TOROSLU - FEYZİOĞLU
CEZA MUHAKEMES i
•
HUKUKU
ANKARA
EKiM 2023
NEVZAT TOROSLU METİN FEYZİOĞLU
SAVAŞ YAYINLARI
ANKARA
2023
Yayınevi ve Dağıtım
OsLim Mahallesi
1208. Sokak. No: 9
' eni mahalle
Osıinı / AN lWlı.
Tel:0.312 434 �35 97
0.312 432 44 29
Ceza Muhakemesi Hukuku
ı ı ı ı c' ini ıı ; ,ızılı I.'.ı ı i ;ılı ı ıı ıı J da ı ı }),;ı.ıı,ı -
ı, ıaz, kop) ;t'ı.l ,:ıkırıLırn;v, fnınkopı ,ılın:1111;11
vy:1 kup)'a ;ıııl.ıınıLı�ı) .thilccek iıic:bi ı ill'ııı
) .ıpıLını,11..
Nevzat TOROSLU
Metin FEYZİOĞLU
Fax:0.312 432 44 28
Şube
Cemal Gürsel Caddesi
Fakülteler Mah.
Ankara Ünv. Hukuk Fak.
Öbı-renci Girişi
Cebeci / ANKARA
Tel:0.312 319 83 33
www.savaskitap.com
Baskı Yılı
Baskı Sayısı
Ebadı
Kağıt
Cilt
Sayfa Sayısı
ISBN
: Ekim 2023
: 22. Baskı
1. Baskı Şubaı 1998
2. Baskı I laziraıı l 9�)9
:1. Baskı ığııstos 2001
'1. I3askı Ekim 2003
5. Baskı Kasım 2006
G. Baskı Ekinı 2008
7. Baskı Eylül 2009
8. Baskı Mayıs 2011
9. Baskı Ocak 2012
10. Baskı Kasıııı 2012
11. Baskı Eylül 2013
12. Baskı Kasım 2013
13. Baskı Eyliil 2014
11. Baskı Mayıs 2015
15. Baskı Eylül 201G
16. Baskı Ekim 201G
17. Baskı Ekim 2017
18. Baskı Ekim 2018
19. Baskı Eylül 2019
20. Baskı Ekim 2020
21. Baskı Ek im 2021
22. Baskı Ekim 2023
: 13,5xl9,5
: 1. Hamur
: Amerikan cilt
: 480
: 978-625-6805-15-6
Dizgi & Tasarım : Savaş Dizgi
Baskı : Özbaran Ofset
ÖNSÖZ
Bu kitabın amacı, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren
Ceza Jvluhakemesi Kanununun hukuk öğrencilerine ve uygula-
yıcılarına yardımcı olacak bir açıklamasını ortaya koymaktır.
Bu nedenle, zorunlu olanın ötesinde teorik tartışmalardan kaçı-
nıldığı gibi, Kanunun tutarsızlıklarının, çelişkilerinin ve belir-
sizliklerinin derinlemesine bir analizini yapınaktan da kaçınıl-
mış, anlaşılabilir bir açıklaması ile yetinilmiştir.
Didaktik açıdan isabetli olduğu düşünülerek kitabın önceki
baskılarındaki sistematik hemen aynen korunmuş, yeni Ceza
Muhakemesi Kanunu bu sistemin içerisine yerleştirilmiştir.
ili
V
İÇİNDEKİLER
ı. GİRİŞ
1. Mul1akeme hukuku ...................................................... 1
2. Ceza muhakemesi hukuku ........................................... 1
3. Ceza normu muhakeme normu ayrımı. ....................... 2
4. Ceza muhakemesi hukukunun mahiyeti ...................... 3
5. Ceza muhakemesi hukuku bilimi (dogmatiği) ............. 4
6. Metot sorunu ....................................................................5
7. Ceza muhakemesi hukukunun amacı. ......................... 5
8. Gerçeğin araştırılmasında uyulması gereken ilkeler ... 8
Il. CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNUN
KAYNAKLARI ............................................................... 12
9. Kaynakların çeşitleri .................................................. 12
10. Ceza muhakemesi normlarının yorumu .................... 15
fil. CEZA MUHAK.
E.
MES.
İ
,..,
N.
ORMLARININ
UY"G"ULANABILIRLIGI ......................................... 17
11. Ceza muhakemesi normlarının zaman yönünden
uyguIanab·ı1ı·r1ı·g"'ı ............................................... 17
12. Ceza muhakemesi normlarının yer yönünden
uygulanabilirliği ......................................................... 21
13. Ceza muhakemesi normlarının kişi yönünden
uygu1anab·ı1ı·r1ı.g"'ı ............................................. 22
VI
--
IV. MUHAKEME GÖREVİ VE MAKAMLARI ................. 24
14. Kollektif hüküm vern1e görevi ....................................... 24
15. Ceza yargı laması görevi ................................................. 25
16. Ceza Yargılaması makamları ......................................... 27
17. Genel ceza yargılaınası ınakamlarının
o••rgu··11enınesı• ............................................................ 29
I 8. Özel ceza yargılaınası ınakaınları ................................. 33
19. Mahkeınelerdeki yargıç sayısı. ...................................... 33
20. Ceza iddiası ve ceza davası ............................................ 34
21. Ceza davasının çeşitleri .................................................. 36
22. Kamu davasının mecburiliği ........................................... 36
23. Kamu davasının devan1lılığı .......................................... 38
24. İddia ınakamları ............................................................... 38
25. Savcılık örgütü ................................................................. 39
26. Devletin diğer iddia makamları ..................................... 41
27. Bireysel iddia makaınları ................................................ 41
28. Savunma görevi ............................................................... 41
29. Savunma makamları ........................................................ 43
V. CEZA MUHAKEMESİ SİSTEMLERİ........................ 47
30. Genel olarak ..................................................................... 47
31. İtham sistemi ..........................� ..................................... 48
32. Tahk.ik sistemi ......................................................... 5O
33. İşbirliği sistemi ....................................................... 51
VI. CEZA MUHAKEMESİ ŞARTLARI ............................ 53
34. Kavram .................................................................. 53
35. Muhakeme şartlarının tasnifi ................................... 54
36. Muhakeme şartlarının sonuçları ............................... 55
37. Muhakeme şartlarının çeşitleri ................................. 57
38. Şikayet ................................................................... 57
VII
.
39. Talep (isteın) ............................................................. 61
40. Müracaat (başvuru) .................................................... 62
41. Izin ............................................................................. 62
42. Sanığın akıl hastası olınaması .................................... 63
43. Sanığın gaip olmaınası. .............................................. 64
.
VI.I. YARGILAMA YETKiSi ................................................. 65
44. Yetki sorunu ............................................................... 65
45. Ulusal yetki ................................................................ 66
46. Madde yönünden yetki ............................................... 66
47. Madde yönünden yetkiyi düzenleyen
kuralların özellikleri ................................................... 69
48. Madde yönünden yetki kuralının istisnaları ............... 70
49. Madde yönünden yetki uyuşmazlıkları ....................... 71
50. Yer yönünden yetki ................................................... 73
51. Yer yönünden yetkinin başka mahkemeye nakli ....... 80
51 bis. Duruşmanın başka yerde yapılması .................... 85
52. Yer yönünden yetkisizlik iddiası. .............................. 85
53. Yer yönünden yetkisiz yargıcın yaptığı
ı•ş1em1erı•n deg..,erı• ................................................... 86
54. Yer yönünden yetki uyuşmazlıkları ........................... 87
55. Kişı• yo..nu..nden yetk'ı ................................................... 88
56. Kişi yönünden yetki uyuşmazlıkları .......................... 89
57. Görev yönünden yetki ............................................... 90
58. Niyabet (Naiplik) ....................................................... 93
59. Görev yönünden yetki uyuşmazlıkları. ...................... 94
VIII. UYUŞMAZLIKLAR ARASINDA BAĞLANTI ......... 95
60. Bağlantı kavramı ve çeşitleri ..................................... 95
61. Bağlantının sonuçları .............; ................................... 97
62. Muhakemelerin birleştirilmesi ................................... 97
VIII
•
63. Birleştirmeye yetkili makamlar ................................... 99
64. Muhakemelerin birleştirilmesinin sonuçları ............. 1Oı
65. Nisbı ınuhakeıne ........................................................ 102
66. Bekletici sorun sayına ................................................ 105
IX. CEZA MUHAKEMESİ SÜJELERİ .............................. 108
67. Genelolarak ................................................................. 108
68. Yargıç kavramı ve yargıçlarla ilgili ayrımlar ............ ı09
69. Yargıçlıkşartları ......................................................... 111
70. Yargıcın nitelikleri ..................................................... 112
71. Yargıcın bağımsızlığı ................................................. 112
72. Yargıç bağ11ns1zlığının korunınası ............................. 114
73. Yargıcın tarafsızlığı .................................................... 123
74. Yargıcın davaya bakamaması .................................... 123
75. Yargıcın reddi ............................................................. 125
76. Yargıcın çekinmesi ..................................................... 129
77. Yargıcın ödevleri ........................................................ 130
78. Yargıcınyetkileri ......................................................... 131
79. Savcının süjeliği ve görevi. ....................................... 132
80. Cumhuriyet başsavcısının savcılarla ve diğer
Cumhuriyet başsavcılıklarıyla ilişkileri .....................132
81. Savcıların bağımsızı ığı sorunu ................................... 133
82. Savcının taraf olup olmadığı sorunu ..........................136
83. Savcının tarafsızlığı sorunu ......................................... 136
84. Savcının ödev ve yetkileri. .......................................... 137
85. Katılanın (müdahilin) süjeliği ..................................... 140
86. Katılanın ödevleri·ve yetkileri ..................................... 141
87. Şüpheli ve sanığın süjeliği .......................................... 143
88. Şüpheli ve sanıklık sıfatının başlaması ve sona
ermesi .......................,,,. ........................................ 143
89. Şüpheli ve sanığın gerçek kişi o)ması şartı ............... 144
IX
90. Sanığın belli olması şartı. ......................................... 144
91. Gaip veya akıl hastası olmanın sanıklığa etkisi ....... 145
92. Şüphelinin ve sanığın zorunlulukları ........................ 146
93. Şüpheli ve sanığın hakları ........................................ 153
94. Şüpheli ve sanığın susına hakkı ............................... 155
95. Müdafiden yararlanma hakkı ................................... 157
96. Müdafıin süjeliği ...................................................... 158
97. Müdafi olabilmenin şartları ...................................... 158
98. Müdafi in atanması .................................................... 160
99. Müdafi in sayısı ......................................................... 162
100. Birden çok şüpheli veya sanığın müdafiliği ............. 163
1O1. Müdafiin ödevleri ..................................................... 163
102. Müdafiin yetkileri ..................................................... 165
X. CEZA MUHAKEMESİ İŞLEMLERİ ........................ 170
103. Ceza muhakemesi işlemi kavramı ............................ 170
104. Muhakeme işlemlerinde şekil ................................ 171
105. Muhakeme işlemlerinde süre .................................... 173
106. Eski hale getirme ...................................................... 176
107. Yargıç işlemleri. ....................................................... 179
108. Yargıç kararlarının verilmesi .................................... 182
109. Savcı işlemleri .......................................................... 184
11O. Ceza muhakemesi işlemlerinin belgelenmesi ........... 186
111. Muhakeme işlemlerinin bildirilmesi. ........................ 189
112. Muhakeme işlemlerinin müeyyideleri ...................... ı94
.
XI. DELiLLER .................................................................. 199
113. Genel olarak .............................................................. 199
114. Delil serbestisi ve vicdani delil sistemi. ................... 200
115. Delillerin özellikleri.............................................. 20 I
116. İspatın konusu ........................................................... 204
-
117. İspatın nisbiliği ve şüpheden sanık yararlanır
ilkesi ............................................................................... 205
118. Delillerin ayrımı ................................................... 206
119. Tanık beyanı. ................................................................. 208
120. Tanık beyanının değeri .......................................... 209
121. Tanığın ödevleri ................................................... 21O
122. Tanığın hakları ..................................................... 2I4
123. Tanıklıktan çekinme zorunluluğu ............................ 216
124. Tanığın çağrılması ................................................ 2 ı7
125. Tanığın dinlenn1esi .............................................. 219
126. Şüpheli veya samk beyanı. ..................................... 224
127. Katılan beyanı ...................................................... 227
128. Diğer Kişilerin Beyanı ............................................ 228
129. Belgeler ................................................................ 229
130. Yazılı Belgeler ....................................................... 229
131. Şekil tesbit eden belgeler ........................................ 230
132. Ses tesbit eden belgeler ........................................ 230
133. Belirtiler ................................................................ 23 ı
134. Delillerin değerlendirilmesi .................................... 232
135. Bilirkişilik ............................................................. 233
136. Bilirkişinin ödevleri ............................................... 235
137. Bilirkişinin yetkileri ............................................... 238
138. Bilirkişi inceleınesi ve mütalaası. ........................... 239
139. Tarafların seçtiği bilirkişi .................................... 241
140. Keşif ............................................................... 242
141. Ölünün muayenesi ............................................ 243
142. Yer gösterme ......................................................... 245
143. Gözlem altına alma ................................................. 247
144. Şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve
vücudundan .örnek alınması .................................. 248
X
.
.
145. Diğer kişilerin beden muayenesi ve vücuttan
örnek alınması .......................................................... 249
146. Moleküler genetik inceleıneler ................................ 250
147. Fizik kimliğin tesbiti. ............................................... 251
.
XII. KORUMA TEDBIR.LERI ............................................ 253
148. Genel olarak ............................................................. 253
149. Tutuklama ................................................................ 254
150. Tutuklamanın şartları ............................................... 256
151. Tutuklama nedeninin varsayılması. .......................... 258
152. Tutuklama kararı verilmesi ve usul ......................... 260
153. Tutuklama kararının tutuklunun yakınlarına
bildirilmesi ............................................................... 261
154. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının
tutuklamanın devamına lüzum görmemesi hali ........ 261
155. Şüpheli veya sanığın tutuklama kararının
kaldırılmasını talep etmesi ....................................... 262
156. Salıverilen kişinin yükümlülükleri ........................... 263
157. Tutukluluk halinin incelenmesi. ............................... 263
158. Tutuklama kararına veya tutukluluğa ilişkin
kararlara itiraz ..................................................... 264
159. Tutuklulukta azami süreler ....................................... 264
160. Tutuklama kararının kendiliğinden
hükümsüz kalması ............................................... 266
161. Tutuklama kararının yerine getirilmesi .................... 267
162. Kaçak hakkında tutuklama kararı verilınesi ............. 268
163. Adli kontrol, ........................................................ 269
164. Adli kontrol kararı verilmesinin şartları ................... 270
I65. Adli kontrol kararı verecek merciler ve usul. .......... 272
I66. Adli kontrol kararının kaldırı]ması veya
ı•çerı•g...ı•nı•n değı'şt'ırı'Imesı• ....................................... 273
I67. Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz ......................... 273
XI
-
D
167 bis. Adli kontrol altında geçecek süre ...................... 274
168. Şüpheli veya sanığın adlı kontrol kararının
gereğini yerine getirmeınesi .................................... 275
169. Adlı kontrol tedbirlerinden güvence ........................ 276
170. Yakalama ............................................................. 277
171. Yakalaınanın sonuçları ve gözaltı ............................ 279
172. Gözaltı ................................................................. 280
173. Yakalama emri üzerine yakalaına ............................ 283
174. Arama .................................................................. 286
175. Arama kararı ve araınanın yapılınası ....................... 288
176. Muhafaza altına alına............................................ 29 I
177. Elkoyma ............................................................... 292
178. Elkoyına kararı ve elkoyına işleminin yapılması ..... 293
179. Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma ............... 294
180. Postada elkoyma ................................................... 296
181. Avukat bürolarında araına, elkoyma ve
postada elkoyma ................................................... 296
182. Elkonulan eşyanın iadesi ....................................... 298
183. Elkonulan eşyanın muhafazası ve elden
çıkarılması ............................................................ 298
184. Diğer tedbirler ....................................................... 299
I85. Arama, elkoyma ve telekomünikasyon yoluyla
yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında
tesadüfen elde edilen deliller .................................. 303
ı86. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat ..................... 304
187. Tazminatın geri alınması ........................................ 308
' . '
XIII. SORUŞTURMA EVRESi .......................................... 310
188. Genel olarak ..................................................... 31O
189. Suçu haber alma yolları·""'"'."""····..•··...• .............. 310
190. Soruşturma evr�sınin organları ............................. 313
XII
XIII
191. Adli kolluk ............................................................... 316
192. Soruşturmanın yürütülmesi ....................................... 318
193. Sonuç çıkarma ........................................................... 321
194. Kovuşturmaya yer obnadığı (takipsizlik) kararı ....... 321
195. Kovuşturmama kararının ortadan kaldırılması ......... 322
196. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ................. 325
197. Kamu davasının açıbnası ........................................... 326
198. İddianame .................................................................. 327
199. İddianamenin iadesi ................................................... 328
XIV. KOVlJŞTURMA ............................................................ 331
200. Genel olarak .............................................................. 331
201. Duruşma hazırlığı. ..................................................... 331
202. Duruşma .................................................................... 336
203. Duruşmanın özellikleri .............................................. 337
204. Duruşmada hazır bulunması gereken kimseler ........ 343
205. Duruşmaya ara verme............................................... 346
206. Duruşmanın yönetimi ............................................... 347
207. Duruşmanın başlangıcında yapılacak işlemler ......... 350
208. Delillerin ortaya konulması. ..................................... 351
209. Delillerin tartışılması ................................................ 358
21O. Son karar (hüküm) ve çeşitleri ................................. 361
211. Son kararın unsurları ................................................ 365
212. Son kararın verilmesi. ............................................... 367
213. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ................. 368
214. Son kararın bildirilmesi ............................................. 373
XIV. his. BAZI SUÇLARA İLİŞKİN MUHAKEME ......... 375
214. bis. Seri muhakeme .................................................. 375
214. ter. Basit yargılama usulü ........................................ 378
XV. UZLAŞTIRMA ..........................., ................................... 381
.
•
XVI. KANUN YOLLARI ........................................................ 383
215. Kanun yolunun tanımı ve aınacı................................. 383
216. Kanun yollarının çeşitleri ............................................ 385
217. Kanun yoluna başvurn1a hakkı ................................... 386
218. Kanun yoluna başvurma süresi .................................. 389
219. Kanun yoluna başvuımanın şartları ........................... 390
220. Kanun yoluna başvurmadan vazgeçme ve
başvuruyu geri alma .................................................... 391
221. Kanun yoluna başvuru üzerine izlenecek yol ve
xvn.
. başvurunun sonuçları ................................................... 392
.
ITIR.AZ .......................................................................... 396
222. Tanımı. ........................................................................ 396
223. İtiraz edilebilen kararlar .............................................. 396
224. İtirazın süresi ............................................................... 398
225. İtiraz yo
.
luna başvurabilenler, başvurunun şekli
veetkisı ....................................................................... 398
226. İtirazı incelemeye yetkili merciler ............................ 399
227. İtirazın incelemnesi .................................................... 402
.
XVIll. iSTiN"AF................, ................................................ 404
228. Mahiyeti, amacı, etkileri ............................................ 404
229. İstinaf nedeni ............................................................... 405
230. Bozmayı gerektiren hukuka aykırılıklar ................... 405
231. Aleyhine istinaf yoluna başvurulabilen kararlar. ..... 407
232. Aleyhine istinaf yoluna başvurulaınayan kararlar ... 408
233. İstinaf yo)una başvurma .............................................. 409
234. Kararına karşı istinaf yoluna başvurulan
mahkemenin yapacağı işlemler .................................. 411
235. Dosyanın tevzii.....................; ...................................... 413
236. Bölge adliye mahkemesinin ört incelemesi ............ 413
XN
XV
237. Bölge adliye ınahkeınesinde inceleıne
(yargıla.n1a) ............................................................. 414
238. İstinaf incelemesinin (yargılaınasının) konusu ....... 414
239. Bölge adliye ınahkeınesinin kararları ...................... 416
240. Esastan ret kararı (onama) ....................................... 416
241. Bozma kararı ........................................................... 418
242. Dav
.
anın yeniden görülmesi (ıslah) kararı ............... 419
x.IX. TEMY'IZ .................................................................... 422
243. Mahiyeti, amacı ve etkileri ...................................... 422
244. Temyiz nedeni ......................................................... 423
245. Bozmayı gerektirmeyen hukuka aykırılıklar ............424
246. Hukuka kesin aykırılık halleri ..................................427
247. Temyiz edilebilen kararlar ........................................ 428
248. Temyiz edilemeyen kararlar ..................................... 429
249. Temyiz yoluna başvurma ......................................... 431
250. Kararı temyiz edilen mahkemenin
yapacağı işlemler ...................................................... 433
251. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının mütalaası
(tebliğname) .............................................................. 434
252. Yargıtay'ın ön incelemesi ........................................ 435
253. Temyiz yargılaması .................................................. 436
254. Temyiz yargılamasının konusu ................................ 437
255. Yargıtay'ın son kararları .......................................... 439
256. Esastan ret (onama) kararı ....................................... 439
.257. Bozma kararı .......................................................... 440
258. Islah kararı ........................................, .......................... 441
259. Son karardan sonra yapılacak işler .......................... 443
260. Bozmadan sonra mahkemenin
verebileceği kararlar ................................................ 444
261. Uymadan sonra serbestlik ilkesi......., ...................... 446
.
•
262. Uyınadan sonra verilen son karara karşı
temyiz yolu ....................................................................448
263. Bozma kararının temyiz etmeyenlere etkisi ............... 449
XX. YARGITAY CUlfifURİYET
BAŞSAVCISININ İTİRAZI. ................................... 452
264. Tamını ve niteliği ......................................................... 452
265. Sebepleri ve şartları ...................................................... 452
266. Muhakeme .................................................................... 453
XXI. KANUN" YA.RARIN"A BOZMA ....................................... 456
267. Tanımı ve niteliği ......................................................... 456
268. Sebepleri ve şartları ...................................................... 456
269. Kanun yararına bozma yolu muhakemesi .................. 457
270. Bozma kararının etkisi ................................................ 458
XXII. YARGILAMANIN YENİLENMESİ .......................... 461
271. Niteliği ve amacı .......................................................... 461
272. Yargılamanın yenilenınesi davası. ......................... 462
273. Yargılamanın yenilenınesi nedenleri.......................... 464
274. Yargılamanın yenilenmesi muhakemesi .................... 470
.
BIBLIYOGRAFY A .................................................................. 475
XVI
1
ı. GİRİŞ
1. Muhakeme hukuku: Muhakeme, hukuki bir
uyuşınazlığın yargısal çözümüne katılan organlar ve süje-
ler tarafından yapılan işlemlerin bütünüdür. Muhakeme
hukuku ise, muhakemeyi oluşturan işlemleri düzenleyen
hukuk normlarının bütünüdür.
