olmasa da hiç değilse o malın yerini tutan bir "kainı
değere" kavuşmuş olur.
Bu arada satıcının kendi borçlusuna (örneğin nakliyecisine) karşı olası
tazminat istemi de, bu borçlunun "BK 208 III kuralının hasar düzeni karşı-
sında satıcının herhangi bir zarara uğramış sayılamayacağı" yollu savunma-
sına karşın, "normatif zarar" kavramı ve "üçüncü kişinin zararının tazmini"
kuramı çerçevesinde yine de kabul edilebilir. Bir yasa boşluğunun doldu-
rulması operasyonudur bu! Bunun ardından da satıcının bu ayrıksı tazminat
8
Bk. Gernhuber, Erfüllung, § 2 V 4, s. 30 i.s.; İsv. FM, BGE 109 II 32.
§4
50
istenıinin yine dolaylı bir "kaim değer" olarak alacaklıya kazandırılması
sağlanır. (Bk. § 15 N 15 ve§ 16 N 7)
ıı Özet: İfa yerinin değişik açılardan hukuksal önemi vardır. Edimi ak-
tanııa giderlerinin ve edimin gecikmesi riskinin, edimden, hatta karşı edim-
den yoksun kalına risklerinin (edim ve karşı edim hasarının) kime yüklene-
ceğini hep sözleşmede kararlaştırılmış veya kararlaşhnldığı varsayılmış
olan "ifa yeri" belirler.
"Edim hasarı" yerine getirilmesi kazara imkansızlaşmış olan edimden
yoksun kalına riskidir. Edim hasarı parça borcunda, diyelim bir evin kiraya
'erilmesinde, ister istemez alacaklının sırtında olur. Edimin (tek parçanın)
telafisi sağlanamaz; kiraya verilmiş özel ev depremde çökerse yerine baş-
kası konamaz. Çeşit borcunda, diyelim herhangi bir lojmanın kiraya veril-
mesinde ise edim hasarı ister istemez borçluda olur. Edimin telafisi sağ-
lanmalıdır; yanan lojmanın yerine yenisi konmalıdır. (Nevi telef olmaz =
Genus non perit) "Karşı-edim (bedel) basan" ise yerine getirilmesi kazara
imkansızlaşmış olan edimin bedelinden yoksun kalma riskidir. Bu risk ku-
ral olarak borçluda olur. Eli boş gelen eli boş döner. Borçlu kiraya verenin
özel evi depremde çökerse, alacaklı kiracı edimden (evden) yoksun kalır
ama kira parasını da ödemez. (BK 136 I ve II)
Eğer taraflar ifa yerini açık bırakmışlarsa, BK 89'a göre, tüm borçlar
alacaklı tarafından borçlunun ya da borç konusunun bulunduğu yerden
·"alınacak (aranacak) borçlar"dır. Kısacası, ifa yeri borçlunun yeridir. Yal-
nız para borçlan borçlu tarafından alacaklıya "götürülecek borçlar"dır.
Kısacası, ifa yeri alacaklının yeridir.
"Yollanacak borca" gelince: Bu borçlarda ifa yeri bir ayağıyla borçlu-
nun, öteki ayağıyla alacaklının yeridir. Aynen alacaklı tarafından alınacak
(aranacak) borçta olduğu gibi, borçlu tarafından yollanacak borçta da tüm
taşıma giderlerini alacaklı-alıcı üstlenir. (BK 211) Bu açıdan, alınacak ve
yollanacak borçlar arasında herhangi bir aynın yoktur. Yalnız yollama gi-
derlerinden başka, aynca, yolda malın başına gelecek kazanın riskini de
(edim hasarının yanı sıra karşı edim hasarını da) alacaklı-alıcı taşır.
(BK 208 III)
Örneğin, kitapçıdan ısmarlanan ve alıcısına kargoyla yollanan hukuk
kitapları kitapçının elinde olmayan nedenlerle alıcısına geç veya eksik va-
rırsa, kitapçı borcunu yine de ifa etmiş sayılır. Gecikmenin ve kaybolmanın
riskine alıcı katlanır; o hem kitaplardan hem de kitapların parasından olur.
51
p
l
!
§4
Eklemeli ki malı ''kendi adamları" (ifa yardımcıları) ile alıcıya gönde-
ren satıcı BK 208 III anlamında mnldan elini çekmiş (malı yola çıkarmış)
ve lu�san alıcıya geçimliş sayılmamalıdır
9
.
Görülüyor ki ifö yeri ve buna bağlı alınacak -yollanacak- götürülecek
borç ayrımı, giderleri ve riskleri (hasarı) üstlenme açısından yaşam al önem
taşımaktadır.
/{a yeriııin ve alınacak -yollanacak- göıiiıiilecek borç aynnııııın li11emi geride
N 10'da yer verilen ırajik kazası ömeğinde sonıııtlaşır. Yollanacak h/Jikleı (çeJit)
borcunda hasar taşıyıcıya devir aııında; götiiriilecek para borcıında /.re lıa.Jar. ala-
caklıya devir a111nda geçmektedir alacaklıya.
Bu koşullar altında, somut olayda giderlerin ve hasarların kime yük-
lenmesi daha adaletli gözüküyorsa, ifa yerini ona göre belirlemek yerinde
olsa gerektir.
Ana kuralı yansıtan şematik özet:
Alıııacak borç: İfa yeri borçlunun yeridir. Giderler ve edimi almayı ge-
ciktirmeye bağlı riskler alacaklıdadır.
Yollanacak borç: İfa yeri bir ayağıyla borçlunun, öteki ayağıyla alacak-
lının yeridir. Giderler ve riskler alacaklıdadır.
Götürülecek borç: İfa yeri alacaklının yeridir. Giderler ve riskler borç-
ludadır.
Gerçi ifa yerinin en büyük önemi gider ve hasar yüklenme alanındadır;
ama ifa yerinin, bunun dışında, temerrüdü, yargılamada ve icra takibinde
yetkiyi ve yasalar çatışmasında uygulanacak ulusal yasayı belirleme alanla-
rında da azımsanmayacak bir önemi vardır.
§ 5- İfa Zamanı
YÜCE: Alacaklı ve Borçlu Açısından İfa Zamanı, İstanbul, 2015.
1- İFA ZAMANININ ANLAMI VE ÖNEMİ
İfanın zaman öğesi ifanın yer öğesi kadar önemlidir. Özellikle borçlu ve ı
alacaklı temerrüdü, vadeden önce ifa olanağı ya da olanaksızlığı ve zaman
aşımı açılarından ifa zamanının önemi büyüktür.
Edimin tarihi de, aynen edimin konusu, tarafları ve yeri gibi belirli, hiç
değilse belirlenebilir olmalıdır. "Ne zaman paraya kavuşursan, o zaman ifa
et" gevşekliği ya da "ilk fırsatta ödeyeceğim" savrukluğu, ifası talep edilebi-
lir gerçek anlamda "komple" bir borç yaratamaz; olsa olsa "eksik" bir borç
9
Bk. Koller, Basler Kommeotar, OR 185 N 16; aynca bk. geride dn. 8.
52
§S
yaratabilir. Borçlu ne zaman edimde bulunabileceğini ve bulunmak zorunda
olduğunu, alacaklı da ne zaman edimi isteyebileceğini bilmelidir.
İfa zamanı (günü) gelmiş borç, alacaklı tarafından ifası talep edilebilir
"muaccel" borç demektir; ama aynı zamanda borçlu tarafından "ifa edilebi-
lir" borç anlamına da gelir. Günü gelmiş (muaccel) borç ifa edilmezse borç-
lu temerrüdü, ifa edilebilir borcun ifası kabul edilmezse alacaklı temerrüdü
oluşabilir. Demek ki muacceliyet borçlu temerrüdünün, ifa edilebilirlik
alacaklı temerrüdünün ön koşuludur.
Borcun ifası, muacceliyet gününden borcun zaman aşımına uğrayacağı
güne kadar istenebilir. (Talep edilebilirlik) Zaman aşımıyla borç "eksik
borç" düzeyine iner. Talep edilemez alacak hakkına dönüşür
1
. Ama böyle
bir eksik borç pekala gönül rızasıyla ifa edilebilir. Ancak muacceliyetten
zaman aşımına değin "talep edilebilen" borç, pekala, muacceliyetten önce
ve zaman aşımından sonra da "ifa edilebilir". Demek ki talep edilebilirlik
sınırlıyken, ifa edilebilirlik sınırsızdır.
Aşağıdaki şema şu hukuki gerçeği yansıtır: Muacceliyet genelde borcun
doğumuyla birlikte, aynı anda oluşur. (BK 90'ın "anında muacceliyet" ku-
ralı: İfa zamanı belirlenmemişse, borcun ifası "derhal", yani sözleşmenin
oluştuğu ya da kişiye zarar verici veya kişiyi zenginleştirici olgunun ger-
çekleştiği anda istenebilir.) Yalnız vadeye bağlanmış borçlarda muacceliyet
daha geç bir tarihte, "vade" ile başlar. Muaccel alacağın talep edilebilirliği
zaman aşımı süresiyle (sürekli defisiyle) sınırlıdır. İfa edilebilirlik ise her
zaman borcun doğumuyla başlar; genelde vadeden önce söz konusu olabi-
lir; sürece sınırsızdır; zaman aşımını geçer.
Muacceliyet Zaman aşımı
Borcun doğumu Vade Talep edilebilirlik
İfa edilebilirlik
ı Kural olarak, ifa zamanı borcun ikinci derecede bir noktası, edimin bi-
çimsel bir öğesi olarak kalır. Erken ifa borçluyu borcundan kurtarır; gecikmiş
ifa da (borçlu temerrüdünün karmaşık mekanizması harekete geçirilmemişse)
borcu söndürür. Sözün özü, edimin tam zamanında yerine getirilmesi şart
değildir; pekala gününden önce veya sonra da yerine getirilebilir.
Dikkat edilsin ki edimi "zamanında" sunmama her zaman borçlu temer-
rüdüne yol açmaz; her gecikmiş edim terslenemez. Önce borçlu temerrüdü-
1
Krş. ama Kocayusufpaşaoğlu, Borçlar Hukuku Genel Bölüm, § 4 N 7 i.s. ve § 5 N 6 i.s.
53
§S
nüıı gerekleri (ihtar ya da ihtar yerini tutacak olgular) yerine gelmiş olmalı-
dır. Yoksa alacaklı temeıTildüne düşülebilir. Nitekim sırf bu nedenledir ki
"temeniit" deyiıni "edimi geciktirme" sözcükleriyle yansıtılmaz, tanımlan-
maz! Temerrüt; koşullu, nitelikli bir gecikmedir.
�ısa. ammsanacağı gibi, "ifa yerinde" sımrılmayaıı lıcr edim (diJrii.vrliik kura/ı-
ımı sıııırları içinde) kayıtsız koşıılsıız geri çevrilebilir. Bıı açıdan, ifa zamanmın ifa
yeri denli önem taşımadığı söyleııebilir. Demek ki giiııii kaçırılmış ifaya lıoşgöriiyle
baJ...7/ır da, yeri şaşırılmış ifaya lıoşgörii gösterilmez.
Gelgeleliın, ifa zan1anı, bazen, salt borcwı ikinci derecede noktası ve
ediınin göstennelik biçimi olmaktan çıkar; düpedüz borcun birinci derecede
önemli noktası ve edimin asal öğesi ağırlığını kazanır. Öyle ki zamanında
gerçekleştirilmeyen edim, borçlanılan edim olmaz da başka bir edim (aliud)
sayılır; kayıtsız koşulsuz geri çevrilebilir. Böyle bir edimin sonradan yerine
getirilmesi (telafi edilmesi) de "imkansız" sayılır. Yolcuyu uçağa yetiştire-
cek olan taksi belirli saatte yetişmeli; sonradan yinelenemez bir sanat veya
spor gösterisi sırasında hazır bulunulmalı; işçi işini belirli saatlerde yapa-
bilmeli; kiracı da kiralık maldan belirli günlerde yararlanabilmelidir. İfa
zamanının evvelce sürekli edimler bağlamında anılan bu özel önemi ve
ağırlığı (§ 1 N 18), bu gibi edimlere ilişkin sözleşmeleri ve bu arada genel-
de sürekli sözleşmeleri de "mutlak kesin vadeli işlemlere" dönüştürmüş
olur.
