ANAYASA MAHKEMESİNE
BİREYSEL BAŞVURUDA ‘TEDBİR’
‘INTERIM MEASURE’ IN INDIVIDUAL APPLICATION
TO THE CONSITUTIONAL COURT
Gonca EROL*
Özet: Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda tedbir, bir
yandan başvurudaki tarafların hak ve çıkarlarını koruyan, diğer yan-
dan ise mahkemenin vereceği kararın etkinliğini güvence altına alan
ve böylece bireysel başvuru yolunun işlevselliğine katkı sunan bir
araçtır. Bu bakımdan hak ve özgürlüklerin korunmasında önemli bir
role sahiptir. Bu çalışmada, tedbir aracının niteliği ve amaçlarından
hareketle, ilgili mevzuat ve tedbir mekanizmasının dört yıllık uygu-
laması incelenmektedir. Makalede, gerekli görülen yerlerde, Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi’nin tedbire ilişkin uygulamasına da deği-
nilmektedir. Ancak amaç tedbir konusunda kapsamlı bir AİHM-AYM
karşılaştırması yapmak değildir. Amaç AYM’nin tedbire ilişkin dört
yıllık uygulamasını incelemek ve değerlendirmektir.
Dört ana başlık altında yapılan incelemede öncelikle tedbirin ni-
teliği ve amaçlarının neler olduğu ele alınmaktadır. İkinci başlık altın-
da ise tedbirin amaçlarından hareketle tedbir kararının verilmesi için
gereken şartların neler olduğu araştırılmaktadır. Üçüncü başlık ted-
bir usulünü incelemekte ve bu incelemede, hem yürürlükteki mev-
zuatı hem de pratik uygulamayı gözden geçirmektedir. Bu bölümde,
özellikle, Anayasa hükmü, 6216 sayılı Yasa düzenlemesi ve AYM İçtü-
züğü arasındaki çelişkiler ve eleştiri konusu edilen hususların uygu-
lamadaki yansımaları araştırılmaktadır. Son başlık altında ise tedbir
kararının içeriği ve infazı ile ilgili belli başlı konulara değinilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Bireysel Başvuru, Tedbir, Anayasa Mahke-
mesi İçtüzüğü, Yaşam Hakkı, Maddi ve Manevi Bütünlüğü Koruma
Hakkı
Abstract: Interim measures in indivual applications to Consitu-
tional Court (AYM) is an instrument that protects, on one hand, the
rights and interests of the parties of a case, on the other hand, that
ensures the efficiency of the decisions of the court on the merits and
thus that contirubutes the functionality of the indivual application
system. In this regard, it has an important role in protecting funda-
mental rights and freedoms. This article analyzes applicable law and
four-year application of the interim measure mechanism with refe-
rence to its nature and purposes. In this article, it is also mentioned,
where necessary, about the applications on interim measures of the
European Court of Human Rights (ECHR). The main purpose, howe-
*
Araştırma Görevlisi, Galatasaray Üniversitesi SBE, goncaerol79@gmail.com.
56Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
ver, is not to make a comprehensive comparison between practices
of AYM and of ECHR. The purpose is to review and analyze the four-
year practice of AYM regarding interim measures.
In the review which is made under four basic titles, it is discus-
sed, firstly, the nature and purposes of the interim measure. Under
the second title, with reference to the purposes of the intstrument,
it is looked into what the requirements are to grant interim measu-
re. Third title examines the procedure of the interim measure and,
in this examination, looks into both applicable law and its practice.
In this part, the contradictions between the related constitutional
provision are reviewed and Law no.6216 provisions and internal ru-
les of the constitutional court and the reflections of the issues are
criticized on practices. Under the last title, the specific issues related
to the content of the interim measure decisions and their enforce-
ment are mentioned.
Keywords: Individual Application, İnterim Measure, İnternal
Rules of the Constitutional Court, Right to Life, Right to Protect Cor-
poreal and Spiritual İntegrity
GİRİŞ
Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru usulünün göre-
ce yeni bir usul olmasının da bir sonucu olarak, bireysel başvuruda
tedbir uygulaması birtakım soru işaretlerini ve belirsizlikleri hala içe-
risinde barındırmaktadır. Açıktır ki, bu soru işaretleri büyük ölçüde,
AYM’nin kuracağı istikrarlı içtihatlarla ortadan kaldırılacaktır. Bu ça-
lışmanın da amacı, oluşmakta olan tedbir uygulamasına dair içtihadı,
mahkemenin dört yıllık uygulaması ekseninde incelemek ve bireysel
başvuruda tedbir aracının kullanımına ve etkinliğine dair bir genel
değerlendirme yapmaktır.
AYM’ye bireysel başvuru usulü öncelikle, temel hak ve özgür-
lüklerin daha iyi biçimde korunmasını güvence altına almanın bir
yolu olarak anayasal sistemimize dâhil edilmiş olsa da
1
bu usulün
getirilmesinin en önemli nedenlerinden birisi Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AİHM) Türkiye’den giden başvuruların sayısını azalt-
1
Madde gerekçesinde bu şöyle ifade edilmiştir: “Türkiye’de bireysel başvuru yo-
lunun kabul edilmesi, bir yandan bireylerin sahip oldukları temel hak ve özgür-
lüklerin daha iyi korunmasını sağlayacak, öte yandan da kamu organlarını, Ana-
yasaya ve kanunlara daha uygun davranma konusunda zorlayacaktır.” https://
yenianayasa.tbmm.gov.tr/docs/gerekceli_1982_anayasasi.pdf
57TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
maktır.
2
Hakkın kapsamının ve uygulama usullerinin belirlenmesin-
de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve AİHM içtihatları ile
parallelik sağlanmaya çalışılmış olmasının bir nedeni de budur. An-
cak bunun yanında, AİHM’in bu usule ilişkin uzun yıllara dayanan
deneyimlerinin ve bu alandaki uzmanlığının da, bireysel başvuru yo-
lunu yeni uygulamakta olan ülkeler açısından önemli bir rehber oldu-
ğu/olacağı tartışmasızdır.
İşte bu nedenlerle AYM’ye bireysel başvuru yolunda tedbir usu-
lüne ilişkin incelememizi, gerekli görülen yerlerde AİHM’in oluştur-
duğu içtihat ile karşılaştırmalı olarak ele alacağız. Ancak amacımız
kapsamlı bir AYM-AİHM tedbir uygulaması karşılaştırması yapmak
değil. Amacımız, oluşmakta olan AYM’nin tedbir kararına ilişkin iç-
tihadını irdelemek, eksik veya çelişkili görülen, eleştirilen yönlerini
değerlendirmektir.
12 Eylül 2010 tarihinde halkoylaması ile kabul edilen anaya-
sa değişikliklerinin bir parçası olarak anayasal sistemimize dâhil
edilen ve 23 Eylül 2012’den beridir uygulanmakta olan bireysel baş-
vuru yolu Anayasa’nın 148. maddesinde düzenlenmiştir. Anayasa
Mahkemesi’nin görev ve yetkilerini düzenleyen bu maddenin birinci
fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararna-
melerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas
bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar.”
Aynı maddenin 3., 4. ve 5. fıkralarında ise şu hükümler yer alır:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerin-
den, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu
gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şart-
tır.
Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda ince-
leme yapılamaz.
2
Ece Göztepe, “Türkiye’de Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Hakkının
(Anayasa Şikâyeti) 6216 sayılı Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi”, TBB Der-
gisi, 2011 (95), ss.13-40, s.14-15. Hüseyin Turan, “Ceza Mahkemelerince Verilen
Kararlar Bakımından Bireysel Başvuruda Başvuru Süresi”, TAAD, Yıl:5, Sayı:17,
Nisan 2014, s.114.
58Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
Bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
Anayasanın 148. maddesinin 5. fıkrasında öngörüldüğü biçimde
bireysel başvuruya ilişkin usul ve esaslar 6216 sayılı Anayasa Mah-
kemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un ‘Bi-
reysel başvuru’ başlıklı dördüncü bölümünde, 45-51. maddelerinde
düzenlenmiştir.
Ayrıca 12.7.2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü de, 59 ile 84’üncü maddeleri arasında bireysel başvuru usu-
lünün uygulamasına ilişkin usul ve esasları anayasa ve ilgili kanun
çerçevesinde düzenlemiştir.
Bireysel başvuruda tedbir kararı ise, Anayasada açıkça öngörülen
bir usul olmamakla birlikte, 6216 sayılı Kanun’un “esas hakkında ince-
leme” başlıklı 49. maddesinin 5. fıkrasında düzenlenmiştir: “(5) Bölüm-
ler, esas inceleme aşamasında, başvurucunun temel haklarının korunması için
zorunlu gördükleri tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar
verebilir. Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki kararın en geç altı
ay içinde verilmesi gerekir. Aksi takdirde tedbir kararı kendiliğinden kalkar.”
Bununla birlikte tedbire ilişkin ayrıntılı düzenleme Anayasa Mah-
kemesi İçtüzüğü’nün 73. maddesinde yapılmıştır. Buna göre:
“Tedbir kararı
MADDE 73- (1) Başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi
bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bö-
lümlerce esas inceleme aşamasında gerekli tedbirlere resen veya başvurucunun
talebi üzerine karar verilebilir.
(2) İncelenen başvurulara ilişkin olarak; resen ya da başvurucunun ta-
lebi üzerine dosyanın esası hakkında karar verilmeden önce, tedbir kararına
başvurulmaması hâlinde başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi
bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Ko-
misyonlarca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesi derhâl yapılarak, tedbir
hususunu da karara bağlamak üzere başvuru, ilgili Bölüme gönderilir.
(3) Bölüm, tedbire karar vermesi hâlinde gereğinin ifası için bunu ilgili
kişi ve kurumlara bildirir.
(4) Tedbir kararı verilen başvurunun esası hakkındaki kararın en geç altı
ay içinde verilmesi gerekir. Tedbirin devamı konusunda yeni bir karar alınma-
59TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
dığında, başvurucunun hakkının ihlal edilmediğine ya da başvurunun düşme-
sine karar verildiği durumlarda tedbir kararı kendiliğinden kalkar.”
Görüldüğü üzere, yasada tedbire ilişkin çok genel ve çerçeve bir
düzenleme bulunmaktadır. Bununla birlikte içtüzük, tedbir kararı
bakımından daha açıklayıcı ve usul açısından yol gösterici hükümle-
ri içerisinde barındırmakta ve bu anlamda tedbir uygulamasına dair
belli başlı soru işaretlerini giderdiği söylenebilir. Ancak aynı zaman-
da, içtüzük düzenlemesi, kimi yönlerden yasa ile çeliştiğinden yeni
soru işaretleri yaratmakta, kimi yönlerden ise yasada mevcut eksiklik-
leri sürdürmektedir.
Elbette ki, tedbir kararına ilişkin soru işaretlerinin önemli bir
bölümü yasa yahut içtüzük metinleri eliyle değil, AYM’nin zamanla
istikrar kazanacak olan uygulamaları ile ortadan kalkacaktır. Kimi
eksikliklerin, yasa yahut içtüzükteki diğer hükümlerin yardımıyla çö-
zümü de mümkün görünmektedir. Ayrıca, AYM’nin bugüne kadarki
uygulaması bu soruların bir bölümünü daha şimdiden cevaplamış gö-
rünmektedir.
Tedbir uygulamasının tüm bu cevaplanmış-cevaplanmamış soru-
ları da içerecek bir biçimde kapsamlı bir incelemesini yapabilmek için
konuyu dört ana başlık etrafında ele almak yerinde olacaktır:
Öncelikle tedbir kararının niteliğinin ortaya konulması gerekir.
Hangi amaçlara yönelik bir kurum olduğu, bireysel başvuru sürecin-
de hangi ihtiyaçları gidermek için öngörüldüğü sorularının cevabını
vermeden aracın uygulamasının gerçekçi bir değerlendirmesini yap-
mak mümkün olmayacaktır.
Aracın niteliğine ilişkin temel özelliklerini ve amacını ortaya koy-
duktan sonra artık bu amaçları gerçekleştirmek bakımından tedbir ta-
lebinin hangi şartları sağlaması gerektiği belirlenmelidir. Dolayısıyla
ikinci başlık altında, tedbir talebinin hangi koşulları sağlaması gerek-
tiği ve tedbir kararının hangi şartlar sağlandığı takdirde verilebileceği
mevzuat ve uygulama çerçevesinde incelenecektir.
Üçüncü bir başlık altında ise, tedbir kararına ilişkin usulün ay-
rıca ele alınması gerekir. Zira tedbir kararının amacının ve bu amaç
doğrultusunda tedbir kararı için aranan şartların ideal bir çerçevede
hazırlanmış olması yetmez, bu karara ulaşmayı sağlayan usulün de
60Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
aracın amacına uygun olması gerekir. Aksi halde, tedbir kararlarının
amaca hizmet etmemesi gibi bir durum ortaya çıkabilir.
Son olarak, tedbir kararının alınmasından sonraki sürece bakmak
gerekir. Bu bakımdan, tedbir kararlarının içerikleri, kapsamı, infazına
ilişkin temel hususlar ve sona ermesi konuları incelemenin son bölü-
münü oluşturmaktadır.