Muhakeme, bağlı olduğu ve gerçekleşmesine hizmet
ettiği maddi hukuk dallarına göre türlere ayrılabilen genel
bir kavramdır. Böylece medeni muhakemeden, ceza mu-
hakemesinden, idari muhakemeden, anayasa muhakeme-
sinden ve disiplin muhakemesinden söz edilebileceği gibi,
bu ayrıma paralel olarak medeni muhakeme hukukundan,
ceza muhakemesi hukukundan, idari muhakeme hukukun-
dan ve disiplin muhakemesi hukukundan söz etmek de
mümkündür. Ancak muhakeme özünde tektir
1
. Zira temel
ilkeleri bütün muhakeme türleri için geçerli olabilen bir
muhakeme genel teorisi mevcuttur. Örneğin Hukuk Mu-
hakemeleri Kanununda açıkça ifade edilen "usul ekonomi-
si" ilkesinin (m. 30) bütün muhakemeler ve bu arada ceza
muhakemesi yönünden de geçerli olduğundan şüphe edi-
lemez. Bununla beraber belirtmek gerekir ki, bu gibi ortak
ilkeleri tesadüfen şu veya bu kanuna yerleştirmek yerine,
bir tek genel "muhakeme kanunu"nda toplamanın uygun
olacağı savunulmuştu?.
2. Ceza muhakemesi hukuku: Ceza hukuku ve ceza
muhakemesi hukuku ayrımı, yavaş bir gelişimin sonucun-
1
BELLAVISTA: Lezioni di diritto processuale penale, Milano
1969, s. 3.
2
KUNTER: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1989, s. 21.
•
da ortaya çıkmıştır. Uzun süre bu iki hukuk dalı bir bütün
teşkil edecek şekilde birbirine karışmış durumdaydı. Bu
iki hukuk dalı arasındaki ayrım, cezanın, bunun uygulana-
bilmesi için kanunun öngördüğü şartların gerçekleşip ger-
çekleşmediğini belirlemekle görevli yargılama organları
tarafından verilebileceğinin kabul edilmesiyle ortaya çık-
mıştır. Yargılama organlarının bu faaliyetinden ceza mu-
hakemesi doğmuştur. Şu halde ceza muhakemesi hukuku,
muhakemeyi, daha açık deyişle devlet organlarının ceza
kanununun ihlal edilip edilmediğini, ihlal edene ne ceza
verileceğini belirlemeye yönelik faaliyetlerinin türünü,
biçimini ve zamanını düzenleyen normların bütününün
oluşturduğu hukuk dalıdır. Böyle bir belirleme tanık, bilir-
kişi ve müdafi gibi kişilerin müdahalesini de gerektirdi-
ğinden, bunların faaliyetlerini düzenleyen ve bunlar tara-
fından gerçekleştirilen işlemlerin hukuki değerini belirle-
yen normlar da muhakeme hukukuna dahildir.
3. Ceza normu muhakeme normu ayrımı: Hukuk
normunun ne olduğu bilinmektedir. Burada ceza muhake-
mesini idare eden normları ceza normlarından ayıran hu-
susun ne olduğu üzerinde durulacaktır. Ceza muhakemesi-
ni düzenleyen normların muhakeme normları olduğunu
söylemek yeterli değildir. Aynı şekilde bir normun ceza
kanununda veya ceza muhakemesi kanununda yer alınış
olması da, bu konuda kesin bir ölçüt sayılamaz. Zira ceza
kanununda muhakeme normlarına yer verilmiş olabileceği
gibi ceza muhakemesi kan�unda da ceza normları bulu-
nabilir. Örneğin Ceza Kanununun 11 ve 12. maddelerinde
yer alan ve yabancı ülkede işlenen suçlardan dolayı muha-
keme yapılabilmesini faillerin Türkiye'de bulunmaları
şartına bağlayan normlar Ceza Kanununda yer alıpalarına
2
J
3
rağn1en muhaken1e norn1larıdır. Buna karşılık Ceza Mu-
haken1esi Kanununun 128. 111addesinin 8. fıkrasında yer
alan ve elkoyma kararının gereklerine aykırı hareket edil-
mesinin nasıl cezalandırılacağını gösteren norm Ceza Mu-
hakeınesi Kanununda yer aln1asına rağn1en ceza normu-
dur. Bu konudaki kesin ölçüt, ancak normun amacından
elde edilebilir. Ceza tehdidi ile yasaklanan davranışların
neler olduğunu ve cezaı sorumluluğun şartlarını belirle-
meye yönelik normlar ceza hukuku normlarıdır. Bu norm-
lar, özünde devletin cezalandırma hakkının veya yetkisinin
doğuşunun, değişmesinin ve sona ermesinin dayandığı
genel ve özel şartları belirlemektedir. Buna karşılık, ceza
normlarının ihlal edilmeleri halinde, bu ihlalleri, yani suç-
ları ve faillerini belirlemenin şartlarını, bir başka deyişle
ceza normlarının ihlali halinde buna ilişkin müeyyidenin
faile uygulanmasını sağlamaya yönelik faaliyetleri düzen-
leyen normlar ise, ceza muhakemesi normlarıdır
1
.
4. Ceza muhakemesi hukukunun mahiyeti: Ceza
muhakemesi hukuku kamu hukukunun bir dalıdır. Onun
kamu hukukuna ait oluşu, sadece yargısal fonksiyonun
kamusal mahiyetinden değil, aynı zamanda düzenlediği
temel ilişkilerin hukuki mahiyetinin kamusallığından da
ileri gelmektedir
2
.
Ceza muhakemesi hukuku içerisinde çeşitli ayrımlar
yapılmaktadır. Bunlardan en önemlisi genel (müşterek)
ceza muhakemesi hukuku ve özel ceza muhakemesi huku-
ku ayrımıdır. Bu ayrım, ceza muhakemesini oluşturan
1
ANTOLISEI: Manuale di diritto penale, par. gen., Milano 1987, s.
15.
2
BELLAVISTA: s. 5, 6.
4
'i
norınların, muhakeıne norınlarının uygulanabileceği du-
ruında bulunan herkese veya sadece bazı kişilere uygula-
nabiln1esine göre yapıln1aktadır. Buna göre, Ceza Muha-
ken1esi Kanununda yer alan normların oluşturduğu ceza
ınuhakemesi hukuku genel, buna karşılık askeri ceza mu-
hakemesi hukuku ise özeldir
1
.
Bu konuda yapılan bir başka ayrım, devamlı ve geçici
ceza ınuhakemesi hukuku ayrımıdır. Bu ayrım, söz konusu
hukuku oluşturaµ normların yürürlük süresinin belirlenmiş
olup olmamasına göre yapılmaktadır.
Bir üçüncü ayrım ise, temel ceza muhakemesi hukuku
ve tamamlayıcı ceza muhakemesi hukuku ayrımıdır. Bi-
rincisi temel ceza muhakemesi kanununda yer alan norm-
ların oluşturduğu, buna karşılık ikincisi ise diğer tamamla-
yıcı kanunlardaki normların oluşturduğu ceza muhakemesi
hukukudur.
Burada genel (müşterek) ceza muhakemesi hukuku
üzerinde durulacaktır.
5. Ceza muhakemesi hukuku bilimi (dogmatiği):
Ceza muhakemesi hukuku bilimi, ceza muhakemesi huku-
kunu oluşturan normların içeriğini inceleyen bir disiplin-
dir. Bu nedenle normatif bir bilimdir.
Ceza muhakemesi hukuku bilimi, hukuk genel teorisi
ve karşılaştırmalı ceza muhakemesi hukukundan başka
ceza muhakemesi hukuku tarihi ve felsefesi ile de ilişki
içindedir ve bu disiplinlerden yararlanmaktadır. Nitekim
1
Anayasa, savaş hali hariç, askeri mahkemelerin kurulmasını yasak-
lamıştır. Ancak, disiplin ınahkemeleri bunun dışındadır (Any.
m.142, f. 2).
5
ceza muhakemesi hukuku bilin1i, çeşitli hukuk disiplinleri
yönünden ınüşterek olan ve ceza ınuhakemesi alanında da
) ararlanılan, uygulanan veya bu alana adapte edilen genel
kavraınlarla ilgili olarak genel hukuk teorisi tarafından
yürütülen çalışmaları göz önünde bulundurmak zorunda-
dır; bunun gibi, aynı veya benzeri kurumları yerli yerine
oturtmak için karşılaştırn1alı hukuktan da yorumsal veya
dogn1atik yararlar sağlamaktadır. Nihayet ceza muhake-
nıesi hukuku bilimi ve politikası adli tıp, adli psikoloji ve
soruşturn1a tekniklerinden de yararlanmak zorundadır
1
.
6. Metot sorunu: Normatif bir bilim olması nedeniy-
le, ceza muhakemesi hukukunun başvuracağı metot teknik
hukuk metodudur
2
. Bu metot, bilindiği üzere, üç aşamadan
oluşmaktadır. Birincisi şerh aşamasıdır. Bu aşamada ceza
muhakemesi normları, yine kanundaki sıraya göre açıkla-
nır. Dogmatik aşama da denilen ikinci aşama, hukuki mü-
esseselerin oluşturulması ve sonuçta sisteme varılması
aşamasıdır. Bu iki aşamayı eleştiri aşaması izler. Bu so-
nuncu aşamada, var olan ceza muhakemesi hukukunun
yeterli olup olınadığı ve yapılması gereken değişiklikler
üzerinde durulur
3
.
7. Ceza muhakemesi hukukunun amacı: Ceza mu-
hakemesi hukukunu oluşturan normların doğru şekilde
anlaşılabilmesi için, bu normlarla, dolayısıyla ceza muha-
kemesi hukuku ile ulaşılmak istenen amacın belirlenmesi
gerekir.
1
BELLAVISTA: s. 6, 7.
2
BELLAVISTA: s. 7.
3
Teknik hukuk metodu hakkında geniş bilgi için bak. TO-
ROSLU: Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konu-
s� Ankara 1970, s. 10 vd.
6
Var olan hukukun an1acın111 ne olduğunu anlayabil-
n1ek için, daha önceki hukukun amacının ne olduğunu
bilmek gerekir. Belli bir an1aca ulaşmak için yaratılan hu-
kuk normu, çoğu defa, kanun koyucunun kafasından bir
anda ortaya çıkmaz. Mevcut hukuk normları, çoğunlukla,
daha önce var olan normların değişik veya günün ihtiyaç-
larına uydurulmuş şeklinden ibarettir. Aynı şekilde bir
muhakeme müessesesi de, çoğunlukla, daha önceki bir
n1üessesenin değişik veya günün gereklerine uydurulmuş
şeklinden başka bir şey değildir. Bu itibarla bir toplumun
ceza muhakemesi hukuku ile o toplumun uygarlık düzeyi
arasında tam bir paralellik vardır
1
.
Ceza muhakemesi hukukunun tarihi gelişiminin ince-
lenmesi, bu hukuk dalının üç ayrı amaç izlediğini ortaya
koymaktadır
2
.
Başlangıçta toplumda otoriteyi ve düzeni sağlaınak
kaygısıyla, ceza muhakemesi hukuku, sanık ile suçlu ara-
sında bir ayrım yapmamakta ve sanığın suçlu olduğunu
peşinen kabul etmekteydi. Aydınlanma dönemine kadar
devam eden bu anlayışa göre, ceza muhakemesinin konu-
sunu, esas itibariyle, ceza n1ahkümiyetini haklı gösterecek
deliller oluşturuyordu. Suçun ağırlığına göre farklı deliller
arandığı gibi, cezanın ağırlığı da delillerin ispat gücüne
göre değişiyordu. En önemli delil "ikrar"dı. Dolayısıyla
ikrar elde edilinceye kadar işkence yapılabileceği, işken-
ceye rağmen ikrar etmeyen sanığa bundan dolayı da ceza
verilebileceği kabul ediliyordu.
1
BELLAVISTA: s. 9.
2
Bak. KUNTER: s. 23 vd.
7
Aydınlanma döneınine hakiın olan felsefi ve liberal
akınıın etkisiyle ceza muhaken1esi hukukunun amacı da
değişti. Bu hukuk dalı, devlet iktidarının kötüye kullanıl-
n1asına ve yargıçların keyfiliğine karşı bireyi ve dolayısıy-
la sanığı korumayı amaçlar hale geldi. Böylece suçluluğu
sabit olmadıkça sanığın masum sayılacağı kabul edildi.
Birinci anlayış tamamen toplumu korumayı, ikinci an-
layış ise tamamen sanığı korumayı amaçladığından, her
ikisi de günümüzde kabul edilmemektedir.
Günümüzde ceza muhakemesi hukuku, bir yandan suç
işleyenleri mutlaka cezalandırmak suretiyle toplumun
menfaatlerini korumaya çalışırken, diğer yandan da suç-
suzların cezalandırılmasını önlemek suretiyle sanığın men-
faatlerini garanti altına almaya çalışmaktadır. Başka bir
deyişle, suçluluk olgusu ile ilgili olarak, birbiriyle çelişir
gibi gözüken, ancak aslında birbirini tamamlayan toplu-
mun korunması gerekleri ile bireyin korunması gerekleri
arasında bir denge oluşturmaya çalışan modern ceza mu-
hakemesi hukuku, gerçeği araştırmaktadır. Nitekim top-
lumun ve bireyin menfaatlerinin korunması, ancak gerçe-
ğin ortaya konulmasıyla mümkündür. Unutmamak gerekir
ki, suçsuzların cezalandırılmamasında sadece bireyin de-
ğil, toplumun da menfaati vardır. Zira suçsuzların ceza-
landırıldığı bir toplumda, hukuki güvenden ve toplumsal
huzurdan söz edilemez.
Gerçeğin araştırılması yönünden medeni muhakeme
hukuku ile ceza muhakemesi hukuku arasında önemli bir
fark vardır. Birincisi şekli gerçeği araştırırken, ikincisi
maddi gerçeği araştırır. Başka bir deyişle medeni muha-
keme hukukunda yargıç tarafların ileri sürdüğü olaylar,
8
norn1lar, deliller ve isteklerle bağlı oimasına ve bunların
ortaya koyduğu gerçekle yetinınek zorunda bulunmasına
karşılık, ceza ınuhaken1esi hukukunda yargıç tarafların
ileri sürdüğü delillerle yetiıuneksizin maddi gerçeği araştı-
rır.
Saıuğı peşinen suçlu saymak gibi masun1 saymak da
doğru değildir. Sanığın peşinen masum sayılması halinde,
tutuklanmasını açıklamak mümkün olamaz. Sanık, suçlu
olduğu sanılan kişidir. Bu nedenle Anayasamızın, insan
haklan ınetinlerinden farklı olarak, "masum sayılır" ibaresi
yerine "suçlu sayılmaz" ibaresini kullanması (m. 38/4)
isabetli olmuştur.
Maddi gerçeğin araştrrılması sonucunda sanık suçlu
bulunursa cezalandırılacak, masum bulunursa beraat ettiri-
lecektir. Bu itibarla modern ceza muhakemesi hukukunun
amacının, sanığın suçlu olup olmadığını araştırmak, suçlu
ise cezalandırmak, masum ise beraat ettirmek olduğu söy-
lenebilir
1
.
8. Gerçeğin araştırılmasında uyulması gereken
ilkeler: Gerçeğe ulaşmak için olsa bile, her yola başvu-
rulması kabul edilemez. Gerçek hukuki yoHarla araştırıl-
malıdır. Aksine bir uygulama, birey haklarını inkar etn1ek
anlamına gelir.
Hukuk dışı yoHarın başında kuşkusuz "işkence" gel-
mektedir. Günümüz anayasaları, uluslararası insan hakları
metinleri ve ceza ve ceza muhakemesi kanunları işkenceyi
yasaklamıştır.
1
KUNTER: s. 28.
9
Ceza Muhakeınesi Kanunuı11uz, daha da ileri giderek,
şüphelinin ve sanığın beyanının özgür iradesine dayanma..
sını engelleyici nitelikte bedensel ve ruhsal müdahalelerin
yapılaınayacagını, yasak usullerle elde edilen ifadelerin
delil olarak değerlendirilemeyeceğini (m. 148), yüklenen
suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat
edilebileceğini (m. 217, f. 2) hükme bağlamıştır. Buna
rağmen hukuk dışı yoHara, özellikle işkenceye başvurul-
nıadığı takdirde pek çok suçlunun cezasız kalacağını sa-
vunanlara hala rastlanmaktadır. Oysa işkence, her şeyden
önce insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir yöntemdir. Öte
yandan işkence ile, sanıldığının aksine, her zaman doğru-
nun elde edildiği de söylenemez. Nitekim işkence ile elde
edilen itiraf, çoğu defa işkenceden kurtulmak için gerçeğe
ayları olarak suçu kabullenmekten ibarettir. Nihayet iş-
kenceyi hukuk devleti anlayışı ile bağdaştırmak da müm-
kün değildir. Zira hukuk devleti, her şeyden önce insan
haklarına ve onuruna saygılı devlet demektir
1
.
Cezanın etkili olabilmesi için, suçun işlenmesinden
kısa bir süre sonra uygulanması gerekir. Bu da gerçeğin
araştırılmasının çabuklaştırılmasına bağlıdır. Çabukluk,
her şeyden önce, delillerin yok olmasını önler ve masum
sanığın bir an önce temize çıkmasını sağlar. "Geciken ada-
let, adalet değildir" denir, doğrudur. Ancak adaletin ça-
bukluğa feda edilmemesine de özen gösterilmelidir. Bu
itibarla adaleti ve temeli adalet olan devleti zedeleyen ge-
cikmelerin önlenebilmesi için, öncelikle bunun nedenleri
1
ÖZGEN: Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir
1988, s. 113.
1
-----·
iyi teşhis ve tespit edilıneli ve ona göre çözüm aranmalı-
dır.
Öncelikle belirtınek gerekir ki, ceza yargılamalarında-
ki gecikmelerin, çoğu defa sanıldığının aksine, mülga
CMUK.ndan kaynaklanmadığı, asıl nedenin mülga
CMUK.nun hükümlerinin tam olarak uygulanmaması ol-
duğu gözden kaçırılmaktaydı. Bu itibarla davaları çabuk-
laştırmak gerekçesiyle, mülga CMUK.nda sık sık değişik-
lik yapmak, böylece doğru karar verilmesinin ve dolayı-
sıyla bireyin hak ve özgürlüklerinin garantisi olan bazı
düzenlemeleri esaslı şekilde değiştirınek veya ortadan kal-
dırmak kabul edilebilir bir yo1 değildi. Kaldı ki, böyle bir
yolun izlenmesi, çoğu defa Kanunun sistematiğini de
bozmuştu.
Ceza yargılamasının yavaş işlemesi ve ceza davaları-
nın çok uzamasının nedenlerinin başında yargı mekaniz-
masının, gerek personel sayısı ve nitelikleri yönünden,
gerek mahkemelerin sayısı ve donanımı yönünden, ülke-
mizdeki hızlı nüfus artışı ve şehirleşmenin yarattığı sorun-
ları zamanında çözebilecek durumda olmaması gelmekte-
dir. Şu halde yapılacak ilk iş, bir yandan yargıç ve savcı
sayısını artırmak, diğer yandan da mahkemelerin işini
azaltmak için gerekli tedbirleri almaktır. Mahkemelerin
işini azaltmanın en etkili yolu, kuşkusuz, günümüzde gide-
rek artmakta olan suç enflasyonunu önlemektir. Bu itibarla
mülga Ceza Kanununun Üçüncü Kitabında yer alan kaba-
hat fiillerinin çok büyük bir kısmının suç olmaktan çıka-
rılması, sadece bazılarının idari müeyyidelere bağlanması
isabetli olmuştur
1
.
. ·, .
1
Bu konuda bak. TOROSLU: Suçların Tasnifi Sorunu ve Taksirli
10
11
Ceza yargılamalarının uzamasının diğer önemli bir
nedeni de, gereksiz yere bilirkişi incelemesine gidilmesi-
dir. Bunu önlemek için de, bilirkişiliğin disiplin altına
alınması ve bilirkişiye başvurma konusunda CMK. nun
konuyu düzenleyen hükümlerine uyulmasının sağlanması
gerekmektedir.
Suçlar ile Kabahatler Konusunda Bazı Eğilimler, TCK.'nun 50 Yılı
ve Geleceği, İstanbul 1977, s. 135 vd.
1
•
il. CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNUN
KAYNAKLARI
9. Kaynakların çeşitleri: Ceza muhakemesi hukuku-
nun kaynaklarından maksat, bu hukuku oluşturan normla-
rın ortaya çıkış biçimleridir. Genellikle bu kaynaklar, doğ-
rudan ve dolaylı olmak üzere ikiye ayrılır. Doğrudan kay-
naklar kanunlardır. Anayasaya göre yürürlüğe konan ve
kanun niteliğinde olan uluslararası andlaşmalar ve sözleş-
meler de ceza muhakemesi hukukunun doğrudan kaynak-
ları arasında yer alır. Anayasanın 142. maddesine göre
"Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi, yar-
gılama usulleri kanunla düzenlenir". Görülüyor ki, ceza
muhakemesi hukuku alanında da, esas itibariyle "kanuni-
lik" ilkesi hakiındir.
Bu durumda, kararnamelerin ceza muhakemesi huku-
kunun kaynağı olamayacağını söylemek mümkündür.
Anayasanın 104. maddesinde yer alan "Anayasanın ikinci
kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde öngörülen temel
haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer
alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararna-
mesiyle düzenlenemez" şeklindeki hüküm buna engeldir.
Zira ceza muhakemesi normları çoğunlukla bireyin hak ve
özgürlüklerini ilgilendirmektedir.
Ancak kanunilik ilkesinin, ceza muhakemesi hukuku
yönünden, ceza hukukunda olduğu kadar katı uygulandığı
söylenemez. Nitekim 2004 tarihli Ceza Muhakemesi Ka-
nunu bireyin hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendirme-
yen muhakeme hukuku normlarının yönetmeliklerle konu-
labileceğini kabul etmektedir (Bak. m. 82, 99, 167, 180,
333).
12
13
İç hukukun göndern1ede bulun111a �ı halinde, uluslara-
ra ı hukuk ve örf gibi yabancı hukuk da ceza muhakemesi
hukukunun dolaylı kaynağını oluşturabilir.
İçtihadı birleştirn1e kararları hariç, yargıcın mahkeme
içtihatlarına uyma zorunluluğu yoktur. Bu nedenle çoğu
defa mahkeme içtihatları kaynak sayılmamaktadır. Oysa
içtihadı hukukun da ceza muhakemesi hukukunun dolaylı
kaynağı kabul edilmesi, yargıcın keyfiliğini önlemek ve
hukuki anlayışta yeknesaklığı sağlamak yönünden yararlı
olacaktır
1
.
Buna karşılık örf ve adet, ceza muhakemesi hukuku-
nun kaynağı olarak kabul edilemez. Zira, yukarıda da be-
lirtildiği üzere, Anayasanın 142. maddesine göre, mahke-
melerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama
usulleri kanunla düzenlenir. Öte yandan, genel ilke gereği,
kanunla veya kararname ya da yönetmelikle düzenlenen
konularda, örf ve adet, ancak bu metinlerde örf ve adete
gönderme yapıldığında geçerlidir. Oysa ceza muhakeme-
sini düzenleyen metinlerde örf ve adete herhangi bir gön-
derme yapılmamaktadır.
Somut olarak ele alındığında ceza muhakemesi huku-
kunun esas kaynağını 1929 tarihinde yürürlüğe giren 1412
sayılı "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu" oluşturmak-
taydı. Bu kanun, bazı değişiklikler yapılmak suretiyle
1877 tarihli Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun-
dan alınmıştı. Kaynak kanunun yapıldığı dönemde Avru-
pa'da hakim olan liberal düşüncenin etkisiyle, liberal ilke-
leri içeren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, daha sonra
1
Bak. KUNTER: s. 554.
