YENİ YASAL DÜZENLEMELERE GÖRE
KAMULAŞTIRMASIZ EL KOYMA SEBEBİYLE
DOĞAN TAZMİN HAKKININ
TABİ OLDUĞU USUL VE ESASLAR
ACCORDING TO THE LAST LEGAL REGULATIONS THE BASIS AND
THE PROCEDURE OF THE RIGHT TO COMPENSATION ARISING
BY REASON OF CONFISCATION WITHOUT EXPROPRIATION
Gürsel KAPLAN
*
Özet: Kamulaştırmasız el koyma sorununu çözmek için bugüne
kadar çeşitli yasal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Ancak söz
konusu yasal düzenlemelerin sorunu tam anlamıyla çözemediği
görülmektedir������������������������������������������������� . Çünkü söz konusu düzenlemeler bu konuda her za-
man için uygulanabilecek kurallar içermek yerine, daha ziyade, geç-
mişte gerçekleşmiş bulunan kamulaştırmasız el atmaları “bir defaya
mahsus” olmak üzere yasal bir çözüme kavuşturmakla yetinmekte-
dirler. Bu bakımdan, söz konusu kanunlar bir nevi “af kanunu” özel-
liği taşımaktadırlar. Bu durum, ele aldığımız yeni yasal düzenleme-
ler için de geçerlidir. Çünkü bu Kanunla getirilen düzenlemeler de
geçmişin yanında geleceği de düzenlemekle birlikte, bunu 2026 yılı
ile sınırlandırmış olduğu için bu düzenlemelerin bizatihi kendisi de
sorunu kökten halletmek gibi bir iddia içermemektedir.
Durum böyle olunca, ister istemez, 2026 yılından sonra ne
olacağı sorusu akla gelmektedir. Bu durumda, şayet aksi yön-
de bir düzenleme yapılmazsa, Yargıtayın içtihadı birleştirme
kararlarıyla benimsenen çözümün uygulanmasına devam olunacağı
anlaşılmaktadır.����������������������������������������������������� Buna göre, taşınmazına el atılan kişi, belli bir sü-
reyle kısıtlı olmaksızın, tazminat (ecrimisil, bedel) veya men’i mü-
dahale davası açmak konusunda seçimlik bir hakka sahiptir. Özel
mülkiyeti korumaya odaklı bu çözüm, kamusal yarar ve çıkarları
gözetm����������������������������������������������������������� eyi tamamen ihmal ettiği için tatmin edici değildir. Bu se-
beple, kişilerin mülkiyet hakkı ile birlikte kamu hizmetinin gerekle-
rini ve kamu mallarının korunmasını da gözeten kalıcı çözümlerin
bulunması zorunludur.
Anahtar Sözcükler: Kamulaştırmasız el atma, dolaylı kamulaş-
tırma, kamu mallarının dokunulmazlığı, men’i müdahale davası, taz-
minat (bedel) davası.
1
*
Doç. Dr., Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Öğre-
tim Üyesi.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...126
Abstract : Until now sundry legal undertakings have been made
in order to prevent confiscation without expropriation. However, it is
obvious that these undertakings are not sufficient for instead of prov-
ing rules which are always applicable, they only enable legal solutions
to solve confiscations that have already been made “for once” only.
For this reason, the said laws possess the quality of an amnesty law.
The same thing is true for the new legal undertaking we are dealing
with. The reason being, although the regulations brought with this
undertaking take care of the future along with the past, they do not
solve the problem radically because of this the new law is limited to
the year 2026.
As things stand, the question what will happen after this inevi-
tably comes to mind. Should there be no other arrangement in the
opposite direction, it is deduced that the solution adopted with the
landmark decision of the Supreme Court of Appeals will continue to be
applied. According to it, the person whose real property has been con-
fiscated has the right to choose from the options indemnity or sue for
preventing the intervention. This solution, aiming to protect private
property, is not satisfactory for it neglects to look after public inter-
est and welfare. Therefore, it is essential that permanent solutions be
found to look after the requirements of public service and the protec-
tion of public property along with the ownership rights of individuals.
Keywords: Confiscation without expropriation, indirect expropri-
ation, immunity of public property, a sue for preventing the interven-
tion, action for damages.
Giriş
Kamulaştırmasız el atma konusunu düzenleyen yegâne hüküm
niteliğindeki 4 Kasım 1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu-
nun 38 inci maddesinin Anayasa Mahkemesi’nin 10 Nisan 2003 tarih
ve E.2002/ll2, K.2003/33 sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine ciddi
bir hukuksal boşluk ortaya çıkmıştır.
Kamulaştırmasız el atma sorunu, geçmişi hayli eskiye dayandığı
ve uygulamada sıkça karşılaşıldığı için yargı yerlerinin kendisine ya-
bancı olmadığı bir sorun olsa da ortaya çıkan hukuksal boşluk karşı-
sında tutum ve kararları oldukça farklılık göstermiştir. Özellikle hak
düşürücü sürenin uygulaması konusunda kendisini gösteren bu içtihat
farklılığının yol açtığı olumsuzluklar karşısında harekete geçen kanun
koyucu
1
, hem süre sorununu hem de yargı yerlerince verilen men’i mü-
1
18 Haziran 2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununa ek-
lenen Geçici 6 ncı maddenin “Gerekçe”sinde bu yönde açıklamalara yer verilmektedir.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN127
dahale kararlarının kamu malları ve hizmetine dokunan zararlı etki ve
sonuçlarını bertaraf etmek için, 18 Haziran 2010 tarih ve 5999 sayılı Ka-
nunla 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na eklediği geçici 6 ncı madde
ile birtakım yasal düzenlemeler yürürlüğe koymuş bulunmaktadır.
İnceleme konumuzu esas itibariyle anılan yasal düzenlemeler teş-
kil etmekle birlikte, bunların irdelenmesine geçmeden önce, kavram-
sal, tarihsel ve karşılaştırmalı hukuk açısından da meseleye kısaca de-
ğinmenin yararlı olacağı kanaatindeyiz.
Çünkü söz konusu yasal düzenlemelere ilişkin olarak yapacağı-
mız irdeleme ve değerlendirmelerin isabetliliği, her şeyden önce, bun-
ların doğru bir kavramsal temelde ele alınmasına ve ikame edildikleri
düzenlemelerin uygulamada kazanmış oldukları anlam ve uygulama-
lara bağlıdır.
Bu nedenle, ele aldığımız düzenlemelerin olumlu ve olumsuz yan-
larını ortaya koymadan önce, kısaca da olsa, konuya kavramsal ve ta-
rihsel perspektiften bakmakta yarar vardır.
I- Kamulaştırmasız El Koyma (El Atma) Kavramı
Başlıkta belirtilen kavram ve kurumu kısaca tanımlamak gerekirse
şunu diyebiliriz: Kamulaştırma yetkisine sahip bir idare, Anayasa ve
yasalara uygun bir işlem oluşturmaksızın, bir kimsenin taşınmaz ma-
lına el koyar ve onun üzerinde bir tesis veya bina yapar yahut o taşın-
maz malı bir hizmete tahsis ederek mal sahibinin taşınmazı üzerinde
dilediği gibi kullanma hakkına karşı herhangi bir girişimde bulunursa,
idare taşınmaz mala kamulaştırmasız elkoymuş sayılır.
2
Anayasamızın ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun ilgili hü-
kümleri göz önünde bulundurulduğunda, normalde kamulaştırmasız
el atma gibi hukuk dışı durumların ortaya çıkmaması beklenir. Çünkü
Anayasamızın kamulaştırmayı düzenleyen 46 ncı maddesinin birinci
fıkrasına göre, “Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamu yararının gerektirdiği
hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşın-
maz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere
2
Ali Arcak, Kamulaştırmasız Elkoyma ve Yeni Hükümler, Seçkin Kitabevi, Ankara,
1987, s. 23.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...128
göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idari irtifaklar kurmaya yetkilidir”.
Dolayısıyla, idare kendisine verilen görev ve hizmetleri yürütebilmek
ve bunun için gerekli olan teşebbüsleri kurmak için Anayasamızın ve
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun belirlediği hukuki esaslar çer-
çevesinde hareket ederek ihtiyaç duyduğu taşınmaz mallar üzerinde
mülkiyet yahut irtifak hakkı kurabilir.
Ancak idarenin her zaman bu hukuki esaslara göre hareket etme-
diği görülmektedir. Başka bir ifadeyle, idarenin ihtiyaç duyduğu ta-
şınmazların mülkiyetini elde etmek yahut irtifak hakkı kurmak için
belirtilen anayasal ve yasal kurallara göre hareket etmek yerine, bile-
rek ya da bilmeyerek, hiçbir yasa kuralına dayanmadan da kişilerin
mülkiyet hakkına el koyduğu (el attığı) görülmektedir. “Kamulaştırma-
sız el atma”, “dolayısıyla kamulaştırma” veya “fiili kamulaştırma”
3
olarak
da ifade edilen bu tür bir el koyma, idareden çıkmasına rağmen, hiçbir
yasal dayanağı bulunmadığı ve tamamen usul dışı olduğu için aynı
zamanda “fiili yol” veya “haksız fiil” olarak nitelendirilmektedir.
4
Elbette ki, idarenin özel mülkiyet hakkını ihlal eden veya ona zarar
veren her türlü davranışı bu nitelikte değildir ve dolayısıyla kendisine
böyle sonuçlar bağlanmamaktadır. Genel kabul gören görüşe göre, fiili
yol yahut haksız eylem niteliğinde bir kamulaştırmasız el koymadan
söz edebilmek için, idarenin özel mülkiyette bulunan bir taşınmaz mala
sahiplenme amaç ve kasdıyla hareket etmesi, yani malik veya zilyed
gibi tasarrufta bulunması ya da taşınmazı hiç olmazsa belli bir süre sa-
hibinin tasarrufundan alıkoyması gerekir
5
. Nitekim Yargıtay’a
6
göre de,
3
Doktrinde genellikle “dolayısıyla kamulaştırma” terimi ile ifade edilen bu duruma “fiili
kamulaştırma” da denilmektedir. Bkz.: Sıddık Sami Onar, İdare Hukukunun Umumi
Esasları, �����������������������������������������������������������������������������Cilt: III, 3. Bası, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1966, s. 1558; René Cha -
pus, Droit Administratif Général, Cilt: II, 15. Baskı, Montchrestien, Paris, 2001, s. 568.