I. TEDBİR KARARININ NİTELİĞİ VE AMAÇLARI
6216 sayılı Yasa 49/5. maddesinde, bölümlerin, “başvurucunun temel
haklarının korunması için zorunlu gördükleri tedbirlere” başvurabileceği
öngörülmüştür. Bu hükümden çıkarılabilecek tedbir kararının niteli-
ğine ilişkin genel sonuç; tedbirin, her durumda değil istisnai
3
olarak,
yalnızca “zorunlu” görülen hallerde, bir hakkın korunması için kulla-
nılabilir bir usul olduğudur. Peki, ama hangi haller “zorunlu” haller
olarak nitelendirilebilir?
Bu soruya cevabı kısmen İçtüzüğün 73. maddesi vermiştir: “(1)
Başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik cid-
di bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bölümlerce esas inceleme
aşamasında gerekli tedbirlere resen veya başvurucunun talebi üzerine karar
verilebilir.”
Bu düzenlemeye göre tedbir usulüne başvurmayı zorunlu kılan bir
halden söz edebilmek için şu iki asgari kriterin mevcut olması gerekir:
a. Başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğü-
ne yönelik bir tehlike söz konusu olmalıdır.
b. Bu tehlike “ciddi” nitelikte bir tehlike olmalıdır.
Zira aynı maddenin 2. fıkrasında da “tedbir kararına başvurulmaması
hâlinde başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yöne-
3
AYM de kararlarında bu istisnai olma özelliğini vurgulamaktadır: “Bu yönüyle
tedbir yetkisi istisnai bir yetki olup, ancak işlem veya kararın uygulanması halin-
de yaşam hakkına ya da bireyin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik gerçek
ve ciddi bir risk doğacaksa tedbire başvurulabilir.” AYM, Rıda Boudraa (TAK),
B.No: 2013/9673, 30.12.2013, §25. Ayrıca bkz. Musa Sağlam, “Anayasa Mahke-
mesine Bireysel Başvuruda Tedbir Kararı”, HUKAB Dergi Sayı 5, http://www.
hukabdergi.com/p2122/ , Erişim Tarihi: 19.9.2016 : “Tedbir kararına hükmedil-
mesi çok istisnai durumlara özgüdür. Olağan üstü şartların varlığı, bu olağan üstü
tedbirin alınabilmesini mümkün kılar.”
61TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
lik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması” haline vurgu yapılmaktadır.
Öncelikle belirtelim ki, bu düzenlemenin, tedbir kararının konu-
sunu teşkil edebilecek hakların kapsamını yasa ile çelişir biçimde da-
raltıyor olması bir sonraki başlıkta tartışılacaktır. Bu başlık altında bizi
ilgilendiren kısım, düzenlemede, tedbir kararının, bir hakka yönelik
“ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması” halinde söz olacağının
öngörülmüş olmasıdır.
Bu düzenlemelerden hareketle diyebiliriz ki, tedbir kararının ama-
cı, hakka yönelik mevcut olan ciddi tehlikenin, gerçekleşmiş bir zarara
dönüşmesini önlemektir. Nitekim AYM de kararlarında bu durumu
şöyle ifade etmektedir: “...bir işlem ya da kararın uygulanması halinde bi-
reyin anayasal haklarının ihlali yönünde ciddi bir tehlike ortaya çıkacaksa,
6216 sayılı Kanun ile Mahkemeye bu tehlikeyi önlemek amacıyla tedbir kararı
verme yetkisi tanınmıştır.”
4
AYM’ye bireysel başvuruda tedbir kararları bakımından mevcut
düzenlemeler açısından dikkat çekici noktalardan birisi, tedbir kara-
rının çerçevesinin yasa ile geniş bir biçimde çizilmiş olmasına karşın,
bu çerçevenin içtüzük hükümleri ile bir bakıma sınırlandırılmış olma-
sıdır. Bu sadece kapsama alınan haklar bakımından değil, genel olarak
da söz konusudur. Yani yasada, “Bölüm bir başvuruyu incelerken zo-
runlu gördüğü tedbirleri alabilir” manasına gelen bir düzenleme var
iken, içtüzük bunu hem haklar bakımından sınırlamış hem de, ciddi
bir tehlikenin olması şartına bağlamıştır.
Aslında benzer bir durum AİHM’ndeki geçici tedbir uygulama-
sında da söz konusudur. Tıpkı 6216 sayılı Yasa’nın 49/5. maddesinde
genel bir düzenlemeye yer verilmiş olması gibi, AİHM içtüzüğünde
39. maddede yer alan geçici tedbire ilişkin hüküm de oldukça genel bir
hükümdür. Burada, mahkemenin “tarafların yararı veya önlerindeki yar-
gılamanın uygun şekilde görülebilmesi için alınması gerektiğini düşündükleri
geçici tedbirleri” alabileceği ifade edilmiştir.
Hatta AİHM’in İçtüzük düzenlemesi 6216 sayılı Yasa’daki düzen-
lemeye kıyasla daha ucu açık bir düzenlemedir de denilebilir çünkü
yasada tedbir kararının hakların korunması bakımından bir “zorun-
4
AYM, Rıda Boudraa (TAK), B. No: 2013/9673, 30.12.2013, §25.
62Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
luluk” görülmesi halinde uygulanacağı belirtilmiş iken, AİHM düzen-
lemesinde bir zorunluluk haline gönderme yapılmıyor ve mahkemeye
gerekli gördüğü takdirde, gerekli tedbirleri alabilmesi bakımından
tam anlamıyla bir takdir yetkisi tanınmış görünüyor.
Bununla birlikte AİHM uygulamasına baktığımızda AİHM içtü-
züğünde kelimelerle çizilmemiş olan sınırın, mahkemenin uzun yıl-
lardır süregelen uygulaması ile pratikte çizildiğini görüyoruz.
AİHM’in yerleşik uygulamasına göre geçici tedbirler, ‘telafisi
mümkün olmayan (irrepairable) bir zararın meydana gelmesine ilişkin
yakın bir risk’
5
in söz konusu olduğu hallerde uygulanan acil durum
tedbirleridir.
6
Mahkemeye göre geçici tedbire ancak “tedbir uygulan-
madığı takdirde başvurucunun ciddi, geri dönülmez (tersine çevrile-
mez - irreversible) bir zarar ile karşılaşacağı”
7
hallerde başvurulur.
Peki, AİHM gözünden geçici tedbirin amacı nedir?
AİHM’e göre, geçici tedbirlerin amacı, bireysel başvuru hakkının
etkinliğini güvence altına almaktır.
8
Bu etkinliğin sağlanmasında,
tarafların hak ve çıkarlarının korunması kadar, mahkemenin etkin
bir yargılama yapabilme olanaklarının da korunması önem arz eder.
Başka bir ifadeyle, geçici tedbirinin amacı, bir yönüyle, mahkemenin
başvuruyu etkin bir şekilde incelemesini güvence altına almak,
9
diğer
yönüyle ise Mahkeme önündeki henüz karara bağlanmamış anlaş-
mazlığın taraflarının çıkarlarını ve haklarını korumak ve muhafaza
etmektir.
10
5
“...if there is an imminent risk of irreparable damage...” Mamatkulov ve Askarov/
Türkiye, B. No. 46827/99 ve 46951/99, 4 Şubat 2005, §104.
6
Geçici Tedbirlere ilişkin AİHM tarafından hazırlanmış tematik bilgi notu, Nisan
2016. http://www.echr.coe.int/Documents/FS_Interim_measures_ENG.pdf Son
erişim tarihi: 18.09.2016.
7
“...it considers that the applicant faces a real risk of serious, irreversible harm if
the measure is not applied.” AİHM Başkanı tarafından hazırlanmış olan geçici
tedbilere ilişkin “Uygulama Yönergesi (Practice Direction)” metninden alınmıştır.
http://www.echr.coe.int/Documents/PD_interim_measures_ENG.pdf Son eri-
şim tarihi: 18.09.2016.
8
AİHM, Paladi/Moldova, B. No. 39806/05, 10 Mart 2009, §88.
9
“Mevcut davada olduğu gibi Mahkeme tarafından geçici tedbir kararının verilme-
si, Mahkeme’ye sadece başvuruyu etkin bir şekilde inceleme imkânı sağlamaya-
cak fakat aynı zamanda Sözleşme tarafından başvuru sahibine sağlanan koruma-
nın etkili olmasını sağlayacaktır.” (Mamatkulov ve Askarov/Türkiye, §125)
10
Sözleşme kapsamında korunan çekirdek haklardan birisinin telafisi imkânsız bi-
çimde zarar görmesi riskinin olduğunun inandırıcı biçimde ileri sürüldüğü hal-
lerde, geçici tedbirin amacı, Mahkeme önündeki henüz karara bağlanmamış an-
63TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
Mahkemenin etkin bir inceleme yapabilmesinin güvence altı-
na alınması bireysel başvuru yolunun işlevselliği bakımından hayati
önem taşır. Çünkü eğer tedbir gerektiren bir halde tedbir alınmaz ise,
inceleme sonucunda verilen nihai ihlal kararının uygulanabilirliği kal-
mayabilir. Telafisi imkânsız bir zararın doğması halinde, mahkemenin
tespit edilen ihlalin telafisine yönelik bir karar veremeyeceği açıktır.
Örneğin kişinin yaşamını kaybetmesi konusunda yakın bir tehlike ha-
linin varlığı durumunda, tedbir kararı alınmazsa karar verilinceye de-
ğin kişi yaşamını kaybedebilir. Bu durumda davanın konusuz kalacağı
ve mahkemenin sonradan vereceği ihlal kararının hayatını kaybetmiş
başvurucu bakımından bir anlam ifade etmeyeceği açıktır. Böylesi du-
rumlarda bireysel başvuru yolu anlamını yitirmiş olacaktır. Oysa telafi
edilemez nitelikteki zararın önlenmesi için geçici bir tedbirin alınma-
sı halinde, mevcut durum mahkeme kararını verinceye değin bir nevi
dondurulmuş olacak
11
, mahkeme ne karara varırsa varsın, sadece baş-
vurucunun değil, her iki tarafın da hak ve çıkarları ve aynı zamanda
başvuru yolunun etkinliği de böylelikle korunmuş olacaktır.
12
II. TEDBİR KARARININ ALINMASI İÇİN GEREKEN
KOŞULLAR
A. Hakkın İhlaline İlişkin Tehlike/Risk, “Yakın, Güncel ve
Belli Bir Ağırlıkta” Olmalıdır
Anayasa Mahkemesi bireysel başvurulardaki tedbir istemlerine
ilişkin değerlendirmesini yaparken, başvurucuların tedbir istemlerine
gerekçe olarak ileri sürdükleri risklerin “gerçek”, “ciddi”, “yakın” ve
laşmazlığın taraflarının çıkarlarını ve haklarını korumak ve muhafaza etmektir.
(Paladi/Moldova, §89)
11
Harris/Boyle/Warbrick’e göre, bireysel başvuruda tedbirin amacı, Mahkeme’nin
şikâyet konusu kararın ya da işlemin Anayasa’ya uygunluğunu incelerken ve
inceleme sonuçlanıncaya kadar mevcut durumun korunmasıdır. David Harris,
Michael O’Boyle ve Colin Warbrick, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku,
Avrupa Konseyi, Birinci Baskı, Ankara 2013. s.871.
12
AİHM Mamatkulov ve Askarov/Türkiye kararında tedbirin amacını şöyle açık-
lıyor: “Sözleşme’den kaynaklanan çekirdek haklardan birinin, başvuru sahibi ta-
rafından kullanımına telafisi güç bir zarar verme riskinin makul bir şekilde ileri
sürüldüğü mevcut dava gibi davalarda geçici tedbirin amacı, Mahkemece alınan
tedbirin haklılığı konusunda bir karar verinceye kadar mevcut durumun muha-
fazasını sağlamaktır.” (§ 108) Ayrıca bkz. Hellen Keller ve Cedric Marti, “Interim
Relief Compared: Use of Interim Measures by the UN Human Rights Committee
and the European Court of Human Rights”, ZaöRV 73 (2013), ss.325-372, s.326-327.
64Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
“güncel” olması gerektiğine sıklıkla vurgu yapmaktadır: “6216 sayılı
Kanun ve İçtüzük hükümleri bağlamında tedbir talebi değerlendirilirken, baş-
vurucuların yaşam hakkı yönünden ciddi bir risk ile karşılaşacağına, işken-
ce ve onur kırıcı kötü muameleye tabi tutulacağına ilişkin yakın, güncel bir
riskin varlığı belirleyici olmaktadır.”
13
Benzer şekilde: “Bu yönüyle tedbir
yetkisi istisnai bir yetki olup, ancak işlem veya kararın uygulanması halinde
yaşam hakkına ya da bireyin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik gerçek ve
ciddi bir risk doğacaksa tedbire başvurulabilir.”
14
O halde salt, bir hakkın ihlali nedeniyle telafisi mümkün olmayan
bir zararın meydana gelmesi riskinin varlığı tedbir kararı için yeterli
değildir. Çünkü bir başvuruyu inceleyen mahkeme, değerlendirmesi
sonucunda eğer ihlal tespit ederse nihai kararında, ihlali ortadan kal-
dırmaya yahut onun tazminine yönelik bir karar zaten verecektir. Ted-
bir, mahkeme karar verinceye değin geçecek süreçte, kararı tümüyle
boşa çıkaracak nitelikte bir zararın doğmasını önlemeyi amaçlar. Bu
bakımdan tehlike riskinin sadece varlığı yetmez aynı zamanda bu
tehlikenin “yakın ve güncel”, “gerçek ve ciddi” bir tehlike olduğunun
ortaya konulması gerekir.