14
pek çok değişikliğe uğraınıştı. İlk önemli değişiklik 1936 ,
yılında yapılmıştı. Daha sonra gerçekleştirilen değişiklik- ;
lerden özellikle 1973 ve 1985 değişiklikleri, Kanunun sis...
teınatiği üzerinde büyük ölçüde etkili olmuştu. Bu değişik-•
liklerle, genelde yargılan1ayı çabuklaştırma amacı güdül-
düğünden, zaman zaman liberal hukuk anlayışından, hatta
hukuk devleti anlayışından uzaklaşılmış; sanığa sağlanmış
olan bir kısım güvencelerden vazgeçilmişti. Örneğin ilk
soruşturmanın kaldırılması gibi. Buna karşılık 1992 deği-
şikliği ile sanığa çok önemli haklar ve güvenceler tanın-
mıştı.
Halen ceza muhakemesi hukukunun esas kaynağını
oluşturan ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, getirdiği bazı de-
ğişiklik ve yeniliklere rağmen, büyük ölçüde önceki Ka-
nunun esaslarını içermektedir.
Ayrıca çeşitli tamamlayıcı kanunlara veya esas içeriği
muhakemeyi ilgilendirmemekle birlikte, gerçek anlamda
muhakeme normlarını içeren kanunlara dağılmış olan ,
normlar da ceza muhakemesi hukukunun somut kaynakları
arasında yer almaktadır. Birinci grup normlara örnek ola- '
rak "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında
Kanun", "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargı-
lanması Hakkında Kanun", "Çocuk Koruma Kanunu" ve
"Yargıtay Kanunu"nu; buna k':1rşılık ikinci grup normlara
örnek olarak "Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve
Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu"nda yer alan ve bazı
suçlarla ilgili soruşturmanın nasıl yapılacağını düzenleyen
normları göstermek mümkündür.
l
15
Ceza ınuhak 111esi hukukunun en önemli kaynaklar·ın-
daıı biri de kuşkusuz Anayasadıı-. Nitekiın Anayasada ceza
ınuhakeınesi ile ilgili kanunların yoruıuunda ve uygulan-
masında göz ardı edilemeyecek olan genel ilkeleri içeren
pek çok muhakeme normu yer alı11aktadır. Örneğin suçlu..
luğu hükmen sabit oluncaya kadar sanığın suçlu sayılama-
)raCağım (m. 38/4), iddia ve savunma hakkını (m. 36), "ta-
bii )argıç" ilkesini (m. 37) hükme bağlayan normlar gibi.
10. Ceza muhakemesi normlarının yorumu: Yoru-
mun hukuku hayata bağladığı, daha doğru bir ifade ile
kanunu yaşattığı söylenmiştir
1
. Yorumlanınadan önce ka-
nun, beyaz bir sayfa üzerinde bir seri siyah işaretlerden
ibarettir. Yorum, bazılarının iddia ettiği gibi kanun koyu-
cunun iradesinin değil, doğrudan kanunun iradesinin orta-
ya konulmasıdır. Zira kanun bir kere yapılıp tamamlanın-
� artık onu yapanın iradesinden ayrılır ve kanunu yapan-
ların da tabi bulundukları objektif bir iradeye sahip olur.
Genel hukuk teorisinin konusuna dahil olan "kanunla-
rın yorumu teorisi" üzerinde durmaksızın belirtelim ki,
diğer kanunların yorumu için geçerli olan ilkeler ceza mu-
hakemesi kanunlarının yorumu için de geçerlidir. Ancak,
genel yorum teorisinin yam sıra, münferit hukuk dalları
yönünden geçerli olan ve onun gereklerine uyan özel yo-
rum teorilerinin ortaya çıkması ve gelişmesi mümkündür;
hatta zorunludur.
Ceza muhakemesi hukukunda yorum teorisi ikili bir
önem taşır. Zira muhakeme sırasında sadece ceza muha-
kemesi kanunları değil, aynı zamanda maddi ceza kanun-
1
BELLAVISTA: s. 22.
16
lan da yoru111lann1aktadır. Ceza n1uhakemesi kanunlarının
orw11u ile ceza kanunlarının yorun1u arasındaki fark, esas
itibariyle, kıyas (analoji-benzetn1e) faaliyeti yönünden;
ortaya çıkmaktadır. Kıyas veya benzetıne, kanunda öngö,....
rülen durunılara ilişkin düzenlen1eleri, kanunda öngörül..
meyen durumları da (öngörülen durumlara benzerliğinden
hareketle) kapsamına alacak şekilde genişleterek bu du... ,
runılara uygulama işlemidir. Ceza kanunlarının yorum-
lanması yönünden kıyas yasağı vardır (Any. m. 38; TCK. ;
m. 2, f. 3). Buna karşılık, ceza muhakemesi kanunlarının
yorumlanması yönünden böyle bir yasak söz konusu de-
ğildir. Dolayısıyla ceza muhakemesi kanunlarında kanun
koyucu tarafından istenmeyen boşlukların bulunması
halinde, kıyas yoluna başvurulabilir. Ancak, ceza muha-
kemesi hukukuna ait olsa bile, istisnai ve tahdidi normlar
yönünden kıyasa başvurulamayacağı gözden uzak tutul-
mamalıdır. Örneğin mahkeme kararlarına itirazı öngören
normlarda olduğu gibi (CMK. m. 267).
17
ili. CEZA MUHAKEMESİ NORMLARININ
UYGULANABİLİRLİ Ğİ
11. Ceza muhakemesi normlarının zaman yönün-
den uygulanabilirliği: Diğer kanunlar gibi muhakeme
kanwtlarının da bir başlangıcı ve sonu vardır; yani yürür-
lüğe girerler ve yürürlükten kalkarlar
1
. Muhakeme normla-
rının yürürlüğe girmesi ve yürürlükten kalkması, diğer
hukuk normlarının tabi olduğu kurallara tabidir ve özellik
göstermez.
Bir normun uygulanabilmesi için, onun yürürlükte
olınası yetmez; aynı zamanda uygulanabilir olması da ge-
rekir. Kural, yürürlüğe giren kanunun derhal uygulanmaya
başlanması ve yürürlükten kalkıncaya kadar uygulanır
olmasıdır
2
. Ancak, yürürlüğe giren bir kanunun uygulan-
ma zamanını belirleme yetkisinin, yine kanunla yürütmeye
verilmesi mümkündür. Uygulamadan kaldırılmış olan
3780 sayılı Milli Koruma Kanununda olduğu gibi.
Bir normun, açık veya örtülü biçimde ilgası sonucu,
sona erip yerine başka bir normun geçmesi halinde norm-
ların (kanunların) birbirini izlemesinden söz edilir. Zaman
yönünden uygulama sorunu da, esas itibariyle, bu gibi
durumlarda ortaya çıkar. Kural, normun yürürlükte olduğu
süre içerisindeki olaylara uygulanmasıdır. Kanunun yürür-
lüğe girer girmez uygulanmasına "derhal uygulanırlık"
denilmektedir. Ancak yürürlükteki kanunun aksine düzen-
lemelere gitmesi, böylece bir normun yürürlüğe girmesin-
den önceki olaylara uygulanabileceğini veya yürürlükten
1
KATOĞLU: Ceza Kanunlarının Zaman Yönünden Uygulanınası,
Ankara 2008, s. 287 vd.
2
KUNTER: s. 568.
kalkan bir norn1un yürürlükte bulunduğu sırada gerçekleş.
tirilen olaylara uygulann1aya devam edileceğini hükme
bağlaması ınüınkündür. Birinci durun1da "geçmişe uygu.
lanırlık" söz konusudur. Örneğin cezanın verileceği sırada
yürürlükte olan kanunun suçun işlendiği sırada yürürlükte
olan kanundan daha lehte olması halinde, yürürlükteki
kanunun eski kanun zaınanında işlenen suçlara da uygu-
lanınasında olduğu gibi (TCK. m. 7, f. 2). İkinci halde,
"yürürlük ötesi uygulanırlık" söz konusudur. Örneğin lehte
olan eski kanunun, yürürlükten kaldırılmış olmasına rağ-
men, yürürlükte olduğu sırada işlenmiş suçlara uygulan-
maya devam edilmesinde olduğu gibi (TCK. m. 7, f. 2).
Muhakeme hukuku normlarının birbirini izlen1esini
düzenlemede esas alınan ilke, "derhal uygulanırlık" ilkesi-
dir
1
. Yani her muhakeme işlemi, işlemin yapıldığı tarihte
yürürlükte olan muhakeme normlarına göre yapılır (Bak.
5320 sayılı Yürürlük Kanunu, m. 4, f. 1). Dolayısıyla eski
norm zamanında yapılmış olan muhakeme işlemleri, değe-
rini yeni normlar zamanında da korur (Bak. 5320 sayılı
Yürürlük Kanunu, m. 4, f. 2)
2
. Bu itibarla yürürlükten kal-
dırılan kanun zamanında işlenen suçlar yönünden henüz
başlatılmamış olan muhakeme faaliyeti, yeni kanuna göre
başlatılıp sürdürülecek; eski kanun zamanında başlatılmış
ve kesin olarak bitirilmemiş olan muhakeme faaliyeti,
hangi aşamada bulunursa bulunsun, yeni kanun yürürlüğe
girdikten sonraki işlemler yönünden yeni kanuna tabi ola-
caktır. Böylece aynı olayın muhakemesi bakımından, iki
1
KATOĞLU: s. 294�d.
2
Bak. BELLAVISTA: s. 29; KUNTER: s. 571.
18
J
19
ayrı kaı1w1a g ·r yapılan muhak ın işl ınl ri söz konu u
olabilecektir.
Eski kanun zaınanında işlenen uçlaı-ın muhakemesine
de yeni kanunun uygulanrnası ilkesini, bazı hukukçular
,eni kanunun eskisinden daha n1ükeınn1el olacağı düşün-
cesine dayandırn1ak.'1adır
1
. Ancak böyle bir anlayış, eski
kanun zanıanında yapılan ınuhakeme işlemlerinin geçer!i-
liklerini yeni kanun zamanında da sürdürmelerini açıkla-
; aıı1amaktadır
2
. Bu işlemlerin geçerliliklerini sürdürmele-
rini muhakeme ekonomisine dayandıranlar da vardır3.
Muhakeme kanunlarının derhal uygulanmalarının asıl ne-
deni, kanunların yürürlükte bulundukları süre içinde, dü-
zenledikleri alanlarda uygulanacakları ilkesidir
4
.
Belirtmek gerekir ki, derhal uygulanırlık ilkesine is-
tisna getirilebilir. Bu durumda yeni kanunun "geçmişe
uygulanırlığı" veya eski kanunun "yürürlük ötesi uygula-
nırlığı" söz konusu olur. Ancak bunun için kanunda açık
hüküm bulunması gerekir (Bak. 5320 sayılı Yürürlük Ka-
nunu, m. 5; m. 6, f. 2; m. 8, f. 1, 3; m. 12, f. 1; geçici 1.
m).
Muhakeme kanunlarının derhal uygulanırlığı ilkesinin,
her muhakeme işleminin yapıldığı tarihteki kanuna tabi
olması anlamına geldiğini belirtmiştik. Bu itibarla örneğin
yeni kanun şikayet için kolluğa sözle başvuruyu da yeterli
1
TOSUN: Türk Suç Muhakem.esi Hukuku Dersleri, İstanbul I981,
s.127; ÖZTÜRK: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara
1994, s. 18.
2
Bak. BELLAVISTA: s. 30; KUNTER: s. 572.
3
BELLAVISTA: s. 30.
4
KUNTER: s. 572
kabul etse bile, yazılı başvuruyu gerekli gören eski kanun
zan1anında süresi içinde yazılı başvuru yerine sözle yapı..
lan başvuru, şikayet olarak değerlendirilemez. Oysa eski
kanunun şikayetin yazılı veya sözlü olabileceğini kabul
etmesine karşılık yeni kanun sadece yazılı şikayeti kabul
etnıiş olsa bile, eski kanun zamanında yapılan sözlü
şikayet geçerlidir. Aynı şekilde yeni kanun bir son karar
için istinaf yolunu kapamışsa, bu karar eski kanun zama-
nında verilıniş olsa bile istinaf yolu söz konusu olmaya-
caktır. Buna karşılık eski kanun zamanında verilen hüküm,
verilmekle kesinleşmiş ise, yeni kanun bu hükümler için
de istinafa başvurulabileceğini kabul etse bile, eski kanun
zamanında kesinleşen hüküm aleyhine istinaf yoluna baş-
vurulamaz
1
.
Mahkemelerin yetkilerinin değişmesi halinde de, aksi-
ne bir hüküm yoksa, yeni kanun derhal uygulanır. Ancak
yer yönünden yetki değişikliği halinde durum farklıdır.
Zira yer yönünden yetkisizlik kararı ancak duruşmanın
başında sanığın sorgusundan önce verilebilmektedir
(CMK. m. 18). Dolayısıyla duruşmanın devamı sırasında
ortaya çıkan yer yönünden yetki değişiklikleri nazara
alınmayacak, davaya açıldığı mahkemede devam edilecek-
tir.
"Derhal uygulanırlık" ilkesine mutlak anlamda uyma-
nın bazı haksızlıklara neden olabileceği ve bu hallerde
yeni kanunun derhal uygulanmaması gerektiği savunul-
maktadır. Örneğin.yeni ·kanunun kanun yoluna başVtu-u
süresini kısaltmış olması halinde, önceki kanuna göre he-
nüz düşmemiş olan .kaı:ıun yoluna başvurma hakkının yeni
1
Bak. KUNTER: s. 572, 573.
20
J
21
ı düşt-ü ünü kabul tm k durumun lduğ
. i i. .ö l durw11lard ski kanunun u_yulanmas1n d •
.n •dilnı inin çici hükilınlerle sağlanması getekir,
ni k nund- bu yolda bir g çici hüküm bulunmamasına
r n1en, haksızlığı id rm k aınacıyla olsa bile, yürürlük-
ten kalkınış bulunan önceki kanunun uygulanmasına de-
an1 edilmesini savunan görüşe
1
katılmak, hukuk tekniği
nedeniyle zordw-.
12. Ceza muhakemesi normlarının yer yönünden
uygulan.abilirliği: Ceza muhakemesi normlarının sadece
zrunan yönünden değil, yer yönünden de sınırları vardır.
Cez.a muhakemesi normlarının bağlayıcı gücü, yeryüzünün
belli bir kısmında geçerlidir.
Ceza muhakemesi normlarının yer yönünden uygu-
lanmasına hakim olan ilke, "ülkesellik" ilkesidir. Bu ilke
gereği ceza muhakemesi kanunu, normal olarak, devletin
ülkesinin tamamında uygulanır. Devletin ülkesinden ne
anlamak gerektiği, iç kamu hukuku ve uluslararası hukuka
göre belirlenir.
Ancak ülkesellik ilkesinin bazı istisnaları vardır. Nite-
kim uluslararası adli yardımlaşma gereği olarak, başka
ülkelerde yapılan muhakeme işlemleri ülkede geçerli sa-
yılmaktadır. Örneğin Türkiye'de yapılan bir muhakemeyi
ilgilendiren bazı işlemlerin başka bir devletin ülkesinde
yapılması gerektiğinde, bu işlemler o devletin yetkilileri
tarafından yine o devletin kanunlarına göre yapılır. Ya-
bancı bir ülkedeki tanığın istinabe yoluyla dinlenmesinde
olduğu gibi. Yine ceza kovuşturmalarının en iyi şekilde
1
KUNTER; s. 575; YURTCAN: Ceza Yargılaması Hukuku, İstan-
bul l994, s, 25; ÖZTÜRK: s. 18.
yapılabileceği devlete aktarılması halinde, aktaran devlette
yapılan işlemler geçerli sayılır'. Nihayet yabancı ceza
mahkemelerinin verdiği hükümlerin değeri Türkiye'de de
bazı yönlerden kabul edilınektedir
2
. Bu hükümlerin yerine
getirilmesi ve göz önünde tutulması (yeniden yargılama-
ma, tekerrüre esas alma) gibi.
13. Ceza muhakemesi normlarının kişi yönünden
uygulanabilirliliği: Ceza muhakemesi normları ülkede
yaşayan veya bulunan herkese uygulanır. Bu husus, sadece
suçluluk şüphesi altında olan kişiler yönünden değil, mu-
hakeme faaliyetine herhangi bir şekilde katılan (tanık, bi-
lirkişi, tercüman gibi) kişiler yönünden de geçerlidir
3
. Bu
kişilerin Türk vatandaşı veya yabancı oimaları önemli
değildir.
Bu kuralın da bazı istisnaları vardır. Bunların başında
yasama dokunulmazlığı gelir. Anayasanın 83. maddesine
göre, seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen
bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sor-
guya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Görülü-
yor ki, dokunulmazlığı kaldırılmadıkça milletvekilleri
hakkında bazı muhakeme işlemleri yapılamamaktadır.
Ancak ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden
önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anaya-
sanın 14. maddesindeki durumlar bunun dışında tutulmuş-
tur (Any. m. 83/2). Belirtmek gerekir ki, Anayasa, bu kişi-
ler hakkı�da yapılamayacak muhakeme işlemlerini tahdidi
1
Bak. Ceza Kovuşturmalarının Aktarılması Konusunda Avrupa
Söz1eşmesi; 6706 sayılı kanun.
2
Bak. Ceza Yargılamalarının Milletlerarası Değeri Konusunda
Avrupa Sözleşmesi; 6706 şayılı kanun.
3
YURTCAN: s. 21.
22
J
23
bir şekilde belirtnıiştir. Şu halde ınilletvekillerinin işlediği
iddia edilen suçlarla ilgili soruşturmada, bu sayılanların
dışında kalan bazı muhakeıne işlemleri yapılabilecek ve
bu kişiler hakkında kamu davası açılabilecektir
1
•
İkinci istisna diplomasi dokunulmazlığıdır. Uluslara-
rası hukukun tanıdığı diplomasi dokunulmazlığı, suç işle-
diği iddia edilen ve söz konusu dokunulmazlıktan yararla-
nan kişinin Türkiye'de muhakeme edilmesine engel ol-
maktadır. Kimlerin bu dokunulmazlıktan yararlanacağı
uluslararası hukuk tarafından düzenlenmiştir. Bu arada
9.12.1931 tarih ve 1201O sayılı Bakanlar Kurulu Karar-
namesi de, bu kişileri kısmen göstermiştir. Ayrıca ulusla-
rarası antlaşmalar da, bazı kimselere diplomasi dokunul-
mazlığı tanımaktadır. Örneğin Birleşmiş Milletler Antlaş-
ması (m. 105), Viyana Sözleşmesi gibi.
Üçüncü istisna yabancı askerlerle ilgilidir. Bir ülkede
bulunan yabancı askerlerin, işledikleri iddia edilen bazı
suçlardan dolayı, o ülkenin kanunlarına göre muhakeme
edilememesi mümkündür. Örneğin NATO devletleri ara-
sında yapılan ve Türkiye'ninde katıldığı Kuvvetler Statü-
süne ilişkin antlaşmaya göre, Türkiye'de bulunan yabancı
askerler, gönderen devletin malına veya güvenliğine,
resmi veya sivil kişilerine, bu kişilerin yakınlarına veya
onların mallarına karşı işledikleri suçlar ile resmi bir görev
sebebiyle veya resmi görevin yapılması sırasında işledikle-
ri suçlar bakımından gönderen devletin yargısına tabidir-
ler.
1
KUNTER: s. 101; YURTCAN: s. 19.
IV. MUHAKEME GÖREVİ VE MAKAMLARI
14. Kollektif hüküm verme görevi: Ceza muhake-
nıesi, sanığa isnat edilen fiilin suç olup olınadığını, fiil suç
ise sanığın suçlu olup olmadığını, sanık suçlu ise cezalan-
dırılıp cezalandırılamayacağını, cezalandırılacaksa cezanın
ne olacağını belirlemek için yapılan faaliyetlerin bütünü-
dür.
Görülüyor ki ceza muhakemesi kollektif bir şüphe ile
başlaınakta, sonunda bu şüphe elbirliği ile yenilerek ger-
çeğe ulaşılmakta ve bir hüküm verilmektedir. O halde mu-
hakemenin görevi, kollektif hüküm vermektir
1
.
Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olabilmesi ve
herkes yönünden geçerli sayılabilınesi için, muhakemeye
katılan süjelerden birinin kendi kanaatini gerçek olarak
diğerlerine dayatmaması, aksine hüküm verme faaliyetine
katılanların düşüncelerini karşılıklı olarak ortaya koymala-
rı ve tartışmaları gerekir
2
. Tek taraflı düşünce ile gerçek
bulunamaz. Gerçek çeşitli düşüncelerin tartışılmasından
ortaya çıkar. Düşüncelerin karşılıklı olarak ileri sürülmesi
ve tartışılması metoduna "çelişıne" metodu adı verilmek-
tedir. Çelişme, en basit anlamıyla, muhakeme süjelerinden
her birinin, muhakemenin konusu ile ilgili düşüncesini,
tekrar düşünülmek üzere diğer süjelerin önüne koyması-
dır
3
.
1
KUNTER: s. 37.
2
KEYMAN: Ceza Muhakemesinde Savcılık, Ankara 1970, s. 24,
25; FOSCHINI: Sistema del diritto processuale penale, vol. I, Mi-
lano 1958, s. 174, 175.
3
KEYMAN: s. 26. 6217 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle
savcılık makamının çelişme metodlinun işleyişindeki etkisi azal-
tılmıştı.
24
J
25
Ceza nıuhaken1esi hukukunda çelişme iddia, savunma
, yargılaına makanılarını işgal eden süjeler arasında orta-
ya çıknıaktadır. İddia makanu isnadı ortaya koyar. Bu ceza
da, asında tezi oluşturur. Savunn1a 111akan11 isnada karşı
savunmasını yapar. Savuım1a antitezi oluşturur. Yargılama
makan11 ise, bu tez ve antitez çatışınasından senteze yani
gerçeğe, bir başka deyişle hükme ulaşır
1
.
Şu halde, ceza muhakemesi görevi ve bu görevi yerine
getirecek makamlar iddia, savunma ve yargılamadan iba-
rettir.
15. Ceza yargılaması görevi: Yargılama devletin bel-
li makamlarının, devletin egemenliğine dayanarak, bir
olayın hukuk normları karşısındaki durumu ile ilgili olarak
ortaya çıkan uyuşmazlığa kesin, yerine getirilebilir ve göz
önünde tutulabilir bir kararla son vermesidir
2
. Aynı şekilde
ceza yargılaması da, devletin belli makamlarının, somut
bir olayla ilgili suç isnadıyla ortaya çıkan uyuşmazlığı,
devletin egemenliğine dayanarak kesin, yerine getirilebilir
ve göz önünde tutulabilir bir kararla çözmesi ve olay suç
ise müeyyidenin belirlenmesi faaliyetidir
3
.
Belirtmek gerekir ki, bir suç isnadıyla ilgili tali nite-
likteki uyuşmazlıkları, örneğin suçluların geri verilmesi
veya ceza yargıcının reddi konularındaki uyuşmazlıkları
1
Bak. KUNTER: s. 37 vd. KEYMAN: s. 25, 26. FOSCHINI: Gi-
udicare ed essere giudicati, Milano 1960, s. 12, 13; DALIA: il sis-
tema, Manuale di diritto processuale penale, vol 1, Milano 1990, s.
