HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NUN
MEDENİ USUL HUKUKUMUZA GETİRDİĞİ
YENİ DÜZENLEMELER
NEW RULES IN CODES OF CIVIL PROCEDURE
M. Serhat SARISÖZEN
*
Özet : Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Borçlar Kanunu ve Ticaret
Kanunu on dönemde değiştirilmiştir. Bu değişiklikler Avrupa Birliliği
beklentilerine de uygundur. Bu makalede medeni usul hukukundaki
yeni düzenlemeler anlatılmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Medeni Usul Hukuku, Hukuk Muhakemele-
ri Kanunu, Yeni kurallar
Abstract : Code of Civil Procedure, Code of Obligations and
Code of Commerce were changed recently. Theese changings are
in accordant with the Europian Union rules. This article is about new
rules in the codes of civil procedure.
Key Words: Civil Procedure, Code of Civl Procedure, New rules
1- HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU’NA GENEL BAKIŞ
Ülkemizde son birkaç yıl içinde pek çok kanun yenilenmiştir.
Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu’yla aynı dönemde Hukuk Mu-
hakemeleri Kanunu oluşturulmuş ve Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu’nun yerini almıştır. Yapılan bu yeni çalışmaların Avrupa Bir-
liği beklentilerine de son derece uygun olduğunu da çalışmamızın ba-
şında ifade etmek isteriz.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunumuzun yenilenmesi gün -
deme geldiğinde; hazırlanmış bulunan “Hukuk Muhakemeleri Kanunu
Tasarısı”, 16.04.2008 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi
ve bu Tasarı, 12.01.2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu’nda görüşülerek, bazı değişikliklerle, kabul edildi
1
.
*
Yrd. Doç. Dr.,
Fatih Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Usul ve İcra İflas
Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
1
Bkz. Yılmaz Ejder, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdikleri, Nevşehir Ba-
rosu, 4.6.2011, s. 3 vd.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler332
HUMK’un hükümleri büyük oranda korunmasına karşın HMK’nın
tamamı değiştirilmiş olup, madde numaraları farklılaştırıldığı gibi
farklı da bir sistematik izlenmiştir.
Ceza Muhakemesi Kanunu ile paralellik sağlanması için Hukuk
Muhakemeleri Kanunu’nda önceki Kanun’dan farklı olarak “usul” ke-
limesi geçmemekte olup, bu durum eleştirilmiştir
2
. Bu eleştirilere katı-
lamıyoruz. HMK, pek çok kuralı yeniden ele alıp gözden geçirmiş, bir
kısmını sadeleştirmiş olup, isimde yapılan bu sadeleştirme de isabet-
lidir. İsimde “usul” kelimesinin geçmemesi şüphesiz Hukuk Muhake-
meleri Kanunu’nun usuli yönünü ortadan kaldırmayacaktır. Bununla
birlikte HMK’nın bazı maddelerinde terim birliğinden uzaklaşılmış
olunduğu yönündeki eleştirilere ise katılıyoruz.
2- MADDESEL DEĞİŞİKLİKLER
I- HMK’NIN ZAMAN İTİBARİYLE UYGULANMASINA İLİŞKİN
DÜZENLEMELER
HMK Geçici 1. Maddeye göre, “Bu Kanun’un yargı yolu ve göreve
ilişkin hükümleri, Kanun’un yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış
olan davalarda uygulanmaz. Bu Kanun’un, senetle ispat, istinaf ve temyiz
ile temyizde duruşma yapılmasına ilişkin parasal sınırlarla ilgili hükümleri
Kanunun yürürlüğe girmesinden önceki tarihte açılmış olan dava ve işlerde
uygulanmaz..”
Geçici 2.Maddeye göre, “1086 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu
dönemde usulüne uygun olarak düzenlenmiş bulunan senetler, bu Ka-
nunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra da geçerliliklerini korur. “
HMK m. 448’e göre “Bu Kanun hükümleri tamamlanmış işlemleri etki
lememek kaydıyla derhal uygulanır”
Geçici 3. Maddeye göre, “Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004
tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Ad-
liye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun
geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve
başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlük-
teki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.Bölge adliye mah-
2
Yılmaz, Getirdikleri, s. 5.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN333
kemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna
başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı
Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklik-
ten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına de-
vam olunur. Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen
hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı
Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır“
II- ÇEKİŞMESİZ YARGIYA İLİŞKİN DÜZENLEME
Hukukumuzda ilk defa çekişmesiz yargı ayrı bir bölüm olarak
düzenlenmiş ve bu yargı türüne giren uyuşmazlıklar tek tek sıralan-
mıştır. HMK m. 383’te görevli mahkemenin aksine bir düzenleme bu-
lunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesi olacağı belirtilmiştir. Yetkili
mahkeme ise HMK m. 384’e göre “Kanunda aksine hüküm bulunma-
dıkça, çekişmesiz yargı işleri için talepte bulunan kişinin veya ilgililer-
den birinin oturduğu yer mahkemesi”dir.
Çekişmesiz yargı işlerinde niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit
yargılama usulü uygulanır. Çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hü-
küm bulunmadıkça resen araştırma ilkesi geçerlidir. Mahkemeler dışın-
daki resmî makamlara bırakılan çekişmesiz yargı işlerinde uygulanacak
usul, ilgili özel kanunlarında belirtilen hükümlere tabidir. (HMK m. 385)
Çekişmesiz yargı işlerinde verilen kararlara karşı hukuki yararı
bulunan ilgililer, özel kanuni düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, ka-
rarın öğrenilmesinden itibaren iki hafta içinde, istinaf yoluna başvura-
bilirler. (HMK m. 387)
HMK m. 388’de çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda ke-
sin hüküm tekil etmeyeceğini belirtilmiştir.
HMK m. 382’ye göre, Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce,
aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere
uygulanmasıdır:
a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller.
b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı
hâller.
c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâller.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler334
HMK’da hangi işlerin çekişmesiz yargı işleri olacağı tek tek sayıl-
mıştır. Aşağıda sayılanlar örnek olup, bunların dışında başkaca çekiş-
mesiz yargı işleri de vardır:
a) Kişiler hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Ergin kılınma.
2) Ad ve soyadın değiştirilmesi.
3) Ölüm karinesi sebebiyle (ilgili yerin mülkî amirinin emriyle) nü-
fus kütüğüne ölü kaydı düşülen kişinin sağ olduğunun tespiti.
4) Gaiplik kararı.
5) Kişisel durum sicilindeki kaydın düzeltilmesi.
b) Aile hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Henüz evlenme yaşında olmayanların evlenmesine izin verme.
2) Gaiplik nedeniyle evliliğin feshi.
3) Evlendirme memurunun, evlenme başvurusunu ret kararına
karşı yapılan itiraz.
4) Yeniden evlenmede bekleme süresinin hâkim tarafından kal-
dırılması.
5) Terk eden eşin ortak konuta davet edilmesi.
6) Eşlerden birinin, evlilik birliğini tek başına temsil etmek konu-
sunda yetkili kılınması.
7) Aile konutu ile ilgili işlemler için diğer eşin rızasının sağlana-
madığı hâllerde hâkimin müdahalesinin istenmesi.
8) Mevcut mal rejiminin eşlerden birinin veya alacaklıların ta-
lebiyle mal ayrılığına dönüştürülmesi ve sebeplerin ortadan
kalkması hâlinde mal ayrılığından eski rejime geri dönülmesi.
9) Paylaşmalı mal ayrılığında boşanma veya evliliğin iptali
hâlinde, aile konutu ve ev eşyasını hangi eşin kullanmaya de-
vam edeceği hakkında karar verilmesi.
10) Sağ kalan eşe aile konutu üzerinde ve ev eşyası üzerinde mül-
kiyet veya intifa hakkı tanınması.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN335
11) Mal ortaklığında eşlerden birinin mirası reddine izin verilmesi.
12) Ana babaya çocuğun mallarından bir kısmını çocuğun bakım
ve eğitimi için sarf etme izninin verilmesi.
13) Velayetin kaldırılması, velayetin eşlerden birinden alınarak
diğerine verilmesi ve kaldırılan velayetin geri verilmesi.
14) Hâkimin çocuğun mallarının yönetimine müdahale etmesi ve
çocuğun mallarının yönetiminin kayyıma devri.
15) Evlilik sona erince velayet kendisinde kalan eşin, hâkime ço-
cuğun malları hakkında defter sunması.
16) Aile yurdunun kurulmasına izin verilmesi, kuruluşun tebliğ
ve ilanı, kapatılması hâlinde tapu sicilindeki şerhin silinmesi-
ne izin verilmesi, taşınmazın bizzat malik veya ailesi tarafın-
dan kullanılması şartına geçici olarak istisna tanınması.
17) 14/1/1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Ka-
nuna göre aile mahkemesi hâkimi tarafından karar verilecek
tedbirler.
18) Çocuk hâkimi tarafından, çocuğun anası, babası, vasisi, bakım
ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk
Esirgeme Kurumu ve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine
veya resen çocuklar hakkında koruyucu ve destekleyici tedbir
kararı alınması.
19) Vesayet işleri.
c) Miras hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Sulh hâkimi tarafından resmî vasiyetname düzenlenmesi; el
yazısı ile vasiyetnamenin sulh hâkimi tarafından saklanması;
sözlü vasiyetname tutanağının sulh veya asliye mahkemesine
tevdiî.
2) Vasiyeti yerine getirme görevlisine görevinin bildirilmesi.
3) Vasiyeti yerine getirme görevlisinin tereke malları üzerinde
tasarruf etmesine izin verilmesi.
4) Gaibin mirasçılarına, gaibe düşen miras payının teslim edil-
mesi.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler336
5) Tereke mallarının korunması ve hak sahiplerine ulaşmasını
sağlamak için önlem alınması.
6) Mirasçılık belgesi verilmesi.
7) Terekenin yazımı işleminin sona erdiğinin mirasçılara bildiril-
mesi, mirasın reddi beyanının tespiti ve tescili; mirasın reddi-
nin, mirası reddeden kişiden sonra gelen mirasçılara bildiril-
mesi; mirasın reddi süresinin uzatılması.
8) Terekenin resmî defterinin tutulması.
9) Sulh hâkiminin özellikleri olan eşyanın mirasçılardan birine
tahsis edilmesi veya satılmasına karar vermesi.
ç) Eşya hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebe-
biyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması.
2) Taşınmaz rehninde alacaklı için kayyım tayini.
d) Borçlar hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Yetkisi sona eren temsilcinin temsil belgesini mahkemeye
teslimi.
2) Borçluya ifa veya teminat göstermesi için süre verilmesi.
3) Tevdi mahalli belirlenmesi veya tevdi edilemeyecek eşyanın
satılması.
4) Alacaklısı ihtilaflı olan borcun mahkemeye tevdiî.
5) Ayıplı hayvanın bilirkişi tarafından muayenesi.
6) Mesafeli satımlarda ayıbın tespiti veya ayıplı malın satılması-
na izin verilmesi.
7) İşçiye kârdan hisse verilmesini öngören iş sözleşmesinde,
mahkemenin işverenin hesaplarını inceleyecek bir kişi tayin
etmesi.
8) Eser sözleşmesinde eserin ayıplı olup olmadığının bilirkişiye
tespit ettirilmesi.
9) Satılmak için komisyoncuya gönderilen eşyanın hasarının
tespiti.
10) Komisyoncu elindeki malın açık artırma ile satışına izin verilmesi.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN337
e) Ticaret hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Ticari defterlerin zıyaı hâlinde belge verilmesi.
2) Acentenin müvekkili hesabına teslim aldığı malın Borçlar Ka-
nununa göre satılması.
3) Kollektif şirketin tasfiyesinde tasfiye memuru tayini.
4) Komanditer ortağın talebiyle şirket hesaplarını incelemek için
eksper tayini.
5) Anonim şirkette ayni sermaye konulması, tescilden itibaren
iki yıl içinde sermayenin onda birini aşan tutarda işletme dev-
ralınması ve sermaye azaltılmasında bilirkişi raporu alınması
ve mahkemenin izni.
6) Kıymetli evrakın iptali.
7) Eşya taşımada eşyanın hasar ve eksiğinin tespit edilmesi; tes-
lim edilememesi hâlinde Borçlar Kanunu hükümlerine göre
satılmasına karar verilmesi; gönderilen eşyanın mahkeme ma-
rifetiyle muayenesi.
8) Gemi ipoteğinde, malikin bulunamadığı hâllerde kayyım tayi-
ni.
9) Deniz raporu tanzimi.
10) Kırkambar sözleşmesinde geminin hareket gününün mahke-
me tarafından tayini.
11) Navlun sözleşmesinde, boşaltma limanında malların hâl ve
vaziyetinin, ölçü, sayı ve tartısının ekspere tespit ettirilmesi.
12) Müşterek avaryalarda dispeççi tayini ve dispecin mahkemece
tasdiki.
13) Denizcilik rizikolarına karşı sigortalarda zararın ve kapsamı-
nın belirlenmesi için bilirkişi tayini.
14) Kooperatiflerde ayni sermayeye değer biçilmesi için bilirkişi
tayini.
f) İcra ve iflas hukukundaki çekişmesiz yargı işleri:
1) İpotekli alacakta alacaklının gaipliği veya alacağı almaktan
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler338
kaçınması hâlinde, borç tutarının icra dairesine tevdi edilmesi
üzerine icra mahkemesi tarafından ipoteğin fekkine karar ve-
rilmesi.
