YEŞİLÇAM’DAN
POPÜLER HUKUK KÜLTÜRÜNE MESAJLAR
*
THE MASSAGES FROM YESİLCAM TO POPULAR LAW CULTURE
Emine BALCI
**
Özet: 1960-1975 döneminde çekilen on dört adet Yeşilçam fil-
minin mahkeme sahneleri içerik analizine tabi tutularak popüler
hukuk kültürüne verdiği mesajlar, bu filmlerde yer alan mahkeme
sahnelerinde; hâkim, savcı, avukat, sanık ve izleyicilerden oluşan
yargılamanın süjesi karakterlerin sunumu, suç ve adalet kavramı, bu
kavramlara ilişkin mesajlar tespit edilmiştir. Bu tespitler yapılırken de
hukuk kültürü, popüler kültür ve popüler hukuk kültürü kavramları
temel alınmıştır. Ayrıca, incelenen filmlerin Yeşilçam melodramları
olması nedeniyle bu sahnelerde melodram özelliklerinin de tespitine
yer verilmiştir.
Anahtar Kelimeler: Popüler kültür, hukuk kültürü, popüler hu-
kuk kültürü, Yeşilçam melodramları, mahkeme sahneleri.
Abstract: Trial scenes of fourteen movies that were shot bet-
ween the 1960-1975 period have been analyzed by applying a con-
tent analysis. In this analysis, the messages which were supposed
to form popular law culture were determined. Special attention has
been paid to the presentation of judicial elites, as well as the Noti-
on of justice, crime and judicial process as a whole. While analysing,
law culture, popular culture and popular law culture are defined as
fundamental conceptions. In addition, fort he film analyzed were
Yeşilçam melodramas, the characteristics of melodramas have been
added into the analysis.
Keywords: Popular culture, law culture, popular law culture,
Yeşilçam melodramas, trial scenes.
1
*
Bu -
celeme” isimli Yüksek Lisans Tezi’nden uyarlanmıştır.
**
Hacettepe Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Ana Bilim Dalı, Siyaset
Bilimi Programı Doktora Öğrencisi.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 324
Giriş
Çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri’nde sürdüren bir hukuk
profesörü olan Lawrence M. Friedman, 1970’li yılların ortalarında ya-
yımladığı “The Legal System: A Social Science Perspective” adlı ma-
kalesi ile ilk kez “hukuk kültürü” kavramına dikkat çekmiştir. Fried-
man, daha sonra yayınladığı “Law, Lawyers and Popular Culture” adlı
makalesinde hukuk kültürünü “Bir toplumdaki insanların hukuk ko-
nusunda sahip olduğu fikirler, değerler, davranışlar” olarak tanımlar.
Hukuk kültürü, toplumun hukukla ilgili tüm algısını içerir ve çeşitli
yollarla toplumun bilincinde oluşmaya başlar. Friedman’a göre, bu bi-
lincin oluşumuna, bireylerin doğrudan hukuk kurumları ve uygula-
malarıyla muhatap olmaları, muhatap olanlardan öğrenmeleri ya da
iletişim araçları (romanlar, sinema filmleri, gazeteler, TV programları
ve dizileri v.b.) aracılık eder. Öğrenilenlerin sonucunda hukuka dair
oluşan ortak bilince ise “popüler hukuk kültürü” denir.
1
Yeşilçam melodramlarında yer alan mahkeme sahnelerinin po-
püler hukuk kültürü kavramı üzerinden bir okumasının yapıldığı bu
çalışmada, araştırmanın amacına uygun olarak Yeşilçam melodram-
larının hem film sayısı hem de seyirci sayısı bakımından Türk sinema
tarihindeki en yüksek rakamlara ulaştığı 1960–1975 dönemini
2
kap-
sayan filmler inceleme konusu yapılarak, popüler hukuk kültürünün
oluşumu doğrultusunda verilen mesajların resmi çekilmiştir. Nilgün
Abisel’in de belirttiği gibi bu dönemde Türkiye’nin kültür hayatında
Türk sinemasının önemli bir yeri vardır.
3
Yediden yetmişe herkesin
ortak eğlence kaynağı haline gelen sinema 1960’lı yıllardan itibaren
Türkiye’de altın çağını yaşamaya başlamıştır.
4
Bu yıllarda, Türkiye’de
1
Friedman M. L. (1989). “Law, Lawyers and Popular Culture [Hukuk, Hukukçu-
lar ve Popüler Kültür]”. Yale Law Journal, Volume 98, No:8, 1579-1613, Erişim:
27.05.2009, http://tarlton.law.utexas.edu/lpop/etext/friedman.htm Friedman,
p.14.
2
Çalışma kapsamındaki on dört adet film, 1964-1973 arası dönemde çekilmişlerdir.
Tespit ve temin konusunda yaşanan sıkıntılar nedeniyle, çalışma dönemi olarak belirlenen 1960-1975 dönemindeki tüm filmlere ulaşma imkânı olamamıştır.
3
Abisel -
pısı Üzerine”. Der. Seçil Büker, Sinema Yazıları , Ankara: Doruk Yayınları, s.123.
4
Erdoğan Nezih; “Narratives of Resistance: National Identity and Ambivalence in
the Turkish Melodrama Between 1965 and 1975”, Screen 393, Autumn 1998, 259- 271, p.261, Screen. Oxfordjournals.org, Erişim Tarihi: 02.10.2010. Nezih Erdoğan’a göre ortalama 200 filmin çekildiği 1960’ların ortalarından 1970’lerin ortalarına ka-
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 325
tarihsel geçmişi uzun olmayan Batılı hukuk kültürünün, milyonlarca
seyircinin izlediği Yeşilçam melodramlarında yer verilen mahkeme
sahnelerindeki kurgusu, bu kurguda hukuk uygulamasının anlatımı,
sunulan adalet idesi, hukukçu kimliği-kişiliği çoğu izleyici için hukuk
ve hukukçu ile bir ilk karşılaşmayı temsil eder. 1970’li yıllarda Fried-
man, Amerika’da mahkeme sahnelerinin sunduğu popüler hukuk al-
gısını araştırırken kuşkusuz izleyicinin sahip olduğu yüzyıllara daya-
nan tarihsel süreçte oluşmuş popüler hukuk kültürünün varlığının da
farkında ve bilincindedir. Ülkemizde ise cumhuriyet tarihiyle yaşa-
nan hukuk sistemindeki değişim nedeniyle böylesine uzun bir tarihsel
süreç yoktur.
Medya kültürü toplumlarda benzer değildir ama medya popüler
kültürde en etkili yere sahiptir. Popüler kültür medyadan ayrılamaz.
TV, magazin, radyo olmayan geleneksel toplumda popüler kültür sı-
nırlandırılmıştı, yereldi ve yavaş yayılırdı. İnsanların modayı takip
etmesi neredeyse imkânsızdı. Yerel hikâyeler ağızdan ağza dolaşır,
çocuklara anlatılırdı. Popüler kültür, geleneksel kültürü içeriyordu,
onun konularını yansıtıyordu ve üst otoritenin fikriydi. Sihir, merak,
krallar, prensler, cadılar, şeytanlarla doluydu. Medya, doğal popüler
kültürü değiştirdi veya değişmesine izin verdi. Bugün popüler kül-
tür hızlanmış, geleneksel kültüre hoşgörüsüz hale gelmiştir. Medya,
dünün modelini eski moda kültür olarak açıklamaktadır. Günümüz-
de medya, atalardan daha çok emsalleri/yaşayanları, krallardan daha
çok zengin ve ünlüleri anlatmaktadır.
5
Medya ile değişen popüler kültür popüler hukuk kültürünün olu-
şumunda önemli bir yere sahiptir. Popüler hukuk kültürü ile popüler
kültürün ilişkisi iki açıdan önemlidir. Bunlardan birincisi popüler kül-
türün kendi hukuk fikrini yaratmasıdır. TV, film, gazete, şarkı yazar-
ları, dedikoducular ve anonim fıkra yaratıcılarından bazıları hukuk-
çudur ve onlar, hukukçunun düşüncelerini, hukukun nasıl çalıştığını,
nasıl meydana geldiğini, kavramlarını bilirler. Fakat sıradan halk, hu-
kukun karmaşık ve ayrıntılı yapısını elbette anlayamaz. Bazı yanlış
anlamalar ise sistematik ve önemlidir. Hukuk, vatandaşların davra-
darki dönem, sürekli yükselen izleyici talebini hızla karşılaması özelliği ile “kon-
feksiyon filmler” dönemi olarak tanımlanabilir.
5
Friedman, 1989, p.18.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 326
nışlarını doğrudan etkilemez. Davranışları etkileyen şey sadece ileti-
lendir. Taraflı veya cahilce bozulmuş düşünceler filtre edilebilmesine
rağmen, yaygın düşünceler sık sık gerçek deneyimlere yansıtılır. Eğer
insanlar avukatları, aç gözlü köpek balıkları olarak düşünüyorlarsa bu
saf, masum bir buluş değildir. Böyle algılanmıştır. Önemli olan diğer
bir nokta ise popüler kültürün yasal kurumlar hakkında ve onlardan
topluma mesaj iletmesidir. Amerika’da ve diğer bazı ülkelerde yapılan
çalışmalar, modern toplumun kanun ve hukuk sistemi hakkında az
şey bildiğini göstermiştir. İnsanların çoğu bir avukata danışmamış-
tır ve hukuk büroları, mahkemeler, davalar, duruşmalar konusunda
doğrudan deneyime sahip değillerdir. Onların ilgileri çoğunlukla
duyduklarına dayanır. Popüler kültür ve popüler hukuk kültürünü
birbirinden ayırmak neredeyse imkânsızdır. Fakat bazı amaçlar için
TV veya filmlerdeki mahkeme sahnelerinin bireylerde yarattığı hukuk
algılaması veya bireylere nasıl iletildiği, kafasına fikirlerin nasıl yerleş-
tirildiğini düşünmek mantıklı olabilir.
6
Amerika’da mahkeme filmle-
rinin yapılmaya başlanması 1900’lü yıllara kadar dayanır. Bu filmlerde
izleyiciye yansıtılan hukuk sistemi, avukatlar, yargıçlar, jüri, mahke-
me salonları popüler hukuk kültürünün oluşumunda etkili olmuştur.
Çoğu Amerikan okuyucusu ve izleyicisi edebiyat, TV program-
ları ve filmlerde kendisine sunulan hukuku öğrenmiştir. Artık onlar
kendilerine eleştirisiz sunulan hukuku kendi fikirlerini, değerlerini,
ahlaki standartlarını ve hatta kendi kimliklerini şekillendirmeyi açık-
lamak için kullanabilirler. Fakat hukuka dair bu bilgi ve oluşan hukuk
kültürü reel hukukun kendisi midir? Yoksa reel hukuka yönelik bir
değişim talebinin başlangıcı mıdır? Yani filmlerde yer alan mahke-
me sahnelerinin oluşturduğu popüler hukuk kültürü yaygınlaşarak
zamanla reel hukuka yönelik eleştiri ve değişim talebi doğurmakta
mıdır? Sektörde bu kadar geniş yer tutan hukukla ilgili romanların,
TV programlarının, filmlerin, gazetelerin toplumda oluşacak hukuk
algısındaki payı nedir? Gerçeği mi yansıtmaktadırlar yoksa kurgu-
dan mı ibarettirler? Bu sorulara Macaulay, haberlerin sosyal bilimler
olmadığını ve gazetecilerin hukuk sisteminin çalışmasını temsil eden
örnekler sunmadığını, bazen olanları bile yanlış bildirdiklerini söyle-
yerek cevap vermektedir.
7
Friedman ise okuyucuların ve izleyicilerin
6
Friedman, 1989, p.14-15.
