powered by

powered by

KURALLARIN KURALI: ANAYASANIN HUKUKİ BOYUTUNUN EVRENSEL SERÜVENİ THE RULE OF THE RULES: UNIVERSAL ADVENTURE OF LEGAL SENSE OF THE CONSTITUTION Faruk Y. TURİNAY * Özet: Anayasa pek çok bilimde farklı anlama gelir. Bu kavram, örneğin, iktisatta mali politikaların uygulanmasının güçlü bir aracı, si- yaset biliminde ise iktidarı sınırlandıran siyasal bir belge olarak kendi- ni gösterir. Hukuka gelince, bağlayıcılık, alt düzeydeki kuralların ken- disine uygun olması, devlet tüzel kişiliğini hukuken yaratan düzenle- me oluşu gibi özellikleri ön plana çıkar. Bu çalışmada anayasa, hukuki kimliğiyle ele alınmış; anayasanın anlamını tasnif eden yazarların ve mahkemelerin görüşlerine evrensel ölçekte yer verilmiştir. Hukuki anlamdaki anayasanın çeşitli kavramlarla bağlantıları incelenmiştir. Önemi hiç de az olmamakla birlikte, son olarak, Avrupa Birliği örneği- nin anayasa düşüncesi üzerindeki etkileri tahlil edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: anayasa, ulusüstü hukuk, anayasa kavramı, anayasanın tanımı, hukuki anlamda anayasa, anayasa kuramı, Avru- pa Birliği Abstract: Constitution means different sense in a lot of dicsiplines. For instance, the notion appear a powerful instrument of fiscal policy’s practice; and also a political document which restrict power in political science. It’s some characteristics loom large; such as legal binding, conformity of all ‘lower’ norms to constitution, being a norm what legally creat juridical personality of state. Constitution has handled in respect of legal attribution. They have been universally touched on that opinions of both courts and authors which classify meanings of constitution in the work. Connections between constitution in the legal sense and miscellaneous concepts have examined. The last but not the least, influences of European Union on constitution’s conception have been tried to resolve. Keywords: constitution, supranational law, the concept of constitution, definiton of constitution, , constitution in the legal sense, European Union 1 * Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma görevlisi makaleler / articles Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni166 GİRİŞ Anayasa hukuku bir yana, hukukun dahi sınırlarını aşmış bir kavram olarak anayasa, Yeni Çağ’dan bugüne, özellikle de siyasi ge- lenekleri bütünüyle kurumsallaşamamış hukuk düzenlerine sahip ülkelerde, dinmeyen tartışmaların odağında yer almıştır. Siyasal ikti- darın sınırlandırılmasından en üst hukuki düzenleme oluşuna, devlet kavramıyla ilişkisinden meşruiyet sağlayıcı özelliğine kadar geniş bir fikir yelpazesinde gezinen anayasanın konumunu tespit etmenin ko- lay olmadığı takdir edilebilir. Tabii, ‘anayasanın sadece anayasadan ibaret olmaması’, gerçeklik payı yüksek bir klişe niteliğiyle araştırma- cının önünde dururken kitaplara ve sonunda kaleme sarılmamak elde değildir. Hiçbir kavram kendiliğinden düşünce evreninde var olamaz; ke- limelerin ifade gücüne ihtiyaç duyar. Kelimeler olmadan kavramlar üzerine düşünülemez. Anayasa bir kavram olduğu gibi bir kelimedir 1 . Fakat münhasıran ‘kavram olan anayasa’yı inceleyebilmek için dil tartışmasına girmemekte yarar vardır. Diğer bir deyişle, kavram olan anayasa, kelime olan anayasadan koparılmalıdır. Bir kavrama ‘hukuki’ açıdan bakmak, o kavramı kendiliğinden düzenli, sonuç odaklı ve ‘mevzun’ bir boyut kazandırır; bağlayıcılı- ğını meydana çıkarır. Anayasayı bir hukuki kavram olarak ele alırken diğer düzenleyici hukuki işlemler ile karşılaştırmak, benzerlerinden ayırabilmek, hakkını teslim etmek için gereklidir. Fakat anayasa bir yönüyle uç bir kavramdır; düzenlemelerin düzenlemesi, kuralların kuralıdır. Zaten sorun bu özelliğinden doğmaktadır. Her normun sa- hip olmak istediği meşruiyet ihtiyacı kuşkusuz onun için de geçerlidir. Bu tartışma ise hukuk araştırmacısını ister istemez doğal hukuk anla- yışına, hukukun başlangıcına götürür. Tartışma, gelinen genel kamu hukuku sahasının imkânlarıyla yetinmez; daha sonra siyaset bilimi ile sosyolojiye doğru sürükler. Fakat sürüklenişe bir yerde son vermek lazımdır; aksi halde kavramlar silsilesinin kaybolma/bozulma tehli- kesiyle yüz yüze gelinir. Ne var ki, hukuki olanı hukuki olmayandan ayırmak, hele konu anayasa ise, hiç de basit değildir. Üstelik ayırıcı 1 Anayasa kelimesi hakkında etimolojik-hukuki bir inceleme için bkz: Turinay, Faruk Y., “Bir Kelime Olarak Anayasanın Tarihsel Yolculuğu Üzerine Düşünceler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Temmuz-Ağustos 2011, s.269-312 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY167 çizgi kalındır; altında kayda değer genişlikte, gri bir alan bırakır. Hu- kuki bir kavram olarak anayasa incelenirken esnekliğin benimsenmesi yararlı olacaktır. A. ANAYASA KAVRAMININ HUKUKİ VE SİYASİ NİTELİKLERİNİN AYRIŞTIRILMASI Yazıya dökülmüş eserlerin derinliklerine dalmadan, hukuk ve si- yaset birbirinden ayrılmaya çalışıldığında, akla ilk gelen ayrım noktası siyasetin sebep, hukukun ise sonuç olduğu yönünde. Siyaset sayısız olayın zincirleme iç içe geçtiği bir alan iken, hukuk siyasetteki olayla- rın neticesinde uzlaşılarak veya zora dayanarak ihdas edilen kuralları ifade ettiği sonucudur. Tabii, burada sözü edilen hukuk, yürürlükteki hukuktur, doğal hukuk değil. Her kavramın birden fazla niteliği olabilir. Her kavram farklı bi- limlerin lügatinde farklı anlamlara gelebilir. Anayasa kavramının bir- çok niteliği vardır: mali boyutta anayasa, iktisadi boyutta anayasa, uluslararası ilişkiler boyutuyla anayasa, insan hakları boyutuyla ana- yasa... Bu liste uzatılabilir. Anayasanın niteliklerinden karışmaya en müsait olanları hukuki ve siyasi nitelikleri olduğundan, hukuki kav- ram olan anayasa ile siyasi kavram olan anayasa incelenmelidir. Anayasanın hukuki yönünü görebilmek için çok eski zamanların kurallarını bakmak gerekebilir. Roma İmparatorluğu Anayasası bun- lardan biridir. Üstelik anayasanın varlık amaçlarından biri olan özgür- lüğün hal ve şartları eski zamanlarda daha iyi anlaşılmış bile olabilir 2 . Marcus Tullius Cicero, Romalı devlet adamı Cato’dan aktararak der ki, Roma Anayasası, diğer devletlerinkine üstündür; zira o, bir kişinin değil pek çoğunun dehasının ürünüydü. Şöyle ki, Roma Anayasası, bir nesil için değil, yüzyıllar süren uzun bir zaman diliminde yaşayacak farklı çağların insanları için inşa edilmişti 3 . Bununla beraber, zamanın imtihanı ve fiili deneyimlerin yardımı olmaksızın; gelecek için gerekli 2 Friedrich August von Hayek / Ronald Hamowy, The Constitution of Liberty, The Definitive Edition, The University of Chicago Press, Chicago, 2011, s.113 3 M. Tullius Cicero, De Re Publica, Oxford Classical Texts, Oxford University Press, 2006, Liber II, .1.2.; aktaran: Hayek / Hamowy, loc.cit., The Constitution of Li- berty, s.113 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni168 tüm hükümleri yaşayan tüm insanların güçlerini birleştirerek yaratan, hiçbir şeyi gözden kaçırmayacak derecede dahi biri(leri) yaşamış ola- maz 4 . Bu tutum, biraz, “Yeni Kıta” menşe’li, “yaşayan anayasa” (living constitution) kavramının hareket noktasını çağrıştırmaktadır. Gözden kaçırılabilecek hükümlerin değişken yorumlarla makul kılınmasıyla... Hans Kelsen, Hukuk ve Devletin Genel Kuramı adlı eserinde katı ve yumuşak anayasalardan söz ettikten sonra katı anayasanın var olduğu bir hukuk düzeninde, tıpkı anayasa gibi değiştirilmesi alelade kanun- lardan daha yüksek şartlara bağlanmış kanunların mevcudiyetinden de bahseder. Bunlar öyle kanunlardır ki, ancak ve ancak özel usullere riayet edilerek değiştirilebilir yahut ilga edilebilir. Eğer bu kanunların anayasanın bir parçasını oluşturduğu düşünülürse anayasa kavramı 5 saf şekli anlamda makes bulur 6 . Anayasanın ne olduğunu kavramak, biraz da, bağımsız erkleri dü- zenleyen bir belge (anayasa) tarafından tahdidi şekilde çember içine alınan temsili yapının kudreti içinde, temsili hükümeti kavramak ile yakından ilişkili hale gelmiştir 7 . Ve tabii, biçimlendirilen şey, anayasa- nın yarattığı bir yapıdan başkası değildir. Anayasanın bağlayıcılığın- dan kuşku duyulmadığına göre ve anayasanın hem neden hem sonuç oluşu görmezden gelinemezse hukuki olan anayasa teşekkül etmiş de- mektir. Ma. Elena K. Parayno tarafından hazırlanan bir sunumda “anayasa- nın anlamı” denince “egemenlik kudretini kullananların uyguladığı kurallar bütünü”nün kastedildiği gözler önüne serilir. Anayasanın mahiyetini idrak etmeye yardım eden yaklaşım biçimleri, “anayasa işlevinin öne- mi, tabiatı ve amacı” başlığı altında incelenir. Buna göre, halk, iktidarı- 4 Hayek / Hamowy, loc.cit. The Constitution of Liberty, s.113. Hayek, yine de şunu söylemeden edememiştir: “Neither republican Rome nor Athens- the two free nations of the ancient world- could thus serve as an example for the rationalists.” (Ne cumhuri- yet dönemindeki Roma ne de Atina –antik dünyanın iki özgür ulusu- gerçekçiler için (geçerli) bir örnek olamaz.) Hayek / Hamowy, loc.cit., s.113 5 Anayasa kavramını hukuki açıdan, üstelik idare hukuku penceresinden ele alan bir çalışma için bkz: Ender Ethem Atay, “Anayasa Kavramının Tanımı, Hazırlanması ve Değiştirilmesi Arasındaki İlişki”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XII, Y. 2008, Sa. 1-2, s.503 6 Hans Kelsen, General Theory of Law and State, Translated by Anders Wedberg, Third printing, The Lawbook Exchange Ltd., New Jersey, 2009, s.260 7 Hayek / Hamowy, loc.cit. The Constitution of Liberty, s.265 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY169 nı anayasa vasıtasıyla (through the Constitution) kullanır. Öyle ki, halk, kendisini, adaletsizce icra edilen hükmetme gücünden, kendini temsil edecek görevlileri belli aralıklarla tekrarlanan seçimlerle seçmek sure- tiyle korur 8 . Bir anayasa, halkın bizatihi kendisinin yürürlüğe koydu- ğu, devleti 9 yaratan üstün veya temel kanundur. Anayasanın amacı, hükümet/devlet düzeninin çerçevesini ya da ana hatlarını resmetmek ve bu çerçevenin içinde yer alan, devletin muhtelif erklerinin güç ve işlevlerini ayrıntılandırmaktır. Yazar, yumuşak / katı, yazılı / yazısız anayasalar gibi alışıldık kavramlaştırmalara yer vermekle birlikte, “bir anayasanın kanunlardan nasıl ayırt edileceğini ilk akla gelen “değiştirilme usulü” farklılığına değil, onu ihdas eden organın farklılığına dayandırmak” gibi ilginç bir yaklaşım tarzını kullanmaktadır. Bu son görüş bağla- mında, yazara göre, kanunlar, halkın temsilcileri tarafından ihdas edil- mekteyken; anayasa bizzat halk tarafından doğrudan koyulan kuralla- rı ifade eder. Anayasa, diğer tüm mevzuatın kaynağını aldığı, devletin esas kanunudur 10 . Parayno’nun vurgusunun bağlayıcılık olduğu apa- çık göründüğüne göre, anayasayı hukuki bir kavram olarak ele aldığı söylenebilecektir. Yönetilenlerin rızası ve meşruiyet konularında anayasa daha bir hukuki kimliğe bürünür. Barnett’a göre, anayasal meşruiyet fikrinin en ortak düzenleme mevzusunun yönetilenlerin rızası oluşu aslında yanlıştır 11 . Çünkü bu, hiçbir anayasada sağlanmamıştır! Söz konusu ulaşılamaz ideal sınırlar dâhilinde anayasayı ele alma, anayasa met- ninin anlamının yerine geçer ve meşruiyetini baltalamış olur. Bu ne- tice çelişkilidir. Zira oy hakkının büyük çapta genişlemesine rağmen, “yönetilenlerin rızası” tarafından meşrulaştırılabilmiş hiçbir gelişmiş ve yeni anayasa yorumlanışı yoktur 12 . Diğer yandan, hukukun pek çok 8 Ma. Elena K. Parayno, The Concept of Constitution, Scribd elektronik yazılı kay- nak web sitesi, http://www.scribd.com/doc/11535697/Concept-of-Constitution, erişim tarihi: 22.9.2011 9 Yazar, İngilizce yayın yapan pek çok başka yazarın yaptığı gibi, government sözcüğünü günümüz Türkçesindeki hükümet’ten ziyade ‘devlet’ sözcüğüne yakın bir anlamda kullanmaktadır. 10 Ma. Elena K. Parayno, op.cit., The Concept of Constitution, Scribd elektronik yazılı kaynak web sitesi, http://www.scribd.com/doc/11535697/Concept-of- Constitution, erişim tarihi: 22.9.2011 11 Randy E. Barnett, Restoring The Lost Constitution: The Presumption of Liberty, Princeton University Press, 2004, New Jersey, s.3 12 Barnett, op.cit., Restoring The Lost Constitution: The Presumption of Liberty, s.3 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni170 yerde rıza ilkesini benimsediği bilinmektedir. Anayasanın konusu yö- netenler ile yönetilenler arasındaki ilişkiyi de kapsadığına göre, meş- ruiyet ihtiyacı kaçınılmaz surette depreşecektir. Anayasanın hukuki yönünü, birey, her zaman hissetmez. Ancak, Anayasa Mahkemesi kendini doğrudan ve dolayısıyla ilgilendiren bir karar verdiğinde, bir ceza mahkemesi tarafından anayasal ilke- lere atıfta bulunarak serbest bırakılma kararı yüzüne okunduğunda ya da bireysel başvuru yolunu kullanarak bir hakkını korumayı ba- şardığında ve bu gibi somut gelişmeler sayesinde hissedebilir. Teziç de anayasanın hukuki ve siyasi niteliğini isabetle ayrıştırır. Ona göre, “anayasa”nın biri hukuki öteki de siyasi olmak üzere iki anlamı vardır. Anayasa yalnızca bir devletin hukuki statüsü olmayıp, aynı zamanda devlet içinde siyasi iktidarı ve toplum içinde de devlet iktidarını sınır- layan bir belgedir 13 . Teziç’in değindiği “devletin hukuki statüsü” anaya- sanın hukuki niteliğini ifade etmekteyken, hem genel ölçekte devlet iktidarının hem dar ölçekte siyasi iktidarının sınırlanması anayasanın siyasi niteliğinin bir başka ifadesidir. Anayasanın devlet iktidarını sı- nırlayan, kişi haklarını güvenceye alan bir belge olması, aynı zamanda bir siyasi tercihi de yansıtır. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Beyanna- mesinin 16. maddesindeki “insan haklarının sağlanmadığı ve kuvvetler ayrılığının belirlenmediği bir toplumda anayasa yoktur” ilkesi, anayasanın siyasi niteliğini ortaya koymaktadır. İşte anayasanın bu siyasi niteliği- dir ki, “anayasal devlet” ile “anayasalı devlet”i birbirinden ayırır. Çünkü tanımı gereği, her devletin bir anayasası vardır ama rejimi anayasal olmayabilir 14 . Gözler ise, siyasi-hukuki kavram ayrımına girmeksizin anayasayı fiziki ortamından ayırdıktan sonra, soyut düzlemde, sadece bir hukuk kavramı olarak inceler 15 . Thomas’ın deyimiyle, anayasa, bir ülkedeki yazılı kurallar toplu- luğudur; öyle ki, hükümetin halk için yapması gerekenleri, halkın da hükümet için yapması gerekenleri söyler. Muhtemelen, hükümetin yapmaması gerekenleri de belirtir 16 . Dünyada hemen her milletin bir 13 Teziç, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 2009, s.4 14 Loc.cit. 15 “Anayasanın Tanımlanması Sorunu: Hangi Anayasa” bölümünde Gözler’in bu konudaki görüşlerine yer verilmiştir. 16 William David Thomas, What Is A Constitution?, Gareth Stevens Publishing, 2008, s.6 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY171 anayasaya sahip olduğunu vurgulayan yazar, bunların bir ya da birkaç belgeden mürekkep olduğunu ortaya koymaktadır. Muhtelif yollarla anayasa, halkın (yurttaşların) haklarını ve hükümetin sorumlulukla- rını açıklar. Pek çok anayasa, vatandaşların kendilerini temsil etmesi için pek az sayıda kişiyi seçeceklerini, bu kişilerin kanunları yapacak- larını ve kaldıracaklarını söylemektedir. Ayrıca bu temsilcilerin nasıl seçileceği, halkın mevcut temsilcilerin icraatlarından hoşlanmazsa bir daha seçmeme imkânı da anayasada yazılıdır. Mahkemelerin uyması gereken kurallar ile bu kuralları yorumlamak ve uygulamak zorunda oluşu da anayasalarda yer alır. Son olarak, anayasalar, kendi kuralları- nın nasıl değiştirilebileceğini de çoğu zaman düzenler 17 . Felix Frankfurter ile James M. Landis, Yale Hukuk Dergisi’nde kale- me aldığı “The Compact Clause 18 of The Constitution: A Study In Interstate Adjustments” (Anayasanın Sıkı Yasağı: Eyaletlerarası Dengeleme) başlıklı makalede, anayasanın işlevsel boyutundan söz eder. Anayasanın öyle bir işlevi olmuştur ki, Amerika’daki hukuki birliği sağlayabilmiştir. Buna göre, anayasa, doğal bir şekilde, eyaletler arasında işbirliğin sağ- lanması ve “daha mükemmel bir Birliğin” biçimlendirilmesi amacıyla ta- sarlanmış, devlet adamlarının bir başarısı olarak alkışlarla karşılanan 19 belgenin ta kendisidir. Anglo-Sakson hukuk düzenlerine hâkim olmuş genel işlevselcilik/faydacılık ilkesi hatırlandığında, Amerika’daki anayasa algısının da bu ilke doğrultusunda olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Anayasanın toplumsal ve iktisadi olgulardan kopuk bir şekilde devletin üst düzey organlarını ve siyasi yaşamayı kurallarla düzen- lemeyi öne çıkarttığı ileri sürülür. Klasik anayasacılık döneminin, hu- kuk kuralları aracılığıyla siyasal olguları engellemeye çalıştığı 20 , buna karşılık iktidarı sınırlama aracı olarak anayasa, hukuki olmaktan çok 17 Thomas, op.cit., What Is A Constitution?, s.6 18 “Compact Clause” Türkçeye çevirmesi oldukça zor bir tabir olup Amerikan Anayasa Hukukuna mahsus kavramlardandır. Eyaletlerin, Amerikan Kongresi’nin rızası olmaksızın barış zamanda ordu besleyemeyeceğini, diğer bir devlet ya da yabancı bir güçle antlaşma veya sözleşme yapamayacağını... emreden Amerika Birleşik Devletleri Anayasasının 1. maddesinde yer alan kurallardan biridir. 19 Felix Frankfurter / James M. Landis, “The Compact Clause of The Constitution: A Study In Interstate Adjustments”, Yale Law Journal, 34 Yale L.J.(1924-1925), s.625 20 Turpin, Droit Constitutionnel, PUF, 1992, s.2-3, aktarma: Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Legal Yayınevi, s.12 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni172 siyasal olduğu, mutlak hükümranlığı kayıtlama hedefi ile yazılı ve sert bir anayasanın kabulü arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu dile ge- tirilmektedir 21 . Bu görüş uyarınca, ilk dönem anayasacılığı, hukuken üstün ve bağlayıcı bir kural olmaktan çok yönlendirici bir metin özel- liğine ilave olarak siyasal gerçeklik yerine ‘olması gereken hukuk’un ağır bastığı bir zaman dilimi olarak değerlendirilmektedir. Devlet ve hükümetin daha çok olgulardan hareketle incelenmesinin siyaset bi- liminin doğuşu ile ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra mümkün olduğu söylenmektedir 22 . Anayasa hukuku, siyasi hayatın gerçeklerini huku- ki olarak çerçeveleyen ve bunları düzenlemekle görevli hukuk dalı olarak tanımlandığında, siyaset bilimiyle ortak ve ayrı noktaları göz önünde tutulursa, anayasa kavramının da hukuki ve siyasi noktaları ayrıştırılabilir. Anayasaya ilişkin olarak da iki bilim dalının konusu aynıdır; yalnız, yaklaşım tarzı farklıdır. Bu bilimleri de birbirinin ta- mamlayıcısı olarak görmek daha isabeti olabilir. Anayasanın hukuki ve siyasi yönlerinin ayrıştırılması, kavramın durumunu apaçık ortaya koymak dışında bir amaç gütmemekte; anayasanın siyasi boyutunun varlığını dolaylı olarak teyit etmektedir. Anayasanın kavramsal boyutunu incelerken, devlet kavramını da düşünülmek kaçınılmaz olmaktadır; devletlerin esas oyuncu olduğu uluslararası hukuku da... Göçer’e göre, az sayıda kavram anayasa kav- ramı kadar, devlet kavramı ile sıkı bir ilişki içindedir. Bununla beraber anayasa kavramı uluslararası hukuk düzeninde yer alan üst düzey ku- ralların bütününü tasvir etmek amacıyla yaygınca kullanılmaktadır. Ancak, uluslararası anayasa veya uluslararası anayasa hukuku kavra- mı, bu kavramın farklı yorumlara konu olmasından dolayı bir ölçüde belirsizdir. Gerçekten de bu kavram, uluslararası hukuka dair ulusal anayasa kurallarını belirtmek amacıyla kullanıldığı gibi, devletlerara- sı toplumun anayasal kurallarının bütününü ifade etmek amacıyla da kullanılmaktadır 23 . Yazarın yaklaşımı bir başka anlatımla, uluslararası bir toplumun varlığını, anayasanın bu toplumun hukuki belkemiğini teşkil ettiği iddiasını esas almaktadır. Bu yaklaşım ışığında, anayasa kavramı, kökenleri daha eski bir tarihe dayanmasına rağmen, bugün- 21 Kaboğlu, loc.cit. 22 Kaboğlu, loc.cit., s.13 23 Mahmut Göçer, “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 57-2, s.2 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY173 kü anlamını devletin iç hukuk düzeninde kazanmıştır. Bu olgu, ana- yasa kavramının devletin iç hukuk düzenine mahsus bir kavram olup olmadığı sorununu ortaya çıkarmaktadır. Gerçekten de, anayasa kav- ramı geleneksel olarak münhasıran devlet kavramıyla iç içe girmiş bir kavram olarak sayılagelmiştir 24 . Fransız kamu hukuku öğretisini takip eden yazar, bir yandan, bi- zim yaklaşımımıza yakın bir doğrultuda, anayasanın birkaç boyutunu birbirinden ayırarak ortaya koymaktadır. Bunlardan birincisi, hemen her topluluğun –dini, ticari vs.