KURALLARIN KURALI: ANAYASANIN HUKUKİ
BOYUTUNUN EVRENSEL SERÜVENİ
THE RULE OF THE RULES: UNIVERSAL ADVENTURE
OF LEGAL SENSE OF THE CONSTITUTION
Faruk Y. TURİNAY
*
Özet: Anayasa pek çok bilimde farklı anlama gelir. Bu kavram,
örneğin, iktisatta mali politikaların uygulanmasının güçlü bir aracı, si-
yaset biliminde ise iktidarı sınırlandıran siyasal bir belge olarak kendi-
ni gösterir. Hukuka gelince, bağlayıcılık, alt düzeydeki kuralların ken-
disine uygun olması, devlet tüzel kişiliğini hukuken yaratan düzenle-
me oluşu gibi özellikleri ön plana çıkar. Bu çalışmada anayasa, hukuki
kimliğiyle ele alınmış; anayasanın anlamını tasnif eden yazarların ve
mahkemelerin görüşlerine evrensel ölçekte yer verilmiştir. Hukuki
anlamdaki anayasanın çeşitli kavramlarla bağlantıları incelenmiştir.
Önemi hiç de az olmamakla birlikte, son olarak, Avrupa Birliği örneği-
nin anayasa düşüncesi üzerindeki etkileri tahlil edilmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: anayasa, ulusüstü hukuk, anayasa kavramı,
anayasanın tanımı, hukuki anlamda anayasa, anayasa kuramı, Avru-
pa Birliği
Abstract: Constitution means different sense in a lot of
dicsiplines. For instance, the notion appear a powerful instrument
of fiscal policy’s practice; and also a political document which
restrict power in political science. It’s some characteristics loom
large; such as legal binding, conformity of all ‘lower’ norms to
constitution, being a norm what legally creat juridical personality
of state. Constitution has handled in respect of legal attribution.
They have been universally touched on that opinions of both
courts and authors which classify meanings of constitution in the
work. Connections between constitution in the legal sense and
miscellaneous concepts have examined. The last but not the least,
influences of European Union on constitution’s conception have
been tried to resolve.
Keywords: constitution, supranational law, the concept of
constitution, definiton of constitution, , constitution in the legal
sense, European Union
1
*
Yalova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Araştırma görevlisi
makaleler / articles
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni166
GİRİŞ
Anayasa hukuku bir yana, hukukun dahi sınırlarını aşmış bir
kavram olarak anayasa, Yeni Çağ’dan bugüne, özellikle de siyasi ge-
lenekleri bütünüyle kurumsallaşamamış hukuk düzenlerine sahip
ülkelerde, dinmeyen tartışmaların odağında yer almıştır. Siyasal ikti-
darın sınırlandırılmasından en üst hukuki düzenleme oluşuna, devlet
kavramıyla ilişkisinden meşruiyet sağlayıcı özelliğine kadar geniş bir
fikir yelpazesinde gezinen anayasanın konumunu tespit etmenin ko-
lay olmadığı takdir edilebilir. Tabii, ‘anayasanın sadece anayasadan
ibaret olmaması’, gerçeklik payı yüksek bir klişe niteliğiyle araştırma-
cının önünde dururken kitaplara ve sonunda kaleme sarılmamak elde
değildir.
Hiçbir kavram kendiliğinden düşünce evreninde var olamaz; ke-
limelerin ifade gücüne ihtiyaç duyar. Kelimeler olmadan kavramlar
üzerine düşünülemez. Anayasa bir kavram olduğu gibi bir kelimedir
1
.
Fakat münhasıran ‘kavram olan anayasa’yı inceleyebilmek için dil
tartışmasına girmemekte yarar vardır. Diğer bir deyişle, kavram olan
anayasa, kelime olan anayasadan koparılmalıdır.
Bir kavrama ‘hukuki’ açıdan bakmak, o kavramı kendiliğinden
düzenli, sonuç odaklı ve ‘mevzun’ bir boyut kazandırır; bağlayıcılı-
ğını meydana çıkarır. Anayasayı bir hukuki kavram olarak ele alırken
diğer düzenleyici hukuki işlemler ile karşılaştırmak, benzerlerinden
ayırabilmek, hakkını teslim etmek için gereklidir. Fakat anayasa bir
yönüyle uç bir kavramdır; düzenlemelerin düzenlemesi, kuralların
kuralıdır. Zaten sorun bu özelliğinden doğmaktadır. Her normun sa-
hip olmak istediği meşruiyet ihtiyacı kuşkusuz onun için de geçerlidir.
Bu tartışma ise hukuk araştırmacısını ister istemez doğal hukuk anla-
yışına, hukukun başlangıcına götürür. Tartışma, gelinen genel kamu
hukuku sahasının imkânlarıyla yetinmez; daha sonra siyaset bilimi ile
sosyolojiye doğru sürükler. Fakat sürüklenişe bir yerde son vermek
lazımdır; aksi halde kavramlar silsilesinin kaybolma/bozulma tehli-
kesiyle yüz yüze gelinir. Ne var ki, hukuki olanı hukuki olmayandan
ayırmak, hele konu anayasa ise, hiç de basit değildir. Üstelik ayırıcı
1
Anayasa kelimesi hakkında etimolojik-hukuki bir inceleme için bkz: Turinay,
Faruk Y., “Bir Kelime Olarak Anayasanın Tarihsel Yolculuğu Üzerine Düşünceler”,
Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Temmuz-Ağustos 2011, s.269-312
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY167
çizgi kalındır; altında kayda değer genişlikte, gri bir alan bırakır. Hu-
kuki bir kavram olarak anayasa incelenirken esnekliğin benimsenmesi
yararlı olacaktır.
A. ANAYASA KAVRAMININ HUKUKİ VE SİYASİ
NİTELİKLERİNİN AYRIŞTIRILMASI
Yazıya dökülmüş eserlerin derinliklerine dalmadan, hukuk ve si-
yaset birbirinden ayrılmaya çalışıldığında, akla ilk gelen ayrım noktası
siyasetin sebep, hukukun ise sonuç olduğu yönünde. Siyaset sayısız
olayın zincirleme iç içe geçtiği bir alan iken, hukuk siyasetteki olayla-
rın neticesinde uzlaşılarak veya zora dayanarak ihdas edilen kuralları
ifade ettiği sonucudur. Tabii, burada sözü edilen hukuk, yürürlükteki
hukuktur, doğal hukuk değil.
Her kavramın birden fazla niteliği olabilir. Her kavram farklı bi-
limlerin lügatinde farklı anlamlara gelebilir. Anayasa kavramının bir-
çok niteliği vardır: mali boyutta anayasa, iktisadi boyutta anayasa,
uluslararası ilişkiler boyutuyla anayasa, insan hakları boyutuyla ana-
yasa... Bu liste uzatılabilir. Anayasanın niteliklerinden karışmaya en
müsait olanları hukuki ve siyasi nitelikleri olduğundan, hukuki kav-
ram olan anayasa ile siyasi kavram olan anayasa incelenmelidir.
Anayasanın hukuki yönünü görebilmek için çok eski zamanların
kurallarını bakmak gerekebilir. Roma İmparatorluğu Anayasası bun-
lardan biridir. Üstelik anayasanın varlık amaçlarından biri olan özgür-
lüğün hal ve şartları eski zamanlarda daha iyi anlaşılmış bile olabilir
2
.
Marcus Tullius Cicero, Romalı devlet adamı Cato’dan aktararak der
ki, Roma Anayasası, diğer devletlerinkine üstündür; zira o, bir kişinin
değil pek çoğunun dehasının ürünüydü. Şöyle ki, Roma Anayasası, bir
nesil için değil, yüzyıllar süren uzun bir zaman diliminde yaşayacak
farklı çağların insanları için inşa edilmişti
3
. Bununla beraber, zamanın
imtihanı ve fiili deneyimlerin yardımı olmaksızın; gelecek için gerekli
2
Friedrich August von Hayek / Ronald Hamowy, The Constitution of Liberty, The
Definitive Edition, The University of Chicago Press, Chicago, 2011, s.113
3
M. Tullius Cicero, De Re Publica, Oxford Classical Texts, Oxford University Press,
2006, Liber II, .1.2.; aktaran: Hayek / Hamowy, loc.cit., The Constitution of Li-
berty, s.113
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni168
tüm hükümleri yaşayan tüm insanların güçlerini birleştirerek yaratan,
hiçbir şeyi gözden kaçırmayacak derecede dahi biri(leri) yaşamış ola-
maz
4
. Bu tutum, biraz, “Yeni Kıta” menşe’li, “yaşayan anayasa” (living
constitution) kavramının hareket noktasını çağrıştırmaktadır. Gözden
kaçırılabilecek hükümlerin değişken yorumlarla makul kılınmasıyla...
Hans Kelsen, Hukuk ve Devletin Genel Kuramı adlı eserinde katı ve
yumuşak anayasalardan söz ettikten sonra katı anayasanın var olduğu
bir hukuk düzeninde, tıpkı anayasa gibi değiştirilmesi alelade kanun-
lardan daha yüksek şartlara bağlanmış kanunların mevcudiyetinden
de bahseder. Bunlar öyle kanunlardır ki, ancak ve ancak özel usullere
riayet edilerek değiştirilebilir yahut ilga edilebilir. Eğer bu kanunların
anayasanın bir parçasını oluşturduğu düşünülürse anayasa kavramı
5
saf
şekli anlamda makes bulur
6
.
Anayasanın ne olduğunu kavramak, biraz da, bağımsız erkleri dü-
zenleyen bir belge (anayasa) tarafından tahdidi şekilde çember içine
alınan temsili yapının kudreti içinde, temsili hükümeti kavramak ile
yakından ilişkili hale gelmiştir
7
. Ve tabii, biçimlendirilen şey, anayasa-
nın yarattığı bir yapıdan başkası değildir. Anayasanın bağlayıcılığın-
dan kuşku duyulmadığına göre ve anayasanın hem neden hem sonuç
oluşu görmezden gelinemezse hukuki olan anayasa teşekkül etmiş de-
mektir.
Ma. Elena K. Parayno tarafından hazırlanan bir sunumda “anayasa-
nın anlamı” denince “egemenlik kudretini kullananların uyguladığı kurallar
bütünü”nün kastedildiği gözler önüne serilir. Anayasanın mahiyetini
idrak etmeye yardım eden yaklaşım biçimleri, “anayasa işlevinin öne-
mi, tabiatı ve amacı” başlığı altında incelenir. Buna göre, halk, iktidarı-
4
Hayek / Hamowy, loc.cit. The Constitution of Liberty, s.113. Hayek, yine de şunu
söylemeden edememiştir: “Neither republican Rome nor Athens- the two free nations
of the ancient world- could thus serve as an example for the rationalists.” (Ne cumhuri-
yet dönemindeki Roma ne de Atina –antik dünyanın iki özgür ulusu- gerçekçiler
için (geçerli) bir örnek olamaz.) Hayek / Hamowy, loc.cit., s.113
5
Anayasa kavramını hukuki açıdan, üstelik idare hukuku penceresinden ele alan
bir çalışma için bkz: Ender Ethem Atay, “Anayasa Kavramının Tanımı, Hazırlanması
ve Değiştirilmesi Arasındaki İlişki”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.
XII, Y. 2008, Sa. 1-2, s.503
6
Hans Kelsen, General Theory of Law and State, Translated by Anders Wedberg,
Third printing, The Lawbook Exchange Ltd., New Jersey, 2009, s.260
7
Hayek / Hamowy, loc.cit. The Constitution of Liberty, s.265
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY169
nı anayasa vasıtasıyla (through the Constitution) kullanır. Öyle ki, halk,
kendisini, adaletsizce icra edilen hükmetme gücünden, kendini temsil
edecek görevlileri belli aralıklarla tekrarlanan seçimlerle seçmek sure-
tiyle korur
8
. Bir anayasa, halkın bizatihi kendisinin yürürlüğe koydu-
ğu, devleti
9
yaratan üstün veya temel kanundur. Anayasanın amacı,
hükümet/devlet düzeninin çerçevesini ya da ana hatlarını resmetmek
ve bu çerçevenin içinde yer alan, devletin muhtelif erklerinin güç ve
işlevlerini ayrıntılandırmaktır. Yazar, yumuşak / katı, yazılı / yazısız
anayasalar gibi alışıldık kavramlaştırmalara yer vermekle birlikte, “bir
anayasanın kanunlardan nasıl ayırt edileceğini ilk akla gelen “değiştirilme
usulü” farklılığına değil, onu ihdas eden organın farklılığına dayandırmak”
gibi ilginç bir yaklaşım tarzını kullanmaktadır. Bu son görüş bağla-
mında, yazara göre, kanunlar, halkın temsilcileri tarafından ihdas edil-
mekteyken; anayasa bizzat halk tarafından doğrudan koyulan kuralla-
rı ifade eder. Anayasa, diğer tüm mevzuatın kaynağını aldığı, devletin
esas kanunudur
10
. Parayno’nun vurgusunun bağlayıcılık olduğu apa-
çık göründüğüne göre, anayasayı hukuki bir kavram olarak ele aldığı
söylenebilecektir.
Yönetilenlerin rızası ve meşruiyet konularında anayasa daha bir
hukuki kimliğe bürünür. Barnett’a göre, anayasal meşruiyet fikrinin
en ortak düzenleme mevzusunun yönetilenlerin rızası oluşu aslında
yanlıştır
11
. Çünkü bu, hiçbir anayasada sağlanmamıştır! Söz konusu
ulaşılamaz ideal sınırlar dâhilinde anayasayı ele alma, anayasa met-
ninin anlamının yerine geçer ve meşruiyetini baltalamış olur. Bu ne-
tice çelişkilidir. Zira oy hakkının büyük çapta genişlemesine rağmen,
“yönetilenlerin rızası” tarafından meşrulaştırılabilmiş hiçbir gelişmiş ve
yeni anayasa yorumlanışı yoktur
12
. Diğer yandan, hukukun pek çok
8
Ma. Elena K. Parayno, The Concept of Constitution, Scribd elektronik yazılı kay-
nak web sitesi, http://www.scribd.com/doc/11535697/Concept-of-Constitution,
erişim tarihi: 22.9.2011
9
Yazar, İngilizce yayın yapan pek çok başka yazarın yaptığı gibi, government
sözcüğünü günümüz Türkçesindeki hükümet’ten ziyade ‘devlet’ sözcüğüne yakın
bir anlamda kullanmaktadır.
10
Ma. Elena K. Parayno, op.cit., The Concept of Constitution, Scribd elektronik
yazılı kaynak web sitesi, http://www.scribd.com/doc/11535697/Concept-of-
Constitution, erişim tarihi: 22.9.2011
11
Randy E. Barnett, Restoring The Lost Constitution: The Presumption of Liberty,
Princeton University Press, 2004, New Jersey, s.3
12
Barnett, op.cit., Restoring The Lost Constitution: The Presumption of Liberty, s.3
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni170
yerde rıza ilkesini benimsediği bilinmektedir. Anayasanın konusu yö-
netenler ile yönetilenler arasındaki ilişkiyi de kapsadığına göre, meş-
ruiyet ihtiyacı kaçınılmaz surette depreşecektir.
Anayasanın hukuki yönünü, birey, her zaman hissetmez. Ancak,
Anayasa Mahkemesi kendini doğrudan ve dolayısıyla ilgilendiren
bir karar verdiğinde, bir ceza mahkemesi tarafından anayasal ilke-
lere atıfta bulunarak serbest bırakılma kararı yüzüne okunduğunda
ya da bireysel başvuru yolunu kullanarak bir hakkını korumayı ba-
şardığında ve bu gibi somut gelişmeler sayesinde hissedebilir. Teziç
de anayasanın hukuki ve siyasi niteliğini isabetle ayrıştırır. Ona göre,
“anayasa”nın biri hukuki öteki de siyasi olmak üzere iki anlamı vardır.
Anayasa yalnızca bir devletin hukuki statüsü olmayıp, aynı zamanda
devlet içinde siyasi iktidarı ve toplum içinde de devlet iktidarını sınır-
layan bir belgedir
13
. Teziç’in değindiği “devletin hukuki statüsü” anaya-
sanın hukuki niteliğini ifade etmekteyken, hem genel ölçekte devlet
iktidarının hem dar ölçekte siyasi iktidarının sınırlanması anayasanın
siyasi niteliğinin bir başka ifadesidir. Anayasanın devlet iktidarını sı-
nırlayan, kişi haklarını güvenceye alan bir belge olması, aynı zamanda
bir siyasi tercihi de yansıtır. 1789 İnsan ve Yurttaş Hakları Beyanna-
mesinin 16. maddesindeki “insan haklarının sağlanmadığı ve kuvvetler
ayrılığının belirlenmediği bir toplumda anayasa yoktur” ilkesi, anayasanın
siyasi niteliğini ortaya koymaktadır. İşte anayasanın bu siyasi niteliği-
dir ki, “anayasal devlet” ile “anayasalı devlet”i birbirinden ayırır. Çünkü
tanımı gereği, her devletin bir anayasası vardır ama rejimi anayasal
olmayabilir
14
. Gözler ise, siyasi-hukuki kavram ayrımına girmeksizin
anayasayı fiziki ortamından ayırdıktan sonra, soyut düzlemde, sadece
bir hukuk kavramı olarak inceler
15
.
Thomas’ın deyimiyle, anayasa, bir ülkedeki yazılı kurallar toplu-
luğudur; öyle ki, hükümetin halk için yapması gerekenleri, halkın da
hükümet için yapması gerekenleri söyler. Muhtemelen, hükümetin
yapmaması gerekenleri de belirtir
16
. Dünyada hemen her milletin bir
13
Teziç, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 2009, s.4
14
Loc.cit.
15
“Anayasanın Tanımlanması Sorunu: Hangi Anayasa” bölümünde Gözler’in bu
konudaki görüşlerine yer verilmiştir.
16
William David Thomas, What Is A Constitution?, Gareth Stevens Publishing,
2008, s.6
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY171
anayasaya sahip olduğunu vurgulayan yazar, bunların bir ya da birkaç
belgeden mürekkep olduğunu ortaya koymaktadır. Muhtelif yollarla
anayasa, halkın (yurttaşların) haklarını ve hükümetin sorumlulukla-
rını açıklar. Pek çok anayasa, vatandaşların kendilerini temsil etmesi
için pek az sayıda kişiyi seçeceklerini, bu kişilerin kanunları yapacak-
larını ve kaldıracaklarını söylemektedir. Ayrıca bu temsilcilerin nasıl
seçileceği, halkın mevcut temsilcilerin icraatlarından hoşlanmazsa bir
daha seçmeme imkânı da anayasada yazılıdır. Mahkemelerin uyması
gereken kurallar ile bu kuralları yorumlamak ve uygulamak zorunda
oluşu da anayasalarda yer alır. Son olarak, anayasalar, kendi kuralları-
nın nasıl değiştirilebileceğini de çoğu zaman düzenler
17
.
Felix Frankfurter ile James M. Landis, Yale Hukuk Dergisi’nde kale-
me aldığı “The Compact Clause
18
of The Constitution: A Study In Interstate
Adjustments” (Anayasanın Sıkı Yasağı: Eyaletlerarası Dengeleme) başlıklı
makalede, anayasanın işlevsel boyutundan söz eder. Anayasanın öyle
bir işlevi olmuştur ki, Amerika’daki hukuki birliği sağlayabilmiştir.
Buna göre, anayasa, doğal bir şekilde, eyaletler arasında işbirliğin sağ-
lanması ve “daha mükemmel bir Birliğin” biçimlendirilmesi amacıyla ta-
sarlanmış, devlet adamlarının bir başarısı olarak alkışlarla karşılanan
19
belgenin ta kendisidir. Anglo-Sakson hukuk düzenlerine hâkim olmuş
genel işlevselcilik/faydacılık ilkesi hatırlandığında, Amerika’daki
anayasa algısının da bu ilke doğrultusunda olduğunu söylemek yanlış
olmayacaktır.
Anayasanın toplumsal ve iktisadi olgulardan kopuk bir şekilde
devletin üst düzey organlarını ve siyasi yaşamayı kurallarla düzen-
lemeyi öne çıkarttığı ileri sürülür. Klasik anayasacılık döneminin, hu-
kuk kuralları aracılığıyla siyasal olguları engellemeye çalıştığı
20
, buna
karşılık iktidarı sınırlama aracı olarak anayasa, hukuki olmaktan çok
17
Thomas, op.cit., What Is A Constitution?, s.6
18
“Compact Clause” Türkçeye çevirmesi oldukça zor bir tabir olup Amerikan Anayasa
Hukukuna mahsus kavramlardandır. Eyaletlerin, Amerikan Kongresi’nin rızası
olmaksızın barış zamanda ordu besleyemeyeceğini, diğer bir devlet ya da yabancı
bir güçle antlaşma veya sözleşme yapamayacağını... emreden Amerika Birleşik
Devletleri Anayasasının 1. maddesinde yer alan kurallardan biridir.
19
Felix Frankfurter / James M. Landis, “The Compact Clause of The Constitution: A
Study In Interstate Adjustments”, Yale Law Journal, 34 Yale L.J.(1924-1925), s.625
20
Turpin, Droit Constitutionnel, PUF, 1992, s.2-3, aktarma: Kaboğlu, Anayasa
Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Legal Yayınevi, s.12
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni172
siyasal olduğu, mutlak hükümranlığı kayıtlama hedefi ile yazılı ve sert
bir anayasanın kabulü arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu dile ge-
tirilmektedir
21
. Bu görüş uyarınca, ilk dönem anayasacılığı, hukuken
üstün ve bağlayıcı bir kural olmaktan çok yönlendirici bir metin özel-
liğine ilave olarak siyasal gerçeklik yerine ‘olması gereken hukuk’un
ağır bastığı bir zaman dilimi olarak değerlendirilmektedir. Devlet ve
hükümetin daha çok olgulardan hareketle incelenmesinin siyaset bi-
liminin doğuşu ile ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra mümkün olduğu
söylenmektedir
22
. Anayasa hukuku, siyasi hayatın gerçeklerini huku-
ki olarak çerçeveleyen ve bunları düzenlemekle görevli hukuk dalı
olarak tanımlandığında, siyaset bilimiyle ortak ve ayrı noktaları göz
önünde tutulursa, anayasa kavramının da hukuki ve siyasi noktaları
ayrıştırılabilir. Anayasaya ilişkin olarak da iki bilim dalının konusu
aynıdır; yalnız, yaklaşım tarzı farklıdır. Bu bilimleri de birbirinin ta-
mamlayıcısı olarak görmek daha isabeti olabilir. Anayasanın hukuki
ve siyasi yönlerinin ayrıştırılması, kavramın durumunu apaçık ortaya
koymak dışında bir amaç gütmemekte; anayasanın siyasi boyutunun
varlığını dolaylı olarak teyit etmektedir.
Anayasanın kavramsal boyutunu incelerken, devlet kavramını da
düşünülmek kaçınılmaz olmaktadır; devletlerin esas oyuncu olduğu
uluslararası hukuku da... Göçer’e göre, az sayıda kavram anayasa kav-
ramı kadar, devlet kavramı ile sıkı bir ilişki içindedir. Bununla beraber
anayasa kavramı uluslararası hukuk düzeninde yer alan üst düzey ku-
ralların bütününü tasvir etmek amacıyla yaygınca kullanılmaktadır.
Ancak, uluslararası anayasa veya uluslararası anayasa hukuku kavra-
mı, bu kavramın farklı yorumlara konu olmasından dolayı bir ölçüde
belirsizdir. Gerçekten de bu kavram, uluslararası hukuka dair ulusal
anayasa kurallarını belirtmek amacıyla kullanıldığı gibi, devletlerara-
sı toplumun anayasal kurallarının bütününü ifade etmek amacıyla da
kullanılmaktadır
23
. Yazarın yaklaşımı bir başka anlatımla, uluslararası
bir toplumun varlığını, anayasanın bu toplumun hukuki belkemiğini
teşkil ettiği iddiasını esas almaktadır. Bu yaklaşım ışığında, anayasa
kavramı, kökenleri daha eski bir tarihe dayanmasına rağmen, bugün-
21
Kaboğlu, loc.cit.
22
Kaboğlu, loc.cit., s.13
23
Mahmut Göçer, “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, Ankara
Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 57-2, s.2
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY173
kü anlamını devletin iç hukuk düzeninde kazanmıştır. Bu olgu, ana-
yasa kavramının devletin iç hukuk düzenine mahsus bir kavram olup
olmadığı sorununu ortaya çıkarmaktadır. Gerçekten de, anayasa kav-
ramı geleneksel olarak münhasıran devlet kavramıyla iç içe girmiş bir
kavram olarak sayılagelmiştir
24
.