49 vd.
2
KUNTER: s. 123.
3
KUNTER: s. 138.
çözmek üzere ceza yargılaması makamlarının yaptığı faa-
liyet de ceza yargılaması kavramına dahildir.
Kural olarak, bireyler arasında veya bireylerle devlet
arasında, cezai konularda bir uyuşma veya bir başka deyiş-
le kendiliğinden cezaya tabi olma veya bir anda cezalan-
dırma kabul edilmemektedir
1
. Cezalandırma konusunda
daima bir uyuşmazlık olduğu ve bunun da yargılama ma-
kamları tarafından halledilmesi gerektiği kabul edilmekte-
dir. "Muhakemesiz ceza olmaz" ilkesi bu gereğin ifadesi-
dir
2
. Dolayısıyla devlet de, bir kimseyi cezalandırabilmek
için mahkemeye başvurmak ve bu konuda bir karar elde
etmek zorundadır.
Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır. Bu istisnaların
birincisi, kanunda gösterilen suçlarda şüpheli ile mağdur
veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzelkişi-
sinin uzlaşmalarıdır (CMK. m. 253). Ceza konusunda
uyuşmanın kabul edildiği bir başka istisna da, önödeme ile
ilgilidir. Dava açılmadan şüpheli, dava açıldıktan sonra
sanık, suçun karşılığı olan para cezasını ve muhakeme
(soruşturma ve kovuşturma) giderlerini ödemeyi kabul
ederek, kamu davasının açılmasını önleyebilmekte veya
kamu davasını düşürebilmektedir (TCK. m. 75).
Soruşturma, bir suç isnadı ile ilgili olarak ortaya çıkan
uyuşmazlığın çözülmesi faaliyeti değil, sadece bir kimseye
suç isnat edilip edilemeyeceğinin araştırılması faaliyeti
olduğundan, kolluğun veya savcının bu şekildeki faaliyeti
yargılama niteliğinde değildir. Ancak bu safhada da bazı
yargılama faaliyetlerine ra�_tlamak mümkündür. Örneğin
1
CORDERO: Procedura penale, Milano 1971, s. 8.
2
CORDERO: s. 8.
26
27
sa cının kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı bu ka-
rarı veren Cumhw·iyet savcısının yargı çevresinde görev
yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh
ceza yargıçlığına başvurulduğunda (CMK. m. 173), yar-
gıçlığın, ceza davasının açılıp açılmaması konusundaki
uyuşmazlığı çözen faaliyeti bir yargılama faaliyetidir. Yi-
ne tutuklama veya arama için sulh yargıcına başvuruldu-
ğunda da, bu yargıcın yaptığı faaliyet, bir uyuşmazlığı
çözdüğünden, yargılama faaliyetidir.
Ceza yargılaması faaliyeti, esas itibariyle, kovuşturma
evresinde ortaya çıkar. Bu evrede mahkeme, uyuşmazlığın
esası hakkında verdiği bir kararla uyuşmazlığı çözer. An-
cak çoğu defa bu kararla yargılama faaliyeti sona ermez.
Kararların hatalı olması ihtimaline karşı kanun yolları ka-
bul edilmiştir. Mahkumiyet veya beraat kararlarına karşı
istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahke-
mesi, uyuşmazlığın çözülüş şeklinin kanuna uygun olup
olmadığını denetler. Kararlar olağan kanun yollarından
(istinaf ve temyiz) geçtikten ve kesinleştikten sonra, kural
olarak yargılama faaliyeti sona erer. Bundan sonra kesin
hükmün yerine getirilmesi (infazı) söz konusudur. Bu idari
faaliyettir. Ancak bu aşamada da yeni uyuşmazlıklar çıka-
bilir ve dolayısıyla yargılama faaliyeti söz konusu olabilir.
Örneğin olağanüstü kanun yollarına başvurulabilir veya
infaz edilecek cezanın hesabında tereddüde düşüldüğünde
infaz yargıcına başvurulabilir (5275 s.k. m. 98/1). Bu baş-
vurular üzerine mahkemenin veya yargıcın yaptığı, bir
yargılama faaliyetidir.
16. Ceza yargılaması makamları: Ceza yargılaması
makamları, yargılama görevi yapan makamlardır. Buma-
kamlar tamamen kamusal niteliktedir.
j
Ceza yargılaınası 111akaınları iki çeşittir. Bunlar "yar..
gıçlık" ve "mahkeme"dir. Mahkeme, kural olarak, kovuş-
tunna evresinde, özellikle duruşma ve hüküm verme dev..
relerinde yargılaına görevi yapan makamdır. Duruşma
yaparak, asıl uyuşmazlığı bir kararla doğrudan çözen ma-
kam, tek yargıçlı da olsa, mahkeme makamıdır.
Muhakemenin her evresinde karar verilebileceğinden,
yargılama sadece kovuşturma evresinde söz konusu değil-
dir. Gerek soruşturma evresinde gerek kovuşturma evre-
sinde, mahkemeden ayrı olarak, yargıçlara da bazı uyuş-
mazlıkları çözmek ve karar vermek, yani yargılama yap-
mak yetkisi tanınmıştır. Bu gibi durumlarda "yargıçlık
makamı"ndan söz edilir. Yargıçlık makamının başkanlık,
asliye ceza yargıçlığı, sulh ceza yargıçlığı ve naiplik gibi
çeşitleri vardır. Soruşturma evresinde yetkili olan yargıla-
ma makamı, kural olarak yargıçlık makamıdır
1
. Kovuş-
turma evresinde herhangi bir işlem yönünden yetkili olan
yargılama makamının mahkeme makaını mı yoksa yargıç-
lık makamı mı olduğunu belirleyebilmek için, o işlen1i
toplu mahkemelerde hangi makamın yaptığına bakmak
gerekir. Toplu mahkemede başkan veya naip yargıcın ya-
pacağı işlemleri, tek yargıçlı da olsa, mahkeme makan11
değil, yargıçlık makamı yapacaktır. Buna karşılık toplu
mahkemede kurulun yapacağı işlemler, mahkemeyi oluş-
turan tek yargıç tarafından yapılsa bile, bu mahkeme ma-
kamının bir faaliyetidir
2
.
1
Mahkeme makamının yetkili olduğu·durumlar için bk. CMK nı.
128/9, 135/1, 139/1, 140/2
2
KUNTER: s. 166.
28
1
29
17. Genel ceza yargılaması makamlannın örgüt-
lenmesi: Yukarıda da belirtildiği üzere yargılama makam-
ları, önce yargıçlıklar ve mahkemeler olarak ayrılmaktadır.
Yargıçlıklar, sulh ceza yargıçlığı ile bir mahkemeye men-
sup yargıçlar tarafından işgal edilen ve mahkeme kurulu-
şwıdan ayrılmayan, ayrı bir atamayı gerektirmeyen asliye
ceza yargıçlığı, ağır ceza başkanlığı ve naip yargıçlıklar-
dan oluşmaktadır.
Sulh ceza yargıçlı.klan, yürütülen soruşturmalarda
yargıç tarafından verilmesi gerekli kararları alır, yapılması
gereken işleri yapar ve bunlara karşı yapılan itirazları ince-
ler. Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklıdır (5235
sk. m. 10).
İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birden fazla sulh
ceza yargıçlığı kurulabilir. Bu durumda sulh ceza yargıç-
lıkları numaralandırılır.
Sulh ceza yargıçlığı her il merkezi ile bölgenin coğrafi
durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen
ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak
Adalet Bakanlığınca kurulur. Bu yargıçlıklar bulundukları
il veya ilçenin adı ile anılır.
Sulh ceza yargıçlıklarının yargı çevresi, bulundukları
il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçe-
lerin idari sınırlarıdır
1
.
Genel ceza mahkemeleri ise, ilk derece veya olay
mahkemeleri (esas mahkemesi), bölge adliye mahkemeleri
ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.
1
Farklı dilzenleme için bak. 5235 sayılı kanunun 10. maddesi
A) İlk derece veya olay ınahkemeleri, olayı maddi ve
hukuki yönü ile inceleyen ınahkemelerdir. Bunlar her il
ınerkezinde kurulur.
Ceza mahkemeleri ayrıca bölgenin coğrafi durumu ve
iş yoğunluğu göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca
ilçelerde de kurulur. Ancak bunun için Hakimler ve Savcı-
lar Kurulunun olumlu görüşüne gerek vardır (5235 s.k. m.
9,f.1).
Ceza n1ahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile
anılır.
İş durumu gerektirdiğinde, ceza ınahkemelerinin bir-
den fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandı-
rılır (5235 s.k., m. 9, f. 5).
Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdir-
de, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla daireler arasında-
ki iş dağılımı Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenebi-
lir. Daireler tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür
(535 s. k. m. 9, f.5).
Daireler arasında, uzmanlığı sağlamak üzere "görev
yönünden yetki" bölüşümü yapılabilir.
İlk derece ceza mahkemeleri, asliye ceza ve ağır ceza
mahkemeleri şeklinde örgütlenmiştir.
Asliye ceza mahkemeleri tek yargıçlı mahkemelerdir
(5235 s.k. m. 9, f. 2).
Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ve yeteri kadar
üye bulunur; ancak bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile
toplanır (5235 s.k. m. 9, f. 3).
30
1
B) Bölge adliye mahkemeleri, bölgelerin coğrafi du-
rumları ve iş yoğunluğu nazara alınarak belirlenen yerler-
de, Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü de
alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur (5235 s.k. m. 25, f.
1).
Bölge adliye mahkemeleri, esas itibariyle, ilk derece
mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan hüküm ve
kararları inceleyen mahkemelerdir.
Bölge adliye mahkemeleri, başkanlık, ceza daireleri
başkanlar kurulu, hukuk daireleri başkanlar kurulu, daire-
ler, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, böl-
ge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden
oluşur (5235 s.k. m. 27).
Her bölge adliye mahkemesinde en az üç hukuk, iki
ceza dairesi bulunur. Dairelerin sayısı Adalet Bakanlığının
önerisi ile Hakimler ve Savcılar Kurulunca, ihtiyaca göre,
artırılıp azaltılabilir (5235 s.k. m. 29, f. 1).
Her dairede bir başkan ve yeteri kadar üye bulunur.
Daireler bir başkan ve iki üyenin katılımıyla toplanır
(5235 s.k. m. 46, f. 1). İş yoğunluğu dikkate alınarak üye
sayısının yeterli olması halinde dairelerde birden fazla
heyet oluşturulabilir. Oluşturulan diğer faaliyetlere, Ha-
kimler ve Savcılar Kurulunun belirleyeceği üye başkanlık
eder (5235 s.k. m. 46, f. 1).
Daire başkanlarının üstünde bölge adliye mahkemesi
başkanı bulunur (5235 s.k. m. 27).
Bölge adliye mahkemesi adına yargılamayı normal
olarak daireler yapar. Ancak bölge adliye mahkemesinde
32
Başkanlar Kurulu da yargılama görevını yerine getirir
(5235 s.k. m. 35).
C) Yargıtay, kural olarak, bölge adliye mahkemeleri-
nin bozn1a dışında kalan hükümlerini hukuki yönden ince-
leyen bir mahkemedir
1
.
Yargıtay, istisnai olarak, ilk derece mahkemesi ve iti-
raz mercii olarak da görev yapar.
Yargıtay'da, on iki hukuk, on iki ceza dairesi ve her
dairede bir başkan ve yeteri kadar üye bulunur (2797 sk.
m.5; geçici m. 15, f.12). Yargıtay üyeleri on iki yıl için
seçilir. Bir kimse ikinci defa seçilen1ez. Süresi sona eren-
ler, Hakimler ve Savcılar Kurulu ilgili dairesi tarafından
adlı yargıda sınıf ve derecelerine uygun bir göreve atanır
(YK. m 29).
Hukuk ve ceza daireleri kendi aralarında işbölümü
esasına göre çalışır (2797 sk. m.14). Daireler bir başkan ve
dört üyenin katılımıyla toplanır. Üye sayısının yeterli ol-
ması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Oluşturu-
lan heyetlere en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler gizli
yapılan müzakere sonunda salt çoğunlukla karar verirler
(2797 s.k. m. 40, f.1). Daire başkanlarının üstünde Birinci
Başkan vardır.
Yargıtay adına yargılattıayi normal olarak daireler ya-
par. Ancak Yargıtay'da, dairelerden başka, yargılama gö-
revi de yapan çeşitli kurullar vardır. Bunlar Hukuk ve Ce-
za Genel Kurulları (YK. m. 7, 15), Hukuk ve Ceza Daire-
1
Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar, kural
olarak ilk derece mahkemeleri tarafından verilen son kararları (hil-
kümleri) hukuki yönden incelemeye devam etmiştir.
33
leri Başkanlar Kurulları (YK. m. 9, 17/1, 2), Yargıtay
Başkanlar Kurulu (YK. m. 9, 17/1) ve Birinci Başkanlık
Kuruludur (YK. m. 10, 18).
Kanun, Yargıtay'ın bazı kurullarına uyuşmazlıklarda
uygulanacak normu genel olarak belirtirken ve dolayısıyla
adeta yasama görevi niteliğinde olan ve yargıçları bağla-
yan "içtihat birleştirme kararı" verme yetkisini de tanımış-
tır. Bunlar Hukuk ve Ceza Genel Kurulları (YK. m. 15) ve
Yargıtay Büyük Genel Kuruludur (YK. m. 16).
18. Özel ceza yargılaması makamları: Genel ceza
mahkemelerine nazaran özel nitelik taşıyan bir kısım yar-
gılama makamları da vardır. Bunların bir kısmı adliye içi
bir kısmı ise adliye dışı mahkemelerdir. Söz konusu mah-
kemelerin başlıcaları, Anayasa Mahkemesi, Uyuşmazlık
Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi, İcra
Mahkemesi, Danıştay, Çocuk Mahkemesi, Çocuk Ağır
Ceza Mahkemesidir
1
.
19. Mahkemelerdeki yargıç sayısı: Mahkemelerin
yargıç sayısı, çok tartışmalı bir konudur. Tek yargıç siste-
minin, yargılamanın ucuz olması, yargıç ihtiyacını karşı-
lamayı kolaylaştırması ve özellikle yargıcı daha dikkatli
olmaya sevk etmesi gibi yararları vardır. Ancak tek yargı-
cın, işlerin çokluğu ve çeşitliliği altında ezilmesi ve bu
yüzden isabetli karar verememesi, muhakemenin uzaması
ve yargıcın etki altında kalması gibi sakıncaları da vardır.
1
6771 sayılı kanunla Anayasada yapılan değişiklikle askeri mahke-
melerin kurulamayacağı hUkme bağlanmıştır (Any. m. 142). An-
cak savaş halinde asker kişilerin sadece görevleriyle ilgili olarak
işledikleri suçlara ait davalara bakmakla gör_evli askeri mahkeme-
lerin kurulabileceği öngörUlmüştür (Any. m. 142, f. 2).
34
Toplu yargıç sisteminin başlıca yararları, hükmün yar-'
gıçlar yönünden de kollektif olması ve dolayısıyla yargıç-
ların birbirlerini aydınlatmaları, yargıçların etki altına
alınmasının güç olması ve yargıçlardan birinin değişmesi
halinde işlerin aksamamasıdır. Bu sistemin sakıncaları ise,
sorumluluğun dağılması, yargıçların sorun1luluğu birbirle-
rinin üzerine atmaları ve dolayısıyla gerekli dikkati gös-
termeme1en'dı'r
l .
Bilgili, tecrübeli ve bağımsız yargıçlardan oluşınası
şartıyla toplu yargıç sisten1inin daha güven verici olduğu
kuşkusuzdur. Ancak iyi yetişmiş yargıç bulmadaki güçlük-
ler karşısında, hafif sayılabilecek suçlara bakan mahkeme-
leri tek yargıçtan oluşturmak kaçınıln1azdır.
20. Ceza iddiası ve ceza davası: Kollektif bir faaliyet
olan ceza muhakemesinde iddia makamının görevi ceza
iddiasında bulunmaktır. Bir bakıma ceza davasının esasını
oluşturan ceza iddiası, devlete ait olan ve somut olarak bir
suçun işlenmesiyle ortaya çıkan cezalandırma hakkı veya
yetkisinden kaynaklanmaktadır. Faili cezalandırmayı
amaçlayan bu iddia, mahkumiyet hükmüyle amacına
ulaşmakta ve böylece kesin ve son şeklini almaktadır2.
Hukuk düzeni, bir yandan bireyin·hak ve özgürlüklerini
garanti altına alma� öte yandan da cezalandırmanın ka-
nunlara uygun olmasını sağlamak amacıyla, ceza iddiası-
nın doğruluğunun yar�ı organı tarafından araştırılmasını
istemektedir. Böylece ceza davası kavramına ulaşılmakta-
dır. Nitekim ceza davası� ceza iddiasının fiiliyata geçiril-
mesini mümkün kılan b�.�açtır. Ancak ceza iddiası ile
1
KUNTER: s. 182.
2
KEYMAN: s. 8-S, 89.
35
ceza davası özünde farklı kavraınlardır. Ceza iddiası dev-
lete ait ve failin cezalandırılmasını sağlamaya yönelik bir
hak veya yetki olmasına karşılık, ceza davası iddianın
, doğruluğunun anlaşılması için yargılama organına yapılan
başvuruyu ifade eder. Ancak bu iki kavram sıkı bir ilişki
içinde olup, ceza davasını ceza iddiasına başvurmaksızın
açıklamak mümkün değildir
1
.
Ceza davasının doğru bir tanımını ortaya koyabilmek
için, öncelikle ceza davasıyla ulaşılmak istenenin ortaya
konulması gerekir. Ceza muhakemesinin amacı, maddi
gerçeği ortaya koymaktır. Bu da ancak yargılama organı
tarafından verilen kollektif bir hükümle mümkün olur.
Maddi gerçeği yansıtan kollektif bir hükmün elde edile-
bilınesi için de, her şeyden önce yargılama organının ha-
rekete geçmesini ve işe elkoymasını sağlamak gerekir.
Modem ceza muhakemesi hukukunda benimsenen "dava-
sız yargılama olmaz" ilkesi gereği, yargılama organının
harekete geçmesi ve yargılamanın yapılabilmesi, dava adı
verilen faaliyetin somut olarak başlatılması şartına bağ-
lanmıştır
2
. Ceza yargıçları kendiliklerinden harekete geç-
mezler. Şu halde ceza davası, cezai bir uyuşmazlığın çö-
zülmek üzere yargılama makamı önüne götürülmesidir
3
.
Başka bir deyişle ceza davası, suç işlendiği şüphesi ortaya
çıktığında, ceza hukuku yönünden değerlendirilmesi için
olayın ceza yargılaması makamlarının önüne götürülmesi-
dir.
KEYMAN: s. 89.
2
KEYMAN: s. 89.
3
KUNTER: s. 191.
21. Ceza davasının çeşitleri: Ceza davaları, aınaç Yö
nünden "asıl ceza davası" ve "tali ceza davası" şeklinde bit
a.ıruna tabi tutulmaktadır. Bir kimseye suç isnat edilip,
bnı1un kovuşturulmasının istenınesi şeklindeki davaya
"asıl ceza davası", buna karşılık örneğin bir malın müsad,e..
re ediln1esi veya bir ceza mahkemesinin kararının hatalı
olup olınadığının tespit edilmesi için yargılama makamına
başvurulmasına "tali ceza davası" adı verilmektedir
1
.
Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa görece-
za davaları bunları açan iddia makamları yönünden "kamu
davası" ve "şahsi dava" olmak üzere ikiye ayrılıyordu.
Mülga Kanunun, kovuşturulması şikayete bağlı bazı suçlar
yönünden suçtan zarar görene tanımış olduğu şahsı dava
açma yolunu yeni Muhakeme Kanunu kabul etmemiştir.
Yeni Kanuna göre ceza davası, devletin bu işle görevlen-
dirilmiş makamı tarafından açılan kamu davasıdır.
Uygulama, kamu davasında davacı olarak "kamu hak-
ları"nı göstermektedir. Oysa davacının kişi olması gerekir
ve bu da davayı açan savcı değil doğrudan Devlettir
2
.
22. Kamu davasının mecburiliği: Kamu davasının
açılması konusunda, esas itibariyle iki sisten1 söz konusu-
dur. Birincisine göre, ceza davasını açmakla görevlendi-
rilmiş olan n1akam, dava açılması için aranan kanuni şart-
ların gerçekleşmesi halinde, ceza davasını açmaya ınec-
burdur. Buna "ceza davalarının ınecburiliği" denilmekte-
dir. İkinci sisteme göre ise, ceza davasının açılması için
kanuni şartların gerçekleşmiş olması yetmez, ayrıca dava-
nın açılmasında kamu yararının bulunması da aranır.
ı KUNTER: s. 191, 192; KEYMAN: s. 93.
2
KUNTER: s. 200, dipnot 33.
36
1
37
i·
"Maslahata uygunluk", "uygunluk" veya "takdirilik" gibi
adlar verilen bu sistemde dava açmakla görevli makam,
dava açılmasının suçtan doğan zarardan veya suçlunun
cezasız kalmasından doğabilecek zarardan daha büyük bir
zarara neden olabileceği kanaatine varırsa dava açmayabi-
lecektir
1
.
Mecburilik sisteminin Kant'ın kısas teorisine, uygun-
hık veya takdirilik sisteminin ise Bentham'ın faydacı teori-
sine dayandığı söylenıniştir
2
. Ancak günümüzde bu sorun
bir ceza politikası sorunu olarak ele alınınakta
3
ve bu iki
sistemden hangisinin daha yararlı olduğu, esas itibariyle,
ceza politikası açısından tartışılmaktadır. Uygunluk veya
takdirilik sisteminin bir kısım yararlarına rağmen, kötüye
kullanılması tehlikesi karşısında, mecburilik sisteminin
daha uygun olacağı savunulmuştur
4
.
Kanunumuz kural olarak mecburilik sistemini kabul
etmiştir. Davanın açılmasının mecburi olması için, soruş-
turma evresi sonunda toplanan delillerin suçun işlendiği
hususunda yeterli şüphe oluşturması gerekir (CMK. m.
170, f. 2).
Bununla birlikte Kanun, dava açma mecburiyetine ba-
zı istisnalar getirmiştir. Nitekim a) cezayı ortadan kaldıran
şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulan-
masını gerektiren koşulların, ya da b) şahsı cezasızlık se-
bebinin varlığı halinde Cumhuriyet savcısı kamu davasını
1
KUNTER: s. 201; KEYMAN: s. 94 vd.
2
Bak. KEYMAN: s. 95.
3
KEYMAN: s. 95.
4
KUNTER: s. 202; EREM: Ceza Yargılaması Hukuku, Ankara
1986,s.217.
o
açınayabilecektir (iddianaıne düzenlemeyebilecektir)
(CMK. ın. 171).
