hakemli makaleler / refered articles
HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GÖRE
YETKİ SÖZLEŞMESİ
JURISDICTION AGREEMENTS UNDER
TURKISH CIVIL PROCEDURE LAW
İbrahim AŞIK
*
Özet: 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Mu-
hakemeleri Kanunu yetki sözleşmesi konusunda önemli değişiklikler
getirmiştir. Yapılan en önemli değişiklik yetki sözleşmesi yapabilecek
kişilerin sınırlanmasıdır. Buna göre, artık tacirler veya kamu tüzel ki-
şileri yetki sözleşmesi yapabilecekler, bunların dışındaki kişiler yetki
sözleşmesi yapamayacaklardır. İşte inceleme konumuz yetki sözleş-
mesi ve özellikle bu konuda getirilen yeniliklerdir.
Anahtar Kelimeler: Yetki sözleşmesi, usûl sözleşmesi, yetkisiz
mahkeme, yetkili mahkeme, yetki sözleşmesine ilişkin değişiklikler.
Abstract: The Law on Civil Procedure no. 6100, which came
into force on 1 October 2011, comprises significant amendments
into the existing provisions of the Law, with regard especially to the
“jurisdiction agreements”. The most important amendment is the
one which concerns to the restriction of the persons who may be
permitted to perform such agreements. Accordingly, the merchants
and the public legal entities are only those who may be allowed to
create “jurisdiction agreement”, and no others will be permitted
to do so. In this article, we will try to analyze the “jurisdiction
agreements” as well as the novelties that the new law will bring
about into the existing system.
Key Words: Jurisdiction agreement, procedure agreement,
the court having no jurisdiction, the court having the jurisdiction,
amendments to the jurisdiction agreements.
GİRİŞ
Bu çalışmada özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
Kanunu’nun yetki sözleşmesine ilişkin getirdiği yenilikler üzerinde
durulacaktır.
*
Yrd. Doç. Dr., Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usûl ve İcra-İflas Hu-
kuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi12
Kural olarak mahkemelerin yetkisi kanunla düzenlenir (Anayasa
m.142; HMK m.5). Kanunla getirilen yetki kurallarındaki amaç, her
hukukî uyuşmazlığı hukukî uyuşmazlıkların konusu ve tarafların
menfaatleri itibariyle uygun olan yerdeki mahkeme önüne getirmek-
tir. Kanunî yetkiye ilişkin hüküm, sadece düzenleyici bir hüküm değil-
dir. Yetki kuralları, daha ziyade ilgili menfaatlerin korunmasına yöne-
lik olarak ve dava konusu da dikkate alınarak getirilir1. Ancak somut
bütün olaylarda tarafların bu konudaki menfaatlerini dikkate alacak
şekilde yetki kuralları öngörmek mümkün değildir2. İşte bu nedenle
taraflar, bazı durumlarda kanunla getirilmiş olan yetki kurallarında
değişiklik yapmak isteyebilir.
Yetki sözleşmesi, tarafların belirli veya belirlenebilir bir uyuşmaz-
lıkta kanunen yetkisiz olan bir veya birden fazla mahkemeyi yetkili
kılmak için yaptıkları sözleşmedir
3
. Yetki sözleşmesi, belirli bir hukukî
ilişkiyle ilgili uyuşmazlıkta, belirli bir mahkemenin yetkilendirilmesi
veya yetkisinin kaldırılması için taraflarca yapılan bir sözleşmedir
4
.
1. HUKUK USÛLÜ MUHAKEMELERİ KANUNU’NDAN HUKUK
MUHAKEMELERİ KANUNU’NA YETKİ SÖZLEŞMESİ
Burada yetki sözleşmesi ile ilgili düzenlemedeki değişikliklere işa-
ret edeceğiz. Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’ndaki düzenleme
ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nın ilk şeklindeki düzenle-
me ve nihaî olarak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki düzenlemeye
genel bir bakış yapacağız.
A. Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’ndaki Düzenleme
Yetki sözleşmesi, 01.11.2011 tarihinde yürürlükten kalkan
HUMK’nun 22. maddesinde düzenlenmişti. Bahsi geçen hüküm şu şe-
kildedir:
1
Stein/Jonas, Kommentar zur Zivilprozessordnung Band I, Tübingen 2003, s.670.
2
Üstündağ, Saim, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000, s.210.
3
Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü C:I, İstanbul 2001, s.555; Pekcanıtez,
Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet, Medenî Usûl Hukuku 11.Bası, Ankara
2011, s.127; Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, 22.Baskı, Medenî Usul
Hukuku, Ankara 2011, s.158.
4
Prütting, Hans/Gehrlein, Markus, ZPO Kommentar, Luchterhand 2010, s.166.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK13
“Mahkemenin salahiyeti intizamı amme esasına binaen tayin edilmemiş
olan hallerde iki taraf bir veya mütaaddit muayyen hususa mütaallik ihtilafları-
nın salahiyettar olmıyan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele
edebilirler. Bu halde işbu mahal mahkemesi o davaya bakmaktan imtina edemez.”
Görüleceği üzere bu düzenleme ile Kanun, taraflara oldukça geniş
bir sözleşme serbestisi tanımıştı. Bu hükümle bazı sınırlamalar getiril-
miş, bunun dışında yetki sözleşmesi yapma serbestliği tanınmıştı. Sınır-
lamalardan en önemlisi mahkemenin yetkisinin kamu düzenine ilişkin
olmamasıydı. Bir diğer ifadeyle kamu düzenine ilişkin yetki hallerinde
yetki sözleşmesi yapılamamasıydı. Bunun yanında yetki sözleşmesinin
yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın belirli veya belirlenebilir olması
ve yetkili kılınan mahkemenin belirli olması gerekmekteydi.
B. Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’ndaki ve Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’ndaki Düzenleme
Komisyon tarafından hazırlanarak Adalet Bakanlığı’na sunulan
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nın ilk şeklinde yetki sözleş-
mesi 22-23-24. maddelerde düzenlenmekteydi. Bu düzenlemeler şu
şekildeydi:
Madde 22- Tacirler veya kamu tüzel kişileri arasındaki yetki sözleşmesi
(1) Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek
bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili
kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belir-
lenen bu mahkemelerde açılır.
Madde 23-Diğer kişiler arasındaki yetki sözleşmesi
(1) Tacirler ile kamu tüzel kişileri dışındaki diğer kişiler, aralarında doğ-
muş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, kanunen yetkili kılınan genel
ve özel yetkili mahkemeler yanında başka bir mahkemeyi de yetkili kılabilirler.
Madde 24- Yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları
(1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile ke-
sin yetki hallerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz.
(2) Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması,
uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması
ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır
5
.
5
Tasarının ilk şeklindeki bu madde metinleri için bkz.: Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Tasarısı, Adalet Bakanlığı, Ankara 2006.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi14
Tasarıdaki bu düzenleme, öncelikle tacirler veya kamu tüzel
kişileri arasındaki yetki sözleşmesi ile diğer kişiler arasındaki yet-
ki sözleşmesi şeklinde bir ayrım yapmıştır. Buna göre, tacirler veya
kamu tüzel kişileri arasında yapılan yetki sözleşmesiyle birden faz-
la mahkemenin yetkili kılınabileceği öngörülmüş ve aynı zamanda
aksi belirtilmediği müddetçe yetki sözleşmesinde gösterilen mahke-
melerin yetkisi münhasır yetki kabul edilmişti. Buna karşılık tacir
olmayan kişilerin yaptığı yetki sözleşmesi ile genel ve özel yetkili
mahkemelerin yetkisinin ortadan kaldırılması mümkün değildi (bu
kişilere münhasır yetki sözleşmesi yapma imkânı tanınmamıştı) ve
bu kişiler yetki sözleşmesiyle birden fazla mahkemeyi yetkili kıla-
mayacaklardı. Tasarının 22 ve 23. maddelerindeki düzenlemelerden
tacir veya kamu tüzel kişisi olmayanların tacirlerle veya kamu tüzel
kişileriyle yetki sözleşmesi yapamayacakları sonucuna ulaşılmak-
taydı. Ancak 23. maddenin gerekçesindeki “Burada ayrıca belirtmek
gerekir ki, bir tacir veya kamu tüzel kişisi ile tacir olmayan bir gerçek veya
tüzel kişi, örneğin bir gerçek kişi tüketici, aralarında yetki sözleşmesi yap-
mak istedikleri takdirde, yapılacak yetki sözleşmesi, münhasır olmayan yet-
ki sözleşmesi şeklinde olabilecektir.”
6
ifadesi bazı tereddütlerin ortaya
çıkmasına sebep olmuştur
7
.
Daha sonra 16.04.2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanlığı’na gönderilen HMK Tasarısı’nda, 22. maddenin başlığı “yet-
ki sözleşmesi” olarak değiştirilmiş, madde içeriği aynı kalmıştır. Ancak
yetki sözleşmesiyle ilgili en önemli değişiklik ilk Tasarı’daki “diğer kişi-
ler arasındaki yetki sözleşmesi” başlığını taşıyan 23. maddenin tasarıdan
6
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı 23.madde gerekçesi, s.166.
7
Alangoya, Yavuz, Medenî Usûlün Amacı ve Sosyal Karakteri Açısından Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nın Bazı Hükümlerinin Değerlendirilmesi,
Medenî Usûl ve İcra-İflâs Hukukçuları Toplantısı V, Ankara 2006, s.36-37; Kuru, Baki,
Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı Hakkında Genel Değerlendirme, Medenî
Usûl ve İcra-İflâs Hukukçuları Toplantısı V, Ankara 2006, s.64; Umar, Bilge, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’na Katkı, Medenî Usûl ve İcra-İflâs Hukukçuları
Toplantısı V, Ankara 2006, s.89-90; Umar, Bilge, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
(HMK) Tasarısıyla Şimdiki HUMK Kurallarına Getirilmek İstenen Değişikliklerin
Başlıcaları, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 2007/68, s.323; Alangoya, Yavuz/
Yıldırım, Kamil/ Deren-Yıldırım, Nevhis, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Tasarısı Değerlendirme ve Önerileri, İstanbul 2006, s.25-26; Tercan, Erdal, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Tasarısı Değerlendirmesi, Dördüncü Oturum, Tartışmalar
ve Genel Değerlendirme, Medenî Usûl ve İcra-İflâs Hukukçuları Toplantısı V, Ankara
2006, s.264-265.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK15
çıkarılması olmuştur. Ayrıca 22. maddenin gerekçesinde tereddütlere
sebep olan ifadeler çıkarılmış ve tacirler veya kamu tüzel kişileri dışın-
daki diğer kişilerin kendi aralarında yetki sözleşmesi yapamayacak-
ları belirtilmiştir
8
. İlk Tasarı’daki “yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları”
başlığını taşıyan 24. madde başlığıyla birlikte aynı kalmıştır. Sadece
madde teselsülü sebebiyle yeni madde numarası 23 olmuştur
9
.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’ndaki görüşmelerde
bu maddelerde bir değişiklik yapılmamış ve aynı şekliyle yasalaşmış-
tır. Ancak Tasarı’da bu maddelerden önce gelen maddelerden bazıları
çıkarıldığı ve maddeler teselsül ettirildiğinden madde numaraları 17
ve 18 olmuştur.
I. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU İLE GETİRİLEN
DÜZENLEMENİN AMACI
Yetki sözleşmesiyle taraflar, aslında yetkili olmayan bir mahkeme-
yi yetkili kılarak o mahkemede dava açabilme imkânına sahip olmak-
tadır. Taraflar çoğu zaman böyle bir sözleşmeyi kendileri için daha
uygun bir yer mahkemesinde dava açabilmek için yapar. Her ne kadar
yetki kuralları düzenlenirken tarafların menfaatleri dikkate alınsa da
10
kanundaki bu düzenlemeler bazen tarafların ihtiyacına cevap vereme-
yebilir veya taraflar kendileri için daha uygun bir yer mahkemesinde
dava açmak isteyebilirler. İşte bu durumlarda taraflara yetki sözleşme-
si yapabilme imkanı verilmiştir. Ancak zaman içinde yetki sözleşmesi
yapmakta tarafların bu kadar geniş bir serbestiye sahip olması hukukî
ilişkinin zayıf tarafının aleyhine işleyen bir durum haline gelmiştir
11
.
Yetki sözleşmesi, sözleşmenin güçlü tarafının, güçsüz tarafa yetkisiz
bir mahkemeyi, yetkili kabul ettirmesi sonucunu doğurmuştur. Bu ise
yetki sözleşmesini, güçlü konumda olanın istediği yerde dava açabil-
8
“Ayrıca bu kapsamda belirtmek gerekir ki, tacirler veya kamu tüzel kişileri dışındaki diğer
kimselerin, kendi aralarında yetki sözleşmesi yapmaları da kabul edilmemiştir.” (Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, Adalet Bakanlığı, Ankara 2008, s.157).
9
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, Adalet Bakanlığı, Ankara 2008, s.7.
10
Stein/Jonas, s.670.
11
Özellikle tüketicinin korunması bakımından bu husus eleştirilmiş ve yapılacak
kanun açısından, yetki sözleşmesi yapılmasının tüketicinin korunmasıyla ilgili
uyuşmazlıklarda mümkün olmaması gerektiği belirtilmiştir. (Pekcanıtez, Hakan,
Tüketici Mahkemeleri, İstanbul Barosu Dergisi 1996/4-5-6, s.148).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi16
me imkânını veren bir araç haline getirmiştir
12
. Bu nedenle bazı yazar-
larca Hukuk Usûlü Muhakemeleri Kanunu’ndaki yetki sözleşmesiyle
ilgili düzenlemenin dar yorumlanması yoluna gidilmiştir
13
. İşte belirti-
len bu sakıncalar dikkate alınarak yapılan yeni düzenlemede, özellikle
zayıf konumda olan tarafın korunması amacı açık bir şekilde görül-
mektedir. Nitekim bu husus gerek Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun
genel gerekçesinde
14
gerekse madde gerekçesinde
15
belirtilmiştir.
Benzer bir değişim Alman hukukunda da yaşanmıştır. Alman
Medenî Usûl Kanunu’nu değiştirmeye yönelik 21.3.1974 tarihli Ka-
nun
16
, 38-40. maddeleri yeniden ele almıştır. Bu değişiklik ile aslın-
12
Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet, Medeni Usul Hukuku,
9.Bası, Ankara 2010, s.131.