Fransız kamu hukuku öğretisini takip eden yazar, bir yandan, bi-
zim yaklaşımımıza yakın bir doğrultuda, anayasanın birkaç boyutunu
birbirinden ayırarak ortaya koymaktadır. Bunlardan birincisi, hemen
her topluluğun –dini, ticari vs.- temel bir hukuki temele sahip olduğu-
nu ve bunun da anayasa olduğunu esas alarak kavramın nüfuz alanını
olabildiğince genişletmektedir. İkincisi, anayasayı toplumun siyasal
örgütlenmesine indirger. Sonuncu boyut ise, anayasa kavramını ik-
tidar kavramı ile ilişkilendirerek, anayasayı, onun örgütlenmesini ve
kullanım koşullarını düzenleyen kurallar bütünü olarak sunmaktadır.
Ancak, anayasa her türlü erki değil, sadece siyasal iktidarı kurumsal-
laşmış bir şekil altında düzenleyebileceğinden, burada yeniden top-
lum kavramının veya kurum kavramının açıklanması ve tanımlanması
gerekecektir. Göçer, bu üç yaklaşımda muhtelif eksikliklerin mevcu-
diyetinden dem vurarak anayasanın “hukuk düzeni” ve Kelsen’in söz
konusu soruna dair tavrını çözüm olarak önermektedir
25
ki, bu, kana-
atimizce “hukuki anlamda anayasa”yı ifade etmektedir.
Siyasi iktidarın kurumsallaştığı, hukuki bir çerçeveye alındığı, sı-
nırlandığı anda, anayasanın bu iki niteliği birbirinden koparılamayan,
ayrılmayan bir bütünü oluşturur. Çünkü siyasi iktidarı kullananlar,
emretme yetkisini aldıkları gibi, kendi koymuş oldukları kurallarla da
bağlı olurlar. Anayasa, kanunların, idari düzenleyici işlemlerin yapıl-
masına ilişkin temel ilkeleri, kuralları içerir. Anayasanın öngördüğü
biçimde yapılan bu işlemler, herkes için olduğu kadar, bunları yapan-
ları da bağlar. Zira bu işlemleri yapanlar, devletin hizmetinde olup,
işlemleri hukuken, onlar üzerinde de otoritesini kabul ettiren devle-
te mal edilir. Yönetenler yaptıkları işlemleri aynı biçime uyarak de-
ğiştirebilirler. Ancak bu kurallara karşı gelemeyecekleri gibi, bunları
diledikleri gibi, kişisel keyfi usullerle değiştiremezler. Aksi halde bu,
24
Göçer, loc.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.3
25
Göçer, loc.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.4 ve devamı,
özellikle bkz: aynı yayının “Hukuk DüzenininTemel Unsuru Olarak Kabul Edilen
Anayasa Kavramı” başlığı
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni174
anayasal biçim dışında bir değiştirme olur ve anayasayı tanımamak,
yadsımak sonucunu doğurur
26
. Anayasanın hukuki ve siyasi nitelik-
lerini bazı noktalarda ayırmak güçtür. Mesela “hukuk devleti” ve “ana-
yasanın üstünlüğü” kavramları üzerine düşünüldüğünde, hukuk ile
siyaset arasındaki sebep-sonuç ilişkisinin karmaşıklığı anlaşılabilmek-
tedir. İktidarın kurumsallaşması, Alman hukukçularının “hukuk devle-
ti” diye adlandırdıkları, yani yönetenlerin de hukukla bağlı oldukları
devlet anlayışıdır. Buna karşılık, yöneticilerin keyfi davranışlarına,
yani kurallarla bağlı olmadan bir ülkeyi yönetmelerine de “polis-dev-
let” denir
27
. İşte, anayasanın özellikleri, bireylere göre konumu, yapılış
şekli, nasıl uygulandığı hep kavramın hukuki ve siyasi niteliklerinin
tezahürleri arasındaki çizgide gezinmektedir.
Diğer yandan, hukukun konusu kaba şekilde, usul ve esas olarak
ikiye ayrılırsa, esas’ın anayasa hukuku bakımından niteliği tartışmalı
olsa da usul’ün bütünüyle hukuki vasıfta olduğu belirtilmelidir. Mesela,
bir hukuki işlemin ne zaman, kim tarafından, ne surette yapılacağı usulî
bir sorun ise ve işlemi yapacak olanın ‘ne yapacağı’, ‘tercihinin hangi
yönde olması gerektiği’ açmazı esasa ilişkinse bunu anayasanın nitelik-
lerini ayrıştırırken kullanmakta sakınca olmasa gerektir. Bu bağlamda,
‘anayasanın üstünlüğü’, ‘sert anayasa’, ‘tali kurucu iktidar’, ‘anayasa
yargısı’ gibi anayasa hukuku meselelerinin hukuki yanlarının kuşku-
ya yer bırakmayacak derecede ağır bastığı söylenebilir. O halde, her-
hangi bir konuda anayasanın hangi niteliğinin ağır bastığını tartışırken,
usul’ün baskın hukuki vasfını göz önünde tutmak yararlı olabilecektir.
B. ANAYASANIN HUKUKEN TANIMLANMASI SORUNU:
HANGİ ANAYASA?
1. Başlangıç
Bilimsel yaklaşım, hukuk, kavramlar ve tanımların yatay ve dikey
kesiştiği bir durumda kavramı tanımlama gereği ortaya çıkmaktadır.
Kavramın zihnin sınırları dâhilinde yer aldığı, soyut ve genel özellikte
olduğu bir çırpıda söylenebilir. Diğer yandan kavram bir nesneye ait
olabileceği gibi bir düşünceye de ait olabilir. Sonuçta düşünce mahsu-
26
Teziç, op.cit. Anayasa Hukuku, s.144-145
27
Loc.cit. s.145
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY175
lüdür. Anayasaya gelince yüzyılların süzgecinden geçerek damıtılmış
sayısız düşüncelerin oluşturduğu, zihindeki tasarımlardan biridir
28
.
Anayasa hakkında birçok algı vardır. Bu algıları kapsayan yönüne
anayasanın zihinsel imgesi ya da kavramsal boyutu denebilir. Ana-
yasanın içeriğini, kapsamını işaretle, sözle anlatan soyut düşünceye
‘anayasa kavramı’ denmesinde sakınca yoktur.
Çağdaş hukuki düzenlerinin ezici çoğunluğu anayasayı en üst se-
viyedeki kurallar topluluğu olarak görmektedir. Anayasanın üstünlü-
ğü ilkesi zımnen yahut yazılı yöntemlerle hemen her ülkede benim-
senmektedir. O halde anayasa kuralların kuralıdır.
Anayasanın tanımlanması sorununu çözmeye çalışırken, anayasa-
nın hukuki yönünü
29
diğer yönlerinden ayıran yazarlara bakmak gere-
kir. Aksi halde “hukuki bir kavram olarak anayasa”yı diğer “anayasa”lardan
ayırırken, yapılan okumalar yeterince faydalı olmayabilir.
28
Anayasanın kavram oluşu üzerine derinlemesine düşünmek için aşağıdaki par-
ça kullanılabilir. Kavram sözcüğünün geçtiği yerlere anayasayı soyut olarak yer-
leştirmek yararlı olabilecektir. Buradaki kavram, İngilizcedeki conception veya
notion’a tekabül eden anlamdadır: “Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kap-
layan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım; tek bir nesnenin (bireysel kavram) ya
da bir nesneler sınıfının (genel kavram) özünü belirleyen, birbirleriyle bağlantılı nitelikle-
rin ya da özel belirtilerin (özelliklerin) bir sözcükte düşünülmüş olan birleşimi. 2. (Klasik
mantıkta) Yargı ile çıkarımın sonradan üzerinde kurulacağı en yalın, en temel öğe. (Ger-
çekte ise kavram düşüncenin bir başlangıç noktası olmayıp, düşüncenin kendisini topla-
dığı, yoğunlaştığı bir noktadır; düşüncenin bir bütüne, bir bireşime, bir birliğe dönüşmüş
biçimidir.) // Klasik mantık için kavramlar çoğunlukla nesne kavramlarıdır ama bunun
yanında ilişki ve görev kavramlarından da söz edilebilir (de, üzerine, eğer, ancak vb.). Nes-
ne kavramları: Bir nesnenin özünü, kurucu özelliklerini düşünce ile belirtip kavramaya
çalışan kavramlar. Nesne kavramları bireysel olup tek bir nesneyi (Kızılırmak) göz önün-
de bulundurabilirler, o zaman bireysel kavramlar adını alırlar. Bir nesne öbeğinin ortak
özellikleriyle ilintili olduklarında, bunlara tür kavramları denir (dere, çay, ırmak). Ortak
özellikleri olan tür kavramlarından cins kavramı kurulur; her cins kavramı yeniden daha
yukarı bir cins kavramının tür kavramı olabilir ve bu, böylece oluşan kavram piramidinin
en yukarıdaki en son cins kavramına kadar gider. Bu piramit bir kavramlar dizgesidir.
Bu dizgede boyuna daha yukarı, daha genel cins kavramına doğru yükselinir. En son cins
kavramında kavramlar dizgesi doruğuna ulaşır ve bundan kavram çözümlenmesiyle (Lat.
divisio) tersine olarak daha aşağı cinslere, türlere inilir ve sonunda artık bölünemeyen
bireylere ulaşılır.” (Türk Dil Kurumu Felsefe Terimleri Sözlüğü “kavram” başlığı,
http://tdkterim.gov.tr/bts/, erişim tarihi: 31.3.2011)
29
Hukuki anayasa anlayışını dile getirirken ‘hukuki kurallar topluluğu olarak
anayasa’ (constitution comme ensemble des régles juridique), ‘kural olarak
anayasa (constitution comme norme), kuralsı anayasa (constitution normative) ve
anayasanın kuralsı içeriği (lecture juridique de la constitution) gibi kavramların
kullanıldığı görülmektedir. Bkz: Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları,
Ekin Yayınları, 2010, s.101, 72 numaralı dipnot
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni176
2. Anayasal Kuram
Anayasa hukukunu ele alan yeni çıkmış bir kitap şu sözlerle başla-
maktadır: “Anayasa hukukunun sorunu, hiç kimsenin hangi görüşü benim-
seyeceğini bilmemesidir.”
30
En üst kanun olarak, anayasa, devletin meşru
kuvvetinin mantıki başlangıç noktasıdır
31
. Kanun bilge bir seyyahın
kendi yolunu bulması için, ipuçlarını aydınlatır. Anayasanın ötesinde
ise kanunlar (gücü) tükenir ve seyyah, insan zihninin ayak basmadığı
bir mekâna girer
32
. Anayasa hukuku araştırmacılarda ve siyaset yorum-
cularında en iyi gayretleri uyandırır; anayasa hukuku da... Kanunla-
rın soluğunun kesildiği yerde olduğundan, anayasal iddialar, incelikli,
çözülmesi zor ve kaçamak yapmaya meyilli olur
33
. Tarih, felsefe, din,
siyaset, sosyoloji ve iktisat anayasanın üstünde gezinir, etrafında uçar.
Araştırmacılar ile kamu görevlileri anayasanın uygulanması ve yorum-
lanmasında bu kaynakların nasıl kullanılacağı mevzuunda uzlaşamaz
34
.
Bu uzlaşmazlığa rağmen, bazı görüşler, herkeste saygı uyandırır. Siyasi
anayasalar, uçsuz bucaksız bir genişliğe veya bir milletin özgürlüğü
ve refahını sağlamak amacıyla bir devletin kurulmasına neden olabilir.
Anayasanın yapımı, değiştirilmesi, yorumlanması üst düzey bir siyasi
oyundur. İnsanların bu oyunu kazanmasına yardım etmek için, (anaya-
sal) kuram, özgürlük ve refahın anayasal dayanaklarını izah eder. Te-
mel kanunların sonuçlarını tahmin etmesi sayesinde, anayasal kuram,
kamuyu, rehber siyasetçileri bilgilendirir; mahkemelerin hükümlerini
geliştirir. Anayasanın alternatif kavrayışının insana sağladığı refahının
sonuçlarının tahmin edilmesi, herkesçe önemsenebilir
35
.
Hâlihazırda görüldüğü üzere, anayasal kuram, daha ziyade ana-
yasal metinlerin tarihi ve felsefesini ihtiva etmektedir. Tarihte anayasa
hukukunun kaynaklarını keşfeden bazı hukuk araştırmacıları, anaya-
saları, o anayasanın banilerinin (yapıcılarının) anlayışını ince eleyip sık
dokumak suretiyle yorumlamaktadır. Geri kalan araştırmacılara ge-
30
Gerhardt and Rowe, Constitutional Theory: Arguments and Perspectives, Michie
Co. (Charlottesville, Va.), 1993, s.1; aktaran: Robert Cooter, The Strategic Consti-
tution, Princeton University Press, New Jersey, 2002, s.1
31
Cooter, The Strategic Constitution, s.1
32
The Beatles’, Magical Mystery Tour, ; aktaran: Robert Cooter, The Strategic
Constitution, Princeton University Press, New Jersey, 2002, s.1
33
Cooter, op.cit., The Strategic Constitution, s.1
34
Cooter, loc.cit.
35
Cooter, loc.cit., s.2
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY177
lince, onlar, bütün kanunları düz anlamları uyarınca açıklamaktadır.
Yine de diğerleri, bir anayasa bakımından felsefi, ahlaki ve dini esin-
lenişleri sınamaktadır. Bu yaklaşımlar, anayasanın kuralımsı/hukuki
taahhütlerini berraklaştırmaktadır; anayasal haklardan ilham alınarak
bireysel özerkliği bulup çıkarmak gibi...
36
Anayasanın yorumlanış biçi-
minin incelenmesiyle bile anayasa hakkında hukuki-siyasi kavramsal
ayrıştırmaya gitmenin mümkün olduğu ortaya çıkmaktadır.
Cooter’ın kitabında çizilen kurallar silsilesi resmi alışılmışların öte-
sindedir. Bir kere hukuk fakültesinin birinci sınıfında tahtaya çizilme-
den edilemeyen ucu sivri piramit, yazarın kitabında ucu kesik bir va-
ziyette durmaktadır. Piramidin üzerinde ters çevrilmiş geniş fakat kısa
bir bardak şekli vardır; şeklin içindeyse, yukarıda değinilen anayasal
kaynaklar, tarih, felsefe, din, siyaset, sosyoloji ve iktisat öylece uçmak-
tadır. Geniş fakat kısa bardağın yanıbaşında “kaynaklar” yazmaktadır.
Piramide gelince, her ne kadar ucu kesik olsa da, geri kalan gövde-
nin en üstünde, tahmin edileceği üzere, anayasa yer almaktadır. Onun
altında tüzükler, tüzüklerin altında da düzenlemeler, kararnameler,
emirler, politikalar bulunmaktadır. Ucu kesik piramidin hizasında ya-
zan ise “kanunlar hiyerarşisi”dir
37
.
Yazarın eserindeki konumuza ilişkin bir başka şekil, çeşitli dü-
zenlemelerin işlem maliyetlerini
38
yansıtmaktadır. Buna göre, anayasa
değişikliklerindeki işlem maliyeti, yasama işlemlerinin maliyetinin iki
katı, idari emirlerin maliyetinin ise üç katıdır
39
. Şekildeki diziliş, aynı
zamanda, düzenlemelerin genellik niteliğindeki artışı ve oranları da
göstermektedir. İşlem maliyeti yükseldikçe söz konusu düzenlemenin
hukuki niteliği de güçlenmektedir. Nitekim en yüksek işlem maliyeti
olan düzenleme çeşidi anayasa olarak arz-ı endam etmektedir.
Cooter’a göre, nasıl ki bir katedralde en üst otorite piskopos ise, bir
devletin en üst kanunu da anayasadır. Anayasa, çeşitli şekillerde dev-
letin en üst kanunudur. İlk olarak, diğer kanunlara göre daha genel-
36
Cooter, loc.cit., s.3
37
Cooter, loc.cit., The Strategic Constitution s.2 Fig. 1-1, Pyramid of State Law and
its Sources
38
Kuşkusuz burada maliyet’ten kasıt zaman, gerçekleştirilebilirlik gibi unsurları da
havidir.
39
Cooter, loc.cit., The Strategic Constitution s.2 Fig. 1-2, Transaction Costs of
Changing Laws
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni178
dir. Anayasalar, kamu gücünü erklere paylaştırır; vatandaşların temel
haklarını tanır. Oysa daha ziyade siyasetin icrasını ve hareket tarzını
düzenleyen erk, yasamadır
40
. İkinci olarak anayasa, diğer kanunlara
baskın çıkar; onları gölgede bırakır. Şöyle ki, diğer bir eyalet/devlet
kanunuyla
41
çeliştiğinde ona galip gelir. Üçüncü olarak, anayasa, de-
ğiştirilmesi zorluk sayesinde diğer kanunlara nazaran daha sağlama
alınmıştır. Aslında, ilk iki özellik, üçüncüyle bağlantılıdır. Bir yasanın
genelleşmesi ve kuvvetlenmesi, onun değiştirilmesinde karışıklığa,
(süreç itibariyle) parçalanmışlığa sebep olur
42
. Karışıklığın, parçalan-
mışlığın engellenmesi için genel kanunlar hususi kanunlara oranla
daha yavaş değişikliğe tabi tutulur
43
. Anayasal istikrarın yokluğuy-
la ilgili bir fıkrası vardır: “1992’de bir müşteri kitapevine girer. Bir Rus
anayasası ister. Kitabevi sahibi ona der ki, “çok üzgünüm, biz onu periyodik
şekilde satışa sunmuyoruz.” Fıkranın temas ettiği istikrarsızlık içinde,
anayasanın hukuki niteliği söylenmesi pek de mümkün olan bir şey
değildir. Kavramsal boyutta, anayasal istikrarı sağlayan zorlaştırma-
lar anayasanın hukuki hüviyetini inşa etmektedir. Netice itibariyle, bir
anayasanın değiştirilmesi, bir kanun veya tüzük çıkarmaya göre daha
külfetli bir usul zincirini gerektirmektedir
44
. O halde değiştirilmesi
daha zor olan düzenleme çeşidinin hukuki değerinin daha yüksek ola-
cağı tahmin edilebilir ki bu, anayasadan başka bir şey değildir.
3. Anayasanın Kaç Tane Tanımı Olabilir?
Bir görüşe göre, “Anayasa yargıçlar ne diyorsa odur!”
45
Anayasanın
çağdaş hukuk düzenlerindeki ‘hukuki’ konumu, II. Dünya Savaşı’ndan
sonra ülkelerde anayasa yargısının kurulmasıyla güçlenmiştir. Anaya-
sa yargısı hukukun siyasete hâkim olmasını sağlamış, anayasa hukuku
üzerindeki siyaset bilimi nüfuzunu azaltmıştır.
40
Robert Cooter, The Strategic Constitution, Princeton University Press, New Jersey,
2002, s.1
41
Cooter, “state law” tabirini kullanmaktadır. State, İngilizcede eyalet yerine de
kullanılabilmektedir. Dolayısıyla yazarın Amerikan örneğinde görüleceği üzere
federal kanun-eyalet kanunu ayrımını baz aldığı söylenebilir.
42
Örneğin, Amerikan Anayasasının değiştirilebilmesi için Kongrenin değişiklik
teklif etmesi, Kongrenin her iki meclisinin üçte iki çoğunluğu veya eyaletlerin üçte
ikisinin yasama organlarının kabul etmesi gerekmektedir.
43
Cooter, op.cit., The Strategic Constitution, s.1
44
Cooter, loc.cit. The Strategic Constitution
45
Barnum, The Supreme Court and American Democracy, St. Martin’s Press, 1993, s.7
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY179
Gözler’in anayasanın ne olduğu hakkındaki sorusu ve ona verdiği
yanıtlar zihin açıcıdır:
“Anayasa nedir? Bir Anayasa kitapçığını elinize alıp “anayasa nedir”
sorusunu sorarsanız, bu soruya tasvirî bir cevap verebilirsiniz. Örneğin kul-
landığım anayasa kitapçığından hareketle ben şu cevabı verebilirim: Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası, 9 cm x 13, 5 cm boyutlarında toplam 128 sayfa-
dan oluşmuş bir kitapçıktır. Daha ileri giderek bu kitapçığın üzerinde Tür-
kiye Cumhuriyeti Anayasası yazdığını, her sayfanın üzerinde siyah harflerle
yazılar olduğunu, bu yazılara bakıldığında anayasa metninin kendi içinde
kısımlara, kısımların bölümlere, bölümlerin de maddelere ayrıldığını söyle-
yebilirim. Keza maddelere daha dikkatli baktığımda her maddenin bir ya da
birden fazla cümleden oluştuğunu, her cümlenin birden fazla kelimeden oluş-
tuğunu, her kelimenin de birden fazla harfin bir araya gelmesinden meydana
geldiğini söyleyebilirim. Harflerin ise beyaz kâğıt üzerinde siyah mürekkeple
basılmış çeşitli şekiller olduğunu ilave edebilirim. Bu şekilde anayasanın fiziki
ve dilbilimsel varlığını tanımlamış oluruz. Böyle bir yanımın haliyle hukuk
bakımından pek de bir değeri yoktur. O halde yukarıdaki soruyu tekrar sora-
lım: Bir hukuki kavram olarak anayasa nedir? Anayasa kavramını en basit
olarak şöyle tanımlayabiliriz: anayasa, anayasal nitelikteki hukuk kurallarının
toplamıdır.”
46
Yazarın izlediği yola benzer bir akıl yürütmeyle, mesela, Ame-
rikan Anayasasını kastederek, anayasa için şöyle bir tanım yapmak
mümkündür: “Anayasa, Washington D.C.’deki Ulusal Arşivlerde özel cam
mahfazalarda sergilenen, özgün, el yazımı bir belgedir.” Şüphesiz böyle bir
tanım, onlarca anayasadan birinin, Amerikan Anayasası’nın fiziki bir
tarifi olmakla kalacaktır
47
.
Yazar, anayasayı kısaca tanımladıktan sonra mantık kurallarını
yaptığı tanıma uygulayarak kavramın hukuki yönüne ışık tutmaya de-
vam etmektedir: “Bu tanım şu iki önermeden oluşmaktadır: (1) Ana-
yasa hukuk kurallarından
48
oluşur. (2) Ancak anayasa her türlü hukuk
46
Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit., s.47
47
Örnek bir resim ve bilgi için bkz: Thomas, op.cit., What Is A Constitution?, Gareth
Stevens Publishing, 2008, s.5
48
Hukuk kuralları, meşru hukuki güç olan devletin, egemenliğin işlevlerini yerine ge-
tiren anayasal yetkiye sahip organlarınca konulan, bağlayıcı, müeyyideli toplumsal
kurallardır. Bu tanımda anayasal kelimesinin kullanılması zorunlu görülüştür. Zira
çağdaş devletlerde anayasanın vermediği bir yetki kullanılamayacağı gibi, böyle bir
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni180
kuralından değil, sadece belirli nitelikteki (anayasal) hukuk kuralla-
rından oluşur. Anayasanın hukuk kurallarından oluştuğu önermesi
şüphesiz doğru bir önermedir. Anayasa, bir din, ahlak, örf ve adet,
siyaset, ekonomi veya edebiyat belgesi değil, bir hukuk belgesidir.
Anayasanın hukuk kurallarından oluştuğunun söylenmesi doğruluğu
apaçık bir şeydir. Bunun ayrıca ispatlanmasına gerek yoktur.”
49
. Bu-
raya kadar hukuki olan, hukuki olmayandan keskin bir çizgiyle ayrıl-
mıştır. Yazar, sözünü ettiği hukuk kurallarının anayasal niteliğine ise
şu şekilde değinmektedir: Bir hukuk düzeninde binlerce, yüz binlerce
ve hatta milyonlarca hukuk kuralı vardır. Anayasa ise bunların hep-
sinden değil, bazılarından, açıkçası birkaç yüzünden oluşur. Dolayı-
sıyla bu anayasayı oluşturan birkaç yüz hukuk kuralı ile bir hukuk
düzeninde bulunan milyonlarca hukuk kuralını birbirinden ayırmak
gerekir. Anayasanın oluştuğu hukuk kuralları diğer hukuk kuralların-
dan nasıl ayrılır? Diğer bir ifadeyle anayasallığın, yani bir hukuk kura-
lının anayasa kuralı olmasının ölçüsü nedir?
50
Anayasanın mantıki ve
organik değerine temas eder hale gelen bu noktada, tartışma aşağıda
daha ayrıntılı sürdürüleceği için, yazarın sorduğu son soruya verdiği
cevabı öğrenmeden önce, soru üzerine düşünülebilir.
Anayasa dendiğinde, her şeyden önce, bir devletin kuruluşunu,
örgütlenişini, iktidarın el değiştirmesini ve bireylerin hak ve özgürlüklerini
düzenleyen kurallar bütünü anlaşılıyor
51
. Anayasalar, devletin biçimsel
temelleridir. Kuşkusuz, biçimselden kasıt, hukuki özelliğidir. Dış dün-
yadan hukuk ile ilgili en başta gelen algıların, dava açma, duruşma,
tanık dinlenmesi gibi usuli kurallara ilişkin oluşu tesadüf değildir.
