1
*
Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku (İdare Hukuku)
Doktora Öğrencisi.
TÜRKİYE’DE OMBUDSMANLIĞIN
(KAMUSAYLIĞIN) ETKİN OLARAK
İŞLEYEBİLME YETİSİ YOKTUR
IT HAS NO POTENTIAL FOR THE EFFECTIVE OPERATION OF
OMBUDSMAN (KAMUSAY) IN TURKEY
Hasan DURSUN
*
Özet: 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumla ombuds-
manlık anayasal bir temele kavuşturulmuştur. Yine, konuyla ilgili
olarak 5 Ocak 2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine bir ka-
nun tasarısı sunulmuştur. Ancak gerek Anayasa gerekse Tasarıda
öngörülen hususlar ombudsmanlığın evrensel ölçütlerine uygun
olmadığı gibi ombudsmanlığın Türkiye’de etkin bir şekilde işleme-
sini sağlayıcı nitelikte de değildir.
Anahtar Sözcükler: Ombudsman, kamusay, hukukilik deneti-
mi, yerindelik denetimi, alternatif uyuşmazlık çözümü.
Abstract: With referendum dated 12 September 2010, there
is constitutional basement for the ombudsman. Again, a draft
bill related with that matter submitted to Turkish Grand National
Assembly. However, either constitutional or draft arrangements
are not accord with universal standards of ombudsman as well
as appropriate to function effectively the ombudsman in Turkey.
Keywords: Ombudsman, kamusay, legality control,
opportunity control, alternative dispute resolution.
GİRİŞ
Anayasa veya yasa ile kurulmuş veya Parlamento tarafından seçi-
mi sağlanan, başında yasama organı veya parlamentoya karşı sorumlu
olan, yüksek seviyeli bağımsız bir bürokratın olduğu, kamu kurum ve
kuruluşları, yetkilileri veya çalışanları tarafından haksızlığa uğratılmış
insanların şikâyetleri doğrultusunda veya kendi inisiyatifi ile harekete
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur378
geçen, araştırma yapma, disiplin uygulaması önerme ve rapor yayım-
lama hakkı olan bir ofis olarak tanımlanan ombudsmanlık
1
karşılığı
olarak Türkçe’de kamu sözcüsü, halk sözcüsü, kamu denetçisi, halk
savunmanı, halk koruyucusu, parlamento komiseri, mediatör, arabu-
lucu, kamutay, kamusay gibi pek çok isimlendirme önerisi bulunsa
da
2
bizim kamusay olarak isimlendirilmesini uygun bulduğumuz
3
ombudsman, 12 Eylül 2010 tarihinde halkoylamasına sunulan olan
mini anayasa paketinde, hukuksal bir ifadeyle, 7.5.2010 tarih ve 5982
sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişik-
lik Yapılması Hakkında Kanun metni içerisinde “kamu denetçiliği kuru-
mu” ismiyle öngörülmüştür. Bu anayasa değişikliği halkoyuyla kabul
edilmesine ve kamusaylık anayasal bir statüye kavuşmasına karşın ka-
nımızca onun Türkiye’de etkin bir şekilde işlerliği bulunmamaktadır.
Bu savımızı gerekçelendirmeye geçmeden önce kamu denetçiliğinin
Türkiye’deki mevzuat tarihçesini kısa bir şekilde incelemek uygun
olacaktır.
I- TARİHÇE
Aslında, dünyada ilk ombudsmanlık kurumu resmi olarak 1809
yılında İsveç’te kurulsa da, bu kurumun kökeni Osmanlılara dayan-
maktadır. Gerçekten de, İsveç’teki ombudsman düşüncesi, İsveç Kralı
XII. Charles dönemine kadar geriye götürülebilir. Daha açık bir deyiş-
le, Türk tarihinde Demirbaş Şarl olarak bilinen İsveç Kralı XII. Charles,
1709 yılında Ruslar tarafından yenilmesi üzerine Osmanlılara kaçmış
1
Krş. Ombudsman (Kamu Hakemi) Kurumu İncelemesi, TÜSİAD, 1997, İstanbul,
s. 15.
2
Bu bilgi, Zehra Odyakmaz’ın 26.3.1998 tarihinde Başbakanlık Basın Toplantısında
yaptığı konuşmadan elde edilmiştir.
