245
1
*
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi; TÜKD Genel Başkanı
KADININ KİMLİK SORUNU “KADININ SOYADI”
THE IDENTITY PROBLEM OF THE WOMAN “WOMAN’S SURNAME”
Nazan MOROĞLU*
Özet: Bir kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur
olan soyadı, vazgeçilemez, devredilemez ve feragat edilemez, kişiye
sıkı surette bağlı bir kişilik hakkıdır. Soyadı üzerindeki hak, mutlak
haklardan olması nedeniyle herkese karşı ileri sürülebilen ve yasayla
özel olarak korunan bir haktır. Ancak, hukukumuz açısından soya-
dının bütün bu özellikleri “kadınlar” açısından geçerli değildir. Bu
yazıda, Türk Medeni Kanunu’na göre kadının soyadı, ilgili İHAM ve
Anayasa Mahkemesi kararları ve değişiklik önerisi ile “kadının soyadı
ile aile adı” kuralı bakımından Alman Hukukunda ataerkil anlayıştan
eşitlikçi anlayışa doğru yaşanan süreçte yapılan dikkate değer deği-
şikliklere değinilmektedir.
Anahtar Sözcükler: soyadı, kadının soyadı, aile adı, soyadı ka-
nunu, medeni kanun, kişilik hakkı, ortak evlilik adı
Abstract: The surname, which is the most important element in
determining one’s identity, is indispensable, cannot be transferred nor
can it be renounced and is a personal right decisively attached to that
specific person. The right to have a surname is a legally protected right
that can be put forward against everyone due to the fact that it is an
absolute right. In our law, however, not all these aspects regarding
the surname are available to the “women”. In this article, the topics
such as the woman’s surname in the Turkish Civil Code, the related
ECHR (European Court of Human Rights) and the Constitutional
Courts decisions along with the amendment proposals and the
significant changes during the period of patriarchal concept to
equalitarian approach in the German Law in terms of the “woman’s
surname and the family name” rule are discussed.
Keywords: surname, woman’s surname, family name, surname
law, civil code, personal right, common marital name.
I - Genel Olarak Soyadı – Kadının Soyadı
Toplum içinde insanların birbirinden ayırt edilmesini sağlamak
üzere tarih boyunca özad ile birlikte ikinci bir ad kullanıldığı görül-
müştür. Bu ikinci ad çoğu kez kişinin dış görünüşü, mesleği veya yaşa-
dığı yer gibi bir nitelemeyle belirtilmiştir, örneğin, Uzun Hasan, Güzel
246
Ayşe, Terzi Mustafa veya Buldanlı Mehmet gibi
1
. Soyadı (ikinci adı),
zaman içinde yasalarla düzenlenerek özad ile birlikte kullanılması zo-
runlu kılınmıştır.
Soyadı kavramına tarihi gelişimi, işlevi, kazanılması, hukuki ni-
teliği açılarından bakıldığında, soyadının uzun yıllar sadece erkekler
için bir kimlik belirleme unsuru olduğu ve kadının soyadının genel-
likle ataya, babaya, kocaya bağlı olarak değiştiği
2
görülmektedir. Ka-
dınların tarih boyunca yaşamın birçok alanında olduğu gibi soyadı
bakımdan da görünmez kılındığına tanık olunmaktadır.
Ülkemizde Soyadı Kanunu’nun
3
kabul edilmesinden sonra kul-
lanılmasının yasal bir yükümlülük ve zorunluluk haline gelmesiyle
birlikte, soyadı bir kimsenin kimliğinin ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Bilindiği gibi, 1926 tarihli Medeni Kanun’da soyadının kazanılmasına
ve korunmasına ilişkin kurallara yer verilmişti, ancak soyadı taşıma-
yı zorunlu kılan bir yasal düzenleme bulunmamaktaydı. Daha sonra
1934 yılında Soyadı Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle soyadı kullan-
mak zorunlu hale gelmiş ve böylece Medeni Kanun’un soyadına iliş-
kin hükümleri uygulama alanı bulmuştur.
4
Bir kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur olan so-
yadı, vazgeçilemez, devredilemez ve feragat edilemez, kişiye sıkı surette bağlı
bir kişilik hakkıdır. Soyadı üzerindeki hak, mutlak haklardan olması nede-
niyle herkese karşı ileri sürülebilen ve yasayla özel olarak korunan bir
haktır. Ancak, hukukumuz açısından soyadının bütün bu özellikleri
“kadınlar” açısından geçerli değildir. Diğer bir ifadeyle, hukuki nite-
liği açısından bir kişilik hakkı olan soyadının işlevi ve özellikleri 2001
tarihli Medeni Kanunu’nun 187. (1926 tarihli MK. 153.) maddesinde
görüleceği gibi sadece erkekler için geçerli olmakta, “medeni halindeki”
1
Ayrıntılı bilgi için bkz. MOROĞLU Nazan, Kadının Soyadı, (Beta yayını), İstanbul
1999, s. 17-23.
2
De BEAUVOIR Simone, Kadın - Evlilik Çağı II, çev. Bertan Onaran, 6. Baskı,
İstanbul 1986, s. 31 vd. Yazar; “ Evlilik siyasal, hukuksal ve ahlâksal açıdan bir
yasa, sözleşme, kurum sayılabilir… Erkeklerin çoğu evlenirken, soylarını devam
ettirmeyi…düşünür..” diyerek 1900’lerin başında yasalarda yer alan soyadı kuralı
ile bağlantı kurmaktadır.
3
21.6.1934 gün ve 2525 sayılı Soyadı Kanunu. Kanuna göre, her Türk öz adından
başka soyadını da taşımak zorundadır ve soyadı seçme görevi ve hakkı evlilik
birliğinin başkanı olarak kocaya âittir.
4
KÖPRÜLÜ Bülent; Medeni Hukuk Genel Prensipler, Kişinin Hukuku, İstanbul,
1984, s. 306; ZEVKLİLER Aydın, Medeni Hukuk, Kişiler Hukuku, 4. Bası, Ankara
1995, s. 353-358.
247
her değişiklik, yasa gereği sadece kadının soyadının değişmesini zorunlu
kılmaktadır. Bu nedenle, Medeni Kanunun kadının soyadına ilişkin
hükmü Anayasamızın 10. ve 41. maddeleri ve 16.11.2004 tarihli Av-
rupa İnsan Hakları Mahkemesi (İHAM) Ünal Tekeli kararı doğrultu-
sunda, çağdaş hukuk sistemlerindeki kurallar örnek alınarak yeniden
düzenlenmelidir.
20. yüzyılın özellikle ikinci yarısından itibaren insanlar arasında
ırk, dil, din, cinsiyete dayalı her türlü eşitsizliği kaldırılmasına yöne-
lik çalışmalar, kadın erkek eşitliğinin sağlanması açısından da itici güç
olmuştur. 1900’lerin başında yasalarda “evlenen kadın kocanın, doğan
çocuk babanın soyadını alır” kuralına yer verilmiş, ancak zaman içinde
toplumsal yaşamdaki gelişmenin aile yaşamına yansımasıyla eşlerin
eşit haklara sahip olması anlayışı benimsenmiş, evlilik hukukunda ve bu
arada soyadı ile ilgili maddelerde de değişiklikler yapılmıştır. Çağdaş
hukuk sistemlerinde yaşamın değişen koşullarına ve ortaya çıkan ihti-
yaçlara uygun olarak “kadının soyadı” kuralının kadın erkek eşitliğine
uygun hale getirildiği görülmektedir.
Günümüzde soyadı, kişinin kimliğinin belirtilmesini, onun hangi
aileye, soya ait olduğunun gösterilmesini (aidiyet) ve başka ailelerin
bireylerinden ayırt edilmesini sağlar. Bu bakımdan soyadı, kişiler arası
özel yaşam ilişkileri açısından özel hukuk alanında; nüfus kayıtlarının
düzenli tutulması, resmi belgelerde karışıklığın önlenmesi açısından
da kamu hukuku alanında düzenlenmiştir. Ayrıca, yabancı ile evle-
nenlerin “soyadı – aile adı” ile ilgili karşılaştıkları sorunların çözü-
münde hangi ülkenin hukukunun uygulanacağı ise milletlerarası özel
hukuk kurallarında yer almaktadır.
Bu yazıda, Türk Medeni Kanunu’na göre kadının soyadı, ilgili
İHAM ve Anayasa Mahkemesi kararları ve değişiklik önerisi ele alın-
madan önce, “kadının soyadı ile aile adı” kuralı bakımından Alman
hukukunda ataerkil anlayıştan eşitlikçi anlayışa doğru yaşanan süreç-
te yapılan dikkate değer değişikliklere bakmakta yarar var. Kaynak
İsviçre hukukunda ise, Almanya örneğinde olduğu gibi bir yasa deği-
şikliği süreci yaşanmamış, ancak 1980’lerden itibaren Anayasa’da ve
Medeni Kanun’da cinsiyete dayalı eşitsizliklerin kaldırılmasına yöne-
lik değişiklik yapılırken, soyadı konusunda da eşler arası eşitliğe doğ-
ru adımlar atılmıştır.