- temel bir hukuki temele sahip olduğu- nu ve bunun da anayasa olduğunu esas alarak kavramın nüfuz alanını olabildiğince genişletmektedir. İkincisi, anayasayı toplumun siyasal örgütlenmesine indirger. Sonuncu boyut ise, anayasa kavramını ik- tidar kavramı ile ilişkilendirerek, anayasayı, onun örgütlenmesini ve kullanım koşullarını düzenleyen kurallar bütünü olarak sunmaktadır. Ancak, anayasa her türlü erki değil, sadece siyasal iktidarı kurumsal- laşmış bir şekil altında düzenleyebileceğinden, burada yeniden top- lum kavramının veya kurum kavramının açıklanması ve tanımlanması gerekecektir. Göçer, bu üç yaklaşımda muhtelif eksikliklerin mevcu- diyetinden dem vurarak anayasanın “hukuk düzeni” ve Kelsen’in söz konusu soruna dair tavrını çözüm olarak önermektedir 25 ki, bu, kana- atimizce “hukuki anlamda anayasa”yı ifade etmektedir. Siyasi iktidarın kurumsallaştığı, hukuki bir çerçeveye alındığı, sı- nırlandığı anda, anayasanın bu iki niteliği birbirinden koparılamayan, ayrılmayan bir bütünü oluşturur. Çünkü siyasi iktidarı kullananlar, emretme yetkisini aldıkları gibi, kendi koymuş oldukları kurallarla da bağlı olurlar. Anayasa, kanunların, idari düzenleyici işlemlerin yapıl- masına ilişkin temel ilkeleri, kuralları içerir. Anayasanın öngördüğü biçimde yapılan bu işlemler, herkes için olduğu kadar, bunları yapan- ları da bağlar. Zira bu işlemleri yapanlar, devletin hizmetinde olup, işlemleri hukuken, onlar üzerinde de otoritesini kabul ettiren devle- te mal edilir. Yönetenler yaptıkları işlemleri aynı biçime uyarak de- ğiştirebilirler. Ancak bu kurallara karşı gelemeyecekleri gibi, bunları diledikleri gibi, kişisel keyfi usullerle değiştiremezler. Aksi halde bu, 24 Göçer, loc.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.3 25 Göçer, loc.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.4 ve devamı, özellikle bkz: aynı yayının “Hukuk DüzenininTemel Unsuru Olarak Kabul Edilen Anayasa Kavramı” başlığı Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni174 anayasal biçim dışında bir değiştirme olur ve anayasayı tanımamak, yadsımak sonucunu doğurur 26 . Anayasanın hukuki ve siyasi nitelik- lerini bazı noktalarda ayırmak güçtür. Mesela “hukuk devleti” ve “ana- yasanın üstünlüğü” kavramları üzerine düşünüldüğünde, hukuk ile siyaset arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin karmaşıklığı anlaşılabilmek- tedir. İktidarın kurumsallaşması, Alman hukukçularının “hukuk devle- ti” diye adlandırdıkları, yani yönetenlerin de hukukla bağlı oldukları devlet anlayışıdır. Buna karşılık, yöneticilerin keyfi davranışlarına, yani kurallarla bağlı olmadan bir ülkeyi yönetmelerine de “polis-dev- let” denir 27 . İşte, anayasanın özellikleri, bireylere göre konumu, yapılış şekli, nasıl uygulandığı hep kavramın hukuki ve siyasi niteliklerinin tezahürleri arasındaki çizgide gezinmektedir. Diğer yandan, hukukun konusu kaba şekilde, usul ve esas olarak ikiye ayrılırsa, esas’ın anayasa hukuku bakımından niteliği tartışmalı olsa da usul’ün bütünüyle hukuki vasıfta olduğu belirtilmelidir. Mesela, bir hukuki işlemin ne zaman, kim tarafından, ne surette yapılacağı usulî bir sorun ise ve işlemi yapacak olanın ‘ne yapacağı’, ‘tercihinin hangi yönde olması gerektiği’ açmazı esasa ilişkinse bunu anayasanın nitelik- lerini ayrıştırırken kullanmakta sakınca olmasa gerektir. Bu bağlamda, ‘anayasanın üstünlüğü’, ‘sert anayasa’, ‘tali kurucu iktidar’, ‘anayasa yargısı’ gibi anayasa hukuku meselelerinin hukuki yanlarının kuşku- ya yer bırakmayacak derecede ağır bastığı söylenebilir. O halde, her- hangi bir konuda anayasanın hangi niteliğinin ağır bastığını tartışırken, usul’ün baskın hukuki vasfını göz önünde tutmak yararlı olabilecektir. B. ANAYASANIN HUKUKEN TANIMLANMASI SORUNU: HANGİ ANAYASA? 1. Başlangıç Bilimsel yaklaşım, hukuk, kavramlar ve tanımların yatay ve dikey kesiştiği bir durumda kavramı tanımlama gereği ortaya çıkmaktadır. Kavramın zihnin sınırları dâhilinde yer aldığı, soyut ve genel özellikte olduğu bir çırpıda söylenebilir. Diğer yandan kavram bir nesneye ait olabileceği gibi bir düşünceye de ait olabilir. Sonuçta düşünce mahsu- 26 Teziç, op.cit. Anayasa Hukuku, s.144-145 27 Loc.cit. s.145 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY175 lüdür. Anayasaya gelince yüzyılların süzgecinden geçerek damıtılmış sayısız düşüncelerin oluşturduğu, zihindeki tasarımlardan biridir 28 . Anayasa hakkında birçok algı vardır. Bu algıları kapsayan yönüne anayasanın zihinsel imgesi ya da kavramsal boyutu denebilir. Ana- yasanın içeriğini, kapsamını işaretle, sözle anlatan soyut düşünceye ‘anayasa kavramı’ denmesinde sakınca yoktur. Çağdaş hukuki düzenlerinin ezici çoğunluğu anayasayı en üst se- viyedeki kurallar topluluğu olarak görmektedir. Anayasanın üstünlü- ğü ilkesi zımnen yahut yazılı yöntemlerle hemen her ülkede benim- senmektedir. O halde anayasa kuralların kuralıdır. Anayasanın tanımlanması sorununu çözmeye çalışırken, anayasa- nın hukuki yönünü 29 diğer yönlerinden ayıran yazarlara bakmak gere- kir. Aksi halde “hukuki bir kavram olarak anayasa”yı diğer “anayasa”lardan ayırırken, yapılan okumalar yeterince faydalı olmayabilir. 28 Anayasanın kavram oluşu üzerine derinlemesine düşünmek için aşağıdaki par- ça kullanılabilir. Kavram sözcüğünün geçtiği yerlere anayasayı soyut olarak yer- leştirmek yararlı olabilecektir. Buradaki kavram, İngilizcedeki conception veya notion’a tekabül eden anlamdadır: “Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kap- layan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım; tek bir nesnenin (bireysel kavram) ya da bir nesneler sınıfının (genel kavram) özünü belirleyen, birbirleriyle bağlantılı nitelikle- rin ya da özel belirtilerin (özelliklerin) bir sözcükte düşünülmüş olan birleşimi. 2. (Klasik mantıkta) Yargı ile çıkarımın sonradan üzerinde kurulacağı en yalın, en temel öğe. (Ger- çekte ise kavram düşüncenin bir başlangıç noktası olmayıp, düşüncenin kendisini topla- dığı, yoğunlaştığı bir noktadır; düşüncenin bir bütüne, bir bireşime, bir birliğe dönüşmüş biçimidir.) // Klasik mantık için kavramlar çoğunlukla nesne kavramlarıdır ama bunun yanında ilişki ve görev kavramlarından da söz edilebilir (de, üzerine, eğer, ancak vb.). Nes- ne kavramları: Bir nesnenin özünü, kurucu özelliklerini düşünce ile belirtip kavramaya çalışan kavramlar. Nesne kavramları bireysel olup tek bir nesneyi (Kızılırmak) göz önün- de bulundurabilirler, o zaman bireysel kavramlar adını alırlar. Bir nesne öbeğinin ortak özellikleriyle ilintili olduklarında, bunlara tür kavramları denir (dere, çay, ırmak). Ortak özellikleri olan tür kavramlarından cins kavramı kurulur; her cins kavramı yeniden daha yukarı bir cins kavramının tür kavramı olabilir ve bu, böylece oluşan kavram piramidinin en yukarıdaki en son cins kavramına kadar gider. Bu piramit bir kavramlar dizgesidir. Bu dizgede boyuna daha yukarı, daha genel cins kavramına doğru yükselinir. En son cins kavramında kavramlar dizgesi doruğuna ulaşır ve bundan kavram çözümlenmesiyle (Lat. divisio) tersine olarak daha aşağı cinslere, türlere inilir ve sonunda artık bölünemeyen bireylere ulaşılır.” (Türk Dil Kurumu Felsefe Terimleri Sözlüğü “kavram” başlığı, http://tdkterim.gov.tr/bts/, erişim tarihi: 31.3.2011) 29 Hukuki anayasa anlayışını dile getirirken ‘hukuki kurallar topluluğu olarak anayasa’ (constitution comme ensemble des régles juridique), ‘kural olarak anayasa (constitution comme norme), kuralsı anayasa (constitution normative) ve anayasanın kuralsı içeriği (lecture juridique de la constitution) gibi kavramların kullanıldığı görülmektedir. Bkz: Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Ekin Yayınları, 2010, s.101, 72 numaralı dipnot Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni176 2. Anayasal Kuram Anayasa hukukunu ele alan yeni çıkmış bir kitap şu sözlerle başla- maktadır: “Anayasa hukukunun sorunu, hiç kimsenin hangi görüşü benim- seyeceğini bilmemesidir.” 30 En üst kanun olarak, anayasa, devletin meşru kuvvetinin mantıki başlangıç noktasıdır 31 . Kanun bilge bir seyyahın kendi yolunu bulması için, ipuçlarını aydınlatır. Anayasanın ötesinde ise kanunlar (gücü) tükenir ve seyyah, insan zihninin ayak basmadığı bir mekâna girer 32 . Anayasa hukuku araştırmacılarda ve siyaset yorum- cularında en iyi gayretleri uyandırır; anayasa hukuku da... Kanunla- rın soluğunun kesildiği yerde olduğundan, anayasal iddialar, incelikli, çözülmesi zor ve kaçamak yapmaya meyilli olur 33 . Tarih, felsefe, din, siyaset, sosyoloji ve iktisat anayasanın üstünde gezinir, etrafında uçar. Araştırmacılar ile kamu görevlileri anayasanın uygulanması ve yorum- lanmasında bu kaynakların nasıl kullanılacağı mevzuunda uzlaşamaz 34 . Bu uzlaşmazlığa rağmen, bazı görüşler, herkeste saygı uyandırır. Siyasi anayasalar, uçsuz bucaksız bir genişliğe veya bir milletin özgürlüğü ve refahını sağlamak amacıyla bir devletin kurulmasına neden olabilir. Anayasanın yapımı, değiştirilmesi, yorumlanması üst düzey bir siyasi oyundur. İnsanların bu oyunu kazanmasına yardım etmek için, (anaya- sal) kuram, özgürlük ve refahın anayasal dayanaklarını izah eder. Te- mel kanunların sonuçlarını tahmin etmesi sayesinde, anayasal kuram, kamuyu, rehber siyasetçileri bilgilendirir; mahkemelerin hükümlerini geliştirir. Anayasanın alternatif kavrayışının insana sağladığı refahının sonuçlarının tahmin edilmesi, herkesçe önemsenebilir 35 . Hâlihazırda görüldüğü üzere, anayasal kuram, daha ziyade ana- yasal metinlerin tarihi ve felsefesini ihtiva etmektedir. Tarihte anayasa hukukunun kaynaklarını keşfeden bazı hukuk araştırmacıları, anaya- saları, o anayasanın banilerinin (yapıcılarının) anlayışını ince eleyip sık dokumak suretiyle yorumlamaktadır. Geri kalan araştırmacılara ge- 30 Gerhardt and Rowe, Constitutional Theory: Arguments and Perspectives, Michie Co. (Charlottesville, Va.), 1993, s.1; aktaran: Robert Cooter, The Strategic Consti- tution, Princeton University Press, New Jersey, 2002, s.1 31 Cooter, The Strategic Constitution, s.1 32 The Beatles’, Magical Mystery Tour, ; aktaran: Robert Cooter, The Strategic Constitution, Princeton University Press, New Jersey, 2002, s.1 33 Cooter, op.cit., The Strategic Constitution, s.1 34 Cooter, loc.cit. 35 Cooter, loc.cit., s.2 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY177 lince, onlar, bütün kanunları düz anlamları uyarınca açıklamaktadır. Yine de diğerleri, bir anayasa bakımından felsefi, ahlaki ve dini esin- lenişleri sınamaktadır. Bu yaklaşımlar, anayasanın kuralımsı/hukuki taahhütlerini berraklaştırmaktadır; anayasal haklardan ilham alınarak bireysel özerkliği bulup çıkarmak gibi... 36 Anayasanın yorumlanış biçi- minin incelenmesiyle bile anayasa hakkında hukuki-siyasi kavramsal ayrıştırmaya gitmenin mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır. Cooter’ın kitabında çizilen kurallar silsilesi resmi alışılmışların öte- sindedir. Bir kere hukuk fakültesinin birinci sınıfında tahtaya çizilme- den edilemeyen ucu sivri piramit, yazarın kitabında ucu kesik bir va- ziyette durmaktadır. Piramidin üzerinde ters çevrilmiş geniş fakat kısa bir bardak şekli vardır; şeklin içindeyse, yukarıda değinilen anayasal kaynaklar, tarih, felsefe, din, siyaset, sosyoloji ve iktisat öylece uçmak- tadır. Geniş fakat kısa bardağın yanıbaşında “kaynaklar” yazmaktadır. Piramide gelince, her ne kadar ucu kesik olsa da, geri kalan gövde- nin en üstünde, tahmin edileceği üzere, anayasa yer almaktadır. Onun altında tüzükler, tüzüklerin altında da düzenlemeler, kararnameler, emirler, politikalar bulunmaktadır. Ucu kesik piramidin hizasında ya- zan ise “kanunlar hiyerarşisi”dir 37 . Yazarın eserindeki konumuza ilişkin bir başka şekil, çeşitli dü- zenlemelerin işlem maliyetlerini 38 yansıtmaktadır. Buna göre, anayasa değişikliklerindeki işlem maliyeti, yasama işlemlerinin maliyetinin iki katı, idari emirlerin maliyetinin ise üç katıdır 39 . Şekildeki diziliş, aynı zamanda, düzenlemelerin genellik niteliğindeki artışı ve oranları da göstermektedir. İşlem maliyeti yükseldikçe söz konusu düzenlemenin hukuki niteliği de güçlenmektedir. Nitekim en yüksek işlem maliyeti olan düzenleme çeşidi anayasa olarak arz-ı endam etmektedir. Cooter’a göre, nasıl ki bir katedralde en üst otorite piskopos ise, bir devletin en üst kanunu da anayasadır. Anayasa, çeşitli şekillerde dev- letin en üst kanunudur. İlk olarak, diğer kanunlara göre daha genel- 36 Cooter, loc.cit., s.3 37 Cooter, loc.cit., The Strategic Constitution s.2 Fig. 1-1, Pyramid of State Law and its Sources 38 Kuşkusuz burada maliyet’ten kasıt zaman, gerçekleştirilebilirlik gibi unsurları da havidir. 39 Cooter, loc.cit., The Strategic Constitution s.2 Fig. 1-2, Transaction Costs of Changing Laws Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni178 dir. Anayasalar, kamu gücünü erklere paylaştırır; vatandaşların temel haklarını tanır. Oysa daha ziyade siyasetin icrasını ve hareket tarzını düzenleyen erk, yasamadır 40 . İkinci olarak anayasa, diğer kanunlara baskın çıkar; onları gölgede bırakır. Şöyle ki, diğer bir eyalet/devlet kanunuyla 41 çeliştiğinde ona galip gelir. Üçüncü olarak, anayasa, de- ğiştirilmesi zorluk sayesinde diğer kanunlara nazaran daha sağlama alınmıştır. Aslında, ilk iki özellik, üçüncüyle bağlantılıdır. Bir yasanın genelleşmesi ve kuvvetlenmesi, onun değiştirilmesinde karışıklığa, (süreç itibariyle) parçalanmışlığa sebep olur 42 . Karışıklığın, parçalan- mışlığın engellenmesi için genel kanunlar hususi kanunlara oranla daha yavaş değişikliğe tabi tutulur 43 . Anayasal istikrarın yokluğuy- la ilgili bir fıkrası vardır: “1992’de bir müşteri kitapevine girer. Bir Rus anayasası ister. Kitabevi sahibi ona der ki, “çok üzgünüm, biz onu periyodik şekilde satışa sunmuyoruz.” Fıkranın temas ettiği istikrarsızlık içinde, anayasanın hukuki niteliği söylenmesi pek de mümkün olan bir şey değildir. Kavramsal boyutta, anayasal istikrarı sağlayan zorlaştırma- lar anayasanın hukuki hüviyetini inşa etmektedir. Netice itibariyle, bir anayasanın değiştirilmesi, bir kanun veya tüzük çıkarmaya göre daha külfetli bir usul zincirini gerektirmektedir 44 . O halde değiştirilmesi daha zor olan düzenleme çeşidinin hukuki değerinin daha yüksek ola- cağı tahmin edilebilir ki bu, anayasadan başka bir şey değildir. 3. Anayasanın Kaç Tane Tanımı Olabilir? Bir görüşe göre, “Anayasa yargıçlar ne diyorsa odur!” 45 Anayasanın çağdaş hukuk düzenlerindeki ‘hukuki’ konumu, II. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkelerde anayasa yargısının kurulmasıyla güçlenmiştir. Anaya- sa yargısı hukukun siyasete hâkim olmasını sağlamış, anayasa hukuku üzerindeki siyaset bilimi nüfuzunu azaltmıştır. 40 Robert Cooter, The Strategic Constitution, Princeton University Press, New Jersey, 2002, s.1 41 Cooter, “state law” tabirini kullanmaktadır. State, İngilizcede eyalet yerine de kullanılabilmektedir. Dolayısıyla yazarın Amerikan örneğinde görüleceği üzere federal kanun-eyalet kanunu ayrımını baz aldığı söylenebilir. 42 Örneğin, Amerikan Anayasasının değiştirilebilmesi için Kongrenin değişiklik teklif etmesi, Kongrenin her iki meclisinin üçte iki çoğunluğu veya eyaletlerin üçte ikisinin yasama organlarının kabul etmesi gerekmektedir. 43 Cooter, op.cit., The Strategic Constitution, s.1 44 Cooter, loc.cit. The Strategic Constitution 45 Barnum, The Supreme Court and American Democracy, St. Martin’s Press, 1993, s.7 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY179 Gözler’in anayasanın ne olduğu hakkındaki sorusu ve ona verdiği yanıtlar zihin açıcıdır: “Anayasa nedir? Bir Anayasa kitapçığını elinize alıp “anayasa nedir” sorusunu sorarsanız, bu soruya tasvirî bir cevap verebilirsiniz. Örneğin kul- landığım anayasa kitapçığından hareketle ben şu cevabı verebilirim: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 9 cm x 13, 5 cm boyutlarında toplam 128 sayfa- dan oluşmuş bir kitapçıktır. Daha ileri giderek bu kitapçığın üzerinde Tür- kiye Cumhuriyeti Anayasası yazdığını, her sayfanın üzerinde siyah harflerle yazılar olduğunu, bu yazılara bakıldığında anayasa metninin kendi içinde kısımlara, kısımların bölümlere, bölümlerin de maddelere ayrıldığını söyle- yebilirim. Keza maddelere daha dikkatli baktığımda her maddenin bir ya da birden fazla cümleden oluştuğunu, her cümlenin birden fazla kelimeden oluş- tuğunu, her kelimenin de birden fazla harfin bir araya gelmesinden meydana geldiğini söyleyebilirim. Harflerin ise beyaz kâğıt üzerinde siyah mürekkeple basılmış çeşitli şekiller olduğunu ilave edebilirim. Bu şekilde anayasanın fiziki ve dilbilimsel varlığını tanımlamış oluruz. Böyle bir yanımın haliyle hukuk bakımından pek de bir değeri yoktur. O halde yukarıdaki soruyu tekrar sora- lım: Bir hukuki kavram olarak anayasa nedir? Anayasa kavramını en basit olarak şöyle tanımlayabiliriz: anayasa, anayasal nitelikteki hukuk kurallarının toplamıdır.” 46 Yazarın izlediği yola benzer bir akıl yürütmeyle, mesela, Ame- rikan Anayasasını kastederek, anayasa için şöyle bir tanım yapmak mümkündür: “Anayasa, Washington D.C.’deki Ulusal Arşivlerde özel cam mahfazalarda sergilenen, özgün, el yazımı bir belgedir.” Şüphesiz böyle bir tanım, onlarca anayasadan birinin, Amerikan Anayasası’nın fiziki bir tarifi olmakla kalacaktır 47 . Yazar, anayasayı kısaca tanımladıktan sonra mantık kurallarını yaptığı tanıma uygulayarak kavramın hukuki yönüne ışık tutmaya de- vam etmektedir: “Bu tanım şu iki önermeden oluşmaktadır: (1) Ana- yasa hukuk kurallarından 48 oluşur. (2) Ancak anayasa her türlü hukuk 46 Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit., s.47 47 Örnek bir resim ve bilgi için bkz: Thomas, op.cit., What Is A Constitution?, Gareth Stevens Publishing, 2008, s.5 48 Hukuk kuralları, meşru hukuki güç olan devletin, egemenliğin işlevlerini yerine ge- tiren anayasal yetkiye sahip organlarınca konulan, bağlayıcı, müeyyideli toplumsal kurallardır. Bu tanımda anayasal kelimesinin kullanılması zorunlu görülüştür. Zira çağdaş devletlerde anayasanın vermediği bir yetki kullanılamayacağı gibi, böyle bir Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni180 kuralından değil, sadece belirli nitelikteki (anayasal) hukuk kuralla- rından oluşur. Anayasanın hukuk kurallarından oluştuğu önermesi şüphesiz doğru bir önermedir. Anayasa, bir din, ahlak, örf ve adet, siyaset, ekonomi veya edebiyat belgesi değil, bir hukuk belgesidir. Anayasanın hukuk kurallarından oluştuğunun söylenmesi doğruluğu apaçık bir şeydir. Bunun ayrıca ispatlanmasına gerek yoktur.” 49 . Bu- raya kadar hukuki olan, hukuki olmayandan keskin bir çizgiyle ayrıl- mıştır. Yazar, sözünü ettiği hukuk kurallarının anayasal niteliğine ise şu şekilde değinmektedir: Bir hukuk düzeninde binlerce, yüz binlerce ve hatta milyonlarca hukuk kuralı vardır. Anayasa ise bunların hep- sinden değil, bazılarından, açıkçası birkaç yüzünden oluşur. Dolayı- sıyla bu anayasayı oluşturan birkaç yüz hukuk kuralı ile bir hukuk düzeninde bulunan milyonlarca hukuk kuralını birbirinden ayırmak gerekir. Anayasanın oluştuğu hukuk kuralları diğer hukuk kuralların- dan nasıl ayrılır? Diğer bir ifadeyle anayasallığın, yani bir hukuk kura- lının anayasa kuralı olmasının ölçüsü nedir? 50 Anayasanın mantıki ve organik değerine temas eder hale gelen bu noktada, tartışma aşağıda daha ayrıntılı sürdürüleceği için, yazarın sorduğu son soruya verdiği cevabı öğrenmeden önce, soru üzerine düşünülebilir. Anayasa dendiğinde, her şeyden önce, bir devletin kuruluşunu, örgütlenişini, iktidarın el değiştirmesini ve bireylerin hak ve özgürlüklerini düzenleyen kurallar bütünü anlaşılıyor 51 . Anayasalar, devletin biçimsel temelleridir. Kuşkusuz, biçimselden kasıt, hukuki özelliğidir. Dış dün- yadan hukuk ile ilgili en başta gelen algıların, dava açma, duruşma, tanık dinlenmesi gibi usuli kurallara ilişkin oluşu tesadüf değildir. Anayasa kavramını, anayasanın üstünlüğünü, anayasal değişik- likleri ve 4 Ekim 1958 Fransız Anayasası’nın genel özellikleri hakkında bilgi veren bir eğitsel siteye göre, anayasa kavramı (la notion de consti- tution), çağdaş siyasi düzenlerin tamamının işleyişinin temelini oluştu- rur 52 . Bu şu demektir ki, anayasa kavramının ne olduğu anlaşılmadan, yetkiye dayanarak hiçbir hukuk kuralı da ihdas edilemez. O halde hukuk kuralı ile anayasa birbiriyle tanımlanan kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılagelen tanımlar matematiksel bir dille, aksiyom olarak da değerlendirilebilir. 