powered by

powered by

TOROSLU - FEYZİOĞLU CEZA MUHAKEMES i • HUKUKU ANKARA EKiM 2023 NEVZAT TOROSLU METİN FEYZİOĞLU SAVAŞ YAYINLARI ANKARA 2023 Yayınevi ve Dağıtım OsLim Mahallesi 1208. Sokak. No: 9 ' eni mahalle Osıinı / AN lWlı. Tel:0.312 434 �35 97 0.312 432 44 29 Ceza Muhakemesi Hukuku ı ı ı ı c' ini ıı ; ,ızılı I.'.ı ı i ;ılı ı ıı ıı J da ı ı }),;ı.ıı,ı - ı, ıaz, kop) ;t'ı.l ,:ıkırıLırn;v, fnınkopı ,ılın:1111;11 vy:1 kup)'a ;ıııl.ıınıLı�ı) .thilccek iıic:bi ı ill'ııı ) .ıpıLını,11.. Nevzat TOROSLU Metin FEYZİOĞLU Fax:0.312 432 44 28 Şube Cemal Gürsel Caddesi Fakülteler Mah. Ankara Ünv. Hukuk Fak. Öbı-renci Girişi Cebeci / ANKARA Tel:0.312 319 83 33 www.savaskitap.com Baskı Yılı Baskı Sayısı Ebadı Kağıt Cilt Sayfa Sayısı ISBN : Ekim 2023 : 22. Baskı 1. Baskı Şubaı 1998 2. Baskı I laziraıı l 9�)9 :1. Baskı ığııstos 2001 '1. I3askı Ekim 2003 5. Baskı Kasım 2006 G. Baskı Ekinı 2008 7. Baskı Eylül 2009 8. Baskı Mayıs 2011 9. Baskı Ocak 2012 10. Baskı Kasıııı 2012 11. Baskı Eylül 2013 12. Baskı Kasım 2013 13. Baskı Eyliil 2014 11. Baskı Mayıs 2015 15. Baskı Eylül 201G 16. Baskı Ekim 201G 17. Baskı Ekim 2017 18. Baskı Ekim 2018 19. Baskı Eylül 2019 20. Baskı Ekim 2020 21. Baskı Ek im 2021 22. Baskı Ekim 2023 : 13,5xl9,5 : 1. Hamur : Amerikan cilt : 480 : 978-625-6805-15-6 Dizgi & Tasarım : Savaş Dizgi Baskı : Özbaran Ofset ÖNSÖZ Bu kitabın amacı, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Jvluhakemesi Kanununun hukuk öğrencilerine ve uygula- yıcılarına yardımcı olacak bir açıklamasını ortaya koymaktır. Bu nedenle, zorunlu olanın ötesinde teorik tartışmalardan kaçı- nıldığı gibi, Kanunun tutarsızlıklarının, çelişkilerinin ve belir- sizliklerinin derinlemesine bir analizini yapınaktan da kaçınıl- mış, anlaşılabilir bir açıklaması ile yetinilmiştir. Didaktik açıdan isabetli olduğu düşünülerek kitabın önceki baskılarındaki sistematik hemen aynen korunmuş, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu bu sistemin içerisine yerleştirilmiştir. ili V İÇİNDEKİLER ı. GİRİŞ 1. Mul1akeme hukuku ...................................................... 1 2. Ceza muhakemesi hukuku ........................................... 1 3. Ceza normu muhakeme normu ayrımı. ....................... 2 4. Ceza muhakemesi hukukunun mahiyeti ...................... 3 5. Ceza muhakemesi hukuku bilimi (dogmatiği) ............. 4 6. Metot sorunu ....................................................................5 7. Ceza muhakemesi hukukunun amacı. ......................... 5 8. Gerçeğin araştırılmasında uyulması gereken ilkeler ... 8 Il. CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI ............................................................... 12 9. Kaynakların çeşitleri .................................................. 12 10. Ceza muhakemesi normlarının yorumu .................... 15 fil. CEZA MUHAK. E. MES. İ ,.., N. ORMLARININ UY"G"ULANABILIRLIGI ......................................... 17 11. Ceza muhakemesi normlarının zaman yönünden uyguIanab·ı1ı·r1ı·g"'ı ............................................... 17 12. Ceza muhakemesi normlarının yer yönünden uygulanabilirliği ......................................................... 21 13. Ceza muhakemesi normlarının kişi yönünden uygu1anab·ı1ı·r1ı.g"'ı ............................................. 22 VI -- IV. MUHAKEME GÖREVİ VE MAKAMLARI ................. 24 14. Kollektif hüküm vern1e görevi ....................................... 24 15. Ceza yargı laması görevi ................................................. 25 16. Ceza Yargılaması makamları ......................................... 27 17. Genel ceza yargılaınası ınakamlarının o••rgu··11enınesı• ............................................................ 29 I 8. Özel ceza yargılaınası ınakaınları ................................. 33 19. Mahkeınelerdeki yargıç sayısı. ...................................... 33 20. Ceza iddiası ve ceza davası ............................................ 34 21. Ceza davasının çeşitleri .................................................. 36 22. Kamu davasının mecburiliği ........................................... 36 23. Kamu davasının devan1lılığı .......................................... 38 24. İddia ınakamları ............................................................... 38 25. Savcılık örgütü ................................................................. 39 26. Devletin diğer iddia makamları ..................................... 41 27. Bireysel iddia makaınları ................................................ 41 28. Savunma görevi ............................................................... 41 29. Savunma makamları ........................................................ 43 V. CEZA MUHAKEMESİ SİSTEMLERİ........................ 47 30. Genel olarak ..................................................................... 47 31. İtham sistemi ..........................� ..................................... 48 32. Tahk.ik sistemi ......................................................... 5O 33. İşbirliği sistemi ....................................................... 51 VI. CEZA MUHAKEMESİ ŞARTLARI ............................ 53 34. Kavram .................................................................. 53 35. Muhakeme şartlarının tasnifi ................................... 54 36. Muhakeme şartlarının sonuçları ............................... 55 37. Muhakeme şartlarının çeşitleri ................................. 57 38. Şikayet ................................................................... 57 VII . 39. Talep (isteın) ............................................................. 61 40. Müracaat (başvuru) .................................................... 62 41. Izin ............................................................................. 62 42. Sanığın akıl hastası olınaması .................................... 63 43. Sanığın gaip olmaınası. .............................................. 64 . VI.I. YARGILAMA YETKiSi ................................................. 65 44. Yetki sorunu ............................................................... 65 45. Ulusal yetki ................................................................ 66 46. Madde yönünden yetki ............................................... 66 47. Madde yönünden yetkiyi düzenleyen kuralların özellikleri ................................................... 69 48. Madde yönünden yetki kuralının istisnaları ............... 70 49. Madde yönünden yetki uyuşmazlıkları ....................... 71 50. Yer yönünden yetki ................................................... 73 51. Yer yönünden yetkinin başka mahkemeye nakli ....... 80 51 bis. Duruşmanın başka yerde yapılması .................... 85 52. Yer yönünden yetkisizlik iddiası. .............................. 85 53. Yer yönünden yetkisiz yargıcın yaptığı ı•ş1em1erı•n deg..,erı• ................................................... 86 54. Yer yönünden yetki uyuşmazlıkları ........................... 87 55. Kişı• yo..nu..nden yetk'ı ................................................... 88 56. Kişi yönünden yetki uyuşmazlıkları .......................... 89 57. Görev yönünden yetki ............................................... 90 58. Niyabet (Naiplik) ....................................................... 93 59. Görev yönünden yetki uyuşmazlıkları. ...................... 94 VIII. UYUŞMAZLIKLAR ARASINDA BAĞLANTI ......... 95 60. Bağlantı kavramı ve çeşitleri ..................................... 95 61. Bağlantının sonuçları .............; ................................... 97 62. Muhakemelerin birleştirilmesi ................................... 97 VIII • 63. Birleştirmeye yetkili makamlar ................................... 99 64. Muhakemelerin birleştirilmesinin sonuçları ............. 1Oı 65. Nisbı ınuhakeıne ........................................................ 102 66. Bekletici sorun sayına ................................................ 105 IX. CEZA MUHAKEMESİ SÜJELERİ .............................. 108 67. Genelolarak ................................................................. 108 68. Yargıç kavramı ve yargıçlarla ilgili ayrımlar ............ ı09 69. Yargıçlıkşartları ......................................................... 111 70. Yargıcın nitelikleri ..................................................... 112 71. Yargıcın bağımsızlığı ................................................. 112 72. Yargıç bağ11ns1zlığının korunınası ............................. 114 73. Yargıcın tarafsızlığı .................................................... 123 74. Yargıcın davaya bakamaması .................................... 123 75. Yargıcın reddi ............................................................. 125 76. Yargıcın çekinmesi ..................................................... 129 77. Yargıcın ödevleri ........................................................ 130 78. Yargıcınyetkileri ......................................................... 131 79. Savcının süjeliği ve görevi. ....................................... 132 80. Cumhuriyet başsavcısının savcılarla ve diğer Cumhuriyet başsavcılıklarıyla ilişkileri .....................132 81. Savcıların bağımsızı ığı sorunu ................................... 133 82. Savcının taraf olup olmadığı sorunu ..........................136 83. Savcının tarafsızlığı sorunu ......................................... 136 84. Savcının ödev ve yetkileri. .......................................... 137 85. Katılanın (müdahilin) süjeliği ..................................... 140 86. Katılanın ödevleri·ve yetkileri ..................................... 141 87. Şüpheli ve sanığın süjeliği .......................................... 143 88. Şüpheli ve sanıklık sıfatının başlaması ve sona ermesi .......................,,,. ........................................ 143 89. Şüpheli ve sanığın gerçek kişi o)ması şartı ............... 144 IX 90. Sanığın belli olması şartı. ......................................... 144 91. Gaip veya akıl hastası olmanın sanıklığa etkisi ....... 145 92. Şüphelinin ve sanığın zorunlulukları ........................ 146 93. Şüpheli ve sanığın hakları ........................................ 153 94. Şüpheli ve sanığın susına hakkı ............................... 155 95. Müdafiden yararlanma hakkı ................................... 157 96. Müdafıin süjeliği ...................................................... 158 97. Müdafi olabilmenin şartları ...................................... 158 98. Müdafi in atanması .................................................... 160 99. Müdafi in sayısı ......................................................... 162 100. Birden çok şüpheli veya sanığın müdafiliği ............. 163 1O1. Müdafiin ödevleri ..................................................... 163 102. Müdafiin yetkileri ..................................................... 165 X. CEZA MUHAKEMESİ İŞLEMLERİ ........................ 170 103. Ceza muhakemesi işlemi kavramı ............................ 170 104. Muhakeme işlemlerinde şekil ................................ 171 105. Muhakeme işlemlerinde süre .................................... 173 106. Eski hale getirme ...................................................... 176 107. Yargıç işlemleri. ....................................................... 179 108. Yargıç kararlarının verilmesi .................................... 182 109. Savcı işlemleri .......................................................... 184 11O. Ceza muhakemesi işlemlerinin belgelenmesi ........... 186 111. Muhakeme işlemlerinin bildirilmesi. ........................ 189 112. Muhakeme işlemlerinin müeyyideleri ...................... ı94 . XI. DELiLLER .................................................................. 199 113. Genel olarak .............................................................. 199 114. Delil serbestisi ve vicdani delil sistemi. ................... 200 115. Delillerin özellikleri.............................................. 20 I 116. İspatın konusu ........................................................... 204 - 117. İspatın nisbiliği ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi ............................................................................... 205 118. Delillerin ayrımı ................................................... 206 119. Tanık beyanı. ................................................................. 208 120. Tanık beyanının değeri .......................................... 209 121. Tanığın ödevleri ................................................... 21O 122. Tanığın hakları ..................................................... 2I4 123. Tanıklıktan çekinme zorunluluğu ............................ 216 124. Tanığın çağrılması ................................................ 2 ı7 125. Tanığın dinlenn1esi .............................................. 219 126. Şüpheli veya samk beyanı. ..................................... 224 127. Katılan beyanı ...................................................... 227 128. Diğer Kişilerin Beyanı ............................................ 228 129. Belgeler ................................................................ 229 130. Yazılı Belgeler ....................................................... 229 131. Şekil tesbit eden belgeler ........................................ 230 132. Ses tesbit eden belgeler ........................................ 230 133. Belirtiler ................................................................ 23 ı 134. Delillerin değerlendirilmesi .................................... 232 135. Bilirkişilik ............................................................. 233 136. Bilirkişinin ödevleri ............................................... 235 137. Bilirkişinin yetkileri ............................................... 238 138. Bilirkişi inceleınesi ve mütalaası. ........................... 239 139. Tarafların seçtiği bilirkişi .................................... 241 140. Keşif ............................................................... 242 141. Ölünün muayenesi ............................................ 243 142. Yer gösterme ......................................................... 245 143. Gözlem altına alma ................................................. 247 144. Şüpheli veya sanığın beden muayenesi ve vücudundan .örnek alınması .................................. 248 X . . 145. Diğer kişilerin beden muayenesi ve vücuttan örnek alınması .......................................................... 249 146. Moleküler genetik inceleıneler ................................ 250 147. Fizik kimliğin tesbiti. ............................................... 251 . XII. KORUMA TEDBIR.LERI ............................................ 253 148. Genel olarak ............................................................. 253 149. Tutuklama ................................................................ 254 150. Tutuklamanın şartları ............................................... 256 151. Tutuklama nedeninin varsayılması. .......................... 258 152. Tutuklama kararı verilmesi ve usul ......................... 260 153. Tutuklama kararının tutuklunun yakınlarına bildirilmesi ............................................................... 261 154. Soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının tutuklamanın devamına lüzum görmemesi hali ........ 261 155. Şüpheli veya sanığın tutuklama kararının kaldırılmasını talep etmesi ....................................... 262 156. Salıverilen kişinin yükümlülükleri ........................... 263 157. Tutukluluk halinin incelenmesi. ............................... 263 158. Tutuklama kararına veya tutukluluğa ilişkin kararlara itiraz ..................................................... 264 159. Tutuklulukta azami süreler ....................................... 264 160. Tutuklama kararının kendiliğinden hükümsüz kalması ............................................... 266 161. Tutuklama kararının yerine getirilmesi .................... 267 162. Kaçak hakkında tutuklama kararı verilınesi ............. 268 163. Adli kontrol, ........................................................ 269 164. Adli kontrol kararı verilmesinin şartları ................... 270 I65. Adli kontrol kararı verecek merciler ve usul. .......... 272 I66. Adli kontrol kararının kaldırı]ması veya ı•çerı•g...ı•nı•n değı'şt'ırı'Imesı• ....................................... 273 I67. Adli kontrole ilişkin kararlara itiraz ......................... 273 XI - D 167 bis. Adli kontrol altında geçecek süre ...................... 274 168. Şüpheli veya sanığın adlı kontrol kararının gereğini yerine getirmeınesi .................................... 275 169. Adlı kontrol tedbirlerinden güvence ........................ 276 170. Yakalama ............................................................. 277 171. Yakalaınanın sonuçları ve gözaltı ............................ 279 172. Gözaltı ................................................................. 280 173. Yakalama emri üzerine yakalaına ............................ 283 174. Arama .................................................................. 286 175. Arama kararı ve araınanın yapılınası ....................... 288 176. Muhafaza altına alına............................................ 29 I 177. Elkoyma ............................................................... 292 178. Elkoyına kararı ve elkoyına işleminin yapılması ..... 293 179. Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma ............... 294 180. Postada elkoyma ................................................... 296 181. Avukat bürolarında araına, elkoyma ve postada elkoyma ................................................... 296 182. Elkonulan eşyanın iadesi ....................................... 298 183. Elkonulan eşyanın muhafazası ve elden çıkarılması ............................................................ 298 184. Diğer tedbirler ....................................................... 299 I85. Arama, elkoyma ve telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında tesadüfen elde edilen deliller .................................. 303 ı86. Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat ..................... 304 187. Tazminatın geri alınması ........................................ 308 ' . ' XIII. SORUŞTURMA EVRESi .......................................... 310 188. Genel olarak ..................................................... 31O 189. Suçu haber alma yolları·""'"'."""····..•··...• .............. 310 190. Soruşturma evr�sınin organları ............................. 313 XII XIII 191. Adli kolluk ............................................................... 316 192. Soruşturmanın yürütülmesi ....................................... 318 193. Sonuç çıkarma ........................................................... 321 194. Kovuşturmaya yer obnadığı (takipsizlik) kararı ....... 321 195. Kovuşturmama kararının ortadan kaldırılması ......... 322 196. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi ................. 325 197. Kamu davasının açıbnası ........................................... 