248
II. Alman Hukukunda Kadının Soyadı
Alman hukukunda, kadının soyadı kuralında başlangıçtaki ataerkil
anlayış, değişen yaşam koşullarına paralel olarak eşlerin eşit haklara
sahip olmaları anlayışıyla gelişmiş ve adım adım dikkate değer bir
yasa değişikliği süreci yaşanmıştır. Kadının soyadına ilişkin yapılan
yasal değişiklikler ve uygulama, Almanya’da aile içinde eşlerin konu-
munda yaşanan eşitlikçi gelişmeyi destekleyen açık ve kararlı bir kamu
politikasının varlığını göstermektedir. 1993’te çıkarılan aile adıyla ilgi-
li yasada (FamNamRG) soyadının toplumsal düzeni sağlama işlevine
önem verilmekle beraber, kişilerin kimliğine ve kişilik hakkına ön-
celik tanınmış olduğu görülmektedir.
5
Alman hukukunda, ilk kez 1794 yılında Prusya’da kabul edilen
yasa ile “evlenen kadın kocasının soyadını alır” hükmü uygulanmaya
başlanmıştır. Daha sonra 1896 yılında yürürlüğe giren Alman Medeni
Kanunu’nda (BGB § 1355) soyadı ile ilgili aynı hükme yer verilmiştir.
Evlilik birliğinin dış görünümü açısından eşlerin ortak bir soyadı ta-
şımaları kabul edilmiş, eşlerin ortak soyadının da “kocanın soyadı”
olacağı tercihi yapılmıştır.
Alman Medeni Kanunu’nda “kadının soyadı”na dair kurallarda
1920’lerden günümüze aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır:
6
a) Eşit Haklara Sahip Olma İlkesi’nin Kabulü (1949);
b) Eşit Haklar Yasası’nın Yürürlüğe Girmesi (1957);
c) Evlilik ve Aile Hukuku Reform Kanunu (1976);
d) Alman Federal Anayasa Mahkemesi’nce 1355/2. md.sine ilişkin
verilen
İptal Kararı (5.3.1991);
e) Aile Adı Hakkına Dair Kanun’un kabul edilmesi (16.12.1993).
5
NOWAK, Der Name der natürlichen Person, Giessen, 1996, s. 26.
6
GIESEN; Familienrecht, Tübingen, 1994, No. 626; (Almanya’da Aile Hukukunda
kadının erkekle eşit haklara sahip olması yolunda ilk adım 1921 tarihli “Çocuğun
Dini Terbiyesi Hakkında Kanun” -Gesetz über die religiöse Kindererziehung- ile
atılmıştır); MENZEL; s. 156: “Alman Medeni Kanunu’nda yapılan ilk değişikliklerin
temelinde Alman Hukukçu Kadınlar Birliğinin (DJB) önderliğinde güçlü bir kadın
hareketi olduğu görülmektedir.”
249
a) Eşit Haklara Sahip Olma İlkesi’nin Kabulü
Alman hukukunda, 1949 tarihinde yasalarda kadın erkek eşit-
liğinin sağlanması yolunda kararlı bir adım atılmış ve Anayasa’nın
(Grundgesetz) 3. maddesinde “bütün insanlar kanun önünde eşittir (1.fık-
ra); erkekler ve kadınlar eşit haklara sahiptirler..(2. fıkra); hiç kimse … cinsi-
yeti.. nedeniyle mağdur edilemez ve daha iyi duruma getirilemez..( 3. fıkra)”
hükümlerine yer verilmiştir. “Eşit haklara sahip olma ilkesinin” bütün
yasalarda yerleştirilmesini sağlamak üzere, Anayasa’nın 117. madde-
siyle, yasalarda yer alan eşitliğe aykırı tüm hükümlerin 31 Mart 1953
tarihine kadar değiştirilmesi için süre tanınmış, bu kuralların değiştiri-
lene kadar yürürlüğünü sürdüreceği, ancak sürenin bitiminde, eşitliğe
aykırı bütün maddelerin yürürlükten kalkmış sayılacağı kabul edil-
miştir.
7
Böylece, 1953 yılında kadın erkek eşitliğine aykırı hükümler
Anayasa gereğince yürürlükten kalkmıştır.
b) Eşit Haklar Yasası’nın Yürürlüğe Girmesi.
1953 yılında Anayasa’nın 117. maddesi gereğince yürürlükten kal-
kan kurallar yerine, kadın erkek eşitliğine uygun yasal düzenleme ancak
1957 yılında yapılabilmiştir. 18.6.1957’de kabul edilen “Kadın ve Erkeğin
Medeni Hukuk alanında Eşit Haklara Sahip Olmaları Hakkında Kanun”
(Gesetz über Gleichberechtigung von Mann und Frau auf dem Gebiet
des bürgerlichen Rechts) 1.7.1958 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kısaca
Eşit Haklar Yasası olarak anılan 8 maddelik yasanın 1. maddesiyle, Al-
man MK.’nun (BGB) kadın erkek eşitliğine aykırı hükümlerinde değişik-
lik yapılmıştır. Örneğin, “evlilik birliğine ilişkin bütün işlerde karar ver-
me yetkisi kocaya aittir”, “koca ikametgahı ve evi belirler”, hükümleri
eşitliğe aykırı olduğu için bu yasa ile yürürlükten kaldırılmış ve kadının
soyadı ile mal rejimlerine ilişkin kurallar ise yeniden düzenlenmiştir.
Eşit Haklar Yasası ile, 1896 tarihli Alman MK’nun BGB § 1355
“kadın evlendiğinde kocasının soyadını alır” hükmüne “kadın kendi soya-
dını da taşımak hakkına sahiptir, evlendirme memuruna bu yolda bildirimde
bulunabilir, bu bildirim resmen onaylanır” hükmü eklenmiştir. Eşit Hak-
lar Yasası ile ataerkil anlayıştan eşit haklara sahip olmaya doğru bir
7
JARASS / PIEROTH; Grundgesetz für die Bundesrepublik Deutschland,
Kommentar, München 1989 (23.5.1949 tarihli Bonn Anayasası), s. 82; LEIBHOLZ /
RINCK; Grundgesetz für die Bundesrepublik Deutschland, Köln, 1971, s. 165.
250
adım atılmış; kadına kızlık soyadını birlikte kullanma hakkı verilerek,
kadının aile içinde kocası ve çocukları arasında bağımsız bir kimliği olması
sağlanmıştır.
8
Ancak görüldüğü gibi, burada yine de kadının kimliğine
değil, soyadının kamu düzenini sağlama işlevine (Ordnungsfunktion)
üstünlük tanınmıştır. Alman Federal İdare Mahkemesi’nin 1960 tarihli
bir kararında da “kadının evlenirken soyadından vazgeçmeyi kabul
ettiği var sayılmalıdır” denilmiştir.
9
Eşit Haklar Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle kadınlar, her ne kadar
evlilik adının önünde kendi soyadını taşıyabilmesi olanağına sahip ol-
muşlarsa da, soyadını çocuklarına verme hakkı henüz tanınmamıştır.
10
c) Evlilik ve Aile Hukuku Reform Kanunu
1970’li yıllarda evlilik birliği içinde eşlerin eşit hak ve yükümlü-
lükleri olduğu anlayışının gelişmesine paralel olarak Alman MK.da
değişiklik yapılmış ve 14.6.1976 tarihinde Evlilik ve Aile Reformu Ka-
nunu (Ehe- und Familien Reformgesetz) kabul edilmiştir. Kanunda,
soyadının bir kişilik hakkı olması özelliği giderek daha ön planda tu-
tulmuş ve kadının kişilik haklarına erkekle eşit ölçüde değer verilmesi
kabul edilmiş, soyadına ilişkin madde yeniden düzenlenmiştir.
Evlilik birliği için eşlerden birinin soyadının ortak evlilik adı (so-
yadı) olarak seçilmesini öngören Alman Medeni Kanunu hükmü (BGB
§ 1355/1), anayasal eşitlik ilkesine (GG Art.3)uygun hale getirilmiş-
tir.
11
Bu madde ile eşlere soyadı seçme konusunda eşit hak ve görev
verilmiştir.
12
Eğer eşler evlenme başvurusu veya merasimi sırasında
ortak bir (aile ismi) soyadı seçtiklerini beyan etmemişlerse, bu takdir-
8
GERNHUBER / COESTER-WALTJEN, s. 142.; RAMM Thilo; Gleichberechtigung
und Ehe- und Familienname, FamRZ 1962, s. 281 vd.
9
Alman Federal İdare Mahkemesi (BVerWG) bir kararında: “Kişiler evlenmek-
le evlilik kurumunun getirdiği fedakârlığa katlanmayı kabul etmiş demektir. Bu
fedakârlık yürürlükteki yasa gereği soyadı açısından kadına düşmektedir” denil-
mektedir. ( FamRZ, 1960, 1 1960, 113; NJW, 1960, 449).