2) Doğrudan doğruya iflas.
3) İflasın kaldırılması.
4) İflasın kapanmasına karar verilmesi.
5) Reddolunmuş mirasın tasfiyesinin, mirasçılardan birinin mi-
rası kabul talebi üzerine mahkeme tarafından durdurulması.
6) Konkordato mühleti verilmesi ve komiserin atanması.
7) Konkordatonun tasdiki.
8) Sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden
yapılandırılmasında projenin ilanı ve ara dönem denetçisinin
atanması.
9) Fevkalade hâllerde, kusuru olmaksızın borçlarını yerine geti-
remeyen borçluya mühlet verilmesi.
g) Çeşitli kanunlardaki çekişmesiz yargı işleri:
1) Nüfus kütüklerinin sayfa birleşim yerlerinin asliye hukuk
mahkemesince mühürlenmesi.
2) Noterlerin göreve başlarken mahkemede yemin ettirilmeleri.
3) Noter evrak ve defterlerinden alınarak başka yere gönderile-
cek örneklerin mahkeme tarafından tasdiki.
4) Kamu görevlilerinin mahkeme huzurunda kanunen yemin
etme zorunluluğunun öngörüldüğü diğer durumlar.
III- HAKİMİN YASAKLILIĞI VE REDDİNE İLİŞKİN DÜZENLEME
Hakimin yasaklığı ve reddine ilişkin olarak önceki düzenleme ge-
nel olarak korunsa da birkaç değişiklik yapılmıştır. Bunlar:
• Nişanlılık hali de yasaklılık hallerinden biri olarak kabul edilmiştir.
• Önceki Kanun’da ikinci dereceye kadar olan kayın hısımlığı, üçün-
cü dereceye kadar kayın hısımlığı olarak değiştirilmiştir.
• Hakimin reddi talebinin kabul edilmemesi halinde tarafa para
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN339
cezası verilebilmesi için HMK “kötüniyetle yapılması” şartını ge-
tirmiştir.
• Hakimin yasaklılığı için öngörülen sebeplerle zabıt katibinin de
reddedilebileceği düzenlenmiştir.
Hakim ile tarafların avukatı arasında yakınlık bulunması bir yasak
hali olarak kabul edilmemiştir. Fakat bu yasak Avukatlık Kanunu’nda
düzenlendiğinden bu durumda çekilmesi gereken hakim değil avu-
kattır
3
.
IV- HAKİMLERİN SORUMLULUĞUNA İLİŞKİN DÜZENLEME
Hakimler HUMK’ta yargı görevlerini yerine getirmeleri sırasında
verdikleri zararlardan bizzat sorumlu tutulmuşken, HMK’da bu de-
ğiştirilmiş, devletin birinci derecede sorumluluğu kabul edilmiştir.
Önceki Kanun’dan farklı olarak hakime noter aracılığıyla ihtar gönde-
rilmesine de gerek yoktur.
Yapılan yeni düzenlemeyle hakimlerin vermiş olduğu kararlardan
ötürü sadece ağır ihmal veya kasıtlı olduğu durumlarda devletin so-
rumluluğu kabul edilmiştir.
V- GÖREV
Eski düzenlemedeki asliye hukuk mahkemesi ve sulh hukuk mah-
kemesi arasındaki göreve ilişkin parasal sınırlar kaldırılmıştır. Bunun
yerine Asliye hukuk mahkemelerinin ve sulh hukuk mahkemelerinin
görevli olduğu davalar tek tek sayılmıştır.
HMK m. 2’ye göre: Dava konusunun değer ve miktarına bakıl-
maksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin
davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asli-
ye hukuk mahkemesidir. Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine dü-
zenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler
bakımından da görevlidir.
Ayrıca HMK m. 3’e göre “Her türlü idari eylem ve işlemler ile
idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğü-
3
Bkz. Pekcanıtez Hakan/ Atalay Oğuz/ Özekes Muhammet, Medeni Usul Huku-
ku, Ankara 2011, s. 157.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler340
nün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı
maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk
mahkemeleri bakar. İdarenin sorumluluğu dışında kalan sebeplerden
doğan aynı tür zararların tazminine ilişkin davalarda” asliye hukuk
mahkemesi görevli olacak ve HMK hükümleri uygulanacaktır.
Bu talepler artık idari (veya askeri idari) yargıda tam yargı dava-
sı olarak değil, tazminat davası olarak asliye hukuk mahkemesinde
görülecektir. Bu sayede ölüm veya vücut bütünlüğünde ötürü zarar
gören kişilerin idari yargı ile adli yargıda farklı yargılama usulüne tabi
olmaları ve hatta farklı tazminat alabilmeleri önlenmek istenmiştir
4
.
HMK m. 4’e göre sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun de-
ğer veya tutarına bakılmaksızın aşağıdaki davalara bakacaktır:
a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İf-
las Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hüküm-
ler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da
dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu
davalara karşı açılan davaları,
b) Taşınır ve taşınmaz mal veya hakkın paylaştırılmasına ve ortaklı-
ğın giderilmesine ilişkin davaları,
c) Taşınır ve taşınmaz mallarda, sadece zilyetliğin korunmasına yö-
nelik olan davaları,
ç) Bu Kanun ile diğer kanunların, sulh hukuk mahkemesi veya sulh
hukuk hâkimini görevlendirdiği davaları görürler.
Önceki Kanun’dan farklı olarak kira ilişkisinden doğan alacak da-
vasının mutlaka tahliye akdi feshi ya da kira bedelinin tespiti dava-
4
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 109; Zarara neden olan eylem ya da işlemin şahsi
kusurdan mı yoksa hizmet kusurundan mı kaynaklandığı biçimindeki ayırım ve
tartışma ortadan kaldırılmış bu sayede zarar gören kişinin bu nedenle yıllarca adli
yargı ile idari yargı arasında hangi yargının görevli olacağı konusundaki tered-
dütler nedeniyle yıllarca süren uğraşı vermesi önlenmiştir .. İnsan zararları dışın-
da kalan maddi zararlar için idari eylem veya işlemden doğan zararlar için idari
yargıda tam yargı davası açmak gerekecektir. Örneğin idarenin bir aracı tarafın-
dan evinde otururken zarar gören kişi, yaralanması sebebiyle maddi veya manevi
tazminat davasını asliye hukuk mahkemesinde açacak buna karşılık evinin zarar
görmesi nedeniyle uğradığı zararı için idari yargıda tam yargı davası açması gere-
kecektir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 110).
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN341
sıyla birlikte açılmasına gerek yoktur. Bu davaların yazılı veya sözlü
bir kira sözleşmesine dayanması gerekir, kira sözleşmesi geçersiz ise
veya taraflar arasında bir kira sözleşmesi yoksa, açılacak olan davada
görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır
5
.
VI- YETKİ
Yetki, bir davaya hangi yerdeki görevli mahkeme tarafından bakı-
lacağını belirler.
A) KESİN OLMAYAN YETKİ KURALLARI
Kesin olmayan yetki kurallarına ilişkin genel düzenlemeler ağıdadır.
MADDE 5 - Mahkemelerin yetkisi, diğer kanunlarda yer alan yet-
kiye ilişkin hükümler saklı kalmak üzere, bu Kanundaki hükümlere
tabidir.
MADDE 6- Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel ki-
şinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. Yerleşim
yeri, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümle-
rine göre belirlenir.
MADDE 7- Davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerle-
şim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda,
davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belir-
tilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. Birden fazla davalının
bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim
yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldı-
ğı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı
üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir.
MADDE 9- Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayanlar hakkında
genel yetkili mahkeme, davalının Türkiye’deki mutad meskeninin
bulunduğu yer mahkemesidir. Ancak, diğer özel yetki hâlleri saklı
kalmak üzere, malvarlığı haklarına ilişkin dava, uyuşmazlık konusu
malvarlığı unsurunun bulunduğu yerde de açılabilir.
HUMK’tan farklı olarak HMK’da Türkiye’de yerleşim yeri ve
meskeni bulunmayanlar hakkında mahkemenin yetkisi, Türkiye’de-
5
Bkz. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 111.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler342
ki malvarlığı unsurunun dava konusu olması halinde söz konusudur,
aksi takdirde Türk mahkemesinde dava açılamayacaktır, bu durum
eleştirilmiştir
6
.
MADDE 13- (1) Kesin yetkinin söz konusu olmadığı hâllerde, asıl
davaya bakan mahkeme, karşı davaya bakmaya da yetkilidir.
B) ÖZEL YETKİ KURALLARI
Kural olarak, özel yetki genel yetkiyi ortadan kaldırmaz, yani da-
vacı dilerse genel yetkili mahkemede dilerse özel yetkili mahkemede
dava açabilmektedir. HMK’da buna ilişkin düzenlemeler aşağıdadır.
1-Bir yerde geçici olarak oturanlara karşı açılacak davalarda yetki
MADDE 8- Memur, işçi, öğrenci, asker gibi, bir yerde geçici olarak
oturanlara karşı açılacak alacak veya taşınır mal davaları için, orada
bulunmaları uzunca bir süre devam edebilecekse, bulundukları yer
mahkemesi de yetkilidir.
2- Sözleşmeden doğan davalarda yetki
MADDE 10- Sözleşmeden doğan davalar, sözleşmenin ifa edilece-
ği yer mahkemesinde de açılabilir.
Sözleşme feshedilmişse artık geçerli bir sözleşme olmayacağından
HMK m.10’a dayanarak sözleşmenin ifa yerinde dava açılamaz
7
.
HUMK’ta yer alan, sözleşmenin yapıldığı yer mahkemesinin özel
yetkisi, HMK’da yer almamıştır.
3- Mirastan doğan davalarda yetki
HMK m.11’in 1. fıkrasında kesin yetkili mahkeme belirtilmiş, 2.
ve 3. fıkralarda ise kesin olmayan yetkili mahkemeler düzenlenmiştir.
MADDE 11-
(2) Terekede bulunan bir mal hakkında açılmak istenen istihkak
davası, terekenin yazımı ve tespiti zamanında mal nerede bulunuyor-
sa, orada da açılabilir.
6
Yılmaz, Getirdikleri, s. 10.
7
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 121.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN343
(3) Mirasçılık belgesinin iptali ve yeni mirasçılık belgesi verilmesi-
ne ilişkin davalarda, mirasçıların her birinin oturduğu yer mahkemesi
de yetkilidir.
4-Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki
MADDE 15- (1) Zarar sigortalarından doğan davalar, sigorta, bir
taşınmaza veya niteliği gereği bir yerde sabit bulunması gereken ya-
hut şart kılınan taşınıra ilişkinse, malın bulunduğu yerde; bir yerde sa-
bit bulunması gerekmeyen veya şart kılınmayan bir taşınıra ilişkinse,
rizikonun gerçekleştiği yerde de açılabilir.
(3) Bu hüküm deniz sigortalarından doğan davalarda uygulan-
maz.
HUMK’ta sadece sigorta sözleşmelerinden doğan tazminat dava-
larında özel yetki düzenlenmişken, HMK’da sigorta sözleşmelerinden
doğan her türlü yetki 15. maddeye tabidir.
5- Haksız fiilden doğan davalarda yetki
MADDE 16- (1) Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin iş-
lendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulun-
duğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir.
C) KESİN YETKİ KURALLARI
Kesin yetki kurallarının öngörüldüğü durumlarda dava ancak bu
mahkeme veya mahkemelerde açılabilir, başka bir yerde açılamaz.
1-Taşınmazın aynından doğan davalarda yetki
MADDE 12- (1) Taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni
hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalar ile taşınmazın zil-
yetliğine yahut alıkoyma hakkına ilişkin davalarda, taşınmazın bulun-
duğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
(2) İrtifak haklarına ilişkin davalar, üzerinde irtifak hakkı kurulan
taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.
(3) Bu davalar, birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan bi-
rinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler344
2- Şubeler ve tüzel kişilerle ilgili davalarda yetki
HMK m.14’ün 1. fıkrasında kesin olmayan yetki düzenlenmiş
olup, 2. fıkrada kesin yetki durumu düzenlenmiştir.
MADDE 14- Bir şubenin işlemlerinden doğan davalarda, o şube-
nin bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir.
Özel hukuk tüzel kişilerinin, ortaklık veya üyelik ilişkileriyle sı-
nırlı olmak kaydıyla, bir ortağına veya üyesine karşı veya bir ortağın
yahut üyenin bu sıfatla diğerlerine karşı açacakları davalar için, ilgili
tüzel kişinin merkezinin bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
3- Mirastan doğan davalarda yetki
MADDE 11- Aşağıdaki davalarda, ölen kimsenin son yerleşim
yeri mahkemesi kesin yetkilidir:
a) Terekenin paylaşılmasına, yapılan paylaşma sözleşmesinin geçer-
sizliğine, ölüme bağlı tasarrufların iptali ve tenkisine, miras se-
bebiyle istihkaka ilişkin davalar ile mirasçılar arasında terekenin
yönetiminden kaynaklanan davalar
b) Terekenin kesin paylaşımına kadar mirasçılara karşı açılacak tüm
davalar.