3
Çünkü “kamusay” sözcüğü, akılda kalması kolay olan tek bir sözcükten oluşmakta
ve kurumu daha iyi kavramaktadır. Bu kurum he ne kadar evrensel olarak
“ombudsman” olarak tanınsa da söz konusu sözcük yabancı kökenli olduğu
ve telaffuzu zor olduğu için böyle bir kullanımı doğru bulmadık. Öte yandan,
ombudsmanın ilk olarak doğduğu İsveç ülkesi dilinde karşılığı “temsilci” veya
“arabulucu”dur. Bkz. Uler, Y. Ombudsman (Kamu Denetçisi), I. Ulusal İdare
Hukuku Kongresi 3. Kitap, Danıştay Yayınları, Ankara, 1-4 Mayıs 1990, s. 1021.
Temsilci veya arabulucu kavramı bizce kurumu tam olarak anlatamadığı için de
“ombudsman” kavramının kullanılması doğru değildir. Yine, “kamutay” ibaresi
önceleri T.B.M.M. Genel Kurulu için kullanıldığı ve tutmadığı için o ibarenin de
kullanılmasını doğru bulmuyoruz.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN379
ve burada bir kaç yıl sığınmacı olarak kalmıştır. O dönemde İsveç’te
huzursuzluk ve düzensizlik egemen olmuş, bu durumu önleyebilmek
için Osmanlı İmparatorluğunda sığınmacı olan Kral, bir buyruk çı-
kararak kendisinin en yüksek ombudsmanın başında bulunacağı bir
büronun İsveç’te kurulmasını emretmiştir. Bu büronun temel görevi;
kanunlara uyulmasını ve kamu görevlilerinin yükümlülüklerinin ye-
rine getirmesini sağlamak olmuştur. Bir başka deyişle, ombudsman,
yargıçların ve öteki kamu görevlilerinin Toprak Kanununun uygulan-
masındaki etkinliklerini gözetlemeye yetkili kılınmıştır. Daha sonra,
bu büro “Kralın Adalet Başkanlığı Bürosu” olarak adlandırılmıştır.
4
İşte, ombudsmanlığın kökenini oluşturan bu büro, Osmanlı İm-
paratorluğundaki adalet dizgesinden esinlenmiştir. Bu esinlenmenin
iki kaynağı bulunmaktadır. Bunlardan ilki, o tarihlerde, Osmanlılarda
“Kazasker” olarak adlandırılan Osmanlı Başyargıcının bürosudur. Bu
büro, o dönemde İslam adalet dizgesinin önemli bir parçasını oluştur-
muştur. Söz konusu başyargıcın görevi, İslam Hukukunun, Padişah
dâhil memurlarca, halkın birbiriyle ve İmparatorlukla ilişkilerini dü-
zenlerken uygulanmasını güvence altına almak olmuştur. Böylelikle,
başyargıç, halkın haklarını, memurların adaletsizliğine ve güçlerinin
kötüye kullanılmasına karşı korumuştur. İkinci olarak, önceleri Padişa-
hın, daha sonraları ise Sadrazamın başkanlığında
5
Kazaskerlerin katıl-
dığı Divan-ı Hümayunun bulunmasıdır.
6
Bu kurulda, hükümdar veya
sadrazam halkın davalarını ve devlet memurlarından yakınmalarını
dinlemiştir.
7
Ombudsmanın kökenini oluşturduğu için divan ve kazas-
ker konusunda ek bir takım açıklamaların yapılması uygun olacaktır.
Açıklamalarımıza divan ile başlamak gerekirse, Abbasilerden bu
yana, bütün İslam devletlerinde resmi daire veya kurul niteliğinde di-
vanlar bulunmuştur. Osmanlılar da bu yönetim geleneğine bağlı kal-
mışlar, ancak divan kurumunu son derece ileri bir seviyede geliştir-
mişlerdir. Gerçekten de İslam devletlerinde türlü resmi işlerle uğraşan
çeşitli divanlar bulunmuş, bunların üstündeki büyük divan ise sadece
bir danışma ve denetim işi görmüştür. Osmanlılarda ise divanların
4
Pickl, V. J. Ombudsman ve Yönetimde Reform (Çeviren, Turgay Ergun), Amme
İdaresi Dergisi, Sayı 4, Cilt 10, 1976, s. 39.
5
Bkz. Üçok, C. Hukuk Tarihi Dersleri, AÜHFY No: 297, Ankara, 1972, s. 147 vd.