326 198. İddianame .................................................................. 327 199. İddianamenin iadesi ................................................... 328 XIV. KOVlJŞTURMA ............................................................ 331 200. Genel olarak .............................................................. 331 201. Duruşma hazırlığı. ..................................................... 331 202. Duruşma .................................................................... 336 203. Duruşmanın özellikleri .............................................. 337 204. Duruşmada hazır bulunması gereken kimseler ........ 343 205. Duruşmaya ara verme............................................... 346 206. Duruşmanın yönetimi ............................................... 347 207. Duruşmanın başlangıcında yapılacak işlemler ......... 350 208. Delillerin ortaya konulması. ..................................... 351 209. Delillerin tartışılması ................................................ 358 21O. Son karar (hüküm) ve çeşitleri ................................. 361 211. Son kararın unsurları ................................................ 365 212. Son kararın verilmesi. ............................................... 367 213. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması ................. 368 214. Son kararın bildirilmesi ............................................. 373 XIV. his. BAZI SUÇLARA İLİŞKİN MUHAKEME ......... 375 214. bis. Seri muhakeme .................................................. 375 214. ter. Basit yargılama usulü ........................................ 378 XV. UZLAŞTIRMA ..........................., ................................... 381 . • XVI. KANUN YOLLARI ........................................................ 383 215. Kanun yolunun tanımı ve aınacı................................. 383 216. Kanun yollarının çeşitleri ............................................ 385 217. Kanun yoluna başvurn1a hakkı ................................... 386 218. Kanun yoluna başvurma süresi .................................. 389 219. Kanun yoluna başvuımanın şartları ........................... 390 220. Kanun yoluna başvurmadan vazgeçme ve başvuruyu geri alma .................................................... 391 221. Kanun yoluna başvuru üzerine izlenecek yol ve xvn. . başvurunun sonuçları ................................................... 392 . ITIR.AZ .......................................................................... 396 222. Tanımı. ........................................................................ 396 223. İtiraz edilebilen kararlar .............................................. 396 224. İtirazın süresi ............................................................... 398 225. İtiraz yo . luna başvurabilenler, başvurunun şekli veetkisı ....................................................................... 398 226. İtirazı incelemeye yetkili merciler ............................ 399 227. İtirazın incelemnesi .................................................... 402 . XVIll. iSTiN"AF................, ................................................ 404 228. Mahiyeti, amacı, etkileri ............................................ 404 229. İstinaf nedeni ............................................................... 405 230. Bozmayı gerektiren hukuka aykırılıklar ................... 405 231. Aleyhine istinaf yoluna başvurulabilen kararlar. ..... 407 232. Aleyhine istinaf yoluna başvurulaınayan kararlar ... 408 233. İstinaf yo)una başvurma .............................................. 409 234. Kararına karşı istinaf yoluna başvurulan mahkemenin yapacağı işlemler .................................. 411 235. Dosyanın tevzii.....................; ...................................... 413 236. Bölge adliye mahkemesinin ört incelemesi ............ 413 XN XV 237. Bölge adliye ınahkeınesinde inceleıne (yargıla.n1a) ............................................................. 414 238. İstinaf incelemesinin (yargılaınasının) konusu ....... 414 239. Bölge adliye ınahkeınesinin kararları ...................... 416 240. Esastan ret kararı (onama) ....................................... 416 241. Bozma kararı ........................................................... 418 242. Dav . anın yeniden görülmesi (ıslah) kararı ............... 419 x.IX. TEMY'IZ .................................................................... 422 243. Mahiyeti, amacı ve etkileri ...................................... 422 244. Temyiz nedeni ......................................................... 423 245. Bozmayı gerektirmeyen hukuka aykırılıklar ............424 246. Hukuka kesin aykırılık halleri ..................................427 247. Temyiz edilebilen kararlar ........................................ 428 248. Temyiz edilemeyen kararlar ..................................... 429 249. Temyiz yoluna başvurma ......................................... 431 250. Kararı temyiz edilen mahkemenin yapacağı işlemler ...................................................... 433 251. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının mütalaası (tebliğname) .............................................................. 434 252. Yargıtay'ın ön incelemesi ........................................ 435 253. Temyiz yargılaması .................................................. 436 254. Temyiz yargılamasının konusu ................................ 437 255. Yargıtay'ın son kararları .......................................... 439 256. Esastan ret (onama) kararı ....................................... 439 .257. Bozma kararı .......................................................... 440 258. Islah kararı ........................................, .......................... 441 259. Son karardan sonra yapılacak işler .......................... 443 260. Bozmadan sonra mahkemenin verebileceği kararlar ................................................ 444 261. Uymadan sonra serbestlik ilkesi......., ...................... 446 . • 262. Uyınadan sonra verilen son karara karşı temyiz yolu ....................................................................448 263. Bozma kararının temyiz etmeyenlere etkisi ............... 449 XX. YARGITAY CUlfifURİYET BAŞSAVCISININ İTİRAZI. ................................... 452 264. Tamını ve niteliği ......................................................... 452 265. Sebepleri ve şartları ...................................................... 452 266. Muhakeme .................................................................... 453 XXI. KANUN" YA.RARIN"A BOZMA ....................................... 456 267. Tanımı ve niteliği ......................................................... 456 268. Sebepleri ve şartları ...................................................... 456 269. Kanun yararına bozma yolu muhakemesi .................. 457 270. Bozma kararının etkisi ................................................ 458 XXII. YARGILAMANIN YENİLENMESİ .......................... 461 271. Niteliği ve amacı .......................................................... 461 272. Yargılamanın yenilenınesi davası. ......................... 462 273. Yargılamanın yenilenınesi nedenleri.......................... 464 274. Yargılamanın yenilenmesi muhakemesi .................... 470 . BIBLIYOGRAFY A .................................................................. 475 XVI 1 ı. GİRİŞ 1. Muhakeme hukuku: Muhakeme, hukuki bir uyuşınazlığın yargısal çözümüne katılan organlar ve süje- ler tarafından yapılan işlemlerin bütünüdür. Muhakeme hukuku ise, muhakemeyi oluşturan işlemleri düzenleyen hukuk normlarının bütünüdür. Muhakeme, bağlı olduğu ve gerçekleşmesine hizmet ettiği maddi hukuk dallarına göre türlere ayrılabilen genel bir kavramdır. Böylece medeni muhakemeden, ceza mu- hakemesinden, idari muhakemeden, anayasa muhakeme- sinden ve disiplin muhakemesinden söz edilebileceği gibi, bu ayrıma paralel olarak medeni muhakeme hukukundan, ceza muhakemesi hukukundan, idari muhakeme hukukun- dan ve disiplin muhakemesi hukukundan söz etmek de mümkündür. Ancak muhakeme özünde tektir 1 . Zira temel ilkeleri bütün muhakeme türleri için geçerli olabilen bir muhakeme genel teorisi mevcuttur. Örneğin Hukuk Mu- hakemeleri Kanununda açıkça ifade edilen "usul ekonomi- si" ilkesinin (m. 30) bütün muhakemeler ve bu arada ceza muhakemesi yönünden de geçerli olduğundan şüphe edi- lemez. Bununla beraber belirtmek gerekir ki, bu gibi ortak ilkeleri tesadüfen şu veya bu kanuna yerleştirmek yerine, bir tek genel "muhakeme kanunu"nda toplamanın uygun olacağı savunulmuştu?. 2. Ceza muhakemesi hukuku: Ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku ayrımı, yavaş bir gelişimin sonucun- 1 BELLAVISTA: Lezioni di diritto processuale penale, Milano 1969, s. 3. 2 KUNTER: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 1989, s. 21. • da ortaya çıkmıştır. Uzun süre bu iki hukuk dalı bir bütün teşkil edecek şekilde birbirine karışmış durumdaydı. Bu iki hukuk dalı arasındaki ayrım, cezanın, bunun uygulana- bilmesi için kanunun öngördüğü şartların gerçekleşip ger- çekleşmediğini belirlemekle görevli yargılama organları tarafından verilebileceğinin kabul edilmesiyle ortaya çık- mıştır. Yargılama organlarının bu faaliyetinden ceza mu- hakemesi doğmuştur. Şu halde ceza muhakemesi hukuku, muhakemeyi, daha açık deyişle devlet organlarının ceza kanununun ihlal edilip edilmediğini, ihlal edene ne ceza verileceğini belirlemeye yönelik faaliyetlerinin türünü, biçimini ve zamanını düzenleyen normların bütününün oluşturduğu hukuk dalıdır. Böyle bir belirleme tanık, bilir- kişi ve müdafi gibi kişilerin müdahalesini de gerektirdi- ğinden, bunların faaliyetlerini düzenleyen ve bunlar tara- fından gerçekleştirilen işlemlerin hukuki değerini belirle- yen normlar da muhakeme hukukuna dahildir. 3. Ceza normu muhakeme normu ayrımı: Hukuk normunun ne olduğu bilinmektedir. Burada ceza muhake- mesini idare eden normları ceza normlarından ayıran hu- susun ne olduğu üzerinde durulacaktır. Ceza muhakemesi- ni düzenleyen normların muhakeme normları olduğunu söylemek yeterli değildir. Aynı şekilde bir normun ceza kanununda veya ceza muhakemesi kanununda yer alınış olması da, bu konuda kesin bir ölçüt sayılamaz. Zira ceza kanununda muhakeme normlarına yer verilmiş olabileceği gibi ceza muhakemesi kan�unda da ceza normları bulu- nabilir. Örneğin Ceza Kanununun 11 ve 12. maddelerinde yer alan ve yabancı ülkede işlenen suçlardan dolayı muha- keme yapılabilmesini faillerin Türkiye'de bulunmaları şartına bağlayan normlar Ceza Kanununda yer alıpalarına 2 J 3 rağn1en muhaken1e norn1larıdır. Buna karşılık Ceza Mu- haken1esi Kanununun 128. 111addesinin 8. fıkrasında yer alan ve elkoyma kararının gereklerine aykırı hareket edil- mesinin nasıl cezalandırılacağını gösteren norm Ceza Mu- hakeınesi Kanununda yer aln1asına rağn1en ceza normu- dur. Bu konudaki kesin ölçüt, ancak normun amacından elde edilebilir. Ceza tehdidi ile yasaklanan davranışların neler olduğunu ve cezaı sorumluluğun şartlarını belirle- meye yönelik normlar ceza hukuku normlarıdır. Bu norm- lar, özünde devletin cezalandırma hakkının veya yetkisinin doğuşunun, değişmesinin ve sona ermesinin dayandığı genel ve özel şartları belirlemektedir. Buna karşılık, ceza normlarının ihlal edilmeleri halinde, bu ihlalleri, yani suç- ları ve faillerini belirlemenin şartlarını, bir başka deyişle ceza normlarının ihlali halinde buna ilişkin müeyyidenin faile uygulanmasını sağlamaya yönelik faaliyetleri düzen- leyen normlar ise, ceza muhakemesi normlarıdır 1 . 4. Ceza muhakemesi hukukunun mahiyeti: Ceza muhakemesi hukuku kamu hukukunun bir dalıdır. Onun kamu hukukuna ait oluşu, sadece yargısal fonksiyonun kamusal mahiyetinden değil, aynı zamanda düzenlediği temel ilişkilerin hukuki mahiyetinin kamusallığından da ileri gelmektedir 2 . Ceza muhakemesi hukuku içerisinde çeşitli ayrımlar yapılmaktadır. Bunlardan en önemlisi genel (müşterek) ceza muhakemesi hukuku ve özel ceza muhakemesi huku- ku ayrımıdır. Bu ayrım, ceza muhakemesini oluşturan 1 ANTOLISEI: Manuale di diritto penale, par. gen., Milano 1987, s. 15. 2 BELLAVISTA: s. 5, 6. 4 'i norınların, muhakeıne norınlarının uygulanabileceği du- ruında bulunan herkese veya sadece bazı kişilere uygula- nabiln1esine göre yapıln1aktadır. Buna göre, Ceza Muha- ken1esi Kanununda yer alan normların oluşturduğu ceza ınuhakemesi hukuku genel, buna karşılık askeri ceza mu- hakemesi hukuku ise özeldir 1 . Bu konuda yapılan bir başka ayrım, devamlı ve geçici ceza ınuhakemesi hukuku ayrımıdır. Bu ayrım, söz konusu hukuku oluşturaµ normların yürürlük süresinin belirlenmiş olup olmamasına göre yapılmaktadır. Bir üçüncü ayrım ise, temel ceza muhakemesi hukuku ve tamamlayıcı ceza muhakemesi hukuku ayrımıdır. Bi- rincisi temel ceza muhakemesi kanununda yer alan norm- ların oluşturduğu, buna karşılık ikincisi ise diğer tamamla- yıcı kanunlardaki normların oluşturduğu ceza muhakemesi hukukudur. Burada genel (müşterek) ceza muhakemesi hukuku üzerinde durulacaktır. 5. Ceza muhakemesi hukuku bilimi (dogmatiği): Ceza muhakemesi hukuku bilimi, ceza muhakemesi huku- kunu oluşturan normların içeriğini inceleyen bir disiplin- dir. Bu nedenle normatif bir bilimdir. Ceza muhakemesi hukuku bilimi, hukuk genel teorisi ve karşılaştırmalı ceza muhakemesi hukukundan başka ceza muhakemesi hukuku tarihi ve felsefesi ile de ilişki içindedir ve bu disiplinlerden yararlanmaktadır. Nitekim 1 Anayasa, savaş hali hariç, askeri mahkemelerin kurulmasını yasak- lamıştır. Ancak, disiplin ınahkemeleri bunun dışındadır (Any. m.142, f. 2). 5 ceza muhakemesi hukuku bilin1i, çeşitli hukuk disiplinleri yönünden ınüşterek olan ve ceza ınuhakemesi alanında da ) ararlanılan, uygulanan veya bu alana adapte edilen genel kavraınlarla ilgili olarak genel hukuk teorisi tarafından yürütülen çalışmaları göz önünde bulundurmak zorunda- dır; bunun gibi, aynı veya benzeri kurumları yerli yerine oturtmak için karşılaştırn1alı hukuktan da yorumsal veya dogn1atik yararlar sağlamaktadır. Nihayet ceza muhake- nıesi hukuku bilimi ve politikası adli tıp, adli psikoloji ve soruşturn1a tekniklerinden de yararlanmak zorundadır 1 . 6. Metot sorunu: Normatif bir bilim olması nedeniy- le, ceza muhakemesi hukukunun başvuracağı metot teknik hukuk metodudur 2 . Bu metot, bilindiği üzere, üç aşamadan oluşmaktadır. Birincisi şerh aşamasıdır. Bu aşamada ceza muhakemesi normları, yine kanundaki sıraya göre açıkla- nır. Dogmatik aşama da denilen ikinci aşama, hukuki mü- esseselerin oluşturulması ve sonuçta sisteme varılması aşamasıdır. Bu iki aşamayı eleştiri aşaması izler. Bu so- nuncu aşamada, var olan ceza muhakemesi hukukunun yeterli olup olınadığı ve yapılması gereken değişiklikler üzerinde durulur 3 . 7. Ceza muhakemesi hukukunun amacı: Ceza mu- hakemesi hukukunu oluşturan normların doğru şekilde anlaşılabilmesi için, bu normlarla, dolayısıyla ceza muha- kemesi hukuku ile ulaşılmak istenen amacın belirlenmesi gerekir. 1 BELLAVISTA: s. 6, 7. 2 BELLAVISTA: s. 7. 3 Teknik hukuk metodu hakkında geniş bilgi için bak. TO- ROSLU: Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukuki Konu- s� Ankara 1970, s. 10 vd. 6 Var olan hukukun an1acın111 ne olduğunu anlayabil- n1ek için, daha önceki hukukun amacının ne olduğunu bilmek gerekir. Belli bir an1aca ulaşmak için yaratılan hu- kuk normu, çoğu defa, kanun koyucunun kafasından bir anda ortaya çıkmaz. Mevcut hukuk normları, çoğunlukla, daha önce var olan normların değişik veya günün ihtiyaç- larına uydurulmuş şeklinden ibarettir. Aynı şekilde bir muhakeme müessesesi de, çoğunlukla, daha önceki bir n1üessesenin değişik veya günün gereklerine uydurulmuş şeklinden başka bir şey değildir. Bu itibarla bir toplumun ceza muhakemesi hukuku ile o toplumun uygarlık düzeyi arasında tam bir paralellik vardır 1 . Ceza muhakemesi hukukunun tarihi gelişiminin ince- lenmesi, bu hukuk dalının üç ayrı amaç izlediğini ortaya koymaktadır 2 . Başlangıçta toplumda otoriteyi ve düzeni sağlaınak kaygısıyla, ceza muhakemesi hukuku, sanık ile suçlu ara- sında bir ayrım yapmamakta ve sanığın suçlu olduğunu peşinen kabul etmekteydi. Aydınlanma dönemine kadar devam eden bu anlayışa göre, ceza muhakemesinin konu- sunu, esas itibariyle, ceza n1ahkümiyetini haklı gösterecek deliller oluşturuyordu. Suçun ağırlığına göre farklı deliller arandığı gibi, cezanın ağırlığı da delillerin ispat gücüne göre değişiyordu. En önemli delil "ikrar"dı. Dolayısıyla ikrar elde edilinceye kadar işkence yapılabileceği, işken- ceye rağmen ikrar etmeyen sanığa bundan dolayı da ceza verilebileceği kabul ediliyordu. 1 BELLAVISTA: s. 9. 2 Bak. KUNTER: s. 23 vd. 7 Aydınlanma döneınine hakiın olan felsefi ve liberal akınıın etkisiyle ceza muhaken1esi hukukunun amacı da değişti. Bu hukuk dalı, devlet iktidarının kötüye kullanıl- n1asına ve yargıçların keyfiliğine karşı bireyi ve dolayısıy- la sanığı korumayı amaçlar hale geldi. Böylece suçluluğu sabit olmadıkça sanığın masum sayılacağı kabul edildi. Birinci anlayış tamamen toplumu korumayı, ikinci an- layış ise tamamen sanığı korumayı amaçladığından, her ikisi de günümüzde kabul edilmemektedir. Günümüzde ceza muhakemesi hukuku, bir yandan suç işleyenleri mutlaka cezalandırmak suretiyle toplumun menfaatlerini korumaya çalışırken, diğer yandan da suç- suzların cezalandırılmasını önlemek suretiyle sanığın men- faatlerini garanti altına almaya çalışmaktadır. Başka bir deyişle, suçluluk olgusu ile ilgili olarak, birbiriyle çelişir gibi gözüken, ancak aslında birbirini tamamlayan toplu- mun korunması gerekleri ile bireyin korunması gerekleri arasında bir denge oluşturmaya çalışan modern ceza mu- hakemesi hukuku, gerçeği araştırmaktadır. Nitekim top- lumun ve bireyin menfaatlerinin korunması, ancak gerçe- ğin ortaya konulmasıyla mümkündür. Unutmamak gerekir ki, suçsuzların cezalandırılmamasında sadece bireyin de- ğil, toplumun da menfaati vardır. Zira suçsuzların ceza- landırıldığı bir toplumda, hukuki güvenden ve toplumsal huzurdan söz edilemez. Gerçeğin araştırılması yönünden medeni muhakeme hukuku ile ceza muhakemesi hukuku arasında önemli bir fark vardır. Birincisi şekli gerçeği araştırırken, ikincisi maddi gerçeği araştırır. Başka bir deyişle medeni muha- keme hukukunda yargıç tarafların ileri sürdüğü olaylar, 8 norn1lar, deliller ve isteklerle bağlı oimasına ve bunların ortaya koyduğu gerçekle yetinınek zorunda bulunmasına karşılık, ceza ınuhaken1esi hukukunda yargıç tarafların ileri sürdüğü delillerle yetiıuneksizin maddi gerçeği araştı- rır. Saıuğı peşinen suçlu saymak gibi masun1 saymak da doğru değildir. Sanığın peşinen masum sayılması halinde, tutuklanmasını açıklamak mümkün olamaz. Sanık, suçlu olduğu sanılan kişidir. Bu nedenle Anayasamızın, insan haklan ınetinlerinden farklı olarak, "masum sayılır" ibaresi yerine "suçlu sayılmaz" ibaresini kullanması (m. 38/4) isabetli olmuştur. Maddi gerçeğin araştrrılması sonucunda sanık suçlu bulunursa cezalandırılacak, masum bulunursa beraat ettiri- lecektir. Bu itibarla modern ceza muhakemesi hukukunun amacının, sanığın suçlu olup olmadığını araştırmak, suçlu ise cezalandırmak, masum ise beraat ettirmek olduğu söy- lenebilir 1 . 