7
Macaulay S. (1989). “Populer Legal Culture: An Introduction[Popüler Hukuk
Kültürü: Giriş]”. The Yale Law Journal, Volume 98, Number 8, 1545-1558, Eri-
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 327
bu programların yapımcı ve yazarlarına ne yapacaklarını söyleyeme-
yeceğine dikkat çeker. Popüler kültür ile onun hukuk sistemi üzerin-
deki etkisi nedeniyle oluşan karmaşık ilişkilere bakar, yazarların ve
yapımcıların ürünlerini satmak amacında olduklarını belirtir.
8
Amerika’da yapılan hukuk filmleri; avukat, yargıç, duruşma,
mahkeme, jüri, etik değerler, insan hakları, suçluluk, masumiyet gibi
kavramların tartışılmasına yol açmış, bu filmlerin veya dizilerin, top-
lumda kurgu ya da gerçek algılamalarından hangisine sebebiyet ver-
diği tartışma konusu olmuştur. Amerika’da 1986 yılından 1994 yılına
kadar dizi film şeklinde yayınlanan ve hukuk bürosu avukatlarının
çalışmalarının, özel hayatının işlendiği Los Angeles Law (L.A. Law),
TV’den topluma aktarılan hukuk kültürü konusunda, ilgili tüm yazar-
larca incelenmiştir. Friedman ve Gillers, L.A. Law dizisindeki avukat-
ların ve hukukun gerçek dışı olduğu konusunda hemfikirdirler. Fakat
ayrıldıkları noktalar vardır. Friedman, dizideki avukatların kurgu ol-
duklarını ancak kurguların her zaman bir şeyleri temsil ettiğini ve bu
bir şeylerin gerçeklik payının olabileceğini belirtmektedir. Gillers ise
bu diziyi hukuk oluşumunda ani gelişmeler ve ahlaki sorgular yapabi-
len bir dizi olarak tanımlamaktadır. Rossenberg, Gillers’in L.A. Law’ın
etkisini abarttığı düşüncesindedir. “Hikâyenin ne olup olmadığını
erken yaşta öğrenmek bizim kültürümüzün bir parçasıdır” diyerek,
Amerikalıların kurguyu gerçekten ayırt edebileceklerini ileri sürmek-
tedir.
9
Papke ise gelecekte L.A. Law’da gösterilen Los Angeles mahke-
mesi örnek oluşturabilir ve Amerikalılar bu kültür yüklemesine uyum
sağlayabilirler demektedir.
10
1. Y
Türk sinemasına uyarlanan ve çok kullanılan kaynaklar arasın-
da Xavier de Montepin’in “La Poteus de Pain” (Ekmekçi Kadın), Billy Wilder’in yönettiği “Some Like It Hot” (Bazıları Sıcak Sever) sayıla-
şim:15.06.2009, http://www.jstor.org/stable/796604 , p.1552.
8
Friedman, 1989, p.2.
9
Macaulay, 1989, p.1552-1553.
10
Papke -
pular Culture [Konvansiyonel Akıl: Amerikan Yargılamasında Popüler Kültür]”.
Erişim: 16.03.2009, 471-494, http://tarlton.law.utexas.edu/Ipop/etext/papke-
convent.html, p.8.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 328
bilir.
11
Bütün bu örneklerin ve adları sayılıp dökülen filmlerin ise bir
ortak noktası vardır ve bu da şaşırtıcı olmayan bir şekilde hepsinin
melodram olmasıdır… Bu filmlerin tamamı ya kötü uyarlamalar ya
da gerçekçi olmayan filmler olarak düşünülebilir. Fakat nedir bu film-
lerin hikâyesini bu kadar satılabilir ya da melodrama uyarlanabilir
yapan? Melodram, roman ve sinema gibi bir modern çağ olgusudur.
Dünyevileşme, bireyselleşme ve bunlara ek olarak bir de bizdeki ba-
tılılaşma ve modernleşmenin belirlediği bir dizi pozitivist reformun
yarattığı değişimlerin sonucu olarak toplumsal yaşamda ortaya çıkan
ahlaki kırılmaları doldurmak ve onları bu yeni dünyevilik içinde yeni
bir ahlak ve değerler sistemine eklemlemek melodramın hizmet ettiği
bir görevdir.
12
Melodram türünün özellikleri Türk sinemasında da aynen koru-
nur. Şöyle ki: “anlatısal basitlik”in ön planda olduğu görülür. Filmler
seyircilerin mantığından çok duygularına seslenir. Karakterler hakkın-
da verilen bilgiler ilk andan itibaren yerleştirilip onaylanır. Karakterin
iyiliği ya da kötülüğü film boyunca sabit tutulur. Anlatıyı oluşturan
düğümün yapısı “yanlış anlama”ya dayandırılır. Rastlantılar olayın
ilerlemesinde önemlidir. Bilgiler diyaloglarla verilir. Karakterlerin du-
rumlarını ve duygularını vurgulayan öğeler arasında filmin şarkıları
önemli yer tutar. Yakın çekimlerle bakış ve mimiklere çok başvurulur.
Erkek ve kadın karakterlerin bir araya gelmelerini engelleyenler ba-
sit yollarla ve genelde ölümle ortadan kaldırılır. Seyirci üzerinde me-
lodramın etkisine bakıldığında ise ağlamanın kilit olduğu görülür. İyi
film ağlatır.
13
Yeşilçam melodramları için söylenebilecek diğer unsur, incelmiş
bir hüzünden çok şiddetli bir acı duygusunun filmin bütününe hâkim
olmasıdır. Acı çeken beden mutlaka gösterilir hatta vurguyu arttır-
mak için başka yöntemlere de başvurulur. Filmler, hüzün ya da me-
lankoliden çok yoğun acı çekme ve bu acıyı dışa vurma biçimlerini
sözel ve görsel olarak aktarır. Birkaç örnek vermek gerekirse; hastalık
metaforu acıyı dışa vurmaya yarayan en önemli araçtır. Kan tükürme,
kaza sonucu kör olma, mezar görüntüleri, intihar, intihar girişimleri
11
Arslan S. (2005). Melodram, İstanbul: L&M Yayınları, s.63.
12
Arslan, 2005, s.65.
13
Kırel S. (2005). Yeşilçam Öykü Sineması. İstanbul: Babil Yayınları, s.274-275.
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 329
gibi ölüm, ayrılık v.b. durumlar da (özellikle 1960’lı yıllarda) uzunca
bir süre sabitlenen yakın plan çekimlerle dozu yükseltilerek yansıtıl-
mıştır.
14
Nijat Özön’ün “Türk sinemasının kanseri” olarak ifade ettiği
melodramlar aynı kalıplar içinde yinelenir, kullanılan başlıca unsurlar
ise; “…evlilik dışı çocuk, ırza geçme, yanlış yola sapan kadın, arada
kalan çocuk, çocuğu uğrunda her türlü özveriye katlanan ana, kıskanç
kadın-erkek, iki sevgili arasına giren kötü kadın-adam”dır.
15
Bu çalışma kapsamında incelenen filmlerde kurgulanan mahkeme
sahnelerinde melodram özelliklerini görmek mümkündür. Filmlerde-
ki anlatıyı oluşturan düğümün yapısı “yanlış anlama”ya dayandırılır.
Zengin fabrikatörün kızına âşık olup evlenmek isteyen “dürüst”, “çalış-
kan”, “namuslu”, genç adamın servet avcısı zannedilmesi (Katilin Kızı),
işlemediği cinayetin kötülerin kurgusu ile masum karakterlerin üze-
rine kalması (Ekmekçi Kadın, Katiller de Ağlar, Suçsuz Firari, Gönül-
den Yaralılar), kendini sevgilisine ya da kocasına yine onun iyiliği için
kötü yola düşmüş göstermek istemesi ile seçtiği yolda cinayet işlemek
zorunda kalması (Kelepçeli Melek, Ana Hakkı Ödenmez, Söz Müdafa-
anın) sonucunda ağırlıklı olarak hep iyi
16
karakterler hâkimin karşısına
çıkarlar. Kötü
17
karakterler ise film boyunca sürdürdükleri kötülükle-
rin, sebebiyet verdikleri yanlış anlamaların mahkeme salonunda çözü-
me kavuşması ile kendilerini adaletin karşısında bulurlar ya da pek çok
melodramda ifade edildiği gibi “ilahi adalet” vücut bulur.
Mahkemedeki karakterler yakın çekimde gösterilerek ne düşün-
düklerinin, neyi söylemek isteyip de söyleyemediklerinin, hangi duy-
gular içinde olduklarının, iyi karakterlerin ne kadar acı çektiklerinin
(özellikle de sanık sandalyesinde oturan masum karakterin veya su-
çuna meşruluk kazandırılmak istenen karakterin), kötü karakterlerin
kendilerinden emin, iyileri aşağılayan bakışları gibi gösterimlerle vur-
gunun yapılması çok sık rastlanılan melodram özellikleri arasındadır.
14
Tunalı,
Turmaks Yayıncılık, s.230.
15
Özön N. (1995). Karagözden Sinemaya Türk Sineması ve Sorunları. Cilt 1, Ankara:
Kitle Yayınları, s.85.
16
İyi:
uygun yaşayan kişinin sıfatı” olarak bu çalışmada kullanılmaktadır.
17
Kötü: -
şına uygun yaşamayan kişinin sıfatı, iyi’nin zıt anlamlısı” olarak bu çalışmada kullanılmıştır.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 330
Sevgililer arasındaki bakışmalar, sanık sandalyesindeki iyi karakterle-
rin mahkemede savcı ya da avukat olarak kendisini suçlayan oğluna
ya da sevgilisine sevgi, şefkat ve aynı zamanda mesleğinin gereğini
yaptığı düşüncesiyle onunla gurur duyduğunu gösterir bakışmalar
ve bu bakışmaların karşısında savcı veya avukatın kin dolu bakışları,
izleyiciler arasında yanlış anlamalar sonucunda ayrılan eş-sevgilinin
sanık sandalyesinde oturan ve her ne olursa olsun masumluğuna
inandığını kanıtlayan bakışmalar sürekli gösterilerek mahkemede
yargılanan karakterlerin çektiği acı ve duygusallık film izleyicisine de
yaşatılır.
Bunun yanı sıra, yine melodramların özelliklerinden biri olan
“uzun diyaloglar” filmlere damgasını vurur. Bu uzun diyaloglar sa-
nık sandalyesinde oturan “masum” karakterin avukat veya savcı oğlu
veya sevgilisi tarafından sanığın masumiyetine inanmayarak ondan
geçmişteki ayrılığın intikamını almak istermişçesine ve yargılanan
her kim olursa olsun görevini kötüye kullanmadan kimseye ayrıcalık
göstermeden yapılan suçlamalarla, hakaretlerle dolu konuşmalardır
(Ekmekçi Kadın, Kelepçeli Melek, Söz Müdafaanın, Mahkûm). Sanık
tarafından yapılan tüm konuşmalar, suçsuzluğunu ispat etmek veya
işlediği suça meşruluk kazandırmak amacıyla ağlamaklı ses tonuyla
veya dokunaklı, itaatkâr konuşma tarzıyla vurgulanmaktadır.
Tüm melodramlarda olduğu gibi Yeşilçam melodramlarındaki
mahkeme sahnelerinde “rastlantılar” önemli bir yere sahiptir. Çünkü
film boyunca rastlantılarla yaşanan yanlış anlamalar yine rastlantı-
larla ve beklenmedik bir anda gelen tanık veya itirafla mahkemede
çözüme kavuşur (Şakayla Karışık, Ekmekçi Kadın, Katiller De Ağlar,
Kelepçeli Melek, Ana Hakkı Ödenmez, Söz Müdafaanın, Gönülden
Yaralılar, Mahkûm).
Her şeyin tersten gösterildiği bir dünyadır Yeşilçam melodramla-
rı. İyi zannedilen kötü, kötü zannedilen iyidir. İyi şartlarda yaşayanın
namussuzluğu, kötü şartlarda (pavyonlarda, randevu evlerinde) yaşa-
yanların iffetliliği vurgulanır. Fakir, hasta ve karnı aç birisine yardım
için fırından ekmek çalar. Zenginin imkânı vardır ancak yardım yap-
mak aklına gelmez. Ekmeğin fırından çalınması da tesadüf değildir.