6
Krş. Pickl, s. 39.
7
Turgay Ergun’un notu, Bkz. Pickl, s. 39 dip not 3.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur380
çoğu birleştirilmiş, çok geniş yetkili yepyeni bir divan kurulmuştur.
Padişahın divanı anlamına gelen Divan-ı Hümayun, merkezdeki dev-
let işlerinin görüşülüp karara bağlandığı son derece önemli bir organ
durumunu almış, kökleşmiş ve kurumsallaşmıştır.
8
Divan-ı Hümayunda yönetim ve örf-adet hukuku ile ilgili işler
Sadrazam, toprak işleri Nişancı, şeri ve hukuki işler Kazaskerler
9
ve
mali işleri de Defterdarlar çözümlemişlerdir. Bir bakıma Yargıtay ve
Danıştay niteliğinde olan bu divana, herkes gelip derdini anlatabilmiş
ve yakınmasını bildirmiş ve söz konusu yakınmalar usulüne göre so-
nuca bağlanmıştır. Daha açık bir deyişle, Divan-ı Hümayunda devlet
işleri hakkında karar verilmiş, önemli davalar kesin bir biçimde hük-
me bağlanmış, hangi sosyal kesimden, etnik gruptan veya dinden ge-
lirse gelsin Divana gelen herkes dinlenmiştir. Bu bağlamda, en yoksul
bir kişi bile Sadrazamdan adalet isteyebilmiş ve ona sorununu söyle-
yebilmek özgürlüğüne sahip olmuştur.
10
Osmanlılarda Divan-ı Hümayundan başka, bazı alt-divanlar ku-
rulmuş, bu divanlar, merkezdeki işlerin görülmesini kolaylaştırmıştır.
Gerçekten de merkezdeki her baş-yönetici kendiişleriyle ilgili konu-
ları görüşen bir divan kurmakta ve yetkisi oranında gerekli kararları
vermekteydi. Bu bağlamda, kazaskerler kendi konaklarında yaptıkları
toplantılarla kendiişlerini düzenlemişlerdir.
11
Ombudsmanın kökenini oluşturan ikinci organ kazaskerlik ise
Osmanlı’da oldukça köklü bir kurum kimliğini taşımıştır. Gerçekten
de Osmanlı’da “kadiasker” de denilen kazaskerler yargı örgütünün ba-
şını oluşturmuşlar, Osmanlıların ilk yıllarında Bursa kadısı yargı örgü-
tünün en önemli kişisi olarak kabul edilmiş, 1360 veya 1362 yıllarında,
daha sonra vezir-i azam olan Çandarlı Kara Halil Hayrettin Paşa Bursa
kadısıyken kazasker yapılmış ve bu makam böylece Osmanlılarda da
kurulmuştur. Aşağıda, ayrıca bahsedileceği üzere, Eyyübilerden bu
yana İslam devletlerinde ordu mensuplarının yargı işlerini gören ve
“kadileşker” denilen yüksek yargıçlar bulunmuş ve Anadolu Selçuklu-
8
Üçok C. ve Mumcu A., Türk Hukuk Tarihi, Altıcı Baskı, Savaş Yayınları, Ankara,
1987, s. 241.
9
Osmanlılarda Rumeli ve Anadolu Kazaskeri olmak üzere iki türlü kazasker
bulunmaktaydı. Bu konuda bilgi için bkz. Üçok ve Mumcu, s. 227 vd.
10
Bkz. Üçok, s. 148.
11
Üçok C. ve Mumcu A., s. 247.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN381
ları da böyle bir kadıyı işbaşında tutmuşlar, ancak, Selçuklular, bunun
yanında, Kad’il Kudat denilen ve yargı örgütünün başında ulemadan
ayrı bir kimse bulundurmuşlardır. İşte Osmanlılar, kazaskerlik maka-
mını kurduktan sonra, Anadolu Selçuklularındaki Kad’il Kudat’lığa
gerek görmemişler, onun görevini de kazaskerlere geçirmişlerdir.