4-Sigorta sözleşmelerinden doğan davalarda yetki
MADDE 15-
(2) Can sigortalarında, sigorta ettirenin, sigortalının veya lehtarın
leh veya aleyhine açılacak davalarda onların yerleşim yeri mahkemesi
kesin yetkilidir.
(3) Bu hüküm deniz sigortalarından doğan davalarda uygulan-
maz.
VII-YETKİ SÖZLEŞMELERİ
HMK’da yetki sözleşmelerine ilişkin olarak son derece önemli bir
düzenleme bulunmaktadır. HUMK’ta sözleşme serbestisi de dikkate
alınarak herkesin yetki sözleşmesi yapması mümkünken, HMK’da
bu imkan kaldırılmıştır. Yetki sözleşmeleri artık sadece tacirler veya
kamu tüzel kişileri arasında yapılabilecektir. HMK m. 17’ye göre, “Ta-
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN345
cirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek
bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleş-
meyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sa-
dece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır.”
HUMK’ta yetki sözleşmesi yapıldığında kanunen yetkili diğer
mahkemelerin yetkiler ortadan kalkmıyor, yetki sözleşmesi ek imkan
veriyorken; HMK’daki yeni düzenlemeyle dava sadece yetki sözleş-
mesiyle belirlenen yetkili mahkemede açılacaktır. Elbete taraflar ister-
se yetki sözleşmesi ile kararlaştırılan mahkemenin yetkisinin diğer ge-
nel ve özel mahkemelerin yetkisini kaldırmadığını kararlaştırabilir. Bu
sayede önceki Kanun’daki birden fazla yer mahkemesinin yetkili olup
olmayacağını kararlaştırmanın mümkün olup olmadığı tartışmaları da
son bulmuştur.
Yeni Kanun’la sözleşmede gösterilen mahkemenin veya mahke-
melerin kural olarak münhasır yetkili olacağı kabul edildiğinden ön-
ceki Kanun zamanındaki yetki sözleşmesi ile yetkili kılınan mahkeme-
nin kanunen genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkilerini ortadan
kaldırıp kaldırmadığına ilişkin tartışmalar ortadan kalkmıştır.
Olumsuz yetki sözleşmesi kanunen yetkili olan bir mahkemenin
belli bir davaya bakamayacağının kararlaştırılması olup
8
, aynı şekilde
Yeni Kanun’da olumsuz yetki sözleşmesi yapılmasına izin verilmiş,
konuya ilişkin tartışmalar ortadan kalkmıştır.
HMK m. 18’e göre yetki sözleşmesinin geçerlilik şartları şunlardır:
(1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular
ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz.
(2) Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapıl-
ması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belir-
lenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin göste-
rilmesi şarttır.
VIII-ESKİ HALE GETİRME VE ADLİ TATİL
HUMK’ta aynı davada aynı taraf sadece bir kez eski hale getirme
talebinde bulunuyorken HMK’da, bu adetsel sınır kaldırılmıştır.
8
Bkz. Bolayır Nur, Medeni Usul Hukukunda Yetki Sözleşmeleri, İstanbul 2009, s. 171.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler346
Sulh hukuk mahkemesinin görevine giren davalar HUMK’ta adli
tatilde görülebilen davardayken, HMK’da bu davalar adli tatilde gö-
rülebilecek davalardan çıkarılmıştır.
IX- MECBURİ DAVA ARKADAŞLIĞI
İhtiyari dava arkadaşlığına ilişkin hükümler genel olarak koru-
nurken mecburi dava arkadaşlığına ilişkin olarak yeni düzenlemeler
getirilmiştir. HMK m. 59’a göre: “Maddi hukuka göre, bir hakkın birden
fazla kimse tarafından birlikte kullanılması veya birden fazla kimseye kar
şı birlikte ileri sürülmesi ve tamamı hakkında tek hüküm verilmesi gereken
hâllerde, mecburi dava arkadaşlığı vardır.” Mecburi dava arkadaşları, an-
cak birlikte dava açabilir veya aleyhlerine de birlikte dava açılabilir. Bu
tür dava arkadaşlığında, dava arkadaşları birlikte hareket etmek zo-
rundadır. Ancak, duruşmaya gelmiş olan dava arkadaşlarının yapmış
oldukları usul işlemleri, usulüne uygun olarak davet edildiği hâlde
duruşmaya gelmemiş olan dava arkadaşları bakımından da hüküm
ifade eder. (HMK m. 60)
Ancak, buna rağmen mecburi dava arkadaşlarından sadece bir
kısmı dava açmış veya bir kısmına karşı dava açılmışsa, dava hemen
reddedilmez, diğer dava arkadaşlarının da davada yer almalarını (da-
hil edilmelerini) sağlamak için süre verilir. Bu süre içinde, dava arka-
daşlarının davada yer almaları sağlanamazsa, dava sıfat yokluğundan
reddedilir
9
.
X- ASLİ MÜDAHALE
Asli müdahale kavramı HUMK’ta düzenlenmemesine rağmen
doktrinde ve uygulamada kabul edilmişti
10
. HMK’da ise asli müda-
hale kendisine maddesel olarak yer bulmuştur. Asli müdahale, görül-
mekte olan bir davada üçüncü bir kişinin, dava konusu şey veya hak
üzerinde kısmen veya tamamen hak sahibi olduğunu iddia ederek, bu
davanın taraflarına karşı dava açmasıdır
11
. HMK m. 65’e göre “Bir yar-
9
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 219; Erişir Evrim, Medeni Usul Hukukunda Taraf
Ehliyeti, İzmir 2007, s. 304.
10
Bkz. Özekes, Asli Müdahale, s. 7.
11 Pekcanıtez Hakan, Medeni Usul Hukukunda Feri Müdahale, İzmir 1992, s. 43;
Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, İstanbul 1995; s.
16; Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, An-
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN347
gılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen
hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri
sürerek, yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir.
Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara
bağlanır.”
XI-MEDENİ USUL HUKUKUNA HAKİM OLAN İLKELER
HUMK’tan farklı olarak, HMK’da medeni usul hukukuna hakim
olan ilkeler ayrı bir başlık altında düzenlenmiştir. Bu ilkeler zaten
doktrinde kabul edilip uygulanan ilkeler olduğundan usul hukuku-
muz açısından yeni değildir, bununla birlikte ayrı başlık altında dü-
zenlenmesi yenidir.
1-TASARRIF İLKESİ – TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ
Tasarruf ilkesi, genel anlamda tarafların yargılamanın başlangıcı-
nı, konusunu ve sona ermesini belirleyebilmeleri, dava konusu üzerin-
de serbestçe tasarruf edebilmesi anlamına gelir
12
.
MADDE 24- (1) Hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, ken-
diliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.
(2) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan
davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.
(3) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri dava ko-
nusu hakkında, dava açıldıktan sonra da tasarruf yetkisi devam eder.
Taleple bağlılık ilkesi
MADDE 26- (1) Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; on-
dan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep
sonucundan daha azına karar verebilir.
(2) Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hü-
kümleri saklıdır.
kara 2003, s. 260; Erişir, s. 114.
12
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 240; Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 67; Sun-
gurtekin Özkan Meral/ Türkoğlu Özdemir Gökçe, Roma Hukukundan Günümü -
ze Medeni Yargılamanın Esasları, Ankara 2008, s. 139; Sungurtekin Özkan Meral,
Avrupa Birliği / Avrupa Topluluğu Usul Hukukuna Giriş, Ankara 2009, s. 234.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler348
2-TARAFLARCA GETİRİLME İLKESİ
Medeni usul hukukunda, mahkemenin hüküm verebilmesi, uyuş-
mazlıkla ilgili hukuk kuralının uygulanabilmesi için, somut olayda
bulunması gereken maddi vakıaların “taraflarca getirilme ilkesi” doğ-
rultusunda temini taraflara aittir
13
.
MADDE 25- (1) Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki
taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate
alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz.
(2) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden de-
lil toplayamaz.
3-TEKSİF İLKESİ
Bu ilkeye göre taraflar, iddia ve savunma nedenlerini belli bir usul
kesitine kadar ileri sürmelidir, bu usul kesitinden sonra ileri sürülen
dava malzemeleri kural olarak mahkemece kabul edilmemektedir, sü-
renin geçirilmesi halinde, istisnalar dışında kural olarak artık o süre-
nin tabi olduğu işlem yapılmayacaktır
14
.
Sonradan delil gösterilmesi
MADDE 145- (1) Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil
gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı
geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili
tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan
gösterilmesine izin verebilir.
4-YARGILAMANIN HAKİM TARAFINDAN YÜRÜTÜLMESİ
Yargılamanın hakim tarafından yürütülmesi genel ilkesi HMK m.
32 ve 33’te kendisine yer bulmuştur.
Yargılamanın sevk ve idaresi
MADDE 32- (1) Yargılamayı, hâkim sevk ve idare eder; yargılama
düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır.
13
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 244; Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 69; Sungur-
tekin Özkan/ Türkoğlu Özdemir, s. 139; Sungurtekin Özkan, Avrupa Birliği, s. 227.
14
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 251; Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 76; Sun-
gurtekin Özkan/ Türkoğlu Özdemir, s. 140; Sungurtekin Özkan, Avrupa Birliği,
s. 229.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN349
(2) Okunamayan veya uygunsuz yahut ilgisiz olan dilekçenin ye-
niden düzenlenmesi için uygun bir süre verilir ve bu dilekçe dosyada
kalır. Verilen süre içinde yeni bir dilekçe düzenlenmezse, tekrar süre
verilemez.
Hukukun uygulanması
MADDE 33- (1) Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.
5-DAVAYI AYDINLATMA ÖDEVİ
Hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde iddianın somut-
laştırılmasının mümkün olmadığı durumlarda da ispat yükü taşıma-
yan tarafa hakimin soracağı sorularla davanın aydınlatılması sağlana-
bilecektir
15
. Davayı aydınlatma ödevi de HMK m. 31 ve 144’te kendine
yer bulmuştur.
Hâkimin davayı aydınlatma ödevi
MADDE 31- (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu
kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili
gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sora-
bilir; delil gösterilmesini isteyebilir.
Tarafların dinlenilmesi
MADDE 144- (1) Tahkikat aşamasında mahkeme, her iki tarafı
usulüne uygun olarak davet edip, davada ileri sürülen vakıalar hak-
kında dinleyebilir.
(2) Mahkemenin, dinlenilmek üzere mahkemeye gelmeleri için
iki tarafa vereceği süre iki haftadan az olamaz. Bu süre, gerektiğinde,
mahkemece resen veya iki taraftan birinin talebi üzerine uzatılabilece-
ği gibi kısaltılabilir.
6-HAKİMİN DELİLLERİ DEĞERLENDİRMESİ
HMK m. 198’e göre: “Kanuni istisnalar dışında hâkim delilleri serbest
çe değerlendirir”
7-ADİL YARGILANMA HAKKI
Adil yargılanma hakkı genel olarak herkesin, uyuşmazlığın aleni
15
Atalay Oğuz, Medeni Usul Hukukunda Menfi Vakıaların İspatı, İzmir 2001, s. 166.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler350
biçimde, makul bir sürede, bağımsız ve tarafsız mahkemeler önünde
hakkaniyete uygun karar verilmesini talep hakkını ifade etmektedir
16
.
8-HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI
Hukuki dinlenilme hakkı, yargılamayla hukuki durumu etkilene-
cek kişilerin, yargılamanın bir sujesi olarak, yargılama konusunda bilgi
edinmelerini açıklamada bunmalarını, yargılamaya etki edebilmeleri-
ni ve yargı mercilerinin bunları dikkate alıp değerlendirerek gerekçe-
li şekilde karar vermesini sağlayan sürpriz kararla karşılaşılmasının
önüne geçen bir temel hak ve yargılama ilkesi olarak tanımlanmıştır
17
.
Hukuki dinlenilme hakkı anayasayla güvence altına alınan ve yar-
gılama boyunca tarafların bilgi edinme, açıklama ve açıklamalarının
dikkate alınmasını sağlayan temel bir haktır
18
.
Hukuki dinlenilme hakkı
MADDE 27- (1) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın di-
ğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hak-
kına sahiptirler.
(2) Bu hak;
a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını,
b) Açıklama ve ispat hakkını,
c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve
kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerir.
9-USUL EKONOMİSİ İLKESİ (YARGILAMANIN BASİT, ÇA -
BUK, UCUZ YÜRÜTÜLMESİ)
MADDE 30- (1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve dü-
zenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağ-
lamakla yükümlüdür.
10-ALENİLİK İLKESİ
MADDE 28- (1) Duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir
16
Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 56; Sungurtekin Özkan/ Türkoğlu Özde-
mir, s. 141; Sungurtekin Özkan, Avrupa Birliği, s. 240.
17
Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 31.
18
Erdönmez Güray, Medeni Usul Hukukunda Belgelerin İbrazı Mecburiyeti, İstan-
bul 2010, s. 374; Akkan Mine, Medeni Usul Hukukunda Avukatla Temsil Zorun-
luluğu, Ankara 2010, s. 180.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN351
(2) Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak ya-
pılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin kesin olarak
gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut resen
mahkemece karar verilebilir.