49 Gözler, Loc.cit. s.47 50 Loc.cit., s.49 51 Teziç, op.cit., s.142 52 Maxicours web site, (“La Notion de constitution est a la base du fonctionnement de tous les regimes politiques contemporains”), http://www.maxicours.com/soutien-scolai- TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY181 çağdaş siyasi düzenlerin, çağdaş anayasaların sağlıklı bir şekilde anla- şılması ve yorumlanması mümkün olmayacaktır. Amerika’da kadın hakları, işçi-işveren ilişkilerinde zayıf olan iş- çinin konumu, yönetişim, düzenler arasındaki farklılıklar gibi konu- lar özelinde anayasanın kavramsal kimliğini tartışmaya açan Vivi- en Hart, “Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum Wage” (Anayasamızla Kısıtlananlar: Kadınlar, İşçiler ve En Düşük Ücret) adlı eserinde Amerika’da ve İngiltere’deki anayasa algısına dair fark- lılıkları ayırt eden yazarlar olduğundan söz eder: Albert Venn Dicey, James Bryce (1. Vikont Bryce) ve Abbott Lawrence Lowell... Bunlar- dan Dicey, ilk kez 1898’de verdiği derslerde, İngiliz hükümeti üzerine düşünüp eksiklerini bularak, ‘meclisin kâdir-i mutlak oluşu, her işe gücünün yetmesi meselesine işaret etmiştir. Kâdiri mutlaklık sorunu, özetle, “eleştirmenin uysal hayranlığına hâkim olma”yı ifade etmektedir. Dicey, diğer araştırmacıların aksine meselenin kuramsal yönüyle ye- tinmemiş, tatbiki etkileri de incelemiştir 53 . Yazısız anayasaların varlığı inkar edilemeyeceğine göre, yasama makamının teamüli anayasaca düzenlendiği bilgisi esas alındığında, “keyfiliği önleme vasıtası” sıfatıyla anayasa, bu noktada hukuki kimliğiyle kendini göstermektedir. Dicey’nin arkadaşı Lord Bryce, Amerikan hukuk düzenindeki yazılı anayasayla tahkim edilmiş bir ‘popüler egemenlik’ sorunu- nu ortaya koymuştur. Bu, öyle bir sorundur ki, bilhassa “demokratik tahakküm”ü yaratabilir. Anayasa sadece temel bir kanun değildir; aynı zamanda değişmez kanundur; değişmezdir, yani ancak ulusal yasa- ma makamınca, zorlu ve yavaş bir sürecin uygulanması yoluyla ve halk tarafından değiştirilebilir 54 . Popülerlikten maksat, halkın çoğun- luğu tarafından benimsendiği halde adaletsizce kullanılan yozlaşmış egemenliğin özelliğidir. Hukuki niteliği baskın olan yazılı anayasanın siyasi bir menfaati meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasında anaya- sanın bu vasfının zayıfladığını, kanunilik-meşruiyet ayrımı ışığında söyleyebiliriz. re/droit/concours-cat.-c/148207.html, erişim tarihi: 18.09.2011 53 Vivien Hart, Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum Wage, Princeton University Press, 1994, New Jersey, Chapter One: Constitutional Politics, s.3 54 Vivien Hart, op.cit., Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum Wage, Chapter One: Constitutional Politics, s.4 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni182 Abbott Lawrence Lowell, İngiltere’yi, esnekliğin en ileri derecesinde olduğundan, katılığın son noktası olan Amerika Birleşik Devletleri’nin tam zıddı tarafa yerleştirmektedir. İngiltere’de “hiçbir kanun “anayasal- anayasal değil” şeklinde ayrılmaz; bütün kanunlar meclis tarafından değişti- rilebilir.”. Lowell ayrıca, İngiltere’nin yazılı olmayan anayasal teamül kurallarına (constitutional conventions) riayet hususunda, esrarengiz bir şekilde vicdanlı ve titiz olduğunu belirtmektedir 55 . İngiltere’deki bu tavırda anayasa kurallarına uyma ile hukuka riayet örtüşmüştür. Kavramsal olarak da, anayasanın hukuki yönü, ‘esnekliğin en ileri de- recesinde’ ve yazısız olmasına rağmen, İngiltere örneğinde, olanca çıp- laklığıyla görünmektedir. Vivien Hart, uzun süre Harvard Üniversitesi rektörlüğü görevini yapan yazarın, Amerikan Anayasası’nın çifte işlevi olduğundan bah- setmektedir. Birincisi, (Amerikan) anayasa(sı), müesseseleri ve hükü- met biçimini, kamu alanındaki siyaseti etkileyecek siyasal düzeni ku- rar. Kuvvetler ayrılığını esas alan anayasal çerçeve dâhilinde; federal yönetimin, siyasal partilerin, mahkemelerin, idari kurumların gelişi- mi, hepsi, düşük ücret gibi toplumsal politikaların önü açar ve geniş- letir. İkinci olarak, Amerikan Anayasası, kamu yararının tanımlanma- sı uğraşında hükümetin neler yapabileceğini, hakların güvencelerini ayrıntılarıyla ortaya koyar. Devlet, toplum ve bireysel alan arasındaki ilişkilerin reçetesini yazar 56 . Her ne kadar ilki, diğerine göre daha belir- gin olsa da, gerek siyasal düzenin bağlayıcı kurallarını ihdas ederken, gerekse bireysel alanı mümkün olduğunca serbest bırakmaya eğilimli ruhuyla bir yaklaşım tarzını deruhte ederken, anayasanın ‘usulî’ rengi- ni gözler önüne sermektedir. Bir görüşe göre, anayasanın birden fazla anlamı vardır; bunlardan ilki anayasanın bir ülkedeki üstün hukuk gücüne sahip olan metni ol- duğunu ikincisi ise bir ülkede belli bir andaki fiili devlet düzenini, ya - şayan anayasa olduğunu, dolayısıyla resmi anayasaya ek olarak diğer 55 Hart, loc.cit., Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum Wage, s.4 56 Hart, loc.cit., Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum Wage, s.4, s.5; Hart, aynı eserin 6. sayfası ve devamında “Hukuk, Siyaset ve Top- lum” başlığı altında asıl konusunun anayasal süreç boyutunu incelemektedir. Ki- tabın genelinde cinsiyetler arası eşitsizlik gibi oldukça özel konular bağlamında İngiliz ve Amerikan hukuki düzenleri karşılaştırılarak ele alınmaktadır: bkz: Hart, loc.cit. s.6-223 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY183 tamamlayıcı mevzuatı, teamülleri, yargı kararlarını kapsadığını belir- tir 57 . İşte bu ilk iki görüş, anayasanın hukuki niteliğini yansıtmaktadır. Birey ile anayasanın ilişkisini, bireyden hareketle anayasanın ‘as- lında’ ne olduğunu, onca karmaşaya rağmen, öğrenmeye çalışmak faydalı olabilir. Karmaşıktır, çünkü anayasa kendi başına çelişkili bir kavramdır. Anayasanın bu ilginç yönüne değinen Kaboğlu şöyle de- mektedir: “Belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan, anayasa karşısında iki bakımdan merkezi konuma sahiptir: bütün anayasal kurumları kendisi ya- ratmıştır; fakat bizzat varlık verdiği kurumlara karşı, koyduğu kurumlarla kendini korumak durumunda kalmıştır. Bunu, kendi varlığını güvence al- tına almak için yapmıştır. Başka bir anlatımla, bedeni varlığını korumak ve toplumsal yaşayışını sürdürmek amacıyla siyasal örgütlenmeyi gerçekleş- tiren insan, bu örgüte karşı da kendini bireysel ya da toplu olarak güven- celeme gereksinimi duymuştur. İnsan eseri olan siyasal örgütlenmenin adı devlet; buna karşılık, kendini devlete karşı koruyan başlıca siper ise, hak ve özgürlüklerdir.” 58 İşte bu hak ve özgürlüklerin ancak anayasa tarafından güvence altına alınabilir olması, çelişkiyi artırmaktadır. Yazar, kavramsal tartış- maya coğrafiliği katarak yeni bir boyut kazandırmaktadır: “Bununla birlikte, belli bir yeryüzü parçası olarak insanın üzerinde yaşa- dığı mekân (ülke), anayasa hukuku kavramlarının belirlenmesinde ikincil ko- numda kalmıştır. Varlığını, üzerinde yaşadığı doğal ve çevresel ortama borçlu olmasına karşın insanoğlu, anayasa hukuku ekseninde, mücadelesini, daha çok kendisinin varlık kazandırdığı örgüte karşı vermiştir. Öyle ki, anayasa ya da anayasa hukuku, bir bilim dalı olarak ilkin devleti, sonra insanın kendisini akla getirmektedir; her ikisinin varlık ve geçerlilik ortamı olarak ülkeyi değil. XXI. yüzyılın başında anayasa hukuku, bu ‘yaratılış veya varlık sıralaması’nı nasıl ele almaktadır?” 59 Anayasanın kaç tane tanımı olduğu sorusunun cevabı bulunma- sa da, mevcut tanımlardan hangisinin hukuki tanım niteliği taşıdığını söylemek mümkün olabilecektir. 57 Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2010, s.3 58 Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Legal Yayıncılık, 2009, s.1 59 Kaboğlu, loc.cit., s.1 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni184 4. Mahkemelerin Dünyasında Kavramsal Boyut Dünya genelinde anayasaların üstünlüğü ilkesinin tabii bir so- nucu olarak, anayasal yargı makamlarının resmi isimleri, anayasanın hukuki kavramsal boyutunun aydınlatılmasına katkı verebilecektir. Kavram-kurum ilişkisini incelemek yararlı olabilecektir. Türkiye’de Anayasa Mahkemesi adını taşıyan bu makam, ABD’de Supreme Court olarak anılmaktadır; court’un adli anlamı göz önünde tutulursa yine ‘mahkeme’ sıfatı taşıdığı söylenebilir. Almanya’da bu işlevi Bundes- verfassungsgericht görmektedir. Almancada gericht mahkeme demek olduğundan Almanya’daki anayasal makamın da taşıdığı yargısal iş- levin adına yansıdığını söylemek mümkündür. Fransa isimlendirme konusunda farklı yol tutturmuştur: Conceil Constitutionnel. Conceil ku- rul, konsey olarak çevrildiğinde Anayasal Kurul gibi bir ad ortaya çık- maktadır ki, bu yargısal bir işlevden çok danışma ya da icra görevini çağrıştırmaktadır. Fakat Kurul’un yapısı ve görevleri incelendiğinde işlevinin yargısal olduğundan şüphelenmek için bir nedene rastlamak güç olmaktadır. Adli ve idari yargının üzerinde yer aldığı belirtilen bir makam bir de hukuktaki anlamıyla ‘hüküm’lere etki edecek kararlar verebilmektedir 60 . Yine de, hukuki anlamda anayasayı üstün noktaya taşıyan bir düzende en üst anayasal kurulun mahkeme olarak adlandı- rılması sıra-dışı olarak değerlendirilebilir. İspanya’ya gelince, Tribunal Supremo de España’nın anayasal yargı denetimi yaptığı 61 , tribunal söz- cüğünün de ‘mahkeme’ anlamına geldiğini belirtmek gerekir. Anaya- sal yargı makamlarını ‘mahkeme’ olarak nitelendiren ülkeler kuralla- rın kuralı olması yönüyle anayasa kavramını somutlaştırmış, günlük hayatın içine sokmuştur. Anayasa mahkemelerinin verdikleri kararlar kimi zaman siyasi oldukları gerekçesiyle, anayasa hükümlerinin, dolayısıyla anayasanın tüzel varlığının hukuki olup olmadığının sorgulanması suretiyle eleş- tirilmesi nadir rastlanan bir durum değildir. Buna karşılık pek çok söz söylenebilir. En azından anayasanın kavramsal yönünü tehdit edebi- 60 Conceil Constitutionnel Site Officiel, Présentation Générale, http://www.conse - il-constitutionnel.fr/conseil-constitutionnel/francais/le-conseil-constitutionnel/ presentation-generale/presentation-generale.206.html, erişim tarihi: 7.6.2011 61 LLRX Web Site, Law and Technology Resources for Legal Professionals, A Guide to the Spanish Legal System, http://www.llrx.com/features/spain.htm#court, erişim tarihi: 7.6.2011 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY185 lecek durumda olup olmamasıyla ilgili olarak şunu söylemek gerekir: Hukuku hukuk yapan özelliğin bağlayıcılık olması ve mahkemelerin yaptığı yorumun siyasi içerikle doldurulması halinde dahi bağlayıcı- lığın değişmemesinden ötürü kararın hukuki olup olmadığından kuş- ku duymak pek de isabetli olmayabilir. Amerikan Yüksek Mahkemesi yargıçlarından Brennan’ın deyimiyle, “Anayasanın dehası, artık yaşan- mayan geçmiş bir dünyada sahip olduğu sabit anlamlara değil, onun büyük il- kelerinin mevcut sorunlar ve ihtiyaçlarla başa çıkacak şekilde uyarlanabilirlik gücüne dayanır.” 62 O halde anayasanın gerektiğinde yargıçların şöyle veya böyle yorumlarıyla yaşayan düzenin şartlarına uyarlanmasının, onun hukuki niteliğini zayıflatmayacağı söylenebilir. Bir işlem bir yargı makamınca yargılanabiliyorsa, gerektiğinde de- ğiştirilebiliyor, geri alınabiliyor, iptal edilebiliyorsa o işlemin hukuki olma ihtimali daha güçlüdür. Bu bakımdan Dr. Bonham davası kırılma noktalarından birini teşkil etmektedir. İngiltere’deki Court of Common Pleas 1610 yılında Sir Edward Coke tarafından yazılan bir kararla yü- rütme ve yasamayla ilgili bir resmi işlemin bir mahkeme tarafından iptal edilebilmesi yolunu açan tarihi bir karar vermiştir 63 . Cambrid- ge Üniversitesi mezunu Dr. Bonham, çalışma ruhsatıyla ilgili olarak uygulanan işlemler neticesinde tutuklanmış, durum yukarıda adı ge- çen İngiliz mahkemesine intikal etmiş, mahkeme kendini yasama or- ganının işlemini iptal etmeye yetkili görmüştür 64 . Amerikan Yüksek Mahkemesi’nin Marbury v. Madison kararı da aynı yöndedir. Bu ka- rarda Yüksek Mahkeme başkanı Marshall, hukuki ve mantıki gerekçe- lerle ABD Anayasası’nı ve onun şahsında kavramsal olarak anayasa’yı güçlü bir konuma çıkarmıştır. Marshall’ın gösterdiği gerekçe yer ver- meye değerdir: “Anayasa ya alelade kanunlar gibi değiştirilemeyen üstün bir kanundur yahut da yasama kuvvetinin dilediği zaman değiştirebileceği, alelade kanunlarla aynı seviyede bir tasarruftur. Bu şıklardan birincisi doğru ise yasama organının anayasaya aykırı olan tasarrufları kanun değildir. İkinci şık doğru ise yazılı anayasalar, mahiyeti itibariyle sınırlandırılması imkânsız 62 W.J. Brennan, “My Life on the Court”, E.J. Rosenkranz & B. Schwatz, Reason and Passion: Justice Brennan’s Enduring Influence, Newyork, W.W. Norton&Company, 1997, s.18’den aktaran Aktaran Arslan, Anayasa Teorisi, Seçkin yayınları, 2008, s.75 63 Law Library –American Law and Legal Information, http://law.jrank.org/pa- ges/6484/English-Law-DR-BONHAM-S-CASE.html erişim tarihi: 6.6.2011 64 Loc.cit. http://law.jrank.org/pages/6484/English-Law-DR-BONHAM-S-CASE. html, erişim tarihi: 6.6.2011 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni186 olan bir kuvveti sınırlandırmak üzere milletlerin giriştiği manasız teşebbüs- lerdir. Eğer anayasa kanunlardan üstün ise, ki üstündür, Meclis alelade bir kanun ile anayasayı değiştiremiyorsa, bu halde anayasaya aykırı kanunların mahkemelerce tatbik edilmesi mümkün değildir.” 65 Anayasanın hukuki sta- tüsünü bu denli gözler önüne seren bir başka karara erişmek güçtür. Hukuk devleti ile anayasanın hukukiliği birlikte düşünüldüğünde hiçbir resmi makamın kendisine anayasal olarak tanınmayan bir yetki- ye sahip olmadığı, dolayısıyla bununla ilgili bir sorun ortaya çıktığın- da hukuk yoluyla çözüm bulunacağı akla gelmektedir. Ancak hukuk devleti ilkesinin hukuki bir ilke olmaktan çok siyasal bir ideal olduğu- nu düşünen yazarlar da yok değildir 66 . Yine, soyut olarak hukuk hakkında beyin fırtınası yapıldığında şunlar ortaya çıkabilir: hukuk ve anayasa ‘yaratılan şey’dir, bu yüz- den edilgendir, ‘gücün eseri’dir, asli kurucu iktidar da bu doğrultuda hukuk-dışıdır, hukuk-üstüdür; anayasa yargısı varsa yargıçlar negatif anayasa koyuculuk yetkisine sahip sayılır... Yargıçlar kendilerini hu- kuku bulan değil hukuku yaratan olarak görebilir 67 . Pasif olan şeyin aynı zamanda bağlayıcı, zorlayıcı güce sahip olması bir çelişki ya da bir paradoks da olabilir. Anayasa, hem ‘konulan kural’dır, hem siyasal iktidarı kullananlar dâhil herkesi, en güçlü olanları dahi, bağlar. Anayasanın hukuki durumunu teyit eden beyanlardan biri, Ame- rika Birleşik Devletleri anayasasının hazırlayıcılarından, alışılmış deyimiyle bir kurucu baba ve ülkenin ilk hazine bakanı Alexander Hamilton’a aittir. Hamilton, iki kişiyle birlikte kaleme aldığı Federalist Papers’ın yargı erkine ilişkin olan bölümün ilk maddede (madde 78) şöyle demektedir: “Burada apaçık ilkelere bağlı bir durumun olduğu söy- lenemez: yasama erkini kullananlar anayasaya aykırı bir karar verdiklerinde; geçersizdir. Bunu reddetmek vekilin asıldan, müstahdemin efendisinden, hal- kı temsil edenlerin halkın bizatihi kendisinden üstün olduğu anlamına gelir. Mahkemeleri, halk ile meclis arasında, ikincisinin (meclisin) kendisine verilen yetki sınırları dahilinde tutan bir ara müessese olarak tasarlandığını düşün- 65 University of Missouri-Kansas City School of Law web site, http://law2.umkc. edu/faculty/projects/ftrials/conlaw/marbury.html, erişim tarihi: 6.6.2011 66 Erdoğan, op.cit., Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2010, s.21 67 Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Çeviren: T. Karamustafaoğlu-M. Turhan, Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, s.334 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY187 mek daha isabetlidir. Bir temel kanun olan Anayasanın ve yasama erkinin yaptığı diğer kanunların anlamını belirleme işi hâkimlere aittir. Eğer anayasa ile kanunlar arasında bir uymama hali varsa, kuşkusuz, daha üstün bağlayı- cılığa ve hükme sahip olan ötekine, bir başka deyişle, anayasa kanuna, halkın iyi niyeti onu temsil edenlerin niyetine tercih edilmelidir.” 68 Yazar burada anayasanın üstünlüğünü vurgularken, onun siyasi özelliklerini bir ke- nara bırakarak yalnızca hukuki işlevinin altını çizmektedir. 2011 yılı itibariyle dünya genelinde anayasası olmayan hemen hiç- bir devletin kalmamış olması, her devletin sahip olması gereken bir kurallar bütünü olması bakımından anayasanın hukukiliğinin ağır bastığı bir meseledir. Otoriter, totaliter devlet düzenleri dahi, bu dü- zenleri yaratan kuralları açıkça ihdas etmek kaydıyla hukuki anlamda bir anayasaya sahiptir. Çünkü hukukun usul ve zorlayıcılık yönü, hat- ta edilgen kimliği, hukuk bilimi çerçevesinde araştırmacının meşrui- yet tartışmasına girmesini zorlaştırmaktadır. Pek çok bilim adamının kullandığı anayasalı devlet-anayasal devlet ayrımı da bu tartışmaya teğet geçmektedir. Şöyle ki, ‘anayasalı devlet’in hukuken daha somut ve gerçekçi bir özellik arz ettiğini itiraf etmek gerekir. Öte yandan ana- yasalı devletin kapsadığı alan anayasal devlete göre daha geniştir. Ter- cihe daha layık olan, müphem bir içerik kıstasından çok ayakları yere basan, yeryüzünün her yerinde uygulanabilmesi sayesinde evrensel olan hukuki anayasa ölçütüdür. Hem anayasalı devlet, hem anayasal devlette ‘anayasa’ adında resmi ve hukuki bir düzenleme vardır 69 . İkisi arasındaki fark hukuki olarak belirlenemeyecek durumdadır. Tabii bir yandan şu soruyu sorma ihtiyacı doğmuştur: Bir hukuki normun hu- kuki olması uygulanabilirliğine mi bağlıdır? Soruyu Erdoğan’ın yaşa- yan anayasa-sözde anayasa ayrımını dikkate alarak cevaplamak daha isabetli olabilecektir. Yazar yaşayan anayasayı siyasal iktidarın key- fi kullanımını sınırlayarak bireysel özgürlükleri güvence altına alan anayasa olarak tanımlar; bu düzende siyasal sürecin gerçek işleyişi ile anayasa normları arasında uyum olduğunu belirtir. Ona göre, sözde anayasa ise yürürlükte olan ve fiilen uygulanan ‘anayasacılığın gerek- lerine uygun olmayan’, özgürlükleri güvence altına almayan anaya- 68 Founding Fathers wab site, The Federalist Papers Online, http://www.founding- fathers.info/federalistpapers/fedindex.htm, erişim tarihi: 7.6.2011 69 Erdoğan, op.cit., Anayasal Demokrasi, s.40 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni188 sadır 70 . Buradaki ‘anayasacılığın gerekleri’nin yalnız siyasal bir anlam taşıdığını söylemekte sakınca olmayabilir. Toplumsal Sözleşme’nin anayasanın oturduğu meşruiyet ze- minini gösteren bir kavram olduğu bilinmektedir. Genel anlamıyla, sözleşme’nin, en az iki tarafça yapılan tek taraflı, eksik iki taraflı veya iki taraflı olabilen, taraflardan en az birinin üzerinde hak ve borç doğu- ran hukuki bir işlem olduğuna da şüphe yoktur. Pekâlâ, anayasa, yuka- rıdaki bilgiler ışığında hukuken bir sözleşme olarak nitelendirilebilecek midir? Toplumsal sözleşme kuramcıları, bireylerin tabii haklarını, doğa halinde sahip oldukları güç kullanma haklarını (devlet adı verilen tü- zel kişiliğe) devrettiğini, dolayısıyla anayasanın bir toplumsal sözleşme (fr. contrat social ) olduğunu iddia etmişlerdir. Fakat siyasal toplumun bu biçimde oluştuğundan kuşku duyan, örneğin Locke’ın toplumsal sözleşmeden adeta gerçekmiş gibi bahsetmesine rağmen gerçekte top- lumların bu şekilde oluştuğunun kesin kanıtı olmadığı düşünülmek- tedir 71 . Kanaatimce buradaki kuşku hem gerçekte söz konusu devrin olup olmadığına, hem de bu devir işleminin, sözleşme olması yönüyle hukuki nitelik taşıyıp taşımadığına yönelmelidir. İlk bakışta, geniş bir coğrafyada yaşayan milyonlarca insanın belli bir metni “evet” oyu kul- lanarak kabul etmesi, ortada bir sözleşme, hukuki bir işlem olduğuna emare olabilecekse de, bu işleme katılımın çok geniş ve siyasi içerikli oluşu araştırmacıları tereddüde sevk etmektedir. Öte yandan, bir halk oylamasıyla kabul edildiği varsayılırsa, “hayır” diyenlerin durumu ne olacaktır? Hukukta, ‘karşı tarafın iradesiyle uyuşan irade beyanı’nın sözleşmenin kurucu unsuru olduğu kabul edilmektedir. Yine de ana- yasanın hukuken de bir sözleşme olduğunu ileri sürenlere bir haklılık payı verilebilir. Zaten toplumsal bir işlem olduğu tartışılmamaktadır. Bir ülkede anayasanın varlığından söz edebilmek için mutlaka ya- zılı ve değiştirilmesi özel koşullara bağlanmış bir üst kurallar toplu- luğunun bulunması şart mıdır? Eğer gerçekten bu şartsa İngiltere’de anayasa yok mudur? 