4
A. Şeref Gözübüyük/Turgut Tan, İdare Hukuku, Cilt: I, 6. Bası, Turhan Kitabevi,
Ankara, 2008, s. 1161-1162; İl Han Özay, Günışığında Yönetim, Alfa Kitabevi, İstanbul,
2002, s. 473; Metin Günday, İdare Hukuku, 9. Baskı, İmaj Yayıncılık, Ankara, 2004, s.
248; Kemal Gözler, İdare Hukuku, Cilt: II, 2. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa, 2009, s. 990;
Meltem Kutlu Gürsel, Kamulaştırma Hukuku, Seçkin Kitabevi, Ankara, 2009, s. 362-363.
5
Bu nedenle, idarenin bu tür fiillerini ifade etmek için “kamulaştırmasız el atma”
deyimi yerine “kamulaştırmasız elkoyma” deyiminin kullanılması daha isabetlidir.
Çünkü anlatılan durumu, aynı zamanda belli bir nicelik ve süreklilik de içerdiği
için, “elkoyma” terimi daha iyi karşılamaktadır. Ancak “el atma” terimi daha yer-
leşmiş olduğu için biz de yer yer aynı terimi de kullanmaya devam edeceğiz.
6
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15 Ekim 2004 tarih ve E. 2004/5-561, K.2004/717
sayılı Kararı (Kazancı İçtihat Bankası).
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN129
“Bir taşınmaza kamulaştırmasız elatıldığından söz edilebilmesi için, ön-
celikle idarenin, o taşınmaza eylemli olarak el koyup, malikin kullanımını, ya-
saya aykırı şekilde tamamen ortadan kaldırması ve bu durumun kalıcı olması
şarttır. Eş söyleyişle idare, elkoyma eylemini, o taşınmazı sahiplenme amaç ve
kastı ile yapmış olmalıdır”.
Dolayısıyla, idarenin bu nitelikte olmayan, yani ani ve geçici zarar
verici tutum ve hareketleri fiili yol yahut haksız fiil değil, birer hukuka
aykırı idari eylem olarak kabul edilerek onların tabi olduğu hukuki re-
jime tabi tutulacaktır.
7
Nitekim yukarıda anılan Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun kararında dile getirilen şu düşüncelere bakılırsa uygula-
manın da bu yönde olduğu görülmektedir.
“Elkoyma eylemi açıklanan nitelikte değil ve sadece geçici bir kullanım
sözkonusu ise, kamulaştırmasız elkoyma olgusu mevcut değildir. Bundan do-
layı malikin bir zararı oluşsa bile, taşınmaz bedelinin istenilmesine hukuken
olanak yoktur. Böyle bir durum, sadece ve ancak, uğranılan zararın tazminini
başka hukuksal yol ve kavramlara dayalı olarak isteme olanağı verebilir.
Yine, kamulaştırmasız elkoyma hükümlerinin uygulanması, mal sahibi-
nin kullanımına engel olma ve malın elinden alınması anlamını taşıdığına
göre, taşınmaz, mal sahibinin elinde bulunduğu ve kullanma hakkına sahip
olduğu sürece, mal sahibi idareden değer karşılığının verilmesini isteyemez”.
Diğer taraftan, hiçbir hukuki esasa dayanmadan kişilerin mülkiyet
ve zilyetlik haklarını sürekli bir biçimde ihlal eden el atmaların hepsi
de aynı mahiyette değildir. Daha doğru bir ifadeyle, idarenin bu tür
müdahalelerinin hepsi başlangıçta aynı mahiyette olsa da, bunlardan
büyük bir kısmı zamanla nitelikçe değişime uğrayarak diğerlerinden
farklılaşmaktadır. Dolayısıyla, başlangıçta aynılık olsa bile sonradan
ortaya çıkan önemli farklılık, bunların hüküm ve sonuçları bakımın-
dan ayrı ayrı ele alınarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Çün-
kü bu tür el atmaların bir kısmı sadece malikin yahut zilyedin gay-
rimenkulü üzerindeki tasarruf hakkına engel olmaktan ibaret kaldığı
halde, diğer bir kısmının hatta çoğunluğunun ise, yine aynı sonucu
da doğurmakla birlikte, kamu malı ve hizmetini ilgilendiren önemli
birtakım sonuçları da olmaktadır. Dolayısıyla, her ikisini aynı kefede
7
Günday, a.g.e., s. 248; Pertev Bilgen, Kamulaştırma Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul,
1999, s. 97; Kutlu Gürsel, a.g.e., s.363, 368; Ömer Köroğlu, Kamulaştırma, Seçkin
Kitabevi, Ankara, 1995, s. 132; Zeki Akar, Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atma
Davaları, Cilt: II, Turhan Kitabevi, Ankara, 2002, s. 941.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...130
görmek doğru olmaz. Bu nedenle, idarenin hiçbir hukuki esasa dayan-
madığı için başlangıçta “fiili yol” veya “haksız fiil” şeklinde nitelendiri-
len müdahalelerinden bir kısmının zamanla kamuya yararlı sonuçlar
yarattığı göz önünde bulundurularak, ortaya çıkan bu iki ayrı durum
arasında bir fark gözetilerek buna göre soruna bir çözüm bulunması-
nın daha doğru olacağı düşüncesi ileri sürülmüştür.
8
Fransız hukuku kökenli olan bu düşünceye göre, birinci durumda-
ki el atmaları “alelâde kamulaştırmasız el atmalar”; ikinci durumdaki el
atmaları ise “bayındırlık eserleri inşası nedeniyle kamulaştırmasız el atma-
lar” şeklinde adlandırmak ve nitelendirmek gerekir.
9
Çünkü basit birer
haksız fiil yahut mülke tecavüz olan birinci tür el atmalarda zilyed
yahut malikin malını korumak ve geri almak için her türlü dava hakkı
varken, ikinci tür el atmalarda ise bu kişilerin sadece tazminat yahut
malın bedelini isteme hakkı vardır.
10
Gerçi bu durum kendiliğinden
yahut idarenin tek taraflı bir kararıyla değil, taraflar arasında anlaş-
ma sağlanmadığı takdirde, mahkemece hükmedilecek belli bir miktar
tazminat (bedel) karşılığında ve yine mahkemece verilecek tescil ka-
rarıyla olmaktadır. Ancak bu durumda malikin ve zilyedin hiçbir şe-
kilde men’i müdahale yahut istihkak davası açabilme hakkı ve imkânı
yoktur.
11
“Dolaylı kamulaştırma” olarak ifade edilen bu durum temelini,
“bayındırlık eserlerinin dokunulmazlığı” ilkesinden almaktadır.
12
Huku-
kumuzdaki duruma ışık tutacağı düşüncesiyle konuya biraz daha ya-
kından bakmakta fayda olduğu kanaatindeyiz.
II- Fransız Hukukunda Kamulaştırmasız El Atmaya Bulunan
Çözüm: “Dolaylı Kamulaştırma” Teorisi ve Bunun Terkedilmesi
Fransız hukukunda ilk defa Conseil d’État’ın
13
7 Temmuz 1853
tarihli Robin de la Grimaudière kararıyla benimsenen ve 1990’lı yıllara
kadar mutlak bir biçimde uygulanagelen bu anlayışa göre
14
, birinci
durumda malın mülkiyeti malike ait olmaya devam ettiği halde, ikin-
8
Onar, a.g.e., s. 1558-1559; Gözler, a.g.e., c. II, s. 990-991.
9
Gözler, a.g.e., c. II, s. 990-991.
10
Gözler, a.g.e., c. II, s. 990.
11
Gözler, a.g.e., c. II, s. 992-994.
12
Chapus, a.g.e., s. 566.
13
Chapus, a.g.e., s.566.
14
Chapus, a.g.e., s.566.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN131
ci durumda malın mülkiyeti idareye geçmektedir. Fransa’da özdeyiş
hâline gelmiş bir içtihadî ilkeye göre “yanlış yere yapılmış bayındırlık
eseri yıkılamaz (ouvrage public mal planté ne se détruit pas)”.
15
“Bayın-
dırlık eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi (principe d’intangibilité des ouv-
rages publics)” olarak da ifade edilen ve zaman zaman mahkemelerin
idareye emir veremeyeceği şeklinde ikinci bir ilke ile de desteklenmiş
16
olan bu ilke uyarınca mahkemelerin bir bayındırlık eserinin işlemesi-
ne yahut bütünlüğüne, ne şekilde olursa olsun, müdahale eden karar
veremeyecekleri kabul edilmiştir.
17
Bu iki ilkeden birisi arasında seçim
yapmanın mümkün olduğu hallerde ise, mahkemeler genellikle ikin-
cisine yani “bayındırlık eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi”ne dayanmayı
tercih etmişlerdir ve böylece bu ilke zaman içinde iyice yerleşmiştir
18
.
Söz konusu ilkenin yerleşmesinin yarattığı sonuç ise, kamulaştır-
masız olarak üzerinde bayındırlık eseri inşa edilen taşınmazın mülki-
yetinin idareye geçmesi olmuştur. Çünkü bu anlayışa göre, bu şekilde
taşınmazına el atılan malik, idarenin müdahalesine karşı men-i mü-
dahale davası veya istihkak davası açamaz. Bu kişi sadece uğradığı
zararın giderilmesi için adlî yargıda tazminat davası açabilir.