Anayasa kavramını, anayasanın üstünlüğünü, anayasal değişik-
likleri ve 4 Ekim 1958 Fransız Anayasası’nın genel özellikleri hakkında
bilgi veren bir eğitsel siteye göre, anayasa kavramı (la notion de consti-
tution), çağdaş siyasi düzenlerin tamamının işleyişinin temelini oluştu-
rur
52
. Bu şu demektir ki, anayasa kavramının ne olduğu anlaşılmadan,
yetkiye dayanarak hiçbir hukuk kuralı da ihdas edilemez. O halde hukuk kuralı ile
anayasa birbiriyle tanımlanan kavramlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılagelen
tanımlar matematiksel bir dille, aksiyom olarak da değerlendirilebilir.
49
Gözler, Loc.cit. s.47
50
Loc.cit., s.49
51
Teziç, op.cit., s.142
52
Maxicours web site, (“La Notion de constitution est a la base du fonctionnement de tous
les regimes politiques contemporains”), http://www.maxicours.com/soutien-scolai-
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY181
çağdaş siyasi düzenlerin, çağdaş anayasaların sağlıklı bir şekilde anla-
şılması ve yorumlanması mümkün olmayacaktır.
Amerika’da kadın hakları, işçi-işveren ilişkilerinde zayıf olan iş-
çinin konumu, yönetişim, düzenler arasındaki farklılıklar gibi konu-
lar özelinde anayasanın kavramsal kimliğini tartışmaya açan Vivi-
en Hart, “Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum
Wage” (Anayasamızla Kısıtlananlar: Kadınlar, İşçiler ve En Düşük Ücret)
adlı eserinde Amerika’da ve İngiltere’deki anayasa algısına dair fark-
lılıkları ayırt eden yazarlar olduğundan söz eder: Albert Venn Dicey,
James Bryce (1. Vikont Bryce) ve Abbott Lawrence Lowell... Bunlar-
dan Dicey, ilk kez 1898’de verdiği derslerde, İngiliz hükümeti üzerine
düşünüp eksiklerini bularak, ‘meclisin kâdir-i mutlak oluşu, her işe
gücünün yetmesi meselesine işaret etmiştir. Kâdiri mutlaklık sorunu,
özetle, “eleştirmenin uysal hayranlığına hâkim olma”yı ifade etmektedir.
Dicey, diğer araştırmacıların aksine meselenin kuramsal yönüyle ye-
tinmemiş, tatbiki etkileri de incelemiştir
53
. Yazısız anayasaların varlığı
inkar edilemeyeceğine göre, yasama makamının teamüli anayasaca
düzenlendiği bilgisi esas alındığında, “keyfiliği önleme vasıtası” sıfatıyla
anayasa, bu noktada hukuki kimliğiyle kendini göstermektedir.
Dicey’nin arkadaşı Lord Bryce, Amerikan hukuk düzenindeki
yazılı anayasayla tahkim edilmiş bir ‘popüler egemenlik’ sorunu-
nu ortaya koymuştur. Bu, öyle bir sorundur ki, bilhassa “demokratik
tahakküm”ü yaratabilir. Anayasa sadece temel bir kanun değildir; aynı
zamanda değişmez kanundur; değişmezdir, yani ancak ulusal yasa-
ma makamınca, zorlu ve yavaş bir sürecin uygulanması yoluyla ve
halk tarafından değiştirilebilir
54
. Popülerlikten maksat, halkın çoğun-
luğu tarafından benimsendiği halde adaletsizce kullanılan yozlaşmış
egemenliğin özelliğidir. Hukuki niteliği baskın olan yazılı anayasanın
siyasi bir menfaati meşrulaştırma aracı olarak kullanılmasında anaya-
sanın bu vasfının zayıfladığını, kanunilik-meşruiyet ayrımı ışığında
söyleyebiliriz.
re/droit/concours-cat.-c/148207.html, erişim tarihi: 18.09.2011
53
Vivien Hart, Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum
Wage, Princeton University Press, 1994, New Jersey, Chapter One: Constitutional
Politics, s.3
54
Vivien Hart, op.cit., Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum
Wage, Chapter One: Constitutional Politics, s.4
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni182
Abbott Lawrence Lowell, İngiltere’yi, esnekliğin en ileri derecesinde
olduğundan, katılığın son noktası olan Amerika Birleşik Devletleri’nin
tam zıddı tarafa yerleştirmektedir. İngiltere’de “hiçbir kanun “anayasal-
anayasal değil” şeklinde ayrılmaz; bütün kanunlar meclis tarafından değişti-
rilebilir.”. Lowell ayrıca, İngiltere’nin yazılı olmayan anayasal teamül
kurallarına (constitutional conventions) riayet hususunda, esrarengiz
bir şekilde vicdanlı ve titiz olduğunu belirtmektedir
55
. İngiltere’deki
bu tavırda anayasa kurallarına uyma ile hukuka riayet örtüşmüştür.
Kavramsal olarak da, anayasanın hukuki yönü, ‘esnekliğin en ileri de-
recesinde’ ve yazısız olmasına rağmen, İngiltere örneğinde, olanca çıp-
laklığıyla görünmektedir.
Vivien Hart, uzun süre Harvard Üniversitesi rektörlüğü görevini
yapan yazarın, Amerikan Anayasası’nın çifte işlevi olduğundan bah-
setmektedir. Birincisi, (Amerikan) anayasa(sı), müesseseleri ve hükü-
met biçimini, kamu alanındaki siyaseti etkileyecek siyasal düzeni ku-
rar. Kuvvetler ayrılığını esas alan anayasal çerçeve dâhilinde; federal
yönetimin, siyasal partilerin, mahkemelerin, idari kurumların gelişi-
mi, hepsi, düşük ücret gibi toplumsal politikaların önü açar ve geniş-
letir. İkinci olarak, Amerikan Anayasası, kamu yararının tanımlanma-
sı uğraşında hükümetin neler yapabileceğini, hakların güvencelerini
ayrıntılarıyla ortaya koyar. Devlet, toplum ve bireysel alan arasındaki
ilişkilerin reçetesini yazar
56
. Her ne kadar ilki, diğerine göre daha belir-
gin olsa da, gerek siyasal düzenin bağlayıcı kurallarını ihdas ederken,
gerekse bireysel alanı mümkün olduğunca serbest bırakmaya eğilimli
ruhuyla bir yaklaşım tarzını deruhte ederken, anayasanın ‘usulî’ rengi-
ni gözler önüne sermektedir.
Bir görüşe göre, anayasanın birden fazla anlamı vardır; bunlardan
ilki anayasanın bir ülkedeki üstün hukuk gücüne sahip olan metni ol-
duğunu ikincisi ise bir ülkede belli bir andaki fiili devlet düzenini, ya -
şayan anayasa olduğunu, dolayısıyla resmi anayasaya ek olarak diğer
55
Hart, loc.cit., Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum
Wage, s.4
56
Hart, loc.cit., Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Minimum
Wage, s.4, s.5; Hart, aynı eserin 6. sayfası ve devamında “Hukuk, Siyaset ve Top-
lum” başlığı altında asıl konusunun anayasal süreç boyutunu incelemektedir. Ki-
tabın genelinde cinsiyetler arası eşitsizlik gibi oldukça özel konular bağlamında
İngiliz ve Amerikan hukuki düzenleri karşılaştırılarak ele alınmaktadır: bkz: Hart,
loc.cit. s.6-223
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY183
tamamlayıcı mevzuatı, teamülleri, yargı kararlarını kapsadığını belir-
tir
57
. İşte bu ilk iki görüş, anayasanın hukuki niteliğini yansıtmaktadır.
Birey ile anayasanın ilişkisini, bireyden hareketle anayasanın ‘as-
lında’ ne olduğunu, onca karmaşaya rağmen, öğrenmeye çalışmak
faydalı olabilir. Karmaşıktır, çünkü anayasa kendi başına çelişkili bir
kavramdır. Anayasanın bu ilginç yönüne değinen Kaboğlu şöyle de-
mektedir:
“Belli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan, anayasa karşısında iki
bakımdan merkezi konuma sahiptir: bütün anayasal kurumları kendisi ya-
ratmıştır; fakat bizzat varlık verdiği kurumlara karşı, koyduğu kurumlarla
kendini korumak durumunda kalmıştır. Bunu, kendi varlığını güvence al-
tına almak için yapmıştır. Başka bir anlatımla, bedeni varlığını korumak ve
toplumsal yaşayışını sürdürmek amacıyla siyasal örgütlenmeyi gerçekleş-
tiren insan, bu örgüte karşı da kendini bireysel ya da toplu olarak güven-
celeme gereksinimi duymuştur. İnsan eseri olan siyasal örgütlenmenin adı
devlet; buna karşılık, kendini devlete karşı koruyan başlıca siper ise, hak ve
özgürlüklerdir.”
58
İşte bu hak ve özgürlüklerin ancak anayasa tarafından güvence
altına alınabilir olması, çelişkiyi artırmaktadır. Yazar, kavramsal tartış-
maya coğrafiliği katarak yeni bir boyut kazandırmaktadır:
“Bununla birlikte, belli bir yeryüzü parçası olarak insanın üzerinde yaşa-
dığı mekân (ülke), anayasa hukuku kavramlarının belirlenmesinde ikincil ko-
numda kalmıştır. Varlığını, üzerinde yaşadığı doğal ve çevresel ortama borçlu
olmasına karşın insanoğlu, anayasa hukuku ekseninde, mücadelesini, daha
çok kendisinin varlık kazandırdığı örgüte karşı vermiştir. Öyle ki, anayasa ya
da anayasa hukuku, bir bilim dalı olarak ilkin devleti, sonra insanın kendisini
akla getirmektedir; her ikisinin varlık ve geçerlilik ortamı olarak ülkeyi değil.
XXI. yüzyılın başında anayasa hukuku, bu ‘yaratılış veya varlık sıralaması’nı
nasıl ele almaktadır?”
59
Anayasanın kaç tane tanımı olduğu sorusunun cevabı bulunma-
sa da, mevcut tanımlardan hangisinin hukuki tanım niteliği taşıdığını
söylemek mümkün olabilecektir.
57
Erdoğan, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2010, s.3
58
Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Legal Yayıncılık, 2009, s.1
59
Kaboğlu, loc.cit., s.1
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni184
4. Mahkemelerin Dünyasında Kavramsal Boyut
Dünya genelinde anayasaların üstünlüğü ilkesinin tabii bir so-
nucu olarak, anayasal yargı makamlarının resmi isimleri, anayasanın
hukuki kavramsal boyutunun aydınlatılmasına katkı verebilecektir.
Kavram-kurum ilişkisini incelemek yararlı olabilecektir. Türkiye’de
Anayasa Mahkemesi adını taşıyan bu makam, ABD’de Supreme Court
olarak anılmaktadır; court’un adli anlamı göz önünde tutulursa yine
‘mahkeme’ sıfatı taşıdığı söylenebilir. Almanya’da bu işlevi Bundes-
verfassungsgericht görmektedir. Almancada gericht mahkeme demek
olduğundan Almanya’daki anayasal makamın da taşıdığı yargısal iş-
levin adına yansıdığını söylemek mümkündür. Fransa isimlendirme
konusunda farklı yol tutturmuştur: Conceil Constitutionnel. Conceil ku-
rul, konsey olarak çevrildiğinde Anayasal Kurul gibi bir ad ortaya çık-
maktadır ki, bu yargısal bir işlevden çok danışma ya da icra görevini
çağrıştırmaktadır. Fakat Kurul’un yapısı ve görevleri incelendiğinde
işlevinin yargısal olduğundan şüphelenmek için bir nedene rastlamak
güç olmaktadır. Adli ve idari yargının üzerinde yer aldığı belirtilen bir
makam bir de hukuktaki anlamıyla ‘hüküm’lere etki edecek kararlar
verebilmektedir
60
. Yine de, hukuki anlamda anayasayı üstün noktaya
taşıyan bir düzende en üst anayasal kurulun mahkeme olarak adlandı-
rılması sıra-dışı olarak değerlendirilebilir. İspanya’ya gelince, Tribunal
Supremo de España’nın anayasal yargı denetimi yaptığı
61
, tribunal söz-
cüğünün de ‘mahkeme’ anlamına geldiğini belirtmek gerekir. Anaya-
sal yargı makamlarını ‘mahkeme’ olarak nitelendiren ülkeler kuralla-
rın kuralı olması yönüyle anayasa kavramını somutlaştırmış, günlük
hayatın içine sokmuştur.
Anayasa mahkemelerinin verdikleri kararlar kimi zaman siyasi
oldukları gerekçesiyle, anayasa hükümlerinin, dolayısıyla anayasanın
tüzel varlığının hukuki olup olmadığının sorgulanması suretiyle eleş-
tirilmesi nadir rastlanan bir durum değildir. Buna karşılık pek çok söz
söylenebilir. En azından anayasanın kavramsal yönünü tehdit edebi-
60
Conceil Constitutionnel Site Officiel, Présentation Générale, http://www.conse -
il-constitutionnel.fr/conseil-constitutionnel/francais/le-conseil-constitutionnel/
presentation-generale/presentation-generale.206.html, erişim tarihi: 7.6.2011
61
LLRX Web Site, Law and Technology Resources for Legal Professionals, A Guide
to the Spanish Legal System, http://www.llrx.com/features/spain.htm#court,
erişim tarihi: 7.6.2011
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY185
lecek durumda olup olmamasıyla ilgili olarak şunu söylemek gerekir:
Hukuku hukuk yapan özelliğin bağlayıcılık olması ve mahkemelerin
yaptığı yorumun siyasi içerikle doldurulması halinde dahi bağlayıcı-
lığın değişmemesinden ötürü kararın hukuki olup olmadığından kuş-
ku duymak pek de isabetli olmayabilir. Amerikan Yüksek Mahkemesi
yargıçlarından Brennan’ın deyimiyle, “Anayasanın dehası, artık yaşan-
mayan geçmiş bir dünyada sahip olduğu sabit anlamlara değil, onun büyük il-
kelerinin mevcut sorunlar ve ihtiyaçlarla başa çıkacak şekilde uyarlanabilirlik
gücüne dayanır.”
62
O halde anayasanın gerektiğinde yargıçların şöyle
veya böyle yorumlarıyla yaşayan düzenin şartlarına uyarlanmasının,
onun hukuki niteliğini zayıflatmayacağı söylenebilir.
Bir işlem bir yargı makamınca yargılanabiliyorsa, gerektiğinde de-
ğiştirilebiliyor, geri alınabiliyor, iptal edilebiliyorsa o işlemin hukuki
olma ihtimali daha güçlüdür. Bu bakımdan Dr. Bonham davası kırılma
noktalarından birini teşkil etmektedir. İngiltere’deki Court of Common
Pleas 1610 yılında Sir Edward Coke tarafından yazılan bir kararla yü-
rütme ve yasamayla ilgili bir resmi işlemin bir mahkeme tarafından
iptal edilebilmesi yolunu açan tarihi bir karar vermiştir
63
. Cambrid-
ge Üniversitesi mezunu Dr. Bonham, çalışma ruhsatıyla ilgili olarak
uygulanan işlemler neticesinde tutuklanmış, durum yukarıda adı ge-
çen İngiliz mahkemesine intikal etmiş, mahkeme kendini yasama or-
ganının işlemini iptal etmeye yetkili görmüştür
64
. Amerikan Yüksek
Mahkemesi’nin Marbury v. Madison kararı da aynı yöndedir. Bu ka-
rarda Yüksek Mahkeme başkanı Marshall, hukuki ve mantıki gerekçe-
lerle ABD Anayasası’nı ve onun şahsında kavramsal olarak anayasa’yı
güçlü bir konuma çıkarmıştır. Marshall’ın gösterdiği gerekçe yer ver-
meye değerdir: “Anayasa ya alelade kanunlar gibi değiştirilemeyen üstün
bir kanundur yahut da yasama kuvvetinin dilediği zaman değiştirebileceği,
alelade kanunlarla aynı seviyede bir tasarruftur. Bu şıklardan birincisi doğru
ise yasama organının anayasaya aykırı olan tasarrufları kanun değildir. İkinci
şık doğru ise yazılı anayasalar, mahiyeti itibariyle sınırlandırılması imkânsız
62
W.J. Brennan, “My Life on the Court”, E.J. Rosenkranz & B. Schwatz, Reason and
Passion: Justice Brennan’s Enduring Influence, Newyork, W.W. Norton&Company,
1997, s.18’den aktaran Aktaran Arslan, Anayasa Teorisi, Seçkin yayınları, 2008, s.75
63
Law Library –American Law and Legal Information, http://law.jrank.org/pa-
ges/6484/English-Law-DR-BONHAM-S-CASE.html erişim tarihi: 6.6.2011
64
Loc.cit. http://law.jrank.org/pages/6484/English-Law-DR-BONHAM-S-CASE.
html, erişim tarihi: 6.6.2011
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni186
olan bir kuvveti sınırlandırmak üzere milletlerin giriştiği manasız teşebbüs-
lerdir. Eğer anayasa kanunlardan üstün ise, ki üstündür, Meclis alelade bir
kanun ile anayasayı değiştiremiyorsa, bu halde anayasaya aykırı kanunların
mahkemelerce tatbik edilmesi mümkün değildir.”
65
Anayasanın hukuki sta-
tüsünü bu denli gözler önüne seren bir başka karara erişmek güçtür.
Hukuk devleti ile anayasanın hukukiliği birlikte düşünüldüğünde
hiçbir resmi makamın kendisine anayasal olarak tanınmayan bir yetki-
ye sahip olmadığı, dolayısıyla bununla ilgili bir sorun ortaya çıktığın-
da hukuk yoluyla çözüm bulunacağı akla gelmektedir. Ancak hukuk
devleti ilkesinin hukuki bir ilke olmaktan çok siyasal bir ideal olduğu-
nu düşünen yazarlar da yok değildir
66
.
Yine, soyut olarak hukuk hakkında beyin fırtınası yapıldığında
şunlar ortaya çıkabilir: hukuk ve anayasa ‘yaratılan şey’dir, bu yüz-
den edilgendir, ‘gücün eseri’dir, asli kurucu iktidar da bu doğrultuda
hukuk-dışıdır, hukuk-üstüdür; anayasa yargısı varsa yargıçlar negatif
anayasa koyuculuk yetkisine sahip sayılır... Yargıçlar kendilerini hu-
kuku bulan değil hukuku yaratan olarak görebilir
67
. Pasif olan şeyin
aynı zamanda bağlayıcı, zorlayıcı güce sahip olması bir çelişki ya da
bir paradoks da olabilir. Anayasa, hem ‘konulan kural’dır, hem siyasal
iktidarı kullananlar dâhil herkesi, en güçlü olanları dahi, bağlar.
Anayasanın hukuki durumunu teyit eden beyanlardan biri, Ame-
rika Birleşik Devletleri anayasasının hazırlayıcılarından, alışılmış
deyimiyle bir kurucu baba ve ülkenin ilk hazine bakanı Alexander
Hamilton’a aittir. Hamilton, iki kişiyle birlikte kaleme aldığı Federalist
Papers’ın yargı erkine ilişkin olan bölümün ilk maddede (madde 78)
şöyle demektedir: “Burada apaçık ilkelere bağlı bir durumun olduğu söy-
lenemez: yasama erkini kullananlar anayasaya aykırı bir karar verdiklerinde;
geçersizdir. Bunu reddetmek vekilin asıldan, müstahdemin efendisinden, hal-
kı temsil edenlerin halkın bizatihi kendisinden üstün olduğu anlamına gelir.
Mahkemeleri, halk ile meclis arasında, ikincisinin (meclisin) kendisine verilen
yetki sınırları dahilinde tutan bir ara müessese olarak tasarlandığını düşün-
65
University of Missouri-Kansas City School of Law web site, http://law2.umkc.
edu/faculty/projects/ftrials/conlaw/marbury.html, erişim tarihi: 6.6.2011
66
Erdoğan, op.cit., Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2010, s.21
67
Sartori, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Çeviren: T. Karamustafaoğlu-M.
Turhan, Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, s.334
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY187
mek daha isabetlidir. Bir temel kanun olan Anayasanın ve yasama erkinin
yaptığı diğer kanunların anlamını belirleme işi hâkimlere aittir. Eğer anayasa
ile kanunlar arasında bir uymama hali varsa, kuşkusuz, daha üstün bağlayı-
cılığa ve hükme sahip olan ötekine, bir başka deyişle, anayasa kanuna, halkın
iyi niyeti onu temsil edenlerin niyetine tercih edilmelidir.”
68
Yazar burada
anayasanın üstünlüğünü vurgularken, onun siyasi özelliklerini bir ke-
nara bırakarak yalnızca hukuki işlevinin altını çizmektedir.
2011 yılı itibariyle dünya genelinde anayasası olmayan hemen hiç-
bir devletin kalmamış olması, her devletin sahip olması gereken bir
kurallar bütünü olması bakımından anayasanın hukukiliğinin ağır
bastığı bir meseledir. Otoriter, totaliter devlet düzenleri dahi, bu dü-
zenleri yaratan kuralları açıkça ihdas etmek kaydıyla hukuki anlamda
bir anayasaya sahiptir. Çünkü hukukun usul ve zorlayıcılık yönü, hat-
ta edilgen kimliği, hukuk bilimi çerçevesinde araştırmacının meşrui-
yet tartışmasına girmesini zorlaştırmaktadır. Pek çok bilim adamının
kullandığı anayasalı devlet-anayasal devlet ayrımı da bu tartışmaya
teğet geçmektedir. Şöyle ki, ‘anayasalı devlet’in hukuken daha somut
ve gerçekçi bir özellik arz ettiğini itiraf etmek gerekir. Öte yandan ana-
yasalı devletin kapsadığı alan anayasal devlete göre daha geniştir. Ter-
cihe daha layık olan, müphem bir içerik kıstasından çok ayakları yere
basan, yeryüzünün her yerinde uygulanabilmesi sayesinde evrensel
olan hukuki anayasa ölçütüdür. Hem anayasalı devlet, hem anayasal
devlette ‘anayasa’ adında resmi ve hukuki bir düzenleme vardır
69
. İkisi
arasındaki fark hukuki olarak belirlenemeyecek durumdadır. Tabii bir
yandan şu soruyu sorma ihtiyacı doğmuştur: Bir hukuki normun hu-
kuki olması uygulanabilirliğine mi bağlıdır? Soruyu Erdoğan’ın yaşa-
yan anayasa-sözde anayasa ayrımını dikkate alarak cevaplamak daha
isabetli olabilecektir. Yazar yaşayan anayasayı siyasal iktidarın key-
fi kullanımını sınırlayarak bireysel özgürlükleri güvence altına alan
anayasa olarak tanımlar; bu düzende siyasal sürecin gerçek işleyişi ile
anayasa normları arasında uyum olduğunu belirtir. Ona göre, sözde
anayasa ise yürürlükte olan ve fiilen uygulanan ‘anayasacılığın gerek-
lerine uygun olmayan’, özgürlükleri güvence altına almayan anaya-
68
Founding Fathers wab site, The Federalist Papers Online, http://www.founding-
fathers.info/federalistpapers/fedindex.htm, erişim tarihi: 7.6.2011
69
Erdoğan, op.cit., Anayasal Demokrasi, s.40
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni188
sadır
70
. Buradaki ‘anayasacılığın gerekleri’nin yalnız siyasal bir anlam
taşıdığını söylemekte sakınca olmayabilir.
Toplumsal Sözleşme’nin anayasanın oturduğu meşruiyet ze-
minini gösteren bir kavram olduğu bilinmektedir. Genel anlamıyla,
sözleşme’nin, en az iki tarafça yapılan tek taraflı, eksik iki taraflı veya
iki taraflı olabilen, taraflardan en az birinin üzerinde hak ve borç doğu-
ran hukuki bir işlem olduğuna da şüphe yoktur. Pekâlâ, anayasa, yuka-
rıdaki bilgiler ışığında hukuken bir sözleşme olarak nitelendirilebilecek
midir? Toplumsal sözleşme kuramcıları, bireylerin tabii haklarını, doğa
halinde sahip oldukları güç kullanma haklarını (devlet adı verilen tü-
zel kişiliğe) devrettiğini, dolayısıyla anayasanın bir toplumsal sözleşme
(fr. contrat social ) olduğunu iddia etmişlerdir. Fakat siyasal toplumun
bu biçimde oluştuğundan kuşku duyan, örneğin Locke’ın toplumsal
sözleşmeden adeta gerçekmiş gibi bahsetmesine rağmen gerçekte top-
lumların bu şekilde oluştuğunun kesin kanıtı olmadığı düşünülmek-
tedir
71
. Kanaatimce buradaki kuşku hem gerçekte söz konusu devrin
olup olmadığına, hem de bu devir işleminin, sözleşme olması yönüyle
hukuki nitelik taşıyıp taşımadığına yönelmelidir. İlk bakışta, geniş bir
coğrafyada yaşayan milyonlarca insanın belli bir metni “evet” oyu kul-
lanarak kabul etmesi, ortada bir sözleşme, hukuki bir işlem olduğuna
emare olabilecekse de, bu işleme katılımın çok geniş ve siyasi içerikli
oluşu araştırmacıları tereddüde sevk etmektedir. Öte yandan, bir halk
oylamasıyla kabul edildiği varsayılırsa, “hayır” diyenlerin durumu ne
olacaktır? Hukukta, ‘karşı tarafın iradesiyle uyuşan irade beyanı’nın
sözleşmenin kurucu unsuru olduğu kabul edilmektedir. Yine de ana-
yasanın hukuken de bir sözleşme olduğunu ileri sürenlere bir haklılık
payı verilebilir. Zaten toplumsal bir işlem olduğu tartışılmamaktadır.