"Nispi kesin vadeli işlem"de ise zaman öğesi "nispi" yumuşatmasınm da ima et-
tiği gibi, böylesine bir önem ve ağırlık taşımaz. Gerçi tarafların gözünde, karar/aştı-
nlmış vade dışında bir ifa düşünülmekte değildir; ama bu vadenin kaçırılması im-
kansızlığa yol açmaz da sadece formalitesiz (ihtarsız ve süresiz) dönme hakkı verir.
(BK 117 11, 124 b. 2/3) Örnek: Çiçek yaş günü toplantısına yetiştirilmiyor. Borsa iş-
lemi gününde gerçekleştirilmiyor. Geciken edim "imkansız" (telafi edilmez) sayıla-
masa bile, "anlamsızdır, yararsızdır" artık.
Sadece BK 117 II kuralı uyarınca "ihtarsız temeırüt" kolaylığı sağlayabilecek,
ama "kesin vadeli işlem" sayılamayacak ve dolayısıyla borçluya süre (son şans)
verme gereğinden de kurtaramayacak olan örnekse şudur: ''Malı yarın yolla!" Bu
olasılıkta ifa gününe özel bir önem verilmiş değildir. Sadece takvimden herhangi bir
gün rastgele seçilmiştir.
Şöyle bir derecelendinneyi şimdiden belleğimize işleyelim:
a. Önemsiz vadenin kaçırılması: "Parayı 3 Kasım'da getiririm" sözüne uyulma-
mış. İhtarsız temerrüt sorumluluğu. (BK 117 II)
b. Önemli vadenin kaçırılması: "Doları 3 Kasım'da satın alacağım" sözüne
uyulmamış. Nispi kesin vadeli işlem. İhtar çekmeksizin ve ek süre (son şans) vennek-
siziıı, aynen ifaya "eksik olsun" deyip köktenci dönme ve tazminat yaptırım/arma
geçmefirsatı. (BK 124 b. 2/3)
c. Hayati vadenin kaçırılması: "Uçağa yetiştirecek saatte geleceğim" sözüne
uyulmamış. Mutlak kesin vadeli işlem. Borçlu temerrüdü değil de düpedüz ifa im-
kansızlığı. (BK 1121136) Formalitesiz tazminat isteme şansı/
§5
54
Zamanın edimin biçimiyle ilgili bir rolü de aıılık, dönemlik ve sürekli edim ayrı-
mında ortaya çıkar. Aıılık edim borçlımım bir çırpıda (anında) yerine getirdiği
edimdir. (Gazeteyi teslim gibi!) Dönemli edim borçlunun peydeıpey (art arda) yeri-
ne getirdiği edimdir. (Dergi aboıımanı gibi!) Siirekli edim ise borçluııun her an ye-
rine getirdiği edimdir. (İş görme ve yararlandımıa edimleri gibi!)
ll-MUACCELİYET
3 ifa (ödeme) günü gelmiş olan borç "muaccel" olmuş (acelesi olan) borç
demektir. Muaccel olmuş bir borcun derhal ifası istenebilir. Muacceliyetle,
alacak hakkı gerçek bir talep hakkına dönüşmüş olur. Eğer ifa talebine
uyulmazsa, yerine göre, formaliteli (ihtarlı ve süreli) veya formalitesiz (ih-
tarsız ve süresiz) olarak "borçlu temeniidü" hükümleri devreye sokulabilir.
Muacceliyet, bu anlamda, borçlu temeniidünün ön koşuludur.
Doğup oluşmuş olduğu halde henüz muaccel olmamış (olgunlaşmamış,
ifa günü gelmemiş) bir borcun ifa edilmesi yolundaki istem, borçlunun
muacceliyet eksikliğine ilişkin savunmasıyla püskürtülür. Bu savunma
ortaya atılmasa bile "dava temelinin yetmezliği" olgusu olarak yargıç tara-
fından görevinden ötürü dikkate alınır ve davanın reddine yol açar. Henüz
muaccel olmamış bir borç için borçlu temeniidüne de düşülmez. Yalnız şu
var: Pandekt hukukundan kaynaklanan, § 813 lI BGB kuralında da dile
gelen ve bizde de benimsenen bir ilkeye göre, muacceliyetten önce yanlış-
lıkla erkenden yerine getirilmiş olan edim, "borç olmayan edimin iadesi
istemi" (condictio indebiti) ile geri istenemez artık.
2
Ertesi ayın kira parası gibi henüz oluşmamış, "zamana bağlı", eı1elenmiş
(befristeı) borç (ki haksız zenginleşme istemiyle iadesinin sağlanabileceği kabul edi-
lir) ile taksit parası gibi henüz olgunlaşmamış "vadeye bağlı" (betagt) borç (ki ia-
desi olanaklı gön.ilmez) arasındaki ayrımın ne denli silik ve kaypak olduğu düşünü-
lürse, borçlu zararına uygulanan bu ilkenin Türk ve İsviçre /ıukukundaJ..i geçerliliği
konusunda tereddüde düşmemek elden gelmez. Nitekim öğretide borçluyu muacceli-
yet eksikliğine karşııı yanlışlıkla yerine getirdiği edimi "condictio iııdebiti" ile kur-
tarma olanağına kavuşturan görüşlere de rastlanmaktadır.
3
Öte yandan, kuşku ha-
linde lıep borcun heniiz oluşmamış olduğu varsayılarak, "condictio indebiti"ııin ka-
pılan yine de açık tutulınaktadır.
4
Hele erken edimden ötürü borçlunun herhangi bir
indirim şansı da olmadığına göre (BK 96 c.2), bu öneriler yabana atılamaz.
4 Muacceliyetten önce bir edimin istenebilmesine aslında pek ender rast-
lanır. Muacceliyet öğesi eksik bu gibi ayrıksı istemlere "öncelenmiş istem",
benzetme yapmak gerekirse, dondurulup uyutulmuş ya da tutulup alıkon-
muş istem (verhaltener Anspruch) denir. Başka bir tanımlamayla, burada
2
Bk. Oğuzman/Öz, Borçlar Hukuku, Cilt 1, s. 311'de not 214; Öz, Sebepsiz Zenginleşme,
s. 86/87.
3
Bk.. von Tuhr/Peter, § 52 IV 2, s. 479.
4
Bk.. Reuter/Martinek, Ungerechtfertigte Bereicheruog, § 5 I, s. 133/34; aynca bk. ileride
§ 25 N 4.
55
. nk h k �bihin , tal ple yenilik doğuran hak kaıınnsı ve kınnn ı bir ayrı-
c, h'k sunulmaktadır. Şöyle ki bu ilginç durumlarda istem on ak ileri ürul-
dü�nde muaccel olup güncel hale gelmektedir. Değişik bir öyleyişle,
"mu �}i et" istemin ortaya atılmasına bağlı kalmaktadır. Bu yüzdendir ki
bö le bir isteme boy hedefi olan birisi, hak sahibinin oywıcağı konumuna
düşmüş olmaktadır.
Ön1eklendirelim: En başta bizznt taraflar BK 259 kuralının sınırlamala-
nna u arak. dönemli edimlerden birinde temerrüde düşülmesi halinde, ge-
leocl.'1e muaccel olacak (henüz vadesi gelmemiş) olan edimlerin de topluca
i"tenebilmesini öngörebilirler. Yine tarafların anlaşmasıyla, satılanın ne
zaman teslinı edileceğini belirleme yetkisi alıcıya tanınabilir. (Kauf auf
Abrut) Yasaya göre de, eşyayı saklanmak üzere (vedia olarak) veren kişi
eşyayı pekala vedia süresinin bitiminden önce geri isteyebilir. (BK 564)
Örneğin. gösterinin yarısında salondan çıkan seyirci paltosunu vestiyerden
isteyebilir. Sonra, alacaklı istemedikçe, borçlunun ifasını imkansızlaştırdığı
edim yerine "kaim değer" (Surrogat) venne borcu muaccel olmaz. Paylı
bak sahipliğinde de paylı durumun giderilmesi (izale-i şuyu) istemi, ancak
ortaya atıldıktan som·a muaccel olur; yoksa hiç yıllanmaz. Son bir örnek:
Borçlunun alacaklıdan makbuz istemi ancak borçlunun edimi gerçekleştir-
mesinden sonra, onun alacaklıdan makbuzu istemesiyle gündeme gelir.
Borçlu makbuzu istemedikçe makbuz verme ödevi (külfeti) de güncel hale
gelmez. (Aynca bk. İİK 195, 257 III) İşte bunların tümü "muacceliyet ön-
cesinde, muacceliyet belirleyici" isteme örnek oluştururlar.
Muacceliyet gününde zaman aşımı süresi de işlemeye başlar. Artık bu s
andan sonra alacaklı da kollan sıvayıp edimini bir an önce talep etmelidir.
Kural olarak borçların ifası borç ilişkisi oluşur oluşmaz istenebilir.
Başka bir deyişle, vadesiz borç doğduğunda muaccel olur. Kural "anında
muacceliyet"tir! Satın aldığım malın teslimini hemen isteyebilirim. Ola ki
ifa için açıkça, örtülü olarak veya işin niteliği gereği bir "vade" öngörülmüş
sayılsın. Veresiye (kredili) alışverişte olduğu gibi. (BK 90) O zaman alaca-
ğı talep için vade beklenecektir.
Yeni BK 90 kuralında /ıer borcun doğduğu anda muaccel olacağı yazılıdır. EsJ..i BK
ve yürürlükteki İsviçre BK böyle yazmamaktadır; her borç doğduğunda "ifa edilebilir"
ve "talep edilebilir" demektedir. Daha anlaşılabilir, daha net, da/ıa tutarlı bir söylem-
dir bu; çünkü muacceliyetin iki değişik anlamını vurgular: a) Borçlu tarafından ifa edi-
lebilirlik (Erfüllbarkeit) ve b) alacaklı tarafından talep edilebilirlik (Beanspruclıbar-
keit). Birincisine karşı direnme alacaklı temerrüdüne, ikincisine karşı direnme ise borç-
lu temerrüdüne yol açar.
Kural, ikisinin kronolojik birliğidir; aynı anda gerçekleşmesidir. Ama erkenden ifa-
nın olanaklı sayıldığı durumlarda ve zaman aşımından sonra "ifa edilebilirlik" söz ko-
nusu olduğu halde "talep edilebilirlik" söz konusu değildir.
§5
56
Şıınıı da eklemeli: İfa güniiııdeıı veya süresindeıı (vadeden) önce erken talep edi-
lebilirlik ile pek ender karşılaşılır. Bıı eııder olasılıklar yaygın deyimle sözleşmese/
"mııacceliyeı kayıtlarmda" (Fiilligkeitsklausel'de), yasa gereği olarak da saklama
(r·edia) sözleşnıesi11de (BK 564), paylaşım (taksim) isteminde, kaim değer (Surrogat)
isteminde 'e makbuz isteminde karşımıza çıkar.
Dili anlaştınna kaygıları içinde bııluııduğu aıılaşılan yasa koyucudan, halk ağ-
zıııda kökleşmiş vade sözciiğii ile oyııayacak yerde (bk. N 6), halkın hiç mi hiç anla-
mayacağı muacceliyeı sözciiğüııe anlaşılabilir bir karşılık bulması, eğer bulamaya-
cak idiyse, esl,,i BK 74 l,,1ıralııım ifa edilebilirlik ve talep edilebilirlik deyimlerini ko-
nmıası beklenirdi.
