1
*
Doç. Dr., Yargıtay Üyesi
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NİN
KÜRÜM-TÜRKİYE KARARININ, SÖZLEŞME VE
İÇ HUKUKTAKİ İLGİLİ HÜKÜMLERE GÖRE
DEĞERLENDİRİLMESİ
EVALUATION OF THE KÜRÜM v. TURKEY JUDGMENT OF THE
EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS WITH RESPECT TO THE
RELATED CONVENTION AND NATIONAL PROVISIONS
Ali Rıza ÇINAR
*
Özet: Çalışmamıza konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
(AİHM) Kürüm-Türkiye davası ile ilgili kararı incelenmiştir. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesinin, 3. ve 4. fıkraları
üzerinde durulmuştur. Sözleşme’nin (AİHS) tutuklama ile ilgili hü-
kümlerinin yorumu konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
(AİHM) kararları ışığında bilgi verilmeye çalışılmıştır. Türk Ceza Yar-
gılama Yasası’ndaki düzenlemeler, Anayasamıza ve Sözleşme’ye
(AİHS) göre değerlendirilerek açıklanmıştır. AİHM’nin son yıllarda
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkralarına aykırılık nede-
niyle Türkiye ile ilgili olarak vermiş olduğu kararlar incelenmiştir.
Yargılamada Sözleşme’ye (AİHS) göre, makul süre ile tutuklamada
makul süre ayrımı üzerinde durulmuştur. Sözleşme’nin (AİHS) Türk
hukukundaki yeri incelenmiştir. Türkiye tarafından Sözleşme’nin
(AİHS) onaylanma süreci açıklanmıştır. Ayrıca, Sözleşme’nin
(AİHS) ve Mahkeme’nin (AİHM) iç hukuktaki yeri, Anayasamızdaki
ilgili hükmü gözetilerek değerlendirilmiştir. Çalışmamızın/incele-
memizin sonuç kısmında ise konuyu inceleyerek ayrıntılı olarak yer
verdiğimiz değerlendirme ve önerilerin bir kısmı ana hatlarıyla be-
lirtilmiştir. Kısaca önerimiz, öncelikle, yargılamanın tutuksuz yapıl-
masının, temel ilke olduğu gözetilmelidir. İstisnai olan tutukluluk
koruma önleminin (tedbirinin) cezaya ve kurala dönüşmemesi için
gerekli özen gösterilmelidir. Tutuklama önlemine, olaylara/verile-
re/olgulara ve inandırıcı gerçeklere/açıklamalara dayanarak karar
verilmelidir.
Anahtar Sözcükler: Kişi özgürlüğü, tutuklama, tutuklama ne-
denleri, tutuklamada gerekçe, tutuklulukta makul süre, tutuklama
yerine geçen seçeneklerin değerlendirilmesi, tutuklamaya itiraz
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...42
yolunun etkinliği, tutukluluk süresinin uzun sürmesi nedeniyle taz-
minat istemi, yargılamada makul süre ile tutuklulukta makul süre
ayrımı, Sözleşme’nin (AİHS)’ Türk hukukundaki yeri.
Abstract: The Kürüm v. Turkey judgment of the European
Court of Human Rights (ECtHR) was analyzed in the instant work.
The 3th and 4th paragraphs of the 5th Article of the European
Convention of Human Rights (ECHR) were handled in particular.
Information regarding the interpretation of the pre-trial detention
related provisions of the Convention (ECHR) was provided in light
of the judgments of the European Court of Human Rights (ECtHR).
Regulations in the Turkish Penal Procedural Code were explained
through an evaluation pursuant to the Turkish Constitution and
the Convention (ECHR). The ECtHR judgments with regard to
Turkey, delivered upon the decision of violations of the 3rd, 4th
and 5th paragraphs of the 5th Article of the Convention were
analyzed. The distinction between “reasonable time” under the
right to a fair trial, and the scope of the right to be entitled to trial
within a resonable time under Art. 5 was emphasised. The place
of the Convention (ECHR) under national law was discussed. The
ratification of the Convention (ECHR) by Turkey was elaborated. The
evaluation pertaining to the relevance of the Convention (ECHR)
and the Court (ECtHR) under national law was carried out, taking
the relevant provision of the Turkish Constitution into account. In
the conclusion, the evaluation conducted through an elaborated
analysis of the subject and some recommendations were revisited
and outlined. In short, the suggestion of the study is to pay due
regard, above all, to the fact that the right to be released pending
trial is a fundamental principle. Due diligence must be provided
so that pre-trial detention, which is an exceptional measure, does
not become the rule and a punishment. The decision to detain a
person pending trial must be taken by relying on the facts and by
relying on credible reasons.
Keywords: Personal liberty, pre-trial detention, grounds
for pre-trial detention, the reasoning of the decision to detain
pending trial, reasonable time of detention, evaluation of the
options alternative to detention, the effectiveness of objecting
to detention, claim of compensation relying on the length of
the detendtion period, the distinction between trial within a
reasonable time and detention for a reasonable time, the relevance
of the Convention (ECHR) under Turkish law.
GİRİŞ
Çalışmamıza konu olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kü-
rüm-Türkiye kararında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS)
5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiği belirlenmiştir. Ay-
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR43
rıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’nin (AİHS)
6. maddesinin 1. fıkrasının da ihlal edildiğini kararında açıklamıştır.
Biz de, bu nedenle incelememizi/çalışmamızı/değerlendirme-
lerimizi, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkraları ile ayrıca
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını gözeterek yapacağız.
İç hukukun bu konudaki düzenlemelerini de inceleyerek uygula-
madaki durumları da değerlendirmeye çalışacağız.
İncelememiz/çalışmamız, giriş, beş ana bölüm ve sonuç kısmın-
dan oluşmaktadır.
Birinci bölümde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)
Kürüm-Türkiye davası ile ilgili kararı incelenmiştir. İleride inceleye-
ceğimiz konulara ışık tutması açısından söz konusu kararın tamamı
özetlenerek açıklanmıştır.
İkinci bölümde, öncelikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
(AİHS) 5. maddesinin, 3. ve 4. fıkraları üzerinde durulmuştur.
Sözleşme’nin (AİHS) tutuklama ile ilgili hükümlerinin yorumu konu-
sunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları ışığında
bilgi verilmeye çalışılmıştır.
Ayrıca, tutuklamayla ilgili Türk Ceza Yargılama Yasası’ndaki dü-
zenlemeler, Anayasamıza ve Sözleşme’ye (AİHS) göre değerlendirile-
rek açıklanmıştır.
Üçüncü bölümde, AİHM’nin son yıllarda Sözleşme’nin 5. madde-
sinin 3., 4. ve 5. fıkralarına aykırılık nedeniyle Türkiye ile ilgili olarak
vermiş olduğu kararlar incelenmiştir.
Dördüncü bölümde, yargılamada Sözleşme’ye (AİHS) göre, ma-
kul süre ile tutuklamada makul süre ayrımı üzerinde durulmuştur.
Beşinci bölümde, Sözleşme’nin (AİHS) Türk hukukundaki yeri in-
celenmiştir. Türkiye tarafından onaylanma süreci açıklanmıştır. Ayrı-
ca, Sözleşme’nin (AİHS) ve Mahkeme’nin (AİHM) iç hukuktaki yeri,
Anayasamızdaki ilgili hükmü gözetilerek değerlendirilmiştir.
Çalışmamızın/incelememizin sonuç kısmında ise konuyu incele-
yerek ayrıntılı olarak yer verdiğimiz değerlendirme ve önerilerin bir
kısmı ana hatlarıyla belirtilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...44
1
*
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kürüm-Türkiye (Başvuru No.
56493/07) kararının, İngilizce olarak hazırlanmış metni ile T.C. Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılan
Türkçe tercümesinden kaynak olarak yararlanılmıştır.
I. AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ
DAİRESİ’NİN 26 OCAK 2010 TARİHİNDE VERDİĞİ “KÜRÜM
-TÜRKİYE” DAVASI KARARI
*
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından verilen ve
Türkiye için önemi bulunan Kürüm–Türkiye davası kararında, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. maddesinin 3., 4., 5. fıkraları ile
6. maddesinin 1. fıkrasının ihlali saptanırken bu madde ve fıkralarla
ilgili önemli ilkeler belirlenmiştir.
Bu çalışmada, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, kapsamlı
bir şekilde özetlenerek, Mahkeme’nin, tutuklamayı ele alış biçimi ve
kararın gerekçeleri orijinal metindeki inceleme yöntemine bağlı kalı-
narak açıklanmıştır.
USUL
Bu dava, Kazım Kürüm (“başvuran”) adlı T.C. vatandaşı tarafın-
dan Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 12 Aralık 2007 tarihinde, İnsan
Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin
(“Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS”) 34. maddesi uyarınca yapı-
lan 56493/07 numaralı başvurudan kaynaklanmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülen bu dava-
da: Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinalı, Y.Başaran
ve F.A. Tamer tarafından; Türk Hükümeti ise, kendi Ajanıyla temsil
edilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1964 doğumludur ve halen Edirne Cezaevi’nde tutuklu
bulunmaktadır.
İstanbul’da 27 Mart 1997 tarihinde, yasadışı bir örgüte yönelik
operasyonlar çerçevesinde başvuran yakalanmış ve gözaltına alınmış-
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR45
tır. Yetkili yargıç tarafından, 1 Nisan 1997 tarihinde, başvuranın tu-
tuklanmasına karar verilmiştir. Başvuran hakkında, özellikle Tür-
kiye Cumhuriyeti’nin anayasal düzenini cebren yıkmaya kalkışmak
suçundan kamu davası açılmıştır. Başvuran, yargılandığı ilk derece
Ağır Ceza Mahkemesi’nce 19 Aralık 2002 tarihinde, ağırlaştırılmış
müebbet hapis cezasına mahkum edilmiştir. Yargıtay yapmış olduğu
temyiz incelemesi sonunda, 16 Eylül 2003 tarihinde, bu kararı bozarak
dosyayı ilk derece mahkemesine göndermiştir. Dosyadaki bilgi ve bel-
gelere göre, şikayetçi (başvuran) AİHM’ye başvurduğu ve Mahkeme-
ce karar verildiği sırada, halen ilk derece mahkemesince söz konusu
dava ile ilgili yargılamanın tutuklu olarak devam ettiği belirlenmiştir.
Yakalanmasından itibaren, adli makamlar, başvuranın yinelenen
serbest bırakılma istemlerini (taleplerini) her defasında reddetmiştir.
Ayrıca düzenli olarak, “atılı suçun niteliği ve değerlendirilmesi”, “kanıtla-
rın durumu” ve “dosyanın içeriği” gibi neredeyse aynı gerekçeleri temel
alarak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
Dosyadaki bilgiye göre, başvuran, 18 Haziran 2007 tarihinde,
tutukluluk halinin devamı kararına itiraz etmiştir. Buna karşın, 25
Temmuz 2007 tarihinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konu-
su istemi (talebi) reddetmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 5/3, 5/4 ve 5/5 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİA-
SI HAKKINDA
Başvuran, AİHS’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkralarına yollama-
da/göndermede (atıfta) bulunarak, tutukluluk süresinden ve bir yan-
dan, tutukluluğunun yasallığına itiraz etmek için, diğer yandan ise
yasalara aykırı olarak tutuklandığı iddiası nedeniyle tazminat elde
edebilmek için etkili başvuru yoluna sahip olamamaktan şikayetçidir.
A. Kabul Edilebilirliğe İlişkin
AİHS’nin 5/4. maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili
olarak, Hükümet, tutukluluk halinin devamı kararlarına karşı baş-
vuranın itirazda bulunmadığını belirterek iç hukuk yollarının tüke-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...46
tilmediğini savunmaktadır. AİHS’nin 5/5. maddesi kapsamında yapı-
lan şikayet ile ilgili olarak, Hükümet, başvuranın, 1 Haziran 2005
tarihinde yürürlüğe giren Ceza Yargılama Yasası’nın 141. ve izle-
yen maddeleri uyarınca ulusal mahkemeler önünde tazminat davası
açması gerektiğini belirtmektedir.
İlk itiraz ile ilgili olarak, dava koşulları göz önüne alındığında,
AİHM, dayanaktan yoksun olması nedeniyle Hükümet’in itirazını
kabul edemeyecektir. Ceza Yargılama Yasası’nın 141. ve izleyen
maddeleri uyarınca tazminat davası açmaması kapsamında yapı-
lan itiraz ile ilgili olarak, AİHM, söz konusu şikâyetin AİHS’nin 5/5.
maddesi kapsamında başvuran tarafından ifade edilen şikayetin esası
ile sıkı sıkıya bağlı olduğu kanısındadır. Bu nedenle incelemenin da-
vanın esasına eklenmesine karar vermektedir.
Söz konusu şikâyetlerin hiçbirisinin kabul edilemezlik öğesi (un-
suru) içermediğini saptayan/belirleyen AİHM, şikâyetlerin kabul edi-
lebilir olduğunu açıklamıştır.
B. Esas
1. AİHS’nin 5/3. ve 5/4. Maddesi
Hükümet, davanın karmaşıklığı, kanıtların durumu, başvuranın
terör örgütü ile olan ilişkisi ile adalete engel olma, suçun tekrarı ve
firar tehlikesinin başvuranın tutukluluk halinin devamını haklı kıldı-
ğını savunmaktadır.
Başvuran ise, hem Hükümet’in ileri sürdüğü söz konusu nedenle-
re itiraz eder ve hem de iddialarını yineler.
AİHS’nin 5/3. maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili ola-
rak, AİHM, çok sayıda ve aralıksız tutukluluk süresinin belirlenme-
si ile ilgili yerleşik içtihadı göz önüne aldığında, işbu kararın kabul
edildiği tarihte başvuranın on iki yıldan fazla bir süreyi tutuklu geçir-
diğini tespit etmektedir
1
. AİHM, benzer davaları incelediğini ve bir-
çok kez AİHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna ulaştığını
1
Bkz, Baltacı-Türkiye, başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006 ve Solmaz-Türkiye,
başvuru no: 27561/02
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR47
anımsatmaktadır
2
. Söz konusu davanın ulusal makamlara yüklediği
güçlükleri kabul eden AİHM, yine de yerleşik içtihadı ışığında, bu so-
mut (mevcut) davada da aynı sonuca ulaşmıştır. Dolayısıyla AİHS’nin
5/3. maddesinin ihlal edildiği, Mahkemece (AİHM) kabul edilmiştir.
AİHS’nin 5/4. maddesi kapsamında yapılan şikayet ile ilgili
olarak, Hükümet, tutukluluk halinin yasallığının (meşruluğunun)
denetimi için öngörülen itiraz yolunun etkililiğini yinelemektedir. Bu
bağlamda, AİHM, geçmişte çok sayıdaki benzer davada, ceza mah-
kemelerinin tutukluluk halinin devamına karar verme koşullarının
somut (mevcut) davada olduğu gibi, basmakalıp gerekçelere da-
yandırılmasının, AİHS’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna
ulaşmak için ve aynı zamanda böyle gerekçelerle mücadele etmek
amacıyla kullanılacak itiraz yolunun başarılı olma olasılıklarından
(ihtimallerinden) şüphe duymak için önemli unsurlardan biri ol-
duğunu hatırlatmaktadır
3
. Nitekim birçok kez AİHM, söz konusu
yargılamanın; adli bir nitelik taşımadığına, özgürlükten yoksun bı-
rakmada kabul edilen usul güvencelerini (teminatlarını) sunmadı-
ğına ve AİHS’nin 5/4. maddesinin gereklerini yerine getirmediğine
hükmetmiştir. AİHM, özellikle, söz konusu yargılamanın; “çekişmeli
olması” ve her durumda, iddia makamı ile sanık arasında “silahların
eşitliği” ilkesinin temin edilmiş olması gerektiğini belirtmektedir.
Dolayısıyla, kamuya açık görüşülmesi gereken söz konusu yargıla-
maya başvuranın ya da avukatının etkili katılımlarının sağlanmış ol-
ması gerekirdi
4
. AİHM, işbu davada farklı bir sonuca ulaşmak için
hiçbir neden göremediğinden AİHS’nin 5/4. maddesinin ihlal edildi-
ği sonucuna ulaşmıştır.
2. AİHS’nin 5/5. Maddesi
Mahkeme (AİHM), Sözleşme’nin (AİHS) 5. maddesinin 1., 2.,
3. veya 4. paragraflarına aykırı olarak gerçekleştirilen özgürlükten
yoksun bırakma nedeniyle tazminat talep edilebildiği durumda,
2
Bkz, diğerleri arasından, Dereci-Türkiye, başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005
ve Taciroğlu-Türkiye, başvuru no: 25324/02, 2 Şubat 2006
3
Koşti ve diğerleri-Türkiye, başvuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007
4
Bkz, Bağrıyanık-Türkiye, başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007, Cahit Demirel-
Türkiye, başvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...48
Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. paragrafına uyulmuş olacağını anım-
satmaktadır
5
. Bu nedenle AİHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafında ifa-
de edilen tazminat hakkı, ulusal makam ya da Sözleşme (AİHS) ku-
rumları tarafından ortaya konan söz konusu paragraflardan birinin
ihlal edildiğini varsaymaktadır
6
.
Somut davada, söz konusu tutukluluğun “makul süre” sınırını aş-
ması ve yasallığına (meşruluğuna) itiraz etmek için etkili iç hukuk
yolunun bulunmaması nedeniyle AİHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. pa-
ragraflarının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca başvuranın
uğradığı zarar için tazminat talep etme olanağının (imkanının) bulu-
nup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Hükümet tarafından atıfta bulunulan başvuru yolu ile ilgi-
li olarak, AİHM, yeni Ceza Yargılama Yasası’nın142. maddesinin,
tutuklanmasına hükmedilen ve makul bir sürede hakkında karar
verilmeyen bir kimseye ancak hakkında açılan dava hakkında veri-
len sonkararın/hükmün kesinleşmesinden sonra tazminat istemiyle
(talebiyle) yetkili mahkemeye başvuruda bulunma olanağı tanıdı-
ğını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, tazminat davasının, iç hukuk-
ta sonkararın/hükmün verilmesinin ardından ancak kabul edilebilir
nitelikte olmasından dolayı, söz konusu hüküm (CYY.m.142), yasa-
ya aykırı olarak tutuklu bulunduğu kanısında bulunan bir kimsenin
(sanığın) hakkında devam eden yargılama süresince tazminat davası
açma olanağı (imkanı) sağlamamaktadır
7
. Somut olayda (başvuruda),
davanın halen ulusal mahkemeler önünde derdest olması nedeniyle,
AİHM, AİHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragraflarına aykırı olarak
tutuklu bulunmasına rağmen halihazırda başvuranın Ceza Yargıla-
ma Yasası’nın 141 ve 142. maddeleri uyarınca dava açma olanağına
(imkanına) sahip olmadığını belirtmektedir.
Sonuç olarak işbu dava koşullarında, AİHM, yeni Ceza Yargı-
lama Yasası ile öngörülen başvuru yolunun, yasalara aykırı olarak
tutuklu tutulma nedeniyle tazminat elde etme hakkının gereklerini
5
JVassink-Hollanda, 27 Eylül 1990
6
N.C.-ltalya, başvuru no: 24952/94
7
Bkz, Mutatis, Mutandis, Tünce ve diğerleri-Türkiye, başvuru numaraları: 2422/06,
3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/08, 3719/08, 3724/08, 3725/08,
3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08, 3737/08, 3739/08,
3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR49
karşılamadığı kanısındadır. AİHM, Hükümet’in ön itirazını reddet-
mektedir ve somut davada AİHS’nin 5/5. maddesinin ihlal edildi-
ği sonucuna ulaşmaktadır.
II. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran, yargılama süresinin, AİHS’nin 6/1 maddesi ile öngö-
rüldüğü şekli ile “makul süre” ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir.
Hükümet, ihtilaflı yargılamanın ulusal mahkemeler önünde ha-
len derdest olmasından dolayı söz konusu şikayetin zamanından
önce yapıldığı gerekçesi ile iç hukuk yollarının tüketilmediğini
savunmaktadır.
AİHM, süresinin çok uzun olmasından şikayet edilen bir yargıla-
manın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağın-
dan söz konusu itirazın ceza davasının süresinin uzunluğuna ilişkin
şikayetin niteliği ile bağdaşmadığı kanısındadır
8
. Bu nedenle AİHM,
Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe
ilişkin hiçbir öğe (unsur) tespit edemeyen AİHM, başvuruları kabul
edilebilir bulduğunu açıklamıştır.
Esas ile ilgili olarak, Hükümet, davanın karmaşıklığına, ilgili-
ye karşı yapılan suçlamaların niteliğine ve atılı olayların ciddiyetine
oranla ve mevcut davada söz konusu olan organize suça özgü güçlük-
ler göz önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olma-
dığı değerlendirilmesinde bulunulamayacağını savunmaktadır.
Ayrıca, Hükümet’e göre, söz konusu yargılamanın seyrinde ulusal
makamlar hiçbir ihmalle suçlanamaz.
Başvuran, Hükümet’in ileri sürdüğü söz konusu nedenleri kabul
etmeyerek itiraz etmektedir.
AİHM, dikkate alınacak dönemin, 27 Mart 1997 tarihinde baş-
vuranın yakalanması ile başladığını ve henüz sona ermediğini göz-
lemlemektedir. İşbu kararın kabul edildiği tarihte, söz konusu yargı-
lama, iki dereceli yargıda incelenen tek bir dava için on iki yıl dokuz
aydan fazla sürmüştür.
8
Bkz, Erhun-Türkiye, başvuru numaraları: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...50
AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşulla-
rına göre ve başta davanın karmaşıklığı olmak üzere Mahkeme’nin
(AİHM) içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve
yetkili makamların (mercilerin) tutumları dikkate alınarak değerlen-
dirildiğini anımsatmaktadır
9
(hatırlatmaktadır).
AİHM, defalarca, bu somut (mevcut) davadakine benzer so-
runları ortaya koyan davaları incelemiş ve AİHS’nin 6/1. maddesi-
nin ihlal edildiğini tespit etmiştir
10
.
AİHM, değerlendirilmesine sunulan bilgi ve belgelerin tamamı-
nı incelemesinin ardından, Hükümet’in bu somut (mevcut) davada
farklı bir sonuca ulaşmak için ikna edici hiçbir tespit ve yeni bir neden
sunmadığı kanısına varmıştır. Konuya ilişkin içtihadını göz önüne
alan AİHM, somut (mevcut) davada, yargılama süresinin çok uzun
olduğu ve “makul sürede yargılanma hakkının” gerekliliğini karşılama-
dığı kanısındadır.
Sonuç olarak, AİHM, açıklanan nedenlerle bu davada AİHS’nin
6/1. maddesinin ihlal edilmiş olduğunu, kararında belirtmiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, 37.500 Euro maddi tazminat ve 37.500 Euro manevi
tazminat ile ayrıca AİHM önünde yapmış olduğu yargılama giderleri
için ise, 5.500 Euro isteminde bulunmuştur. Belge olarak başvuranın
avukatlarından biri, başvurunun hazırlanması ve yargılamanın deva-
mı için geçen çalışma saatleri ile posta ve çeviri masraflarını gösteren
ayrıntılı bir döküm sunmuştur.
Hükümet ise, söz konusu miktarlara itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi tazminat arasında
bir nedensellik (illiyet) bağı göremediği için söz konusu istemi (talebi)
reddeder. Buna karşın, AİHS’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. paragraf-
ları ile AİHS’nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği tespitini göz önüne
alan AİHM, başvuranın belli bir manevi zarara uğradığı kanısındadır.
AİHM, hakkaniyete uygun olarak, başvurana 14.400 Euro manevi taz-
9
Pelissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94
10
Bkz. sözü edilen Pelissier ve Sassi
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR51
minat ödenmesine, ayrıca yargılama giderleri ile ilgili olarak ise, sunu-
lan belgeleri göz önüne alarak 1.000 Euro ödenmesine hükmetmiştir.
AİHM, söz konusu miktarlara, Avrupa Merkez Bankası’nın mar-
jinal kredi kolaylıklarına uygulanan orana üç puanlık bir artış eklene-
rek belirlenen gecikme faizi uygulanmasına da hükmeder.
Ayrıca, on iki yıl dokuz aydan fazla bir süredir ulusal mahkemeler
önünde dava halen devam etmekte (derdest) olduğundan ve başvura-
nın tutuklu bulunmasından dolayı AİHM, bu somut (mevcut) davada,
tespit edilen ihlali gidermek için en uygun yolun; adaletin yerine geti-
rilmesi gerekliliğini gözeterek söz konusu yargılamanın ivedilikle so-
nuçlanması ya da AİHS’nin 5/3. maddesinin öngördüğü şekli ile yargı-
lama sırasında başvuranın serbest bırakılması olacağı kanısındadır.
Yukarıda açıklanan bu gerekçelere dayalı olarak, AİHM, oybir-
liğiyle
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. AİHS’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. paragraflarının ihlal edildiğine,
3. Yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle AİHS’nin 6/1. madde-
sinin ihlal edildiğine,
4. a) AİHS’nin 44/2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği ta-
rihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerin-
den Türk Lirası’na çevrilmek üzere Savunmacı Devlet tarafından,
başvurana aşağıdaki miktarların ödenmesine,
— her türlü vergiden muaf tutularak, 14.400 Euro (on dört bin
dört yüz Euro) manevi tazminat
— her türlü vergiden muaf 1000 Euro (bin Euro) yargılama masraf
ve gideri
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme -
nin yapılmasına kadar Hükümet tarafından, Avrupa Merkez
Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazla-
sına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
5. Adli tatmine ilişkin diğer tüm istemlerin (taleplerin) reddine ,
karar vermiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...52
II. KARARIN SÖZLEŞME VE İÇ HUKUKTAKİ İLGİLİ HÜKÜM -
LERE GÖRE DEĞERLENDİRİLMESİ
Söz konusu kararda, AİHS’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkralarının
ihlal edildiği belirlenmiştir. Ayrıca Mahkeme (AİHM), Sözleşme’nin
(AİHS) 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini kararında açıklamış-
tır.
Biz de, bu nedenle incelememizi/çalışmamızı/değerlendirme-
lerimizi, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3., 4. ve 5. fıkraları ile ayrıca
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını gözeterek yapacağız.
İç hukukta bu konudaki düzenlemeleri de inceleyerek uygulama-
daki durumları da değerlendirmeye çalışacağız.
1. Sözleşme’nin 5. Maddesi ve Tutuklama ile İlgili Genel Bilgiler
Sözleşme’nin 5. maddesinde kişi “özgürlüğü” ve “güvenliği” kav-
ramlarına yer verilmiştir. Daha doğrusu bu maddede “kişi özgürlüğü
ve güvenliği” hakkı düzenlenmiştir.
Sözleşme’de “özgürlük” ve “güvenlik hakkı” kavramlarına yer veril-
mişse de “kişinin güvenliği” fiziksel özgürlük bağlamında algılanma-
lı, farklı çerçevelerde değerlendirilmemelidir. AİHM “kişi özgürlüğü”
kavramını yorumlarken ve açıklık getirirken “kişi güvenliği” kavramı-
na yer vermektedir
11
. Mahkeme (AİHM), Sözleşme’nin 5. maddesinin
ihlal edilip edilmediği incelemesini genelde, “kişi özgürlüğü” kavramı-
na göre yapmaktadır.
Bu nedenle “kişi güvenliği” kavramının “kişi özgürlüğü” kavramın-
dan bağımsız ve ayrı bir anlamı bulunmamaktadır
12
.
Sözleşme’nin 5. maddesinde, kişi özgürlüğünün keyfi sınırla-
malara karşı korunmasının düzenlendiği görülmektedir. Maddede
kişi özgürlüğünün hukuka uygun olarak kısıtlanabileceği durumlar
sayılarak gösterilmiştir
13
. Hiç kimsenin keyfi bir biçimde kişi özgür-
11
Macovei, Monica., Kişinin Özgürlük ve Güvenlik Hakkı (İnsan Hakları El Kitabı,
No.5) Birinci Baskı, Strazburg 2002, s.6
12
Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sancakdar, Oğuz/Önok, Rifat Murat.,
İnsan Hakları El Kitabı, 3. Baskı, Ankara 2010, s.167
13
“Madde 5 Özgürlük ve güvenlik hakkı
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR53
lüğünden yoksun bırakılmamasını güvence altına alan Sözleşme’nin
5. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, kişi özgürlüğünün ayrıksı (istis-
nai) olarak hukuka uygun biçimde kısıtlanabileceği durumlar dar
yorumlanmalıdır. Aksi halde, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkra-
sının amacına aykırı düşer
14
. Bu nedenlerden biri ise kişinin tutuk-
lanmasıdır.
Mahkemeye göre, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasındaki hu-
kukun öngördüğü bir usule uygun tutuklama (tutma) deyimi, iç hu-
kuktaki usule göndermede bulunmakta ve bu iç hukukta öngörülen
usule uygun davranmayı öngörmektedir
15
. Ancak, iç hukuktaki usu-
lün de Sözleşme’nin 5. maddesinin amacına uygun olması gerekmek-
tedir. Buradaki usul kavramı, bir kimseyi özgürlüğünden yoksun bı-
rakan bir işlem için yetkili makamlar tarafından verilmiş bir kararın
bulunmasını, bu kararın yetkili kişilerce uygulanmış olmasını ve işle-
min keyfi olmamasını gerektirir.
Mahkeme, olayda, iç hukukta öngörülen usule uygunluk bulunup
bulunmadığını inceleme yetkisine sahiptir. Çünkü burada Sözleşme,
doğrudan iç hukuka göndermede bulunmaktadır.
1.
Herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Aşağıda belirtilen haller
ve yasada belirlenen yollar dışında hiç kimse özgürlüğünden yoksun kılınamaz.
a)
Kişinin yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun
olarak hapsedilmesi;
b)
Bir mahkeme tarafından yasaya uygun olarak verilen bir karara riayetsizlikten
dolayı veya yasanın koyduğu bir yükümlülüğün yerine getirilmesini sağlamak
için bir kimsenin usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;
c)
Suç işlediği hakkında geçerli şüphe bulunan veya suç işlemesine ya da suçu
işledikten sonra kaçmasına engel olmak zorunluluğu inancını doğuran
makul nedenlerin bulunması dolayısıyla, bir kimsenin yetkili merci önüne
çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
d)
Bir küçüğün gözetim altında eğitimi için usulüne uygun olarak verilmiş bir
karar gereği tutulması veya yetkili merci önüne çıkarılmak üzere usulüne
uygun olarak tutulması;
e)
Bulaşıcı hastalık yayabilecek bir kimsenin, bir akıl hastasının, bir alkoliğin,
uyuşturucu madde bağımlısı bir kişinin veya bir serserinin usulüne uygun
olarak tutulması;
f)
Bir kişinin usulüne aykırı surette ülkeye girmekten alıkonması veya kendisi
hakkında sınır dışı etme ya da geri verme işleminin yürütülmekte olması
nedeniyle usulüne uygun olarak yakalanması veya tutulması;”
14
Bkz. Wınterwerp-Hollanda., 0035.24.10.1979, 6301/73 (Doğru, Osman., İnsan
Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları c.I (T.C.Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi
Başkanlığı), 2. Bası, Ankara 2003, s.332)
15
Bkz. Wınterwerp-Hollanda için, Doğru., s.333
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...54
Buradaki “hukuk” sözcüğü iç hukukun hem maddi ve hem de usul
hükümlerini kapsamaktadır. Bu nedenle bend içindeki “hukuk” sözcü-
ğü ile 5. maddesinin 1. fıkrasının başındaki “hukukun öngördüğü usul”
terimleri arasında belirli bir örtüşme vardır. Gerçekten de bu iki ifade,
hukukun üstünlüğüne bağlı demokratik bir toplumda, keyfi olan her-
hangi bir tutuklamanın (tutmanın) hiçbir zaman hukuka uygun sayı-
lamayacağını vurgulamaktadır
16
.
2. Türk Hukukunda Tutuklama
Tutuklamaya ilişkin düzenlemeye hem Anayasamızda (m.19) hem
de Ceza Yargılama Yasamızda yer verilmiştir (m.100 vd.) Tutuklama,
şüpheli ya da sanığın suçluluğu hakkında kesin karar verilmeden önce,
yasada belirtilen koşulların bulunması durumunda yargıç kararıyla
özgürlüğünün kısıtlanarak tutukevi denilen yere konmasına denir
17
.
Tutuklama kişi özgürlüğünü en ağır biçimde sınırlandıran bir ko-
ruma önlemidir (tedbiridir). Bu nedenle, tutuklamaya ancak yargıç ya
da mahkeme karar verebilir. Türk hukukunda yargıç ya da mahkeme
dışında başka bir makam ya da kişi tutuklama kararı veremez (Any.
m. 19/4; CYY. m. 101)
Tutuklamanın zorunlu durumlarda başvurulan bir önlem (tedbir)
olduğu Anayasamızın 19. maddesinin 3. fıkrasında da açıkça belirtil-
miştir.
Tutuklama ağır bir önlem olduğu için zorunlu durumlarda başvu-
rulmalıdır. Koruma önlemleri içerisinde en ağırı tutuklamadır
18
.
Bu nedenle, tutuklamanın amaçlarına başka önlemlerin uygulan-
ması ile ulaşılabilecek durumlarda, tutuklama önlemine başvurulma-
malıdır.
16
Doğru., s.332
17
Öztürk, Bahri/Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sırma, Özge/Saygılar,
Yasemin F./Alan, Esra., Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2009, s.400; Yurtcan,
Erdener., Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Bası, İstanbul 2007, s.321; Centel, Nur/
Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, İstanbul 2010, s.337; Kunter,
Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe., Muhakeme Hukuku Dalı Olarak
Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, İstanbul 2008, s.861
18
Soyaslan, Doğan., Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, Ankara 2007, s.308
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR55
Tutuklama ihtiyari bir koruma önlemidir (tedbiridir). Tutuklama
koşulları gerçekleşmiş olsa dahi tutuklama zorunluluğu (mecburi-
yeti) yoktur. Takdir yetkisi, yargıca ya da mahkemeye bırakılmıştır.
Türk Anayasası ve Ceza Yargılama Yasası’nda, tutuklama koşulları
sayıldıktan sonra, kişilerin tutuklanabilecekleri belirtilmiş, yargıcın
ya da mahkemenin mutlaka tutuklama kararı vereceği açıklanmamış-
tır. Gerek Anayasa’da gerekse Ceza Yargılama Yasası’nda tutuklama
koşulları sayıldıktan sonra, “kişiler (…) tutuklanabilir” (Any.m.19/4),
“şüpheli ya da sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir” (CYY. m.100/1)
kavramına yer verilmiştir. Yargıcın mutlaka tutuklama kararı vereceği
açıklanmamıştır.
Bu nedenle tutuklama koşulları bulunsa dahi tutuklama kararı ve-
rip vermeme konusunda takdir yetkisi yargıç ya da mahkemeye aittir.
Tutuklama, istisnai bir önlemdir.Tutuklama zorunluluğu yoktur.
Tutuklama kararı verilebilmesi için, üç koşulun gerçekleşmesi ge-
rekir
19
.
Tutuklamanın iki maddi koşulu bulunmaktadır. Tutuklamanın
birinci koşulu kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bu-
lunmasıdır (CYY.m.100/1). Başka bir deyişle Yasa, “güçlü suç kuşkusu-
nun varlığını gösteren olaylardan” söz ediyor.
İkinci koşulu, yasada gösterilen tutuklama nedenlerinden birinin
gerçekleşmesidir. Şüpheli ya da sanığın suçluluğu konusunda olguya
daha doğrusu olaya dayanan güçlü (kuvvetli) kuşkunun (şüphenin) bu-
lunması tutuklanması için yeterli bulunmamaktadır. Kişinin, suçluluğu
konusunda duyulan güçlü (kuvvetli) kuşkunun (şüphenin) yanında tu-
tuklama nedenlerinden birinin de bulunup bulunmadığı aranmalıdır.
Ceza Yargılama Yasası’nda bu nedenler sayılarak belirlenmiştir
(m.100/2). Birincisi, şüpheli ya da sanığın kaçması, saklanması veya
kaçacağı kuşkusunu (şüphesini) uyandıran somut olayların (olgula-
rın) varlığı. İkincisi ise, şüpheli ya da sanığın davranışlarıyla kanıtları
(delilleri) yok edeceğine, gizleyeceğine, değiştireceğine ya da tanık,
mağdur ve başkaları üzerinde baskı girişiminde bulunacağına dair
güçlü (kuvvetli) kuşku (şüphe) uyandırması gereklidir.
19
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu., s.861-873, no.50.1, 2, 3
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...56
Tutuklamanın üçüncü koşulu ise, ölçülülük/orantılılık olup, işin
önemiyle, verilmesi beklenen ceza ya da güvenlik önlemiyle (tedbiriy-
le) ölçülü (orantılı) olması gerekir (CYY. m.100/1).
Ceza Yargılama Yasası’nın 100/3. maddesinde, katalog halinde
sayılan bazı suçların işlendiğine ya da işlenmesine kalkışıldığına (te-
şebbüs edildiğine) ilişkin olaya (olguya) dayalı güçlü (kuvvetli) kuşku
(şüphe) söz konusu olduğunda, “bir tutuklama nedeni var sayılabilir” de-
nilmektedir. Öğretide, bu düzenlemenin yerinde olmadığı haklı olarak
ileri sürülmektedir
20
.
Dikkat edilecek olursa yasada; “tutuklama nedeni varsayılır” ya da
“varsayılmak gerekir” demiyor, bunların yerine “var sayılabilir” ifadesi
kullanılmasına karşın, uygulamada, yasal karine öngörülen katalog
suçlarında, tutuklamanın zorunlu olduğu yanlış anlayışının yerleştiği
görülmektedir
21
.
Halbuki yasa, bu suçların işlenmesi konusunda güçlü (kuvvetli)
kuşkunun (şüphenin) varlığı durumunda tutuklama nedenlerinin var-
sayılabileceğini, ancak varsayılmak zorunda olmadığını belirtmekte-
dir
22
. Böylece bu suçlarda tutuklamaya karar verecek olan yargıç ya da
mahkemenin takdirini ön plana çıkarmaktadır.
Kanımızca, işlendiği iddia edilen suçun cezasının ağırlığı ya da ni-
teliği tek başına şüpheli ya da sanığın kaçacak olduğunu veya kanıtları
(delilleri) karartabileceğini göstermez
23
. Bu nedenle, kaçma ve kanıt-
ları karartma karinelerinin yasada bulunması yerinde bir düzenleme
değildir
24
.