Bir ülkede anayasanın varlığından söz edebilmek için mutlaka ya-
zılı ve değiştirilmesi özel koşullara bağlanmış bir üst kurallar toplu-
luğunun bulunması şart mıdır? Eğer gerçekten bu şartsa İngiltere’de
anayasa yok mudur? 1814 ve 1830 Fransız Nizamnamesi
72
, 1848 İtal-
yan Anayasası (Statuto Albertino) ve 1921 Türk Teşkilat-ı Esasiye Ka-
nunu birer anayasa değil midir?
70
Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op. cit., s.39
71
Erdoğan, Anayasal Demokrasi, op.cit., s.15, 16
72
Buradaki nizamname, tüzüğün eş anlamlısı değildir; Fransızcadaki charte’ın
karşılığı olarak norm, kurallar bütünü anlamındadır.
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY189
Bir ülkede anayasanın varlığından söz edebilmek için anayasal
kuralların yazılı olması, tek bir metinde mi toplanması ve aynı huku-
ki değere mi sahip olması gerekir? Eğer öyleyse günümüz İsrail’inde
anayasa yok mudur? Yeni Zelanda bir anayasaya sahip değil midir?
İşte bu tarz soruların tamamı, anayasadan bahsedildiğinde insan zih-
ninde oluşan alacakaranlıkta bir meşale gibi yol gösterici olabilecektir.
C. HUKUKİLİĞİN GÖSTERGESİ: ANAYASANIN ÜSTÜNLÜĞÜ
Anayasaya sahip olan her devlet açıkça veya zımnen anayasa-
nın üstünlüğü ilkesini kabul ederler. İlkenin iki anlamı olduğu iddia
edilmektedir. Anayasanın üstünlüğünün birinci anlamı, bütün kamu
idarelerinin işlem ve eylemlerinde anayasal kurallara uymak zorunda
oluşudur
73
. Anayasanın dışında/üzerinde yetki dağıtan bir düzenle-
me yoktur. Devlet ve diğer kamu tüzel kişilerinin hukuki varlıkları
anayasada, tabir yerindeyse, erimiştir. Anayasanın olmadığı yerde
hukuken bir devletin olduğundan söz etmek mümkün değildir. Ana-
yasanın bağlayıcılığı ilkesinin ilgilendirdiği taraf devlet ve resmi yet-
kiler kullanan organlardır. Kamu etkinlikleri anayasanın uygulanması
da demektir. Bununla beraber anayasanın üstün oluşu tabiatı gereği
vatandaşları doğrudan alakadar etmez. Anayasanın üstünlüğünün di-
ğer anlamına gelince, o, anayasanın bütün hukuki işlemler arasında
en üstün düzenleyici işlem oluşudur. Normatif üstünlük de denilen
bu yorum bağlamında, yazarın deyişiyle “hukuk normları hiyerarşisinde
anayasa en üst kademede yer aldığı için kanunların ve diğer hukuki işlemlerin
anayasaya uygun olması gerekir. Kamu makamlarının anayasa dışında asli
yetkili kaynakları bulunmadığı için, anayasaya aykırı işlemler teorik olarak
geçersizdir. Bununla beraber bu tür işlemlerin geçersizliğinin hukuken tespit
edilmesine de en azından pratik nedenlerle ihtiyaç vardır.”
74
Anayasanın hukuki yönünü ele alırken kamu erklerini bağlayan
kuralların varlığını iddia eden hukuki anayasa anlayışının tam zıddı
olmasa da muhalifi olan bir kurama, realist yorum kuramına
75
göz at-
73
Erdoğan, op.cit., s.81
74
Erdoğan, loc.cit., s.83
75
Bkz: Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Ekin Yayınları, 2010, s.100; Göz-
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni190
makta yarar olabilir. Bu kurama göre, yorumlanan unsur, kural de-
ğildir; kuralın lafzıdır. Mesela, 1982 Anayasası’nın 1. maddesindeki
“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” kural değil, kuralın metni, söze dö-
külmüş halidir. Takdir edilir ki, bütün metinler gibi hukuki metinler
de pek çok anlam taşıyabilir. Yorum, işte bu pek çok anlam arasından
birinin yeğlenmesidir. Kuralın lafzı kendiliğinden yorumlanamayaca-
ğına göre, söz konusu yorumu birisi yapacaktır. Bu ‘birisi’ tercihini
yaparken genellikle özgür olacaktır. Bu noktada şu iddia edilebilir:
Yorumcu genel-geçer mantık ilkeleriyle bağlı olmalıdır. Gai, lafzi, tarihsel
veya sistematik yorum yöntemlerinden faydalanmak durumundadır. Hemen
belirtmek gerekir ki, bu iddia hukuki dayanaktan mahrumdur. Zira
yorumcuyu gerek hukuken gerekse fiilen bağlayan bir şart ya da kural
mevcut değildir. O halde kural, konumuz bağlamında da anayasa, yo-
rumcu nasıl yorumlarsa odur. Bu da şu manaya gelir ki, hakiki kanun
koyucu yorumcudur. Yukarıda Sartori’ye atıfta bulunularak belirtil-
diği üzere, yorumcu olan yargıç, kanun koyma yetkisini bu kurama
istinaden kendisinde görebilecektir, görmektedir.
Hukuki anayasa anlayışının realist yorum kuramına neden muha-
lif olduğu meselesine dönülecek olursa, bağlayıcılık hususunun ayrım
noktalarından olduğunu hemen tespit etmek mümkündür. Realist yo-
rum kuramı, bir bağlayıcılığın olduğunu kabul etmekle birlikte, bağ-
layıcı kişi ya da merciin her zaman kuralda (mevzumuz gereği ana-
yasada) belirtilen kişi ya da mercii olmayabileceğini öngörmektedir.
Oysa hukuki anayasa anlayışında, anayasa belirtilen organ ve herkes,
kuralla bağlıdır ve yüksek ihtimalle ilgili anayasa kuralı anayasaya
sadakatle yorumlanacaktır. İşte bu noktada hukuki anayasa anlayışı
realist yorum kuramından uzaklaşır. Diğer yandan bu kuramlar birbi-
rinin tam zıddı da değildir.
Hukuki anayasa anlayışının asıl karşıtı, mekanist anayasa anla-
yışıdır
76
. Buna göre, anayasa devlet içinde siyasi iktidarın şekillendi-
rilmesidir. Bu şekillendirme içinde anayasal organlar gerçek (hukuki)
ler, Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı, Anayasa Yargısı Dergisi,
Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, cilt 15, s.207-249. Teorinin kurucularından
en bilineni Hans Kelsen’dir. Yazar, bu kuramını “Saf Hukuk Kuramı” adlı eserinde
ortaya koymuştur.
76
Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit. s.101
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY191
anlamda yükümlülükler altında değildir. Bu organların tabi olduğu
şey, olsa olsa zorlamalar’dır
77
. Anayasal organların davranışları bağ-
layıcı hukuk kurallarının uygulanması veya ihlali olarak değil, içinde
anayasal düzenlemelerin ve karşılıklı ilişkilerin yer aldığı bir aygıtın
(mekanizma) ürünü olarak telakki edilir. Sorun, kamu makamının yet-
kili olup olmama meselesi değil, neyi yapmasının mümkün olduğu
sorunudur
78
. Bu aşamada realist yorum kuramını göz önünde bulun-
duran bir tetkike ihtiyaç oluşmuştur.
Mekanist anlayış açısından, yorum yetkisine sahip organın yo-
rumlarının, bu organın iş ortağı konumundaki diğer organların tepkisi
ile dengeleneceği iddia edilebilir. Yorum yapan yetki organ yapacağı
yorumun her halükarda geçerli olduğunu varsayarak tamamen keyfi
şekilde yorum yapma imkânı bulamayacaktır. Yorumu yaparken sade-
ce hukuki değil fiili şartları da nazarı itibara almak, diğer organlarda
yorumun yol açacağı tepkileri hesaba katmak durumunda kalacak-
tır. Çelişkili veya kimilerince kabul edilemez yorumlar yaparsa diğer
organların tepkisini çekeceği söylenebilecektir. Bunların neticesinde,
aşamalı şekilde, yorumu yapan anayasal makamın yetkilerinde bir kı-
sılma meydana gelebilir
79
. Kuşkusuz söz konusu kısılma hukuki değil
fiili nedenlerle gerçekleşecektir. Mesela, İngiltere’de Kraliçe’nin Lord-
lar ve Avam Kamarası’nın ihdas ettiği bir kanunu geri çevirmesine ül-
kedeki ‘hukuki anlamda anayasa’ bakımından bir engel yoktur. Fakat
İngiltere’de Kraliçe’nin imza için saraya gönderilen bir kanunu veto
ettiği yüzyıllardır görülmemektedir
80
. Bu tavrın sebebi hukuki olma-
dığına göre siyasi olmalıdır. Daha açık bir deyişle, Kraliçe, kanunları
77
Michel Troper, La Constitution et ses représentations sous la Ve République, Pou -
voirs, n 4, 1978, s.62’den aktaran Gözler, loc.cit.; yazar bahiste geçen ‘yükümlülük’
terimini Fransızcadaki ‘obligations’, ‘zorlamalar’ı ise ‘contraintes’ terimleriyle
eşleştirmektedir. ‘Obligation’ İngilizcede de hukuki anlamda ifası zorunlu olan
edim, ‘borç’ demektir. Nitekim bu dilde Borçlar Hukukunu ifade etmek için Law of
Obligations terimi kullanılır.
78
Troper, Le Probléme de l’interpretation et la théorie de la supralégalité, Recueil
d’etudes en hommage a Charles Eisenmann, Editions Cujas, 1975, s.150’den
aktaran Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit. s.101
79
Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit. s.101
80
En son 1707 tarihinde Kraliçe Anne, Scotch Militia Kanununu onaylamaktan
kaçınmıştır. S.B. Chrimes, English Constitutional History, Oxford University Press,
1953, s.13’ten aktaran Gözler, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, op.cit., s.53
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni192
veto yetkisini kullanmamaktadır
81
; çünkü parlamentonun tepkisinden
ve siyasi kuvvetinden çekinmektedir. Kolayca anlaşılacağı gibi, meka-
nist anayasa anlayışı, siyasi dengeleri dikkate alan anayasal organların
mümkün olan her türlü işlemi, anayasaya aykırı olup olmadığına bak-
maksızın, yapabileceğini de öngörmektedir. Pekâlâ, mekanist anlayış
ışığında ‘hukuki anlamda anayasa’ nereye oturmaktadır? Hemen altını
çizmek lazımdır ki, anayasanın üstünlüğü, burada, ihlal edilen/edile-
bilen bir şey değildir. O yüzden söz konusu yaklaşımla çelişmez. Ne
var ki, anayasal organların siyasal dengeleri gözeterek yetkilerini kul-
lanırken anayasadaki hukuk kurallarını çiğneyebildiği söylenemese de
intra constitutionem biçimde her makamın yetkilerini aşmadığı; üstelik
bazı yetkilerini kullanmaktan dahi imtina ettiği görülebilecektir.
D. FEDERALİZM İLE HUKUKİ ANLAMDA ANAYASA İLİŞKİSİ
1. Genel Olarak
Federasyon, uluslararası kişiliği haiz merkezi bir devlet (ki bu fe-
deral devletin ta kendisidir) ile uluslararası kişiliği haiz olmayan böl-
gesel devletlerin (bunlar da federe devletlerdir) aralarında teminatlı
bir yetki paylaşımı yapmak suretiyle oluşturdukları devlet topluluğu-
dur
82
. Bir devlet biçimi olarak federal idarenin olmazsa olmazlarına
bakıldığında, anayasanın hukuki yanıyla kaçınılmaz bağlantısını fark
etmemek hemen hemen imkânsız gibidir. Nitekim Erdoğan’ın deyi-
miyle, “federalizm başlangıçta anayasal devleti gerçekleştirmenin yolu ola-
rak görülüyordu. Bunun temel nedeni federal devletin devlet iktidarını dikey
olarak dağıtmak suretiyle merkezde aşırı güç toplanmasını önlemeye elverişli
niteliğidir.” İlk tahlilde anayasanın siyasi yönüne dairmiş gibi duran
federalizm-anayasa bağlantısı, aslında federal devletin zorunlu unsur-
larına bakıldığında kendiliğinden hukuki renge bürünecektir. Federal
81
De Smith& Brazier, Constitutional and Administrative, ve Law, Penguin Books,
1989, s.29’da, Albert Venn Dicey, Introduction to Study of the Law of the Constituti-
on, 1959, s.417-422’den aktarılarak belirtilmektedir. (internetten erişim: www.cons-
titution.org/cmt/avd/law_con.htm, erişim tarihi: 10.8.2011) İlk belirtilen kaynakta
başka örnekler de vardır. İlave etmek gerekir ki, İngiltere’de bu tarz hukuki değer
taşıyan siyasi/anayasal geleneklere ‘constitutional conventions’ denmektedir.
82
Gözler, op.cit., s.193
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY193
devlet birbirine karşı belli bir oranda özerk iki tür yönetime sahiptir:
federe devlet-federal devlet. Fakat bundan başka federal devletin iki
vazgeçilmez özelliği daha vardır: yazılı anayasanın olması ve anayasal
yargının bulunması!
Dünyada bilinen ilk federal devlet Amerika Birleşik Devletleridir.
Ne tesadüftür ki, dünyada günümüzdeki anlamıyla bilinen ilk ana-
yasa da Amerikan anayasasıdır. Bu tablo, kaçınılmaz şekilde, hukuk
dünyasına anayasayı armağan eden düzenin federalizm olduğuna işa-
ret etmektedir. Tersinden söylemek gerekirse, dünyada federal düze-
ne ihtiyaç duyulacak siyasi şartların oluşması geciktikçe anayasanın
günlük hayata girmesi de gecikmiştir; ta ki 1787’de Amerikan anaya-
sası ilan edilesiye kadar.
2. Federasyona Duyulan İhtiyaç
Burada şu soruyu sormamak elde değildir: Federasyona neden ve
ne zaman ihtiyaç duyulur?
İlk olarak belirtmek gerekir ki, anayasa ile federalizmin bağı çift
yönlüdür. Şöyle ki, anayasa hem federasyonun kaynağıdır; hem de fe-
dere devletler arasındaki bağın niteliğidir
83
. Anayasanın federal devle-
tin kaynağı oluşu, federal devletin bir anayasa olmaksızın kurulama-
ması, mecburen kanunların üzerindeki bu hukuki normu gerektirmesi
olarak da ifade edilebilir. Anayasa, bir devlet topluluğu çeşidi olan
federal devletin aynı zamanda niteliğini teşkil eder. Bunu açıklayabil-
mek için diğer bir devlet topluluğu olan konfederasyon ile karşılaştır-
mak faydalı olacaktır. Konfederasyonda üye devletleri bir arada tutan
güç bir ya da birkaç ‘uluslararası sözleşme’ iken, federasyonda fede-
re devletleri birleştiren hukuki bağ, tartışılmaz biçimde ‘anayasa’dır.
Diğer bir tabirle, konfedere devletler arasındaki bağ akdî iken federal
düzendeki federe devletler arasındaki bağ anayasaldır. İşte, federe
devletleri birbirine bağlayan bağın anayasa haricinde başka bir huku-
ki müessese olamayışı, federasyonun olmazsa olmaz surette anayasal
niteliğini apaçık ortaya koymaktadır. Bu sonuca ilave olarak, devlet
ile anayasa arasındaki ilişki düşünüldüğünde, federasyon ile anayasa
bağlantısı daha bir pekişmekte ve açığa kavuşmaktadır.
83
Oktay Uygun, Federal Devlet, Çınar Yayınları, 1996, s.176 vd.; Gözler, Anayasa
Hukukunun Genel Esasları, op.cit., s.196-216
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni194
İkinci olarak, federal düzende yazılı anayasa şarttır
84
; çünkü özerk
iki tür yönetimin yetki paylaşımı ancak en üst hukuki norm olan ana-
yasa ile ve açık seçik olması yönüyle yazılı surette yapılabilir. Ya tek
tek federal devletin yetkileri sayılıp gerisi federe devletlere bırakılır,
ya da her iki özerk idarenin yetkileri ayrı ayrı yazılır. Yazılı anayasa
ile anayasanın hukuki yönü arasındaki yakın ilişkiye yukarıda deği-
nilmişti. O halde şu denilebilir ki, yazılı bir anayasa olmaksızın federal
devlet düzeni kurulması mümkün değildir.
Federal düzende katı anayasa şarttır
85
; aksi halde federal devlet, sa-
hip olduğu üstün federal yasama yetkisini kullanarak federe devletlerin
yetkilerini keyfi şekilde tırpanlayabilir. Katı anayasa koşulu, yazılılık
koşuluyla birlikte göz önünde bulundurulursa ve bu iki şartın aslında
anayasaya asıl hukuki hüviyetini kazandıran unsurlar olduğu hatır-
lanacak olursa, hukuki anlamda anayasanın federalizm ile arasındaki
karşılıklı perçinlenmiş durumu kendiliğinden gözler önüne serilecektir.
Dünyadaki federal devletlere bakıldığında, İsviçre, Belçika, Birle-
şik Arap Emirlikleri gibi bazı küçük federal devletler bir kenara bırakı-
lırsa
86
, kaydadeğer bir çoğunluğunun geniş yüzölçümüne sahip oldu-
ğu görülecektir. Rusya Federasyonu, Hindistan, Avustralya, Brezilya,
Arjantin, Kanada, ABD, Sudan, Etiyopya gibi devletler milyonlarca
kilometrekarelik geniş topraklara sahiptir. Ve ne tesadüftür ki, geniş
topraklara sahip olup da federalizmi benimsememiş pek az devlet var-
dır. Topraklar genişledikçe ülkenin tek bir merkezden yönetilmesinin
zorlaşması, birçok idari/bölgesel merkeze ihtiyaç duyulması federal
düzeni doğuran başlıca sebeplerden biridir. Takdir edilir ki, bu kadar
geniş coğrafyada ana merkez ile bölgesel merkezler arasındaki yetki
paylaşımının öyle bir belgeyle yapılması gerekir ki bölgesel merkez-
lerin hakları ihlal edilmesin. İşte bu belge yazılı ve katı anayasadan
başka bir şey değildir.
Federal düzende iki özerk idare arasında doğabilecek artık ‘ana-
yasal’ olarak nitelenmesinde sakınca olmayan sorunları çözümleye-
cek, mümkün olduğunca tarafsız, kaçınılmaz olarak tek, bağımsız bir
84
Gözler, op.cit., s.207
85
Gözler, loc.cit.
86
Gözler, op.cit., s.199
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY195
makama ihtiyaç vardır. Bu makam yargısal olmak mecburiyetindedir;
aksi halde uyuşmazlıkta son sözü söyleyemez. O halde ülke genelinde
var olan eşi bulunmayan bu makam bir mahkemedir. Anayasa yargısı
ile anayasanın hukuki vasfı hakkında yukarıda ortaya konan düşün-
celer de dikkate alınırsa, federal devlet düzeni, zorunlu olarak bir ana-
yasal düzen yaratır; bu, hukuki, bağlayıcılığı olan, bir yargı makamı
tarafından denetlenen bir düzendir; temel kurallarının tamamı yazılı-
dır; her kişi ve organ ancak bu ‘kuralların kuralı’nda yer alan bir resmi
yetkiyi kullanabilecektir.
E. ANAYASA KAVRAMININ DOĞUŞUNA HUKUKİ BAKIŞ
1. Genel Olarak
Anayasa kavramının doğduğu yıllar, tarihte imparatorlukların ve
krallıkların yıkılmaya başladığı yerine ulus-devletlerin kurulduğu dö-
neme tekabül etmektedir. Bu cümleye bakıldığında anayasanın siyasi
niteliğine değinileceği düşünülmemelidir. Aksine buradaki anayasa,
devletin temel kurallarını içeren hukuki bir kavram olan anayasadır.
Tarihteki ilk anayasa 1787 tarihli Amerika Birleşik Devletleri anayasasıdır.
ABD’nin İngiliz İmparatorluğu’ndan koparak bağımsızlığını ilan ettiği
bilinmektedir. Tarihteki ikinci anayasa 1791 tarihli Fransa anayasasıdır;
Fransız Cumhuriyeti Fransa Krallığı’nın külleri üstünde kurulmuş-
tur. Anayasa, hukukun hem öznesi hem nesnesi olan devletin temel
kaidesi
87
olarak bu devletlere hukuki varlık kazandırmıştır. Diğer bir
deyişle, siyasi düzenin değişmesi hukuk düzenlerini de bir bir değiş-
tirmiştir. ABD ve Fransa’dan önce, anayasaya sahip olan bir devlet yok
değildir. MÖ 2300 yılında Sümer kralı Lagaşlı
88
Urukagina’nın yürürlü-
ğe koyduğu ilk anayasadan Atinalılar, Romalılar, Cermenler, Medine-
liler gibi pek çok milletin benimsediği anayasal belgeler olmuştur Yine
örneğin, San Marino’nun, altı kitaptan oluşan Leges Statutae Republicae
Sancti Marini anayasası, 1300 tarihli Statuti Comunali esas alınmak ve
İmparator Justinianus’un Codex’inden ilham alınmak suretiyle Latin-
87
Burada “kaide”, hem kural hem dayanak anlamında kullanılmıştır.
88
Lagaş, Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşme yerinin kuzeybatısında Uruk’un doğu-
sunda yer alır. Lagaş hem Sümerlilerin hem de daha sonraları Babillilerin en eski
şehirlerinden biridir.
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni196
ce olarak
89
, 1600 yılında kaleme alınmıştır; büyük ölçüde halen yürür-
lüktedir
90
. 1639 Kuzey Amerika Anayasası, 1653 İngiliz Hükümet Belgesi
91
,
1657 İngiliz Naçiz Tavsiye ve Dilekçe
92
, 1710 Pylyp Orlyk Anayasası
93
, 1755
Korsika Anayasası
94
, 1772 İsveç Anayasası
95
bilinen anayasalardandır. Fa-
kat günümüzdeki anlamıyla ilk anayasanın 1787 ABD Anayasası oldu-
ğu yaygın şekilde kabul etmektedir.
Fransa’daki anayasanın macerasını öğrenmek için yeniden Teziç’e
bakmak gerekiyor. Fransa’da “Eski Rejimde”, 16. yüzyılda, milli devlete
doğru gelişmede, devletin statüsünü düzenleyen “Krallığın Temel Ka-
nunları” vardı. Fransa’nın ilk anayasası sayılan bu kurallara, monark
karşı gelemiyordu. Fakat oluşma halinde olan bu kurallar açık değildi
ve teamülî nitelikleri, kralın kişiliği ile devletin birbirinden ayrılması-
na imkân vermiyordu. “Eski Rejimde”, monarşi hukukçuları, devletin
hukuki niteliğinin bütün sonuçlarını henüz ortaya koyamamışlardı.
Bu bakımdan da, kral tarafından yapılan işlemler, devletin değil, fakat
yalnızca kralın irade açıklamaları sayılıyorlardı. Monark’ın ölümünde,
işlemi yapan irade, iktidarını yitirdiği için işlemler bütün otoritesini
ve bağlayıcılığını kaybediyorlardı. Bunların bağlayıcı olabilmeleri için,
onun yerine geçenin (halefinin) ayrıca bunları doğrulaması (teyit et-
mesi) gerekiyordu.
Anayasa arayışı, sözde anayasacılık hareketleri
96
bir kenara bırakı-
lırsa, daima devlete hukukilik, süreklilik, kişilik kazandırma yönünde
olmuştur. Anayasanın hukuki kavramsallığının şekillenmesi, anayasa-
cılık hareketleriyle gerçekleşmiş, pekişmiş ve sürüp gitmiştir.
89
San Marino Cumhuriyeti Portalı, http://www.sanmarinosite.com/eng/statuti.
html, erişim tarihi: 6.4.2011
90
Loc.cit.