Zira bir tarafta bir parça ekmeğe muhtaçlık, diğer tarafta ekmeğin en
bol olduğu yer; fırın gösterilir. Bu, Yeşilçam melodramlarında tercih
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 331
edilen aşırılıklardan bir kesittir. Zira bu melodramlarda zengin olabil-
diğine zengin, fakir olabildiğine fakirdir.
Yapısal özellik olarak anlatımda karşılaştırma ve tartışma metodu
kullanılmıştır. Mahkeme sahnesinde yer alışı doğal olan suç ve ada-
let kavramları karşılaştırma ve tartışma metoduna olanak sunmuştur.
Konuşmacı, amacına ulaşmak için konuşma sırasında el hareketleri-
ni sıklıkla kullanır. Özellikle itham eden savcının parmağıyla sanığı
göstermesi, hakaret içeren sözlerle suçlarken sanığın gözünün içine
bakması melodramın “acı” etkisini artırır. Alçakta kurulu sandalyede
oturan sanık, yüksek kürsüden hiddetle kendisini itham eden savcı
karşısında ezilir. Bu halde bazen kendisini savunma gereği dahi duy-
maz. Sunum özellikleri olarak yüksek ses kullanılmaktadır. Zaman
zaman ikna amaçlı yalvarma, yerine göre samimiyet, sıcaklık öfke,
kızgınlık vardır. Anlatımı güçlendirmek için yüz mimikleri, başın po-
zisyonu, gülme, şaşırma kullanılmaktadır.
Final ise Thomas Schatz’ın genel anlamda melodramlar için kul-
landığı “unhappy happy end” formülüne uygundur.
18
Her ne olursa
olsun mahkeme salonlarında duruşma sonunda adalet er ya da geç
yerini bulur. Ya sanığın masumiyeti kanıtlanarak beraatına karar ve-
rilir ya da suça kazandırılan meşruiyet sonucunda sanık alabileceği
en az ceza ile cezalandırılır. Yani klasik melodram sonu yaşanır: “Mut-
suz mutlu son”(Unhappy happy end). Filmin sonunda yaşanılan bu-
ruk mutluluğun nedeni ise mutlu sona ulaşılıncaya kadar kaybedilen,
mutlu geçebilecek yılların yanlış anlamalar ve kötüler nedeniyle uçup
gitmesidir.
2
Suç, yalnızca bir ceza hukuku kavramı değildir. Günlük yaşantıda
kınama duygusunun bir ifadesi olarak da kullanılır.
19
Türk sineması
melodramlarında suç, ceza hukuku çerçevesinde bir kavram olarak (cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma… gibi) or-
taya konulmasına karşın, yargılamada ceza hukuku anlamında suçun
unsurlarının oluşup oluşmadığı tartışılmaz. Sanığın iyi insan olup ol-
18
Tunalı, 2006, s.75.
19
Önder A. (1992). Ceza Hukuku Dersleri. İstanbul: Filiz Kitabevi , s.4.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 332
madığı, suça iten nedenler, toplumun bunda sorumluluğu v.s. tartışma
edilerek adeta mahkeme salonu tarafların rahatlıkla iletişim kurabil-
dikleri, kamuoyu hakemliğinde buluşabildikleri, iyilerin kendilerini
anlatabildiği, kötülerin kötülüklerini itiraf ettiği bir yerdir. Suç ise
adeta bu ortamın oluşumunda asli unsur olmasına rağmen mahkeme
sürecinde tali kalır. Hâlbuki olması gereken yaşamın doğal ve sıra-
dan ortamlarında insanların iletişim kurabilmeyi başarabilmeleridir.
Yeşilçam melodramlarında bu doğallık ancak mahkeme salonlarında
yaşanır.
Türk hukuk sisteminde adli, idari ve askeri yargı olmak üzere üç
çeşit yargı yeri vardır. İdari yargı devlet ile gerçek veya tüzel kişiler
arasındaki uyuşmazlıklara, askeri yargı asker kişilerle ilgili bir takım
uyuşmazlıklara, adli yargı ise gerçek kişilerin işledikleri suçlar ile ger-
çek veya tüzel kişilerin özel hukuktan kaynaklanan uyuşmazlıkları-
nın çözümünde görevlidir. Adli yargı özel hukuk uyuşmazlıklarında
görevli “hukuk mahkemeleri” ve ceza hukuku uyuşmazlıklarında gö-
revli “ceza mahkemeleri” olmak üzere iki temel ayrıma tabi tutulur.
İncelediğimiz filmlerde “Katilin Kızı (1964)” hariç olmak üzere tama-
mında ceza mahkemesi sahneleri mevcuttur. Yargılama konusunun
velayet uyuşmazlığı olması nedeniyle Katilin Kızı isimli filmde hukuk
mahkemesi kuruludur. İdari yargı ve askeri yargıya hiç rastlanmaz.
Film yapımcıları sahnede sıradan insanların kendilerinden bir şeyler
bulmasını amaçlamıştır. Sıradan insanların idari yargıyla veya askeri
yargıyla muhatap olması sık rastlanan bir hal değildir. Yine genellikle
mali konularda, alacak verecek ilişkisinde görevli hukuk mahkeme-
lerine Yeşilçam melodramlarında rastlanmamasının nedeni film kah-
ramanlarının yoksullukla zenginlik arasında gidip gelmeleri, sıradan
insanların olmayan mallarının uyuşmazlığa da konu olamayacağı ön
varsayımından kaynaklanır. İncelediğimiz filmlerin melodram türü
oluşu; melodramların sefalet, çaresizlik, iftira, komplo, şantaj, pavyon,
batakhane, yasadışı işler, kötü yola düşme, intikam, zengin ve yoksul
çatışması gibi acı, gözyaşı, yükselen gerilim, iyilik ile kötülüğün hak
ettiğini bulması anlatılarını kapsaması, bu çerçevede işlenen suçları
konu edinmesi nedeniyle doğal olarak ceza mahkemelerine rastlanılır.
Dolayısıyla incelediğimiz popüler hukuk kültürü de ceza yargılama-
sına ilişkindir.
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 333
2
Ceza hukuku öğretisine en genel tanımıyla “Klasik Doktrin”
20
ve
“Pozitivist Doktrin”
21
çatışması ile başlanılır. Klasik doktrin taraftarla-
rı, insanın sebebiyet verdiği neticeden dolayı sorumlu tutulabileceğini
söyler. Buna göre, suç işleyen kişi işlediği suçtan dolayı cezalandırılır.
Atalarından dolayı suçlu olunmaz, suçlu doğulmaz. Ceza hukukun-
da antropolojik okul adı ile de bir süre anılmış olan pozitivist doktrin
taraftarları ise insanın genetik olarak doğuştan suç işlemeye meyilli
olduğunu savunurlar.
22
Türk sineması pozitivist doktrini reddeder, hümanisttir ve klasik
doktrin taraftarıdır. Yargılama süreci ise pozitivist doktrin üzerine
kurgulanır. Çünkü mahkeme sahnelerinde tartışma suçun unsurları-
na yönelik değil, sanığın iyi insan olup olmadığı üzerine sürer. Yargı-
lamanın başında sanık kötü bilinir. O’nun için en ağır cezalar istenir,
geçmişi kötülenir, kötü bir aileden geldiği anlatılır, hatta Avare filmin-
de olduğu gibi sanığın babası belli olmadığından suç işlemesi “tevarüs
(kalıtım) kanunu”nun bir gereği olarak sunulur:
Savcı: Kim bu adam? Burası meçhul. Bu adam tevarüs kanununun mü-
şahhas bir numunesi. Doğduğu gün suç işlemeye hazır olan bu adam defalarca
adalet huzuruna çıkmış ve mahkûm olmuştur… (Avare-1964)
20
Bu doktrine göre suç, hukuk düzeninin bilinçli ve iradi olarak tahrip edilmesidir.
Bu nedenle hukuki bir kavramdır ve böyle olmalıdır; zira suç serbest irade ile
işlendiğine göre, zorunlu bir uyuşma ve kefaret gereği uygun bir ceza ile kar-
şılanmalıdır. Hukuk, gerek Tanrı gerek doğa tarafından insanlara verildiğinden
insanların buna saygılı olmaları gerekir. İnsanlar hukuka uygun hareket etmek
zorundadırlar; çünkü buna uyulmasını Tanrı veya doğa emretmektedir. Kişi do-
ğanın veya Tanrı’nın emirleri olan hukuka saygılı veya ona aykırı hareket edebilir;
çünkü insanlarda serbest irade vardır. Bu serbest iradeye göre insanlar seçebil-
me yeteneğine sahiptirler. Cezanın verilmesinin nedeni, bir olay olan suç değil,
Tanrı’nın veya doğanın emirlerine karşı gelinmiş olmasıdır. Yani, klasik doktrin
taraftarları isnat yeteneğini, serbest iradeye dayandırırlar (Önder, 1992, s.12).
21
Bu doktrine göre Ceza Hukuku’nda suçun açıklanmasında nedensellik prensibi kullanılmaktadır. Suç, kalıtım ve çevrenin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.
Kişide serbest iradenin bulunduğunu iddia bir efsanedir. Suçlu, ruhsal ve beden-
sel hasta olan bir kişidir. Ceza, geleceğe yönelik olarak uygulanır, kötülüğe kar-
şı bir uyuşma veya kefaret niteliği taşımaz, ahlaki bakımdan tamamen renksiz
bir müessese olarak “sosyal savunma”ya hizmet eder. Başka bir ifadeyle, toplu-
mu gelecekteki suçlulardan korumayı gerçekleştirir. Kişilerde bulunduğu iddia
edilen isnat yeteneğinin varlığı veya yokluğu tartışılmayacaktır; çünkü “kanun
önünde fertlerin sorumluluğu” prensibine göre her fert toplumun bir üyesi olarak
kanun önünde aynı derecede ve şekilde sorumlu olacaktır (Önder, 1992, s.13).
22
Dönmezer S., Erman, S. (1985). Ceza Hukuku (9. bs.). Cilt 1, İstanbul: Filiz Kitapevi,
s.59-69.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 334
Ancak yargılama devam ettikçe insanların doğuştan suçlu olama-
yacakları anlaşılır. Başlangıçta ortaya konulan teoriler bir bir çöker,
üstelik o teorileri ortaya koyanların ağzından:
Savcı: Sayın Hâkimler… Bütün hayatımca inandığım şeylerin burada
yıkıldığını görüyorum. Hiç suç işlememiş iyi bir insan evladı da bir gün suç
işleyebilirmiş. Tıpkı anası babası çok kötü de olsa birçok insanın iyi olabileceği
gibi. (Avare-1964)
Hukuk eğitimi görmüş yapımcı-senarist-yönetmen Osman Fahir
Seden’in suçta kalıtımın etkisi içerikli Pozitivist Okul- Klasik Okul tar-
tışmalarına filmlerinde yer vermesi mahkeme sahnelerine yaratıcılık
katmıştır. Melodram etkisini artırmıştır. Zira doğuştan suçluluğa ina-
nan Pozitivist Okul, melodram yapımcısına sınırsız tartışma olanağı
da sunmaktadır.