23. Kamu davasının devamlılığı: Kamu davasını
açınakla görevli olan makamlar, ceza davasını açmaya
mecbur oldukları gibi, açtıkları davayı yürütmeye de mec-
burdurlar. Bir başka deyişle bu makamlar, açtıkları kamu
davasını geri alaınazlar. Açılan kamu davasını yürütme
zorunluluğu, davayı engelleyici bir neden ortaya çıkma-
dıkça, uyuşmazlığı doğrudan doğruya çözen son karara
kadar devam eder. Buna karşılık, iddia makamı, kanun
yoluna başvurmak zorunda değildir.
Belirtmek gerekir ki, iddia makamının kamu davasını
son karara kadar yürütme zorunluluğunda olınası, onun
isnadında ısrar etmesini de gerektirmez. İsnadının yersiz
olduğunu anlayan iddia makamı, beraat isteyebilir. Bu da
iddia görevini yapmak demektir
1
.
Savcı, hatalı bulduğu son karara karşı açmış olduğu
kanun yolu davasını merci tarafından karar verilinceye
kadar geri alabilir. Ancak savcı kanun yoluna sanık lehine
başvurmuşsa, bu başvurunun geri alınabilmesi için sanığın
rızası gerekir (CMK. m. 266, f. 1).
24. İddia makamları: İddia makamı, kamusal ve bi-
reysel iddia makamlarından oluşur. Başlangıçta bireysel
iddia esastı; toplum ayrıca bir iddiaya gerek görmeınek-
teydi. Zamanla tersine bir gelişme oldu ve kamusal iddia
öncelik kazandı. Halen bireysel iddia, ancak kamu davası-
na katılma halinde söz konusu olmaktadır.
1
KUNTER: s. 205; KEYMAN: s. 129, 130.
38
•
39
Devletin ceza iddiası görevini yapan resmi makamı,
kural olarak savcılıktır. Ancak istisnai olarak, Devletin
başka makamları da bu görevi yerine getirmektedir.
25. Savcılık örgütü: Ceza iddiası görevini yapan sav-
cılıklar, mahkeme makamı yanında bulunur. Yargıçlık
makamı yanında ayrıca savcılık yoktur. Buralarda iddia
görevini, sulh ceza yargıçlığının yargı çevresinde bulun-
duğu mahkeme yanındaki veya yargıcın bağlı olduğu
mahkeme yanındaki savcılık yapar
1
.
Mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede
bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulur. Cumhuriyet başsavcı-
lıkları bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır (5235 s.k.
m. 16).
Her başsavcılık kuruluşunun başında bir Cumhuriyet
başsavcısı bulunur. Yeteri kadar da Cumhuriyet savcısı
görev yapar. Gerekli görülen yerlerde Adalet Bakanlığının
önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunun kararı ile
bir veya birden çok Cumhuriyet başsavcı vekili atanır
(5235 s.k. m. 16, f. 2).
Bir yerde hem asliye hem de ağır ceza mahkemesi olsa
bile, bir tek Cumhuriyet başsavcılığı bulunur ve bu her iki
mahkemenin de yanındadır.
Öte yandan ağır ceza mahkemeleri yanındaki Cumhu-
riyet başsavcılıkları, ağır ceza mahkemelerinin yargı çevre-
lerinde bulunan Cumhuriyet başsavcılıklarına göre üst ko-
numundadırlar ve sadece kanun yoluna başvurma bakımın-
dan bu savcılıkların yanında oldukları veya yanında sayıl-
dıkları asliye ceza mahkemelerinin yanında sayılırlar; yani
1
KUNTER: s. 208; YURTCAN: s. 124.
l
bu n1ahkeınelerin kararlarına karşı kanun yoluna başvura..
bilirler (CMK. ın. 260, f. 2).
Bölge adliye ınahkeınesi yanında bir "bölge adliye
ınahkenıesi Cumhw·iyet başsavcılığı" bulunur. Bölge adliye
ınahkemesi Cwnhuriyet başsavcılığı Cumhuriyet başsavcı..
sı e eteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur. En kı..
denıli Cumhuriyet savcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili
olarak görev yapar (5235 s.k. m. 30). Bölge adliye mahke..
nıesinin yanında bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adli-
ye n1ahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvu-
rabilir (CMK. m. 260, f. 2). Buna karşılık söz konusu baş-
sa, cılık ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı istinaf
yoluna başvuramaz; ancak bu kararlara karşı istinaf yoltma
gidildiğinde dosyayı inceleyerek karar hakkındaki görüşünü
bildirir.
Yargıtay yanında, Kanundaki adıyla "Yargıtay Cumhu-
riyet Başsavcılığı" vardır. Kısaca Yargıtay Başsavcılığı
diyeceğimiz bu kuruluşun başında Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekili bulunur. Ayrıca
yeteri kadar Yargıtay Cumhw·iyet savcısı görev yapar.
Yargıtay Başsavcılığı, Yargıtay'ın istisnai olarak olay mah-
kemesi gibi görev yaptığı durumlarda, diğer savcılıklardan
farksızdır. Ancak Yargıtay, esas itibariyle, temyiz mah-
kemesi olarak yargılama faaliyetinde bulunur. Bu hallerde,
Yargıtay Başsavcılığı olay mahkemelerinin ve istinaf
mahkemelerinin son kararlarına karşı temyiz yoluna baş-
vuramaz; ancak bu kararlar temyiz edildikten sonra dos-
yayı inceler ve karar hakkındaki mütalaasını bildirir. Yar-
gıtay Cumhuriyet Başsavcısı ayrıca Yargıtay Ceza dairele-
ri ile Ceza Genel Kurulu· kararlarındaki yazıma ilişkin
40
41
n1addı hataların düzeltilmesi için ilgili ceza dairesi veya
Ceza Genel Kuruluna başvurabilir (5320 s. K. m. 8, f.l)
Öte yandan Yüce Divan'da iddia görevini, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı veya vekili yapar (Any. m. 148,
f4).
26. Devletin diğer iddia makamları: Devletin ceza
iddiası görevi, istisnai olarak, savcılıktan başka makamlara
da verilmiştir. Nitekim Yüksek Öğretim Kanununa göre
üniversite personelinin görev suçları ile ilgili soruşturma
idare tarafından yapılmakta ve kovuşturma kararı idari
kurullar tarafından verilmektedir (m.53). Bu hallerde, ka-
mu davasının açılması için, ayrıca savcılığın iddianamesi-
ne gerek yoktur.
27. Bireysel iddia makamları: Suçtan, Devlet gibi,
birey de zarar görebilir. Bu durum, bireyin iddia görevi
yapmasını, yani iddia makamını işgal etmesini mümkün
kılmaktadır.
Kanunumuza göre birey, iddia makamını savcıyla bir-
likte işgal eder ve katılan (müdahil) adını alır.
Kanun mağdurun, suçtan zarar görenlerin ve malen
sorumlu olanların savcı tarafından açılan kamu davasına
katılabilmelerini kabul etmiştir (CMK. m. 237). Bu haller-
de, iddia makamı, savcı ile birlikte katılan tarafından işgal
edilir; böylece savcının yanı sıra katılan da iddia görevi
yerine getirir.
28. Savunma görevi: Cezai savunına, en geniş an-
lamıyla, sanığın suçlu olduğu iddiasına karşı, suçsuz oldu-
ğunu, başka bir deyişle sanık yönünden devletin cezalan-
dırma hakkının veya yetkisinin var olmadığını ortaya
koyınak anıacıyla, bizzat sanık veya müdafi tarafından
gerçekleştirilen ınuhakeme faaliyetlerinin bütünüdür'.
Savuruna. iddia şeklinde ortaya çıkan tezin antitezini oluş,
turur. Muhakenıe diyalektiği, iddia hakkının veya görevi-
nin karşısına savunına hakkının veya görevinin konulma-
sun gerektirir
2
.
Savunma, esas itibariyle, iddianın reddi şeklinde olur.
Yani kendisini savunan, kendisi için bir hak talep etmez;
sadece karşı tarafın bir hakkının bulunmadığını ileri sürer
3
.
Ceza muhakemesinde gerçeğin ortaya konulmasında
heın bireyin hem de devletin menfaati vardır. Bir kere suç-
lu olmayanlar da sanık durumuna düşebilir. Sanık, sadece
suçlu olduğundan şüphe edilen kişidir. Bu şüphenin ye-
ni1n1esi ve doğıu bir karara varılabilınesi yönünden sa-
vunma kaçınılmazdır. Savuıuna sanığın suçlu olması
halinde de gereklidir. Zira kanunun öngördüğünden daha
ağır bir cezanın verilmesini önlemek ancak bu yolla müm-
kün olur.
Gerçeğin ortaya çıknıasına hizmet eden savunma, dev-
let yönünden de önemlidir. Zira ceza muhakemesinde ger-
çeğin ortaya konması ve böylece adaletin sağlanması, aynı
zamanda devletin temelinin de korunması demektir
4
.
Savunma görevinin gereği gibi yapılabilmesi ve ger-
çeğin ortaya çıkmasına hizmet edebilmesi için, savunma
makamının gerekli yetkilerle donatılmış olması gerekir.
Bu konuda önemli olan, iddia ve savunma makamları ara-
1
BELLAVISTA: s. 183.
2
BELLAVISTA: s. 184.
3
BELLAVISTA: s. 183.
4
KUNTER: s. 244.
42
_J
43
sınd� etki yönünden bir dengenin sağlanmasıdır. Nite-
kin1 çelişme ilkesinin taı11 olarak uygulanabilmesi ve so-
nuçta gerçeğin ortaya konulabilınesi, bu dengenin sağlan-
nuş olmasına bağlıdır. Belirtınek gerekir ki, burada söz
konusu olan yetkilerde eşitlik değildir. Makamlar farklı
olduğundan, yetkilerin de farklı olması kaçınılmazdır. Ör-
neğin, savcının sahip olduğu kolluğa emir verme yetkisi-
nin sanığa, hatta müdafıe tanınması düşünülemez. Önemli
olan yetkilerde eşitlik değil, bir tarafa tanınan yetkilere
karşılık, diğer tarafa da bazı yetkiler tanıyarak dengeyi
sağlamaktır
1
. Başka bir deyişle savunma makamı, savun-
ma görevini, iddia makamının iddia görevini yerine geti-
rirken sahip olduğu serbesti içinde yerine getirebilmelidir.
Mülga Kanunun 1992 değişikliğinden önce, hazırlık
soruşturması safhasında böyle bir dengeden söz etmeye
imkan yoktu. Bu değişiklikle, hazırlık soruşturması safha-
sında da son soruşturmadakine benzer bir denge sağlan-
mışt1 Yürürlükteki Kanunun, soruşturma evresi yönünden
de, kovuşturma evresinde olduğu gibi, savunma görevi
yapanların yetkileri ile iddia görevi yapanların yetkileri
arasında bir denge sağladığı söylenebilir.
29. Savunma makamları: Savunma görevinin tanı-
mından da anlaşılacağı üzere, savunmada iki ayrı muha-
keme süjesi söz konusudur. Bunlar sanık ve müdafidir.
Nitekim savuruna sadece müdafiin faaliyetinden ibaret
olmadığı gibi, sadece sanığın faaliyetinden de ibaret olma-
yabilir. Farklı muhakeme süjeleri tarafından ortaya konan
karmaşık ve aynı amaca yönelik bir faaliyetler bütünü olan
savunmayı, sanık tarafından veya müdafi tarafından ya-
1
ÖZGEN: Ceı.a, s. 120.
44
pılmasına göre, bir aynn1a tabi tutmak mümkündür. Birin,
ci halde sanığın kendi kendini savunması veya bireyset
savunına söz konusudur. Bu savunn1a, sanığın iddia ve
yargılama makamı ile birlikte kendi hakkındaki muhake..
meye, başka bir deyişle çelişmeye katılması şeklinde orta..
·a çıkar. Sanığın çelişıneye katılabilmesi için de, muha�
kemede hazır bulunmak ve başkalarının düşüncelerini,
delillerini, vardıkları sonuçları öğrenmek ve kendi düşün..
celerini açıklan1ak, kendisinin fiil ve hukuki sorun konu..
sundaki düşüncelerini ve delillerini ortaya koymak
iınkanına sahip alınası gerekir
1
.
Sanığın, temsilcisi vasıtasıyla yaptığı savunma da bi-
reysel savunmadır.
Sanığın kendi savunmasını bizzat yaparken işgal ettiği
makam, bireysel savunma makamıdır.
İstisnai olarak bireysel savunmadan vazgeçildiği du-
rumlar vardır. Nitekim, bazı şartlarla kaçak hakkında
(CMK. m. 247) ve kaçak olınayan ama hazır bulunınayan
veya kendisini temsil ettirmeyen sanık hakkında (CMK.
m 195) duruşma yapılabilmektedir. Aynı şekilde Yargı-
tay'da yapılacak duruşmada sanığın hazır bulunması zo-
runlu değildir. Hatta sanık tutuklu ise, hazır bulunmak
hakkı yoktur. Müdafıin bulunması da şart değildir (CMK.
m. 299).
Bireysel savunma makamını sanığın temsilcisi de işgal
edebilir. Bunlar kanuni temsilci ve eştir (CMK. m. 155).
1
BELLAVISTA: s. 184, 185.
45
Temsilcileri11 yaptığ·ı savuııma, sanığın naınına ve sadece
sanık lehine bir savunınadır
1
•
Kanuni temsilciler veli, vasi ve kayyımdır. Bunlara, a)
sanığa müdafi seçn1ek (CMK. ın. 149, f. 1), b) duruşmada
sanığın yanında bulunmak (CMK. m. 155), c) kanun yolu-
na başvurmak (CMK. m. 262 ve d) muhakemenin yeni-
lenmesini istemek (CMK. m. 317) hakları tanınmıştır.
Sanığı temsil yetkisi, her iki eşe de tanınmıştır. Karı
veya koca, sanık olan eşini savunmak için, müdafi seçmek
hariç, kanuni temsilcilere tanınan bütün haklardan yararla-
nır.
Sanığın bireysel savunmasının yanında bir de müda-
fiin yaptığı savunma vardır. Müdafıin ceza muhakemesin-
deki konumu nazara alındığında, bu savunmaya kamusal
veya biçimsel savunma yerine, teknik savunma demek
daha doğru olur
2
. Bu savunma kaynağını ve varlık nedeni-
ni ceza muhakemesi diyalektiğinden, yani muhakemenin
bir çelişme olmasından alır. Nitekim çelişmenin etkili ola-
bilmesi için tarafların gücünün dengeli olması gerekir
3
.
Anayasa herkesin yargılama mercileri önünde savunma
hakkına sahip olduğunu öngörmüştür (Any. m. 36). Bu
hakkın tam olarak kullanılabilmesi için, sanığın muhake-
meye mesleki-teknik bilgilerle donanmış kişilerin yardı-
1
KUNTER: s. 248.
2
BELLAVISTA: s. 186. Müdafiinin hukuki durumu ile ilgili görüş-
ler için bak. CENTEL: Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İs-
tanbul 1984, s. 40 vd.
3
Çelişme ve silahların eşitliği konusunda geniş bilgi için bak. TA-
NER, F.G.: Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı
Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği, Ankara 2019.
46
n1ıyla katılması gerekir. Hukuku bilıneyen sanık, hukuku
bilen bir kişinin yardın1ına ınuhtaçtır. Muhakemenin diya.
lektik n1ahiyeti eşit silahlarla mücadele edilınesini gerekti-
rir. Oysa hukukı bilgilerle donamnış bir ithamcının silahla-
rı ile hukuk bilgisine sahip olmayan sanığın silahlarının
eşit olduğu söylenemez. İşte bu nedenledir ki, modern
yasamalarda müdafi, sanığın hukuki gözü ve kulağı olarak
belirn1ektedir
1
.
Ceza muhakemesinde uyuşmazlığın tarafını oluşturan
sanıktan ayrı ve farklı bir müdafıin, sadece hukuki yardım
yönünden gerekli olduğu söylenemez. Hukukçu olan bir
sanık da, aynı şekilde müdafıe ihtiyaç duyabilir. Gerçek şu ,
ki, Çiçeron hariç, hiç kimse kendisini gereği gibi savuna-
maz. Bu hususu göz önünde bulunduran hukuk düzeni,
ceza muhakemesinde bireysel savunma makamının yanın-
da bir de müdafilik makamına yer vermiştir
2
. Müdafıin
işgal ettiği makam bu makamdır.
Müdafi, ceza muhakemesinde teknik yardım işlevi
gördüğü gibi, temsil işlevi de görür. Birincisi, müdafıin
teknik yeteneği gerektiren bir konuda sanıkla işbirliği
yapması halinde, ikincisi ise belirli hakların veya yetkile-
rin kullanılmasında sanığın yerini alması halinde söz ko-
nusudur
3
.
i
l
i
1
BELLAVISTA: s. 187.
2
BELLAVISTA: s. 187.
3
BELLAVISTA:.s. 18.8.
47
V. CEZA MUHAKEMESİ SİSTEMLERİ
30. Genel olarak: Önceleri suç denilen fiillerin sade-
ce bire leri ilgilendirdiği kabul ediliyordu. Yegane müey-
yide bireysel öçten ibaretti. Zanıanla toplumu idare eden-
lerin güçlenmeleri ve bunların bireysel öcün neden olduğu
toplumsal kargaşayı önlemek isteıneleri sonucu, bireylerin
birbirlerini cezalandırmaları yasaklandı ve cezalandırma
hakkı veya yetkisi toplumun tekeline alındı. Ancak toplu-
mun suçluları cezalandırabilınesi için, suçla ilgili uyuş-
mazlıkları çözecek bir makama gerek vardı. Bu görevi
yerine getirmek üzere mahkemeler kuruldu. Mahkemenin
bu uyuşmazlıkları çözebilmesi için de, bireylerin mahke-
meye başvurmaları gerekiyordu. Bunun sonucu olarak
"muhakemesiz ceza olmaz" ilkesi ortaya çıktı
1
. Böylece
ceza muhakemesi iddia, savunma ve yargılama makamla-
rını işgal edenlerin katıldığı bir faaliyet haline geldi.
Ancak muhakeme makamının üç ayrı makamdan, yani
iddia, savunma ve yargılama makamlarından oluşması,
bütün sorunları çözmeye yetmemektedir. Bu makamlar
arasındaki ilişkilerin, bunların yetkilerinin ne olacağı,
önemli sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu
makamlardan birinin, yetki yönünden, diğerine nazaran ön
plana çıkması ve bunlar arasındaki ilişkilerin şu veya bu
şekilde düzenlenmesi, sonuçta verilecek hükmü etkilemek-
tedir
2
. Dolayısıyla bu ilişkileri ve yetkileri düzenlerken
ceza muhakemesinin amacını göz önünde bulundurmak
gerekir. Nitekim ceza muhakemesi makamlarının ilişkileri
ve yetkileri, bireyin veya toplumun menfaatlerinin ön pla-
KUNTER: s. 63.
2
KEYMAN: s. 32, 33.
48
n 1kru-1lıua ıntn a da bu iki n1enfaat arasında bir denge
kurularak gerç ğin araşürılmasının aınaçlanmasına göre,
...�itli d"'Virlerde ve topluınlarda farklı şekilde düzenlen.
1ni tir. Bu konuda birbirinden kesin olarak ayrılabilen Uç
..i "t n1 söz konusudur. B.w1lar ithan1, tahkik ve işbirliği
isteınleridir. Heınen her topluınun tarihinde ilk görülen
'İst 111 ithaı11 sisteınidir. Bu sisteın sonradan tahkik siste-
nün dönüşn1üştür. Son olarak da işbirliği sistemi benim-
enıniştir. Günüınüzde daha çok işbirliği sistemi benim-
enmektedir. Bununla birlikte son zaınanlarda itham sis-
teminin önen1li bir teıninat sayılan açıklık ve yüze karşılık
ilkelerine canlılık kazandırınak yolunda bir eğilim gözlem-
lenmektedir
1
.
31. İtham sistemi: Tarihen en eski olan ve halen özü
itibariyle, Anglo-Sakson hukukunda ve bu hukuku model
alan hukuk sistemlerinde uygulanan bu sistem
2
, bir kimse-
nin cezalandırılabilmesi için diğer bir kimse tarafından
suçlanması, itham edilmesi ve itham edenin suçluluğu
ispat etmesi esasına dayanmaktadır.
Suçluların cezalandırılmasının esas itibariyle bireyleri
ilgilendirdiğin4 bireysel itham ve savunmalarla toplumun
menfaatlerinin de korunacağını kabul eden bu sistemin
başlıca özellikleri şunlardır
3
:
a) Yargıcın harekete geçmesi için ithama gerek vardır;
yargıç kendiliğinden harekete geçemez.
1
KEYMAN: s. 33.
2
KEYMAN: s. 33.
3
Bu konuda bak. LEONE: Diritto processuale penale, Napoli 1988,
s. 9; FOSCHINl: Giudicare, s. 84; aynı yazar: Sistema, l, s. 203,
204: KUNTER: s. 82 vd.; EREM: s. 60, 61; KEYMAN: s. 34 vd.
49
b) İtham tıne y tkisi başlangıçta sadece zarar görene
ve bunun yakınlarına, daha sonra herkese aitti. Özellikle
uçtan sosyal bir zarar doğması halinde bütün vatandaşlar
ithan1da bulunabilir.
c) Yargıç delil toplan1ak ve delilleri seçmek serbesti-
sine sahip değildir. Tarafların ileri sürdükleri delillerle
bağlıdır.
d) Taraflar eşit durumdadır; itham edenle itham edi-
len, sonucu belirleyecek tarafsız hakem önünde tartışan
kişiler konumundadır. Muhakeme itham edenle itham edi-
len arasındaki bir diyalogdur.
e) Muhakeme çelişme, sözlülük ve açıklık ilkelerine
göre yapılır.
Görülüyor ki, bu sistemde bireysel itham makamı ile
bireysel savunma makamı, yargılama makamından üstün
tutulmaktadır. Yargılama makamı, adeta hakem durumun-
da olup, iddia ve savunmaya göre karar vermektedir.
İtham sistemine hakim olan açıklık, sözlülük ve çe-
lişme ilkelerinin birey hak ve özgürlüklerinin korunması
yönünden önemli bir güvence oluşturduğu kabul edilmekle
birlikte, bu sistemin hiç de göz ardı edilemeyecek sakınca-
ları bulunduğu da ileri sürülmektedir. Bir kere bireylerin
çeşitli nedenlerle (korkmak, tatmin edilmek gibi) harekete
geçmemeleri, suçluların cezasız kalmaları sonucunu doğu-
rabilecektir. Ayrıca bireylerin itham konusunda aşırılığa
gitmeleri yerli yersiz ithamda bulunmaları insanları gerek-
siz yere taciz edebileceği gibi, mahkemelerin işini de ge-
reksiz yere artırabilecektir. Nihayet yargıcın tarafların ileri
50
sürdükleri delillerle bağlı olınası, gerçeğin ortaya konul..
masmı engeHeyebilecektir.
32. Tahkik sistemi: Ortaçağda otoriter devletlerin ku-
rulmasıyla itham sisten1inin yerini "tahkik sistemi" adı
verilen sisteın almıştır. Toplum menfaatlerinin birey men-
faatlerine üstün tutulduğu bu sistemde en önemli muha- ,
keme makamı yargılama makamıdır. İddia ve savunma
n1akamları ikinci plandadır.