Örnek vermek gerekirse, izinsiz olarak bir ülkede bulunduğu için
yakalanmış ve bu süreçte sığınma başvurusu yapmış olan başvuru-
cunun henüz başvurusu sonuçlanmamış ve hakkında sınır dışı edil-
me kararı verilmemiş iken, sınır dışı edildiği takdirde işkence ve kötü
muameleye maruz kalacağını iddia etmesi ve hatta bunu şüpheye yer
vermeyecek biçimde ortaya koymuş olması tedbir kararı vermek için
yeterli olmayacaktır. Çünkü “henüz” ortada tedbir kararını gerekti-
recek düzeyde yakın, güncel ve gerçek bir hak ihlali tehlikesi yoktur.
Ancak başvurucu hakkında sınır dışı kararı verilirse, bu durumda, bu
kararın uygulamasının mahkeme nihai kararını verinceye değin dur-
durulması yönünde bir tedbirin alınması “zorunlu” hale gelebilir.
Nitekim AYM de bir kararında, uluslararası koruma talebi mah-
kemece reddedilmiş ancak hakkında bir sınır dışı kararı bulunmayan
başvurucunun tedbir istemini “yaşamına ya da maddi veya manevi bütün-
lüğüne yönelik gerçekleşmesi muhtemel bir riskten somut olarak bahsetmek
mümkün değildir” diyerek reddetmiştir.
15
Bir başka kararında ise, sınır
13
AYM, S.R. (TAK), B. No.2015/33, 19.1.2015, § 17.
14
AYM, Rıda Boudraa (TAK), B. No.2013/9673, 30.21.2013, §25.
15
AYM, K.S. (TAK), B. No.2015/14566, 4.9.2015, §14-15.
65TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
dışı kararının iptali için dava açıldığı, yasa gereği sınır dışı işleminin
yapılması için bu davanın sonuçlanması gerektiği, dolayısıyla henüz
ortada uygulanmak üzere olan bir sınır dışı kararı olmadığına vur-
gu yapmış ve “derhal tedbir kararı verilmesini gerektiren ciddi bir tehlike
bulunmadığı anlaşıldığından tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekir”
demiştir.
16
Ağır hastalığı nedeniyle bir hastanenin tutuklu koğuşunda te-
davisi sürmekte olan başvurucunun cezaevi koşullarında yaşamını
sürdüremeyeceği iddiası ile yapılan tedbir istemine ilişkin kararında
ise AYM, hastanın hali hazırda hastanede tedavi gördüğünü, iyileşip
cezaevine gönderilmesi halinde ilgili mevzuatta açıkça öngörüldüğü
biçimde gerekli tedavileri almak üzere gerektiğinde hastaneye sevk
edilebileceği, bu bakımdan cezaevine konulması halinde sağlık so-
runları nedeniyle yaşam hakkının tehlikeye gireceğine ilişkin iddia-
larının “açıkça dayanaktan yoksun” olduğu gerekçesi ile reddetmiştir:
“Başvuru dilekçesi ve eklerinin incelenmesinden başvurucunun ileri sürdü-
ğü risklerin gerçekleşme ihtimalini ortaya koyabilecek somut ve ciddi verilere
ve bulgulara da rastlanmamıştır. Açıklanan nedenlerle bu aşamada koşulları
oluşmayan tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekir.”
17
Burada mahkeme henüz tedbir kararı almayı gerektiren “yakın
ve gerçek” bir zarar tehlikesinin bulunmadığına işaret etmekte ve
eğer yasada öngörülen bakım ve tedavi usulleri uygulanmazsa yahut
başvurucunun sağlık koşulları hiçbir biçimde cezaevinde kalmama-
sını gerektirir bir duruma ulaşırsa tedbir kararı verilebileceğini ima
etmektedir. Nitekim kararında “bu aşamada koşulları oluşmayan” ifa-
desini tercih etmiştir.
Bununla birlikte, tek başına yaşamını idame ettiremeyecek du-
rumda olan ve bu durum sağlık kurulu raporu ile tespit edilmiş ol-
masına karşın bir cezaevinde tek kişilik odada tutulan başvurucunun
tedbir istemi, AYM tarafından “bu durumun, süreklilik arz etmesi halin-
de... başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğü bakımından ciddi bir tehlike
oluşturabileceği” gerekçesiyle kabul edilmiştir.
18
16
AYM, M.A. (TAK), B. No.2015/16282, 15.10.2015, §20-21. Ayrıca bkz. AYM, Z.S.
ve Diğerleri (TAK), B. No.2015/ 16770, 5.11.2015.
17
AYM, Mehmet Şener Eruygur, (TAK), B. No.2013/6901, 2.10.2013, §24.
18
AYM, Ersan Nazlier, (TAK), B. No. 2015/19917, 7.6.2016.
66Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
Öte yandan, gerçekleşmesi bakımından “yakın ve gerçek” olan
zararın, “belli bir ağırlıkta olması” da aranan bir şarttır. Bu, tedbirin,
telafisi mümkün olmayan zararları önleme amacının bir gereğidir. Bu
kriter çoğu kez, başvurucunun devlet tarafından gözlem altında tutul-
duğu yerlerdeki koşulların yaşam hakkı ve maddi ve manevi bütünlü-
ğü bakımından tedbiri gerektirecek düzeyde ağır bir ihlale sebebiyet
verir nitelikte olup olmadığı incelenirken gündeme gelmektedir.
Örneğin AİHM başvurucunun hayati tehlikesinin olduğu, önemli
bir fiziksel sıkıntı nedeniyle ciddi bir ağrı ve acı içerisinde olduğu hal-
lerde md.39’u uygulamaktadır. Md.3’e aykırı olduğu kabul edilebilecek
nitelikte genel düzeyde kötü ancak md.39’un uygulanmasını gerekti-
recek düzeyde “özel ve ağır (specific and grave) bir risk” teşkil etme-
yen tutulma koşulları Mahkemenin md.39’u uygulamasında yeterli
görülmemektedir.
19
Örneğin Lorsé ve Diğerleri/Hollanda davasında
başvurucu, tabi tutulduğu yüksek güvenlikli cezaevi rejiminin insan-
lık dışı ve aşağılayıcı muameleye tekabül ettiğini ileri sürmüş ve başka
bir cezaevine transfer edilmesi yönünde tedbir kararı verilmesini is-
temiştir. Mahkeme isteme ilişkin kararında, Sözleşmenin 3. Madde-
sindeki insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleye karşılık gelen, diğer
katı güvenlik önlemleri ile birlikte rutin çıplak arama uygulamasını
da içeren koşulların başvurucunun geçici tedbir isteminin karşılan-
ması için yeterli düzeyde olmadığına hükmetmiştir.
20
D./Birleşik Krallık kararında AİHM, tedavisi mümkün olmayan
ve oldukça ileri bir seviyeye ulaşmış AIDS hastası başvurucunun
İngiltere’den bir Karayip adası olan St. Kitts’e geri gönderilmesine iliş-
kin kararında, başvurucunun gönderilmesi halinde İngiltere’de sağ-
lanan pek çok sağlık ve tedavi olanaklarına gönderildiği yerde ulaşa-
mayacağı, bu durumun da ölümünü hızlandıracağına vurgu yapmış
(§53) ve şu karara varmıştır: “İstisnai koşullara bakıldığında ve başvura-
nın ölümcül hastalığının ulaştığı kritik safha dikkate alındığında, kendisini
St. Kitts’e gönderme kararının uygulanması davalı devlet tarafından
3.maddeyi ihlal eden insanlık dışı muamele uygulaması anlamına
gelecektir.”(§54)
21
Buna karşın mahkeme daha sonraki benzer birkaç
19
Keller, s.354.
20
AİHM, Lorsé ve Diğerleri/Hollanda, B. No. 52750/99, 4.Şubat.2003, §74.
21
AİHM, D./Birleşik Krallık, B. No. 30240/96, 2.Mayıs.1997, §53 ve 54.
67TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
başvuruda AIDS hastası başvurucuların ülkelerine geri gönderilmele-
ri halinde ortaya çıkacağı ileri sürülen risklerin hiçbirisinin D/Birleşik
Krallık davasında belirlendiği şekliyle gerekli ağırlık düzeyine ulaşa-
madığını ifade etmiş ve bu nedenle tedbir taleplerini reddetmiştir.
22
Mahkeme başvurucunun hastalığı ciddi ve ölümcül düzeyde olsa da,
gönderileceği ülkede de, daha az ama yine de asgari bir düzeyde, teda-
vi ve ilaca ulaşma imkânı var ise talebi reddetmektedir.
AYM de kararlarında sıkça AİHM’in bu yöndeki değerlendirme
kriterlerine atıfta bulunmaktadır. Örneğin, yabancıların gözetim al-
tında tutulma koşullarına ilişkin kararlarında çoğunlukla şöyle bir
gerekçelendirme üzerinden somut olayda tedbirin gerekli olup olma-
dığına karar vermektedir:
23
Öncelikle mahkeme “idari gözetim altına alınan yabancının tutulduğu
yerdeki maddi ve fiziki koşulların taşıdığı olumsuzluğun, Avrupa İnsan Hak-
ları Sözleşmesinin 3. ve Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında bir ihlale vücut
verebilmesi için belli bir eşiğe ulaşmış olması” gerektiğini vurgulamakta-
dır. Bu eşiğin somut olaya göre değerlendirileceği ve bu değerlendirme
yapılırken gözetim altında tutulmanın süresi, fiziksel ya da ruhsal et-
kileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi hususların göz
önünde bulundurulacağı ifade edilmektedir.
24
İdari gözetim altında
tutulma koşullarının ‹insanlık dışı’ veya ‹onur kırıcı’ olduğuna ilişkin
değerlendirme yapılırken ise, bu muamelenin, tasarlanarak uygulanıp
uygulanmadığı, bedensel yaralanmalar ya da fiziksel veya ruhsal acı-
ya yol açıp açmadığı hususlarının dikkate alınması gerektiğini ifade
eden AYM, gözetim altında tutulma koşullarının ve muamelenin ‘aşa-
ğılayıcı’ olduğu yönünde bir sonuca varılabilmesi için, şikâyete konu
koşulların; mağdurları rencide edecek, küçültecek ölçüde ve korku, en-
dişe, aşağılık olma gibi duyguları hissettirecek ağırlıkta bulunmasının
şart olduğunu vurgulamaktadır
25
. Ayrıca, bir ceza veya muamelenin,
‘insanlık dışı’ ya da ‘aşağılayıcı’ olabilmesi için rencide edilme veya
22
Örneğin bkz. AİHM, N./Birleşik Krallık, B. No.26565/05, 27.Mayıs.2008.
23
Bkz. AYM, G.B. ve diğerleri, (TAK), B. No.2014/19481, 9.1.2015. Mahkeme bu ge-
rekçeleri birçok kararında yinelemiştir.
24
Mahkeme burada AİHM, Kafkaris/Kıbrıs, B.No: 21906/04, § 95 kararına atıfta
bulunmaktadır.
25
Mahkeme burada ise AİHM’in Kudła/Polonya, B.No: 30210/96, § 92 kararına
atıf yapmaktadır.
68Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
ıstırabın, meşru bir muamele ya da cezanın barındırdığı rencide olma
duygusu ve ıstırabın ötesine geçmiş olması gerekmektedir.
26
Genel bir ifadeyle söylemek gerekirse, AYM, tutulma koşullarının
genel olarak getirdiği olumsuzlukların tedbir kararı için yeterli olama-
yacağına, doğması muhtemel zararın belli bir ağırlıkta olması gerek-
tiğine, başka bir ifadeyle “belli bir eşiğe ulaşmış olması gerektiğine”
vurgu yapmaktadır.
AYM’nin özellikle sokağa çıkma yasakları nedeniyle yapılan baş-
vurularda vurguladığı bir diğer husus ise, tedbir taleplerinin başvu-
rucunun şahsına yönelik tehlikelere ilişkin iddialara dayanması ge-
rektiğidir. Bu bakımdan kendisi sokağa çıkma yasağının uygulandığı
bölgenin dışında ikamet eden bireylerin tedbir istemleri reddedilmiş-
tir: “Bireysel başvurunun niteliği gereği, tedbir talepleri sadece başvurucu-
nun şahsına yönelik iddialar yönünden değerlendirilebilir. Bu kapsamda,
Ankara’da ikamet ettiği anlaşılan başvurucunun “sokağa çıkma yasağı” ka-
rarlarından derhâl tedbir kararı verilmesini gerektirecek şekilde kişisel olarak
etkilendiğine ya da alınan kararların doğrudan mağduru olduğuna dair bir
sonuca ulaşılamamıştır.”