19
Adlî
yargı hâkimi, tazminata karar verirken aynı anda, mülkiyetin idareye
devrine de hükmeder.
20
İşte hâkimin bu kararıyla mülkiyet, mal sahi-
binin rızası hilafına idareye geçmiş olur ki, “dolaylı kamulaştırma”da,
“dolaylılığın” anlamı budur.
21
Ancak “bayındırlık eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi” yahut “dolaylı
kamulaştırma” denilen bu uygulama, yaklaşık birbuçuk asır boyunca
uygulandıktan sonra, 1990’lı yıllardan itibaren yavaş yavaş terk edil-
meye başlanmıştır.
22
Anılan teorinin terk edilmesine ilişkin ilk işaretler
Conseil d’État’ın
23
19 Nisan 1991 tarihli Époux Denard et Martin kararı
ile Yargıtay’ın
24
6 Ocak 1994 tarihli Baodon de Mony kararı ile verilmiştir.
15
Chapus, a.g.e., s.566; Martine Lombard/Gilles Dumont, Droit Administratif, 5. Bas-
kı, Dalloz, Paris, 2003, s. 390.
16
Chapus, a.g.e., s. 566-567.
17
Chapus, a.g.e., s. 566; Gözler, a.g.e., c. II, s. 994.
18
Chapus, a.g.e., s. 567.
19
Chapus, a.g.e., s.566-567; Gözler, a.g.e., c. II, s. 995.
20
Chapus, a.g.e., s.566-567; Gözler, a.g.e., c. II, s. 995.
21
Gözler, a.g.e., c. II, s. 995.
22
Chapus, a.g.e., s. 569; Lombard/Dumont, a.g.e., s.390.
23
CE (Sect.), 19 avril 1991, Époux Denard et Martin, Recueil, p. 148 (Nakleden: Cha-
pus, a.g.e., s. 569; Lombard/Dumont, a.g.e., s.390).
24
Cass.Ass.Plén., 6 janvier 1994, Baodon de Mony, c. EDF, AJDA, p. 424 (Nakleden:
Chapus, a.g.e., s. 570; Lombard/Dumont, a.g.e., s.390).
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...132
İlgililerin başvurusuna rağmen bir bayındırlık eserinin kaldırılma-
sını reddeden belediye başkanı işlemine karşı açılan davada Conseil
d’État, işlemde “açık bir değerlendirme hatası”
25
bulunmadığı gerekçesiy-
le davayı reddetmiştir. Kararda, “bayındırlık eserlerinin dokunulmazlığı
ilkesi”nin terk edildiğine ilişkin açık bir hüküm veya ifade yer almamak-
la birlikte, varılan sonucun mefhumu muhalifinden böyle bir anlam
çıkarılmıştır.
26
Çünkü kararın gerekçesinden, açık bir değerlendirme
hatasının bulunması halinde davanın kabul edileceği ve bu kararın uy-
gulanması durumunda da ister istemez bayındırlık eseri kaldırılacağı
için, “bayındırlık eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi” de terk edilmiş olmak-
tadır.
27
Chapus’un ifadesiyle, değinilen ilke böylece ilk “sarsıcı darbeyi”
(coup de boutoir) bu kararla almış olmaktadır
28
. Sonraki tarihlerde idari
yargı yerlerince verilen kararlarda ise, bayındırlık eserinin yapılması-
na
29
, yıktırılmasına, imar ve ıslah edilmesine
30
yahut kaldırılmasına veya
yerinin değiştirilmesine
31
açıkça hükmedildiği ve söz konusu kararların
uygulanmasını sağlamak için de idareye para cezası (astreinte) ile des-
teklenmiş yargısal emir (injonction) verildiği görülmektedir.
32
Meseleye
“yargısal emir” temelinde değinen Fombeur ve Stahl de “yanlış yere ya-
pılmış bayındırlık eseri yıkılamaz (ouvrage public mal planté ne se détruit
pas)” ilkesinin artık uygulanmadığını; idari yargı yerlerinin yanlış yere
yapılmış yahut işlevsel olarak kötü bir biçimde yapılmış olan bayındır-
lık eserlerinin yıktırılmasına yahut onarılmasına veya düzeltilmesine
dair yargısal emir verdiklerini ifade etmektedirler.
33
25
“la décision du maire n’étant pas entachée d’erreur manifeste d’appréciation”.
26
Chapus, a.g.e., s.570.
27
Chapus, a.g.e., s. 569-570.
28
Chapus, a.g.e., s. 570.
29
Örneğin bir belediye idaresine ait arsada en geç dört ay içinde drenaj kanalı ya-
pılması için günlük bin Frank para cezası (astreinte) ile desteklenmiş yargısal emir
için bkz: Lyon İdare Mahkemesinin 4 Şubat 1998 tarihli Mme Guillot kararı, LPA
août, 1999, no: 155 (Nakleden: Chapus, a.g.e., s.572)
30
Örneğin bir su bendinin iki ay içinde onarılmasına ilişkin olarak bkz: Limoges
İdare Mahkemesinin 7 Aralık 1995 tarihli cons. Descat kararı, RFDA, p. 348 (Nakle-
den: Chapus, a.g.e., s.572).
31
Örneğin bir kanalın yerinin değiştirilmesine ilişkin olarak bkz: Lyon İdare Mah-
kemesinin 7 Haziran 1996 tarihli Nameur kararı, DA 1996, no: 495 (Nakleden: Cha-
pus, a.g.e., s.572).
32
İlgili kararlar için bkz: Chapus, a.g.e., s.572. Ayrıca aynı yönde bkz: Pascale Fom-
beur/Jacques-Henri Stahl, “Contentieux Administratif”, in Code Administratif, 29.
Baskı, Dalloz, Paris, 2006, s. 515 (Coordination éditorial par Zéhina Aıt - El - Kadı
et Christelle de Gaudemont).
33
Fombeur/Stahl, a.g.e., s. 515.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN133
Fransız Elektrik İdaresi’nin (EDF) baraj yapımı için satın almak
suretiyle elde ettiği gayrimenkule ilişkin satış sözleşmesinin bilahare
geçersizliği üzerine malın mülkiyetinin malike döneceğine karar ve-
ren Yargıtay ise, Medeni Kanun’un “hiç kimse malını terke zorlanamaz”
34
(m. 545) yolundaki kuralına dayanarak, idarenin ancak mal sahibi ile
anlaşarak ya da kamulaştırma usulüne başvurarak söz konusu yerin
mülkiyetini elde edebileceğine karar vermiştir.
35
Böylece, “bayındırlık
eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi” yahut “dolaylı kamulaştırma” teorisinin
terk edilmesine Yargıtay da iştirak etmiştir.
Kanun koyucu da bu ilke ve teorinin terk edilmesine yalnızca sessiz
ve seyirci kalarak dolaylı bir destek vermekle yetinmemiş; 1995 yılında
gerçekleştirdiği yasal düzenlemelerle
36
, idari yargı yerlerine, idareye
para cezası (astreinte) ile desteklenmiş yargısal emir (injonction) verme
yetkisini tanımak suretiyle bir bakıma aktif bir destek vermiştir.
37
Sonuç olarak, bu yeni yaklaşımı özetlemek gerekirse, yanlış yere
yapılmış bir bayındırlık eseri nedeniyle bu eserin üzerinde bulunduğu
yeri dolaylı şekilde kamulaştırılmış saymak mümkün değildir. İdare
eğer bu yerin mülkiyetini elde etmek istiyorsa, ya mal sahibi ile anla-
şarak satın alacak ya da kamulaştırma usulüne başvuracaktır. Bu iki
seçenek dışında, idarenin mülkiyet hakkını kazanması kural olarak
olanaklı değildir. Ancak kamu mallarının korunması ve kamu yara-
rının gözetilmesi prensibini de bütünüyle göz ardı etmek istemeyen
yargı yerleri, çıkarlar dengesini gözeten şöyle bir çözüm geliştirmişler-
dir: Yargısal kararın yerine getirilmesi, kamulaştırmasız el atma neti-
cesinde inşa edilmiş bir bayındırlık eserinin yıkılmasını gerektiriyorsa
bu takdirde yargıç kararının gerekçelerini de göz önünde bulundur-
mak suretiyle söz konusu tesisin yıktırılmasının davacıya getireceği
yarar ile kamunun ve üçüncü şahısların görebileceği zararı tartmak
suretiyle ne şekilde hareket edilmesi gerektiğine karar verebilecektir.
Bu kriterler dâhilinde, yani ilgili kişi veya kesimlerin yarar ve çıkarları
karşılaştırıldığında, eğer kamusal tesisin yıkılması aşırı bir zarara yol
açmayacaksa kararını uygulaması konusunda idareye emir verip ver-
meme hususunda yargıcın takdir yetkisi bulunmaktadır.
38
34
29 “Nul ne peut être contrait de céder sa propriété …” (Code Civile, art. 545).
35
Chapus, a.g.e., s. 571.
36
(CJA, art. L. 911-1).
37
Chapus, a.g.e., s.571.
38
CE (Sect.), 17 janvier 2003, Syndicat départemental de l’électiricité et du gaz des Alpes-
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...134
Görüldüğü gibi, “bayındırlık eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi” artık
terk edildiği için buna bağlı olarak, “dolayısıyla kamulaştırma” teorisi-
nin uygulama alanı da son derece zor koşullarla çevrili ve oldukça dar
bir alana hapsedilmiştir.
III- Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 16.5.1956
Tarih ve E.1956/1, K.1956/6 -7 Sayılı İçtihadı Birleştirme
Kararlarıyla Bulunan Çözüm
Hukukumuzda, daha ziyade, özel mülkiyette bulunan taşınmazla-
rın yola dönüştürülmesi nedeniyle ortaya çıkmış
39
bulunan bu sorunu,
Yargıtay’ın Fransız hukukunda vaktiyle benimsenen ikili bir ayrıma
gitmeden çözmeye çalıştığı görülmektedir. Hayli karmaşık hukuksal
sonuçları olan bu tür müdahaleler karşısında Yargıtay’ın bulduğu çö-
züm nispeten basit ve sade olmuşsa da yetersiz kalmıştır. Aşağıda bi-
raz daha etraflıca ifade ettiğimiz gibi, Yargıtay’ın yerleşik içtihadına
göre, bu şekilde el konulan (el atılan) taşınmazın mülkiyeti idareye
geçmez. Malikin taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı devam eder. Bu
nedenle malikin istihkak davası açmasına imkân ve gerek yoktur. İda-
renin haksız müdahalesini önlemek için men’i müdahale davası açıl-
ması gerekli ve yeterlidir. Böyle bir dava hakkı ise hiçbir süreyle kısıtlı
değildir.
Yargıtay’ın bu çözümü karşısında, kamulaştırmasız el koyma-
lar nedeniyle önemli sorunlar yaşanmayacağı düşünülebilir ise de
bu doğru değildir. Çünkü idare bu şekilde el koyduğu taşınmazlar
üzerinde genellikle bina, yol, köprü, tünel, viyadük, baraj vb. gibi bir
kamu hizmeti tesisi kurarak el attığı bu yerleri kamu malları ile do-
natmakta ve sonuçta bu şekilde el atılan yer kamu mallarıyla birleşip
kaynaşmakta ve fiilen tahsis edildiği kamu hizmetinin vasıtası haline
gelmektedir. Başka bir ifadeyle, bu gibi durumlarda el atılan taşınmaz
kamu hizmeti ile kaynaşmış olacaktır; çünkü üzerindeki bayındırlık
eserleri kamunun yararlanmasına tahsis edilmiş oldukları için kamu
Maritimes et commune de Clans, AJDA 2003, p. 784 (Nakleden: Lombard/Dumont,
a.g.e., s.390; Fombeur/Stahl, “Contentieux Administratif”, s. 515).
39
İsmet Giritli/Tayfun Akgüner, İdare Hukuku Dersleri II, Filiz Kitabevi, İstanbul,
1987, s. 63; Günday, a.g.e., s. 249; Bilgen, a.g.e., s. 98; Köroğlu, a.g.e., s. 132.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN135
malı niteliğini kazanmaktadırlar
40
. Böyle durumlarda verilecek bir
men’i müdahale kararı söz konusu kamusal tesislerin yıktırılmasını
veya kaldırılmasını ve dolayısıyla artık kendilerinden yararlanılama-
ması sonucunu doğurur ki, kamu yararı ve milli servetin korunması
açısından bakıldığında böyle bir sonucu kabullenmek pek kolay ol-
masa gerektir
41
.
Sorunun çözümüne ilişkin olarak yargı yerlerinin kararları arasın-
da ortaya çıkan içtihat farklılığı Yargıtay’ın
42
aynı tarihli iki içtihadı
birleştirme kararı ile şöyle bir çözüme kavuşturulmuştur:
1) “Usulü dairesinde istimlâk muamelesine tevessül edilmeksizin gayri-
menkulü yola kalbedilen şahsın, esas itibariyle, gayrimenkulünü yola
kalbeden âmme hükmü şahsiyeti aleyhine men’i müdahale davası
açmaya hakkı” vardır.
43
2) Ancak malik “dilerse bu fiili duruma razı olarak, mülkiyet hakkının
âmme hükmü şahsiyetine devrine karşılık gayrimenkulün bedeli-
nin tahsilini de dava” edebilir.
44
3) “Usulü dairesinde istimlâk muamelesine tevessül edilmeksizin gayri-
menkulü yola kalbedilen şahsın gayrimenkulünün bedelinin tahsili hak-
kında gayrimenkulünü yola kalbeden âmme hükmü şahsiyeti aleyhi-
ne açacağı bedel davasında müruruzaman mevzubahis olmaz”.
45
Yargıtay’ın taşınmaz malikine, belli bir süreyle kısıtlı olmaksızın,
tazminat (bedel) veya men’i müdahale davası açmak konusunda se-
çimlik hak tanıyan bu çözümü, kamu mallarının korunması ve kamu
hizmetlerinin sürekliliği ilkelerini göz ardı ettiği gerekçesiyle bir hayli
eleştirilmiştir.
46
40
Onar, a.g.e., s. 1558; Gözübüyük/Tan, a.g.e., s. 1164; Özay, a.g.e., s. 473.
41
Onar, a.g.e., s. 1561-1562.
42
YİBBGK, 16.5.1956 tarih ve E.1956/1, K.1956/6 -7 sayılı Kararlar. Söz konusu ka-
rarların ilgili kısımları ve analizi için bkz: Onar, a.g.e., s. 1559-1562; Bilgen, a.g.e.,
s. 98-99; Akar, a.g.e., s. 942-945; Gözler, a.g.e., c. II, s. 995 vd.
43
Yukarıda anılan 6 sayılı içtihadı birleştirme kararının sonuç kısmından.
44
Yukarıda anılan 6 sayılı içtihadı birleştirme kararının sonuç kısmından.
45
Yukarıda anılan 7 sayılı içtihadı birleştirme kararının sonuç kısmından.
46
Onar, a.g.e., s. 1561-1562; Giritli/Akgüner, a.g.e., s. 63-64; Gözübüyük/Tan, a.g.e.,
s. 1164; Özay, a.g.e., s. 472-474; Bilgen, a.g.e., s. 100-101; Gözler, a.g.e., c. II, s. 996-
997.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...136
IV- 5 Ocak 1961 Tarih ve 221 Sayılı Amme Hükmü Şahısları veya
Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş
Gayrimenkuller Hakkında Kanun İle Getirilen Çözüm
Yargıtay’ın soruna bulduğu çözümden kanun koyucu da memnun
kalmamış olmalı ki, 5 Ocak 1961 tarih ve 221 sayılı
47
Amme Hükmü Şa-
hısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tah-
sis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun ile çözüme ortak olmak
istemiştir. Söz konusu Kanun’un 1’inci maddesine göre, “6830 sayılı
İstimlâk Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kamulaştırma işlerine
dayanmaksızın, kamulaştırma kanunlarının göz önünde tuttuğu maksatlara
fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili âmme hükmi şahsı veya mües-
sesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır.”.
İkinci maddesiyle de, “Gayrimenkulde amme hizmetinin mahiyet
ve gayesine uygun şekilde tesisler veya inşaat vücuda getirilmiş olması
bu kanunun uygulanması bakımından fiilen tahsistir” diyerek “tahsis”
kavramına açıklık getiren Kanun bu düzenlemeleriyle
48
, 6830 sayılı
İstimlâk Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 9 Ekim 1956 tarihine kadar
kamulaştırma işlemine dayanmaksızın kamulaştırma kanunlarının
göz önünde tuttuğu amaçlara fiilen tahsis edilmiş olan taşınmazla-
rın ilgili âmme hükmü şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde
kamulaştırılmış sayılır demek suretiyle sorunu bir ölçüde çözmüş ise
de bütünüyle halletmekten uzak kalmıştır. Çünkü bu Kanun bir kez
uygulanmış ve ancak geçmişte (9 Ekim 1956 tarihine kadar) gerçek-
leşmiş bulunan kamulaştırmasız el atmalar nedeniyle ortaya çıkmış
bulunan sorunları çözebilmiştir. Bu nedenle, 9 Ekim 1956 tarihinden
sonra gerçekleşen kamulaştırmasız el koymalarda yine Yargıtay’ın
yukarıda anılan içtihadı birleştirme kararlarıyla benimsenen çözü-
mün uygulanmasına devam olunmuştur.
49
Her ne kadar, Kanun’un
6 ncı maddesinde, “Kanunun yürürlüğe girmesinden önce açılmış ve ke-
47
Resmi Gazete, Tarih: 12 Ocak 1961, Sayı: 10705.
48
Anayasa Mahkemesi, kamu yararının gözetildiğini, kamulaştırılmış sayılmanın
koşulu olan fiilen tahsis tarihinin de tanımının yapıldığını belirterek, 221 sayılı
Kanunun bu düzenlemelerinin Anayasanın 2 nci ve 46 ncı maddelerine aykırı ol-
madığına (oyçokluğuyla) karar vermiştir. Bkz: Anayasa Mahkemesinin 17 Ocak
2008 tarih ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı Kararı, Resmi Gazete, Tarih: 21 Şubat
2008, Sayı: 26794.
49
Günday, a.g.e., s. 250; Giritli/Bilgen, a.g.e., s. 64; Bilgen, a.g.e., s. 101.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN137
sin karara bağlanmamış dâvalar hakkında da bu kanun hükmü uygulanır”
denilmiş ise de, bu hükmün de 9 Ekim 1956 tarihinden önce gerçek-
leşmiş bulunan kamulaştırmasız el atmalarla ilgili olduğu açıktır.
Dolayısıyla, bu Kanun’un getirmiş olduğu düzenleme ve çözüm, 9
Ekim 1956 tarihinden önce gerçekleşmiş bulunan kamulaştırmasız el
atmalarla sınırlı kalmıştır.
V- 4 Kasım 1983 Tarih ve 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanununun 38
inci Maddesiyle Getirilen Çözüm
221 sayılı Kanunun ardından da sorunun devam etmesi üzerine bu
defa da 4 Kasım 1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38
inci maddesiyle, “Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamış
veya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamu
yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmaz
malın malik, zilyed veya mirasçılarının bu taşınmaz mal ile ilgili her türlü
dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmaz mala elkoyma tarihinden
başlar” şeklinde bir düzenleme getirilerek sorun halledilmek istenmiştir.
Ancak bu düzenleme de sorunu çözmekte yetersiz kalmıştır.