ID-VADE
6 İfanın geleceğe ertelendiği "vadeye" (ecele) bağlı borçlar, henüz muac-
cel olmamış "müeccel" borçlardır. Acelesi olmayıp ecele bırakılarak, tecil
edilmiş (ifası ertelenmiş) borçlardır bunlar.
İfa zamamna i/işl,,in BK 90 kura/111111 kenar başlığıııda "vade" deyiminin karşılı-
ğmda "süre" sözcüğü fol/anılırkeıı, vadenin lıukuk dili11de hem belirli gün (Termiıı)
hem de belirli siire yani mehil (Frist, delai) karşılığında kııllamldığı gözden kaçırıl-
mıştır. Eğer vadeye süre denirse, vade kavramı bu iki değişik anlamıııdan salt biri-
ne, "nıelıi/" an/amma indirgenmiş olur. İlginçtir, yasayı kaleme alanlar, yasanııı
başka kural/arıııda, örneğin BK 99 kuralında, lıatta vade yerine siire kavramını kul-
/andıkları kura/lamı (BK 91/92) içinde bile vade sözcüğünden vazgeçememişlerdir.
BK 91 ll: Gün belirtilmeksizin salt ay anılmışsa ayın son güııü vade diye kabul
edilir.
BK 92 I b. 3: Giin olarak değil de ay olarak belirlenmiş sürede sözleşmenin ku-
nıldıığı, güıı vade diye kabul edilir.
BK 91 vadeye ilişkin bir yedek yanım foralıdır. BK 92 ise süreye (melıile) ilişkin
bir yedek yarımı lmra/ıdır. Eğer gün belirtilmeksizin sadece şu kadar ay sonrası için
bir ifa zamaııı saptanmışsa, BK 92 I b. 3 uyarınca sözleşmenin kuruluş günü hareket
noktası kabul edilerek ifa zamanı o giiııe denk diişiirülür. Ancak içinde bulunulan
aym içinde ifa (bu ay ödeyeceğim) taahlıiidündedir ki dürüstlük kuralı (güven ilkesi)
ışığında oayın son günü ifa günii olarak kabul edilebilir.
Bir de sözleşmenin kııruluş gününiin ispat edilemeyeceği olasılıkta yine güven il-
kesi borçludan yana bir yorumu, yaııi ayın son gününü ifa günü olarak kabulü haklı
kılabilir.
Her iki sonuç da aslında yorum yoluyla kendiliğinden kabul eclilebi/ir sonuçlar-
dır.
Bu doğal sonuçlar "borcun ifası için gün be/iıtilmeksizin sadece ay belirlenmiş-
se bundan o ayın son günü anlaşılır" diye yasaya son anda eklenen ve İsviçre'de de
karşılığı olmayan BK 91 //'de kurala bağlanmaya çalışılırken, BK 92 I b. 3 kuralıy-
la bir çelişki görünümü yaratılacağı hiç düşünülmemiş olsa gerektir. Yineleyelim:
Eğer vade, gün belirtilmeksizin sadece belirli bir ay olarak belirlenmişse, o vade
(sözleşmenin yapıldığı ayın içinde dolması öngörülmüş olmadıkça) her zaman o ayın
57
§5
sö:leşmeııin yapıldı{(ı giinc cleıık dı'işıımc lıakk1"dır. Ama güçleri.farklıdır bıı'1yak/arııı. 1/ojlf. yıımusak
rso_fi) yetkiyi oluşturan "ödeme.:/ik deji"ııe oranla "sözl�medeıı döııme" yeıH,Jdalıa
,ığırdır. köJ..1eııcidir. Ödemezlik defi sadece edimdeıı geçici kaçıııma lıakkı verirken,
sô:leşmeden dönme edimden temelli kurtarır; iistelik her nasılsa yerine getlrllmls
edimi bile geri döndiiıiir. (Ödemezlik defi "kalkaıı" ise, dönme hakkı "kılıç"ıır!) Ba,ı-
ka bir a11/atımla: Dönme lıakkı, de.fi hakkım içine alır ve olağaııiistii bir boyuta ka-
nışturıır.
Karşılıklı sözleşmede ifa eııgeli çıkaran borçluya karşı alacaklının sahip olduğu
ödemezlik defi ile sözleşmeden dönme arası ortalama bir hak da alacaklııwı kendi
edimini alıkoyup borçludan fark lmramı bağlammda tazminat isteme hakkıdır. (§ 16
N 12)
Evvelce belirtildi: BK 98'in öngördüğü sözleşmeden dönme hakkı, son tahlilde,
borçlunun giiveııilirliğiııin kalkmasına bajlı olarak "işlem temelinin çökmesi
(clausula rebus...) lıuJ...,.uki temeline dayanır.
1
BK 98'in sözleşmeden dönme hakkının, önceden ifa yükümü altında
bulunan kişi kadar, böyle bir yüküm altında bulunmayan (aynı anda veya
sonradan ifa yükümü altında bulunan) kişi yararına da işletilmesine karşı
herhangi bir engel çıkarılamaz. Gerçi bu gibi durumlarda BK 97'nin öde-
mezlik defi veya muacceliyet eksikliği savunması, yeterli bir koruma sağ-
lar. Ama kimseden, güven temeli çökmüş bir ilişkiye katlanıp ikide bir de
kendini savunması ve kendi edimini de sürekli hazır tutması beklenemez.
Alacaklı (aynı zamanda borçlu) kişi, huzursuzluk kaynağı oluşturan bu gibi
ilişkilere kesin biçimde son verebilmelidir.
20
Hatta, güvenilirliği kalkmış borçluya karşı sözleşmeden dönme hakkı,
kişinin kendi edimini her nasılsa defi hakkını kaçırarak yerine getirmesin-
den sonra bile, elden çıkarılmış edimi geri sağlayıp kurtarıcı (recuperatoire)
bir etkiyle seferber edilebilir. Şöyle ki, edimi elden çıkaran kişi, böyle
yapmakla defi yetkisini de elden kaçırmış olur. Bu durumda onun sözleş-
meden dönme hakkına gereksinimi daha da fazladır. Hak ettiği edime ileri-
de kavuşma riski büsbütün artmış olan kişiyi, borçlu temerrüdü hükümleri
uyarınca sözleşmeden dönebilmesi için, karşı yanın borcunun muacceliyeti
gününe dek bekletmenin yeri ve gereği yoktur. (tart.)
21
19
Bk. § 20 N 4.
20
İsviçre FM, BGE 105 II 31; Weber, OR 83 N 26.
21
Bk. Serozan, Sözleşmeden Dönme, 2007, s. 332 i.s.; karşı görüş için bk. Weber, OR 83
N25.
§6
76
Dikkat edilirse, burada, edim elden çıkarılmış olduğu için kaçırılmış
olan ödemezlik defi yerine, bu edinıi gerisin geriye sağlayıcı çok daha bo-
)rutlu bir hak verilmektedir alacaklıya. İşte burada, dönme hakkı, defi hak-
kını sadece kucaklayıp içine almakla kalmamakta, bu hakkı olağanüstü,
bamb�ka bir boyuta (elden çıkarılmış olanı kurtarıcı bir etkiye) ulaştırmak-
tadır.
26 Borçlunun iflası duromıında sözleşmeden dönme hakkına iflas alacaklıları yara-
ruıa birtakım özel sınırlamalar getirilmiştir: İflas halinde, dönme hakkı ancak iflas
masasına 6ıönetimine) karşı kul/anılabilir. Asıl önemlisi, iflasta edimi geri sağlayıp
kurtancı dönme hakkına ciddi sınırlar konmuştur. (İİK 198/99)
BK 98'in alacaklınııı güvensizliğini gidermek üzere öngördüğü defi ve dönme
yetkileri dışmda, alacaklıya herhangi bir tazminat isteme olanağı tanınamaz. Borç-
lunun ne acze düşmesi ne de teminat göstermemesi, onun tazminat borcuna yol aça-
bilecek bir yühime aykırılık etmesi anlamına gelir.
27 Özet: Karşılıklı sözleşmede geçerli "işlevsel sinallagma" (veresin diye
veriyorum) anlayışının ve buna bağlı "aynı anda karşılıklı ifa" ilkesinin
uzantısı "ödemezlik defi", muaccel borcun ifası istemiyle ortaya çıkan tara-
fın, edimini gereği gibi sunmuş olmadıkça, savılıp savuşturulmasını sağlar.
Böylece muaccel borcun ifasının talep edilebilirliği kuralı da yarılmış olur.
(BK 97)
Doğrudan doğruya ödemezlik defınin kendisi olmasa bile, temelinde
yatan mantık (ratio legis), geçerli karşılıklı sözleşmeler dışında da benim-
senip (kıyasen) uygulanır. Böylece geçersiz sözleşmelerde ve eksik iki
yanlı sözleşmelerde de değiş tokuş adaleti sağlanır.
Ödemezlik definin özel bir uzantısı, ödeme güçsüzlüğüne düşmüş bir
alacaklıya karşı, önceden ifayla yükümlü kişiye yeterli bir güvence verilin-
ceye dek ortaya atılabilir. Karşı yanın aczi yüzünden ona karşı güvenini
temelli yitiren tedirgin kişinin ayrıca sözleşmeden temelli dönme hakkı da
vardır. Eklemeli ki bu yasal dönme hakkı iki yönden genişletilmeli, hem
"sonradan" ifayla yükümlü kişi yararına hem de her nasılsa peşinen ifada
bulunmuş olan kişi yararına, "yasa ötesinde" (praeter legem) tanınmalıdır.
(BK 98)
Kimin kime nerede ne zaman ifada bulunacağını gördük. Şimdi sıra
"neyin'' ifa edileceği konusuna gelmiştir. Şimdiden belirtelim: Kural olarak,
hangi edim borçlanılmışsa, o edim ifa edilmelidir, ama ifa "yerine" ve "uğ-
runa" b�ka edimler de söz konusu olabilir pekala!
§7
77
§ 7- tru Konusunun (Edimin) Belirlenmesi ve Değlştirllmc 1
1- İFANIN KONUSU OLARAK EDiM
Evvelce belirtildi: Borç ilişkisinin ve ifanın konusu edimdir. Belirli bir ı
amaca yönelik (belirli bir borçlu bağlantılı) olarak gerçekleştirilen bilinçli
bir z nginleştinne diye tanımlanır genelde edim. Verme ve yapma (dare ve
facere) gibi olumlu, yapmama (non facere) gibi olwnsuz edim biçiminde
belirebilir. Olumsuz edim denince, akla yapmama ve katlanma edimleri
gelir.
Edimin oto boyama gibi eylemsel, hak geçim1e gibi işlemsel, aynca,
başka bir ölçüt açısından, kitap venne gibi maddi (gayri şahsi) ve kitap
yazma gibi kişisel (şahsa bağlı) türleri olm.
Süre öğesi yönünden de edimler, kitap alımı gibi ansız, dergi abonmanı
gibi dönemli ya da malı kiraya verme gibi sürekli edimler olarak ayrılırlar.
Edimler salt eylem olarak borçlanılabilirler. (Obligation de moyens)
Vekalet ve iş edimleri böyledir. Ama aynı zamanda belirli bir sonucu ger-
çekleştirme olarak da borçlanılabilirler. (Obligation de resultat) Hak kazan-
dım1a, eşya kullandırma ve eser yaratma edimleri böyledirler. Satımda malı
yollamak (eylem) yetmez; malın mülkiyetini de kazandırmak gerekir. Kira-
da malı devretmek yetmez; maldan yararlanmayı sağlamak da gerekir.
Eserde iş görmek yetmez; ürünü (eser sonucunu) yaratmak da gerekir.
1
il- EDİMİN BELİRLENMESİ
Edimin belirli, en azından "belirlenebilir" olması, hukuken bağlanma 2
bilincinin, dava edilebilirliğin ve cebren icra edilebilirliğin bir gereğidir.