10
WESTERMANN H.P.; Handkommentar zum BGB. Band 2, München 1975, s.
628; REBMANN Kurt, Münchener Kommentar zum Bürgerlichen Gesetzbuch,
München 1978, § 1355.
11
NOWAK; s. 34, dip Not 25 de yer verilen Federal Anayasa Mahkemesi Kararı
(BVerfGE 17, 168)
12
GIESEN Dieter; Familienrecht, Tübingen 1994, No. 163; GRZIWOTZ Herbert,
Wichtige Rechtsfragen zur Ehe, 2. Aufl., München 1996, s. 54-58.; STURM Fritz;
Der Ehename aus kollisionsrechtlicher Sicht - Zum Beschluss des BGH vom 12.5.1971,
FamRZ 1973, Heft 8/9, s. 401.
251
de Alman Medeni Kanunu’nda (BGB § 1355/2) yer alan (yedek) hü-
küm gereğince kocanın soyadının (Geburtsname) evlilik birliğinin soyadı
(Ehename) olacağı kabul edilmiştir. Bu fıkra hükmünde, Anayasa’nın
“kadın erkek eşit haklara sahiptir ve kanunlar önünde eşittir..” hük-
müne aykırı düşen, geleneksel anlayışın devam ettiği görülmektedir.
Alman hukukunda 1980’li yıllardan beri bu maddenin (BGB § 1355/
2, 2) kadın erkek eşitliğine aykırı, patriyarkal bir anlayış içerdiği ileri
sürülmekteydi.
13
Aslında eşlerin ortak bir soyadı seçmiş olmaları du-
rumunda veya seçme hakkının kullanılmamış olmasıyla kocanın so-
yadının aile adı olarak kabul edilmesi halinde, uygulamada bir sorun
yaşanmamaktadır. Sorun, eşlerin soyadı konusunda anlaşamamaları
halinde, erkeğin soyadının evlilik adı olacağının kabul edilmiş olması
nedeniyle ortaya çıkmaktadır.
Evlilik Hukuku Reform Kanunu’nda yer alan soyadına ilişkin
madde, yürürlük tarihi olan 1.7.1976 dan sonra yapılan evlilikler açı-
sından hüküm ifade etmekteydi ve daha önce yapılmış evliliklere
(Altehen) dair bir geçiş hükmü mevcut değildi. Daha sonra çıkarılan
Evlilik Adı Değiştirilmesine İlişkin Yasa’da,
14
1.7.1976 yılından önce
yapılmış olan evlilikler için 1.7.1979 ile 30.6.1980 tarihleri arasında
yapılmak üzere bir yıllık başvuru süresi tanınmıştır. Bu süre içinde
evlendirme memurluğuna başvuran eşlerin “kadının soyadını” evlilik
adı olarak seçme hakkını kullanabilecekleri kabul edilmiştir.
d) Alman Federal Anayasa Mahkemesi’nin Medeni Kanun’un
1355 / 2. md.sine ilişkin iptal kararı
Anayasa Mahkemesi’nin (BVerfG) 5.3.1991 tarihli iptal kararı, so-
yadına ilişkin hükümler açısından Alman hukukunda tam anlamıyla ka-
dın erkek eşitliğinin sağlanmasında, diğer bir deyişle ataerkil anlayıştan
eşitlikçi anlayışa doğru yaşanan süreçte son adımın atılmasında önem-
li rol oynamıştır. Yasanın (BGB) 1355. maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan “eşler bir evlilik adı seçmemişlerse, kocanın soyadı evlilik adı olur” hükmü
Anayasa’nın (Art. 3/II) eşit haklara sahip olma ilkesine aykırılık oluştur-
duğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmiştir.
13
WIRTH Thomas, Der Ehename bei im Ausland geschlossenen Ehen nach dem Beschluss
des BverfG vom 5.3.1991, FuR 3/91, s. 138-142.
14
Von MÜNCH; s. 20: “Das Ehenamensänderungs Gesetz von 27.3.1979”. GÖREN
ATAYSOY, s. 97.
252
İptal kararında soyadı maddesinde yeni bir düzenleme yapılması
gerektiği ve kararın ilânından itibaren yeni yasa çıkarılana kadar yapı-
lacak evliliklerde eşlerin kendi soyadlarını taşımaya devam edebileceği
kabul edilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının 2.4.1991 tarihinde yürür-
lüğe girmesinden itibaren altı ay içinde yapılan evliliklerde yaklaşık
dörtte bir oranında eşlerin ortak bir evlilik adı seçmedikleri, kendi so-
yadlarını taşımaya devam ettikleri ve 1990 yılına kıyasla kocanın so-
yadının evlilik adı olarak seçilmesinde aynı oranda bir azalma olduğu
görülmektedir.
15
e) Aile Adı Hakkına Dair Kanun (FamNamRG)
16
Alman Medeni Kanunu’nun 1355/2. maddesi Federal Anayasa
Mahkemesi’nce iptal edildikten iki yıl sonra Aile Adı Hakkına Dair Ka-
nun (Familiennamensrechtgesetz) çıkarılmıştır. Kanun’da eşlerin eşit
haklara sahip bireyler olarak kişilik haklarına öncelik ve önem veril-
miş ve herbirinin kimliklerinin ön planda tutulması benimsenmiştir.
Bu yasa ile getirilen yenilik eşlerin ortak aile adı kullanmaları zo-
runluluğunun kaldırılmasıdır. Anayasa Mahkemesi kararında belirtildi-
ği gibi, eşlerin evlenirken soyadı seçme hakkını kullanmamaları duru-
munda, yine de ortak evlilik adı (soyadı) taşımanın zorunlu tutulması,
bir tarafın aleyhine sonuç doğurmakta ve bu da eşitliğe aykırı düş-
mekteydi. Yeni yasayla evlilikte ortak bir soyadı kullanmak zorunlu
olmaktan çıkarılmakla birlikte, toplum içinde evlilik birliğini tanıtıcı
15
STENZ Heinz, Namenswahl bei der Eheschliessung nach dem Beschluss des
BVerfG vom 5.3.1991 - Eine Zwischenbilanz; StAZ, Nr. 1/1992, s. 21 de yer
verilen bir araştırma sonucunda, Tübingen Evlendirme Memurluğu tarafından
yapılan açıklamaya göre: 2.4.1991 ile 30.9.1991 tarihleri arasında 295 evlilik işlemi
yapılmıştır; bunlardan kocanın soyadı evlilik adı olarak seçilen evlilik sayısı 208
(%70, 51), kadının kendi soyadını da birlikte kullanması 33; karının soyadı evlilik
soyadı olarak seçilen evlilik sayısı 16 (% 5, 42), kocanın kendi soyadını da birlikte
kullanma sayısı 4; eşlerin bir evlilik adı seçmeyip kendi soyadları ile devam
ettikleri evlilik sayısı 71 (% 24, 07)dir. Yine Tübingen Evlendirme Memurluğunca
açıklanan sayılarla 1990 yılında yapılan 510 evlilikte soyadı seçme durumu
karşılaştırıldığında, 1991 yılında kocanın soyadının evlilik adı olarak seçilmesinde
% 25 oranında azalma görülmektedir: 510 evlilikten kocanın soyadı evlilik adı olan
evlilik sayısı 488 (% 95, 69), bunlardan 155’inde kadın kendi soyadını da birlikte
kullanmakta; kadının soyadı evlilik adı olan 22 (% 4, 31) bunlardan 16’sında koca
kendi soyadını birlikte kullanmaktadır.
16
Aile Adı Hakkına Dair Kanun (Familiennamenrechtsgesetz) 16.12.1993 tarihinde
kabul edilmiş ve 1.4.1994’de yürürlüğe girmiştir.
253
bir unsur olan ortak evlilik adını seçme hakkı eşlere tanınmaya devam et-
mektedir, dolayısiyle eşlerin ortak soyadı taşımalarına tamamen son
verilmiş değildir. Hatta eşlerin evlilik birliği kurulmasından itibaren
5 yıl içinde ortak evlilik adı seçebilecekleri de kabul edilmiştir (Alman
MK.1355/3).
1994 de yürürlüğe giren aile adına ilişkin yasaya göre eşler, ortak
bir soyadı seçmemişlerse, her biri evlenmeden önceki soyadını taşıma-
ya devam edecektir. Kanun koyucu bu kural ile eşit haklara sahip olma
ilkesini tam olarak yaşama geçirmiş bulunmaktadır.
17
Eşlerin bu yeni kuraldan yararlanarak ortak aile adı kullanmama-
ları halinde, doğan çocukların soyadının nasıl belirleneceği konusun-
da da açık bir hüküm getirilmiştir.
18
Alman MK’nun 1616. maddesinde
(FamNam RG ile) 1994 de yapılan değişikliğe göre; çocuğa annenin
veya babanın soyadı seçilerek verilecek, bir ay içinde böyle bir seçim
yapılmadığı takdirde vesayet mahkemesi soyadı seçme yetkisini ana-
ya veya babaya verebilecektir. İlk çocuk seçilen soyadı daha sonra do-
ğan çocuklar için de geçerli olacaktır.