Yasadaki bu düzenleme, uygulamada, bu tür suçların işlenmesi
durumunda, otomatik tutuklama kararı verilmesine neden olmakta-
20
Özbek, Veli Özer., Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s.277 vd.; Yıldız, Ali
Kemal., “Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Adli Kontrol” Risk Altındaki
Global Dünya Toplumu ve Ceza Hukuku, İstanbul 2011, (Hazırlayan Feridun
Yenisey/Ulrich Sieber (eds), Bahçeşehir Üniversitesi Yayını) s. 645-650 (s. 631-697)
21
Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan., s.409; Centel/Zafer., 7. Bası,
s.341; Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi Tutuklama Raporu, Ankara
2010, s.29-32
22
Ünver, Yener/Hakeri, Hakan., Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Baskı, Ankara 2010,
s.356
23
Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan., s.409
24
Centel/Zafer., 7. Bası, s.341
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR57
dır. Yasada sayılan bu tür suçlarda bile yargıç ya da mahkeme, tu-
tuklama nedeninin var olup olmadığını araştırmalıdır. Tutuklama, bir
koruma önlemi (tedbiri) olup ön ceza değildir. Şüpheli ya da sanığın
muhtemel cezasının peşinen çektirilmesi, tutuklamanın niteliğine ay-
kırı olduğu gibi, hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmaz.
Koruma önlemi (tedbiri) olan tutuklamanın Ceza Yargılama
Yasası’nın 100/3. maddesindeki suçlarda otomatik olarak tutuklama
kararı verilerek cezanın hükümlük kararından önce peşinen çektiril-
mesine yol açmaması için söz konusu bu suçlarda da yasada belirtilen
tutuklama nedenlerinin araştırılması zorunlu olmalıdır. Bu nedenle bu
hüküm yeniden düzenlenmelidir.
Ceza Yargılama Yasası’nın 100/3. maddesinde sayılan suçların iş-
lendiğine dair güçlü (kuvvetli) kuşkunun (şüphenin) varlığını göste-
ren olaylar (olgular), tutuklama nedenlerinin varsayılması için, yeterli
sayılmasına ilişkin düzenleme kaldırılmadığı takdirde, Sözleşme’nin
(AİHS) 5/3. maddesinin ihlali nedeniyle Türkiye tazminat ödemeye
devam edecektir.
3. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 3. Fıkrasında Güvence Altına
Alınan Haklar
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası hükmü şu şekildedir:
“Bu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarınca yakalanan
veya tutulan herkes hemen bir yargıç veya adli görev yapmaya yasayla yetkili
kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılmalıdır; kişinin makul bir süre içinde
yargılanmaya veya adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya hakkı var-
dır. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazır bulunmasını sağlayacak bir temi-
nata bağlanabilir.”
Bu düzenlemeye göre, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında
kişi özgürlüğü ile ilgili iki hakkın güvence altına alındığı görülmek-
tedir.
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında düzenlenen birinci hak,
yakalanan ya da tutuklanan kişinin hemen/derhal bir yargıç önüne/
huzuruna çıkarılma hakkıdır.
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer verilen ikinci hak ise;
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...58
“Geçici tutukluluk ve makul bir süre içinde yargılanma ya da adli kovuştur-
ma sırasında serbest bırakılma (tutuksuz yargılanma ) hakkı”dır.
Bizim incelememize konu Kürüm-Türkiye kararında, Mahkeme
(AİHM), Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “tutukluluk
süresinin” uzun sürmesi ile ilgili bir ihlal kararı verdiği için söz konusu
madde ve fıkrada güvence altına alınan ikinci hak çerçevesinde konu-
yu ele alarak açıklamalarda bulunacağız. Daha doğrusu Sözleşme’nin
5. maddesinin 3. fıkrasında birinci hak olarak yer verilen, yakalanan ya
da tutuklanan bir kişinin “hemen” bir yargıç önüne/huzuruna çıkarıl-
ma hakkı inceleme konumuz dışındadır.
a. Sözleşme çerçevesinde “geçici tutukluluk/tutukluluk duru-
munun makul süre ile sınırlanması” olarak değerlendirilecek süre-
nin belirlenmesi
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasındaki hükme göre, tutukla-
nan kişinin “makul bir süre içinde yargılanma yahut yargılama sırasında
serbest bırakılma hakkı” bulunmaktadır
25
. Böylece, tutuklama, ceza yar-
gılamasında ayrıksı (istisnai) olarak başvurulabilecek bir önlem (ted-
bir) olarak öngörülmektedir.
Ayrıca tutukluluk durumu (hali) “makul süre” ile sınırlandırılmıştır.
Bu nedenle bu tür tutuklamaya “geçici tutukluluk” önlemi diyebiliriz.
Sözleşme çerçevesinde “geçici tutukluluk” ya da “makul süre” ola-
rak değerlendirilecek sürenin belirlenmesinde, Mahkeme (AİHM),
göz önünde tutulacak sürenin, kişinin özgürlüğünden fiilen yoksun
bırakıldığı andan başlayacağını Müller-Fransa davası kararında açıkça
belirtmiştir
26
. Mahkemeye göre somut davada, sürenin başlangıç tari-
hinin, yargıcın tutuklama kararı verdiği tarih değil, başvuru sahibinin
kolluk (polis) tarafından gözaltına alındığı 13 Aralık 1988 tarihidir. Bu
sürenin değerlendirilmesinde göz önünde tutulacak zaman diliminin
sonu ise, şüphelinin/sanığın fiilen serbest bırakıldığı ya da, yargılama
sırasında tutukluluk hali devam etmiş ise, ilk derece mahkemesinin
25
Gözübüyük, A.Şeref/Gölcüklü, Feyyaz., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve
Uygulaması, 8. Bası, Ankara 2009, s.238
26
Müller-Fransa., 17.3.1997, Başvuru No. 21802/92, Par.34 (Bkz. Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler., Avrupa Konseyi Yayını, Ankara
2007, s.162)
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR59
hükümlülük (mahkumiyet) kararının tebliği tarihidir
27
. Mahkeme iç-
tihadına göre, hükümlülük (mahkumiyet) kararının verildiği tarih ile
bu kararın istinaf ve temyiz gibi yargılama derecelerine götürüldüğü
ve davanın tekrar incelenmesinin talep edildiği tarih arasında geçen
sürenin, tutukluluk süresi olarak dikkate alınacak sürenin dışında
değerlendirilmesi gerekir. Bu konu Kudla-Polonya davasında AİHM
tarafından incelenmiştir
28
. Bu davada başvuru sahibi yakalandıktan
sonra 4 Ekim 1993 tarihinde tutuklanmış, daha sonra mahkemeye çı-
kartılarak 1 Haziran 1995 tarihinde hüküm giymiştir. Başvuru sahibi,
kendisi hakkındaki hükümlülük (mahkumiyet) kararını temyize gö-
türmüş, temyiz kararı 22 Şubat 1996 tarihinde verilmiş ve netice iti-
barıyla başvuru sahibi, yeniden yargılanmak üzere 29 Ekim 1996 tari-
hinde kefaletle serbest bırakılmıştır. AİHM, ilk derece mahkemesince
hükümlülük (mahkumiyet) kararı verildiği 1 Haziran 1995 tarihinden,
bu hükümlülük kararının temyiz mahkemesince bozma kararının ve-
rildiği 22 Şubat 1996 tarihine kadar geçen süre boyunca devam eden
tutukluluk süresinin Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası hükümleri
çerçevesinde değerlendirilemeyeceği görüşündedir.
Daha doğrusu bu davada Mahkeme (AİHM), değerlendirilmesi
gereken sürenin iki ayrı süreden oluştuğuna karar vermiştir. İlk süre 4
Ekim 1993 ila 1 Haziran 1995 tarihi arasındaki süredir. İkinci süre ise,
22 Şubat ila 29 Ekim 1996 tarihleri arasındaki süredir.
27
Abdo-Türkiye davası kararı., 26 Ocak 2010, Başvuru No: 17681/04; Aynı şekilde,
Olstowski-Polonya davası kararı, 15.11.2001, Başvuru No: 34052/96, Par.67; Labita-
İtalya davası kararı, 06.04.2000, Başvuru No: 26772/95, par. 171-173; Wemhoff-
Almanya davası kararı, 27.06.1968, seri A, No. 7, s.23, Par.9
28
Kudla-Polonya davası, 26.10.2000, Başvuru No. 30210/96, Par.104 (Bkz. Avrupa
İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler, s.163): (…) Mahkeme,
Sözleşme’nin 5. madde 3. fıkrası ile aynı maddenin 1. fıkra c bendi arasındaki
temel bağlantı dikkate alındığında, ilk derece mahkemesi tarafından hakkında
bir mahkumiyet kararı verilen bir kişinin 1. fıkra c bendi uyarınca “suç işlediği
hakkında geçerli şüphe bulunması sebebiyle yetkili merci önüne çıkarılmak üzere”
alıkonulmuş olarak değerlendirilemeyeceğini, bu durumdaki bir kişinin 5. madde
1. fıkra a bendi uyarınca “yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine”
özgürlüğünden mahrum edilmiş olacağını vurgular (örneğin bkz. B.-Avusturya
davası kararı, 28 Mart 1990, Seri A No.175, s.14-16, paragraf 36-39). AİHM.ne göre
bu çerçevede başvuru sahibinin, ilk derece mahkemesince hakkında hükümlülük
(mahkumiyet) kararı verildiği 1 Haziran 1995 tarihinden, bu hükümlülük
(mahkumiyet) kararının bozularak ve yeniden yargılanmasına karar verilen
22 Şubat 1996 tarihine kadar geçen süre boyunca devam eden tutukluluğu,
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası hükümleri çerçevesinde değerlendirilemez.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...60
Tutuklama süreleri arasında bir dönem kişinin serbest bırakıldığı
hallerde, bu sürelerin toplamı hesaplanmalıdır
29
.
b. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığının değerlendiril-
mesinde AİHM’nin genel yaklaşımı
Mahkemenin içtihatlarına göre tutuklulukta söz konusu makul
süre teorik olarak değerlendirilemez
30
. Mahkemenin 27 Haziran 1968
tarihli Wemhoff-Almanya
31
davası kararında da belirtmiş olduğu şekil-
de, sanığın süregelen alıkoyma halinin makul olup olmadığı, her dava-
nın özel koşullarına göre değerlendirilmelidir. Sanık, kesin hükümlü-
lük (mahkumiyet) kararına kadar suçsuz sayılacağı için, Mahkeme’ye
(AİHM) göre, tutukluluk süresinin makul niteliği her somut olay göz
önünde tutularak değerlendirilir. Tutuklulukta makul süre öngören
madde hükmünün amacı, tutuklu olarak geçen sürenin, makul ni-
teliğini kaybeder etmez, sanığın serbest bırakılmasını sağlamaktır
32
.
Ulusal mahkemeler, bir somut olayda tutukluluk halinin makul olup
olmadığını değerlendirirken suçsuzluk karinesini de göz önünde bu-
lundurmalıdırlar.
Mahkeme’nin yerleşmiş içtihadına göre, tutukluluk süresinin ma-
kul olup olmadığının, sanığın tutukluluk halinin devam etmesinin hu-
kuka uygun olup olmadığı, her davanın özel koşulları gözetilerek de-
ğerlendirilmelidir. Bir davada tutukluluk halinin devamı, masumiyet
karinesine karşın, yalnızca kamu düzeni açısından gerçek bir gereksi-
nim (ihtiyaç) olduğuna ilişkin bulguların Sözleşme’nin 5. maddesinde
güvence altına alınan kişi özgürlüğüne saygı ilkesinin önüne geçtiği
durumlarda haklı olacaktır
33
.
29
Bouchet-Fransa davası kararı, 20.03.2001, Başvuru No. 33591/96, Par.33:
Mahkemeye (AİHM) göre, Bouchet–Fransa davası kararında dikkate alınacak
süre, başvuru sahibinin tutuklanmasına karar verilen tarih olan 8 Ocak 1996
tarihinden, bu şahsın adli gözetim altında serbest bırakıldığı 18 Mart 1996 tarihine
kadar geçen süre ile şahsın tekrar gözaltına alındığı tarih olan 26 Mart 1996 ila
ilk derece Ceza Mahkemesi tarafından hakkında mahkumiyet kararı verilerek
bir yıl hapis cezasına çarptırıldığı 3 Temmuz 1997 tarihine kadar geçen süredir.
Dolayısıyla toplam tutukluluk süresi, onyedi ay onyedi gündür.
30
Bkz. Stögmüller-Avusturya davası kararı, 10 Kasım 1969, Seri A No.9, s.40, par.4
31
Wemhoff-Almanya davası kararı, 0007. 27.06.1968, 2122/64 (Kararın Türkçeye
özet çevirisi için bkz. Doğru., s.35 vd.)
32
Gözübüyük/Gölcüklü., s.238
33
Erdem-Almanya davası kararı., 5 Temmuz 2001, Başvuru No: 38321/97, Parg.39;
Ayrıca bkz. Kudla-Polonya ve Labita-İtalya davası kararlarına
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR61
Bir davada sanığın tutuklulukta geçirdiği sürenin makul olma sı-
nırlarını aşmamasını sağlamak, aslen ulusal yargı makamlarının gö-
revidir. Bu çerçevede, ulusal yargı makamları (mercileri) masumiyet/
suçsuzluk karinesini de göz önünde tutarak kamu düzeni açısından
gerçek bir ihtiyacın mevcut olduğu ya da olmadığı durumlarda kişi
özgürlüğüne saygı ilkesine bir istisna getirilip getirilemeyeceğini belir-
lemek için tüm koşulları incelemeli ve verecekleri tahliye istemlerine
(taleplerine) ilişkin kararlarda bu hususları dikkate almalıdır. Bu ka-
rarlarında belirtilen gerekçeler ve sanığın dilekçesinde belirttiği ger-
çekler çerçevesinde Mahkeme (AİHM), Sözleşme’nin 5. maddesinin 3.
fıkrasının ihlal edilip edilmediğini belirlemelidir.
Yakalanan kişinin bir suç işlediğine dair şüphelenmek için makul
nedenlerin (sebeplerin) devam ediyor olması durumu, tutukluluk hali-
nin sürdürülmesinin olmazsa olmaz koşuludur. Ancak, bir süre sonra
bu da yeterli değildir. Mahkemenin bu noktada ulusal adli makamla-
rın (mercilerin) benimsediği diğer gerekçelerin özgürlükten yoksun-
luk (mahrumiyet) önlemini (tedbirini) haklı kılmaya devam edip et-
mediğini tespit etmesi gerekir. Bu gerekçelerin “önemli” ve “yeterli”
bulunması halinde Mahkeme, yetkili ulusal makamların (mercilerin)
kovuşturmada “özel bir özen” gösterip göstermediğini inceler
34
.
Sözleşme’nin 5. madde 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan, kişinin
bir suç işlediğine dair makul bir şüphe bulunması nedeniyle özgürlü-
ğünden yoksun (mahrum) bırakılabileceği ifadesi, yalnızca bu şüphe-
nin dayanağı olduğu ve bu hükmün keyfi olarak uygulanmadığı du-
rumları kapsamaktadır. Şüphe daima geçerli bir nedene dayanmalıdır.
AİHM, Murray-Birleşik Krallık davasında
35
, şüphede dürüstlük ve iyi
niyet ilkelerinin aranmasının şüphenin makul olmasında ayrılmaz bir
öğe olduğunu belirtmiştir. Ancak söz konusu şüphenin makul olabil-
mesi için şüphelenilen kişi ile söz konusu suç arasında objektif bilgile-
re ve gerçeklere dayalı bir ilişki olması gerekir. Dolayısıyla, söz konu-
su kişiyi doğrudan suçla ilişkilendirecek eylemlere (fiillere) ait kanıt,
34
Bkz. Erdem-Almanya davası kararı, 05.07.2001, Başvuru No: 38321/97, Parg.39;
Ayrıca bkz. özellikle Tomasi-Fransa davası kararı, 27 Ağustos 1992, Seri A No. 241-
A, s. 35, paragraf 84; I.A.-Fransa davası kararı, 23 Eylül 1998, Reports of Judgmenst
and Decisions 1998-VII, s.2978/2979, paragraf 102; ayrıca, Amiram Bar-Fransa
davası kararı, 7 Eylül 1999, Başvuru No. 37863/97
35
Murray-Birleşik Krallık davası kararı, 28.10.1994
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...62
belge ya da bu tür adli bulgular olması gerekmektedir. Yani, bir kişi,
bir suç işlemesinde bir gösterge olarak ne kadar güvenilir olursa olsun
duygu, içgüdü, varsayım ya da (etnik, dini ya da diğer) önyargılara
dayandırılan bir gerekçeyle özgürlükten yoksun bırakılamaz.
Öncelikle, tutukluluk halinin sürdürülmesinin olmazsa olmaz ko-
şulu (şartı), suç işlediği konusunda kişiden şüphelenmek için makul
gerekçelerin devam ediyor olması gerekir. Labita-İtalya davasında
36
AİHM, şu hükme varmıştır: Makul bir şüphe olması için, yansız (ta-
rafsız) bir gözlemcinin ilgili kişinin bir suç işlemiş olduğu kanaatine
varmasını sağlayacak bulgu ya da bilgilerin varlığı gerekir
37
.
Tutukluluk süresinin makul olup olmadığını belirlerken AİHM,
daima bütünsel bir yaklaşım içinde davranmaktadır. Mahkeme, örne-
ğin işin karmaşıklığını, sanığın kişiliğini ve somut olayın olağanüstü
özelliklerini de gözetmektedir.
Nitekim Mahkeme, Cesky-Çek Cumhuriyeti davasında, her ne ka-
dar kovuşturmanın çeşitli aşamaları uzun sürmüş olsa da kaçma teh-
likesi bulunduğuna ilişkin yeterli gerekçelerin varlığını tespit ettiği
için, tutukluluk süresinin 3 yıl 3 ay sürmesine karşın “makul” bularak,
Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası hükmünün ihlal edilmemiş ol-
duğu sonucuna varmıştır
38
.
Punzelt-Çek Cumhuriyeti davası kararında
39
ise, AİHM, ilk derece
mahkemesinin daha fazla kanıt (delil) toplayabilmek için ilk duruşma-
dan sonraki oturumları üç kez ertelediğini ve sonuç olarak bu nedenle
ilk derece mahkemesinin ilk hükümlülük kararını altı aylık bir gecik-
me ile vermiş olduğunu belirlemiştir.
Bu dava ile ilgili ilk derece mahkemesinin hükümlülük kararına
karşı temyiz başvurusu üzerine, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin
36
Bkz. Labita-İtalya davası kararı., 06 Nisan 2000, Başvuru No: 26772/95, par.156-161
37
Abdo-Türkiye davası kararı., 26 Ocak 2010, Başvuru No: 17681/04; Aynı şekilde,
Olstowski-Polonya davası kararı, 15.11.2001, Başvuru No.34052/96, Par.67; Labita-
İtalya davası kararı, 06.04.2000, Başvuru No. 26772/95, par.171-173; Wemhoff-
Almanya davası kararı, 27.06.1968, seri A No.7, s.23, Par.9
38
Cesky-Çek Cumhuriyeti davası kararı, 06.06.2000, Başvuru No: 33644/96
39
Puntzelt-Çek Cumhuriyeti davası kararı, 25.04.2000, Başvuru No: 31315/96 (Karar
için bkz. Cengiz, Serkan/Demirağ, Fahrettin/Ergül, Teoman/Mcbrıde, Jeremy/
Tezcan, Durmuş., Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Ceza
Yargılaması Kurum ve Kavramları, Ankara 2008, s.72
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR63
tüm kanıtları (delilleri) tespit etmediği, değerlendirmediği, yanlış uy-
guladığı ve kararın belirsiz olduğu gerekçesi ile kararı bozmuştur. İlk
derece mahkemesi, ilk hükümlülük kararının bozulmasından sonra,
10 ay boyunca ikinci kararını vermemiştir.
Bu koşullar altında AİHM, yargılama gerçekleştirilirken, tutuklu
davada “özel bir titizlik” gösterilmediği sonucuna varmıştır.