(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar hakkındaki hükümler çer-
çevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır. Hâkim, bu ka-
rarının gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.
(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanları
o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda
uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun gizli-
liğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar ederek bu husu-
su tutanağa geçirir.
11-TARAFLARIN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
Dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğü
MADDE 29- (1) Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak
zorundadırlar.
(2) Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını
gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.
Doğruyu söyleme yükümlülüğü maddi gerçeğe ulaşabilmek için
taraflara getirilen yükümlülüklerden olup, dürüstlük kuralının mede-
ni usul hukukundaki en önemli uygulamalarından biridir
19
. Taraflar
doğruluk ödevi gereğince uyuşmazlık konusu vakıalarla ilgili açıkla-
malarında ve usul işlemlerinde gerçeğe aykırı davranmamak, mahke-
meyi ve karşı tarafı yanılmamakla yükümlüdürler
20
.
XII-DAVA ŞARTLARI
Doktrinde ve Yargıtay kararlarında kabul edilen HUMK’ta ayrı bir
madde altında düzenlenmeyen dava şartları, HMK’da ayrı bir kurum
olarak düzenlenmiştir. Öncekiden farklı olarak gider avansı yatırılma-
sı, teminat gösterilmesi ve derdestlik dava şartı olarak kabul edilmiş-
tir. HMK m. 114’e göre dava şartları şunlardır:
19
Erdönmez, s. 56; Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 79.
20
Erdönmez, s. 57; Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 80; Sungurtekin Özkan/
Türkoğlu Özdemir, s. 18; Sungurtekin Özkan, Avrupa Birliği, s. 240.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler352
a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.
b) Yargı yolunun caiz olması.
c) Mahkemenin görevli olması.
ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.
d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin
söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bu-
lunması.
e) Dava takip yetkisine sahip olunması.
f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet
ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir
vekâletnamesinin bulunması.
g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.
ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.
h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.
ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.
i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.
Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.
XIII-DAVA ÇEŞİTLERİ
HUMK’ta dava çeşitleri tek tek anlatılmamasına karın HMK’da
yeni olarak 105. maddeden itibaren dava çeşitleri düzenlenmiş ayrıca
yeni dava türleri Kanun kapsamına alınmıştır.
A) TALEP EDİLEN HUKUKİ KORUMAYA GÖRE DAVA ÇE -
ŞİTLERİ
1-Eda Davası
HMK m. 105’e göre: “Eda davası yoluyla mahkemeden, davalının, bir
şeyi vermeye veya yapmaya yahut yapmamaya mahkûm edilmesi talep edilir.”
2-Tespit Davası
HMK m. 106’ya göre: “Tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN353
hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir
belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesi talep edilir. (2) Tespit
davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu
davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulun-
malıdır.(3) Maddi vakıalar, tek başlarına tespit davasının konusunu
oluşturamaz.”
3-Belirsiz Alacak ve Tespit Davası
HMK m. 107 ile “belirsiz alacak ve tespit davası” adıyla yeni bir dava
türü hukukumuza girmiştir. Bundan sonra bu dava türüne sıklıkla
başvurulacağını tahmin ediyoruz.
MADDE 107– (1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut
değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden bekle-
nemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki
ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz
alacak davası açabilir.
2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın mik-
tarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün
olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın
davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.
(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası
da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.
4-İnşai (Yenilik Doğuran) Davalar
HMK m.108’e göre: “İnşaî dava yoluyla, mahkemeden, yeni bir hukuki
durum yaratılması veya mevcut bir hukuki durumun içeriğinin değiştirilmesi
yahut onun ortadan kaldırılması talep edilir. Bir inşaî hakkın, dava yoluyla
kullanılmasının zorunlu olduğu hâllerde, inşaî dava açılır. Kanunlarda aksi
belirtilmedikçe, inşaî hükümler, geçmişe etkili değildir.”
B)TALEP SONUCUNA GÖRE DAVA ÇEŞİTLERİ
1-Kısmi Dava
HMK m. 109’a göre: “Talep konusunun niteliği itibarıyla bölünebilir
olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir. (2) Ta
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler354
lep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise
kısmi dava açılamaz. (3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından
açıkça feragat edilmiş olması hâli dışında, kısmi dava açılması, talep konusu
nun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.”
Kısmi dava ile ilgili olarak önemli bir değişiklik yapılmıştır.
Önceki Kanun döneminde davacı “fazlaya ilişkin haklarını saklı tut
madan” dava açarsa kalan kısımdan feragat etmiş sayılıyordu, Yeni
Kanun’la bu uygulamadan vazgeçilmiş, talep konusunun geri kalan
kısmından feragat etmiş sayılması için açıkça feragat edilmiş olma-
sını aramıştır.
2-Davaların Yığılması (Objektif Dava Birleşmesi)
HMK m.110’a göre: “Davacı, aynı davalıya karşı olan, birbirinden ba
ğımsız birden fazla asli talebini, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun
için, birlikte dava edilen taleplerin tamamının aynı yargı çeşidi içinde yer al
ması ve taleplerin tümü bakımından ortak yetkili bir mahkemenin bulunması
şarttır.”
3-Terditli Dava
HMK m. 111’e göre: “Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini,
aralarında aslilik-ferîlik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri
sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının
bulunması şarttır. (2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddi
ne karar vermedikçe, fer’î talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.”
4-Seçimlik Davalar
HMK m.112’ye göre: “Seçimlik borçlarda, seçim hakkı kendisine ait
olan borçlu veya üçüncü kişinin bu hakkı kullanmaktan kaçınması hâlinde,
alacaklı seçimlik dava açabilir. (2) Seçimlik davada mahkeme, talebin huku
ka uygun olduğu sonucuna varırsa, seçimlik mahkûmiyet hükmü verir. (3)
Seçimlik mahkûmiyet hükmünü cebrî icraya koyan alacaklı, takibinin konu
sunu, mahkûmiyet hükmünde yer alan edimlerden birine hasretmek zorunda
dır. Ancak, bu durum, borçlunun, diğer edimi ifa etmek suretiyle borcundan
kurtulma hakkını ortadan kaldırmaz.”
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN355
5-Topluluk (Grup, Sınıf) Davası
HMK’da yeni olarak topluluk davası düzenlenmiştir
21
. HMK m.
113’e göre: “Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyeleri
nin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak
için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun
giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne ge
çilmesi için dava açabilir.”
Bu davanın açılması halinde davanın soncundan sadece dava açan
dernek ya da topluluğu temsil eden tüzel kişi değil, o menfaate ya da
hakka sahip olan herkes yararlanmaktadır
22
.
XIV-DAVA DİLEKÇESİNİN İÇERİĞİ VE DAVANIN AÇILMASI
HMK m. 119’a göre dava dilekçesinde aşağıdaki unsurlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri.
c) Davacının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, so-
yadı ve adresleri.
d) Davanın konusu ve malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava
konusunun değeri.
e) Davacının iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numara-
sı altında açık özetleri.
f) İddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceği.
Eski Kanun döneminde olduğu gibi “vs. deliller” ya da “diğer ka
nuni deliller” gibi ifadeler kullanılmayacak, delillerin nelerden ibaret
olduğu dava dilekçesinde açıkça yazılacaktır23.
g) Dayanılan hukuki sebepler.
ğ) Açık bir şekilde talep sonucu.
h) Davacının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin imzası.
21
Geniş bilgi için bkz. Özbay İbrahim, Grup Davaları, Ankara 2010, s. 10 vd.
22
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 318; Tüketicilere zarar veren bir ürünün üretilmesi-
nin, satılmasının engellenmesi, toplatılması için bir tüketici örgütünün açtığı dava
buna örnektir
23
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 324.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler356
(2) Birinci fıkranın (a), (d), (e), (f) ve (g) bentleri dışında kalan hu-
susların eksik olması hâlinde, hâkim davacıya eksikliği tamamlaması
için bir haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde eksikliğin tamamlan-
maması hâlinde dava açılmamış sayılır.
HMK ile 1 haftalık sürede eksiklerin giderilmemesi durumunda
davanın açımlamamış sayılması imkanı getirilirken, HUMK’ta bu ek-
siklikler ilk itiraz olarak kabul edilmişti. “Dava dilekçesindeki eksiklikler”
ilk itiraz olmaktan çıkarılmıştır.
HMK m. 118 davanın açılma zamanını düzenlemiş olup, buna
göre: “Dava, dava dilekçesinin kaydedildiği tarihte açılmış sayılır”
XV-HARÇ VE AVANS ÖDENMESİ
HMK m. 120’ye göre: “Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet
Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava
açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Avansın yeterli olmadığı
nın dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlan
ması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” Bu yeni düzenlemeyle
yargılama sürecinin hızlandırılması hedeflenmiştir.
XVI-BELGELERİN BİRLİKTE VERİLMESİ
HMK m. 121’de yargılamayı çabuklaştırma amacına yönelik bel-
gelerin birlikte verilmesine ilişkin düzenleme bulunmaktadır. Buna
göre: “Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin
asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir faz
la düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek,
mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de
bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorun
ludur.”
XVII-ELEKTRONİK İŞLEMLER
MADDE 445- (1) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP), adalet
hizmetlerinin elektronik ortamda yürütülmesi amacıyla oluşturulan
bilişim sistemidir. Dava ve diğer yargılama işlemlerinin elektronik or-
tamda gerçekleştirildiği hâllerde UYAP kullanılarak veriler kaydedilir
ve saklanır.
(2) Elektronik ortamda, güvenli elektronik imza kullanılarak dava
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN357
açılabilir, harç ve avans ödenebilir, dava dosyaları incelenebilir. Bu
Kanun kapsamında fizikî olarak hazırlanması öngörülen tutanak ve
belgeler güvenli elektronik imzayla elektronik ortamda hazırlanabilir
ve gönderilebilir. Güvenli elektronik imza ile oluşturulan tutanak ve
belgeler ayrıca fizikî olarak gönderilmez, belge örneği aranmaz.
(3) Elektronik ortamdan fizikî örnek çıkartılması gereken hâllerde
tutanak veya belgenin aslının aynı olduğu belirtilerek hâkim veya gö-
revlendirdiği yazı işleri müdürü tarafından imzalanır ve mühürlenir.
(4) Elektronik ortamda yapılan işlemlerde süre gün sonunda biter.
(5) Mahkemelerde görülmekte olan dava, çekişmesiz yargı, geçici
hukuki koruma ve diğer tüm işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair
usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
XVIII-TEMİNAT GÖSTERİLMESİ
HMK m. 84’te hangi hallerde davalı tarafından muhtemel yargıla-
ma giderlerini karşılamak için uygun bir teminatın gösterilmesi gerek-
tiği düzenlenmiştir:
a) Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması,
davacı yanında davaya müdahil olarak katılması veya takip yapması.
b) Davacının daha önceden iflasına karar verilmiş, hakkında konkor-
dato veya uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma işlemlerinin
başlatılmış bulunması; borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi
sebeplerle, ödeme güçlüğü içinde bulunduğunun belgelenmesi.
Davanın görülmesi sırasında teminatı gerektiren durum ve koşul-
ların ortaya çıkması hâlinde de mahkeme teminat gösterilmesine karar
verir. Mecburi dava ve takip arkadaşlığında teminat gösterme yüküm-
lülüğü, bu yükümlülüğün tüm davacılar bakımından mevcut olması
hâlinde doğar.
HMK m. 85’te ise hangi hallerde teminat istenemeyeceği maddesel
olarak sırlanmıştır:
a) Davacının adli yardımdan yararlanması.
b) Davacının, yurt içinde istenen teminatı karşılamaya yeterli taşın-
maz malının veya ayni teminatla güvence altına alınmış bir alaca-
ğının bulunması.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler358
c) Davanın, sırf küçüğün menfaatlerini korumaya yönelik olarak
açılmış olması.
ç) İlama bağlı alacak için ilamlı icra takibi yapılmış olması.
Yargılama giderlerini karşılayacak teminata, mahkemece kendili-
ğinden karar verilir. Hâkim, teminat kararı vermeden önce tarafları
veya müdahale talebinde bulunan kişiyi dinleyebilir(HMK m. 86). Bir
davada verilecek teminatın tutarını ve şeklini hâkim serbestçe tayin
eder. Ancak, tarafların teminatın şeklini sözleşmeyle kararlaştırmaları
hâlinde, teminat ona göre belirlenir. Teminatı gerektiren durum ve ko-
şullarda değişiklik olması hâlinde, hâkim teminatın azaltılması, artırıl-
ması, değiştirilmesi ya da kaldırılmasına karar verebilir (HMK m. 87).
HUMK’ta teminat gösterilmemesinin sonucu “yargılamada hazır
bulunulmamış sayılma” iken, HMK’da teminat gösterilmemenin sonu-
cu “usulden red”de bağlanmıştır. HMK m. 88’e göre “Hâkim tarafın-
dan belirlenen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava usulden
reddedilir. Müdahale talebinde bulunan kişi, kesin süre içinde istenen
teminatı vermezse, müdahale talebinden vazgeçmiş sayılmasına karar
verilir.”
Ayrıca HUMK’ta teminat gösterilmemesi bir ilk itirazken, HMK’da
teminat gösterilmemesi dava şartı olarak belirtilmiştir.