Çünkü her şeyden önce, “her türlü dava hakkı” ile hangi dava hakla-
rının amaçlandığı açık değildir. Ayrıca bu hakkı yirmi yıllık bir hak
düşürücü süreyle
50
sınırlı tuttuğu için kaçınılmaz olarak hak kayıp-
larına yol açmıştır.
51
Anılan maddenin gerekçesinde böyle bir süre
öngörülmüş olmasının nedeni, “Medeni Kanunu’muzun 638, 639 ve
897’nci maddeleri dikkate alınarak mülk edinmedeki kazandırıcı zamanaşı-
mı süresinin mülkiyetin kaybedilmesinde de idarelerin menfaatleri dikkate
alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.” şeklinde ifade edilmişse de,
bu yöndeki bir düzenlemenin, ilgili yasal düzenlemeler arasında bir
50
“Bu açık hüküm karşısında, idarenin el koyarak taşınmazı kamu hizmetine özgülemesi
veya bir tesis yaptırma eyleminin üzerinden yirmi yıl geçmiş ise, artık tapu ile malik bile
olsa, sahibinin her türlü dava hakkının düştüğü, kuşku ve duraksamadan uzaktır. Dola-
yısıyla bu hak düşürücü süre dolduktan sonra, mal sahibinin ne malı geri alıp tasarrufu-
nu sağlayıcı ( el atmanın önlenmesi, taşınmaz malın teslimi gibi ) bir dava açabilmesi, ne
de mal varlığındaki eksilmesini önleyici, zararını karşılayıcı ( yerin bedelinin ödenmesi,
ecrimisil, kira veya tazminat ) davaları açabilmesi olanaklı değildir. Bu demektir ki, eski
malikin bu yer üzerindeki mülkiyet hakkı sona ermiştir. Taşınmaz mal kendisinin mül-
kiyetinden çıkmış, tahsis veya tesisi yapan idarenin mülkiyetine geçmiştir.”, Yargıtay
Hukuk Genel Kurulunun, 25 Mayıs 2005 tarih ve E.2005/5-288, K.2005/352 sayılı
Kararı (Kazancı İçtihat Bankası).
51
Günday, a.g.e., s. 250.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...138
ahenk oluşturma ihtiyacından ziyade, bu şekilde el atılan yerlerin be-
delsiz bir şekilde idareye geçmesini sağlama amacını taşıdığı söyle-
nebilir.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, elkonulan taşınmaz malın malik,
zilyed veya mirasçılarının hangi davaları açabilme imkânına sahip ol-
duklarını düzenlemediği ve her türlü dava hakkını yirmi yıllık bir hak
düşürücü süreyle sınırlı tuttuğu için çeşitli eleştirilere maruz kalan bu
düzenleme de Anayasa Mahkemesi’nin, 4 Kasım 2003 tarih ve 25279
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 10 Nisan 2003 tarihli ve E.2002/ll2,
K.2003/33 sayılı Kararı
52
ile iptal edilmiştir.
52
Kararın ilgili kısımları şöyledir:
“Mülkiyet hakkının içerik ve sınırlarını belirleme yetkisi yasalara bırakılmışsa
da, bu konuda yasakoyucuya mutlak bir yetki de verilmiş değildir. Aksi görüşün
kabulü mülkiyet hakkının Anayasa garantisi altına alınmış olmasına aykırıdır.
Kamu tüzel kişilerinin her hangi bir şekilde kamulaştırma yapmadan bir taşın-
maz üzerine kamu yararı amacıyla köprü, yol veya herhangi bir tesis yapmaları
kamulaştırmasız el atmadır.
Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa’nın 35. madde-
sinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal bir sınır-
lamadır. İdare kendisine Anayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri Yasa’ya
uygun bir biçimde kullanmaksızın taşınmaza elatarak kamulaştırma ilkelerine
aykırı davranamaz. Anayasa’nın sınırlarını belirleyerek izin verdiği kamulaştır-
ma yöntemini kullanmadan yapılan elatmalar, itiraz konusu kurala göre yirmi
yıl geçtikten sonra yasal bir kamulaştırmanın bütün sonuçlarını doğurmakta ve
taşınmazın, idarenin adına tapu kütüğüne tescili ile sonuçlanabilmektedir. Bu ise
anayasal dayanağı olmayan kamulaştırmasız el koymadır. Yirmi yıllık hak dü-
şürücü sürenin geçmesiyle taşınmaz malikinin her türlü dava açma hakkının en-
gellenmesi ve taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi, mülkiyet
hakkının sınırlanmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur.
Bu nedenlerle kural, Anayasa’nın 13, 35 ve 46. maddelerine aykırıdır.
Hukuk devleti insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her eylem ve işlemi hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hu-
kuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tu-
tumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hu-
kukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, yasaların
üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Devletin veya bir kamu tüzel kişisinin kamu-
laştırma işlemi olmaksızın temel insan haklarından olan mülkiyet hakkına keyfi
bir şekilde el konularak bireylerin sahip oldukları taşınmazları üzerinde özgürce
tasarruf etmelerinin engellenmesi ve yirmi yıl sonunda dava hakkı da tanınmaya-
rak, mülkiyet haklarının ellerinden alınması hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Ayrıca, hukukun evrensel ilkelerine saygı duymak hukuk devleti olmanın gereğidir.
Hukukun genel ilkelerinden birisi de mülkiyet hakkının “zamanötesi” niteliği, başka
bir anlatımla mülkiyet hakkının zamanaşımına uğramamasıdır. Bu nedenle, Medeni
Kanun ve Borçlar Kanunu tarafından bir taşınmazın malik, zilyed veya mirasçılarına
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN139
VI- Anayasa Mahkemesinin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun
38 inci Maddesini İptal Etmesi Üzerine Ortaya Çıkan Hukuksal
Durum ve Yargı Yerlerinin Tutumu
Anayasa Mahkemesi’nin anılan kararının yürürlüğe girmesinin
ardından, hukukumuzda kamulaştırmasız elkoyma halini düzenleyen
hiçbir yasal düzenleme kalmamıştır. Yargıtay,
“Dosyada yapılan incelemede; dava konusu taşınmazın 2132 metrekare-
lik kısmına, 1961 yılından sonra el atılarak yol haline getirildiği ve el atma
tarihinden itibaren, 2942 sayılı Kamulaştırma Yasasının 38. maddesinin,
Anayasa Mahkemesince iptal edilme ve dava tarihine kadar 20 seneden fazla
süre geçtiğinden, taşınmaz maliki olan davacı tarafın her türlü dava hakkının
düştüğü anlaşılmıştır.
Diğer taraftan Anayasa Mahkemesince; 2942 sayılı Kamulaştırma Ya-
sasının 38. maddesi iptal edilmiş ise de, Anayasanın 153/son maddesi uya-
rınca; Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının geriye yürümeyeceği ilkesi
uyarınca, Kamulaştırma Yasanının 38. maddesinin iptal edilmesinden önceki
kazanılmış haklara uygulanması imkânı da bulunmamaktadır.
tanınmış olan hakların, hak sahiplerince yirmi yıl boyunca kullanılmaması, o kimse-
lerin taşınmazla aralarındaki ilişkiyi fiilen kestiğini göstermiş olsa bile, o taşınmazla
aralarındaki hukuksal ilişkinin sona erdiği anlamına gelmez. Devlet faaliyetlerinin
hukuk kurallarına uygun olması, kazanılmış haklara saygı duyulmasını gerektirir.
Kazanılmış haklara saygı ilkesi hukukun genel ilkeleri ve hukuk devleti kavramı içe-
risinde yer alır. Bu ilkenin temel amacı ise bireylerin hukuk güvenliğini sağlamaktır.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine de aykırıdır.
Öte yandan Avrupa İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına
İlişkin Sözleşme›ye Ek Protokol›ün 1. maddesinde:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme
hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen ko-
şullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun
bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağla-
mak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel ge-
tirmez.” denilmektedir. Nitekim bu kural uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahke-
mesi, önüne gelen değişik davalarda kamulaştırmasız el koymayı mülkiyet hak-
kına aykırı bulmuştur. Mahkeme Papamichalopoulos-Yunanistan (No:14556/89)
Carbonara& Venture-İtalya (No: 24638/94) ve Belvedere Alberghiera S.R.L.-İtalya
(No: 31524/96) davalarında Yunan Deniz Kuvvetleri ve İtalyan Belediyelerinin
kamulaştırmasız elatmalarını mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dava dilekçesinde ileri sürülen diğer aykırılık savları üze-
rinde durulmaksızın itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 46. maddele-
rine aykırıdır. İptali gerekir.”. (Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası).
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...140
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.05.2005 gün ve 2005/5-288 esas-
2005/352 sayılı kararında da bu husus benimsenmiştir”
53
diyerek açılan da-
vaları süreden reddetmiştir.
VII- 18 Haziran 2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanununa Eklenen Geçici 6 ncı Maddenin
Öngördüğü Çözüm
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 38 inci maddesinin ipta-
li üzerine oluşan hukuksal boşluğu doldurmak üzere bu defa da 18
Haziran 2010 tarih ve 5999 sayılı Kanun’la 2942 sayılı Kamulaştırma
Kanunu’na eklenen geçici 6 ncı madde ile önemli birtakım yasal dü-
zenlemeler yürürlüğe konulmuştur. Kendisinden önceki yasal düzen-
lemelere nazaran hayli ayrıntılı ve kısmen de farklı kurallar içeren bu
yeni düzenleme de birçok açıdan sorunlu göründüğü için, kanaatimiz-
ce sorunu çözmekte yetersiz kalacaktır.