27
B. Tedbir Kararı Kapsamındaki Haklar
Yasada tedbir kararının hangi haklar bakımından uygulanabile-
ceği konusunda bir sınırlama getirilmemiş olmasına karşın, AYM İç-
tüzüğünde md.73’te yer alan “Başvurucunun yaşamına ya da maddi veya
manevi bütünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üze-
rine” tedbir kararı verilebileceğine ilişkin ifadeden; tedbir kararının
ancak, Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenmiş olan ve AİHS’nin 2.
ve 3. maddesindeki haklara karşılık gelen “yaşam hakkı” ve “maddi ve
manevi bütünlüğünü koruma hakkı” söz konusu olduğunda verilebi-
leceği gibi bir sonuç çıkmaktadır.
28
26
Mahkeme burada AİHM’in Ramirez Sanchez/Fransa, B.No. 59450/00, § 157
kararına atıf yapmaktadır.
27
AYM, Meral Danış Beştaş, (TAK), B. No.2015/19545, 22.12.2015, §17.
28
Bu durum kimi yazarlarca içtüzük hükmü açık bir biçimde kanuna aykırılık teş-
kil ettiği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Örneğin, KOÇ’a göre içtüzük düzenlemesi,
bireysel başvurunun inceleme ve yargılama usulüne ilişkindir. Buna ilişkin ka-
nunun çerçevesini aşan, yeniden belirleyen nitelikte bir düzenleme yapılmasının,
AYM’nin kendi çalışma esaslarını ve işbölümünü düzenleme yetkisine yönelik
anayasal kurala uygun değildir. Çünkü bu yetki kanunla düzenlenen yargıla-
69TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
Nitekim AYM şimdiye değin uygulamasında, bu iki hak kapsa-
mında olmayan haklar söz konusu olduğunda ihlale ilişkin ciddi bir
tehlike olup olmadığını araştırmaksızın, hakkın içtüzük kapsamında
yer almadığını gerekçe göstererek tedbir istemini reddetmektedir.
Örneğin Mahkeme, Suriye’de hayatını kaybeden oğlunu Türkiye’ye
getirerek defnetmesine keyfi olarak izin verilmediğini belirterek
Anayasa’nın 10., 17., 20. ve 24. maddelerinde belirtilen haklarının ih-
lal edildiğini ileri süren başvurucunun tedbir istemini reddettiği ara
kararında, ihlal iddiasına konu işlemin md.17 kapsamında değerlendi-
rilemeyeceği, md.20 kapsamındaki kişinin aile ve özel hayatına saygı
gösterilmesi hakkı kapsamında olduğu belirlemesini yapmış ve bir ba-
kıma bu hak İçtüzük md.73 kapsamına girmez diyerek tedbir istemi-
ni reddetmiştir: “Somut olayda başvurucunun Suriye’de hayatını kaybeden
oğlunun cenazesini Türkiye’ye getirmesine izin verilmediği iddia edilmektedir.
Başvurunun kişilerin özel hayatı ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme
hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan işlemin başvurucu-
nun yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelik gerçek ve ciddi
bir tehlike oluşturacak nitelikte olmadığı başvuru kapsamından açıkça anlaşıl-
maktadır...(§12) Açıklanan nedenlerle, İçtüzük’ün 73. maddesi kapsamında
kalmadığı anlaşılan tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekir. (§13)”
29
Benzer şekilde 6.10.2015 tarihli bir başka kararında, TİB tarafından
alınan 54 adet internet sitesi ve twitter hesabına erişimin engellenme-
sine ilişkin kararın yürütmesinin durdurulması için yapılan tedbir
başvurusunu da “Anayasa Mahkemesi, İçtüzük’ün 73. maddesi uyarınca
gerçekleştiği iddia olunan müdahalenin başvurucuların “yaşamlarına ya da
maddi veya manevi bütünlüklerine” yönelik gerçek ve ciddi bir tehlike oluştu-
rabilecek nitelikte olması hâlinde tedbir değerlendirmesi yapabilmektedir. Bu
aşamada başvuruculara yönelik derhal tedbir kararı verilmesini gerektiren cid-
di bir tehlike bulunduğu dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşılamadı-
ğından koşulları oluşmayan tedbir talebinin reddine karar verilmesi gerekir.”
30
diyerek reddetmiştir.
ma usulüne ilişkin hükümleri değiştirme/kaldırmayı içermez. Muharrem İlhan
Koç, “Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün Kapsamı ve Bireysel Başvuru”, Barobir-
lik e-dergi, Sayı 10, Ekim 2014, ss.28-32, http://ebarobirlik.barobirlik.org.tr/EB/
EB_Default.aspx?b=40#34/z .
29
AYM, Mehmet Güler (TAK), B. No. 2015/15950, 2.10.2015, §12-13.
30
AYM, Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak (TAK), B. No. 2015/15977,
6.10.2015, §12.
70Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
Bir başka kararında ise “...başvurucunun sınır dışı edilmesi halinde
özgürlük güvenlik hakkının ihlal edileceği, aile bütünlüğünün bozulacağı yö-
nündeki iddialarıyla gerçekleştirdiği tedbir kararı verilmesi yönündeki istemi-
nin 6216 sayılı Kanun ve İçtüzük hükümleri uyarınca reddi gerekmektedir.”
31
denilmiştir.
Mahkemenin bu tarz taleplerde, ‘md.73 kapsamında değildir’ di-
yerek başvuruları toptancı bir bakış açısı ile değerlendirme dışında
bırakmak yerine, öncelikle ortada telafisi imkansız bir zarar tehlike-
sinin olup olmadığına bakması, bunun ciddiyeti ve aciliyetini (gerçek
ve yakın bir tehlike olup olmadığını) değerlendirmesi, daha sonra bu
zarar tehlikesinin hangi hakka yönelik olduğunu da göz önünde bu-
lundurarak, tedbir kararının alınmasının bireysel başvuru yolunun
etkinliği ve tarafların haklarının ve çıkarlarının korunması bakımın-
dan “zorunlu” olup olmadığını değerlendirmesi daha doğru olur diye
düşünmekteyiz. En nihayetinde tedbirin amacı bireysel başvuru yolu-
nun etkinliğini güvence altına almak ve tarafların hak ve çıkarlarını
korumaktır. Dolayısıyla tedbir talebinin reddi veya kabulü kararları
bu amaçlar ekseninde verilmelidir.
Örneğin, TİB tarafından verilen erişim yasaklarına ilişkin karar-
lara dair tedbir istemi, “başvurucuların, tedbir kararı uygulanmadığı
takdirde, telafisi mümkün olmayan bir zarara sebebiyet verecek (yani
mahkemenin nihai ihlal kararı vermesi halinde bu kararı etkisiz kıla-
cak) düzeyde ciddi bir tehlikenin varlığını ortaya koyamadığı, ayrıca
doğacağı iddia edilen zararların telafisi mümkün olmayan ağırlıkta bir
zarar olduğuna dair de yeterli emarenin bulunmadığı” gerekçeleri ile
de pekâlâ ret kararı verilebilirdi. Böylesi bir yorumun tedbir kararının
ve genel olarak da bireysel başvuru yolunun amacı ile daha uyumlu
olacağı açıktır.
Bununla birlikte belirtmek gerekir ki, AYM bir kararında Anayasa
md.17 yanında md.19’u da tedbir kararına dolaylı olarak konu etmiştir.
Kararında, “...başvurucunun zorla ülkesine gönderilmesi durumunda yaşa-
mına ya da maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik bir tehlikenin ortaya çıka-
cağı açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumda ise Anayasa’nın 17. ve 19. maddele-
31
AYM, Solmaz Mamedova (TAK), B. No. 2015/6724, 20.5.2015, §22.
71TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
rinde korunan haklarının ihlal edilme riski ortaya çıkacaktır. (§15) Açıklanan
nedenlerle, başvurucunun tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
(§16)” diyen mahkeme, tedbir kararını gerekçelendirirken md.19’daki
kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını da tedbirin nedeni olan riskin kap-
samında saymıştır.
32
Bu ifadeden hareketle, mahkemenin “yaşamına
ya da maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik bir tehlike” kavramı içerisine
sadece md.17’nin değil md.19’un da girebileceğini ima ettiği düşünü-
lebilir. Ayrıca AYM’nin önceki kararlarında sıklıkla yinelediği ve ted-
birin 17. madde kapsamındaki haklar bakımından uygulanabilirliğine
işaret eden paragraf
33
da, bu kararın değerlendirme bölümünde yer
almamıştır. Dahası bu kararın verildiği 14.8.2015’ten sonraki kararlar-
da da, bizim tespit edebildiğimiz kadarıyla, bu paragrafa yer verilme-
mektedir. Elbette sadece bu verilerden hareketle mahkemenin tedbir
kararının haklar bakımından kapsamını genişletme yönünde bir eği-
limin olduğunu söylemek mümkün değildir. AYM’nin gelecekteki ka-
rarlarına bakmak gerekecektir.
Peki, AİHM’in tedbir kapsamındaki haklara ilişkin bakış açısı
böyle midir?
AİHM İçtüzüğünün 39. Maddesinin 1. Fıkrası şöyledir: “Daire veya
gerektiği takdirde, Bölüm Başkanı veya bu maddenin 4. fıkrası uyarınca ata-
nan nöbetçi bir yargıç, taraflardan birinin ya da ilgili herhangi bir kişinin tale-
bi üzerine veya resen, tarafların yararı veya önlerindeki yargılamanın uygun
şekilde görülebilmesi için alınması gerektiğini düşündükleri geçici tedbirleri
taraflara bildirebilir.” Görüldüğü gibi AİHM içtüzüğünde tedbir karar-
larının kapsamının haklar bakımından sınırlandırılması söz konusu
değildir.
32
AYM, Farah Abdulhameed Ali Al-Mudhafar (TAK), B. No.2015/13854, 14.8.2015,
§15-16.
33
AYM’nin pek çok kararında yer alan paragraf şöyledir: Anılan Kanun ve İçtü-
zük hükümlerine göre başvurucunun yaşamına ya da maddi veya manevi bü-
tünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anlaşılması üzerine, Bölüm-
lerce esas inceleme aşamasında gerekli tedbirlere resen veya başvurucunun talebi
üzerine karar verilebilir. Yaşam hakkı ile maddi ya da manevi bütünlüğünün
korunması hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış haklardan-
dır. AYM, Enedjan Narmetova (TAK), B. No. 2013/6782, 6.9.2013, §17; AYM, Ok-
sana Chicheishvili (TAK), B. No.2014/19023, 5.12.2014, §20; AYM, Zeki Hakan
Nebioğlu (TAK), B. No.2015/2418, 24.4.2015, §22; AYM, Olga Dogot (TAK), B.
No.2015/11252, 10.7.2015, §13.
72Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
Her ne kadar pratikte tedbir kararları yoğunlukla, AYM uygu-
lamasında olduğu gibi yaşam hakkı ve işkence yasağını düzenleyen
AİHS md. 2 ve 3 kapsamında ortaya çıkacak bir zararın söz konusu
olduğu hallerde veriliyor olsa da, mahkeme tedbir istemlerine ilişkin
incelemesini bu iki hak ile sınırlamamaktadır. En azından mahkeme-
nin, tedbirin yalnızca bu iki hak bakımından uygulanabilir olduğu
gibi bir ön kabulü bulunmamaktadır. Mahkeme bu durumu, konu ile
ilgili hususlarda sıkça atıf yaptığı Mamatkulov ve Askarov/Türkiye
Kararında şöyle açıklıyor:
“Geçici tedbirler sadece sınırlı alanlarda verilmektedir. Geçici tedbir ko-
nusunda çok sayıda talepte bulunulmasına karşın, Mahkeme, pratikte, sadece
eğer telafisi mümkün olmayan bir zarar görme konusunda yakın bir risk var
ise geçici tedbir kararı vermektedir. Sözleşme’de 39. maddenin uygulanma
alanlarıyla ilgili somut bir hüküm bulunmamakla birlikte, uygulanma talepleri
genellikle yaşam hakkını (Madde 2), işkence ve kötü muameleye tabi tutul-
mama hakkını (Madde 3) ve istisnai olarak özel hayata ve aile hayatına saygı
gösterilmesi hakkını (Madde 8) ya da Sözleşmede güvence altına alınan başka
hakları ilgilendirebilmektedir.”
34
AİHM’in şimdiye kadarki uygulamasında, md.2 ve 3’deki haklar
dışında, md.6’da düzenlenen adil yargılama hakkı ve md.5’te düzen-
lenen özgürlük ve güvenlik hakları ile md.8’de güvence altına alınmış
olan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı tedbir kararına konu edil-
miş haklar arasındadır.
35
Örneğin, AİHM, Othman (Abu Qatada)/Birleşik Krallık, kara-
rında, başvurucunun iadesi halinde gönderileceği Ürdün’de adil bir
yargılama görmeyeceği konusunda açık emareler olduğuna vurgu
yapmış ve md.6’da korunan haklarının açık bir biçimde ihlal edileceği
tehlikesi olduğu gerekçesiyle tedbir kararı vermiştir. Özellikle, başvu-
rucuyu mahkûm etmek adına üçüncü bir kişiye işkence etmek sure-
tiyle delil üretildiği konusunda inandırıcı bulguların varlığı, md.6’nın
ihlal edilmesi riskinin açık göstergesi olarak işaret edilmiştir.
36
AİHM, aile hayatına saygı kapsamında geçici tedbir uygulaması-
34
AİHM, Mamatkulov ve Askarov v. Türkiye, B. No. 46827/99 ve 46951/99, 4.Şu -
bat.2005, §104.