Bu sistemin temel özellikleri şunlardır
1
:
a) Esas görevi yargılama yapmak olan yargıç, bir suç
işlendiğini haber aldığında, işe kendiliğinden elkoyabil-
mektedir. Böylece ithamcı ve yargıç sıfatları aynı kişide
toplanmaktadır.
b) Yargıç, iddia ve savunmanın delilleri ile bağlı ol-
mayıp kendisi de delil toplayabilmekte ve bunları serbest-
çe değerlendire bilmektedir.
c) İthamcı yargıç ile sanık arasında eşitsizlik vardır.
d) Muhakemenin her aşamasında yazılılık ve gizlilik
esastır.
Avrupa'da merkezi krallıkların kurulmasıyla yaygınla-
şan bu sistemin başlıca yarar�, suçların kavuşturulabilmesi
için davacıya gerek olmadığından, suçluların cezasız kal-
mamalarıdır. Bu sistemde, deliller serbestçe toplanıp de-
ğerlendirilebildiğinden, gerçeğin ortaya çıkarılması
imkanının daha yüksek olduğu varsayılmıştır.
1
Bak. LEONE: s. 9; FOSCHINI: Giudicare, s. 85; aynı yazar: Sis- ,
tema, l, s. 204,205; KUNTER: s. 64; EREM: s. 62; KEYMAN: s.
38 vd.
51
Bw1a karşılık, söz konu.u si teı11de sanığın hiçbir gü-
vencesi yoktur. Ayrıca tarafların ınuhakemedeki etkileri-
nin az olması, çeliş111e ilkesinin uygulaıu11an1ası nedeniyle,
·argıcın hatalı karar vermesi ihti111ali bir hayli yüksektir.
Bugün ceza muhaken1esinin geldiği aşamada, savunma
hakkının var olmadığı bir sistemde gerçeğin ortaya çıkarı-
lamayacağı kabul edilmelidir.
33. İşbirliği sistemi: Modern devlet anlayışı ve ceza
muhakemesinin hukuk devleti anlayışına uydurulması
isteği, ilk iki sistemin iyi yönlerinin, artık kabul edilemez
olan yönlerinden ayrılması ve iyi yönlerinin karışımı olan
yeni bir sistemin ortaya konulması sonucunu doğurmuş-
tur
1
.
Bu sistemde iddia, savunma ve yargılama makamları
arasında bir işbirliği söz konusudur. Muhakeme görevi
bütün bu makamlar tarafından elbirliği ile yapılır. Yargıç,
itham sistemindekinin aksine, sadece iddia ve savunmaya
göre karar vermek zorunda olmadığı gibi, tahkik sistemin-
dekinin aksine, kendiliğinden araştırma ve delil toplama
tekeline de sahip değildir. Bu sistemde hüküm verme faa-
liyeti, tarafların diyalogu veya yargıcın monologu değil,
bütün muhakeme makamlarının katıldığı bir kollokyum-
dur2.
Halen Avrupa ülkelerinde ve kısmen ülkemizde de
uyfllanmakta olan bu sistemin başlıca özellikleri şunlar-
dır :
LEONE: s. 10.
2
FOSCI-IlNI: Giudicare, s. 86; aynı yazar: Sistema, I s. 206.
3
Bak. LEONE: s. 10, 11; FOSCHINI: Giudicare, s. 86; aynı yazar:
Sistema, I, s. 205, 206; KUNTER: s. 65, 66; BREM: s. 63 vd.;
S2
a) Mu.haken1e yapılabilmesi için ithama gerek vardır;
.rargıç kendiliğinden işe elkoyamaz. İtham, toplum adına
bir devlet organı tarafından yapılır. Bunun için savcılık
ınakaını oluşturulmuştur.
b) Muhakeme, kural olarak, birincisi tahkik sistemin-
den, ikincisi ise itham sisteminden esinlenen iki safhadan
oluşmaktadır. Soruşturma safhasında muhakeme kural
olarak yazılı ve gizlidir. Çelişme metodu sınırlı olarak
uygulanır. Buna karşılık kovuşturma safhasında sözlülük
ve açıklık esastır. Bu safhada çelişme metodu tam olarak
uygulanır
1
.
c) Sanık, siyasi rejime göre değişen haklara sahiptir.
KEYMAN: s. 42 vd.
i ·6217 sayıl• Kanunla asliye ceza mahkeınesjnde savcılık makamı-
nın çelişme metodunun işleyişindeki rolU azaltılmıştı.
53
VI. CEZA MUHAKEMESİ ŞARTLARI
'
34. Kavram: Kural, bir suç işlendiği haberi suçları ta-
kiple görevli makamlara ulaştığında, bunların kendilik.le-
, rinden harekete geçmeleri ve ceza muhakemesini başlat-
: malarıdır. Ancak, bazen bu faaliyetin yapılabilmesi, çeşitli
' suç ve ceza po!itik.ası nedenleriyle, bir takım şartların var-
•
(• lığına bağlanabilir. Bu şartlar gerçekleşmediği sürece mu-
, hakemeyi başlatmak veya devam ettirmek ve sanığı ceza-
landırmak mümkün değildir
1
. Söz konusu şartlara "ceza
muhakemesi şartları" adı verilmektedir
2
. Bunları "kovuş-
turma (takip) şartları3", "dava şartları"4, "yargılama koşul-
ları"
5
diye adlandıranlar olduğu gibi, bunların bir kısmını
"dava şartları", diğer bir kısmını ise "yargılama şartları"
6
diye adlandıranlar da vardır.
Ceza muhakemesi şartlarının neler olduğu son derece
tartışmalıdır
7
. Bununla beraber bu şartları, suçun oluşma-
sını önleyen nedenler ve cezalandırılabilme şartları ile
karıştırmamak gerekir. Gerçi suçu önleyen nedenlerin var-
lığı, fail hakkında ceza davasının açılmasına ve muhake-
menin yapılmasına engel olmakta ise de, bunları muhake-
me şartı saymaya imkan yoktur. Söz konusu nedenler su-
çun varlığı veya yokluğu ile ilgili olup, maddi ceza huku-
ku kurumlarıdır. Buna karşılık muhakeme şartları, suçun
BELLAVISTA: s. 53; LEONE: s. 84.
2
KUNTER: s. 168.
3
DÖNMEZER-ERMAN: Nazar1 ve Tatbiki Ceza Hukuku, I, İstan-
buJ 1979, s. 361..
4
EREM: s. 206.
5
YURTCAN: s. 226.
6
TOSUN: I, s. 177,219; ÔZTÜRK: s. 26.
7
Bak. EREM: s. 206,207.
54
i lenınesinden soma söz konusu olan ve sadece var olan 1
uç hakkında muhakeme yapılabilmesini sağlayan
1
, dola- J
ısıyla ceza ınuhaken1esi hukukunu ilgilendiren kurumlar-
dır.
Cezalandırılabilme şartı, suçun işlenmesinden sonra
söz konusu olan ve devletin cezalandırma hak veya yetki-
sinin kullanılabilmesi ve cezanın uygulanabilmesinin ge-
leceğe ilişkin, kesin olmayan, suçu oluşturan fiilin dışında
kalan bir olaya bağlanmasıdır. Örneğin yabancı ülkede suç
işleyen kimsenin Türkiye'de bulunması şartında olduğu
gı
.b
1
.ı
.
35. Muhakeme şartlarının tasnifi: Muhakeme şartla-
rı, çeşitli bakımlardan tasnif edilebilir
3
. Öncelikle müspet
veya menfi nitelikte olmalarına göre bir tasnif yapmak
mümkündür. Ceza davasının açılabilmesi ve yargılamanın
yapılabilmesi için gerçekleşmesi istenen şartlar müspet
şartlardır. Örneğin şikayetin yapılması, iznin verilmesi
gibi. Buna karşılık, ceza davasının açılabilmesi ve yargı-
lamanın yapılabilmesi için gerçekleşmemesi istenen şart-
lar, menfi şartlardır. Örneğin aynı davaya halen bakılmak-
ta olınaması, aynı konuda kesin hüküm bulunmaması gibi.
Muhakeme şartları, etkilerine göre de ikiye ayrılabilir.
Gerçekleşmemesi her türlü muhakeme faaliyetine engel
olan şartlar ve gerçekleşmemesi sadece kovuşturmaya
(yargılamaya) engel olan şartlar gibi. Birincilere örnek
1
BELLAVISTA: s. 54.
2
ANTOLISEI; par. gen., s. 643 vd.
3
Bu sınıflandırmalar için bak. KUNTER: s. 75; TOSUN: 1, s. 178;
YURTCAN: s. 228 vd; ÖZTÜRK: s. 26. 28.
olarak şikayet ve izin şartları, ikincilere örnek olarak ise
sanığın akıl hastası ve gaip olınan1ası şartları gösterilebilir.
36. Muhakeme şartlarının sonuçları: Muhakeme
şaı1larının gerçekleşn1emesinin sonuçları kanunumuzda
sistemli bir şekilde düzenlenmemiş, sadece çeşitli şartlar
yönünden çeşitli sonuçlar öngörülmüştür. Bu sonuçları
çeşitli şartlaı·a ve kamu davasının açılmış olup olmamasına
göre belirlemek gerekir.
A) Soruşturma evresinde soruşturma ve kovuşturma-
nın şarta bağlı olduğu ve şartın gerçekleşmediği anlaşılır-
sa, savcı şartın gerçekleşmesini bekler, şartın gerçekleşme
imkanı yoksa veya gerçekleşmezse kovuşturmaya yer ol-
madığına karar verir (CMK. m. 172, f. 1).
Soruşturma evresinde muhakeme şartının gerçekleş-
mesi beklenirken, kural olarak, şüpheliye suç isnat edici
işlemler yapılamaz. Örneğin şüphelinin ifadesi alınamaz,
sorguya çekilmesi istenemez, şüpheli yakalanamaz ve tu-
tuklanamaz
1
. Daha önce yapılan bu tür işlemler geçersiz
olur. Ancak kanun aksine düzenleme yapabilir. Örneğin
çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malullük veya güç-
süzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz olanlara
karşı işlenen suçlarda, kişinin suçüstü halinde yakalanması
için şikayet aranmamaktadır (CMK. m. 90, f. 3). Şüpheli-
ye suç isnat edici olmayan araştırmalar her zaman yapıla-
bilir.
1
CENTEL-ZAFER : Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2005,
s. 456.
ss
ı
B) İddiana111enin ınahkeme tarafından değerlendiril-
ınesi aşaınasında muhakeme şartlarının gerçekleşmediğiı
anla?ılırsa, ınahkeme iddianaınenin iadesine karar verme-
lidir . Cuınhw·iyet savcısı şartın gerçekleşme ihtimaline 1
göre ya kovuşturmaya yer olmadığına karar verir veya
şartın gerçekleşn1esini bekler. ı
C) Muhakeme şartının gerçekleşmediği kovuşturma !
başladıktan som·a anlaşılırsa mahkeme, şartın gerçekleşme
imkanı varsa "muhakemenin durması"na, buna karşılık
şartın gerçekleşme imkanı yoksa "davanın düşmesi"ne,
muhakemenin tekrarı söz konusu ise, yani aynı konuda
aynı sanık için evvelce açılmış bir dava veya verilmiş bir
hüküm varsa "davanın reddi"ne karar verir (CMK. m
223). Düşürücü ve durdurucu şartların birlikte bulunması
halinde düşme kararı verilir. Mahkemenin verdiği durma
kararına itiraz edilebilir (CMK. m. 223, f. 8).
Şartın gerçekleşmediğinin anlaşıldığı anda "derhal be-
raat kararı verilebilecek"se, durma veya düşme kararı de-
ği� beraat kararı verilir (CMK. m. 223, f. 9). Bu gibi du-
rumlarda muhakemeye savunma için dahi devam edile-
mez2.
Muhakemenin şarta bağlanıp bağlanmadığı, bağlan--
mışsa şartın gerçekleşip gerçekleşmediği n1uhakemenin
her aşamasında resen araştırılır; bu konuda tarafların talep•
te bulunmasına gerek yoktur.
Kanun yolu aşamasında da durum aynıdır. Kanun yo-
lunda yetkili olan merci, önüne gelen işte öncelikle muha-
' CENTEL.. ıAFBR ; s. 456.
2
KUNTER �s. 81.
57
keme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol
edecektir. Bölge adliye mahkemesi, istinaf muhakemesin-
de, CMK.nun 280. maddesinin birinci fıkrasının "t'' bendi
uyarınca bozma veya ilk derece mahkemesi gibi durma ya
da düşme kararı verir (CMK. m. 282, f.1, b. f). Muhakeme
şartlarının gerçekleşmediği ve gerçekleşmeyeceği temyiz
aşamasında anlaşılmış ise Yargıtay düşme kararı verir.
Yargıtay durma kararı veremez. Bu itibarla gerçekleşme-
diği temyiz aşamasında anlaşılan muhakeme şartının ger-
çekleşme ihtimali varsa Yargıtay bozma kararı verir ve
dosyayı mahkemesine gönderir.
37. Muhakeme şartlarının çeşitleri: Daha önce de
değinildiği üzere muhakeme şartlarının neler olduğu konu-
su çok tartışmalıdır. Burada sadece şikayet, talep, müra-
caat, izin, sanığın akıl hastası olmaması ve sanığın gaip
olmaması şartları üzerinde durulacaktır.
38. Şikayet: Suçların resen kovuşturulacağı kuralının
en önemli istisnasını, kovuşturmanın şikayete bağlanmış
olması oluşturur. Nitekim kanun koyucu, ceza kovuştur-
masının suçtan zarar gören yönünden doğurabileceği sa-
kıncaları (suçu oluşturan olayın duyulması gibi) önlemek
amacıyla bazı suçların kovuşturulmasını zarar görenin
şikayet etmesi şartına bağlamıştır
1
.
Şikayet, sadece dava açılmasından önce değil, dava
açıldıktan sonra da gerçekleşebilen ve gerçekleşmemesi
her türlü muhakeme faaliyetine engel olan bir muhakeme
şartıdır. Ancak savcının, şikayeti gerektirmeyen bir suç
olarak nitelendirip kamu davası açmış olması halinde, yar-
ı Bu konuda bak. GÜNGÖR: 5237 ve 5271 Sayılı Kanunlar ışığında
Şikayet Kurwnu, Ankara 2009, s. 23 vd.
58
gılaına ınakaını fiilin şikayeti gerektiren bir suç olduğu
görüşüne varsa bile, mağdur açıkça şikayetten vazgeçme-
diği takdirde, yargılamaya devam olunur (CMK. m. 158, f.
6) 1.
Güvenlik tedbirleri muhakemesinde genellikle şikayet
ararunaz. Nitekim Çocuk Koruma Kanununa göre, çocuk-
lar hakkında "Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı"mn
alınması için şikayet şartı aranmamaktadır (m. 7).
Muhakemenin şikayete bağlanması genel kuralın is-
tisnası olduğundan, bu yolla kovuşturulabilen suçların
kanunlarda gösterilmiş olınası gerekir.
l
Şikayet şartı, esas itibariyle, suçlar yönünden aran- ı
maktadır. Ancak, bunun suçlu yönünden arandığı haller de :
vardır. Örneğin, hırsızlık suçunun soruşturulması ve ko-
vuşturulması, genel olarak, şikayete bağlı olmadığı halde,
bu suçu işleyen belli kişiler ise şikayet şartı aranmaktadır
(TCK. m. 167).
Şikayetin belli bir formülü yoktur. Suçtan zarar göre-
nin, kamu davasının açılmasını ve yargılamanın yapılma-
sını istediğini gösteren bir ibare kullanması yeterlidir. Ör-
neğin "şikayetçiyim", "davacıyın1", "cezalandırılmasını
istiyorum" gibi. Bu nedenle soruşturulması ve kovuştu-
rulması şikayete bağlı bir suçla ilgili olarak açılmış bulu-
nan kamu davasına katılmak, hatta ihbar etmek dahi
şikayet anlamına gelir
2
.
1
Yeni �nunla getirilen bq dlizenl'eme ciddi şekilde eleştirilıniştir
(Bak. ONVER·HAKERİ: Soru]ar_la Ceza :Muhakemesi Hukuku,
Ankara 2006, s. 270 vd.).
2
KUNTER: s., 86.
59
Şikayetin konusu, suç olduğu sanılan belli bir olaydır.
Zarar görenin bu olayı ne şekilde nitelendirdiği önemli
değildir.
Şikayet Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk ma-
kamlarına yapılabilir. Şikayetin mahkemeye, valiliğe veya
kaymakamlığa yapılması da mümkündür. Bu durumda
şikayet ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Yurt
dışında işlenip de ülkede takip edilebilen suçlarla ilgili
şikayet Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da yapıla-
bilir. Hatta bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı
olarak işlendiği iddia edilen suçlar konusundaki şikayetin
ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılması da mümkün-
dür. Bu şikayet gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcı-
lığına gönderilir (CMK. m. 158).
Şikayet, kural olarak yazılı şekilde yapılır. Ancak yu-
karıda belirtilen makamlar tarafından tutanağa geçirilecek
bir beyan ile yapılması da mümkündür (CMK. m. 158, f.
5). Mahkeme makamına sözle şikayet mümkün olduğuna
göre, duruşma sırasında sözle yapılan ve duruşma tutana-
ğına geçirilen şikayeti geçerli saymayan 15.7.1942 gün ve
14/20 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı isabetli sayılamaz.
Şikayet belli olaya ilişkin olduğundan, failin gösteril-
mesi gerekmez. Ancak faillerden birinin şikayet edilmesi
diğerlerinin de şikayet edildiği anlamına gelir. Esasen,
zarar görenin, suç ortaklarından bazılarını şikayet edip,
diğerleri hakkında şikayetçi olmadığını söylemesi, şikaye-
tin niteliği ile bağdaşmaz.
60
f
Şikayet hakkı, suçtan zarar görene aittir. Bu, gerçek
·e) a tüzel kişi olabilir
1
. Burada savcının kendiliğinden
harekete geçnıesi kuralının istisnası söz konusu olduğun-
dan, suçtan zarar gören kavramı dar yorun1lanmalı, sadece
doğrudan zarar gören esas alınmalıdır
2
. Dolayısıyla miras-
çılar şikayet edemez. Ancak kanunun aksine bir düzenle-
nıe yapması münıkündür. Örneğin, hakaret ve sövme suç-
larında nıirasçılara da bu hak tanınmıştır (TCK. m. 131, f.
2). Suçtan zarar gören birden fazla ise, her biri şikayet
hakkını diğerlerinden bağımsız olarak kullanabilir
3
. Ayırt
etme gücüne sahip olmayan kişilerin şikayet hakkım, ka-
nuni temsilcisi kullanabilir.
Şikayet hakkının kullanılması süreye bağlanınıştır. Bu
süre, fiilin ve failin kim olduğunun bilinmesinden itibaren
altı aydır (TCK. m. 73). Şu halde bu süre, fiilin işlenme-
sinden çok sonra da başlayabilir; yeter ki o suç ile ilgili
dava zamanaşımı süresi dolmuş oln1asın.
Suçtan zarar gören, şikayet hakkını kullanmaktan vaz-
geçebilir. Vazgeçme hakkı düşürür. Vazgeçme açık veya
üstü kapalı olabilir. Örneğin suç işlendikten sonra yapılan
ve şikayet hakkı ile bağdaşmayan davranışlar, bu hakkın
kullanılmasından üstü kapalı oJarak vazgeçildiğini ortaya
koyabilir. Suç ortaklarından biri ile ilgili olarak şikayet
hakkının kullanılmasından vazgeçilmesi,. diğerleri hakkın-
da da vazgeçme sonucunu doğurur. Şikayet hakkının kul-
1
BELLAVISTA: s. 55.
2
KUNTER: s. 89.
3
Aksi görilş için bak. KUNTER: s. 89.
7
61
lanılmasından vazgeçme, tek taraflı bir irade beyanı olup
1
,
kabule bağlı değildir.
Yapılmış olan şikayet de geri alınabilir. Geri alma, ku-
ral olarak, mahkumiyet kararı kesinleşinceye kadar müm-
kündür (TCK. m. 73, f. 4). İstisnai olarak, hükmün kesin-
leşmesinden sonra da geri alma kabul edilmiştir (5941 s.k.
m. 6, f. 2). Şikayetin geri alınması kuşkuya yer vermeye-
cek şekilde olmalıdır. Şikayetin geri alınması da, suç or-
taklarına sirayet eder (TCK. m. 73, f. 5). Şikayet hakkının
kullanılmasından vazgeçmeden farklı olarak, şikayetin
geri alınması, iki taraflı bir işlem olup
2
, sonuç doğurması
için sanık tarafından kabul edilmesi gerekir. Ancak aksine
düzenleme mümkündür (TCK. m. 73, f. 6).
Şikayetin geri alınması halinde, hukuk mahkemelerin-
de şahsi hak davasının açılabilmesi mümkündür. Ancak
suçtan zarar gören, şikayetini geri aldığı sırada şahsı hak-
larından da vazgeçtiğini açıklamışsa hukuk mahkemesinde
dava açamaz (TCK. m. 73, f. 7).
39. Talep (İstem): Kanun, bazı suçların takibini, belli
resmi kişilerin veya makamların talebine bağlamıştır. Ör-
neğin TCK.nun 12. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları ile 13.
maddesinin 2 ve 3. fıkralarında olduğu gibi. Bu resmi kişi,
kural olarak, Adalet Bakanıdır. Şu halde talep, resmi bir
kişi veya makam tarafından yapılan şikayettir. Ancak
şikayet ile talep arasında, bunun dışında da farklar vardır.
Nitekim şikayet üzerine savcı dava �çmak zorunda değil-
dir; oysa talep üzerine dava açmak zorunluluğu vardır.
Şikayetin süreye bağlanmasına karşılık talep için süre yok-
1
BELLAVISTA: s. 56.
2
BELLAVISTA: s. 56.
62
tur. Da a zan1anaşın1ının doln1aı11ış olması şartıyla her
zaınan tal pt bulunulabilir. Nihayet şikayet geri alınabil- 1
di�j halde tal p g ri alınamaz
1
•
40. Müracaat (Başvuru): Müracaat, belli suçlarda
De, letin ınahsus ınakaınları aracılığıyla, dava açmayı zo.
runlu kılınayacak şekilde, yaptığı şikayettir. Örneğin 6362
sayılı S rnıaye Piyasası Kanununun 115., 5411 sayılı 1
Bankacılık Kanununun 162. ve 1211 sayılı Türkiye Cum. 1
huri ·eti Merkez Bankası Kanununun 68. maddesinde ol- j
duğu gibi. l
Müracaatın, şikayetten farkı, süreye bağlı olmaması ve
ı
geri alınamamasıdır; talepten farkı ise, müracaat üzerine
savcının dava açmak zorunda olmamasıdır.
41. İzin: Kanun koyucu, bazı suçlardan dolayı dava
açılmasının uygun olup olmadığı konusunda tereddüt etti-
ğinde, gerekli değerlendirmeyi yapmak ve bir karara var-
mak yetkisini iddia makamından başka bir devlet maka-
mına verdiği durumlarda izinden söz edilir. Kanunlarda
buna bazen "mezuniyet", bazen "muvafakat" ve bazen de
"karar" (TCK. m. 67) adı verilmektedir. Şu halde izin,
belirli suçlardan dolayı ceza davası açılıp yürütülmesinde
kamu yararı bulunup bulunmadığı konusunda kanun koyu-
cunun duyduğu tereddüdü yenmek üzere yetkili kılınan
makamın yarar gördüğünü belirtmesidir
2
.