HMK m. 89, teminatın iadesini düzenlemiş olup, buna göre: “Te
minat gösterilmesini gerektiren sebep ortadan kalktığı takdirde, ilgilinin tale
bi üzerine mahkeme, teminatın iadesine karar verir.”
XIX-İLK İTİRAZLAR
HMK’da nelerin ilk itiraz olacağı sınırlı olarak sayılmış olup, bu
sayım dışında ilk itiraz ileri sürmek mümkün değildir
24
. HMK’da ilk iti-
raz sayısı düşürülmüş, bazı ilk itiraz sebepleri dava şartı olarak düzen-
lenmiştir. HMK m. 116’ya göre: İlk itirazlar aşağıdakilerden ibarettir:
a) Kesin yetki kuralının bulunmadığı hâllerde yetki itirazı.
b) Uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözümlenmesi gerektiği itirazı.
c) İş bölümü itirazı
24
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 349.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN359
İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır;
aksi hâlde dinlenemez. İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir.
İlk itirazlar, ön sorunlar gibi incelenir ve karara bağlanır (HMK m. 117)
XX-KARŞILIK DAVA AÇILMASI
Karşılık davanın caiz olmaması ilk itirazlar arasından çıkarılmış,
dava şartı olarak düzenlenmiştir. HMK m .132’ye göre, karşı dava açı-
labilmesi için;
a) Asıl davanın açılmış ve hâlen görülmekte olması,
b) Karşı davada ileri sürülecek olan talep ile asıl davada ileri sürülen
talep arasında takas veya mahsup ilişkisinin bulunması yahut bu
davalar arasında bağlantının mevcut olması, şarttır.
Belirtilen bu şartlar gerçekleşmeden karşı dava açılacak olursa,
mahkeme, talep üzerine yahut resen, karşı davanın asıl davadan ay-
rılmasına; gerekiyorsa dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesine
karar verir. Karşı davaya karşı, dava açılamaz.
Karşı dava, cevap dilekçesiyle veya esasa cevap süresi içinde ayrı
bir dilekçe verilmek suretiyle açılır. Süresinden sonra karşı dava açılma-
sı hâlinde, mahkeme davaların ayrılmasına karar verir. (HMK m. 133)
Asıl davanın herhangi bir sebeple sona ermesi, karşı davanın gö-
rülüp karara bağlanmasına engel oluşturmaz. (HMK m. 134)
XXI-CEVAP DİLEKÇESİ
HMK m. 127’yle cevap süresi 10 günden 2 haftaya çıkarılmıştır.
Ancak, durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre içinde
hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda, yine bu
süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mahsus ol-
mak ve bir ayı geçmemek üzere ek bir süre verilebilir. Ek cevap süresi
talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir. Süresi içinde
cevap dilekçesi vermemiş olan davalı, davacının dava dilekçesinde ile-
ri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılır. (HMK m. 128)
Davalı, cevap dilekçesini, davanın açılmış olduğu mahkemeye ve-
rir. Cevap dilekçesine davacı sayısı kadar örnek eklenir. Cevap dilek-
çesi, havale edildiği tarihte verilmiş sayılır.Cevap dilekçesinin örneği
mahkeme tarafından davacıya tebliğ edilir. (HMK m. 126)
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler360
Cevap dilekçesinde aşağıdaki hususlar bulunur:
a) Mahkemenin adı.
b) Davacı ile davalının adı, soyadı ve adresleri; davalı yurt dışında
ise açılan dava ile ilgili işlemlere esas olmak üzere yurt içinde gös-
tereceği bir adres.
c) Davalının Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası.
ç) Varsa, tarafların kanuni temsilcilerinin ve davacı vekilinin adı, so-
yadı ve adresleri.
d) Davalının savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra nu-
marası altında açık özetleri.
e) Savunmanın dayanağı olarak ileri sürülen her bir vakıanın hangi
delillerle ispat edileceği.
f) Dayanılan hukuki sebepler.
g) Açık bir şekilde talep sonucu.
ğ) Davalının veya varsa kanuni temsilcisinin yahut vekilinin imzası.
Yukarıda sayılanlardan (a), (b), (c), (ç) ve (ğ) bentlerinin cevap di-
lekçesinde eksik olması hâlinde, bunun giderilmesi için hâkim tarafın-
dan bir haftalık süre verilir; eksikliğin bu süre zarfında da giderilme-
mesi hâlinde cevap dilekçesi verilmemiş sayılır.
HMK ile cevap dilekçesine ilişkin yeni bir düzenleme daha geti-
rilmiştir. Buna göre: Cevap dilekçesinin verilmesinden sonra, cevap
süresi dolmamış olsa bile ilk itirazlar ileri sürülemez (HMK m. 131)
XXII-CEVABA CEVAP VE İKİNCİ CEVAP DİLEKÇELERİ
Bu dilekçelerin verilmesi de HUMK’tan farklı olarak 10 gün değil,
2 hafta olarak düzenlenmiştir.
XXIV-TARAFTA İRADİ DEĞİŞİKLİK
HMK ile getirilen yeni düzenlemelerden biri de tarafta iradi de-
ğişikliktir. Buna göre: Bir davada taraf değişikliği, ancak karşı tarafın
açık rızası ile mümkündür. Bu konuda kanunlarda yer alan özel hü-
kümler saklıdır. Ancak, maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüst-
lük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebi, karşı tarafın rızası
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN361
aranmaksızın hâkim tarafından kabul edilir. Dava dilekçesinde tarafın
yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyor-
sa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini
kabul edebilir. Bu durumda hâkim, davanın tarafı olmaktan çıkarılan
ve aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermeyen kişi lehine yargılama
giderlerine hükmeder.(HMK m. 124)
XXV-İDDİA VE SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ VEYA
DEĞİŞTİRİLMESİ YASAĞI
HUMK’ta, davacı davanın açılmasından, davalı ise cevap dilek-
çesinin karşı tarafa tebliğinden sonra iddia ve savunmasını genişlete-
mezken; HMK’da bu durum değiştirilmiştir.
Buna göre, Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile
serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafa-
kati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler.
Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse,
gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını ge-
nişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanma-
sından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.
İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve
karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır. (HMK m. 141)
XXVI-DAVA KONUSUNUN DEVRİ
HMK m. 125’e göre: Davanın açılmasından sonra, davalı taraf,
dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetki-
lerden birini kullanabilir:
a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konu-
sunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde
davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan
yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.
b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dö-
nüştürür.
Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından dev-
redilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı
yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler362
XXVII-ÖN İNCELEME
Ön inceleme HMK ile usul hukukumuza giren en önemli değişik-
liktir. Bu hüküm sayesinde hâkimlerin önlerine gelen uyuşmazlık dos-
yasını (dilekçelerin tamamlanmasından sonra) okuması ve tahkikatı
ona göre belirlemesini amaçlamıştır
25
.
Ön inceleme aşamasının kabulüyle dilekçelerin karşılıklı verilme-
si aşamasının tamamlanmasından sonra ve tarafların ellerinde bulu-
nan delilleri mahkemeye sunmalarından elde olmayan delillerin ise
nereden getirtileceklerinin bildirilmesi ve masrafların ödenmesinden
sonra, tüm bu dava malzemesinin inceleneceği tahkikat aşamasına ge-
çilmesi amaçlanmıştır
26
.
HMK m. 137’ye göre: Dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra
ön inceleme yapılır. Mahkeme ön incelemede; dava şartlarını ve ilk
itirazları inceler, uyuşmazlık konularını tam olarak belirler, hazırlık
işlemleri ile tarafların delillerini sunmaları ve delillerin toplanması
için gereken işlemleri yapar, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf ede-
bileceği davalarda onları sulhe teşvik eder ve bu hususları tutanağa
geçirir. Ön inceleme tamamlanmadan ve gerekli kararlar alınmadan
tahkikata geçilemez ve tahkikat için duruşma günü verilemez.
Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya
üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu
konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir. (HMK m. 138)
Mahkeme, dilekçelerin karşılıklı verilmesinden ve yukarıdaki
maddelerde belirtilen incelemeyi tamamladıktan sonra, ön inceleme
için bir duruşma günü tespit ederek taraflara bildirir. Çıkarılacak da-
vetiyede, duruşma davetiyesine ve sonuçlarına ilişkin diğer hususlar
yanında, taraflara sulh için gerekli hazırlığı yapmaları, duruşmaya sa-
dece taraflardan birinin gelmesi ve yargılamaya devam etmek isteme-
si durumunda, gelmeyen tarafın yokluğunda yapılan işlemlere itiraz
edemeyeceği ve diğer tarafın, onun muvafakati olmadan iddia ve sa-
vunmasını genişletebileceği yahut değiştirebileceği ayrıca ihtar edilir
(HMK m. 139)
25
Yılmaz, Getirdikleri, s. 25.
26
Bkz. Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 368.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN363
Hâkim, ön inceleme duruşmasında, dava şartları ve ilk itirazlar
hakkında karar verebilmek için gerekli görürse tarafları dinler; daha
sonra, tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve an-
laşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının
tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe teşvik eder; bu konuda sonuç
alınacağı kanaatine varırsa, bir defaya mahsus olmak üzere yeni bir
duruşma günü tayin eder. Ön inceleme duruşmasının sonunda, taraf-
ların sulh faaliyetinden bir sonuç alıp almadıkları, sonuç alamadıkları
takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanak-
la tespit edilir. Bu tutanağın altı, duruşmada hazır bulunan taraflarca
imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. Ön
inceleme tek duruşmada tamamlanır. Zorunlu olan hâllerde bir defaya
mahsus olmak üzere yeni bir duruşma günü tayin edilir. Ön incele-
me duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz
sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden ge-
tirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yap-
maları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin
süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayan-
maktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir (HMK m. 140)
Doktrinde, HMK’nun 140 ıncı maddesinde düzenlenen “ön incele
me oturumu”nun işlerliğinin sağlanabilmesi ve özellikle tarafların sulhe
veya arabuluculuğa özendirilmesi için; hâkimin bu aşamada tarafların
iddia ve savunmaları çerçevesinde önüne gelen uyuşmazlık hakkında
objektif olarak hukukî açıklamalarda bulunabilmesi, tarafların avukatı
bulunması halinde onları Avukatlık K. m.35/A hükmünün işletilebil-
melerine özendirmesi ve hâkimin bu davranışının, hâkimi red sebebi
olmayacağının Kanuna yazılması gerektiği ifade edilmiştir
27
.
Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata
başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki
itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar (HMK m. 142).
XXVIII-TARAFLARIN DURUŞMAYA DAVETİ
HMK m. 147’ye göre: “Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlan
masından sonra tahkikat için duruşmaya davet edilir. Taraflara gönderile
27
Yılmaz, Getirdikleri, s. 25.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler364
cek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede
hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve
yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri bildirilir.”
XXIX-SES VE GÖRNTÜ NAKLEDİLMESİ YOLUYLA DURUŞMA
İCRASI
HMK m. 149’a göre: “Mahkeme, tarafların rızası olmak şartıyla,
kendilerinin veya vekillerinin, aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi
yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmalarına ve usul işlem-
leri yapabilmelerine izin verebilir. Tarafların rızası olmak kaydıyla,
mahkeme; tanığın, bilirkişinin, uzmanın veya bir tarafın dinlenilmesi
esnasında başka bir yerde bulunmalarına izin verebilir. Dinleme, ses
ve görüntü olarak aynı anda duruşma salonuna nakledilir.
XXX-DURUŞMA DÜZENİ
HMK m. 151’e göre, “Hâkim, duruşmanın düzenini bozan kim-
seyi, bunu yapmaktan men eder ve gerekirse, avukatlar hariç, derhâl
duruşma salonundan çıkarılmasını emreder. Bir kimse, ihtara rağmen
mahkemenin düzenini bozar veya mahkeme huzurunda uygun ol -
mayan bir söz söylemeye veya davranışta bulunmaya devam ederse
derhâl yakalanır ve hakkında dört güne kadar disiplin hapsi uygu-
lanır. Bu fıkra hükmü avukatlar hakkında uygulanmaz. Mahkeme-
nin düzenini bozan eylem veya mahkeme huzurunda söylenen uygun
olmayan söz veya davranış, ayrıca bir suç oluşturuyor ise bu durum
bir tutanak ile Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir ve gerekiyorsa,
avukatlar hariç, fiili işleyenin tutuklanmasına da karar verilir.”
XXXI-SORU YÖNELTME
HMK m. 152 ile avukatlara çapraz sorgu yapma imkanı getirilmiş-
tir. Artık avukatın tanıklara, bilirkişilere veya çağrılan diğer kişilere
soru sorması için hakimden izin almasına gerek yoktur. Bu maddenin
duruşmalarda avukatlar tarafından uygulanmasını bu sayede hükme
işlerlik kazandırılmasını umut ediyoruz.
Belirtilen hükme göre: “Duruşmaya katılan taraf vekilleri; tanıklara,
bilirkişilere ve duruşmaya çağrılan diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN365
olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Taraflar ise hâkim aracılığıyla soru sora
bilirler. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde, sorunun yöneltilmesinin gerekip
gerekmediğine hâkim karar verir. Toplu mahkemelerde, hâkimlerden her biri,
birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.”