2
Yeşilçam melodramlarında suçu doğuran asıl neden toplumsal
adaletsizliklerdir. Parçalanmış aileler, gelir dağılımı dengesizlikleri,
toplumsal sorumluluk bilincinde olmayan zenginler, özüne yabancı-
laşmış kötü insanlar, kötü insanların katkılarıyla oluşan yanlış anla-
malar. Toplum bu filmlerde soyut bir kavram değildir. Her bir bireye
tek tek sorumluluk yüklenir. Bana ne dedirtilmez:
Sanık Avukatı: …O zavallılara yardım ediyor musunuz? Bugün suçlu
olarak karşınıza aldığınız bu insanı buraya hangi şartlar getirdi? Bütün suç
onda mı?... (Avare-1964)
Asıl suç bozuk toplumsal yapıdadır veya üzerine düşen görevleri
yerine getirmeyen sevgililerde, babalarda, analardadır. Sanık da işle-
diği suçtan toplumu veya başkalarını sorumlu görür:
Sanık Sedat: Çocukluğumda bir el uzatanım olsaydı bugün ben burada
bulunmazdım… (Avare-1964)
Asıl suç bozuk toplumsal yapıda olunca sanığın da bundan so-
rumlu tutulmaması gerekir. Zira Yeşilçam melodramlarında bilinenin
aksine sanık cezalandırılmazsa topluma kazandırılabilir:
Sanık Avukatı: ...Sayın yargıçlar merhametinize sığınıyorum. Acıyın
ona vereceğiniz karar iyilik için savaşanların zaferi olacaktır. Cemiyet kaybol-
muş bir evladını kazanacak. (Avare-1964)
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 335
Bu toplumsal sorumsuzluktan hâkimler de sorumludur ve sanı-
ğın işlediği suçun altında yatan nedeni açıklarken anlattığı trajik hayat
hikâyesi, hâkimin vicdanı ile hukuk arasında kalmasına neden olur.
Hâkim:“Vicdanımdan gelen sesi dinlersem seni yanıma çağırıp yanakla-
rından öperdim. Suçsuzsun yavrum. Ama iki yıl ceza vermek zorundayım.”
(Bana Derler Fosforlu-1969)
Diyerek vicdanından gelen sese rağmen “kanuni zorunluluğunu!”
yerine getirmiştir. Suçsuzsa niçin ceza verildiğini açıklamak güçtür.
Ceza verilecekse niçin “suçsuzsun” denildiğini de. Burada, yasaların
kamu vicdanında her zaman haklıdan yana olmadığı düşüncesi seyir-
ciye verilir. Bu, hukuk düzeninin kabul edebileceği bir düşünüş olma-
makla birlikte filmde hâkimin “ne yazık ki yasalar var” anlamındaki
sözüyle hukuk uygulayıcılarının da aynı düşünüşte olduğu izlenimi
seyirciye verilerek gerçekte hukuk devleti, dolayısıyla da kamu düzeni
tehdit edilmektedir. Ayrıca, hukuk alanında radikal bir değişim geçir-
miş Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni (batılı) hukukun, eski hukuka na-
zaran yetersiz kaldığı yani adil olmadığı vurgusu da gizli bir mesajdır.
Çünkü hiçbir dinsel-mezhepsel hukuk suçsuzu cezalandırmaz, fakat
beşeri hukuk cezalandırır mesajı verilmektedir.
2
Suç doğuran neden olarak Yeşilçam melodramlarında sefalet, şan-
taj, komplo ve iftiranın yanı sıra bunların bir arada yaşandığı ortam da önemlidir. Sefaletin her türünün en ağır yaşandığı mekân pavyondur. Pavyon ortamlarında maddi olduğu kadar manevi sefaletler de yaşanır. Zira oralarda çalışanlar yoksuldurlar. Babasız çocuklarını orada şarkı-
cılık yaparak kazandığı parayla doyurmaya çalışan “iffetli” kadınlarla, feleğin çemberinden geçmiş “iffetsiz” kadınlar, gayri hukuki yollardan edindikleri sınırsız kazançlarını harcayan, güzel “iffetli” kadınların vücutlarından sırf orada çalıştıkları için yararlanabilme hakkı olduğu-
nu düşünen müşteriler aynı karede gösterilir. Aynı ortamlarda yalancı mutluluklar yaşanır. Eğlenmek için oraya gelen insanların masalarına
onları eğlendirmek için oturan pavyon kadınlarının masada anlattık-
ları yaşam hikâyeleri ilginç bir çelişki oluşturur. Yasa dışı işler yapan
zengin ve kötü insanlar buralarda çalışan çaresizleri kanun dışı işlerin-
de araç olarak kullanırlar. Pavyonların işletmecileri de bu işletmeleri
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 336
diğer yasa dışı işlerini idare ettikleri mekân olarak kullanırlar. Yasadışı
işlemlerinin başında ise haraç toplamak ve kaçakçılık gelir. Filmlerin
yapım yılı dikkate alındığında Türkiye’nin ekonomik durumu itibariyle
ülkenin ihracat yapamadığı, yetmiş sente muhtaç olduğu, temel ihtiyaç
maddelerinin bile karşılanamayıp bunların temini için uzun kuyrukla-
rın oluştuğu bir dönem yaşanmaktadır. Filmlerde yasadışı işlerde baş-
rolü paylaşan “kaçakçılık” suçunun ana maddeleri ise içki ve sigaradır.
3
3.1.Avukat
Hak ve yasa işlerinde isteyenlere yol göstermeyi mahkemelerde
devlet dairelerinde temsilcisi olduğu kişilerin haklarını aramayı, ko-
rumayı meslek edinen ve bunun için yasanın gerektirdiği şartları taşı-
yan kimse “avukat”tır. Ahmet Vefik Paşa Lehçe-i Osmani adlı eserin-
de avukatı “dava vekilinin çenelisi” olarak tanımlar. Peyami Safa ise
Eğitim-Gençlik-Üniversite isimli kitabında avukata bir başka yönden
bakar, burada “avukat, kanun hilelerini kendisinden daha iyi bilen ol-
madığı” iddiasındadır:
23
Selma: Avukat Bey’i güzel konuşmasından ötürü tebrik etmek lazımdır.
Kanunları, belki masum belki de suçlu bir kızı ölüme sürükleyecek bir silah
olarak kullanıyor… (Söz Müdafaanın-1970)
Avukat bir devlet görevlisi değildir. Bu yönüyle devlete ait bir yetki
kullanmaz. Meslek yasaları dışında devlet güvencesinden yoksundur.
Belki de bu nedenle kitle iletişim araçlarıyla en sık ve ağır sözlerle eleş-
tirilen meslek grubudur avukatlar. Olumsuz eleştiriyi yalnızca ifade
özgürlüğü kapsamında değerlendirmek de doğru olmaz. Zira avukat-
lık toplumsal işlevi ve statüsü oldukça yüksek bir meslek gurubudur.
Filmlerde ise iyilerin avukatı ve kötülerin avukatı ayrımı vardır. İyi-
lerin avukatı genelde fakirdir ama kötülerin avukatı zengin kötülerin
servetinden faydalanıp para kazanmak isteyen ve bu amaçla her türlü
hukuki boşluğu ya da hukuksuzluğu müvekkilinin lehine kullanmaya
çalışan kişidir. Dolayısıyla iyilerin avukatı, yukarıdaki birinci tanım-
lamayı, kötülerin avukatı ise Peyami Safa’nın tanımlamasını yansıtır.
Katilin Kızı (1964) filminde fakir babasının velayetinden kızı alınıp,
23
TDK, Erişim Tarihi: 28.11.2010, http://tdk.gov.tr
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 337
zengin dedesine verilmek için avukat ve mahkeme kullanılmaya çalı-
şılmaktadır. Avukat hukuk bilgisini haklıya yol göstermek ve yardım
etmek yönünde kullanırsa takdir edilir, haksızdan yana kullanırsa
kendisi kazanır fakat büyük felaketlere yol açar, köpek balığına da
benzetilebilir.
24
Ancak ilginçtir ki Yeşilçam melodramlarında iyileri
savunan avukatlar haklıdan yana, inandığı için mücadele eden adeta
gönüllü kamu görevlileri olarak sunulurlar.
Mağdur Avukatı: Sayın müdafaa avukatının bu sözüne dikkat ediniz.
Karşınızda hisleriyle hareket eden bir insan var. Mantığı yanıltan tek unsur
hislerdir. Bu hisler altında hakikati görebilmelerinden şüphe ederim (Avare,
1964).
Sanık ile avukatı arasındaki duygusal ilişki dolayısıyla avukatın
hisleriyle hareket edeceği bu nedenle gerçekleri göremeyeceği ve sa-
vunmasına itibar edilmemesi gerektiği söylenmektedir. Peki, zaten sa-
nık ile avukatı arasında her zaman bir ilişki yok mudur? Bu ilişki aşk
olmasa dahi ücret ilişkisidir. Avukat, sanığı savunmak için sanıktan
ücret alan kişi değil midir? Ücreti karşılığı sanığı savunan avukatın
söylemine güvenilecek fakat sanığı sevdiği için savunan avukatın söy-
lemine itibar edilmeyecek midir?
Yeşilçam melodramlarında duruşmaya mağdur vekili olarak baş-
layan avukatın bir sonraki celseye sanık vekili olarak katılmasına da
rastlamak mümkündür. Bu mesajı hukuk güvencesi açısından özellik-
le değerlendirmek gerekir. Zira herkes bir yargılamaya avukatı ile baş-
ladığında ne olursa olsun avukatının yanında olacağını bilmelidir ve
bu inançla avukatına yargılamada lehine de aleyhine de olabilecek her
şeyi anlatmalıdır. Avukatı bu suretle elde ettiği bilgiden müvekkilinin
yararına olanları ayıklayarak yargılamada kullanır. Söz Müdafaanın
filminde geçen ve olaya örnek teşkil eden mahkeme sahnesi popüler
hukuk kültürü açısından avukatlara yeterince güvenilemeyeceği izle-
nimi yaratır:
3
Kamu adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku
yerine getirmek üzere mahkemeler katında suçları, sanıkları soruştu-
24
Friedman, 1989, p.14-15.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 338
ran, kamu adına adalet arayan kişidir savcı. Yeşilçam melodramlarında
ise savcı, adaletin halden anlamayan aktörüdür. Duruşmanın acımasız
karakteridir. Reel hukuk uygulamasında savcının sanıkla bir sorunu
yoktur, o yalnızca görevi gereği oradadır ve görevini yapmaktadır.
Görevini yaparken de işine duygularını karıştırması, sesini yükseltip
alçaltması, sanığa hakaret etmesi beklenmez. Savcının iddiayı oku-
makla yetinmesi gerekirken, izlenen filmlerde ayağa kalktığı, sanıkla
göz teması kurduğu, iddianameyi kişiselleştirdiği, iddiasını anlatırken
sanığı “Ana Hakkı Ödenmez” filminde “şeytan, kirli” gibi hakaret dolu
sözlerle itham ettiği, cübbesinin bol kolunu sallayarak, kendisine göre
zayıf konumdaki sanığı parmağıyla da işaret ettiği, savcı ile sanık ara-
sında duygusal bağ varsa savcının hakaret dolu ithamlarının dozunun
daha da arttığı görülür. Kelepçeli Melek filminde savcı Nazım’ın, eski
nişanlısı sanık Nevin’i “melek maskesine bürünmüş şeytan” ilan ede-
rek uzun bir konuşma yapması, bu örneklerin temsilcisi niteliğindedir.
Yeşilçam melodramlarında sanıklar hep suçsuz olunca savcılar da
hep suçsuzları bilmeden toplum yararını gözeterek itham ederler. Top-
lumu mikrop olarak addettikleri kötülerden temizlemek dışında bir
amaçları yoktur:
Savcı: Karşınızda boynu bükük duran bu adam cemiyet için bir mik-
roptur. Masum duruşuyla hislerinizi gıcıklamak, merhametinizi celp etmek
istiyor... (Avare-1964)
Hep erkektirler. Kadınlara bu görev yakıştırılmaz. Görevini her
şeyden üstün tutar. Kimseye acımaz. Yüreği sızlasa da vicdanı hep ya-
salardan yanadır:
Savcı Nazım: …Ama vazifesini yersiz merhametten daha üstün tutan,
bütün duygulardan daha kutsal addeden bir savcı olarak da yüreğim sızlasa
bile vicdanım sayın yargıçlar, karşınızda melek maskesine bürünmüş bir şey-
tan bulunuyor dememi emrediyor. (Kelepçeli Melek-1967)
En ağır cezaları ister. Mahkemenin merhamet göstermesinden
memnun olmaz:
Duruşma Savcısı: …Kendisinin yüksek merhamet ve müsamahanıza
hiçbir suretle layık olmadığı meydandadır. Bu bakımdan hakkında Türk Ceza
Kanunu’nun 451.maddesinin 2.fıkrasının tatbiki ile idamına karar verilmesini
talep ederim. (Ana Hakkı Ödenmez-1967)
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 339
Yeşilçam melodramlarında savcı adaletin devlet babasıdır. Dev-
let, hükmeden, vergi alan, cezalandıran otoritedir. Savcı bu otoriteyi
temsil eder. Bir başka bakış açısıyla idarenin yargıdaki temsilcisidir.