Muhakemenin izne bağlanmasında bazen suçun n1ahi-
yeti (örneğin TCK. nun 305. maddesinde olduğu gibi),
bazen suçtan zarar görenin durumu veya nitelikleri (örne-
1
KUNTER: s. 94.
2
KUNTER: s. 96, 97; TOSUN�1, s. 190; ÔZTÜRK: s. 33.
63
ğin TCK. nun 299. maddesinde olduğu gibi) ve bazen de
failin durumu veya nitelikleri (399 sayılı KHK.nin 11/d.
n1addesinde olduğu gibi) nazara alınır
1
.
İzin vermeme kararı geri alınabilirse de verilen izin
geri alınamaz
2
. Zira, verilen izin üzerine ceza muhakemesi
başladıktan sonra, izin veren idari makamın muhakeme
üzerinde tasarrufta bulunması, onu durdurması veya orta-
dan kaldırması kabul edilemez.
42. Sanığın akıl hastası olmaması: Akıl hastası olan
sanığın kendisini gereği gibi savunamayacağı nazara alına-
rak bunlar hakkında kovuşturmanın (yargılamanın) yapı-
lamayacağı kabul edilmiştir. Bu kişiler hakkında soruş-
turma lapılmasına hatta kamu davasının açılmasına engel
yoktur .
Burada söz konusu olan, suç işlendikten sonraki akıl
hastalığıdır. Zira suçu işlediği sırada tam akıl hastası o!an-
lar hakkında, soruşturma evresinde sulh yargıcı, kovuş-
turma evresinde mahkeme "koruma ve tedavi altına alma"
kararı verir (TCK m. 57 f 1). Öte yandan suçu işlediği
sırada kısmi akıl hastası o!anlara, hafifletilmiş de oIsa,
ceza verileceğine göre, bunlar hakkında kovuşturma yapı-
labilecektir. Suçun işlenmesinden sonra kısmı akıl hastası
olanlar hakkında da duruşma yapılmasına engel yoktur.
Tam akıl hastalığı kovuşturma evresinde ortaya çık-
mışsa, mahkeme durma kararı vermelidir. Ancak o andaki
1
LEONE: s. 87; BELLAVISTA: s. 59.
2
LEONE: s. 88. Aksi görüş için bak. KUNTER: s. 96.
3
YURTCAN: s. 140; OZTÜRK: s. 47.
64
!
ı
t
;
ı
t
duruma ıı:ör derhal beraat kararı verilebilecek ise, durma 1
kararı değil�beraat kararı verilir (CMK. m. 223, f. 9). !
43. Sanığın gaip olmaması: Ceza muhakemesinde 1
haip,
0erektiğinde zor kullanılarak dahi mahkeme önüne
�etirilen1eyecek kişidir. 1
Kanunwnuza göre, üç grup sanık gaip sayılır;
1
i
a) Bulunduğu yer bilinmeyen sanık, 1
l
b)
Yurt dışında bulunup da, yetkili Türk mahkemesine
i
getirilınesi mümkün olınayan sanık ve f
1
c) Yurt dışında bulunup da getirilmesi uygun bulun- .
!
mayan sanık (CMK. m. 244, f 1). •
Kanun, kural olarak, gaipler hakkında duruşma, yani
yargılama yapılamayacağını kabul etmiştir (CMK. m. 244�f f
?). Savcı bu kişilerle ilgili olarak soruşturmayı yapabilir
ve kamu davasını açabilir. Zira ceza davasının açılabilmesi i
için fiilin ve failin açık kimliğinin bilinmesi yeterlidir 1
(CMK. m. 170). 1
Gaip sanık hakkında dava açılmışsa, duruşma yapıla- f
maz, sadece delillerin elde edilmesi ve korunması için
gerekli işlemler yapılır (CMK. m. 244, f. 2) ve muhake-
menın durmasına karar verilir (CMK. m. 223, f. 8). Bu
işlemler naip yargıç veya istinabe olunan mahkeme vasıta-
sıyla da yapılabilir (CMK. m. 244, f. 3).
65
VII. YARGILAMA YETKİSİ
44. Yetki sorunu: Yargılan1a makaınlarının çeşitliliği
ve çokluğundan, yargılan1aı1ın bu makamlar arasında pay-
laşılınası, yani çeşitli yargılama makamlarının yargılama
yetkileri sorunu ortaya çıkmaktadır
1
.
Yargılama yetkisi, sübjektif yönden, bir yargılama
ınakamını işgal eden yargıcın belirli bir ceza işi ile uğraş-
ma ve onu halletme yetkisi ve ödevi olarak, objektif yön-
den ise, yargıcın geçerli şekilde yargılama yapabileceği
sınırlı alan olarak tanımlanabilir
2
.
Belirtmek gerekir ki, yargılama yetkisi, yargılama
makamları arasında bölüşülmüştür. Her yargıç ancak işgal
ettiği makama düşen yargılama yetkisini kullanabilir
3
.
Yargılama yetkisinin çeşitli yargılama makamları ara-
sında bölüşülmesinde çok değişik nedenler rol oynamak-
tadır. Örneğin kamusal veya özel menfaat, muhakeme
ekonomisi, delil kolaylığı, savunma garantisi, yargıcın
teknik-mesleki yeteneğinin azlığı veya çokluğu konusun-
daki varsayımlar, yargılama makamında tek yargıcın veya
yargıçlar heyetinin bulunması gibi
4
.
Ceza yargılaması yetkisi ulusal yetki, madde yönün-
den yetki, yer yönünden yetki, kişi yönünden yetki ve gö-
rev yönünden yetki şeklinde bir ayrıma tabi tutulmaktadır.
1
BELLAVISTA: s. 111.
2
BELLAVISTA: s. 111; LEONE: s. 159.
3
KUNTER: s. 370.
4
BELLAVISTA: s. 111.
t
ı
i
.
45. Ulusal yetki: Ulusal yetkiden ınaksat, ulusal yar-
:::-ılaına ınakan1lannın yetkisidir. Türk ınahkeınelerinin
yetkisi, bu ınahken1elerce çözülınesi kabul edilen uyuş..
ınazlıklarla sınırlıdır. Beliıimek gerekir ki, Türk ceza
n1ahkeınelerinin yetkisi, ülkede işlenen suçlarla sınırlı
değildir. Ceza Kanunu, yurt dışında işlenen bazı suçlara da
Türk kanunlarının uygulanacağını kabul etmiştir (m. 10-
13). Bu durum, söz konusu suçlara ilişkin uyuşmazlıkların
çözülmesi yönünden Türk yargılama makamlarının yetkili
olduğu anlan1ına gelir. Zira Türk mahkemelerinde yargıla-
nan uyuşmazlıkların konusunu oluşturan suçlar, ister ülke-
de işlenmiş olsun, ister yabancı ülkede işlenmiş olsun,
yargılama Türk muhakeme kanunlarına göre yapılır. Do-
layısıyla ulusal yetki, ceza muhakemesi kanunlarının yer
yönünden uygulanmasıyla ilgilidir.
Aynı suçla ilgili olarak, çeşitli ülkelerin kanunları
kendi yargılama makamlarını yetkili kabul etıniş olabilir.
Bu gibi durumlarda, bir devlet diğerinin yetkisini tanıyor-
sa, ortada bir uyuşmazlık yok demektir. Böyle bir durum-
da önemli olan, sadece aynı fiilden dolayı ülkede yargıla-
ma yapılıp yapılamayacağı, yapılamayacaksa yabancı
mahkemenin vermiş olduğu kararın ülkede geçerli olup
olmadığıdır. Buna karşılık devletler birbirlerinin yargılama
yetkisini tanımıyorsa, ortada ulusal yetki yönünden bir
uyuşmazlık söz konusudur. Bu uyuşmazlık, Lahey'deki
Milletlerarası Adalet Divanı tarafından devletler hukuku
normlarına göre çözülür
1
.
46. Madde yönünden yetki: Kanunun "görev" adını
verdiği madde yönünden yetki, yargılanacak uyuşmazlık-
1
KUNTER; s. 372; YURTCAN: s. 76.
67
!arın, uyuşınazlığın konusunu oluşturan suçun mahiyetine
ve a suç için öngörülen cezanın ağırlığına göre, ilk derece
n1ahken1eleri (olay mahkemeleri) arasında bölüşülmesini
ifade eder.
I. Bu bölüşüme geçmeden önce, sık sık söz edilecek
olan "yüksek yetkili mahkeme" ve "ortak yüksek yetkili
mahkeme", kavramları üzerinde durmak uygun olacaktır.
Cezası ağır olan suçlarla ilgili uyuşmazlıklara bakan mah-
keme, cezası hafif olan suçlarla ilgili uyuşmazlıklara ba-
kan mahkemeye nazaran "yüksek yetkili mahkeme"dir.
Buna karşılık cezası hafif olan suçlarla ilgili uyuşmazlıkla-
ra bakan mahkeme "aşağı yetkili mahkeme"dir.
"Ortak yüksek yetkili mahkeme"ye gelince: Adli yargı
ilk derece mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuş-
mazlıklarını çözmek yetkisi yargı çevresi içinde bulunduk-
ları bölge adliye mahkemesi ceza dairelerine ait olduğun-
dan (5235 s.k. m. 37), bunlar kendi yargı çevrelerindeki
[ ilk derece mahkemeleri yönünden "ortak yüksek yetkili
r mahkemeler"dir. Aralarında yetki uyuşmazlığı bulunan
l: mahkemelerden biri Yargıtay ceza dairesi ise, ortak yük-
} sek yetkili mahkeme, Ceza Genel Kuruludur.
II. Genel ceza mahkemeleri asliye ceza ve ağır ceza
ff
mahkemeleridir. Sanığa güvence sağlamak amacıyla bu
r
mahkemelerin her birinin madde yönünden yetkisi kanunla
1
c belirlenir (CMK. m. 3).
A) Asliye ceza mahkemesinin madde yönünden yetki-
si kanunlarda ayrıca gösterilmemiştir. Zira genel mahke-
� meler yönünden asıl yetkili mahkeme, asliye ceza mahke-
� mesidir. Kanunlar tarafından açıkça sulh ceza yargıçlığı-
nın veya ağır ceza mahkemesinin yetkisine dahil olduğu
68
l
f
i
ı
ı
lirtiltne en bütün davalar ve işler asliye ceza mahkeme, l
inin etki i içindedir (Kuruluş Kanunu, m. 11). l
t
B) Ağır ceza n1ahken1esi, kanunların ayrıca görevli
kıldığı haller saklı kalınak üzere, Türk Ceza Kanununda
)er alan yağn1a (111. 148), irtikap (m. 250, f. 1 ve 2), resm1
belgede sahtecilik (m. 204), nitelikli dolandırıcılık (m.
�58), hileli iflas (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanunununı
ikinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedin-
ci Bölümlerinde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve f
332 nci maddeleri hariç) ve 3713 sayılı Terörle Mücadele ı
Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan da-
valar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve l
on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili J
dava ve işlere bakar (Kuruluş Kanunu, m. 12). Anayasa i
Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı işlere ilişkin hü-
kümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır
(Kuruluş Kanunu, m. 12).
Mahkemelerin görevleri belirlenirken, suçun kanunda
yazılı cezasının üst sınırı nazara alınır (Kuruluş Kanunu,
m 14).
III. Burada adliye mahkemeleri arasında bulunmaları-
na rağmen, özel nitelikte olan ceza mahkemelerinin madde
yönünden yetkileri üzerinde de durmak gerekir.
A) Devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçla-
rın uzman yargıçlar tarafından çabuk ve isabetli bir şekilde
yargılanmasını sağlamak :aırtacıyla kurulan Devlet Güven-
lik Mahkemelerinin kald1rılınas1yla birlikte bunların yeri•
ne yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde ağır
ceza mahkemeleri görevlendirildi. Bu sonuncuların yerini
de, Terörle Mücadele Kanunun 1O. maddesinde düzenle-
69
nen ve yargı çevresi yine birden çok ili kapsayacak şekilde
görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri aldı. Ancak 6526
sayılı Kanunla gerek bu ağır ceza mahkemeleri gerek 5352
sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca görevine de-
vam eden ağır ceza mahkemeleri kaldırıldı ve bunların
madde yönünden yetkisine giren suçlarla ilgili davalara
bakma yetkisi normal mahkemelere bırakıldı.
B) Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesinin gö-
revine giren suçlar yönünden, suça sürüklenen çocuklar
hakkında açılan davalara bakar (ÇKK. m. 26, f. 1).
C) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından iş-
lenen ve ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla
ilgili davalara bakar (ÇKK., m. 26, f. 2).
47. Madde yönünden yetkiyi düzenleyen kuralların
özellikleri: Madde yönünden yetki bölüşümü, kamu düze-
niyle ilgilidir. Dolayısıyla yargıç, ancak işgal ettiği mah-
kemenin madde yönünden yetkisine giren davalara bakabi-
lir. Bunun dışında kalan işler yönünden yetkisizdir. Buna
"madde yönünden yetkisizlik" veya "görevsizlik" denir.
Madde yönünden yetkinin kamu düzeniyle ilgili olma-
sının sonucu, yetkisizlik iddiası muhakemenin her hal ve
derecesinde ileri sürülebilir. Aynı şekilde bizzat mahkeme
de kovuşturmanın her aşamasında; madde yönünden yetki-
li olmadığına kendiliğinden karar verebilir (CMK. m. 4, f.
1). Yetkisizlik iddiası üzerine veya kendiliğinden madde
yönünden yetkisizlik kararı veren mahkeme, işi yetkili
mahkemeye gönderir (CMK. m. 5, f. 1).
Aşağı yetkili mahkemenin yargılamanın her duru-
munda madde yönünden yetkisizlik veya görevsizlik kara-
70
rı erebilmesine karşılık, yüksek yetkili mahkeme, ancak
duruşn1adan önce böyle bir kararla davayı aşağı yetkili
n1a1ıken1eye gönderebilir (CMK. ın. 6). Yüksek yetkili
mahkemenin duruşmada suçun hukuki niteliğinin değişti..
ğinden bahisle n1adde yönünden yetkisizlik kararı vermesi
ve davayı aşağı yetkili (Kanuna göre alt dereceli) mahke-
me) e göndermesi mümkün değildir (CMK. m. 6)
Adli yargı içerisindeki mahkemeler yönünden verilen
görevsizlik kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir
(CMK. m. 5, f. 2). İtiraz merciinin kararı kesindir (CMK.
m. 271, f 4).
Madde yönünden yetkisiz mahkemenin yapmış olduğu
işlemlerin geçerli olup olmadığı konusunda mülga kanun-
da açıklık yoktu. Yeni Kanuna göre madde yönünden yet-
kili olmayan yargıç veya mahkemece yapılan işlemlerden,
yenilenmesi mümkün oln1ayanlar dışındaki işlemler geçer-
li değildir (CMK. m. 7).
48. Madde yönünden yetki kuralının istisnalan:
Ceza muhakemesi kanunları, aşağı yetkili mahkemenin
yetkisinin yüksek yetkili :qıahkemenin yetkisi tarafından
yutulmasına rıza göstermek suretiyle, madde yönünden
yetki kurallarına bazı istisnalar getirmiştir. Bu istisnalar,
yüksek yetkili mahkemenin, aşağı yetkili mahkemenin
madde yönünden yetkisine giren işlere bakması şeklinde
ortaya çıkmaktadır.
Yüksek yetkili mahkeme, yetkisi dışında kalan davala-
ra ilci halde bakabilir:
a) Kanunumuza göre mahkeme, duruşmada suçun ni-
teliğinin değiştiğinden bahisle davanın konusupu oIuşturan
71
fiilin yargılanmasının aşağı yetkili n1ahkemenin yetkisine
dahil olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı veremez
(CMK. m. 6). Böyle bir kararın verilebilmesi, ancak iddia-
namenin kabulünden som·a ve fakat duruşmadan önce
nıümkündür.
Bu gibi durumlarda, yüksek yetkili mahkemenin yet-
kisizlik kararı verememesinin güvence yönünden sakıncası
yoktur. Zira yüksek yetkili mahkemenin daha güvenceli
olduğu kabul edilmektedir
1
.
b) Madde yönünden yetki itibariyle başka başka mah-
kemelerin yetkisi içinde yer alan uyuşmazlıklar arasında
bağlantı bulunduğunda, davaların yüksek yetkili mahke-
mede birleştirilmesi mümkündür (CMK. m. 9). Örneğin
ağır ceza mahkemesinin yetkisine giren bir uyuşmazlıkla
ilgili muhakemenin asliye ceza mahkemesinin yetkisine
giren bir uyuşmazlıkla ilgili muhakeme ile birleştirildiğin-
de, bu bir!eştirme ağır ceza mahkemesinde yapılacak ve
böylece asliye ceza mahkemesinin yetkisine giren bir işe
ağır ceza mahkemesi bakacaktır.
49. Madde yönünden yetki uyuşmazlıkları: Mah-
kemelerin madde yönünden yetkileri kanunlarla belirlen-
miş olmasına rağmen, bu konuda mahkemeler arasında
uyuşmazlıklar çıkması mümkündür. Bu uyuşmazlıklar iki
şekilde olabilir. Ya birden çok mahkeme aynı konuda
kendisini yetkili görür ve davaya bakmak ister veya bütün
mahkemeler kendilerini yetkisiz görürler ve davaya bak-
mak istemezler. Birinci halde "madde yönünden yetkililik
1
KUNTER: -s. 384; YURTCAN: s. 84.
72
>
uyuşn1azlığı", ikinci halde "madde yönünden yetkisizlik
u ruşmazlığı" söz konusudur.
Böyle bir uyuşınazlıktan söz edilebilmesi ve merci ta-
yinine gidilebilmesi için uyuşınayan kararlar kesin olmalı-
dır. Yetkisizlik uyuşmazlığı yönünden ayrıca asıl yetkili
nıahkemenin de yetkisizlik kararı vermiş olması gerekir.
Uyuşmazlık, aynı bölge adliye mahkemesinin yargı
cevresindeki farklı ilk derece adliye mahkemeleri arasında
çıkmışsa bunu çözecek olan bölge adliye mahkemesidir.
Uyuşmazlık, farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı
çevresi içerisinde bulunan ilk derece adliye mahkemeleri
arasında çıkmışsa, bunu çözecek olan Yargıtay'ın bu ko-
nuda görevlendirilmiş olan ceza dairesidir (YK. m. 14).
Yetkililik uyuşmazlığında, uyuşmazlığı çözecek mer-
ci, yetkili olmayan mahkemelerin kararlarını bozar ve yet-
kili olanı belirler. Yetkisizlik uyuşmazlıklarında, yetkisiz-
lik kararı veren mahkemelerden biri yetkili olduğundan,
uyuşmazlığı çözecek merci, yetkili mahkemeyi belirler ve
sadece bu mahkemenin vermiş olduğu yetkisizlik kararını
bozar.
Uyuşmazlığı çözen merciin kararı kesindir. Bu karar
hem mahkemeyi, hem bölge adliye mahkemesini, hem de
Yargıtay'ı bağlar. Böylece·merci kararıyla yetkili kabul
edilen mahkeme, artık yetkisizlik kararı veremeyeceği
gib� bu mahkemenin hukuki tavsif değişikliği sonucu
madde yönünden yetkisiz olduğu bir suçtan dolayı verdiği
son karar da, madde yönünden yetkisizlik nedeniyle bozu-
lamayacaktır.
73
50. Yer yönünden yetki: Bu yetki, ülkenin, madde
yönünden aynı yetkiye sahip olan mahkemeler arasında,
yargılama yetkisini belirlemek üzere, bölüşülmesini ifade
eder. Böylece her mahkemenin yargılama çevresi belir-
lenmiş olur. Mahkemelerin yargılama çevresi Adalet Ba-
kanlığının teklifi ve Hakimler ve Savcılar Kurulunun kara-
rıyla belirlenir (HSKK. m. 4).
Yer yönünden yetkiyi belirlemede uygunluk ve ibret
olma ölçütleri esas alınmaktadır
1
. Suçun işlendiği yer yar-
gıcının yetkili olması, delillerin elde edilmesi ve değerlen-
dirilmesi yönünden olduğu kadar, suçun işlenmesiyle red-
dedilen hukukun aynı yerde yeniden tesis edilmesi yönün-
den de daha uygundur
2
.
Yer yönünden yetkinin ön şartı, madde yönünden yet-
kidir. Yani yargıcın yer yönünden yetkili olabilmesi için,
öncelikle madde yönünden yetkili olması gerekir
3
.
Yer yönünden yetkiyi belirlemede iki sistem söz ko-
nusudur. Bazı kanunlar birden fazla yer mahkemesine yet-
ki verirken, diğer bazıları tek yer mahkemesine yetki ver-
mektedir
4
. Kanunlarımız bu ikinci sistemi benimsemiştir.
Nitekim bizde yer yönünden yetkiyi belirlemede önce bir
temel ölçüt belirlenmiş; bu ölçütün uygulanamaması ihti-
maline karşı yedek ölçütler de kabul edilmiştir. Ancak
daima tek yer mahkemesinin yetkili oimasını sağlamak
amacıyla bu ölçütler arasında bir sıralama yapılmıştır.
1
BELLAVISTA: s. 119; LEONE: s. 166.
2
BELLAVISTA: s. 119; LEONE: s. 166.
3
BELLAVISTA: s. 119.
4
Bak. KUNTER: s. 388; YURTCAN: s. 89, 90.
74
Ceza :tv1uhakemesi Kanunu, yer yönünden yetkili
ınahken1eyi belirlerken, öncelikle suçların işlendiği yere
göre üçlü bir ayrım yapınıştır:
A) Türkiye'de işlenen suçlar yönünden Kanunun be.
nimsediği ten1el ölçüt "suçun işlendiği yer" ölçütüdür.
Buna göre yer yönünden yetki, suçun işlendiği yer malı•
keınesine aittir; yani suçun işlendiği yer mahkemesi dava•
ya bakacaktır (CMK. m. 12, f. 1).
C!v1K. suçların nerede işlenmiş sayılacağı konusunda
bazı açıklaınalar getirmiş ise de, bunun yeterli olduğu söy•
lenemez. Özellikle tamamlanmış suçlar yönünden suçun
işlendiği yer belirtilmemektedir. Sırf davranış suçlarında
sorun yoktur; suç davranışın yapıldığı yerde işlenmiş sayı-
lacaktır. Aynı şekilde ani suçlarda, davranış ile sonuç aynı
yerde gerçekleştiğinden, suçun işlendiği yeri belirlemek
hiç de zor olmayacaktır. Buna karşılık sonucun davranışın
yapıldığı yerden başka bir yerde gerçekleşmesi halinde,
suç davranışın yapıldığı yerde mi, sonucun gerçekleştiği
yerde mi yoksa hem davranışın yapıldığı hem de sonucun
gerçekleştiği yerde mi işlenmiş sayılacağı sorunu karşımı-
za çıkmaktadır. Her üç ölçütü de savunan yazarlar vardır
1
.
Aynı anda iki ayrı yer mahkemesini yetkili kıldığından,
suçun, hem davranışın yapıldığı yerde, hem de sonucun
gerçekleştiği yerde işlenmiş sayılması isabetli değildir.