Daha doğrusu, söz konusu bu davada tutuklu yargılanma süresi-
nin uzunluğundan dolayı, Mahkeme (AİHM), Sözleşme’nin 5. madde-
sinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.
Görülüyor ki göreceli olarak kısa süreli tutukluluk durumlarında
da Sözleşme’nin 5/3. maddesinin ihlali söz konusu olabilmektedir.
AİHM, ulusal mahkemeler tarafından tutukluluk uygulamasına
ilişkin olarak ileri sürülen gerekçelerin, açık (net) olmadığı gibi, çok
zaman birbirinin belirgin biçimde aynısı olduğu konusuna da bazı ka-
rarlarında değinmiştir.
Ulusal mahkemelerin belirttiği gerekçelerin net olmaması konusu-
nu AİHM, Labita-İtalya davasında verdiği kararda değerlendirmiştir
40
.
Bu davada, ulusal mahkemeler, sanığın tehlikeli bir kişi olması,
davanın karmaşıklığı ve soruşturma koşulları nedeniyle tanıklara bas-
kı yapılabileceği ve delillerin değiştirilebileceği riskine değinmişlerdir.
Mahkeme (AİHM), ilgili kararlarda belirtilen gerekçelerin en
azından başlangıç olarak son derece genel gerekçeler olduğunu be-
lirtmiştir. Adli makamlar (merciler), şüphelileri/sanıkları genel ola-
rak değerlendirmiş ve suçun yalnızca soyut niteliklerine (vasıfları-
na) değinmişlerdir. Belirtilen risklerin gerçekten mevcut olduğunu
gösteren bir hususa işaret etmemişler ve sabıka kaydı bulunmayan
ve mafya tipi bir örgütte önemsiz bir görevi olduğu söylenen (savcı
bu davada üç yıl hapis isteminde bulunmuştur) başvuru sahibinin
bir tehlike arz ettiğini kanıtlayamamışlardır. Ayrıca, başvuru sahibi-
ne yöneltilen suçlamaların zaman içinde güçlenmek yerine giderek
zayıflayan kanıtlara (delillere) dayandığı gerçeği de hiçbir şekilde
dikkate alınmamıştır.
40
Labita-İtalya davası kararı, 06.04.2000, Başvuru No. 26772/95 (Karar özeti için bkz.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler., s.170)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...64
Bu çerçevede Mahkeme, ulusal makamların (mercilerin) itiraz edi-
len kararlarının, başvuru sahibinin iki yıl yedi ay boyuncu alıkonul-
masını haklı kılmakta yeterli olmadığı kanısına varmıştır.
Mahkeme, bazı davalarda hakkında soruşturma yürütülen bir
kişinin güvenliği gereği en azından bir süre tutuklu kalabilmesi ge-
rekebileceğini kabul etmektedir. Ancak bu durum, yalnızca istisnai
koşullarda, söz konusu suçların nitelikleri (vasıfları), bu suçların işlen-
diği koşullar ve hangi durumda işlenmiş bulunduklarına bağlı olarak
geçerli olabilir.
Mahkeme, I.A.-Fransa davasında
41
, ulusal makamlarca başvuru
sahibinin hangi nedenden ötürü korunması gerektiğine ilişkin öğelere
(unsurlara) değinilen birkaç kararda (9 Aralık 1991 ve 4 Aralık 1992 ta-
rihli kararlar) “mağdurun ailesinin intikam saldırısı” ya da “misilleme”de
bulunması riski ya da başvuru sahibi tarafından belirtilen “sıklıkta bar-
barca olabilen ve adil olmayan (Lübnan) örfleri”ne ilişkin “korku”ya (14 Ey-
lül ve 17 Kasım 1992 tarihli kararlar) değinilmektedir. Bu kararlarda
özellikle, mağdurun neredeyse tüm aile fertlerinin Lübnan’da yaşa-
makta olması sebebiyle, bu tür bir ihtiyacın nereden doğmuş olduğuna
ilişkin tutarsızlığı AİHM, kararında açıkça belirtmiştir.
Çayan Bilgin-Türkiye davası kararında AİHM, tutukluluk uygula-
masının sürdürülmesine ilişkin olarak gerekçelerin belirgin bir şekilde
birbirinin tekrarı olması konusunu vurgulamıştır
42
.
Ulusal mahkemeler, neredeyse harfiyen daha önce belirtilen ge-
rekçeleri sıralamış ve başvuru sahibinin tutukluluk durumunun de-
vam ettirilmesini haklı kılan herhangi yeni bir öğeye değinmemiş-
lerdir. AİHM, böyle gerekçelerle tutukluluk durumunun devamına
ilişkin kararlarda, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edil-
diği sonucuna varmaktadır.
Nitekim inceleme konumuz olan Kürüm-Türkiye davasında da, bu
nedenle AİHM, Sözleşme’nin 5/3. maddesinin ihlal edildiğine karar
vermiştir.
41
I.A-Fransa davası kararı, 23.09.1998, Başvuru No. 28213/95, par.108
42
Çayan Bilgin-Türkiye davası kararı, 08.12.2009, Başvuru No:37912/04; Ayrıca aynı
nitelikte bkz. Kürüm-Türkiye davası kararı, 26.01.2010, Başvuru No: 56493/07;
Erdem-Almanya davası kararı, 05.07.2001, Başvuru No:38321/97
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR65
AİHM, tutuklama yerine geçen seçeneklerin değerlendirme dışı
bırakılarak şüpheli ya da sanığın tutukluluk durumunun sürdürülme-
sini, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlali açısından değer-
lendirmektedir.
Mahkemeye göre, tutukluluk halinin devamı için geriye kalan tek
neden, sanığın kaçacağı ve böylece duruşmaya çıkmayacağı endişesi
olduğunda, örneğin bir güvence sunarak duruşmaya çıkmasını sağla-
yacak teminatları sunabilirse sanık serbest bırakılmalıdır
43
.
AİHM, Iwanczuk-Polonya davası kararında gerekli güvencelerin te-
min edilmesi ve bununla ilgili usullere ilişkin ilkelere değinilmiştir
44
.
Mahkeme, içtihadı uyarınca, kefalet miktarının “aslen ilgili kişi,
bu kişinin mal varlığı (…), bir başka deyişle, bu kişiyi mahkemeye gelme-
mesi halinde kayba uğrayacağı miktarın kaçmaya ilişkin bir istek duymak-
tan caydırmaya yetecek ölçüde bir teminat çerçevesinde değerlendirilmesi
gerektiği”ni vurgular
45
. Adli makamların (mercilerin) kefaletle salı-
vermeye hazır olduklarını beyan ettikleri sanığın, tespit edilecek ke-
falet miktarına ilişkin olarak gerekirse kontrol edilebilecek şekilde
yeterli bilgileri samimi bir şekilde temin etmesi gerekir. Sözleşme’nin
5. maddesinde güvence altına alınmış olan bireyin temel özgürlük
hakkı söz konusu olduğunda, yetkili makamların (mercilerin), uy-
gun kefalet miktarını belirlemede, sanığın tutukluluk halinin sürdü-
rülmesinin gerekli olup olmadığını kararlaştırdıklarında olduğu ka-
dar, titizlik göstermesi gerekir
46
.
Somut davada, kefaletin miktarı ve ödenme şekline ilişkin işlem-
lerin dört ay on dört gün gibi uzun bir zaman almış olması ve bu süre
zarfında, daha fazla alıkonulmasının gereksiz olduğuna dair karar
verilmesinden sonra başvuru sahibinin alıkonulmasının sürdürülmüş
43
Letellier-Fransa davası kararı, 26.06.1991, Başvuru No.12369/86; Mamedova-Rusya
davası kararı, 1 Haziran 2006, Başvuru No.7064/05 (Bkz. Bu kararların Türkçe
özeti için Cengiz, Serkan/Demirağ, Fahrettin/Ergül, Teoman/McBride, Jeremy/
Tezcan, Durmuş., Avrupa insan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Ceza
Yargılaması Kurum ve Kavramları, Ankara 2008, s.48
44
Iwanczuk-Polonya davası kararı, 15.11.2001, Başvuru No.25196/94 (Bkz. Bu kararın
Türkçe özeti için, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler, s.175
45
Bkz. Neumeister-Avusturya davası kararı, 27 Haziran 1968, Seri A, s.40, Parg. 14
46
Avrupa İnsan Hakları Komisyonu, No.8339/78, 11 Aralık 1980 tarihli rapor,
Decisions and Reports 23, s.137
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...66
olması, ayrıca yetkili merciler tarafından kefaletin ödenme şeklinin de-
falarca değiştirilmesini haklı kılacak hiçbir yeterli gerekçenin gösteri-
lememiş olması çerçevesinde Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddenin 3.
fıkrasının ihlal edildiğini saptamıştır.
4. Türk Hukukunda Tutuklama Süresi
Ceza Yargılama Yasası’nın 102. maddesinde tutukluluk süresi ile
ilgili olarak üst/azami süre sınırı getirilmiştir. Bu süreler, işin Ağır
Ceza Mahkemesi’nin görevine girip girmemesine göre ayrı olarak be-
lirlenmiştir.
Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevine girmeyen işlerde tutukluluk
süresi en çok bir yıldır. Ancak, bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gös-
terilerek altı ay daha uzatılabilir (m.102/1).
Görülüyor ki Ceza Yargılama Yasası’na göre, sulh cezalık ve asliye
cezalık suçlarda tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak, bu süre zo-
runlu hallerde gerekçesi gösterilmek kaydıyla altı ay daha uzatılabilir
(m.102/1).
Ağır Ceza Mahkemesi’nin görevine giren işlerde ise, tutukluluk
süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösteri-
lerek uzatılabilir; uzatma süresi toplamı üç yılı geçemez. Öğretide,
uzatma süresinin toplamının üç yılı geçemeyeceği öngörüldüğü ileri
sürülerek, bu sürenin toplamının beş yıldan fazla olamayacağı belir-
tilmektedir
47
.
47
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu., Onaltıncı Bası, s.886, 887, 888, n.50.6; Öztürk/Tezcan/
Erdem/ Sırma/Saygılar/Alan., Ankara 2009, s.412, 413, 414; Toroslu, Nevzat/
Feyzioğlu, Metin., Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s.221, 222; Centel/
Zafer., 7. Bası, s.348, 349, 350; Ünver/Hakeri., 3. Baskı, s.364; Şahin, Cumhur.,
Ceza Muhakemesi Hukuku I, Ankara 2007, s.231, 232; Şentuna, Mustafa Tarık.,
Tutuklama ve Adli Kontrol., Ankara 2007, s.90 vd; Özen, Muharrem/Güngör,
Devrim/Ergün Okuyucu, Güneş., Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları
Işığında Türk Hukukunda Azami Tutukluluk Süresinin Hesaplanmasına İlişkin
Değerlendirme, Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2010/4, sayı 68, s.183 (s.181-187);
Dönmez, Halit., “CMK 102’deki Tutukluluk Süresiyle İlgili Değerlendirme” Ankara
Barosu Dergisi, Yıl 2010/4, sayı 68, s.190, 191 (s.189-198); Yazıcı, Samet., “AİHM
Kararları Işığında Tutuklulukta Makul Süre”, Terazi Aylık Hukuk Dergisi, Yıl 6,
Sayı 54, Şubat 2011, s.36 (s.37-41)
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR67
Ceza Yargılama Yasası’ndaki ağır cezalık suçlarla ilgili tutuklama
süresini düzenleyen madde açık değildir (m.102/2). Yasada temel/asıl
süre iki yıl olduğu halde, uzatma süresinin asıl/temel süreden uzun
olacak biçimde üç yıl olarak öngörülmüş olması hem işin doğasına
hem de maddenin düzenleniş amacına aykırıdır. Bundan dolayı, yasa-
daki düzenleme haklı olarak öğretide eleştirilmiştir
48
.
Ancak öğretide bazı yazarlar, tutuklamada asıl olan iki yıl ile birlikte
toplam sürenin üç yılı geçmeyecek şeklinde yorumlanması gerektiğini
ifade etmişlerdir
49
. Daha doğrusu yasadaki uzatma süresinin üç yıl değil
de bir yıl olarak yorumlanması görüşünde olduklarını belirtmişlerdir.
Tutuklamanın süreyle sınırlanması, Sözleşme (AİHS) açısından
zorunlu bulunmamaktadır
50
. Ayrıca Sözleşme’nin 5. maddesinin 3.
fıkrasında öngörülen tutukluluk süresinin makul olmasını sağlama-
da üst sınır getirilmesi, yeterli olmamaktadır. Çünkü göreceli olarak
kısa süreli tutukluluk durumlarında da Sözleşme’nin 5. maddesinin 3.
fıkrasının ihlali söz konusu olmaktadır. Nitekim AİHM, Shishkov-Bul-
garistan kararında
51
6 ay 3 haftalık tutuklama süresini Sözleşme’nin 5.
maddesinin 3. fıkrasının ihlali olarak değerlendirmiştir. Mahkemeye
göre, makul süreyi aşmayan gerekçesiz tutuklama kararları da kabul
edilemez. Adli makamlar, tutuklamanın her aşamasını, bu aşamanın
kısa olup olmadığına bakılmaksızın inandırıcı (ikna edici) biçimde ge-
rekçelendirmek zorundadırlar.
48
Toroslu/Feyzioğlu., s.221, 222: “Uzatma süresinin asıl süreden uzun olarak
öngörülmüş olması elbette eleştirilmelidir”; Özbek., s.281, 282, 283: “Görüldüğü üzere
yasal düzenleme ifadesinde zafiyet bulunmaktadır”
49
Özbek., s.368, 361: “Sözkonusu yasadaki ifade asıl tutuklama süresi olan 2 yıl ile birlikte
toplam 3 yılı geçmeyecek şeklinde kabul edilerek uzatma süresi 1 yıl olarak anlaşılmalıdır.
Görüldüğü gibi yasada düzenleme açık değildir. Bu nedenle yasal düzenlemenin, şüpheli
ya da sanık lehine düzenlenmenin yorumlanması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi halde
bu durum AİHS m.5’e ve maddenin düzenleniş amacına aykırı olacaktır”; Kunter/
Yenisey/Nuhoğlu., Onaltıncı Bası, İstanbul 2008, s.886, 887, 888 n.50.6: “Ağır
Cezalık Suçlardaki (2+3) beş yıllık üst süre, AİHS’nin 5. maddesinde gösterilen makul
süreyi aşar nitelikte gözükmektedir. Bu nedenle madde amacına uygun yorumlanmalı
ve bu sürenin uzatma ile birlikte üç yılı geçmeyeceği anlamını maddeye vermeye
çalışılmalıdır.”; Soyaslan., 3. Basım, s.313, 314: “Amaç Yasada yanlış ifade edilmiş. Ağır
Cezalık suçlarda bu üç yılı aşamaz (2+1)” görüşündedir.
50
Centel/Zafer., 7. Bası, s.350; Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan.,
s.414, 415
51
Shishkov-Bulgaristan davası kararı, 09.01.2003, Başvuru No: 38822/97 (Bkz.
Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan., s.414)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...68
Ceza Yargılama Yasası’nın 250. maddesinin birinci fıkrasının (c)
bendinde öngörülen suçlar bakımından, tutukluluk süresi, diğer ağır
cezalık suçlar için öngörülen sürenin iki katı olarak belirlenmiştir (CYY
m.252/2).
Görülüyor ki Ceza Yargılama Yasası’nın 250. maddesinin (c) ben-
dinde gösterilen ve özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin görevine
giren ağır cezalık suçlarda tutukluluk süresi genel yetkili Ağır Ceza
Mahkemelerinin görevine giren suçlarda öngörülen tutukluluk süresi-
nin iki katı olarak uygulanacaktır.
Ceza Yargılaması Yasası’nın 250. maddesinin (c) bendinde yazılı
suçlar için diğer ağır cezalık suçlardan farklı asgari tutukluluk süresi
öngörülmesi durumu, Yiğitdoğan-Türkiye davasında
52
başvuran tara-
fından gündeme getirilmiştir.
AİHM, önce söz konusu başvuruda, iç hukuktaki yasanın tutuk-
luluk süresinin asgari uzunluğuna dair yapmış olduğu ayrımın farklı
guruplara yönelik olmayıp, ciddiyet derecesine göre farklı türlerdeki
suçlara uygulandığını saptamıştır.
AİHM, Sözleşme’ye (AİHS) aykırı bir “ayrımcılığın” bulunduğunu
gösterir herhangi bir öğenin yer almaması nedeniyle, bu konudaki is-
temin reddine karar vermiştir.
Bu davada, Ceza Yargılama Yasası’ndaki (m.102 ve 252/2) tutuk-
luluk süresinin üst/asgari sınırının uzunluğu konusunda başvuran
itirazda bulunmadığı için, AİHM de kararında tutukluluk süresinin
üst/asgari sınırı ile ilgili yasadaki düzenlemeyi değerlendirmemiştir.
Mahkemenin (AİHM) içtihatları gözetildiğinde, Ceza Yargılama
Yasamızın, tutukluluk süresi ile ilgili olarak öngördüğü sürelerin,
“tutuklamada makul süre” olarak kabul edilebilecek süre olmadığı gibi,
“adil yargılanma hakkı” ile de uyumlu değildir
53
.
Karşılaştırmalı hukukta tutuklama için üst sınır öngören bazı ülke-
ler bulunmaktadır. Bu ülkelerden örneğin İsviçre, Avusturya, Polon-
52
Yiğitdoğan-Türkiye davası kararı., 16 Mart 2010, Başvuru No: 20827/08
53
Aynı düşünce için bkz. Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan., s.413 vd;
Özbek., s.281, 282, 283; Özen/Güngör/Ergün/Okuyucu., s.183
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR69
ya, Almanya ve İtalya’da tutuklama için öngörülmüş üst sınır, Ceza
Yargılaması Yasamızda öngörülen sürelerden çok daha kısadır
54
.
AİHM’ye göre, tutuklu işlerde çabukluk ilkesinin gerçekleştiril-
mesi için, ilk derece mahkemesi, tanık ve bilirkişileri çağırma ile diğer
yargılama işlemlerinde sıkı bir duruşma planı belirleme konusunda,
gözle görülür bir çaba içerisinde olması gerekir
55
.
Ceza Yargılama Yasamızın 190. maddesinin birinci fıkrasında da
duruşmaya, ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verileceği açık-
ça belirtilmiştir. Ara verilmesinin zorunlu olması durumunda ise, da-
vanın makul sürede sonuçlanmasını sağlayacak surette duruşmaya
ara verilmesi öngörülmüştür.