Çünkü her şeyden önce belirtmek gerekir ki, 18 Haziran 2010 tarih
ve 5999 sayılı Kanunla getirilen düzenleme de ilgililere sadece tazmi-
nat talebinde bulunma hakkı tanıdığı için özünde kendisinden önceki
düzenlemelerden pek farklı değildir. Nitekim getirilen düzenlemeye
göre, “Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç
yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında
fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis
edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya ta-
mamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızın
fiili olarak el konulması sebebiyle,” malikin tazminat talebi hakkı vardır.
Malikin bu hakkını dermeyan edebilmesi bir süreyle kısıtlanmamış ol-
makla birlikte, dava açabilmesi idareye “uzlaşma” başvurusunda bu-
lunma şartına bağlanmıştır. Nitekim ilgili yasal düzenlemede bu şart,
“malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde, ön-
celikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.” denilmek suretiyle açıkça ifade
edildiği gibi, Kanunun gerekçesinde de “Bu hükme göre, uzlaşma yoluna
53
Yargıtay 5. Dairesinin, 7 Kasım 2005 tarih ve E.2005/9536, K.2005/11740 sayılı
Kararı (Kazancı İçtihat Bankası). Aynı yönde başka bir karar için bkz: Yargıtay
5. Dairesinin, 18 Temmuz 2010 tarih ve E.2007/6035, K.2010/14927 sayılı Kararı
(Kazancı İçtihat Bankası).
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN141
başvurulmaksızın dava açılamayacaktır.” ifadesine yer verilerek her türlü
tartışma ve tereddüt bertaraf edilmiştir.
Söz konusu başvuru üzerine, Kamulaştırma Kanunundaki kıy-
met takdiri ile ilgili prosedüre göre hareket edilmesi öngörülmektedir.
Buna göre, fiilen el konulan veya üzerinde irtifak hakkı tesis edilen
taşınmaz, malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri, Kamulaş-
tırma Kanunu’nun 8 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen
kıymet takdir komisyonu marifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki
nitelikleri esas alınmak ve bu Kanun’un 11 inci ve 12 nci maddeleri-
ne göre hesaplanmak suretiyle tespit edilecek ve bu tespitten sonra,
bu Kanun’un 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan
uzlaşma komisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay
içerisinde 7201 sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı
ile, tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine
davet edilecektir.
Uzlaşma şansını arttırmak için nakdi ödeme yanında idareye ait
taşınmazın trampası, idareye ait taşınmaz üzerinde sınırlı ayni hak ta-
nınması veya imar mevzuatı çerçevesinde başka bir yerde imar hakkı
kullandırılması gibi seçenekler de öngören Kanun, uzlaşma görüşme-
lerinin de, hukuki veya fiili engel bulunmadığı takdirde davete icabet
tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde sonuçlandırılmasını emret-
mektedir.
Nakdi tazminat bedeli üzerinden uzlaşılması halinde, bütçe
imkânlarının elvermemesi halinde ödemenin sonraki yıllara sâri ola-
cak şekilde taksitli olarak da yapılabileceğini öngören Kanun, bu tak-
dirde, taksitli ödeme süresince, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni
Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’a göre ayrıca kanuni faiz öde-
neceğini öngörmektedir.
Uzlaşma sağlanamadığı takdirde ise, uzlaşmazlık tutanağının tan-
zim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmaya davet olmaksızın
sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde malik tarafından sade-
ce tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen el konulan
taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tari-
hindeki değeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mah-
kemece tespit ve taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...142
terkinine ve malike tazminat ödenmesine hükmedilir. Tescile veya ter-
kine ilişkin hüküm kesin olup tarafların hükmedilen tazminata ilişkin
temyiz hakkı saklıdır.
Genel esasları bakımından kendisinden önceki yasal düzenleme-
lerle paralel hükümler içeren bu düzenleme bazı bakımlardan ise on-
lardan uzaklaşmaktadır. Sıralamak gerekirse:
1. 5999 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeye göre kamulaştırmasız
el koyma sebebiyle sadece tazminat davası açılabilir. Kanun böylece,
men’i müdahale ve istihkak davası açabilme imkânını açıkça dış-
lamıştır. Tazminat davası ile ne kast edildiği ise çok açık değildir.
Gerçi, tazminat tutarının nasıl hesaplanacağına ilişkin olarak Ka-
mulaştırma Kanunu’nun taşınmazın bedeli ile ilgili düzenlemele-
rine atıfta bulunulduğundan, tazminattan maksadın gayrimenku-
lün bedeli olduğu anlaşılmaktadır; ama her iki terimin içerdiği ve
kapsadığı maddi tutarların farklı olabilmesi de olasılık dâhilinde
bulunduğundan, “tazminat” kavramı yerine “gayrimenkulün bedeli”
teriminin kullanılması daha isabetli olurdu.
2. Buna karşılık, 221 sayılı Kanun açıkça herhalde gayrimenkule müda-
halenin men’i ve tazminat dâvası dinlenmez (m.3) şeklinde bir hüküm
getirdiği gibi, açılacak davanın gayrimenkulün bedelini dava hakkı
(m.4) olduğunu da kesin bir biçimde belirtmek suretiyle daha açık
bir düzenleme getirmekteydi.
3. 2942 sayılı Kanun ise, “her türlü dava hakkı”ndan söz etmekteydi.
2942 sayılı Kanun’da geçen bu ifade ile tam olarak ne kast edildiği
açık değildi. Ancak uygulamada, açılan davalar daha çok tazminat
(bedel) davası şeklinde olmuştur.
4. 2942 ve 221 sayılı Kanunlar (m. 3) tazminat yahut gayrimenkulün
bedelini talep hakkını malik, zilyed ve bunların mirasçılarına tanı-
mış iken 5999 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme bu imkânı yal-
nızca malike tanımış bulunmaktadır. Malike tanınan haktan genel
hükümler uyarınca mirasçılarının da yararlanabileceği açıktır. An-
cak zilyede ve mirasçılarına hiçbir hakkın tanınmamış olduğu da
açıktır. Kanun koyucunun zilyede niçin hiçbir hak tanımadığına
ilişkin olarak Kanunun gerekçesinde de herhangi bir açıklama bu-
lunmamaktadır.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN143
5. 2942 ve 221 sayılı Kanunlar tazminat davası açılabilmesini herhan-
gi bir önkoşula bağlı tutmamışken 5999 sayılı Kanun ile getirilen
düzenleme bunu ilgili idareye uzlaşma başvurusu şartına tabi tut-
muştur. Bir nevi idari yargılama hukukundaki “önkarar” müesse-
sine (İYUK, m. 13) benzeyen bu düzenleme ile, Kanun’un gerek-
çesinde ifade edildiği gibi, mahkemelerin iş yükünün azaltılması
amaçlanmıştır. Ancak umulan neticeyi vermesi zor görünmektedir.
6. 2942 ve 221 sayılı Kanun (m. 4) tazminat davası açabilme imkânını
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl ile sınırladığı
halde, 5999 sayılı Kanun bunu Kanunun ikinci fıkrasındaki sürenin
(yani uzlaşma başvurusu üzerine işleyecek olan 6 aylık sürenin)
uzlaşmaya davet olmaksızın veya uzlaşmanın başarısızlıkla so-
nuçlanmasının ardından işleyecek olan üç aylık bir süre ile sınırla-
mıştır. Ancak dava hakkı, uzlaşma başvurusunda bulunma şartına
bağlanmış olup, uzlaşma başvurusu ise, nihai olarak 2026 yılı ile
sınırlanmıştır.
54
Dolayısıyla, dava açma süresi, duruma göre, önce-
ki düzenlemelerden uzun olabileceği gibi, kısa da olabilir.
7. 5999 sayılı Kanun “uzlaşılan nakdi tazminat bedeli, bütçe imkanları
dâhilinde, sonraki yıllara sari olacak şekilde taksitli olarak da ödenebilir”
demek suretiyle nakdi ve peşin ödeme kuralını yumuşatmıştır. Hak
sahipleri aleyhine sonuç doğurabilecek olan bu kural, “taksitli öde-
me süresince, 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt
Faizine İlişkin Kanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir” denilmek sure-
tiyle telafi edilmek istenmiş ise de, bu düzenlemede, kamulaştırma
bedelinin kural olarak peşin ödenmesini öngören Anayasamızın
emredici hükümlerine (m. 46) uyarlık bulunmadığı söylenebilir.
8. 5999 sayılı Kanun’un önceki yasal düzenlemelere nazaran getirdiği
farklı bir düzenleme de, “Bu madde uyarınca ödenecek olan tazminatın
tahsili sebebiyle idarelerin mal, hak ve alacakları haczedilemez” yolun-
daki kuraldır. Kuralın en bariz farklı yanı ise, hiçbir ayrım yap-
maksızın idarenin her türlü mal, hak ve alacaklarının haciz yasağı
54
13 Şubat 2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesi ile getirilen
düzenlemeye göre, “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle
geçerli olmak üzere; 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6
ncı maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonraki kamulaştırmasız el koyma işlemlerine
de uygulanır”.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...144
kapsamına almış olmasıdır. Haciz yasağı bu denli geniş kapsamlı
şekilde uygulandığı takdirde, uzlaşma veya mahkeme kararı üze-
rine hak sahibi lehine doğan tazminat alacağının tahsilinde ciddi
güçlüklerle karşılaşılacağı söylenebilir.
9. 221 ve 2942 sayılı kanunlar yalnızca yürürlüğe girdikleri tarihe
kadar gerçekleşmiş bulunan kamulaştırmasız el atmaları düzen-
ledikleri halde, 5999 sayılı Kanun bununla yetinmeyerek yürürlü-
ğünden sonra belli bir tarihe kadar (2026) gerçekleşecek olanları
da kapsamına almış bulunmaktadır. Kamulaştırmasız el atma uy-
gulamasının ülkemizde olağan hale gelmiş olduğu göz önünde
bulundurulduğunda, kanun koyucunun gelecekte gerçekleşmesi
muhtemel sorunları da kapsamına almış olmasının isabetli oldu-
ğu söylenebilir. Ancak bu durumun niçin 2026 yılı sınırlanmış
olduğu sorusu ise cevapsız kalmaktadır. Ayrıca bu düzenleme-
nin idareyi kamulaştırmasız el atma fiillerine teşebbüs etme ko-
nusunda cesaretlendireceği de söylenebilir. Böylece idarenin mal
edinme yönteminin normal ve olağan usulü olan kamulaştırma
usulü yerine bu usule daha sıklıkla başvurulması tehlikesi ortaya
çıkabilir.