8. Gerçeğin araştırılmasında uyulması gereken ilkeler: Gerçeğe ulaşmak için olsa bile, her yola başvu- rulması kabul edilemez. Gerçek hukuki yoHarla araştırıl- malıdır. Aksine bir uygulama, birey haklarını inkar etn1ek anlamına gelir. Hukuk dışı yoHarın başında kuşkusuz "işkence" gel- mektedir. Günümüz anayasaları, uluslararası insan hakları metinleri ve ceza ve ceza muhakemesi kanunları işkenceyi yasaklamıştır. 1 KUNTER: s. 28. 9 Ceza Muhakeınesi Kanunuı11uz, daha da ileri giderek, şüphelinin ve sanığın beyanının özgür iradesine dayanma.. sını engelleyici nitelikte bedensel ve ruhsal müdahalelerin yapılaınayacagını, yasak usullerle elde edilen ifadelerin delil olarak değerlendirilemeyeceğini (m. 148), yüklenen suçun hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğini (m. 217, f. 2) hükme bağlamıştır. Buna rağmen hukuk dışı yoHara, özellikle işkenceye başvurul- nıadığı takdirde pek çok suçlunun cezasız kalacağını sa- vunanlara hala rastlanmaktadır. Oysa işkence, her şeyden önce insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir yöntemdir. Öte yandan işkence ile, sanıldığının aksine, her zaman doğru- nun elde edildiği de söylenemez. Nitekim işkence ile elde edilen itiraf, çoğu defa işkenceden kurtulmak için gerçeğe ayları olarak suçu kabullenmekten ibarettir. Nihayet iş- kenceyi hukuk devleti anlayışı ile bağdaştırmak da müm- kün değildir. Zira hukuk devleti, her şeyden önce insan haklarına ve onuruna saygılı devlet demektir 1 . Cezanın etkili olabilmesi için, suçun işlenmesinden kısa bir süre sonra uygulanması gerekir. Bu da gerçeğin araştırılmasının çabuklaştırılmasına bağlıdır. Çabukluk, her şeyden önce, delillerin yok olmasını önler ve masum sanığın bir an önce temize çıkmasını sağlar. "Geciken ada- let, adalet değildir" denir, doğrudur. Ancak adaletin ça- bukluğa feda edilmemesine de özen gösterilmelidir. Bu itibarla adaleti ve temeli adalet olan devleti zedeleyen ge- cikmelerin önlenebilmesi için, öncelikle bunun nedenleri 1 ÖZGEN: Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir 1988, s. 113. 1 -----· iyi teşhis ve tespit edilıneli ve ona göre çözüm aranmalı- dır. Öncelikle belirtınek gerekir ki, ceza yargılamalarında- ki gecikmelerin, çoğu defa sanıldığının aksine, mülga CMUK.ndan kaynaklanmadığı, asıl nedenin mülga CMUK.nun hükümlerinin tam olarak uygulanmaması ol- duğu gözden kaçırılmaktaydı. Bu itibarla davaları çabuk- laştırmak gerekçesiyle, mülga CMUK.nda sık sık değişik- lik yapmak, böylece doğru karar verilmesinin ve dolayı- sıyla bireyin hak ve özgürlüklerinin garantisi olan bazı düzenlemeleri esaslı şekilde değiştirınek veya ortadan kal- dırmak kabul edilebilir bir yo1 değildi. Kaldı ki, böyle bir yolun izlenmesi, çoğu defa Kanunun sistematiğini de bozmuştu. Ceza yargılamasının yavaş işlemesi ve ceza davaları- nın çok uzamasının nedenlerinin başında yargı mekaniz- masının, gerek personel sayısı ve nitelikleri yönünden, gerek mahkemelerin sayısı ve donanımı yönünden, ülke- mizdeki hızlı nüfus artışı ve şehirleşmenin yarattığı sorun- ları zamanında çözebilecek durumda olmaması gelmekte- dir. Şu halde yapılacak ilk iş, bir yandan yargıç ve savcı sayısını artırmak, diğer yandan da mahkemelerin işini azaltmak için gerekli tedbirleri almaktır. Mahkemelerin işini azaltmanın en etkili yolu, kuşkusuz, günümüzde gide- rek artmakta olan suç enflasyonunu önlemektir. Bu itibarla mülga Ceza Kanununun Üçüncü Kitabında yer alan kaba- hat fiillerinin çok büyük bir kısmının suç olmaktan çıka- rılması, sadece bazılarının idari müeyyidelere bağlanması isabetli olmuştur 1 . . ·, . 1 Bu konuda bak. TOROSLU: Suçların Tasnifi Sorunu ve Taksirli 10 11 Ceza yargılamalarının uzamasının diğer önemli bir nedeni de, gereksiz yere bilirkişi incelemesine gidilmesi- dir. Bunu önlemek için de, bilirkişiliğin disiplin altına alınması ve bilirkişiye başvurma konusunda CMK. nun konuyu düzenleyen hükümlerine uyulmasının sağlanması gerekmektedir. Suçlar ile Kabahatler Konusunda Bazı Eğilimler, TCK.'nun 50 Yılı ve Geleceği, İstanbul 1977, s. 135 vd. 1 • il. CEZA MUHAKEMESİ HUKUKUNUN KAYNAKLARI 9. Kaynakların çeşitleri: Ceza muhakemesi hukuku- nun kaynaklarından maksat, bu hukuku oluşturan normla- rın ortaya çıkış biçimleridir. Genellikle bu kaynaklar, doğ- rudan ve dolaylı olmak üzere ikiye ayrılır. Doğrudan kay- naklar kanunlardır. Anayasaya göre yürürlüğe konan ve kanun niteliğinde olan uluslararası andlaşmalar ve sözleş- meler de ceza muhakemesi hukukunun doğrudan kaynak- ları arasında yer alır. Anayasanın 142. maddesine göre "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi, yar- gılama usulleri kanunla düzenlenir". Görülüyor ki, ceza muhakemesi hukuku alanında da, esas itibariyle "kanuni- lik" ilkesi hakiındir. Bu durumda, kararnamelerin ceza muhakemesi huku- kunun kaynağı olamayacağını söylemek mümkündür. Anayasanın 104. maddesinde yer alan "Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde öngörülen temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararna- mesiyle düzenlenemez" şeklindeki hüküm buna engeldir. Zira ceza muhakemesi normları çoğunlukla bireyin hak ve özgürlüklerini ilgilendirmektedir. Ancak kanunilik ilkesinin, ceza muhakemesi hukuku yönünden, ceza hukukunda olduğu kadar katı uygulandığı söylenemez. Nitekim 2004 tarihli Ceza Muhakemesi Ka- nunu bireyin hak ve özgürlüklerini doğrudan ilgilendirme- yen muhakeme hukuku normlarının yönetmeliklerle konu- labileceğini kabul etmektedir (Bak. m. 82, 99, 167, 180, 333). 12 13 İç hukukun göndern1ede bulun111a �ı halinde, uluslara- ra ı hukuk ve örf gibi yabancı hukuk da ceza muhakemesi hukukunun dolaylı kaynağını oluşturabilir. İçtihadı birleştirn1e kararları hariç, yargıcın mahkeme içtihatlarına uyma zorunluluğu yoktur. Bu nedenle çoğu defa mahkeme içtihatları kaynak sayılmamaktadır. Oysa içtihadı hukukun da ceza muhakemesi hukukunun dolaylı kaynağı kabul edilmesi, yargıcın keyfiliğini önlemek ve hukuki anlayışta yeknesaklığı sağlamak yönünden yararlı olacaktır 1 . Buna karşılık örf ve adet, ceza muhakemesi hukuku- nun kaynağı olarak kabul edilemez. Zira, yukarıda da be- lirtildiği üzere, Anayasanın 142. maddesine göre, mahke- melerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir. Öte yandan, genel ilke gereği, kanunla veya kararname ya da yönetmelikle düzenlenen konularda, örf ve adet, ancak bu metinlerde örf ve adete gönderme yapıldığında geçerlidir. Oysa ceza muhakeme- sini düzenleyen metinlerde örf ve adete herhangi bir gön- derme yapılmamaktadır. Somut olarak ele alındığında ceza muhakemesi huku- kunun esas kaynağını 1929 tarihinde yürürlüğe giren 1412 sayılı "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu" oluşturmak- taydı. Bu kanun, bazı değişiklikler yapılmak suretiyle 1877 tarihli Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun- dan alınmıştı. Kaynak kanunun yapıldığı dönemde Avru- pa'da hakim olan liberal düşüncenin etkisiyle, liberal ilke- leri içeren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, daha sonra 1 Bak. KUNTER: s. 554. 14 pek çok değişikliğe uğraınıştı. İlk önemli değişiklik 1936 , yılında yapılmıştı. Daha sonra gerçekleştirilen değişiklik- ; lerden özellikle 1973 ve 1985 değişiklikleri, Kanunun sis... teınatiği üzerinde büyük ölçüde etkili olmuştu. Bu değişik-• liklerle, genelde yargılan1ayı çabuklaştırma amacı güdül- düğünden, zaman zaman liberal hukuk anlayışından, hatta hukuk devleti anlayışından uzaklaşılmış; sanığa sağlanmış olan bir kısım güvencelerden vazgeçilmişti. Örneğin ilk soruşturmanın kaldırılması gibi. Buna karşılık 1992 deği- şikliği ile sanığa çok önemli haklar ve güvenceler tanın- mıştı. Halen ceza muhakemesi hukukunun esas kaynağını oluşturan ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, getirdiği bazı de- ğişiklik ve yeniliklere rağmen, büyük ölçüde önceki Ka- nunun esaslarını içermektedir. Ayrıca çeşitli tamamlayıcı kanunlara veya esas içeriği muhakemeyi ilgilendirmemekle birlikte, gerçek anlamda muhakeme normlarını içeren kanunlara dağılmış olan , normlar da ceza muhakemesi hukukunun somut kaynakları arasında yer almaktadır. Birinci grup normlara örnek ola- ' rak "Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun", "Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargı- lanması Hakkında Kanun", "Çocuk Koruma Kanunu" ve "Yargıtay Kanunu"nu; buna k':1rşılık ikinci grup normlara örnek olarak "Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu"nda yer alan ve bazı suçlarla ilgili soruşturmanın nasıl yapılacağını düzenleyen normları göstermek mümkündür. l 15 Ceza ınuhak 111esi hukukunun en önemli kaynaklar·ın- daıı biri de kuşkusuz Anayasadıı-. Nitekiın Anayasada ceza ınuhakeınesi ile ilgili kanunların yoruıuunda ve uygulan- masında göz ardı edilemeyecek olan genel ilkeleri içeren pek çok muhakeme normu yer alı11aktadır. Örneğin suçlu.. luğu hükmen sabit oluncaya kadar sanığın suçlu sayılama- )raCağım (m. 38/4), iddia ve savunma hakkını (m. 36), "ta- bii )argıç" ilkesini (m. 37) hükme bağlayan normlar gibi. 10. Ceza muhakemesi normlarının yorumu: Yoru- mun hukuku hayata bağladığı, daha doğru bir ifade ile kanunu yaşattığı söylenmiştir 1 . Yorumlanınadan önce ka- nun, beyaz bir sayfa üzerinde bir seri siyah işaretlerden ibarettir. Yorum, bazılarının iddia ettiği gibi kanun koyu- cunun iradesinin değil, doğrudan kanunun iradesinin orta- ya konulmasıdır. Zira kanun bir kere yapılıp tamamlanın- � artık onu yapanın iradesinden ayrılır ve kanunu yapan- ların da tabi bulundukları objektif bir iradeye sahip olur. Genel hukuk teorisinin konusuna dahil olan "kanunla- rın yorumu teorisi" üzerinde durmaksızın belirtelim ki, diğer kanunların yorumu için geçerli olan ilkeler ceza mu- hakemesi kanunlarının yorumu için de geçerlidir. Ancak, genel yorum teorisinin yam sıra, münferit hukuk dalları yönünden geçerli olan ve onun gereklerine uyan özel yo- rum teorilerinin ortaya çıkması ve gelişmesi mümkündür; hatta zorunludur. Ceza muhakemesi hukukunda yorum teorisi ikili bir önem taşır. Zira muhakeme sırasında sadece ceza muha- kemesi kanunları değil, aynı zamanda maddi ceza kanun- 1 BELLAVISTA: s. 22. 16 lan da yoru111lann1aktadır. Ceza n1uhakemesi kanunlarının orw11u ile ceza kanunlarının yorun1u arasındaki fark, esas itibariyle, kıyas (analoji-benzetn1e) faaliyeti yönünden; ortaya çıkmaktadır. Kıyas veya benzetıne, kanunda öngö,.... rülen durunılara ilişkin düzenlen1eleri, kanunda öngörül.. meyen durumları da (öngörülen durumlara benzerliğinden hareketle) kapsamına alacak şekilde genişleterek bu du... , runılara uygulama işlemidir. Ceza kanunlarının yorum- lanması yönünden kıyas yasağı vardır (Any. m. 38; TCK. ; m. 2, f. 3). Buna karşılık, ceza muhakemesi kanunlarının yorumlanması yönünden böyle bir yasak söz konusu de- ğildir. Dolayısıyla ceza muhakemesi kanunlarında kanun koyucu tarafından istenmeyen boşlukların bulunması halinde, kıyas yoluna başvurulabilir. Ancak, ceza muha- kemesi hukukuna ait olsa bile, istisnai ve tahdidi normlar yönünden kıyasa başvurulamayacağı gözden uzak tutul- mamalıdır. Örneğin mahkeme kararlarına itirazı öngören normlarda olduğu gibi (CMK. m. 267). 17 ili. CEZA MUHAKEMESİ NORMLARININ UYGULANABİLİRLİ Ğİ 11. Ceza muhakemesi normlarının zaman yönün- den uygulanabilirliği: Diğer kanunlar gibi muhakeme kanwtlarının da bir başlangıcı ve sonu vardır; yani yürür- lüğe girerler ve yürürlükten kalkarlar 1 . Muhakeme normla- rının yürürlüğe girmesi ve yürürlükten kalkması, diğer hukuk normlarının tabi olduğu kurallara tabidir ve özellik göstermez. Bir normun uygulanabilmesi için, onun yürürlükte olınası yetmez; aynı zamanda uygulanabilir olması da ge- rekir. Kural, yürürlüğe giren kanunun derhal uygulanmaya başlanması ve yürürlükten kalkıncaya kadar uygulanır olmasıdır 2 . Ancak, yürürlüğe giren bir kanunun uygulan- ma zamanını belirleme yetkisinin, yine kanunla yürütmeye verilmesi mümkündür. Uygulamadan kaldırılmış olan 3780 sayılı Milli Koruma Kanununda olduğu gibi. Bir normun, açık veya örtülü biçimde ilgası sonucu, sona erip yerine başka bir normun geçmesi halinde norm- ların (kanunların) birbirini izlemesinden söz edilir. Zaman yönünden uygulama sorunu da, esas itibariyle, bu gibi durumlarda ortaya çıkar. Kural, normun yürürlükte olduğu süre içerisindeki olaylara uygulanmasıdır. Kanunun yürür- lüğe girer girmez uygulanmasına "derhal uygulanırlık" denilmektedir. Ancak yürürlükteki kanunun aksine düzen- lemelere gitmesi, böylece bir normun yürürlüğe girmesin- den önceki olaylara uygulanabileceğini veya yürürlükten 1 KATOĞLU: Ceza Kanunlarının Zaman Yönünden Uygulanınası, Ankara 2008, s. 287 vd. 2 KUNTER: s. 568. kalkan bir norn1un yürürlükte bulunduğu sırada gerçekleş. tirilen olaylara uygulann1aya devam edileceğini hükme bağlaması ınüınkündür. Birinci durun1da "geçmişe uygu. lanırlık" söz konusudur. Örneğin cezanın verileceği sırada yürürlükte olan kanunun suçun işlendiği sırada yürürlükte olan kanundan daha lehte olması halinde, yürürlükteki kanunun eski kanun zaınanında işlenen suçlara da uygu- lanınasında olduğu gibi (TCK. m. 7, f. 2). İkinci halde, "yürürlük ötesi uygulanırlık" söz konusudur. Örneğin lehte olan eski kanunun, yürürlükten kaldırılmış olmasına rağ- men, yürürlükte olduğu sırada işlenmiş suçlara uygulan- maya devam edilmesinde olduğu gibi (TCK. m. 7, f. 2). Muhakeme hukuku normlarının birbirini izlen1esini düzenlemede esas alınan ilke, "derhal uygulanırlık" ilkesi- dir 1 . Yani her muhakeme işlemi, işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte olan muhakeme normlarına göre yapılır (Bak. 5320 sayılı Yürürlük Kanunu, m. 4, f. 1). Dolayısıyla eski norm zamanında yapılmış olan muhakeme işlemleri, değe- rini yeni normlar zamanında da korur (Bak. 5320 sayılı Yürürlük Kanunu, m. 4, f. 2) 2 . Bu itibarla yürürlükten kal- dırılan kanun zamanında işlenen suçlar yönünden henüz başlatılmamış olan muhakeme faaliyeti, yeni kanuna göre başlatılıp sürdürülecek; eski kanun zamanında başlatılmış ve kesin olarak bitirilmemiş olan muhakeme faaliyeti, hangi aşamada bulunursa bulunsun, yeni kanun yürürlüğe girdikten sonraki işlemler yönünden yeni kanuna tabi ola- caktır. Böylece aynı olayın muhakemesi bakımından, iki 1 KATOĞLU: s. 294�d. 2 Bak. BELLAVISTA: s. 29; KUNTER: s. 571. 18 J 19 ayrı kaı1w1a g ·r yapılan muhak ın işl ınl ri söz konu u olabilecektir. Eski kanun zaınanında işlenen uçlaı-ın muhakemesine de yeni kanunun uygulanrnası ilkesini, bazı hukukçular ,eni kanunun eskisinden daha n1ükeınn1el olacağı düşün- cesine dayandırn1ak.'1adır 1 . Ancak böyle bir anlayış, eski kanun zanıanında yapılan ınuhakeme işlemlerinin geçer!i- liklerini yeni kanun zamanında da sürdürmelerini açıkla- ; aıı1amaktadır 2 . Bu işlemlerin geçerliliklerini sürdürmele- rini muhakeme ekonomisine dayandıranlar da vardır3. Muhakeme kanunlarının derhal uygulanmalarının asıl ne- deni, kanunların yürürlükte bulundukları süre içinde, dü- zenledikleri alanlarda uygulanacakları ilkesidir 4 . Belirtmek gerekir ki, derhal uygulanırlık ilkesine is- tisna getirilebilir. Bu durumda yeni kanunun "geçmişe uygulanırlığı" veya eski kanunun "yürürlük ötesi uygula- nırlığı" söz konusu olur. Ancak bunun için kanunda açık hüküm bulunması gerekir (Bak. 5320 sayılı Yürürlük Ka- nunu, m. 5; m. 6, f. 2; m. 8, f. 1, 3; m. 12, f. 1; geçici 1. m). Muhakeme kanunlarının derhal uygulanırlığı ilkesinin, her muhakeme işleminin yapıldığı tarihteki kanuna tabi olması anlamına geldiğini belirtmiştik. Bu itibarla örneğin yeni kanun şikayet için kolluğa sözle başvuruyu da yeterli 1 TOSUN: Türk Suç Muhakem.esi Hukuku Dersleri, İstanbul I981, s.127; ÖZTÜRK: Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 1994, s. 18. 2 Bak. BELLAVISTA: s. 30; KUNTER: s. 572. 3 BELLAVISTA: s. 30. 4 KUNTER: s. 572 kabul etse bile, yazılı başvuruyu gerekli gören eski kanun zan1anında süresi içinde yazılı başvuru yerine sözle yapı.. lan başvuru, şikayet olarak değerlendirilemez. Oysa eski kanunun şikayetin yazılı veya sözlü olabileceğini kabul etmesine karşılık yeni kanun sadece yazılı şikayeti kabul etnıiş olsa bile, eski kanun zamanında yapılan sözlü şikayet geçerlidir. Aynı şekilde yeni kanun bir son karar için istinaf yolunu kapamışsa, bu karar eski kanun zama- nında verilıniş olsa bile istinaf yolu söz konusu olmaya- caktır. Buna karşılık eski kanun zamanında verilen hüküm, verilmekle kesinleşmiş ise, yeni kanun bu hükümler için de istinafa başvurulabileceğini kabul etse bile, eski kanun zamanında kesinleşen hüküm aleyhine istinaf yoluna baş- vurulamaz 1 . Mahkemelerin yetkilerinin değişmesi halinde de, aksi- ne bir hüküm yoksa, yeni kanun derhal uygulanır. Ancak yer yönünden yetki değişikliği halinde durum farklıdır. Zira yer yönünden yetkisizlik kararı ancak duruşmanın başında sanığın sorgusundan önce verilebilmektedir (CMK. m. 18). Dolayısıyla duruşmanın devamı sırasında ortaya çıkan yer yönünden yetki değişiklikleri nazara alınmayacak, davaya açıldığı mahkemede devam edilecek- tir. "Derhal uygulanırlık" ilkesine mutlak anlamda uyma- nın bazı haksızlıklara neden olabileceği ve bu hallerde yeni kanunun derhal uygulanmaması gerektiği savunul- maktadır. Örneğin.yeni ·kanunun kanun yoluna başVtu-u süresini kısaltmış olması halinde, önceki kanuna göre he- nüz düşmemiş olan .kaı:ıun yoluna başvurma hakkının yeni 1 Bak. KUNTER: s. 572, 573. 20 J 21 ı düşt-ü ünü kabul tm k durumun lduğ . i i. .ö l durw11lard ski kanunun u_yulanmas1n d • .n •dilnı inin çici hükilınlerle sağlanması getekir, ni k nund- bu yolda bir g çici hüküm bulunmamasına r n1en, haksızlığı id rm k aınacıyla olsa bile, yürürlük- ten kalkınış bulunan önceki kanunun uygulanmasına de- an1 edilmesini savunan görüşe 1 katılmak, hukuk tekniği nedeniyle zordw-. 12. Ceza muhakemesi normlarının yer yönünden uygulan.abilirliği: Ceza muhakemesi normlarının sadece zrunan yönünden değil, yer yönünden de sınırları vardır. Cez.a muhakemesi normlarının bağlayıcı gücü, yeryüzünün belli bir kısmında geçerlidir. Ceza muhakemesi normlarının yer yönünden uygu- lanmasına hakim olan ilke, "ülkesellik" ilkesidir. Bu ilke gereği ceza muhakemesi kanunu, normal olarak, devletin ülkesinin tamamında uygulanır. Devletin ülkesinden ne anlamak gerektiği, iç kamu hukuku ve uluslararası hukuka göre belirlenir. Ancak ülkesellik ilkesinin bazı istisnaları vardır. Nite- kim uluslararası adli yardımlaşma gereği olarak, başka ülkelerde yapılan muhakeme işlemleri ülkede geçerli sa- yılmaktadır. Örneğin Türkiye'de yapılan bir muhakemeyi ilgilendiren bazı işlemlerin başka bir devletin ülkesinde yapılması gerektiğinde, bu işlemler o devletin yetkilileri tarafından yine o devletin kanunlarına göre yapılır. Ya- bancı bir ülkedeki tanığın istinabe yoluyla dinlenmesinde olduğu gibi. Yine ceza kovuşturmalarının en iyi şekilde 1 KUNTER; s. 575; YURTCAN: Ceza Yargılaması Hukuku, İstan- bul l994, s, 25; ÖZTÜRK: s. 18. yapılabileceği devlete aktarılması halinde, aktaran devlette yapılan işlemler geçerli sayılır'. Nihayet yabancı ceza mahkemelerinin verdiği hükümlerin değeri Türkiye'de de bazı yönlerden kabul edilınektedir 2 . Bu hükümlerin yerine getirilmesi ve göz önünde tutulması (yeniden yargılama- ma, tekerrüre esas alma) gibi. 13. Ceza muhakemesi normlarının kişi yönünden uygulanabilirliliği: Ceza muhakemesi normları ülkede yaşayan veya bulunan herkese uygulanır. Bu husus, sadece suçluluk şüphesi altında olan kişiler yönünden değil, mu- hakeme faaliyetine herhangi bir şekilde katılan (tanık, bi- lirkişi, tercüman gibi) kişiler yönünden de geçerlidir 3 . Bu kişilerin Türk vatandaşı veya yabancı oimaları önemli değildir. Bu kuralın da bazı istisnaları vardır. Bunların başında yasama dokunulmazlığı gelir. Anayasanın 83. maddesine göre, seçimden önce veya sonra suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sor- guya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Görülü- yor ki, dokunulmazlığı kaldırılmadıkça milletvekilleri hakkında bazı muhakeme işlemleri yapılamamaktadır. Ancak ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anaya- sanın 14. maddesindeki durumlar bunun dışında tutulmuş- tur (Any. m. 83/2). Belirtmek gerekir ki, Anayasa, bu kişi- ler hakkı�da yapılamayacak muhakeme işlemlerini tahdidi 1 Bak. Ceza Kovuşturmalarının Aktarılması Konusunda Avrupa Söz1eşmesi; 6706 sayılı kanun. 