13
Dar yorum bakımından özellikle iki husus karşımıza çıkmaktadır: Birincisi olum-
suz yetki sözleşmesi, ikincisi birden fazla mahkemenin yetkili kılınıp kılınama-
yacağı. Tarafların yetkisiz bir mahkemeyi yetkili kılabilecekleri, ancak HUMK’da
açık bir dayanak olmamakla birlikte, yetkili mahkemelerin yetkisini ortadan kal-
dıramayacakları, bir diğer ifadeyle olumsuz yetki sözleşmesi yapamayacakları
kabul edilmekteydi. (Kuru, C:I, s.565; Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ej-
der, Medenî Usul Hukuku, Ankara 2010, s.181; Bilge, Necip/Önen, Ergun, Me-
deni Yargılama Hukuku Dersleri, Ankara 1978, s.201, 203; Pekcanıtez/Atalay/
Özekes, 9.Bası, s.129; Anaral, Hüseyin, Yetki Sözleşmesi, Adalet Dergisi 1977/1-2,
s.124). Postacıoğlu ise davalının yerleşim yeri mahkemesinin yetkisini kaldıran
yetki sözleşmesinin geçersiz olacağı görüşüne katılmakla birlikte, tarafların ira-
delerini açıkça ortaya koyarak diğer özel yetki kurallarıyla yetkili kılınan mah-
kemelerin yetkisini kaldırabileceklerini kabul etmektedir (Postacıoğlu, İlhan E.,
Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975, s.162). Birden fazla mahkemenin
yetkili kılınıp kılınamayacağı hususunda ise, yine kanunda (HUMK) açık bir da-
yanak olmamakla birlikte, HUMK 22.maddedeki tekil ifadeden hareketle birden
fazla mahkemenin yetkisinin kabul edilemeyeceği ifade edilmekteydi (Kuru, C:I,
s.563; Kuru/Arslan/Yılmaz, 21.Baskı, s.181; Anaral, s.123). Bu konuda bir başka
gerekçe olarak, yetki sözleşmesi ile güçlü olanın güçsüz olana yetkisiz bir mah-
kemeyi yetkili olarak kabul ettirmesi ve dava açması gerektiğinde istediği yerde
dava açabilmesi olanağı sağlaması ileri sürülerek, dar yorum yapılması gerektiği
sonucuna ulaşılmakta ve birden fazla mahkemenin yetkili kılınamayacağı belirtil-
mekteydi (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, 9.Bası, s.131).
14
“…Yetki sözleşmelerinin sadece tacirler veya kamu tüzel kişileri arasında yapılması
kabul edilmiştir. Çünkü yetki sözleşmeleri ile genellikle güçlü olan taraf, yetkili olmayan
ve dilediği bir mahkemeyi yetkili kılabilmektedir. Usûl hukukunun sosyal yönü güçsüz
olan kişileri yargılama sırasında korumayı gerektirmektedir.” (Budak, Ali Cem,
Karşılaştırmalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İstanbul 2011, s.11-12).
15
“…Tacirler veya kamu tüzel kişileri, diğer bir gerçek kişiye göre, daha güçlü konumda
bulunmaktadırlar. Daha zayıf konumda olan kimselerin daha güçlü olan tacir veya kamu
tüzel kişilerine karşı, korunma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Özellikle iltihaki sözleşmelerle bu
durum daha da belirginleşmektedir. Tüketiciler, satıcı veya hizmet sunucu şirketlere karşı,
hiçbir pazarlık şansı olmaksızın, sadece kendilerine uzatılan sözleşmeye imza atarak, şirket
veya kamu tüzel kişisi tarafından konulan şartları, bu arada, yetki şartını da kabul etmek
zorunda kalmaktadırlar.” (Budak, s.48).
16
Mahkemelerin Yetkisine İlişkin Değişiklik Yasası (Gerichtsstandsnovelle).
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK17
da yetkisiz olan ilk derece mahkemesini yetkilendirme özgürlüğüne
dair eski temel hüküm yerine, yetki sözleşmesine sadece özel şartlar
altında izin veren bir hüküm getirilmiştir
17
. Eski metin ile karşılaştı-
rıldığında yeni düzenleme yetki sözleşmesi yapma imkânını önemli
ölçüde sınırlandırmıştır
18
. Hatta bazı yazarlar tarafından, kural olarak
yetki sözleşmesi yapılmasının yasaklandığı kabul edilmektedir
19
. Bu
düzenlemenin temel gerekçesi, kanunla verilen sözleşme özgürlüğü-
nün önemli ölçüde kötüye kullanılması olmuştur. Genel işlem şartla-
rı veya tip sözleşme içinde yer verilen ve sözleşmenin bir parçası olan
yetki şartları, genellikle ekonomik olarak daha zayıf konumda olan
tarafın haklarının ihlâli sonucunu doğurmuştur
20
. Davalı bakımın-
dan kendi yerleşim yeri mahkemesinde davayı yürütmesi ile yetki
sözleşmesiyle yetkili kılınan mahkemeye gitmek ve bunun masrafla-
rına katlanmak zorunda kalması önemli zorluklar ortaya çıkarmakta-
dır. İşte bunları dikkate alan Alman kanun koyucusu tarafların yetki
sözleşmesi yapma özgürlüğünü önemli ölçüde sınırlandırmıştır
21
.
Kanun koyucunun yetki sözleşmesi yapma özgürlüğünden ayrılması
bilinçli bir tercih olmuştur. Çünkü kanun koyucu yetki sözleşmesin-
de tarafların, bunun sonuçları ve menfaatlerini koruyabilme konu-
sunda aynı düzeyde bilinçli olmadıkları görüşündedir. Bu nedenle
kanun koyucu, bu hususun tarafların serbest iradesine bırakılmasına
izin vermemiştir
22
.
İsviçre hukukunda, yetki sözleşmesi, Medenî Usûl Kanunu’nun
23
17. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kanun aksini öngörmedi-
ği müddetçe taraflar, belirli bir hukukî ilişkiden kaynaklanan, mev-
cut veya ileride ortaya çıkabilecek bir uyuşmazlıkta bir mahkemenin
yetkisini kararlaştırabilirler. Sözleşmeden aksi anlaşılmadığı takdirde
dava ancak sözleşmede belirtilen yer mahkemesinde açılabilir. Sözleş-
menin, yazılı veya yazılı bir başka metinle ispat edilebilecek şekilde
17
Stein/Jonas, s.670.
18
Rosenberg, Leo/Schwab, Karl Heinz/Gottwald, Peter, Zivilprozessrecht,
München 2010, s.183.
19
Prütting/Gehrlein, s.166; Thomas, Heinz/Putzo, Hans, Zivilprozessordnung
Kommentar, München 2007, s.72; Stein/Jonas, s.670.
20
Arens, Peter/Lüke, Wolfgang, Zivilprozessrecht Erkenntnissverfahren Zwangs-
vollstreckung, München 1992, s.66.
21
Arens/Lüke, s.66-67.
22
Prütting/Gehrlein, s.166.
23
Schweizerische Zivilprozessordnung
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi18
olması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca İsviçre hukukunda, Medenî Yar-
gılamada Yetkiye Dair Federal Kanun’un
24
9. maddesinde buna para-
lel bir düzenleme getirilmiştir. Ancak bahsi geçen hükümde yazılılık
açısından daha ayrıntılı bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, yazılı
bir metinle ispat edilmek şartıyla teleks, faks veya elektronik posta va-
sıtasıyla yapılan işlemlerde de yazılı şekil şartının gerçekleştiği kabul
edilmektedir.
İsviçre Medenî Usûl Kanunu’nun 18.maddesine göre ise, davalı ta-
rafın yetki itirazında bulunmaksızın esasa cevap vermesi durumunda
davanın açıldığı mahkeme yetkili hale gelecektir.
Görüldüğü üzere İsviçre hukukunda sözleşmenin tarafları bakı-
mından bir sınırlama getirilmemiştir. İsviçre hukukunda, yetki sözleş-
mesi açısından getirilen en önemli sınırlama kanunun aksini öngör-
düğü, bir başka ifadeyle kesin yetki kuralı getirdiği hallerdir
25
. Bunun
yanında uyuşmazlığın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması gerek-
mektedir.
II. YETKİ SÖZLEŞMESİNİN HUKUKÎ NİTELİĞİ
Bir sözleşmenin geçerliliği ve etkileri konusunda değerlendirme
yapabilmek için, öncelikle o sözleşmenin hangi alana dâhil olduğunun
tespit edilmesi gerekir. Bu tespit yapılmadan sözleşmeye uygulanacak
kuralların belirlenmesi mümkün olmayacaktır
26
. Bu tespitin yapılabil-
mesi için sözleşmenin hukukî niteliğinin belirlenmesi gerekir. Bir söz-
leşmenin hukukî niteliğini tespit etmeksizin bu sözleşmenin çerçevesi-
ni, etkilerini, geçerliliğini ve bu sözleşmeye hangi hukuk kurallarının
uygulanacağını belirlemek mümkün değildir
27
.
Yetki sözleşmesinin hukukî niteliği konusunda farklı görüşler ileri
sürülmüştür. Bir görüşe göre, yetki sözleşmesi özel hukuk işlemidir.
Bir diğer ifadeyle yetki sözleşmesi maddî hukuk karakterli bir sözleş-
24
Bundesgesetz über den Gerichtsstand in Zivilsachen
25
Bu konuda bkz.: Bolayır, s.81 vd.
26
Gaul, Friedhelm, Zulaessigkeit und Geltendmachung vertraglicher Vollstreckungs
beschraenkung –BGH, NJW 1968 700-, JuS 1971/7, s.347.
27
Schiedermair, Gerhard, Vereinbarungen im Zivilprozess, Bonn 1935, s.22, 35;
Gaul, s.347.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK19
medir. Dolayısıyla Borçlar Kanunu’nun sözleşmeyle ilgili hükümle-
ri yetki sözleşmesi için de uygulanacaktır
28
. Postacıoğlu, bu görüşün
haklılığını belirtmekte ve yetki sözleşmelerinin borçlar hukukuna
dâhil ve borçlar hukuku hükümlerine tâbi olduğunu kabul etmekte-
dir
29
. Bir diğer görüşe göre, yetki sözleşmesi geçerliliği bakımından bir
usûl hukuku işlemi olmakla birlikte, hukukî niteliği bakımından ise
maddî hukuk sözleşmesidir
30
.
Diğer görüş ise yetki sözleşmesini usûlî bir işlem olarak kabul et-
mektedir. Buna göre yetki sözleşmeleri, kuruluşu, geçerliliği, hüküm
ve sonuçları bakımından usûlî bir işlemdir. İster ayrı bir sözleşme ola-
rak yapılsın isterse maddî hukuk ilişkisini düzenleyen sözleşmede bir
yetki şartı olarak yer alsın fark etmez. Çünkü yetki sözleşmesinde ta-
raflar arasındaki maddî hukuk ilişkisine etkisi olan, onu değiştiren bir
husus söz konusu değildir. Bu nedenle yetki sözleşmesi, kuruluşu ve
sonuçları bakımından usûl hukuku hükümlerine tâbi olan
31
, usûl hu-
kuku alanında geçerli olan usûl hukuku muameleleridir
32
.
Yetki sözleşmesiyle aslında yetkisiz olan bir mahkeme, yetkili hale
getirilmektedir. Bu nedenle sözleşmenin geçerliliğini ve etkilerini usûl
hukuku kuralları belirler. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda
sözleşmenin şekli dışında sözleşmenin kuruluşuna ilişkin bir düzenle-
me getirilmemiştir. Bu nedenle bünyesine aykırı düşmediği müddetçe
maddî hukuk kuralları, kanunlar ihtilafı kurallarıyla birlikte uygula-
nabilecektir
33
. Yetki sözleşmesi maddî hukuka ilişkin bir hukukî so-
nuca yönelmemektedir. Yetki sözleşmesinin dava dışında ve davadan
bağımsız olarak anlam ifade edebilen bir hukukî etkiye yönelmiş ol-
maması belirleyicidir. Yetki sözleşmesiyle sürece ilişkin münhasır bir
başarıya (bir mahkemenin yetkili kılınması veya yetkisinin ortadan
kaldırılması) ulaşılmak istenmektedir. Sözleşme, taraflar için belli bir
28
Üstündağ, Saim, Medeni Usul Hukukunda Salahiyet Anlaşmaları, Makaleler,
İçtihat Tahlilleri ve Çeviriler, Ankara 2010, s.16.
29
Postacıoğlu, s.160 dn.13.
30
Bilge/Önen, s.201.
31
Kalpsüz, Turgut, Salahiyet Mukavelesi, Jurisdictio Kazai İçtihatlar 1956/1, s.79.
32
Kuru, C:I, s.555; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.128; Anaral, s.120-121; Kuru/
Arslan/Yılmaz, s.158; Alangoya, Yavuz/Yıldırım, Kamil/Deren-Yıldırım, Nevhis,
Medeni Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009, s.106; Karslı, Abdurrahim, Medeni
Usul Hukukunda Usuli İşlemler, İstanbul 2001, s.237; Bolayır, Nur, Medeni Usul
Hukukunda Yetki Sözleşmeleri, İstanbul 2009, s.47.
33
Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.183.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi20
mahkeme önünde dava açma ya da açmama şeklinde bir yükümlülük
getirmemekte, aksine bu mahkemenin yetkili olması ya da yetkisiz ol-
ması sonucuna götürmektedir
34
.
Günümüzde hâkim olan anlayışa göre, bir sözleşmenin hukukî
niteliğinin belirlenmesi için sözleşmenin aslî ve doğrudan etkileri-
ni meydana getirdiği alan esas alınmalıdır
35
. Sözleşmelerin etkilerini
meydana getirdiği alana bakmaksızın, sözleşmelerin hukukî niteliği-
nin belirlenmesi yanıltıcı olacaktır
36
. Zira, ancak sözleşmeyle ortaya
çıkması hedeflenen etkiler sözleşmenin hukukî niteliği hakkında be-
lirleyici olabilir
37
. Sözleşmenin etkileri, usûl hukuku alanında meyda-
na geliyorsa usûl sözleşmesinin; sözleşme maddî hukuk etkileri do-
ğuruyorsa, maddî hukuk sözleşmesinin varlığından bahsedilecektir
38
.
Hem maddî hukuk alanında hem de usûl hukuku alanında etkilerini
gösteren sözleşmelerde, sözleşmenin asıl etkilerini doğrudan doğruya
hangi alanda meydana getirdiği önemli olacaktır. Yoksa sözleşmenin
asıl etkileri dışında ortaya çıkan yan etkiler hukukî niteliğin belirlen-
mesinde ölçüt olamayacaktır
39
.