Borçlu neyi vereceğini, alacaklı neyi isteyeceğini bilmelidir. "Dile benden
ne dilersen" sözü, bir hatır işine, bir centilmen anlaşmasına konu olabilir,
yoksa hukuken bağlayıcı, dava edilebilir, cebren icra edilebilir bir sözleş-
meye değil!
Dahası var: Edimin belirlenebilirliği edim borçlusunun (ekonomik) ki-
şiliğinin korunması açısından da önem taşır. Gerçekten de yüklendiği edi-
min kapsamını baştan bilmeksizin borç altına giren borçlu, kişiliğinden
ölçüsüz bir ödün vermiş olur.
Edim sonradan belirlenmek üzere şimdilik açık bırakılabilse bile, bu
belirsizliğin bir sınırı olmalı, hiç değilse az çok seçilebilir bir çerçeve çi-
zilmeli; birtakım tutamaklar ve dayanaklar öngörülmelidir.
1
Bk.. Schraner, Vorbemerkungen zu OR 68-96 N 23-39; Gaucb/Schluep/Schmid/Rey,
Schweizerisches Obligationenrecbt, N 35-41; aynca bk. § l N 9.
78
ı
§7
Edimin sonradan belirlenebilirliği, tarifesi (günlük liste fiyatı) olan
edimlerde sorun yaratmaz. (BK 207 III, 233 1) Taksiye binen, ekmek ve
ilaç alan, doktora ve avukata başvuran kişi, paradan hiç söz açmasa bile,
tarifeye uygun tutardan borçlanmış sayılır.
BK 207 nı kuralından da anlaşılabileceği gibi, duruma ve koşullara gö-
re sonradan belirlenmesi olanaklı olan edim, edimin belirlenebilirliği gere-
ğini pekala karşılar.
ilginçtir, özel bir sosyal konımayı lıak eden kişilerin kurduk/an sözleşmelerde,
önıeğin teminat sözleşnıeleriııde, "edimin belirlenebilir/iği" koşuluyla yetinilmez;
düpedüz belirlilik gereğine uyulması şart koşulur. (BK 583)
Tarajlann ifa zanıam ve ifa yeri gibi i/...iııci derecede noktalan açık bırakmaları
durumunda da sorun çıkmaz; yasamn yedek kuralları, son aşamada da yargıç dev-
reye girip açığı kapatır.
Baştan açık bırakılmış edimin sonradan belirlenmesi işi, taraflardan bi-
rine ya da üçüncü kişiye bırakılmış olabilir. Uygulamada, özellikle iş gör-
me edimlerinde ücreti, alacaklılar iş bittikten sonra tek yanlı olarak belirle-
me yetkisini saklı tutarlar. Düpedüz "yenilik doğuran hak" oluşturan böyle
bir yetki, ücret borçlusu tarafından alacaklıya zımnen de tanınmış olabilir.
Doktorun tedavisinde, bilirkişinin rapor hazırlamasında, tamircinin onarı-
mında, otopark gözetiminde sık rastlanır bu gibi yenilik doğuran haklara.
Bu avantajlı "yenilik doğuran hakkın" kullanılmasında dürüstlük kuralına
(denkserliğe) uyulmalıdır. Aksi halde (bu yetki hakça kullanılmazsa) yargı-
cın edimi saptamak üzere devreye girmesi kaçınılmaz olur.
Yargıtay içtihatlanna göre, bankaların kredi faiz oranım tek yanlı olarak artır-
ma yetkilerini saklı tutmaları, tek başma, BK 26/27 bağlamında ahlaka aykırı sayı-
lanıasa bile, bu yetkinin kullaııılması MK 2'nin dürüstlük kuralıyla sınırlı tutulmalı-
dır.
2
Eğer edimi belirleme yetkisi borçlunun keyfine terkedilmişse, ya bir hatır işi ya
da bir karşılıksız kazandınna amaçlanmış demektir. Yok, eğer edimi keyfine göre
serbestçe belirleme yetkisi alacaklıya verilmişse, borçlunun kişiliğinin hukuka ve ah-
laka aykırı biçimde sınırlanması (MK 23/BK 27) söz konusu olabilir.
İfanın konusu edimin belirlenmesi yetki.sinin üçüncü kişiye (bir hakem bilirkişi-
ye) bırakılması olasılığında da üçüncü kişinin tarafsızlığını koruyup sözleşenlerden
birini haksız biçimde kayırmaması gerekir. Aksi halde yine yargıç girer devreye.
Alman hukukunda edimin sözleşenler veya üçüncü /..işiler tarafından sonradan
belirlenmesi konusunda aynntılı bir düzenleme vardır. (§ 315-319 BGB) Ortaya çı-
kabilecek sorunların çözümünde bu kurallardan MK 1 ili anlamında bilimsel kay-
nak olarak yararlanılabilir.
2
Bk.. Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku, s. 637 ve orada dn. 781; YKD 1996, 1113 i.s.'de yayım-
lanmış olan Yargıtay 19. HD'nin 26.3.1996 tarihli karan.
79
§7
811 Jmrallar armmda ö=cl/ikle § 315 kuralı dikkati çeker. 811110 gr'Jre, l'diml fek
wııılı olarak be/i,-/eme retkisiııiıı ku/laııılmasıııda diJril.vtrc, lıakça davruııılmcılıdır.
·Ak. i Jıalde edimi_wırgı•ç.rnptar.
3
Edimin belirlenebilirliğinde değişik dereceler akla gelir. En uç nokta- 3
dan başlayalım: "Herhangi bir şey" satılamaz. Ne borçlu neyi vereceğini
bilir ne alacaklı neyi isteyeceğini! Edimin belirlenebilirlik gereği eksiktir.
Ama "herhangi bir otomobilin" satımında belirlenebilirlik, en düşük ölçü-
süyle de olsa, vardır. Böyle bir satım geçerlidir. (Çeşit satımı) Belirli marka
ve model herhangi bir otomobilin satımında (sınırlı çeşit borcu) belirlenebi-
lirlik bir derece artmış olur. Satıcının kullanmakta olduğu plakası belli, özel
bir otomobilin satımıysa düpedüz belirli bir "parçanın" satımıdır.
Kitlesel sanayi üretimi çağında çeşit borcu (fabrikasyon mal) parça bor-
cuııu arka plana itmiştir. Oysa yasa hep parça borcunu esas alır. Buysa bizi
bir dizi sorunla ve boşlukla başbaşa bırakır.
fil- PARÇA BORCU-ÇEŞİT BORCU
Edimin belirlenmesinden söz edince, akla en başta çeşit borcuyla se-
çimlik borç gelir. Çeşit borcuyla, daha iyisi, onun karşı kavramı parça bor-
cuyla başlayalım:
Parça borcu, bireysel özellikleriyle özel ve somut olarak (ferden) belir- 4
lenmiş borçtur. Parmağımla işaret ettiğim şu portakal, beğendiğim bu He-
reke halısı ve o Picasso tablosu birer "parça"dır. Çeşit borcuysa, tersine,
salt tür özellikleriyle, genel nitelikleriyle soyut olarak belirlenmiş borçtur.
Manavdan istenen bir kilo portakal, herhangi bir yer halısı veya rastgele bir
resim çeşit borcunun konusudur. Katalogdan seçilen model de böyledir.
Çeşit borcu, en geç ifa anında özel, somut ve bireysel hale gelecektir. İki
kilo balık, en geç ayıklanmak üzere tezgahtan alındığında "parça"ya dö-
nüşmüş olur. "Çeşit borcunun temerküzü" diye bilinir bu olgu.
Gerçi parça borcu-çeşit borcu ayrımı öıı planda eşya satımında gündeme gelir.
Ama bu aynma iş görme, eser yaratma ve eşyadan yararlandırma sözleşmelerinde
de yer verilir. Belediye parklarının bitkilerine balana, konfeksiyon giysi üretme ve
milletve/ı.ili lojmanlanndan herhangi birini kiralama çeşit borcunun konusunu olıış-
tunır.
Çeşit borcunda edimi seçme (belirleyip özelleştirme) işini, taraflarca s
tersi öngörülmedikçe, borçlu yapar. Ama borçlu bu seçimini yaparken ala-
caklısının çıkarını gözetmek zorundadır; orta nitelikten aşağı (vasatın altın-
da) mal seçemez. "Seçmece" olduğu kararlaştırılmamış malı satıcı seçer,
"mostralık" en iyi malı vermek zorunda olmasa bile, çürük ve bayat mal
3
Bk.. Schwenzer, Schweizerisches Obligationenrecht, N 6.08.
80
§7
veremez. (BK 86) Buna karşılık, "seçmece" olması kararlaştırılmış malı
alacaklı en yüksek kalitede bile seçebilir. Ama kolay kolay tanınmaz bu
olanak alacaklıya.
6 l'asaıım "ortalama nitelik" deyimi, günümüzde, tiiketiciden yana, "kabul edilebi-
lir evrensel standart" diye anlaşılmalı, tiiketiciııin etkin biçimde korunabilmesi için
bıı standart çıtası elden geldiğince yüksek tutulmalıdır.
Kalitesiz mal veren borçlu ''ayıp" etmiş olur. (Ayıplı ifa) Alacaklı, borçlunun
ayıplı ifadan ötiin"i özel lı.11sıırsıız (garanti-) sorumluluğuna (BK 219 i.s. kurallara)
dayanabilir. Şu da var: Eğer sıradan, basit bir nitelik sapmasımn (kalitesizliğin)
ötesinde, apaçık bir özdeşlik veya türdeşlik sapması varsa, artık "ayıplı ifa"dan de-
ğil de "başka şeyle yanlış ifa"dan söz edilir. (Aliud) Gözlük, kalitesiz (ayıplı) bir
diirbiin sayılamayacağı gibi, CD-çalar da kalitesiz (ayıplı) bir kasetçalar sayıla-
maz. (Aliud) Bu olguysa, BK 112 i.s. kurallarda öngörülmüş olan "ifa etmeme" ola-
rak niteleııdirilir. Yoksa BK 219 i.s. anlamında "ayıplı ifa" sayılmaz. Gelgele/im, sı-
nırları silik ve kaypak "ayıplı ifa" ile "aliud ifası" kavramlarına bağlanacak ayrımlı
hukuki gerekler ve sonuçlar (yaptırımlar) arasma yine de aşılmaz yükseklikte setler
önılmez; "seçenekli yarışma" ve "örnekseme" (kıyas) kapıları ardına kadar açık tu-
tulur. Benzer olguları benzer yaptırımlara bağlamak, ne de olsa, hukukun eşitlik ve
güvenlik değerlerinin bir gereğidir. Nitekim l.l.2002'de yürürlüğe giren yeni
BGB'de ayıplı ifa ile başka şeyle (aliud'la) ifa aynı hul.."Uki potada toplanmıştır.
(§ 434, 437, 280, 281 BGB)"
Dikkat edilirse, çeşit borcu kavramı tarafların istencine, anlaşmasına
bağlı öznel bir kavramdır. Borçlanılan edimin taraflarca belirlenme tarzına
bağlıdır. Bu kavramı, sayı, ölçü ya da tartı ile saptanan ve yerine başkasının
konabileceği eşya, sözgelişi, yiyecek, içecek, yakacak anlamındaki nesnel
ve ticari nitelikteki "misli eşya" kavramıyla kanştınnamalıdır.