54
Bkz. İsviçre, Avusturya, Polonya, Almanya ve İtalya’daki tutuklama için öngörülen
sürelerle ilgili bilgileri ileten; Centel/Zafer., 7. Bası, s.350 ve 67, 68, 69, 70, 71 nolu
dipnotlar: “İsviçre hukukunda çeşitli kantonlarda 3 gün ile 5 ay arasında değişen
tutuklama üst süreleri vardır. Bak.Jescheck/Krümpelmann, 203, 204; Avusturya
CMK.m.194’e göre, delilleri karartma tehlikesi nedeniyle yapılan tutuklama 2
aydan fazla süremez. Diğer hallerde üst süre 6 aydır. Bir cürüm sözkonusu ise
sonsoruşturma açılmadan önce tutuklama en çok 1 sene; 5 seneden fazla özgürlüğü
bağlayıcı cezayı gerektiren cürüm sözkonusu ise en çok 2 sene sürebilir. Bak. Manz
Texte von A bis Z, Strafrecht von AmtsSprV bis ZustellG, Stand 1.9.1993, Wien
1993; 1997 tarihli Polonya Ceza Muhakemesi Yasası (2000 yılında değiştirilen)
m.263’e göre, soruşturma evresinde tutuklama, kural olarak üç ayı geçemez, istisna
olarak on iki aya kadar uzatılabilir. Tutuklamanın süresi, hükmün verilmesine
kadar toplam iki yılı geçemez. Sonraki muhakeme aşamalarında tekrar uzatılması
olanağı vardır. Bak. Die polnische Strafprozeßordnung (çev. E.Weigend), Freiburg
im Breisgau 2004; Alman CMK m.121/1: Aynı eylemden dolayı tutukluluk 6
aydan fazla süremez. Belli nedenlerin varlığı halinde Yüksek Eyalet Mahkemesi
kararıyla istisnaen 6 ayın üzerine çıkılabilir. Bak. StPO Strafprozeßordnung mit
EinführungsG GerichtsverfassungsGEGGVG Rechtspflege AnpassungsG, Beck
Texte im dtv, München 2005; İtalyan Ceza Muhakemesi Yasası’nda, tutuklamanın
üst süresi m.303’te ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Toplam tutuklama süresi,
305. maddede öngörülen uzatmalar dahil, şu süreleri aşamaz: a) Yasa’da üst
sınırı altı yıldan fazla olmayan hapis cezası öngörülen suçlardan dolayı açılan
davalarda iki yıl, b) Yasa’da müebbet hapis veya üst sınırı altı yıldan fazla olan
hapis cezası öngörülen bir suçtan dolayı açılan davalarda dört yıl. Bu sürelerin
durması mümkündür. Ancak, tutuklamanın süresi, hiçbir zaman süreli cezanın
üst süresinin üçte ikisini geçemez. Müebbet hapis ise en yüksek süreli cezaya
eşit sayılır. Öte yandan, m.305’de gösterilen hallerde ve öngörülen şekilde,
tutuklamanın uzatılması mümkündür. Uzatma, ancak bir kez daha tekrarlanabilir
ve m.303/1’de öngörülen sürelerin yarı oranından daha fazla süremez. Bak.
Italienische Strafrozesesordnung mit Nebengesetzen-Codice di procedura penale
con leaggi complementari (çev. ve yay. M.W.Bauer/B.König/J.Kreuzer/ R.Riz/H.
Zanon), Bozen 1991”
55
Cevizovic-Almanya davası kararı, 29.07.2004, StV 2005, s.136 vd. (Bkz. Karar için
Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan., s.414
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...70
Ayrıca Ceza Yargılama Yasası’nın 331. maddesinde tutuklu işlere
ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın adli tatil süresince de yürütüle-
ceği düzenlenmiştir. Yasayollarına başvurulması durumunda tutuklu
işlerin incelemesinin adli tatil süresince yapılacağı öngörülmektedir
(m.331/3).
Öğretide, tutukluluğun uzun sürmesinin kanıt yetersizliğinden
beraat etme olanağı bulunan sanığın bu nedenle cezalandırılması dü-
şüncesini uyandırabileceği ileri sürülmektedir
56
.
Ceza Yargılaması Yasası’nda, tutukluluk süresinin dolması nede-
niyle salıverilenler hakkında, süre koşulu aranmaksızın adli kontrole
ilişkin hükümler uygulanacağı da öngörülmektedir (m.109/7). Bu dü-
zenlemenin yerinde olduğu kanısındayız. Ancak, bir koruma önlemi
olan tutuklamaya ve tutuklamanın devamına karar verilirken önce-
likle adli kontrol önlemine başvurma koşulları varsa buna başvurul-
malıdır. Çünkü kişi özgürlüğünü ağır biçimde kısıtlayan tutuklulukta
geçirilen sürenin önceden cezaya dönüşme olasılığı ileride şüpheli ya
da sanığın beraat etmesi durumunda, tutukevinde geçirdiği yaşamın
geri verilemeyeceği durumları gözetilerek, tutuklama önlemine istis-
nai hallerde ve özenli bir şekilde karar verilmelidir.
Ülkemizde, tutuklu sayısının hükümlü sayısı ile yarıştığını gör-
mekteyiz
57
. Son üç yıla baktığımızda çarpıcı bir tabloyla karşılaşmak-
tayız
58
. Örneğin 2008 yılında cezaevinde bulunanların %60, 2’sinin
(56.820 kişi) tutuklu olduğu görülmektedir. Bu oran 2009 yılında %51,
8 olup (60.606 kişi), yine tutuklular, hükümlülerden fazladır. Ancak,
2010 yılında cezaevinde bulunanlardan %49, 7’si (59.365 kişi) tutuklu
bulunmaktadır.
Ülkemizde, tutuklu sayısının başka ülkelerle kıyaslandığında hü-
kümlü sayısına göre çok fazla olduğu açıktır.
56
Centel/Zafer., 7. Bası, s.350, 351; Şentuna., s.92
57
Selçuk, Sami., “Unutmayalım ki, hukuk özgürleştirmek için vardır. Köleleştirmek için
değil” diye konuştu (Bkz. 9 Mart 2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesi, s.7; ileten
Alican Uludağ)
58
Bkz. Yücel, Mustafa T., “Tutuklama Paradoksu” Türkiye Barolar Birliği Dergisi,
Kasım-Aralık 2010, Yıl 23, sayı 91, s.293 vd (s.291-299); Türkiye Barolar Birliği İnsan
Hakları Merkezi “Tutuklama Raporu”, Ankara 2010, s.18
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR71
AİHM, 2010 yılı içerisinde, Sözleşme’nin 5. maddesinde düzenle-
nen tutuklamayla ilgili hükmüne aykırılıktan dolayı 80 davada Türki-
ye aleyhine karar vermiştir
59
.
5. Sözleşme’nin 5. Maddesinin 4. Fıkrası Uyarınca Yakalama ya
da Tutuklamanın Yasaya Uygunluğunun Denetimini Sağlamak İçin
Yasayoluna Başvurma Hakkı
Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasındaki düzenleme şu şekilde-
dir:
“Yakalama ya da tutuklama/tutulma nedeniyle özgürlüğünden yoksun
kılınan herkes, özgürlük kısıtlamasının yasaya uygunluğu hakkında kısa bir
süre içinde karar vermesi ve yasaya aykırı görülmesi halinde, kendisini serbest
bırakması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, 5. madde kapsamında
özerk bir yeri ve etkisi (rolü) bulunmaktadır.
Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hükümlerinde, tutuklanan
kişi hakkındaki işlemin uygulamasının hukuka uygun olup olma-
dığının süratle tespit edilmesi ve tutuklama işleminin uygulaması
hukuka aykırı ise kişinin salıverilmesine karar verilmesi için tutuk-
lamaya itiraz etme hakkından söz edilmektedir. Bu hak daha doğru-
su bir kişinin tutuklanmasının yasal olup olmadığının saptanmasını
isteme hakkı hukuk dilinde “habeas corpus” türünde bir güvenceyi
sağlamaktadır
60
.
Bu maddede belirtilen yükümlülüğün en önemli öğeleri; yargı
gözetiminin bir mahkeme tarafından gerçekleştirilmesi, çekişmeli
dava ve hukuki yardım olanağı sağlanan sözlü bir duruşma yapıl-
ması, tutuklama işleminin hukuka uygunluğunun en geniş anlamda
ele alınması ve bu denetimin/incelemenin süratle gerçekleştirilmesi
gereğidir.
59
Bkz.http://www.echr.coe.int/NR/rdonlyres/F2735259-F638-4E83-82DF-AAC7
E934A1D6/0/ 2010Annual_ReportJanuary2011prov2.pdf, page.131(erişim tarihi
12.04.2011)
60
Bkz. Gözübüyük/Gölcüklü., s.241; Macovei., s.59
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...72
Hukuka uygunluğun bir yargıç ya da mahkeme tarafından ince-
lenmesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi hükümlerinde belirtilen ve özel-
likle bağımsızlık ve yansızlığa (tarafsızlığa) ilişkin olmak üzere, adil
yargılanmaya ilişkin koşulların yerine getirilmesi esastır. Hukuka uy-
gunluk incelemesini gerçekleştiren makamın bir şekilde idareye karşı
sorumlu olması halinde, bağımsızlık koşulu doğal olarak yerine geti-
rilmemiş olacaktır.
Her durumda, mahkemenin özellikleri ne olursa olsun, mahkeme-
nin, kişinin salıverilmesine karar verme yetkisine sahip olması gerekir.
Denetleme/inceleme yapacak ulusal mahkeme/yargıç, karar alma ya
da yasaya aykırı tutuklama halinde Van Droogenbroeck-Belçika davasın-
da olduğu gibi, kişinin bu hakkından faydalanmasına yönelik diğer
çözümlerin sağlanması konusunda yetkileri kısıtlanmışsa, bu durum-
da Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hükümleri yerine getirilme-
miş olur
61
. Bu maddenin özü, yakalama ya da tutuklamanın hukuka
aykırılığının kanıtlanması durumunda (halinde) kişinin salıverilmesi-
ni güvence altına almaktır.
Yargı gözetiminin/denetiminin yararlarından biri de, yasaya ay-
kırı tutuklama dışındaki suistimallerin de tespit edilebilmesidir. Bu
da, tutuklama işleminin hukuka uygunluğunun araştırılması için tu-
tuklanan kişinin normal koşullar altında mahkemeye çıkartılması ile
sağlanabilir. Örneğin hakkındaki dolandırıcılık suçlaması nedeniyle
gözaltına alınan kişinin Ceza Yargılaması Yasası’na göre, olanaklı ol-
makla birlikte, mahkemeye çıkartılmamış olduğu Kampanis-Yunanis-
tan davasında Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hükümlerinin
ihlal edildiği tespit edilmiştir
62
. AİHM, tutuklanan kişinin, tutuklama
işleminin hukuka aykırı olduğunu iddia etmek hakkı bulunması ve
bizzat mahkeme huzuruna çıkmanın tutuklamada suiistimal yapılma-
sı olasılığını azaltması nedeniyle, yakalanan ya da tutuklanan kişinin,
savcılığın kendisi hakkındaki iddialarına itiraz edebilmesinin önemini
belirtmiştir.
Yakalanan ya da tutuklanan kişiye, itirazını formüle edebilmesi
için hukuki yardım alma olanağı (imkanı) tanınması gerekir. Kişinin
avukat ücretini ödeyememesi halinde bu masrafın Devlet tarafından
61
Macovei., s.60
62
Macovei., s.60
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR73
karşılanması gerekir. Woukam Moudefo-Fransa davasında AİHM, kişi-
nin mahkemeye başvurması için kendisine bir avukat görevlendiril-
memiş olmasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hükmünün ih-
lali anlamına geldiğine karar vermiştir
63
. Öte yandan Megyeri-Almanya
davasında AİHM, kişinin hukuki yardım alma konusunda kendisin-
den ödeme yapmasının istenemeyeceğine de işaret etmiştir
64
.
Hukuki yardım alma gereksinimi bir itirazın formüle edilmesinin
ötesinde, mahkemede kişinin temsil edilmesini de kapsar. Duruşmada
her iki taraf da hazır bulunabilmeli ve AİHM’nin, 6. madde hüküm-
lerini uygularken belirttiği şekilde, taraflar arasında silahların eşitli-
ği ilkesi de gözetilmelidir. Bunun anlamı, tahliye isteminde bulunan
kişinin, tutuklanmasıyla ilgili öne sürülen gerekçelerden ve tutuklan-
masını destekleyen kanıtlardan haberdar olması ve bu iddialara yanıt
verme olanağının bulunması gerektiğidir. Örneğin, Toth-Avusturya
davasında, tutuklanan kişinin katılmadığı duruşmada, mahkeme he-
yetinin iddia makamını dinlemiş olması kesinlikle kabul edilemez.
Benzer bir şekilde dava dosyasını hazırlarken savcının dosyaya erişe-
bildiği, ancak tutuklanan kişinin böyle bir olanaktan yararlanmadığı
Lamy-Belçika davasında da Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hü-
kümlerinin ihlal edildiği belirlenmiştir
65
. Davaya hazırlanmak için eşit
olanak tanınması, tutuklanan kişinin bu amaç için yeterli zamanının
olması anlamına da gelir; itirazın ancak çok kısa bir süre içinde ola-
naklı olması, başvurunun özde değil sözde sağlanmasına yol açabilir.
Aynı şekilde tutuklanan kişinin, davasını hazırlamak için gereken ola-
naklara erişimi sağlanmalıdır. Bu olanaklar arasında, hukuk kitapları
temin edilmesi, itirazını hazırlaması için uygun koşullardaki bir yerde
tutulması ve kimsenin bulunmadığı ortamda avukatıyla davasını gö-
rüşmesi gibi durumlar sayılabilir.
Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası hükümlerinin yerine getirilip
getirilmediğinin belirlenmesinde yasallık kavramı her zaman Sözleşme
standartlarına uygunluk anlamı taşımaktadır. Yakalanan ya da tutuk-
lanan kişinin, bu işlemin ulusal yasalara ve Sözleşme’ye uygun olup
olmadığını, dolayısıyla keyfi olup olmadığını sorgulama hakkı vardır.
63
Macovei., s.60
64
Bkz. Macovei., s.60
65
Macovei., s.61
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...74
AİHM, Jecius-Litvanya davasında Sözleşme’nin 5. madde 4. fıkrası
hükümleriyle ilgili olarak verdiği kararında
66
; yakalanan ve tutuklanan
kişilerin, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının, Sözleşme açısın-
dan “hukuka uygunluğun” temel öğeleri (unsurları) olan usule ve esasa
ilişkin koşulların, yerinde olup olmadığını inceletmek için yargı maka-
mına başvuru haklarının bulunduğu belirtilmiştir. Bunun anlamı, yet-
kili mahkemenin yalnızca usule ilişkin koşullar (şartlar) bakımından
ulusal yasalara uygunluğu değil, aynı zamanda kişinin yakalanmasını
destekleyen şüphenin makul olup olmadığını ve kişinin yakalanma-
sı ve sonrasında da tutuklanmasında gözetilen amacın yasallığını da
(meşruiyetini) incelemesi gerektiğini belirtmiştir.
Yakalama ya da tutuklamaya itiraz durumunda kararların süratle
alınması gerekir.
Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası uyarınca bu süre, alıkoyma
uygulamasının hukuka uygunluğuna itiraz başvurusunda bulunul-
duktan sonra başlar ve tutuklamayla ilgili son kararın verilmesiyle
sona erer. Ancak, alıkonulan kişinin itiraz başvurusunda bulununca-
ya kadar bir süre beklemesinin gerektiği hallerde de Sözleşme’nin 5.
maddesinin 4. fıkrası hükümleri ihlal edilmiş olabilir.
Dolayısıyla, başvuru tarihinden itibaren başvuru sonuçlandırılın-
caya kadar geçen sürenin bir ila iki hafta olması, genellikle pek çok
davada kabul edilebilir olarak değerlendirilmektedir
67
.
Bezicheri-İtalya ve Sanchez-Reisse-İsviçre gibi pek çok davada bir
aydan uzun süreler kesinlikle kabul edilmemiştir. Yargıcın izinde ol-
ması ya da iş yükünün fazlalığından kaynaklanan gecikmeler kabul
edilemez. Öte yandan, tutuklanan kişiden kaynaklanan gecikmeler de
dikkate alınmaz.
Davada karmaşıklık bir sebep değildir
68
. Yine iş yükünün çok yo-
ğun olduğunun ileri sürülmesi de AİHM tarafından bir gerekçe ola-
rak kabul edilmemiştir
69
. Bu davada Mahkeme, tutuklama işleminin
hukuka uygun olup olmadığının tespit edilmesinin kırk üç gün sür-
66
Jecius-Litvanya davası kararının özet çevirisi için bkz. MACOVEİ., s.62
67
Bkz. Macovei., s.63
68
Baronowski-Polonya., 28.03.2000
69
Jablonski-Polonya., 21 Aralık 2000
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR75
mesinin, davanın özel koşulları çerçevesinde, süratle karar verilmesi
koşuluna (şartına) aykırı olduğunu belirlemiştir. Ayrıca, Rehbock-Slo-
venya davasında
70
AİHM, tutuklanan kişinin iki kez tahliye talebinde
bulunmasını takiben geçen yirmi üçer günlük iki sürenin süratle karar
verilmesi koşulunu (şartını) ihlal ettiğini tespit etmiştir.
Bir kişinin, tutuklanmasının hukuka uygunluğuna itiraz edebil-
mek hakkı bir defaya mahsus bir olanak değildir; koşullar değiştiği
gibi, tutuklama uygulaması için daha önce geçerli olan yasal gerekçe
artık geçerli olmayabilir. Dolayısıyla, kişinin tutukluluk hali devam et-
tiği sürece, itiraz başvurusunda bulunma hakkının olması gerekir. An-
cak bu durum, tutuklanan kişi herhangi bir anda ve her zaman itiraz
başvurusunda bulunabilir anlamına gelmez. AİHM, itiraz hakkının
makul aralıklarla tanınması gerektiği görüşündedir.
İçtihatlara göre, yargılanması devam eden kişilerin tutuklanma-
ları durumunda itiraz edebilmeleri için çok daha kısa süreler uygun
olacaktır. Örneğin, Bezicheri-İtalya davasında bir aylık bir süre kabul
edilebilir bulunmuştur
71
. Bu süreden daha kısa süreler de elbette kabul
edilebilecektir. Önemli olan, mahkeme, kişinin tutuklanmasına ilişkin
gerekçenin haklı olup olmadığını incelerken, söz konusu kişinin tutuk-
lanmasının doğru olmadığını öne sürdüğü gerekçelerin de gözetilmesi
ve kişi hüküm giymeden önce haftalar geçtikçe, tutukluluk durumu-
nun haklı olmama olasılığının bulunduğunun da göz önünde bulun-
durulmasıdır.
6. Türk Hukukunda Konuyla İlgili Yasal Düzenleme
Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılma-
sına ilişkin Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı emrine karşı, serbest bırak-
mayı sağlamak için sulh ceza yargıcına Ceza Yargılaması Yasası’nın
91. maddesinin 4. fıkrasında itiraz hakkı düzenlenmiştir. İtiraz yasa-
yoluna başvurma hakkı; yakalanan kişiye, savunmanına (müdafisine),
yasal temsilcisine, eşine, birinci ya da ikinci dereceye kadar kan hısım-
larına tanınmıştır (CYY. m.91/4; Yönetmelik m.15)
70
Rehbock-Slovenya davası kararı., 28 Kasım 2000
71
Bezicheri-İtalya davası kararı için bkz. Macovei., s.65
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...76
Sulh ceza yargıcı, serbest bırakılmaya ilişkin itiraz incelemesini
dosya (evrak) üzerinden yaparak derhal ve nihayet yirmi dört saat
dolmadan sonuçlandırır (CYY. m.91/4).
Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın
yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalana-
nın derhal soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığı’nca hazır bu-
lundurulmasına karar verilir (CYY.m.91/4).
Tutuklamaya ilişkin kararlara karşı yasayolunu Anayasamız ön-
gördüğü için, bu konu Ceza Yargılama Yasamızda açıkça düzenlen-
miştir. Anayasamıza göre, kişi özgürlüğünü kaldırmaya yönelik çok
ağır bir önlem olması nedeniyle tutuklamaya karşı yasayoluna başvu-
rulabilir (Any. m.19/8). Tutuklama kararına (CYY.m.101/5), tutuklu-
luğun devamına, tutukluluğun kaldırılarak salıverilme (CYY.m.104/2)
ve tutuklama yerine adli kontrol uygulanmasına ilişkin kararlara karşı
itiraz edilebilir (CYY.m.105)
72
.