Eşlerin boşanmaları durumunda, eğer bir evlilik adı seçmişlerse,
bunu boşandıktan sonra da taşımaya devam edecekleri kabul edilmiş-
tir (Alman MK. 1355/5). Ancak boşanan kişi doğumla kazandığı ya da
evlenmeden önce kullanmakta olduğu soyadına dönmek isterse, bunu
şahsi hal memuruna bildirecektir.
Aile Adı Hakkına Dair Kanun’da, yürürlüğe giriş tarihinden önce
yapılmış olan evliliklere (Altehen) ilişkin geçiş hükmüne de yer veril-
17
GIESEN, s. 74, No.165.
18
GIESEN, age., s. 289-291, No.550-557; Alman Anayasa Mahkemesinin eşlerin
soyadı konusunda anlaşamamaları halinde erkeğin soyadının aile adı olarak
belirleyiciliğini öngören kuralın anayasal eşitlik ilkesine aykırılığı nedeniyle iptal
etmesi üzerine, her eşe kendi soyadını taşıma hakkı tanınmıştır. Bu durumda
çocuklar ana ve babanın her ikisinin soyadını birlikte taşıyacaklardı. Ancak 1994
de yürürlüğe giren Aile Adı Hakkına İlişkin Yasada ise çocukların annenin ya da
babanın olmak üzere tek soyadı kullanmasına olanak verilmektedir. Dolayısiyle,
Almanya’da bu yasanın yürürlüğe girişinden önce ve sonraki tarihlerde doğan
çocuklar (kardeşler) açısından farklı soyadları söz konusu olmaktaydı. Çocuğun
soyadı ile ilgili madde (BGB 1616/1) gereğince ana veya babanın soyadının seçilerek
çocuğa verilmesi halinde bu soyadı diğer çocuklar için de geçerli olacağından iki
soyadını birlikte taşıyan çocuğun kimliğinde bu şekilde bir değişiklik yapılması
zorunlu olmaktadır. Ancak yabancı eşle evlilikten doğan çocukların, eğer eşlerden
birinin ülke yasası çift soyadına izin veriyorsa, çocuklara ananın ve babanın soyadı
her ikisinin birlikte verilebileceği de kabul edilmiştir.
254
miştir. Buna göre eşler, yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren bir yıl
içinde başvurarak yasanın tanıdığı haklardan yararlanmak isteyebilirler.
Alman hukukunda yaşanan bu süreç, kadının toplumsal yaşam
içinde giderek daha fazla yer almasıyla birlikte ortaya çıkan ihtiyacı-
na ve yaşadığı kimlik sorununa çözüm getirmede kanun koyucunun
duyarlılığını göstermektedir. Alman hukukunda “kadının soyadı” ile
ilgili olarak gördüğümüz bu gelişme, kadına ve kadının kimliğine ve-
rilen önem konusunda tutarlı ve kararlı bir kamu politikasının varlığı
ve hukuk kurallarının günün ihtiyaçlarına uygun olarak nasıl değişti-
rilmesi gerektiği konusunda da, dikkatle izlenmesinde yarar olan bir
örnek oluşturmaktadır.
III. Türk Hukukunda Kadının Soyadı
1926 tarihli yasada olduğu gibi 2001 tarihli yeni Medeni Kanun’a
göre de kadın, doğumla aldığı soyadını evlenince terk etmek ve ko-
casının soyadını almak zorundadır. Daha sonra medeni halindeki her
değişiklikte, boşandığında ve yeniden evlendiğinde kadın, soyadını
her defa değiştirmesi gerekmektedir. Hatta evlilik devam ederken, ko-
canın evlat edinilmesi ile veya haklı nedenle soyadının değiştirmesi
halinde, kocaya bağlı olarak kadının da soyadı değişmektedir. Kadının
evlendiğinde veya boşandığında soyadını değiştirmek zorunda olması
(Medeni Kanun 187. ve 173. md) kadının kimliğini, pasaportunu, ban -
ka hesaplarını, kredi kartını, sürücü belgesini ve birçok benzer resmi
veya özel belgeyi yeniden çıkarmasını gerektirmektedir. Evlenince zo-
runlu olarak soyadını terk eden kadın boşanınca bu defa da “boşandığı
kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğunu ve bunun ko-
caya bir zarar vermeyeceğini” ispatlamak, aksi halde önceki soyadına
dönmek ve bütün bu belgeleri yeniden düzenletmek zorunda kalmak-
tadır. Medeni halindeki değişikliğe bağlı olarak soyadını değiştirmek
zorunda kalmaları kadınları mağdur etmekte “kimlik sorunu” yaşa-
malarına yol açmaktadır. Özellikle yabancı ile evli kadınların, pasa-
port başta olmak üzere resmi belgelerde soyadı açısından yaşadıkları
sorunlar göz ardı edilemeyecek derecede mağduriyete yol açmaktadır.
Erkek ise doğduğu gün aldığı soyadını kural olarak yaşamı bo-
yunca taşıma hakkına sahiptir. Soyadını ancak evlat edinilmesi ve hak-
lı nedenle soyadını değiştirme talebinin kabul edilerek karara bağlan-
ması durumlarında değiştirir.
255
Türk hukukunda, son yıllarda özellikle AB’ne uyum yasaları çer-
çevesinde yapılan anayasa değişiklikleri başta olmak üzere yasalarda
kadın erkek eşitliği yolunda önemli adımlar atılmıştır. 3 Ekim 2001 ta-
rihinde Anayasa’nın 41. maddesinde yapılan değişiklikle “Aile toplu-
mun temelidir” maddesine “eşlerarası eşitliği dayanır” ibaresi eklenmiş-
tir. 22 Kasım 2001 tarihinde kabul edilerek 1 Ocak 2002’de yürürlüğe
giren yeni Medeni Kanun da eşler arası eşitlik ilkesine uygun düzen-
lenmiştir. MK’nun “Aile Hukuku” bölümünde anayasal eşitlik ilkesine
aykırı düşen tek madde “kadının soyadı”dır (md. 187 ve 173).
1. Türk Medeni Kanunu’nda yer alan kurallar
Bilindiği gibi 1926 tarihli Medeni Kanunu’muzun 153. maddesin-
de 1997 yılında değişiklik yapılana kadar “kadın evlenmekle kocasının
soyadını alır” kuralı yürürlükteydi. 1997 yılında 153. madde değişti-
rilmiş ve eşitliğe doğru bir adım olarak niteleyebileceğimiz aşağıdaki
düzenleme yapılmıştır:
“Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna
veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuru ile kocasının soyadı
önünde önceki soyadını da kullanabilir. Daha önce iki soyadı kullanan kadın,
bu haktan sadece bir soyadı için yararlanabilir.”
Yukarıdaki hüküm 2001 tarih ve 4721 sayılı (yeni) Türk Medeni
Kanunu’nun 187. maddesine “Kadının Soyadı” başlığıyla aynen alın-
mıştır. Oysa Medeni Kanunda değişiklik yapılmasının temel amacı, ai-
lede eşlerin eşit haklara sahip olmaları ilkesinin yerleştirilmesi ve ka-
dın erkek eşitsizliğinin kaldırılmasıydı. Yeni Medeni Kanun’un genel
gerekçesinde “günümüzde modern hukuk sistemlerinin istisnasız hepsinde
temel ilke olarak kabul edilen kadın – erkek eşitliği ilkesinin hukukumuzda
da tam anlamıyla yerleştirilmesi amacıyla” Medeni Kanun’da değişiklik
yapıldığı belirtilmektedir. Gerçekten 2002’de yürürlüğe giren Medeni
Kanun’un “Aile Hukuku” bölümünde evlilik yaşı, konutun seçimi, evlilik
birliğinin yönetimi ve temsili, birliğin giderlerine katılma, yasal mal rejimi
gibi konular eşlerarası eşitlik esasına dayandırılmıştır.
19
Ancak, evlili-
ğin genel hükümlerinde yer alan 187. maddede ve boşanmanın sonuç-
19
MOROĞLU N., Ailede Demokrasi – Toplumda Demokrasi, Dünya Gazetesi, 7 Mart
2003.
256
larına ilişkin 173. maddede “Kadının Soyadı” kurallarında kadınlara
karşı ayrımcılık devam etmektedir.
“Kadının Soyadı” başlığını taşıyan 187. madde, önceki Medeni
Kanun’un 153. maddesinin 1997’de değiştirilen, yukarıda yazılı şek-
liyle aynıdır.
Madde 173 - Boşanan Kadının Kişisel Durumu:
“Boşanma halinde kadın evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur,
ancak evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce
dul idiyse, hakimden bekarlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir.
Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu
ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hakim,
kocasının soyadını taşımasına izin verir.
Koca, koşulların değişmesi halinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.”