"Misli eşya" kavramı, ki çeşit kavramından ayndır, doğrudan doğruya
borçlanılan edimin nesnel doğasından, özünden kaynaklanır. Misli eşya
kavramının, borçlanılan edimi isteğe bağlı olarak belirleme tekniğiyle, özel
ve öznel iradeyle hiçbir ilgisi yoktur. Gerçi genelde misli eşyaya çeşit bor-
cu, misli olmayan (taşınmaz, sanat eseri, kullanılmış eşya gibi) eşyaya da
parça borcu denk düşer. Ama kimi zaman, misli eşya pekala parça borcuna
4
Satılanın a)'lplı (defolu) ifasına ilişkin kuralların genel sözleşmeye aykırılık kurallanyla
iHşkisi Borçlar Hukukunun en karanlık ve karışık konularından biridir. Sözleşmeye aykırı-
lık hükümleri alacaklı için elverişli hafif gereklere ve sınırlamalara karşılık, onun için el-
verişsiz hukuki sonuçlar getirir. Ayıp hükümleriyse alacaklı için elverişsiz ağır gereklere
ve sınırlamalara karşılık, elverişli hukuki sonuçlar getirir. Bu nedenle aralarındaki kapıları
seçenekli yarışmaya ve bu arada "ömeksemeli" (kıyasen) uygulamaya açık tutmada her-
hangi bir sakınca yoktur. (Bk. Serozan, Borçlar Hukuku Özel Bölüm, 2006, s. 133 i.s.)
Gelgeleli.m İsv. FM oldukça yeni bir kararında genel sözleşmeye aykırılık hükümleriyle
ayıp hükümleri arasına "kıyas" köprüsüyle bile aşılamaz kaskatı duvarlar örmüştür. (BGE
121 lII 453 i.s.)
Oysa yeni BGB çağdaş eğilimlere uyarak, ayıplı ifa olgusunu genel yüküm ihlali olgusuy-
la öz.deşleştirmiştir. (§ 434, § 437 BGB)
81
§7
künu olabileceği gibi (�u belirli sandık nur), tersine, misli olmayan eşya
th·�Iirli bir yazarın eldeki tüm kitapları) da pekala çeşit borcuna konu olabi-
lir.
Eklemeli ki kitlesel sanayi üretiminin geçerli olduğu günümüzde, adım
başında çeşit borcw1a rastlanır; parça borcuyla ise pek ender olarak, ancak
tsşmınaz, kullanılmış eşya ve antika alışverişinde karşılaşılır.
Para borcu tiim be11:erliği11e karşm çeşit borcu ile ayııı lıııkııki kaba atılamaz;
olsa olsa kendine özgii bir çeşit borcıı sayılabilir. Gerçekten de para borcıı, 11itelikçe
orta kalitede ifa yiilı.·iiınii tammazlığı, ifa inıkaıısı.zlığı tmıımazlığı, parasızlığııı kıır-
tanna.zlığı, ifa yeri11i11ve lıasar rejiminin özelliği, iistelik çalıııtı parn iizeriııde bile
(vi ıı(vetle lıak kazanına şansmı verme özelliklerı)ıle pek cins bir "cins borcu·•o/uş-
tıımr. (Krş. § 8 N 2/3)
Parça borcu-çeşit borcu ayrıınına bağlanan en önemli hukuki sonuçlar 7
şunlardır:
a. İfa imkansızlığı ve edim hasarı açısından: Parça telef olursa telafi
edilmez. "O belirli Van kedisi" ölürse, borcun ifası imkansızlaşır, borç da
söner! Edimi yineleme zorunluluğu yoktur. Edim hasarına alacaklı katlanır.
Alacaklı, başka bir Van kedisi istiyorsa, başkasını kendisi bulacaktır.
Parça borcunda edim hasarı teslime kadar alacaklı-alıcıdadır. Borçlu-
satıcı için yitirilenin yerine yenisini koyma yükümü yoktur. (BK 136 1).
Karşı edim (bedel) hasarına gelince, bu hasar teslime kadar borçlu-
sancıdadır. Eli boş gelen borçlu-satıcı kararlaştırılmış satış bedelinden yok-
sun kalır. (BK 136 II)
Bu kuralın iki ayrığı vardır: 1) Alıcının alacaklı temerrüdüne düşmesi
(BK 208 II) ve 2) gönderilecek (yollanacak) borçta parçanın taşıyıcıya tes-
lim edilmesi. (BK 208 III)
Özetle, parça devri borcunda edim ve karşı edim hasarı alıcıya veya ta-
şıyıcıya teslimle ya da alıcının alacaklı temerrüdüne düşmesiyle intikal eder
alacaklı-alıcıya.
Oysa çeşit borcu (herhangi bir Van kedisini teslim borcu), telef olanı te-
lafi (tedarik) yükümü doğurur. Borçlu, kaybolanın, eksilenin ya da bozula-
nın yerine yenisini koymak zorunda olur. (Genus non perit = çeşit telef
olmaz!) Çeşit borcunun ifası imkansızlaşmaz! Dünyada Van kedileri üretil-
dikçe, ne yapılacak ne edilecek Van kedisi bulunacaktır.
Çeşit borçlusunun bu "tedarik" (sağlama) yükümü, çeşit ediminin nite-
liğinin doğal uzantısıdır. Geniş kapsamlı bir çeşit edimini taahhüt eden
borçlu, edimi her ne pahasına olursa olsun, bulmayı (tedarik etmeyi) "ga-
ranti" etmiş sayılır. (Garanti sorumluluğu)
82
7
§7
Bunun edim basan açısından anlamı şudur: Çeşit borcunda edim hasa-
rını borçlu sı.rtlanacaktır. O, bu açıdan parça borçlusundan daha elverişsiz
bir konumdadır. Örnek: Satıcının kullanılmış özel bisikleti (parça) yanarsa,
başka bir bisiklet bulup verme yükümü olmaz, ama müşteriye belirli marka
bisiklet (çeşit) satmış olan bayinin bisiklet deposu yanarsa, satıcı-bayi,
fabrikadan yeni bir bisiklet sağlamakla yükümlü olur. Görülüyor ki edim
hasarını parça borcunda alacaklı, çeşit borcunda ise borçlu çeker.
Hiç kuşkusuz, borçlunun bu çeşidi tedarik ve garanti yükümünün de,
tüm garanti sorumluluklarında olduğu gibi, bir özveri sının vardır. Bu sınır
"atipik (olağan dışı) risk"tir. Örneğin, eğer bir ülkede tüm alkollü içkilerin
üretimi, ithali ve satışı yasaklanırsa (atipik risk), şarap satıcısının şarap
sağlama yükümü de kalkar. Bunun gibi, belirli marka şarap sağlama (sınırlı
çeşit) yükümü de o marka şarabı üreten imalatçının batmasıyla kalkar. İfa
imkansızlığı asli edim borcunu düşürür. (Bk. ileride§ 14 N 14)
8 Pekiyi ama sözleşmenin oluştuğu anda başlayan "çeşidi her ne pahasına
olursa olsun tedarik (sağlama) yükümü" hangi ana dek sürecektir? Evvelce
(§ 4 N 6-11'de) ifa yeri ayrımına ve alınacak, götürülecek, yollanacak borç
ayrımına bağlı olarak hasarın intikali anı üstüne ayrıntılı açıklamalarda
bulunulmuştu. Öneminden ötürü yineleyelim:
Götürülecek borçta belirsiz çeşit borcu alıcıya teslim anında, gönderile-
cek (yollanacak) borçta da taşıyıcıya teslim anında belirli bir parçaya dö-
nüşmüş (temerküz etmiş) olacak ve dolayısıyla edim ve karşı edim hasaıı
da aynen parça borcunda olduğu gibi teslimle alacaklı-alıcıya geçmiş ola-
caktır.
Teslimden (ifadan) sonra kazamn ceremesini artık malik olmuş alacaklı-alıcının
çekeceği doğaldır. Malı ve parayı nıalvarlzğına katan, artık bundan sonra gerçekle-
şen kazaya katlanır. Casum sentit dominus = Kazayı malik sineye çeker!
Alınacak çeşit borçlarına gelince: Bu tartışmalı borçlarda, baskın görü-
şe göre, çeşit borçlusu, kendisine düşen borca uygun olarak, çerçevesi açık
çeşit borcunu alacaklısı için çerçeveleyip onun için ayırt ettikten sonra,
somutlaştırdıktan, belirli bir parçaya dönüştürdükten, sözün özü, çeşidi,
"temerküz" ettirdikten ve bunu da alacaklı alıcısına bildirdikten sonra, artık
"genus non perit" (çeşit telef olmaz) dogmasının Demokles kılıcının altın-
dan sıyrılmış sayılmalıdır.
Buna karşılık, alacaklının menfaatini borçlunun menfaatine üstün tutan
azınlık görüşüne göre, edim hasarının alacaklı-alıcıya intikali için onun
83
§7
, lacftkh tcıncniidüne düşürülmesi, hiç olınazsn borçlu-satıcının kendi ine
mah alması i in uygun bir süre vcmıcsi şart koşulnıalıdır
4
h.
İtiraf etmeli ki tüketicinin intemettcn veya katalogdan (uzaktan) sipari-
şind ''yollanacak borçlara" ilişkin hasar düzeni tüketici (müşteri) için çok
ağlrdır; düzeltilip aşılması için çuba harcamak gerekir. Yapılacak iş, tüketim
işlemlerinde. tüketiciyi konımak üzere, tüm hasarm (edim hasarıyla birlikte
karşı ediın hasarının) daha malın satıcıdan bağımsız taşıyıcıya (taksiye veya
kargoya) devri anında alıcıya (müşteriye, tüketiciye) geçmesini öngören acı-
masız BK 208 III kuralını, tüketici yararına bir "götürülecek borç" varsaya-
rak aşmak.1:ır. (Özellikle satıcının yollanan malı takıp çalıştırma ek yükümü-
nü üstlendiği siparişlerde böyle bir varsayım daha kolay benimsenebilir.)
Bilindiği gibi, götüıülecek borçta (bu arada para borcunda) basar, edimin
alacaklıya götüıülüp teslinı edildiği ana kadar borçluda kalır. İiginçtir ki §
474 II BGB kuralı ve İsviçre BK 74 II değişikliği tasarısı, mesafeli (uzaktan)
tüketim işlemlerinde ifa yerini tüketicinin bulunduğu yere kaydırmışlar ve
böylece yollanacak borcu de facto götüriilecek borca dönüştünnüşlerdir.
6502 sayılı yeni TKHK'nın 48. maddesinde diizeıılenen mesafeli sözleşme/er
açısından, Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği 'ııin 17. maddesinde satıcının malın tü-
ketici ya da tüketicinin taşıyıcı dışında belirleyeceği üçüncü bir kişiye teslimine ka-
dar oluşan kayıp ve hasarlardan sorumlu olacağı belirtilerek, bu halde bir götünne
borcwıım sözkonusu olduğu kabul edilmiş (m. 17 1); ancak tüketicinin, satıcmın be-
lirlediği taşıyıcı dışında başka bir taşıyıcı ile malın gönderilmesini talep etmesi du-
rumunda, malın ilgili taşıyıcıya tesliminden itibaren oluşabilecek kayıp ve hasardan
satıcının sorumlu olmadığı kabul edilmiştir (m. 17 il).
İşte borçlu açısından para borcunun çeşit borcuna oranla daha ağır ha-
sar rejimi de tam bu noktada ortaya çıkar. Şöyle ki BK 89 I b. 1 gereği ala-
caklının ayağına "götürülecek" bir borç olarak, para borcunda, hasar ne
ayırt etmeyle ve bu ayırt etmeyi alacaklıya bildirmekle ne de malı postaya
veya kargoya vermekle geçer alacaklıya; ancak alacaklıya (konutuna) ulaş-
tırmayla geçer. Ana kural budur; ayrıklar saklıdır.