2 Bak. Ceza Yargılamalarının Milletlerarası Değeri Konusunda Avrupa Sözleşmesi; 6706 şayılı kanun. 3 YURTCAN: s. 21. 22 J 23 bir şekilde belirtnıiştir. Şu halde ınilletvekillerinin işlediği iddia edilen suçlarla ilgili soruşturmada, bu sayılanların dışında kalan bazı muhakeıne işlemleri yapılabilecek ve bu kişiler hakkında kamu davası açılabilecektir 1 • İkinci istisna diplomasi dokunulmazlığıdır. Uluslara- rası hukukun tanıdığı diplomasi dokunulmazlığı, suç işle- diği iddia edilen ve söz konusu dokunulmazlıktan yararla- nan kişinin Türkiye'de muhakeme edilmesine engel ol- maktadır. Kimlerin bu dokunulmazlıktan yararlanacağı uluslararası hukuk tarafından düzenlenmiştir. Bu arada 9.12.1931 tarih ve 1201O sayılı Bakanlar Kurulu Karar- namesi de, bu kişileri kısmen göstermiştir. Ayrıca ulusla- rarası antlaşmalar da, bazı kimselere diplomasi dokunul- mazlığı tanımaktadır. Örneğin Birleşmiş Milletler Antlaş- ması (m. 105), Viyana Sözleşmesi gibi. Üçüncü istisna yabancı askerlerle ilgilidir. Bir ülkede bulunan yabancı askerlerin, işledikleri iddia edilen bazı suçlardan dolayı, o ülkenin kanunlarına göre muhakeme edilememesi mümkündür. Örneğin NATO devletleri ara- sında yapılan ve Türkiye'ninde katıldığı Kuvvetler Statü- süne ilişkin antlaşmaya göre, Türkiye'de bulunan yabancı askerler, gönderen devletin malına veya güvenliğine, resmi veya sivil kişilerine, bu kişilerin yakınlarına veya onların mallarına karşı işledikleri suçlar ile resmi bir görev sebebiyle veya resmi görevin yapılması sırasında işledikle- ri suçlar bakımından gönderen devletin yargısına tabidir- ler. 1 KUNTER: s. 101; YURTCAN: s. 19. IV. MUHAKEME GÖREVİ VE MAKAMLARI 14. Kollektif hüküm verme görevi: Ceza muhake- nıesi, sanığa isnat edilen fiilin suç olup olınadığını, fiil suç ise sanığın suçlu olup olmadığını, sanık suçlu ise cezalan- dırılıp cezalandırılamayacağını, cezalandırılacaksa cezanın ne olacağını belirlemek için yapılan faaliyetlerin bütünü- dür. Görülüyor ki ceza muhakemesi kollektif bir şüphe ile başlaınakta, sonunda bu şüphe elbirliği ile yenilerek ger- çeğe ulaşılmakta ve bir hüküm verilmektedir. O halde mu- hakemenin görevi, kollektif hüküm vermektir 1 . Ceza muhakemesi hükmünün kollektif olabilmesi ve herkes yönünden geçerli sayılabilınesi için, muhakemeye katılan süjelerden birinin kendi kanaatini gerçek olarak diğerlerine dayatmaması, aksine hüküm verme faaliyetine katılanların düşüncelerini karşılıklı olarak ortaya koymala- rı ve tartışmaları gerekir 2 . Tek taraflı düşünce ile gerçek bulunamaz. Gerçek çeşitli düşüncelerin tartışılmasından ortaya çıkar. Düşüncelerin karşılıklı olarak ileri sürülmesi ve tartışılması metoduna "çelişıne" metodu adı verilmek- tedir. Çelişme, en basit anlamıyla, muhakeme süjelerinden her birinin, muhakemenin konusu ile ilgili düşüncesini, tekrar düşünülmek üzere diğer süjelerin önüne koyması- dır 3 . 1 KUNTER: s. 37. 2 KEYMAN: Ceza Muhakemesinde Savcılık, Ankara 1970, s. 24, 25; FOSCHINI: Sistema del diritto processuale penale, vol. I, Mi- lano 1958, s. 174, 175. 3 KEYMAN: s. 26. 6217 sayılı Kanunla getirilen değişikliklerle savcılık makamının çelişme metodlinun işleyişindeki etkisi azal- tılmıştı. 24 J 25 Ceza nıuhaken1esi hukukunda çelişme iddia, savunma , yargılaına makanılarını işgal eden süjeler arasında orta- ya çıknıaktadır. İddia makanu isnadı ortaya koyar. Bu ceza da, asında tezi oluşturur. Savunn1a 111akan11 isnada karşı savunmasını yapar. Savuım1a antitezi oluşturur. Yargılama makan11 ise, bu tez ve antitez çatışınasından senteze yani gerçeğe, bir başka deyişle hükme ulaşır 1 . Şu halde, ceza muhakemesi görevi ve bu görevi yerine getirecek makamlar iddia, savunma ve yargılamadan iba- rettir. 15. Ceza yargılaması görevi: Yargılama devletin bel- li makamlarının, devletin egemenliğine dayanarak, bir olayın hukuk normları karşısındaki durumu ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlığa kesin, yerine getirilebilir ve göz önünde tutulabilir bir kararla son vermesidir 2 . Aynı şekilde ceza yargılaması da, devletin belli makamlarının, somut bir olayla ilgili suç isnadıyla ortaya çıkan uyuşmazlığı, devletin egemenliğine dayanarak kesin, yerine getirilebilir ve göz önünde tutulabilir bir kararla çözmesi ve olay suç ise müeyyidenin belirlenmesi faaliyetidir 3 . Belirtmek gerekir ki, bir suç isnadıyla ilgili tali nite- likteki uyuşmazlıkları, örneğin suçluların geri verilmesi veya ceza yargıcının reddi konularındaki uyuşmazlıkları 1 Bak. KUNTER: s. 37 vd. KEYMAN: s. 25, 26. FOSCHINI: Gi- udicare ed essere giudicati, Milano 1960, s. 12, 13; DALIA: il sis- tema, Manuale di diritto processuale penale, vol 1, Milano 1990, s. 49 vd. 2 KUNTER: s. 123. 3 KUNTER: s. 138. çözmek üzere ceza yargılaması makamlarının yaptığı faa- liyet de ceza yargılaması kavramına dahildir. Kural olarak, bireyler arasında veya bireylerle devlet arasında, cezai konularda bir uyuşma veya bir başka deyiş- le kendiliğinden cezaya tabi olma veya bir anda cezalan- dırma kabul edilmemektedir 1 . Cezalandırma konusunda daima bir uyuşmazlık olduğu ve bunun da yargılama ma- kamları tarafından halledilmesi gerektiği kabul edilmekte- dir. "Muhakemesiz ceza olmaz" ilkesi bu gereğin ifadesi- dir 2 . Dolayısıyla devlet de, bir kimseyi cezalandırabilmek için mahkemeye başvurmak ve bu konuda bir karar elde etmek zorundadır. Ancak bu kuralın bazı istisnaları vardır. Bu istisnaların birincisi, kanunda gösterilen suçlarda şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzelkişi- sinin uzlaşmalarıdır (CMK. m. 253). Ceza konusunda uyuşmanın kabul edildiği bir başka istisna da, önödeme ile ilgilidir. Dava açılmadan şüpheli, dava açıldıktan sonra sanık, suçun karşılığı olan para cezasını ve muhakeme (soruşturma ve kovuşturma) giderlerini ödemeyi kabul ederek, kamu davasının açılmasını önleyebilmekte veya kamu davasını düşürebilmektedir (TCK. m. 75). Soruşturma, bir suç isnadı ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlığın çözülmesi faaliyeti değil, sadece bir kimseye suç isnat edilip edilemeyeceğinin araştırılması faaliyeti olduğundan, kolluğun veya savcının bu şekildeki faaliyeti yargılama niteliğinde değildir. Ancak bu safhada da bazı yargılama faaliyetlerine ra�_tlamak mümkündür. Örneğin 1 CORDERO: Procedura penale, Milano 1971, s. 8. 2 CORDERO: s. 8. 26 27 sa cının kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı bu ka- rarı veren Cumhw·iyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza yargıçlığına başvurulduğunda (CMK. m. 173), yar- gıçlığın, ceza davasının açılıp açılmaması konusundaki uyuşmazlığı çözen faaliyeti bir yargılama faaliyetidir. Yi- ne tutuklama veya arama için sulh yargıcına başvuruldu- ğunda da, bu yargıcın yaptığı faaliyet, bir uyuşmazlığı çözdüğünden, yargılama faaliyetidir. Ceza yargılaması faaliyeti, esas itibariyle, kovuşturma evresinde ortaya çıkar. Bu evrede mahkeme, uyuşmazlığın esası hakkında verdiği bir kararla uyuşmazlığı çözer. An- cak çoğu defa bu kararla yargılama faaliyeti sona ermez. Kararların hatalı olması ihtimaline karşı kanun yolları ka- bul edilmiştir. Mahkumiyet veya beraat kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahke- mesi, uyuşmazlığın çözülüş şeklinin kanuna uygun olup olmadığını denetler. Kararlar olağan kanun yollarından (istinaf ve temyiz) geçtikten ve kesinleştikten sonra, kural olarak yargılama faaliyeti sona erer. Bundan sonra kesin hükmün yerine getirilmesi (infazı) söz konusudur. Bu idari faaliyettir. Ancak bu aşamada da yeni uyuşmazlıklar çıka- bilir ve dolayısıyla yargılama faaliyeti söz konusu olabilir. Örneğin olağanüstü kanun yollarına başvurulabilir veya infaz edilecek cezanın hesabında tereddüde düşüldüğünde infaz yargıcına başvurulabilir (5275 s.k. m. 98/1). Bu baş- vurular üzerine mahkemenin veya yargıcın yaptığı, bir yargılama faaliyetidir. 16. Ceza yargılaması makamları: Ceza yargılaması makamları, yargılama görevi yapan makamlardır. Buma- kamlar tamamen kamusal niteliktedir. j Ceza yargılaınası 111akaınları iki çeşittir. Bunlar "yar.. gıçlık" ve "mahkeme"dir. Mahkeme, kural olarak, kovuş- tunna evresinde, özellikle duruşma ve hüküm verme dev.. relerinde yargılaına görevi yapan makamdır. Duruşma yaparak, asıl uyuşmazlığı bir kararla doğrudan çözen ma- kam, tek yargıçlı da olsa, mahkeme makamıdır. Muhakemenin her evresinde karar verilebileceğinden, yargılama sadece kovuşturma evresinde söz konusu değil- dir. Gerek soruşturma evresinde gerek kovuşturma evre- sinde, mahkemeden ayrı olarak, yargıçlara da bazı uyuş- mazlıkları çözmek ve karar vermek, yani yargılama yap- mak yetkisi tanınmıştır. Bu gibi durumlarda "yargıçlık makamı"ndan söz edilir. Yargıçlık makamının başkanlık, asliye ceza yargıçlığı, sulh ceza yargıçlığı ve naiplik gibi çeşitleri vardır. Soruşturma evresinde yetkili olan yargıla- ma makamı, kural olarak yargıçlık makamıdır 1 . Kovuş- turma evresinde herhangi bir işlem yönünden yetkili olan yargılama makamının mahkeme makaını mı yoksa yargıç- lık makamı mı olduğunu belirleyebilmek için, o işlen1i toplu mahkemelerde hangi makamın yaptığına bakmak gerekir. Toplu mahkemede başkan veya naip yargıcın ya- pacağı işlemleri, tek yargıçlı da olsa, mahkeme makan11 değil, yargıçlık makamı yapacaktır. Buna karşılık toplu mahkemede kurulun yapacağı işlemler, mahkemeyi oluş- turan tek yargıç tarafından yapılsa bile, bu mahkeme ma- kamının bir faaliyetidir 2 . 1 Mahkeme makamının yetkili olduğu·durumlar için bk. CMK nı. 128/9, 135/1, 139/1, 140/2 2 KUNTER: s. 166. 28 1 29 17. Genel ceza yargılaması makamlannın örgüt- lenmesi: Yukarıda da belirtildiği üzere yargılama makam- ları, önce yargıçlıklar ve mahkemeler olarak ayrılmaktadır. Yargıçlıklar, sulh ceza yargıçlığı ile bir mahkemeye men- sup yargıçlar tarafından işgal edilen ve mahkeme kurulu- şwıdan ayrılmayan, ayrı bir atamayı gerektirmeyen asliye ceza yargıçlığı, ağır ceza başkanlığı ve naip yargıçlıklar- dan oluşmaktadır. Sulh ceza yargıçlı.klan, yürütülen soruşturmalarda yargıç tarafından verilmesi gerekli kararları alır, yapılması gereken işleri yapar ve bunlara karşı yapılan itirazları ince- ler. Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklıdır (5235 sk. m. 10). İş durumunun gerekli kıldığı yerlerde birden fazla sulh ceza yargıçlığı kurulabilir. Bu durumda sulh ceza yargıç- lıkları numaralandırılır. Sulh ceza yargıçlığı her il merkezi ile bölgenin coğrafi durumları ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak belirlenen ilçelerde Hakimler ve Savcılar Kurulunun görüşü alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur. Bu yargıçlıklar bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır. Sulh ceza yargıçlıklarının yargı çevresi, bulundukları il merkezi ve ilçeler ile bunlara adli yönden bağlanan ilçe- lerin idari sınırlarıdır 1 . Genel ceza mahkemeleri ise, ilk derece veya olay mahkemeleri (esas mahkemesi), bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir. 1 Farklı dilzenleme için bak. 5235 sayılı kanunun 10. maddesi A) İlk derece veya olay ınahkemeleri, olayı maddi ve hukuki yönü ile inceleyen ınahkemelerdir. Bunlar her il ınerkezinde kurulur. Ceza mahkemeleri ayrıca bölgenin coğrafi durumu ve iş yoğunluğu göz önünde tutularak Adalet Bakanlığınca ilçelerde de kurulur. Ancak bunun için Hakimler ve Savcı- lar Kurulunun olumlu görüşüne gerek vardır (5235 s.k. m. 9,f.1). Ceza n1ahkemeleri bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır. İş durumu gerektirdiğinde, ceza ınahkemelerinin bir- den fazla dairesi oluşturulabilir. Bu daireler numaralandı- rılır (5235 s.k., m. 9, f. 5). Özel kanunlarda başkaca hüküm bulunmadığı takdir- de, ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla daireler arasında- ki iş dağılımı Hakimler ve Savcılar Kurulunca belirlenebi- lir. Daireler tevzi edilen davalara bakmakla yükümlüdür (535 s. k. m. 9, f.5). Daireler arasında, uzmanlığı sağlamak üzere "görev yönünden yetki" bölüşümü yapılabilir. İlk derece ceza mahkemeleri, asliye ceza ve ağır ceza mahkemeleri şeklinde örgütlenmiştir. Asliye ceza mahkemeleri tek yargıçlı mahkemelerdir (5235 s.k. m. 9, f. 2). Ağır ceza mahkemesinde bir başkan ve yeteri kadar üye bulunur; ancak bu mahkeme bir başkan ve iki üye ile toplanır (5235 s.k. m. 9, f. 3). 30 1 B) Bölge adliye mahkemeleri, bölgelerin coğrafi du- rumları ve iş yoğunluğu nazara alınarak belirlenen yerler- de, Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşü de alınarak Adalet Bakanlığınca kurulur (5235 s.k. m. 25, f. 1). Bölge adliye mahkemeleri, esas itibariyle, ilk derece mahkemelerinden verilen ve kesin olmayan hüküm ve kararları inceleyen mahkemelerdir. Bölge adliye mahkemeleri, başkanlık, ceza daireleri başkanlar kurulu, hukuk daireleri başkanlar kurulu, daire- ler, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığı, böl- ge adliye mahkemesi adalet komisyonu ve müdürlüklerden oluşur (5235 s.k. m. 27). Her bölge adliye mahkemesinde en az üç hukuk, iki ceza dairesi bulunur. Dairelerin sayısı Adalet Bakanlığının önerisi ile Hakimler ve Savcılar Kurulunca, ihtiyaca göre, artırılıp azaltılabilir (5235 s.k. m. 29, f. 1). Her dairede bir başkan ve yeteri kadar üye bulunur. Daireler bir başkan ve iki üyenin katılımıyla toplanır (5235 s.k. m. 46, f. 1). İş yoğunluğu dikkate alınarak üye sayısının yeterli olması halinde dairelerde birden fazla heyet oluşturulabilir. Oluşturulan diğer faaliyetlere, Ha- kimler ve Savcılar Kurulunun belirleyeceği üye başkanlık eder (5235 s.k. m. 46, f. 1). Daire başkanlarının üstünde bölge adliye mahkemesi başkanı bulunur (5235 s.k. m. 27). Bölge adliye mahkemesi adına yargılamayı normal olarak daireler yapar. Ancak bölge adliye mahkemesinde 32 Başkanlar Kurulu da yargılama görevını yerine getirir (5235 s.k. m. 35). C) Yargıtay, kural olarak, bölge adliye mahkemeleri- nin bozn1a dışında kalan hükümlerini hukuki yönden ince- leyen bir mahkemedir 1 . Yargıtay, istisnai olarak, ilk derece mahkemesi ve iti- raz mercii olarak da görev yapar. Yargıtay'da, on iki hukuk, on iki ceza dairesi ve her dairede bir başkan ve yeteri kadar üye bulunur (2797 sk. m.5; geçici m. 15, f.12). Yargıtay üyeleri on iki yıl için seçilir. Bir kimse ikinci defa seçilen1ez. Süresi sona eren- ler, Hakimler ve Savcılar Kurulu ilgili dairesi tarafından adlı yargıda sınıf ve derecelerine uygun bir göreve atanır (YK. m 29). Hukuk ve ceza daireleri kendi aralarında işbölümü esasına göre çalışır (2797 sk. m.14). Daireler bir başkan ve dört üyenin katılımıyla toplanır. Üye sayısının yeterli ol- ması halinde birden fazla heyet oluşturulabilir. Oluşturu- lan heyetlere en kıdemli üye başkanlık eder. Heyetler gizli yapılan müzakere sonunda salt çoğunlukla karar verirler (2797 s.k. m. 40, f.1). Daire başkanlarının üstünde Birinci Başkan vardır. Yargıtay adına yargılattıayi normal olarak daireler ya- par. Ancak Yargıtay'da, dairelerden başka, yargılama gö- revi de yapan çeşitli kurullar vardır. Bunlar Hukuk ve Ce- za Genel Kurulları (YK. m. 7, 15), Hukuk ve Ceza Daire- 1 Yargıtay, bölge adliye mahkemeleri kuruluncaya kadar, kural olarak ilk derece mahkemeleri tarafından verilen son kararları (hil- kümleri) hukuki yönden incelemeye devam etmiştir. 33 leri Başkanlar Kurulları (YK. m. 9, 17/1, 2), Yargıtay Başkanlar Kurulu (YK. m. 9, 17/1) ve Birinci Başkanlık Kuruludur (YK. m. 10, 18). Kanun, Yargıtay'ın bazı kurullarına uyuşmazlıklarda uygulanacak normu genel olarak belirtirken ve dolayısıyla adeta yasama görevi niteliğinde olan ve yargıçları bağla- yan "içtihat birleştirme kararı" verme yetkisini de tanımış- tır. Bunlar Hukuk ve Ceza Genel Kurulları (YK. m. 15) ve Yargıtay Büyük Genel Kuruludur (YK. m. 16). 18. Özel ceza yargılaması makamları: Genel ceza mahkemelerine nazaran özel nitelik taşıyan bir kısım yar- gılama makamları da vardır. Bunların bir kısmı adliye içi bir kısmı ise adliye dışı mahkemelerdir. Söz konusu mah- kemelerin başlıcaları, Anayasa Mahkemesi, Uyuşmazlık Mahkemesi, Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi, İcra Mahkemesi, Danıştay, Çocuk Mahkemesi, Çocuk Ağır Ceza Mahkemesidir 1 . 19. Mahkemelerdeki yargıç sayısı: Mahkemelerin yargıç sayısı, çok tartışmalı bir konudur. Tek yargıç siste- minin, yargılamanın ucuz olması, yargıç ihtiyacını karşı- lamayı kolaylaştırması ve özellikle yargıcı daha dikkatli olmaya sevk etmesi gibi yararları vardır. Ancak tek yargı- cın, işlerin çokluğu ve çeşitliliği altında ezilmesi ve bu yüzden isabetli karar verememesi, muhakemenin uzaması ve yargıcın etki altında kalması gibi sakıncaları da vardır. 1 6771 sayılı kanunla Anayasada yapılan değişiklikle askeri mahke- melerin kurulamayacağı hUkme bağlanmıştır (Any. m. 142). An- cak savaş halinde asker kişilerin sadece görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla gör_evli askeri mahkeme- lerin kurulabileceği öngörUlmüştür (Any. m. 142, f. 2). 34 Toplu yargıç sisteminin başlıca yararları, hükmün yar-' gıçlar yönünden de kollektif olması ve dolayısıyla yargıç- ların birbirlerini aydınlatmaları, yargıçların etki altına alınmasının güç olması ve yargıçlardan birinin değişmesi halinde işlerin aksamamasıdır. Bu sistemin sakıncaları ise, sorumluluğun dağılması, yargıçların sorun1luluğu birbirle- rinin üzerine atmaları ve dolayısıyla gerekli dikkati gös- termeme1en'dı'r l . Bilgili, tecrübeli ve bağımsız yargıçlardan oluşınası şartıyla toplu yargıç sisten1inin daha güven verici olduğu kuşkusuzdur. Ancak iyi yetişmiş yargıç bulmadaki güçlük- ler karşısında, hafif sayılabilecek suçlara bakan mahkeme- leri tek yargıçtan oluşturmak kaçınıln1azdır. 20. Ceza iddiası ve ceza davası: Kollektif bir faaliyet olan ceza muhakemesinde iddia makamının görevi ceza iddiasında bulunmaktır. Bir bakıma ceza davasının esasını oluşturan ceza iddiası, devlete ait olan ve somut olarak bir suçun işlenmesiyle ortaya çıkan cezalandırma hakkı veya yetkisinden kaynaklanmaktadır. Faili cezalandırmayı amaçlayan bu iddia, mahkumiyet hükmüyle amacına ulaşmakta ve böylece kesin ve son şeklini almaktadır2. Hukuk düzeni, bir yandan bireyin·hak ve özgürlüklerini garanti altına alma� öte yandan da cezalandırmanın ka- nunlara uygun olmasını sağlamak amacıyla, ceza iddiası- nın doğruluğunun yar�ı organı tarafından araştırılmasını istemektedir. Böylece ceza davası kavramına ulaşılmakta- dır. Nitekim ceza davası� ceza iddiasının fiiliyata geçiril- mesini mümkün kılan b�.�açtır. Ancak ceza iddiası ile 1 KUNTER: s. 182. 2 KEYMAN: s. 8-S, 89. 