Yeşilçam’ın geleneksel, otoriter babaları gibi anlayışsız, merhametsiz,
iyi bildiği yolda kimseyi dinlemeyen, şefkat göstermeyendir.
Hükümden önce son sözü söyleyen de O’dur. Hâlbuki ceza usul
yasası son sözü sanığa verir. Son sözün savcıya verilmesi vurgusu po-
püler hukuk kültürü yönünden temel hak ve özgürlüklerin yeterince
güvende olmadığı algısını yaratabilir. Belki de bu algı nedeniyle hük-
mü veren mahkeme ve hâkimler olduğu halde beğenilmeyen kararlar
için hep savcılar suçlanır. “Savcı falancayı tutuklattı” ifadesi gerçeği
yansıtmayan fakat sık kullanılan bir popüler hukuk kültürü ürünü-
dür. Gerçekte tutuklama kararını veren savcı değil hâkimdir.
Savcı mütalaası sonrası hüküm kurulur, hazır bulunan sanığa
ve vekiline mütalaaya karşı diyecekleri sorulmaz. Savunma hakkı-
nın kısıtlandığı izleyicinin aklına gelir mi diye düşünülmez. Filmin
sonundaki mahkeme sahnesinde ise kurulan hüküm sanığı, sevenle-
rini ve izleyiciyi memnun edeceğinden hüküm mahkûmiyet de olsa
son sözün sanığa verilmemesi savunma hakkının kısıtlanması olarak
yorumlanmaz. Zira sanık karardan ve mütalaadan önce uzun yaşam
hikâyesini de içeren duygusal konuşmalar yapmıştır, derdini yeterin-
ce, hatta fazlasıyla anlatmıştır. Savcının mütalaası sonrası genellikle
karar verilirken bazen de duruşma bir başka güne ertelenir. Savunma-
ya bir diyeceği olup olmadığı, bir istemi olup olmadığı veya duruşma
bir başka güne ertelenecekse o zamana kadar toplanmasını istediği
bir delil olup olmadığı sorulmaz. Ceza usul hukuku, sanığın hukuku
olduğu halde savcının hukuku gibi işler.
3.
En çok konuşan savcı olduğu halde davanın kontrolü hâkimdedir.
Az konuşur, gerçekleri anlamaya çalışır, gerçek suçluya ya da suçlu
zannettiğine serttir, suç işlemekte meşru nedenleri olduğunu anladı-
ğında şefkatli ve bazen yasalar karşısında çaresizdir:
Hâkim: Vicdanımdan gelen sesi dinlersem seni yanıma çağırıp o temiz
yanaklarından öperek şöyle derdim: “suçsuzsun yavrum, suçsuzsun.”
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 340
Kazım: (Ayağa fırlayıp alkışlayarak) Yaşa Hâkim Bey.
Hâkim: Ama toplumun bana verdiği görevi yerine getirerek sana 2 yıl
ceza vermek zorundayım. (Bana Derler Fosforlu-1969)
Hâkim kendisini hukukun güvencesi ve hakkın garantisi olarak
görür. Katilin Kızı filminde fakir babadan kızının velayeti hukuk yolu
kullanılarak alınmaya çalışıldığında, hâkim küçük kıza sorar, kızın
dedesinin yanına gitmek istemediğini öğrenince:
Hâkim: Peki yavrum, peki kızım, sen dedenin yanına gitmek isteme-
dikten sonra sana kimse dokunamaz. (cümlesini bitirirken kararlı sert bir
ifade ile davacıya bakar, bu bakış “sana kimse dokunamaz” sözünün
güvencesinin “kendisi” dolayısıyla “hukuk” olduğu imasını içermek-
tedir) (Katilin Kızı-1964)
Fakirliği neden gösterilerek kızının velayetinin kendisinden alı-
nıp zengin davacı dedeye verilmesinin haksızlık olacağını vurgulayan
davalı Ayhan’a, Hâkim’in verdiği garanti hukuka olan güveni arttırır:
Hâkim: (Ayhan’a bakarak) Kimse hakkını elinden alamaz oğlum… (Ka-
tilin Kızı-1964)
Hâkim suçlu bildiğine karşı serttir. “Suçsuzluğu ispatlanmadıkça
herkes suçsuzdur” ilkesi Yeşilçam melodramları için geçerli değildir.
Hâkimler de hisleriyle hareket edebilirler. Davanın başında henüz de-
liller ortaya konulup doğruluğu ispatlanmadan sanığa suçluymuş gibi
sert bir üslupla sorular sorabilirler. Dava bitmeden, tanıklar dinlen-
meden kanaat açıkladığına da rastlanır. Böyle bir kanaat açıklaması
hâkimin reddi nedeni olması gerekirken, Yeşilçam melodramlarında
böyle bir duruma rastlanılmaz. Aşağıdaki replikte de görüleceği gibi
karanlık bir mekânda işlenen cinayetin zanlısı olarak hâkim karşısına
çıkan Kenan’ın katil olduğu konusunda hâkim peşin hükümlüdür:
Kenan: Silahım yok, ben öldürmedim. Bu kadarcık bir sebep yüzünden
kimse katil olmaz.
Hâkim: Ama sen oldun. Oturabilirsin. (Mahkeme üyeleriyle konuştuk-
tan sonra) Gereği düşünüldü. Sanık Kenan Sarvan’ın tahliye isteğinin red-
dine, görgü şahitlerinin celbine, duruşmanın 10.10.1964 günü saat on beşe
bırakılmasına oy birliğiyle karar verildi. (Suçsuz Firari-1966)
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 341
Mahkeme sahnesi izleyici bölümünden parmaklıklar ardında gös-
terilmeye başlanan düşünceli Sedat’ın görüntüsü ve aynı karede sav-
cının ithamı ile başlar:
Savcı: Karşınızda boynu bükük duran bu adam cemiyet için bir mik-
roptur. Masum duruşuyla hislerinizi gıcıklamak, merhametinizi celp etmek
istiyor. Aldanmayın ona… (Avare-1964)
Savcının veya davacı avukatının bu ağır sözleri, dinledikçe acı-
ma hissi artan film seyircisini rahatsız edinceye kadar devam eder.
Hâlbuki yargılamanın sanığın kimlik tespiti ile başlaması gerekir ki
sanığın, hakkında dava açılan kişi olduğunu mahkeme öncelikle tespit
edebilsin. Fakat film seyircisinin duruşmadaki sanığın hakkında dava
açılan kişi olduğunu biliyor oluşu ve filmin doksan dakikaya sığdırıl-
ması zorunluluğu da dikkate alındığında bu aşamanın bilinçli olarak
atlandığı kabul edilebilir. Bununla birlikte Söz Müdafaanın filminde
duruşmaya sanığın kimlik bilgilerinin tespiti ile başlanır. Burada da
asıl vurgulanmak istenen sanığın kimlik tespiti sırasında hiç evlen-
memiş olduğu halde bir çocuk sahibi olmasının hâkimde sanığa dair
oluşması istenen olumsuz önyargıdır. Seyircinin umutsuzluğu artırılır.
Hâkim açıklayıcıdır, elindeki cezalandırma yetkisini kullanma-
dan önce olayı anlamaya çalışır. Hukuku bilmeyen sanıklara açıklar.
Haklarını anlatır. Savcı ve avukat gibi sanığa hakaret etmez, ağır söz-
lerle küçük düşürmez, yüksek kürsünün arkasından alçakta oturan
sanığı ezmez. Büyüklüğün merhameti ondadır:
Hâkim: Cinayet bir suçtur kızım. Suçların en ağırıdır. Yalnız, insanları
bu suça iten nedenlere göre verilecek ceza değişir. Öldürdüğünüz malum. Bi-
zim öğrenmek istediğimiz, genç bir kızın eline silahı verip tetiği çektirmiş olan
hadiselerdir.Görünüşünüz mecbur kalmadan bir cana kıyacak kanlı bir katil
görünüşü değil…. (Kelepçeli Melek-1967)
Davanın kontrolü de hâkimdedir. Yargılamaya müdahale edilme-
sinden hoşlanmaz. Müdahale edeni ikaz etme fırsatını hiç atlamaz.
Savcıyı, avukatı, sanığı, izleyiciyi müdahalesini gördüğü herkesi uya-
rır. Burada aslında duruşmanın kontrolünü kaybetmemek kaygısı var-
ken, dışarıya da ben davanın her şeyine egemenim, kimseden emir
ve talimat almam mesajı ve güveni verilir. Ancak bazen duruşmanın
taraflar arasında karşılıklı diyaloga dönüşmesine müdahale etmeye-
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 342
rek mahkeme salonundaki izleyiciler gibi sessiz kalması hâkimin du-
ruşmanın hâkimiyetine sahip oluşuna tezattır. Bu tezatlığın yaşandığı
sahnelerde hâkim, tarafları susturursa olay aydınlığa kavuşamayacak-
mış düşüncesiyle susturulur. Adeta olay mahkeme sürecine gelinceye
kadar hiç polis/jandarma soruşturmasından geçmemiş, sanık sorgu-
lanmamış, delil toplanmamış, olayın hemen ardından sanığın mahke-
me salonunda iki yanında duran jandarma erleri tarafından yakalanıp
getirilmiş ve sanık sandalyesine oturtulmuştur. Olayın düğümünü
çözecek tek şey, hâkimin önündeki dava dosyası değil de taraflar ara-
sındaki diyaloglardır. Bu durumda da hâkime susma görevi düşer.
Hâkimler ve savcılar sanki yalnızca o duruşma için bir araya gelmiş
yabancılar gibidirler. Hâlbuki gerçekte yıllarca aynı ortamda çalışırlar,
lojmanlarda birlikte otururlar, çocukları arkadaştır, aynı okula gider-
ler, belki geçmişte aynı yerlerde çalışmışlardır… Yani birbirlerini çok
iyi tanırlar.
25
Fakat hiçbir filmde savcı ile hâkimin geçmişten tanışıklığı
vurgulanmaz. Bu gerçek Yeşilçam melodramlarında gösterilmez.
3
Reel hukukta suç şüphesi üzerine başlayan soruşturmanın, suçun
ve suçlunun delilleriyle ortaya konulması halinde yargılama aşama-
sının (mahkemenin) başlaması ve genellikle kapsamlı bir soruşturma
sonucu açılmış ceza yargılamasının sanık veya sanıkların cezalandı-
rılması ile sonuçlanması beklenir. Kapsamlı bir soruşturma ile başla-
yan ceza yargılamasında mahkûmiyet esastır. Beraat ise ancak soruş-
turma aşamasından sonra ortaya çıkan sanığın atılı suçu işlemediğini
gösteren deliller veya suçun unsurları itibari oluşmadığının tespiti ha-
linde mümkündür. Fakat Yeşilçam melodramlarında sanığın atılı suçu
işlediğini seyirci bilir. Buna rağmen seyircinin beklentisi sanığın ceza
almaması veya az ceza alması yönündedir. Neden? Çünkü sanığın atılı
suçu işlemekte haklı nedenleri vardır. Kim olsa o şartlarda o suçu iş-
ler. Böyle sunulur. Sanık da aynı düşüncede olduğundan mağrurdur,
kendini savunmaya dahi gerek görmez, ceza verilecekse de verilsin, o
üzerine düşeni yapmıştır:
25
Türk hukukuna ilişkin Avrupa Birliği yetkililerinin tavsiye raporlarında da
savcıların sürekli aynı mahkemede görev yapmaları, hâkimlerle aynı kürsüde
oturmaları, yakın ilişki içinde olmaları eleştirilmektedir.