Cumhuriyet Savcısı, şüphelinin tutuklanmasını istediğinde sulh
ceza yargıcının vereceği kararlara itiraz edilebilir. Sulh ceza yargıcı
tutuklama istemi karşısında ya kabul ya da ret kararı verecektir. Sulh
ceza yargıcının tutuklama isteminin reddine ilişkin kararına, Cumhu-
riyet Savcısı’nın itirazı üzerine, itiraz makamının (merciin) tutuklama
kararı vermesi mümkündür. İtiraz makamının (merciin), itiraz üzerine
verdiği kararları kesindir. Ancak ilk defa bu aşamada verilen tutukla-
ma kararlarına da itiraz edilebilir (CYY.m.271/4).
Sonuç olarak, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşama-
sında şüpheli ya da sanık, salıverilmesini isteyebilir. Bu istem üzerine,
şüpheli ya da sanığın tutukluluk halinin devamına ya da salıverilme-
sine yargıç veya mahkemece karar verilir. Ret kararına, mahkemece
verilmiş olsa dahi itiraz edilebilir.
Dosya bölge adliye mahkemesine ya da Yargıtay’a geldiğinde sa-
lıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi ya da Yar-
gıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca dosya üzerin-
de yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re’sen de verilebilir
(CYY m.104/3).
72
Centel/Zafer., 7. Bası, s.351; Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygı-Lar/Alan., s.416
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR77
Şüpheli ya da sanık tarafından, tutuklama kararına ve tutuklulu-
ğun devamına karşı, tutukluluğun kaldırılarak/geri alınarak salıveril-
mesine ya da tutuklama kararının kaldırılarak adli kontrol kararının
verilmesi yönündeki istem konusu, soruşturma evresinde sulh ceza
yargıcı (hâkimi) kovuşturma evresinde mahkeme tarafından, Cum-
huriyet Savcısı, şüpheli, sanık ya da savunmanının (Müdafiin) görüşü
alındıktan sonra, üç gün içinde sonuca bağlanır (CYY.m.105). O halde
istem belli bir muhakeme yapmayı gerekli kılmaktadır. Bu çerçeve-
de yapılan muhakeme sonunda istemin kabulüne, reddine ya da adli
kontrol uygulanmasına karar verilir
73
. Bu kararlara itiraz edilebilir.
Ceza Yargılama Yasası’nda tutukluluğun soruşturma ve kovuş-
turma evrelerinde belirli aralıklarla incelenmesi de düzenlenmiştir
(CYY.m.108).
Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre
içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk halinin de-
vamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet Savcısı’nın
ya da şüphelinin istemi üzerine sulh ceza yargıcı (hâkimi) tarafından
karar verilir (CYY.m.108/1). Yargıç, Ceza Yargılama Yasası’nın 100.
maddesinde öngörülen koşulların bulunup bulunmadığını her defa-
sında yeniden irdelemelidir. Karar, mutlaka gerekçeli olmalıdır. Yar-
gıç (hâkim) tutukluluğun devamına karar verir ise her defasında aynı
gerekçeye başvurmamalıdır
74
.
Kovuşturma evresinde ise yargıç ya da mahkeme, tutukevinde bu-
lunan sanığın tutukluluk halinin devamının gerekip gerekmeyeceğine
her oturumda ya da koşullar gerektiğinde oturumlar arasında ya da
otuzar günlük süreler içinde de re’sen karar verir (CYY.m.108/3).
Bir yargıç ya da mahkeme kararına karşı yasada belirtilen kişiler
tarafından yedi gün içinde kararı veren makama (mercie) yapılacak
başvuru üzerine, kararın yeniden incelenmesine ilişkin yasayoluna iti-
raz denir
75
. İtiraz, kural olarak kararın, kararı veren makamdan başka
bir makamda (mercide) incelenmesini sağlayan bir yasayoludur.
73
Özbek., s.284
74
Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/Saygılar/Alan., s.416; Özbek., s.285
75
Tanımlar için bakınız, Özbek., s.701 vd; Centel/Zafer., 7. Bası, s.735; Yener/
Hakeri., 3. Baskı, s.756; Toroslu/Feyzioğlu., s.315; Kunter/Yenisey/ Nuhoğlu.,
Onaltıncı Bası, s.1392, 1393, n.81.1; Öztürk/Tezcan/Erdem/Sırma/ Saygılar/
Alan., s.566; Erem, Faruk., Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (Şerh), Ankara
1996, s.567 vd; Tosun, Öztekin., Türk Suç Muhakemesi Hukuku, c.II, İstanbul
1976, s.187 vd; Yurtcan., 12. Bası, s.478 vd; Soyaslan., 3. Bası, s.526 vd
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...78
İtirazın konusunu yargıç kararları oluşturur. Ancak istisnai olarak
mahkeme kararları da itirazın konusu olabilir. Nitekim Ceza Yargı-
lama Yasası’nın 267/1. maddesine göre; “Hâkim kararları ile kanunun
gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”
Buna göre kural olarak bütün yargıç (hâkim) kararlarına karşı iti-
raz edilebilir.
Mahkeme kararlarına itiraz edilebilmesi için o mahkeme kararına
karşı itiraz yoluna gidilebileceğinin yasada açıkça gösterilmiş olma-
sı gerekir (CYY.m.267). Örneğin mahkemenin vermiş olduğu görev-
sizlik kararına karşı itiraz yoluna başvurulabileceği Ceza Yargılama
Yasası’nın 5/2. maddesinde açıkça belirtilmiştir.
Yargıç ya da mahkeme kararına karşı itiraz, yasada ayrıca düzen-
lenmeyen hallerde Ceza Yargılama Yasası’nın 35. maddesine göre ka-
rarın öğrenildiği günden itibaren yedi gün içinde yapılmalıdır. İtiraz,
kararı veren makama (mercie) verilecek bir dilekçe ya da tutanağa ge-
çirilmek koşuluyla tutanak yazmanına (zabıt katibine) sözlü açıklama-
da (beyanda) bulunmak suretiyle yapılır. Tutanakla tespit edilen sözlü
açıklamayı (beyanı) ve imzayı, mahkeme başkanı ya da yargıç onaylar
(CYY.m.268/1).
İtiraz, itiraza konu kararı veren yargıca/mahkemeye yapılır. Bu
yargıç mahkeme kararının hukuka aykırı olup olmadığını kendisi
inceler. Hukuka aykırı bulursa kararını düzeltir. Hukuka aykırı bul-
mazsa en çok üç gün içinde itirazı incelemeye yetkili olan üst makama
(mercie) gönderir (CYY.m.268/2).
Ceza Yargılama Yasası’nın 268. maddesinin 3. fıkrasında, itirazı
incelemeye yetkili makamlar (merciler) açıkça gösterilmiştir
76
.
76
Bkz. CYY.m.268/3: “(3) İtirazı incelemeye yetkili merciler aşağıda gösterilmiştir:
a) Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı
çevresinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine aittir.
b) Sulh ceza işleri, asliye ceza hâkimi tarafından görülüyorsa itirazı inceleme
yetkisi ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir.
c) Asliye ceza mahkemesi hâkimi tarafından verilen kararlara yapılacak
itirazların incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine
ve bu mahkeme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların
incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması
hâlinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için
birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın
ağır ceza mahkemesine aittir.
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR79
Ceza Yargılama Yasası’nın 269. maddesine göre; İtiraz, kararın yeri-
ne getirilmesinin geri bırakılması sonucunu doğurmaz (CYY.m.269/1).
Ancak, kararına itiraz edilen yargıç ya da mahkeme kararın yerine ge-
tirilmesinin geri bırakılmasına karar verebilir (CYY.m.269/2).
İtirazı inceleyen makam esas itibarıyla itiraza konu olan kararı ve-
ren yargıç ya da mahkemedir. Söz konusu makam yani kararı veren
yargıç ya da mahkeme hem maddi hem de hukuki yönden kararını in-
celer, hukuka aykırı bulursa bu karar yerine doğru olan kararı verir
77
.
Eğer yerinde görmez ise, itiraz başvurusunu, itirazı incelemeye yetkili
olan makama (mercie) gönderir.
Ayrıca kararına itiraz edilen yargıç ya da mahkeme, verdiği kara-
rın, karar hakkında itiraz makamınca incelenip kesin karar verilinceye
kadar, geri bırakılmasına karar verebilir.
Geri bırakmaya karar vermek, yalnızca kararına itiraz edilen ma-
kama (mercie) ait değildir. İtirazı incelemeye yetkili makam da ka-
rarın, kesin karar çıkıncaya kadar, geri bırakılmasına karar verebilir
(CYY.m.269/2).
İtiraz hakkında karar verecek makam (merci), önce yapılan itiraz
üzerine diğer tarafların da bu konuda görüşlerini bildirmesi için bir
tebliğde bulunabilir. Ceza Yargılama Yasası’nın 270. maddesine göre,
itirazı inceleme makamı (mercii), itiraz hakkında yazılı görüşlerini ve-
rebilmeleri amacıyla bu itirazı Cumhuriyet Savcısı’na ve karşı tarafa
bildirebilir. Kanımızca, itirazın kabul ya da reddedilmesinde etkili ola-
cağı için, yalnızca itirazı yapan tarafın değil, aynı zamanda diğer tara -
fın ve Cumhuriyet Savcısı’nın da görüşünün alınması gereklidir
78
. Ya-
sada itiraz makamı itirazı “Cumhuriyet Savcısı ve karşı tarafa bildirebilir”
denilmek suretiyle bu tebliğin yapılmasının zorunlu olmayıp takdire
bırakılması yerinde değildir.
d) Naip hâkim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları
ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı
yukarıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme
başkanı veya mahkemeye aittir.
e) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza
dairelerinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara
yapılan itirazlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire
başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son
numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler.”
77
Özbek., s.704, 705
78
Aynı düşünce için bkz. Özbek., s.706
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...80
İtiraz makamı, itiraz hakkında karar verirken yalnızca dosya
içindeki bilgilere göre karar verebileceği gibi, itiraz konusu hakkın-
da bizzat kendisi inceleme ve araştırma yapabilecektir. Ancak gerek
iş yoğunluğu ve gerekse diğer nedenlerden dolayı itirazı inceleyip
kesin karara bağlamakla yetkili olan itiraz makamı bu araştırma ve
incelemenin başka bir görevli tarafından yapılmasını da isteyebilir
(CYY.m.270/son cümle).
Yasada ayrıca düzenlenmiş olan durumlar dışında gerek yargıç
kararlarına, gerekse mahkeme kararlarına karşı yapılan itirazlar hak-
kında duruşma yapılmaksızın karar verilir (CYY m.271/1). Daha doğ-
rusu, yapılan itiraz üzerine, verilmiş olan karar duruşmasız olarak yal-
nızca dosya üzerinden incelenir (CYY m.271/1).
Ancak, yasadaki düzenlemeye göre, gerekli görüldüğünde savcı
ve sonra müdafi ya da vekil dinlenir (CYY.m.271/1). Başka bir anla-
tımla, gerekli görülmesi halinde duruşma yapılabilir.
Görülüyor ki yasakoyucu, itiraz makamının, tutuklamaya itiraz
durumunda, incelemenin duruşmalı olarak yapılması konusunda zo-
runluluk getirmemiştir. İtiraz makamının takdirine bırakılmıştır. Bu
nedenle de itiraz makamı genelde duruşmasız inceleme yaptığı için,
Türkiye, Sözleşme’nin (AİHS) 5/4. maddesini ihlalden mahkum ol-
maktadır.
İtiraz makamı (merci), itiraz olunan kararı hem maddi yönden ve
hem de hukuki yönden bir değerlendirme yaparak inceleyecektir. Bu
incelemede, bir karara temel alınan kanıtlar ve maddi olgular ile bunu
doğuran hukuki durum birlikte değerlendirilir. Böylece, itiraz yolu ile
karar maddi ve hukuki açıdan ayrı ayrı incelenecektir
79
. Ayrıca, Ceza
Yargılama Yasası’nın 271. maddesinin 2. fıkrasında itiraz yerinde gö-
rüldüğünde/kabul edildiğinde itiraz konusu hakkında da karar veri-
leceği öngörülmektedir.
Yasakoyucunun itiraz makamına, itiraz edilen konu hakkında ayrı-
ca karar vermek görevi verdiği açıkça anlaşılmaktadır (CYY.m.271/2).
Yasada, itiraz makamınca, kararın mümkün olan en kısa sürede
verilmesi gerektiği belirtilmiştir (CYY m.271/3). Ancak belirli bir süre
79
Centel/Zafer., 7. Bası, s.736
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR81
verilmemiştir. Görülüyor ki en kısa sürede karar verilmesi istenilerek
tutuklamaya itirazın ve yargılamanın sürüncemede bırakılması önlen-
meye çalışılmıştır
80
.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Ancak yasanın açık olarak dü-
zenlediği durumlarda itiraz üzerine verilen karara karşı yeniden itiraz
edilebilmesi mümkündür. Buna göre ilk defa itiraz makamı (mercii)
tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.
Örneğin Cumhuriyet Savcısı tarafından tutuklama istemiyle sulh ceza
yargıcı önüne çıkarılan şüphelinin yargıç tarafından serbest bırakılma-
sı durumunda, Cumhuriyet Savcısı tarafından yapılan itiraz üzerine,
itiraz makamı tutuklama kararı verdiğinde ilk defa itiraz makamı ta-
rafından verilmiş olan böyle bir tutuklama kararına karşı itiraz yoluna
gidilebilir. Bu, itiraz üzerine verilen kararların kesinleştiği ilkesinin
yasadaki tek istisnasıdır (CYY.m.270/4).
III. TUTUKLAMAYLA İLGİLİ OLARAK TÜRKİYE ALEYHİNE
VERİLEN KARARLAR
1. AİHM’nin Yakın Tarihte Türkiye ile İlgili Olarak Verdiği, İç Hu-
kukta Öngörülen İtiraz Yolunun Etkin Olmadığına İlişkin Kararları
Konuyla ilgili AİHM’nin çok sayıda kararı bulunmaktadır. Bu ka-
rarlardan, Türkiye açısından önemli olanlarına değinmeye çalışacağız.
Erkan İnan-Türkiye kararı itiraz yolunun etkin olup olmadığı iddia-
ları ile ilgilidir. Bu davada, AİHM, söz konusu şikayetin AİHS’nin 5/4.
maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatindedir. AİHS’nin 35.
maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da
“kabul edilemezlik” unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baş-
vuruyu AİHM “kabul edilebilir” nitelikte bulur.
AİHM, içtihatlarına göre, AİHS’nin 5/4. maddesi uyarınca tutuk-
luluğa itiraz için başvuruda bulunulan mahkeme önünde yürütülen
bir “duruşmanın çekişmeli” olması ve iddia makamı ile sanık arasında
“silahların eşitliği” ilkesinin sağlanmış olması gerekir
81
. Eğer savunma-
80
Özbek., s.707
81
Bkz. özellikle, Schöps-Almanya, 13.02.2001, başvuru no:25116/94; Lietzow-Almanya,
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...82
nın; savunmanı olduğu kişinin tutukluluk halinin yasallığına etkin bir
biçimde itiraz edebilmesi için büyük önem taşıyan dosya bilgilerine
erişimi reddedilmişse silahların eşitliği ilkesi temin edilmemiştir
82
.
AİHM, Erkan İnan-Türkiye ile ilgili davada
83
, tutukluluk kararına
karşı yapılan itirazın incelenmesi sırasında, Ağır Ceza Mahkemesi’nin
başvuranı dinlemediğini belirlemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi duruşma
gerçekleştirmemiştir. Diğer bir deyişle, dava çekişmeli olmamıştır ve
iddia makamı ile sanık arasında “silahların eşitliği” temin edilmemiştir.
AİHM, yeni Ceza Yargılama Yasası’nın 271. maddesinin hükümleri-
nin, itiraz talebinin incelenmesi sırasında teorik olarak sanığın avuka-
tına adli makam tarafından dinlenme olanağı sunduğunu belirtmek-
tedir. Buna karşın; duruşma yapılarak itirazın incelenmesi durumu;
tutuklu ve savunmanının istemlerinden bağımsız olarak, mahkemenin
takdirine bırakılmıştır. Bu değerlendirmeleri belirttikten sonra AİHM,
başvuranın tutukluluk halinin yasallığına itiraz etmek için açtığı dava-
nın, AİHS’nin 5/4. maddesinin gereklerini karşılamadığı kanısına var-
mıştır. Bu nedenle de söz konusu davada, AİHS’nin 5/4. maddesinin
ihlal edildiğine karar vermiştir.
Yine AİHM, 01.12.2009 tarihli Abay-Türkiye kararında
84
, tutukluluk
halinin yasallığının denetimini yaptırmak için iç hukukla öngörülen
itiraz yolunun AİHS’nin 5/4. maddesinin gereklerini karşılamadığı
değerlendirmesinde bulunmuştur.
Dolayısıyla, Mahkeme’ye (AİHM) göre, başvuranın, tutukluluk
halinin yasallığının incelemesini yaptırtmak için AİHS’nin 5/4. mad-
desi uyarınca etkili başvuru yoluna sahip olduğu düşünülemez.
13.02.2001, başvuru no: 24479/94; Garcia Alva-Almanya, başvuru no: 23541/94, 13
Şubat 2001 ve Svipsta-Letonya, başvuru no: 66820/01
82
Bkz. Diğerleri arasından Mooren-Almanya, başvuru no: 11364/03; Bağrıyanık-
Türkiye, başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007; Lamy-Belçika, 30 Mart 1989,
Nikolova-Bulgaristan, başvuru no: 31195/96, sözü edilen Schöps, Shishkov-
Bulgaristan, 09.01.2003, başvuru no: 38822/97
83
Erkan İnan-Türkiye, davası, başvuru no: 13176/05, 23 Şubat 2010
84
Abay-Türkiye davası kararı, başvuru no: 19332/04, 1 Aralık 2009; aynı nitelikte
karar için bkz. Abdo-Türkiye., başvuru no: 17681/04, 26 Ocak 2010; Demir ve
İpek-Türkiye, başvuru no: 42138/07 ve 42143/07, 26 Ocak 2010; Koşti ve diğerleri-
Türkiye., başvuru no: 74321/01, 3 Mayıs 2007; Bağrıyanık-Türkiye., başvuru no:
43256/04, 5 Haziran 2007
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR83
Öte yandan Demir ve İpek-Türkiye kararı
85
da yeni Ceza Yargılama
Yasası’nın 271. maddesinin 1. fıkrasının öngördüğü hükmün uygula-
mada tutuklamaya karşı etkin bir itiraz başvurusu olanağı sağlayıp
sağlamadığı iddiası ile ilgilidir. Bu davada da AİHM, iç hukuk yolu-
nun etkin bir başvuru olanağı sunmadığı sonucuna varmıştır.
AİHM, 16 Mart 2010 günlü Yiğitdoğan-Türkiye davası
86
ile ilgili ola-
rak verdiği kararda da, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının uygu-
lanması değerlendirilmiştir. Söz konusu bu kararda da, AİHM, önceki
kararlarda olduğu gibi Ceza Yargılama Yasası’nın 271. maddesinin tu-
tuklamaya itiraz sürecinin prensip olarak duruşma yapılmaksızın ger-
çekleşmekte olduğunu açıkça belirtmiştir. Ayrıca tutukluluk işlemine
karşı birçok kez itiraz başvurusunda olduğu gibi en son başvurunun
da 21 Ocak 2008 tarihinde 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce duruşma ya-
pılmadan reddedildiği, üstelik bu istemlerin “atılı suçun niteliği ve isnat
edilen suç” ve “dosyanın durumu” gibi birbirinin neredeyse aynısı bas-
makalıp gerekçelere dayandırıldığını AİHM, bu davayla ilgili kararın-
da açıkça vurgulamıştır.