35
Keller, s.340.
36
AİHM, Othman (Abu Qatada)/ Birleşik Krallık, B. No. 8139/09, 17.Ocak.2012.
73TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
na da, genellikle, sınır dışı kararlarının uygulanmasında, çocukların
sağlığı ve esenliğinin tehlikede olduğu hallerde, çocukların ebeveyn-
lerinden ayrılmasını önlemek amacıyla başvurmaktadır.
37
Esasında, AYM’nin kimi kararları da bu anlamda benzerlik göster-
mekte. Ancak AYM, çocukların esenliği ile ilgili konuları aile yaşamı-
na saygıdan ziyade çocuğun yahut ebeveynin “manevi bütünlüğünü
koruma hakkı (md.17)” kapsamında değerlendirmektedir. Bu anlamda
önemli bir örnek, mahkemenin 17.9.2015 tarihli ve 2015/15273 başvuru
nolu ara kararıdır: “Somut olayda hâlen Rusya Federasyonu’nda bulunan
çocuk başvurucuların yaşamlarının tehlikede olduğuna ya da Türkiye’ye gi-
rememeleri halinde maddi bütünlüklerinin bozulacağına dair bir iddia bulun-
mamaktadır. Bununla birlikte çocuk başvurucuların yaşları nedeniyle annele-
rinin bakım ve gözetimine muhtaç olma dereceleri dikkate alındığında, birinci
başvurucu olan anneleriyle bir araya gelememelerinin “manevi bütünlükleri”
yönünden ciddi tehlike oluşturduğu anlaşılmaktadır.”
38
Bu kararda ayrıca AİHM’in de benzer durumlarda aile ve özel ha-
yata saygı (AİHS md.8) kapsamında tedbir kararları verdiğine işaret
eden AYM, AİHM’in bir kararına da atıf yapmıştır: “Yaşları itibarıyla
bakıma muhtaç oldukları tartışmasız olan çocuk başvurucuların öngörüle-
meyen bir tarihe kadar annelerinden ayrı yaşamaları manevi bütünlüklerine
telafisi mümkün olmayacak zararlar verebilecektir. Nitekim benzer bir olayda
AİHM, eşi ve üç çocuğuyla birlikte Belçika’da ikamet eden Gürcistan uyruk-
lu başvurucunun işlediği suçlar nedeniyle sınır dışı edilmesine dair işlemin
yürütmesini özel hayat ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında başvuru esas-
tan sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurmuştur (Bkz. Paposhvili/Belçika,
[B.D.], B. No:41738/10, 16.9.2015).”
39
37
Keller, s.353. Bkz. AİHM, B./Belçika, B. No. 4320/11, 10.Temmuz.2012, § 35;
AİHM, Neulinger ve Shuruk/İsviçre, B. No. 41615/07, 6.Temmuz.2010, §§ 5 ve
3. Bu davada mahkeme, İsviçre hükümetinden, dengesiz babasının çocuğa zarar
vermesi riskini önlemek amacıyla çocuğun İsrail’e dönmeye zorlanmamasını iste-
miştir.
38
AYM, G. B. ve Diğerleri (TAK), B. No. 2015/15273, 17.9.2015, §17.
39
AYM, G. B. ve Diğerleri (TAK), B. No. 2015/15273, 17.9.2015, §18. Benzer ka-
rarlar için bkz. AYM, Uthman Deya Ud Deen Eberle (TAK), B. No. 2015/16437,
10.11.2015, § 20: “başvurucu idari gözetim altına alındığı tarihe kadar Türk vatan-
daşı olan eşi ve 4 aylık bebeği ile birlikte Göç İdaresinden aldığı ikamet iznine da-
yalı olarak Türkiye’de yaşamaktadır. Başvurucunun sınır dışı edilmesi hâlinde eşi
ve bakıma muhtaç bebeğinden öngörülemeyen bir tarihe kadar ayrı kalacağı açık-
tır. Bu durum başvurucuyu “manevi bütünlüğü” yönünden ciddi bir tehlikeyle
74Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
Tedbir kararının asli olarak uygulandığı iki temel hak olan yaşam
hakkı ile maddi ve manevi bütünlüğünü koruma hakları bakımından
ise uygulamanın büyük ölçüde yoğunlaştığı en temel alan, sınır dışı
kararları ve suçluların iadesi kapsamındaki iade kararları. Başvurucu-
nun gönderileceği ülkede, işkence veya kötü muameleye maruz kala-
bilecek olması
40
, gönderilen ülkede ölüm cezasına
41
mahkûm edilecek
olması gibi riskler, tedbir kararının en çok uygulandığı durumları teş-
kil ediyor. Savaş veya iç çatışmalar gibi nedenlerle sivillerin sıklıkla
zarar gördüğü, hak ve özgürlüklere yönelik ciddi ihlallerin yaşandığı
bölgeler bakımından sıklıkla tedbir kararları veriliyor.
42
karşı karşıya bırakmaktadır (G.B. ve diğerleri [TAK], B. No: 2015/15273, 17.9.2015,
§§ 17-18). AYM, Abdolghafoor Rezaei (TAK), B. No.2015/17762, 1.12.2015, §16:
“başvurucunun sınır dışı edilmesi hâlinde Türkiye’de yaşayan eşi ve beş çocu-
ğundan ayrı kalabileceği ve aile bütünlüğünün öngörülemeyen bir tarihe kadar
bozulabileceği açıktır. Bu durum başvurucunun “manevi bütünlüğü” yönünden
ciddi bir tehlike oluşturmaktadır.” AYM bir başka kararında ise, ebeveynleri
Türkiye’de bulunan çocukların Türkiye’ye girişine izin verilmemesine ilişkin baş-
vuruda, çocukların manevi bütünlüğünün bozulacağı gerekçesiyle, giriş yasağına
ilişkin kararın uygulanmaması yönünde tedbir kararı vermiştir. AYM, G. B. ve
Diğerleri (TAK), B. No.2015/15273, 17.9.2015.
40
Bkz. AYM, K.A. (TAK), B. No.2014/19101, 10.12.2014; AYM, Z.M. ve I.M. (TAK),
B.No.2015/2037, 6.1.2016; AYM, A.M.A.A. ve J.A.A.A. (TAK), B.No.2015/3941,
27.3.2015; AYM, D.M. (TAK), B.No.2015/4176, 17.3.2015; AYM, Mohammad Ab-
dul Khaliq (TAK), B. No.2015/6721, 14.5.2015; AYM, Farah Abdulhameed Mo-
hammed Ali Al-Mudhafar (TAK), B. No.2015/13854, 14.8.2015; AYM, Majid Mah-
mood Ahmed Aljamal (TAK), B. No.2015/15277, 11.9.2015; AYM, Mohammad Es-
maeilzadeh ve Diğerleri (TAK), B. No.2015/17658, 19.112015; AYM, M.A. (TAK),
B. No.2016/220, 20.1.2016. AİHM kararları için örnek olarak bkz. Abdulkhakov/
Russia, B. No. 14743/11, 2.Ekim.2012.
41
AYM, R.M. (TAK), B. No. 2015/19133, 16.12.2015, §17-18: “...başvurucu, ülke-
sinde 2008 yılında bir üniversitede gerçekleşen olaylara katılması nedeniyle
mahkûmiyetine karar verildiğini, bu tür eylemlerin İran İslam Cumhuriyetinin
devrilmesi yönünde faaliyette bulunmak olarak kabul edildiğini ve katılan kişile-
rin idam cezasıyla cezalandırıldığını ileri sürmüş ve iddialarını doğrular nitelikte
bazı bilgi ve bilgiler sunmuştur (bkz. §§ 8-9). Nitekim İnsan Hakları İzleme Örgü-
tünün İran’a ilişkin 2015 yılı İnsan Hakları Raporunda, İran hukukuna göre çok
sayıda suçun karşılığının ölüm cezası olduğu ve verilen cezaların da infaz edildi-
ği belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle, bu aşamada başvurucunun ülkesine sınır
dışı edilmesi hâlinde “yaşamına” yönelik ciddi bir tehlikeyle karşılaşma ihtimali
bulunduğu anlaşıldığından tedbir talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.”
AİHM’in bu yönde kararları için bkz. Al-Saadoon ve Mufdhi/ Birleşik Krallık, B.
No. 61498/08, 2.Mart.2010; Rrapo/Arnavutluk, B. No. 58555/10, 25.Eylül.2012.
42
Bkz. AYM, Z.M. ve I.M. (TAK), B.No.2015/2037, 6.1.2016; AYM, A.M.A.A ve
J.A.A.A. (TAK), B.No.2015/3941, 27.3.2015; AYM, D.M. (TAK), B.No.2015/4176,
17.3.2015; AYM, Mohammad Abdul Khaliq (TAK), B. No.2015/6721,
14.5.2015; AYM, Farah Abdulhameed Mohammed Ali Al-Mudhafar (TAK), B.
No.2015/13854, 14.8.2015; AYM, Majid Mahmood Ahmed Aljamal (TAK), B.
75TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
Bunun yanında, AİHM bugüne değin uygulamasında, başvuru-
cunun sınırdışı/iade edilmesi halinde; şartlı tahliye imkânı olmaksı-
zın ömür boyu hapis cezasına hükmedilebilecek olması
43
, cinsel yö-
nelimi nedeniyle kötü muameleye maruz kalacağı
44
, zina suçundan
yargılanacağı
45
, kadın sünneti uygulamasına maruz kalacağı
46
, cin-
sel istismara maruz kalacağı
47
gibi riskler ile karşı karşıya kalacağını
tespit ettiği takdirde de sözleşmenin 2. ve/veya 3. maddelerinin ihlal
edilmesine dair ciddi tehlike bulunduğu gerekçesiyle tedbir kararları
vermiştir.
AYM’nin önüne sıkça gelen bir diğer husus ise, sınır dışı edilmek
üzere tutulan yabancıların kaldığı Geri Gönderme Merkezlerinin
koşullarının md.17’deki hakların ihlali sonucunu doğuracak düzey-
de sağlıksız olduğu yönündeki iddialara dayanan tedbir talepleridir.
Ancak AYM şimdiye kadar, bu yerlerdeki koşulların md.17 kapsamın-
da tedbir kararı verilmesini gerektirecek düzeyde ciddi bir hak ihlali
tehlikesi yaratığı yönünde bir karar vermemiş, bu yöndeki tüm tedbir
istemlerini reddetmiştir.
48
Md.17 kapsamında AYM’nin tedbir taleplerini değerlendirdiği
bir diğer konu cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlülerin sağ-
lık koşullarıdır. Ölümcül bir hastalıktan muzdarip olanlar, tek başına
No.2015/15277, 11.9.2015; AYM, Mohammad Esmaeilzadeh ve Diğerleri (TAK), B.
No.2015/17658, 19.112015; AYM, M.A. (TAK), B. No.2016/220, 20.1.2016. Mahke-
me bu bölgelerde tedbir kararı verirken bölgenin insan hakları örgütleri raporları-
na dayanarak ortaya konan koşulları yanında 6458 sayılı Kanun’un 4/1. maddesi
ile Geçici Koruma Yönetmeliği’nin 3/1. Maddesinde yer alan, uluslararası hukuk
açısından geçerli bir ilke konumunda bulunan “zulüm tehlikesi altında bulunan
yere geri gönderilmeme (non -refoulment)” ilkesine sıklıkla gönderme yapıyor.
43
AİHM, Babar Ahmad ve Diğerleri/Birleşik Krallık B. No. 24027/07, 11949/08,
36742/08, 66911/09 ve 67354/09, 10.Nisan.2012.
44
AİHM, K.N./Fransa B. No. 47129/09, 19.Haziran.2012.
45
AİHM, Jabari/Türkiye, B. No. 40035/98, 11.Temmuz.2000.
46
AİHM, Abraham Lunguli/İsveç B. No. 33692/02, 1.Temmuz.2003.
47
AİHM, M./Birleşik Krallık, B. No. 16081/08, 1.Aralık.2009.
48
Bkz. AYM, G.B. ve Diğerleri (TAK), B. No.2014/19481, 9.1.2015; AYM, Gulistan
Ernazarova (TAK), B.No.2015/508, 16.1.2015; AYM, Gulbahar Rahmanova (TAK),
B.No.2015/509, 19.1.2015; AYM, Iryna Bondarchuk (TAK), B. No.2015/615,
28.1.2015; AYM, Madina Mayusupova (TAK), B. No.2015/1471, 19.2.2015;
AYM, Manzura Jumaeva (TAK), B. No.2015/1474, 28.1.2015; AYM, Ann Staro-
voitova (TAK), B. No.2015/1476, 2.2.2015; AYM, Solmaz Mamedova (TAK), B.
No.2015/6724, 20.5.2015; AYM, I.M. (TAK), B. No.2015/16013, 14.10.2015; AYM,
İlia Karimov (TAK), B. No.2015/16280, 15.10.2015; AYM, K.L. (TAK), B. No.
2016/4754, 16.3.2015.
76Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
yaşamını idame ettirmesini engelleyen bir sağlık sorunu bulunanlar
ve sürekli kontrol altında bulunması gereken hastalar AYM’den infaz-
larının ertelenmesi yönünde tedbir kararı verilmesini istemektedir.