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 343
Hâkim: Kendini savunmayacak mısın?
Sanık Kemal: (Bilmediğiniz çok şey var der gibi hafif bir tebessümle)
Savcı bey her şeyi anlattılar. İlave edeceğim bir şey yok.
Hâkim: Eğer istersen davayı talik edip sana bir avukat tayin ede-
biliriz.
Sanık Kemal: (Hafif bir tebessümle) Sizden sadece bir an önce idamımı
rica ederim efendim. (Mahkûm-1973)
Aslında bu kabulleniş, tersten okunduğunda bir çeşit reddediştir
ve aynı zamanda bir acındırmadır, fakat hedef mahkeme heyeti değil-
dir. Hedef, aşamalarda gerçekleri öğrenmiş film seyircisidir. Bu şekil-
de yükselen gerilim ve hüzün mutlu son beklentisini iyice artırır.
Sanıklar bazen de fedakâr ebeveynlerdir. Çocukları için yaptıkla-
rı fedakârlıklar izleyici tarafından bilinir de çocukları bilmez. Çünkü
ölümü göze alırlar ancak çocuklarına acı gerçeği söylemezler. Anneler
genç kızlarını kandırmaya çalışan kötü niyetli kişiyi öldürürler (Ka-
tiller De Ağlar-1966). Anneler çocuklarının tedavisi için para gerek-
tiğinde, kocalarında gözü olan zengin kadın kocalarıyla evlenebilsin
ve çocuğunu tedavi ettirebilsin diye kendini randevu evinde bastır-
tır, bu suretle kötü kadın damgasını üstlenip kocasının kendisinden
nefretle boşanmasını sağlarlar ve sonrasında gelişen olaylar sonunda
başına siyah başörtüsü takmış ve gözleri yere bakan bir sanık olarak
hâkimin karşısına çıkarlar. (Ana Hakkı Ödenmez-1968). Bu gerçekleri
bir film seyircisi bir de hiçbir şeyi anlatmayacağına yemin ettirilmiş
iyi ve yaşlı biri bilir. Böyle fedakâr insanları da yargılamak adil midir?
Filmin kurgusunda cevabın “hayır” olması hedeflenir. Babalar da an-
neler gibidir, işlemedikleri suçu karılarının ve çocuklarının mutluluğu
için üzerlerine alırlar. Mahkemede gerçeği anlatma gereği duymazlar.
Yatarlar yüce mahkeme ne kadar takdir ederse. Yeşilçam melodramla-
rında “sükût ikrardan gelmez”. Susan sanık filmin sonunda suçsuzlu-
ğu anlaşılacak kişidir.
Yeşilçam melodramlarında sevgililer de fazlasıyla fedakârdır. Ye-
şilçam melodramlarında, onlar için de bol miktarda mahkeme kuru-
lur. Belki de en fazla mahkeme sahnesi onlar için kurulur. En ilginç
diyalog Seven Ne Yapmaz (1970) filminde geçer. Burada iki sevgili ci-
nayeti üstlenmek konusunda birbirleriyle yarışırlar, hâkimin nefsi mü-
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 344
dafaa hatırlatması da fayda etmez. En ağır ceza ile cezalandırılmayı
sevgilerinin gücünün delili olarak görürler. Adeta idamlarına karar
verilse daha mutlu olacaklardır, çünkü aşk için daha yüce delil ola-
maz. Hâkimin de bu anlamsız mücadeleye destek vermesi film izleyi-
cisinde “suç üstlenmeyi” meşrulaştırır.
Cemiyet yararı için sanığın cezalandırılması gerekir iddiasına
karşılık gerçek suçlu sanık değil, toplumdur savunması yapılır ve ade-
ta mahkemenin varlık amacı sorgulanır:
Sanık Avukatı:…Bu kutsal müessese niçin kurulmuştur. Sayın yargıç-
ların görevi yalnız ceza dağıtmak mıdır? Ayağı kaymış insanlar uçuruma mı
yuvarlansın? Onları kim kurtaracak? İyi insan olarak topluma kim iade ede-
cek? (Avare-1964)
Gelir dağılımı dengesizliğinin oluşturduğu çelişkilere, sosyal-sı-
nıfsal adaletsizliklere gelir dağılımı dengesizliğinin yaşandığı ülkeler-
de ve zamanlarda yapılan filmlerde de dikkat çekilmesi, gelir dağılımı
dengesizliklerini gidermede etkili olmuş mudur acaba? Yoksa suçu
mu artırmıştır? Asıl suçlu toplum olunca sanığın da cezalandırılma-
ması istenir. Sanığın, o suçlu olarak tanımlanan topluma kazandırıl-
ması istemi ise çelişki oluşturur:
Sanıklar ne yaparlarsa yapsınlar namuslarına laf söyletmezler.
Randevu evinde çalışıyor da olabilirler, oranın işletmecisi de olabilir-
ler, ama “iffet”lerini korumuşlardır. Cinayet de işleyebilirler, hırsızlık
da yapabilirler ama onlar hep “namuslu”durlar:
Avukat Doğan: … Bununla beraber namus ve iffetini canı pahasına
sonuna kadar korumuş, göğsüne dayanmış silahın namlusu karşısında kılını
bile kıpırdatmamış, ölüme meydan okuyarak yinede bir ırz düşmanına boyun
eğmemiştir… (Söz Müdafaanın-1970)
Son pişmanlığa pek rastlanılmaz. Çünkü sanık pişman olacak bir
şey yapmamıştır. İnsan öldürmüştür, o kadar. “O öldürülmeyi hak et-
mişti” mesajı film boyunca verilir. Fakat kötü insanlar ölürler, ölme-
mişlerse de pişman olurlar. Ekmekçi Kadın (1965) filminde Nazmi’nin
pişman olması gibi. Pişmandır çünkü artık hasta kızı ölmüştür:
İncelenen filmlerde seyirciye kanunlara aykırı bir durumla karşı-
laştığında resmi mercilere müracaat etmesi gerektiği mesajı verilmez.
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 345
Hatta resmi makamlara müracaat acizlik olarak dahi gösterilir. Güçlü
adam sorunlarla kendi bildiği yöntemle ve tek başına mücadele eder.
Cezası varsa da çekmeye razıdır.
3
Kâtip mahkemenin asli süjelerindendir. Görevi duruşmadaki tüm
konuşmaları tutanağa yazmaktır. O tutanak duruşma sonunda kâtip
ve hâkimlerce imzalanır ve asla yanlışlığı iddia edilemez. Ancak ger-
çeği yansıtmıyorsa sahteliği iddia edilebilir. Bu tutanaklara dayanı-
larak dosyalar elden geçirilir, temyiz incelemesinde bu tutanakta yer
alan ifadeler dikkate alınır ve hükmün doğru olup olmadığına ilişkin
bir kanaate varılır. Bu denli önemli görevi olan kâtip, mahkeme sah-
nelerinde yüzüne kamera değmeyen tek süjedir. Yargılamanın tarafla-
rını duruşmaya çağıran mübaşir görülür, sesi duyulur ama kâtip adeta
yoktur. Sadece “Seven Ne Yapmaz” filminde sanığın yaptığı duygusal
savunmayı onaylayan üzüntülü yüz ifadesiyle bir kez kâtip gösterilir.
Bazen hâkim repliğinde adı geçer: “yaz kızım”. Bu “yaz kızım” replik-
leri nedeniyle erkeklerin hemşire olamayacakları gibi kâtip de olama-
yacakları inancı oldukça yaygındır. Hâlbuki mahkeme kalemlerine gi-
dildiğinde görülür ki erkek kâtipler kadın kâtiplerden daha çoktur. Bu
da Yeşilçam’ın cins ayrımcılığının mesleki alana yansımasıdır. Hâkim
erkek olur, mübaşir erkek olur, kâtip kadın olur.
3
Yeşilçam melodramlarında yer alan mahkeme sahnelerinde di-
yaloglar genellikle hâkim-sanık, savcı-sanık, avukat-savcı, avukat- sanık şeklinde kurgulanmıştır. Bu filmlerde tanıkların asıl görevi
yargılamanın sonunda ortaya çıkıp gerçekleri anlatmaktır. Hemen
tüm filmlerde son dakika tanıklarına rastlanır. Gerçeğin son dakika
tanığının ifadesiyle ortaya çıkması, gerilimin zirvede olduğu anda
çözülme yaratır:
Savcı: …Türk Ceza Kanunları gereğince idamını talep ediyorum.
Zeynep: (Haykırarak ayağa kalkar) Hayır, hayır yapamazsınız, idam ede-
mezsiniz onu!
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 346
Selma: Anne.
Zeynep: Evet kızım asamazlar çünkü katil benim… (Gönülden Yaralı-
lar-1973)
Yukarıda vurgulandığı gibi son dakika tanıkları Yeşilçam melod-
ramları mahkeme sahnelerinin vazgeçilmezidir denilebilir. Bu son da-
kika tanıkları “durunnn…” sözüyle konuşmaya başlarlar ve bu sözü
duyan ve o ana kadar nefesini tutmuş film seyircisi hep birlikte nefe-
sini bırakır:
Arzu: (Ayağa fırlayıp bağırarak) Durun katil benim…(Katiller De Ağ-
lar-1966)
Son dakika tanıklarının beyanları ile hükümler kurulur. Bu tanık-
ların söylediklerinin doğruluğu araştırılmaz, beyanlar değerlendiril-
mek üzere dosya hükümden önce incelenmeye alınmaz. Son dakika
tanıkları hep doğruyu söylerler.
3
Yeşilçam melodramlarında izleyicinin görevi bazen şaşırmak,
bazen mahkemenin kararına alkış tutarak onay vermektir. Bazen de
izleyiciler, yargılama esnasında sanığa, tanığa, savcıya, hâkime mü-
dahale ederler. Davaya müdahale eden duruşma salonundaki izleyici,
film seyircisinin yapmak istediğini yapar. Bu müdahil izleyici aslında
tüm gerçekleri bilen ama bir nedenle konuşamayan, son anda engelle-
ri kalkıp gerçekleri açıklayacak olan kişidir.
Film seyircisinin bir buçuk saate yakın süreyle ayrılanlar kavuş-
sun, kötüler cezalandırılsın ya da cezalarını bulsun, yanlış anlamalar
giderilsin beklentisi hâkimin kararıyla karşılanır. Bu esnada muhte-
melen film seyircisi sinema salonunda da kararı alkışlıyordur, duruş-
ma salonundaki izleyici gibi. Bu alkış hükme kamuoyu vicdanında
meşruiyet kazandırır:
Osman: (Ağlayarak) Buda mı gol değil adaletine insanlığına kurban ola-
yım Hâkim Bey, Bu da mı gol değil?
Hâkim: (Elindeki dosyanın kapağını kapatırken elini masaya vurarak
yüksek sesle) Gool!
(Seyirciden alkış gelir, Filiz ile Osman sarılırlar, Mutlu son) (Şakayla Ka-
rışık-1965)
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 347
4.ADALET
4.1.Haklı-Güçlü Çatışması
1960-1975 dönemi Yeşilçam melodramlarında genellikle köylü-
kentli veya köylü-ağa çatışmasına rastlanılmaz. Bu döneme gelinceye
kadar kırdan kente göçün artmasıyla kent nüfusun kır nüfusundan
fazla hale gelmesi, film senaryolarında da şehir yaşamının popülerleş-
tirilmesine ve kent yaşamını anlatan film yapımlarına ağırlık verilme-
sine neden olur. Kentli karakterler arasında geçen uyuşmazlıklara yer
verilir. Fakir-zengin çatışması işlenir. İncelenen filmlerde mahkemede
hak arayan zengin veya toplumdaki konumu itibariyle güçlü kişiye hiç
rastlanılmaz. Onlar şayet haklılarsa haklarını mahkeme dışı yollarla
alırlar. Şayet mahkemeye gitmişlerse kesin haksızdırlar ve yargılama
makamını kötülüklerine alet etmek istemektedirler.