91
Özgün adı The Instrument of Government’tır. Kısa süre yürürlükte kalmıştır.
92
Özgün adı The Humble Petition and Advice’tır. Kısa süre yürürlükte kalmıştır.
93
Kiev Urban Adventures Web Site, http://www.kievurbanadventures.com/did-
youknow, erişim tarihi: 6.4.2011
94
Özgün adı Progetto di costituzione per la Corsica’dır. İtalyanca kaleme alınmıştır.
95
Özgün adı 1772 års regeringsform’dur.
96
“Pseudo-mouvements constitutionnels”. Örneğin, Çarlık Rusya’sında, Çar 2. Nikola
tarafından, gerçek anayasacılık hareketlerinin önüne geçmek için birtakım sözde
önlemlerin alınmasında görülmüştür. “Ekimciler” ya da “17 Ekim Birliği” olarak
bilinen bir grup aydın, bu sözde anayasacılık hareketleri için Çarın yaptığı çağ-
rıya olumlu yanıt vermiştir. http://fr.wikipedia.org/wiki/Octobriste, http://
en.wikipedia.org/wiki/Union_of_October_17, erişim tarihi: 6.4.2011
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY197
2. Ölümlü Hükümdar-Ölümsüz Devlet
Anayasaların varlık sebepleri üzerine düşünüldüğünde, hüküm-
dar ile devletin birbirinden farklı olduğunun anlaşılmasının bir dönüm
noktası olduğu görülmektedir. Hükümdar, her ne kadar kendisine ila-
hi kudret atfedilse, “Tanrının yeryüzündeki gölgesi” olarak anılsa dahi,
ölümlüdür. Çünkü insandır. Herkes, buna hükümdarın tebaası da
dâhil, hükümdarın günün birinde öleceğini bilmektedir. Peki devlet?
Devlet nedir? Hükümdarın varlığından ayrı bir oluşum mudur? Buna
mesela Fransız kralı “hayır” diye cevaplamıştır, “l’etat, c’est moi!”
97
. O
halde şu tespit yapılabilir: Belli bir döneme kadar devletin hükümda-
rın bedeninde somutlaştığı kabul edilmiş, hükümdarın her buyruğu
devletin kuralı sayılmıştır. Zaten Osmanlı hükümdarlarının mesela
yalnız başına yemek yemelerini öngören yazısız kurallar, onların in-
sani özelliklerinin birileri tarafından görülmesini engellemeyi hedefle-
miştir. Görüldüğü üzere, coğrafya, din, dil değişse de, anayasa öncesi
hukuk ve devlet anlayışı değişmemektedir. Bu anlayışa göre, devlet
hükümdardır; hükümdar devlettir. Bu mesele siyasi tarihi, siyaset bi-
limini ilgilendirdiği kadar hukuku da ilgilendirmektedir. Çünkü ana-
yasaların hukuk arenasına girme sebebi tam da bu noktada saklıdır.
Hükümdarın ölümlü, devletin ölümsüz olduğu, dolayısıyla ikisinin
aynı şey olamayacağı, din ile hukuk arasındaki meşruiyet bağlarının
zayıflamasıyla anlaşılmaya başladıktan sonra zihinlere zor bir açmaz
düşmüştür: hükümdar devlet değilse, o halde devlet nedir? Devlet,
hükümdarın kişiliği dışında bir şey olmak zorundadır. O halde kişilik
dışı, soyut, tıpkı modernite öncesi dönemde olduğu gibi herkesi bağ-
layıcı bir iradeye veya kurallar manzumesine ihtiyaç vardır. Düşünce
silsilesi, hukuk ile siyaset biliminin kesiştiği o belirsiz sahada, araştır-
macıyı anayasaya götürmektedir. Devlet anayasadır. Hukukun kay-
nağı değişmiştir; bir insan olan hükümdarın yerini kurallardan ibaret
olan kişilik dışı bir dayanak, anayasa almıştır.
Hukukun kaynağı açısından, evrensel anlamda somut ile soyutun
ayrılması, kopmasını Teziç Fransız İhtilali’ne bağlar. Ona göre, 1789
Devrimi, devlet ile kralın şahsını birbirinden ayırır; böylece anayasa
kavramı ortaya çıkar. 1791 Fransız Anayasasına göre kral artık “Fran-
97
Fr. “devlet benim”
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni198
sızların” değil, “Fransa’nın” kralıdır
98
. Devlet tüzel kişiliğinin bütün
hukuki sonuçları ortaya konur. Bundan böyle, yönetenlerin yaptığı
işlemler, devlet adına olur ve iktidarlarını yitirdikleri zaman devletin
özerkliği nedeniyle, bu işlemler bağlayıcılığını korurlar
99
.
Öte yandan, tüzel kişilik, eski tabiriyle hükmi şahsiyet kavramı
ile anayasalar arasında güçlü etkileşimler vardır. Medeni hukuk ile
anayasa hukuku arasındaki duvar kaldırıldığında, bir hakikat kendini
gösterir: Hukuk, gerçek kişilik müessesesiyle yetinmeyip, tüzel kişilik
kavramını bünyesine katmıştır. Fakat hukuk, aynı zamanda, tarihin
belli bir evresinde, artık kaynağını ölümlü bir insana değil de, kalı-
cı bir varlığa dayandırmaya başlamıştır. İkisi, aynı dünya görüşünün
eseridir: Aydınlanma. Hukukun en üst noktasındaki zihniyet değişi-
mi, kuvvetli dalgalar halinde hukukun alt dallarına sirayet etmiştir.
Hâkimiyet, gökyüzünden yeryüzüne, insanların düzeyine indirilmiş-
tir. Tüzel kişiliğin tanınması da, meşruiyetin kaynağının gökyüzün-
den yeryüzüne indirilmesinin bir meyvesidir.
Devleti oluşturan unsurlarının yanı sıra, onun niteliklerinden biri
hukuki bir varlığa sahip olmasıdır. Buna tüzel kişilik deniyor: Devlet
bir kamu tüzel kişisidir; kendisini oluşturan bireylerin dışında, huku-
ken korunan hakları olduğu gibi, ödevleri de vardır. Tüzel kişi olma-
sının bir başka sonucu devletin sürekliliğidir. Tüzel kişiliğin özelliği,
bunların ancak bir “statut”ye
100
sahip olmaları ile hukuki kişiliklerinin
varolabilmesidir. Hukuki faaliyetlerde bulunabilmesi için tüzel kişinin
bazı organları gereklidir. Bu organlar da ancak “statut” ile oluşabili-
yor. Şu halde “statut” olmadan tüzel kişilikten söz edilemez. Devletin
“statut”sü anayasadır. Yetkilerin tek kişide toplandığı durumlar hariç,
her devletin bir anayasası vardır. Anayasa sözcüğü, öteki yasalardan
daha geniş kapsamlı, onlara kaynaklık eden yasa demektir
101
.
98
Görüldüğü üzere, somut “Fransızlar” deyiminden soyut “Fransa” deyimine ge-
çilmiştir. Fransızlar sayısı, niteliği belli olan, belli bir bölgede yaşayan, yürüyen,
yemek yiyen, uyuyan insanlardır. Halbuki “Fransa” bir devlettir, sınırı değişebilir,
yöneticileri değişebilir, hatta hükümet şekli değişebilir; fakat hala Fransa olma
özelliğini korur; ölümsüzdür, kalıcıdır, mücerrettir.
99
Teziç, op.cit., Anayasa Hukuku, s.143
100
“Statut” kurucu metin anlamında kullanılmıştır.
101
Teziç, op.cit., Anayasa Hukuku s. 142
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY199
F. ANAYASANIN MANTIKİ VE BİÇİMSEL DEĞERİ
1. Genel Olarak
Bütün toplumsal kuralların koyuluş amacı ve sebebi vardır. Ku-
rallar; yaşamı kolaylaştırmak, adaleti sağlamak, insanların vicdanını
tatmin etmek, yönetimi meşru halde getirmek gibi amaçları gerçekleş-
tirmek üzere ihdas edilir. Diğer yandan insan tabiatının açmazları, sü-
rekli değişen ihtiyaçlar ise kural koymanın sebebini teşkil eder. Hukuk
kuralları da, birer toplumsal kural olarak, tartışma götürmez şekilde
mantıktan beslenir; kaynağını ondan alır. Anayasa, hukukun en kay-
da değer kavramlarından biri olduğuna göre o da mantıki bir değere
sahiptir. Anayasanın mantıki değeri içeriğinin değeridir. Kavramın
özüne ilişkindir. Anayasa hukukçularının ‘maddi anlamda anayasa’
olarak vasıflandırdığı bir düşünce ürünüdür.
Yazılı hukuk birden fazla norma sahiptir. Bunlar öyle normlardır
ki, her biri hukuki değer olarak birbirinden farklıdır. Aralarında astlık-
üstlük ilişkisi vardır. Anayasanın bir hukuki norm olduğu genel kabul
gördüğüne göre o da düzenlemeler arasında bir yere sahiptir. Bu yer
tüm düzenlemelerin en üstüdür. Bir benzetmeyle konuyu açıklamak
gerekirse, hukuk birçok organlardan müteşekkil bir beden ise her bir
norm bir organdır. Organlar arasında işlevlerinden kaynaklanan önem
farklılığı vardır. Böbreksiz bir insan yaşayabilir; fakat kalbi olmayan
bir insan yaşayamaz. O halde organlar ve dolayısıyla normlar arasında
üstünlük ayrımının ayırtına varılmalıdır.
Anayasanın biçimsel/organik değeri bazı ölçütlere tabidir: yazılı-
lık, sertlik, hukuki düzenlemeler arasında altlık-üstlük ilişkisinin var-
lığı, şekil şartlarına riayetkârlık... Dolayısıyla, bu bağlamda yapılacak
tartışmalar, söz konusu ölçütler kullanılmak suretiyle yapılmalıdır.
Anayasanın organik değeri, yalnız ulusal hukuk düzeni bazın-
da değil, uluslar arası hukuk düzeninde kullanılması mümkün olan
bir kıstastır. Örneğin, Avrupa Birliği Anayasa Taslağı ile ilgili olarak,
maddi değer sıfatıyla var olan anayasaya organik değer kazandırmak
amacıyla, her ülkede farklı yöntemlerle hukukilik kazanacak şekilde
çalışmalar yapılmış, yol haritaları hazırlanmıştır. Ancak belirtmek
gerekir ki, Avrupa Birliği şekli bir anayasaya sahip olmadan önce de
anayasal bir düzen kurmuştur. Diğer bir ifadeyle açık yargı kanalla-
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni200
rı ile hukuk devletinin ve yurttaşların hak ve özgürlüklerinin güven-
ce altına alındığı bir sistem söz konusudur. Bu doğrultuda Avrupa
Toplulukları’nı kuran antlaşmanın bir anayasalaşma sürecinden geç-
tiğini ifade edebiliriz. Bu niteliğe sahip olmayan bir normun anayasal
değere kavuşması ve söz konusu hukuk düzeninde diğer normların
üzerinde yer alması olgusu öncelikle bu değer ulaşacak normun tar-
tışmasız yorumunu yapacak bir kurumun da varlığını gerektirir. Bu
kurum, Avrupa Adalet Divanı’dır. Bu süreç boyunca Divan’ın Van
Gend en Loos, Costa, Yeşiller, Simmenthal kararları ile anayasal düzeni
temellendirdiği görülmektedir. Bu süreç sonunda Antlaşma, bir ‘hu-
kuk topluluğu’nun Anayasası haline evrilmiştir
102
. Avrupa Birliği’nin
bu anayasalaşma sürecinin yazılı hukuktaki yansıması tek bir metin
haline gelerek Avrupa Anayasası’na dönüşmüştür. Önemli olan nokta
Avrupa Birliği’nin konfederal-federal yapılanma tartışmalarının öte-
sinde Avrupa Birliği hukuk düzeninin süreç içinde oluşturduğu ana-
yasal corpus’unu yazılı bir anayasa haline getirmesidir
103
.
2. Aşkın (transcendental) Kaide ve Kurallar Silsilesinde Anayasa
Avusturyalı hukukçu Kelsen Devlet ve Hukukun Genel Kuramı
104
adlı eserinde normları astlık-üstlük oluşturacak şekilde sınıflandırır;
‘tabakalar halinde biçimlendirilmiş hukuk doktrini’
105
veya yaygın bi-
linen adıyla ‘normlar hiyerarşisi’ kavramlarını gündeme getirir. İşte
anayasanın bu organik değerine hukukçular ‘şekli anlamda anayasa’
demektedir.
Kurallar zinciri, kendiliğinden, normların çeşitliliğini, anayasa,
kanun, tüzük, yönetmelik gibi farklı tür hukuk kurallarının varlığını
gerektirir. Tabii şekli anlamda anayasayı diğer kurallardan farklı kı-
lan, onun tek olmasıdır: onlarca kanun, yüzlerce tüzük, binlerce yö-
102
Karakaş, Avrupa Birliği Anayasası, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Sayı: 2005/1, s.99
103
Karakaş, Avrupa Birliği Anayasası, loc.cit.
104
General Theory of Law and State. Cambridge 1945; Théorie générale du droit et
de l’État suivi de La doctrine du droit naturel et le positivisme juridique, LGDJ -
Bruylant, 1997, Paris, coll. La pensée juridique
105
Kelsen, yazdığı özgün metinde bu kavram için Almanca “Stufenbaulehre” söz-
cüğünü kullanır, bkz: University of Maryland College of Behavioral and Social
Sciences web site, http://www.bsos.umd.edu/gvpt/lpbr/subpages/reviews/
kelsen0307.htm
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY201
netmelik vardır; fakat bir kural türü olarak anayasa bir tanedir. Diğer
yandan, bu kuramda, üçlü bir farklılaşma olduğu, normu uygulayan
organın onu koyan organdan ayrıldığı, hem yapım sürecinde hem uy-
gulama esnasında denetleyen organın ilk ikisinden farklı olduğu söy-
lenebilir. İşte, bu üç özelliğin ortaya çıkardığı ilişkiye ‘üretim ilişkisi’
denmektedir
106
. Yasa anayasa tarafından, tüzük yasa tarafından yara-
tılır. “Bu bakımdan normların özellikleri geçerlilik ve uygunluk yönünden
irdelenir. Diğer bir normun geçerlilik koşullarını belirleyen norm, ötekine
göre hiyerarşik olarak üst konumdadır. Bu da ‘temel norm’dur. Böylece bi-
rinci düzey norm (anayasa), ikinci düzey normların (kanunlar) ve üçüncü
düzeydeki normların geçerlilik koşullarını belirtir; bu ilişki aşağıya doğru
sürer gider.”
107
Anayasanın aşkın yönü, geçerlilik, uygunluk, normlar
hiyerarşisinin diğer ilkeleri sayesinde belirginleşmektedir.
Geçerlilik şartlarının üretim şartlarından farklı olmadığı ileri sürü-
lür
108
. Bir görüşe göre, kademelenme ilkesi, bir düzenin bütün norm-
larının yapılanmasını mümkün kılar; düzenin her normu bakımından
şartlarının tanımlanabilmesiyle onu teşkil eden normlar zincirini kur-
mak mümkün olabilir. Uygunluğun geçerlilikten farklı olduğu, bir nor-
mun geçerliliğinin üretimini düzenleyen şartlara saygıdan kaynaklan-
dığı, diğer bir tabirle normun doğuşu ve yürürlüğe konma aşamalarına
ilişkin olduğu, uygunluk sorunun ortaya çıkabilmesi için geçerlilik so-
rununun önceden çözülmesinin zorunlu olduğu, sadece geçerli bir nor-
mun ‘uygun olup olmama’ tartışmasının yapılabileceği savunulmak-
tadır
109
. “Bu söylenenler ışığında en üstte yer alan (temel norm varsayımı)
anayasanın otoritesi, anayasaya saygı ile mümkündür. Bu da anayasallık ilke-
sinin güvencelenmesini gerekli kılar. Bu amaçla anayasaya üstünlük, Anayasa
Mahkemesince sağlanır.”
110
Anayasanın üstün norm oluşu bir bakıma, bir
kabuldür; deyim yerindeyse, kanıksanmış bir aksiyomdur. Kant’ın aş-
kın (transcendental) sıfatının, pozitivist bir bakış açısının meyvesi olan
normlar hiyerarşisinin en tepesindeki anayasa kaidesi için uygun dü-
şen bir yakıştırma olması ilginç olsa da, isabetli görünmektedir.
106
L. Favoreu - P. Gaia - R. Ghevontian - J.L. Mestre - A. Roux - O. Pfersmann – G.
Scoffoni, Droit Constitutionnel, 4e éd., 2001, s.58, aktarma: Kaboğlu, op.cit., s.43
107
Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri, loc.cit.
108
L. Favoreu - P. Gaia - R. Ghevontian - J.L. Mestre - A. Roux - O. Pfersmann – G.
Scoffoni, Droit Constitutionnel, 4e éd., 2001, s.58, aktarma: Kaboğlu, op.cit., s.43
109
Kaboğlu, Anayasa Hukuku Dersleri, loc.cit. s.43
110
Kaboğlu, loc.cit.
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni202
G. ANAYASANIN AKIBETİ: AVRUPA ÖRNEĞİ
1. Başlangıç
Artık, anayasa hukuku alanında ulus-üstü düşünce ile anayasanın
bağdaştırıldığı, gerek evrensel anlamda gerekse Avrupa’ya münhasır
şekilde bu konuda eserler serdedildiği görülmektedir
111
. Yalnız Batı-
lı hukuki düzenlere dair değil, onlar dışındaki düzenler hakkında da
ulus-üstü anayasa anlayışını ele alan çalışmalara erişilebilmektedir
112
.
Ulusal anayasa ile uluslararası anayasa kavramları arasında basit
bir benzetmeye gitmeksizin, bugün için çok fazla gelişmiş ve müte-
selsil bir örgütlenme düzeyine sahip olmayan uluslararası toplumun,
her ne kadar şekli bir anayasası olmasa da, temel kurallar biçiminde
111
Alec Stone Sweet, “What is a Supranational Constitution?: An Essay in International
Relations Theory” Review of Politics 55 (1994): 441-474.Available at: http://works.
bepress.com/alec_stone_sweet/17; Alec Stone Sweet and Thomas Brunell. “Con-
structing a Supranational Constitution: Dispute Resolution and Governance in the
European Community” American Political Science Review 92 (1998): 63-81.bkz:
http://works.bepress.com/alec_stone_sweet/15; Maas, Williem, a Suprana-
tional Constitution for European Citizens, Prepared for the conference “Suprana-
tional Political Community: Substance? Conditions? Pitfalls?” University of Victoria,
Canada, 30 September - 2 October 2005. eserinin sekizinci bölümünden, Avrupa
vatandaşlığının siyasi gelişimini inceleyen Avrupa Vatandaşlığının Yaratılması
adlı eserinden, http://www.law.uvic.ca/demcon/documents/Maas-Suprana-
tional%20constitution%20for%20European%20citizens.pdf; John P. McCormick,
Habermas, Supranational Democracy and the European Constitution, European
Constitutional Law Review (EuConst), Volume 2, Issue 3, http://journals.cam-
bridge.org/action/displayAbstract?fromPage=online&aid=586080; Rachel A.
Cichowski, Women’s Rights, the European Court, and Supranational Constitu-
tionalism, Law & Society Review, Volume 38, Number 3, September 2004, pp.
489-512(24), Publisher: Wiley-Blackwell; Constructing a supranational constitu-
tion: dispute resolution and governance in the European Community, Sweet,
Alec Stone; Brunell, Thomas L., American Political Science Review, Publish date:
March 1, 1998; Brian F. Havel, The Constitution in an Era of Supranational Adju-
dication, North Carolina Law Review, Vol. 78, No. 2, 2000, Özeti için bkz: http://
papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1667092, erişim tarihi: 9.6.2011
112
Adalah Proposes Supranational Constitution for-Palestine, http://althayyib.
wordpress.com/2007/12/22/adalah-proposes-supranational-constitution-for-
palestine/; Relations of national and supranational constitutional systems and al-
ternatives of the improvement of Hungarian constitutional system with regard to
EU accession, www.nefmi.gov.hu/research/national_projects/otka/abstracts/
T038414.rtf; Yoav Stern, Arab rights group seeks ‘supranational regime in all of
historic Palestine’, Haaertz Gazetesi, 20 Aralık 2007 nüshası, internetten erişim
için bkz: http://www.haaretz.com/print-edition/news/arab-rights-group-seeks
-supranational-regime-in-all-of-historic-palestine-1.235600
e
rişim tarihi: 9.6.2011
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY203
kendini gösteren anayasal ilkelere, dolayısıyla bir anayasa hukuku-
na sahip olduğu ileri sürülmektedir
113
. Yazar bu noktadan sonra bir
adım daha ileri giderek, anayasa kavramının uluslararası örgütlerin
kurucu antlaşmalarını nitelemek amacıyla, “anayasal antlaşma” şeklin-
de kullanılmasının son derece geçerli bir yaklaşım olduğunu belirtir.
Bu yaklaşım, özellikle evrensel düzeyde Birleşmiş Milletler Sözleşmesi
bakımından geçerli olduğu gibi, bir “Avrupa anayasasının” temelleri-
ni oluşturan Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşmaları ve Avrupa Bir-
liği (Maastricht) Antlaşması bakımından da aynı şey geçerli olabilir.
Gerçekten de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve üye devletlerin
anayasalarıyla birlikte düşünüldüğünde, bu antlaşmalar bir Avrupa
anayasasının temellerini oluşturmaktadır
114
. Bu düşünceler, anayasa-
nın ulusal kalıpları evrensel boyutta yıkıp geçtiğini, uluslararası alana
sirayet ettiğini göstermektedir.
Öte yandan, anayasanın ulus düşüncesi ile bağının zayıflaması
münhasıran Avrupa’da görülen bir durum değildir. Afrika İnsan ve
Halkların Hakları Şartı’nın
115
kabulü, Afrika İnsan ve Halkların Hak-
ları Mahkemesi’nin kurulması ve faaliyete başlaması
116
Afrika gibi
bir kıtada da yukarıda değinilen gelişmelerin görüldüğünün ema-
releridir. Güney Afrika devletleri de bu konuda geri kalmamakta-
dır. Hâlihazırda iki üyesi ve iki gözlemci üyesi olan Güney Amerika
Milletler Birliği
117
, 2004’te gerçekleşen Cusco Bildirgesi ve ardından
113
Göçer, op.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.15
114
Göçer, loc.cit., s.15
115
Şartın özgün metni için bkz: Afrika Birliği resmi sitesi, http://www.africa-uni-
on.org/official_documents/treaties_%20conventions_%20protocols/banjul%20
charter.pdf, ; Bu Şarta Ek Afrika Kadın Hakları Protokolü’nün (Protocol to
t
he African Charter on Human and Peoples’ Rights on the Rights of Women in Africa)
özgün
m
etni için bkz. http://www.african-court.org/fileadmin/documents/Sources%20
of%20Law/Women/PROTOCOL%20women%20eng.pdf; bu ekin Türkçedeki
bir çevirisi için bkz: İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi web sitesi,
http://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/Books/khuku/temel_belgeler/temel_
belgeler_afrika_kadin_haklari_protokolu.pdf, erişim tarihi: 9.6.2011
116
Mahkemenin işleyişi, yapısı ve baktığı davalarla ilgili ayrıntılı bilgi için Mahke-
menin resmi web sitesi: http://www.african-court.org/en/, mahkemeyi kuran
antlaşma (Protocol to the African Charter on Human and Peoples’ Rights on
the Establishment of an African Court on Human and Peoples’ Rights) için bkz:
http://www.african-court.org/fileadmin/documents/Court/Court%20Estab-
lishment/africancourt-humanrights.pdf, erişim tarihi: 9.6.2011
117
Birliğin resmi web sitesi Sitio Oficial de la Union de Naciones Suramericanas için
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni204
2008’de imzalanan Kurucu Antlaşma ile şekillendirilmiştir; tıpkı Bir-
leşmiş Milletler gibi bir genel sekreter tarafından temsil edilmektedir
ve bir parlamentoya sahiptir. Kurucu antlaşma 11 Mart 2011’de yürür-
lüğe girmiştir. Güney Amerika ülkelerinden pek çoğu, farklı dereceler-
de, Güney Amerika Milletler Birliği lehine bazı yetki fedakârlıklarında
bulunmuş ve bulunmaktadır; Birlik lehine bir irade belirtmektedirler.
Mesela Brezilya Anayasası’nın dördüncü maddesinin ikinci fıkrası
Brezilya Federatif Cumhuriyeti’nin bir Latin Amerika Milletler Top-
luluğu yaratmak amacıyla, Latin Amerika halkları ile iktisadi, siyasi,
toplumsal ve kültürel bütünleşme sağlamak için çabalayacağını hük-
me bağlamaktadır
118
. Yine Surinam Anayasası egemenlik ve Surinam
Cumhuriyeti’ne ayrılmış birinci bölümü, madde 2’de, Surinam devle-
tinin yer aldığı, tarihi olarak tanımlanan Güney Amerika kıtasına atıfta
bulunmaktadır
119
. Görülen o ki, ulus-üstü anayasaya doğru yönelen
hareketlenmeler Avrupa coğrafyasıyla sınırlı değildir.