Kadın boşandığı kocasının soyadını kullanmaya devam etmek iste-
diğinde, bunu boşanma davası ile birlikte veya boşanma hükmünün
kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde talep edebilir. Kadının boşan-
dığı kocasının soyadını kullanmayı talep etmesi, evliliğin boşanma sebe-
biyle sona ermesinden doğan bir dava hakkı olduğuna göre, MK’nun 178.
maddesi hükmü gereğince bir yıllık zamanaşımına tabidir.
20
Yargıtay’ın
2. HD.nin 25.6.1970 tarih ve 3452/3917 sayılı kararında “... davalı tarafın
(kadın) Ö... soyadını kullanmasında davacının zımni bir izni olduğunun kabulü
gerekir. Çünkü, davacı kendi soyadını kullanmasına boşanmayı müteakip itiraz
etmemiş, beş seneye yakın bir zaman sonra bu davayı açmıştır” denilmektedir.
Söz konusu karar dikkate alındığında, boşanma üzerinden bir yıl geçtik-
ten sonra, boşanan kadının MK. md. 173/2’ye dayanarak dava açmasın-
da bir menfaati olmayacağı sonucuna varabiliriz.
Yukarıda görüldüğü gibi, (yeni) Medeni Kanun’da her iki maddede
de kadınlara karşı ayrımcılık sürmektedir. Özellikle 187. madde gereğince
evlendiğinde kocasının soyadını almak zorunda bırakılan kadın açı-
sından, boşandığında bu defa 173. md. gereğince kocasının soyadını kullan-
ma yasağının getirilmesi hakkaniyete de aykırıdır. Kadının kocasının soya-
dını kullanmakta yararı olduğunu ispatlayamaması ya da izin verilse
20
DOĞAN İzzet, Aile Hukukunda Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süreler, Legal Hukuk
Dergisi, Nisan 2005, s. 1366-1367.
257
bile kocanın her zaman iznin kaldırılmasını talep edebilmesi karşısın-
da, kadın yeniden soyadı değiştirmek zorunda kalacaktır. 187. mad-
de göz önünde tutulduğunda, boşanma durumunda 173. maddenin
İsviçre’deki gibi düzenlenmesi ve boşanan kadının kocasının soyadını
kullanma hakkının devam etmesi, ancak kadının istemiyle kendi soya-
dına dönebilmesi kabul edilmeliydi.
Aslında, Medeni Kanun değişikliği yapılırken, “Evlilik Birliği”
bölümünde bütün kurallar “eşler” sözcüğüyle başlatılmış ve eşlerin
eşit haklara sahip olması ilkesine uygun düzenlenmiştir. Bu nedenle,
Anayasa’nın 41. ve 10. maddelerine de aykırı olan MK.nun “Kadının
Soyadı” maddesindeki ayrımcılık kaldırılmalı ve eşitlik ilkesi çerçeve-
sinde yeniden düzenlenmelidir.
2. Uluslararası Sözleşmelerde Kadının Soyadı
Türkiye kadın erkek eşitliğini sağlamak üzere düzenlenmiş olan
BM Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’ni,
Ek İhtiyari Protokol’ü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
21
ile 7 No.lı
Ek Protokol’ü onaylamıştır. Sözleşmeden doğan yükümlülüklerini ye-
rine getirmesi gerekir.
a) Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi
Genel kapsamlı olan İnsan Hakları Sözleşmeleri yanında, somut
olarak kadının insan haklarını yaşama geçirmek, kadınlara karşı var
olan ayrımcılığı kaldırmak amacıyla düzenlenmiş olan Kadınlara Karşı
Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi en kapsamlı ve en geniş
katılımlı uluslararası sözleşmedir. 23 Şubat 2012 tarihi itibariyle 187
22
ülkenin taraf olduğu Sözleşmeyi Türkiye 1985 yılında onaylamış-
tır. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması Hakkında
Sözleşme’nin 16. maddesinin g fıkrası doğrudan konumuzla ilgilidir.
Bu maddede:
“Taraf devletler kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayrımı
önlemek için gerekli bütün önlemleri alacaklar ve özellikle kadın erkek eşitliği
ilkesine dayanarak kadınlara aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
21
MOROĞLU Nazan, Uluslarası Sözleşmelerde Kadın Erkek Eşitliği, İstanbul
Barosu yay., 2005.
22
http://treaties.un.org/Pages/ViewDetails.aspx?src=TREATY&mtdsg_no=IV-
8&chapter=4&lang=en (erişim tarihi 23.02.2012)
258
g) Aile adı, … karı koca için eşit kişisel haklar”
denilerek, kadının soyadı konusunda eşlerin eşit haklara sahip
olması ilkesine uyulması zorunluluğu açık bir ifade ile öngörmüştür.
Bu nedenle, Türkiye’nin 1985 yılında onayladığı Sözleşme’den doğan
taahhütlerini yerine getirmesi gerekmektedir.
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve 7 No.lu Protokol
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. ve 14 maddelerinde ve
22.11.1984 tarihli 7 No.lu Protokol’ün 5. maddesinde “Eşler kendi arala-
rında ve çocuklarıyla ilişkilerinde, evlilikle ilgili, evlilik sırasında veya ayrıl-
dıktan sonra, özel hukuk nitelikli haklara ve yükümlülüklere eşit olarak sahip-
tirler” denilmektedir. Ayrıca, Avrupa Konseyi’nin “ Medeni Hukukta
Eşlerin Eşitliği Konusundaki 37 sayılı İlke Kararı’nın 11/6. bendinde”
de soyadı konusunda bir eşin diğerinin soyadını kullanmaya zorlanamayaca-
ğına değinilmektedir.
3. Kadının Soyadına İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararları
a) Kadın erkek eşitliği açısından “kadın evlenmekle kocasının so-
yadını alır” kuralı, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılığı nedeniyle
hem 1926 tarihli Medeni Kanun hem de 2001 tarihli Medeni Kanun
açısından Anayasa Mahkemesi’ne götürülmüş ve iptali istenmiştir.
Anayasa Mahkemesi, kadının soyadına ilişkin 20 Eylül 1998 tarih ve
61/59 sayılı kararıyla
23
Medeni Kanun’un “kadın evlenmekle kocası-
nın soyadını alır” maddesinin iptal istemini “bu durum eşitliğe aykı-
rı değildir” diye reddetmiştir. Ret kararının gerekçesi dört yıl sonra
15.11.2002 tarihinde yayımlanmıştır.
Mahkemenin ret gerekçesinde: “... İtiraz konusu kural kimi sosyal
gerçeklerin zorunluluklarından ve yasa koyucunun yıllar boyu kökleşmiş bir
geleneği kurumsallaştırmasından kaynaklanmaktadır. Aile isminin kuşaktan
kuşağa doğumla geçmesiyle aile birliği devam etmiş olacaktır. Kamu yararı,
kamu düzeni ve kimi zorunluluklar soyadının kocadan geçmesinin tercih nede-
ni olduğunu göstermektedir. Kaldı ki itiraz konusu kuralda aile isminin sadece
erkeğin soyadına bağlanacağı öngörülmeyip, kadın başvurduğunda kocanın
soyadıyla birlikte önceki soyadını da kullanma olanağı vardır. Kadının evlen-
mekle kocasının soyadını almasının cinsiyet ayrımına dayanan bir farklılaşma
23
Anayasa Mahkemesinin 20 Eylül 1998 tarih ve 61/59 sayılı kararı, RG. 15.11.2002,
s. 24937
259
yarattığı savı da yersizdir. Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik, herkesin her
yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez.
24
Durum ve konumla-
rındaki özellikler kimi kişiler için değişik kural ve uygulamaları gerekli kılabi-
lir. Yasa koyucunun aile soyadı olarak kocanın soyadına öncelik vermesi, bu
haklı nedenler karşısında eşitliğe aykırılık oluşturmaz...” denilmektedir.
Burada dikkate değer olan husus, Anayasa Mahkemesi’nin bir
başka kararında
25
“modern aile hukukunun dayanağı olan eşlerin eşit hakla-
ra sahip olmaları ilkesi ve Anayasanın 10. maddesinde yer alan kanun önünde
eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı” gerekçesine açıkça yer verdiği halde kadı-
nın soyadı konusunda bu görüşünden ayrılmış olmasıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin, “Kadının Soyadı” kuralına ilişkin iptal
isteminin reddi kararına muhalif kalan başkan Mustafa Bumin, üye-
ler Fulya Kantarcıoğlu ile Yalçın Acargün, Türkiye’nin 1985 yılın-
da onayladığı Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması
Sözleşmesi’nin “farklı cinslerin eşit haklara sahip olması” ilkesinin
esas alınması gerektiğine işaret etmişlerdir.
Karşı oy yazısında “ Bu kural evlilik birliği içinde aynı hukuksal konum-
da bulunan taraflardan kocayı kadın karşısında üstün duruma getirmektedir.