49
III. TEDBİR KARARINA İLİŞKİN USUL
A. Tedbir Talepli Başvurular Öncelikli Olarak İncelenmektedir
Tedbir, bir hakkın ihlaline yönelik ciddi ve yakın bir tehlikenin
bulunduğu hallerde uygulanmak üzere öngörülmüş, söz konusu teh-
likeyi bir an evvel önlemek amacına yönelik bir usul olduğuna göre,
tedbir taleplerine ilişkin incelemenin buna uygun biçimde acil olarak
yapılması gerekir.
50
Bu aciliyet hali esasında İçtüzüğün 73’üncü maddesinin 2’inci fık-
rasında ifadesini bulur: “İncelenen başvurulara ilişkin olarak; resen ya da
başvurucunun talebi üzerine dosyanın esası hakkında karar verilmeden önce,
tedbir kararına başvurulmaması hâlinde başvurucunun yaşamına ya da maddi
veya manevi bü tünlüğüne yönelik ciddi bir tehlike bulunduğunun anla-
şılması üzerine, Komisyonlarca başvurunun kabul edilebilirlik ince-
lemesi derhâl yapılarak, tedbir hususunu da karara bağlamak üzere
başvuru, ilgili Bölüme gönderilir.”
Görüldüğü gibi içtüzük, tedbir istemine ilişkin incelemenin der-
hal yapılıp karara bağlanması bakımından süreci hızlandırmaya yö-
nelik bir düzenleme getirmiştir. Fakat bu hüküm, durumun aciliyeti
bakımından yeterli ivediliği sağlamakta yetersiz görünmektedir. Çün-
kü tıpkı yasa gibi içtüzük de tedbir kararının esasa ilişkin inceleme
aşamasında verilebileceğini öngörmüştür. Dolayısıyla bu düzenleme-
lerden, önce kabul edilebilirlik incelemesinin yapılıp, kabul edilebi-
lirlik kararı verildikten sonra tedbir kararının verilebileceği sonucu
çıkmaktadır. Ancak bu usulün, yaratacağı zaman kaybı nedeniyle,
tedbirin amacına ve niteliğine uygun düşmeyeceği açıktır.
49
Bkz. AYM, Hüseyin Yılmaz (TAK), B. No.2016/9401, 25.5.2016; AYM, Veysi Şahin-
li (TAK), B. No. 2016/6003, 7.4.2016; AYM, Mecit Gümüş (TAK), B.No.2016/5991,
7.4.2016; AYM, Ersan Nazlier (TAK), B. No.2015/19917, 7.6.2016; AYM, Zeki Ha-
kan Nebioğlu (TAK), B. No. 2015/2418, 24.4.2015; AYM, Salih Tuğrul (TAK), B.
No.2014/1988, 25.4.2014; AYM, Fatih Hilmioğlu (TAK), B. No.2014/648, 20.1.2014.
50
Sağlam, http://www.hukabdergi.com/p2122/.
77TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
Bu nedenledir ki ilk yıllarda AYM, uygulamasında tedbir istemli
çoğu başvuruda İçtüzük md.33/3’ü
51
işleterek süreci hızlandırmıştır.
52
Uygulamada son bir yıla kadar, tedbir istemli başvurular yapıl-
dıkları gün ön incelemesi tamamlanıp komisyona gönderiliyor ve
aynı gün komisyon tarafından md.33/3 hükmü çerçevesinde şöyle bir
karar ile bölüme gönderiliyordu: “....Komisyonunca, .... tarihinde başvu-
runun karara bağlanması için Bölüm tarafından karar alınması gerekli görül-
düğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı
fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılması-
na, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.”
51
İçtüzük md.33/3 şöyledir: “Komisyonlar, önlerindeki bir başvurunun Anayasa-
nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsam ve sınırlarının
belirlenmesi açısından önem taşıyıp taşımadığının, başvurucunun önemli bir za-
rara uğrayıp uğramadığının tespiti ve başvurunun çözümünün bir ilke kararını
gerektirmesi veya alınacak kararın Mahkeme tarafından verilmiş başka bir karar
ile çelişebilecek nitelikte olması hâllerinde kabul edilebilirlik hususunu karara
bağlamadan başvuruyu ilgili Bölüme gönderirler.”
52
Örneğin bkz. AYM, Enedjan Narmetova (TAK), B. No.2013/6782, 6.9.2013. Tedbir
istemli bir bireysel başvurunun AYM’de nasıl bir süreç izlediğini Anayasa Mah-
kemesi İkinci Bölüm Başkanı Dr. Alparslan Altan, 2013 tarihli bir yazısında şöyle
özetlemiştir:
“...tedbir talepli bir başvuru yapıldığında Bireysel Başvuru Bürosu derhal bu baş-
vuruyu işleme almaktadır. Başvuru evrakı üzerinde yapılan ilk değerlendirme-
de tedbir kararı verilmesi için yeterli bilgi olup olmadığına bakılmaktadır. Eğer
tedbir kararı için yeterli bilgi mevcut değilse derhal başvurucu ya da vekiline
belirtilen iletişim bilgilerinden ulaşılarak bu eksikliklerin tamamlatılması yoluna
gidilmektedir. Eksiklik yoksa ya da eksiklikler tedbir kararı vermeye yetecek ölçü-
de tamamlandığında başvuru dosyası derhal komisyonlara havale edilmektedir.
Dosya Komisyonlar Baş raportörlüğü önüne geldiğinde bu konuyla ilgili raportör
derhal tedbir talebi hususunda heyete sunulmak üzere bir karar taslağı hazırlan-
masını sağlamaktadır.
Komisyonlar önlerine gelen bu başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin vakit
alacağı düşüncesiyle başvurunun kabul edilebilirlik hususunun karara bağlanma-
sı için derhal Bölüme sevki yapılmaktadır. Bu amaçla Komisyonlar, toplantı yap-
ması mümkün değil ise toplantı yapmaksızın ya da elektronik oylama yapılması
usulü ile karar alabilmektedirler.
Bu şekilde Bölüm önüne gelen başvuruda, Bölümler başvurunun kabul edilebi-
lirlik ve esasının birlikte incelemesine karar verdikleri dosyanın tedbir kararı ile
ilgili kısmının hemen görüşmesine başlarlar. Eğer başvurunun o anda görüşül-
mesi için Bölüm üye yeter sayısının temin edilememesi durumunda diğer Bölüm
üyelerinden bu eksiklik tamamlanmaktadır.
Tedbir ile ilgili kısmı karara bağlanan dosyanın daha sonra kabul edilebilirlik ve
esasına ilişkin incelemesi birlikte yapılarak başvuru kesin bir şekilde sonuçlandı-
rılmaktadır.”
Alparslan Altan, “Bireysel Başvurunun Birinci Yılına Genel Bir Bakış”, HUKAB
Dergi, Sayı 7, http://www.hukabdergi.com/p2605/
78Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
AYM komisyonları, son dönemde verdiği kararlarda bu hüküm
yerine doğrudan İçtüzüğün 73. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak
tedbir istemli başvurularda, kabul edilebilirlik incelemesinin bölümce
yapılmasına karar verip, dosyayı bölüme göndermektedir: “...Komisyo-
nunca, başvurucunun tedbir talebinin Bölüm tarafından karara bağlanması
gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 73.
maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik inceleme-
sinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesi-
ne karar verilmiştir.”
Böylesi bir karar ile bölüme gelen dosyalardaki tedbir istemi, pra-
tikte, kabul edilebilirliğe ilişkin bir karar verilmeden önce incelenmek-
te ve karara bağlanmakta. Yani md.73/2’de yer alan “dosyanın esası
hakkında karar verilmeden önce” tedbir kararının verileceğine ilişkin
ifade, kabul edilebilirlik aşamasını da kapsayacak biçimde yorumlanı-
yor gibi görünüyor. Ancak 6216 sayılı yasanın md.49/5 hükmü ve İç-
tüzük md.73/1 açık biçimde tedbirin “esas inceleme aşamasında” yani
başvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra verilebileceğini düzenle-
miş. Bu bakımdan, pratikte, olumlu bir biçimde, tedbirin amacına uy-
gun bir işleyiş söz konusu olsa da, mevzuat ile olan uyumsuzluğun en
azından belirsizliğin giderilmesi yerinde olacaktır.
B. Tedbir Talebi ve Talebin İncelenmesine İlişkin Bazı
Hususlar
1. Başvurucu Tarafından Tedbir İstemi ve Resen Tedbir Kararı
6216 sayılı Kanun md.49/5 ve AYM İçtüzüğü md.73/1-2 hüküm-
lerine göre, tedbire resen veya başvurucunun talebi üzerine karar
verilebilir. Her ne kadar mahkemenin resen tedbir kararı alabileceği
belirtilse de, mahkemenin her önüne gelen başvuruda ayrıca tedbir
kararı alınıp alınmaması gerektiğini tartışması gerekmez. Mahkeme
olağan inceleme süreci içerisinde tedbir kararı verilmesini gerektiren
bir durum tespit ederse bu kararı resen verecektir.
53
Bu anlamda AİHM uygulamasında bir alternatif daha bulunmak-
tadır. AİHM İçtüzük md.39/1’e göre, tedbir istemi taraflardan gelebile-
ceği gibi ilgili üçüncü bir kişi tarafından da sunulabilir: “Daire veya ge-
53
Sağlam, http://www.hukabdergi.com/p2122/.
79TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
rektiği takdirde, Bölüm Başkanı veya bu maddenin 4. fıkrası uyarınca atanan
nöbetçi bir yargıç, taraflardan birinin ya da ilgili herhangi bir kişinin talebi
üzerine veya re’sen, tarafların yararı veya önlerindeki yargılamanın uygun
şekilde yürütülmesi için alınması gerektiğini düşündükleri geçici tedbirleri
taraflara bildirebilir.” KELLER ve MARTI’nin aktardığına göre şimdiye
kadar böyle bir durum söz konusu olmamıştır.
54
2. Tedbir Kararında İç Hukuk Yollarının Tüketilmiş Olması
Şartı
Bireysel başvuru yolu, anayasada güvence altına alınmış, AİHS
ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerde yer alan hak özgürlük-
lerinden biri kamu gücü tarafından ihlal edilmiş olanların, iç hukuk
yollarını tükettikten sonra başvurabilecekleri ikincil nitelikte bir baş-
vuru yoludur.
55
Dolayısıyla tedbir talebine konu, bir hakkın ihlali ris-
kini yaratan işlem, eylem yahut ihmale karşı da öncelikle iç hukuk
aracılığıyla müdahale etmek gerekir. Ancak bunlardan bir sonuç alı-
namadığı takdirde bireysel başvuru ile birlikte AYM’den tedbir talep
edilebilecektir.
Bununla birlikte kimi durumlarda, iç hukuk yollarının tüketilme-
si belli bir zaman alacağından, bu zaman aralığında ihlalin gerçekle-
şip telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurması tehlikesi söz konu-
su olabilir. İşte böylesi durumlar bakımından AYM “anayasal haklara
saygı ilkesi” gereği iç hukuk yolları tüketilmeden de tedbir isteminde
bulunulabileceğini kabul etmiştir.
ALTAN’ın ifadesiyle, “Anayasa Mahkemesinin mevzuatı ve içtiha-
dı çerçevesinde başta kamu gücünün sınır dışı ve iade işlemleri ne-
deniyle yapılan bireysel başvurular olmak üzere tedbir talebi içeren
başvuruların derhal incelenip karara bağlanması zorunluluğu bulun-
duğundan, sınır dışı etme kararına karşı ilgililer diğer başvuru yolla-
54
Keller s.331.
55
Bireysel başvurunun amacı, olağan kanun yollarının bireylerin temel hak ve öz-
gürlüklerinin korunmasını gerçekleştirememesi halinde, bu hak ve özgürlüklerin
korunmasını sağlamaktır. M. Yavuz Sabuncu ve Selin Esen Arnwine, “Türkiye
İçin Anayasa Şikâyeti Modeli Türkiye’de Bireysel Başvuru Yolu”, Anayasa Yar-
gısı, Sayı 21, s.230. Bireysel başvuruda başvuru yollarının tüketilmesine ve bu-
nun istisnalarına ilişkin AYM içtihatları hakkında bilgi için bkz. Serdar Gülener,
Üçüncü Yılında Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru, SETA Analiz, Sayı:142,
Kasım 2015, s.19-22.
80Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
rını tüketme zorunda olmaksızın doğrudan tedbir talebi ile Anayasa
Mahkemesine bireysel başvuru yapabilmekte ve bu başvurular duru-
mun gerektirdiği şekilde derhal karara bağlanabilmektedir.”
56
Mahkemenin sıkça tekrarladığı gerekçe şöyledir:
“Diğer taraftan bireysel başvuru yoluna gidebilmek için öncelikle olağan
kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun
Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili
idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip
olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zaman-
da bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş
olması gerekir. Anayasa Mahkemesinin başvuru yolları henüz tüketilmeden
bir başvuruyu kabul edip incelemesi kural olarak mümkün değildir. Ancak
başvuru yolunun tüketilmesinin başvurucunun hakkına yönelik ihlalin gide-
rilmesi açısından herhangi bir etkisi yoksa başka bir deyişle başvurulacak yol
etkisizse ya da başvuru yolunun tüketilmesinin beklenmesi halinde başvurucu-
nun haklarına yönelik ciddi ve geri dönülmesi imkânsız bir tehlike ortaya çıka-
caksa anayasal haklara saygı ilkesi Mahkemenin bu başvuruları incelemesini
gerektirebilir.”