1814 ve 1830 Fransız Nizamnamesi 72 , 1848 İtal- yan Anayasası (Statuto Albertino) ve 1921 Türk Teşkilat-ı Esasiye Ka- nunu birer anayasa değil midir? 70 Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.39 71 Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op.cit., s.15, 16 72 Buradaki nizamname, tüzüğün eş anlamlısı değildir; Fransızcadaki charte’ın karşılığı olarak norm, kurallar bütünü anlamındadır. TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY189 Bir ülkede anayasanın varlığından söz edebilmek için anayasal kuralların yazılı olması, tek bir metinde mi toplanması ve aynı huku- ki değere mi sahip olması gerekir? Eğer öyleyse günümüz İsrail’inde anayasa yok mudur? Yeni Zelanda bir anayasaya sahip değil midir? İşte bu tarz soruların tamamı, anayasadan bahsedildiğinde insan zih- ninde oluşan alacakaranlıkta bir meşale gibi yol gösterici olabilecektir. C. HUKUKİLİĞİN GÖSTERGESİ: ANAYASANIN ÜSTÜNLÜĞÜ Anayasaya sahip olan her devlet açıkça veya zımnen anayasa- nın üstünlüğü ilkesini kabul ederler. İlkenin iki anlamı olduğu iddia edilmektedir. Anayasanın üstünlüğünün birinci anlamı, bütün kamu idarelerinin işlem ve eylemlerinde anayasal kurallara uymak zorunda oluşudur 73 . Anayasanın dışında/üzerinde yetki dağıtan bir düzenle- me yoktur. Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin hukuki varlıkları anayasada, tabir yerindeyse, erimiştir. Anayasanın olmadığı yerde hukuken bir devletin olduğundan söz etmek mümkün değildir. Ana- yasanın bağlayıcılığı ilkesinin ilgilendirdiği taraf devlet ve resmi yet- kiler kullanan organlardır. Kamu etkinlikleri anayasanın uygulanması da demektir. Bununla beraber anayasanın üstün oluşu tabiatı gereği vatandaşları doğrudan alakadar etmez. Anayasanın üstünlüğünün di- ğer anlamına gelince, o, anayasanın bütün hukuki işlemler arasında en üstün düzenleyici işlem oluşudur. Normatif üstünlük de denilen bu yorum bağlamında, yazarın deyişiyle “hukuk normları hiyerarşisinde anayasa en üst kademede yer aldığı için kanunların ve diğer hukuki işlemlerin anayasaya uygun olması gerekir. Kamu makamlarının anayasa dışında asli yetkili kaynakları bulunmadığı için, anayasaya aykırı işlemler teorik olarak geçersizdir. Bununla beraber bu tür işlemlerin geçersizliğinin hukuken tespit edilmesine de en azından pratik nedenlerle ihtiyaç vardır.” 74 Anayasanın hukuki yönünü ele alırken kamu erklerini bağlayan kuralların varlığını iddia eden hukuki anayasa anlayışının tam zıddı olmasa da muhalifi olan bir kurama, realist yorum kuramına 75 göz at- 73 Erdoğan, op.cit., s.81 74 Erdoğan, loc.cit., s.83 75 Bkz: Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Ekin Yayınları, 2010, s.100; Göz- Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni190 makta yarar olabilir. Bu kurama göre, yorumlanan unsur, kural de- ğildir; kuralın lafzıdır. Mesela, 1982 Anayasası’nın 1. maddesindeki “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” kural değil, kuralın metni, söze dö- külmüş halidir. Takdir edilir ki, bütün metinler gibi hukuki metinler de pek çok anlam taşıyabilir. Yorum, işte bu pek çok anlam arasından birinin yeğlenmesidir. Kuralın lafzı kendiliğinden yorumlanamayaca- ğına göre, söz konusu yorumu birisi yapacaktır. Bu ‘birisi’ tercihini yaparken genellikle özgür olacaktır. Bu noktada şu iddia edilebilir: Yorumcu genel-geçer mantık ilkeleriyle bağlı olmalıdır. Gai, lafzi, tarihsel veya sistematik yorum yöntemlerinden faydalanmak durumundadır. Hemen belirtmek gerekir ki, bu iddia hukuki dayanaktan mahrumdur. Zira yorumcuyu gerek hukuken gerekse fiilen bağlayan bir şart ya da kural mevcut değildir. O halde kural, konumuz bağlamında da anayasa, yo- rumcu nasıl yorumlarsa odur. Bu da şu manaya gelir ki, hakiki kanun koyucu yorumcudur. Yukarıda Sartori’ye atıfta bulunularak belirtil- diği üzere, yorumcu olan yargıç, kanun koyma yetkisini bu kurama istinaden kendisinde görebilecektir, görmektedir. Hukuki anayasa anlayışının realist yorum kuramına neden muha- lif olduğu meselesine dönülecek olursa, bağlayıcılık hususunun ayrım noktalarından olduğunu hemen tespit etmek mümkündür. Realist yo- rum kuramı, bir bağlayıcılığın olduğunu kabul etmekle birlikte, bağ- layıcı kişi ya da merciin her zaman kuralda (mevzumuz gereği ana- yasada) belirtilen kişi ya da mercii olmayabileceğini öngörmektedir. Oysa hukuki anayasa anlayışında, anayasa belirtilen organ ve herkes, kuralla bağlıdır ve yüksek ihtimalle ilgili anayasa kuralı anayasaya sadakatle yorumlanacaktır. İşte bu noktada hukuki anayasa anlayışı realist yorum kuramından uzaklaşır. Diğer yandan bu kuramlar birbi- rinin tam zıddı da değildir. Hukuki anayasa anlayışının asıl karşıtı, mekanist anayasa anla- yışıdır 76 . Buna göre, anayasa devlet içinde siyasi iktidarın şekillendi- rilmesidir. Bu şekillendirme içinde anayasal organlar gerçek (hukuki) ler, Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı, Anayasa Yargısı Dergisi, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, cilt 15, s.207-249. Teorinin kurucularından en bilineni Hans Kelsen’dir. Yazar, bu kuramını “Saf Hukuk Kuramı” adlı eserinde ortaya koymuştur. 76 Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit. s.101 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY191 anlamda yükümlülükler altında değildir. Bu organların tabi olduğu şey, olsa olsa zorlamalar’dır 77 . Anayasal organların davranışları bağ- layıcı hukuk kurallarının uygulanması veya ihlali olarak değil, içinde anayasal düzenlemelerin ve karşılıklı ilişkilerin yer aldığı bir aygıtın (mekanizma) ürünü olarak telakki edilir. Sorun, kamu makamının yet- kili olup olmama meselesi değil, neyi yapmasının mümkün olduğu sorunudur 78 . Bu aşamada realist yorum kuramını göz önünde bulun- duran bir tetkike ihtiyaç oluşmuştur. Mekanist anlayış açısından, yorum yetkisine sahip organın yo- rumlarının, bu organın iş ortağı konumundaki diğer organların tepkisi ile dengeleneceği iddia edilebilir. Yorum yapan yetki organ yapacağı yorumun her halükarda geçerli olduğunu varsayarak tamamen keyfi şekilde yorum yapma imkânı bulamayacaktır. Yorumu yaparken sade- ce hukuki değil fiili şartları da nazarı itibara almak, diğer organlarda yorumun yol açacağı tepkileri hesaba katmak durumunda kalacak- tır. Çelişkili veya kimilerince kabul edilemez yorumlar yaparsa diğer organların tepkisini çekeceği söylenebilecektir. Bunların neticesinde, aşamalı şekilde, yorumu yapan anayasal makamın yetkilerinde bir kı- sılma meydana gelebilir 79 . Kuşkusuz söz konusu kısılma hukuki değil fiili nedenlerle gerçekleşecektir. Mesela, İngiltere’de Kraliçe’nin Lord- lar ve Avam Kamarası’nın ihdas ettiği bir kanunu geri çevirmesine ül- kedeki ‘hukuki anlamda anayasa’ bakımından bir engel yoktur. Fakat İngiltere’de Kraliçe’nin imza için saraya gönderilen bir kanunu veto ettiği yüzyıllardır görülmemektedir 80 . Bu tavrın sebebi hukuki olma- dığına göre siyasi olmalıdır. Daha açık bir deyişle, Kraliçe, kanunları 77 Michel Troper, La Constitution et ses représentations sous la Ve République, Pou - voirs, n 4, 1978, s.62’den aktaran Gözler, loc.cit.; yazar bahiste geçen ‘yükümlülük’ terimini Fransızcadaki ‘obligations’, ‘zorlamalar’ı ise ‘contraintes’ terimleriyle eşleştirmektedir. ‘Obligation’ İngilizcede de hukuki anlamda ifası zorunlu olan edim, ‘borç’ demektir. Nitekim bu dilde Borçlar Hukukunu ifade etmek için Law of Obligations terimi kullanılır. 78 Troper, Le Probléme de l’interpretation et la théorie de la supralégalité, Recueil d’etudes en hommage a Charles Eisenmann, Editions Cujas, 1975, s.150’den aktaran Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit. s.101 79 Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit. s.101 80 En son 1707 tarihinde Kraliçe Anne, Scotch Militia Kanununu onaylamaktan kaçınmıştır. S.B. Chrimes, English Constitutional History, Oxford University Press, 1953, s.13’ten aktaran Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit., s.53 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni192 veto yetkisini kullanmamaktadır 81 ; çünkü parlamentonun tepkisinden ve siyasi kuvvetinden çekinmektedir. Kolayca anlaşılacağı gibi, meka- nist anayasa anlayışı, siyasi dengeleri dikkate alan anayasal organların mümkün olan her türlü işlemi, anayasaya aykırı olup olmadığına bak- maksızın, yapabileceğini de öngörmektedir. Pekâlâ, mekanist anlayış ışığında ‘hukuki anlamda anayasa’ nereye oturmaktadır? Hemen altını çizmek lazımdır ki, anayasanın üstünlüğü, burada, ihlal edilen/edile- bilen bir şey değildir. O yüzden söz konusu yaklaşımla çelişmez. Ne var ki, anayasal organların siyasal dengeleri gözeterek yetkilerini kul- lanırken anayasadaki hukuk kurallarını çiğneyebildiği söylenemese de intra constitutionem biçimde her makamın yetkilerini aşmadığı; üstelik bazı yetkilerini kullanmaktan dahi imtina ettiği görülebilecektir. D. FEDERALİZM İLE HUKUKİ ANLAMDA ANAYASA İLİŞKİSİ 1. Genel Olarak Federasyon, uluslararası kişiliği haiz merkezi bir devlet (ki bu fe- deral devletin ta kendisidir) ile uluslararası kişiliği haiz olmayan böl- gesel devletlerin (bunlar da federe devletlerdir) aralarında teminatlı bir yetki paylaşımı yapmak suretiyle oluşturdukları devlet topluluğu- dur 82 . Bir devlet biçimi olarak federal idarenin olmazsa olmazlarına bakıldığında, anayasanın hukuki yanıyla kaçınılmaz bağlantısını fark etmemek hemen hemen imkânsız gibidir. Nitekim Erdoğan’ın deyi- miyle, “federalizm başlangıçta anayasal devleti gerçekleştirmenin yolu ola- rak görülüyordu. Bunun temel nedeni federal devletin devlet iktidarını dikey olarak dağıtmak suretiyle merkezde aşırı güç toplanmasını önlemeye elverişli niteliğidir.” İlk tahlilde anayasanın siyasi yönüne dairmiş gibi duran federalizm-anayasa bağlantısı, aslında federal devletin zorunlu unsur- larına bakıldığında kendiliğinden hukuki renge bürünecektir. Federal 81 De Smith& Brazier, Constitutional and Administrative, ve Law, Penguin Books, 1989, s.29’da, Albert Venn Dicey, Introduction to Study of the Law of the Constituti- on, 1959, s.417-422’den aktarılarak belirtilmektedir. (internetten erişim: www.cons- titution.org/cmt/avd/law_con.htm, erişim tarihi: 10.8.2011) İlk belirtilen kaynakta başka örnekler de vardır. İlave etmek gerekir ki, İngiltere’de bu tarz hukuki değer taşıyan siyasi/anayasal geleneklere ‘constitutional conventions’ denmektedir. 82 Gözler, op.cit., s.193 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY193 devlet birbirine karşı belli bir oranda özerk iki tür yönetime sahiptir: federe devlet-federal devlet. Fakat bundan başka federal devletin iki vazgeçilmez özelliği daha vardır: yazılı anayasanın olması ve anayasal yargının bulunması! Dünyada bilinen ilk federal devlet Amerika Birleşik Devletleridir. Ne tesadüftür ki, dünyada günümüzdeki anlamıyla bilinen ilk ana- yasa da Amerikan anayasasıdır. Bu tablo, kaçınılmaz şekilde, hukuk dünyasına anayasayı armağan eden düzenin federalizm olduğuna işa- ret etmektedir. Tersinden söylemek gerekirse, dünyada federal düze- ne ihtiyaç duyulacak siyasi şartların oluşması geciktikçe anayasanın günlük hayata girmesi de gecikmiştir; ta ki 1787’de Amerikan anaya- sası ilan edilesiye kadar. 2. Federasyona Duyulan İhtiyaç Burada şu soruyu sormamak elde değildir: Federasyona neden ve ne zaman ihtiyaç duyulur? İlk olarak belirtmek gerekir ki, anayasa ile federalizmin bağı çift yönlüdür. Şöyle ki, anayasa hem federasyonun kaynağıdır; hem de fe- dere devletler arasındaki bağın niteliğidir 83 . Anayasanın federal devle- tin kaynağı oluşu, federal devletin bir anayasa olmaksızın kurulama- ması, mecburen kanunların üzerindeki bu hukuki normu gerektirmesi olarak da ifade edilebilir. Anayasa, bir devlet topluluğu çeşidi olan federal devletin aynı zamanda niteliğini teşkil eder. Bunu açıklayabil- mek için diğer bir devlet topluluğu olan konfederasyon ile karşılaştır- mak faydalı olacaktır. Konfederasyonda üye devletleri bir arada tutan güç bir ya da birkaç ‘uluslararası sözleşme’ iken, federasyonda fede- re devletleri birleştiren hukuki bağ, tartışılmaz biçimde ‘anayasa’dır. Diğer bir tabirle, konfedere devletler arasındaki bağ akdî iken federal düzendeki federe devletler arasındaki bağ anayasaldır. İşte, federe devletleri birbirine bağlayan bağın anayasa haricinde başka bir huku- ki müessese olamayışı, federasyonun olmazsa olmaz surette anayasal niteliğini apaçık ortaya koymaktadır. Bu sonuca ilave olarak, devlet ile anayasa arasındaki ilişki düşünüldüğünde, federasyon ile anayasa bağlantısı daha bir pekişmekte ve açığa kavuşmaktadır. 83 Oktay Uygun, Federal Devlet, Çınar Yayınları, 1996, s.176 vd.; Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit., s.196-216 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni194 İkinci olarak, federal düzende yazılı anayasa şarttır 84 ; çünkü özerk iki tür yönetimin yetki paylaşımı ancak en üst hukuki norm olan ana- yasa ile ve açık seçik olması yönüyle yazılı surette yapılabilir. Ya tek tek federal devletin yetkileri sayılıp gerisi federe devletlere bırakılır, ya da her iki özerk idarenin yetkileri ayrı ayrı yazılır. Yazılı anayasa ile anayasanın hukuki yönü arasındaki yakın ilişkiye yukarıda deği- nilmişti. O halde şu denilebilir ki, yazılı bir anayasa olmaksızın federal devlet düzeni kurulması mümkün değildir. Federal düzende katı anayasa şarttır 85 ; aksi halde federal devlet, sa- hip olduğu üstün federal yasama yetkisini kullanarak federe devletlerin yetkilerini keyfi şekilde tırpanlayabilir. Katı anayasa koşulu, yazılılık koşuluyla birlikte göz önünde bulundurulursa ve bu iki şartın aslında anayasaya asıl hukuki hüviyetini kazandıran unsurlar olduğu hatır- lanacak olursa, hukuki anlamda anayasanın federalizm ile arasındaki karşılıklı perçinlenmiş durumu kendiliğinden gözler önüne serilecektir. Dünyadaki federal devletlere bakıldığında, İsviçre, Belçika, Birle- şik Arap Emirlikleri gibi bazı küçük federal devletler bir kenara bırakı- lırsa 86 , kaydadeğer bir çoğunluğunun geniş yüzölçümüne sahip oldu- ğu görülecektir. Rusya Federasyonu, Hindistan, Avustralya, Brezilya, Arjantin, Kanada, ABD, Sudan, Etiyopya gibi devletler milyonlarca kilometrekarelik geniş topraklara sahiptir. Ve ne tesadüftür ki, geniş topraklara sahip olup da federalizmi benimsememiş pek az devlet var- dır. Topraklar genişledikçe ülkenin tek bir merkezden yönetilmesinin zorlaşması, birçok idari/bölgesel merkeze ihtiyaç duyulması federal düzeni doğuran başlıca sebeplerden biridir. Takdir edilir ki, bu kadar geniş coğrafyada ana merkez ile bölgesel merkezler arasındaki yetki paylaşımının öyle bir belgeyle yapılması gerekir ki bölgesel merkez- lerin hakları ihlal edilmesin. İşte bu belge yazılı ve katı anayasadan başka bir şey değildir. Federal düzende iki özerk idare arasında doğabilecek artık ‘ana- yasal’ olarak nitelenmesinde sakınca olmayan sorunları çözümleye- cek, mümkün olduğunca tarafsız, kaçınılmaz olarak tek, bağımsız bir 84 Gözler, op.cit., s.207 85 Gözler, loc.cit. 86 Gözler, op.cit., s.199 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY195 makama ihtiyaç vardır. Bu makam yargısal olmak mecburiyetindedir; aksi halde uyuşmazlıkta son sözü söyleyemez. O halde ülke genelinde var olan eşi bulunmayan bu makam bir mahkemedir. Anayasa yargısı ile anayasanın hukuki vasfı hakkında yukarıda ortaya konan düşün- celer de dikkate alınırsa, federal devlet düzeni, zorunlu olarak bir ana- yasal düzen yaratır; bu, hukuki, bağlayıcılığı olan, bir yargı makamı tarafından denetlenen bir düzendir; temel kurallarının tamamı yazılı- dır; her kişi ve organ ancak bu ‘kuralların kuralı’nda yer alan bir resmi yetkiyi kullanabilecektir. E. ANAYASA KAVRAMININ DOĞUŞUNA HUKUKİ BAKIŞ 1. Genel Olarak Anayasa kavramının doğduğu yıllar, tarihte imparatorlukların ve krallıkların yıkılmaya başladığı yerine ulus-devletlerin kurulduğu dö- neme tekabül etmektedir. Bu cümleye bakıldığında anayasanın siyasi niteliğine değinileceği düşünülmemelidir. Aksine buradaki anayasa, devletin temel kurallarını içeren hukuki bir kavram olan anayasadır. Tarihteki ilk anayasa 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri anayasasıdır. ABD’nin İngiliz İmparatorluğu’ndan koparak bağımsızlığını ilan ettiği bilinmektedir. Tarihteki ikinci anayasa 1791 tarihli Fransa anayasasıdır; Fransız Cumhuriyeti Fransa Krallığı’nın külleri üstünde kurulmuş- tur. Anayasa, hukukun hem öznesi hem nesnesi olan devletin temel kaidesi 87 olarak bu devletlere hukuki varlık kazandırmıştır. Diğer bir deyişle, siyasi düzenin değişmesi hukuk düzenlerini de bir bir değiş- tirmiştir. ABD ve Fransa’dan önce, anayasaya sahip olan bir devlet yok değildir. MÖ 2300 yılında Sümer kralı Lagaşlı 88 Urukagina’nın yürürlü- ğe koyduğu ilk anayasadan Atinalılar, Romalılar, Cermenler, Medine- liler gibi pek çok milletin benimsediği anayasal belgeler olmuştur Yine örneğin, San Marino’nun, altı kitaptan oluşan Leges Statutae Republicae Sancti Marini anayasası, 1300 tarihli Statuti Comunali esas alınmak ve İmparator Justinianus’un Codex’inden ilham alınmak suretiyle Latin- 87 Burada “kaide”, hem kural hem dayanak anlamında kullanılmıştır. 88 Lagaş,  Fırat ve Dicle  nehirlerinin birleşme yerinin  kuzeybatısında  Uruk’un  doğu- sunda  yer alır. Lagaş hem Sümerlilerin  hem de daha sonraları  Babillilerin  en eski şehirlerinden biridir. Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni196 ce olarak 89 , 1600 yılında kaleme alınmıştır; büyük ölçüde halen yürür- lüktedir 90 . 1639 Kuzey Amerika Anayasası, 1653 İngiliz Hükümet Belgesi 91 , 1657 İngiliz Naçiz Tavsiye ve Dilekçe 92 , 1710 Pylyp Orlyk Anayasası 93 , 1755 Korsika Anayasası 94 , 1772 İsveç Anayasası 95 bilinen anayasalardandır. Fa- kat günümüzdeki anlamıyla ilk anayasanın 1787 ABD Anayasası oldu- ğu yaygın şekilde kabul etmektedir. Fransa’daki anayasanın macerasını öğrenmek için yeniden Teziç’e bakmak gerekiyor. Fransa’da “Eski Rejimde”, 16. yüzyılda, milli devlete doğru gelişmede, devletin statüsünü düzenleyen “Krallığın Temel Ka- nunları” vardı. Fransa’nın ilk anayasası sayılan bu kurallara, monark karşı gelemiyordu. Fakat oluşma halinde olan bu kurallar açık değildi ve teamülî nitelikleri, kralın kişiliği ile devletin birbirinden ayrılması- na imkân vermiyordu. “Eski Rejimde”, monarşi hukukçuları, devletin hukuki niteliğinin bütün sonuçlarını henüz ortaya koyamamışlardı. Bu bakımdan da, kral tarafından yapılan işlemler, devletin değil, fakat yalnızca kralın irade açıklamaları sayılıyorlardı. Monark’ın ölümünde, işlemi yapan irade, iktidarını yitirdiği için işlemler bütün otoritesini ve bağlayıcılığını kaybediyorlardı. Bunların bağlayıcı olabilmeleri için, onun yerine geçenin (halefinin) ayrıca bunları doğrulaması (teyit et- mesi) gerekiyordu. Anayasa arayışı, sözde anayasacılık hareketleri 96 bir kenara bırakı- lırsa, daima devlete hukukilik, süreklilik, kişilik kazandırma yönünde olmuştur. Anayasanın hukuki kavramsallığının şekillenmesi, anayasa- cılık hareketleriyle gerçekleşmiş, pekişmiş ve sürüp gitmiştir. 89 San Marino Cumhuriyeti Portalı, http://www.sanmarinosite.com/eng/statuti. html, erişim tarihi: 6.4.2011 90 Loc.cit. 91 Özgün adı The Instrument of Government’tır. Kısa süre yürürlükte kalmıştır. 92 Özgün adı The Humble Petition and Advice’tır. Kısa süre yürürlükte kalmıştır. 93 Kiev Urban Adventures Web Site, http://www.kievurbanadventures.com/did- youknow, erişim tarihi: 6.4.2011 94 Özgün adı Progetto di costituzione per la Corsica’dır. İtalyanca kaleme alınmıştır. 