Uluslararası alanda anayasa kavramının kullanılışı, gerçeklik mese-
lesini gündeme getirmektedir. Devletlerarası ilişkilerin yüzyıllar boyun-
ca ördüğü bir yumak olan uluslararası alanda, anayasadan söz etmek ne
kadar gerçekçidir? Soruya cevap arayan yazarlardan Mahmut Göçer’e
göre, uluslararası hukukta anayasa kavramının kullanılması bir yandan
uluslararası toplumun anayasası anlamında, diğer yandan ise ulusla-
rarası örgütlerin kurucu antlaşmalarının anayasal niteliğini belirtmek
için olmuştur. Her iki durumda da bir uluslararası hukuk düzeninin
veya uluslararası örgütlere özgü hukuk düzenlerinin varlığı kabul edil-
mektedir. Gene, her iki durumda da anayasa kavramının iç hukuktan
uluslararası hukuka intikali söz konusudur
120
. Uluslararası toplumun
bir anayasaya sahip olabileceği tezi, öğretide özellikle anayasa kavramı-
nın siyasal toplum kavramından ayrılmaz bir kavram olarak gören bazı
yazarlarca ileri sürülmüştür. Bu yazarlar, uluslararası anayasayı yazılı
bkz: http://www.pptunasur.com/inicio.php?menu=30&idiom=1, erişim tarihi:
9.6.2011
118
Constitution of Brazil in English, Article 4 (International Relations) (1), Internatio-
nal Constitutional Law web site, http://www.servat.unibe.ch/icl/br00000_.html,
erişim tarihi: 8.6.2011
119
Constitution of Suriname in English, Article 2, (Territory), Constitution Society
web site, National Constitutions, http://constitution.org/cons/suriname.htm,
erişim tarihi: 8.6.2011
120
Göçer, op.cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s. 6-7
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY205
olmayan maddi bir anayasaya benzeterek, mevzubahis anayasanın tea-
mül niteliğinde ve kendini zımnen ifade eden bir anayasa olduğunu be-
lirtmişlerdir. Ancak, uluslararası toplumun şekli anlamda bir anayasaya
sahip olmaması, onun temel kurallar şeklinde bir anayasa hukukuna sa-
hip olmasını engellemez. Bu anlamda bazı yazarlar, uluslararası toplu-
mun teamül niteliğinde anayasasını oluşturan ve büyük bir bölümünün
Birleşmiş Milletler Şözleşmesi’nde hukuki varlık kazandırılan anayasal
ilkelerin bulunduğunu belirtmektedir. Gerçekten de, bir temel kuralın
“anayasal” bir kural olarak nitelenebilmesi için, bir yandan maddi ola-
rak anayasa kuralı niteliği arzetmesi, diğer yandan da bağlayıcı olması
gerektiği düşünüldüğünde, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi bu iki şartı
“evrensel düzeyde” yerine getiren tek antlaşma niteliği tebarüz eder. Zira
Birleşmiş Milletler Sözleşmesi evrensel niteliğiyle günümüzde evrensel
örgüt nitelemesine hak kazandığı gibi, maddi olarak anayasal hükümler
de içermektedir. Birleşmiş Milletler’in amaçlarının ve ilkelerini tanımla-
yan 1. ve 2. maddeleri bu tür hükümler oluşturduğu gibi, Sözleşmenin
103. maddesi gereğince, Sözleşme, diğer uluslararası antlaşmalar karşı-
sında üstün bir değeri haizdir
121
.
2. Ulus-üstü Yapıya Doğru Anayasa
Anayasanın devletin temel kaidesi oluşu, birden fazla egemen
devletin tek bir anayasaya tabi hale getirilmesi süreciyle birlikte dü-
şünüldüğünde oldukça tuhaf bir durum ortaya çıkmaktadır. Anayasa
egemenliği tanımlama kudretine sahip yegâne belge olarak kabul edil-
mektedir. Bir ülkeler topluluğu, hepsinde geçerli ve bağlayıcı olacak
bir anayasa yaratmak isterlerse, anayasayı yeniden tasvir etme ihtiyacı
doğacaktır. Böyle düşüncelerin ortaya çıkmasının sebebi, kolaylıkla
tahmin edilebileceği gibi, Avrupa Birliği için hazırlanan anayasadır. 15
Aralık 2001’de Laeken Zirvesi’nde alınan karar doğrultusunda bir Ku-
rultay oluşturulmuştur. Bu Kurultay’a üye ülke temsilcileri, Avrupa
Parlamentosu üyeleri, ulusal parlamento üyeleri, AB Komisyonu tem-
silcileri iştirak etmiştir
122
. Kurultay, Avrupa Birliği Anayasa Taslağı’nı
121
Göçer, loc..cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s. 9; Genel
olarak uluslararası antlaşmaların anayasal nitelikleri hakkında bir inceleme için
bkz: Göçer, loc..cit., “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, s.13-15
122
Bozkurt/Özcan/Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku, Ankara, Asil Yayın Dağıtım,
2004, s.54-55
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni206
hazırlayarak 2003 Haziran’ında tamamlamıştır. Taslak hakkında ege-
menlik yetkilerinin ulus-devletten Birliğin ulus-üstü varlığına devrini
sağlayan son merhale olduğu, AB hukukunun kanunlaştırma belgesi
niteliği taşıdığı düşünülmektedir
123
.
Bu aşamada Avrupa Birliği anayasa taslağına dair bazı bilgilerin
belirtilmesi gerekmektedir. Taslak, “Avrupa İçin Anayasa Yapımına Dair
Sözleşme”nin, 29 Ekim 2004’te o gün için Avrupa Birliği’nin yirmi beş
üyesinin
124
devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla imzalanma-
sıyla belirlilik kazanmıştır. Eşit derecede, dört ana başlığa ayrılan Tas-
lak, tıpkı ulusal bir anayasaymışçasına bir başlangıç bölümü ile başla-
maktadır. Bu bölümde, yine tıpkı ulusal anayasalar gibi Avrupa’nın
tarihi ve mirası hatırlatılmaktadır. Yukarıda değinilen dört ana başlı-
ğın içeriğinden bahsetmek gerekirse, birinci kısım Birliğin tanımı ve
amaçları, Birlik vatandaşlığı ve tanıdığı temel haklar, Birliğin yetkileri,
mali yapısı ve kurumları, Birliğin demokratik yaşamı, komşu devlet-
lerle ilişkileri ve nihayet Birliğe üyelik konularını kapsamaktadır. İkin-
ci kısım, Avrupa Birliği Temel Haklar Bildirgesi’ni
125
ihtiva etmekte,
kısımda bir başlangıç metninin ardından yedi başlıkta insanlık haysi-
yeti, özgürlük, eşitlik, dayanışma, vatandaşlık hakları, adalet ve özel
hükümlere yerilmektedir. Üçüncü kısım, Birliğin işlevlerinin ve politi-
kalarının nasıl idare edileceğini düzenlemekte, iç ve dış siyaset, iktisa-
di ve parasal birlik, hürriyet sahası, güvenlik ve adalet, ortak güvenlik
ve dış politika, kurumların görevlerine dair hükümler içermektedir.
Bu kısımda biçimsel olarak genel uygulama, ayrımcılık yasağı ve va-
tandaşlık, iç siyaset ve faaliyet, denizaşırı ülkeler ve bölgelerle işbirliği,
Birliğin dış faaliyetleri, işleyişi ve ortak hükümlerden oluşan yedi baş-
lık bulunmaktadır. Dördüncü ve son kısım ise anayasanın yürürlüğe
girmesi, değiştirilmesine dair usul, önceden imzalanmış sözleşmelerin
feshine ilişkin hükümlere yer vermektedir. Bu kısımda beş sözleşmenin
anayasanın ilavesi olduğu belirtilmektedir
126
. Sözü edilen sözleşmeler
123
Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları,
2009, s.278
124
2004 yılı itibariyle Avrupa Birliği’nin yirmi beş üyesi var iken, hâlihazırda, Bir-
liğin üye sayısı yirmi yedidir. Avrupa Birliği Resmi Sitesi, http://europa.eu/
about-eu/member-countries/index_en.htm, erişim tarihi: 4.5.2011
125
Belge için bkz. Avrupa Parlamentosu Resmi Sitesi, http://www.europarl.europa.
eu/charter/pdf/text_en.pdf, erişim tarihi: 4.5.2011
126
Ayrıntılı bilgi için bkz. Avrupa Birliği Resmi Sitesi, http://europa.eu/scadplus/
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY207
şunlardır: Avrupa Birliği’nde Ulusal Meclislerin Konumuna Dair Söz-
leşme, Orantılılık ve Yerellik İlkelerinin Uygulamasına Dair Sözleşme,
Avro Grubuna Dair Sözleşme, Euratom Antlaşmasının Tadiline Dair
Sözleşme, Birliğin Tedrici Yapısı ve Organlarına Dair Sözleşme.
Bu noktada şu gündeme getirilebilir: “Avrupa Birliği Anayasası”
taslağı, anayasadan başka bir şey midir? Kullanılan terim açısından
bakıldığında “The Treaty Establishing A Constitution For Europe”, “The
Constitutional Treaty” ya da “European Constitution” isimlendirmele-
riyle karşılaşılacaktır. Avrupa Birliği anayasa taslağının yukarıda res-
medilen yapısına bakıldığında, isminin anayasa (constitution) oluşuna
ilaveten, onun bir uluslararası sözleşmeden çok gerçek bir anayasaya
benzediği gerçeği teslim edilmelidir. Şekli anlamda, Amerikan, İspan-
yol, Alman, Brezilya, Fransız, Türk anayasaları dâhil pek çok ulusal
anayasanın Dibace/Başlangıç/Preamble denilen bir bölüme, kendi
tarihine ve mirasına atıfta bulunacak şekilde sahip olduğu, bunun Av-
rupa Birliği anayasa taslağında aynı niteliklerle yer aldığı görülmeli-
dir. Taslağın temel hak ve özgürlükleri, Birliğin organlarının yetki ve
sorumluluklarını, tam olarak böyle kayda geçirilmese de gerçek an-
lamda Birlik ile üye devletler arasındaki yetki paylaşımını, en önemli
siyasi ilkeleri, güvenlik, dış ve iç politikaları içermesi, bu kanaati güç-
lendirmektedir. Taslak ile herhangi bir ülkenin anayasası yan yana
koyulduğunda, Birlik yerine o ülkenin isminin kullanılması ve ulu-
sal özellikler bir kenara bırakılırsa, gerek maddi gerekse şekli açı-
lardan iki anayasa arasında pek az farkın olduğu görülecektir. Bu
keyfiyetin, anayasa kavramının ulusal bağlarla ilişkisini zayıflatmış
olduğu gerçeği takdir edilecektir.
Diğer yandan “Avrupa Birliği Anayasası” taslağının henüz yürür-
lüğe girmemesinin anayasanın evrensel serüveninde oluşabilecek bir
değişimi geciktirdiği veya engellediği düşüncesi akla gelebilir. Fransa
ve Hollanda halklarının taslakla ilgili halkoylamasında olumsuz görüş
serdettiği bilinmektedir
127
. Fakat geriye kalan üye devletlerin meclis
onayı ya da halkoylaması gibi muhtelif yöntemlerle taslağı kabul et-
mesi halinde reddeden ülkelerde yapılan halkoylamalarının tekrarlan-
ması, küçümsenebilecek bir ihtimal değildir. Bu ihtimal gerçekleşirse o
constitution/introduction_en.htm#FUTURE, erişim tarihi: 4.5.2011
127
Yazıcı, op.cit., Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, s.282
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni208
ülkelerde halkın görüşünü değiştirmesi için ikna çalışmaları yapılır ve
bu süreç olumlu sonuçlanırsa taslak, anayasallaşacaktır. Şu var ki, bu
ihtimal gerçekleşmese bile, yani taslak yürürlüğe girse de girmese de,
adı konulmamış bir Avrupa anayasal düzeni devam edecektir. Zira
bu düzen, İngiltere’deki teamüli anayasa geleneğine benzer şekil-
de, Avrupa Birliği’nin maddi anlamda anayasası özelliği gösteren
antlaşmalar, sözleşmeler ve Birliğin çeşitli organlarının yayınladığı
düzenlemeler, Avrupa Adalet Divanı’nın pek çok birleştirici kararı
sayesinde yıllar yılı oluşmuş ve pekişmiştir. Ki, devam eden serüve-
nin bir yerinde, şekli olarak da anayasayı meydana getirecek gelişme-
ler ile bambaşka bir anayasa modelinin ortaya çıkışı hukuken tahkim
edilebilecek, kanıtlanabilecektir.
Avrupa Birliği özelindeki üstün hukukun hangisi olduğu tartışma-
sı bir kenara bırakılsa bile, bu mesele esasında evrensel bir hikâyenin
bir parçasıdır. Cooter’ın anlattığına göre, bazı araştırmacılar, haklı ola-
rak, uluslararası hukukun ulusal anayasalara baskın çıktığını düşün-
mektedirler. Belki de uluslararası hukuk ulusal anayasaların üzerinde-
dir; papanın piskoposların üstünde yer alması gibi
128
.
Anayasanın akıbetini kestirebilmek için, öncelikle kavramda ek-
sen kayması oluşumunu akla getiren uluslar topluluğunun hikâyesine
bakmak gerekmektedir. Anayasal düzen olarak Avrupa Birliği kurul-
duğu günden beri, tüm dinamik yapıların bir özelliği olarak, sürekli
gelişerek uluslarüstü bir anayasal düzene doğru ilerlemiştir. Kömür-
Çelik Topluluğu’ndan Tek Pazar’a
129
, Tek Pazar’dan Maastricht Ant-
laşması ile ortak güvenlik ve dış politika, tek para, adalet ve içişlerinde
işbirliğine, Amsterdam Antlaşması ile insan hakları ihlallerinin yaptı-
rımlandırılması, Nice Antlaşması ile genişlemenin hazmedilmesi söz
konusu olmuştur. Bugün Avrupa’da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ve uygulamasının esaslı katkıları ile oluşmuş bir ortak anayasa sahası
söz konusudur. Bu anayasal saha Avrupa hukuk kültürünün ifadesi
olarak bir ortak anayasal düzen, bir yeni jus commune
130
oluşturmak-
tadır. Anayasa, bir ulus-kurucu iktidar birlikteliği olarak ele alındı-
128
Cooter, op.cit., The Strategic Constitution, Princeton University Press, New Jersey,
2002, s.1’deki 1 numaralı dipnot
129
Ortak Pazar olarak da bilinir. Mal, hizmet, sermaye ve kişilerin serbest dolaşımı
ile ortak politikalarla aynı işlevdedir.
130
Latince ortak hukuk demektir.
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY209
ğında Avrupa’da kurucu iktidarı oluşturabilecek ne tarihsel olgu ne
de hukuki varlık düzeyinde bir Avrupa ulusunun mevcut olduğunu
söylemek olası değildir. Avrupa Birliği de devlet ya da uluslar arası
örgüt niteliği taşımamaktadır
131
. Avrupa Birliği’nin uluslararası örgüt
olmadığı yönündeki bir görüş, eleştiriye açık olmakla birlikte anaya-
sanın kavramsal çerçevesinin yeniden çizilmesine katkıda bulunacak
niteliktedir.
Yazarın deyimiyle, vurgulanması gereken, anayasanın, D.
Rousseau’nun ifade ettiği üzere, artık sadece kurumlar arası ilişkileri,
kuvvetler ayrılığını belirleyen bir belge olmadığı hususudur. Anayasa
artık Vatandaş-Devlet arasındaki ilişkilerin tanımı, yaptırım mekaniz-
maları ile güvenceye bağlanmış bir hak ve özgürlükler şartı niteliği
göstermektedir. Diğer bir tabirle, sadece iktidarı kuran ve dağıtan bir
belge olmaktan çıkmıştır
132
. Bir açıdan, bu düşünce anayasanın hukuki
niteliğini siyasi boyutuna karşı güçlendirmektedir.
Kaboğlu, yirminci yüzyılın anayasacılık bakımından bir başka
özelliğinin ulus-üstü anayasacılık hareketini başlatmış olması olduğu-
nu, ilk adımın Birleşmiş Milletler Şartı’yla atıldığını, somut anayasal ge-
lişmelerin kıtalar düzleminde kaydedildiğini, Avrupa ve Amerika’nın
hak ve özgürlükler aracılığıyla böyle bir hareketin öncüsü olduğunu,
fakat bu sürecin 18. yüzyıl sonu anayasacılık hareketlerine benzeme-
diğini, bunun sebebinin bu kıtalarda meydana gelen şeyin öncelikle
hak ve özgürlükleri güvenceleme mekanizmalarının kıta ölçeğinde
ulusal-üstü düzeye çıkarılmış olmasında saklı olduğunu belirtmek-
tedir. Yazara göre, 1949’da kurulan Avrupa Konseyi nezdinde hazır-
lanan, 1953’te yürürlüğe giren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(nin
uygulanıp uygulanmadığını denetleyen F.T.) Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi, 47 yargıcıyla dünyanın en büyük insan hakları mahke-
mesi özelliği kazanmış, böylece dolaylı bir ulusal-üstü anayasa meka-
nizması kurulmuştur
133
. Görülen o ki, anayasayı hukuki anlamda da
ulus-üstü olabilen ve olan bir kavram olarak görmektedir. Bu bakış
açısı, makalede savunulmaya çalışılan düşünceyi destekler mahiyette
olarak değerlendirilmektedir. Nitekim yazar, Birleşmiş Milletler Şartı-
131
Karakaş, op.cit., s.97
132
Karakaş, loc.cit., s.97-98
133
Kaboğlu, op.cit., s.10
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni210
nın bir “dünya anayasası” olup olmadığını anayasal açıdan inceleyen,
Sandra Szuret’nin kaleme aldığı “La Charte des Nations Unies Constitu-
tion Mondiale?” adlı bir çalışmanın varlığından söz etmektedir
134
. İnsan
haklarının uluslararası hale gelmesinin anayasa açısından kimi zaman
açık olarak, bazen örtülü ve dolaylı bir şekilde ulusal-üstü düzeyde
bir gelişme olarak görülebileceğini söyleyen yazar, bu sürecin Hukuk
Yoluyla Demokrasi ya da bilinen adıyla Venedik Komisyonu’nun Orta
ve Doğu Avrupa devletleri tarafından referans kaynağı sayılmasıyla
devam ettiğini ileri sürmektedir
135
.
3. Anayasa-üstü Kural, Anayasa-üstü Hukuk
Devlet-Ulus(asli kurucu iktidar)-Anayasa üçgeni Avrupa Bir-
liği’nde anayasa problematiğine cevap oluşturmamaktır. Zaten anaya-
sa da artık Burdeau’nun ifade ettiği gibi sadece bir fikir değil, siyasal,
toplumsal, kurumsal, yaşamı bir hukuk korsesi içine alan, hak ve öz-
gürlükleri pozitif hukuk çerçevesinde koruyarak sürekli değişim içeren
dinamik bir yapıdır. Avrupa’da ortak bir anayasa hukukunun ortaya
çıktığı görülüyor. Bu olgunun esas nedeni, Avrupa anayasalarının te-
mel hak ve özgürlükleri benzer şekilde ifade etmeleri ve koruma altına
almaları dışında, yargıçların hak ve özgürlüklerin yorumunu benzer
şekilde yapmalarıdır. Ulusal-üstü alanda ise, bu ortak anayasa kültü-
rü farklı hukuk sistemlerinde farklı ilkeler bütününden oluşmakla bir-
likte, Avrupa alanında bu ortak birikim birleştirici bir özellik olarak
paylaşılan değerlerden ve farklılıklara saygı ilkelerinden oluşmaktadır.
Dolayısıyla burada söz konusu olan ulusal olmayan, anayasal bir Av-
rupa kimliğidir. Avrupa kimliği ise ulus kimliği gibi birleştirici değil,
ancak ortak anayasa kültürü doğrultusunda uyumlaştırıcıdır. Bu olgu,
Avrupa’da anayasal yurtseverlik (patriotisme constitutionnel) kavramıy-
la ifade edilmektedir. Bu kavram çerçevesinde siyasal birliğin, ulusal
değil, rasyonel bir unsur üzerine kurulduğu dile getirilmektedir
136
. Bu
tespit, harika bir şekilde, ulus-üstü anayasayı, çağdaş ve bilinen ana-
yasanın geçmişine götürmekte; krallıklar-imparatorluklar döneminden
akılcı bir yöntemle anayasal düzenlere geçişi hatırlatmaktadır.
134
“La Charte des Nations Unies Constitution Mondiale?” adlı başka bir çalışma daha
vardır: Régis Chemain, Alain Pellet, Collectif, Editions A. Pedone (1 février 2006)
Cahiers internationaux, 237 pages
135
Kaboğlu, op.cit., s.11
136
Loc.cit., s.98
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY211
Yazara göre, ulusal-sonrası bir kimlik olarak nitelendirebilece-
ğimiz bu yeni aidiyet etnik köken, din, dil ve kültürel özellikler gibi
öğelerden bağımsız olarak şekillenmekte; yurttaşlar kimliklerini ana-
yasada bulmaktadır. Demokrasi, insan hakları üzerinde yükselen Av-
rupa, ulusal farklılıklarla uyum içinde bütünleşmeye çalışmaktadır.
Avrupa’da tek bir demos değil, ortak değerler etrafında bütünleşmiş
Avrupa halkları vardır. Bu halklar, Avrupa kimliğini oluşturan Av-
rupa anayasal birikimi uyarınca ortak bir hukuk düzeni çerçevesinde
bütünleşmektedir. Bu doğrultuda Avrupa teknik bir bütünleşme ha-
reketi olduğu ölçüde bir değerler topluluğudur. Aradaki bağlar etnik,
dinsel, dilsel, kültürel değil; demokrasi, hukuk devleti, insan hakları
gibi etik kriterler temelindedir
137
. Böylelikle, anayasa, kavramsal kö-
ken itibariyle, Avrupa örneğinde taçlanarak; kültürelden tekniğe, so-
muttan soyuta doğru, antropolojik birliktelikten ilke birliğine ve niha-
yet yerelden evrensele doğru evrilmektedir.
Avrupa Birliği Anayasası hazırlama düşüncesi, anayasanın ‘dev-
leti kuran belge’ sıfatını taşıma gibi kurucu unsurlarını sarsmakta-
dır. AB Anayasası’nın içeriğine kısaca değinmek gerekirse, üç sütun-
lu yapı diye bilinen; birinci sütun Avrupa toplulukları, ikinci sütun
Ortak Güvenlik ve Dış Politika, üçüncü sütun Adalet ve İçişlerinde
İşbirliği’nden oluşan yapı kalkmakta, tüm sütunlar tek bir çatı altında,
Avrupa Birliği adı altında birleşmektedir. Avrupa Birliği’nin hukuki
kişiliği de sağlanmaktadır. Konsey Başkanlığı makamı tanınmaktadır.
Hıristiyanlığa atıfta bulunulmamakta; fakat kültürel, dini
138
, insanlık
mirası ifadeleri yer almaktadır. Oybirliğinin saklı tutulduğu hassas
alanlar varlığını devam ettirmektedir. Vergilendirme, sosyal politika-
lar, dış politika ve güvenlik, öz kaynaklar, mali düzenlemeler, anaya-
sanın değiştirilmesi hassas alanlardandır. Avrupa Birliği’nde yerleşen
hukuki işlemlerin adları değişmektedir; tüzük “Avrupa yasası”, yöner-
ge ise “Avrupa çerçeve yasası” adını almaktadır. Kurumsal düzeydeki
ufak tefek değişiklikler, sistemin daha kolay işletilir hale getirilmesi ya-
nında Anayasa’nın somut olarak getirdiği en önemli konu Anayasa’ya
137
Loc.cit.
138
Kuşkusuz bir din ile o dinle ilgili miras farklı şeylerdir. Din, tartışmasız şekilde,
bir inanç ve kurallar manzumesini ifade ederken; dini miras, dinin toplumda
uzun süre yaşanarak bıraktığı izler, davranış biçimleri, çeşitli kültürel değerleri
de kapsayan oldukça geniş bir kavramdır.