57
3. Tedbir Kararının Dayanakları ve Tedbirde İspat Yükü
Kural olarak tedbir isteminde bulunan başvurucunun hakkının
ihlal edilmesi suretiyle telafisi mümkün olmayan bir zararın ortaya
çıkacağı konusunda gerçek ve yakın nitelikte bir tehlikenin var oldu-
ğunu ileri sürmesi ve bunu yeterli bilgi ve belge ile (sağlık raporları,
mahkeme kararları, uluslararası kabul görmüş kimi insan hakları ör-
gütlerinin raporları vb.) ortaya koyması gerekir. Bu anlamda iddiasını
kanıtlama yükü başvurucudadır.
58
Bu bakımdan, sadece ihlal iddiasını
ileri sürmek ancak bunu destekleyecek nitelikte bilgi ve/veya belgeler
sunmamak çoğu zaman tedbir isteminin reddi sonucunu doğurmakta-
dır: “...başvurucunun, sınır dışı edilerek gönderileceği ülke olan Hollanda’da
56
Altan, http://www.hukabdergi.com/p2605/ .
57
AYM, Rıda Boudraa (TAK), B. No.2013/9673, 30.12.2013, §26. AYM’nin pratikte
bu kuralı genellikle sınır dışı etme kararları bakımından uyguladığını görüyoruz.
“İdare Mahkemesine başvurulmamış olması tedbir talebinin incelenmesine engel
değildir.” AYM, Enedjan Narmetova (TAK), B. No.2013/6782, 6.9.2013, §19.
58
Hüseyin Ekinci ve Musa Sağlam, Sorularla Anayasa Mahkemesine Bireysel Baş-
vuru, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara 2014, soru 89.
81TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
yaşam hakkı yönünden ciddi bir risk ile karşılaşacağına, işkence ve kötü mua-
meleye tabi tutulacağına ilişkin bir bilgi, belge sunulamadığı görülmektedir.”
59
Bununla birlikte mahkeme, kimi durumlarda, başvurucunun ile-
ri sürdüğü tehlikenin çok bariz ve bilinir olduğu hallerde, başvurucu
kendisi bilgi ve belge sunmamış olsa dahi çeşitli uluslararası insan
hakları örgütlerinin raporlarını resen göz önünde bulundurmak su-
retiyle tedbir kararı verebilmektedir. “Somut olayda başvurucu ülkesine
geri gönderilmesi hâlinde etnik kökeni ve inançları nedeniyle yaşamının teh-
likeye düşebileceğini, işkence ve eziyet görebileceğini ileri sürmüş ancak kişi-
sel durumuyla ilgili somut bilgi ve belge ortaya koymamıştır. Bununla birlikte
bazı insan hakları örgütlerinin (İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası
Af Örgütü), Rusya’ya ilişkin raporlarında, başvurucunun iddialarını destekler
nitelikte tespitlere yer verildiği görülmektedir. Başvurucunun iddiaları ve anı-
lan insan hakları örgütlerin raporları birlikte değerlendirildiğinde, bu aşamada
başvurucunun iddialarının temelsiz olduğu söylenemez.”
60
Mahkeme bu durumu bir kararında şöyle açıklıyor: “Anayasa Mah-
kemesi, sınır dışı işlemlerine karşı yapılan başvurularda, geri gönderilen ül-
kenin koşullarını dosyaya sunulan bilgi ve belgelerle sınırlı kalmaksızın ulusal
ve uluslararası kuruluşların ve hükümetlerin düzenlemiş olduğu insan hakları
raporlarından da yararlanmak suretiyle resen araştırmaktadır. Bu kapsamda,
Türkiye İnsan Hakları Kurumu (TİHK), Birleşmiş Milletler Mülteciler Yük-
sek Komiserliği (UNHCR), İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Uluslara-
rası Af Örgütü (AMNESTY) gibi bağımsız kurum ve kuruluşların düzenle-
miş olduğu raporlar geri gönderilecek ülkede sistematik olarak insan hakları
ihlalleri yaşanıp yaşanmadığı sorusuna ışık tutmaktadır.”
61
Mahkeme, bilgi ve belgelerle desteklenmemiş “soyut” iddialar ile
başvurucunun şahsı yahut bağlı olduğu insan grubu ile ilgili öznel
duruma ilişkin olmayan “genel” nitelikteki iddiaları, tedbire başvurul-
ması bakımından yeterli ve ciddi bulmamaktadır:
59
AYM, A.D. (TAK), B. No. 2014/19506, 31.12.2014, §21. Benzer şekilde bkz. AYM,
M.S.S. (TAK), B. No.2014/19690, 31.12.2014, §21
60
AYM, M.A. (TAK), B. No.2016/220, 20.1.2016, §19. Mahkemenin insan hakları ör-
gütlerinin raporlarından yararlandığı bazı kararlar için bkz. AYM, Z.M. ve I.M.
(TAK), B. No. 2015/2037, 19.2.2015; AYM, Mohammad Esmaeilzadeh ve Diğerleri
(TAK), B. No. 2015/17658, 19.11.2015; AYM, Azizjon Hikmatov (TAK), B. No.
2015/18582, 15.12.2015; AYM, R.M. (TAK), B. No. 2015/19133, 16.12.2015.
61
AYM, Oyatullo Kurbonov ve Diğerleri (TAK), B. No. 2016/10071, 31.5.2016, §17.
82Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
“...uluslararası koruma talebine dair mülakatta siyasi veya dinsel her-
hangi bir örgüte/gruba üye olmadığını belirten ve İngiltere’de daha önce kötü
muamele veya işkenceye maruz kalmamış olan başvurucunun, öznel durumu
nedeniyle yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir riskin varlığını ortaya koy-
maksızın, İngiltere’de İslam karşıtlığı olarak tezahür eden toplumsal olayların
şahsına yönelik güncel ve kişisel bir risk oluşturduğunu ileri sürmesi tedbir
kararı verilebilmesi yönünden yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemez.”
62
“İngiliz Gizli Servisi tarafından takip edildiği, ajanlık teklifi yapıldığı,
reddetmesi üzerine psikolojik baskı gördüğü ve evinin arandığı yönündeki
soyut iddiaları dışında İngiltere’de daha önce kötü muamele veya işkenceye
maruz kaldığına ilişkin bilgi, belge sunmayan başvurucunun, öznel durumu
nedeniyle yaşam ve vücut bütünlüğüne yönelik bir riskin varlığını ortaya koy-
maksızın, İngiltere’de İslam karşıtlığı olarak tezahür eden toplumsal olayların
şahsına yönelik güncel ve kişisel bir risk oluşturduğunu ileri sürmesi tedbir
kararı verilebilmesi yönünden yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemez.”
63
Benzer şekilde AYM, bir suça tanık olduğu için mafya tarafından
tehdit edildiğini iddia eden fakat buna ilişkin herhangi somut bir bel-
ge sunamayan, ayrıca buna dair kendi ülkesinde adli bir başvuru da
yapmamış olan başvurucunun tedbir talebini “somut bilgi ve belgeyle
temellendirilmemiş olan soyut iddialar tedbir kararı verilebilmesi yönünden
yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemez”
64
diyerek reddetmiştir.
65
IV. TEDBİR KARARININ İNFAZI, SONUÇLARI VE SONA
ERMESİ
A. Tedbir Kararının İçeriği
Bireysel başvuruda, başvurucunun hak ve özgürlüğünün telafisi
mümkün olmayan bir biçimde zarar görmesi riskinin tespit edilme-
62
AYM, M.S.S. (TAK), B. No. 2014/19690, 31.12.2014, §21.
63
AYM, A.K.K. (TAK), B. No.2015/757, 20.1.2015, §21.
64
AYM, M.A.G.J. (TAK), B. No.2015/1834, 19.2.2015, §11.
65
Bununla birlikte, AYM, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği
(BMMYK) tarafından bir başvurucuya mülteci statüsünün verilmiş olması-
nı, sınır dışı kararına karşı tedbir uygulanması bakımından yeterli görmekte-
dir. Örnek olarak bkz. AYM, Farah Abdulhameed Ali Al-Mudhafar (TAK), B.
No. 2015/13854, 14.8.2015; AYM, Majid Mahmood Ahmed Aljamal (TAK), B.
No.2015/15277, 11.9.2015; AYM, Mohammad Esmaeilzadeh ve Diğerleri (TAK),
B. No.2015/17658, 19.11.2015; AYM, Azizjon Hikmatov (TAK), B. No.2015/18582,
15.12.2015; AYM, A.A.K. (TAK), B. No.2015/17761, 2.12.2015.
83TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
si halinde, bu zararın ortaya çıkmasını önlemek amacıyla uygulanan
tedbirin içeriğinin ne olacağı, amaca bağlı olarak değişiklik gösterir.
Her somut olayda önlenmek istenen zarar farklı olacağından, hükme-
dilecek tedbirin içeriği de hiç şüphesiz farklılaşacaktır. Burada önemli
olan alınacak tedbirin ulaşılmak istenen amaca uygun olmasıdır.
Çoğu durumda mahkeme tedbirin içeriğini tam anlamıyla kendisi belirle-
mektedir. Böylesi durumlarda, ilgili kamu birimlerinin bu karara dair
yapacağı şey, mahkemenin ‘şunu yapın ya da yapmayın’ biçimindeki
takdire yer bırakmayan emrini yerine getirmektir. Buna ilişkin en tipik
örnek, alınmış olan sınır dışı/iade kararının mahkeme başka bir yön-
de karar verinceye değin fiilen uygulanmamasına yönelik tedbirlerdir:
“Mahkemece yeniden bir karar verilinceye kadar başvurucular A.M.A.A. ve
J.A.A.A.’nın menşe ülke olan IRAK’A SINIRDIŞI EDİLMESİNE İLİŞKİN
İŞLEMİN FİİLEN UYGULANMAMASINA,...”
66
Ancak kimi hallerde, mahkeme, tedbirin yalnızca genel çerçeve-
sini belirlemekte, amaca ulaşmak için en uygun işlem ve eylemin ne
olduğu konusunda takdiri idareye bırakmaktadır. Yani burada ilgili
kamu birimlerinin yapacakları şey, mahkemenin ‘tedbirin amacının
gerçekleşmesini uygun bir usulle sağlayın’ manasına gelen emrini ye-
rine getirmektir.
Örneğin, tek başına temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda olan
ve bu bakımdan cezaevinde tek başına ve tek kişilik odada kalmasının
uygun olmadığı yönünde sağlık raporu bulunan başvurucunun buna
karşın tek kişilik odada tutulmaya devam edilmesinin başvurucunun
“maddi ve manevi bütünlüğü” bakımından ciddi bir tehlike oluştu-
rabileceği sonucuna varan AYM tedbirin içeriğinin biçimlendirilme-
sinde ilgili makamlara bir takdir alanı bırakarak şu kararı vermiştir:
“Başvurucunun ‘maddi ve manevi bütünlüğü’ bakımından ortaya çıkabilecek
tehlikenin ortadan kalkması için fiziki koşulları daha iyi bir ceza infaz kurumu-
na sevk edilmesi, periyodik olarak açık havaya erişim imkânı sağlanması gibi
tedbirler alınması yeterli değildir. Bu nedenle başvurucunun sağlık durumuna
ve fiziksel özelliklerine uygun koşullarda cezasının infaz edilmesi konusunda
gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesi gerekir.” Söz konusu kararın
66
AYM, A.M.A.A ve J.A.A.A. (TAK), B. No:2015/3941, 27.3.2015. Ayrıca bkz. AYM,
K.A. (TAK), B. No. 2014/19101, 10.12.2014; AYM, D.M. (TAK), B. No.2015/4176,
17.3.2015.
84Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
hüküm bölümünde bu tedbir şöyle ifade edilmiştir: “Başvurucunun
sağlık durumuna ve fiziksel özelliklerine uygun koşullarda cezasının infaz edil-
mesi konusunda gerekli tedbirlerin alınmasına,..”
67
Benzer şekilde, yakın zamanda verilen bir kararda mahkeme, ceza-
evi koşullarının çocuklarının gelişimi ve yaşamı için yeterli olmadığın-
dan hareketle biri iki yaşında ve biri de dört aylık iki çocuğu ile birlikte
bir cezaevinde kalmakta olan başvurucunun infazın ertelenmesi talebini
kabul etmemiş ancak red de etmeksizin, çocukların hak ve yüksek men-
faatlerinin korunması amacıyla tedbir alınması gerektiğine karar vermiştir.