Bu eşitsizliği kamu düzeni, kamu yararı gibi soyut kavramlarla açıklamak ola-
naksızdır. Evlenen kadının soyadı üzerindeki kişilik hakkının kimi olasılıklara
veya varsayımlara dayanılarak sınırlandırılması demokratik hukuk devleti ve
demokratik toplum düzeni gerekleriyle bağdaştığı ileri sürülemez. Aile soya-
dının seçimini, evlilikte eşit haklara sahip eşlerin özgür iradesine bırakmayıp,
kocaya mutlak üstünlük sağlayan kural, yalnız eşitlik ilkesine değil, kadının
soyadı üzerindeki kişilik hakkına müdahale niteliği taşıdığından Anayasa’nın
17. maddesine de aykırıdır..” denilmektedir.
Anayasa Mahkemesinin 3’e karşı 8 oyla verdiği “kadının soyadı”
kuralına ilişkin iptal istemini reddeden kararına, o tarihte de bugün de
katılmamız mümkün değil. Karşı oy yazısında işaret edilen Sözleşme
ve Anayasa maddeleri dikkate alınması ve maddenin iptali gerekirdi.
b) Anayasa Mahkemesi’nin 2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî
Kanunu’nun 187. maddesinin Anayasa’nın 2., 10., 12., 17., 41. ve 90.
24
Kararın verildiği tarihte henüz Anayasa’nın 41. maddesinde (2001) ve 10.
maddesindeki (2004) değişiklikleri yapılmamış olmasının eksikliği görülmektedir.
25
Anayasa Mahkemesinin 29.11.1990 tarih ve 1990/30 sayılı, kadının çalışmak
kocasından izin almasına dair MK. 159. maddesinin iptali kararı.
260
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemiyle yapılan itiraz hakkında-
ki 10.3.2011 tarihli ret kararının kanımca hukuken haklı gerekçesi
bulunmamaktadır.
26
Evli kadının yalnız önceki soyadını kullanması istemiyle açılan
davalarda itiraz konusu MK. 187. maddenin Anayasa’ya aykırı oldu-
ğu kanısına varan Mahkemeler
27
iptali için başvurmuşlardır. Ancak,
Anayasa Mahkemesi Türk Medenî Kanunu’nun 187. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman Alifey-
yaz PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜL -
DÜR, Serruh KALELİ, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ ile
Engin YILDIRIM’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 10.3.2011 gü-
nünde karar verilmiştir.
Karşı oy yazılarında, kadının kimlik sorunu, kadın erkek eşitliği
ve Anayasa ve uluslararası sözleşmeler çerçevesinde 187. maddenin
iptal edilmesi konusunda haklı gerekçeler verilmiştir.
KARŞI OY YAZISI
“…4721 sayılı Yasa’dan önce yürürlükte bulunan 743 sayılı
Yasa’nın itiraz konusu kuralla aynı içerikteki 187. maddesi hakkın-
da, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen red kararından sonra
Anayasa’nın eşitlik ilkesine ilişkin 10. maddesinde, kadınlar lehine
2004 ve 2010 tarihli değişikliklerin yapılmasına karşın, aynı konuda
1998 yılında verilen kararda, çoğunluk oylarıyla da olsa ısrar edilmesi,
Anayasa Mahkemesi’nin, gerçekleştirilen Anayasa değişikliklerini ve
uluslararası alandaki gelişmelerin somut bir göstergesi olan AİHM ka-
rarlarını dikkate almadığını ortaya koymaktadır. Bu durum, temel hak
ve özgürlüklerin korunup, güçlendirilmesi amacıyla evrensel hukuk-
taki gelişmeler doğrultusunda, Anayasa ve yasalarda yapılan değişik-
liklerin, onları uygulayan yargı yerleri tarafından özümsenip yaşama
geçirilmedikçe, insanın onurlu bir yaşam sürdürmesi, maddi ve ma-
nevi varlığını geliştirebilmesi için gerekli ortamın oluşturulmasına bir
katkı sağlayamayacağını göstermektedir. İtiraz konusu 187. maddeyle
ilgili evlenen kadının, sadece kendi soyadını kullanabilmesine olanak
26
RG. 21.10.2011 – 28091; E: 2009/85, K. 2011/49
27
1- Fatih 2. Aile Mahkemesi (Esas Sayısı: 2009/85), Ankara 8. Aile Mahkemesi (Esas
Sayısı: 2010/35); Kadıköy 1. Aile Mahkemesi (Esas Sayısı: 2010/94)
261
sağlayan bir kanun tasarısı taslağının Adalet Bakanlığı tarafından ha-
zırlanarak görüşe sunulması ise yasama açısından olumlu bir gelişme
olarak değerlendirilebilir.
Anayasa Mahkemesi’ne daha önce verilen aynı konuya ilişkin
29.9.1998 günlü, E: 1997/61, K: 1998/59 sayılı kararın karşıoy gerekçe-
sinde de belirtildiği gibi; cinsiyete dayalı ayırımları yasaklayan “farklı
cinslerin eşit haklara sahip olması” ilkesinin sözleşmelerle uluslararası
alana taşınarak ortak idealler haline dönüştürülmesi, bu ilkenin ulusal
düzenlemelere yansıtılmasında itici bir güç oluşturması bakımından
büyük önem taşımaktadır.
Anayasa’nın başlangıcı ile 174. maddesinde dile getirilen çağdaş
uygarlık düzeyine ulaşma amacı bu uygarlığın hukuk alanına yansı-
ması olan hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası belgelerin, Anayasa
kurallarıyla birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.
Bu anlayış içinde bakıldığında, yalnız kadın yönünden zorlama
getirdiği anlaşılan “Kadın evlenmekle kocasının soyadını alır.” biçi-
mindeki itiraz konusu kural, evlilik birliği içinde hak ve yükümlülük-
ler bakımından aynı hukuksal konumda bulunan taraflardan kocayı
kadın karşısında üstün duruma getirmektedir. Bu eşitsizliği kamu
düzeni kamu yararı gibi soyut kavramlarla açıklamak da olanaklı de-
ğildir. Çünkü bu tür gerekçelerin, ancak kamu düzenini bozan ya da
kamusal yararı zedeleyen somut olayların varlığı halinde geçerli olabi-
leceği açıktır. Evlenen kadının soyadı üzerindeki kişilik hakkının, kimi
olasılıklara veya varsayımlara dayanılarak sınırlandırılmasının, kadın-
erkek eşitliği konusunu önceki düzenlemelerden farklı olarak, kadın
lehine pozitif ayrımcılığa izin veren bir noktaya taşıyan Anayasa’nın
10. maddesi ile uyum içinde olduğu ileri sürülemez.
1976 tarihli Alman Evlilik ve Aile Hukuku Yasası’ndaki eşlerin
ortak bir soyadı kullanacağı, aile soyadı olarak karının ya da kocanın
soyadının seçilebileceği, eğer eşler bir karara varamazlarsa, kocanın so-
yadının ailenin soyadı olarak kabul edileceğine ilişkin kuralı inceleyen
Alman Anayasa Mahkemesi 5.3.1991 günlü kararıyla kocanın soyadı-
nın, ikincil aile adı olarak seçilmesini Anayasa’ya aykırı bulmuştur.
İptal kararının gerekçesinde şu görüşlere yer verilmiştir: “… bir ilişki-
nin geleneksel yapısı, eşitsizliği haklı kılamaz. Eğer mevcut toplumsal
gerçeklik veri olarak ele alınırsa, anayasal bir emir olan farklı cinslerin
eşit haklara sahip olmaları ilkesinin gerçekleştirilmesi işlevini kaybe-
262
decektir. Bu ilkeye sıkı sıkıya bağlı kalınmalıdır. Esas olarak bu ilke,
kadınların ayrımcılığa uğradığı yerlerde geçerlik kazanmaktadır. Çün-
kü Anayasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrası böylesi ayırımcılığı önleme
amacına hizmet etmektedir. Doğumla kazanılan ad, kişinin bireyselli-
ğinin ve kimliğinin ifadesidir. Bu nedenle birey hukuk düzeninin adına
saygı göstermesini ve bunun korunmasını talep edebilir. Bir isim deği-
şikliği, çok önemli nedenler olmadıkça talep edilemez”
[2]
Avrupa İnsan
Hakları Divanı da, 1994 yılında verdiği İsviçre hakkında mahkûmiyetle
sonuçlanan bir kararında, ismin kişinin kimliği anlamına geldiğini,
buna yapılan müdahalenin, ailenin özel yaşamına müdahale sayıldığı-
nı bu nedenle eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirtmiştir.
Anayasa’nın herkesin, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma
ve geliştirme hakkına sahip olduğunu ifade eden 17. maddesi ve her-
kesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı
bulunduğunu belirten 20. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde iti-
raz konusu kuralın, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı, duraksama-
ya yer vermeyecek biçimde açıkça ortaya çıkmaktadır.
Belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 10., 17. ve 20. maddelerine aykırı
olduğu sonucuna varılan itiraz konusu kuralın iptali gerektiği kanısıy-
la çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.”