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni212
yerleştirilmiş Temel Haklar Şartı’dır. AB vatandaşlarının Birlik iktidarı
ile ilişkilerinde doğrudan dayanacakları bağlayıcı bir metin söz konu-
sudur. Bu metin ekonomik birliğin ötesinde değerler topluluğunun
somut yüzünü oluşturmaktadır
139
. Yaratılan tablo, gerçekleştirilmese
bile
140
, bambaşka bir anayasa kavramı oluşturulduğuna işaret etmekte-
dir. Yine de Anayasa’nın ulus-devlet anayasasını andıran yönleri yok
değildir. Liberal demokratik haklarla, sosyal ve ekonomik hakları aynı
metinde yer alması ile modern anayasalara benzeyen bir düzenleme
yapılmıştır. Anayasa, Avrupa Birliği’nde temel hak ve özgürlüklerin
korunmasında yeni bir normatif temel getirmektedir. Anayasa’da Te-
mel Haklar Şartı’nın anayasa hükmü olması, sütunların birleştirilmesi
gibi bütünleşmeye yönelik düzenlemeler yanında, dış politika ve ortak
güvenlik gibi konularda gösterdiği hükümetler arası unsurlar varlığı-
nı sürdürmektedir. Bu doğrultuda Anayasa’nın ikili yapıyı sürdürdü-
ğünü tespit etmekle birlikte, Avrupa anayasal birikimi çerçevesinde,
bireyin eksen olduğu bir hukuk anlayışının Avrupa Anayasası ile net-
leştiğidir
141
. Bütün bu hususiyetler göz önünde bulundurulduğunda;
AB Anayasa taslağı, bazı özellikleriyle ‘uluslararası sözleşme’ izlenimi
vermekteyken; birtakım unsurlarıyla anayasa kavramıyla yakınlaş-
maktadır. AB Anayasa taslağı, ulus-üstü (supra national) hukuk düze-
ni ile birlikte incelendiğinde, yaratılan hukuk normuna anayasa-üstü
(supra-constitutional) norm adının verilebileceği ve yaratılan normu
inceleyen sahaya da anayasa-üstü hukuk (supra-constitutional law) de-
nebileceği kanaatindeyim. Nitekim “ulusal-üstü hukuk” veya “ulusal-
üstü anayasa hukuku”, “ulus-üstü hukuk” gibi kavramlar bazı yazarlar
tarafından tercih edilmekte, üstelik anayasa ile birlikte ele alındığına
rastlanmaktadır
142
.
139
Karakaş, op.cit., s.101-102
140
Aralarında Fransa’nın da olduğu bazı AB ülkeleri, yapılan halkoylamaları
neticesinde, AB Anayasası’nı reddetmiştir.
141
Karakaş, op.cit., s.102
142
Stella-Eirini Vetsika - Vassilis P. Tzevelekos In Integration We Trust? The Recep-
tion of Supranational Law in the Greek Legal Order: “a Tale of Love and Darkness”,
Sant’Anna School of Advanced Studies Department of Law http://stals.sssup.it
ISSN: 1974-5656, internetten erişim için bkz: http://stals.sssup.it/files/stals_Vas-
silis_052010.pdf; Martin F. Polaschek Implementation of International and Supra-
national Law by Sub-national Units, Published by the Forum of Federation, inter-
net erişimi için bkz: http://www.forumfed.org/libdocs/IntConfFed02/StG-ws-
Polaschek.pdf; John Erik Fossum &Agustín José Menéndez, The Theory of Cons -
titutional Synthesis. A Constitutional Theory for a Democratic European Union,
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY213
4. Uluslararası Hukuk Yerine Topluluk Hukuku İkame Edilirken
Anayasa
Ulus ve anayasa kavramları arasında sıkı bir bağ vardır. Uluslara-
rası hukuk, eşitler arası hukuktur. Devletler birincil hukuki kişilikler
olarak kabul edilir. Bunlar, eşit-egemen devletlerdir. Devletler, ulusla-
rı tarafından bir anayasa yapılmak suretiyle kurulmuştur. Bir devletin
en önemli unsurlarından biri egemenliktir. Fakat ulus-üstülük telaffuz
edildiğinde ve egemenliğin de anayasadan ayrılmazlığı dikkate alın-
dığında, egemenlik yetkisinin durumu anayasa kavramını nereye gö-
türmektedir?
Uluslararası hukuka geri dönmek gerekirse, uluslararası toplu-
mun hukuku olduğu öncelikle belirtilmelidir. Hukuki açıdan ulusüs-
tülük, topluluk normlarının milli normlara üstün geldiği mutlak bir
hiyerarşiyi gösterir. Diğer bir deyişle, bu hiyerarşide topluluk hukuku
hem doğrudan uygulanabilir
143
hem de milli hukuklar üzerinde üstün-
dür
144
.
Uluslararası hukuk ile topluluk hukuku arasındaki farkların bi-
linmesi, anayasa kavramının evrensel serüveninin nasıl devam ettiği
hakkında bazı ipuçları verebilir. Zira uluslararası hukukta, farklı ulus-
ların hukuken var olduğu isminden de anlaşıldığı üzere peşinen kabul
edilmekteyken, topluluk hukukunda ‘topluluk’ (community) gibi alışıl-
mamış ve ulus-üstü bir hukuki yapının varsayıldığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, uluslararası hukuk, devletlerin egemen eşitliği üzeri-
ne kurulmuştur. Egemenlik uluslararası hukukta devletlerarası ‘eşit-
lik’, iç hukukta ise ‘en yüksek otorite’ anlamına gelir. Ulusüstü nitelik
taşıyan Topluluk hukuku ise ‘bu hukuk düzenine taraf olan devlet-
lerin egemen yetkilerinin kısmen devri’ olgusu üzerine kurulmuştur.
Bu hukuksal çerçeve içinde, uluslararası hukukta kararlar istisnai du-
özetine erişmek için bkz: http://ideas.repec.org/p/erp/reconx/p0082.html, Ara-
lık 2010, RECON Online Work Paper’dan aslına erişmek için bkz: http://www.re-
conproject.eu/main.php/RECON_wp_1025.pdf?fileitem=3653824, erişim tarihi:
9.6.2011; Kaboğlu, kitabının “Yöntem ve Plan” başlıklı bölümünde şöyle bir cümle
kurmaktadır: “...Bu da, ulusal hukuk verileriyle yetinmeksizin, ulusal-üstü ve karşılaş-
tırmalı anayasa hukuku verilerinden yararlanmayı zorunlu kılar”, Kaboğlu, op.cit. s.48
143
“The direct principle” olarak ifade edilir.
144
“The supremacy principle” olarak ifade edilir. Başlar, “Avrupa Birliği’nin Normatif
Supranasyonalliği”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 30, Sayı 3, 1997 s.4-5
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni214
rumlar dışında oybirliği ile alınırken, Topluluk hukukunda Avrupa
Ekonomik Topluluğu’nu kuran Roma Antlaşması’nın 148. maddesine
göre, ‘oyçokluğu’ ile alınabilmektedir. Uluslararası hukuk ile ulusüs-
tü nitelik taşıyan Topluluk hukuku arasındaki bir başka fark da her
iki hukuk dalının özneleri ile ilgilidir. Uluslararası hukukun özneleri
devletler ve uluslararası örgütler olduğu halde, Topluluk hukukunun
özneleri üye devletler, Topluluğun organları ve üye devlet uyruğunda
bulunan özel ve tüzel kişilerdir
145
. Her iki hukuk dalının kaynakları da
birbirinden farklıdır. Uluslararası hukukun kaynakları, uluslar arası
antlaşmalar, örf ve adet kuralları, hukukun genel ilkeleri, mahkeme
içtihatları ve öğretidir. Buna karşılık, ulusüstü nitelik taşıyan Avrupa
Topluluğu’nun kaynakları anayasal nitelik taşıyan kurucu anlaşma-
lar, Topluluk organlarının kabul ettikleri tüzük, yönerge ve kararlar,
Adalet Divanı kararları ve bu kararlarla kabul edilen hukukun ge-
nel ilkeleri, Topluluğun üye olmayan devletlerle yaptığı uluslararası
antlaşmalardır
146
. Bu iki hukuk alanında kural koymaya yetkili olan
kurumlar, organlar ve makamlar da birbirinden farklıdır. Uluslarara-
sı hukukta kural koyma yetkisi esas olarak devletlere, sınırlı ölçüde
ise uluslararası örgütlere aittir. Topluluk hukuk düzeninde ise kurucu
antlaşmalar dışında tüzük ve yönetmelik gibi işlemler Topluluğun yet-
kili organları tarafından yaratılmaktadır. Öte yandan, uluslar arası hu-
kukun kuralları, devletler ve uluslararası örgütler gibi uluslar arası ki-
şileri bağladığı halde, Topluluk hukuku bireyleri ve iç hukuk kişilerini
bağlamaktadır. Bundan başka, uluslararası hukuk düzeninde zorunlu
bir yargı organı ve yaptırımları uygulayacak bir mekanizma olmadığı
halde, Topluluk hukuk düzeninde Avrupa Toplulukları Adalet Diva-
nı ve yaptırımları uygulayacak kurumlar mevcuttur
147
. Uluslararası
hukuk ile topluluk hukuku arasındaki diğer önemli farklı özellikler
şunlardır:
a) Uluslar arası hukukun kaynaklarından olan uluslararası antlaşma-
lar, bu antlaşmalara taraf olan devletlerin yetkili organlarının ona-
yıyla yürürlüğe girerler; devlet başkanı, parlamento veya bakanlar
kurulu... Buna karşılık, topluluk hukukunun kaynakları arasında
145
Günuğur, Avrupa Topluluğu Hukuku, Tarhan Basımevi, 1993, s.3; Yazıcı, op.cit.
s.259
146
Yazıcı, op.cit. s.259
147
Pazarcı, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005, s.11; Yazıcı, op.cit. s.259-260
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY215
yer alan tüzükler, Birliğin bu işlemi yapmaya yetkili organlarınca
kabul edildikten sonra Birlik resmi gazetesinde yayımlanarak ve
üye devletlerin herhangi bir işlemi olmaksızın bu devletlerin hu-
kuk düzenleri üzerinde doğrudan doğruya etki doğururlar
148
.
b) Uluslar arası hukuk kuralları doğrudan sadece üye devletleri bağ-
lar; üye devletlerin hukuk düzenlerindeki gerçek ve tüzel kişileri
bağlamaz. Bunların uluslararası hukuk kurallarıyla bağlı kılın-
ması, bu kuralların söz konusu devlet tarafından iç hukuka uyar-
lanması ve yeni düzenlemeler yapılmasıyla sağlanabilir. Hâlbuki
topluluk hukukunun birincil ve ikincil kurallarının pek çoğu üye
devletlerdeki gerçek ve tüzel kişilere doğrudan uygulanabilmek-
tedir. Örneğin Roma Antlaşması’nın 12, 30, 31, 48, 59. ve başka
bazı maddeleri Avrupa Adalet Divanı’nca sözü edilen gerçek ve
tüzel kişilere uygulanmıştır.
c) Uluslararası hukukun öznelerinden olan uluslar arası örgütler iş-
birliği, eşgüdüm gibi bir başka eşit iradenin varlığını benimseyen
yönetişim araçlarına istinat eder; yetki devri görülmemektedir.
Topluluk hukukuna gelince, o, bütünleşme esasına dayanır; üye
devletlerden Birliğe pek çok kaydadeğer yetki devrine tanık ol-
mak mümkündür. Gerek bu bağlamda, gerekse genel kavramsal
bağlamda “Birlik üyesi ülkelerin vatandaşlarının tamamı ulu-
sun yerini, topluluk düzenini kuran antlaşma anayasa yerini al-
mıştır” önermesi, ciddiyetle tartışılması gereken bir önermedir.
d) Topluluk hukukunu yarattığı ulusüstü hukuki varlık, yani Bir-
lik, varlığın kurucu unsurlarından, devletlerden bağımsız bir
tüzel kişiliğe sahiptir. Avrupa Birliği, Belçika’dan, İspanya’dan,
Almanya’dan ya da bir başka Avrupa devletinden bağımsız ola-
rak, güçlü bir hukuki bir meşruiyetle var olmakta ve hukuki ki-
şiliğini sürdürmektedir. Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu
Antlaşması’nın 6. maddesine göre, “Topluluk, uluslar arası ilişkiler-
de işlevlerini yerine getirebilmek ve amaçlarına ulaşabilmek için gerekli
olan hukuksal kişiliğe ve kapasiteye sahiptir.” Avrupa Atom Enerjisi
Topluluğu Antlaşması’nın 184. maddesine göre “Topluluk hukuki
bir kişiliğe sahiptir.”
148
Pazarcı, Uluslar arası Hukuk Açısından Otuzuncu Yılında AET, İktisadi Kalkınma
Vakfı Dergisi, No: 49, 1987, s.31-32; Yazıcı, op.cit., s.260
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni216
Görülen o ki, Avrupa Birliği Anayasası adı verilen düzenleme, hiç
yürürlüğe girmeyecek olsa bile, Avrupa Topluluğu’nun kurulmasın-
dan bugüne, anayasa kavramı esaslı bir şekilde, ilk halinden başka bir
hale bürünmüştür. Artık, ulus ile birebir bağlantılı bir anayasa yok-
tur; ulus yerine evrensel değerleri ilham kaynağı ve menşe sayan,
ulusüstü insan topluluğunun yarattığı kabul edilen bir esas teşkilat,
bir anayasa vardır.
Uluslararası hukuktan topluluk hukukuna doğru evrilen huku-
ki süreçte, Avrupa Toplulukları Adalet Divanı’nın
149
bazı içtihatları
önem arz etmektedir. Divan’ın 1963 tarihli Van Gend en Loos kararına
göre, AET antlaşmasının işleyişi, Topluluk içerisindeki ilgili tarafları
doğrudan doğruya ilgilendiren bir Ortak Pazar kurmak olan amacı,
bu antlaşmanın sadece âkit devletler arasında karşılıklı yükümlülük-
ler yaratan bir sözleşmeden ibaret olmadığını ifade etmektedir. Bu gö-
rüş, antlaşmanın sadece hükümetlere değil, aynı zamanda halklara da
atıfta bulunan Dibacesiyle doğrulanmaktadır. Bu aynı zamanda, kul-
lanılması gerek üye devletleri, gerek onların vatandaşlarını etkileyen
egemen haklarla donatılmış kurumların kurulmuş olmasıyla da daha
özgül biçimde doğrulanmaktadır. Bundan çıkarılacak sonuç, Toplulu-
ğun, devletlerin sınırlı alanlarda da olsa onun lehine egemen haklarını
sınırlandırmış oldukları, yeni bir uluslararası hukuk düzeni oluştur-
duğu ve bunun öznelerinin sadece üye devletleri değil aynı zamanda
onların vatandaşlarını içine aldığıdır. Dolayısıyla, üye devletlerin ulu-
sal hukuklarından doğan bağımsız olarak Topluluk hukuku, sadece
bireylere yükümlülükler yüklemekle kalmaz, aynı zamanda onlara,
hukuki miraslarının bir parçası haline gelen haklar bahşetme ama-
cını güder. Antlaşmanın ruhuna, sözüne ve genel yapısına göre, 12.
maddenin, ulusal mahkemelerin korumak zorunda oldukları bireysel
haklar yaratacak ve doğrudan doğruya etki doyuracak şekilde yorum-
lanmalıdır. Eğer üye devletlerin vatandaşları haklarını doğrudan talep
edebiliyorsa burada birtakım egemenlik yetkilerinin ulus-devletten
ulus-üstü topluluğa devredildiğini söylemek yanlış olmayacaktır
150
.
149
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı ya da kısaca Avrupa Adalet Divanı, AAD (İn-
gilizce: European Court of Justice) Avrupa Birliği (AB) bünyesi içinde yer alan en
yüksek mahkemedir. Avrupa Birliği üyesi ülkeleri arasında, Avrupa Birliği huku-
kunu ilgilendiren konularda son sözü söyleyen kurumdur.
150
Tartışma ile ilgili olarak Bkz: Serap Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye,
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY217
Eğer egemenlik yetkileri devrediliyorsa, egemenliğin hukuki temeli
olan anayasa’nın kavramsal boyutunun keskin, belirgin bir değişime
uğraması kaçınılmaz hale gelmiş demektir.
Simmenthal kararı
151
, Divan’ın anayasa kavramının içeriğini et-
kileyecek güçte bir başka içtihadını teşkil etmektedir. Divan’a göre,
herhangi bir kuralın doğrudan doğruya uygulanabilmesi, Topluluk
hukuku kurallarının da yürürlüğe girdiği tarihten ve yürürlükte kal-
dığı sürece bütün üye devletlerde tam ve yeknesak şekilde uygulan-
malarını ifade eder. Bu yüzden söz konusu hükümler hem üye dev-
letlerin hem bireylerin Topluluk hukukundaki hukuki işlere taraf
olan ve bunlardan etkilenen herkesin hak ve ödevlerini tanımlama
kudretindedir. Topluluk hukukunun üstünlüğü ilkesine uygun olarak
bir yandan Antlaşma’nın hükümleri ve kurumların doğrudan tatbik
edilmesi mümkün olan tedbirleri ile üye devletlerin hukuk düzeni
arasındaki ilişkiye bakmak gerekir. Bu ilişkide topluluk hukukunun
hüküm ve tedbirleri sadece yürürlükte olan ulusal hukuk kurallarını
uygulanamaz hale getirmekle kalmaz; bir de yeni yürürlüğe girecek
ve Topluluk hukukuyla çelişen iç hukuk kurallarının uygulanmasını
da imkânsızlaştırır. Topluluğun yasama yetkisini kullandığı alana te-
cavüz eden, topluluk hukukunun hükümleriyle herhangi bir surette
bağdaşmaz olan ulusal yasal önlemlerin hukuki etkiye sahip olacak-
larını kabul etmek, üye devletlerin Antlaşma uyarınca kayıtsız, şart-
sız, geri alınmaz biçimde üstlendikleri yükümlülüklerin etkinliğinin
inkârı demektir ve böylece Topluluğun temellerini tehlikeye atar. Her
ulusal mahkeme, görevine giren bir uyuşmazlıkta Topluluk hukuku-
nu tümüyle uygulamalıdır. Onun bireylere sağladığı hakları korumalı,
ulusal hukukun onunla çatışan herhangi bir hükmünü önce ya da son-
ra, ne zaman kabul edilmiş olursa olsun, ihmal etmelidir
152
. Topluluk
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2009 s.262 vd.; Ercüment Tezcan, Avrupa
Birliği Kurumlar Hukuku, Beta Yayınevi, 2001, s.96. vd.
151
Simmenthal kararıyla ilgili bkz. European Navigator The Authoritative
Multimedia Reference On The History of Europe Web Site, Judgment of the Court
of 9 March 1978 1 Amministrazione delle Finanze dello Stato v Simmenthal S.p.A.,
erişim tarihi: 4.5.2011
152
Bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 90. maddesinin son fıkrasındaki
hüküm ve onun ifade ettiği anlam ile anayasa ve egemenlik yetkisinin devri me-
selesi akla gelebilir. Hüküm şöyledir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş millet-
lerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni218
hukukunu uygulamaya yetkili ulusal mahkemeden uygulama anında
Topluluk hukukunun tümüyle etkili olmasını engelleyen ulusal yasal
tedbirleri ihmal etme yetkisini esirgemek suretiyle Topluluk huku-
kunun etkinliğine zarar verebilecek bir iç hukuk kuralı ve her türlü
yasal, idari, yargısal uygulama Topluluk hukukunun bizatihi özünü
oluşturan gerekçelere aykırıdır. Topluluk hukukunun bir hükmü ile
daha sonraki bir iç hukuk kuralının çatışmasının çözümü, takdir yet-
kisine sahip bir başka mahkemeye bırakıldığı takdirde topluluk hu-
kukunun tam etkinliği üzerindeki böyle bir engelin varlığının geçici
oluşu dahi durumu değiştirmez
153
. Topluluk hukukunu uygulamakla
görevli mahkeme, sonradan kabul edilen bir iç hukuk kuralını toplu-
luk hukukuyla çatışması halinde göz ardı etmelidir. Divan, Topluluk
hukukunu tüm iç hukuk kurallarına karşı müdafaa etmektedir. Lex
superior derogat legi inferiori (Üst kanun ast kanunu ilga eder) gibi te-
mel bir hukuki ilke ile birlikte, Divan’ın Simmenthal içtihadı birlikte
ele alındığında, kaçınılmaz şekilde, Topluluk hukukunun üst kanun
(norm) iç hukuk kurallarının ast kanun olarak kabul edilmekte; böy-
lece Topluluk hukukuna anayasa işlevi gördürülmektedir. Bu içtihat,
anayasa kavramının içeriğinin şekillendirilmesinde, sözü edilen kuralı
uygulaması sayesinde pay sahibi olmuş, anayasayı bilinen tanımları-
nın dışına çıkarmıştır. Egemenliğin üç emaresinden biri olan yasama
yetkisini dahi sınırlamaktadır. Topluluğun ulusüstü hukuk düzeninin
üye devletlerin milletlerarası antlaşma yapma yetkisini sınırlandırdığı
Avrupa Adalet Divanı’nın Erta kararıyla daha bir belirginlik kazan-
iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7
md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin millet-
lerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniy-
le çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümleri esas alınır.” Bu
hüküm, Türkiye’nin egemenlik yetkilerini sınırlamakta mıdır? Egemenlik yetkile-
rini devredilmesine neden olmakta mıdır? Sorun, belki de ortaya bir uyuşmazlık
çıktığında başvurulacak, bağlayıcı karar almakla yetkili bir yargı merciinin olup
olmaması kıstasıyla çözülebilecektir. Ortada böyle bir yargı mercii yoktur. Türki-
ye, konuyla ilgili bir egemenlik yetkisini, anayasadaki kısıtlamayı aşacak şekilde
kullandığında, onu durdurabilecek ulus-üstü bir yargı mercii bulunmaktadır. Ni-
tekim Türkiye Avrupa Birliği üyesi olmadığından, Avrupa Adalet Divanının bu
tür kararlarıyla da bağlı değildir. Türkiye’nin anayasasındaki bu hükme rağmen,
egemenlik yetkilerini anayasal düzeyde muhafaza ettiği ve bu hükmün Türkiye
bakımından, anayasanın kavramsal yönünü değiştirebilecek kudrette olmadığı
düşünülmektedir.
153
Yazıcı, op.cit. s. 266
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY219
mıştır. 1971 tarihli bu karara göre Topluluğun Antlaşma’nın öngördü-
ğü politikaları yürürlüğe koymak için kabul ettiği kuralların türü ne
olursa olsun, üye devletler üçüncü ülkelerle bireysel veya toplu olarak
bu kuralları etkileyen veya bunların kapsamını değiştiren yükümlü-
lükler üstlenemeyecektir
154
. Herhangi bir yasama işleminin yapılması,
o işlemi yapmaya yetkili organ tarafından dahi sınırlamaz iken, o ül-
kenin dışındaki bir başka irade tarafından sınırlanması ulusal düzeyde
egemenlik yetkisinin sınırlandığını ve ulusüstü bir yapıya devredil-
diğini göstermektedir. Egemenlik ile anayasa arasındaki karşılıklı
bağımlılık ve hukuki ilişki düşünüldüğünde, Divan’ın bu kararının
anayasanın evrensel serüveninde rol oynadığı, su götürmez bir ger-
çek olarak belirmektedir. Divan’ın Factortame ve Italy v. Commission
155
kararları da aynı doğrultudadır.
Avrupa Adalet Divanı’nın 1964 tarihli Costa Enel adlı kararına
göre, alelade uluslararası antlaşmaların aksine, Avrupa Ekonomik
Topluluğu Antlaşması, yürürlüğe girmekle, üye devletlerin hukuk
düzenlerinin ayrılmaz bir cüzü haline gelen ve onların mahkemele-
rinin uygulamaya mecbur oldukları kendi hukuk düzenini yaratmış-
tır
156
. Kendi kurumlarına, kendi kişiliğine, kendi hukuk ehliyetine ve
uluslararası düzeyde temsil ehliyetine ve daha özel olarak egemen-
liğin sınırlandırılmasından veya devletlerden Topluluğa yetkilerin
devredilmesinden kaynaklanan gerçek yetkilere sahip, sürece sınırsız
bir Topluluk yaratmışlardır. Üye devletler sınırlı alanlarda dahi olsa
egemenlikten doğan haklarını sınırlandırmışlar ve böylece vatandaşla-
rını, bizatihi kendilerini de bağlayan bir hukuk düzeni yaratmışlardır.
Topluluk’tan kaynaklanan hükümlerin tüm üye devletlerin kanunla-
rıyla bütünleşmesi ve daha genel olarak antlaşmanın şartları ve ruhu,
154
Commission c/Conseil, 22/70, Rec. 1971; Karara ilişkin değerlendirmeler için
bkz.: Yazıcı, op.cit. s.268; Karakaş, op.cit., s.76; Bozkurt, Özcan, Köktaş, op.cit.,
s.111
155
Bu kararda Divan şöyle demektedir: “Üye devletlerce Antlaşma hükümlerine uygun
olarak hak ve yetkilerin Topluluğa devredilmiş olması, onların egemen hakları üzerinde
kesin bir sınırlamayı içerir ve ulusal hukukun hiçbir hükmü bu sınırlamayı bertaraf etmek
üzere ileri sürülemez.” Yazıcı, loc.cit. Case c-213/89, Factortame Ltd and others v.