Genel Değerlendirme ve Sonuç
Kamulaştırmasız el atma sorunu çözmek için bugüne kadar ger-
çekleştirilmiş bulunan yasal düzenlemelerin sorunu çözemediği gö-
rülmektedir. Çünkü söz konusu düzenlemeler, bu konuda her zaman
için uygulanabilecek kurallar içermek yerine, daha ziyade, geçmişte
gerçekleşmiş bulunan kamulaştırmasız el atmaları “bir defaya mahsus”
olmak üzere yasal bir çözüme kavuşturmakla yetindikleri için bir nevi
“af kanunu” özelliği taşımaktadırlar. Bu durum, 5999 sayılı Kanun için
de geçerlidir. Çünkü bu Kanun’la getirilen düzenlemeler de geçmişin
yanında geleceği de düzenlemekle birlikte, bunu 2026 yılı ile sınır-
landırmış
55
olduğu için bu düzenlemelerin bizatihi kendisi de sorunu
kökten halletmek gibi bir iddia içermemektedir.
55
13 Şubat 2011 tarihli ve 6111 sayılı Kanunun Geçici 2 nci maddesi.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN145
Durum böyle olunca, ister istemez, 2026 yılından sonra ne olacağı
sorusu akla gelmektedir. Bu durumda, şayet aksi yönde bir düzenleme
yapılmazsa, Yargıtay’ın içtihadı birleştirme kararlarıyla benimsenen
çözümün uygulanmasına devam olunacağı anlaşılmaktadır.
56
Özel
mülkiyeti korumaya odaklı bu çözümün kamusal yararı gözetmeyi
ihmal ettiği için eleştirildiğine yukarıda işaret etmiştik. Hatırlatmak
gerekirse, Yargıtay’a göre, taşınmazına el atılan kişi, belli bir süreyle
kısıtlı olmaksızın, tazminat (ecrimisil, bedel) veya men’i müdahale da-
vası açmak konusunda seçimlik bir hakka sahiptir.
Görüldüğü gibi, bu bakış açısı olaya yalnızca ve tamamen özel
mülkiyetin korunması perspektifinden yaklaşmaktadır. “Fiat justitia
et ruat caelum (gök çökse de adalet yerini bulsun)”
57
özdeyişi ile özet-
lenebilecek olan bu yaklaşım, “alelâde kamulaştırmasız el atmalar” yani
el atmanın sadece malikin yahut zilyedin gayrimenkulü üzerindeki
tasarruf hakkına engel olmaktan ibaret kaldığı durumlar için doğru-
56
Nitekim 5999 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden önce mahkemelerin bu yön-
de kararlar verdiği görülmektedir. Örneğin 12 Ağustos 2011 tarihli Hürriyet Gaze-
tesinde yer alan “Alanya’da Herkes Şaşkın”��������������������������������������� başlıklı haberde aynen şöyle denilmek-
tedir:
“Alanya’nın Oba Beldesi’nde oturan Hasan Okşar, 2005 yılında Oba Belediyesi’ne, ken-
disine ait taşınmaza kamulaştırılmadan yol açıldığı, yeşil alan ve çocuk parkı yapıldığı
gerekçesiyle dava açtı. Herhangi bir istimlak bedeli ödenmeden yapılan uygulamadaki ha-
taların giderilmesini isteyen Okşar’ın 6 yıldır süren hukuk savaşı sona erdi. Mahkeme,
davacı Hasan Okşar’ı haklı bularak yol olarak kullanılan taşınmazın kendisine ait oldu-
ğuna ve iadesine karar verdi. Mahkeme kararından sonra harekete geçen Okşar, kendisine
ait ancak kamunun yol olarak kullandığı alana geldi. Bilirkişi eşliğinde yapılan ölçüm ve
tespitlerden sonra yolun nereden kapanacağı belirlendi. İşlemlerin ardından işçiler, va-
tandaşların ve turistlerin şaşkın bakışları arasında yolun 4 bin 211 metrekarelik kısmını
tel örgüyle kapattı. İşçiler tel örgüyü çekerken, vatandaşlar yolda yapılanları şaşkınlıkla
izledi”. Mustafa SERTER/DHA Hürriyet.
24
Ağustos 2011 tarihli Hürriyet Gazetesinde yer alan “Görenleri Şaşırtan Tabela” baş-
lıklı haberde ise şöyle denilmektedir:
“Van’da trafik sorununu çözmek için alternatif yollar aranırken mevcut yollarda da ge-
nişletme çalışmaları yapılıyor. Bu kapsamda Şabaniye Mahallesi›ndeki 2 bin 200 metre
uzunluğundaki yolun altyapıları da tamamlanarak 26 metre genişliğinde çift şeritli olarak
açıldı. Genişletme çalışmalarında istimlak edilen birçok ev yıkılarak hak sahiplerine para-
ları ödendi. Karayolları tarafından yapılan yolun kendi arsasında geçtiğini belirten ve is-
timlak bedelinin ödenmediğini iddia eden Hüsnü Çiftçi dava açtı. Bölge İdari Mahkemesi,
2008 yılında Çiftçi’yi haklı bularak 40 metrelik yolu trafiğe kapattırdı. Yolun ortasında
“Bu kesimde yol çalışmaları mahkeme kararı ile durdurulmuştur. Karayolları 11. Bölge
Müdürlüğü” yazılı tabelayı görenler şaşırırken yolun kapanması trafikte büyük aksaklık-
lara neden oluyor”. Gülay ÖZEK-Murat ÇAĞLAR/DHA.
57
Gözler, a.g.e., c. II, s. 993.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...146
dur.
58
Çünkü böyle durumlarda idarenin müdahalesinin önlenmesi
ve yasaklanması, kamusal yarar ve çıkarlara dokunan ciddi bir sonuç
doğurmaz. Kamu malı ve yararına zarar getirmeyen bu tür önleme
ve yasaklama kararları özel mülkiyete saygı prensibini de korudukları
için gerekli ve isabetlidirler.
Ancak bu şekilde el atılan taşınmazlar üzerinde genellikle, zaman-
la kamusal yapı ve tesislerin kurulduğu ve böylece el atılan taşınmaz
ile kamusal malların birleşip kaynaştığı ve bir bütün olarak kamu hiz-
metinin yürütülmesinin vazgeçilmez bir aracı haline geldiği görülmek-
tedir. Nitekim ilgili yargısal kararlara bakıldığında bu olguları kolayca
gözlemlemek mümkündür. Ne var ki, mülkiyet hakkının üstünlüğü-
nü ön plânda tutan Yargıtay, taşınmazın zilyed yahut malikine anılan
dava haklarını tanımakta herhangi bir sakınca görmemiştir.
Mülkiyet hakkını korumaya önem verdiği için özünde doğru sa-
yılabilecek bu yaklaşım, kamusal yarar ve çıkarları hiç gözetmediği
için eleştiriye açıktır. Çünkü men’i müdahale kararı neticesinde, yolun
trafiğe kapanması, köprü, viyadük, tünel yahut bir hizmet binasının
yıktırılması gibi, kamu hizmetini kesintiye uğratacak ve milli servetin
zarar görmesine yol açabilecek durumlar ortaya çıkacaktır. Mülkiyet
hakkının korunması adına bunların görmezden gelinmesi doğru de-
ğildir.
59
Gerçi idare bu aşamada da kamulaştırma yetkisini kullanarak,
mahkeme kararı üzerine ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları bertaraf
etme imkânına sahiptir. Yargıtay
60
biraz da bu düşünceden hareketle
olsa gerektir ki, kolayca men’i müdahale kararı verebilmektedir. Yar-
gıtayın yaklaşımı özünde doğru olmakla birlikte, soruna her durumda
tatmin edici bir çözüm teşkil etmekten uzaktır. Çünkü tamamlanması
belli bir zaman gerektiren bu usulünün, açılacak dava vs. gibi neden-
lerle iyice gecikmesi ve hatta bütünüyle akamete uğraması bile ihti-
mal dâhilindedir. Dolayısıyla, idarenin böyle bir imkâna sahip olması,
Yargıtayın bu tutumunun her durumda haklı olduğunu göstermeye
yetmez.
58
Gözler, a.g.e., c. II, s. 996.
59
Gözler, a.g.e., c. II, s. 996.
60
“����������������������������������������������������������������������������������İdarenin �������������������������������������������������������������������������elattığı taşınmazı kamu hizmeti için her aşamada kamulaştırma yetkisi bu-
lunduğundan, elatmanın önlenmesi ve yıkım kararı verilmesinde bir isabetsizlik bulun-
mamaktadır”. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 8 Mart 2010 tarih ve E.2009/18079,
K.2010/3531 sayılı Kararı (Kazancı İçtihat Bankası).
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN147
Bize göre, bu tür durumlarda, yargı yerlerinin önlerine gelen so-
mut uyuşmazlıklara göre bir karar vermeleri daha doğru olacaktır. Ör-
neğin, el atılan taşınmaz üzerindeki kamusal yapı ve tesislerin değeri
ve bunların tahsis edilmiş oldukları kamu hizmeti bakımından vazge-
çilmezlik derecesi vb. hususlar göz önünde bulundurularak men’i mü-
dahale kararı verilebileceği gibi, bedeli karşılığında mülkiyetin idare
adına tesciline de karar verilebilir. Kişisel yarar ve çıkar ile kamusal
yarar ve çıkarın dengeli bir biçimde gözetilmesi esasına dayanan bu
anlayış, idare hukuku prensiplerine uygun olduğu gibi medeni hukuk
kurallarında da karşılığını bulmaktadır.