Kanaatimizce yetki sözleşmesi aslî ve doğrudan etkilerini usûl
hukuku alanında meydana getirdiğinden usûl hukuku karakterli söz-
leşmelerdir. Usûl hukuku alanında düzenleme olmaması sebebiyle
maddî hukuk kurallarının yetki sözleşmesine uygulanması mümkün
olabilir. Ancak bu, yetki sözleşmesinin maddî hukuk sözleşmesi ol-
duğu anlamına gelmez
40
. Ancak bu sözleşmelere Borçlar Kanunu hü-
34
Stein/Jonas, s.687.
35
Schiedermair, s.33; Hellwig, Hans-Jürgen, Zur Systematik des zivilprozessrecht-
lichen Vertrages, Bonn 1968, s.40. Rinck, Ursula, Parteivereinbarungen in der
Zwangsvollstreckung aus dogmatischer Sicht, Diss., Frankfurt am Main 1996,
s.43; Bohn, Karlheinz, Vollstreckungsausschliessende Vertraege, Diss., Frankfurt
1955, Diss., s.42; Alangoya, Yavuz, Medeni Usul Hukukumuzda Tahkimin Niteliği
ve Denetlenmesi, İstanbul 1973, s.40-41; Taşpınar, Sema, Medeni Yargılama Hu-
kukunda İspat Sözleşmeleri, Ankara 2001, s.73; Rosenberg/Schwab/Gottwald,
s.419; Brox, Hans/Walker, Wolf-D, Zwangsvollstreckungsrecht Köln 1996, s.126;
Schilken, Eberhard, Anmerkung zu BGH JR 1992/7, s.283; Stein/Jonas, s.687.
36
Schiedermair, s.33; Bohn, s.21; Rinck, s.43.
37
Hellwig, s.40.
38
Schiedermair, s.39.
39
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.179; Hellwig, s.41; Schiedermair, s.37; Bohn, s.15.
40
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, usûl sözleşmelerini, gerçek usûl sözleşmeleri,
usûl hukukuna ilişkin yan etkisi bulunan maddî hukuk sözleşmeleri ve karma
sözleşmeler olmak üzere üçe ayırmaktadır. (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.181).
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK21
kümleri kıyasen uygulanabilecektir. Ancak kesin ve bağlayıcı bir usûlî
durum ortaya çıkmışsa, artık buna maddî hukuk hükümleri uygulana-
mayacaktır. Örneğin yetki sözleşmesi ancak süresinde yetki itirazında
bulunulursa incelenebilecektir
41
.
III. YETKİ SÖZLEŞMESİNİN GEÇERLİLİK ŞARTLARI
Yetki sözleşmesinin geçerli bir şekilde yapılabilmesi için kanun
bazı sınırlamalar getirmiştir. Bu sınırlamalardan birincisi sözleşmenin
tarafları bakımından getirilmiştir. Bu sınırlama, özellikle sözleşmede
zayıf konumda olduğu düşünülen tarafı korumak amacıyla getirilmiş,
hatta bu kişiler bakımından yetki sözleşmesi yapma imkânı kaldırıl-
mıştır (m.17). Kanun bir diğer sınırlamayı yetki sözleşmesinin konu-
su ve kesin yetki halleri bakımından getirmiştir. Bunun yanında yetki
sözleşmesinin yazılı olarak yapılması, hukukî ilişkinin belirli veya be-
lirlenebilir olması, yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin göste-
rilmesi gerekmektedir (m.18).
A. Sözleşmenin tarafları açısından getirilen sınırlama
Yeni getirilen düzenleme ile Kanun, herkese yetki sözleşmesi ya-
pabilme imkânı vermemiştir. Bu düzenlemeye göre, tacirler veya kamu
tüzel kişileri aralarında yetki sözleşmesi yapabilecektir (m.17). Madde
metninde yetki sözleşmesi yapabilecek kişiler belirtilmiştir. Bu mad-
denin mefhumu muhalifinden maddede belirtilen kişilerin dışındaki
kişilerin yetki sözleşmesi yapamayacakları anlaşılmaktadır. Ayrıca
gerek Kanunun genel gerekçesinde gerekse madde gerekçesinde tacir
veya kamu tüzel kişisi olmayanlar bakımından yetki sözleşmesi ya-
pabilme olanağının kaldırıldığı açıkça ifade edilmiştir. Bunun yanın-
da tereddütlere yer vermemek için madde gerekçesinde, tacirler veya
kamu tüzel kişileri ile bu nitelikte olmayan kimselerin yetki sözleşmesi
yapamayacakları, bu kişilerin dışındaki diğer kimselerin kendi arala-
rında da yetki sözleşmesi yapamayacakları açıkça ifade edilmiştir
42
.
Bu düzenlemeyle tacirler veya kamu tüzel kişileri karşısında tü-
keticilerin korunması hedeflenmiştir. Örneğin, bir banka veya sigor-
41
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.182.
42
Gerekçeler için bkz.: Budak, s.12, 48.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi22
ta şirketi karşısında hizmet alan kişi güçsüz konumdadır. Böyle bir
hukukî ilişkide tüketicinin sözleşmenin hükümlerini karşılıklı görüş-
me yoluyla belirlemesi mümkün değildir. Bu kişi, sadece hazırlanmış
sözleşmeyi kabul etmek veya etmemek arasında bir tercihte bulunabi-
lecektir. Bu güne kadar çoğu zaman genel işlem şartları içeren sözleş-
menin içinde yetki şartı da yer almaktaydı. Tüketici, çoğu zaman böyle
bir sözleşmeyi imzalamakla aslında bir mahkemenin yetkisini kabul
ettiğinin farkında bile olmuyordu. Uyuşmazlık çıktığında ise davacı,
kendisi için daha elverişli yerdeki mahkemede, ancak belki de davalı
için elverişli olmayan (ulaşım, konaklama vs.) bir yerdeki mahkeme-
de dava açabilmekteydi. Bu durumlarda zayıf konumda olan kişilerin
güçlü tarafa karşı korunması amacıyla böyle bir düzenleme getirilmiş-
tir
43
. Tacirler, özellikle bankalar ve sigorta şirketleri gibi kuruluşlar tü-
ketici karşısında ekonomik olarak daha güçlüdür. Kamu tüzel kişileri
ise, kamusal otoriteyi kullanmaları sebebiyle sözleşmenin diğer tarafı
karşısında güçlü konumdadır. İşte kanun koyucu bu güç dengesizliği-
ni dikkate alarak zayıf konumda olan tarafı korumak amacıyla yetki
sözleşmesi yapabilecek kişilerde sınırlama getirmiştir.
Buna karşılık tacirler veya kamu tüzel kişilerinin aralarında yap-
tıkları sözleşmede yetkilendirmenin anlamını doğru bir şekilde tahmin
etmek ve bunu duruma göre reddetmek için yeterli derecede ticarî ba-
sirete ve hukuk tecrübesine sahip oldukları, ayrıca bu kişilerin uzak bir
mahkeme yerinde de haklarını savunmaya muktedir oldukları kabul
edilmiştir
44
. Bu kişilerin kendi aralarında eşit konumda oldukları ve
kendi menfaatlerini koruyabilecekleri varsayılmıştır
45
. Kanun koyucu
korunmaya ihtiyacı olduğunu varsaydığı kişiler açısından bir sınırla-
ma getirmiş, tacirler veya kamu tüzel kişileri için ise böyle bir koruma
hükmüne gerek görmemiştir
46
. Ancak sözleşmenin tarafları tacir ya da
kamu tüzel kişisi değilse ticarî basirete veya hukuk bilgisine (örneğin
avukat, noter, muhasebeci) sahip olsa bile yetki sözleşmesi yapamaz
47
.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kişi bakımından getirdiği sı-
nırlama, özel hukukun ruhuna ve sözleşme serbestisi ilkesine aykırı
43
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.128.
44
Stein/Jonas, s.671.
45
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.128.
46
Stein/Jonas, s.670.
47
Stein/Jonas, s.671.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK23
olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Borçlar Kanunu 19. maddedeki sı-
nırlamalara işaret edilerek kamu düzenine ilişkin olmayan yetki ku-
rallarının varlığı halinde sadece gerçek kişileri tacir olmayanlar karşı-
sında korumak gayesiyle getirilen sınırlamanın bu kanunun amacını
aştığı ileri sürülmüştür
48
.
Kanaatimizce sözleşme serbestisi ilkesinden hareketle bu sınır-
lamanın doğru olmadığını söylemek mümkün değildir. Zira, farklı
hukuk disiplinlerinde çeşitli sebeplerle farklı sınırlamalar getirilmesi
mümkündür. Bu sınırlamalar o hukuk alanının kendine özgü yapı-
sından kaynaklanmaktadır. Özellikle burada borçlar hukuku alanın-
daki sınırlamalara atıf yapılması doğru değildir. Zira, borçlar hukuku
sözleşme özgürlüğüne en geniş şekilde izin verilen alandır. Borçlar
hukuku dışındaki özel hukuk alanlarında, özellikle de aile ve miras
hukuku alanında sözleşme özgürlüğüne önemli sınırlamalar getiril-
miştir
49
. Özel hukuk alanında ve sözleşme özgürlüğünün geniş bir
şekilde uygulandığı medeni hukuk alanında bu şekilde sınırlandırma-
ların olması, usûl hukuku alanında sözleşme özgürlüğünün ileri sü-
rüldüğü gibi geniş olamayacağını ortaya koymaktadır. Zira, bu alan
devletin egemenlik tasarruflarının yoğun olarak görüldüğü, emredici
kuralların daha sıklıkla karşılaşıldığı bir alandır
50
. Yargılama hukuku
ve takip hukuku, devletin kamusal otoritesinin egemen olduğu alan-
lardır ve bu alanlarda daha fazla sınırlamalar getirilmiştir
51
. Bir diğer
açıdan kanaatimizce HMK yeni bir sistem getirirken kesin sınırlar çiz-
mek suretiyle bu kurumun daha önceden olduğu gibi kötüye kullanıl-
48
Aksoyoğlu, Necati, Görev ve Yetki, Hakimin Davaya Bakmaktan Yasak
Olması ve Reddi, Hakimin Hukuki Sorumluluğu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Tasarısı’nın Getirdiği Yenilikler ve Bu Yeniliklerin Değerlendirilmesi, 22-29 Mart
2008, İstanbul 2008, s.82.
49
Örneğin evlenme ancak kanunda öngörülmüş olan şekle uyularak yapılabilir.
Tarafların sözleşmeyle başka bir evlenme çeşidi veya şekli belirlemeleri mümkün
değildir. (von Tuhr, Andreas, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı C:1-2, Ankara
1983, s.243. –çev.:Cevat Edege-); Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, Borçlar Hukuku
Genel Hükümler İstanbul 1995, s.18. Eşya hukukunda da tip serbestisi değil,
kanunda belirtilen sözleşme tiplerine uyma mecburiyeti vardır. (Eren, Fikret,
Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2003, s.19; Sirmen, Lale, Eşya Hukuku
Dersleri, Ankara 1995, s.34).
50
İcra hukuku açısından bkz.: Aşık, İbrahim, İcra Sözleşmeleri, Ankara 2006, s.47.
51
Usûl hukuku taraflara sözleşme özgürlüğü bakımından daha dar bir çerçeve
sunmaktadır. Hatta bu hukuk alanında Kanunun taraflar sözleşme yapmak için
izin veren açık hükmünün bulunmaması halinde asıl olanın tarafların bu konuda
serbestçe bir sözleşme yapamayacak oldukları ileri sürülmüştür. (Üstündağ,
Salahiyet, s.13).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi24
masını önlemek istemiştir. Ancak kurumun yerleşmesinden sonra eşit
konumda olduğu kabul edilen diğer gerçek kişiler ve tacir ya da kamu
tüzel kişisi olmayan tüzel kişiler bakımından da yetki sözleşmesi yap-
ma yolu açılabilir. Özellikle de bu konuda belirli sınırlamalar getiril-
mek suretiyle kötüye kullanma ihtimalleri de en aza indirilebilecektir.
Alman Medenî Usûl Kanunu da kişi bakımından bazı sınırlama-
lar getirmiştir. Buna göre, tacirler, kamu tüzel kişileri ve kamu hu-
kukuna ilişkin özel mamelekler
52
arasında yetki sözleşmesi yapılabi-
lecektir (ZPO
53
§ 38/I). Alman Medenî Usûl Kanunu 38. maddenin
kişi bakımından getirdiği sınırlamalar emredici niteliktedir, kanun
istisnaen 38. maddede belirtilen kişiler dışındaki kişilerin yetki söz-
leşmesi yapabilecekleri halleri 39. maddede belirtmiştir
54
. Bir başka
ifadeyle bizim kanunumuzdan farklı olarak Alman hukukunda tacir
veya kamu tüzel kişilerinin dışındaki kişiler açısından yetki sözleş-
mesi yapma imkânı tamamen ortadan kaldırılmamıştır. Diğer kişi-
lerin yetki sözleşmesi yapabilmeleri belirli şartlara bağlanmıştır. Bir
diğer ifadeyle korumaya ihtiyacı olan kişilerin yapacağı sözleşmenin
geçerliliği için özel şartlar aranmıştır
55
. Taraflardan birisi için yurt
içinde genel yetkili bir mahkemenin olmaması (ZPO § 38/II), yetki
sözleşmesinin uyuşmazlığın ortaya çıkmasından sonra yapılmış ol-
ması (ZPO § 38/III/1)
56
veya davalının, sözleşmenin yapılmasından
sonra ikametgâhını ya da mutat meskenini bu kanunun geçerlilik
52
Öffentlichrechtliche Sonder-vermögen
53
Zivilprozessordnung (Alman Medeni Usûl Kanunu).
54
Thomas/Putzo, s.72.
55
Stein/Jonas, s.670; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
56
ZPO § 38/III/1, uyuşmazlığın ortaya çıkmasından sonra tarafların, anlaşmanın
kapsamı hakkında genel itibariyle bilinçli olacakları ve bir tarafın aşırı şekilde
menfaat temininden artık korkmaya gerek olmadığı şeklindeki değerlendirme
nedeniyle uyuşmazlığın çıkmasından sonra yetki sözleşmesi yapmaya izin ver-
mektedir. Bu noktada dava açılma tehlikesiyle karşı karşıya olmak veya yakın bir
gelecekte dava açmaya niyet edilmiş olması gerekli değildir. Sözleşmeden kay-
naklanan uyuşmazlıklarda, yetki sözleşmesi hâlihazırda kendiliğinden sözleşme
içinde yapılmış kabul edilemez, “hâlihazırda belli sorunlar üzerinde uyuşmazlık oldu-
ğu” gerekçesiyle dahi bu mümkün değildir. ZPO § 38/III/1, daha sonradan orta-
ya çıkan uyuşmazlıklarla sınırlandırılmalıdır, çünkü aksi halde yetki sözleşmesi
yasağı çok kolay bir şekilde bertaraf edilebilir. Uyuşmazlık durumunda yetki söz-
leşmesinin anı kanıtlanmalıdır. Yetki sözleşmesine tarih atılması ve ortaya çıkan
olaya değinilmesi bu nedenle tavsiye edilmektedir, fakat geçerlilik şartı değildir.