XXXII-KAYIT VE YAYIN YASAĞI
HMK m. 153’e göre: “Duruşma sırasında fotoğraf çekilemez ve hiç-
bir şekilde ses ve görüntü kaydı yapılamaz. Ancak, dava dosyasında
saklı kalmak kaydıyla, yargılamanın zorunlu kıldığı hâllerde, mahke-
mece çekim yapılabilir ve kayıt alınabilir. Bu şekilde yapılan çekim ve
kayıtlar ile kişilik haklarını ilgilendiren konuları içeren dava dosyası
içindeki her türlü belge ve tutanak, mahkemenin ve ilgili kişilerin açık
izni olmadıkça hiçbir yerde yayımlanamaz. Duruşma sırasında bu ya-
sağa aykırı davranan kişi hakkında 151 inci madde hükmü uygulanır.
Kayıt ve yayın yasağına aykırı davranan kişi hakkında, ayrıca Türk
Ceza Kanununun 286 ncı maddesi hükümleri uygulanır.”
XXXIII-BEKLETİCİ SORUN
HMK m. 165’e göre: “Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir
davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir huku-
ki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise
mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına
kadar yargılama bekletilebilir. Bir davanın incelenmesi ve sonuçlan-
dırılması başka bir davanın veya idari makamın çözümüne bağlı ise
mahkeme, ilgili tarafa görevli mahkemeye veya idari makama başvur-
ması için uygun bir süre verir. Bu süre içinde görevli mahkemeye veya
idari makama başvurulmadığı takdirde, ilgili taraf bu husustaki iddia-
sından vazgeçmiş sayılarak esas dava hakkında karar verilir”
XXXIV-DAVALARIN AYRILMASI VE BİRLEŞTİRİLMESİ
HUMK’ta, davalar ayrı mahkemelerde açılmışsa bu ancak ilk iti-
raz olarak ileri sürülebilecek olmasına karın; HMK’daki düzenleme
doğrultusunda mahkeme her zaman davaların birleştirilmesi yönün-
den karar verebilecektir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler366
Davaların birleştirilmesi
MADDE 166- Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sı-
fattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davalar, aralarında bağlantı
bulunması durumunda, davanın her aşamasında, talep üzerine veya
kendiliğinden ilk davanın açıldığı mahkemede birleştirilebilir. Birleş-
tirme kararı, ikinci davanın açıldığı mahkemece verilir ve bu karar,
diğer mahkemeyi bağlar. Davalar, ayrı yargı çevrelerinde yer alan aynı
düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış ise bağlantı sebe-
biyle birleştirme ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebilir.
Birinci davanın açıldığı mahkeme, talebin kabulü ile davaların birleş-
tirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren, bununla bağlıdır.
Birleştirme kararı, derhâl ilk davanın açıldığı mahkemeye bildirilir.
Davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri
hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması
durumunda, bağlantı var sayılır. İstinaf incelemesi ayrı dairelerde ya-
pılması gereken davaların da bu madde hükmüne göre birleştirilmesi-
ne karar verilebilir. Bu hâlde istinaf incelemesi, birleştirilen davalarda
uyuşmazlığı doğuran asıl hukuki ilişkiye ait kararı inceleyen bölge ad-
liye mahkemesi dairesinde yapılır.
Davaların ayrılması
MADDE 167- Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülme-
sini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş dava-
ların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya ken-
diliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar
verilen davalara bakmaya devam eder.
XXXV-HUKUKA AYKIRI DELİL
Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan delillerin mahkeme tara-
fından dikkate alınıp alınmayacağı hususu HMK m. 189’da düzenlen-
miştir. Buna göre: “Taraflar, kanunda belirtilen süre ve usule uygun olarak
ispat hakkına sahiptir. Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller, mahke
me tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Kanunun belirli delil
lerle ispatını emrettiği hususlar, başka delillerle ispat olunamaz. Bir vakıanın
ispatı için gösterilen delilin caiz olup olmadığına mahkemece karar verilir.”
Bu hükümle; “İspat hakkının delillere ilişkin yönünün hukukî çerçevesi
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN367
çizilmiş, bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uy
gun yollardan elde edilmiş deliller olması esası getirilmiştir. Fıkrada öngörü
len düzenlemeye göre, hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin,
mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı düzenlen
mek suretiyle, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş bi
çiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne su
rette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi hâlinde,
diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar
verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir. Bu
hususta mahkemece re’sen karar verilebileceği hususu dördüncü fıkra ile ön
görülmüştür” (Madde ile ilgili Gerekçe).
XXXVI-DELİL SÖZLEŞMESİ
HMK m. 193’e göre: “Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önün-
de tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle
ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaş-
tırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da
sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler. Taraflardan
birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güç-
leştiren delil sözleşmeleri geçersizdir“
XXXVII-SENET
HMK ile sadece “senet” değil aynı zamanda daha üst bir kavram
olan “belge” kavramı da düzenlenmiştir. Buna göre belge: Uyuşmazlık
konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim,
plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elekt-
ronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna
göre belgedir (HMK m. 199)
Elektronik imzayla oluşturulan adi senetlerin ispat gücüne ilişkin ola-
rak önceki düzenlemeler korunmuştur
28
. Usulüne göre güvenli elektronik
imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir. Hâkim, mah-
kemeye delil olarak sunulan elektronik imzalı belgenin, güvenli elektro-
nik imza ile oluşturulmuş olup olmadığını resen inceler. (HMK m. 205).
28
Bkz. Erturgut Mine, Medeni Usul Hukukunda Elektronik İmzalı Belgelerin Delil
Olarak Değerlendirilmesi, Ankara 2004, s. 21 vd.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler368
XXXVIII- BELGELERİN MAHKEMEYE VERİLMESİ
ZORUNLULUĞU
HMK’da belgelerin mahkemeye verilmesi zorunluluğu düzenlen-
miştir. Yeni Kanun’la taraflara genel bir usûli ibraz yükümlülüğünün
getirilmesinin, hem tarafların aydınlatma ödevinin kapsamını geniş-
lettiği hem de ibraz yükümlülüğünün maddi hukukla olan bağlarını
kopardığı için isabetli olduğu ifade edilmiştir
29
. HMK m. 216’ya göre.
Belgenin sadece örneğinin mahkemeye verildiği durumlarda, mahke-
me kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine belgenin aslı-
nın verilmesini de isteyebilir. Belgenin aslını elinde bulunduran taraf,
üçüncü kişi veya resmî makamlar, istenmesi hâlinde bunu mahkeme-
ye vermek zorundadır. Mahkeme, belge aslının verilmesi durumunda,
belgenin saklanması için gerekli tedbirleri alır veya istendiğinde tekrar
verilmek üzere belgeyi ibraz edene geri verebilir. Taraflardan biri elin-
deki belgenin aslını mahkemeye verirse, bu belgenin geri verilmesini
talep edebilir. Bu takdirde hâkim, belgenin aslının verilip verilmeye-
ceğine karar verir. Geri verilmesine karar verildiğinde, aslına uygun
olduğu mahkeme mührü ve yazı işleri müdürünün imzasıyla onanmış
örneği dosyaya konur.
Bir kişi veya kurumun elinde bulunup mahkemeye teslim edilmesi
gereken belgenin aslı istendiğinde, kişi veya kurumun bulunduğu ya da
belgenin teslim edileceği yerdeki asliye mahkemesi tarafından örneği
onaylanarak aslı mahkemeye gönderilir yahut teslim edilir. Mahkemece
onaylanmış belge örneği, aslı gibi hüküm ifade eder (HMK m. 217)
Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları
ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorunda-
dırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edil-
diğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek
mahkemeye ibraz edilir. Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belge-
lerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edi-
lebilir. (HMK m. 219)
Belgelerin mahkemeye verilmesi zorunluluğu davanın aydınlatıl-
ması ve dürüst davranma yükümlülüğünün bir gereğidir. Bu yükümlü-
lük özellikle ispat yükünü taşımayan tarafı davanın aydınlatılması için
29
Erdönmez, s. 484.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN369
katkıda bulunmaya teşvik etmektedir
30
. Önceki Kanun döneminde, “ta
rafların aydınlatma” ödevinin en büyük göstergesi belgelerin ibrazı mec-
buriyeti iken, HMK ile tarafların ve üçüncü kişilerin aydınlatma ödevi-
nin kapsamı genişletilmiş, keşfe katlanma yükümlülüğü ile soy bağının
tespiti için kan alınmasına katlanma mecburiyetinin getirilmiştir
31
.
Tarafların belgeyi ibraz etmemesi durumu m. 220’de düzenlen-
miştir: “İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu
ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı
taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üze
rine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya
başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için
kesin bir süre verir. Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu
inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı
hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif
edilir. Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede bel
geyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında
kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu
inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma
göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.”
Taraflar, özel hayatın gizliliği, cezai sorumluluk doğması, ticari
sır, meslek sırrı gibi haklı sebep teşkil eden hallerde belgeleri ibrazdan
kaçınabilir
32
.
Belgelerin mahkemeye ibrazı zorunluluğu Kanunda üçüncü kişiler
bakımından da düzenlenmiştir
33
. İbraz yükümlülüğü taraflar için usu-
li bir yük iken, üçüncü kişiler bakımından usuli bir yükümlülüktür
34
.
Üçüncü kişilerin belgeyi ibraz etmemesi m. 221’de düzenlenmiştir.
Buna göre: Mahkeme, üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir
belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna
karar verirse, bu belgenin ibrazını emreder. Belgeyi ibraz etmesine ka-
rar verilen herkes, elindeki belgeyi ibraz etmek; belgeyi ibraz edememe-
si hâlinde ise bunun sebebini delilleri ile birlikte açıklamak zorundadır.
Mahkeme yapılan açıklamayı yeterli görmezse, bu kimseyi tanık ola-
30
Erdönmez, s. 483.
31
Erdönmez, s. 32.
32
Erdönmez, s. 316 vd.
33
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 485.
34
Erdönmez, s. 487.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler370
rak dinleyebilir. Belgeyi ibraz zorunda olanlar, tanıklıktan çekinmeye
ilişkin hükümlere göre, belgeyi ibrazdan veya bu konudaki tanıklıktan
çekinebilirler. Belgeyi ibraz veya bu konuda tanıklık yapmak zorunda
olanlar hakkında, tanıklara ilişkin hükümler uygulanır.
XXXIX-YEMİN
HMK’da taraf yemini düzenlenmiş olup, hakimin tarafa verdiği
yemin düzenlenmemiştir. Yeminin şeklinde yer alan “Allah ve namus
üzerine” ifadesi yerine “namus, şeref ve kutsal sayılan bütün inanç ve de
ğerler üzerine” ifadesi benimsenmiştir. Buna göre: “Yemin, mahkeme
huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin ede-
cek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam
ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırıla-
cağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konu-
sunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın
görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Sonra “Size
sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey
saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç
ve değerler üzerine yemin eder misiniz?” diye sorar. O kimse de “Bana
sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey sak
lamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değer
lerim üzerine yemin ediyorum.” demekle yemin eda edilmiş sayılır. Ye-
min eda edilirken, hâkim de dâhil olmak üzere hazır bulunan herkes
ayağa kalkar (HMK m. 233)
Yemin edecek kimsenin mahkemenin yargı çevresi dışında otur-
ması durumunda, bu kişi aynı anda ses ve görüntü yoluyla da yemin
edebilir. Bu düzenleme HMK m. 236’da yer bulmuştur. Buna göre:
“Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan kimse, yemin için davaya bakan
mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek kişi, mahkemenin bu
lunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü
nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile yemin
ettirilir.”
XXXX-TANIKLIK
HMK’daki tanıklığa ilişkin hükümler HUMK’la paralellik göster-
mektedir. Birkaç yeni düzenleme bulunmaktadır.
HMK m. 241’e göre: ”Mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN371
tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi
edindiği takdirde, geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir.”
HMK m. 243’e göre: “Tanığı davet, gerektiğinde telefon, faks, elektronik
posta gibi araçlardan yararlanılmak suretiyle de yapılabilir. Ancak, davete
rağmen gelmemeye bağlanan sonuçlar, bu durumda uygulanmaz.”
XXXXI-BİLİRKİŞİ
Mahkemelerde gerekli gereksiz her konuda bilirkişiye başvurul-
duğu göz önüne alınarak bilirkişiye başvurulmasının gerekli olduğu
haller HMK’da özel olarak düzenlenmiştir. “Mahkeme, çözümü hu-
kuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan
birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşü-
nün alınmasına karar verir. Hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel
ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye
başvurulamaz. (HMK m. 266)
HMK m. 267’ye göre: Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir ki-
şiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle,
tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak
görevlendirilmesi de mümkündür
HMK m. 275’te bilirkişinin haber verme yükümlülüğü düzenlen-
miştir. Buna göre: “Bilgisine başvurulan bilirkişi, kendisine tevdi olunan
görevin, uzmanlık alanına girmediğini, inceleme konusu maddi vakıaların
açıklığa kavuşturulması ve tespiti için, uzman kimliği bulunan başka bir bi
lirkişi ile işbirliğine ihtiyaç duyduğunu veya görevi kabulden kaçınmasını
haklı kılacak mazeretini bir hafta içinde görevlendirmeyi yapan mahkemeye
bildirir. Bilirkişi, incelemesini gerçekleştirebilmek için, bazı hususların önce
den soruşturulması ve tespiti ile bazı kayıt ve belgelerin getirtilmesine ihtiyaç
duyuyorsa, bunun sağlanması için, bir hafta içinde kendisini görevlendiren
mahkemeye bilgi verir ve talepte bulunur.”