95 Özgün adı 1772 års regeringsform’dur. 96 “Pseudo-mouvements constitutionnels”. Örneğin, Çarlık Rusya’sında, Çar 2. Nikola tarafından, gerçek anayasacılık hareketlerinin önüne geçmek için birtakım sözde önlemlerin alınmasında görülmüştür. “Ekimciler” ya da “17 Ekim Birliği” olarak bilinen bir grup aydın, bu sözde anayasacılık hareketleri için Çarın yaptığı çağ- rıya olumlu yanıt vermiştir. http://fr.wikipedia.org/wiki/Octobriste, http:// en.wikipedia.org/wiki/Union_of_October_17, erişim tarihi: 6.4.2011 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY197 2. Ölümlü Hükümdar-Ölümsüz Devlet Anayasaların varlık sebepleri üzerine düşünüldüğünde, hüküm- dar ile devletin birbirinden farklı olduğunun anlaşılmasının bir dönüm noktası olduğu görülmektedir. Hükümdar, her ne kadar kendisine ila- hi kudret atfedilse, “Tanrının yeryüzündeki gölgesi” olarak anılsa dahi, ölümlüdür. Çünkü insandır. Herkes, buna hükümdarın tebaası da dâhil, hükümdarın günün birinde öleceğini bilmektedir. Peki devlet? Devlet nedir? Hükümdarın varlığından ayrı bir oluşum mudur? Buna mesela Fransız kralı “hayır” diye cevaplamıştır, “l’etat, c’est moi!” 97 . O halde şu tespit yapılabilir: Belli bir döneme kadar devletin hükümda- rın bedeninde somutlaştığı kabul edilmiş, hükümdarın her buyruğu devletin kuralı sayılmıştır. Zaten Osmanlı hükümdarlarının mesela yalnız başına yemek yemelerini öngören yazısız kurallar, onların in- sani özelliklerinin birileri tarafından görülmesini engellemeyi hedefle- miştir. Görüldüğü üzere, coğrafya, din, dil değişse de, anayasa öncesi hukuk ve devlet anlayışı değişmemektedir. Bu anlayışa göre, devlet hükümdardır; hükümdar devlettir. Bu mesele siyasi tarihi, siyaset bi- limini ilgilendirdiği kadar hukuku da ilgilendirmektedir. Çünkü ana- yasaların hukuk arenasına girme sebebi tam da bu noktada saklıdır. Hükümdarın ölümlü, devletin ölümsüz olduğu, dolayısıyla ikisinin aynı şey olamayacağı, din ile hukuk arasındaki meşruiyet bağlarının zayıflamasıyla anlaşılmaya başladıktan sonra zihinlere zor bir açmaz düşmüştür: hükümdar devlet değilse, o halde devlet nedir? Devlet, hükümdarın kişiliği dışında bir şey olmak zorundadır. O halde kişilik dışı, soyut, tıpkı modernite öncesi dönemde olduğu gibi herkesi bağ- layıcı bir iradeye veya kurallar manzumesine ihtiyaç vardır. Düşünce silsilesi, hukuk ile siyaset biliminin kesiştiği o belirsiz sahada, araştır- macıyı anayasaya götürmektedir. Devlet anayasadır. Hukukun kay- nağı değişmiştir; bir insan olan hükümdarın yerini kurallardan ibaret olan kişilik dışı bir dayanak, anayasa almıştır. Hukukun kaynağı açısından, evrensel anlamda somut ile soyutun ayrılması, kopmasını Teziç Fransız İhtilali’ne bağlar. Ona göre, 1789 Devrimi, devlet ile kralın şahsını birbirinden ayırır; böylece anayasa kavramı ortaya çıkar. 1791 Fransız Anayasasına göre kral artık “Fran- 97 Fr. “devlet benim” Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni198 sızların” değil, “Fransa’nın” kralıdır 98 . Devlet tüzel kişiliğinin bütün hukuki sonuçları ortaya konur. Bundan böyle, yönetenlerin yaptığı işlemler, devlet adına olur ve iktidarlarını yitirdikleri zaman devletin özerkliği nedeniyle, bu işlemler bağlayıcılığını korurlar 99 . Öte yandan, tüzel kişilik, eski tabiriyle hükmi şahsiyet kavramı ile anayasalar arasında güçlü etkileşimler vardır. Medeni hukuk ile anayasa hukuku arasındaki duvar kaldırıldığında, bir hakikat kendini gösterir: Hukuk, gerçek kişilik müessesesiyle yetinmeyip, tüzel kişilik kavramını bünyesine katmıştır. Fakat hukuk, aynı zamanda, tarihin belli bir evresinde, artık kaynağını ölümlü bir insana değil de, kalı- cı bir varlığa dayandırmaya başlamıştır. İkisi, aynı dünya görüşünün eseridir: Aydınlanma. Hukukun en üst noktasındaki zihniyet değişi- mi, kuvvetli dalgalar halinde hukukun alt dallarına sirayet etmiştir. Hâkimiyet, gökyüzünden yeryüzüne, insanların düzeyine indirilmiş- tir. Tüzel kişiliğin tanınması da, meşruiyetin kaynağının gökyüzün- den yeryüzüne indirilmesinin bir meyvesidir. Devleti oluşturan unsurlarının yanı sıra, onun niteliklerinden biri hukuki bir varlığa sahip olmasıdır. Buna tüzel kişilik deniyor: Devlet bir kamu tüzel kişisidir; kendisini oluşturan bireylerin dışında, huku- ken korunan hakları olduğu gibi, ödevleri de vardır. Tüzel kişi olma- sının bir başka sonucu devletin sürekliliğidir. Tüzel kişiliğin özelliği, bunların ancak bir “statut”ye 100 sahip olmaları ile hukuki kişiliklerinin varolabilmesidir. Hukuki faaliyetlerde bulunabilmesi için tüzel kişinin bazı organları gereklidir. Bu organlar da ancak “statut” ile oluşabili- yor. Şu halde “statut” olmadan tüzel kişilikten söz edilemez. Devletin “statut”sü anayasadır. Yetkilerin tek kişide toplandığı durumlar hariç, her devletin bir anayasası vardır. Anayasa sözcüğü, öteki yasalardan daha geniş kapsamlı, onlara kaynaklık eden yasa demektir 101 . 98 Görüldüğü üzere, somut “Fransızlar” deyiminden soyut “Fransa” deyimine ge- çilmiştir. Fransızlar sayısı, niteliği belli olan, belli bir bölgede yaşayan, yürüyen, yemek yiyen, uyuyan insanlardır. Halbuki “Fransa” bir devlettir, sınırı değişebilir, yöneticileri değişebilir, hatta hükümet şekli değişebilir; fakat hala Fransa olma özelliğini korur; ölümsüzdür, kalıcıdır, mücerrettir. 99 Teziç, op.cit., Anayasa Hukuku, s.143 100 “Statut” kurucu metin anlamında kullanılmıştır. 101 Teziç, op.cit., Anayasa Hukuku s. 142 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY199 F. ANAYASANIN MANTIKİ VE BİÇİMSEL DEĞERİ 1. Genel Olarak Bütün toplumsal kuralların koyuluş amacı ve sebebi vardır. Ku- rallar; yaşamı kolaylaştırmak, adaleti sağlamak, insanların vicdanını tatmin etmek, yönetimi meşru halde getirmek gibi amaçları gerçekleş- tirmek üzere ihdas edilir. Diğer yandan insan tabiatının açmazları, sü- rekli değişen ihtiyaçlar ise kural koymanın sebebini teşkil eder. Hukuk kuralları da, birer toplumsal kural olarak, tartışma götürmez şekilde mantıktan beslenir; kaynağını ondan alır. Anayasa, hukukun en kay- da değer kavramlarından biri olduğuna göre o da mantıki bir değere sahiptir. Anayasanın mantıki değeri içeriğinin değeridir. Kavramın özüne ilişkindir. Anayasa hukukçularının ‘maddi anlamda anayasa’ olarak vasıflandırdığı bir düşünce ürünüdür. Yazılı hukuk birden fazla norma sahiptir. Bunlar öyle normlardır ki, her biri hukuki değer olarak birbirinden farklıdır. Aralarında astlık- üstlük ilişkisi vardır. Anayasanın bir hukuki norm olduğu genel kabul gördüğüne göre o da düzenlemeler arasında bir yere sahiptir. Bu yer tüm düzenlemelerin en üstüdür. Bir benzetmeyle konuyu açıklamak gerekirse, hukuk birçok organlardan müteşekkil bir beden ise her bir norm bir organdır. Organlar arasında işlevlerinden kaynaklanan önem farklılığı vardır. Böbreksiz bir insan yaşayabilir; fakat kalbi olmayan bir insan yaşayamaz. O halde organlar ve dolayısıyla normlar arasında üstünlük ayrımının ayırtına varılmalıdır. Anayasanın biçimsel/organik değeri bazı ölçütlere tabidir: yazılı- lık, sertlik, hukuki düzenlemeler arasında altlık-üstlük ilişkisinin var- lığı, şekil şartlarına riayetkârlık... Dolayısıyla, bu bağlamda yapılacak tartışmalar, söz konusu ölçütler kullanılmak suretiyle yapılmalıdır. Anayasanın organik değeri, yalnız ulusal hukuk düzeni bazın- da değil, uluslar arası hukuk düzeninde kullanılması mümkün olan bir kıstastır. Örneğin, Avrupa Birliği Anayasa Taslağı ile ilgili olarak, maddi değer sıfatıyla var olan anayasaya organik değer kazandırmak amacıyla, her ülkede farklı yöntemlerle hukukilik kazanacak şekilde çalışmalar yapılmış, yol haritaları hazırlanmıştır. Ancak belirtmek gerekir ki, Avrupa Birliği şekli bir anayasaya sahip olmadan önce de anayasal bir düzen kurmuştur. Diğer bir ifadeyle açık yargı kanalla- Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni200 rı ile hukuk devletinin ve yurttaşların hak ve özgürlüklerinin güven- ce altına alındığı bir sistem söz konusudur. Bu doğrultuda Avrupa Toplulukları’nı kuran antlaşmanın bir anayasalaşma sürecinden geç- tiğini ifade edebiliriz. Bu niteliğe sahip olmayan bir normun anayasal değere kavuşması ve söz konusu hukuk düzeninde diğer normların üzerinde yer alması olgusu öncelikle bu değer ulaşacak normun tar- tışmasız yorumunu yapacak bir kurumun da varlığını gerektirir. Bu kurum, Avrupa Adalet Divanı’dır. Bu süreç boyunca Divan’ın Van Gend en Loos, Costa, Yeşiller, Simmenthal kararları ile anayasal düzeni temellendirdiği görülmektedir. Bu süreç sonunda Antlaşma, bir ‘hu- kuk topluluğu’nun Anayasası haline evrilmiştir 102 . Avrupa Birliği’nin bu anayasalaşma sürecinin yazılı hukuktaki yansıması tek bir metin haline gelerek Avrupa Anayasası’na dönüşmüştür. Önemli olan nokta Avrupa Birliği’nin konfederal-federal yapılanma tartışmalarının öte- sinde Avrupa Birliği hukuk düzeninin süreç içinde oluşturduğu ana- yasal corpus’unu yazılı bir anayasa haline getirmesidir 103 . 2. Aşkın (transcendental) Kaide ve Kurallar Silsilesinde Anayasa Avusturyalı hukukçu Kelsen Devlet ve Hukukun Genel Kuramı 104 adlı eserinde normları astlık-üstlük oluşturacak şekilde sınıflandırır; ‘tabakalar halinde biçimlendirilmiş hukuk doktrini’ 105 veya yaygın bi- linen adıyla ‘normlar hiyerarşisi’ kavramlarını gündeme getirir. İşte anayasanın bu organik değerine hukukçular ‘şekli anlamda anayasa’ demektedir. Kurallar zinciri, kendiliğinden, normların çeşitliliğini, anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik gibi farklı tür hukuk kurallarının varlığını gerektirir. Tabii şekli anlamda anayasayı diğer kurallardan farklı kı- lan, onun tek olmasıdır: onlarca kanun, yüzlerce tüzük, binlerce yö- 102 Karakaş, Avrupa Birliği Anayasası, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı: 2005/1, s.99 103 Karakaş, Avrupa Birliği Anayasası, loc.cit. 104 General Theory of Law and State. Cambridge 1945; Théorie générale du droit et de l’État suivi de La doctrine du droit naturel et le positivisme juridique, LGDJ - Bruylant, 1997, Paris, coll. La pensée juridique 105 Kelsen, yazdığı özgün metinde bu kavram için Almanca “Stufenbaulehre” söz- cüğünü kullanır, bkz: University of Maryland College of Behavioral and Social Sciences web site, http://www.bsos.umd.edu/gvpt/lpbr/subpages/reviews/ kelsen0307.htm TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY201 netmelik vardır; fakat bir kural türü olarak anayasa bir tanedir. Diğer yandan, bu kuramda, üçlü bir farklılaşma olduğu, normu uygulayan organın onu koyan organdan ayrıldığı, hem yapım sürecinde hem uy- gulama esnasında denetleyen organın ilk ikisinden farklı olduğu söy- lenebilir. İşte, bu üç özelliğin ortaya çıkardığı ilişkiye ‘üretim ilişkisi’ denmektedir 106 . Yasa anayasa tarafından, tüzük yasa tarafından yara- tılır. “Bu bakımdan normların özellikleri geçerlilik ve uygunluk yönünden irdelenir. Diğer bir normun geçerlilik koşullarını belirleyen norm, ötekine göre hiyerarşik olarak üst konumdadır. Bu da ‘temel norm’dur. Böylece bi- rinci düzey norm (anayasa), ikinci düzey normların (kanunlar) ve üçüncü düzeydeki normların geçerlilik koşullarını belirtir; bu ilişki aşağıya doğru sürer gider.” 107 Anayasanın aşkın yönü, geçerlilik, uygunluk, normlar hiyerarşisinin diğer ilkeleri sayesinde belirginleşmektedir. Geçerlilik şartlarının üretim şartlarından farklı olmadığı ileri sürü- lür 108 . Bir görüşe göre, kademelenme ilkesi, bir düzenin bütün norm- larının yapılanmasını mümkün kılar; düzenin her normu bakımından şartlarının tanımlanabilmesiyle onu teşkil eden normlar zincirini kur- mak mümkün olabilir. Uygunluğun geçerlilikten farklı olduğu, bir nor- mun geçerliliğinin üretimini düzenleyen şartlara saygıdan kaynaklan- dığı, diğer bir tabirle normun doğuşu ve yürürlüğe konma aşamalarına ilişkin olduğu, uygunluk sorunun ortaya çıkabilmesi için geçerlilik so- rununun önceden çözülmesinin zorunlu olduğu, sadece geçerli bir nor- mun ‘uygun olup olmama’ tartışmasının yapılabileceği savunulmak- tadır 109 . “Bu söylenenler ışığında en üstte yer alan (temel norm varsayımı) anayasanın otoritesi, anayasaya saygı ile mümkündür. Bu da anayasallık ilke- sinin güvencelenmesini gerekli kılar. Bu amaçla anayasaya üstünlük, Anayasa Mahkemesince sağlanır.” 110 Anayasanın üstün norm oluşu bir bakıma, bir kabuldür; deyim yerindeyse, kanıksanmış bir aksiyomdur. Kant’ın aş- kın (transcendental) sıfatının, pozitivist bir bakış açısının meyvesi olan normlar hiyerarşisinin en tepesindeki anayasa kaidesi için uygun dü- şen bir yakıştırma olması ilginç olsa da, isabetli görünmektedir. 106 L. Favoreu - P. Gaia - R. Ghevontian - J.L. Mestre - A. Roux - O. Pfersmann – G. Scoffoni, Droit Constitutionnel, 4e éd., 2001, s.58, aktarma: Kaboğlu, op.cit., s.43 107 Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri, loc.cit. 108 L. Favoreu - P. Gaia - R. Ghevontian - J.L. Mestre - A. Roux - O. Pfersmann – G. Scoffoni, Droit Constitutionnel, 4e éd., 2001, s.58, aktarma: Kaboğlu, op.cit., s.43 109 Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri, loc.cit. s.43 110 Kaboğlu, loc.cit. Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni202 G. ANAYASANIN AKIBETİ: AVRUPA ÖRNEĞİ 1. Başlangıç Artık, anayasa hukuku alanında ulus-üstü düşünce ile anayasanın bağdaştırıldığı, gerek evrensel anlamda gerekse Avrupa’ya münhasır şekilde bu konuda eserler serdedildiği görülmektedir 111 . Yalnız Batı- lı hukuki düzenlere dair değil, onlar dışındaki düzenler hakkında da ulus-üstü anayasa anlayışını ele alan çalışmalara erişilebilmektedir 112 . Ulusal anayasa ile uluslararası anayasa kavramları arasında basit bir benzetmeye gitmeksizin, bugün için çok fazla gelişmiş ve müte- selsil bir örgütlenme düzeyine sahip olmayan uluslararası toplumun, her ne kadar şekli bir anayasası olmasa da, temel kurallar biçiminde 111 Alec Stone Sweet, “What is a Supranational Constitution?: An Essay in International Relations Theory” Review of Politics 55 (1994): 441-474.Available at: http://works. bepress.com/alec_stone_sweet/17; Alec Stone Sweet and Thomas Brunell. “Con- structing a Supranational Constitution: Dispute Resolution and Governance in the European Community” American Political Science Review  92 (1998): 63-81.bkz: http://works.bepress.com/alec_stone_sweet/15; Maas, Williem, a Suprana- tional Constitution for European Citizens, Prepared for the conference “Suprana- tional Political Community: Substance? Conditions? Pitfalls?” University of Victoria, Canada, 30 September - 2 October 2005. eserinin sekizinci bölümünden, Avrupa vatandaşlığının siyasi gelişimini inceleyen Avrupa Vatandaşlığının Yaratılması adlı eserinden, http://www.law.uvic.ca/demcon/documents/Maas-Suprana- tional%20constitution%20for%20European%20citizens.pdf; John P.  McCormick, Habermas, Supranational Democracy and the European Constitution, European Constitutional Law Review (EuConst), Volume 2, Issue 3, http://journals.cam- bridge.org/action/displayAbstract?fromPage=online&aid=586080; Rachel A. Cichowski, Women’s Rights, the European Court, and Supranational Constitu- tionalism, Law & Society Review, Volume 38,  Number 3, September 2004, pp. 489-512(24), Publisher:  Wiley-Blackwell; Constructing a supranational constitu- tion: dispute resolution and governance in the European Community, Sweet, Alec Stone; Brunell, Thomas L., American Political Science Review,  Publish date: March 1, 1998; Brian F. Havel, The Constitution  in an Era of Supranational Adju- dication, North Carolina Law Review, Vol. 78, No. 2, 2000, Özeti için bkz: http:// papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1667092, erişim tarihi: 9.6.2011 112 Adalah Proposes Supranational Constitution for-Palestine, http://althayyib. wordpress.com/2007/12/22/adalah-proposes-supranational-constitution-for- palestine/; Relations of national and supranational constitutional systems and al- ternatives of the improvement of Hungarian constitutional system with regard to EU accession, www.nefmi.gov.hu/research/national_projects/otka/abstracts/ T038414.rtf; Yoav Stern, Arab rights group seeks ‘supranational regime in all of historic Palestine’, Haaertz Gazetesi, 20 Aralık 2007 nüshası, internetten erişim için bkz: http://www.haaretz.com/print-edition/news/arab-rights-group-seeks -supranational-regime-in-all-of-historic-palestine-1.235600 e rişim tarihi: 9.6.2011 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY203 kendini gösteren anayasal ilkelere, dolayısıyla bir anayasa hukuku- na sahip olduğu ileri sürülmektedir 113 . Yazar bu noktadan sonra bir adım daha ileri giderek, anayasa kavramının uluslararası örgütlerin kurucu antlaşmalarını nitelemek amacıyla, “anayasal antlaşma” şeklin- de kullanılmasının son derece geçerli bir yaklaşım olduğunu belirtir. Bu yaklaşım, özellikle evrensel düzeyde Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bakımından geçerli olduğu gibi, bir “Avrupa anayasasının” temelleri- ni oluşturan Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşmaları ve Avrupa Bir- liği (Maastricht) Antlaşması bakımından da aynı şey geçerli olabilir. Gerçekten de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve üye devletlerin anayasalarıyla birlikte düşünüldüğünde, bu antlaşmalar bir Avrupa anayasasının temellerini oluşturmaktadır 114 . Bu düşünceler, anayasa- nın ulusal kalıpları evrensel boyutta yıkıp geçtiğini, uluslararası alana sirayet ettiğini göstermektedir. Öte yandan, anayasanın ulus düşüncesi ile bağının zayıflaması münhasıran Avrupa’da görülen bir durum değildir. Afrika İnsan ve Halkların Hakları Şartı’nın 115 kabulü, Afrika İnsan ve Halkların Hak- ları Mahkemesi’nin kurulması ve faaliyete başlaması 116 Afrika gibi bir kıtada da yukarıda değinilen gelişmelerin görüldüğünün ema- releridir. Güney Afrika devletleri de bu konuda geri kalmamakta- dır. Hâlihazırda iki üyesi ve iki gözlemci üyesi olan Güney Amerika Milletler Birliği 117 , 2004’te gerçekleşen Cusco Bildirgesi ve ardından 113 Göçer, op.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.15 114 Göçer, loc.cit., s.15 115 Şartın özgün metni için bkz: Afrika Birliği resmi sitesi, http://www.africa-uni- on.org/official_documents/treaties_%20conventions_%20protocols/banjul%20 charter.pdf, ; Bu Şarta Ek Afrika Kadın Hakları Protokolü’nün (Protocol to t he African Charter on Human and Peoples’ Rights on the Rights of Women in Africa) özgün m etni için bkz. http://www.african-court.org/fileadmin/documents/Sources%20 of%20Law/Women/PROTOCOL%20women%20eng.pdf; bu ekin Türkçedeki bir çevirisi için bkz: İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi web sitesi, http://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/Books/khuku/temel_belgeler/temel_ belgeler_afrika_kadin_haklari_protokolu.pdf, erişim tarihi: 9.6.2011 116 Mahkemenin işleyişi, yapısı ve baktığı davalarla ilgili ayrıntılı bilgi için Mahke- menin resmi web sitesi: http://www.african-court.org/en/, mahkemeyi kuran antlaşma (Protocol to the African Charter on Human and Peoples’ Rights on the Establishment of an African Court on Human and Peoples’ Rights) için bkz: http://www.african-court.org/fileadmin/documents/Court/Court%20Estab- lishment/africancourt-humanrights.pdf, erişim tarihi: 9.6.2011 117 Birliğin resmi web sitesi Sitio Oficial de la Union de Naciones Suramericanas için Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni204 2008’de imzalanan Kurucu Antlaşma ile şekillendirilmiştir; tıpkı Bir- leşmiş Milletler gibi bir genel sekreter tarafından temsil edilmektedir ve bir parlamentoya sahiptir. Kurucu antlaşma 11 Mart 2011’de yürür- lüğe girmiştir. Güney Amerika ülkelerinden pek çoğu, farklı dereceler- de, Güney Amerika Milletler Birliği lehine bazı yetki fedakârlıklarında bulunmuş ve bulunmaktadır; Birlik lehine bir irade belirtmektedirler. Mesela Brezilya Anayasası’nın dördüncü maddesinin ikinci fıkrası Brezilya Federatif Cumhuriyeti’nin bir Latin Amerika Milletler Top- luluğu yaratmak amacıyla, Latin Amerika halkları ile iktisadi, siyasi, toplumsal ve kültürel bütünleşme sağlamak için çabalayacağını hük- me bağlamaktadır 118 . Yine Surinam Anayasası egemenlik ve Surinam Cumhuriyeti’ne ayrılmış birinci bölümü, madde 2’de, Surinam devle- tinin yer aldığı, tarihi olarak tanımlanan Güney Amerika kıtasına atıfta bulunmaktadır 119 . Görülen o ki, ulus-üstü anayasaya doğru yönelen hareketlenmeler Avrupa coğrafyasıyla sınırlı değildir. Uluslararası alanda anayasa kavramının kullanılışı, gerçeklik mese- lesini gündeme getirmektedir. Devletlerarası ilişkilerin yüzyıllar boyun- ca ördüğü bir yumak olan uluslararası alanda, anayasadan söz etmek ne kadar gerçekçidir? Soruya cevap arayan yazarlardan Mahmut Göçer’e göre, uluslararası hukukta anayasa kavramının kullanılması bir yandan uluslararası toplumun anayasası anlamında, diğer yandan ise ulusla- rarası örgütlerin kurucu antlaşmalarının anayasal niteliğini belirtmek için olmuştur. Her iki durumda da bir uluslararası hukuk düzeninin veya uluslararası örgütlere özgü hukuk düzenlerinin varlığı kabul edil- mektedir. Gene, her iki durumda da anayasa kavramının iç hukuktan uluslararası hukuka intikali söz konusudur 120 . Uluslararası toplumun bir anayasaya sahip olabileceği tezi, öğretide özellikle anayasa kavramı- nın siyasal toplum kavramından ayrılmaz bir kavram olarak gören bazı yazarlarca ileri sürülmüştür. Bu yazarlar, uluslararası anayasayı yazılı bkz: http://www.pptunasur.com/inicio.php?menu=30&idiom=1, erişim tarihi: 9.6.2011 118 Constitution of Brazil in English, Article 4 (International Relations) (1), Internatio- nal Constitutional Law web site, http://www.servat.unibe.ch/icl/br00000_.html, erişim tarihi: 8.6.2011 119 Constitution of Suriname in English, Article 2, (Territory), Constitution Society web site, National Constitutions, http://constitution.org/cons/suriname.htm, erişim tarihi: 8.6.2011 120 Göçer, op.