Bir davanın yetkili mahkemede açılmasından sonra ZPO § 38/III/1 uyarınca bir
yetki anlaşması ile yetkili mahkemenin yetkisi ortadan kaldırılamaz. ZPO 261/
III/2 buna engel olur (Stein/Jonas, s.684).
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK25
alanı dışına taşıması ya da ikametgâhının yahut mutat meskeninin
dava açılması anında belli olmaması (ZPO § 38/III/2)
57
hallerinde
diğer kişiler için de yetki sözleşmesi yapılmasına izin verilmiştir
58
.
Bu durumda gerek gerçek kişiler gerekse tüzel kişiler tacir ya da
kamu tüzel kişisi olup olmadığına bakılmaksızın yetki sözleşmesi
yapabilirler
59
.
Alman hukukunda 38. maddenin birinci fıkrasının tacirler için
özel bir düzenleme getirdiği, ikinci ve üçüncü fıkraların ise bu kişile-
rin dışındaki kişiler için getirilen bir hüküm olması nedeniyle tacirler
veya kamu tüzel kişileri için uygulanmayacağı kabul edilmektedir. Bu
nedenle birinci fıkrada belirtilen kişiler ikinci ve üçüncü fıkralarda ge-
tirilen sınırlamalara tabi olmaksızın yetki sözleşmesi yapabilir
60
.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki düzenlemeye göre, tacir
veya kamu tüzel kişileri ticari olmayan, kişisel ilişkilerindeki uyuş-
mazlıklarda da yetki sözleşmesi yapabileceklerdir. Çünkü kanun bu
konuda bir sınırlama getirmemiştir. Örneğin tacir A, tacir B’den kendi
kişisel kullanımı için bir buzdolabı alsa buna ilişkin uyuşmazlıklarda
57
ZPO § 38/III/2’deki birinci durum, davalı tarafın ikametgâhını veya mutat mes-
keni yürürlükteki ZPO’nun geçerlilik alanından çıkararak yurtdışına taşıması hali
için yetki sözleşmelerine izin vermektedir. Burada kanun, karşı tarafın, davayı
yurt dışında sürdürmek zorunda kalmaması hususundaki menfaatini dikkate al-
maktadır. Bu durum diğerlerinin yanında misafir işçilerle olan hukukî işlemler
için düşünülmüştür. İkametgâhın taşınması vb. sözleşmenin yapılmasından son-
ra gerçekleşmelidir. Bundan anlaşılması gereken maddî hukuk sözleşmesi değil,
aksine yetki sözleşmesidir. İlgili tarafların dava açılma anına kadar tekrar federal
cumhuriyete geri dönmeleri halinde, hükmün amacı uyarınca yetki sözleşmesi
geçersizdir. ZPO § 38/III/2’deki ikinci durumda, madde lafzının tam açık olma-
masına rağmen, dava açılma anında davalının ikametgâhının veya mutat meske-
ninin bilinmemesini gerektirmektedir.
58
Ayrıca kapıdan satış işlemleri için ZPO § 29c/III’te özel bir düzenleme yer
almaktadır. Buna göre taraflar 29c birinci fıkradaki yetkiden ayrılarak şu du-
rumlarda yetki sözleşmesi yapabilir: Tüketicinin, sözleşmenin yapılmasından
sonra ikametgâhını ya da mutat meskenini bu kanunun geçerlilik alanı dışına
taşıması veya ikametgâhının ya da mutat meskeninin dava açılması anında belli
olmaması hallerinde. Bir diğer düzenleme Uzaktan Eğitime Katılanın Korunma-
sına İlişkin Kanun’un (Gesetz zum Schutz der Teilnehmer am Fernunterricht)
26.maddesinde yer almaktadır. Bu maddenin ikinci fıkrasının ikinci bendine
göre katılımcı sözleşmenin imzalanmasından sonra ikametgâhını ya da mutat
meskenini bu kanunun geçerlilik alanı dışına taşıması veya ikametgâhının ya da
mutat meskeninin dava açılması anında belli olmaması hallerinde yetki sözleş-
mesi yapılabilecektir.
59
Thomas/Putzo, s.74.
60
Stein/Jonas, s.675.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi26
yetki sözleşmesi yapılabilecektir. Alman hukukunda da tacirlerin ti-
cari olmayan işlerinde de yetki sözleşmesi yapabilecekleri kabul edil-
mektedir
61
.
Tacirler ile kamu tüzel kişileri kendi aralarında yetki sözleşmesi
yapabilecekleri gibi, kanunda sayılan kişiler karşılıklı da yetki sözleş-
mesi yapabilirler. Bir başka ifadeyle bir tacir, kamu tüzel kişisiyle yetki
sözleşmesi yapabilir
62
.
Kanunun belirttiği kişiler grubuna aidiyet yetki sözleşmesinin ku-
rulma anında mevcut olmalıdır. Bu nedenle aidiyetin daha sonra orta-
dan kalkmasının herhangi bir önemi yoktur. Çünkü, yetki sözleşmesi
sadece bu an için öngörülmemiştir. Bir diğer açıdan koruma kapsa-
mındaki kişilerden birisinin sonradan koruma kapsamının dışına çık-
ması yetki sözleşmesini geçerli kılmaz. Örneğin, bir esnaf işletmesinin
zaman içerisinde ticari işletme olması, tacir sıfatını kazanması ile ilk
olarak geçersiz bir şekilde ortaya çıkan yetki sözleşmesi geçerli hale
gelmez. Sözleşmedeki eksiklerin daha sonradan giderilmesi mümkün
değildir, çünkü bu durum sözleşmenin kurulma anındaki korunma
ihtiyacıyla ilgili herhangi bir şeyi değiştirmemektedir. Sözleşme her
iki taraf için de geçersizdir, daha sonradan onay ihtimali mevcut olma-
maktadır. Bu durumda taraflar yeni bir yetki sözleşmesi yapmalıdır
63
.
Alman hukukunda tacir veya kamu tüzel kişileri dışındakiler için
önemli bir sınırlama daha getirilmiştir. Buna göre ZPO § 38/1’de sayı-
lan kişiler (tacirler, kamu tüzel kişileri ve kamu hukuku özel mamele-
ki), sözleşmeyle ifa yerini belirleyerek bu şekilde yetkili mahkemeyi de
tespit edebilirler. Ancak ZPO § 38/1’de sayılan kişiler dışındaki kişiler
ifa yerini kararlaştırarak o yer mahkemesini yetkili kılamazlar (ZPO §
29/2)
64
. Bir başka ifadeyle 38/1’de sayılan kişiler ifa yerini belirleye-
rek, ifa yeri mahkemesinde dava açma imkânını da elde etmiş olur-
lar. Buna karşılık ZPO 38/1’de sayılanların dışındaki kişiler ifa yerini
BGB
65
269’a göre belirleyebilirler. Ancak bununla ifa yeri mahkemesi
yetkili hale gelmez. Bizim kanunumuzda ise böyle bir sınırlama geti-
61
Prütting/Gehrlein, s.168; Thomas/Putzo, s.73; Stein/Jonas, s.673.
62
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.159; Umar, HMK Tasarısı, s.323; Thomas/Putzo, s.73.
63
Stein/Jonas, s.673.
64
Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
65
Bürgerliches Gesetzbuch (Medeni Kanun)
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK27
rilmemiştir. Buna göre taraflar, borcun ifa edileceği yeri kararlaştıra-
rak (BK m.73) dolaylı bir şekilde (ifa yerini kararlaştırmakla) yetkili
mahkemeyi de belirleyebileceklerdir. Çünkü sözleşmeden doğan da-
valar, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir (m.10).
Bu nedenle yetkinin sözleşmeyle belirlenmesinde zayıf konumdakinin
korunması amacının sadece yetki anlaşmaları bakımından ele alınması
eksik olur. Maddî hukuk açısından ifa yerinin, mahkemenin yetkisini
de belirlemesi zayıf konumdakinin korunması amacını etkisizleştire-
bilecektir
66
.
Kanaatimizce bu durum yetki sözleşmesiyle ilgili yapılan temel
değişiklikteki amaca aykırı düşmektedir. Çünkü sözleşmeden doğan
davalarda taraflar bir sınırlamaya tabi olmaksızın dolaylı şekilde yet-
kili mahkemeyi belirleme imkânına sahip olabileceklerdir. Bu durum-
da sözleşmede güçlü konumda olan taraf kendi menfaati doğrultusun-
da ifa yerini belirleyerek yetkili mahkemeyi seçmeyi düşünebilecektir.
Kanaatimizce bu husus kanun yapımı sırasında gözden kaçırılmış bir
nokta olabilir. Ancak bunun kanunda yapılacak bir değişiklikle dü-
zeltilmesi mümkündür. Alman hukukunda olduğu gibi tacirler veya
kamu tüzel kişileri dışındaki kişilerin ifa yerini belirleseler bile ifa yeri
mahkemesinin yetkili hale gelmeyeceği ifade edilebilir.
B. Sözleşmenin konusu açısından getirilen sınırlama
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği konularda yet-
ki sözleşmesi yapılamaz (m.18/1). Bu durum, tarafların dava konusu
üzerinde kabul veya sulh yoluyla serbestçe tasarruf edemeyeceği hal-
ler şeklinde de ifade edilmektedir
67
. Örneğin boşanma ve ayrılık dava-
ları, iflas davaları
68
, çift taraflı davalar
69
tarafların üzerinde serbestçe
tasarruf edemeyecekleri davalardır; dolayısıyla bu davalarda tarafla-
rın yetki sözleşmesi yapmaları mümkün değildir. Verilen bu örnek-
lerden iflâs davasında, mahkemenin yetkisi kesindir
70
; kesin yetkinin
varlığı halinde yetki sözleşmesi yapılamayacaktır (m.18/1)
71
. Çift ta-
66
Alangoya, HMK Değerlendirme, s.38.
67
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.533, 538, 820; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.599;
Ermenek, İbrahim, Medeni Usûl Hukukunda Davayı Kabul, Ankara 2009, s.17.
68
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.820; Ermenek, s.19 vd.
69
Ermenek, s.27.
70
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.160;
71
Boşanma davasında yetkinin kesin yetki olup olmadığı konusunda bkz.: Kuru/
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi28
raflı davada ise, davanın özelliğinden dolayı taraflar, dava üzerinde
serbestçe tasarruf edememektedir. Dolayısıyla çift taraflı dava, taraf-
ların serbestçe tasarruf edemeyecekleri bir dava olması sebebiyle, bu
davada taraflar yetki sözleşmesi yapamayacaktır.
Alman Medenî Usûl Kanunu’nda ise konuyla ilgili daha sınırlan-
dırıcı bir hükme yer verilmiştir. Söz konusu Kanun’un 40.maddesinin
ikinci fıkrasına göre, uyuşmazlığın malvarlığına ilişkin olduğu durum-
larda yetki sözleşmesi yapılabilecektir. Bizim Kanunumuzda böyle bir
sınırlama getirilmemiştir. Kural olarak taraflar her türlü uyuşmazlık
için yetki sözleşmesi yapabilir
72
. Ancak HMK’nın, tarafların üzerinde
serbestçe tasarruf edemeyecekleri konularda yetki sözleşmesi yapma-
yı sınırlayan hükmü (m.18/1) sebebiyle çoğu zaman şahıs varlığına
ilişkin konularda yetki sözleşmesi yapılamayacaktır. Çünkü, şahıs var-
lığına ilişkin davaların çoğu, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf ede-
meyeceği konulardır. Örneğin evlenmenin butlanı, boşanma davası,
babalık davası gibi davalar. Ancak düşük bir ihtimal de olsa istisnaen
şahıs varlığına ilişkin davalarda yetki sözleşmesi yapma imkânı ola-
bilir. Örneğin MK 24. ve 25.maddelerine dayanılarak kişilik haklarına
saldırıya karşı korunma talep edilmesi veya saldırının durdurulması-
nın istenmesi durumlarında yetki sözleşmesi yapılabilecektir. Ancak
böyle bir durumda tarafların bir araya gelip yetki sözleşmesi yapma
ihtimali çok düşüktür. Bir taraftan bazı şahıs varlığına ilişkin davala-
rın tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği davalar olması,
diğer taraftan şahıs varlığına ilişkin davalarda taraflar istisnaen tacir
veya kamu tüzel kişisi olacağından bizim hukuk sistemimizde de yetki
sözleşmesi çoğu zaman malvarlığına ilişkin davalarda yapılabilecektir.
C. Kesin yetki halleri açısından getirilen sınırlama
Kesin yetki kuralının varlığı halinde yetki sözleşmesi yapılamaz
(m.18/1). Kesin yetki kuralının varlığı halinde dava sadece kanunda
öngörülen mahkeme veya mahkemelerde açılabileceği
73
ve kesin yet-
ki kuralı kamu düzeninden kabul edildiği için, bu durumlarda yetki
sözleşmesi yapılamayacaktır. Taraflar yetki sözleşmesiyle kesin yet-
Arslan/Yılmaz, 21.Baskı, s.177; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.93.
72
Üstündağ, Salahiyet, s.35.
73
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.125; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.176.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK29
kili mahkemenin yetkisini kaldıramazlar, aynı zamanda kesin yetkili
mahkemenin yanında başka bir yer mahkemesinin yetkisini de kabul
edemezler
74
.
D. Yazılılık şartı
Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması
şarttır (m.18/2). Yazılı şekil geçerlilik şartıdır
75
. HMK (m.18/2), yazılı-
lığın geçerlilik şartı olduğunu HUMK’na (m.22) göre daha belirgin bir
şekilde ifade etmiştir. HUMK’un 22. maddesinde “…iki taraf … ihtilaf-
larının salahiyettar olmıyan mahal mahkemesinde görülmesini tahriren mu-
kavele edebilirler.” ifadesine yer verilmişken, HMK’nın 18.maddesinin
ikinci fıkrasında “Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak
yapılması, … şarttır” ifadesi kullanılmıştır. Gerçi HUMK’nın 22. mad-
desinde belirtilen yazılılığın da geçerlilik şartı olduğunda herhangi bir
tereddüt yoktu
76
.