61
Nitekim Onar ve Gözler’in
62
işaret ettikleri gibi, kamulaştırılmamış araziye bayındırlık eseri yapıl-
ması durumunda, Medenî Kanun’un başkasının arazisi üzerinde in-
şaat yapılmasına ilişkin hükümleri uygulanabilir. Gerçekten de Türk
Medenî Kanununun “Arazinin mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesi”
başlıklı 724 üncü maddesine göre, “Yapının değeri açıkça arazinin de-
ğerinden fazlaysa, iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve
arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibi-
ne verilmesini isteyebilir”.
63
İşte kamulaştırılmamış araziye bayındırlık
eseri yapılması durumunda da adliye mahkemeleri bu hükümlere
göre hareket edebilirler.
64
Anlaşılacağı üzere, söz konusu hükümlerin
uygulanabilmesi için öncelikle yapının değerinin arazinin değerinden
fazla olması ve yapı sahibinin iyi niyetli olması şeklinde iki şartın bir-
likte gerçekleşmiş olması gerekir. Ancak bu şartların özel hukuk iliş-
kilerinde olduğu şekilde değil, kamusal yarar ve çıkarların gerektir-
diği ihtiyaçlara cevap verecek şekilde uygulanması gerekir. Örneğin,
inşa edilen bayındırlık eserinin değeri arazinin değerinden daha fazla
olmamakla birlikte, söz konusu bayındırlık eseri toplumun geniş bir
kesimine sunulan önemli bir kamu hizmetinin yürütülmesi için vaz-
61
Onar, a.g.e., c.III, s.1561-1562.
62
Onar, a.g.e., c.III, s.1561-1562.
63
Bu düzenlemeyi tamamlayıcı bir hüküm de “Taşkın yapılar” başlıklı 725 nci mad-
dede yer almaktadır. “Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı
yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait
taşınmazın bütünleyici parçası olur.
Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başla-
yarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı
gösterdiği takdirde, taşkın yapıyı ����������������������������������������������iyiniyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşı-
lığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu
arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir”.
64
Onar, a.g.e., c.III, s.1562; Gözler, a.g.e., c. II, s. 996-997.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...148
geçilmez nitelikte ise, bu durumda da ilk şartın gerçekleşmiş olduğu
kabul edilmelidir. Başka bir ifadeyle, bayındırlık eserinin değerini tes-
pit ederken onun kamusal yarar ve çıkarlar bakımından taşıdığı önemi
göz ardı edip, yalnızca maddi değeri ile sınırlı bir değerlendirme yap-
makla yetinmek doğru olmaz. Çünkü söz konusu olan iki özel hukuk
kişisinin menfaatinin yarışması değil, özel hukuk kişisi ile kamunun
yarar ve çıkarının çatışmasıdır. Bu itibarla, yapının değeri belirlenir-
ken yani birinci şartın gerçekleşip gerçekleşmediği irdelenirken bu
hususun da mutlaka göz önünde bulundurulması gerekir. Aksi tak-
dirde, değeri arazinin değerinden fazla olmamakla birlikte toplumun
günlük, olağan ve normal yaşamı bakımından vazgeçilmez nitelikteki
bazı yapıların bu hükümlerden yararlanamaması sonucunun ortaya
çıkması kaçınılmaz olur. İyi niyet şartına gelince, bunun da özel hukuk
kişilerinde arandığı şekilde aranması doğru olmaz. Çünkü idare adına
böyle bir fiili gerçekleştiren görevliler de bunu şahsi yarar ve çıkarları
için değil, kamusal bir ihtiyacı karşılamak yahut bir kamu hizmetini
yürütmek için yaptıklarından idarenin karine olarak iyiniyetli sayıl-
ması gerekir.
65
İşte bu koşullar gerçekleşmişse, idare uygun bir bedel
karşılığında arazinin mülkiyetinin kendisine geçmesini isteyebilir.
Böyle bir durumda mahkeme arazi sahibi özel kişiye uygun bir bedel
ödenmesine ve arazinin mülkiyetinin idareye geçmesine karar verebi-
lir. Böylece bir bakıma “dolaylı olarak kamulaştırma” gerçekleşmiş olur.
66
Belirttiğimiz koşulların gerçekleşmemesi durumunda ise,
Yargıtay’ın yukarıda yer verdiğimiz içtihadı birleştirme kararlarıyla
benimsenen çözüm yolu izlenmelidir. Başka bir ifadeyle, üzerinde ba-
yındırlık eseri tesis edilen arazinin değeri tesisin (yapının) değerinden
daha fazla ise ve söz konusu tesis toplumun geniş bir kesimine hitap
eden bir kamu hizmetinin yürütülebilmesinin vazgeçilmez aracı nite-
liğinde değilse veya idare tartışma götürmeyecek derecede açıkça kötü
niyetli ise, Medeni Kanun’un anılan hükümleri uygulanamayacaktır.
Dolayısıyla, bu şekilde el konulan (el atılan) taşınmazın mülkiyeti ne
65
Onar, a.g.e., c.III, s.1562. Onar’ın ifade ettiği gibi, burada aranan iyi niyeti de anı-
lan hükmün uygulanabilmesinin esasa ilişkin bir şartı olarak değil, bedelin takdi-
rinde göz önünde bulundurulacak bir unsur olarak görmek gerekir. Çünkü bu-
rada asıl amaç, milli servetin ve kamusal yarar ve çıkarın korunması olduğu için
iyi niyet-kötü niyet değerlendirmesi tali plânda kalmaktadır. Daha fazla bilgi için
bkz: Onar, a.g.e., c.III, s.1562.
66
Gözler, a.g.e., c. II, s. 997.
TBB Dergisi 2012 (99) Gürsel KAPLAN149
kendiliğinden ve ne de mahkeme kararı ile idareye geçmez. Malikin
taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkı devam eder. Bu nedenle malikin
istihkak davası açmasına imkân ve gerek yoktur. İdarenin haksız mü-
dahalesini önlemek için men’i müdahale davası açılması gerekli ve ye-
terlidir. Böyle bir dava hakkı ise hiçbir süreyle kısıtlı değildir.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Fransız hukukunda da “bayındır-
lık eserlerinin dokunulmazlığı ilkesi” artık terk edildiği için buna bağlı
olarak, “dolayısıyla kamulaştırma” teorisinin uygulama alanı da son de-
rece zor koşullarla çevrili dar bir alana hapsedilmiş bulunmaktadır.
Kamu yararı ile kişisel yarar ve çıkarın bağdaştırılması esasına daya-
nan bu yeni çözüm perspektifinin, esas itibariyle, yukarıda ifade etti-
ğimiz çözüm tarzıyla örtüştüğü söylenebilir.
Kuşkusuz, sorunun bütünüyle çözümü, idarenin sahip olduğu
kamulaştırma yetkisini kullanarak kamulaştırmasız el atma fiillerine
hiç girişmemesinden geçmektedir. Ancak, her nasılsa, ülkemizde (ve
tabii ki Fransa’da) kamulaştırmasız el atma fiilleri hiç eksik olmamıştır
ve öyle olmaya da devam edecek gibi görünmektedir. Konuya ilişkin
olarak yürürlüğe konulan birtakım özel yasal düzenlemeler de sorunu
kökten halletme potansiyeli ve iddiası taşımadıklarına göre yapılması
gereken, Medeni Kanun’un yukarıda anılan hükümlerini idare huku-
ku prensipleri ile birlikte uygulayarak bir çözüm geliştirmektir.
KAYNAKLAR
Arcak, Ali, Kamulaştırmasız Elkoyma ve Yeni Hükümler, Seçkin Kitabevi,
Ankara, 1987.
Akar, Zeki, Kamulaştırma ve Kamulaştırmasız El Atma Davaları, Cilt: II,
Turhan Kitabevi, Ankara, 2002.
Bilgen, Pertev, Kamulaştırma Hukuku, Filiz Kitabevi, İstanbul, 1999.
Chapus, René, Droit Administratif Général, Cilt: II, 15. Baskı, Montchres-
tien, Paris, 2001.
Yeni Yasal Düzenlemelere Göre Kamulaştırmasız El Koyma Sebebiyle Doğan ...150
Fombeur, Pascale/Stahl, Jacques-Henri, “Contentieux Administratif”,
in Code Administratif, 29. Baskı, Dalloz, Paris, 2006 (Coordination
éditorial par Zéhina Aıt - El - Kadı et Christelle de Gaudemont).
Giritli, İsmet/Akgüner,Tayfun, İdare Hukuku Dersleri II, Filiz Kitabe-
vi, İstanbul, 1987.
Gözübüyük, A. Şeref/Tan, Turgut, İdare Hukuku, Cilt: I, 6. Bası, Tur-
han Kitabevi, Ankara, 2008.
Gözler, Kemal, İdare Hukuku, Cilt: II, 2. Baskı, Ekin Kitabevi, Bursa,
2009.
Günday, Metin, İdare Hukuku, 9. Baskı, İmaj Yayıncılık, Ankara, 2004.
Köroğlu, Ömer, Kamulaştırma, Seçkin Kitabevi, Ankara, 1995.
Kutlu Gürsel, Meltem, Kamulaştırma Hukuku, Seçkin Kitabevi, Ankara,
2009.
Lombard, Martine/Dumont, Gilles, Droit Administratif, 5. Baskı, Dal-
loz, Paris, 2003.
Onar, Sıddık Sami, İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt: III, 3. Bas-
kı, İsmail Akgün Matbaası, İstanbul, 1966.
Özay, İl Han, Günışığında Yönetim, Alfa Kitabevi, İstanbul, 2002.