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s. 6-7 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY205 olmayan maddi bir anayasaya benzeterek, mevzubahis anayasanın tea- mül niteliğinde ve kendini zımnen ifade eden bir anayasa olduğunu be- lirtmişlerdir. Ancak, uluslararası toplumun şekli anlamda bir anayasaya sahip olmaması, onun temel kurallar şeklinde bir anayasa hukukuna sa- hip olmasını engellemez. Bu anlamda bazı yazarlar, uluslararası toplu- mun teamül niteliğinde anayasasını oluşturan ve büyük bir bölümünün Birleşmiş Milletler Şözleşmesi’nde hukuki varlık kazandırılan anayasal ilkelerin bulunduğunu belirtmektedir. Gerçekten de, bir temel kuralın “anayasal” bir kural olarak nitelenebilmesi için, bir yandan maddi ola- rak anayasa kuralı niteliği arzetmesi, diğer yandan da bağlayıcı olması gerektiği düşünüldüğünde, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bu iki şartı “evrensel düzeyde” yerine getiren tek antlaşma niteliği tebarüz eder. Zira Birleşmiş Milletler Sözleşmesi evrensel niteliğiyle günümüzde evrensel örgüt nitelemesine hak kazandığı gibi, maddi olarak anayasal hükümler de içermektedir. Birleşmiş Milletler’in amaçlarının ve ilkelerini tanımla- yan 1. ve 2. maddeleri bu tür hükümler oluşturduğu gibi, Sözleşmenin 103. maddesi gereğince, Sözleşme, diğer uluslararası antlaşmalar karşı- sında üstün bir değeri haizdir 121 . 2. Ulus-üstü Yapıya Doğru Anayasa Anayasanın devletin temel kaidesi oluşu, birden fazla egemen devletin tek bir anayasaya tabi hale getirilmesi süreciyle birlikte dü- şünüldüğünde oldukça tuhaf bir durum ortaya çıkmaktadır. Anayasa egemenliği tanımlama kudretine sahip yegâne belge olarak kabul edil- mektedir. Bir ülkeler topluluğu, hepsinde geçerli ve bağlayıcı olacak bir anayasa yaratmak isterlerse, anayasayı yeniden tasvir etme ihtiyacı doğacaktır. Böyle düşüncelerin ortaya çıkmasının sebebi, kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi, Avrupa Birliği için hazırlanan anayasadır. 15 Aralık 2001’de Laeken Zirvesi’nde alınan karar doğrultusunda bir Ku- rultay oluşturulmuştur. Bu Kurultay’a üye ülke temsilcileri, Avrupa Parlamentosu üyeleri, ulusal parlamento üyeleri, AB Komisyonu tem- silcileri iştirak etmiştir 122 . Kurultay, Avrupa Birliği Anayasa Taslağı’nı 121 Göçer, loc..cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s. 9; Genel olarak uluslararası antlaşmaların anayasal nitelikleri hakkında bir inceleme için bkz: Göçer, loc..cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.13-15 122 Bozkurt/Özcan/Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, Ankara, Asil Yayın Dağıtım, 2004, s.54-55 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni206 hazırlayarak 2003 Haziran’ında tamamlamıştır. Taslak hakkında ege- menlik yetkilerinin ulus-devletten Birliğin ulus-üstü varlığına devrini sağlayan son merhale olduğu, AB hukukunun kanunlaştırma belgesi niteliği taşıdığı düşünülmektedir 123 . Bu aşamada Avrupa Birliği anayasa taslağına dair bazı bilgilerin belirtilmesi gerekmektedir. Taslak, “Avrupa İçin Anayasa Yapımına Dair Sözleşme”nin, 29 Ekim 2004’te o gün için Avrupa Birliği’nin yirmi beş üyesinin 124 devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla imzalanma- sıyla belirlilik kazanmıştır. Eşit derecede, dört ana başlığa ayrılan Tas- lak, tıpkı ulusal bir anayasaymışçasına bir başlangıç bölümü ile başla- maktadır. Bu bölümde, yine tıpkı ulusal anayasalar gibi Avrupa’nın tarihi ve mirası hatırlatılmaktadır. Yukarıda değinilen dört ana başlı- ğın içeriğinden bahsetmek gerekirse, birinci kısım Birliğin tanımı ve amaçları, Birlik vatandaşlığı ve tanıdığı temel haklar, Birliğin yetkileri, mali yapısı ve kurumları, Birliğin demokratik yaşamı, komşu devlet- lerle ilişkileri ve nihayet Birliğe üyelik konularını kapsamaktadır. İkin- ci kısım, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’ni 125 ihtiva etmekte, kısımda bir başlangıç metninin ardından yedi başlıkta insanlık haysi- yeti, özgürlük, eşitlik, dayanışma, vatandaşlık hakları, adalet ve özel hükümlere yerilmektedir. Üçüncü kısım, Birliğin işlevlerinin ve politi- kalarının nasıl idare edileceğini düzenlemekte, iç ve dış siyaset, iktisa- di ve parasal birlik, hürriyet sahası, güvenlik ve adalet, ortak güvenlik ve dış politika, kurumların görevlerine dair hükümler içermektedir. Bu kısımda biçimsel olarak genel uygulama, ayrımcılık yasağı ve va- tandaşlık, iç siyaset ve faaliyet, denizaşırı ülkeler ve bölgelerle işbirliği, Birliğin dış faaliyetleri, işleyişi ve ortak hükümlerden oluşan yedi baş- lık bulunmaktadır. Dördüncü ve son kısım ise anayasanın yürürlüğe girmesi, değiştirilmesine dair usul, önceden imzalanmış sözleşmelerin feshine ilişkin hükümlere yer vermektedir. Bu kısımda beş sözleşmenin anayasanın ilavesi olduğu belirtilmektedir 126 . Sözü edilen sözleşmeler 123 Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009, s.278 124 2004 yılı itibariyle Avrupa Birliği’nin yirmi beş üyesi var iken, hâlihazırda, Bir- liğin üye sayısı yirmi yedidir. Avrupa Birliği Resmi Sitesi, http://europa.eu/ about-eu/member-countries/index_en.htm, erişim tarihi: 4.5.2011 125 Belge için bkz. Avrupa Parlamentosu Resmi Sitesi, http://www.europarl.europa. eu/charter/pdf/text_en.pdf, erişim tarihi: 4.5.2011 126 Ayrıntılı bilgi için bkz. Avrupa Birliği Resmi Sitesi, http://europa.eu/scadplus/ TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY207 şunlardır: Avrupa Birliği’nde Ulusal Meclislerin Konumuna Dair Söz- leşme, Orantılılık ve Yerellik İlkelerinin Uygulamasına Dair Sözleşme, Avro Grubuna Dair Sözleşme, Euratom Antlaşmasının Tadiline Dair Sözleşme, Birliğin Tedrici Yapısı ve Organlarına Dair Sözleşme. Bu noktada şu gündeme getirilebilir: “Avrupa Birliği Anayasası” taslağı, anayasadan başka bir şey midir? Kullanılan terim açısından bakıldığında “The Treaty Establishing A Constitution For Europe”, “The Constitutional Treaty” ya da “European Constitution” isimlendirmele- riyle karşılaşılacaktır. Avrupa Birliği anayasa taslağının yukarıda res- medilen yapısına bakıldığında, isminin anayasa (constitution) oluşuna ilaveten, onun bir uluslararası sözleşmeden çok gerçek bir anayasaya benzediği gerçeği teslim edilmelidir. Şekli anlamda, Amerikan, İspan- yol, Alman, Brezilya, Fransız, Türk anayasaları dâhil pek çok ulusal anayasanın Dibace/Başlangıç/Preamble denilen bir bölüme, kendi tarihine ve mirasına atıfta bulunacak şekilde sahip olduğu, bunun Av- rupa Birliği anayasa taslağında aynı niteliklerle yer aldığı görülmeli- dir. Taslağın temel hak ve özgürlükleri, Birliğin organlarının yetki ve sorumluluklarını, tam olarak böyle kayda geçirilmese de gerçek an- lamda Birlik ile üye devletler arasındaki yetki paylaşımını, en önemli siyasi ilkeleri, güvenlik, dış ve iç politikaları içermesi, bu kanaati güç- lendirmektedir. Taslak ile herhangi bir ülkenin anayasası yan yana koyulduğunda, Birlik yerine o ülkenin isminin kullanılması ve ulu- sal özellikler bir kenara bırakılırsa, gerek maddi gerekse şekli açı- lardan iki anayasa arasında pek az farkın olduğu görülecektir. Bu keyfiyetin, anayasa kavramının ulusal bağlarla ilişkisini zayıflatmış olduğu gerçeği takdir edilecektir. Diğer yandan “Avrupa Birliği Anayasası” taslağının henüz yürür- lüğe girmemesinin anayasanın evrensel serüveninde oluşabilecek bir değişimi geciktirdiği veya engellediği düşüncesi akla gelebilir. Fransa ve Hollanda halklarının taslakla ilgili halkoylamasında olumsuz görüş serdettiği bilinmektedir 127 . Fakat geriye kalan üye devletlerin meclis onayı ya da halkoylaması gibi muhtelif yöntemlerle taslağı kabul et- mesi halinde reddeden ülkelerde yapılan halkoylamalarının tekrarlan- ması, küçümsenebilecek bir ihtimal değildir. Bu ihtimal gerçekleşirse o constitution/introduction_en.htm#FUTURE, erişim tarihi: 4.5.2011 127 Yazıcı, op.cit., Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, s.282 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni208 ülkelerde halkın görüşünü değiştirmesi için ikna çalışmaları yapılır ve bu süreç olumlu sonuçlanırsa taslak, anayasallaşacaktır. Şu var ki, bu ihtimal gerçekleşmese bile, yani taslak yürürlüğe girse de girmese de, adı konulmamış bir Avrupa anayasal düzeni devam edecektir. Zira bu düzen, İngiltere’deki teamüli anayasa geleneğine benzer şekil- de, Avrupa Birliği’nin maddi anlamda anayasası özelliği gösteren antlaşmalar, sözleşmeler ve Birliğin çeşitli organlarının yayınladığı düzenlemeler, Avrupa Adalet Divanı’nın pek çok birleştirici kararı sayesinde yıllar yılı oluşmuş ve pekişmiştir. Ki, devam eden serüve- nin bir yerinde, şekli olarak da anayasayı meydana getirecek gelişme- ler ile bambaşka bir anayasa modelinin ortaya çıkışı hukuken tahkim edilebilecek, kanıtlanabilecektir. Avrupa Birliği özelindeki üstün hukukun hangisi olduğu tartışma- sı bir kenara bırakılsa bile, bu mesele esasında evrensel bir hikâyenin bir parçasıdır. Cooter’ın anlattığına göre, bazı araştırmacılar, haklı ola- rak, uluslararası hukukun ulusal anayasalara baskın çıktığını düşün- mektedirler. Belki de uluslararası hukuk ulusal anayasaların üzerinde- dir; papanın piskoposların üstünde yer alması gibi 128 . Anayasanın akıbetini kestirebilmek için, öncelikle kavramda ek- sen kayması oluşumunu akla getiren uluslar topluluğunun hikâyesine bakmak gerekmektedir. Anayasal düzen olarak Avrupa Birliği kurul- duğu günden beri, tüm dinamik yapıların bir özelliği olarak, sürekli gelişerek uluslarüstü bir anayasal düzene doğru ilerlemiştir. Kömür- Çelik Topluluğu’ndan Tek Pazar’a 129 , Tek Pazar’dan Maastricht Ant- laşması ile ortak güvenlik ve dış politika, tek para, adalet ve içişlerinde işbirliğine, Amsterdam Antlaşması ile insan hakları ihlallerinin yaptı- rımlandırılması, Nice Antlaşması ile genişlemenin hazmedilmesi söz konusu olmuştur. Bugün Avrupa’da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve uygulamasının esaslı katkıları ile oluşmuş bir ortak anayasa sahası söz konusudur. Bu anayasal saha Avrupa hukuk kültürünün ifadesi olarak bir ortak anayasal düzen, bir yeni jus commune 130 oluşturmak- tadır. Anayasa, bir ulus-kurucu iktidar birlikteliği olarak ele alındı- 128 Cooter, op.cit., The Strategic Constitution, Princeton University Press, New Jersey, 2002, s.1’deki 1 numaralı dipnot 129 Ortak Pazar olarak da bilinir. Mal, hizmet, sermaye ve kişilerin serbest dolaşımı ile ortak politikalarla aynı işlevdedir. 130 Latince ortak hukuk demektir. TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY209 ğında Avrupa’da kurucu iktidarı oluşturabilecek ne tarihsel olgu ne de hukuki varlık düzeyinde bir Avrupa ulusunun mevcut olduğunu söylemek olası değildir. Avrupa Birliği de devlet ya da uluslar arası örgüt niteliği taşımamaktadır 131 . Avrupa Birliği’nin uluslararası örgüt olmadığı yönündeki bir görüş, eleştiriye açık olmakla birlikte anaya- sanın kavramsal çerçevesinin yeniden çizilmesine katkıda bulunacak niteliktedir. Yazarın deyimiyle, vurgulanması gereken, anayasanın, D. Rousseau’nun ifade ettiği üzere, artık sadece kurumlar arası ilişkileri, kuvvetler ayrılığını belirleyen bir belge olmadığı hususudur. Anayasa artık Vatandaş-Devlet arasındaki ilişkilerin tanımı, yaptırım mekaniz- maları ile güvenceye bağlanmış bir hak ve özgürlükler şartı niteliği göstermektedir. Diğer bir tabirle, sadece iktidarı kuran ve dağıtan bir belge olmaktan çıkmıştır 132 . Bir açıdan, bu düşünce anayasanın hukuki niteliğini siyasi boyutuna karşı güçlendirmektedir. Kaboğlu, yirminci yüzyılın anayasacılık bakımından bir başka özelliğinin ulus-üstü anayasacılık hareketini başlatmış olması olduğu- nu, ilk adımın Birleşmiş Milletler Şartı’yla atıldığını, somut anayasal ge- lişmelerin kıtalar düzleminde kaydedildiğini, Avrupa ve Amerika’nın hak ve özgürlükler aracılığıyla böyle bir hareketin öncüsü olduğunu, fakat bu sürecin 18. yüzyıl sonu anayasacılık hareketlerine benzeme- diğini, bunun sebebinin bu kıtalarda meydana gelen şeyin öncelikle hak ve özgürlükleri güvenceleme mekanizmalarının kıta ölçeğinde ulusal-üstü düzeye çıkarılmış olmasında saklı olduğunu belirtmek- tedir. Yazara göre, 1949’da kurulan Avrupa Konseyi nezdinde hazır- lanan, 1953’te yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(nin uygulanıp uygulanmadığını denetleyen F.T.) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 47 yargıcıyla dünyanın en büyük insan hakları mahke- mesi özelliği kazanmış, böylece dolaylı bir ulusal-üstü anayasa meka- nizması kurulmuştur 133 . Görülen o ki, anayasayı hukuki anlamda da ulus-üstü olabilen ve olan bir kavram olarak görmektedir. Bu bakış açısı, makalede savunulmaya çalışılan düşünceyi destekler mahiyette olarak değerlendirilmektedir. Nitekim yazar, Birleşmiş Milletler Şartı- 131 Karakaş, op.cit., s.97 132 Karakaş, loc.cit., s.97-98 133 Kaboğlu, op.cit., s.10 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni210 nın bir “dünya anayasası” olup olmadığını anayasal açıdan inceleyen, Sandra Szuret’nin kaleme aldığı “La Charte des Nations Unies Constitu- tion Mondiale?” adlı bir çalışmanın varlığından söz etmektedir 134 . İnsan haklarının uluslararası hale gelmesinin anayasa açısından kimi zaman açık olarak, bazen örtülü ve dolaylı bir şekilde ulusal-üstü düzeyde bir gelişme olarak görülebileceğini söyleyen yazar, bu sürecin Hukuk Yoluyla Demokrasi ya da bilinen adıyla Venedik Komisyonu’nun Orta ve Doğu Avrupa devletleri tarafından referans kaynağı sayılmasıyla devam ettiğini ileri sürmektedir 135 . 3. Anayasa-üstü Kural, Anayasa-üstü Hukuk Devlet-Ulus(asli kurucu iktidar)-Anayasa üçgeni Avrupa Bir- liği’nde anayasa problematiğine cevap oluşturmamaktır. Zaten anaya- sa da artık Burdeau’nun ifade ettiği gibi sadece bir fikir değil, siyasal, toplumsal, kurumsal, yaşamı bir hukuk korsesi içine alan, hak ve öz- gürlükleri pozitif hukuk çerçevesinde koruyarak sürekli değişim içeren dinamik bir yapıdır. Avrupa’da ortak bir anayasa hukukunun ortaya çıktığı görülüyor. Bu olgunun esas nedeni, Avrupa anayasalarının te- mel hak ve özgürlükleri benzer şekilde ifade etmeleri ve koruma altına almaları dışında, yargıçların hak ve özgürlüklerin yorumunu benzer şekilde yapmalarıdır. Ulusal-üstü alanda ise, bu ortak anayasa kültü- rü farklı hukuk sistemlerinde farklı ilkeler bütününden oluşmakla bir- likte, Avrupa alanında bu ortak birikim birleştirici bir özellik olarak paylaşılan değerlerden ve farklılıklara saygı ilkelerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla burada söz konusu olan ulusal olmayan, anayasal bir Av- rupa kimliğidir. Avrupa kimliği ise ulus kimliği gibi birleştirici değil, ancak ortak anayasa kültürü doğrultusunda uyumlaştırıcıdır. Bu olgu, Avrupa’da anayasal yurtseverlik (patriotisme constitutionnel) kavramıy- la ifade edilmektedir. Bu kavram çerçevesinde siyasal birliğin, ulusal değil, rasyonel bir unsur üzerine kurulduğu dile getirilmektedir 136 . Bu tespit, harika bir şekilde, ulus-üstü anayasayı, çağdaş ve bilinen ana- yasanın geçmişine götürmekte; krallıklar-imparatorluklar döneminden akılcı bir yöntemle anayasal düzenlere geçişi hatırlatmaktadır. 134 “La Charte des Nations Unies Constitution Mondiale?” adlı başka bir çalışma daha vardır: Régis Chemain, Alain Pellet, Collectif, Editions A. Pedone (1 février 2006) Cahiers internationaux, 237 pages 135 Kaboğlu, op.cit., s.11 136 Loc.cit., s.98 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY211 Yazara göre, ulusal-sonrası bir kimlik olarak nitelendirebilece- ğimiz bu yeni aidiyet etnik köken, din, dil ve kültürel özellikler gibi öğelerden bağımsız olarak şekillenmekte; yurttaşlar kimliklerini ana- yasada bulmaktadır. Demokrasi, insan hakları üzerinde yükselen Av- rupa, ulusal farklılıklarla uyum içinde bütünleşmeye çalışmaktadır. Avrupa’da tek bir demos değil, ortak değerler etrafında bütünleşmiş Avrupa halkları vardır. Bu halklar, Avrupa kimliğini oluşturan Av- rupa anayasal birikimi uyarınca ortak bir hukuk düzeni çerçevesinde bütünleşmektedir. Bu doğrultuda Avrupa teknik bir bütünleşme ha- reketi olduğu ölçüde bir değerler topluluğudur. Aradaki bağlar etnik, dinsel, dilsel, kültürel değil; demokrasi, hukuk devleti, insan hakları gibi etik kriterler temelindedir 137 . Böylelikle, anayasa, kavramsal kö- ken itibariyle, Avrupa örneğinde taçlanarak; kültürelden tekniğe, so- muttan soyuta doğru, antropolojik birliktelikten ilke birliğine ve niha- yet yerelden evrensele doğru evrilmektedir. Avrupa Birliği Anayasası hazırlama düşüncesi, anayasanın ‘dev- leti kuran belge’ sıfatını taşıma gibi kurucu unsurlarını sarsmakta- dır. AB Anayasası’nın içeriğine kısaca değinmek gerekirse, üç sütun- lu yapı diye bilinen; birinci sütun Avrupa toplulukları, ikinci sütun Ortak Güvenlik ve Dış Politika, üçüncü sütun Adalet ve İçişlerinde İşbirliği’nden oluşan yapı kalkmakta, tüm sütunlar tek bir çatı altında, Avrupa Birliği adı altında birleşmektedir. Avrupa Birliği’nin hukuki kişiliği de sağlanmaktadır. Konsey Başkanlığı makamı tanınmaktadır. Hıristiyanlığa atıfta bulunulmamakta; fakat kültürel, dini 138 , insanlık mirası ifadeleri yer almaktadır. Oybirliğinin saklı tutulduğu hassas alanlar varlığını devam ettirmektedir. Vergilendirme, sosyal politika- lar, dış politika ve güvenlik, öz kaynaklar, mali düzenlemeler, anaya- sanın değiştirilmesi hassas alanlardandır. Avrupa Birliği’nde yerleşen hukuki işlemlerin adları değişmektedir; tüzük “Avrupa yasası”, yöner- ge ise “Avrupa çerçeve yasası” adını almaktadır. Kurumsal düzeydeki ufak tefek değişiklikler, sistemin daha kolay işletilir hale getirilmesi ya- nında Anayasa’nın somut olarak getirdiği en önemli konu Anayasa’ya 137 Loc.cit. 138 Kuşkusuz bir din ile o dinle ilgili miras farklı şeylerdir. Din, tartışmasız şekilde, bir inanç ve kurallar manzumesini ifade ederken; dini miras, dinin toplumda uzun süre yaşanarak bıraktığı izler, davranış biçimleri, çeşitli kültürel değerleri de kapsayan oldukça geniş bir kavramdır. Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni212 yerleştirilmiş Temel Haklar Şartı’dır. AB vatandaşlarının Birlik iktidarı ile ilişkilerinde doğrudan dayanacakları bağlayıcı bir metin söz konu- sudur. Bu metin ekonomik birliğin ötesinde değerler topluluğunun somut yüzünü oluşturmaktadır 139 . Yaratılan tablo, gerçekleştirilmese bile 140 , bambaşka bir anayasa kavramı oluşturulduğuna işaret etmekte- dir. Yine de Anayasa’nın ulus-devlet anayasasını andıran yönleri yok değildir. Liberal demokratik haklarla, sosyal ve ekonomik hakları aynı metinde yer alması ile modern anayasalara benzeyen bir düzenleme yapılmıştır. Anayasa, Avrupa Birliği’nde temel hak ve özgürlüklerin korunmasında yeni bir normatif temel getirmektedir. Anayasa’da Te- mel Haklar Şartı’nın anayasa hükmü olması, sütunların birleştirilmesi gibi bütünleşmeye yönelik düzenlemeler yanında, dış politika ve ortak güvenlik gibi konularda gösterdiği hükümetler arası unsurlar varlığı- nı sürdürmektedir. Bu doğrultuda Anayasa’nın ikili yapıyı sürdürdü- ğünü tespit etmekle birlikte, Avrupa anayasal birikimi çerçevesinde, bireyin eksen olduğu bir hukuk anlayışının Avrupa Anayasası ile net- leştiğidir 141 . Bütün bu hususiyetler göz önünde bulundurulduğunda; AB Anayasa taslağı, bazı özellikleriyle ‘uluslararası sözleşme’ izlenimi vermekteyken; birtakım unsurlarıyla anayasa kavramıyla yakınlaş- maktadır. AB Anayasa taslağı, ulus-üstü (supra national) hukuk düze- ni ile birlikte incelendiğinde, yaratılan hukuk normuna anayasa-üstü (supra-constitutional) norm adının verilebileceği ve yaratılan normu inceleyen sahaya da anayasa-üstü hukuk (supra-constitutional law) de- nebileceği kanaatindeyim. Nitekim “ulusal-üstü hukuk” veya “ulusal- üstü anayasa hukuku”, “ulus-üstü hukuk” gibi kavramlar bazı yazarlar tarafından tercih edilmekte, üstelik anayasa ile birlikte ele alındığına rastlanmaktadır 142 . 139 Karakaş, op.cit., s.101-102 140 Aralarında Fransa’nın da olduğu bazı AB ülkeleri, yapılan halkoylamaları neticesinde, AB Anayasası’nı reddetmiştir. 141 Karakaş, op.cit., s.102 142 Stella-Eirini Vetsika - Vassilis P. Tzevelekos In Integration We Trust? The Recep- tion of Supranational Law in the Greek Legal Order: “a Tale of Love and Darkness”, Sant’Anna School of Advanced Studies Department of Law http://stals.sssup.it ISSN: 1974-5656, internetten erişim için bkz: http://stals.sssup.it/files/stals_Vas- silis_052010.pdf; Martin F. Polaschek Implementation of International and Supra- national Law by Sub-national Units, Published by the Forum of Federation, inter- net erişimi için bkz: http://www.forumfed.org/libdocs/IntConfFed02/StG-ws- Polaschek.pdf; John Erik Fossum &Agustín José Menéndez, The Theory of Cons - titutional Synthesis. A Constitutional Theory for a Democratic European Union, TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY213 4. Uluslararası Hukuk Yerine Topluluk Hukuku İkame Edilirken Anayasa Ulus ve anayasa kavramları arasında sıkı bir bağ vardır. Uluslara- rası hukuk, eşitler arası hukuktur. Devletler birincil hukuki kişilikler olarak kabul edilir. Bunlar, eşit-egemen devletlerdir. Devletler, ulusla- rı tarafından bir anayasa yapılmak suretiyle kurulmuştur. Bir devletin en önemli unsurlarından biri egemenliktir. Fakat ulus-üstülük telaffuz edildiğinde ve egemenliğin de anayasadan ayrılmazlığı dikkate alın- dığında, egemenlik yetkisinin durumu anayasa kavramını nereye gö- türmektedir? Uluslararası hukuka geri dönmek gerekirse, uluslararası toplu- mun hukuku olduğu öncelikle belirtilmelidir. Hukuki açıdan ulusüs- tülük, topluluk normlarının milli normlara üstün geldiği mutlak bir hiyerarşiyi gösterir. Diğer bir deyişle, bu hiyerarşide topluluk hukuku hem doğrudan uygulanabilir 143 hem de milli hukuklar üzerinde üstün- dür 144 . Uluslararası hukuk ile topluluk hukuku arasındaki farkların bi- linmesi, anayasa kavramının evrensel serüveninin nasıl devam ettiği hakkında bazı ipuçları verebilir. Zira uluslararası hukukta, farklı ulus- ların hukuken var olduğu isminden de anlaşıldığı üzere peşinen kabul edilmekteyken, topluluk hukukunda ‘topluluk’ (community) gibi alışıl- mamış ve ulus-üstü bir hukuki yapının varsayıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, uluslararası hukuk, devletlerin egemen eşitliği üzeri- ne kurulmuştur. Egemenlik uluslararası hukukta devletlerarası ‘eşit- lik’, iç hukukta ise ‘en yüksek otorite’ anlamına gelir. Ulusüstü nitelik taşıyan Topluluk hukuku ise ‘bu hukuk düzenine taraf olan devlet- lerin egemen yetkilerinin kısmen devri’ olgusu üzerine kurulmuştur. Bu hukuksal çerçeve içinde, uluslararası hukukta kararlar istisnai du- özetine erişmek için bkz: http://ideas.repec.org/p/erp/reconx/p0082.html, Ara- lık 2010, RECON Online Work Paper’dan aslına erişmek için bkz: http://www.re- conproject.eu/main.php/RECON_wp_1025.pdf?fileitem=3653824, erişim tarihi: 9.6.2011; Kaboğlu, kitabının “Yöntem ve Plan” başlıklı bölümünde şöyle bir cümle kurmaktadır: “...Bu da, ulusal hukuk verileriyle yetinmeksizin, ulusal-üstü ve karşılaş- tırmalı anayasa hukuku verilerinden yararlanmayı zorunlu kılar”, Kaboğlu, op.cit. s.48 143 “The direct principle” olarak ifade edilir. 144 “The supremacy principle” olarak ifade edilir. Başlar, “Avrupa Birliği’nin Normatif Supranasyonalliği”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 30, Sayı 3, 1997 s.4-5 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni214 rumlar dışında oybirliği ile alınırken, Topluluk hukukunda Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması’nın 148. maddesine göre, ‘oyçokluğu’ ile alınabilmektedir. Uluslararası hukuk ile ulusüs- tü nitelik taşıyan Topluluk hukuku arasındaki bir başka fark da her iki hukuk dalının özneleri ile ilgilidir. Uluslararası hukukun özneleri devletler ve uluslararası örgütler olduğu halde, Topluluk hukukunun özneleri üye devletler, Topluluğun organları ve üye devlet uyruğunda bulunan özel ve tüzel kişilerdir 145 . Her iki hukuk dalının kaynakları da birbirinden farklıdır. Uluslararası hukukun kaynakları, uluslar arası antlaşmalar, örf ve adet kuralları, hukukun genel ilkeleri, mahkeme içtihatları ve öğretidir. Buna karşılık, ulusüstü nitelik taşıyan Avrupa Topluluğu’nun kaynakları anayasal nitelik taşıyan kurucu anlaşma- lar, Topluluk organlarının kabul ettikleri tüzük, yönerge ve kararlar, Adalet Divanı kararları ve bu kararlarla kabul edilen hukukun ge- nel ilkeleri, Topluluğun üye olmayan devletlerle yaptığı uluslararası antlaşmalardır 146 . Bu iki hukuk alanında kural koymaya yetkili olan kurumlar, organlar ve makamlar da birbirinden farklıdır. Uluslarara- sı hukukta kural koyma yetkisi esas olarak devletlere, sınırlı ölçüde ise uluslararası örgütlere aittir. Topluluk hukuk düzeninde ise kurucu antlaşmalar dışında tüzük ve yönetmelik gibi işlemler Topluluğun yet- kili organları tarafından yaratılmaktadır. Öte yandan, uluslar arası hu- kukun kuralları, devletler ve uluslararası örgütler gibi uluslar arası ki- şileri bağladığı halde, Topluluk hukuku bireyleri ve iç hukuk kişilerini bağlamaktadır. Bundan başka, uluslararası hukuk düzeninde zorunlu bir yargı organı ve yaptırımları uygulayacak bir mekanizma olmadığı halde, Topluluk hukuk düzeninde Avrupa Toplulukları Adalet Diva- nı ve yaptırımları uygulayacak kurumlar mevcuttur 147 . Uluslararası hukuk ile topluluk hukuku arasındaki diğer önemli farklı özellikler şunlardır: a) Uluslar arası hukukun kaynaklarından olan uluslararası antlaşma- lar, bu antlaşmalara taraf olan devletlerin yetkili organlarının ona- yıyla yürürlüğe girerler; devlet başkanı, parlamento veya bakanlar kurulu... Buna karşılık, topluluk hukukunun kaynakları arasında 145 Günuğur, Avrupa Topluluğu Hukuku, Tarhan Basımevi, 1993, s.3; Yazıcı, op.cit. s.259 146 Yazıcı, op.cit. s.259 147 Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005, s.11; Yazıcı, op.cit. s.259-260 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY215 yer alan tüzükler, Birliğin bu işlemi yapmaya yetkili organlarınca kabul edildikten sonra Birlik resmi gazetesinde yayımlanarak ve üye devletlerin herhangi bir işlemi olmaksızın bu devletlerin hu- kuk düzenleri üzerinde doğrudan doğruya etki doğururlar 148 . b) Uluslar arası hukuk kuralları doğrudan sadece üye devletleri bağ- lar; üye devletlerin hukuk düzenlerindeki gerçek ve tüzel kişileri bağlamaz. Bunların uluslararası hukuk kurallarıyla bağlı kılın- ması, bu kuralların söz konusu devlet tarafından iç hukuka uyar- lanması ve yeni düzenlemeler yapılmasıyla sağlanabilir. Hâlbuki topluluk hukukunun birincil ve ikincil kurallarının pek çoğu üye devletlerdeki gerçek ve tüzel kişilere doğrudan uygulanabilmek- tedir. Örneğin Roma Antlaşması’nın 12, 30, 31, 48, 59. ve başka bazı maddeleri Avrupa Adalet Divanı’nca sözü edilen gerçek ve tüzel kişilere uygulanmıştır. c) Uluslararası hukukun öznelerinden olan uluslar arası örgütler iş- birliği, eşgüdüm gibi bir başka eşit iradenin varlığını benimseyen yönetişim araçlarına istinat eder; yetki devri görülmemektedir. Topluluk hukukuna gelince, o, bütünleşme esasına dayanır; üye devletlerden Birliğe pek çok kaydadeğer yetki devrine tanık ol- mak mümkündür. Gerek bu bağlamda, gerekse genel kavramsal bağlamda “Birlik üyesi ülkelerin vatandaşlarının tamamı ulu- sun yerini, topluluk düzenini kuran antlaşma anayasa yerini al- mıştır” önermesi, ciddiyetle tartışılması gereken bir önermedir. d) Topluluk hukukunu yarattığı ulusüstü hukuki varlık, yani Bir- lik, varlığın kurucu unsurlarından, devletlerden bağımsız bir tüzel kişiliğe sahiptir. Avrupa Birliği, Belçika’dan, İspanya’dan, Almanya’dan ya da bir başka Avrupa devletinden bağımsız ola- rak, güçlü bir hukuki bir meşruiyetle var olmakta ve hukuki ki- şiliğini sürdürmektedir. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması’nın 6. maddesine göre, “Topluluk, uluslar arası ilişkiler- de işlevlerini yerine getirebilmek ve amaçlarına ulaşabilmek için gerekli olan hukuksal kişiliğe ve kapasiteye sahiptir.” Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması’nın 184. maddesine göre “Topluluk hukuki bir kişiliğe sahiptir.” 148 Pazarcı, Uluslar arası Hukuk Açısından Otuzuncu Yılında AET, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, No: 49, 1987, s.31-32; Yazıcı, op.cit., s.260 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni216 Görülen o ki, Avrupa Birliği Anayasası adı verilen düzenleme, hiç yürürlüğe girmeyecek olsa bile, Avrupa Topluluğu’nun kurulmasın- dan bugüne, anayasa kavramı esaslı bir şekilde, ilk halinden başka bir hale bürünmüştür. Artık, ulus ile birebir bağlantılı bir anayasa yok- tur; ulus yerine evrensel değerleri ilham kaynağı ve menşe sayan, ulusüstü insan topluluğunun yarattığı kabul edilen bir esas teşkilat, bir anayasa vardır. Uluslararası hukuktan topluluk hukukuna doğru evrilen huku- ki süreçte, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın 149 bazı içtihatları önem arz etmektedir. Divan’ın 1963 tarihli Van Gend en Loos kararına göre, AET antlaşmasının işleyişi, Topluluk içerisindeki ilgili tarafları doğrudan doğruya ilgilendiren bir Ortak Pazar kurmak olan amacı, bu antlaşmanın sadece âkit devletler arasında karşılıklı yükümlülük- ler yaratan bir sözleşmeden ibaret olmadığını ifade etmektedir. Bu gö- rüş, antlaşmanın sadece hükümetlere değil, aynı zamanda halklara da atıfta bulunan Dibacesiyle doğrulanmaktadır. Bu aynı zamanda, kul- lanılması gerek üye devletleri, gerek onların vatandaşlarını etkileyen egemen haklarla donatılmış kurumların kurulmuş olmasıyla da daha özgül biçimde doğrulanmaktadır. Bundan çıkarılacak sonuç, Toplulu- ğun, devletlerin sınırlı alanlarda da olsa onun lehine egemen haklarını sınırlandırmış oldukları, yeni bir uluslararası hukuk düzeni oluştur- duğu ve bunun öznelerinin sadece üye devletleri değil aynı zamanda onların vatandaşlarını içine aldığıdır. Dolayısıyla, üye devletlerin ulu- sal hukuklarından doğan bağımsız olarak Topluluk hukuku, sadece bireylere yükümlülükler yüklemekle kalmaz, aynı zamanda onlara, hukuki miraslarının bir parçası haline gelen haklar bahşetme ama- cını güder. Antlaşmanın ruhuna, sözüne ve genel yapısına göre, 12. maddenin, ulusal mahkemelerin korumak zorunda oldukları bireysel haklar yaratacak ve doğrudan doğruya etki doyuracak şekilde yorum- lanmalıdır. Eğer üye devletlerin vatandaşları haklarını doğrudan talep edebiliyorsa burada birtakım egemenlik yetkilerinin ulus-devletten ulus-üstü topluluğa devredildiğini söylemek yanlış olmayacaktır 150 . 149 Avrupa Toplulukları Adalet Divanı  ya da kısaca  Avrupa Adalet Divanı,  AAD  (İn- gilizce: European Court of Justice)  Avrupa Birliği  (AB) bünyesi içinde yer alan en yüksek mahkemedir.  Avrupa Birliği üyesi ülkeleri  arasında, Avrupa Birliği huku- kunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurumdur. 150 Tartışma ile ilgili olarak Bkz: Serap Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY217 Eğer egemenlik yetkileri devrediliyorsa, egemenliğin hukuki temeli olan anayasa’nın kavramsal boyutunun keskin, belirgin bir değişime uğraması kaçınılmaz hale gelmiş demektir. Simmenthal kararı 151 , Divan’ın anayasa kavramının içeriğini et- kileyecek güçte bir başka içtihadını teşkil etmektedir. Divan’a göre, herhangi bir kuralın doğrudan doğruya uygulanabilmesi, Topluluk hukuku kurallarının da yürürlüğe girdiği tarihten ve yürürlükte kal- dığı sürece bütün üye devletlerde tam ve yeknesak şekilde uygulan- malarını ifade eder. Bu yüzden söz konusu hükümler hem üye dev- letlerin hem bireylerin Topluluk hukukundaki hukuki işlere taraf olan ve bunlardan etkilenen herkesin hak ve ödevlerini tanımlama kudretindedir. Topluluk hukukunun üstünlüğü ilkesine uygun olarak bir yandan Antlaşma’nın hükümleri ve kurumların doğrudan tatbik edilmesi mümkün olan tedbirleri ile üye devletlerin hukuk düzeni arasındaki ilişkiye bakmak gerekir. Bu ilişkide topluluk hukukunun hüküm ve tedbirleri sadece yürürlükte olan ulusal hukuk kurallarını uygulanamaz hale getirmekle kalmaz; bir de yeni yürürlüğe girecek ve Topluluk hukukuyla çelişen iç hukuk kurallarının uygulanmasını da imkânsızlaştırır. Topluluğun yasama yetkisini kullandığı alana te- cavüz eden, topluluk hukukunun hükümleriyle herhangi bir surette bağdaşmaz olan ulusal yasal önlemlerin hukuki etkiye sahip olacak- larını kabul etmek, üye devletlerin Antlaşma uyarınca kayıtsız, şart- sız, geri alınmaz biçimde üstlendikleri yükümlülüklerin etkinliğinin inkârı demektir ve böylece Topluluğun temellerini tehlikeye atar. Her ulusal mahkeme, görevine giren bir uyuşmazlıkta Topluluk hukuku- nu tümüyle uygulamalıdır. Onun bireylere sağladığı hakları korumalı, ulusal hukukun onunla çatışan herhangi bir hükmünü önce ya da son- ra, ne zaman kabul edilmiş olursa olsun, ihmal etmelidir 152 . Topluluk İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009 s.262 vd.; Ercüment Tezcan, Avrupa Birliği Kurumlar Hukuku, Beta Yayınevi, 2001, s.96. vd. 151 Simmenthal kararıyla ilgili bkz. European Navigator The Authoritative Multimedia Reference On The History of Europe Web Site, Judgment of the Court of 9 March 1978 1 Amministrazione delle Finanze dello Stato v Simmenthal S.p.A., erişim tarihi: 4.5.2011 152 Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasındaki hüküm ve onun ifade ettiği anlam ile anayasa ve egemenlik yetkisinin devri me- selesi akla gelebilir. Hüküm şöyledir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş millet- lerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni218 hukukunu uygulamaya yetkili ulusal mahkemeden uygulama anında Topluluk hukukunun tümüyle etkili olmasını engelleyen ulusal yasal tedbirleri ihmal etme yetkisini esirgemek suretiyle Topluluk huku- kunun etkinliğine zarar verebilecek bir iç hukuk kuralı ve her türlü yasal, idari, yargısal uygulama Topluluk hukukunun bizatihi özünü oluşturan gerekçelere aykırıdır. Topluluk hukukunun bir hükmü ile daha sonraki bir iç hukuk kuralının çatışmasının çözümü, takdir yet- kisine sahip bir başka mahkemeye bırakıldığı takdirde topluluk hu- kukunun tam etkinliği üzerindeki böyle bir engelin varlığının geçici oluşu dahi durumu değiştirmez 153 . Topluluk hukukunu uygulamakla görevli mahkeme, sonradan kabul edilen bir iç hukuk kuralını toplu- luk hukukuyla çatışması halinde göz ardı etmelidir. Divan, Topluluk hukukunu tüm iç hukuk kurallarına karşı müdafaa etmektedir. Lex superior derogat legi inferiori (Üst kanun ast kanunu ilga eder) gibi te- mel bir hukuki ilke ile birlikte, Divan’ın Simmenthal içtihadı birlikte ele alındığında, kaçınılmaz şekilde, Topluluk hukukunun üst kanun (norm) iç hukuk kurallarının ast kanun olarak kabul edilmekte; böy- lece Topluluk hukukuna anayasa işlevi gördürülmektedir. Bu içtihat, anayasa kavramının içeriğinin şekillendirilmesinde, sözü edilen kuralı uygulaması sayesinde pay sahibi olmuş, anayasayı bilinen tanımları- nın dışına çıkarmıştır. Egemenliğin üç emaresinden biri olan yasama yetkisini dahi sınırlamaktadır. Topluluğun ulusüstü hukuk düzeninin üye devletlerin milletlerarası antlaşma yapma yetkisini sınırlandırdığı Avrupa Adalet Divanı’nın Erta kararıyla daha bir belirginlik kazan- iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin millet- lerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniy- le çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” Bu hüküm, Türkiye’nin egemenlik yetkilerini sınırlamakta mıdır? Egemenlik yetkile- rini devredilmesine neden olmakta mıdır? Sorun, belki de ortaya bir uyuşmazlık çıktığında başvurulacak, bağlayıcı karar almakla yetkili bir yargı merciinin olup olmaması kıstasıyla çözülebilecektir. Ortada böyle bir yargı mercii yoktur. Türki- ye, konuyla ilgili bir egemenlik yetkisini, anayasadaki kısıtlamayı aşacak şekilde kullandığında, onu durdurabilecek ulus-üstü bir yargı mercii bulunmaktadır. Ni- tekim Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmadığından, Avrupa Adalet Divanının bu tür kararlarıyla da bağlı değildir. Türkiye’nin anayasasındaki bu hükme rağmen, egemenlik yetkilerini anayasal düzeyde muhafaza ettiği ve bu hükmün Türkiye bakımından, anayasanın kavramsal yönünü değiştirebilecek kudrette olmadığı düşünülmektedir. 153 Yazıcı, op.cit. s. 266 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY219 mıştır. 