Medenî hukuktaki şekil kurallarının amacı ile usûl hukukundaki
şekil kurallarının amacı birbirinden farklıdır. Medeni hukukta şeklin
amacı, tarafları düşünmeye sevk etmek, bu yolla daha sağlıklı işlem
yapılmasını sağlamak ve ispat kolaylığıdır. Usûl hukukunda şeklin
amacı ise yargılamanın güvenli ve emin yürütülmesidir
77
. Bunun ya-
nında usûl hukukunda, kamu düzeni amacıyla, tarafları düşünmeye
ve ihtiyatlı davranmaya sevk etmek ve tarafların iddia-savunmalarını
kolaylaştırmak amacıyla kabul edilmiş şekil kuralları da getirilmiştir
78
.
Yetki sözleşmeleri için kanunda öngörülen şekil, tarafları düşün-
meye ve bu konuda daha dikkatli davranmaya sevk etmek amacıyla
getirilmiştir. Zira bu sözleşmeyle taraflar kanunen yetkisiz olan bir
mahkemeyi yetkili kılmaktadır. Dolayısıyla yazılı şekil ile taraflara,
kendisi için kanunen yetkili kılınan mahkemelerin mi yoksa yetki söz-
leşmesinde yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin mi daha el-
74
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.160.
75
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.129.
76
Postacıoğlu, s.160; Kuru, C:I, s.558; Üstündağ, Salahiyet, s.19; Kuru/Arslan/
Yılmaz, 21.Baskı, s.180; Bilge/Önen, s.202; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım,
s.108; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, 9.Bası, s.130; Önen, Ergun, Medeni Yargılama
Hukuku Ankara 1979, s.41; Üstündağ, s.212; Bolayır, s.133; Keskin, O. Kadri, Yetki
Anlaşmaları, Adalet Dergisi 1973/4, s.308.
77
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.182.
78
Karslı, s.76.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi30
verişli olduğunu değerlendirme, bunu düşünme imkânı sağlanmış ol-
maktadır. Burada diğer usûl işlemleri bakımından özellikle öne çıkan
yargılamanın güvenli ve emin yürütülmesi amacı söz konusu olmaya-
caktır. Çünkü yetki sözleşmesinin yapıldığı anda çoğu zaman henüz
bir yargılama yoktur. Taraflar genellikle dava açılmadan önce yetki
sözleşmesi yapacaklardır. Dava açıldıktan sonra ise yetki sözleşmesi
yapma imkânı oldukça sınırlıdır. Zira davalı süresi içinde yetki itira-
zında bulunmamışsa zaten mahkeme yetkili hale gelecektir. Bundan
sonra yapılan yetki sözleşmesi bu davada ileri sürülemeyecek ve mah-
keme bu sebeple yetkisizlik kararı veremeyecektir.
Yetki sözleşmesiyle taraflar, tabii hâkiminden başka bir hâkimin
önüne gitmeyi kabul ettiğinden, sözleşmenin taraflarının dikkatli dav-
ranması ve yaptığı sözleşmenin sonuçlarını ve kendisi için önemini
kavrayabilmesi için bir şekil şartı getirilmiştir
79
. Kanun, tarafları dik-
katli davranmaya sevk etmek ve bu sözleşmelerin ayrı bir uyuşmazlık
konusu olmasını önlemek istemiştir
80
.
Yetki sözleşmesi ayrı bir sözleşme olarak yapılabileceği gibi yapı-
lan bir sözleşmede yetki şartı olarak da yer alabilecektir. Bu durumda
yapılan maddî hukuk sözleşmesi bir şekle tâbi olmasa bile yetki söz-
leşmesinin geçerli olması için yazılı yapılması gerekir. Bir diğer ifadey-
le sözleşme yazılı olarak yapılmazsa, maddî hukuk sözleşmesi şekle
tâbi olmadığı için geçerli olsa bile yetki sözleşmesi geçersiz olacaktır.
Yetki sözleşmesinin adi yazılı şekilde yapılması yeterlidir. Maddî hu-
kuk sözleşmesi resmî şekle tabi olsa bile yetki sözleşmesi resmî şekle
tâbi olmayacaktır
81
.
Yetki sözleşmesi yazılı olarak yapılmamışsa geçersizdir. Bu du-
rum, kanunda öngörülen yazılı şekil şartını geçerlilik şartı olarak ka-
bul etmenin doğal sonucudur. Burada iki konu üzerinde durmakta
yarar vardır: Birincisi, taraflar arasında sözlü olarak yapılmış bir yetki
sözleşmesi olabilir. İkincisi, davacı yetkisiz bir mahkemede (araların-
da yetki sözleşmesi olmamasına rağmen) dava açmış ve davalı süresi
içinde yetki ilk itirazında bulunmamış olabilir.
79
Üstündağ, Salahiyet, s.19.
80
Postacıoğlu, s.160.
81
Üstündağ, Salahiyet, s.22.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK31
Birinci durumda davacı, aralarında var olduğunu iddia ettiği yetki
sözleşmesine dayanarak yetkisiz mahkemede dava açar ve davalı sü-
resinde yetki ilk itirazında bulunursa, davacı yazılı bir yetki sözleşme-
si ibraz edemeyeceği için mahkeme yetkisizlik kararı verecektir. Buna
karşılık davalı süresi içinde yetki ilk itirazında bulunmazsa, daha son-
ra bunu ileri sürme hakkını kaybetmiş olacak ve yetkisiz mahkeme,
kendi yetkisizliğini dikkate alamayacağı için yetkili hale gelecek ve
yargılamaya devam edecektir.
İkinci durumda ise kesin yetkinin olmadığı bir uyuşmazlıkta da-
vacı, yetkisiz mahkemede dava açmış, davalı süresi içinde ve usûlüne
uygun olarak yetki itirazında bulunmamışsa, davanın açıldığı mah-
keme yetkili hale gelecektir (m.19/4). Bu durumda genel olarak ka-
bul edilen görüş, taraflar arasında zımnî yetki sözleşmesi kurulduğu
yönündedir
82
. Davacının yetkisiz mahkemeye başvurup dava açması,
davalının ise yetki itirazında bulunmaması o mahkemenin yetkisini
kabul ettiklerine dair kanunî delil kabul edilmiştir
83
.
Bu konuda diğer görüşe göre, yetki sözleşmesinin zımnî olarak
kurulması mümkün değildir. Çünkü yetkisizliğin ileri sürülmesi belir-
li bir süre içinde kullanılması gereken bir haktır; süresinde yetki itira-
zında bulunulmaması durumunda bu hak düşmüş olmaktadır. Mah-
keme de yetkisiz olduğunu dikkate alamayacak ve esasa girecektir
84
.
Davalı süresinde yetki itirazında bulunmadığı takdirde mahkemenin
yetkisini kabul etmiş sayılacaktır. Burada bir faraziye söz konusudur
ve davalının iradesinin gerçekten bu doğrultuda olmasına gerek yok-
tur. İtiraz ileri sürülmeyince mahkeme, kanundan dolayı yetki kazan-
mış olur
85
. Süresinde yetki itirazında bulunulmadığı için yetki itirazını
ileri sürme hakkı düşmüş olur
86
.
Kanaatimizce de yetki sözleşmesinin zımnen akdedildiğini ka-
bul etmek mümkün değildir. Bunun yasal bir dayanağı olmadığı gibi
böyle bir kabulü usûl hukuku kurallarıyla bağdaştırmak da mümkün
82
Üstündağ, s.216; Kuru, C:I, s.558; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.162; Bilge/Önen, s.202;
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.130; Bolayır, s.144; Aksoyoğlu, s.83.
83
Belgesay, Mustafa Reşit, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi C:I, İstanbul 1939,
s.63.
84
Postacıoğlu, s.169.
85
Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.108.
86
Keskin, s.317.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi32
olmayacaktır. HUMK’nın 23. maddesindeki “Salahiyettar olmıyan bir
mahkemede aleyhine dava ikame olunan kimse esasa girişmezden evvel bu
bapta itirazda bulunmazsa o mahkemenin salahiyetini kabul etmiş addolu-
nur.” cümlesindeki “kabul etmiş addolunur” ifadesi sözleşmeyi çağrış-
tırsa da bunun mümkün olmadığını düşünüyoruz
87
. Zira, her şeyden
önce böyle bir kabul yetki sözleşmesinin geçerlilik şartlarından biri
olan yazılılık şartının göz ardı edildiği anlamına gelir. Bu ise kendi
içinde bir çelişkiye sebebiyet verir. Bir taraftan yetki sözleşmesindeki
yazılı şekil şartını geçerlilik şartı kabul edip diğer taraftan zımnî yetki
sözleşmesini kabul etmek bir çelişkidir. Zira geçerlilik şartı olan yazılı
şekle uyulmadan yapılan sözleşme geçersizdir. Kanunun bir usûl söz-
leşmesi için aradığı şekil varsa sözleşmenin geçerliliği için buna uyul-
ması gerekir
88
. Kanun herhangi bir şekil öngörmüşse kural, bu şeklin
geçerlilik şartı olduğudur. Bunun doğal sonucu ise, kanunun öngör-
düğü şekil şartına uyulmadan yapılan sözleşmenin geçersiz olmasıdır.
Borçlar Kanunu 11.maddesinin ikinci fıkrasına göre kanunun öngör-
düğü bir şeklin kapsamı ve sonuçları için başka bir hüküm getirilme-
mişse bu şekle uyulmadıkça sözleşme geçerli olmaz
89
. Gerek HUMK
23 gerekse HMK 19.maddedeki hükmün yetki sözleşmesi için öngö-
rülen şekil şartını kaldırdığını kabul etmek, bahsi geçen hükümleri bu
şekilde yorumlamak mümkün değildir.
Böyle bir durumda mahkemenin yetkili hale gelmesini nasıl açık-
lamak gerekecektir? Kanaatimizce bu durumda davalı kendisine tanı-
nan usûlî bir hakkı süresi içinde kullanmadığından bu hakkını daha
sonra ileri sürme imkânını kaybetmektedir. Zira ilk itiraz süresi hak
düşürücü süredir
90
. Kanun, süresinde usûlüne uygun şekilde yet-
ki itirazında bulunulmaması üzerine, davanın açıldığı mahkemenin
yetkili hale geleceğini öngörmüştür. Çünkü böyle bir durumda yetki
87
Nitekim HMK’nın 19.maddesinin son fıkrasında kesin olmayan yetki hallerinde,
yetki itirazının, ilk itirazlar arasında sayılmamasının sonucu olarak, süresinde
ve usûlüne uygun olarak ileri sürülmemesi halinde, mahkemenin yetkisizliğini
re’sen gözetememesi nedeniyle, davanın açıldığı mahkemenin yetkili hale geleceği
öngörülerek, HUMK’nun 23.maddesinin ilk cümlesinde yer alan düzenlemeye
açıklık kazandırdığı ifade edilmiştir. (Tanrıver, Süha, Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Tasarısı’nın 1.ilâ 122.Maddelerinde Yer Alan Düzenlemeler ve Bunların
Genel Çerçevede Değerlendirilmesi, Makalelerim II (2006-2010), Ankara 2011, s.151).
88
Karslı, s.237.
89
Eren, s.241.
90
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.358.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK33
kamu düzenine ilişkin değildir, mahkeme kendi yetkisizliğini dikka-
te alamayacak, davanın esasına girecektir. Kanaatimizce bu durumda
artık mahkeme kanundan dolayı yetkili hale gelmektedir. Nitekim
HMK’daki ifade bu şekilde anlaşılmaya daha uygundur. Kanunun
19.maddesinin dördüncü fıkrasında “Yetkinin kesin olmadığı davalarda,
davalı, süresi içinde ve usûlüne uygun olarak yetki itirazında bulunmaz-
sa, davanın açıldığı mahkeme yetkili hâle gelir.” denilerek mahkemenin
yetkisiz olmasına rağmen yetkili hale geldiğini, yani davalının yetki
itirazında bulunmaması sebebiyle mahkemenin yetkili hale geldiğini
belirtmektedir.
HUMK’nın 23. maddesinde süresinde yetki itirazında bulunulma-
masına diğer ilk itirazlardan farklı bir sonuç bağlanmasını zımnî yet-
ki sözleşmesi ile açıklamanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Bu
fikri savunan Üstündağ, ilk itirazların gösterilen usûl kesiti içinde ve
hepsi birlikte ileri sürülmemesi halinde uygulanacak müeyyidenin ne
olduğunun (HUMK) 188. maddede düzenlendiğini, bu durumda ay-
rıca 23. maddedeki hükmün zımnî anlaşma fikri ile açıklanabileceğini
belirtmektedir
91
.
HUMK’nın 188. maddesindeki düzenlemeye rağmen 23. madde-
de ayrı bir düzenleme getirmesinin sebebi, yetki itirazının süresinde
yapılmamasının sonucunu açık bir şekilde belirtmektir. 188. maddeye
göre süresinde yetki itirazında bulunulmadığı zaman sonradan yetki
itirazının ileri sürülemeyeceği açıktır. Ancak davanın açıldığı yetkisiz
mahkemenin davanın esasına girip girmeyeceği, yetkisiz mahkemenin
yetkili hale gelip gelmeyeceği konusunda tereddüt oluşmaması için
kanun bunu ayrıca belirtme ihtiyacı duymuştur. Diğer ilk itiraz halle-
rinde ise böyle bir tereddüt oluşmayacağı için 188. maddedeki düzen-
leme yeterlidir. Ayrıca belirtilen bu görüşte kendi içinde çelişki vardır.
Çünkü bir taraftan sonradan mahkemenin yetkisizliğinin ileri sürü-
lemeyeceği, diğer taraftan ise hâkimin bu durumlarda kendi yetkisi-
ni re’sen araştırmak zorunda olduğu belirtilmektedir
92
. Oysa HUMK
23. maddesinin birinci cümlesinde “Salahiyettar olmıyan bir mahkemede
aleyhine dava ikame olunan kimse esasa girişmezden evvel bu bapta itirazda
bulunmazsa o mahkemenin salahiyetini kabul etmiş addolunur.” denildik-
91
Üstündağ, s.215-217.
92
Üstündağ, s.215-217.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi34
ten sonra, ikinci cümlesinde “Şu kadar ki münhasıran iki tarafın arzula-
rına tabi olmıyan mesail bundan müstesnadır.” ifadesine yer verilmiştir.
İkinci cümledeki ifade kural olarak mahkemenin, yetkisizliğini re’sen
dikkate alamayacağını, ancak tarafların arzularına tabi olmayan hu-
suslarda mahkemenin, yetkisizliğini dikkate alacağını göstermektedir.