United Kingdom, 1990, 20, 21, 22. paragraf
156
Avrupa Adalet Divanı’nın Costa Enel kararıyla ilgili incelemeler için bkz. Jan
Herman Reestman, Primacy of Union Law, The European Constitutional Review,
c.1, 2005, s.104
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni220
zorunlu olarak, devletlerin tek taraflı ve daha sonraki bir tedbire ken-
dilerince mütekabiliyet temelinde kabul edilmiş bir hukuki düzen kar-
şısında öncelik tanımalarını imkânsız hale getirmektedir. Dolayısıyla
böyle bir önlem o hukuki düzenle uyuşmazlık halinde olamaz. Toplu-
luk hukukunun icrai gücü daha sonraki iç kanunlara bağlı olarak bir
devletten diğerine değişemez
157
. Biraz geriye çekilip resmin tamamına
bakıldığında şu görülecektir: Bir hukuk düzeni bir başka hukuk düze-
nine aykırı olamıyorsa, aslında ortada iki değil sadece bir tane hukuk
düzeni mevcut demektir. Çünkü bir hukuk düzenini diğerinden ayırt
eden hususlardan biri de, benzerlerine karşı bağımsız olmasıdır. Bu
durumda Avrupa örneğine mahsus olarak, Topluluk hukukunun, ne-
redeyse ulusal düzeydeki hukuku ya da bilinen deyimiyle her ülkenin
anayasal hukuk düzenini kapsadığı söylenebilecektir. Nitekim anaya-
sa kavramının tarihsel yolculuğuna bakıldığında, yurttaşların, güven-
lik, adalet gibi belli konularda elinde tuttuğu haklardan ‘devlet’ lehine
vazgeçtiği, mülkiyet, kişi hak ve hürriyetlerini muhafaza ettiği, sözü
edilen konularla ilgili sorumlulukları devlete yüklediği, bu vazgeçişin
ve ‘devrin’ anayasa ile hukukileştirildiği bilinmektedir. Yurttaş-devlet
arasında görülen hak devrinin bir benzerinin enteresan bir şekil-
de devlet-Topluluk arasında yaşanmakta olduğu tespitini yapmak
mümkün olacaktır.
Divan’ın üye devletlerin egemenlik yetkisinin Topluluğa devri so-
nucunu yaratan daha pek çok kararı olduğu bilinmektedir. Topluluk
hukukunun üye devletlerde doğrudan doğruya uygulanma özelliğini
vurgulayan söz konusu tüm kararlar, bu ulusüstü hukuk düzeninin
ulus devletin egemenlik yetkilerinin devri temelinde şekillendiğini
158
ve her bir ülkenin yürürlükte olan anayasasını dahi bir kenara bıraka-
cak şekilde bir hukuk düzenini yarattığını göstermektedir.
Avrupa örneğinde, görüldüğü üzere, topluluk hukuku ‘anaya-
sa’ yerine tedrici şekilde ikame edilmektedir. Yapılan bu ikamenin
kanıtları yalnız Avrupa Adalet Divanı’nın kararlarından ibaret de-
ğildir. Belli başlı Avrupa devletlerinin anayasaları da “anayasa-üstü
norm”un varlığını teyit edecek niteliktedir. Bu bağlamda Avusturya
157
Yazıcı, op.cit. s. 264
158
Yazıcı, loc.cit.
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY221
Anayasası’nın 9. maddesi oldukça dikkate şayandır. “Uluslararası hu-
kukun çoğunlukla kabul görmüş olan kuralları, Federal hukukun ayrılmaz
bir parçası olarak sayılır. Kanun veya 50. maddenin birinci fıkrası gereğince
kabul edilmesi gereken bir antlaşma belli federal yetkileri uluslararası örgüt-
lere ve onların makamlarına devredebilir ve uluslararası hukuk çerçevesinde
yabancı devletlerin görevlilerinin Avusturya içindeki faaliyetleriyle, Avus-
turyalı görevlilerin ülke dışındaki faaliyetlerini düzenleyebilir.”
159
Fransız
Anayasası’nın “Avrupa Birliğine Dair” başlıklı 15. bölümündeki 88-1
numaralı maddeye göre, “Cumhuriyet, kendilerini kuran antlaşmalar yo-
luyla, bazı yetkilerini birlikte kullanmayı özgürce seçmiş olan Devletlerce
kurulmuş Avrupa Topluluklarına ve Avrupa Birliği’ne katılır.” Aynı met-
nin madde 88-2’si ise şu şekildedir: “Karşılıklılık ilkesine bağlı olarak
ve 7 Şubat 1992’de imzalanmış olan Avrupa Birliği hakkındaki Antlaşma
hükümleri uyarınca Fransa, Avrupa ekonomik ve parasal birliğinin kurul-
ması için gerekli yetkilerin devrini kabul eder. Aynı çekinceye bağlı olarak
ve 2 Ekim 1997’de imzalanmış Antlaşma ile yeniden düzenlenmiş olan Av-
rupa Topluluğunu kuran antlaşma hükümleri doğrultusunda, kişilerin do-
laşım hürriyeti ve diğer ilgili kuralların tespiti için gerekli yetkilerin devri
kabul edilebilir. Avrupa Birliği’ne ilişkin Antlaşma uyarınca kabul edilmiş
olan kanunlara göre Avrupa tutuklama müzekkeresine ilişkin kurallar, ka-
nunlarla belirlenir.”
160
Portekiz Anayasası’nın 8. maddesinde yer alan
benzer bir hüküm ise şöyledir: “Genel ve olağan uluslararası huku-
kun kuralları ve ilkeleri, Portekiz hukukunun ayrılmaz parçasıdır.
Portekiz’in üye olduğu uluslararası örgütlerin yetkili organlarınca
konulan kurallar, tatbik edilecek kurucu antlaşmalarca öngörüldüğü
ölçüde, iç hukukta doğrudan doğruya uygulanır.”
161
Bir başka ce-
sur düzenleme ise İngiltere’ye aittir. 1972 tarihli Avrupa Toplulukları
Senedi’nin 2/1. maddesine bakıldığında şu hüküm görülmektedir:
“Antlaşmalardan ve bu antlaşmaların uygulamasından doğan haklar, yet-
kiler, mesuliyetler, yükümlülükler, kısıtlamalar ile yine antlaşmaların tatbi-
ki neticesinde ortaya çıkan davalar ve yargısal usul, herhangi bir iç hukuk
159
ICL, Austria Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/au00000_.html, eri-
şim tarihi: 3.5.2011
160
ICL, France Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/fr00000_.html, erişim
tarihi: 3.5.2011
161
ICL, Portugal Constitution, http://app.parlamento.pt/site_antigo/ingles/cons_
leg/Constitution_VII_revisao_definitive.pdf, erişim tarihi: 3.5.2011
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni222
belgesine gerek olmaksızın, bu Senet hükümleri uyarınca Birleşik Krallık
tarafından tanınır ve uygulanır.”
162
Buna benzer hükümler Almanya,
Norveç, Belçika, Lüksemburg, İsveç, Danimarka, İspanya, Hollanda,
Yunanistan ve İtalya gibi pek çok devletin anayasa veya düzenleme-
lerinde mevcuttur.
Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği hukuk düzeninin ulusüstü ta-
biatının bir gereği olarak üyelerinin yetkisinin devri esasına dayan-
maktadır. Genel manzara böyle olmasına rağmen, bu ulusüstü hukuk
düzeni üyelerinin evvelce sahip olduğu egemenlik yetkilerinin tümü-
nü ortadan kaldırmamıştır
163
. Hâlâ, Avrupa ülkelerinin meclisleri, yar-
gı organları, hükümetleri hukuki ve fiili varlıklarını sürdürmektedir.
Üye devletlerin Topluluğa devredilen yetkilere saygılı olmak koşu-
luyla ulusal düzenlemeleri yapmakta özgür olduğu söylenmektedir.
Başka bir deyim kullanmak gerekirse, yetki devri sınırsız değildir ve
antlaşmalarla bu olgu belirlenmiş olduğu görülmektedir. Topluluk
kurumlarına gelince, antlaşmalar tarafından kendilerine bırakılan yet-
kilerin sınırları içinde hareket etmek durumunda olduğu dile getiril-
mektedir
164
. Bununla beraber söz konusu devletlerin, egemenlik yet-
kilerinin hiç de azımsanmayacak bir bölümünü, cömertçe ve anayasal
düzeyde hukuki güvenceler göstermek suretiyle, bir başka iradeye,
Topluluğa ve onun makamlarına devrettiğini göz ardı etmek isabetli
olmayacaktır.
Bütün bu örneklere ve emarelere bakıldığında, anayasa-üstü hukuk
ve anayasa-üstü norm’un belirgin üstünlüğü görüldüğünde “hangi ana-
yasa?” sorusunu sormak kaçınılmazdır.
SONUÇ YERİNE
Anayasanın, hukuki bir kavram olarak, günümüzdeki anlamına
kavuşmasının üzerinden çok zaman geçmemiştir; bir ya da birkaç
yüzyıl... Hâlbuki kavramlar dünyasında devlet, millet, ülke, iktidar
162
İngiltere Yasama Organı Resmi Sitesi, http://www.legislation.gov.uk/ukp-
ga/1972/68/section/2, erişim tarihi: 3.5.2011
163
Yazıcı, op.cit., s.277
164
Günuğur, “AB’nin Son Genişlemesi, Yeni Üye Devletlerde Yapılan Anayasal Düzenle-
meler ve Türkiye”, Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi”, c.12, n.1-2, 2004, s.87
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY223
gibi çok daha eski unsurlar vardır. İktidarların en kuvvetlisi olan si-
yasi iktidarın kâğıda dökülmüş birtakım cümlelerle sınırlanabilir
hale gelişinin, hukuk tarihinde parlak bir dönüm noktası olduğunu
söylemek yanlış olmayacaktır. İşte o parlak noktadan itibaren, ana-
yasa, emsallerinin önüne geçen olağanüstü bir güç kazanmıştır: hu-
kuki bağlayıcılık. Hukuki bağlayıcılıkta, bir “kılıç-tutan”a ihtiyaç du-
yulacaktır. Kılıcın sahipleri bellidir: anayasa mahkemesi ve yüksek
mahkemeler... Anayasanınki, öyle bir güçtür ki, devlet’i de tanımla-
yabilir, iktidar’ı da... Adalet, eşitlik, kurallara riayetkâr devlet, fırsat
eşitliği, vatandaşlık, haklar ve özgürlükler, yaptırımlar ve sınırlama-
lar, ormanlar, denizler, kıyılar, vatandaşlar, hatta yabancılar, kamu
idareleri, erklerin yetkileri, hepsi anayasa kılıcının gölgesi altındadır.
İnsanoğlunun yaşam boyunca peşinden koştuğu pek çok gücü pay-
laştırma yetkisi, ölümlü insanlar yerine kalıcı olabilecek bir eşyaya,
bir kitapçığa terk edilmiştir. Kitapçığın eline, yetkilerin en can acıtanı
olan yönetme yetkisini tevdi etme gücü de geçmiştir. O, dilediğine
icrai yetkileri bağışlar; Bir insana verebilir ki bu hükümdardır. Bir ku-
rula verebilir ki bu bakanlar kuruludur. Ve nihayet halka da verebilir
ki bu “site devleti”nden başka bir şey değildir... O arzu ettiğine, kural
koyma yetkisi verebilir, kuralları yorumlama yetkisini de... Siyasi ta-
rih boyunca, bu üç yetki elden ele gezmiş, kimi zaman bir elde temer-
küz etmiş, bazen de sabit kalmayacak şekilde paylaşılmıştır. İşte ana-
yasa, bu belirsizliğe ve istikrarsızlığa son verme hususunda bulunan
en gelişmiş hukuki icattır.
Bir ülkede herhangi bir kuralın değeri uygulanma derecesiyle
ölçülebilir. Bu yüzden, anayasa gibi, kuralların kuralı konumunda
yer alan bir hukuk metninin tarihsel yolculuğu boyunca kat ettiği
mesafe ve geldiği evreyi sağlıklı şekilde tespit edebilmek için uygu-
lamasına bakmak gerekmektedir. Hele, pek çok ülkenin anayasaları,
bizzat başka birtakım değerlere, kurallara, hukuk düzenlerine ber-
rak bir dil kullanarak atıfta bulunuyorsa, o anayasaların temsil ettiği
hukuki anlayıştaki “anayasa”nın “kuralların kuralı” olup olmadığı,
kurallar silsilesinde hâlâ en üstte yer alıp almadığı sorgulanmalıdır.
İşte bu yolla anayasanın aldığı yeni konum tespit etmek mümkün
olabilecektir.
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni224
KAYNAKLAR
Basılı Kaynaklar
Arslan, Zühtü, Anayasa Teorisi, Seçkin Yayınları, 2008
Atay, Ender Ethem, “Anayasa Kavramının Tanımı, Hazırlanması ve Değişti-
rilmesi Arasındaki İlişki”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C.
XII, Y. 2008, Sa. 1-2, s.503
Barnett, Randy E., Restoring The Lost Constitution: The Presumption of
Liberty, Princeton University Press, 2004, New Jersey
Barnum, David G., The Supreme Court and American Democracy, St.
Martin’s Press, 1993
Başlar, Kemal, “Avrupa Birliği’nin Normatif Supranasyonalliği”, Amme İda-
resi Dergisi, Cilt 30, Sayı 3, 1997
Bozkurt, Enver / Mehmet Özcan / Arif Köktaş, Avrupa Birliği Hukuku,
Asil Yayın Dağıtım, 2004
Brunell, Thomas L., “Constructing a supranational constitution: dispute reso-
lution and governance in the European Community”, American Political
Science Review, Publish date: March 1, 1998
Cicero, M. Tullius, De Re Publica, Oxford Classical Texts, Oxford Univer-
sity Press, 2006
Cichowski, Rachel A., Women’s Rights, the European Court, and Supra-
national Constitutionalism, Law & Society Review, Volume 38, Num-
ber 3, September 2004, pp. 489-512 (24), Publisher: Wiley-Blackwell
Cooter, Robert, The Strategic Constitution, Princeton University Press,
New Jersey, 2002
De Smith & Brazier, Constitutional and Administrative, ve Law, Penguin
Books, 1989
Erdoğan, Mustafa, Anayasal Demokrasi, Siyasal Kitabevi, 2010
Frankfurter, Felix / Landis, James M., “The Compact Clause of The Consti-
tution: A Study In Interstate Adjustments”, Yale Law Journal, 34 Yale
L.J.(1924-1925), s.625
Gerhardt, Michael J., / Rowe, Thomas D., Constitutional Theory: Arguments
and Perspectives, Michie Co. (Charlottesville, Va.), 1993 (citation)
Göçer, Mahmut, “Uluslararası Hukuk ve Uluslararası Anayasa Kavramı”, An-
kara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, Sayı: 57-2
Gözler, Kemal, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, Ekin Yayınları, 2010
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY225
Gözler, Kemal, “Realist Yorum Teorisi ve Mekanist Anayasa Anlayışı”, Ana-
yasa Yargısı Dergisi, Anayasa Mahkemesi Yayınları, 1998, cilt 15,
s.207-249
Günuğur, Haluk, Avrupa Topluluğu Hukuku, Tarhan Basımevi, 1993
Günuğur, Haluk, “AB’nin Son Genişlemesi, Yeni Üye Devletlerde Yapılan
Anayasal Düzenlemeler ve Türkiye”, Marmara Avrupa Araştırmaları Der-
gisi” Marmara Avrupa Araştırmaları Dergisi, c.12, n.1-2, 2004
Hart, Vivien, Bound by Our Constitution: Women, Workers, And Mini-
mum Wage, Princeton University Press, 1994, New Jersey
Hayek, Friedrich August von/ Hamowy Ronald, The Constitution of Li-
berty, The Definitive Edition, The University of Chicago Press, Chi-
cago, 2011
Kaboğlu, İbrahim, Anayasa Hukuku Dersleri (Genel Esaslar), Legal Ya-
yıncılık, 2009
Karakaş, Işıl, Avrupa Birliği Anayasası, Galatasaray Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Dergisi, Sayı: 2005/1
Kelsen, Hans, General Theory of Law and State, Translated by Anders Wed-
berg, Third printing, The Lawbook Exchange Ltd., New Jersey, 2009
Pazarcı, Hüseyin, Uluslararası Hukuk, Turhan Kitabevi, 2005
Pazarcı, “Uluslar arası Hukuk Açısından Otuzuncu Yılında AET”, İktisadi
Kalkınma Vakfı Dergisi, No: 49, 1987
Sartori, Giovanni, Demokrasi Teorisine Geri Dönüş, Çeviren: T.
Karamustafaoğlu-M. Turhan, Türk Demokrasi Vakfı Yayınları, 1996
Sweet, Alec Stone, “What is a Supranational Constitution?: An Essay in
International Relations Theory” Review of Politics 55 (1994): 441-474
Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Beta Yayınları, 2009
Thomas, William David, What Is A Constitution?, Gareth Stevens Publis-
hing, 2008
Troper, Michel, Le Probléme de l’interpretation et la théorie de la
supralégalité, Recueil d’etudes en hommage a Charles Eisenmann,
Editions Cujas, 1975 (citation)
Turpin, Dominique, Droit Constitutionnel, PUF, 1992, s.2-3, (citation)
Uygun, Oktay, Federal Devlet, Çınar Yayınları, 1996
Yazıcı, Demokratikleşme Sürecinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Yayınları, 2009
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni226
İnternet Kaynakları
Afrika Birliği resmi sitesi, http://www.africa-union.org/official_docu-
ments/treaties_%20conventions_%20protocols/banjul%20charter.pdf
Avrupa Birliği Resmi Sitesi, http://europa.eu/about-eu/member-count-
ries/index_en.htm, erişim tarihi: 4.5.2011
Avrupa Parlamentosu Resmi Sitesi, http://www.europarl.europa.eu/
charter/pdf/text_en.pdf, erişim tarihi: 4.5.2011
Adalah Proposes Supranational Constitution for-Palestine, http://althay-
yib.wordpress.com/2007/12/22/adalah-proposes-supranational-
constitution-for-palestine/
Alec Stone Sweet, “What is a Supranational Constitution?: An Essay in Inter-
national Relations Theory” Review of Politics 55 (1994): 441-474.Avai-
lable at: http://works.bepress.com/alec_stone_sweet/17
Alec Stone Sweet and Thomas Brunell. “Constructing a Supranational Cons-
titution: Dispute Resolution and Governance in the European Commu-
nity” American Political Science Review 92 (1998): 63-81.bkz: http://
works.bepress.com/alec_stone_sweet/15
European Navigator The Authoritative Multimedia Reference On The
History of Europe Web Site, Judgment of the Court of 9 March 1978 1
Amministrazione delle Finanze dello Stato v Simmenthal S.p.A., eri-
şim tarihi: 4.5.2011
İngiltere Yasama Organı Resmi Sitesi, http://www.legislation.gov.uk/
ukpga/1972/68/section/2, erişim tarihi: 3.5.2011
(Türk Dil Kurumu Felsefe Terimleri Sözlüğü “kavram” başlığı, http://
tdkterim.gov.tr/bts/, erişim tarihi: 31.3.2011)
Conceil Constitutionnel Site Officiel, Présentation Générale , http://
www.conseil-constitutionnel.fr/conseil-constitutionnel/francais/le-
conseil-constitutionnel/presentation-generale/presentation-genera -
le.206.html, erişim tarihi: 7.6.2011
ICL, Austria Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/au00000_.
html, erişim tarihi: 3.5.2011
ICL, France Constitution, http://www.servat.unibe.ch/icl/fr00000_.
html, erişim tarihi: 3.5.2011
ICL, Portugal Constitution, http://app.parlamento.pt/site_antigo/ing-
les/cons_leg/Constitution_VII_revisao_definitive.pdf, erişim tarihi:
3.5.2011
TBB Dergisi 2012 (99) Faruk Y. TURİNAY227
Founding Fathers web site, The Federalist Papers Online,
John P. McCormick, Habermas, Supranational Democracy and the Euro-
pean Constitution, European Constitutional Law Review (EuConst),
Volume 2, Issue 3, http://journals.cambridge.org/action/displayAb
stract?fromPage=online&aid=586080, erişim tarihi: 7.6.2011
Brian F. Havel, The Constitution in an Era of Supranational Adjudicati-
on, North Carolina Law Review, Vol. 78, No. 2, 2000, Özeti için bkz:
http://papers.ssrn.com/sol3/papers.cfm?abstract_id=1667092, eri-
şim tarihi: 9.6.2011
Relations of national and supranational constitutional systems and alter-
natives of the improvement of Hungarian constitutional system with
regard to EU accession, www.nefmi.gov.hu/research/national_pro-
jects/otka/abstracts/T038414.rtf; erişim tarihi: 9.6.2011
International Constitutional Law web site, http://www.servat.unibe.ch/
icl/br00000_.html, erişim tarihi: 8.6.2011
Constitution Society web site, National Constitutions, http://constituti-
on.org/cons/suriname.htm, erişim tarihi: 8.6.2011
Constitution of Brazil in English, Article 4 (International Relations) (1),
International Constitutional Law web site, http://www.servat.unibe.
ch/icl/br00000_.html, erişim tarihi: 8.6.2011
Constitution of Suriname in English, Article 2, (Territory), Constitution
Society web site, National Constitutions, http://constitution.org/
cons/suriname.htm, erişim tarihi: 8.6.2011
Yoav Stern, Arab rights group seeks ‘supranational regime in all of his-
toric Palestine’, Haaertz Gazetesi, 20 Aralık 2007 nüshası, internet-
ten erişim için bkz: http://www.haaretz.com/print-edition/news/
arab-rights-group-seeks-supranational-regime-in-all-of-historic-
palestine-1.235600, erişim tarihi: 9.6.2011
http://www.foundingfathers.info/federalistpapers/fedindex.htm, eri-
şim tarihi: 7.6.2011
İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi web sitesi, http://insan-
haklarimerkezi.bilgi.edu.tr/Books/khuku/temel_belgeler/temel_
belgeler_afrika_kadin_haklari_protokolu.pdf, erişim tarihi: 9.6.2011
Kiev Urban Adventures Web Site, http://www.kievurbanadventures.
com/didyouknow, erişim tarihi: 6.4.2011
LLRX Web Site, Law and Technology Resources for Legal Professionals, A
Kuralların Kuralı: Anayasanın Hukuki Boyutunun Evrensel Serüveni228
Guide to the Spanish Legal System,
Maxicours web site, (“La Notion de constitution est a la base du fonction-
nement de tous les regimes politiques contemporains”), http://www.
maxicours.com/soutien-scolaire/droit/concours-cat.-c/148207.html,
erişim tarihi: 18.09.2011
http://www.llrx.com/features/spain.htm#court, erişim tarihi: 7.6.2011
Library –American Law and Legal Information, http://law.jrank.org/
pages/6484/English-Law-DR-BONHAM-S-CASE.html , erişim tarihi:
6.6.2011
Ma. Elena K. Parayno, The Concept of Constitution, Scribd elektronik
yazılı kaynak web sitesi, http://www.scribd.com/doc/11535697/
Concept-of-Constitution, erişim tarihi: 22.9.2011
Maas, Williem, a Supranational Constitution for European Citizens, Pre-
pared for the conference “Supranational Political Community: Substan-
ce? Conditions? Pitfalls?” University of Victoria, Canada, 30 September
- 2 October 2005. eserinin sekizinci bölümünden, Avrupa vatandaşlı-
ğının siyasi gelişimini inceleyen Avrupa Vatandaşlığının Yaratılması
adlı eserinden, http://www.law.uvic.ca/demcon/documents/Ma-
as-Supranational%20constitution%20for%20European%20citizens.
pdf
San Marino Cumhuriyeti Portalı,
Sitio Oficial de la Union de Naciones Suramericanas için bkz: http://
www.pptunasur.com/inicio.php?menu=30&idiom=1, erişim tarihi:
9.6.2011
http://www.sanmarinosite.com/eng/statuti.html, erişim tarihi: 6.4.2011
University of Missouri-Kansas City School of Law web site, http://law2.
umkc.edu/faculty/projects/ftrials/conlaw/marbury.html, erişim
tarihi: 6.6.2011
University of Maryland College of Behavioral and Social Sciences web
site, http://www.bsos.umd.edu/gvpt/lpbr/subpages/reviews/kel-
sen0307.htm
Wikipédia-Française, Wikipedia-English, “Octobriste” ve “17 Ekim Bir-
liği” başlığı, http://fr.wikipedia.org/wiki/Octobriste, http://
en.wikipedia.org/wiki/Union_of_October_17, erişim tarihi: 6.4.2011