Üye Fulya KANTARCIOĞLU
Üye Fettah OTO
Üye Serdar ÖZGÜLDÜR
Üye Serruh KALELİ
Üye Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye Recep KÖMÜRCÜ
KARŞI OY YAZISI
“….Anayasa’nın 41. maddesinin ilk fıkrasına göre ise, “Aile, Türk
toplumun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.” 4721 sayılı Me-
deni Kanun’da her alanda eşler arası eşitlik kabul edilmesine rağmen,
“Kadının Soyadı”na ilişkin kural bu eşitliğe aykırı olan tek düzenleme
olarak varlığını sürdürmektedir.
28
28
(Moroğlu, Nazan, “Medeni Kanun’a Göre Kadının Soyadı ve Bir Öneri, www.
tukd.org.tr/dosya/kadinin_soyadi.doc erişim tarihi, 26.04.2011.)
263
Ülkemizde, son yıllarda gerçekleştirilen anayasa değişiklikleri başta
olmak üzere, yasalarda kadın erkek eşitliğinin sağlanması amacıyla yeni
düzenlemeler yapılmıştır. Medeni Kanun’da değişiklik yapılmasının te-
mel amaçlarından biri, ailede eşlerin eşit haklara sahip olmaları ilkesinin
yerleştirilmesi ve kadın erkek eşitsizliğinin kaldırılmasıydı. Yeni Medeni
Kanunun genel gerekçesinde de “günümüzde modern hukuk sistem-
lerinin istisnasız hepsinde temel ilke olarak kabul edilen kadın – erkek
eşitliği ilkesinin hukukumuzda da tam anlamıyla yerleştirilmesi amacıy-
la” Medeni Kanun’da değişiklik yapıldığı belirtilmektedir. Gerçektende
2002’de yürürlüğe giren Medeni Kanun’un “Aile Hukuku” bölümünde
evlilik yaşı, konutun seçimi, evlilik birliğinin yönetimi ve temsili, birliğin
giderlerine katılma, yasal mal rejimi gibi konular eşler arası eşitlik esası-
na dayandırılmıştır. Medeni Kanunun “Aile Hukuku” bölümünde ana-
yasal eşitlik ilkesine uymayan tek madde “Kadının Soyadı”dır. Zorunlu
soyadı kullanımı kadının kişiliğinin zedelenmesi ve evlilik bağı içinde
devlet zoruyla tabi konumda tutulması anlamına gelmektedir.
Kadınların toplumsal yaşamda tanındığı soyadını kullanmaya de-
vam etmesi en doğal hakkıdır. Evli kadının evlenmeden önceki soya-
dını kullanması kadının kimlik ve kişiliğinin gelişmesine yol açarak,
aile kurumunun eşitlikçi bir yapıya sahip olmasına katkı yapacaktır.
Kadının evlilik öncesi sahip olduğu soyadının kullanılmasına izin
verilmesiyle evlilikte taraflar arasında eşitliği sağlamada küçük ama
önemli bir adım atılmış olacaktır.
Yeryüzünde var olan toplumların neredeyse tamamında erkeğin
kadına üstünlüğü yerleşik bir değer yargısı olmuş ve bunun temelinde,
kadının aciz, erkek tarafından korunmaya muhtaç bir varlık (inbeccillitas
sexus) olduğu varsayımı yer almıştır. Aile kurumunun, ”toplumun kal-
binde en küçük demokrasinin inşasına” imkân verecek bir şekilde, cin-
siyetler arası eşitliğe dayalı olarak yapılanabilmesi, toplumsal düzeyde
demokrasinin ve demokratik değerlerin yerleşmesine imkân tanıyacaktır.
Sonuç olarak, itiraz konusu olan kadının evlenmekle kocanın so-
yadını alınacağına ilişkin düzenlemenin, Anayasa’nın 10., 12., 17. ve
41. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne mu-
halefet ediyorum..”
Üye Engin YILDIRIM
264
c) Anayasa Mahkemesine tarihi bir karar aldıran gelişme, Siirt As-
liye Hukuk Mahkemesine yapılan başvuru ile geldi.
29
Eşinden boşanıp
çocuğunun velayet hakkını veren mahkeme kararıyla alan anne, baba-
ya ait olan soyadı da değiştirirp çocuğuna kendi soyadını vermek istedi.
Ancak, mahkeme bu değişikliğe Soyadı Kanunu’nun izin vermemesi
üzerine 21.6.1934 günlü, 2525 sayılı Soyadı Kanunu’nun 4. maddesinin
ikinci fıkrasının “Evliliğin feshi veya boşanma hallerinde çocuk anasına tevdi
edilmiş olsa bile babasının seçtiği veya seçeceği adı alır” biçimindeki birinci
cümlesinin, Anayasa’nın 10., 13. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla
iptaline karar verilmesi istemiyle Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yolu
ile başvurdu. Anayasa Mahkemesi “…Eşler, evliliğin devamı boyunca
ve boşanmada sahip oldukları hak ve yükümlülükler bakımından aynı
hukuksal konumdadırlar. Erkeğe velayet hakkı kapsamında tanınan
çocuğun soyadını seçme hakkının kadına tanınmaması, velayet hak-
kının kullanılması bakımından cinsiyete göre ayırım yapılması sonu-
cunu doğurur. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 10. ve 41.
maddelerine aykırıdır…” gerekçesiyle oybirliğiyle maddenin iptaline
karar verdi. Ancak, 1934 tarihli Soyadı Kanunu’nun ilgili maddesinin
iptal edilmiş olması karşısında bir yasa boşluğu doğmuştur. Medeni
Kanun’daki çocuğun soyadına ilişkin maddenin de bu yolda yeniden
düzenlenmesi gerekecektir.
4. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararı
30
“Türk yasaları tarafından erkeklerin kendi soyadlarını kullanma-
sına izin verilmesine karşın, nüfus idaresinin evlendikten sonra kız-
lık soyadını kullanmasına izin vermemesini” İnsan Hakları Avrupa
Mahkemesi’ne (İHAM) şikayet eden Ayten Ünal Tekeli, bunun cinsiyete
dayalı ayrımcılık olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran Ünal-Tekeli, ulu-
sal mercilerin evliliğinden sonra yalnızca kızlık soyadını kullanmasına
izin vermemelerinin hem tek başına hem de 14. maddeyle birlikte düşü-
nüldüğünde 8. maddeyi
31
ihlal ettiğini iddia etmiştir. Ulusal yargı yolla-
29
Karar Günü: 8.12.2011; E.: 2010/119; K: 2011/165; R.G. Tarih-Sayı: 14.02.2012-
28204;
30
Ünal – Tekeli Türkiye Davası, AHİM, 4. Daire, Başvuru No. 29865/96; Karar 16
Kasım 2004.
31
İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) 8. madde:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına
sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik,
265
rında bunun bir ayrımcılık olmadığına karar verilmiş olduğunu belirten
başvuran, Sözleşmenin 8. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.
Türk hükümeti yaptığı savunmada, bu davaya Sözleşme’nin 8.
maddesinin uygulanamayacağını ileri sürerek, soyadı seçiminin bi-
reysel bir tercih olmadığını ve devletlerin bu alanda kamu düzeni ge-
reğince geniş tasarruf hakları bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca Hü-
kümet, durumun cinsiyetler arasında farklı muamele oluşturduğunun
farkında olduğunu, ancak bunun bir kamu düzeni sorunu olduğunu
ve burada bireyin özel yaşamına değil, kamu düzenine öncelik veril-
diğini açıklamıştır. Anayasa Mahkemesi kararına atıfla, Türkiye’deki
toplumsal gerçekler gözönüne alındığında cinsiyete dayalı farklı mu-
amelenin geçerli nedenleri olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, 14 Ma-
yıs 1997’de MK’nun 153. maddesinde değişiklik yapılmış olduğunu,
kadınların evlenlenmekle aldığı kocasının soyadının önünde önceki
soyadını da kullanabileceğini açıklamıştır.
AİHM, cinsiyetler arası eşitliğin geliştirilmesinin günümüzde
Avrupa Konseyi’ne üye devletler arasında önemli bir hedef olduğu-
nu vurgulayarak, Bakanlar Komitesi’nin yayınladığı iki metne işaret
etmiştir.
32
Mahkeme, bu metinlerin üye Devletleri, aralarında soyadı
seçiminin de bulunduğu birçok konuda cinsiyete dayalı ayrımcılığı
kaldırmaya çağıran temel belgeler olduğunu vurgulamıştır. AHİM
ayrıca, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerde, eşlerin aile adı seçiminde
eşit haklara sahip olduklarını, Türkiye’nin evlenmekle kadının otoma-
tik olarak soyadını değiştirmesini yasalarla öngören tek ülke olduğu-
nu; evlenince soyadını değiştirmek istemeyen kadınların çıkarlarının
dikkate alınmamış olduğunu belirtmiştir. Türkiye’de Kasım 2001’de
yapılan Medeni Kanun değişikliğinin amacı ailede eşleri eşit haklara
sahip konuma getirmek olduğu halde, evlendikten sonraki aile adına
yönelik, kadınları kocalarının soyadlarını almaya zorlayan kuralların
kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzeninin korunması, suç işlenmesinin
önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için,
demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüş olmak koşuluyla söz
konusu olabilir.”