Yetki sözleşmesi yapılabileceğinin kabulü zaten dava konusunun ta-
rafların arzularına tabi olan bir husus olduğu anlamına gelmektedir.
Bu durumda ise mahkeme yetkisizliğini re’sen dikkate alamayacaktır.
Hem zımnî yetki sözleşmesi fikrinin kabul edilmesi hem de mahkeme-
nin yetkisizliğini re’sen dikkate alacağının belirtilmesi bir çelişki teş-
kil etmektedir. Nitekim kural olarak mahkemenin yetkisizliğini resen
dikkate alamayacağı ittifakla kabul edilmektedir
93
.
Benzer düzenlemelere HMK’da da yer verilmiştir. Kanunun 116.
maddesinde ilk itirazlar sayıldıktan sonra (bunlardan biri de kesin
yetki kuralının bulunmadığı hallerde yetki itirazıdır-m.116/1/a-) 117.
maddede ilk itirazların hepsinin cevap dilekçesinde ileri sürülmesi ge-
rektiği, aksi halde dinlenilmeyeceği belirtilmiştir. Ayrıca 19. madde-
nin dördüncü fıkrasında “Yetkinin kesin olmadığı davalarda, davalı, süresi
içinde ve usûlüne uygun olarak yetki itirazında bulunmazsa, davanın açıldığı
mahkeme yetkili hâle gelir.” hükmüne yer vermiştir.
Kanunun, şekli geçerlilik şartı olarak öngördüğü durumlarda
bu, kamu düzenine ilişkindir, taraflar bu şekil şartını açık veya zımnî
olarak kaldıramazlar. Bu şekle uyulmadan yapılan sözleşme geçersiz
olur. Dolayısıyla şekle aykırı olarak yapılan sözleşme, karşı tarafın
zımnî muvafakati ile geçerli kılınamaz.
Alman hukukunda ise tacirler veya kamu tüzel kişileri arasın-
daki yetki sözleşmesi bir şekle tâbi kılınmamıştır
94
. Belirtilen kişiler
arasında her zaman ve belirli bir şekle uyulmasına gerek olmaksızın
yetki sözleşmesi yapılması mümkündür
95
. Sözleşme, açık bir şekilde
93
Postacıoğlu, s.409; Üstündağ, s.232; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.162; Alangoya/
Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.109; Bilge/Önen, s.204; Pekcanıtez/Atalay/Özekes,
s.131; Önen, s.42. “Kamu düzenine ilişkin bulunmayan bu yetki kuralı için davalının
yetki itirazında (HUMK m. 187/2) bulunmaması halinde, mahkemece re’sen yetkisizlik
kararı verilemez.” Yargıtay 3.HD, 2009/14384 E., 2009/14779 K., 05/10/2009 T.,
Hukuk Türk Mevzuat ve İçtihat Veritabanı İstanbul Barosu Bilgi Bankası, erişim:
16.08.2011.
94
Thomas/Putzo, s.73; Arens/Lüke, s.67.
95
Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK35
yapılabileceği gibi zımnî olarak
96
da yapılabilir, kanun buna açıkça
izin vermiştir (ZPO § 38/1). Yetki sözleşmesinin olup olmadığı veya
içeriğiyle ilgili tereddüt olursa yorum yöntemiyle bunun araştırılması
gerekir. Bu noktada ticarî örf ve adet kuralları dikkate alınmalıdır
97
.
ZPO § 38/2’ye göre yetki sözleşmesi yapılmak istenirse o zaman yazılı
yapılması veya en azından yazılı olarak teyit edilmesi gerekir. Ancak
yazılı belgede imzanın bulunması gerekli görülmemektedir ya da ta-
raflardan birisince yazılan ve imzalanan yetki sözleşmesi karşı tarafça
doğrulanırsa bu şart yerine gelmiş olacaktır
98
. Şekil eksikliği halinde
(örneğin sadece sözlü anlaşma) yetki sözleşmesi geçersizdir. Yazılılık
şartından anlaşılması gereken açıklamanın yazılı olarak sunulması ve
kimin tarafından oluşturulduğunun anlaşılır olmasıdır. Buna karşın
imza ve hatta el yazısıyla imza gerekli değildir. Telgraf ya da teleks de
bu nedenle yazılılık şartını yerine getirmektedir. Zira BGB m.126 (yazı-
lı şekil) usûl hukuku alanında doğrudan geçerli değildir, daha ziyade
hükme doğrudan bir atıf olması ya da en azından usûl hukuku normu
içerisinde mevcut bulunan şekil şartının medenî hukuka uygun olması
gerektiğinin yorum yoluyla çıkarılması halinde uygulanabilmektedir.
Burada böyle bir yorum caiz değildir, çünkü böyle bir yorum ikinci
fıkranın amacı ile bağdaşmayacak şekilde hukukî işlemlerin zorlaşma-
sı sonucuna götürebilecektir. Medenî hukuk kuralları doğrudan usûl
hukuku alanında uygulanamaz. Çünkü bu, sadece usûl hukukunda
boşluklar olması halinde geçerlidir. Fakat burada şekil, usûl hukukun-
da düzenlenmiştir ve tek başına yorumlanmalıdır
99
.
E. Uyuşmazlığın kaynaklandığı hukukî ilişkinin belirli veya
belirlenebilir olması
Yetki sözleşmesinin geçerli olması için uyuşmazlığın kaynaklan-
dığı hukukî ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması gerekir
100
. Eski
kanunumuzun (HUMK) 22.maddesindeki “… iki taraf bir veya müta-
addit muayyen hususa mütaallik ihtilaflarının salahiyettar olmıyan mahal
mahkemesinde görülmesini tahriren mukavele edebilirler.” hükmünden
96
Ausdrükliche oder stillsweigende Vereinbarung
97
Stein/Jonas, s.674.
98
Thomas/Putzo, s.73.
99
Stein/Jonas, s.680.
100
Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184; Prütting/Gehrlein, s.166; Thomas/Putzo,
s.72. Alman Medenî Usûl Kanununun 40.maddesinde de buna işaret edilmiştir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi36
uyuşmazlığın belirli olması gerektiği sonucuna varılmıştır
101
. Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nun 18.maddesinde ise “… uyuşmazlığın kay-
naklandığı hukukî ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması … şarttır.” ifa-
desine yer verilmiştir. Bu hükümden anlaşıldığı üzere uyuşmazlığın
belirli veya belirlenebilir olması değil, uyuşmazlığın kaynaklandığı
hukukî ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması gerekmektedir. Yet-
ki sözleşmesi veya yetki şartı ile belirli bir hukukî ilişkiden doğabi-
lecek bütün uyuşmazlıklar için yetkili mahkeme tespit edilebilir
102
.
İşte böyle bir durumda uyuşmazlık belirli değildir; ancak uyuşmaz-
lığın kaynaklanabileceği hukukî ilişki belirlidir ve buna bağlı olarak
çıkabilecek uyuşmazlıklar da belirlenebilir niteliktedir. Kanun bu şe-
kilde yetki sözleşmesi yapılmasına izin vermiştir (m.18/2). Bir başka
ifadeyle yetki sözleşmesinin yapıldığı anda henüz taraflar arasında
bir uyuşmazlık olmayabilir. İşte bu durumda hangi hukukî ilişkiden
kaynaklanan muhtemel uyuşmazlıklar için yetki sözleşmesi yapıldığı-
nın belirli olması veya belirlenebilir olması gerekecektir. Bu, daha çok
bir sözleşmede yetki şartı olarak karşımıza çıkar. Örneğin “İş bu cari
hesap sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklarda Şişli Mahkemeleri yetkilidir”
şeklindeki yetki şartında hukukî ilişki belirlidir; ancak uyuşmazlık be-
lirli değildir, belirlenebilir niteliktedir. Uyuşmazlık belirli olmasa da
uyuşmazlık çıkabilecek hukukî ilişki belirli olduğundan yapılan yetki
sözleşmesi geçerlidir
103
. Ancak “A Bankası ile B AŞ arasında 2011 yılı
içinde yapılacak bütün cari hesap sözleşmelerinde Şişli Mahkemeleri yetki-
lidir.” şeklindeki yetki sözleşmesi geçersizdir. Benzer şekilde, taraflar
arasında bundan sonra çıkacak bütün uyuşmazlıklar için yapılan yetki
sözleşmesi geçersizdir
104
. Çünkü bu durumlarda uyuşmazlık ne belir-
lidir ne de belirlenebilir niteliktedir.
Kanunun uyuşmazlığın kaynaklandığı hukukî ilişkinin belirli veya
belirlenebilir olması şartını getirmesi tarafları koruma düşüncesinden
kaynaklanmaktadır. Uyuşmazlığın kaynaklandığı hukukî ilişkinin belir-
li olmadığı bir yetki sözleşmesi, sözleşmenin tarafları için belirsiz birçok
101
Kuru/Arslan/Yılmaz, 21.Baskı, s.180; Postacıoğlu, s.161; Kuru, C:I, s.561; Üstün-
dağ, s.217; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, 9.Bası, s.131; Bilge/Önen, s.203; Bolayır,
s.148; Anaral, s.122; Keskin, s.311.
102
Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.106.
103
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.160; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184; Kuru, C:I, s.562.
104
Üstündağ, Salahiyet, s.34; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.160; Rosenberg/Schwab/
Gottwald, s.184.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK37
uyuşmazlıkta bir veya birkaç mahkemenin yetkili kılınması anlamına ge-
lir ki bunun kabul edilmesi doğru değildir. Bu şekilde bir yetki sözleşme-
sine izin verilmesi tarafları belirsiz bir yükümlülük altına sokmuş olur.
F. Mahkemenin belirli olması
Yetki sözleşmesiyle yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin
gösterilmesi gerekir (m.18/1). Tarafların dilediği mahkemede dava
açabileceği
105
veya davanın açıldığı anda yetkili mahkemeyi davacı-
nın belirleyeceği
106
şeklinde yapılan yetki sözleşmesi yetkili kılınan
mahkeme belirli olmadığı için geçersizdir. Zira bu durumda davalı,
davacının keyfî iradesine terk edilmiş olur
107
. Davalı kendisi için el-
verişli olmayan bir yerdeki mahkemede savunma yapmak zorunda
bırakılabilir. Savunma hakkının önceden tahmini mümkün olmayan
zorluklara maruz bırakılması ihtimalini taşıyan böyle bir yetki sözleş-
mesi kamu düzenine aykırıdır
108
.
Yetki sözleşmesiyle sadece ilk derece mahkemelerinin yetkisi belir-
lenebilir. Bölge adliye mahkemelerinin yetkisi kesin olduğundan yetki
sözleşmesiyle istinaf mahkemesinin yetkisi belirlenemez
109
. Kanunun
357. maddesinin ikinci fıkrasında bölge adliye mahkemelerinin yetkisi-
ne ilişkin yetki sözleşmesi yapılamayacağı açıkça belirtilmiştir. Ancak
kanunun ilk derece mahkemelerine ilişkin yetki sözleşmesi yapılmasına
izin verdiği durumlarda, taraflar yaptıkları yetki sözleşmesiyle dolay-
lı olarak bölge adliye mahkemesinin de yetkisini belirlemiş olacaklar-
dır
110
. Bir başka ifadeyle taraflar, doğrudan bölge adliye mahkemesinin
yetkisini sözleşmeyle belirleyemezler; ancak yetki sözleşmesiyle yetkili
105
Postacıoğlu, s.161; Kuru, C:I, s.563; Bilge/Önen, s.202; Kuru/Arslan/Yılmaz,
s.160-161; Üstündağ, s.217; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.130; Kalpsüz, s.78; Ana-
ral, s.123.
106
Stein/Jonas, s.693; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.185.
107
Alman hukukunda tacirler ve kamu tüzel kişileri dışındaki kişilerin yapacağı
yetki sözleşmesinin geçerliliği için yetkili sözleşmesinin açık bir şekilde yapılmış
olması aranmaktadır (ZPO 38/III). Yetki sözleşmesinin açık bir şekilde gerçekleş-
tirilecek olması, yazılı anlaşmada mahkemelerin yetkisine ilişkin kuralın açık ve
tecrübesizler için dahi yanlış anlaşılmayacak kelimeler içermesi ve kararlaştırılan
mahkemenin belirtilmesi anlamına gelmektedir. Birbiri ile uyumlu atıflar bunun
için yeterli değildir (Stein/Jonas, s.685).
108
Postacıoğlu, s.161; Kalpsüz, s.79.
109
Alman hukukunda da sadece ilk derece mahkemelerinin yetkisinin
belirlenebileceği, üst derece mahkemelerinin yetkisinin yetki sözleşmesiyle
belirlenemeyeceği kabul edilmektedir. Stein/Jonas, s.669.
110
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.602.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi38
ilk derece mahkemesini belirlemekle dolaylı olarak bölge adliye mah-
kemesinin de yetkisini belirlemiş olacaklardır. Çünkü, hangi bölge ad-
liye mahkemesinin yetkili olduğu ilk derece mahkemesinin yetkisine
göre belirlenmektedir. Özellikle sözleşmede aksi belirtilmedikçe, yetki
sözleşmesiyle belirlenen mahkemenin yetkisinin münhasır yetki oldu-
ğu düşünülürse, taraflar bölge adliye mahkemesinin yetkisini daha ko-
lay bir şekilde belirleme imkânına sahip olacaklardır.
Belirli olmak şartıyla taraflar yetki sözleşmesinde birden fazla
mahkemeyi yetkili kılabilirler (m.18/2)
111
. Ancak birden fazla mahke-
me belirlenmesi hakkın kötüye kullanılması sonucunu doğurmama-
lıdır. Yetki sözleşmesi, adeta taraflardan birisinin istediği yerde dava
açabilmesi sonucunu doğuran, onlarca mahkemenin yetkili kılınması
şeklinde olmamalıdır
112
.