35 ceza davası özünde farklı kavraınlardır. Ceza iddiası dev- lete ait ve failin cezalandırılmasını sağlamaya yönelik bir hak veya yetki olmasına karşılık, ceza davası iddianın , doğruluğunun anlaşılması için yargılama organına yapılan başvuruyu ifade eder. Ancak bu iki kavram sıkı bir ilişki içinde olup, ceza davasını ceza iddiasına başvurmaksızın açıklamak mümkün değildir 1 . Ceza davasının doğru bir tanımını ortaya koyabilmek için, öncelikle ceza davasıyla ulaşılmak istenenin ortaya konulması gerekir. Ceza muhakemesinin amacı, maddi gerçeği ortaya koymaktır. Bu da ancak yargılama organı tarafından verilen kollektif bir hükümle mümkün olur. Maddi gerçeği yansıtan kollektif bir hükmün elde edile- bilınesi için de, her şeyden önce yargılama organının ha- rekete geçmesini ve işe elkoymasını sağlamak gerekir. Modem ceza muhakemesi hukukunda benimsenen "dava- sız yargılama olmaz" ilkesi gereği, yargılama organının harekete geçmesi ve yargılamanın yapılabilmesi, dava adı verilen faaliyetin somut olarak başlatılması şartına bağ- lanmıştır 2 . Ceza yargıçları kendiliklerinden harekete geç- mezler. Şu halde ceza davası, cezai bir uyuşmazlığın çö- zülmek üzere yargılama makamı önüne götürülmesidir 3 . Başka bir deyişle ceza davası, suç işlendiği şüphesi ortaya çıktığında, ceza hukuku yönünden değerlendirilmesi için olayın ceza yargılaması makamlarının önüne götürülmesi- dir. KEYMAN: s. 89. 2 KEYMAN: s. 89. 3 KUNTER: s. 191. 21. Ceza davasının çeşitleri: Ceza davaları, aınaç Yö nünden "asıl ceza davası" ve "tali ceza davası" şeklinde bit a.ıruna tabi tutulmaktadır. Bir kimseye suç isnat edilip, bnı1un kovuşturulmasının istenınesi şeklindeki davaya "asıl ceza davası", buna karşılık örneğin bir malın müsad,e.. re ediln1esi veya bir ceza mahkemesinin kararının hatalı olup olınadığının tespit edilmesi için yargılama makamına başvurulmasına "tali ceza davası" adı verilmektedir 1 . Mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa görece- za davaları bunları açan iddia makamları yönünden "kamu davası" ve "şahsi dava" olmak üzere ikiye ayrılıyordu. Mülga Kanunun, kovuşturulması şikayete bağlı bazı suçlar yönünden suçtan zarar görene tanımış olduğu şahsı dava açma yolunu yeni Muhakeme Kanunu kabul etmemiştir. Yeni Kanuna göre ceza davası, devletin bu işle görevlen- dirilmiş makamı tarafından açılan kamu davasıdır. Uygulama, kamu davasında davacı olarak "kamu hak- ları"nı göstermektedir. Oysa davacının kişi olması gerekir ve bu da davayı açan savcı değil doğrudan Devlettir 2 . 22. Kamu davasının mecburiliği: Kamu davasının açılması konusunda, esas itibariyle iki sisten1 söz konusu- dur. Birincisine göre, ceza davasını açmakla görevlendi- rilmiş olan n1akam, dava açılması için aranan kanuni şart- ların gerçekleşmesi halinde, ceza davasını açmaya ınec- burdur. Buna "ceza davalarının ınecburiliği" denilmekte- dir. İkinci sisteme göre ise, ceza davasının açılması için kanuni şartların gerçekleşmiş olması yetmez, ayrıca dava- nın açılmasında kamu yararının bulunması da aranır. ı KUNTER: s. 191, 192; KEYMAN: s. 93. 2 KUNTER: s. 200, dipnot 33. 36 1 37 i· "Maslahata uygunluk", "uygunluk" veya "takdirilik" gibi adlar verilen bu sistemde dava açmakla görevli makam, dava açılmasının suçtan doğan zarardan veya suçlunun cezasız kalmasından doğabilecek zarardan daha büyük bir zarara neden olabileceği kanaatine varırsa dava açmayabi- lecektir 1 . Mecburilik sisteminin Kant'ın kısas teorisine, uygun- hık veya takdirilik sisteminin ise Bentham'ın faydacı teori- sine dayandığı söylenıniştir 2 . Ancak günümüzde bu sorun bir ceza politikası sorunu olarak ele alınınakta 3 ve bu iki sistemden hangisinin daha yararlı olduğu, esas itibariyle, ceza politikası açısından tartışılmaktadır. Uygunluk veya takdirilik sisteminin bir kısım yararlarına rağmen, kötüye kullanılması tehlikesi karşısında, mecburilik sisteminin daha uygun olacağı savunulmuştur 4 . Kanunumuz kural olarak mecburilik sistemini kabul etmiştir. Davanın açılmasının mecburi olması için, soruş- turma evresi sonunda toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturması gerekir (CMK. m. 170, f. 2). Bununla birlikte Kanun, dava açma mecburiyetine ba- zı istisnalar getirmiştir. Nitekim a) cezayı ortadan kaldıran şahsi sebep olarak etkin pişmanlık hükümlerinin uygulan- masını gerektiren koşulların, ya da b) şahsı cezasızlık se- bebinin varlığı halinde Cumhuriyet savcısı kamu davasını 1 KUNTER: s. 201; KEYMAN: s. 94 vd. 2 Bak. KEYMAN: s. 95. 3 KEYMAN: s. 95. 4 KUNTER: s. 202; EREM: Ceza Yargılaması Hukuku, Ankara 1986,s.217. o açınayabilecektir (iddianaıne düzenlemeyebilecektir) (CMK. ın. 171). 23. Kamu davasının devamlılığı: Kamu davasını açınakla görevli olan makamlar, ceza davasını açmaya mecbur oldukları gibi, açtıkları davayı yürütmeye de mec- burdurlar. Bir başka deyişle bu makamlar, açtıkları kamu davasını geri alaınazlar. Açılan kamu davasını yürütme zorunluluğu, davayı engelleyici bir neden ortaya çıkma- dıkça, uyuşmazlığı doğrudan doğruya çözen son karara kadar devam eder. Buna karşılık, iddia makamı, kanun yoluna başvurmak zorunda değildir. Belirtmek gerekir ki, iddia makamının kamu davasını son karara kadar yürütme zorunluluğunda olınası, onun isnadında ısrar etmesini de gerektirmez. İsnadının yersiz olduğunu anlayan iddia makamı, beraat isteyebilir. Bu da iddia görevini yapmak demektir 1 . Savcı, hatalı bulduğu son karara karşı açmış olduğu kanun yolu davasını merci tarafından karar verilinceye kadar geri alabilir. Ancak savcı kanun yoluna sanık lehine başvurmuşsa, bu başvurunun geri alınabilmesi için sanığın rızası gerekir (CMK. m. 266, f. 1). 24. İddia makamları: İddia makamı, kamusal ve bi- reysel iddia makamlarından oluşur. Başlangıçta bireysel iddia esastı; toplum ayrıca bir iddiaya gerek görmeınek- teydi. Zamanla tersine bir gelişme oldu ve kamusal iddia öncelik kazandı. Halen bireysel iddia, ancak kamu davası- na katılma halinde söz konusu olmaktadır. 1 KUNTER: s. 205; KEYMAN: s. 129, 130. 38 • 39 Devletin ceza iddiası görevini yapan resmi makamı, kural olarak savcılıktır. Ancak istisnai olarak, Devletin başka makamları da bu görevi yerine getirmektedir. 25. Savcılık örgütü: Ceza iddiası görevini yapan sav- cılıklar, mahkeme makamı yanında bulunur. Yargıçlık makamı yanında ayrıca savcılık yoktur. Buralarda iddia görevini, sulh ceza yargıçlığının yargı çevresinde bulun- duğu mahkeme yanındaki veya yargıcın bağlı olduğu mahkeme yanındaki savcılık yapar 1 . Mahkeme kuruluşu bulunan her il merkezi ve ilçede bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulur. Cumhuriyet başsavcı- lıkları bulundukları il veya ilçenin adı ile anılır (5235 s.k. m. 16). Her başsavcılık kuruluşunun başında bir Cumhuriyet başsavcısı bulunur. Yeteri kadar da Cumhuriyet savcısı görev yapar. Gerekli görülen yerlerde Adalet Bakanlığının önerisi üzerine Hakimler ve Savcılar Kurulunun kararı ile bir veya birden çok Cumhuriyet başsavcı vekili atanır (5235 s.k. m. 16, f. 2). Bir yerde hem asliye hem de ağır ceza mahkemesi olsa bile, bir tek Cumhuriyet başsavcılığı bulunur ve bu her iki mahkemenin de yanındadır. Öte yandan ağır ceza mahkemeleri yanındaki Cumhu- riyet başsavcılıkları, ağır ceza mahkemelerinin yargı çevre- lerinde bulunan Cumhuriyet başsavcılıklarına göre üst ko- numundadırlar ve sadece kanun yoluna başvurma bakımın- dan bu savcılıkların yanında oldukları veya yanında sayıl- dıkları asliye ceza mahkemelerinin yanında sayılırlar; yani 1 KUNTER: s. 208; YURTCAN: s. 124. l bu n1ahkeınelerin kararlarına karşı kanun yoluna başvura.. bilirler (CMK. ın. 260, f. 2). Bölge adliye ınahkeınesi yanında bir "bölge adliye ınahkenıesi Cumhw·iyet başsavcılığı" bulunur. Bölge adliye ınahkemesi Cwnhuriyet başsavcılığı Cumhuriyet başsavcı.. sı e eteri kadar Cumhuriyet savcısından oluşur. En kı.. denıli Cumhuriyet savcısı, Cumhuriyet başsavcı vekili olarak görev yapar (5235 s.k. m. 30). Bölge adliye mahke.. nıesinin yanında bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adli- ye n1ahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvu- rabilir (CMK. m. 260, f. 2). Buna karşılık söz konusu baş- sa, cılık ilk derece mahkemelerinin kararlarına karşı istinaf yoluna başvuramaz; ancak bu kararlara karşı istinaf yoltma gidildiğinde dosyayı inceleyerek karar hakkındaki görüşünü bildirir. Yargıtay yanında, Kanundaki adıyla "Yargıtay Cumhu- riyet Başsavcılığı" vardır. Kısaca Yargıtay Başsavcılığı diyeceğimiz bu kuruluşun başında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet Başsavcıvekili bulunur. Ayrıca yeteri kadar Yargıtay Cumhw·iyet savcısı görev yapar. Yargıtay Başsavcılığı, Yargıtay'ın istisnai olarak olay mah- kemesi gibi görev yaptığı durumlarda, diğer savcılıklardan farksızdır. Ancak Yargıtay, esas itibariyle, temyiz mah- kemesi olarak yargılama faaliyetinde bulunur. Bu hallerde, Yargıtay Başsavcılığı olay mahkemelerinin ve istinaf mahkemelerinin son kararlarına karşı temyiz yoluna baş- vuramaz; ancak bu kararlar temyiz edildikten sonra dos- yayı inceler ve karar hakkındaki mütalaasını bildirir. Yar- gıtay Cumhuriyet Başsavcısı ayrıca Yargıtay Ceza dairele- ri ile Ceza Genel Kurulu· kararlarındaki yazıma ilişkin 40 41 n1addı hataların düzeltilmesi için ilgili ceza dairesi veya Ceza Genel Kuruluna başvurabilir (5320 s. K. m. 8, f.l) Öte yandan Yüce Divan'da iddia görevini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya vekili yapar (Any. m. 148, f4). 26. Devletin diğer iddia makamları: Devletin ceza iddiası görevi, istisnai olarak, savcılıktan başka makamlara da verilmiştir. Nitekim Yüksek Öğretim Kanununa göre üniversite personelinin görev suçları ile ilgili soruşturma idare tarafından yapılmakta ve kovuşturma kararı idari kurullar tarafından verilmektedir (m.53). Bu hallerde, ka- mu davasının açılması için, ayrıca savcılığın iddianamesi- ne gerek yoktur. 27. Bireysel iddia makamları: Suçtan, Devlet gibi, birey de zarar görebilir. Bu durum, bireyin iddia görevi yapmasını, yani iddia makamını işgal etmesini mümkün kılmaktadır. Kanunumuza göre birey, iddia makamını savcıyla bir- likte işgal eder ve katılan (müdahil) adını alır. Kanun mağdurun, suçtan zarar görenlerin ve malen sorumlu olanların savcı tarafından açılan kamu davasına katılabilmelerini kabul etmiştir (CMK. m. 237). Bu haller- de, iddia makamı, savcı ile birlikte katılan tarafından işgal edilir; böylece savcının yanı sıra katılan da iddia görevi yerine getirir. 28. Savunma görevi: Cezai savunına, en geniş an- lamıyla, sanığın suçlu olduğu iddiasına karşı, suçsuz oldu- ğunu, başka bir deyişle sanık yönünden devletin cezalan- dırma hakkının veya yetkisinin var olmadığını ortaya koyınak anıacıyla, bizzat sanık veya müdafi tarafından gerçekleştirilen ınuhakeme faaliyetlerinin bütünüdür'. Savuruna. iddia şeklinde ortaya çıkan tezin antitezini oluş, turur. Muhakenıe diyalektiği, iddia hakkının veya görevi- nin karşısına savunına hakkının veya görevinin konulma- sun gerektirir 2 . Savunma, esas itibariyle, iddianın reddi şeklinde olur. Yani kendisini savunan, kendisi için bir hak talep etmez; sadece karşı tarafın bir hakkının bulunmadığını ileri sürer 3 . Ceza muhakemesinde gerçeğin ortaya konulmasında heın bireyin hem de devletin menfaati vardır. Bir kere suç- lu olmayanlar da sanık durumuna düşebilir. Sanık, sadece suçlu olduğundan şüphe edilen kişidir. Bu şüphenin ye- ni1n1esi ve doğıu bir karara varılabilınesi yönünden sa- vunma kaçınılmazdır. Savuıuna sanığın suçlu olması halinde de gereklidir. Zira kanunun öngördüğünden daha ağır bir cezanın verilmesini önlemek ancak bu yolla müm- kün olur. Gerçeğin ortaya çıknıasına hizmet eden savunma, dev- let yönünden de önemlidir. Zira ceza muhakemesinde ger- çeğin ortaya konması ve böylece adaletin sağlanması, aynı zamanda devletin temelinin de korunması demektir 4 . Savunma görevinin gereği gibi yapılabilmesi ve ger- çeğin ortaya çıkmasına hizmet edebilmesi için, savunma makamının gerekli yetkilerle donatılmış olması gerekir. Bu konuda önemli olan, iddia ve savunma makamları ara- 1 BELLAVISTA: s. 183. 2 BELLAVISTA: s. 184. 3 BELLAVISTA: s. 183. 4 KUNTER: s. 244. 42 _J 43 sınd� etki yönünden bir dengenin sağlanmasıdır. Nite- kin1 çelişme ilkesinin taı11 olarak uygulanabilmesi ve so- nuçta gerçeğin ortaya konulabilınesi, bu dengenin sağlan- nuş olmasına bağlıdır. Belirtınek gerekir ki, burada söz konusu olan yetkilerde eşitlik değildir. Makamlar farklı olduğundan, yetkilerin de farklı olması kaçınılmazdır. Ör- neğin, savcının sahip olduğu kolluğa emir verme yetkisi- nin sanığa, hatta müdafıe tanınması düşünülemez. Önemli olan yetkilerde eşitlik değil, bir tarafa tanınan yetkilere karşılık, diğer tarafa da bazı yetkiler tanıyarak dengeyi sağlamaktır 1 . Başka bir deyişle savunma makamı, savun- ma görevini, iddia makamının iddia görevini yerine geti- rirken sahip olduğu serbesti içinde yerine getirebilmelidir. Mülga Kanunun 1992 değişikliğinden önce, hazırlık soruşturması safhasında böyle bir dengeden söz etmeye imkan yoktu. Bu değişiklikle, hazırlık soruşturması safha- sında da son soruşturmadakine benzer bir denge sağlan- mışt1 Yürürlükteki Kanunun, soruşturma evresi yönünden de, kovuşturma evresinde olduğu gibi, savunma görevi yapanların yetkileri ile iddia görevi yapanların yetkileri arasında bir denge sağladığı söylenebilir. 29. Savunma makamları: Savunma görevinin tanı- mından da anlaşılacağı üzere, savunmada iki ayrı muha- keme süjesi söz konusudur. Bunlar sanık ve müdafidir. Nitekim savuruna sadece müdafiin faaliyetinden ibaret olmadığı gibi, sadece sanığın faaliyetinden de ibaret olma- yabilir. Farklı muhakeme süjeleri tarafından ortaya konan karmaşık ve aynı amaca yönelik bir faaliyetler bütünü olan savunmayı, sanık tarafından veya müdafi tarafından ya- 1 ÖZGEN: Ceı.a, s. 120. 44 pılmasına göre, bir aynn1a tabi tutmak mümkündür. Birin, ci halde sanığın kendi kendini savunması veya bireyset savunına söz konusudur. Bu savunn1a, sanığın iddia ve yargılama makamı ile birlikte kendi hakkındaki muhake.. meye, başka bir deyişle çelişmeye katılması şeklinde orta.. ·a çıkar. Sanığın çelişıneye katılabilmesi için de, muha� kemede hazır bulunmak ve başkalarının düşüncelerini, delillerini, vardıkları sonuçları öğrenmek ve kendi düşün.. celerini açıklan1ak, kendisinin fiil ve hukuki sorun konu.. sundaki düşüncelerini ve delillerini ortaya koymak iınkanına sahip alınası gerekir 1 . Sanığın, temsilcisi vasıtasıyla yaptığı savunma da bi- reysel savunmadır. Sanığın kendi savunmasını bizzat yaparken işgal ettiği makam, bireysel savunma makamıdır. İstisnai olarak bireysel savunmadan vazgeçildiği du- rumlar vardır. Nitekim, bazı şartlarla kaçak hakkında (CMK. m. 247) ve kaçak olınayan ama hazır bulunınayan veya kendisini temsil ettirmeyen sanık hakkında (CMK. m 195) duruşma yapılabilmektedir. Aynı şekilde Yargı- tay'da yapılacak duruşmada sanığın hazır bulunması zo- runlu değildir. Hatta sanık tutuklu ise, hazır bulunmak hakkı yoktur. Müdafıin bulunması da şart değildir (CMK. m. 299). Bireysel savunma makamını sanığın temsilcisi de işgal edebilir. Bunlar kanuni temsilci ve eştir (CMK. m. 155). 1 BELLAVISTA: s. 184, 185. 45 Temsilcileri11 yaptığ·ı savuııma, sanığın naınına ve sadece sanık lehine bir savunınadır 1 • Kanuni temsilciler veli, vasi ve kayyımdır. Bunlara, a) sanığa müdafi seçn1ek (CMK. ın. 149, f. 1), b) duruşmada sanığın yanında bulunmak (CMK. m. 155), c) kanun yolu- na başvurmak (CMK. m. 262 ve d) muhakemenin yeni- lenmesini istemek (CMK. m. 317) hakları tanınmıştır. Sanığı temsil yetkisi, her iki eşe de tanınmıştır. Karı veya koca, sanık olan eşini savunmak için, müdafi seçmek hariç, kanuni temsilcilere tanınan bütün haklardan yararla- nır. Sanığın bireysel savunmasının yanında bir de müda- fiin yaptığı savunma vardır. Müdafıin ceza muhakemesin- deki konumu nazara alındığında, bu savunmaya kamusal veya biçimsel savunma yerine, teknik savunma demek daha doğru olur 2 . Bu savunma kaynağını ve varlık nedeni- ni ceza muhakemesi diyalektiğinden, yani muhakemenin bir çelişme olmasından alır. Nitekim çelişmenin etkili ola- bilmesi için tarafların gücünün dengeli olması gerekir 3 . Anayasa herkesin yargılama mercileri önünde savunma hakkına sahip olduğunu öngörmüştür (Any. m. 36). Bu hakkın tam olarak kullanılabilmesi için, sanığın muhake- meye mesleki-teknik bilgilerle donanmış kişilerin yardı- 1 KUNTER: s. 248. 2 BELLAVISTA: s. 186. Müdafiinin hukuki durumu ile ilgili görüş- ler için bak. CENTEL: Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi, İs- tanbul 1984, s. 40 vd. 3 Çelişme ve silahların eşitliği konusunda geniş bilgi için bak. TA- NER, F.G.: Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği, Ankara 2019. 46 n1ıyla katılması gerekir. Hukuku bilıneyen sanık, hukuku bilen bir kişinin yardın1ına ınuhtaçtır. Muhakemenin diya. lektik n1ahiyeti eşit silahlarla mücadele edilınesini gerekti- rir. Oysa hukukı bilgilerle donamnış bir ithamcının silahla- rı ile hukuk bilgisine sahip olmayan sanığın silahlarının eşit olduğu söylenemez. İşte bu nedenledir ki, modern yasamalarda müdafi, sanığın hukuki gözü ve kulağı olarak belirn1ektedir 1 . Ceza muhakemesinde uyuşmazlığın tarafını oluşturan sanıktan ayrı ve farklı bir müdafıin, sadece hukuki yardım yönünden gerekli olduğu söylenemez. Hukukçu olan bir sanık da, aynı şekilde müdafıe ihtiyaç duyabilir. Gerçek şu , ki, Çiçeron hariç, hiç kimse kendisini gereği gibi savuna- maz. Bu hususu göz önünde bulunduran hukuk düzeni, ceza muhakemesinde bireysel savunma makamının yanın- da bir de müdafilik makamına yer vermiştir 2 . Müdafıin işgal ettiği makam bu makamdır. Müdafi, ceza muhakemesinde teknik yardım işlevi gördüğü gibi, temsil işlevi de görür. Birincisi, müdafıin teknik yeteneği gerektiren bir konuda sanıkla işbirliği yapması halinde, ikincisi ise belirli hakların veya yetkile- rin kullanılmasında sanığın yerini alması halinde söz ko- nusudur 3 . i l i 1 BELLAVISTA: s. 187. 2 BELLAVISTA: s. 187. 3 BELLAVISTA:.s. 18.8. 47 V. CEZA MUHAKEMESİ SİSTEMLERİ 30. Genel olarak: Önceleri suç denilen fiillerin sade- ce bire leri ilgilendirdiği kabul ediliyordu. Yegane müey- yide bireysel öçten ibaretti. Zanıanla toplumu idare eden- lerin güçlenmeleri ve bunların bireysel öcün neden olduğu toplumsal kargaşayı önlemek isteıneleri sonucu, bireylerin birbirlerini cezalandırmaları yasaklandı ve cezalandırma hakkı veya yetkisi toplumun tekeline alındı. Ancak toplu- mun suçluları cezalandırabilınesi için, suçla ilgili uyuş- mazlıkları çözecek bir makama gerek vardı. Bu görevi yerine getirmek üzere mahkemeler kuruldu. Mahkemenin bu uyuşmazlıkları çözebilmesi için de, bireylerin mahke- meye başvurmaları gerekiyordu. Bunun sonucu olarak "muhakemesiz ceza olmaz" ilkesi ortaya çıktı 1 . Böylece ceza muhakemesi iddia, savunma ve yargılama makamla- rını işgal edenlerin katıldığı bir faaliyet haline geldi. Ancak muhakeme makamının üç ayrı makamdan, yani iddia, savunma ve yargılama makamlarından oluşması, bütün sorunları çözmeye yetmemektedir. Bu makamlar arasındaki ilişkilerin, bunların yetkilerinin ne olacağı, önemli sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu makamlardan birinin, yetki yönünden, diğerine nazaran ön plana çıkması ve bunlar arasındaki ilişkilerin şu veya bu şekilde düzenlenmesi, sonuçta verilecek hükmü etkilemek- tedir 2 . Dolayısıyla bu ilişkileri ve yetkileri düzenlerken ceza muhakemesinin amacını göz önünde bulundurmak gerekir. Nitekim ceza muhakemesi makamlarının ilişkileri ve yetkileri, bireyin veya toplumun menfaatlerinin ön pla- KUNTER: s. 63. 