Bilirkişinin raporuna itiraz m. 281’de düzenlenmiştir: “Taraflar,
bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta
içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırıl-
masını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama
yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden
talep edebilirler.Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belir-
sizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için,
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler372
bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği
gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunma-
sını da kendiliğinden isteyebilir. Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması
için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar
inceleme de yaptırabilir.
Bilirkişinin hukuki sorumluluğu yeni olarak m. 285’te düzenlen-
miştir. Buna göre: “Bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle düzenle
miş olduğu gerçeğe aykırı raporun, mahkemece hükme esas alınması sebebiyle
zarar görmüş olanlar, bu zararın tazmini için Devlete karşı tazminat davası
açabilirler. Devlet, ödediği tazminat için sorumlu bilirkişiye rücu eder.”
Devlet aleyhine açılacak olan tazminat davası, gerçeğe aykırı bilir-
kişi raporunun ilk derece mahkemesince hükme esas alındığı hâllerde,
bu mahkemenin yargı çevresi içinde yer aldığı bölge adliye mahkeme-
si hukuk dairesinde; bölge adliye mahkemesince hükme esas alındığı
hâllerde ise Yargıtay ilgili hukuk dairesinde görülür. Devletin sorum-
lu bilirkişiye karşı açacağı rücu davası, tazminat davasını karara bağ-
lamış olan mahkemede görülür (HMK m. 286)
XXXXII-KEŞİF
HUMK’tan farklı olarak HMK’da soybağının tespiti özel olarak
düzenlenmiştir. Buna göre: Uyuşmazlığın çözümü bakımından zorun-
lu ve bilimsel verilere uygun olmak, ayrıca sağlık yönünden bir tehlike
oluşturmamak şartıyla, herkes, soybağının tespiti amacıyla vücudun-
dan kan veya doku alınmasına katlanmak zorundadır. Haklı bir sebep
olmaksızın bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde, hâkim incelemenin
zor kullanılarak yapılmasına karar verir. Üçüncü kişi tanıklıktan çe-
kinme hakkı bulunduğunu ileri sürerek bu yükümlülükten kaçına-
maz. (HMK m. 292)
XXXXIII-UZMAN GÖRÜŞÜ (ÖZEL BİLİRKİŞİ)
HMK’da “uzman görüşü” adı altında yeni bir düzenlemeye yer
verilmiştir. Buna göre: “Taraflar, dava konusu olayla ilgili olarak, uz-
manından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre
istenemez. Hâkim, talep üzerine veya resen, kendisinden rapor alınan
uzman kişinin davet edilerek dinlenilmesine karar verebilir. Uzman
kişinin çağrıldığı duruşmada hâkim ve taraflar gerekli soruları sorabi-
lir. Uzman kişi çağrıldığı duruşmaya geçerli bir özrü olmadan gelmez-
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN373
se, hazırlamış olduğu rapor mahkemece değerlendirmeye tabi tutul-
maz. (HMK m. 293)
XXXXIV-HÜKÜM
HMK m. 302’de ilamın alınması, kesinleşme kaydı ve harçlar dü-
zenlenmiştir. Buna göre: Taraflar, harcının ödenmiş olup olmamasına
bakılmaksızın ilamı her zaman alabilirler.Bakiye karar ve ilam harcının
ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konmasına
ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez” (HMK m. 302)
XXXXV-SULH
HMK’da yeni olarak sulh kurumu ayrıca düzenlenmiştir. HMK
m. 313’e göre: “Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların arala-
rındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla,
mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir. Sulh, ancak
tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları
konu alan davalarda yapılabilir. Dava konusunun dışında kalan hu-
suslar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir. Sulh, şarta bağlı olarak
da yapılabilir.”
XXXXVI-BASİT YARGILAMA USULÜ
Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken,
daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile
sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir usuldür
35
.
Asliye hukuk mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanırken,
sulh hukuk mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır.
HMK m. 316’da basit yargılama usulüne tabi dava ve işler sıralan-
mıştır. Bunlar:
a) Sulh hukuk mahkemelerinin görevine giren dava ve işler.
b) Doğrudan dosya üzerinden karar vermek konusunda kanunun
mahkemeye takdir hakkı tanıdığı dava ve işler.
c) İhtiyati tedbir, ihtiyati haciz, delil tespiti gibi geçici hukuki koru-
ma talepleri ile deniz raporlarının alınması, dispeççi atanması ta-
lepleri ve bunlara karşı yapılacak olan itirazlar.
35
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 579.”
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler374
ç) Her çeşit nafaka davaları ile velayet ve vesayete ilişkin dava ve
işler.
d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.
e) Konkordato ve sermaye şirketleri veya kooperatiflerin uzlaşma
suretiyle yeniden yapılandırılmasına ilişkin açılacak davalar.
f) Tahkim hükümlerine göre, mahkemenin görev alanına giren dava
ve işler.
g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yar-
gılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler.
Yeni HMK’da seri ve sözlü yargılama usulü bulunmadığından, di-
ğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf yaptığı haller-
de, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri uygulanır.
Dava açılması ve davaya cevap verilmesi dilekçe ile olur. Cevap
süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki haftadır.
Ancak mahkeme durum ve koşullara göre cevap dilekçesinin bu süre
içinde hazırlanmasının çok zor yahut imkânsız olduğu durumlarda,
yine bu süre zarfında mahkemeye başvuran davalıya, bir defaya mah-
sus ve iki haftayı geçmemek üzere ek bir süre verebilir. Ek cevap süresi
talebi hakkında verilen karar taraflara derhâl bildirilir. Taraflar cevaba
cevap ve ikinci cevap dilekçesi veremezler. Dava ve cevap dilekçeleri
yönetmelikte belirlenecek formun doldurulması suretiyle de verilebi-
lir. (HMK m. 317)
Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi va-
kıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan de-
lillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve
dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçele-
rinde yer vermek zorundadır (HMK m.318)
İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı dava açılmasıy-
la; savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı cevap dilek-
çesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (HMK m. 319)
Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etme-
den dosya üzerinden karar verir. Daha önce karar verilemeyen hâllerde
mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü
süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların id-
dia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hu-
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN375
susları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra
hâkim, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh
olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret oldu-
ğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır.
Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. Mahkeme, taraf-
ların dinlenmesi, delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemlerinin yapıl-
masını yukarıdaki fıkrada belirtilen duruşma hariç, iki duruşmada ta-
mamlar. Duruşmalar arasındaki süre bir aydan daha uzun olamaz. İşin
niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması, istinabe yoluyla tahkikat
işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini be-
lirterek bir aydan sonrası için de duruşma günü belirleyebilir ve iki-
den fazla duruşma yapabilir. Basit yargılama usulüne tabi davalarda,
işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden
sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır. (HMK m. 320)
Tahkikatın tamamlanmasından sonra, mahkeme tarafların son
beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tef-
him eder. Taraflara beyanda bulunabilmeleri için ayrıca süre verilmez.
Kararın tefhimi, mahkemece hükme ilişkin tüm hususların gerekçesi
ile birlikte açıklanması ile gerçekleşir. Ancak zorunlu hâllerde, hâkim
bu durumun sebebini de tutanağa geçirmek suretiyle, sadece hüküm
özetini tutanağa yazdırarak kararı tefhim edebilir. Bu durumda gerek-
çeli kararın en geç bir ay içinde yazılarak tebliğe çıkartılması gerekir
(HMK m. 321)
XXXXVII-KANUN YOLLARI
HMK’daki istinaf ve temyizle ilgili düzenleme, 7.10.2004 tarihli
ve 5235 sayılı Kanunla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununu de-
ğiştiren düzenlemelerle çoğunlukla benzerdir. İstinaf mahkemelerinin
faaliyete geçmesinden sonra karar düzeltme yolu tarihe karışacaktır.
Bölge Adliye Mahkemeleri kurulana kadar, HUMK’un temyize
ve sonrasına ilişkin hükümlerinin uygulanması devam edecektir. Bu
sebeple, bölge adliye (istinaf) mahkemelerinin faaliyete geçmesinden
sonra, uzunca süre, temyiz ve karar düzeltme hakkındaki mevcut hü-
kümler ile yürürlüğe girecek olan (yeni) temyiz hükümleri bir arada
uygulanmaya devam olunacaktır
36
.
36
Bkz. Yılmaz, Getirdikleri, s. 36; Geniş bilgi için bkz. Özekes Muhammet, Sorularla
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler376
XXXXVIII-İHTİYATİ TEDBİR
Delil tespitine yönelik düzenlemeler HUMK’la paralelken, ihtiyati
tedbire ilişkin olarak yeni düzenlemelere de yer verilmiştir.
HUMK’ta ihtiyati tedbire ilişkin olarak tedbir için görevli ve yet-
kili mahkeme en az masrafla ve en çabuk nerede ifası mümkünse o
yer mahkemesi görevli ve yetkili olmasına karşın HMK’da görev ve
yetkili mahkeme net olarak belirtilmiştir. Buna göre: “İhtiyati tedbir,
dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava
açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.
Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde,
hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. Tedbir talep eden ta
raf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek
ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek
zorundadır” (HMK m. 390)
HMK ile yeni olarak ihtiyati talebin reddi durumunda istinafa baş-
vurma imkanı getirilmiştir. Buna göre: “Mahkeme, tedbire konu olan mal
veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şe
yin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı
engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir… İhtiyati tedbir talebinin reddi
hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin
olarak karara bağlanır.” (HMK m. 391)
HMK’da yeni olarak, ihtiyati tedbir kararının verilmesinden sonra
1 hafta içinde uygulanmasının talep edilmesi gerektiği benimsenmiş-
tir. HUMK’ta davanın açılması yeterliydi, ayrıca uygulanma talebine
gerek yoktur. HMK m. 393’e göre: “İhtiyati tedbir kararının uygulan-
ması, verildiği tarihten itibaren bir hafta içinde talep edilmek zorunda-
dır. Aksi hâlde, kanuni süre içinde dava açılmış olsa dahi, tedbir kararı
kendiliğinden kalkar. Tedbir kararının uygulanması, kararı veren mah-
kemenin yargı çevresinde bulunan veya tedbir konusu mal ya da hak-
kın bulunduğu yer icra dairesinden talep edilir. Mahkeme, kararında
belirtmek suretiyle, tedbirin uygulanmasında, yazı işleri müdürünü de
görevlendirebilir. İhtiyati tedbir kararı2nın uygulanması için, gerekirse
zor kullanılabilir. Zor kullanmak hususunda, bütün kolluk kuvvetleri
ve köylerde muhtarlar, uygulamayı gerçekleştirecek memurun yazılı
başvurusu üzerine, kendisine yardım etmek ve emirlerine uymakla yü-
Medeni Usul Hukukunda Yeni Kanun Yolu Sistemi, Ankara 2008, s. 12 vd.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN377
kümlüdürler. İhtiyati tedbiri uygulayan memur, bir tutanak düzenler.
Bu tutanakta, tedbir konusu ve bulunduğu yer gösterilir; tedbir konusu
ile ilgili her türlü iddia bu tutanağa geçirilir. Tedbiri uygulayan memur,
bu tutanağın bir örneğini tedbir sırasında hazır bulunmayan taraflara
ve duruma göre üçüncü kişiye tebliğ eder. İhtiyati tedbir kararları hak-
kında kanun yoluna başvurulması hâlinde, tedbire ilişkin dosya ve de-
lillerin sadece örnekleri ilgili mahkemeye gönderilir.
HMK’da ihtiyati tedbir kararına itiraz ayrıntılı olarak 394. madde-
de düzenlenmiştir. Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan ihtiyati ted-
bir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe, itiraz icrayı
durdurmaz. İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında karşı taraf hazır
bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır bulunmuyorsa
tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir hafta
içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata
ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir. İhtiyati tedbir
kararının uygulanması sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü
kişiler de ihtiyati tedbiri öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ih-
tiyati tedbirin şartlarına ve teminata itiraz edebilirler. İtiraz dilekçeyle
yapılır. İtiraz eden, itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının da-
yanağı olan tüm delilleri dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme,
ilgilileri dinlemek üzere davet eder; gelmedikleri takdirde dosya üze-
rinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz üzerine mahkeme, tedbir
kararını değiştirebilir veya kaldırabilir. İtiraz hakkında verilen karara
karşı, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve
kesin olarak karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, ted-
birin uygulanmasını durdurmaz.
Teminat karşılığı tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması m.
395’te; durum ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilme-
si veya kaldırılması m. 396’da düzenlenmiştir.