Birden çok mahkemenin yetkilendirilmesi durumunda taraflardan
birisine, mahkemelerden birini seçme hakkının bırakılmasının müm-
kün olduğu belirtilmiştir. Seçim hakkının davalıda olması halinde,
davacı, davalıdan dava açmadan makul bir süre önce seçim hakkını
kullanmasını isteyebilecektir
113
. Buna karşılık seçim hakkını tek tarafa
veren yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu da belirtilmiştir. Bu fikre
göre, yetki sözleşmesiyle belirlenen mahkemede dava açma imkânı iki
taraf için de geçerlidir. Bu imkânı tek tarafa veren sözleşme yapıla-
maz
114
. Kanaatimizce yetki sözleşmesi yapmakla her iki taraf da yetki
sözleşmesinde belirtilen mahkemelerden birinde dava açma, yetkili
mahkemelerden birini seçme imkânına sahip olacaktır. Sözleşmede
aksi belirtilmediği müddetçe seçim hakkı davacıdadır. Ancak sözleş-
meyle seçim hakkının taraflardan birisine bırakılmasının mümkün ol-
duğunu düşünüyoruz. Özellikle de bizim hukukumuz açısından sade-
ce tacir veya kamu tüzel kişileri yetki sözleşmesi yapabileceklerinden
ve bu kişiler sözleşme hükümlerinin kendileri için getirdiği sonuçları
daha iyi anlayabileceklerinden bunun mümkün olması gerekir.
111
HUMK döneminde tarafların yetki sözleşmesiyle birden fazla mahkemenin
yetkisini kararlaştırıp kararlaştıramayacağı tartışmalıydı (HUMK m.22). Bu
konuda bkz.: Pekcanıtez/Atalay/Özekes, 9.Bası, s.131; Kuru/Arslan/Yılmaz,
21.Baskı, s.181; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.107; Bolayır, s.155.
112
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.130.
113
Stein/Jonas, s.693.
114
Thomas/Putzo, s.73.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK39
Hukuk Muhakemeleri Kanunu, aksi belirtilmediği müddetçe yet-
ki sözleşmesinde gösterilen mahkemenin münhasır yetkili mahkeme
olacağını kabul etmiştir (m.17)
115
. Dolayısıyla taraflar münhasır yetki
sözleşmesiyle genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisini kaldırmış
olmaktadırlar. Taraflar bunu istemiyorsa, yani genel ve özel yetki-
li mahkemelerin yetkisinin devam etmesini istiyorlarsa yetki sözleş-
mesinde bunu ayrıca belirtmek zorundadırlar. Kanun eşitler arası bir
ilişki söz konusu olduğu, iradelerini özgürce açıklayabilecek oldukları
için tacirler ve kamu tüzel kişilerine kendi aralarındaki ilişkiler bakı-
mından münhasır yetki sözleşmesi yapma imkânı vermiştir
116
.
Bizim Kanunumuzdaki bu düzenlemeye karşılık Alman hukukun-
da Kanun bir tercih belirtmemiştir. Taraflar sözleşmeyle bir mahkeme-
yi münhasıran yetkili kılabilmektedir; ancak şüphe halinde sözleşme-
nin yorumuna göre hareket edilmesi gerektiği kabul edilmektedir
117
.
Mahkemenin münhasırlığının asıl olduğu şeklindeki düzenleme
yerine münhasır yetkinin kabul edilebileceğinin belirtilmesinin daha
doğru olacağı
118
, münhasır yetki konusunda sarahat aramanın daha
isabetli olacağı ifade edilmiştir
119
.
IV. YETKİ SÖZLEŞMESİNE UYGULANACAK KURALLAR
Yukarıda belirtildiği üzere yetki sözleşmesi, bir usûl hukuku söz-
leşmesidir. Dolayısıyla yetki sözleşmesine usûl hukuku kuralları uy-
gulanacaktır. Ancak HMK’da açıklık veya hüküm olmayan durumlar-
da maddî hukuk kurallarının uygulanması mümkündür
120
.
115
HUMK döneminde tarafların münhasır yetki sözleşmesi yapıp yapamayacakları
tartışmalıydı (HUMK m.22). Bu konuda bkz.: Postacıoğlu, s.161; Üstündağ, s.217;
Kuru/Arslan/Yılmaz, 21.Baskı, s.181; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.107;
Bolayır, s.159. Yargıtay münhasır yetki sözleşmesi yapılamayacağını kabul ediyor-
du: “HMUK’un 22. maddesi hükmü gereği taraflar kamu düzenine ilişkin olmadığı hallerde
aslında yetkisiz olan bir mahkemeyi yetki sözleşmesi ile yetkili kılabilirler. Ancak yetki söz-
leşmesi ile yasal olarak yetkili olan genel ve özel yetkili Mahkemelerin yetkisi kaldırılamaz.”
Yargıtay 6.HD. 2008/702 E., 2008/3197 K., 18/03/2008 T.: Hukuk Türk Mevzuat ve
İçtihat Veritabanı İstanbul Barosu Bilgi Bankası, erişim: 16.08.2011.
116
Tanrıver, s.150.
117
Stein/Jonas, s.694; Prütting/Gehrlein, s.167; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.185.
118
Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, HMK Tasarısı, s.27.
119
Alangoya, HMK Değerlendirme, s.37 dn.8.
120
Kuru, C:I, s.555; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.158.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi40
Yetki sözleşmesi genellikle başka bir sözleşmenin parçası, yetki
şartı olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak buna rağmen yetki şartını
ayrı bir sözleşme olarak görmek gerekir ve bu nedenle asıl sözleşme-
nin geçersizliğinden yetki sözleşmesinin etkilenmemesi gerekir. Asıl
sözleşmenin şekil eksikliği halinde de aynı şekilde olmalıdır
121
.
Yetki sözleşmesinin geçerli olup olmadığı konusunda taraflar ara-
sında ihtilaf çıkarsa yine sözleşmeyle yetkilendirilen mahkemeye baş-
vurulabilecektir. Zira, sözleşmenin geçerli olup olmadığı veya etkileri
konusunda da sözleşmeyle yetkilendirilen mahkeme karar verecek-
tir
122
. Stuttgart Eyalet Mahkemesi de bir kararında böyle bir durumda
tarafların irade beyanlarının yorumunun önemine dikkat çekmiş ve
sözleşmede kullanılan “bütün uyuşmazlıklar” ifadesinin sözleşmenin
varlığı ve geçerliliğini de kapsadığı sonucuna varmıştır
123
.
İrade fesadı hallerinde (hata, hile, ikrah) Borçlar Kanunu’ndaki
hükümlere (BK m.24 vd.)
124
dayanılarak sözleşmenin iptali mümkün-
dür. İptal, sözleşmeyle yetkili kılınan mahkemede dava açılmasından
sonra dahi mümkündür. Ancak davalı irade fesadı sebebiyle sözleş-
menin geçersizliğini, dolayısıyla mahkemenin yetkisiz olduğunu ile-
ri sürmeden davanın esasına girmişse, artık iptal imkânı hem davacı
hem de davalı için düşmüş olacaktır
125
. Zira süresi içinde yetki ilk itira-
zında bulunulmamışsa sonradan bu itiraz ileri sürülemez.
Yetki sözleşmesinin şarta bağlı olarak yapılmasında bir sakınca
bulunmamaktadır. Ancak şartlı sözleşmelerde, dava açıldıktan sonra
şartın gerçekleşmesi, yetkili hale gelmiş olan mahkemenin yetkisini or-
tadan kaldırmayacaktır
126
.
121
Üstündağ, s.221; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
122
Üstündağ, s.221; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
123
OLG Stuttgart, Urt.v.8.11.2007-7 U 104/07, MDR 2008/12, s.709-710. Yargıtay da
benzer bir konuda aynı yönde karar vermiştir. “Senette öngörülen “alacağın” za-
manaşımına uğrayıp uğramadığı olgusu yetkili yerin saptanmasına engel teşkil etmez.
Zamanaşımı definin ileri sürülmesi halinde yetkili mahkemede bu iddianın tartışılıp de-
ğerlendirilmesi ayrı bir hukukî mesele olup, senette yer alan yetki sözleşmesini geçersiz
kılmaz.” Yargıtay 12.HD., 2006/1884 E., 2006/5474 K., 16/03/2006 T., Hukuk Türk
Mevzuat ve İçtihat Veritabanı İstanbul Barosu Bilgi Bankası, erişim: 16.08.2011.
124
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girecek olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda
bu hükümler 30 vd. maddelerinde düzenlenmiş, hata yerine yanılma, hile yerine
aldatma, ikrah yerine korkutma kavramları tercih edilmiştir.
125
Stein/Jonas, s.690-691; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
126
Stein/Jonas, s.691-692; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.184.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK41
Maddî hukuk sözleşmesi yapmada tam ehliyetli bir kişi kural ola-
rak yetki sözleşmesi de yapabilecektir. Bir tarafın nüfuzunu kullandığı
durumlarda sözleşme gabin sebebiyle geçersizdir
127
.
V. YETKİ SÖZLEŞMESİNİN ETKİSİ
Tarafların yaptığı yetki sözleşmesinin sonucu yetkisiz mahkeme
doğrudan yetkili hale gelir. Olumsuz yetki sözleşmesinde ise yetkili
mahkeme veya mahkemeler yetkisini kaybeder. Bu konuda mahkeme-
nin onayına ihtiyaç yoktur. Yetkili kılınan mahkeme yetkisizlik kararı
veremez. Yetkili hale gelen bir mahkemenin yetkisi, davanın derdest
olmasından sonra bir başka yetki sözleşmesiyle kaldırılamaz. Buna
karşılık başvurulan mahkeme yetkisiz ise, başvurulan mahkemenin
yetkisi veya bir başka mahkemenin yetkisi sözleşmeyle kararlaştırı-
labilir. Sözleşme, tasarrufî etkisinden dolayı taraflar için herhangi bir
yükümlülük içermez. Sözleşmeye aykırı bir dava, yargılama giderleri
açısından tazminat sorumluluğunu da doğurmayacaktır
128
.
Taraflar arasındaki yetki sözleşmesine rağmen davacı yetkisiz bir
mahkemede dava açarsa davalının bunu ilk itiraz olarak ileri sürmesi
gerekir (m.116/1/a). Davalı süresinde ve usûlüne uygun olarak itiraz
etmezse, yukarıda
129
belirtildiği üzere mahkeme yetkili hale gelir. Bir
başka ifadeyle mahkeme yetkisiz olduğunu re’sen dikkate alamaya-
caktır. Bu durum kanun koyucunun yetki sözleşmesine ilişkin getirdi-
ği değişikliklerin amacıyla tam olarak örtüşmemektedir. Zira, kanun-
da belirtilen kişilerin dışındaki kişiler yetki sözleşmesinin tarafı olur
ve itiraz etmezlerse kanunla getirilen koruma amacı ortadan kaldırıl-
mış olacaktır. Yetki itirazında bulunulmaması bakımından belki bir
ayrım yapılması daha doğru olabilir. Tacirler veya kamu tüzel kişi-
lerinin aralarındaki uyuşmazlıklarda yetki itirazında bulunulmaması
halinde mahkemenin yetkisizliğini re’sen dikkate alamaması doğru
olabilir. Ancak tacirler ve kamu tüzel kişileri dışındaki kişileri koru-
mak için mahkemenin, yetkisizliğini re’sen dikkate alması daha doğru
127
Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.183. Alman hukukunda gabin kesin hükümsüz-
lük sebebidir (BGB 138). Ancak bizim hukukumuzda gabin iptal sebebidir (BK
m.21).
128
Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.186.
129
Bkz.: IV-D.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi42
olacaktır. Bu nedenle Kanunda değişiklik yapılarak, mahkemenin bu
durumda yetkisizliğini re’sen dikkate alacağının belirtilmesi, kanun-
la ulaşılmak istenen koruma amacına daha uygun olacaktır. Nitekim
aynı amaçla yetki sözleşmesiyle ilgili kurallarda kısıtlamalar getirilen
Alman hukukunda, mahkeme re’sen, kendi yetkisinin sözleşme ile ku-
rulup kurulmadığını veya kaldırılıp kaldırılmadığını kontrol etmekte-
dir. Davalının yokluğu halinde de bu kural aynen geçerlidir. Davalının
itiraz etmeden esasa girmesi halinde, yetkinin varlığı ZPO 39. mad-
deden çıkarılmaktadır; fakat mahkeme, ancak ZPO 504. maddedeki
uyarıyı yaptıktan sonra yetkili hale gelebilecektir. ZPO 504. maddeye
göre, mahkeme yetkisiz ise davanın esasına girmeden önce yetki itira-
zında bulunmamanın sonuçlarını davalıya hatırlatır
130
.
Nitekim Alangoya da Alman hukukundaki düzenlemeye işaret
ederek itiraz etmeden yargılamaya devam eden tarafa (özellikle tacir
ve kamu tüzel kişisi dışındakiler için) bir hatırlatma yapılması yolu
üzerinde düşünmek gerektiğini belirtmiştir
131
.
Yetki sözleşmesi tarafları bağladığı gibi onların cüzi ve külli halef-
lerini de bağlar
132
. Ancak sözleşme açıkça veya anlaşılabilir bir şekilde
asıl taraflarla sınırlı tutulabilir
133
. Sözleşmenin taraflarının veya selef-
lerinin yetki sözleşmesi yapma ehliyeti olması gerekirken, sözleşme-
nin haleflerinin ise yetki sözleşmesi yapma ehliyetinin olması gerek-
mez
134
. Bir başka ifadeyle yetki sözleşmesinde tarafların halefleri, tacir
veya kamu tüzel kişisi olmasa bile geçerli olarak yapılmış sözleşmeyle
bağlıdırlar. Aksi yönde bir değerlendirme (selefin genel hukukî hali-
ne girme ve dolayısıyla hukukî ilişkiye taraf olma şeklindeki) hukukî
temsilci olgusuna uygun düşmez ve geçerli bir şekilde yapılan yetki
sözleşmesinin, söz konusu maddî hakkın devri ile ortadan kaldırıl-
130
Stein/Jonas, s.695; Rosenberg/Schwab/Gottwald, s.186.
131
Alangoya, HMK Değerlendirme, s.39.
132
Kuru, C:I, s.574; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.161; Stein/Jonas, s.688. “… sigortalı ta-
rafından zarar sorumlusuna karşı tazminat davasının hangi yer mahkemesinde açılması
gerekiyor ise, halefiyet ilkesi gereğince sigortacının da rücu davasını aynı yer mahkeme-
sinde açması gerekmektedir. Bu ilke uyarınca, şayet sigortalı ile zarar sorumlusu arasında
HUMK ‘nun 22. maddesi uyarınca bir yetki sözleşmesi mevcutsa, sigortacının bu anlaş-
mada yetkili kılınan mahkemede rücu davasını açması mümkündür.” Yargıtay 11.HD.,
2004/13419 E., 2005/10817 K., 10/11/2005 T., Hukuk Türk Mevzuat ve İçtihat
Veritabanı İstanbul Barosu Bilgi Bankası, erişim: 16.08.2011.
133
Stein/Jonas, s.688.