2 KEYMAN: s. 32, 33. 48 n 1kru-1lıua ıntn a da bu iki n1enfaat arasında bir denge kurularak gerç ğin araşürılmasının aınaçlanmasına göre, ...�itli d"'Virlerde ve topluınlarda farklı şekilde düzenlen. 1ni tir. Bu konuda birbirinden kesin olarak ayrılabilen Uç ..i "t n1 söz konusudur. B.w1lar ithan1, tahkik ve işbirliği isteınleridir. Heınen her topluınun tarihinde ilk görülen 'İst 111 ithaı11 sisteınidir. Bu sisteın sonradan tahkik siste- nün dönüşn1üştür. Son olarak da işbirliği sistemi benim- enıniştir. Günüınüzde daha çok işbirliği sistemi benim- enmektedir. Bununla birlikte son zaınanlarda itham sis- teminin önen1li bir teıninat sayılan açıklık ve yüze karşılık ilkelerine canlılık kazandırınak yolunda bir eğilim gözlem- lenmektedir 1 . 31. İtham sistemi: Tarihen en eski olan ve halen özü itibariyle, Anglo-Sakson hukukunda ve bu hukuku model alan hukuk sistemlerinde uygulanan bu sistem 2 , bir kimse- nin cezalandırılabilmesi için diğer bir kimse tarafından suçlanması, itham edilmesi ve itham edenin suçluluğu ispat etmesi esasına dayanmaktadır. Suçluların cezalandırılmasının esas itibariyle bireyleri ilgilendirdiğin4 bireysel itham ve savunmalarla toplumun menfaatlerinin de korunacağını kabul eden bu sistemin başlıca özellikleri şunlardır 3 : a) Yargıcın harekete geçmesi için ithama gerek vardır; yargıç kendiliğinden harekete geçemez. 1 KEYMAN: s. 33. 2 KEYMAN: s. 33. 3 Bu konuda bak. LEONE: Diritto processuale penale, Napoli 1988, s. 9; FOSCHINl: Giudicare, s. 84; aynı yazar: Sistema, l, s. 203, 204: KUNTER: s. 82 vd.; EREM: s. 60, 61; KEYMAN: s. 34 vd. 49 b) İtham tıne y tkisi başlangıçta sadece zarar görene ve bunun yakınlarına, daha sonra herkese aitti. Özellikle uçtan sosyal bir zarar doğması halinde bütün vatandaşlar ithan1da bulunabilir. c) Yargıç delil toplan1ak ve delilleri seçmek serbesti- sine sahip değildir. Tarafların ileri sürdükleri delillerle bağlıdır. d) Taraflar eşit durumdadır; itham edenle itham edi- len, sonucu belirleyecek tarafsız hakem önünde tartışan kişiler konumundadır. Muhakeme itham edenle itham edi- len arasındaki bir diyalogdur. e) Muhakeme çelişme, sözlülük ve açıklık ilkelerine göre yapılır. Görülüyor ki, bu sistemde bireysel itham makamı ile bireysel savunma makamı, yargılama makamından üstün tutulmaktadır. Yargılama makamı, adeta hakem durumun- da olup, iddia ve savunmaya göre karar vermektedir. İtham sistemine hakim olan açıklık, sözlülük ve çe- lişme ilkelerinin birey hak ve özgürlüklerinin korunması yönünden önemli bir güvence oluşturduğu kabul edilmekle birlikte, bu sistemin hiç de göz ardı edilemeyecek sakınca- ları bulunduğu da ileri sürülmektedir. Bir kere bireylerin çeşitli nedenlerle (korkmak, tatmin edilmek gibi) harekete geçmemeleri, suçluların cezasız kalmaları sonucunu doğu- rabilecektir. Ayrıca bireylerin itham konusunda aşırılığa gitmeleri yerli yersiz ithamda bulunmaları insanları gerek- siz yere taciz edebileceği gibi, mahkemelerin işini de ge- reksiz yere artırabilecektir. Nihayet yargıcın tarafların ileri 50 sürdükleri delillerle bağlı olınası, gerçeğin ortaya konul.. masmı engeHeyebilecektir. 32. Tahkik sistemi: Ortaçağda otoriter devletlerin ku- rulmasıyla itham sisten1inin yerini "tahkik sistemi" adı verilen sisteın almıştır. Toplum menfaatlerinin birey men- faatlerine üstün tutulduğu bu sistemde en önemli muha- , keme makamı yargılama makamıdır. İddia ve savunma n1akamları ikinci plandadır. Bu sistemin temel özellikleri şunlardır 1 : a) Esas görevi yargılama yapmak olan yargıç, bir suç işlendiğini haber aldığında, işe kendiliğinden elkoyabil- mektedir. Böylece ithamcı ve yargıç sıfatları aynı kişide toplanmaktadır. b) Yargıç, iddia ve savunmanın delilleri ile bağlı ol- mayıp kendisi de delil toplayabilmekte ve bunları serbest- çe değerlendire bilmektedir. c) İthamcı yargıç ile sanık arasında eşitsizlik vardır. d) Muhakemenin her aşamasında yazılılık ve gizlilik esastır. Avrupa'da merkezi krallıkların kurulmasıyla yaygınla- şan bu sistemin başlıca yarar�, suçların kavuşturulabilmesi için davacıya gerek olmadığından, suçluların cezasız kal- mamalarıdır. Bu sistemde, deliller serbestçe toplanıp de- ğerlendirilebildiğinden, gerçeğin ortaya çıkarılması imkanının daha yüksek olduğu varsayılmıştır. 1 Bak. LEONE: s. 9; FOSCHINI: Giudicare, s. 85; aynı yazar: Sis- , tema, l, s. 204,205; KUNTER: s. 64; EREM: s. 62; KEYMAN: s. 38 vd. 51 Bw1a karşılık, söz konu.u si teı11de sanığın hiçbir gü- vencesi yoktur. Ayrıca tarafların ınuhakemedeki etkileri- nin az olması, çeliş111e ilkesinin uygulaıu11an1ası nedeniyle, ·argıcın hatalı karar vermesi ihti111ali bir hayli yüksektir. Bugün ceza muhaken1esinin geldiği aşamada, savunma hakkının var olmadığı bir sistemde gerçeğin ortaya çıkarı- lamayacağı kabul edilmelidir. 33. İşbirliği sistemi: Modern devlet anlayışı ve ceza muhakemesinin hukuk devleti anlayışına uydurulması isteği, ilk iki sistemin iyi yönlerinin, artık kabul edilemez olan yönlerinden ayrılması ve iyi yönlerinin karışımı olan yeni bir sistemin ortaya konulması sonucunu doğurmuş- tur 1 . Bu sistemde iddia, savunma ve yargılama makamları arasında bir işbirliği söz konusudur. Muhakeme görevi bütün bu makamlar tarafından elbirliği ile yapılır. Yargıç, itham sistemindekinin aksine, sadece iddia ve savunmaya göre karar vermek zorunda olmadığı gibi, tahkik sistemin- dekinin aksine, kendiliğinden araştırma ve delil toplama tekeline de sahip değildir. Bu sistemde hüküm verme faa- liyeti, tarafların diyalogu veya yargıcın monologu değil, bütün muhakeme makamlarının katıldığı bir kollokyum- dur2. Halen Avrupa ülkelerinde ve kısmen ülkemizde de uyfllanmakta olan bu sistemin başlıca özellikleri şunlar- dır : LEONE: s. 10. 2 FOSCI-IlNI: Giudicare, s. 86; aynı yazar: Sistema, I s. 206. 3 Bak. LEONE: s. 10, 11; FOSCHINI: Giudicare, s. 86; aynı yazar: Sistema, I, s. 205, 206; KUNTER: s. 65, 66; BREM: s. 63 vd.; S2 a) Mu.haken1e yapılabilmesi için ithama gerek vardır; .rargıç kendiliğinden işe elkoyamaz. İtham, toplum adına bir devlet organı tarafından yapılır. Bunun için savcılık ınakaını oluşturulmuştur. b) Muhakeme, kural olarak, birincisi tahkik sistemin- den, ikincisi ise itham sisteminden esinlenen iki safhadan oluşmaktadır. Soruşturma safhasında muhakeme kural olarak yazılı ve gizlidir. Çelişme metodu sınırlı olarak uygulanır. Buna karşılık kovuşturma safhasında sözlülük ve açıklık esastır. Bu safhada çelişme metodu tam olarak uygulanır 1 . c) Sanık, siyasi rejime göre değişen haklara sahiptir. KEYMAN: s. 42 vd. i ·6217 sayıl• Kanunla asliye ceza mahkeınesjnde savcılık makamı- nın çelişme metodunun işleyişindeki rolU azaltılmıştı. 53 VI. CEZA MUHAKEMESİ ŞARTLARI ' 34. Kavram: Kural, bir suç işlendiği haberi suçları ta- kiple görevli makamlara ulaştığında, bunların kendilik.le- , rinden harekete geçmeleri ve ceza muhakemesini başlat- : malarıdır. Ancak, bazen bu faaliyetin yapılabilmesi, çeşitli ' suç ve ceza po!itik.ası nedenleriyle, bir takım şartların var- • (• lığına bağlanabilir. Bu şartlar gerçekleşmediği sürece mu- , hakemeyi başlatmak veya devam ettirmek ve sanığı ceza- landırmak mümkün değildir 1 . Söz konusu şartlara "ceza muhakemesi şartları" adı verilmektedir 2 . Bunları "kovuş- turma (takip) şartları3", "dava şartları"4, "yargılama koşul- ları" 5 diye adlandıranlar olduğu gibi, bunların bir kısmını "dava şartları", diğer bir kısmını ise "yargılama şartları" 6 diye adlandıranlar da vardır. Ceza muhakemesi şartlarının neler olduğu son derece tartışmalıdır 7 . Bununla beraber bu şartları, suçun oluşma- sını önleyen nedenler ve cezalandırılabilme şartları ile karıştırmamak gerekir. Gerçi suçu önleyen nedenlerin var- lığı, fail hakkında ceza davasının açılmasına ve muhake- menin yapılmasına engel olmakta ise de, bunları muhake- me şartı saymaya imkan yoktur. Söz konusu nedenler su- çun varlığı veya yokluğu ile ilgili olup, maddi ceza huku- ku kurumlarıdır. Buna karşılık muhakeme şartları, suçun BELLAVISTA: s. 53; LEONE: s. 84. 2 KUNTER: s. 168. 3 DÖNMEZER-ERMAN: Nazar1 ve Tatbiki Ceza Hukuku, I, İstan- buJ 1979, s. 361.. 4 EREM: s. 206. 5 YURTCAN: s. 226. 6 TOSUN: I, s. 177,219; ÔZTÜRK: s. 26. 7 Bak. EREM: s. 206,207. 54 i lenınesinden soma söz konusu olan ve sadece var olan 1 uç hakkında muhakeme yapılabilmesini sağlayan 1 , dola- J ısıyla ceza ınuhaken1esi hukukunu ilgilendiren kurumlar- dır. Cezalandırılabilme şartı, suçun işlenmesinden sonra söz konusu olan ve devletin cezalandırma hak veya yetki- sinin kullanılabilmesi ve cezanın uygulanabilmesinin ge- leceğe ilişkin, kesin olmayan, suçu oluşturan fiilin dışında kalan bir olaya bağlanmasıdır. Örneğin yabancı ülkede suç işleyen kimsenin Türkiye'de bulunması şartında olduğu gı .b 1 .ı . 35. Muhakeme şartlarının tasnifi: Muhakeme şartla- rı, çeşitli bakımlardan tasnif edilebilir 3 . Öncelikle müspet veya menfi nitelikte olmalarına göre bir tasnif yapmak mümkündür. Ceza davasının açılabilmesi ve yargılamanın yapılabilmesi için gerçekleşmesi istenen şartlar müspet şartlardır. Örneğin şikayetin yapılması, iznin verilmesi gibi. Buna karşılık, ceza davasının açılabilmesi ve yargı- lamanın yapılabilmesi için gerçekleşmemesi istenen şart- lar, menfi şartlardır. Örneğin aynı davaya halen bakılmak- ta olınaması, aynı konuda kesin hüküm bulunmaması gibi. Muhakeme şartları, etkilerine göre de ikiye ayrılabilir. Gerçekleşmemesi her türlü muhakeme faaliyetine engel olan şartlar ve gerçekleşmemesi sadece kovuşturmaya (yargılamaya) engel olan şartlar gibi. Birincilere örnek 1 BELLAVISTA: s. 54. 2 ANTOLISEI; par. gen., s. 643 vd. 3 Bu sınıflandırmalar için bak. KUNTER: s. 75; TOSUN: 1, s. 178; YURTCAN: s. 228 vd; ÖZTÜRK: s. 26. 28. olarak şikayet ve izin şartları, ikincilere örnek olarak ise sanığın akıl hastası ve gaip olınan1ası şartları gösterilebilir. 36. Muhakeme şartlarının sonuçları: Muhakeme şaı1larının gerçekleşn1emesinin sonuçları kanunumuzda sistemli bir şekilde düzenlenmemiş, sadece çeşitli şartlar yönünden çeşitli sonuçlar öngörülmüştür. Bu sonuçları çeşitli şartlaı·a ve kamu davasının açılmış olup olmamasına göre belirlemek gerekir. A) Soruşturma evresinde soruşturma ve kovuşturma- nın şarta bağlı olduğu ve şartın gerçekleşmediği anlaşılır- sa, savcı şartın gerçekleşmesini bekler, şartın gerçekleşme imkanı yoksa veya gerçekleşmezse kovuşturmaya yer ol- madığına karar verir (CMK. m. 172, f. 1). Soruşturma evresinde muhakeme şartının gerçekleş- mesi beklenirken, kural olarak, şüpheliye suç isnat edici işlemler yapılamaz. Örneğin şüphelinin ifadesi alınamaz, sorguya çekilmesi istenemez, şüpheli yakalanamaz ve tu- tuklanamaz 1 . Daha önce yapılan bu tür işlemler geçersiz olur. Ancak kanun aksine düzenleme yapabilir. Örneğin çocuklara, beden veya akıl hastalığı, malullük veya güç- süzlükleri nedeniyle kendilerini idareden aciz olanlara karşı işlenen suçlarda, kişinin suçüstü halinde yakalanması için şikayet aranmamaktadır (CMK. m. 90, f. 3). Şüpheli- ye suç isnat edici olmayan araştırmalar her zaman yapıla- bilir. 1 CENTEL-ZAFER : Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2005, s. 456. ss ı B) İddiana111enin ınahkeme tarafından değerlendiril- ınesi aşaınasında muhakeme şartlarının gerçekleşmediğiı anla?ılırsa, ınahkeme iddianaınenin iadesine karar verme- lidir . Cuınhw·iyet savcısı şartın gerçekleşme ihtimaline 1 göre ya kovuşturmaya yer olmadığına karar verir veya şartın gerçekleşn1esini bekler. ı C) Muhakeme şartının gerçekleşmediği kovuşturma ! başladıktan som·a anlaşılırsa mahkeme, şartın gerçekleşme imkanı varsa "muhakemenin durması"na, buna karşılık şartın gerçekleşme imkanı yoksa "davanın düşmesi"ne, muhakemenin tekrarı söz konusu ise, yani aynı konuda aynı sanık için evvelce açılmış bir dava veya verilmiş bir hüküm varsa "davanın reddi"ne karar verir (CMK. m 223). Düşürücü ve durdurucu şartların birlikte bulunması halinde düşme kararı verilir. Mahkemenin verdiği durma kararına itiraz edilebilir (CMK. m. 223, f. 8). Şartın gerçekleşmediğinin anlaşıldığı anda "derhal be- raat kararı verilebilecek"se, durma veya düşme kararı de- ği� beraat kararı verilir (CMK. m. 223, f. 9). Bu gibi du- rumlarda muhakemeye savunma için dahi devam edile- mez2. Muhakemenin şarta bağlanıp bağlanmadığı, bağlan-- mışsa şartın gerçekleşip gerçekleşmediği n1uhakemenin her aşamasında resen araştırılır; bu konuda tarafların talep• te bulunmasına gerek yoktur. Kanun yolu aşamasında da durum aynıdır. Kanun yo- lunda yetkili olan merci, önüne gelen işte öncelikle muha- ' CENTEL.. ıAFBR ; s. 456. 2 KUNTER �s. 81. 57 keme şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini kontrol edecektir. Bölge adliye mahkemesi, istinaf muhakemesin- de, CMK.nun 280. maddesinin birinci fıkrasının "t'' bendi uyarınca bozma veya ilk derece mahkemesi gibi durma ya da düşme kararı verir (CMK. m. 282, f.1, b. f). Muhakeme şartlarının gerçekleşmediği ve gerçekleşmeyeceği temyiz aşamasında anlaşılmış ise Yargıtay düşme kararı verir. Yargıtay durma kararı veremez. Bu itibarla gerçekleşme- diği temyiz aşamasında anlaşılan muhakeme şartının ger- çekleşme ihtimali varsa Yargıtay bozma kararı verir ve dosyayı mahkemesine gönderir. 37. Muhakeme şartlarının çeşitleri: Daha önce de değinildiği üzere muhakeme şartlarının neler olduğu konu- su çok tartışmalıdır. Burada sadece şikayet, talep, müra- caat, izin, sanığın akıl hastası olmaması ve sanığın gaip olmaması şartları üzerinde durulacaktır. 38. Şikayet: Suçların resen kovuşturulacağı kuralının en önemli istisnasını, kovuşturmanın şikayete bağlanmış olması oluşturur. Nitekim kanun koyucu, ceza kovuştur- masının suçtan zarar gören yönünden doğurabileceği sa- kıncaları (suçu oluşturan olayın duyulması gibi) önlemek amacıyla bazı suçların kovuşturulmasını zarar görenin şikayet etmesi şartına bağlamıştır 1 . Şikayet, sadece dava açılmasından önce değil, dava açıldıktan sonra da gerçekleşebilen ve gerçekleşmemesi her türlü muhakeme faaliyetine engel olan bir muhakeme şartıdır. Ancak savcının, şikayeti gerektirmeyen bir suç olarak nitelendirip kamu davası açmış olması halinde, yar- ı Bu konuda bak. GÜNGÖR: 5237 ve 5271 Sayılı Kanunlar ışığında Şikayet Kurwnu, Ankara 2009, s. 23 vd. 58 gılaına ınakaını fiilin şikayeti gerektiren bir suç olduğu görüşüne varsa bile, mağdur açıkça şikayetten vazgeçme- diği takdirde, yargılamaya devam olunur (CMK. m. 158, f. 6) 1. Güvenlik tedbirleri muhakemesinde genellikle şikayet ararunaz. Nitekim Çocuk Koruma Kanununa göre, çocuk- lar hakkında "Koruyucu ve destekleyici tedbir kararı"mn alınması için şikayet şartı aranmamaktadır (m. 7). Muhakemenin şikayete bağlanması genel kuralın is- tisnası olduğundan, bu yolla kovuşturulabilen suçların kanunlarda gösterilmiş olınası gerekir. l Şikayet şartı, esas itibariyle, suçlar yönünden aran- ı maktadır. Ancak, bunun suçlu yönünden arandığı haller de : vardır. Örneğin, hırsızlık suçunun soruşturulması ve ko- vuşturulması, genel olarak, şikayete bağlı olmadığı halde, bu suçu işleyen belli kişiler ise şikayet şartı aranmaktadır (TCK. m. 167). Şikayetin belli bir formülü yoktur. Suçtan zarar göre- nin, kamu davasının açılmasını ve yargılamanın yapılma- sını istediğini gösteren bir ibare kullanması yeterlidir. Ör- neğin "şikayetçiyim", "davacıyın1", "cezalandırılmasını istiyorum" gibi. Bu nedenle soruşturulması ve kovuştu- rulması şikayete bağlı bir suçla ilgili olarak açılmış bulu- nan kamu davasına katılmak, hatta ihbar etmek dahi şikayet anlamına gelir 2 . 1 Yeni �nunla getirilen bq dlizenl'eme ciddi şekilde eleştirilıniştir (Bak. ONVER·HAKERİ: Soru]ar_la Ceza :Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s. 270 vd.). 2 KUNTER: s., 86. 59 Şikayetin konusu, suç olduğu sanılan belli bir olaydır. Zarar görenin bu olayı ne şekilde nitelendirdiği önemli değildir. Şikayet Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluk ma- kamlarına yapılabilir. Şikayetin mahkemeye, valiliğe veya kaymakamlığa yapılması da mümkündür. Bu durumda şikayet ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Yurt dışında işlenip de ülkede takip edilebilen suçlarla ilgili şikayet Türkiye'nin elçilik ve konsolosluklarına da yapıla- bilir. Hatta bir kamu görevinin yürütülmesiyle bağlantılı olarak işlendiği iddia edilen suçlar konusundaki şikayetin ilgili kurum ve kuruluş idaresine yapılması da mümkün- dür. Bu şikayet gecikmeksizin ilgili Cumhuriyet Başsavcı- lığına gönderilir (CMK. m. 158). Şikayet, kural olarak yazılı şekilde yapılır. Ancak yu- karıda belirtilen makamlar tarafından tutanağa geçirilecek bir beyan ile yapılması da mümkündür (CMK. m. 158, f. 5). Mahkeme makamına sözle şikayet mümkün olduğuna göre, duruşma sırasında sözle yapılan ve duruşma tutana- ğına geçirilen şikayeti geçerli saymayan 15.7.1942 gün ve 14/20 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı isabetli sayılamaz. Şikayet belli olaya ilişkin olduğundan, failin gösteril- mesi gerekmez. Ancak faillerden birinin şikayet edilmesi diğerlerinin de şikayet edildiği anlamına gelir. Esasen, zarar görenin, suç ortaklarından bazılarını şikayet edip, diğerleri hakkında şikayetçi olmadığını söylemesi, şikaye- tin niteliği ile bağdaşmaz. 60 f Şikayet hakkı, suçtan zarar görene aittir. Bu, gerçek ·e) a tüzel kişi olabilir 1 . Burada savcının kendiliğinden harekete geçnıesi kuralının istisnası söz konusu olduğun- dan, suçtan zarar gören kavramı dar yorun1lanmalı, sadece doğrudan zarar gören esas alınmalıdır 2 . Dolayısıyla miras- çılar şikayet edemez. Ancak kanunun aksine bir düzenle- nıe yapması münıkündür. Örneğin, hakaret ve sövme suç- larında nıirasçılara da bu hak tanınmıştır (TCK. m. 131, f. 2). Suçtan zarar gören birden fazla ise, her biri şikayet hakkını diğerlerinden bağımsız olarak kullanabilir 3 . Ayırt etme gücüne sahip olmayan kişilerin şikayet hakkım, ka- nuni temsilcisi kullanabilir. Şikayet hakkının kullanılması süreye bağlanınıştır. Bu süre, fiilin ve failin kim olduğunun bilinmesinden itibaren altı aydır (TCK. m. 73). Şu halde bu süre, fiilin işlenme- sinden çok sonra da başlayabilir; yeter ki o suç ile ilgili dava zamanaşımı süresi dolmuş oln1asın. Suçtan zarar gören, şikayet hakkını kullanmaktan vaz- geçebilir. Vazgeçme hakkı düşürür. Vazgeçme açık veya üstü kapalı olabilir. Örneğin suç işlendikten sonra yapılan ve şikayet hakkı ile bağdaşmayan davranışlar, bu hakkın kullanılmasından üstü kapalı oJarak vazgeçildiğini ortaya koyabilir. Suç ortaklarından biri ile ilgili olarak şikayet hakkının kullanılmasından vazgeçilmesi,. diğerleri hakkın- da da vazgeçme sonucunu doğurur. Şikayet hakkının kul- 1 BELLAVISTA: s. 55. 2 KUNTER: s. 89. 3 Aksi görilş için bak. KUNTER: s. 89. 7 61 lanılmasından vazgeçme, tek taraflı bir irade beyanı olup 1 , kabule bağlı değildir. Yapılmış olan şikayet de geri alınabilir. Geri alma, ku- ral olarak, mahkumiyet kararı kesinleşinceye kadar müm- kündür (TCK. m. 73, f. 4). İstisnai olarak, hükmün kesin- leşmesinden sonra da geri alma kabul edilmiştir (5941 s.k. m. 6, f. 2). Şikayetin geri alınması kuşkuya yer vermeye- cek şekilde olmalıdır. Şikayetin geri alınması da, suç or- taklarına sirayet eder (TCK. m. 73, f. 5). Şikayet hakkının kullanılmasından vazgeçmeden farklı olarak, şikayetin geri alınması, iki taraflı bir işlem olup 2 , sonuç doğurması için sanık tarafından kabul edilmesi gerekir. Ancak aksine düzenleme mümkündür (TCK. m. 73, f. 6). Şikayetin geri alınması halinde, hukuk mahkemelerin- de şahsi hak davasının açılabilmesi mümkündür. Ancak suçtan zarar gören, şikayetini geri aldığı sırada şahsı hak- larından da vazgeçtiğini açıklamışsa hukuk mahkemesinde dava açamaz (TCK. m. 73, f. 7). 