Fakat bu tedbirin içeriğinin ne olacağı konusunda takdir yetkisini açık
bir biçimde kamu makamlarına bırakmıştır: “kamu makamlarının başvurucu-
nun kişisel durumunu da dikkate alarak çocukların hak ve yüksek menfaatlerinin
korunması konusunda uygun tedbirleri alması gerekmektedir. Ancak alınacak bu
tedbirlerin ne şekilde olması gerektiğine ilişkin (tutma koşullarının iyileştirilme-
si, infazın ertelenmesi ya da başkaca alternatifler üretilmesi) takdir yetkisi kamu
makamlarına aittir. (§26) Bu nedenle, cezanın infazına ilişkin süreçte tutma ko-
şullarının yeterli olmaması nedeniyle başvurucunun ve çocuklarının “maddi ve
manevi bütünlüğü” bakımından oluşan tehlikenin ortadan kaldırılması konu-
sunda derhâl gerekli tedbirlerin alınmasına karar verilmesi gerekir. (§27)”
68
Kimi durumlarda ise AYM, başvurucunun talep ettiği tedbirin
koşullarının oluşmadığına karar verirken, başka birtakım tedbirlerin
alınması gerektiğine karar verebilmektedir. Örneğin infazın ertelen-
mesi için yapılan tedbir talebine ilişkin ara kararında AYM, “Açıklanan
nedenlerle, bu aşamada tedbir talebi hakkında karar verilmesine yer olmadı-
ğına, ancak sağlık kurulu raporu düzenlenmesine ilişkin sürecin bir ayı aşkın
süredir tamamlanamamış olması ve başvurucunun ceza infaz kurumunda tu-
tulmasının hayatı bakımından tehlike oluşturduğuna ilişkin 22/4/2014 tarihli
sağlık kurulu raporu (bkz.§9) karşısında kamu makamlarından yukarıda belir-
tilen değerlendirme sürecinin ivedi bir şekilde yerine getirilmesine ve Anayasa
Mahkemesinin gelişmelerden gecikmeksizin bilgilendirilmesine karar verilmesi
gerekir.” sonucuna varmış ve “Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafın-
dan başvurucunun kişisel ve sağlık durumuna ilişkin değerlendirme sürecinin
ivedi bir şekilde yerine getirilmesine,.. gelişmelerden Anayasa Mahkemesini
gecikmeksizin bilgilendirmesine...” karar vermiştir.
69
67
AYM, Ersan Nazlier, (TAK), B. No: 2015/19917, 7.6.2016.
68
AYM, Şükran İrge (TAK), B. No. 2016/8660, 28.6.2016.
69
AYM, Hüseyin Yılmaz (TAK), B. No. 2016/9401, 25.5.2016.
85TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
B. Tedbir Kararının Başvurunun Esasına Etkisi
Bir başvuruda tedbir kararının alınması o başvurunun kabul edi-
lebilirliği ve esası hakkında herhangi yargıyı içermez. Tedbir kararının
verilmesi, başvurucunun başvurusunda yer verdiği ihlal iddialarının
haklılığı anlamına gelmemektedir. Dahası tedbire ilişkin inceleme ile
başvurunun esasına ilişkin inceleme farklı perspektif ve amaçlarla ya-
pılan incelemelerdir. Bu bakımdan, tedbir kararı verilen bir başvuru
hakkında daha sonra ihlal bulunmadığı yönünde karar verilebilir.
70
Hatta pratikte kabul edilebilirlik incelemesinin de esasa ilişkin ince-
leme ile birlikte bölüm tarafından yapılması yönünde karar alınarak
dosyalar bölüme gönderildiğinden bölüm önce tedbir kararı verip, ar-
dında kabul edilemezlik kararı da verebilir.
71
C. Tedbir Talebinin Reddi ve Yeniden Tedbir İstemi
Tedbir talebi niteliği ve amacı gereği bireysel başvurunun yapıl-
ması sırasında sunulabileceği gibi, incelemenin ilerleyen aşamala-
rında da sunulabilir. Aynı şekilde mahkeme de esasa ilişkin kararını
vermeden önce, incelemesinin her aşamasında resen tedbir kararı ve-
rebilir. Bununla yanında, tedbir istemi bir kez reddedildikten sonra
da, koşullarda birtakım değişiklikler meydana gelmiş ise, bunlara
dayanılarak yeniden tedbir isteminde bulunulmasının önünde bir en-
gel bulunmamaktadır. Hatta AYM kimi kararlarında, tedbir talebini
reddetmekle birlikte, koşullar değiştiği takdirde tedbir hususunun ye-
niden değerlendirilebileceğini ve başvurucunun da gelişme olması ha-
linde her aşamada yeniden tedbir talebinde bulunabileceğini hüküm
bölümünde açıkça belirtmektedir.
72
D. Tedbir Kararının Sona Ermesi
6216 sayılı Yasa’nın 49/5 maddesi ile AYM İçtüzüğünün 73/4 hük-
mü gereğince tedbir kararı verilmesi durumunda başvurunun esası
hakkındaki kararın 6 ay içerisinde verilmesi gerekmektedir. Eğer bu
70
Örneğin bkz. AYM, Fatih Hilmioğlu, B. No.2014/648, 20.2.2014 (TAK) ve
18.9.2014 tarihli karar.
71
Örnek olarak bkz. AYM, Z.M. ve I.M. (TAK), B. No.2015/2037, 19.2.2015 (TAK)
ve 6.1.2016 tarihli karar.
72
AYM, Hüseyin Yılmaz (TAK), B. No. 2016/9401, 25.5.2016.
86Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
süre içerisinde esasa ilişkin karar verilmez ve tedbirin bu 6 aylık sü-
renin dolmasının ardından devam edeceği konusunda yeni bir karar
alınmaz ise tedbir kararı kendiliğinden kalkar.
73
Pratikte, başvuruların esasına ilişkin inceleme 6 aylık sürede ta-
mamlanamamaktadır. Böyle durumlarda bölüm toplantı yapıp, tedbir
kararını gözden geçirmekte ve koşullarda aksi yönde bir karar alma-
yı gerektiren bir değişiklik olmamışsa tedbir kararının belli bir süre
daha devamına karar vermektedir.
74
Tedbir kararı, öngörülen sürenin sona ermesi ve devamına ilişkin
bir karar alınmamış olması halinde, mahkemece tedbirin kaldırılma-
sı yönünde karar alınması halinde ve başvurunun esasına ilişkin ka-
rarda ihlal olmadığı sonucuna varıldığı takdirde yahut düşme kara-
rı verildiğinde kendiliğinden kalkar. Ayrıca pratikte ortaya çıkan bir
durum olarak belirtmek gerekir ki, kabul edilebilirlik konusunda bir
karara varılmadan evvel verilen tedbir kararları da kabul edilemezlik
kararı verilmesi halinde kendiliğinden kalkacaktır.
SONUÇ
Bireysel başvuru yolunda tedbir, bir yandan başvurudaki taraf-
ların hak ve çıkarlarını korurken, diğer yandan da mahkemenin ve-
receği kararın etkinliğini güvence altına alır ve böylece başvuru yo-
lunun işlevselliğine katkı sağlar. Bu bakımdan hak ve özgürlüklerin
korunmasında önemli bir role sahiptir. Ancak bu önemli rolün yerine
getirilmesi için, tedbirin, niteliğine ve amacına uygun bir biçimde dü-
zenlenmiş ve bu çerçevede uygulanıyor olması gerekir.
73
6216 sayılı Kanun md.49/5: “...Tedbire karar verilmesi hâlinde, esas hakkındaki
kararın en geç altı ay içinde verilmesi gerekir....” AYM İçtüzük md.73/4: “Tedbir
kararı verilen başvurunun esası hakkındaki kararın en geç altı ay içinde verilmesi
gerekir. Tedbirin devamı konusunda yeni bir karar alınmadığında, başvurucunun
hakkının ihlal edilmediğine ya da başvurunun düşmesine karar verildiği durum-
larda tedbir kararı kendiliğinden kalkar.”
74
AYM, Z.M. ve I.M. (TAK), B. No.2015/2037, 7.7.2015:
“3. Hâlihazırda incelemesi devam eden başvuruya ilişkin Bakanlık görüş yazısı bek-
lenmektedir. Ayrıca başvuru dosyasına, tedbir kararının verilmesini gerektiren ko-
şullarda herhangi bir değişiklik olduğuna dair ek bilgi veya belge de sunulmamıştır.
4. Açıklanan nedenlerle, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 73. maddesinin (4)
numaralı fıkrası gereğince, 19.2.2015 tarihli tedbirin, altı aylık sürenin dolacağı
19.8.2015 tarihinden itibaren takdiren üç ay süreyle devamına karar verilmesi ge-
rekir.”
87TBB Dergisi 2017 (130) Gonca EROL
Öncelikle tedbir, bir hakkın telafisi mümkün olmayan bir biçim-
de zarar görme tehlikesine karşı önleyici bir usuldür ve bu bakımdan
aciliyet gerektiren durumlarda gündeme gelir. Bu nedenle tedbir is-
teminin de ivedilikle incelenmesi gerekir. AYM’nin şimdiye kadar
ki uygulaması, mahkemenin bu gerekliliğe özen gösterdiğini ortaya
koymaktadır. Ancak yasa ve içtüzükte tedbir kararlarının esas incele-
me aşamasında alınacağına ilişkin mevcut hüküm ile, pratikte kabul
edilebilirlik kararlarından önce tedbir kararının alınıyor olması, her
ne kadar uygulama tedbirin amacı bakımından yerinde bir uygulama
olsa da, çelişkili bir görünüm ortaya çıkarmaktadır. Bu uyumsuzlu-
ğun giderilmesi gerekir.
Bunun yanında yasada bu yönde bir sınırlama öngörülmemiş ol-
masına karşın içtüzüğün tedbir kararlarını, kapsamına giren haklar
bakımından sınırlayan bir düzenlemeye yer vermesi de içtüzüğün açık
biçimde yasaya aykırılığı durumunu ortaya çıkarmaktadır. AYM de
uygulamasında tedbirin haklar bakımından kapsamını içtüzüğü esas
alarak dar yorumlamaktadır. Ancak tedbir kapsamındaki hakların iç-
tüzükte öngörülen doğrultuda dar bir biçimde yorumlanıyor olması
tedbirin amacı ile çelişen sonuçların ortaya çıkmasına sebep olabilir.
Neticede tedbir kurumunun getirilmesinde amaç, birtakım haklara
ayrıcalık sağlamak değil, bireysel başvuru yolu ile korunmak istenen
hak ve özgürlüklerin, mahkeme bir karar veremeden evvel ihlal edil-
mesini ve bunun sonucunda mahkemenin vereceği kararın anlamı-
nı yitirmesini önlemektir. Böylesi durumların özellikle yaşam hakkı
ve maddi ve manevi bütünlüğün korunması hakları bakımından söz
konusu olacağı açıktır ancak bunlarla sınırlı olduğu da söylenemez.
Mahkemenin her somut olayın özelliklerine göre tedbiri gerektiren te-
lafisi mümkün olmayan bir ihlal tehlikesinin bulunup bulunmadığını
değerlendirmesi tedbirin niteliği ve amaçları bakımından daha yerin-
de olacaktır. İçtüzük hükmü bunun önünde bir engel gibi gözükse de,
6216 sayılı yasada bu yönde herhangi bir sınırlama bulunmamaktadır.
Kaynakça
AİHM tarafından geçici tedbirlere ilişkin hazırlanmış tematik bilgi notu, Nisan 2016.
http://www.echr.coe.int/Documents/FS_Interim_measures_ENG.pdf
AİHM Başkanı tarafından hazırlanmış geçici tedbilere ilişkin “Uygulama Yönergesi”
http://www.echr.coe.int/Documents/PD_interim_measures_ENG.pdf
88Anayasa Mahkemesine Bireysel Baİvuruda ”Tedbir‘
Altan, Alparslan. “Bireysel Başvurunun Birinci Yılına Genel Bir Bakış”, HUKAB Der-
gi, Sayı 7, http://www.hukabdergi.com/p2605/
Ekinci, Hüseyin ve Musa Sağlam. Sorularla Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru,
Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara 2014.
Göztepe, Ece. “Türkiye’de Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Hakkının (Anaya-
sa Şikayeti) 6216 sayılı Kanun Kapsamında Değerlendirilmesi”, TBB Dergisi, 2011
(95), ss.13-40.
Gülener, Serdar. Üçüncü Yılında Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru, SETA Analiz,
Sayı:142, Kasım 2015.
Harris, David, Michael O’Boyle ve Colin Warbrick, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
Hukuku, Avrupa Konseyi, Şen Matbaa, Ankara 2013. s.871.
Keller, Hellen ve Cedric Marti. “Interim Relief Compared: Use of Interim Measu-
res by the UN Human Rights Committee and the European Court of Human
Rights”, ZaöRV 73 (2013), ss.325-372.
Koç, Muharrem İlhan. “Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün Kapsamı ve Bireysel Baş-
v u r u ”, Barobirlik e-dergi, Sayı 10, Ekim 2014, ss.28-32. http://ebarobirlik.barobir-
lik.org.tr/EB/EB_Default.aspx?b=40#34/z .
Sabuncu, M. Yavuz ve Selin Esen Arnwine. “Türkiye İçin Anayasa Şikâyeti Modeli
Türkiye’de Bireysel Başvuru Yolu”, Anayasa Yargısı, Sayı 21, 2004, ss.229-246.
Sağlam, Musa. “Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuruda Tedbir Kararı”, HUKAB
Dergi, Sayı 5, http://www.hukabdergi.com/p2122/
Turan, Hüseyin. “Ceza Mahkemelerince Verilen Kararlar Bakımından Bireysel Baş-
vuruda Başvuru Süresi”, TAAD, Yıl:5, Sayı:17, Nisan 2014, s.114.