Bu açıklamayı bir örnekle canlandıralım: Bisiklet satıcısı on bisikletlik
bir parti malı kendisinden bağımsız (kendi adamı olmayan) bir nakliyeciyle
(diyelim bir kargo şirketiyle) alıcısına yollar. Bu arada alıcıyla kendi arasında
eskiden kalına bir hesabı kapatmak üzere bin lirayı da alıcıya iletilınek üzere
nakliyecinin kamyon şoförüne emanet eder. Yolda mal da para da bir kazada
yitip gider. Bisikletleri telafi zorunluluğu yoktur. Çünkü yollama anında ha-
sar bisiklet alıcısı alacaklıya geçmiştir. (BK 208 III) Ne var ki telef olan bin
lira telafi edilecektir. Çünkü bu "götürülecek" edim alacaklının eline geçme-
miştir. Bu örnek, aynı zamanda ifa yerinin hasarın intikalini belirleme açısın-
dan önemini de çarpıcı biçimde çıkarır ortaya. Bisiklet açısından, yollanacak
4
b Krş. Ernst, Gedenkschrift Knobbe-Keuk, s. 77 i.s.; Staudingcr/Schicmann, § 243 N 36/37.
84
ı
§7
borç konusu olduğu için edim hasarının intikalinde daha erken bir tarih söz
konusu olabilirken, para, götüriilecek bir borç konusu olarak, alacaklının
eline geçmeden önce hasarın intikaline elverişli sayılaınamaktadır.
9 Çeşidi ayırt edip ··temerJ..iiz" ettimıe (bireyselleştirip somutlaştırma ve parçaya
dönüştiirme) borçlımun çıkarınadır. Ne de olsa bu kritik anda hasar alacaklıya inti-
kal edecektir. Bu somutlaştırma beyanmııı (Jd yenilik doğurucu bir beyan sayılmaz)
borçluyu bağlayıp bağlamayacağı, onım tarafından sonradan serbestçe geri alınabi-
lip alınamayacağı tartışmalıdır. Tartışılan sorun aslmda şudur: Acaba borçlu so-
nıııtlaşt,rdığı (parçaya döniiştiirdiiğü) malı sonradan alacaklıdan başkasına devre-
decek olursa, alacaklı borçlwıuıı kendisi içiıı evvelce ayırt etmiş olduğu maldan
başka bir malı kabul etmek zonında kalır mı; yoksa bu değişik malı geri çevirip
borçluııım sorumlulıığıına başvurabilir mi? Baskın görüş, borçlunun alacaklı zara-
rma spekülasyon yapmasını önlemek için, borçluya böylesine bir geri alma hakkım
ancak alacaklının alacaklı temem'idiiııe düştüğü olasılıkta, bir de onun malı geri çe-
virme hakkını kötiiye kullandığı olasılıkta tanır; ama bu iki olasılığııı dışında tanı-
maz. Tartışmasız olan nol.1a şudur ki borçlu (izin verildiği takdirde) çeşidi temerküz
ettim1e (somutlaştırıp bireysel/eştirme) beyanım geri aldıktan (parçaya döniiştürdii-
ğü malı başkasına devrettilı.1en) sonra temerküzün kendisine sağladığı hasar intikali
avantajım yitirir; omm alacaklısına karşı yüklenmiş olduğu çeşit borcu temerküz
öncesindeki durumuyla ihya olur; oııuıı çeşidi sağlama yükümü canlanır; alacaklı-
nm da yeni malı alma ödevi olur.
5
Çeşit borcunda edim hasarından söz ederken "sımrlı çeşit" (stok) borcunun
10
özelliğine de değinmek gerekir. Sınırlı çeşit borcunda çeşit belirli bir yöreyle, mar-
kayla, modelle veya benzeri bir özelliğiyle sınırlamr. Kırkağaç kavunu, Antep fıstığı,
2006 model Fiat Panda marka otomobil, Bianclıi marka bisiklet gibi. Çeşit borcuyla
parça borcu arasında ortalama bir yer tutan "sınırlı çeşit" (stok) borcunda, "çeşit
batmaz" (geııııs non perit) dogınasıııdan köklü bir ödün verilir. Stok tükenirse, atipik
riskin varlığı aranmaksızın sınırlı çeşit borcuııuıı ifası da imkansızlaşmış sayılır;
borçlu için malı bulup tedarik etme yükümü olmaz. (Sübjektif imkansızlık) Çiftçinin
fırıncıya kendi çiftliğindeki on ton buğdayını satmasında da böyle bir sınırlı çeşit
(stok) borcu ile karşılaşılır.
İlginçtir; eğer stok ancak alacaklıların belirli bir bölümünü karşılayabilecek öl-
çüde azalmışsa, böliinebilir edimler, alacaklılar arasıııda, herhangi bir öncelik gö-
zetilmeksizin, oransal olarak eşitçe paylaştırılır. Bu çözüm, deniz yolculuğunda gemi
sahibiyle yük sahibi arasında deniz kazası rizikosunım eşitçe paylaşılması (müşterek
avarya) ilkesini ve İflas Hukukunda geçerli "garameten (eşitçe) paylaşım" ilkesini
anımsatır. Örnek: İki ayn bayiye biner adet cep telefonu teslim edilecekken, umul-
madık bir ithalat yasağı yüzünden piyasadan ancak bin adet cep telefonu tedarik
edilebilmişse, bayiler beş yüzer adet cep telefonuyla yetinirler.
6
ı ı b. Karşı edim hasarı açısından parça-çeşit borcu ayrımının hukuki rolü:
Karşı edim (bedel) hasarı parça satımında olsun, çeşit satımında olsun,
5
Değişik görüşler için bk. Brox/Walker, Allgemeines Schuldrecht, § 8 N 7, s. 86;
Esser/Schmidt, Schuldrecht VI, § 13 I, s. 229; Medicus, Bürgerliches Recht, N 262;
Weber, OR 71 N 51-54.
Temerküzün bağlayıcılığı tartışmasında her bir somut olay için dürüstlük kuralı ışığında
renklenen esnek bir tutum almak yerinde olsa gerektir.
6
Bk. Larenz, Schuldrecht I, § 11 I, s. l 55; Medicus, Bürgerliches Recht, N 256; aynca bk.
ileride§ 14 N 14.
r
, lt('tyt,l a taşıyıcıya teslimle geçer. Bir de nhcmın nlacakh tcmerrlidüne
m,'im �i. 1 geçer karşı edim (bedel) hasaı1 alacaklı-alıcıya.
Dc1nek ki, devir ve alacaklı temeniidü edim hasarının intikalinin kritik
dlnüm no.ktasmt belirlediği gibi, karşı edim hasarının kritik dönüm nokto-
smı da belirler.
Yalnız alınacak çeşit borçlannda edim hasarı (hiç değilse baskın görüşe
re.) borçlunun çeşidi alacaklı için ayut edip bunu alacaklıya bildirmesiyle
seçerken. karşı ediın hasan (BK 208'den anlaşıldığına göre) ancak malın
alncakhya devri ile ya da alacaklının alacaklı temenüdi.ine düşmesiyle geçer.
ifa yeri kavram111da11 sonra parça borcu - çeşit borcu aymıııııda da karşımı.ta 12
çıkan ve ileride para borçlarında, alacaklı teıııerriidüııde, kaim değer istemiııde ve
iiçiincü /,;işinin zararımıı taznıi11inde yine güııdeme gelecek olan edim ve karşı edim
lıasanna ilişlı.in bir şematik özetin yaran yadsıııamaz:
Edim hasarı: Kazara yok olaıı edimin eksikliğinin sineye çekilmesi riskidir. Çeşit
borcımda ve para borcunda borçlııdadır. (Tedarik yiikümü) Parça satımında parça-
mn devrinden sonra, çeşit satımında da çeşidin ayırt edilmesinden ve eğer yollana-
caksa taşıyıcıya devredilmesinden sonra alacak/ı-alıcıdadır.
Karşı edim hasan: Karşılıklı sözleşmede, kazara yok olan ve telafi edilmesi ge-
rekıneyen edimin karşılığının (bedelinin) yitirilmesi riskidir. BK 97/136',ıın işlevsel si-
nallagma anlayışı gereği borçlııdadır: Edimi sunamayan borçlu karşı edimi de isteye-
mez. Yalnız alıcının alacaklı temerrüdüne düşmesi anında ve yollanacak borçta taşıyı-
cıya devir anında edim hasarıyla birlikte karşı edim hasan da alıcıya geçer. (BK 208)
Şimdiden belleğimizde sımsıkı. tutalım: Kaim değer ve üçüncü kişinin zararınm
tazmini istemine yer oldukça, edim ve karşı edim hasarına yer kalmaz. (§ 15 N 15 ve
§ 16N7)
iV- SEÇİMLİK BORÇ
İfanın (edimin) konusunun baştan kesin olarak saptanmayıp sonradan 13
belirlenmek üzere açık bırakıldığı bir olasılık: da, bir "seçimlik borcun"
öngörüldüğü olasılıktır. Seçimlik borç, edimin belirsizliği yönünden çeşit
borcuna çok benzer; nitekim çoğu zaman çeşit borcuyla karıştırılır.
Seçimlik borç, tarafların gözünde ayrı özellikler taşıyan, birbirinden ay-
nmlı değerlendirilen, değişik türde edimler olarak algılanmış birden fazla
edimden sadece birini yerine getirme yükümü yükleyen borçtur. (BK 87)
Taraflara ya birini ya ötekini borç veya alacak konusu haline getirme seçe-
neği verir. Sözün özü, birden çok değişik ve seçenekli edimler varsa, ortada
bir seçimlik borç var demektir.
Köprü yerine tünel yapılabilecekse, diş çekilecek yerde doldurulabile-
cekse, piyangodan çıkan araba yerine onun parası, tabldotta tatlı yerine
meyve, kooperatifte on iki no'lu konut yerine on üç no'lu konut ve miras
bırakanın vasiyet ettiği iki halıdan biri alınıp verilebilecekse, böyle bir se-
çimlik borç karşısındayız demektir.
85
--
§1
86
Bıınwı gibi, arış i iıı bırakma (koıısiııye satış) sözleşıııesincle, "koltukçu" (aııti-
kacı). ya k ndisine bırukılaıı malı satıp parasıııı verme ya da satamadığı malı geri
rnıe ko11usunda bir seçimlik borç iistleıııııiş olıır. Gelecekte hisse senedine çevrile-
bilecek döniişri.in'i/ebilir ralıvilde ve dövize ya da lıisse senedine ilişkin vadeli fark
(opsiyon) işleminde de seçimlik alacağırı (bo/'cıııı) borsadaki göriiniinıleriyle karşı-
la,.ı:ılır.
14 Seçimlik borcw.1 çeşit borcundan farkı, seçimlik borçta edim konusun-
daki belirsizliğin ve kararsızlığın dozunun görece yüksekliğinde yatar. Ger-
çeJ...'1en, seçimlik borçta, borçlunun edimi sonradan seçip belirleme serbest-
liği çok daha geniştir. Çeşit borcundaki "ortalama nitelikten seçim" zorun-
luluğuna (BK 86) yer olmaz seçimlik borçta.
Seçim yetkisinin borçluya tanındığı seçimlik borçta, borçlu, seçenekli
edimler arasındaki seçimi alacaklının çıkarlarını hiç dikkate almadan ser-
bestçe gerçekleştirebilir. Yoksa, çeşit borcundaki gibi, alacaklının çıkarla-
nnı göz önünde tutarak, onun için en elverişli, en azından orta kalitede bir
ediıni seçme yükümü yoktur borçlunun. Demek ki borçlunun seçim yetki-
siyle donatıldığı seçimlik borçla çeşit borcu arasında, alacaklının çıkan
yönünden fark vardır. Alacaklının işine gelen borç, kalite garantisini içeren
çeşit borcudur; yoksa borçluya serbest seçme yetkisi veren seçimlik borç
değildir.
Bu kısa karşılaştırma, seçimlik borcun ayrıksı karakterini ve kuşkulu
durumlarda çeşit borcundan ve dolayısıyla alacaklıdan yana bir yargıya
varılması gereğini de ortaya çıkarır. Zaten pek ender rastlanan seçimlik
borçtan hep çeşit borcuna kaçılır. Borçlu, kolay kolay edimi seçme serbest-
liğine kavuşturulmaz. Böylece alıcı kollanmış olur.