Filmin sonunda hukuk mücadelesini kazanan hep fakir olur. Zen-
gin kazanmışsa geleneksel yaşantı süren bir zengindir ve kimseye kö-
tülüğü dokunmamıştır. İzlenen filmlerin yapıldıkları dönemin yaygın
siyasal algılamasına uygun şekilde, fakat her zaman gerçek olması
mümkün değilken, fakir ve/veya cahil kişinin zenginle hukuk mü-
cadelesine girişmesi durumunda her daim fakir/cahil olandan yana
tavır alınması, haklılık kavramına başka bir anlam daha yüklemek-
tedir. Bu anlam esasında Yeşilçam melodramlarında zenginliğin meş-
ruluğunu sorgular. Bu şekilde oluşturulan popüler hukuk kültürü-
nün, adalet kavramına yüklenen anlam açısından tehlike barındırdığı
söylenebilir. Zira haklı olmakla güçlü-zengin veya fakir olmak farklı
kavramlardır. Güçlü her zaman haksız, haklı her zaman fakir olamaz.
Tersten bir bakış açısıyla melodram filmlerinin istisnaları gösterdiği
varsayılırsa bu filmlerde zengin-güçlünün hep haksız çıkması gerçek
yaşamda hep haklı çıktıkları şeklinde de yorumlanabilir. Bu da popü-
ler hukuk kültürüne yargı hep zenginin-güçlünün yanındadır mesa-
jını iletir. Zira zengin-güçlü kişiler çok sayıda ve bilgili, daha eğitimli
avukatları tutabilmekte, en kaliteli hukuk hizmetini satın alabilmek-
tedirler. Bu vurguya birçok filmin mahkeme dışı diyaloglarında rast-
lanır. Örneğin Katilin Kızı filminde fabrikatör Hulusi Bey torununun
velayetini alabilmek için en iyi avukatları tutmuştur. Böylece oluştu-
rulan algı günümüzde zaman zaman medyaya yansıyan, toplumda
zenginliğiyle, sanatıyla, yeteneğiyle, ilmiyle, devlet memuriyetinde
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 348
üstlendikleri görevlerle ön plana çıkmış insanların, yargı kararı ile sa-
bitleşen haklılıkları eleştirilmekte karar üzerinde şüphe uyandırıcı ya-
yınlar yapılabilmektedir. Çünkü zenginin-güçlünün haksız olmasının
normal olduğu, haklı çıkmasının anormal olduğu algısı yaratılmıştır.
4
İncelenen filmlerde kadın, geleneksel değerler içinde görülmek is-
tenen yerde seyirciye sunulmuştur. O, erkeğin(in) namusu, fedakâr eş ve fedakâr annedir. Bu sıfatlarla, bu değerleri korumak için suç işleye-
bilir ve bu meşru kabul edilir:
“Kadınlar tarih boyunca erkeklerin birbirleriyle mücadelelerinin aracı ve
alanı olmuştur. Namus, bir erkeğin kadınla ilişkisini düzenleyen bir unsur ol-
maktan ziyade bir erkeğin diğer bir erkekle ilişkisini düzenleyen bir unsurdur.
Zira kadın, erkeğin rakibi ya da muhatabı olarak görülmez. Erkeğin rakibi an-
cak bir başka erkek olabilir ve bu mücadelede namus, meta olan kadının sıfatı-
dır. Bir başka erkek tarafından sahip olunup olunmadığının ifadesidir.”
26
Görüldüğü üzere, kadının erkekler arasındaki iletişimde “namus
sorunu” haline getirilip meta olarak kullanılması, ataerkil Türk top-
lumunun belirgin bir özelliğidir ve bu özellik, filmlere de yansımıştır.
İncelenen filmlerde kadın ya erkeğin namusu olarak uğrunda cinayet
bile işlenebilecek meta ya da bu yüklenimi sorgulamaksızın kabul
eden (ve bu kabulle namuslu addedilen) kadının, erkeğinin namusu-
na, onuruna, şerefine gölge düşürmemek için suç işlemesinin haklı ve
meşru olduğu düşüncesi seyirciye iletilmek istenmiştir.
Yukarıdaki filmlerde anlatılan tüm kadın karakterler, edilgen
özelliğe sahiptir. Hep susar, kendini haklı çıkarmak için çabalamaz.
Başkası için suç işler. Sanki beyaz atlı prensini bekleyen genç kız misa-
li birisinin kendisi için bir şeyler yaparak haklılığını ortaya çıkarması-
nı sabırla bekler gibidir.
İzlenen filmlerde kadın hâkim, kadın savcı karakterleri yoktur. Bu
meslekler kadına yakıştırılmaz. Yirmiye yakın avukat karakter içinde
yalnızca Avare (1964) filminde sanığın çocukluk aşkı olan Selma aynı
zamanda avukattır. O da işine aşkını karıştırmakla itham edilir. Erkek
26
Dönmez, İ.H. (2009). Cumhuriyet İmkânsız Aşka Karşı. [Yayınlanmamış Bildiri],
Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genç Bilim Adamları Sempozyumu,
Ankara.
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 349
karakter (hâkim, savcı, avukat) mesleğini her türlü duygudan üstün
tuttuğunu söylemekte sakınca görmezken, kadın hukukçu karakter
sanığı sevdiğini söylemeyi tercih eder.
4
Namus için işlenen cinayetler, kendince kutsal amaç uğruna ya-
pılan hırsızlıklar, dolandırıcılıklar, fedakârlıklar, hak mücadeleleri ve elbette kaçınılmaz durak mahkeme salonudur.
Her ne sebeple olursa olsun bir suç işleniyorsa filmin herhangi bir
yerinde seyirci, suçla birlikte kararan ekranda açılan ışıklarla kendi-
ni mahkeme salonunda bulur. Mahkeme heyetinin oturduğu yüksek
kürsünün tam karşısında sanık, üzerine ellerini koyduğu ahşap par-
maklıkların ardında oturmaktadır. Sanığın arkasında ise salon dışına
taşacak kadar kalabalık izleyici grubu. Kalabalık izleyici grubunun
varlığı, duruşmanın kamu vicdanında gerçekleştiği mesajını iletir.
Duruşmada suçun niteliğine göre tek hâkim veya üç hâkimden
oluşan ağır ceza heyeti vardır. Ağır ceza heyetinin başkan haricinde-
ki üyeleri, başkanın nadiren kendilerine dönerek baş işaretiyle onay
aldığı sessiz karakterlerdir. Hâkim ise yargılanan suça ve sanığın ey-
leminin kamu vicdanında meşru addedilmesine göre babacan ve şef-
katlidir. Sanığın konuşmasını sağlamak için “oğlum/kızım” şeklinde
hitaplar kullanır. Suçun altında yatan gerçek nedeni öğrendiğinde ka-
nun ile vicdanı arasında kalır ama zoraki de olsa kanunu tercih eder.
Aslında hâkimin edilgen bir rolü vardır. Olaylar kendiliğinden çözü-
lüverir ve hâkim de sanığın uzun trajik hayat hikâyesini sözünü hiç
kesmeden dinleyerek katkıda bulunur.
Mahkeme sahnesine kadar düğümlenen olaylar, mahkeme salo-
nunda çözüme kavuşur. Özellikle de sanık için seyircinin tam da her
şeyin bittiğini düşündüğü anda aniden salona giren veya salondaki
izleyiciler arasından ayağa kalkarak konuşmaya başlayan tanık, sanı-
ğın masumiyetini ispatlayarak suçu masumlaştırır ve olayı aydınlığa
çıkarır. Duruşma sonrasında yaşanan dramatik sahneler, seyircinin
yaşadığı heyecanı ve yoğun duygu coşkusunu zirveye taşır. Çünkü ar-
tık suçlar meşrulaştırılmış, sevgililer kavuşmuş, çocuklar annelerine
ilk kez sarılmıştır. Yanlış anlamalar giderilmiş, iyiler kazanmıştır. Çö-
züm yeri işlevini yerine getirmiştir.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 350
4
Duruşmalarda eylemine kamu vicdanında meşruiyet atfedilen
suçlu için uygulanabilir hafifletici yasa maddeleri varken, adaleti ya-
nıltan kötüler, toplumun namus normlarına uygun şekilde yaşamayan
kadınlar ve kötülerin kötülükleri nedeniyle de olsa namusu kirlenen
kadınlar için, ilahi adalet yerini bulur ki bu da genelde ölüm olur.
Böylece kötü, namussuz, namusu kirletilmiş insanlar filmin sonunda
filmin kahramanlarının hayatından ilelebet çıkartılırlar. Filmde söy-
lendiği gibi:
“Allah’ın adaleti tecelli edecek(tir).”(Ekmekçi Kadın-1965)
Sanığın az ceza alması ya da hiç ceza almaması, izleyicide sevinç
yaratır. Mahkeme salonunda sarılmalar gözlenir. Mahkemede iyiler
için adalet vardır:
Kötüler suçlarını itiraf ederler fakat kötüleri bekleyen yaygın son
ölümdür. Böylece kötüler için ilahi adalet yerini bulur.
S
Friedman tarafından hukuk kültürü; bir toplumdaki insanların
hukuk konusunda sahip olduğu fikirler, değerler, davranışlar olarak
tanımlanır ve hukuk kültürünü reel hukuk kültürü, popüler hukuk
kültürü olmak üzere ikiye ayrılır. Reel hukuk kültürü, hukukçuların
hukuka dair kültürüdür. Popüler hukuk kültürü ise hukukçu olmayan-
ların hukuka dair kültürüdür. Friedman hukuk kültürünü bu şekilde
ikili bir ayrıma tabi tutmuştur ancak hukukçuların da hukukçuluğu
meslek edinmeden önce diğer gruba dâhil oldukları unutulmamalıdır.
Bu suretle reel hukuk kültürünün öncesi popüler hukuk kültürü oldu-
ğundan reel hukuk kültürünün de popüler hukuk kültürü temelinde
yükseldiği söylenebilir. Friedman’ın hukuk kültürü tanımı ve popüler
hukuk kültürü ile ilgili açıklamalarından yola çıkarak popüler hukuk
kültürü şu şekilde tanımlanabilir:
“Toplumdaki bireylerin bizzat muhatap olarak veya muhatap olanlardan
dinleyerek, roman, sinema filmleri, gazete, TV programı, internet gibi kitle
iletişim araçları aracılığıyla hukuk kurumları ve uygulamalarına ilişkin kendi-
lerine aktarılan her tür ileti sonucunda edindikleri hukuk bilgisidir.”
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 351
İncelenen filmlerin vizyona girdiği 1960’lı yıllardan kısa süre önce
hukuk alanında radikal bir dönüşüm yaşamış Türkiye Cumhuriye-
tinde, hukukun muhatabı olan halk, dönüşümün gerçekleştiği 1920’li
yıllardan 1960’lı yıllara kadar kitle iletişim araçları henüz yeterince
yaygınlaşmadığından yeni hukuku muhatabı olmadıkça veya muhata-
bı olanlardan dinlemedikçe öğrenebilme olanağı bulamamıştır. 1960’lı
yıllar melodramlarında yer alan mahkeme sahneleri ise halkın mah-
keme ile ve yeni hukukla ilk tanışması olmuştur. Halk ilk kez hâkimi,
savcıyı, avukatı mesleğini icra ederken görme olanağı yakalamıştır.
Yeni hukukun uygulanmasını da Yeşilçam filmlerinde görmüştür.
Friedman’ın popüler hukuk kültürünün oluşumunda ikinci etken ola-
rak gördüğü kitle iletişim araçlarıyla sunulan mesajlar burada kendini
göstermiştir. Yukarıda ayrıntısıyla değinildiği gibi Yeşilçam mahke-
me sahnelerinin popüler hukuk kültürünün oluşması doğrultusunda
verdiği mesajlar gerçeği yansıtmaktan öte melodramın özelliklerini
içeren kurgulardır.