39. Talep (İstem): Kanun, bazı suçların takibini, belli resmi kişilerin veya makamların talebine bağlamıştır. Ör- neğin TCK.nun 12. maddesinin 1, 3 ve 4. fıkraları ile 13. maddesinin 2 ve 3. fıkralarında olduğu gibi. Bu resmi kişi, kural olarak, Adalet Bakanıdır. Şu halde talep, resmi bir kişi veya makam tarafından yapılan şikayettir. Ancak şikayet ile talep arasında, bunun dışında da farklar vardır. Nitekim şikayet üzerine savcı dava �çmak zorunda değil- dir; oysa talep üzerine dava açmak zorunluluğu vardır. Şikayetin süreye bağlanmasına karşılık talep için süre yok- 1 BELLAVISTA: s. 56. 2 BELLAVISTA: s. 56. 62 tur. Da a zan1anaşın1ının doln1aı11ış olması şartıyla her zaınan tal pt bulunulabilir. Nihayet şikayet geri alınabil- 1 di�j halde tal p g ri alınamaz 1 • 40. Müracaat (Başvuru): Müracaat, belli suçlarda De, letin ınahsus ınakaınları aracılığıyla, dava açmayı zo. runlu kılınayacak şekilde, yaptığı şikayettir. Örneğin 6362 sayılı S rnıaye Piyasası Kanununun 115., 5411 sayılı 1 Bankacılık Kanununun 162. ve 1211 sayılı Türkiye Cum. 1 huri ·eti Merkez Bankası Kanununun 68. maddesinde ol- j duğu gibi. l Müracaatın, şikayetten farkı, süreye bağlı olmaması ve ı geri alınamamasıdır; talepten farkı ise, müracaat üzerine savcının dava açmak zorunda olmamasıdır. 41. İzin: Kanun koyucu, bazı suçlardan dolayı dava açılmasının uygun olup olmadığı konusunda tereddüt etti- ğinde, gerekli değerlendirmeyi yapmak ve bir karara var- mak yetkisini iddia makamından başka bir devlet maka- mına verdiği durumlarda izinden söz edilir. Kanunlarda buna bazen "mezuniyet", bazen "muvafakat" ve bazen de "karar" (TCK. m. 67) adı verilmektedir. Şu halde izin, belirli suçlardan dolayı ceza davası açılıp yürütülmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığı konusunda kanun koyu- cunun duyduğu tereddüdü yenmek üzere yetkili kılınan makamın yarar gördüğünü belirtmesidir 2 . Muhakemenin izne bağlanmasında bazen suçun n1ahi- yeti (örneğin TCK. nun 305. maddesinde olduğu gibi), bazen suçtan zarar görenin durumu veya nitelikleri (örne- 1 KUNTER: s. 94. 2 KUNTER: s. 96, 97; TOSUN�1, s. 190; ÔZTÜRK: s. 33. 63 ğin TCK. nun 299. maddesinde olduğu gibi) ve bazen de failin durumu veya nitelikleri (399 sayılı KHK.nin 11/d. n1addesinde olduğu gibi) nazara alınır 1 . İzin vermeme kararı geri alınabilirse de verilen izin geri alınamaz 2 . Zira, verilen izin üzerine ceza muhakemesi başladıktan sonra, izin veren idari makamın muhakeme üzerinde tasarrufta bulunması, onu durdurması veya orta- dan kaldırması kabul edilemez. 42. Sanığın akıl hastası olmaması: Akıl hastası olan sanığın kendisini gereği gibi savunamayacağı nazara alına- rak bunlar hakkında kovuşturmanın (yargılamanın) yapı- lamayacağı kabul edilmiştir. Bu kişiler hakkında soruş- turma lapılmasına hatta kamu davasının açılmasına engel yoktur . Burada söz konusu olan, suç işlendikten sonraki akıl hastalığıdır. Zira suçu işlediği sırada tam akıl hastası o!an- lar hakkında, soruşturma evresinde sulh yargıcı, kovuş- turma evresinde mahkeme "koruma ve tedavi altına alma" kararı verir (TCK m. 57 f 1). Öte yandan suçu işlediği sırada kısmi akıl hastası o!anlara, hafifletilmiş de oIsa, ceza verileceğine göre, bunlar hakkında kovuşturma yapı- labilecektir. Suçun işlenmesinden sonra kısmı akıl hastası olanlar hakkında da duruşma yapılmasına engel yoktur. Tam akıl hastalığı kovuşturma evresinde ortaya çık- mışsa, mahkeme durma kararı vermelidir. Ancak o andaki 1 LEONE: s. 87; BELLAVISTA: s. 59. 2 LEONE: s. 88. Aksi görüş için bak. KUNTER: s. 96. 3 YURTCAN: s. 140; OZTÜRK: s. 47. 64 ! ı t ; ı t duruma ıı:ör derhal beraat kararı verilebilecek ise, durma 1 kararı değil�beraat kararı verilir (CMK. m. 223, f. 9). ! 43. Sanığın gaip olmaması: Ceza muhakemesinde 1 haip, 0erektiğinde zor kullanılarak dahi mahkeme önüne �etirilen1eyecek kişidir. 1 Kanunwnuza göre, üç grup sanık gaip sayılır; 1 i a) Bulunduğu yer bilinmeyen sanık, 1 l b) Yurt dışında bulunup da, yetkili Türk mahkemesine i getirilınesi mümkün olınayan sanık ve f 1 c) Yurt dışında bulunup da getirilmesi uygun bulun- . ! mayan sanık (CMK. m. 244, f 1). • Kanun, kural olarak, gaipler hakkında duruşma, yani yargılama yapılamayacağını kabul etmiştir (CMK. m. 244�f f ?). Savcı bu kişilerle ilgili olarak soruşturmayı yapabilir ve kamu davasını açabilir. Zira ceza davasının açılabilmesi i için fiilin ve failin açık kimliğinin bilinmesi yeterlidir 1 (CMK. m. 170). 1 Gaip sanık hakkında dava açılmışsa, duruşma yapıla- f maz, sadece delillerin elde edilmesi ve korunması için gerekli işlemler yapılır (CMK. m. 244, f. 2) ve muhake- menın durmasına karar verilir (CMK. m. 223, f. 8). Bu işlemler naip yargıç veya istinabe olunan mahkeme vasıta- sıyla da yapılabilir (CMK. m. 244, f. 3). 65 VII. YARGILAMA YETKİSİ 44. Yetki sorunu: Yargılan1a makaınlarının çeşitliliği ve çokluğundan, yargılan1aı1ın bu makamlar arasında pay- laşılınası, yani çeşitli yargılama makamlarının yargılama yetkileri sorunu ortaya çıkmaktadır 1 . Yargılama yetkisi, sübjektif yönden, bir yargılama ınakamını işgal eden yargıcın belirli bir ceza işi ile uğraş- ma ve onu halletme yetkisi ve ödevi olarak, objektif yön- den ise, yargıcın geçerli şekilde yargılama yapabileceği sınırlı alan olarak tanımlanabilir 2 . Belirtmek gerekir ki, yargılama yetkisi, yargılama makamları arasında bölüşülmüştür. Her yargıç ancak işgal ettiği makama düşen yargılama yetkisini kullanabilir 3 . Yargılama yetkisinin çeşitli yargılama makamları ara- sında bölüşülmesinde çok değişik nedenler rol oynamak- tadır. Örneğin kamusal veya özel menfaat, muhakeme ekonomisi, delil kolaylığı, savunma garantisi, yargıcın teknik-mesleki yeteneğinin azlığı veya çokluğu konusun- daki varsayımlar, yargılama makamında tek yargıcın veya yargıçlar heyetinin bulunması gibi 4 . Ceza yargılaması yetkisi ulusal yetki, madde yönün- den yetki, yer yönünden yetki, kişi yönünden yetki ve gö- rev yönünden yetki şeklinde bir ayrıma tabi tutulmaktadır. 1 BELLAVISTA: s. 111. 2 BELLAVISTA: s. 111; LEONE: s. 159. 3 KUNTER: s. 370. 4 BELLAVISTA: s. 111. t ı i . 45. Ulusal yetki: Ulusal yetkiden ınaksat, ulusal yar- :::-ılaına ınakan1lannın yetkisidir. Türk ınahkeınelerinin yetkisi, bu ınahken1elerce çözülınesi kabul edilen uyuş.. ınazlıklarla sınırlıdır. Beliıimek gerekir ki, Türk ceza n1ahkeınelerinin yetkisi, ülkede işlenen suçlarla sınırlı değildir. Ceza Kanunu, yurt dışında işlenen bazı suçlara da Türk kanunlarının uygulanacağını kabul etmiştir (m. 10- 13). Bu durum, söz konusu suçlara ilişkin uyuşmazlıkların çözülmesi yönünden Türk yargılama makamlarının yetkili olduğu anlan1ına gelir. Zira Türk mahkemelerinde yargıla- nan uyuşmazlıkların konusunu oluşturan suçlar, ister ülke- de işlenmiş olsun, ister yabancı ülkede işlenmiş olsun, yargılama Türk muhakeme kanunlarına göre yapılır. Do- layısıyla ulusal yetki, ceza muhakemesi kanunlarının yer yönünden uygulanmasıyla ilgilidir. Aynı suçla ilgili olarak, çeşitli ülkelerin kanunları kendi yargılama makamlarını yetkili kabul etıniş olabilir. Bu gibi durumlarda, bir devlet diğerinin yetkisini tanıyor- sa, ortada bir uyuşmazlık yok demektir. Böyle bir durum- da önemli olan, sadece aynı fiilden dolayı ülkede yargıla- ma yapılıp yapılamayacağı, yapılamayacaksa yabancı mahkemenin vermiş olduğu kararın ülkede geçerli olup olmadığıdır. Buna karşılık devletler birbirlerinin yargılama yetkisini tanımıyorsa, ortada ulusal yetki yönünden bir uyuşmazlık söz konusudur. Bu uyuşmazlık, Lahey'deki Milletlerarası Adalet Divanı tarafından devletler hukuku normlarına göre çözülür 1 . 46. Madde yönünden yetki: Kanunun "görev" adını verdiği madde yönünden yetki, yargılanacak uyuşmazlık- 1 KUNTER; s. 372; YURTCAN: s. 76. 67 !arın, uyuşınazlığın konusunu oluşturan suçun mahiyetine ve a suç için öngörülen cezanın ağırlığına göre, ilk derece n1ahken1eleri (olay mahkemeleri) arasında bölüşülmesini ifade eder. I. Bu bölüşüme geçmeden önce, sık sık söz edilecek olan "yüksek yetkili mahkeme" ve "ortak yüksek yetkili mahkeme", kavramları üzerinde durmak uygun olacaktır. Cezası ağır olan suçlarla ilgili uyuşmazlıklara bakan mah- keme, cezası hafif olan suçlarla ilgili uyuşmazlıklara ba- kan mahkemeye nazaran "yüksek yetkili mahkeme"dir. Buna karşılık cezası hafif olan suçlarla ilgili uyuşmazlıkla- ra bakan mahkeme "aşağı yetkili mahkeme"dir. "Ortak yüksek yetkili mahkeme"ye gelince: Adli yargı ilk derece mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuş- mazlıklarını çözmek yetkisi yargı çevresi içinde bulunduk- ları bölge adliye mahkemesi ceza dairelerine ait olduğun- dan (5235 s.k. m. 37), bunlar kendi yargı çevrelerindeki [ ilk derece mahkemeleri yönünden "ortak yüksek yetkili r mahkemeler"dir. Aralarında yetki uyuşmazlığı bulunan l: mahkemelerden biri Yargıtay ceza dairesi ise, ortak yük- } sek yetkili mahkeme, Ceza Genel Kuruludur. II. Genel ceza mahkemeleri asliye ceza ve ağır ceza ff mahkemeleridir. Sanığa güvence sağlamak amacıyla bu r mahkemelerin her birinin madde yönünden yetkisi kanunla 1 c belirlenir (CMK. m. 3). A) Asliye ceza mahkemesinin madde yönünden yetki- si kanunlarda ayrıca gösterilmemiştir. Zira genel mahke- � meler yönünden asıl yetkili mahkeme, asliye ceza mahke- � mesidir. Kanunlar tarafından açıkça sulh ceza yargıçlığı- nın veya ağır ceza mahkemesinin yetkisine dahil olduğu 68 l f i ı ı lirtiltne en bütün davalar ve işler asliye ceza mahkeme, l inin etki i içindedir (Kuruluş Kanunu, m. 11). l t B) Ağır ceza n1ahken1esi, kanunların ayrıca görevli kıldığı haller saklı kalınak üzere, Türk Ceza Kanununda )er alan yağn1a (111. 148), irtikap (m. 250, f. 1 ve 2), resm1 belgede sahtecilik (m. 204), nitelikli dolandırıcılık (m. �58), hileli iflas (m. 161) suçları, Türk Ceza Kanunununı ikinci Kitap Dördüncü Kısmının Dört, Beş, Altı ve Yedin- ci Bölümlerinde tanımlanan suçlar (318, 319, 324, 325 ve f 332 nci maddeleri hariç) ve 3713 sayılı Terörle Mücadele ı Kanununun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan da- valar ile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve l on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren suçlarla ilgili J dava ve işlere bakar (Kuruluş Kanunu, m. 12). Anayasa i Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı işlere ilişkin hü- kümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır (Kuruluş Kanunu, m. 12). Mahkemelerin görevleri belirlenirken, suçun kanunda yazılı cezasının üst sınırı nazara alınır (Kuruluş Kanunu, m 14). III. Burada adliye mahkemeleri arasında bulunmaları- na rağmen, özel nitelikte olan ceza mahkemelerinin madde yönünden yetkileri üzerinde de durmak gerekir. A) Devletin iç ve dış güvenliğine karşı işlenen suçla- rın uzman yargıçlar tarafından çabuk ve isabetli bir şekilde yargılanmasını sağlamak :aırtacıyla kurulan Devlet Güven- lik Mahkemelerinin kald1rılınas1yla birlikte bunların yeri• ne yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde ağır ceza mahkemeleri görevlendirildi. Bu sonuncuların yerini de, Terörle Mücadele Kanunun 1O. maddesinde düzenle- 69 nen ve yargı çevresi yine birden çok ili kapsayacak şekilde görevlendirilen ağır ceza mahkemeleri aldı. Ancak 6526 sayılı Kanunla gerek bu ağır ceza mahkemeleri gerek 5352 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi uyarınca görevine de- vam eden ağır ceza mahkemeleri kaldırıldı ve bunların madde yönünden yetkisine giren suçlarla ilgili davalara bakma yetkisi normal mahkemelere bırakıldı. B) Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesinin gö- revine giren suçlar yönünden, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılan davalara bakar (ÇKK. m. 26, f. 1). C) Çocuk ağır ceza mahkemesi, çocuklar tarafından iş- lenen ve ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili davalara bakar (ÇKK., m. 26, f. 2). 47. Madde yönünden yetkiyi düzenleyen kuralların özellikleri: Madde yönünden yetki bölüşümü, kamu düze- niyle ilgilidir. Dolayısıyla yargıç, ancak işgal ettiği mah- kemenin madde yönünden yetkisine giren davalara bakabi- lir. Bunun dışında kalan işler yönünden yetkisizdir. Buna "madde yönünden yetkisizlik" veya "görevsizlik" denir. Madde yönünden yetkinin kamu düzeniyle ilgili olma- sının sonucu, yetkisizlik iddiası muhakemenin her hal ve derecesinde ileri sürülebilir. Aynı şekilde bizzat mahkeme de kovuşturmanın her aşamasında; madde yönünden yetki- li olmadığına kendiliğinden karar verebilir (CMK. m. 4, f. 1). Yetkisizlik iddiası üzerine veya kendiliğinden madde yönünden yetkisizlik kararı veren mahkeme, işi yetkili mahkemeye gönderir (CMK. m. 5, f. 1). Aşağı yetkili mahkemenin yargılamanın her duru- munda madde yönünden yetkisizlik veya görevsizlik kara- 70 rı erebilmesine karşılık, yüksek yetkili mahkeme, ancak duruşn1adan önce böyle bir kararla davayı aşağı yetkili n1a1ıken1eye gönderebilir (CMK. ın. 6). Yüksek yetkili mahkemenin duruşmada suçun hukuki niteliğinin değişti.. ğinden bahisle n1adde yönünden yetkisizlik kararı vermesi ve davayı aşağı yetkili (Kanuna göre alt dereceli) mahke- me) e göndermesi mümkün değildir (CMK. m. 6) Adli yargı içerisindeki mahkemeler yönünden verilen görevsizlik kararına karşı itiraz yoluna başvurulabilir (CMK. m. 5, f. 2). İtiraz merciinin kararı kesindir (CMK. m. 271, f 4). Madde yönünden yetkisiz mahkemenin yapmış olduğu işlemlerin geçerli olup olmadığı konusunda mülga kanun- da açıklık yoktu. Yeni Kanuna göre madde yönünden yet- kili olmayan yargıç veya mahkemece yapılan işlemlerden, yenilenmesi mümkün oln1ayanlar dışındaki işlemler geçer- li değildir (CMK. m. 7). 48. Madde yönünden yetki kuralının istisnalan: Ceza muhakemesi kanunları, aşağı yetkili mahkemenin yetkisinin yüksek yetkili :qıahkemenin yetkisi tarafından yutulmasına rıza göstermek suretiyle, madde yönünden yetki kurallarına bazı istisnalar getirmiştir. Bu istisnalar, yüksek yetkili mahkemenin, aşağı yetkili mahkemenin madde yönünden yetkisine giren işlere bakması şeklinde ortaya çıkmaktadır. Yüksek yetkili mahkeme, yetkisi dışında kalan davala- ra ilci halde bakabilir: a) Kanunumuza göre mahkeme, duruşmada suçun ni- teliğinin değiştiğinden bahisle davanın konusupu oIuşturan 71 fiilin yargılanmasının aşağı yetkili n1ahkemenin yetkisine dahil olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı veremez (CMK. m. 6). Böyle bir kararın verilebilmesi, ancak iddia- namenin kabulünden som·a ve fakat duruşmadan önce nıümkündür. Bu gibi durumlarda, yüksek yetkili mahkemenin yet- kisizlik kararı verememesinin güvence yönünden sakıncası yoktur. Zira yüksek yetkili mahkemenin daha güvenceli olduğu kabul edilmektedir 1 . b) Madde yönünden yetki itibariyle başka başka mah- kemelerin yetkisi içinde yer alan uyuşmazlıklar arasında bağlantı bulunduğunda, davaların yüksek yetkili mahke- mede birleştirilmesi mümkündür (CMK. m. 9). Örneğin ağır ceza mahkemesinin yetkisine giren bir uyuşmazlıkla ilgili muhakemenin asliye ceza mahkemesinin yetkisine giren bir uyuşmazlıkla ilgili muhakeme ile birleştirildiğin- de, bu bir!eştirme ağır ceza mahkemesinde yapılacak ve böylece asliye ceza mahkemesinin yetkisine giren bir işe ağır ceza mahkemesi bakacaktır. 49. Madde yönünden yetki uyuşmazlıkları: Mah- kemelerin madde yönünden yetkileri kanunlarla belirlen- miş olmasına rağmen, bu konuda mahkemeler arasında uyuşmazlıklar çıkması mümkündür. Bu uyuşmazlıklar iki şekilde olabilir. Ya birden çok mahkeme aynı konuda kendisini yetkili görür ve davaya bakmak ister veya bütün mahkemeler kendilerini yetkisiz görürler ve davaya bak- mak istemezler. Birinci halde "madde yönünden yetkililik 1 KUNTER: -s. 384; YURTCAN: s. 84. 72 > uyuşn1azlığı", ikinci halde "madde yönünden yetkisizlik u ruşmazlığı" söz konusudur. Böyle bir uyuşınazlıktan söz edilebilmesi ve merci ta- yinine gidilebilmesi için uyuşınayan kararlar kesin olmalı- dır. Yetkisizlik uyuşmazlığı yönünden ayrıca asıl yetkili nıahkemenin de yetkisizlik kararı vermiş olması gerekir. Uyuşmazlık, aynı bölge adliye mahkemesinin yargı cevresindeki farklı ilk derece adliye mahkemeleri arasında çıkmışsa bunu çözecek olan bölge adliye mahkemesidir. Uyuşmazlık, farklı bölge adliye mahkemelerinin yargı çevresi içerisinde bulunan ilk derece adliye mahkemeleri arasında çıkmışsa, bunu çözecek olan Yargıtay'ın bu ko- nuda görevlendirilmiş olan ceza dairesidir (YK. m. 14). Yetkililik uyuşmazlığında, uyuşmazlığı çözecek mer- ci, yetkili olmayan mahkemelerin kararlarını bozar ve yet- kili olanı belirler. Yetkisizlik uyuşmazlıklarında, yetkisiz- lik kararı veren mahkemelerden biri yetkili olduğundan, uyuşmazlığı çözecek merci, yetkili mahkemeyi belirler ve sadece bu mahkemenin vermiş olduğu yetkisizlik kararını bozar. Uyuşmazlığı çözen merciin kararı kesindir. Bu karar hem mahkemeyi, hem bölge adliye mahkemesini, hem de Yargıtay'ı bağlar. Böylece·merci kararıyla yetkili kabul edilen mahkeme, artık yetkisizlik kararı veremeyeceği gib� bu mahkemenin hukuki tavsif değişikliği sonucu madde yönünden yetkisiz olduğu bir suçtan dolayı verdiği son karar da, madde yönünden yetkisizlik nedeniyle bozu- lamayacaktır. 73 50. Yer yönünden yetki: Bu yetki, ülkenin, madde yönünden aynı yetkiye sahip olan mahkemeler arasında, yargılama yetkisini belirlemek üzere, bölüşülmesini ifade eder. Böylece her mahkemenin yargılama çevresi belir- lenmiş olur. Mahkemelerin yargılama çevresi Adalet Ba- kanlığının teklifi ve Hakimler ve Savcılar Kurulunun kara- rıyla belirlenir (HSKK. m. 4). Yer yönünden yetkiyi belirlemede uygunluk ve ibret olma ölçütleri esas alınmaktadır 1 . Suçun işlendiği yer yar- gıcının yetkili olması, delillerin elde edilmesi ve değerlen- dirilmesi yönünden olduğu kadar, suçun işlenmesiyle red- dedilen hukukun aynı yerde yeniden tesis edilmesi yönün- den de daha uygundur 2 . Yer yönünden yetkinin ön şartı, madde yönünden yet- kidir. Yani yargıcın yer yönünden yetkili olabilmesi için, öncelikle madde yönünden yetkili olması gerekir 3 . Yer yönünden yetkiyi belirlemede iki sistem söz ko- nusudur. Bazı kanunlar birden fazla yer mahkemesine yet- ki verirken, diğer bazıları tek yer mahkemesine yetki ver- mektedir 4 . Kanunlarımız bu ikinci sistemi benimsemiştir. Nitekim bizde yer yönünden yetkiyi belirlemede önce bir temel ölçüt belirlenmiş; bu ölçütün uygulanamaması ihti- maline karşı yedek ölçütler de kabul edilmiştir. Ancak daima tek yer mahkemesinin yetkili oimasını sağlamak amacıyla bu ölçütler arasında bir sıralama yapılmıştır. 1 BELLAVISTA: s. 119; LEONE: s. 166. 2 BELLAVISTA: s. 119; LEONE: s. 166. 3 BELLAVISTA: s. 119. 4 Bak. KUNTER: s. 388; YURTCAN: s. 89, 90. 