İHAS 14.madde:
“Bu Sözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,
siyasal veya diğergörüşler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet,
doğum veya herhangi başka bir durum bakımında hiçbir ayrımcılık yapılmadan sağlanır.”
32
Medeni Kanun’da eşlerin eşitliğine ilişkin 27 Eylül 1978 tarihli ve 37 sayılı karar;
cinsiyet ayrımına karşı yasal korumaya ilişkin 5 şubat 1985 tarihli ve 2 sayılı
tavsiye kararı.
266
değiştirilmemesinin hiçbir haklı gerekçesi olamayacağını ileri süren
AİHM, söz konusu farklı muamelenin başvuranın talebi doğrultusun-
da 14. maddeyle birlikte düşünüldüğünde Sözleşme’nin 8. maddesine
aykırı olduğuna karar vermiştir.
AİHM kararı gereğince, başvuran da dahil olmak üzere evli eş-
lerin kendi soyadlarını kullanabilme veya soyadı (aile adı) seçiminde
eşit haklara sahip olmalarını sağlamaya yönelik yükümlülüklerin ye-
rine getirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması Türkiye devletine bı-
rakılmıştır. AİHM başvurana ayrıca bir manevi tazminat verilmesini
uygun görmemiştir.
AHİM kararının açıklanmasının ardından, “eşlere ortak soyadı
seçme hakkı veren” ve kadına evlendikten sonra sadece kendi soya-
dını taşıma hakkı veren” kanun teklifleri TBMM’ne verilmişse de, bu
kanun teklifleri henüz gündeme alınmamıştır.
Değişiklik Önerisi
Türk hukukunda halen yürürlükte olan “Kadının Soyadı”na iliş-
kin kurallar (MK. 187 ve 173. md.ler), soyadının hukuki niteliği ve iş-
levi göz önünde tutulduğunda kadınlara karşı ayrımcılık oluşturmaya
devam etmektedir. Bilindiği gibi, soyadı bir kimsenin kimliğinin ayrıl-
maz bir parçasıdır, dolayısıyla kadının soyadı da kadının kimliğinin
ayrılmaz bir parçasıdır. Evlenince ve boşanınca sadece kadının soya-
dını değiştirmek zorunda kalması, günümüzde ortaya çıkan ihtiyaca
ve çağdaş hukuk kurallarına aykırı düşmektedir. Medeni Kanun’un
kadının soyadıyla ilgili kuralları Anayasa, uluslararası sözleşmeler ve
AİHM kararı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi gereklidir.
Medeni Kanun’da yer alan “Kadının Soyadı”na ilişkin kurallar,
Anayasa’nın aşağıdaki hükümlerine aykırıdır:
• 2001 tarihinde Anayasa’nın 41. maddesinde yapılan değişiklikle
kabul edilen ailede “eşlerarası eşitliği” öngören hükmüne;
• 2010 değişikliği gözönünde tutulduğunda, Anayasa’nın “kanun
önünde eşitlik” başlığını taşıyan 10. maddesinin “Kadınlar ve erkek-
ler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağla-
makla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı
olarak yorumlanamaz.” hükmüne;
267
• Anayasa’nın 12. maddesinde yer alan kişilik haklarının korunma-
sına ilişkin “herkes kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçil-
mez temel hak ve hürriyetlere sahiptir” hükmüne;
• Anayasa’nın 17. maddesinde yer alan “herkes yaşama, maddi ve ma-
nevi varlığını koruma.. hakkına sahiptir” hükmüne;
• 2004 değişikliğiyle Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrasına ekle-
nen “usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere iliş-
kin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler
içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma
hükümler esas alınır” hükmüne aykırıdır.
Özellikle 2001 yılında Anayasa’nın 41. maddesinde yapılan deği-
şiklik karşısında, “evlendiğinde kendi soyadını taşımaya devam etmek iste-
miyle” (Aile Mahkemesinde) açılacak bir davada, MK.nun 187. mad-
desinin Anayasa’ya açık aykırılığı nedeniyle Anayasa Mahkemesine
götürüldüğünde iptal edilmesi gerekirken, Anayasa Mahkemesi bu
yolda yapılan itirazı 10.03.2011 tarihinde oyçokluğuyla reddetmiştir.
MK’da yer alan “Kadının Soyadı” kuralı, Anayasa’ya aykırılığının
yanında, Türkiye’nin taraf olduğu ve uygulama taahhüdü altında bu-
lunduğu başta Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Kaldırılması
Sözleşmesi’nin 16. maddesine; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
14. ve 8. maddelerine; 7 no.lu Ek Protokol’ün 5. maddesine; Avrupa
Konseyi tavsiye kararlarına ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahke-
mesi kararlarına da aykırı düşmektedir.
Kadınların toplumsal yaşamda tanındığı soyadını evlendiğinde de
kullanmaya devam etmesi en doğal ve yasal hakkıdır. Nitekim yasada
böyle bir hak verilmemesine rağmen toplum içinde veya iş yaşamında
tanındığı soyadını evlendiğinde kullanmaya devam eden çok sayıda
kadın vardır. Bu gereksinimin karşılanması için “Kadının Soyadı” ku-
ralı, “eşlerin soyadı konusunda birlikte karar verebilmelerine veya her
birinin kendi soyadını taşımaya devam etmesine imkan verecek” bir
şekilde değiştirilmelidir. Bu bakımdan Alman hukukunun örnek alın-
ması kanımca doğru bir tercih olacaktır.
Önerim, 187. madde başlığının “Kadının Soyadı” yerine “Aile
Adı” olarak değiştirilmesi ve maddenin eşlerin ortak bir soyadı seçme
zorunda olmadıkları, ama dilerlerse seçme hakkının da verildiği aşa-
ğıdaki şekilde düzenlenmesidir. Böyle bir değişiklik Anayasa’nın 41. ve
268
10. maddesindeki eşitlik ilkesine uygun ve İHAM’ın Türkiye’ye ver-
diği yükümlülüğü yerine getirecek, aynı zamanda günümüzde ortaya
çıkan ihtiyaçları da karşılayacak nitelikte olacaktır:
Madde 187. Aile Adı:
“ Eşler, her biri evlilik öncesi soyadını kullanmaya devam etmek iste-
medikleri takdirde, evlendirme memuruna yapacakları yazılı bildirim ile or-
tak aile adı olarak erkeğin ya da kadının doğumla aldığı soyadını seçebilirler.
Soyadı aile adı olarak seçilmeyen eş doğumla kazandığı soyadını aile adının
önünde taşıyabilir. Eşler böyle bir seçimde bulunmamışlarsa kadın evlen-
mekle kocasının soyadını alır ve doğumla aldığı soyadını kocasının soyadının
önünde taşır.”
Yukarıdaki şekilde yapılması önerilen değişiklikle eşlerin her bi-
rine kendi soyadlarını taşımaya devam etme imkanı verilmiş olacak-
tır. Bu imkanı kullanmak istemeyen eşlere aynı zamanda evlenirken
“soyadını seçme hakkı verilmesi” eşlerin eşit haklara sahip olmaları
ilkesine uygun düşecektir. Ortak aile adı seçmedikleri takdirde, evli
kişilerin ortak soyadı kullanması anlayışını benimseyen görüşe uy-
gun olarak kadın kocasının soyadını alacaktır. Evlenirken eşlerden
birinin soyadının seçilmemiş olması günümüzde olduğu gibi, koca-
nın soyadının aile adı olarak kabul edilmiş olması anlamına gelecektir.
Ayrıca, önerilen hükme göre kadın da doğumla kazandığı soyadını
kaybetmeyeceğinden, bir kimlik sorunu yaşaması önlenmiş olacak-
tır. Mevcut evlilikler için bir geçiş hükmü ile örneğin bir yıl süre
tanınarak, isteyen eşlere bu süre içinde aile adı seçmeleri imkanı ve-
rilebilir. Medeni Kanun’un 187. maddesinde önerilen şekilde yapıla-
cak bir değişiklik, aynı zamanda boşanma durumunda kadının soyadı
ve çocuğun soyadı kurallarının da yeniden düzenlenmesini gerektire-
cektir. Özellikle Medeni Kanun’un 321. maddesi açısından “çocuğun
soyadına” bir başka yazıda değinilecektir.
Yürürlükteki MK. 187. madde hükmünün, objektif veya sübjektif
nedenle evlendiğinde karısının soyadını almak isteyen erkek açısından
da engelleyici olduğu gözardı edilmemelidir. Bu bakımdan MK.nun
187. maddesinde yapılmasını önerdiğimiz değişikliğin günümüz ge-
reksinimini karşılayacağını düşünüyoruz.