Friedman, hukuk kültürünü müdahaleci bir değişkenlik olarak
açıklar. Yeni icatların yarattığı gereksinim, hukuku değiştirir. Bu etki,
tıpkı bir kimyasal reaksiyon gibidir. Toplumdaki değişmeler yeni ku-
rallar yaratır. Ancak Türkiye’de kurallar toplumu değiştirmeyi amaç-
lamıştır. Diğer ülkelerden iktibas edilen hukuk sistemiyle toplum Ba-
tılı değerlere adapte edilmek istenmiştir. Her ne kadar cumhuriyet
dönemi başlangıcında yeni hukuk sisteminin kurucuları, Türk toplu-
munun kültürüne uygun ülkelerin hukukunu iktibas ettiklerini söyle-
seler de bunu kabullenme ve uygulama aşamasında yaşanan sorunlar,
söylemler doğrulamamaktadır. Yani Türkiye’de kültür, hukuku oluş-
turmamış, hukukun kültürü oluşturması beklenmiştir.
İdeal olan, reel hukukun kitle iletişim araçlarıyla doğru yansıtıl-
masıdır. Bu kapsamda ideal reel hukuk iletisi, filmi izleyen ve hukuk-
çu olmayan bireyin gerçek yaşamda mahkemeye gittiğinde karışılaca-
ğı ortamın ve yargılama usulünün, suç ve adalete ilişkin reel hukukun
kabul ettiği mesajların yansıtılmasıdır. Başka bir ifadeyle, Türk mah-
kemesinde tanık olarak dinlenecek kişinin yemin ederken Amerikan
filmlerinde olduğu gibi sağ elini havaya kaldırmak zorunda olmadığı-
nı bilmesidir. Adalet kavramı da tanımlanması ve toplumsal yaşam-
da öğrenilmesi zor bir kavramdır. Çoğu insan kişisel çıkarlarını hak
zanneder. Hâlbuki adalet, bireyin çıkarına uygun olan değildir. Her
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 352
bir bireyin aynı durumda ortak çıkarına hizmet edendir. Böyle olunca
mahkeme sahneleri ve adalet kavramını işleyen filmler bu anlamda
doğru sunumu yaparsa izleyicide çıkarına uygun olan her şeyin adalet
olmadığı algısı ve kültürü oluşur. İdama mahkûm edildiğinde Sok-
rates, kendisini kaçırarak kurtarmak isteyen öğrencilerine “Ben yaşa-
mım boyunca yasaların adil olmadığını ancak uymak gerektiğini söy-
ledim. Şimdi kaçarsam yaşamım boyunca savunduklarımı reddetmiş
olurum.” diyerek yasallık vurgusu yapmıştır. Hâlbuki incelediğimiz
filmlerde haksızlıkla karşılaşan kişiler yasalara uyma kaygısı taşımak-
sızın suç işlemektedirler. Filmlerde suça meşruiyet kazandırılmaya ça-
lışılan ve toplumsal çelişkiler ve haksızlıklar anlatılırken kullanılan
bir dil yerine her durumda yasalara mutlaka uymak gerektiği fikri
verilseydi çok daha farklı popüler hukuk kültürüne sahip bir toplum
oluşurdu ve oluşan bu toplumun bireyleri sorunlarını her zaman hu-
kuksal yöntemlerle çözmek alışkanlığını geliştirirdi. Pozitif hukukun
yetersiz kaldığı ve adaleti gerçekleştiremediği olgular da daha açık
bir zihinle tespit edilir ve bu sorunların yasal yöntemle giderilmesine
dair güçlü toplumsal talep doğardı. Böyle popüler hukuk kültürüne
sahip bireyler her işlem ve eylemlerinde hukuka uygunluğu ararlardı.
Böylece toplum bir taraftan eğlendirilirken, diğer taraftan sinema bir
eğitim aracı olarak işlev görürdü. Ancak filmlerin kurgu (bazen bilim
kurgu) oldukları ve reeli yansıtmak zorunda olmadıkları da unutul-
mamalıdır.
Friedman, filmlerde yer alan mahkeme sahnelerinin oluşturduğu
popüler hukuk kültürünün reel hukuka yönelik eleştiri ve değişim
talebini doğurup doğurmadığı, gerçeği mi yansıttığı yoksa kurgudan
ibaret mi olduğu konusunda yaptığı sorgulamada bu mahkeme sah-
nelerinin kurgudan ibaret olduğunu ve böyle değerlendirilmesi gerek-
tiğini söylemektedir. Filmlerde yer alan mahkeme sahnelerinde reel
hukuka ilişkin bir değişim talebinden ziyade toplumda yaşanan de-
ğişimlerin filmlerde yansıtıldığını belirtmekte buna örnek olarak da
L.A.Law dizisindeki çok kültürlülüğü yansıtan avukat karakterlerini
göstermektedir. Türk sinemasında yaşanılan mali sıkıntılar, senar-
yoların hazırlanma süreci düşünüldüğünde bu filmlerin reel hukuka
yönelik eleştiri ve değişim talebini doğurduğuna yönelik bir çıkarım
yapmak mümkün değildir. Elbette ki filmlerin bu amaca hizmet etme
zorunlulukları da yoktur. Zira kurgudan ibarettirler ve Friedman’ın
TBB Dergisi 2014 (112) Emine BALCI 353
da belirttiği gibi program yapımcı ve yazarlarına ne yapmaları gerek-
tiği söylenmemelidir. Yapımcı ve yazarların kendi ideolojilerini yan-
sıtmak istemeleri en doğal haklarıdır. Ancak, görülmektedir ki Türk
sinemasında asıl amaç, filmden para kazanmaktır. Topluma mesaj ver-
mek kaygısı güdülmemiştir.
KAYNAKLAR
Abisel N. (1997). “Bir Dünya Nasıl Kurulur: Popüler Türk Filmlerinde Anlatı Yapısı
Üzerine”. Der.:Seçil Büker, Sinema Yazıları , Ankara: Doruk Yayınları.
Acar A. (Winter 2006). “The Concept Of Legal Culture With Particular Attention to
The Turkish Case [Hukuk Kültürü Kavramı]”, Ankara Law Review, Vol.3, No.2,
p.143-153.
Arslan S. (2005). Melodram, İstanbul: L&M Yayınları.
Bilsel C. (1944). “Heyecan, İnan ve İnkılâp Adamı Mahmut Esat”. Adliye Dergisi 1944
yılı 1. sayısına ek Mahmut Esat Bozkurt Nüshası, 48-50.
Cotterrell R. (1989). The Politics of Jurispuridence, A Critical Introduction to Legal
Philosphy. London.
Dönmez İ.H. (2009). Cumhuriyet İmkânsız Aşka Karşı. [Yayınlanmamış Bildiri], Gazi
Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Genç Bilim Adamları Sempozyumu, An-
kara.
Dönmezer S., Erman, S. (1985). Ceza Hukuku (9. bs.). Cilt 1, İstanbul: Filiz Kitapevi.
Friedman M. L. (1989). “Law, Lawyers and Popular Culture [Hukuk, Hukukçu-
lar ve Popüler Kültür]”. Yale Law Journal, Volume 98, No:8, 1579-1613, Erişim:
27.05.2009, http://tarlton.law.utexas.edu/lpop/etext/friedman.htm
Friedman M.L. (1997). “The Concept of Legal Culture: A Reply [Hukuk Kültürü Kav-
ramı]”. Ed.David Nelken, Comparing Legal Cultures, 58-88.
Gökçe N. (2008). Türk Sinemasının Mali Yapısı Ve Sorunları. Kültür ve Turizm Bakan-
lığı Uzmanlık Tezi, Ankara.
İnanoğlu T. (2004). 5555 Afişle Türk Sineması. İstanbul: Kabalcı Yayınevi.
Kırel S. (2005). Yeşilçam Öykü Sineması. İstanbul: Babil Yayınları.
Macaulay S. (1989). “Populer Legal Culture: An Introduction[Popüler Hukuk Kültürü:
Giriş]”. The Yale Law Journal, Volume 98, Number 8, 1545-1558, Erişim:15.06.2009,
http://www.jstor.org/stable/796604
Nelken D. (2004). “Using The Concept Of Legal Culture [Hukuk Kültürü Kavramı]”,
Fortcoming In The Australian Journal of Legal Philosophy, 58-88.
Önder A. (1992). Ceza Hukuku Dersleri. İstanbul: Filiz Kitabevi.
Özön N. (1995). Karagözden Sinemaya Türk Sineması ve Sorunları. Cilt 1, Ankara:
Kitle Yayınları.
Yeİilçam‘dan Popüler Hukuk Kültürüne Mesajlar 354
Papke D. R. (2009). “Conventional Wisdom: The Courtroom Trial in American Popu-
lar Culture [Konvansiyonel Akıl: Amerikan Yargılamasında Popüler Kültür]”.
Erişim: 16.03.2009, 471-494, http://tarlton.law.utexas.edu/Ipop/etext/papkecon-
vent.html
Tunalı D. (2006). Batıdan Doğuya Hollywood’dan Yeşilçam’a Melodram. Ankara: Tur-
maks Yayıncılık.
Üçok C., Mumcu, A. (1987). Türk Hukuk Tarihi. Ankara: Savaş Yayınları.
FİLMLER
Arzu Film (Yapımcı); Tünaş, Erdoğan (Senarist) ve Aksoy, Orhan (Yönetmen), 1970,
Seven Ne Yapmaz [Film], Türkiye.
Duygu Film (Yapımcı); Oran, Bülent (Senarist) ve Erakalın, Ülkü (Yönetmen), 1966,
Katiller de Ağlar [Film], Türkiye.
Er Film (Yapımcı); Üstel, Ahmet (Senarist) ve Aksoy, Orhan (Yönetmen), 1971, Seni
Sevmek Kaderim [Film], Türkiye.
Erler Film (Yapımcı); Oran, Bülent-Özlüer, Fuat (Senarist) ve Dinler, Mehmet (Yönet-
men), 1970, Söz Müdafaanın [Film], Türkiye.
Erler Film (Yapımcı); Önal, Safa (Senarist) ve İnanoğlu, Türker (Yönetmen), 1966, Suç-
suz Firari [Film], Türkiye.
Erman Film (Yapımcı); Seden, F. Osman (Senarist ve Yönetmen), (1965), Şakayla Ka-
rışık [Film], Türkiye.
Kemal Film (Yapımcı); Seden, F. Osman (Senarist ve Yönetmen), 1973, Mahkûm
[Film], Türkiye.
Kemal Film (Yapımcı); Seden, F. Osman (Senarist ve Yönetmen), (1968), Ana Hakkı
Ödenmez [Film], Türkiye.
Kemal Film (Yapımcı); Seden, F. Osman (Senarist ve Yönetmen), (1967), Kelepçeli Me-
lek [Film], Türkiye.
Kemal Film (Yapımcı); Seden, F. Osman (Senarist) ve Davudoğlu, Zafer (Yönetmen),
(1964), Katilin Kızı [Film], Türkiye.
Kemal Film (Yapımcı); Seden, F. Osman (Senarist) ve Davudoğlu, Zafer (Yönetmen),
(1965), Ekmekçi Kadın [Film], Türkiye.
Nazar Film (Yapımcı);Olçayto, Enis (Senarist) ve Evin, Semih (Yönetmen), 1964, Avare
[Film], Türkiye.
Sine Film (Yapımcı); Bolan, Burhan/ Oran, Bülent/ Arslan, Muzaffer (Senarist) ve
Göreç, Ertem (Yönetmen), 1969, Bana Derler Fosforlu [Film], Türkiye.
Uğur Film (Yapımcı); Sağıroğlu, Duygu (Senarist) ve Ün, Memduh (Yönetmen), 1973,
Gönülden Yaralılar [Film], Türkiye.