74 Ceza :tv1uhakemesi Kanunu, yer yönünden yetkili ınahken1eyi belirlerken, öncelikle suçların işlendiği yere göre üçlü bir ayrım yapınıştır: A) Türkiye'de işlenen suçlar yönünden Kanunun be. nimsediği ten1el ölçüt "suçun işlendiği yer" ölçütüdür. Buna göre yer yönünden yetki, suçun işlendiği yer malı• keınesine aittir; yani suçun işlendiği yer mahkemesi dava• ya bakacaktır (CMK. m. 12, f. 1). C!v1K. suçların nerede işlenmiş sayılacağı konusunda bazı açıklaınalar getirmiş ise de, bunun yeterli olduğu söy• lenemez. Özellikle tamamlanmış suçlar yönünden suçun işlendiği yer belirtilmemektedir. Sırf davranış suçlarında sorun yoktur; suç davranışın yapıldığı yerde işlenmiş sayı- lacaktır. Aynı şekilde ani suçlarda, davranış ile sonuç aynı yerde gerçekleştiğinden, suçun işlendiği yeri belirlemek hiç de zor olmayacaktır. Buna karşılık sonucun davranışın yapıldığı yerden başka bir yerde gerçekleşmesi halinde, suç davranışın yapıldığı yerde mi, sonucun gerçekleştiği yerde mi yoksa hem davranışın yapıldığı hem de sonucun gerçekleştiği yerde mi işlenmiş sayılacağı sorunu karşımı- za çıkmaktadır. Her üç ölçütü de savunan yazarlar vardır 1 . Aynı anda iki ayrı yer mahkemesini yetkili kıldığından, suçun, hem davranışın yapıldığı yerde, hem de sonucun gerçekleştiği yerde işlenmiş sayılması isabetli değildir. Suç, ancak sonucun gerçekleşmesi ile tamamlanmış olaca- 1 KUNTER, hareketin yapıldığı yeri (s. 389); YURTCAN, sonucwı gerçekleştiği yeri (s. 93); EREM ise, hem hareketin hem de sonu- cun gerçekleştiği yeri (s. 1B2), suçun işlendiği yer kabul etmekte- dir. CENTEL-ZAFER de kanna teoriyi benimsemektedirler- (s. 394). • 75 ğından, sonucun gerçekleştiği yerde işlenmiş sayılması daha isabetli olacaktır. Buna karşılık suçu oluşturan davranışın ülke dışında işlenmiş, sonucun Türkiye'de meydana gelmiş olması veya bunun aksinin gerçekleşmiş olması halinde, öncelikle han- gi halde suçun Türkiye'de işlenmiş sayılacağı sorunu orta- ya çıkar. Hukukumuza göre davranışın Türkiye'de yapıl- mış olması veya sonucun Türkiye'de gerçekleşmiş olması halinde, suç Türkiye'de işlenmiş sayılır. O halde içeriden dışarıya doğru mesafe suçlarında davranışın Türkiye'de yapıldığı yer, dışarıdan içeriye doğru mesafe suçlarında sonucun Türkiye'de gerçekleştiği yer, suçun işlendiği yer sayılacak ve yer yönünden yetki o yer mahkemelerine ait olacaktır (TCK. m. 8). Kanun, teşebbüs halinde kalmış suçlarda son icra ha- reketinin yapıldığı yeri, kesintisiz suçlarda kesintinin ger- çekleştiği yeri ve zincirleme suçlarda zincirleme suçu oluşturan son suçun işlendiği yeri, suçun işlendiği yer saymış ve yer yönünden yetkiyi bu yerdeki mahkemeye vermiştir (CMK. m. 12, f. 2). Suçun işlendiği yerin bilinmemesi nedeniyle temel öl- çütün uygulanamadığı durumlarda uygulanmak üzere, çeşitli yedek ölçütler kabul edilmiştir. Kanunun özel yetki adını verdiği yetkiyi belirleyen ölçütler sırasıyla şunlardır: a) Şüpheli veya sanığın yakalandığı yer: Suçun işlen- diği yer belli değilse şüpheli veya sanığın yakalandığı yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK. m. 13, f. 1). Şüpheli- nin yakalandıktan sonra kaçması halinde, bu ölçüte göre belirlenen yetki değişmez. Kanunda "sanığın yakalandığı yer"den söz edilmesi yanlıştır. Çünkü kişinin sanık ola- 76 biln1esi için yetkili n1ahkemenin belirlenmiş ve kamu da- vasının açılmış olması gereklidir. b) Şüpheli veya sanığın yerleşim yeri: Yer yönünden yetki yukarıdaki ölçüte göre belirlenemezse, yani şüpheli veya sanık yakalanmamışsa, şüpheli veya sanığın yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK. m. 13, f. 1). Yerleşim yeri, Medeni Kanunun hükümlerine göre belirlenecektir. Muhakeme sırasında şüpheli veya sanığın yerleşim yerinin değişmesi, bu ölçüte göre belir- lenmiş olan yer yönünden yetkiyi etkilen1ez. c) Şüpheli veya sanığın Türkiye'de en son adresinin bulunduğu yer: Şüpheli veya sanığın Türkiye'de yerleşim yeri yoksa yer yönünden yetkili mahkeme, onun Türki- ye'de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesidir (CMK. m. 13, f. 1). d) İlk usul işleminin yapıldığı yer: Buraya kadar belir- tilen yedek ölçütlerle yer yönünden yetkili mahkemeyi belirlemenin mümkün olmaması halinde, "ilk usul işle- mi"nin yapıldığı yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK. m 13, f. 3). Ağır ceza mahkemesinin yetkisine giten bazı suçlar yönünden farklı bir düzenleme yapılmıştır. Buna göre 5235 sayılı Kanuriiın 15. maddesinin son fıkrasına göre Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısmının Dördüncü, Beşinci; Altıncı ve Yedinci Bölümlerinde ta- nımlanan suçlar (318 inci, 3-19 uncu, 324 üncü,-325 inci ve 332 nci maddeler har-iç),.ile 3113 sayılı Kanunun kapsamı- na giren suçlar sebebiyle açılan davalar, suçun işlendiği yerin bağlı olduğ_u ilin adıyla anılan ağır ceza mahkeme- sinde görülür.- - ' 77 Basın yolu ile işlenen suçlarla ilgili olarak da, yukarı- da açıklanan ölçütlere istisna getirilmiştir. Suç ülkede ya- yımlanan bir basılı eserle işlenmişse, yer yönünden yetki, eserin yayım merkezi olan yer mahkemesine verilmiştir (CMK. m. 12, f. 3). Ancak eser birden çok yerde basıldı- ğında, suç eserin yayım merkezi dışındaki baskısında meydana gelmişse, hem yayım merkezi mahkemesi, hem de eserin basıldığı yer mahkemesi yetkili olacaktır (CMK. m. 12, f. 3). Görülüyor ki, bu tür suçlarla ilgili olarak, yer yönünden yetki konusunda, ancak bir mahkemenin yetkili olabileceği ilkesinden vazgeçilmiştir. Basın suçlarında birden fazla yer mahkemesinin yetki- li olması şeklindeki istisnanın bir diğeri de, hakaret suçu ile ilgili olarak kabul edilmiştir. Nitekim basın yoluyla işlenen hakaret suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı ise ve eser mağdurun yerleşim yerinde veya oturduğu yerde dağıtılmışsa, yayım merkezinin bulunduğu yer mahkemesinden başka, o yer mahkemesi de yetkilidir (CMK. m. 12, f. 4). Ayrıca mağdurun suçun işlendiği yer dışında bir yerde tutuklu veya hükümlü olması halinde, hem eserin yayım merkezinin bulunduğu yer hem de mağ- durun tutuklu veya hükümlü olduğu yer mahkemesi yetkili kabul edilmiştir (CMK. m. 12, f. 4) 1 . 1 CMK.nun tasarısında sanığın suçun işlendiği yer dışında tutuklu veya hükümlü olması halini düzenleyen hükmün hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ve muhtemelen yanlışlıkla mağduru esas alarak düzenlenmiş olmasının eleştirisi için bak. FEYZİOĞLU: 5271 sa- yılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında Bazı Tesbit ve Değer- lendirmeler, TBB Dergisi, sayı 62, 2006, s. 46-48. 1 Öte yandan Ceza Muhakemesi Kanununun 12. madde.. sinin beşinci fıkrası, görsel ve işitsel yayınlarda aynı Ka- nunun 12. maddesinin üçüncü fıkrasının uygulanacağını ve söz konusu yayının mağdurun yerleşim yerinde veya oturduğu yerde işitilmiş ya da görülmüş olması halinde o yer mahkemesinin de yetkili olacağını hükme bağlamıştır. Kanunun 12. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca bili- şiın sistemlerinin, banka veya kredi kuıumlarının ya da banka veya kredi kartlarının araç olarak kullanılması sure- tiyle işlenen suçlarda mağdurun yerleşim yeri mahkemele- ri de yetkilidir. B) Ceza Muhakemesi Kanunu, yabancı ülkede işlenen ve Ceza Kanununun 9, 1O, 11, 12 ve 13. maddeleri gere- ğince Türkiye'de kovuşturulabilen suçlarla ilgili olarak, yer yönünden yetkili mahkemenin belirlenmesinde başvu- rulacak ölçütleri de göstermiştir (CMK. m. 14). Kanun, bu konudaki yetkili mahkemenin, Türkiye'de işlenen suçlarla ilgili olarak yer yönünden yetkili mahkemeyi belirlemede esas alınan yedek ölçütleri öngören 13. maddeye göre be- lirleneceğini hükme bağlamıştır. Buna göre, yabancı ülke- de işlenen ve Türkiye'de soruşturulması ve kovuşturulması gereken suçlarda yer yönünden yetki, öncelikle şüphelinin yakalandığı yer mahkemesine aittir. Kişi yakalanmamışsa yerleşim yeri mahkemesi, Türkiye'de yerleşim yeri yoksa Türkiye'de en son adresinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili olacaktır. Bu ölçütlere başvurmanın mümkün ol- maması halinde, yer yönünden yetkili mahkemeyi, Adalet Bakanının istemi ve Yargıtay C. ·Başsavcısının başvurusu üzerine, Yargıtay'ın bu konuda görevlendirilen Geza daire.. si belirler. • • 78 i' 79 Ancak Kanun, Türkiye dışında işlenen suçlarda yer yönünden yetkiyi belirleyen ölçütlere mutlak bir değer tanımamıştır. Nitekim, söz konusu ölçütlerin uygulanabilir olmasına rağmen, savcının veya şüpheli ya da sanığın ta- lebi üzerine Yargıtay'ca suçun işlendiği yere daha yakın bir yer mahkemesine yetki verilebileceği kabul edilmiştir (CMK. m. 14, f. 2). Türkiye dışında işlenen suçlarda, yer yönünden yetki kuralının bir başka istisnası da, yabancı ülkede bulunan ve diplomatik dokunulmazlıktan yararlanan Türk kamu gö- revlilerinin suçları ile ilgili olarak kabul edilmiştir. Bu suçlarda yer yönünden yetkili mahkeme Ankara mahke- mesidir (CMK. m. 14, f. 4). C) Ceza Muhakemesi Kanununa göre, "Suç, Türk bay- rağını taşıma yetkisine sahip olan bir gemide veya böyle bir taşıt Türkiye dışında iken işlenmişse, geminin ilk uğra- dığı Türk limanında veya bağlama limanında bulunan mahkeme yetkilidir" (CMK. m. 15, f. 1). Kanundaki ifade bozuktur. Kullanılan "veya" bağlacı nedeniyle hükmün, Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip bir gemi gerek Tür- kiye'de gerek Türkiye dışında iken bu gemide işlenen suç- larda yer yönünden yetkili mahkemeyi düzenlediği sonu- cuna ulaşılmalıdır. Ceza Muhakemesi Kanununun 15. maddesinin ikinci fıkrası, aynı maddenin birinci fıkrasına gönderme yapmak suretiyle, Türk bayrağını taşıma hakkına ·sahip hava taşıt- ları ve demiryolu taşıtları açısından da söz konusu düzen- lemenin geçer1i olacağını hükme bağlamıştır. Ceza Muhakemesi Kanununun 15. maddesinin üçüncü fıkrası ise, bir deniz, hava veya demiry()lu taşıtı ülke içeri- 80 · indeyken bu taşıtta veya bu taşıtla işlenen bir suçta, ta11.. tın ilk ulaştığı yer ınahkeınesini yetkili kılmaktadır. Be.. lirtmek gerekir ki, Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip bir deniz, hava veya den1iryolu taşıtı ülke içerisindeyken bu taşıtta işlenen bir suçta hangi mahkemenin yetkili ola- cağı hususu, 15. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında zaten çözüme kavuşturulmuştur. Bu taşıtlarla işlenen suç- larla ilgili de aynı şekilde düşünmek mümkündür. Öte yandan 15. n1addenin birinci fıkrasındaki taşıtın "ilk uğra- dığı Türk limanı" ölçütü ile üçüncü fıkrasındaki taşıtın "ilk ulaştığı yer" ölçütü aynı anlama gelmektedir. Şu halde, 15. maddenin üçüncü fıkrası, Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip olan deniz, hava ve demiryolu taşıtları açısından aynı maddenin birinci fıkrasından ve bu hükme gönderme yapan ikinci fıkrasından farklı bir yer mahkemesini yetkili kılmamaktadır. 1 Hükmün, birinci ve ikinci fıkradan farkı, Türk bayrağını taşıma yetkisine sahip olmayan taşıtların da kapsamına girmesidir. Son olarak, Ceza Muhakemesi Kanununun 15. madde- sinin dördüncü fıkrası, yabancı bayrağı taşıyan bir gemi vasıtasıyla Türk kara suları dışında işlenen çevreyi kirlet- me suçunda yer yönünden yetkili mahkemeyi "suçun iş- ' lendiği yere en yakın veya geminin Türkiye'de ilk uğradığı limanın bulunduğu yer mahkemesi" olarak belirlemiştir. 51. Yer yönünden yetkinin başka mahkemeye nak- li: Bazı nedenlerle yargılama yetkisinin, yer yönünden asıl yetkili mahkemeden b�şka bir mahkemeye nakledilmesi veya devri mümkündür. Bu·durumda, yer yönünden asıl yetkili mahkemeden başka bir mahkeme yetkili olacaktır. 1 Bu konuda bak�FEYZiOĞLU: 5271, s. 48, 49. 81 Yer yönünden yetki nakli, bağlantı nedeniyle birleştirme, muhaken1enin nakli ve istinabe hallerinde söz konusudur. A) Bağlantı nedeniyle birleştirme: Yer yönünden yet- kisi farklı olan mahkemeler tarafından yargılanacak cezai uyuşmazlıklar arasında bağlantı bulunması halinde, muha- kemeler (davalar) bu mahkemelerden herhangi birinde birleştirilebilir. Birleştirme, kural olarak, ihtiyaridir. An- cak birleştirmenin veya birleştirmemenin zorunlu olduğu haller olabilir. Bağlantı nedeniyle, yer yönünden yetkisi farklı olan mahkemelerin yetkisine giren muhakemelerin, bu mahke- melerin birinde birleştirilmesi halinde, kendisinde birleşti- rilen mahkeme, aslında yetkili olmadığı diğer uyuşmazlık yönünden de yetkili kılınmış olacaktır. B) Muhakemenin nakli: Belli nedenlerle bir muhake- menin yer yönünden asıl yetkili mahkemeden alınarak başka bir yerdeki mahkemeye verilmesi mümkündür. Kanun, muhakemenin naklinin iki grup nedene daya- nılarak yapılabileceğini kabul etmiştir. Bunlar, a) fiili veya hukuki nedenler ve b) kamu güvenliğine ilişkin nedenlerdir (CMK. m. 19). Birinci grup nedenlerden maksat, yer yönünden yetkili olan yargıcın fiili veya hukuki nedenlerle görevini yapa- mamasıdır. Fiili nedenlere örnek olarak yargıcın ağır bir hastalığa yakalanması ve o yerde başka yargıcın bulun- maması; hukuki nedenlere ·örnek olarak da, yargıcın reddi isteğinin kabul edilmesi ve o yerde başka yargıcın bulun- maması gösterile bilir. 82 İkinci grup nedenler kaınu güvenliğine ilişkindir. Mu.. hakeruenin asıl yetkili ınahkeme tarafından yürütülmesi 0 1erde kaınu güvenliği yönünden tehlikeli ise, muhakeme- nin nakli yoluna gidilir. Örneğin ınuhakemenin asıl yetkili ınakan1lar tarafından yapılması, o yerde kargaşa çıkmasına neden olacaksa veya yargıçlar, müdafiler ve tanıklar için ciddi bir tehlike oluşturacaksa bu yola gidilir. Fiili veya hukuki nedenlere dayanarak muhakemenin naklini isteme yetkisi, taraflara aittir. Bu sebeplerin varlığı halinde bizzat mahkeme de nakil isteyebilir 1 . Buna karşılık, kamu güvenliği nedeniyle muhakeme- nin naklini isteme yetkisi, Adalet Bakanına aittir. Fiili veya hukuki nedenlerle nakle karar verecek mer- ci, yüksek görevli mahkemedir (CMK. m. 19, f. 1). Bu mahkemenin oluşamaması halinde, daha yüksek görevli mahkeme karar verir. Nakle karar verecek mahkeme, an- cak kendi çevresindeki bir yargılama makamına nakle karar verebilir. Muhakemenin nakledileceği mahkemenin görev yönünden yetkili olması gerekir. Nakle karar vere- cek mahkemenin çevresinde, madde yönünden yetkili baş- ka bir mahkeme yoksa, nakle daha yüksek görevli mah- keme karar verir. Buna karşın 5235 sayılı Adlı Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 37. mad- desinin 3. bendine göre, fiili veya hukuki nedenlerle dava- nın nakline karar verme yetkisi bölge adliye mahkemeleri- nin ceza dairelerine aittir. Görüldüğü üzere CMK. ile 5235 sayılı Kamın, aynı konuyu farklı şekilde düzenlemişlerdir.2 1 KANTAR: Ceza Muhakemeleri Usulü, Ankara 1957, s. 32. 2 Aynı gün yürürlOğe gir� iki kanunun, aynı konuyu farklı şekilde 83 Kan1u güvenliği nedeniyle nakil kararı verıne yetkisi ise Yargıtay'a aittir (CMK. ın. 19, f 2). Kural n1uhaken1enin bütünüyle aktarılınasıdır. Ancak bazı hallerde, bir kısın1 işlerin nakledilebileceği de savu- nulınaktadır. Örneğin bir itirazı inceleyecek veya yetki uyuşmazlığını çözecek ya da yargıcın reddi talebini karara bağlayacak yargıç yönünden muhakemenin nakli sebepleri söz konusu olduğunda, muhakemenin bütünü değil, sadece belli işlen1le ilgili muhakeme nakledilecektir 1 . Nakle karar verecek olan merciin kararı kesindir. Do- layısıyla muhakeme kendisine nakledilen mahkeme, bu karara uymak zorundadır. Nakli gerektiren sebep sonradan ortadan kalksa bile, nakle karar veren merci muhakemenin asıl yetkili mahkemeye gönderilmesine karar veremez. Aynı şekilde muhakeme kendisine nakledilen mahkeme- nin de böyle bir karar vermesi söz konusu değildir. C) İstinabe: İşleri çabuklaştırmak ve ucuzluğu sağla- mak gibi pratik gereklerle kabul edilen 2 istinabe, yer yö- nünden yetkili makamın, belli bir muhakeme işleminin yapılması konusunda, işlemin yapılacağı yerdeki yetkisiz makama yetki vermesidir. Örneğin Ankara'daki mahke- menin yürütmekte olduğu bir muhakeme ile ilgili olarak, Eskişehir'de bulunan bir tanığın dinlenmesi veya bir keşif yapılması konusunda Eskişehir mahkemesini yetkilendir- mesinde olduğu gibi. düzenlemiş olmalarının eleştirisi için bak. KUNTER-YENİSEY- NUHOĞLU: Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2006, s. 350. 1 KUNTER: s. 396. 2 YURTCAN: s. 105. 84 ' f i İstinabe ulusal düzeyde uygulanabileceği gibi, ulusla. 1 rarası düzeyde de uygulanabilir. Yani ulusal bir mahkeme, t yabancı ülkede bulunan bir tanığın dinlenn1esi için o er i ınahkemesine yetki verebilir. Ceza İşlerinde Karşıl�ı 1 Yardım Avrupa Sözleşmesi ve 6706 sayılı Cezai Konular.. da Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu ile düzenlenen ulus- lararası istinabenin temel amacı, çabukluk ve ucuzluktan başka, uluslararası alanda suçlulukla dalın etkili bir müca- dele için karşılıklı adli yardımlaşmayı güçlendirmektir 1 . İstinabede yapılacak işlemin niteliği ve uygulanacak normlar değişmez. Örneğin, tanık asıl yetkili mahkemede- ki gibi dinlenir. Bunun için tanığın eski ifadeleri de ihtiya- ten gönderilmelidir. Aynı şekilde sanık da asıl yetkili mahkemedeki gibi sorguya çekilir. Duruşınada sorgudan önce iddianame okunacağından, sorgu için istinabeye gi- dildiğinde iddianame de gönderilmelidir 2 . Soruşturmada "dağınıklık" esas olduğundan, istinabe için sınır yoktur. Buna karşılık kovuşturınanın "bağlılık", "sözlülük", ve "yüze karşılık" özellikleri gereği, bu safha- da istinabe sadece a) duruşmada hazır bulunma ödevinden kurtarılan sanığın sorguya çekilmesi (CMK. m. 196), b) hastalık veya malullük veya giderilmesi olanağı buhınn1a- yan diğer bir engel (ilerlemiş gebelik gibi) yüzünden uzun ve önceden belli olmayan bir zaman için duruşmada hazır bulunamayacak olan veya konutlarının yetkili mahkeme- nin yargı çevresi dışında bulunması nedeniyle duruşmaya getirilmeleri güç olan tanık veya bilirkişilerin dinlenmeleri (CMK. m. 180) ve c) keşif yaptırmak (CMK. m. 83) için 1 BELLAVISTA: s. 31. 2 KUNTER: s. 399. 85 kabul edilmiştir. Ancak Kanun, büyükşehir belediye sınır- ları içinde muhaken1e yapan mahken1enin, kesin bir zorun- luluk bulunmadıkça, bu belediye sınırları içerisinde bulu- nan müdafi, şikayetçi, sanık, tanık ve bilirkişilerin istinabe yoluyla dinlenmelerine karar verilemeyeceğini öngörmüş- tür (CMK. m. 180, f. 4). İstinabe, yargıçlar ve mahkeıneler arasında uygulana- bileceği gibi, savcılar arasında da uygulanabilir. İstinabe eden mahkeme ile istinabe edilen mahkeme aynı seviyede olmalıdır. Örneğin bir asliye ceza mahke- mesi, ancak başka bir asliye ceza mahkemesini istinabe edebilir. Ancak zorunluluk bulunması halinde bu kuralın dışına çıkılabilir 1 . 51 his. Duruşmanın başka yerde yapılması: Davaya bakmakta olan mahkeme, fiili nedenlerle (örneğin duruş- ma salonunun yetersiz olması) veya güvenlik gerekçesiyle, duruşmanın aynı ilin sınırları içerisinde başka bir yerde yapılmasına karar verebilir (CMK m. 19, f. 3). Bu durum- da yer yönünden bir yetki devri söz konusu değildir. Çün- kü duruşma yer yönünden esas yetkili mahkemede, ancak aynı il sınırları içinde bulunan başka bir yer adliye bina- sında yapılmaktadır. Ayrıca duruşmanın başka yerde ya- pılmasına karar verecek olan, davaya bakmakta olan mah- kemedir. Bu kararlara itiraz edilebilir (CMK. m. 19, f. 3). 52. Yer yönünden yetkisizlik iddiası: Bu iddia, asıl davaya bakmakta olan yargılama makamına yapılacak bir taleple bildirilir (CMK. m. 18). Talebin sözlü veya yazılı olması mümkündür. Kanunda sadece sanıktan söz edil- 1 TOSUN: I, s. 423. 86 1 n1ekt. ise de, savcının da böyle bir talepte bulunabileceği- ni kabul etn1ek gerekir. Nitekin1 savcı, kamu davasını aç- 1 tıktan som·a, ancak henüz sanık duruşmada sorguya çekil- i nıeden yer yönünden yetki konusunda yanılmış olduğu ı· görüşüne varnuş olabilir. Yer yönünden yetki bölüşümü pratik gereklere dayan- f