1971 tarihli bu karara göre Topluluğun Antlaşma’nın öngördü- ğü politikaları yürürlüğe koymak için kabul ettiği kuralların türü ne olursa olsun, üye devletler üçüncü ülkelerle bireysel veya toplu olarak bu kuralları etkileyen veya bunların kapsamını değiştiren yükümlü- lükler üstlenemeyecektir 154 . Herhangi bir yasama işleminin yapılması, o işlemi yapmaya yetkili organ tarafından dahi sınırlamaz iken, o ül- kenin dışındaki bir başka irade tarafından sınırlanması ulusal düzeyde egemenlik yetkisinin sınırlandığını ve ulusüstü bir yapıya devredil- diğini göstermektedir. Egemenlik ile anayasa arasındaki karşılıklı bağımlılık ve hukuki ilişki düşünüldüğünde, Divan’ın bu kararının anayasanın evrensel serüveninde rol oynadığı, su götürmez bir ger- çek olarak belirmektedir. Divan’ın Factortame ve Italy v. Commission 155 kararları da aynı doğrultudadır. Avrupa Adalet Divanı’nın 1964 tarihli Costa Enel adlı kararına göre, alelade uluslararası antlaşmaların aksine, Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşması, yürürlüğe girmekle, üye devletlerin hukuk düzenlerinin ayrılmaz bir cüzü haline gelen ve onların mahkemele- rinin uygulamaya mecbur oldukları kendi hukuk düzenini yaratmış- tır 156 . Kendi kurumlarına, kendi kişiliğine, kendi hukuk ehliyetine ve uluslararası düzeyde temsil ehliyetine ve daha özel olarak egemen- liğin sınırlandırılmasından veya devletlerden Topluluğa yetkilerin devredilmesinden kaynaklanan gerçek yetkilere sahip, sürece sınırsız bir Topluluk yaratmışlardır. Üye devletler sınırlı alanlarda dahi olsa egemenlikten doğan haklarını sınırlandırmışlar ve böylece vatandaşla- rını, bizatihi kendilerini de bağlayan bir hukuk düzeni yaratmışlardır. Topluluk’tan kaynaklanan hükümlerin tüm üye devletlerin kanunla- rıyla bütünleşmesi ve daha genel olarak antlaşmanın şartları ve ruhu, 154 Commission c/Conseil, 22/70, Rec. 1971; Karara ilişkin değerlendirmeler için bkz.: Yazıcı, op.cit. s.268; Karakaş, op.cit., s.76; Bozkurt, Özcan, Köktaş, op.cit., s.111 155 Bu kararda Divan şöyle demektedir: “Üye devletlerce Antlaşma hükümlerine uygun olarak hak ve yetkilerin Topluluğa devredilmiş olması, onların egemen hakları üzerinde kesin bir sınırlamayı içerir ve ulusal hukukun hiçbir hükmü bu sınırlamayı bertaraf etmek üzere ileri sürülemez.” Yazıcı, loc.cit. Case c-213/89, Factortame Ltd and others v. United Kingdom, 1990, 20, 21, 22. paragraf 156 Avrupa Adalet Divanı’nın Costa Enel kararıyla ilgili incelemeler için bkz. Jan Herman Reestman, Primacy of Union Law, The European Constitutional Review, c.1, 2005, s.104 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni220 zorunlu olarak, devletlerin tek taraflı ve daha sonraki bir tedbire ken- dilerince mütekabiliyet temelinde kabul edilmiş bir hukuki düzen kar- şısında öncelik tanımalarını imkânsız hale getirmektedir. Dolayısıyla böyle bir önlem o hukuki düzenle uyuşmazlık halinde olamaz. Toplu- luk hukukunun icrai gücü daha sonraki iç kanunlara bağlı olarak bir devletten diğerine değişemez 157 . Biraz geriye çekilip resmin tamamına bakıldığında şu görülecektir: Bir hukuk düzeni bir başka hukuk düze- nine aykırı olamıyorsa, aslında ortada iki değil sadece bir tane hukuk düzeni mevcut demektir. Çünkü bir hukuk düzenini diğerinden ayırt eden hususlardan biri de, benzerlerine karşı bağımsız olmasıdır. Bu durumda Avrupa örneğine mahsus olarak, Topluluk hukukunun, ne- redeyse ulusal düzeydeki hukuku ya da bilinen deyimiyle her ülkenin anayasal hukuk düzenini kapsadığı söylenebilecektir. Nitekim anaya- sa kavramının tarihsel yolculuğuna bakıldığında, yurttaşların, güven- lik, adalet gibi belli konularda elinde tuttuğu haklardan ‘devlet’ lehine vazgeçtiği, mülkiyet, kişi hak ve hürriyetlerini muhafaza ettiği, sözü edilen konularla ilgili sorumlulukları devlete yüklediği, bu vazgeçişin ve ‘devrin’ anayasa ile hukukileştirildiği bilinmektedir. Yurttaş-devlet arasında görülen hak devrinin bir benzerinin enteresan bir şekil- de devlet-Topluluk arasında yaşanmakta olduğu tespitini yapmak mümkün olacaktır. Divan’ın üye devletlerin egemenlik yetkisinin Topluluğa devri so- nucunu yaratan daha pek çok kararı olduğu bilinmektedir. Topluluk hukukunun üye devletlerde doğrudan doğruya uygulanma özelliğini vurgulayan söz konusu tüm kararlar, bu ulusüstü hukuk düzeninin ulus devletin egemenlik yetkilerinin devri temelinde şekillendiğini 158 ve her bir ülkenin yürürlükte olan anayasasını dahi bir kenara bıraka- cak şekilde bir hukuk düzenini yarattığını göstermektedir. Avrupa örneğinde, görüldüğü üzere, topluluk hukuku ‘anaya- sa’ yerine tedrici şekilde ikame edilmektedir. Yapılan bu ikamenin kanıtları yalnız Avrupa Adalet Divanı’nın kararlarından ibaret de- ğildir. Belli başlı Avrupa devletlerinin anayasaları da “anayasa-üstü norm”un varlığını teyit edecek niteliktedir. Bu bağlamda Avusturya 157 Yazıcı, op.cit. s. 264 158 Yazıcı, loc.cit. TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY221 Anayasası’nın 9. maddesi oldukça dikkate şayandır. “Uluslararası hu- kukun çoğunlukla kabul görmüş olan kuralları, Federal hukukun ayrılmaz bir parçası olarak sayılır. Kanun veya 50. maddenin birinci fıkrası gereğince kabul edilmesi gereken bir antlaşma belli federal yetkileri uluslararası örgüt- lere ve onların makamlarına devredebilir ve uluslararası hukuk çerçevesinde yabancı devletlerin görevlilerinin Avusturya içindeki faaliyetleriyle, Avus- turyalı görevlilerin ülke dışındaki faaliyetlerini düzenleyebilir.” 159 Fransız Anayasası’nın “Avrupa Birliğine Dair” başlıklı 15. bölümündeki 88-1 numaralı maddeye göre, “Cumhuriyet, kendilerini kuran antlaşmalar yo- luyla, bazı yetkilerini birlikte kullanmayı özgürce seçmiş olan Devletlerce kurulmuş Avrupa Topluluklarına ve Avrupa Birliği’ne katılır.” Aynı met- nin madde 88-2’si ise şu şekildedir: “Karşılıklılık ilkesine bağlı olarak ve 7 Şubat 1992’de imzalanmış olan Avrupa Birliği hakkındaki Antlaşma hükümleri uyarınca Fransa, Avrupa ekonomik ve parasal birliğinin kurul- ması için gerekli yetkilerin devrini kabul eder. Aynı çekinceye bağlı olarak ve 2 Ekim 1997’de imzalanmış Antlaşma ile yeniden düzenlenmiş olan Av- rupa Topluluğunu kuran antlaşma hükümleri doğrultusunda, kişilerin do- laşım hürriyeti ve diğer ilgili kuralların tespiti için gerekli yetkilerin devri kabul edilebilir. Avrupa Birliği’ne ilişkin Antlaşma uyarınca kabul edilmiş olan kanunlara göre Avrupa tutuklama müzekkeresine ilişkin kurallar, ka- nunlarla belirlenir.” 160 Portekiz Anayasası’nın 8. maddesinde yer alan benzer bir hüküm ise şöyledir: “Genel ve olağan uluslararası huku- kun kuralları ve ilkeleri, Portekiz hukukunun ayrılmaz parçasıdır. Portekiz’in üye olduğu uluslararası örgütlerin yetkili organlarınca konulan kurallar, tatbik edilecek kurucu antlaşmalarca öngörüldüğü ölçüde, iç hukukta doğrudan doğruya uygulanır.” 161 Bir başka ce- sur düzenleme ise İngiltere’ye aittir. 1972 tarihli Avrupa Toplulukları Senedi’nin 2/1. maddesine bakıldığında şu hüküm görülmektedir: “Antlaşmalardan ve bu antlaşmaların uygulamasından doğan haklar, yet- kiler, mesuliyetler, yükümlülükler, kısıtlamalar ile yine antlaşmaların tatbi- ki neticesinde ortaya çıkan davalar ve yargısal usul, herhangi bir iç hukuk 159 ICL, Austria Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/au00000_.html, eri- şim tarihi: 3.5.2011 160 ICL, France Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/fr00000_.html, erişim tarihi: 3.5.2011 161 ICL, Portugal Constitution, http://app.parlamento.pt/site_antigo/ingles/cons_ leg/Constitution_VII_revisao_definitive.pdf, erişim tarihi: 3.5.2011 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni222 belgesine gerek olmaksızın, bu Senet hükümleri uyarınca Birleşik Krallık tarafından tanınır ve uygulanır.” 162 Buna benzer hükümler Almanya, Norveç, Belçika, Lüksemburg, İsveç, Danimarka, İspanya, Hollanda, Yunanistan ve İtalya gibi pek çok devletin anayasa veya düzenleme- lerinde mevcuttur. Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği hukuk düzeninin ulusüstü ta- biatının bir gereği olarak üyelerinin yetkisinin devri esasına dayan- maktadır. Genel manzara böyle olmasına rağmen, bu ulusüstü hukuk düzeni üyelerinin evvelce sahip olduğu egemenlik yetkilerinin tümü- nü ortadan kaldırmamıştır 163 . Hâlâ, Avrupa ülkelerinin meclisleri, yar- gı organları, hükümetleri hukuki ve fiili varlıklarını sürdürmektedir. Üye devletlerin Topluluğa devredilen yetkilere saygılı olmak koşu- luyla ulusal düzenlemeleri yapmakta özgür olduğu söylenmektedir. Başka bir deyim kullanmak gerekirse, yetki devri sınırsız değildir ve antlaşmalarla bu olgu belirlenmiş olduğu görülmektedir. Topluluk kurumlarına gelince, antlaşmalar tarafından kendilerine bırakılan yet- kilerin sınırları içinde hareket etmek durumunda olduğu dile getiril- mektedir 164 . Bununla beraber söz konusu devletlerin, egemenlik yet- kilerinin hiç de azımsanmayacak bir bölümünü, cömertçe ve anayasal düzeyde hukuki güvenceler göstermek suretiyle, bir başka iradeye, Topluluğa ve onun makamlarına devrettiğini göz ardı etmek isabetli olmayacaktır. Bütün bu örneklere ve emarelere bakıldığında, anayasa-üstü hukuk ve anayasa-üstü norm’un belirgin üstünlüğü görüldüğünde “hangi ana- yasa?” sorusunu sormak kaçınılmazdır. SONUÇ YERİNE Anayasanın, hukuki bir kavram olarak, günümüzdeki anlamına kavuşmasının üzerinden çok zaman geçmemiştir; bir ya da birkaç yüzyıl... Hâlbuki kavramlar dünyasında devlet, millet, ülke, iktidar 162 İngiltere Yasama Organı Resmi Sitesi, http://www.legislation.gov.uk/ukp- ga/1972/68/section/2, erişim tarihi: 3.5.2011 163 Yazıcı, op.cit., s.277 164 Günuğur, “AB’nin Son Genişlemesi, Yeni Üye Devletlerde Yapılan Anayasal Düzenle- meler ve Türkiye”, Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi”, c.12, n.1-2, 2004, s.87 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY223 gibi çok daha eski unsurlar vardır. İktidarların en kuvvetlisi olan si- yasi iktidarın kâğıda dökülmüş birtakım cümlelerle sınırlanabilir hale gelişinin, hukuk tarihinde parlak bir dönüm noktası olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. İşte o parlak noktadan itibaren, ana- yasa, emsallerinin önüne geçen olağanüstü bir güç kazanmıştır: hu- kuki bağlayıcılık. Hukuki bağlayıcılıkta, bir “kılıç-tutan”a ihtiyaç du- yulacaktır. Kılıcın sahipleri bellidir: anayasa mahkemesi ve yüksek mahkemeler... Anayasanınki, öyle bir güçtür ki, devlet’i de tanımla- yabilir, iktidar’ı da... Adalet, eşitlik, kurallara riayetkâr devlet, fırsat eşitliği, vatandaşlık, haklar ve özgürlükler, yaptırımlar ve sınırlama- lar, ormanlar, denizler, kıyılar, vatandaşlar, hatta yabancılar, kamu idareleri, erklerin yetkileri, hepsi anayasa kılıcının gölgesi altındadır. İnsanoğlunun yaşam boyunca peşinden koştuğu pek çok gücü pay- laştırma yetkisi, ölümlü insanlar yerine kalıcı olabilecek bir eşyaya, bir kitapçığa terk edilmiştir. Kitapçığın eline, yetkilerin en can acıtanı olan yönetme yetkisini tevdi etme gücü de geçmiştir. O, dilediğine icrai yetkileri bağışlar; Bir insana verebilir ki bu hükümdardır. Bir ku- rula verebilir ki bu bakanlar kuruludur. Ve nihayet halka da verebilir ki bu “site devleti”nden başka bir şey değildir... O arzu ettiğine, kural koyma yetkisi verebilir, kuralları yorumlama yetkisini de... Siyasi ta- rih boyunca, bu üç yetki elden ele gezmiş, kimi zaman bir elde temer- küz etmiş, bazen de sabit kalmayacak şekilde paylaşılmıştır. İşte ana- yasa, bu belirsizliğe ve istikrarsızlığa son verme hususunda bulunan en gelişmiş hukuki icattır. Bir ülkede herhangi bir kuralın değeri uygulanma derecesiyle ölçülebilir. Bu yüzden, anayasa gibi, kuralların kuralı konumunda yer alan bir hukuk metninin tarihsel yolculuğu boyunca kat ettiği mesafe ve geldiği evreyi sağlıklı şekilde tespit edebilmek için uygu- lamasına bakmak gerekmektedir. Hele, pek çok ülkenin anayasaları, bizzat başka birtakım değerlere, kurallara, hukuk düzenlerine ber- rak bir dil kullanarak atıfta bulunuyorsa, o anayasaların temsil ettiği hukuki anlayıştaki “anayasa”nın “kuralların kuralı” olup olmadığı, kurallar silsilesinde hâlâ en üstte yer alıp almadığı sorgulanmalıdır. İşte bu yolla anayasanın aldığı yeni konum tespit etmek mümkün olabilecektir. Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni224 KAYNAKLAR Basılı Kaynaklar Arslan, Zühtü, Anayasa Teorisi, Seçkin Yayınları, 2008 Atay, Ender Ethem, “Anayasa Kavramının Tanımı, Hazırlanması ve Değişti- rilmesi Arasındaki İlişki”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XII, Y. 2008, Sa. 1-2, s.503 Barnett, Randy E., Restoring The Lost Constitution: The Presumption of Liberty, Princeton University Press, 2004, New Jersey Barnum, David G., The Supreme Court and American Democracy, St. Martin’s Press, 1993 Başlar, Kemal, “Avrupa Birliği’nin Normatif Supranasyonalliği”, Amme İda- resi Dergisi, Cilt 30, Sayı 3, 1997 Bozkurt, Enver / Mehmet Özcan / Arif Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, Asil Yayın Dağıtım, 2004 Brunell, Thomas L., “Constructing a supranational constitution: dispute reso- lution and governance in the European Community”, American Political Science Review,  Publish date: March 1, 1998 Cicero, M. Tullius, De Re Publica, Oxford Classical Texts, Oxford Univer- sity Press, 2006 Cichowski, Rachel A., Women’s Rights, the European Court, and Supra- national Constitutionalism, Law & Society Review, Volume 38,  Num- ber 3, September 2004, pp. 489-512 (24), Publisher: Wiley-Blackwell Cooter, Robert, The Strategic Constitution, Princeton University Press, New Jersey, 2002 De Smith & Brazier, Constitutional and Administrative, ve Law, Penguin Books, 1989 Erdoğan, Mustafa, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2010 Frankfurter, Felix / Landis, James M., “The Compact Clause of The Consti- tution: A Study In Interstate Adjustments”, Yale Law Journal, 34 Yale L.J.(1924-1925), s.625 Gerhardt, Michael J., / Rowe, Thomas D., Constitutional Theory: Arguments and Perspectives, Michie Co. (Charlottesville, Va.), 1993 (citation) Göçer, Mahmut, “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, An- kara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 57-2 Gözler, Kemal, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Ekin Yayınları, 2010 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY225 Gözler, Kemal, “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Ana- yasa Yargısı Dergisi, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, cilt 15, s.207-249 Günuğur, Haluk, Avrupa Topluluğu Hukuku, Tarhan Basımevi, 1993 Günuğur, Haluk, “AB’nin Son Genişlemesi, Yeni Üye Devletlerde Yapılan Anayasal Düzenlemeler ve Türkiye”, Marmara Avrupa Araştırmaları Der- gisi” Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi, c.12, n.1-2, 2004 Hart, Vivien, Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Mini- mum Wage, Princeton University Press, 1994, New Jersey Hayek, Friedrich August von/ Hamowy Ronald, The Constitution of Li- berty, The Definitive Edition, The University of Chicago Press, Chi- cago, 2011 Kaboğlu, İbrahim, Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Legal Ya- yıncılık, 2009 Karakaş, Işıl, Avrupa Birliği Anayasası, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Sayı: 2005/1 Kelsen, Hans, General Theory of Law and State, Translated by Anders Wed- berg, Third printing, The Lawbook Exchange Ltd., New Jersey, 2009 Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005 Pazarcı, “Uluslar arası Hukuk Açısından Otuzuncu Yılında AET”, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi, No: 49, 1987 Sartori, Giovanni, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Çeviren: T. Karamustafaoğlu-M. Turhan, Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, 1996 Sweet, Alec Stone, “What is a Supranational Constitution?: An Essay in International Relations Theory”  Review of Politics 55 (1994): 441-474 Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 2009 Thomas, William David, What Is A Constitution?, Gareth Stevens Publis- hing, 2008 Troper, Michel, Le Probléme de l’interpretation et la théorie de la supralégalité, Recueil d’etudes en hommage a Charles Eisenmann, Editions Cujas, 1975 (citation) Turpin, Dominique, Droit Constitutionnel, PUF, 1992, s.2-3, (citation) Uygun, Oktay, Federal Devlet, Çınar Yayınları, 1996 Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009 Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni226 İnternet Kaynakları Afrika Birliği resmi sitesi, http://www.africa-union.org/official_docu- ments/treaties_%20conventions_%20protocols/banjul%20charter.pdf Avrupa Birliği Resmi Sitesi, http://europa.eu/about-eu/member-count- ries/index_en.htm, erişim tarihi: 4.5.2011 Avrupa Parlamentosu Resmi Sitesi, http://www.europarl.europa.eu/ charter/pdf/text_en.pdf, erişim tarihi: 4.5.2011 Adalah Proposes Supranational Constitution for-Palestine, http://althay- yib.wordpress.com/2007/12/22/adalah-proposes-supranational- constitution-for-palestine/ Alec Stone Sweet, “What is a Supranational Constitution?: An Essay in Inter- national Relations Theory” Review of Politics  55 (1994): 441-474.Avai- lable at: http://works.bepress.com/alec_stone_sweet/17 Alec Stone Sweet and Thomas Brunell. “Constructing a Supranational Cons- titution: Dispute Resolution and Governance in the European Commu- nity” American Political Science Review  92 (1998): 63-81.bkz: http:// works.bepress.com/alec_stone_sweet/15 European Navigator The Authoritative Multimedia Reference On The History of Europe Web Site, Judgment of the Court of 9 March 1978 1 Amministrazione delle Finanze dello Stato v Simmenthal S.p.A., eri- şim tarihi: 4.5.2011 İngiltere Yasama Organı Resmi Sitesi, http://www.legislation.gov.uk/ ukpga/1972/68/section/2, erişim tarihi: 3.5.2011 (Türk Dil Kurumu Felsefe Terimleri Sözlüğü “kavram” başlığı, http:// tdkterim.gov.tr/bts/, erişim tarihi: 31.3.2011) Conceil Constitutionnel Site Officiel, Présentation Générale , http:// www.conseil-constitutionnel.fr/conseil-constitutionnel/francais/le- conseil-constitutionnel/presentation-generale/presentation-genera - le.206.html, erişim tarihi: 7.6.2011 ICL, Austria Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/au00000_. html, erişim tarihi: 3.5.2011 ICL, France Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/fr00000_. html, erişim tarihi: 3.5.2011 ICL, Portugal Constitution, http://app.parlamento.pt/site_antigo/ing- les/cons_leg/Constitution_VII_revisao_definitive.pdf, erişim tarihi: 3.5.2011 TBB Dergisi 2012 (99)   Faruk Y. TURİNAY227 Founding Fathers web site, The Federalist Papers Online, John P.  McCormick, Habermas, Supranational Democracy and the Euro- pean Constitution, European Constitutional Law Review (EuConst), Volume 2, Issue 3, http://journals.cambridge.org/action/displayAb stract?fromPage=online&aid=586080, erişim tarihi: 7.6.2011 Brian F. Havel, The Constitution  in an Era of Supranational Adjudicati- on, North Carolina Law Review, Vol. 78, No. 2, 2000, Özeti için bkz: http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1667092, eri- şim tarihi: 9.6.2011 Relations of national and supranational constitutional systems and alter- natives of the improvement of Hungarian constitutional system with regard to EU accession, www.nefmi.gov.hu/research/national_pro- jects/otka/abstracts/T038414.rtf; erişim tarihi: 9.6.2011 International Constitutional Law web site, http://www.servat.unibe.ch/ icl/br00000_.html, erişim tarihi: 8.6.2011 Constitution Society web site, National Constitutions, http://constituti- on.org/cons/suriname.htm, erişim tarihi: 8.6.2011 Constitution of Brazil in English, Article 4 (International Relations) (1), International Constitutional Law web site, http://www.servat.unibe. ch/icl/br00000_.html, erişim tarihi: 8.6.2011 Constitution of Suriname in English, Article 2, (Territory), Constitution Society web site, National Constitutions, http://constitution.org/ cons/suriname.htm, erişim tarihi: 8.6.2011 Yoav Stern, Arab rights group seeks ‘supranational regime in all of his- toric Palestine’, Haaertz Gazetesi, 20 Aralık 2007 nüshası, internet- ten erişim için bkz: http://www.haaretz.com/print-edition/news/ arab-rights-group-seeks-supranational-regime-in-all-of-historic- palestine-1.235600, erişim tarihi: 9.6.2011 http://www.foundingfathers.info/federalistpapers/fedindex.htm, eri- şim tarihi: 7.6.2011 İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi web sitesi, http://insan- haklarimerkezi.bilgi.edu.tr/Books/khuku/temel_belgeler/temel_ belgeler_afrika_kadin_haklari_protokolu.pdf, erişim tarihi: 9.6.2011 Kiev Urban Adventures Web Site, http://www.kievurbanadventures. com/didyouknow, erişim tarihi: 6.4.2011 LLRX Web Site, Law and Technology Resources for Legal Professionals, A Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni228 Guide to the Spanish Legal System, Maxicours web site, (“La Notion de constitution est a la base du fonction- nement de tous les regimes politiques contemporains”), http://www. maxicours.com/soutien-scolaire/droit/concours-cat.-c/148207.html, erişim tarihi: 18.09.2011 http://www.llrx.com/features/spain.htm#court, erişim tarihi: 7.6.2011 Library –American Law and Legal Information, http://law.jrank.org/ pages/6484/English-Law-DR-BONHAM-S-CASE.html , erişim tarihi: 6.6.2011 Ma. Elena K. Parayno, The Concept of Constitution, Scribd elektronik yazılı kaynak web sitesi, http://www.scribd.com/doc/11535697/ Concept-of-Constitution, erişim tarihi: 22.9.2011 Maas, Williem, a Supranational Constitution for European Citizens, Pre- pared for the conference “Supranational Political Community: Substan- ce? Conditions? Pitfalls?” University of Victoria, Canada, 30 September - 2 October 2005. eserinin sekizinci bölümünden, Avrupa vatandaşlı- ğının siyasi gelişimini inceleyen Avrupa Vatandaşlığının Yaratılması adlı eserinden, http://www.law.uvic.ca/demcon/documents/Ma- as-Supranational%20constitution%20for%20European%20citizens. pdf San Marino Cumhuriyeti Portalı, Sitio Oficial de la Union de Naciones Suramericanas için bkz: http:// www.pptunasur.com/inicio.php?menu=30&idiom=1, erişim tarihi: 9.6.2011 http://www.sanmarinosite.com/eng/statuti.html, erişim tarihi: 6.4.2011 University of Missouri-Kansas City School of Law web site, http://law2. umkc.edu/faculty/projects/ftrials/conlaw/marbury.html, erişim tarihi: 6.6.2011 University of Maryland College of Behavioral and Social Sciences web site, http://www.bsos.umd.edu/gvpt/lpbr/subpages/reviews/kel- sen0307.htm Wikipédia-Française, Wikipedia-English, “Octobriste” ve “17 Ekim Bir- liği” başlığı, http://fr.wikipedia.org/wiki/Octobriste, http:// en.wikipedia.org/wiki/Union_of_October_17, erişim tarihi: 6.4.2011