134
Thomas/Putzo, s.74.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK43
masına imkân verir
135
. Kanunun yetki sözleşmesi yapabilecek kişileri
sınırlamadaki koruma amacı sadece sözleşmenin yapıldığı andaki ta-
raflara ilişkindir. Dolayısıyla tarafların muhtemel haleflerine uzanan
bir koruma amacından söz edilemez
136
.
Yetki sözleşmesiyle yetkili kılınan mahkemede dava açıldığında
davalı yetki itirazında bulunamaz
137
. Ancak davalı yetki sözleşmesinin
geçersizliği, bu geçersizlik sebebiyle de davanın açıldığı mahkemenin
yetkisiz olduğunu ileri sürebilecektir.
Yetki sözleşmesiyle yetkili kılınan mahkeme açılan davaya bak-
mak zorundadır, davaya bakmaktan kaçınamaz
138
. Yetki sözleşmesi
o davayı kapsamasa veya o mahkemeyi yetkili kılmamış olsa ya da
yetki sözleşmesi geçersiz olsa bile davalı yetki itirazında bulunmadığı
müddetçe mahkeme bu sorunları irdeleyemez
139
. Ancak yetkinin ke-
sin olduğu hallerde mahkeme yetki sözleşmesinin geçersizliğini re’sen
dikkate alacaktır.
VI. HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NUN YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNDEN ÖNCE YAPILAN YETKİ SÖZLEŞMELERİNİN
DURUMU
Hukuk Muhakemeleri Kanunu yürürlüğe girmeden, yani
01.10.2011 tarihinden önce tacir olmayan kişiler arasında veya tacir ol-
mayan kişi ile tacir ya da kamu tüzel kişisi arasında yapılan yetki söz-
leşmesine dayanılarak, 01.10.2011 tarihinden itibaren açılan davalarda
sözleşmede belirtilen yer mahkemesinde dava açılabilecek midir? Bir
başka ifadeyle bu sözleşmeler geçerli midir? HMK 448.madde “Zaman
Bakımından Uygulama” başlığını taşımakta ve “Bu Kanun hükümleri, ta-
mamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” hükmüne yer
vermektedir.
135
Stein/Jonas, s.671.
136
Prütting/Gehrlein, s.168.
137
Kuru, C:I, s.576; Kuru/Arslan/Yılmaz, s.161.
138
“HUMK’nun 22. maddesi uyarınca kamu düzeni söz konusu olmadığı sürece taraf-
lar yetkili olmayan bir mahkemenin yetkisini öngörebilir. Bu halde işbu mahal mahke-
mesi o davaya bakmaktan kaçınamaz.” Yargıtay 15.HD., 2003/988 E., 2003/1526 K.,
25/03/2003 T., Hukuk Türk Mevzuat ve İçtihat Veritabanı İstanbul Barosu Bilgi
Bankası, erişim: 16.08.2011.
139
Kuru/Arslan/Yılmaz, s.161.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi44
Yukarıda yaptığımız değerlendirmede yetki sözleşmelerinin usûl
hukuku sözleşmeleri olduğu sonucuna vardık. Dolaysıyla bu konu-
da maddî hukuk kurallarının değil, öncelikle usûl hukuku alanında
bir düzenleme varsa onun uygulanması gerekir. Hukuk Muhakeme-
leri Kanunu da sadece tacirler ya da kamu tüzel kişilerinin yetki söz-
leşmesi yapmasına izin verdiği için kanunun yürürlüğe girmesinden
sonra tacir ya da kamu tüzel kişisi olmayanlar arasında yapılmış olan
yetki sözleşmesi geçersizdir. Taraflar için kazanılmış bir haktan veya
tamamlanmış bir işlemden söz edilemez
140
.
Usûl hukuku kuralları bakımından kural olarak derhal uygulanır-
lık ilkesi geçerlidir. Dolayısıyla bir dava, dava konusu olayın meydana
geldiği değil, uyuşmazlığın yargı önüne getirildiği tarihteki yargılama
kurallarına tabidir. Hatta yargılama sırasında yargılama kurallarında
değişiklik olursa, yeni kurallara göre yargılama yapılacaktır. Ancak
bu konuda kanun koyucu bir tercihte bulunarak yeni değişikliklerin
kanunun yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulana-
cağını belirtebilir
141
.
Usûl kurallarının derhal uygulanırlığı ilkesi bakımından dikkate
alınması gereken bir diğer husus yeni usûl kuralı yürürlüğe girdiğin-
de ilgili usûl işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Dava içinde
birçok usûl işlemi vardır. İşte kanun değişikliğinden etkilenen usûl iş-
lemi ve kesiti tamamlanmışsa, artık yeni kanun o usûl işlemi hakkında
etkili olmayacaktır
142
.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu, inceleme konumuz olan yetki
sözleşmeleri için özel bir düzenleme getirmemiştir. Dolayısıyla 448.
maddeye göre hareket edilmesi gerekir. 448.madde şu şekildedir: “Bu
Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uy-
gulanır.” Buna göre 01.10.2011 tarihinden önce HUMK hükümleri çer-
çevesinde geçerli bir şekilde yapılmış yetki sözleşmesine dayanılarak
dava açılmışsa o işlem tamamlanmış demektir. Dolayısıyla 01.10.2011
tarihinden önce açılan bu davada davalı, yetki sözleşmesinin geçersiz
olduğunu ileri süremez. Buna karşılık tacir ve kamu tüzel kişilerinin
diğer kişilerle 01.10.2011 tarihinden önce yaptıkları yetki sözleşmesine
140
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.129.
141
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.60.
142
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.60; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım, s.16.
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK45
dayanarak 01.10.2011 tarihinden sonra yetki sözleşmesiyle yetkili kı-
lınan mahkemede dava açılamayacaktır. Çünkü HMK’nın yürürlüğe
girmesiyle bu kişiler arasındaki yetki sözleşmesi geçersiz hale gele-
cektir. Aynı zamanda 01.10.2011 tarihinden sonra açılan bir dava söz
konusudur; bir başka ifadeyle tamamlanmış bir usûl işleminden söz
edilmesi mümkün değildir.
Her iki taraf tacir olmasına rağmen sözleşmeyi imzalayan kefil ta-
cir değilse 01.10.2011 tarihinden sonra kefile karşı sözleşmedeki yetki
şartına dayanılarak dava açılamaz
143
.
SONUÇ
Bu çalışmada yetki sözleşmesi konusu incelenmiştir. Özellikle de
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yetki sözleşmesine ilişkin getirdi-
ği yenilikler üzerinde durulmuştur.
Kanun yeni düzenlemeyle temel bir değişiklik getirmiş ve zayıf
konumdaki kişileri korumak için sadece tacirler ve kamu tüzel kişileri-
nin yetki sözleşmesi yapmasına izin vermiş, bunun dışındaki kişilerin
yetki sözleşmesi yapmasına izin vermemiştir. Zira mülga HUMK dö-
nemindeki geniş sözleşme serbestisi zayıf konumdaki tarafın zararı-
na işletilmiştir. Böyle bir sınırlama getirilmesi günümüz hukukunda
sıklıkla karşımıza çıkan genel işlem şartlarında zayıf konumdakilerin
korunması açısından önemli bir değişiklik olmuştur.
Ancak tacir veya kamu tüzel kişisi olmayanların yetki sözleşme-
si yapması ve bu sözleşmede belirlenen yerde dava açılması halinde
mahkeme yetki sözleşmesinin geçersizliğini re’sen dikkate alama-
yacak, bunun davalı tarafından ilk itiraz olarak ileri sürülmesi gere-
kecektir. Bu ise Kanunun belirlediği koruma amacına (zayıf konum-
dakinin korunması) uygun değildir. Bu nedenle Kanunda yapılacak
değişiklikle yetki sözleşmesinin geçersizliğinin mahkemece re’sen dik-
kate alınacağı şeklinde bir değişiklik yapılmasının daha doğru olacağı
sonucuna ulaştık.
Ayrıca tacir veya kamu tüzel kişisi olmayan kişilerin 01.10.2011 ta-
rihinden önce yapılan yetki sözleşmesine dayanarak, artık sözleşmede
belirtilen yerde dava açamayacakları sonucuna ulaştık.
143
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.129.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi46
KAYNAKLAR
Aksoyoğlu, Necati, Görev ve Yetki, Hâkimin Davaya Bakmaktan Ya-
sak Olması ve Reddi, Hâkimin Hukuki Sorumluluğu, Hukuk Mu-
hakemeleri Kanunu Tasarısı’nın Getirdiği Yenilikler ve Bu Yeniliklerin
Değerlendirilmesi, 22-29 Mart 2008, İstanbul 2008.
Alangoya, Yavuz, Medeni Usul Hukukumuzda Tahkimin Niteliği ve
Denetlenmesi, İstanbul 1973.
Alangoya, Yavuz, Medeni Usulün Amacı ve Sosyal Karakteri Açısın-
dan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nın Bazı Hükümlerinin
Değerlendirilmesi, Medeni Usul ve İcra-İflas Hukukçuları Toplantısı V,
Ankara 2006, s.33-54, (Kısaltma: HMK Değerlendirme).
Alangoya, Yavuz/Yıldırım, Kamil/Deren-Yıldırım, Nevhis, Medeni
Usul Hukuku Esasları, İstanbul 2009.
Alangoya, Yavuz/Yıldırım, Kamil/Deren-Yıldırım, Nevhis, Hukuk
Muhakemeleri Kanunu Tasarısı Değerlendirme ve Önerileri, İstan-
bul 2006, (Kısaltma: HMK Tasarısı).
Anaral, Hüseyin, Yetki Sözleşmesi, Adalet Dergisi 1977/1-2, s.111-140.
Arens, Peter/Lüke, Wolfgang, Zivilprozessrecht Erkenntnissverfah-
ren Zwangsvollstreckung, München 1992.
Aşık, İbrahim, İcra Sözleşmeleri, Ankara 2006.
Bilge, Necip/Önen, Ergun, Medeni Yargılama Hukuku Dersleri, An-
kara 1978.
Bohn, Karlheinz, Vollstreckungsausschliessende Vertraege, Diss.,
Frankfurt 1955.
Bolayır, Nur, Medeni Usul Hukukunda Yetki Sözleşmeleri, İstanbul
2009.
Brox, Hans/Walker, Wolf-D, Zwangsvollstreckungsrecht Köln 1996.
Budak, Ali Cem, Karşılaştırmalı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İstan-
bul 2011
Eren, Fikret, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2003.
Ermenek, İbrahim, Medeni Usul Hukukunda Davayı Kabul, Ankara
2009.
Gaul, Friedhelm, Zulaessigkeit und Geltendmachung vertraglicher
TBB Dergisi 2011 (97) İbrahim AŞIK47
Vollstreckungsbeschraenkung BGH, Neue Juristische Wochenschrift
1968 700.
Hellwig, Hans-Jürgen, Zur Systematik des zivilprozessrechtlichen
Vertrages, Bonn 1968.
Kalpsüz, Turgut, Salahiyet Mukavelesi, Jurisdictio Kazai İçtihatlar
1956/1, s.47-49.
Karslı, Abdurrahim, Medeni Usul Hukukunda Usuli İşlemler, İstanbul
2001.
Keskin, O. Kadri, Yetki Anlaşmaları, Adalet Dergisi 1973/4, s.303-319.
Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü C:I, İstanbul 2001 (Kısaltma:
C:I).
Kuru, Baki, Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı Hakkında Genel
Değerlendirme, Medeni Usul ve İcra-İflas Hukukçuları Toplantısı V,
Ankara 2006, s.57-85.
Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku,
22.Baskı, Ankara 2011.
Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder, Medeni Usul Hukuku,
21.Baskı, Ankara 2010 (Kısaltma: 21.Baskı).
Oğuzman, Kemal/Öz, Turgut, Borçlar Hukuku Genel Hükümler İs-
tanbul 1995.
Önen, Ergun, Medeni Yargılama Hukuku, Ankara 1979.
Pekcanıtez, Hakan, Tüketici Mahkemeleri, İstanbul Barosu Dergisi
1996/4-5-6, s.141-162.
Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet, Medeni Usul
Hukuku 11.Bası, Ankara 2011.
Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet, Medeni Usul
Hukuku, 9.Bası, Ankara 2010 (Kısaltma: 9.Bası).
Postacıoğlu, İlhan E., Medeni Usul Hukuku Dersleri, İstanbul 1975.
Prütting, Hans/Gehrlein, Markus, ZPO Kommentar, Luchterhand
2010.
Rinck, Ursula, Parteivereinbarungen in der Zwangsvollstreckung aus
dogmatischer Sicht, Diss., Frankfurt am Main 1996.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na Göre Yetki Sözleşmesi48
Rosenberg, Leo/Schwab, Karl Heinz/Gottwald, Peter, Zivilprozess-
recht, München 2010.
Schiedermair, Gerhard, Vereinbarungen im Zivilprozess, Bonn 1935.
Schilken, Eberhard, Anmerkung zu BGH Juristische Rundschau 1992/7,
s.281-283.
Sirmen, Lale Eşya Hukuku Dersleri, Ankara 1995.
Stein/Jonas, Kommentar zur Zivilprozessordnung Band I, Tübingen
2003.
Tanrıver, Süha, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’nın 1.ilâ 122.
Maddelerinde Yer Alan Düzenlemeler ve Bunların Genel Çerçe-
vede Değerlendirilmesi, Makalelerim II (2006-2010), Ankara 2011,
s.143-181.
Taşpınar, Sema, Medeni Yargılama Hukukunda İspat Sözleşmeleri,
Ankara 2001.
Thomas, Heinz/Putzo, Hans, Zivilprozessordnung Kommentar,
München 2007.
von Tuhr, Andreas, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı C:1-2, Ankara
1983, çev.:Cevat Edege.
Umar, Bilge, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı’na Katkı, Medeni
Usul ve İcra-İflas Hukukçuları Toplantısı V, Ankara 2006, s.87-129.
Umar, Bilge, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Tasarısıyla Şimdi-
ki HUMK Kurallarına Getirilmek İstenen Değişikliklerin Başlıcala-
rı, Türkiye Barolar Birliği Dergisi 2007/68, s.321-342, (Kısaltma: HMK
Tasarısı).
Üstündağ, Saim, Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 2000.
Üstündağ, Saim, Medeni Usul Hukukunda Salahiyet Anlaşmaları, Ma-
kaleler, İçtihat Tahlilleri ve Çeviriler, Ankara 2010, s.13-39, (Kısalt-
ma: Salahiyet).
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, Adalet Bakanlığı, Ankara
2006.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu Tasarısı, Adalet Bakanlığı, Ankara
2008.