Suç, ancak sonucun gerçekleşmesi ile tamamlanmış olaca-
1
KUNTER, hareketin yapıldığı yeri (s. 389); YURTCAN, sonucwı
gerçekleştiği yeri (s. 93); EREM ise, hem hareketin hem de sonu-
cun gerçekleştiği yeri (s. 1B2), suçun işlendiği yer kabul etmekte-
dir. CENTEL-ZAFER de kanna teoriyi benimsemektedirler- (s.
394). •
75
ğından, sonucun gerçekleştiği yerde işlenmiş sayılması
daha isabetli olacaktır.
Buna karşılık suçu oluşturan davranışın ülke dışında
işlenmiş, sonucun Türkiye'de meydana gelmiş olması veya
bunun aksinin gerçekleşmiş olması halinde, öncelikle han-
gi halde suçun Türkiye'de işlenmiş sayılacağı sorunu orta-
ya çıkar. Hukukumuza göre davranışın Türkiye'de yapıl-
mış olması veya sonucun Türkiye'de gerçekleşmiş olması
halinde, suç Türkiye'de işlenmiş sayılır. O halde içeriden
dışarıya doğru mesafe suçlarında davranışın Türkiye'de
yapıldığı yer, dışarıdan içeriye doğru mesafe suçlarında
sonucun Türkiye'de gerçekleştiği yer, suçun işlendiği yer
sayılacak ve yer yönünden yetki o yer mahkemelerine ait
olacaktır (TCK. m. 8).
Kanun, teşebbüs halinde kalmış suçlarda son icra ha-
reketinin yapıldığı yeri, kesintisiz suçlarda kesintinin ger-
çekleştiği yeri ve zincirleme suçlarda zincirleme suçu
oluşturan son suçun işlendiği yeri, suçun işlendiği yer
saymış ve yer yönünden yetkiyi bu yerdeki mahkemeye
vermiştir (CMK. m. 12, f. 2).
Suçun işlendiği yerin bilinmemesi nedeniyle temel öl-
çütün uygulanamadığı durumlarda uygulanmak üzere,
çeşitli yedek ölçütler kabul edilmiştir. Kanunun özel yetki
adını verdiği yetkiyi belirleyen ölçütler sırasıyla şunlardır:
a) Şüpheli veya sanığın yakalandığı yer: Suçun işlen-
diği yer belli değilse şüpheli veya sanığın yakalandığı yer
mahkemesi yetkili olacaktır (CMK. m. 13, f. 1). Şüpheli-
nin yakalandıktan sonra kaçması halinde, bu ölçüte göre
belirlenen yetki değişmez. Kanunda "sanığın yakalandığı
yer"den söz edilmesi yanlıştır. Çünkü kişinin sanık ola-
76
biln1esi için yetkili n1ahkemenin belirlenmiş ve kamu da-
vasının açılmış olması gereklidir.
b) Şüpheli veya sanığın yerleşim yeri: Yer yönünden
yetki yukarıdaki ölçüte göre belirlenemezse, yani şüpheli
veya sanık yakalanmamışsa, şüpheli veya sanığın yerleşim
yerinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK.
m. 13, f. 1). Yerleşim yeri, Medeni Kanunun hükümlerine
göre belirlenecektir. Muhakeme sırasında şüpheli veya
sanığın yerleşim yerinin değişmesi, bu ölçüte göre belir-
lenmiş olan yer yönünden yetkiyi etkilen1ez.
c) Şüpheli veya sanığın Türkiye'de en son adresinin
bulunduğu yer: Şüpheli veya sanığın Türkiye'de yerleşim
yeri yoksa yer yönünden yetkili mahkeme, onun Türki-
ye'de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesidir
(CMK. m. 13, f. 1).
d) İlk usul işleminin yapıldığı yer: Buraya kadar belir-
tilen yedek ölçütlerle yer yönünden yetkili mahkemeyi
belirlemenin mümkün olmaması halinde, "ilk usul işle-
mi"nin yapıldığı yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK.
m 13, f. 3).
Ağır ceza mahkemesinin yetkisine giten bazı suçlar
yönünden farklı bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre
5235 sayılı Kanuriiın 15. maddesinin son fıkrasına göre
Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının
Dördüncü, Beşinci; Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde ta-
nımlanan suçlar (318 inci, 3-19 uncu, 324 üncü,-325 inci ve
332 nci maddeler har-iç),.ile 3113 sayılı Kanunun kapsamı-
na giren suçlar sebebiyle açılan davalar, suçun işlendiği
yerin bağlı olduğ_u ilin adıyla anılan ağır ceza mahkeme-
sinde görülür.-
- '
77
Basın yolu ile işlenen suçlarla ilgili olarak da, yukarı-
da açıklanan ölçütlere istisna getirilmiştir. Suç ülkede ya-
yımlanan bir basılı eserle işlenmişse, yer yönünden yetki,
eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine verilmiştir
(CMK. m. 12, f. 3). Ancak eser birden çok yerde basıldı-
ğında, suç eserin yayım merkezi dışındaki baskısında
meydana gelmişse, hem yayım merkezi mahkemesi, hem
de eserin basıldığı yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK.
m. 12, f. 3). Görülüyor ki, bu tür suçlarla ilgili olarak, yer
yönünden yetki konusunda, ancak bir mahkemenin yetkili
olabileceği ilkesinden vazgeçilmiştir.
Basın suçlarında birden fazla yer mahkemesinin yetki-
li olması şeklindeki istisnanın bir diğeri de, hakaret suçu
ile ilgili olarak kabul edilmiştir. Nitekim basın yoluyla
işlenen hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması
şikayete bağlı ise ve eser mağdurun yerleşim yerinde veya
oturduğu yerde dağıtılmışsa, yayım merkezinin bulunduğu
yer mahkemesinden başka, o yer mahkemesi de yetkilidir
(CMK. m. 12, f. 4). Ayrıca mağdurun suçun işlendiği yer
dışında bir yerde tutuklu veya hükümlü olması halinde,
hem eserin yayım merkezinin bulunduğu yer hem de mağ-
durun tutuklu veya hükümlü olduğu yer mahkemesi yetkili
kabul edilmiştir (CMK. m. 12, f. 4)
1
.
1
CMK.nun tasarısında sanığın suçun işlendiği yer dışında tutuklu
veya hükümlü olması halini düzenleyen hükmün hiçbir gerekçe
gösterilmeksizin ve muhtemelen yanlışlıkla mağduru esas alarak
düzenlenmiş olmasının eleştirisi için bak. FEYZİOĞLU: 5271 sa-
yılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında Bazı Tesbit ve Değer-
lendirmeler, TBB Dergisi, sayı 62, 2006, s. 46-48.
1
Öte yandan Ceza Muhakemesi Kanununun 12. madde..
sinin beşinci fıkrası, görsel ve işitsel yayınlarda aynı Ka-
nunun 12. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanacağını
ve söz konusu yayının mağdurun yerleşim yerinde veya
oturduğu yerde işitilmiş ya da görülmüş olması halinde o
yer mahkemesinin de yetkili olacağını hükme bağlamıştır.
Kanunun 12. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca bili-
şiın sistemlerinin, banka veya kredi kuıumlarının ya da
banka veya kredi kartlarının araç olarak kullanılması sure-
tiyle işlenen suçlarda mağdurun yerleşim yeri mahkemele-
ri de yetkilidir.
B) Ceza Muhakemesi Kanunu, yabancı ülkede işlenen
ve Ceza Kanununun 9, 1O, 11, 12 ve 13. maddeleri gere-
ğince Türkiye'de kovuşturulabilen suçlarla ilgili olarak,
yer yönünden yetkili mahkemenin belirlenmesinde başvu-
rulacak ölçütleri de göstermiştir (CMK. m. 14). Kanun, bu
konudaki yetkili mahkemenin, Türkiye'de işlenen suçlarla
ilgili olarak yer yönünden yetkili mahkemeyi belirlemede
esas alınan yedek ölçütleri öngören 13. maddeye göre be-
lirleneceğini hükme bağlamıştır. Buna göre, yabancı ülke-
de işlenen ve Türkiye'de soruşturulması ve kovuşturulması
gereken suçlarda yer yönünden yetki, öncelikle şüphelinin
yakalandığı yer mahkemesine aittir. Kişi yakalanmamışsa
yerleşim yeri mahkemesi, Türkiye'de yerleşim yeri yoksa
Türkiye'de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi
yetkili olacaktır. Bu ölçütlere başvurmanın mümkün ol-
maması halinde, yer yönünden yetkili mahkemeyi, Adalet
Bakanının istemi ve Yargıtay C. ·Başsavcısının başvurusu
üzerine, Yargıtay'ın bu konuda görevlendirilen Geza daire..
si belirler. • •
78
i'
79
Ancak Kanun, Türkiye dışında işlenen suçlarda yer
yönünden yetkiyi belirleyen ölçütlere mutlak bir değer
tanımamıştır. Nitekim, söz konusu ölçütlerin uygulanabilir
olmasına rağmen, savcının veya şüpheli ya da sanığın ta-
lebi üzerine Yargıtay'ca suçun işlendiği yere daha yakın
bir yer mahkemesine yetki verilebileceği kabul edilmiştir
(CMK. m. 14, f. 2).
Türkiye dışında işlenen suçlarda, yer yönünden yetki
kuralının bir başka istisnası da, yabancı ülkede bulunan ve
diplomatik dokunulmazlıktan yararlanan Türk kamu gö-
revlilerinin suçları ile ilgili olarak kabul edilmiştir. Bu
suçlarda yer yönünden yetkili mahkeme Ankara mahke-
mesidir (CMK. m. 14, f. 4).
C) Ceza Muhakemesi Kanununa göre, "Suç, Türk bay-
rağını taşıma yetkisine sahip olan bir gemide veya böyle
bir taşıt Türkiye dışında iken işlenmişse, geminin ilk uğra-
dığı Türk limanında veya bağlama limanında bulunan
mahkeme yetkilidir" (CMK. m. 15, f. 1). Kanundaki ifade
bozuktur. Kullanılan "veya" bağlacı nedeniyle hükmün,
Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip bir gemi gerek Tür-
kiye'de gerek Türkiye dışında iken bu gemide işlenen suç-
larda yer yönünden yetkili mahkemeyi düzenlediği sonu-
cuna ulaşılmalıdır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 15. maddesinin ikinci
fıkrası, aynı maddenin birinci fıkrasına gönderme yapmak
suretiyle, Türk bayrağını taşıma hakkına ·sahip hava taşıt-
ları ve demiryolu taşıtları açısından da söz konusu düzen-
lemenin geçer1i olacağını hükme bağlamıştır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 15. maddesinin üçüncü
fıkrası ise, bir deniz, hava veya demiry()lu taşıtı ülke içeri-
80
· indeyken bu taşıtta veya bu taşıtla işlenen bir suçta, ta11..
tın ilk ulaştığı yer ınahkeınesini yetkili kılmaktadır. Be..
lirtmek gerekir ki, Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip
bir deniz, hava veya den1iryolu taşıtı ülke içerisindeyken
bu taşıtta işlenen bir suçta hangi mahkemenin yetkili ola-
cağı hususu, 15. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında
zaten çözüme kavuşturulmuştur. Bu taşıtlarla işlenen suç-
larla ilgili de aynı şekilde düşünmek mümkündür. Öte
yandan 15. n1addenin birinci fıkrasındaki taşıtın "ilk uğra-
dığı Türk limanı" ölçütü ile üçüncü fıkrasındaki taşıtın "ilk
ulaştığı yer" ölçütü aynı anlama gelmektedir. Şu halde, 15.
maddenin üçüncü fıkrası, Türk bayrağını taşıma yetkisine
sahip olan deniz, hava ve demiryolu taşıtları açısından
aynı maddenin birinci fıkrasından ve bu hükme gönderme
yapan ikinci fıkrasından farklı bir yer mahkemesini yetkili
kılmamaktadır.
1
Hükmün, birinci ve ikinci fıkradan farkı,
Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip olmayan taşıtların
da kapsamına girmesidir.
Son olarak, Ceza Muhakemesi Kanununun 15. madde-
sinin dördüncü fıkrası, yabancı bayrağı taşıyan bir gemi
vasıtasıyla Türk kara suları dışında işlenen çevreyi kirlet-
me suçunda yer yönünden yetkili mahkemeyi "suçun iş- '
lendiği yere en yakın veya geminin Türkiye'de ilk uğradığı
limanın bulunduğu yer mahkemesi" olarak belirlemiştir.
51. Yer yönünden yetkinin başka mahkemeye nak-
li: Bazı nedenlerle yargılama yetkisinin, yer yönünden asıl
yetkili mahkemeden b�şka bir mahkemeye nakledilmesi
veya devri mümkündür. Bu·durumda, yer yönünden asıl
yetkili mahkemeden başka bir mahkeme yetkili olacaktır.
1
Bu konuda bak�FEYZiOĞLU: 5271, s. 48, 49.
81
Yer yönünden yetki nakli, bağlantı nedeniyle birleştirme,
muhaken1enin nakli ve istinabe hallerinde söz konusudur.
A) Bağlantı nedeniyle birleştirme: Yer yönünden yet-
kisi farklı olan mahkemeler tarafından yargılanacak cezai
uyuşmazlıklar arasında bağlantı bulunması halinde, muha-
kemeler (davalar) bu mahkemelerden herhangi birinde
birleştirilebilir. Birleştirme, kural olarak, ihtiyaridir. An-
cak birleştirmenin veya birleştirmemenin zorunlu olduğu
haller olabilir.
Bağlantı nedeniyle, yer yönünden yetkisi farklı olan
mahkemelerin yetkisine giren muhakemelerin, bu mahke-
melerin birinde birleştirilmesi halinde, kendisinde birleşti-
rilen mahkeme, aslında yetkili olmadığı diğer uyuşmazlık
yönünden de yetkili kılınmış olacaktır.
B) Muhakemenin nakli: Belli nedenlerle bir muhake-
menin yer yönünden asıl yetkili mahkemeden alınarak
başka bir yerdeki mahkemeye verilmesi mümkündür.
Kanun, muhakemenin naklinin iki grup nedene daya-
nılarak yapılabileceğini kabul etmiştir. Bunlar, a) fiili veya
hukuki nedenler ve b) kamu güvenliğine ilişkin nedenlerdir
(CMK. m. 19).
Birinci grup nedenlerden maksat, yer yönünden yetkili
olan yargıcın fiili veya hukuki nedenlerle görevini yapa-
mamasıdır. Fiili nedenlere örnek olarak yargıcın ağır bir
hastalığa yakalanması ve o yerde başka yargıcın bulun-
maması; hukuki nedenlere ·örnek olarak da, yargıcın reddi
isteğinin kabul edilmesi ve o yerde başka yargıcın bulun-
maması gösterile bilir.
82
İkinci grup nedenler kaınu güvenliğine ilişkindir. Mu..
hakeruenin asıl yetkili ınahkeme tarafından yürütülmesi 0
1erde kaınu güvenliği yönünden tehlikeli ise, muhakeme-
nin nakli yoluna gidilir. Örneğin ınuhakemenin asıl yetkili
ınakan1lar tarafından yapılması, o yerde kargaşa çıkmasına
neden olacaksa veya yargıçlar, müdafiler ve tanıklar için
ciddi bir tehlike oluşturacaksa bu yola gidilir.
Fiili veya hukuki nedenlere dayanarak muhakemenin
naklini isteme yetkisi, taraflara aittir. Bu sebeplerin varlığı
halinde bizzat mahkeme de nakil isteyebilir
1
.
Buna karşılık, kamu güvenliği nedeniyle muhakeme-
nin naklini isteme yetkisi, Adalet Bakanına aittir.
Fiili veya hukuki nedenlerle nakle karar verecek mer-
ci, yüksek görevli mahkemedir (CMK. m. 19, f. 1). Bu
mahkemenin oluşamaması halinde, daha yüksek görevli
mahkeme karar verir. Nakle karar verecek mahkeme, an-
cak kendi çevresindeki bir yargılama makamına nakle
karar verebilir. Muhakemenin nakledileceği mahkemenin
görev yönünden yetkili olması gerekir. Nakle karar vere-
cek mahkemenin çevresinde, madde yönünden yetkili baş-
ka bir mahkeme yoksa, nakle daha yüksek görevli mah-
keme karar verir. Buna karşın 5235 sayılı Adlı Yargı İlk
Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 37. mad-
desinin 3. bendine göre, fiili veya hukuki nedenlerle dava-
nın nakline karar verme yetkisi bölge adliye mahkemeleri-
nin ceza dairelerine aittir. Görüldüğü üzere CMK. ile 5235
sayılı Kamın, aynı konuyu farklı şekilde düzenlemişlerdir.2
1
KANTAR: Ceza Muhakemeleri Usulü, Ankara 1957, s. 32.
2
Aynı gün yürürlOğe gir� iki kanunun, aynı konuyu farklı şekilde
83
Kan1u güvenliği nedeniyle nakil kararı verıne yetkisi
ise Yargıtay'a aittir (CMK. ın. 19, f 2).
Kural n1uhaken1enin bütünüyle aktarılınasıdır. Ancak
bazı hallerde, bir kısın1 işlerin nakledilebileceği de savu-
nulınaktadır. Örneğin bir itirazı inceleyecek veya yetki
uyuşmazlığını çözecek ya da yargıcın reddi talebini karara
bağlayacak yargıç yönünden muhakemenin nakli sebepleri
söz konusu olduğunda, muhakemenin bütünü değil, sadece
belli işlen1le ilgili muhakeme nakledilecektir
1
.
Nakle karar verecek olan merciin kararı kesindir. Do-
layısıyla muhakeme kendisine nakledilen mahkeme, bu
karara uymak zorundadır. Nakli gerektiren sebep sonradan
ortadan kalksa bile, nakle karar veren merci muhakemenin
asıl yetkili mahkemeye gönderilmesine karar veremez.
Aynı şekilde muhakeme kendisine nakledilen mahkeme-
nin de böyle bir karar vermesi söz konusu değildir.
C) İstinabe: İşleri çabuklaştırmak ve ucuzluğu sağla-
mak gibi pratik gereklerle kabul edilen
2
istinabe, yer yö-
nünden yetkili makamın, belli bir muhakeme işleminin
yapılması konusunda, işlemin yapılacağı yerdeki yetkisiz
makama yetki vermesidir. Örneğin Ankara'daki mahke-
menin yürütmekte olduğu bir muhakeme ile ilgili olarak,
Eskişehir'de bulunan bir tanığın dinlenmesi veya bir keşif
yapılması konusunda Eskişehir mahkemesini yetkilendir-
mesinde olduğu gibi.
düzenlemiş olmalarının eleştirisi için bak. KUNTER-YENİSEY-
NUHOĞLU: Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, İstanbul 2006, s. 350.
1
KUNTER: s. 396.
2
YURTCAN: s. 105.
84
'
f
i
İstinabe ulusal düzeyde uygulanabileceği gibi, ulusla. 1
rarası düzeyde de uygulanabilir. Yani ulusal bir mahkeme, t
yabancı ülkede bulunan bir tanığın dinlenn1esi için o er i
ınahkemesine yetki verebilir. Ceza İşlerinde Karşıl�ı 1
Yardım Avrupa Sözleşmesi ve 6706 sayılı Cezai Konular..
da Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu ile düzenlenen ulus-
lararası istinabenin temel amacı, çabukluk ve ucuzluktan
başka, uluslararası alanda suçlulukla dalın etkili bir müca-
dele için karşılıklı adli yardımlaşmayı güçlendirmektir
1
.
İstinabede yapılacak işlemin niteliği ve uygulanacak
normlar değişmez. Örneğin, tanık asıl yetkili mahkemede-
ki gibi dinlenir. Bunun için tanığın eski ifadeleri de ihtiya-
ten gönderilmelidir. Aynı şekilde sanık da asıl yetkili
mahkemedeki gibi sorguya çekilir. Duruşınada sorgudan
önce iddianame okunacağından, sorgu için istinabeye gi-
dildiğinde iddianame de gönderilmelidir
2
.
Soruşturmada "dağınıklık" esas olduğundan, istinabe
için sınır yoktur. Buna karşılık kovuşturınanın "bağlılık",
"sözlülük", ve "yüze karşılık" özellikleri gereği, bu safha-
da istinabe sadece a) duruşmada hazır bulunma ödevinden
kurtarılan sanığın sorguya çekilmesi (CMK. m. 196), b)
hastalık veya malullük veya giderilmesi olanağı buhınn1a-
yan diğer bir engel (ilerlemiş gebelik gibi) yüzünden uzun
ve önceden belli olmayan bir zaman için duruşmada hazır
bulunamayacak olan veya konutlarının yetkili mahkeme-
nin yargı çevresi dışında bulunması nedeniyle duruşmaya
getirilmeleri güç olan tanık veya bilirkişilerin dinlenmeleri
(CMK. m. 180) ve c) keşif yaptırmak (CMK. m. 83) için
1
BELLAVISTA: s. 31.
2
KUNTER: s. 399.
85
kabul edilmiştir. Ancak Kanun, büyükşehir belediye sınır-
ları içinde muhaken1e yapan mahken1enin, kesin bir zorun-
luluk bulunmadıkça, bu belediye sınırları içerisinde bulu-
nan müdafi, şikayetçi, sanık, tanık ve bilirkişilerin istinabe
yoluyla dinlenmelerine karar verilemeyeceğini öngörmüş-
tür (CMK. m. 180, f. 4).
İstinabe, yargıçlar ve mahkeıneler arasında uygulana-
bileceği gibi, savcılar arasında da uygulanabilir.
İstinabe eden mahkeme ile istinabe edilen mahkeme
aynı seviyede olmalıdır. Örneğin bir asliye ceza mahke-
mesi, ancak başka bir asliye ceza mahkemesini istinabe
edebilir. Ancak zorunluluk bulunması halinde bu kuralın
dışına çıkılabilir
1
.
51 his. Duruşmanın başka yerde yapılması: Davaya
bakmakta olan mahkeme, fiili nedenlerle (örneğin duruş-
ma salonunun yetersiz olması) veya güvenlik gerekçesiyle,
duruşmanın aynı ilin sınırları içerisinde başka bir yerde
yapılmasına karar verebilir (CMK m. 19, f. 3). Bu durum-
da yer yönünden bir yetki devri söz konusu değildir. Çün-
kü duruşma yer yönünden esas yetkili mahkemede, ancak
aynı il sınırları içinde bulunan başka bir yer adliye bina-
sında yapılmaktadır. Ayrıca duruşmanın başka yerde ya-
pılmasına karar verecek olan, davaya bakmakta olan mah-
kemedir. Bu kararlara itiraz edilebilir (CMK. m. 19, f. 3).
52. Yer yönünden yetkisizlik iddiası: Bu iddia, asıl
davaya bakmakta olan yargılama makamına yapılacak bir
taleple bildirilir (CMK. m. 18). Talebin sözlü veya yazılı
olması mümkündür. Kanunda sadece sanıktan söz edil-
1
TOSUN: I, s. 423.
86
1
n1ekt. ise de, savcının da böyle bir talepte bulunabileceği-
ni kabul etn1ek gerekir. Nitekin1 savcı, kamu davasını aç-
1
tıktan som·a, ancak henüz sanık duruşmada sorguya çekil- i
nıeden yer yönünden yetki konusunda yanılmış olduğu ı·
görüşüne varnuş olabilir.
Yer yönünden yetki bölüşümü pratik gereklere dayan- f