HUMK’ta ihtiyati tedbir kararından sonra dava açma süresi 10
gün iken, HMK’da bu süre 2 hafta olarak belirlenmiştir. İhtiyati ted-
bir kararı dava açılmasından önce verilmişse, tedbir talep eden, bu
kararın uygulanmasını talep ettiği tarihten itibaren iki hafta içinde
esas hakkındaki davasını açmak ve dava açtığına ilişkin evrakı, kararı
uygulayan memura ibrazla dosyaya koydurtmak ve karşılığında bir
belge almak zorundadır. Aksi hâlde tedbir kendiliğinden kalkar.İhti-
yati tedbir kararının etkisi, aksi belirtilmediği takdirde, nihai kararın
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler378
kesinleşmesine kadar devam eder. Tedbir kalkmış veya kaldırılmış ise
bu husus ilgili yerlere bildirilir. İhtiyati tedbir dosyası, asıl dava dos-
yasının eki sayılır. (HMK m. 397)
İhtiyati tedbire muhalefetin cezası 398. maddede düzenlenmiştir.
Buna göre: “İhtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan
veya tedbir kararına aykırı davranan kimse, bir aydan altı aya kadar disiplin
hapsi ile cezalandırılır. Görevli ve yetkili mahkeme, esas hakkındaki dava he
nüz açılmamışsa, ihtiyati tedbir kararı veren mahkeme; esas hakkındaki dava
açılmışsa, bu davanın görüldüğü mahkemedir.”
HUMK’tan farklı olarak haksız ihtiyati tedbire ilişkin tazminat da-
vası HMK m. 399’da düzenlenmiştir. Buna göre: “Lehine ihtiyati tedbir
kararı verilen taraf, ihtiyati tedbir talebinde bulunduğu anda haksız olduğu
anlaşılır yahut tedbir kararı kendiliğinden kalkar ya da itiraz üzerine kaldırı
lır ise haksız ihtiyati tedbir nedeniyle uğranılan zararı tazminle yükümlüdür.
Haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davası, esas hakkındaki da
vanın karara bağlandığı mahkemede açılır. Tazminat davası açma hakkı, hük
mün kesinleşmesinden veya ihtiyati tedbir kararının kalkmasından itibaren,
bir yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar.”
XXXXIX-TAHKİM
HMK ile, iç tahkim açısından toprak esası benimsenmiş olup
37
buna göre, yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye
olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında HMK’nın tahkime ilişkin
hükümleri uygulanacaktır.
Eskiden beri devam eden taşınmaz mallar üzerindeki ayni hakla-
rın tahkime elverişli olup olmayacağı sorunu HMK m. 408’le çözüm-
lenmiştir. Buna göre: “Taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki
tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime
elverişli değildir.”
HMK m. 422’de, hakemlerin kendi yetkileri hakkında karar ve-
rebileceği düzenlenmiştir. Buna göre: “Hakem veya hakem kurulu,
tahkim sözleşmesinin mevcut veya geçerli olup olmadığına ilişkin iti-
razlar da dâhil olmak üzere, kendi yetkisi hakkında karar verebilir.
37
Bkz. Yılmaz, Getirdikleri, s. 36.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN379
Bu karar verilirken, bir sözleşmede yer alan tahkim şartı, sözleşmenin
diğer hükümlerinden bağımsız olarak değerlendirilir. Hakem veya
hakem kurulunun asıl sözleşmenin hükümsüzlüğüne karar vermesi,
tahkim sözleşmesinin kendiliğinden hükümsüzlüğü sonucunu do-
ğurmaz. Hakem veya hakem kurulunun yetkisizliğine ilişkin itiraz,
en geç cevap dilekçesinde yapılır. Tarafların hakemleri bizzat seçmiş
veya hakem seçimine katılmış olmaları, hakem veya hakem kurulu-
nun yetkisine itiraz etme haklarını ortadan kaldırmaz. Hakem veya
hakem kurulunun yetkisini aştığına ilişkin itiraz derhâl ileri sürülmeli-
dir. Hakem veya hakem kurulu, yukarıda belirtilen her iki hâlde de ge-
cikmenin haklı sebebe dayandığı sonucuna varırsa, süresinde ileri sü-
rülmeyen itirazı kabul edebilir. Hakem veya hakem kurulu, yetkisizlik
itirazını, ön sorun şeklinde inceler ve karara bağlar; yetkili olduğuna
karar verirse, tahkim yargılamasını sürdürür ve davayı karara bağlar.
Tarafların tahkim yargılamasında eşit hak ve yetkiye sahip olduk-
ları ve taraflara hukuki dinlenilme hakkını kullanma imkanı verilmesi
gereği m. 423’te; tarafların, hakem veya hakem kurulunun uygulaya-
cağı yargılama usulüne ilişkin kuralları, HMK’nın emredici hükümleri
saklı kalmak kaydıyla, serbestçe kararlaştırabileceği ya da tahkim ku-
rallarına yollama yaparak belirleyebileceği, m. 424’te düzenlenmiştir.
Taraflar hangi usulü kararlaştırmış olursa olsun bazı ilkelelere
aykırı hükümler getiremezler ve hakemler de bu ilkelere uymak zo-
rundadır. Kanunda özellikle temel iki yargılama ilkesi belirtilmiş olup
bunlar yukarıda da sayılan tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme
hakkıdır
38
.
Tahkim süresi 1 yıl olarak düzenlenmiştir. Buna göre: “Taraflar ak
sini kararlaştırmadıkça, bir hakemin görev yapacağı davalarda hakemin seçil
diği, birden çok hakemin görev yapacağı davalarda ise hakem kurulunun ilk
toplantı tutanağının düzenlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde, hakem veya
hakem kurulunca esas hakkında karar verilir. Tahkim süresi, tarafların anlaş
masıyla; anlaşamamaları hâlinde ise taraflardan birinin başvurusu üzerine
mahkemece uzatılabilir. Mahkemenin, bu konudaki kararı kesindir.” (HMK
m. 427)
HMK’da getirilen düzenlemeyle, icra edilebilirliğine mahkemeler-
ce karar verilmesi kaydıyla hakemler, tahkim yargılaması sırasında ih-
38
Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 696; Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı, s. 222.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler380
tiyati tedbir veya delil tespitine karar verebilecektir. Buna göre: “Aksi
kararlaştırılmadıkça, tahkim yargılaması sırasında hakem veya hakem
kurulu, taraflardan birinin talebi üzerine, bir ihtiyati tedbirin alınması-
na veya delil tespitine karar verebilir. Hakem veya hakem kurulu, ihti-
yati tedbir kararı vermeyi, uygun bir teminat verilmesine bağlı kılabi-
lir. Mahkeme hakem veya hakem kurulunca verilen tedbir kararının,
geçerli bir tahkim sözleşmesinin var olması kaydıyla taraflardan biri-
nin talebi üzerine icra edilebilirliğine karar verir. Hakem veya hakem
kurulunun ya da taraflarca görevlendirilecek bir başka kişinin zama-
nında veya etkin olarak hareket edemeyecek olduğu hâllerde, taraflar-
dan biri ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurabilir.
Bu hâller mevcut değil ise mahkemeye başvuru, sadece hakem veya
hakem kurulundan alınacak izne veya tarafların bu konudaki yazılı
sözleşmesine dayanılarak yapılır.Tahkim yargılaması öncesi veya tah-
kim yargılaması sırasında taraflardan birinin talebi üzerine mahkeme-
ce verilen ihtiyati tedbir kararı, aksine karar verilmedikçe, hakem veya
hakem kurulu kararının icra edilebilir hâle gelmesiyle ya da davanın
hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi hâlinde kendili-
ğinden ortadan kalkar.Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararı, ha-
kem veya hakem kurulu tarafından değiştirilebilir veya ortadan kaldı-
rılabilir. (HMK m. 414)
HMK’nın sulhe verdiği özel önem sebebiyle tahkimde de sulh ayrı
bir başlık altında düzenlenmiştir. Buna göre tahkim yargılaması sıra-
sında taraflar uyuşmazlık konusunda sulh olurlarsa, tahkim yargıla-
masına son verilir. Tarafların talebi, ahlâka veya kamu düzenine aykırı
değilse ya da tahkime elverişli olan bir konuya ilişkin ise sulh, hakem
kararı olarak tespit edilir.(HMK m.434)
Hakem kararlarına karşı tek bir olağan kanun yolu benimsenmiş
olup
39
, bu da iptal davasıdır. HMK m. 439’a göre hakem kararına karşı
yalnızca iptal davası açılabilir. İptal davası, tahkim yerindeki mahke-
mede açılır; öncelikle ve ivedilikle görülür. Aşağıdaki durumlarda ip-
tal davası açılabilir:
a) Tahkim sözleşmesinin taraflarından birinin ehliyetsiz ya da tah-
kim sözleşmesinin geçersiz olduğu,
39
Önceki düzenleme için bkz. Özbay İbrahim, Hakem Kararlarının Temyizi, Ankara
2004, s. 10 vd.
TBB Dergisi 2011 (96) M. Serhat SARISÖZEN381
b) Hakem veya hakem kurulunun seçiminde, sözleşmede belirlenen
veya bu Kısımda öngörülen usule uyulmadığı,
c) Kararın, tahkim süresi içinde verilmediği,
ç) Hakem veya hakem kurulunun, hukuka aykırı olarak yetkili veya
yetkisiz olduğuna karar verdiği,
d) Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan
bir konuda karar verdiği veya talebin tamamı hakkında karar ver-
mediği ya da yetkisini aştığı,
e) Tahkim yargılamasının, usul açısından sözleşmede veya bu yönde
bir sözleşme bulunmaması hâlinde, bu Kısımda yer alan hüküm-
lere uygun olarak yürütülmediği ve bu durumun kararın esasına
etkili olduğu,
f) Tarafların eşitliği ilkesi ve hukuki dinlenilme hakkına riayet edil-
mediği,
g) Hakem veya hakem kurulu kararına konu uyuşmazlığın Türk hu-
kukuna göre tahkime elverişli olmadığı,
ğ) Kararın kamu düzenine aykırı olduğu
Hakem veya hakem kurulunun, tahkim sözleşmesi dışında kalan
bir konuda karar verdiği iddiasıyla açılan iptal davasında, tahkim söz-
leşmesi kapsamında olan konuların, tahkim sözleşmesi kapsamında
olmayan konulardan ayrılması mümkün olduğu takdirde, hakem ka-
rarının sadece tahkim sözleşmesi kapsamında olmayan konuları içeren
bölümü iptal edilebilir. İptal davası, bir ay içinde açılabilir. Bu süre,
hakem kararının veya tavzih, düzeltme ya da tamamlama kararının
taraflara bildirildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Hakem kararına
karşı iptal davası açılması kararın icrasını durdurmaz. Ancak taraflar-
dan birinin talebi üzerine hükmolunan para veya eşyanın değerini kar-
şılayacak bir teminat gösterilmek şartı ile kararın icrası durdurulabilir.
İptal talebi, davaya bakan mahkeme aksine karar vermedikçe, dosya
üzerinden incelenerek karara bağlanır. İptal davası hakkında verilen
kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabilir. Temyiz incelemesi, bu
maddede yer alan iptal sebepleriyle sınırlı olarak, öncelikle ve ivedilik-
le karara bağlanır. Temyiz, kararın icrasını durdurmaz.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Medeni Usul Hukukumuza Getirdiği Yeni Düzenlemeler382
KAYNAKLAR
Akkan Mine, Medeni Usul Hukukunda Avukatla Temsil Zorunlulu-
ğu, Ankara 2010.
Atalay Oğuz, Medeni Usul Hukukunda Menfi Vakıaların İspatı, İzmir
2001.
Bolayır Nur, Medeni Usul Hukukunda Yetki Sözleşmeleri, İstanbul
2009.
Erişir Evrim, Medeni Usul Hukukunda Taraf Ehliyeti, İzmir 2007.
Erdönmez Güray, Medeni Usul Hukukunda Belgelerin İbrazı Mecbu-
riyeti, İstanbul 2010.
Erturgut Mine, Medeni Usul Hukukunda Elektronik İmzalı Belgelerin
Delil Olarak Değerlendirilmesi, Ankara 2004.
Özbay İbrahim, Grup Davaları, Ankara 2010. (Özbay, Grup Davaları).
Özbay İbrahim, Hakem Kararlarının Temyizi, Ankara 2004. (Özbay,
Temyiz).
Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Asli Müdahale, İstan-
bul 1995. (Özekes, Asli Müdahale).
Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme
Hakkı, Ankara 2003. (Özekes, Hukuki Dinlenilme Hakkı).
Özekes Muhammet, Sorularla Medeni Usul Hukukunda Yeni Kanun
Yolu Sistemi, Ankara 2008. (Özekes, Yeni Kanun Yolu).
Pekcanıtez Hakan/ Atalay Oğuz/ Özekes Muhammet, Medeni Usul
Hukuku, Ankara 2011.
Sungurtekin Özkan Meral, Avrupa Birliği / Avrupa Topluluğu Usul
Hukukuna Giriş, Ankara 2009. (Sungurtekin Özkan, Avrupa Bir-
liği).
Sungurtekin Özkan Meral/ Türkoğlu Özdemir Gökçe, Roma Huku-
kundan Günümüze Medeni Yargılamanın Esasları, Ankara 2008.
Yılmaz Ejder, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdikleri, Nevşe-
hir Barosu, 4.6.2011. (Yılmaz, Getirdikleri).