Öte yandan AİHM, çok yakın tarihli olan 1 Şubat 2011 günlü, Kut-
lar ve Ocaklı-Türkiye davası
87
ile ilgili kararında da itiraz yasayolunun
sanıklar için gerçek anlamda “çekişmeli bir usul” sunmadığını belirt-
miştir.
Yine AİHM, çok yakın tarihte vermiş olduğu Ulu ve Diğerleri-Türki-
ye davası
88
ile Şeyhmus Uğur ve Diğerleri-Türkiye davası
89
ile ilgili olarak
vermiş olduğu kararlarında da, tutuklamaya itiraz yolunun iç hukukta
etkin bir biçimde uygulanıp uygulanmadığını değerlendirmiştir.
85
Demir ve İpek-Türkiye davası kararı, 26 Ocak 2010, başvuru no: 42138/07 ve
42143/07
86
Yiğitdoğan-Türkiye davası kararı, 16 Mart 2010, başvuru no: 20827/08
87
Kutlar ve Ocaklı-Türkiye davası kararı., 1 Şubat 2011, başvuru no: 41433/06 ve
47936/08; Ayrıca bkz. Aynı nitelikte, Doğan ve Kalın-Türkiye davası kararı., 21
Aralık 2010, Başvuru No: 1651/05
88
Ulu ve Diğerleri-Türkiye davası kararı, başvuru no: 29545/06, 15306/07, 30671/07,
31267/07, 21014/08 ve 62007/08, 7 Aralık 2010
89
Şeyhmus Uğur ve Diğerleri-Türkiye davası kararı, başvuru no: 1968/07, 3608/07,
14474/07, 35240/07, 35252/07, 36503/07, 36505/07, 36509/07, 36541/07,
36544/07, 36556/07, 36571/07, 36573/07, 36582/07, 36586/07, 36593/07,
15637/08, 34229/08, 36489/08, 36492/08, 36493/08, 37232/08, 37233/08, 19 Ekim
2010
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...84
AİHM, geçmişte incelediği birçok benzer davada, ceza mahkeme-
lerinin bir başvuranın tutukluluk halinin somut davalarda olduğu gibi
basmakalıp gerekçelerle devamına karar vermesinin, Sözleşme’nin
(AİHS) hem 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğini, hem de böylesi
gerekçelerle mücadele etmeye olanak (imkan) tanıyan itiraz yollarının
başarılı olmadığını, düşünmek için önemli bir öğe (unsur) oluşturdu-
ğunu belirtmiştir. Özellikle de AİHM, itiraz yoluna başvurulduğunda,
tutuklamanın yasaya uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin
duruşmalı olarak/açık yargılamada, “yargının çekişmeli” ve iddia ma-
kamı ile tutuklu arasında “silahların eşitliği” ilkesine uyulması gerek-
tiğini kararında vurgulamıştır. Ayrıca, ilgili kişinin bizzat kendisinin
ya da avukatının yargılamaya/duruşmaya katılmasının sağlanması
gerektiğini de AİHM, kararında açıkça belirtmiştir.
2. Tutukluluk Süresinin Uzun Olması Nedeniyle Tazminat İste-
mine İlişkin AİHM’nin Türkiye Aleyhine Verdiği Kararlar
Kürüm-Türkiye
90
kararında AİHM, yeni Ceza Yargılama Yasası’nın
142. maddesinin tutuklanmasına hükmedilen ve makul bir sürede
hakkında karar verilmeyen bir kimseye ancak hakkında alınan kararın
kesin hüküm haline gelmesinin ardından tazminat talebiyle ilgili ola-
rak mahkemeye başvuruda bulunma olanağı (imkanı) tanıdığını göz-
lemlemektedir. Dolayısıyla yasaya aykırı olarak tutuklu bulunduğuna
kanaat getiren bir kişiye, hakkında devam eden yargılama süresince,
tazminat davası açma imkanı sağlamamaktadır
91
. İşbu başvuruda,
davanın halen ulusal mahkemeler önünde derdest olması nedeniyle,
AİHM, Sözleşme’nin (AİHS) 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına aykırı
olarak tutuklu bulunmasına karşın, bu durumun, başvuranın, Ceza
Yargılama Yasası’nın 141. ve izleyen maddeleri uyarınca dava açma
imkanına sahip olmadığını belirtmektedir.
Sonuç olarak işbu dava koşullarında, AİHM, yeni Ceza Yargılama
Yasası ile öngörülen başvuru yolunun, yasalara aykırı olarak tutuklu
tutulma nedeniyle tazminat elde etme hakkının gereklerini karşılama-
90
Kürüm-Türkiye davası kararı, başvuru no: 56493/07, 26 Ocak 2010
91
Bkz. Aynı nitelikte, Mutatis, Mutandis, Tunce ve diğerleri-Türkiye., başvuru
numaraları: 2422/06, 3712/08, 3714/08, 3715/08, 3717/08, 3718/09, 3719/08,
3724/08, 3725/08, 3728/08, 3730/08, 3731/08, 3733/08, 3734/08, 3735/08,
3737/08, 3739/08, 3740/08, 3745/08 ve 3746/08, 13 Ekim 2009
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR85
dığı kanaatindedir. Somut davada, Hükümet’in ön itirazını reddeden
AİHM, Sözleşme’nin (AİHS) 5. maddesinin 5. fıkrasının ihlal edildiği-
ne karar vermiştir
92
.
Benzeri bir karar da, Çayan Bilgin-Türkiye kararıdır. AİHM, Çayan
Bilgin-Türkiye kararında
93
başvuranın şikayetinin, tutukluluk süresinin
uzunluğu olduğunu, oysa ki Hükümet’in atıfta bulunduğu 466 sayılı
Yasa’nın, örneğin beraatla sonuçlanan davalarda tutuklu kalınan süre
için Devlet aleyhine sorumluluk davası açma olanağı (imkanı) sundu-
ğunu belirtmektedir. Bu davada, AİHM, makul bir süre içerisinde yar-
gılanma ya da yargılama sürecinde tahliye edilme hakkının, beraatla
sonuçlanan davalarda haksız yere tutuklu kalma dolayısıyla tazminat
almayla karıştırılmaması gerektiğini hatırlatmaktadır.
Söz konusu bu davada, AİHM, başvuranın ilk tutukluluk dönemi-
nin yakalandığı gün olan 20 Şubat 2001 tarihinde başladığını ve Devlet
Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kararla 4 Haziran 2002 tarihin-
de son bulduğunu gözlemlemektedir. Böylece, bu ilk tutukluluk dönemi
bir yıl üç ay on üç gün sürmüştür. Başvuranın bu doğrultuda incelenen
ikinci tutukluluk dönemi Yargıtay’ın 4 Haziran 2002 tarihli kararı boz-
duğu 26 Kasım 2002 tarihinde başlamış ve Ağır Ceza Mahkemesi’nin
tahliye kararıyla 2 Mart 2005 tarihinde son bulmuştur. Böylece, bu ikinci
tutukluluk dönemi de iki yıl üç ay altı gün sürmüştür.
Esasa ilişkin olarak AİHM, somut davada olduğu gibi tutukluluk
halinin birçok kez devam ettirildiği durumlarda söz konusu tutuklu-
luk döneminin tamamının değerlendirilmesinin daha doğru olacağını
hatırlatmaktadır
94
.
Dolayısıyla başvuranın somut davada toplam tutukluluk süresi üç
yıl altı aydan fazladır.
Dosyadaki bilgilerden anlaşıldığına göre, adli makamlar hemen he-
men aynı gerekçeleri kullanarak, bazen de gerekçe göstermeyi gereksiz
bularak başvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermişlerdir
95
.
92
Demir ve İpek-Türkiye davası kararı, 26 Ocak 2010, başvuru no: 42138/07 ve
42143/07
93
Çayan Bilgin-Türkiye., başvuru no: 37912/04, 8 Aralık 2009
94
Ayrıca bkz. Solmaz-Türkiye., başvuru no:27561/02, paragraf 37, CEDH 2007-II
(alıntılar).
95
Bkz. Örneğin, Türkiye aleyhine Temel ve Taşkın kararı., başvuru no: 40159/98,
paragraf 50-54, 30 Haziran 2005
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...86
Bu koşullar altında başvuranın uzun süren tutukluluk halini dik-
kate alan AİHM, Sözleşme’nin (AİHS) 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal
edildiğine karar vermiştir.
Ayrıca, başvuran, somut davada ceza yargılaması süresinin
AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen “makul süre” ilkesine
aykırı olduğunu iddia etmiştir.
Bu nedenle, somut davada AİHM, ilk önce çekişmeli yargılama-
nın başvuranın tutuklanmasıyla 20 Şubat 2001 tarihinde başladığını ve
Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla 2 Mart 2005 tarihinde son buldu-
ğunu saptamıştır. Dolayısıyla yargılama iki dereceli mahkeme önünde
dört yıldan fazla sürmüştür.
AİHM, daha sonra, her ne kadar bu süre AİHS’nin 6. maddesinin
1. paragrafında öngörülen çabukluğa cevap verse de, özellikle tanık-
ların dinlenmesi için ertelenen duruşmalar nedeniyle Devlet Güvenlik
Mahkemesi önünde görülen yargılamanın aksadığı bazı dönemler ol-
duğunu belirtmektedir. Ayrıca AİHM, tüm yargılama boyunca başvu-
ranın tutuklu kaldığını ve bu durumun da davaya bakmakla görevli
mahkemelerin, adaletin en kısa sürede gerçekleşmesi için daha özen
göstermeleri gerektirdiğini vurgulamaktadır
96
.
Bu dava ile ilgili somut koşulları ve bu konudaki yerleşik içtihadı-
nı göz önünde bulunduran AİHM
97
, Sözleşme’nin (AİHS) 6. maddesi-
nin 1. fıkrasının da ihlal edildiğine karar vermiştir.
AİHM tutukluluğun ve ceza yargılamasının uzun sürdüğü dava-
larda sıklıkla AİHS’nin 5/3 ve 6/1. maddelerinin ihlal edildiğini tespit
etmektedir
98
. Kendisine sunulan delilleri inceleyen AİHM, Hükümet’in
somut davalarda farklı sonuçlara varması için ikna edici delillerin ya
da iddiaların öne sürülmediği kanaatindedir. Konuya ilişkin içtihadını
göz önüne alan AİHM, başvuranların tutuklanma öncesi yargılanma ve
96
Ayrıca bkz. Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no: 47095/99, paragraf 132,
CEDH 2002-VI
97
Bkz. Örneğin, Temel ve Taşkın, ilgili bölüm, paragraf 67, 72
98
Bkz. Demir ve İpek., başvuru no: 42138/07 ve 42143/07, 26 Ocak 2010; Dereci-
Türkiye., başvuru no: 77845/01, 41. paragraf, 24 Mayıs 2005; Taciroğlu-Türkiye., no:
25324/02, 24. paragraf, 2 Şubat 2006; Çarkçı-Türkiye, no:7940/05, 21. paragraf,
26 Haziran 2007; Hasan Döner-Türkiye, no: 53546/99, 54. paragraf, 20 Kasım 2007;
Uysal ve Osal-Türkiye, no: 1206/03, 33. paragraf, 13 Aralık 2007; Can ve Gümüş-
Türkiye , no: 16777/06 ve 2090/07, 21. paragraf, 31 Mart 2009
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR87
aleyhlerinde başlatılan cezai kovuşturma sürelerinin, AİHS’nin 5/3 ve
6/1. maddelerini ihlal edecek kadar aşırı olduğu sonucuna varmıştır.
Son yıllarda, AİHM, tarafların sundukları bilgilere göre, baş-
vuranların, ceza yargılamasının devam ettiğini saptadığı davalarda
Sözleşme’nin (AİHS) 5. maddesinin 3. fıkrasının ve 6. maddesinin 1.
fıkrasının ihlal edildiğine karar vermekle yetinmemiştir. Ayrıca, bu tür
davalarla ilgili olarak, AİHM, bu koşullar altında belirlediği ihlallerin
giderilmesi (telafi edilmesi) için en uygun yolun, adaletin en doğru şe-
kilde uygulanmasının gerekleri gözetilerek başvuranlar aleyhine baş-
latılan ve devam etmekte olan ceza yargılamasının mümkün olan en
kısa sürede öncelikle sonuçlandırılması ya da Sözleşme’nin (AİHS) 5.
maddesinin 3. fıkrasının öngördüğü şekli ile yargılama sırasında baş-
vuranın tahliye edilerek serbest bırakılması gerektiğini de kararların-
da açıkça belirtmiştir
99
.
Yine, AİHM, çok yakın tarih olan 1 Şubat 2011 günü, Kutlar ve
Ocaklı-Türkiye
100
davası ile ilgili olarak vermiş olduğu kararında da; ta-
rafların sunduğu bilgiye göre başvuranların halen tutuklu bulunmakta
olduklarını belirlemiştir. Bu koşullar altında AİHM, tespit etmiş oldu-
ğu Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. ve 4. fıkralarına ihlallere son veril-
mesi için uygun bir yolun başvuranların tutuksuz yargılanmak üzere
serbest bırakılmaları kanaatinde olduğunu da kararında açıklamıştır.
IV. YARGILAMADA MAKUL SÜRE İLE TUTUKLULUKTA MA -
KUL SÜRE AYRIMI
Tutuklulukta makul süre ile Sözleşme’nin 6. maddesindeki “yargılama-
da makul süreyi” birbirinden ayırmak gerekir. Örneğin bir dava uzun süre
devam etmiş olabilir ve geçerli nedenler varsa, buna karşın Sözleşme’nin 6.
madde hükmü ihlal edilmemiş bulunabilir. Fakat bu yargılama sırasında
sanık makul süreyi aşan şekilde tutuklu kalmışsa Sözleşme’nin 5. maddesi-
nin 3. fıkra hükmüne aykırı hareket edilmiş olacaktır
101
.
99
Bkz. Demir ve İpek-Türkiye., başvuru no: 42138/07 ve 42143/07, 26 Ocak 2007; Kürüm-
Türkiye., başvuru no: 56493/07, 26 Ocak 2010; Abdülkerim Kaya-Türkiye., başvuru no:
28069/07, 5 Ocak 2010; Yakışan-Türkiye., başvuru no: 11339/03, 6 Mart 2007
100
Kutlar ve Ocaklı-Türkiye davası kararı, 1 Şubat 2011, başvuru no: 41433/06 ve
47936/08
101
Mah. K., Stögmüller-Avusturya., 10.11.1969, A § 5; Matznetter-Avusturya., 10.11.1969,
A 10 § 12 (İleten: Gözübüyük/Gölcüklü., s.240)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...88
Sözleşme’nin 6/1. maddesinde yer alan “makul süre” kavramı bü-
tün yargılama hukukunu ilgilendirdiği için, “tutuklulukta makul süre”
kavramından farklıdır. Sözleşme’nin 5/3. maddesi, tutuklu kişinin ma-
kul süre içinde yargılanma ya da yargılama sürerken salıverilme hakkı
olduğunu belirtir. Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası, yargılamanın
makul sürede yapılmasından çok tutukluluk süresinin makullüğüne
ilişkindir
102
. Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasından farklı olarak,
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasındaki makul süre, yasayolları
da dahil olmak üzere yargılamanın bütününü içerir. Sözleşme’nin 5.
maddesinin 3. fıkrasının amacı, kimsenin tutuklu olarak çok uzun süre
geçirmemesidir. Ceza davalarında Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fık-
rasının amacı ise, sanığın sonucunun ne olacağına ilişkin belirsiz bir
konumda uzun süre kalmamasıdır.
Bununla birlikte, bu iki hüküm arasında çok yakın bir ilişki vardır,
tutuklu sanığın yargılanmasında bu iki güvence birlikte yer almakta-
dır. Örneğin mahkeme Wemhoff-Almanya kararında, “tutuklu sanığın
davasına öncelik verilme ve özel bir hızla hareket edilmesini isteme hakkı var-
dır” demektedir. Dolayısıyla, tutuklu yargılanan sanıklar açısından
mahkemelerin özel bir çaba göstermesi ve daha süratle davranması
gerekmektedir.
Ayrıca, “tutuklamada” makul süre ile “yargılamada” makul süre
değerlendirmesinde, zaman zaman, aynı ölçütlerin (soruşturma konu-
sunun karmaşıklığı, görevli makamların yahut sanığın davranışı gibi)
kullanıldığı da görülmektedir
103
.
Sanık mahkum olana kadar masum kabul edildiği için, tutuklu ola-
rak geçen sürenin makul olup olmadığının incelenmesi ve makul olmak-
tan çıktığında, sanığın serbest bırakılması gerekmektedir. Bu nedenle
AİHM’ye göre ulusal yargı makamları, tutukluluğun makul süreyi aşıp
aşmadığına karar verirken, kişi özgürlüğüne saygı ilkesini göz önüne
almalı ve bu ilkeye istisna getirmeyi meşru kılan bir kamu yararının
var olup olmadığını araştırmalıdır. Tutukluluğun devamına karar ver-
102
Gözübüyük/Gölcüklü., s.240; İnceoğlu, Sibel., Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı
Etiği, Ankara 2007, s.110
103
Mah. K., Wemhoff-Almanya., 27.6.1968, A 7, § 17; B.-Avusturya, 28.3.90, A 175, s.17,
§ 45; Toht-Avusturya, 12.12.1991, A 224 § 77; Tomasi-Fransa, 27.8.1992, A 241, § 100-
102; W.-İsviçre, 26.1.1993, A 254-A, § 42 ve son.; Punzeit-Çek Cumhuriyeti 25.4.2000
ve Labita-İtalya, 6.4.2000 (İleten: Gözübüyük/Gölcüklü., s.240)
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR89
dikleri takdirde, bu kararın gerekçesinde ilgilinin salıverilme isteminde
ileri sürdüğü dayanaklar çürütülmelidir. Dolayısıyla tutuklamaya iliş-
kin kararların kesinlikle ayrıntılı gerekçeleri olmalıdır ve yalnızca yasa
hükümlerine gönderme yapan gerekçeler kullanılmamalıdır
104
.
Sanığın suç işlediğine dair makul kuşku olması ilk tutuklama için
yeterlidir. Ancak, tutuklamanın devam edebilmesi için, bu kuşkunun
kuvvetlenmesi gerekmektedir. Kuvvetli kuşku olması, tutuklamanın
devamı için onsuz olmaz koşul ise de, tek başına yeterli değildir. Söz-
leşme organları, tutukluluğun devamına karar verilirken, sanığın kaç-
ma tehlikesi, delilleri karartma ya da yok etme, tanıklara baskı yapma,
başka bir suç işleme tehlikeleri gibi, kamu yararına hizmet eden ne-
denlerin de varlığını aramaktadır
105
.
AİHM’ye göre sanığın kaçma tehlikesi, yalnızca yargılandığı suç
için öngörülen cezanın ağırlığı temeline dayanılarak da ölçülemez.
Böyle bir tehlike başka faktörlere de dayanmalıdır, örneğin sanığın ki-
şiliği, ahlakı, serveti, yurtdışındaki bağları gibi. Mahkeme, tutukluluk
süresi uzadıkça kaçma tehlikesinin azalacağını belirtmektedir
106
.
V. SÖZLEŞMENİN TÜRK HUKUKUNDAKİ YERİ
1. Sözleşme’nin Türkiye Tarafından Onaylanması
İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa’nın siyasal bütünleşmesi ve
insan haklarına saygılı bir barış ortamı sağlanması için Avrupa Kon-
seyi kurulmuştur. Türkiye de Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri ara-
sında yer almıştır.