Buna karşılık, edimi seçme yetkisinin genelde olduğu gibi, alacaklıya tanındığı
seçimlik borçta, alacaklının keyfine göre edimi seçme avantajı, aynen kendisi tara-
fından seçilebilir kılınmış "seçmece çeşit borcu"nda/d gibidir. Bu nedenle, alacaklz-
nııı seçim yetkisine kavuşturulduğu durumda seçimlik borç ile çeşit borcu arasındaki
nitelendirme farkınııı pek bir pratik önemi de olmaz.
15 Yasanın yedek, tamamlayıcı kuralına göre, seçimlik borçta edimi ser-
bestçe seçme yetkisi borçlunundur. (BK 87) Ama uygulamadan alınan ör-
neklerden de anlaşılabileceği gibi, genelde alacaklıya verilir bu yetki.
İster borçluya ister alacaklıya verilmiş olsun, seçim yetkisi (ki tipik bir
değiştirici yenilik doğuran haktır) bir kez kullanıldı mı artık geri alınama-
malıdır. (Ancak hata nedeniyle iptal hakkı saklı sayılabilir.)7
Seçimlik borçta seçim yetkisinin ayırdında olmaksızın sadece tek bir edimi borç-
lanmış olduğunu sanarak edimi yerine getiren borçlu, bu edimi "condictio indebiti"
(BK 77 i.s.) edim zenginleşmesi istemi ile gerisin geriye sağlayabilir.
8
7
Bk. Weber, OR 72 N 37/38.
8
Bk. von Tuhr/Peter, § 52 IV 2, s. 481.
87
r
'tmhk borçln ilgili iki sorun yasada çözümsi.lz bırakılmış olup ö r ti- ls için gc>çcrli bir imkansızlığı bilmelidir; 0111111 güveni öz •/ olarak
Jronmnıayı lıak etmemiştir. Ancak horçlımıııı özel bir sözleşmese/ garoııtl taa/ılıüdıi-
diir 'e yasanm (BK /9ll219'ım) ö:ef garaııti varsayımıdır ki bnrçlııyu başlmıgıçto
me, w oljektf( imkaıı.sı:lıkta,ı ötiirii garanti sonımlulıığııııa bağlayabilir.
Başlaııgıçtaki objekt(f imkansızlık olgusunu bilmeyen ve bilmesi dt! gerekmeyen
kişiyi yarattığı giiwrıden ötiirii krısıırsıız sorıınılııfuğa bağlama iinerlsl, Almaıı lıııku-
kwıdan ayrımlı olarak. hata nedeniyle iptalde bile böyle bir kıı.mrsıa güven sorııııı-
lıılıığımıı kabul etmeyen lııılnıkumuzda doğrıısıı pek zor beııiınsenebilir.
Öte yaııdaıı, soııradan ortaya çıkaıı siibjektif ya da objektif imkaıısızlıktaıı dolayı 32
da garanti sorıımlıılıığıı genelde söz koııusu olamaz. Borçlu sonradan olup bitecek-
leri, "kalıin" olmadığına göre, önceden göremez ki. Kural olarak, borçluııuıı sonra-
dan beliren ifa engellerinden ötiirii sorunılııluğıı, olsa olsa, bıı ifa engellerinin keıı-
disine isnat edilebi/irliğinde söz konusu olabilir. (BK 112) IJa engeli kendisine yiik-
lenemeyeıı borçluya geliııce, o, kural olarak borcımdaıı kıırtulur. (BK 136)
Çeşit ve para borcunıııı özelliğiııdeıı çılmıa tedarik ve garanti sonımlu/ıığu sak-
lıdır.
Sonra/...i ifa imkaıısızlığım öııcedeıı görebilmeııin, baştan kestirebilmenin (hay- 33
vanm ileride öleceğini baştan bilmeııin) hangi lıııkuki kategoriye, başlangıçtaki süb-
jel.tif imkansızlı!..tan ötürü garanti sorıımluluğıma mı, BK 112'ııin sonraki ifa imkan-
sızlığmdan ötiirü kusur sommlulıığıına mı, yoksa culpa in coııtralıendo (sözleşme
öncesi kusw� sonımluluğuna mı sokulacağı kuşkuludur.
20
Demek !..i imkansızlz!..tan ötiiıı''i sorumluluk konusunda şöyle bir özet çıkarı/ahi- 34
lir:
a. Ba.ştaıı objektif imkansızlık: Butlan. Bilgiden ötürü kusur (cic) sorumluluğu.
Aynksı yasal garanti sorumlulukları.
b. Baştan sübjektif imkansız/ık: Garanti sonmıluluğu veya lı.ıısur karinesi sonım-
luluğıı. (tart.)
c. Soııra!..i objektif veya sübjektif imkansızlık: Kusur varsa sommlııluk, kusur
yoksa sorumsuzluk. (BK 1121136)
d. Sonraki objektif veya siibjektif imkansızlığı önceden kestirme: Bir gönişe göre
kusurlu, bir başka görüşe göre kusursuz sorumluluk. (Garanti sonmıluluğu)
Özetle: Baştan objektif imkansızlıkla garanti sorımılıılıığu var oldıığıı gibi, baş-
tan sübjektif imkansızlıkta da garanti sommluluğı.ı vardır. Ama ilki pek dardır, ay-
rıksıdır; ikincisi ise geniştir, ana kuralı oluşturur. Sonradan imkansızlıkta ise ister
objelı.tif olsun, ister sübjektif olsun, ilke olarak garanti sorımılulıığıı yoktur. Ke/ıaııet
sonımlıılıığuna yer yoktur!
Bu bağlam içinde, çeşidi ve parayı her ne pahasına olursa olsun "tedarik yükü-
mü" (garanti sorumluluğu) ıınut:ıılmamalıdır.
ııı Bk.. İsv. FM, BGE I 18 II 297 i.s.
§ 15
§ 15- Borçlunun Sorumluluğunu Gerektirmeyen Sonraki
İmkansızlık
CAYTAS: Der unerfüllbare Vertrag. St. Gallen, 1984.
DURAL: Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık, İstanbul, 1976.
KURT: Borçlunun Sorumlu Olmadığı Sonraki İmkansızlık, Ankara, 20 I 6.
PICHONNAZ: Impossibilite et exorbitance, Etude analytique des obstacles a
ı•execution des obligations, Aıt. 119 CO, Fribourg, 1997.
I. İMKANSIZLIĞIN TÜRLERİ KONUSUNDA BİR
RETROSPEKTİF
ı Baştan (konuda) imkansızlık bağlamında ele alımnıştı; bir retrospektifte
anımsayalım: İmkansızlığın değişik türlerini birbirinden ayıran ölçütlerin
başında "kronolojik" (zamansal) ölçüt gelir. İmkansızlık sözleşmenin ku-
rulmasından "önce" mi yoksa "sonra" mı gerçekleşmiştir? Bu soruya veri-
lecek yanıta göre değişen hukuki rejimler gündeme gelir.
Baştan (konuda) imkansızlıkta yasaya göre butlan, ama daha çok söz-
leşmese! ve yasal garanti sorumlulukları ile culpa in contrahendo sorumlu-
luğu söz konusu olur. Bu arada kaba butlandan sıynlmak için baştan im-
kansızlığı sonraki imkansızlığa kaydırma girişimlerine rastlanır. Sonraki
imkansızlıkta ise yasada ikinci bir ayrıma yer verilir. İmkansızlığın kime
yükleneceğine (isnat edileceğine) bakılır. Borçluya yüklenemeyecek olan
sonraki imkansızlıkta onun herhangi bir sorumluluğu da olmaz; borçlu bor-
cundan kurtulur. (BK 136) Buna karşılık, borçluya yüklenebilecek olan
sonraki imkansızlıkta borçlu tazminat ödemekle yükümlü kılınır. (BK 112)
Başlangıçtaki imkansızlıkta temel ayrım objektif-sübjektif imkansızlık
ayrunıdır. Dünyada hiç kimsenin aşamayacağı ifa engeliyle sadece borçlu
açısından aşılamaz ifa engeli arasındaki ayrımdır bu. Butlan için imkansız-
lığın objektif olması şart koşulur. Sonraki imkansızlıkta ise temel ayrım
kusurlu-kusursuz imkansızlık, daha doğrusu, sorumluluk gerektiren ve
gerektirmeyen imkansızlık ayrımıdır. Sonraki imkansızlıkta objektif-
sübjektif imkansızlık ayrımı farketmez. BK 136 ve 112 kuralları bağlamın-
da sonraki imkansızlık açısından sübjektif imkansızlık objektif imkansızlık-
la eşdeğerdedir.
184
--
185
ı
Bir şemada anımsayalım:
Başt:ın Soıınıdnıı
(Objektif-sübjektif nynrnı ynpılnın;ı)
Objektif
--lı
Butlan
(BK 271)
(Garanti ve eie sorum-
luluklarıyla ya da
sonradan imkansızlığa
taşınarak aşılabilir.)
Sübjektif
�
Garanti sorumluluğu -
(BK 214 v.b./Kıyns)
veya kusur karinesi
sorumluluğu (BK
112/Kıyas)
Borçlunun sonmısuzluğu
�
Tasfiye (BK 136)
Borçlunun 50nımlulugu
Tazminat (BK 112)
veya dönme
Örneklerle toparlayalım: Yamnış parçanın satılması (objektif imkansız-
lık) yasaya göre butlana yol açarken, çalınmış parçanın satılması (sübjektif
imkansızlık) böyle bir butlana yol açmaz. Olsa olsa, bir görüşe göre borçlu-
mm "garanti" sorumluluğuna, başka bir görüşe göre de borçlunun "kusur
karinesi" sorumluluğuna yol açar. Buna karşılık, satılan mal sonradan ister
yansın ister çalınsın (objektif veya sübjektif imkansızlık), her halde sonraki
ifa imkansızlığı kuralları harekete geçer.
1
İmkansızlıktan söz edince, akla, a) mantıksal ve bu arada zamansal,
b) pratik ve c) hukuksal imkansızlık gelir. Mülkiyetinin kazandırılması
taahhüt edilmiş olan köşkün yanması, yanmış köşkün aynı malzemeyle
aynen inşa edilmesinin akıl dışı gözükmesi veya kamu makamlarınca ya-
saklanması, köşk yangınının filmini çekmekle görevlendirilen kişinin ancak
yangın bittikten sonra olay yerine yetişmesi gibi. Yanmış köşkün mülkiye-
tinin geçirilmesi mantık.sal, yeniden inşası pratik, inşaatın ruhsatının alın-
ması hukuksal ve yangın bittikten sonra yangının filminin çekilmesi de
zamansal yönden imkansızlaşmış demektir.
Sübjektif imkansızlığa gelince: Sadece borçlunun aşamayacağı, ama bir
başkasının pekala aşabileceği bir ifa engelidir bu. Biraz önce belirtildiği
gibi, baştan (konuda) imkansızlık butlanına yol açmaya yetmeyen sübjektif
imkansızlık pekala sonraki ifa imkansızlığını oluşturmaya yetebilir. Satılan
1
Bk.. Tekinay/Akman/Burcuoğlu/Altop, Borçlar Hukuku, § 76 I, s. 904; Oğuzman/Öz.
Borçlar Hukuku, Cilt 1, s. 445; von Tuhr/Escher, § 68 I, s. 94.
186
§ 15
malın sonradnn çalnmuısı ya da teslimi taahhüt edilen çeşidin üretiminin
Ye a ithalatının ülke içinde durdurulması böyle bir sübjektif imkansızlığa
(ifa güçsüzlüğüne. ifa iktidarsızlığına) ön1ek gösterilebilir. Reklam filminde
rol almak üzere anlaşan kişinin sonradan hastalamnası da böyledir.
Burada (§ 14 N J5'te) savumıldıığı.ı ve lıasıalaııaıı oyımcıınwı edim taahlıüdii
örneğinde de gösterildiği gibi, sadece borçlıı tarafıııdmı yeriııe getirilebilir kişisel
dinılerc> i/işkiıı imkaıısı.:lığı objektif imkaıısızlık1aıı saymayıp sübjektif imkansızlık
potasıııda toplamak. /ıiç J..ıışkıısıı:, siibjektif imkansızlık kavranııııa dalıa geniş bir iş-
lerlik ka:.aııdıracak bir yaklaşımdır.
Eğer sübjektif imkansızlık geçici sayılabilirse, verilen örneklerde, has-
talık kısa zamanda geçecekse ya da üretim ve ithal yasağı yakında kalka-
caksa. bu "geçici" sübjektif imkansızlık daha ılımlı borçlu temerrüdü reji-
mine kaydmlır. Bu arada temerrüt çarkı da işletilmeyip boşta tutulur. Şu
kadar ki edimi bekleme sabrının alacaklıya yüklenemeyeceği durumlarda,
hele zamansal imkansızlık yaratan mutlak kesin vadeli işlemlerde yine de
temelli (sürekli) imkansızlık varsayılır.
2
ı Borçlunun ifa güçsüzlüğüne ya da iktidarsızlığına (sübjektif imkansız-
lığa) değil de sadece aşın ifa güçlüğüne düşmesi durumundaysa, ifa imkan-
sızlığı kavramının yerine işlem temelinin çölanesi kavramı geçer. Ama
itiraf etmek gerekir ki ifa güçsüzlüğü (Unvermögen) ile aşın ifa güçlüğü
(Unerschwinglichkeit) arasındaki sınır pek siliktir. Nitekim kimi hukukçu-
lar, aşın ifa güçlüğünü ekonomik imkansızlık diye nitelendirip sübjektif
imkansızlık kavramına sokarken, kimileri de tam tersine, ifa güçsüzlüğünü
aşın ifa güçlüğü gibi değerlendirip işlem temelinin çökmesi bağlamında ele
alırlar. Bu ikircikli durum karşısında yapılacak iş, işlevsel ve tüme vanmcı
(endüktif) bir yaklaşımla, somut olayın özellikleri ışığında, amaca ve adale-
te en uygun düşen çözümü beraberinde getirecek olan hukuki nitelendirme-
yi yeğ tutmaktır. Bu duyarlı seçimin genelde çok daha esnek ve süzme (ra-
fine) çözümleri devreye sokan işlem temelinin çölanesi kavramından yana
gerçekleştirilmesi yerinde olur.
II. BORÇLUNUN SORUMLULUĞUNU GEREKTİRMEYEN
SONRAKİ İMKANSIZLIĞA BAĞLANAN SONUÇLAR
3 Eğer sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan ifa imkansızlığı
olgularına borçlu veya yardımcıları yol açmamışsa, açıkçası ve olumlu bir
2
Bk. § 14 N 2; İsviçre hukukunda sübjektif imkansızlığı her zaman borçlu temerrüdü kural-
larına bağlama yolundaki eğilim için bk. von Düren, s. 390/91; Gauch/Schluep/
Scbmid/Rey, Schweizerisches Obligationenrecht, N 2608 i.s.; Aepli, OR 119 N 49;
Tbevenoz, Commentaire Romand, OR 97 N 11. Sübjektif imkansızlığı her zaman aşın ifa
güçlüğü (işlem temelinin çökmesi) olgusu olarak değerlendiren değişik bir yaklaşım için
bk. Dural, Sonraki İmkansızlık, s. 121.
187
§ 15
anlnlnnln. bu imkansızlık olguları, doğa olaylan, kamu makamlarının en-
Uemeleri, alacaklının veya üçüncü kişilerin eylemleri gibi önceden kesti-
ril 'meyecek, yenilip aşılamayacak zorlayıcı nedenlerle gcrçcklcşmişlcrsc,
borçlu "nonnun koruma amacı" dışında kalan ve baştan kestirilemeyecek
olun böylesine "atipik bir rizikodan" sorumlu tutulmaz. Borçlu ifası imkan-
:-ızlaşımş borcundan kurtulmuş sayılll'. Borçluya isnat olunamayacak ne-
denlerle borcun ifasının imkansız hale gelmesi durumunda borcun sona
erecegini belirten BK 136 kuralı işte böyle anlaşılmalıdır.
Dikkat: İmkmısızlık borçluyu salt asli edim yiikümündeıı kıırtanr; ama olası
i/ı.iııcil edim yii"kümleri, bu arada olası tasfiye yii/ı.ı'imleri ve davraııış yükümleri saklı
kalır. (Yeni§ 275 BGB bu olguyu açıkça kurala bağlamıştır.)
BK 136 kuralının çözüınü de aynen BK 27 kuralının çözümü gibi "sıfır-
layıcı" bir çözümdür; edimleri tasfiyeye yöneliktir. BK 27 borcun doğumu-
nu engellemekte, BK 136 ise yaşayan borcu söndürüp düşürmektedir. Yal-
nız, ilkinde, olası tasfiye, tökezlenmiş edimden ötürü haksız zenginleşme
istemi (condictio indebiti) çerçevesinde gerçekleşirken, ikincisinde, bu
tasfiye (hiç değilse bizim de katıldığımız yeni eğilim doğrultusunda), daha
rafine sayılabilir bir sözleşmese! istem çerçevesinde gerçekleşmektedir.
"Borçların Sona Ermesi" bölümiiııde, yenilemenin, birleşmenin, takasııı ve za-
man aşınımın arasına sıkıştırılan BK 136 Jcuralı, aslında, BK 112 kuralının yanına
yakışır. Gerçekten de lıer iki kural da aynı hukuki olguyu, sonraki imkansızlığı dü-
zenlerler. Biri (BK 136) borçluyu borcundan kurtarırken, ama aynı zamanda ona
evvelce ele geçirmiş bulunduklannı iade yükümü yüklerken, öteki (BK J12), borçlu-
ya tazminat ödeme yükümü yükler.
Borçlar Kanununda sorumluluğu gerektirmeyen sonraki (kusursuz) imkansızlık,
borçların ve borç ilişkilerinin sona erme nedenleri arasmda düzenlenmiştir. Oysa,
sonımluluğu gerektirmeyen sonraki (kusursuz) imkansızlık olgusu borcun sona er-
mesi nedenleri arasından çekilip çıkarılmalı ve tüm yeni yasalarda yapıldığı gibi, ifa
engelleri arasında sorumluluğu gerektiren (kusurlu) ifa imkansızlığının yanı başına
taşınmalıdır. Hiç kuşkusuz komşusu işlem temelinin çökmesi (borçlwıım aşın ifa
güçlüğüne düşmesi) olgusuyla birlikte! Hele işlem temelinin çökmesi olgusu hiç mi
hiç oturtulamaz borcun sona ermesi kalıbının içine!
Sorumluluğu gerektirmeyen ifa imkansızlığının borçların sona ennesi bölümün-
den çıkarılıp genel imkansızlık kuralının yanında düzenlenmesini İsviçreli hukukçu-
lar da önerirler.
3
Unutulmasın ki her türlü imkansızlık (ister sorumluluğu gerektirsin is-
ter gerektinnesin) borçluyu salt ifası imkansızlaşmış olan asli edim yükü-
münden kurtarır; ama ikincil sözleşmese} edim yükümlerinden, bu arada
kaim değeri devretme veya edimi iade (tasfiye) yükümlerinden ve sözleş-
mesel davranış yükümlerinden, bu bağlamda imkansızlık olgusunu alacak-
lıya bildirme yükümünden kurtarmaz.
3
Bk. Weber, Vorb. zu OR 97-109 N 34; Wiegand, Basler Kommentor, OR 97-109 N 1.
188
§ 15
Eğer yeııi Borçlar Kanunu 'ıııı lıazırlayanlar bu gerçeği algılamış olsalardı,
dönme w ta=minat dışıııdaki yaptırımları (hukuki sonuçları) aynen Batı yasalarında
olduğu gibi, lıer iki olguda da eşit olarak taııımış olurlardı; birinde tanıdıklarını
ötehsi11de taııınıama gibi bir tutarsızlığa da diişmemiş olurlardı. Oysa onlar, başta
bölilnısel imkansdıl.."ta bölümsel iııdirgeme ve imkansızlığı alacaklıya bildirme yü-
lı.iimii alaıılarında olmak ii.;;ere, böyle bir yapay ayrımcılığın tuzağına düşmüşlerdir.
Açalım: Böliimsel iııdirgeme (budama) sadece kusursuz imkansızlıkla öngörülmüş
(BK I 37 1), 1..ımırlıı imkansızhkta ise akla getirilmemiştir. Bunun gibi, ifa engelini
alacaklıya bildirme yükiimü de sadece lı.ı.ısursuz ifa imkansızlığında öngörülmüş
(BK 136 111), ama öteki imkansızlık olgularında unutulmuştur.
4 İmkansızlığın hangi anlama geldiğini ve hangi sonucu doğurduğunu
gördük. Şimdi borçlunun sorumsuzluğunun hangi anlama geldiğini göre-
lim: Borçlunun sonraki imkansızlıktan sorumsuzluğu demek, onun kusur ya
da garanti sorumluluğuna yol açmayan atipik rizikolardan, en başta da ala-
caklıya bağlı rizikolardan sorumlu tutulmaması demektir.
BK 136 kuralının öngörüp düzenlediği "borçlunun sorumluluğunu ge-
rektinnez sonraki imkansızlık"tan söz edince, akla, ilk ağızda, borçlunun
elinde olmayan veya kendi etki alanında ya da tarafsız (neutral) etki alanın-
da oluşan hastalık, hırsızlık, kaza, doğa felaketi ve kamusal yasaklama gibi
aksilikler gelir. Öte yandan, alacaklının etki alanından kaynaklanan tüın ifa
imkansızlığı olguları da aslında bu çerçevenin içine girer. Karaya oturan
geminin kendi personelinin çalışmalarıyla kurtarılması, bir gelgit sonucu
kendiliğinden kurtulup yüzmesi ya da fırtınada batması olaylarını anımsa-
yalım. Bunlar, hep, borçlunun (kurtarıcının) kendisini sorumluluktan kurta-
ran BK 136 kuralına sarılıp tutunabileceği olaylardır. (Alacaklının kendi
etki alanından kaynaklanan ifa imkansızlığında karşı edim hasarını tüınüyle
veya bir bölümüyle taşıma zorunluluğu ayndır.)
Özetle, BK 136 kuralı anlamında "borçlunun sorumluluğunu gerektir-
meyen sonraki imkansızlık", ya borçlunun etki alanında ya tarafsız etki
alanında ya da alacaklının etki alanında gerçekleşen bir aksilik yüzünden
ifanın temelli engellenmesi biçiminde ortaya çıkar. "Kurtaracak" geminin
(borçlunun) yolda bozulması ilk olasılığa, fırtınaya yakalanıp batması ikinci
olasılığa, "kurtarılacak" geminin (alacaklının) kendi çabalarıyla kurtulması
da üçüncü olasılığa örnek diye gösterilebilir. Her üç olasılıkta da borçlu
borcundan kurtulur. Yalnız ilk ikisinde kural olarak edim hasarını alacaklı,
karşı edim hasarını da borçlu taşırken, sonuncusunda edim hasarıyla birlik-
te karşı edim basarım da (tümüyle veya bir bölümüyle) alacaklı taşır.
4
Borçlunun kusursuzluğu denince akla "mücbir sebep" (zorlayıcı neden, force
majeur, höhere Gewalt) kavramı gelir. Öğretide giderek terkedildiği ve yasanın ya
da somut sözleşmenin risk dağılımı anlayışına göre normun koruma amacı dışında
4
Bk. § 13 N 1-13.
189
►
§ 15
knlnn ''ntipik ri::iko" knvrarıııyln ikame edildiği ita/de, ııygıılamntla dlldı!ıı d{Jsmvz
Eıı yı'iks k d