Avrupa Konseyi, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nca 1948’de ka-
bul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alan bazı temel
haklara bir güvence sağlamak için, 1950 yılında Roma’da Avrupa İn-
san Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) imzaya açmıştır. AİHS, Eylül 1953’te
yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 1 no.lu Protokol ile birlikte 1954 yılında
AİHS’yi onaylamıştır
107
.
104
Mansur-Türkiye., 08.06.1995, Ser. A, No: 321 (İleten: İnceoğlu., s.112)
105
İnceoğlu., s.111
106
Bkz. Letellier-Fransa., 26.06.1991; Tomasi-Fransa., 27.08.1992 (İleten: İnceoğlu., s.118
107
Onay işlemine ilişkin 10 Mart 1954 gün ve 6366 sayılı Yasa için bkz. Resmi Gazete;
19.3.1954 günlü ve 8662 sayılı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...90
Onay belgesinin 18 Mayıs 1954 günü Avrupa Konseyi Genel
Sekreterliği’ne verilmesi ile Sözleşme (AİHS) Türkiye açısından da yü-
rürlüğe girmiş ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelmiştir
108
.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınmış olan
haklar, Sözleşme’den sonra yapılmış olan, hem 1961, hem de 1982
Anayasaları tarafından da güvence altına alınmıştır.
Türkiye bireysel başvuru yetkisini 1987 yılında tanıdı (28.01.1987).
Daha sonra da, Türkiye 1990 yılından geçerli olmak üzere Avrupa İn-
san Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) zorunlu yargı yetkisini tanımıştır.
Sözleşme organlarından olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
kararlarıyla, Sözleşme’nin ulusal düzeyde uygulanabilirliği her gün bi-
raz daha artmakta ve Sözleşme’nin soyut kuralları somutlaşmaktadır.
2. Sözleşme’nin İç Hukuktaki Yeri
Uluslararası sözleşmelerin iç hukuktaki yeri ve değeri konusunda
Anayasa (m.90/son) iki temel kural koymuştur. Bu kurallardan biri,
“Uluslararası anlaşmalar yasa gücündedir”, diğeri ise “Uluslararası anlaş-
maların anayasaya aykırılığı”nın ileri sürülememesi.
Anayasanın 90. Maddesi’nin son fıkrasına, 07.05.2004 tarihli ve 5170
sayılı yasa ile şu cümle eklenmiştir: “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı
konuda farklı hükümler içermesi nedeni ile çıkabilecek uyuşmazlıklarda millet-
lerarası anlaşma hükümleri esas alınır.”
109
Bu düzenlemenin, insan hakları-
na ilişkin uluslararası sözleşmeler ile yasalar arasındaki uyuşmazlıkla-
rın çözülmesi için önerdiği çözüm, uluslararası sözleşme hükümlerinin
“esas” alınmasıdır. Anayasadaki bu düzenleme, yasaların uygulanması
kadar, yapılmasını da kapsar; yasama, yürütme ve yargıyı bağlar. Kamu
yetkilileri (vali, kaymakam ve başka yöneticiler ile kolluk kuvvetleri)
de, uluslararası sözleşmeleri/anlaşmaları yasaya üstün tutarak uyuş-
mazlıkları çözmekle yükümlüdürler.
Uluslararası sözleşmeler/anlaşmalar, daha ileri kurallar içerdiği
sürece, taraflarca ileri sürülmemiş olsa dahi, yargıçlar uyuşmazlıkları,
ulusal yasalara göre değil, kendiliğinden uluslararası sözleşmeleri gö-
zeterek çözmelidir. Bu, anayasal bir yükümlülüktür.
108
Gözübüyük/Gölcüklü., 8. Bası, s.18
109
Bkz. Resmi Gazete., 22.05.2004 günlü ve 25469 sayılı
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR91
Yasalar ile uluslararası sözleşmelerin, aynı konudaki farklı dü-
zenlemesinden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunup bulunmadığı,
salt sözleşmelerin/anlaşmaların sözel metniyle sınırlı olarak sap-
tanamaz. Böylesi yüzeysel ve kolaycı bir yaklaşım, yapılan düzen-
lemenin işlevsiz bırakılması sonucunu doğurur. Sözleşme organ-
larından olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarıyla,
Sözleşme’nin ulusal düzeyde uygulanabilirliği her gün biraz daha
artmakta ve Sözleşme’nin soyut kuralları somutlaşmaktadır. Bu
nedenle, Sözleşme’yi iç hukukta uygularken Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’nin (AİHM) yerleşik ilke kararları ve içtihatlarının göz
önüne alınması gerekir
110
.
Anayasamızda 2004 yılında yapılan değişiklikle, onayladığımız
ve iç hukukumuzun bir parçası haline getirdiğimiz “İnsan Hakları
Sözleşmesi”ne, kurallar sıralamasının en üstünde yer vermiş olmamı-
zın, onları yaşamın bir parçasına dönüştürmek için yeterli olmadığını
da unutmamalıyız.
Yargı yerlerimizin ve yönetsel yetkililerimizin, hiç de kolay ol-
mayan ve küçümsenmemesi gereken bu yükümlülüklerini, eksiksiz
yerine getirebilmelerini sağlayacak koşulları hazırlamak gerekir. Bu
koşulların başında da, insan hakları öğretimi ve eğitimi gelmektedir.
SONUÇ
Tutuklamayı; Sözleşme’nin (AİHS) ilgili hükümlerini, AİHM’nin
içtihatlarını, Anayasamızdaki ve Ceza Yargılama Yasası’ndaki düzen-
lemeleri, öğreti ve uygulamadaki görüşleri de gözeterek inceledik. İl-
gili bölümlerde eleştiri ve önerilerimizi açıkladık. Bu bölümde kısaca
önemli hususların ana noktalarını şöyle özetleyebiliriz.
Türk Ceza Yargılaması Hukuku ve AİHM açısından tutuklulukla il-
gili temel ilke, yargılamanın tutuksuz yapılmasıdır. Bu ilke, sanığın ma-
sumluk karinesinden yararlanmasının bir sonucudur. İstisnai olan tutuk-
110
Bkz. Aynı düşünce için; Türmen, Rıza., “Tutukluluk, AİHM ve 90. Madde” 10
Ocak 2011 günlü Milliyet Gazetesi; Gözübüyük/Gölcüklü., s.22; Başlar, Kemal.,
Türk Mahkeme Kararlarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Ankara 2008,
s.17 vd; ŞAHBAZ, İbrahim., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türk Yargı
Sistemindeki Yeri” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Eylül/Ekim 54, 2004, s.188 vd
(178-216); BATUM, Süheyl., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal
Sistemine Etkileri, İstanbul Üniversitesi Yayın No: 3761, İstanbul 1993, s.32 vd.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...92
luluk önleminin cezaya ve kurala dönüşmemesi için özen gösterilmelidir.
Tutuklamaya karar verirken ölçülülük ve yansızlık ilkelerini örseleme-
mek için özen gösterilmeli ve bu konuda topluma güven verilmelidir
111
.
Sanık tutuklanmışsa ve tutukluluk sürdürülüyorsa, AİHM iki aşa-
malı bir inceleme yapmaktadır.
Birinci aşamada, mahkemenin, tutukluluğun sürdürülmesi kararı-
nın gerekçesinde, tutukluluğun gerekliliğini yeterli ve sağlam kanıtla-
ra dayandırıp dayandırmadığını araştırmaktadır
112
.Bu nedenle yargıç
ya da mahkeme tutukluluğun sürdürülmesine karar verirken; tutuk-
lunun kaçması, kanıtları yok etmesi ya da yeniden suç işlemesi gibi
durumların mevcut olduğunu kararında somut olaylara/olgulara/ve-
rilere dayanarak belirtmelidir. Ayrıca, belli bir güvenceyle salıverme,
yurtdışına çıkma yasağı gibi başka koruma önlemlerine neden başvu-
rulmadığı, kararda gerekçeleri ile açıklanmalı. Tutuklamanın başlan-
gıcında gösterilen gerekçeler, süre uzadıkça yeterli olmayabilir. Daha
inandırıcı gerekçeler gösterilmelidir.
Türkiye’de yargıçlar ve mahkemeler tutuklamanın sürdürülmesi-
ne karar verirken, “suçun niteliği, kanıtların durumu, dosyanın içeriği”
gibi klişe bir gerekçe gösterdiği durumlarda AİHM böyle bir gerekçeyi
kabul etmemektedir. Bu nedenle Türkiye’yi mahkum etmektedir.
Tutuklamanın sürdürülmesi için gerekli koşullara uyulmuşsa,
AİHM, ikinci aşamada sürenin makul olup olmadığını incelemekte-
dir. Tutuklama koşullarına uyulmamışsa, süre ne olursa olsun, AİHM,
Sözleşme’nin 5/3. maddesinin ihlaline karar vermektedir.
AİHM, tutukluluk süresiyle ilgili bir üst sınır saptamamaktadır.
Her olayın özelliklerine göre ayrı bir değerlendirme yapmaktadır. An-
cak, uygulamaya bakıldığında, 2 yılı aşan tutukluluk süresinin “makul
süre” olarak kabul edilmediği görülmektedir
113
.
Sürenin makul olup olmadığı, her tutuklamaya göre değişiklik
gösterebilmektedir. Sürenin uzaması; ilgili makamların kusurundan,
iddianamenin yazılmasının gecikmesi gibi durumlardan kaynaklanı-
yorsa, daha kısa bir süre Sözleşme’nin ihlaline yol açabilmektedir.
111
Selçuk, Sami., 20.02.2011 günlü Vatan Gazetesi (Deniz Güçer Röportajı)
112
Bkz. Türmen., Rıza “Tutukluluk Süresi” 4 Ocak 2011 günlü Milliyet Gazetesi
113
Bkz. Türmen., 10 Ocak 2011 günlü Milliyet Gazetesi
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR93
Ceza Yargılama Yasası’nın 102. maddesinde öngörülen, ağır cezalık
suçlarda öngörülen ve belirsizlikler içeren bu süre üç yıl (2+1) ya da beş
yıl (2+3) olarak yorumlanması da, AİHM’nin genelde kabul ettiği iki yıl-
lık süreden fazladır. Bu nedenle AİHM’nin içtihadı ile uyumlu değildir.
Ceza yargılamasında, yoğunluk ilkesi gereği duruşmalara zorunlu
olmadıkça ara verilmeksizin devam edilerek hüküm verildiği takdir-
de, tutukluluk süresi ile ilgili olarak sorun kalmayacaktır (CYY m.190).
Özellikle de tutuklu işler, kovuşturma evresinin temel ilkelerinden biri
olan “yoğunluk” ilkesi uyarınca, özenli bir biçimde tek duruşmada ara
verilmeksizin sonuçlandırılmalıdır.
Ceza Yargılama Yasası’nın 100. maddesinin 3. fıkrasında, katalog
halinde sayılan suçların işlendiği hususundaki kuvvetli suç şüphesinin
varlığının başlı başına bir tutuklama nedeni sayılması yerinde değildir.
Bu suçların işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı halinde tu-
tuklama nedeninin var sayılabileceğinin yasada açıklanmasının doğal
sonucu, katalog suçları açısından kaçma ya da kanıtları (delilleri) ka-
rartma tehlikesi bulunmaksızın tutuklama yoluna gidilebilecektir. Bu
nedenle Ceza Yargılama Yasası’nın 100. maddesinin 3. fıkrasındaki “tu-
tuklama nedeni var sayılabilir” ibaresinin burada tutuklamayı engelleyici
bir etkiye sahip olamayacağı açıkça anlaşılmaktadır.
Tutuklamanın, hukuk devleti ve orantılılık ilkelerine uygun bir
biçimde uygulanabilmesi için Ceza Yargılama Yasası’nın 100. madde-
sinin 3. fıkrasındaki bu düzenleme yasadan çıkarılmalıdır. Ceza Yar-
gılama Yasası’nın 100. maddesinin 2. fıkrasındaki tutuklama nedenleri
bu suçlarda da aranmalıdır.
Türkiye’nin tutuklulukla ilgili başka bir sorunu, yargıçların tu-
tukluluğa itirazı esas davadan bağımsız bir süreç olarak görmemeleri-
dir
114
. Oysa, AİHM’ye göre, bu esas davadan tamamen ayrı bir süreç.
O nedenle, bu süreçte adil yargılanmanın koşullarının gerçekleşmesi
gereklidir. Başka bir deyişle, duruşma yapılmalı yüz yüzelik ilkesi ger-
çekleşmeli, tutuklu avukat yardımından yararlanmalı, çekişmeli yargı-
lama ve silahların eşitliği ilkesi sağlanmalıdır. Türkiye’de tutukluluğa
itiraza ilişkin kararlar, bu koşullara uyulmadan verilmektedir. Çoğu
kez duruşma yapılmamaktadır. Gizlilik kararı alınırsa, dosya tutuklu-
nun avukatına verilmemektedir.
114
Türmen., 4 Ocak 2011 günlü Milliyet Gazetesi
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...94
Böylece silahların eşitliği ilkesi gerçekleşmemektedir. Bütün bun-
lar, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal nedeni olmaktadır.
Bu nedenle, tutuklamaya itirazın incelenmesinin duruşmalı olarak
yapılması için, bunu adli makamın takdirine bırakan Ceza Yargılama
Yasası’ndaki (m.271) düzenleme, yasama organınca yeniden düzen-
lenmelidir.
Sözleşme’yi (AİHS) yorumlayan ve uygulayan AİHM’nin içtihadı
Sözleşme ile bir bütünlük oluşturmaktadır.
Bu nedenle, yargıçlar ya da mahkemece tutuklamaya ve tutuklu-
luğun sürdürülmesine karar verilirken, AİHM ölçütlerinin kendiliğin-
den göz önünde tutulması, Anayasa’nın 90. maddesi hükmü gereğidir.
Tutuklama kararı; yüzeysel yorumlar ve basmakalıp gerekçelerle/
anlatımlarla değil, bu konudaki öğreti ve kurumlar çok iyi özümsenerek,
yasanın metinlerinin özüne nüfuz edilerek verilmelidir. Tutukluluğun
gerekçeleri inandırıcı ve kuşkuları giderecek nitelikte olmalı ve topluma
güven vermelidir. Ölçülülük ve yansızlık ilkelerinin örselenmediği ko-
nusunda toplum kuşku değil güven duymalıdır. Koşulları oluşmadığı
halde, gereksiz yere tutuklamak ve tutukluluğun sürdürülmesi suretiy-
le cezaya dönüştürmek, toplumda ve insanda sarsıntı yaratır
115
.
Bu nedenle, öncelikle, yargılamanın tutuksuz yapılmasının, temel
ilke olduğu gözetilmelidir. İstisnai olan tutukluluk koruma önleminin
(tedbirinin) cezaya ve kurala dönüşmemesi için gerekli özen gösteril-
meli. Tutuklama önlemine, olaylara/verilere/olgulara ve inandırıcı
gerçeklere/açıklamalara dayanarak karar verilmelidir.
KAYNAKLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler : Avrupa
Konseyi Yayını, Ankara 2007
Başlar, Kemal : Türk Mahkeme Kararlarında Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi, Ankara 2008
Batum, Süheyl : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türk Anayasal
Sistemine Etkileri, İstanbul Üniversitesi Yayın No: 3761, İstanbul
1993
115
Bkz. SELÇUK., 20 Şubat 2011 günlü Vatan Gazetesi
TBB Dergisi 2011 (95) Ali Rıza ÇINAR95
Cengiz, Serkan/Demirağ, Fahrettin/Ergül, Teoman/Mcbrıde, Je-
remy/Tezcan, Durmuş : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Karar-
ları Işığında Ceza Yargılaması Kurum ve Kavramları, Ankara 2008
Centel, Nur/Zafer, Hamide : Ceza Muhakemesi Hukuku, 7. Bası, İs-
tanbul 2010
Doğru, Osman : İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçtihatları c.I
(T.C.Adalet Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı), 2. Bası, Ankara
2003)
Dönmez, Halit : “CMK 102’deki Tutukluluk Süresiyle İlgili Değerlendir-
me” Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2010/4, sayı 68
Erem, Faruk : Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (Şerh), Ankara 1996
Gözübüyük, A.Şeref/Gölcüklü, Feyyaz : Avrupa İnsan Hakları Sözleş-
mesi ve Uygulaması, 8. Bası, Ankara 2009
İnceoğlu, Sibel : Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Etiği, Ankara 2007
Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe : Muhakeme Hu-
kuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, İs-
tanbul 2008
Macovei, Monica : Kişinin Özgürlük ve Güvenlik Hakkı (İnsan Hakları
El Kitabı, No.5) Birinci Baskı, Strazburg 2002
Özbek, Veli Özer : Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006
Özen, Muharrem/Güngör, Devrim/Ergün Okuyucu, Güneş : Avru -
pa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Türk Hukukunda
Azami Tutukluluk Süresinin Hesaplanmasına İlişkin Değerlendir-
me, Ankara Barosu Dergisi, Yıl 2010/4
Öztürk, Bahri/Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sırma,
Özge/Saygılar, Yasemin F./Alan, Esra : Ceza Muhakemesi Huku-
ku, Ankara 2009
Selçuk, Sami : “Unutmayalım ki, hukuk özgürleştirmek için vardır. Köleleş-
tirmek için değil” diye konuştu (Bkz. 9 Mart 2011 tarihli Cumhuri-
yet Gazetesi, s.7; ileten Alican Uludağ)
Selçuk, Sami : 20.02.2011 günlü Vatan Gazetesi (Deniz Güçer Röportajı)
Soyaslan, Doğan : Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, Ankara 2007
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kürüm-Türkiye Kararının, ...96
Şahbaz, İbrahim : Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Türk Yargı
Sistemindeki Yeri” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Eylül/Ekim 54,
2004
Şahin, Cumhur : Ceza Muhakemesi Hukuku I, Ankara 2007
Şentuna, Mustafa Tarık : Tutuklama ve Adli Kontrol., Ankara 2007
Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Sancakdar, Oğuz/Önok,
Rifat Murat : İnsan Hakları El Kitabı, 3. Baskı, Ankara 2010
Toroslu, Nevzat/Feyzioğlu, Metin : Ceza Muhakemesi Hukuku, An-
kara 2006
Tosun, Öztekin : Türk Suç Muhakemesi Hukuku, c.II, İstanbul 1976
Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi “Tutuklama Raporu” :
Ankara 2010
Türmen, Rıza : “Tutukluluk, AİHM ve 90. Madde” 10 Ocak 2011 günlü
Milliyet Gazetesi
Türmen, Rıza : “Tutukluluk Süresi” 4 Ocak 2011 günlü Milliyet Gazetesi
Ünver, Yener/Hakeri, Hakan : Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Baskı,
Ankara 2010
Yazıcı, Samet : “AİHM Kararları Işığında Tutuklulukta Makul Süre”, Te-
razi (Aylık Hukuk Dergisi), Yıl 6, Sayı 54, Şubat 2011
Yıldız, Ali Kemal : “Ceza Muhakemesi Hukukunda Tutuklama ve Adli
Kontrol” Risk Altındaki Global Dünya Toplumu ve Ceza Hukuku,
İstanbul 2011, (Hazırlayan Feridun Yenisey/Ulrich Sieber (eds),
Bahçeşehir Üniversitesi Yayını)
Yurtcan, Erdener :Ceza Yargılaması Hukuku, 12. Bası, İstanbul 2007
Yücel, Mustafa T : “Tutuklama Paradoksu” Türkiye Barolar Birliği Der-
gisi, Kasım-Aralık 2010, Yıl 23, sayı 91