12
Yukarıda belirtildiği üzere, dünyada ilk defa resmi olarak İsveç’te
kurulan Ombudsmanlığın kökenini, Kazaskerlik ve divanlar, özellikle
Divan-ı Hümayun oluşturmuştur. Divan-ı Hümayunun kökenini ise
Şikâyetler Kurulu olarak adlandırılabilecek olan “Divan-ı Mezalim”, Ka-
zaskerliğin esin kaynağını ise Kad’il Kudat oluşturmuştur. Ombuds-
manlığın kökenini tam olarak kavrayabilmek açısından Divan-ı Me-
zalim ve Kad’il Kudat hakkında temel bir takım bilgilerin verilmesi
uygun olacaktır.
Divan-ı Hümayunun kökenini oluşturan Divan-ı Mezalim, Abbasi
Devletinin bir örgütüdür. Bu divan, bir nevi Yargıtay ve Danıştay’ın
görevini yerine getirerek kadıların ve diğer yüksek mevkideki me-
murların zulümlerinden yakınanların şikâyetlerini dinlemiş ve suç-
lu görülenler hakkında gerekli işlemleri yapmıştır. Gerçekten de Hz.
Ali’den beri halifeler kimi aralıklarla halkın söz konusu kamu görev-
lileri hakkındaki şikâyetini dinlemişler, ancak, XIV. Abbasi Halifesi
Mühtedi’den itibaren bu işe önce vezirler, daha sonra da az sonra an-
latılacak olan Kad’il Kudat adı verilen Başkadılar, Divan-ı Mezalim ola-
rak adlandırılan Divanlarda bakmaya başlamışlardır. Eyyübiler döne-
minde ise yakınmalar “Dar’ül-Adl” (Adalet Evi) denilen özel bir evde
hükümdarın başkanlığında sonuca bağlanmıştır.
13
Kazaskerliğin kökenini oluşturan Kad’il Kudat ise Anadolu Sel-
çuklu Devletinin örgüt yapısı içerisinde önemli bir yer tutmuştur. Ger-
çekten de, bu devlette, illerde, başkentteki örgütün küçük bir örneği
bulunmuş ve buralara adalet işlerini görmek üzere kadılar atanmıştır.
Bununla birlikte, mahkemeler; askeri ve sivil olmak üzere ikiye ay-
rılmış, askeri davalara kadileşker denilen ordu kadısı bakmış, Konya
kadısı ise Kad’il Kudat ismini taşıyarak en yüksek yargıç sayılmıştır.
14
12
Üçok C. ve Mumcu A. s. 226.
13
Bkz. Üçok, s. 111.
14
Üçok, s. 120.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur382
Görüldüğü üzere, ombudsmanlık kurumu, daha doğru bir de-
yişle, ombudsmanlığın kökeni, Türkler bakımından oldukça uzun-
dur. Bununla birlikte, Cumhuriyet döneminde, ombudsmanlığın tar-
tışılmaya başlanması, nispeten yakın yıllara, daha somut bir deyişle,
1970’li yıllara rastlamaktadır. Ombudsmanlığın mevzuat çalışmasının
ise daha da yakın bir geçmişi bulunmaktadır. Gerçekten de söz konu-
su kavram, bir mevzuat çalışması olarak ilk kez 1982 Anayasası yü-
rürlüğe girmeden önce, Ankara Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilgiler
Fakültesi öğretim üyeleri tarafından hazırlanan “Anayasa Önerisi”nde
yer almıştır.
15
Daha somut bir deyişle, bu anayasa önerisinin “Kamu
Denetçileri Kurulu” başlıklı 114. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde;
Cumhurbaşkanının, T.B.M.M, Danıştay, Sayıştay, Hâkimler ve Savcı-
lar Yüksek Kurulu ile Türkiye Barolar Birliği’nin ayrı ayrı göstereceği
ikişer adaydan birisini 5 yıllık bir süre için atamak yoluyla Kamu De-
netçileri Kurulunu oluşturacağı, 5 kişilik söz konusu kurulun, yurt-
taşların dilek ve şikâyetlerini inceleyerek temel hak ve özgürlüklerin
gerçekleşmesini gözeteceği öngörülmüştü.
16
Ancak, bu anayasa önerisi, dönemin anayasa koyucusu olan Milli
Güvenlik Konseyi tarafından dikkate alınmamıştır. Anayasa koyucu
bu öneriyi kabul etmemesine rağmen, kimi yazarlar, Anayasanın 108.
maddesinde yer alan Devlet Denetleme Kurulunun bir tür ombudsman
olduğunu savlamıştır.
17
Bununla birlikte, Erhüman’ın isabetli olarak
belirttiği üzere, Devlet Denetleme Kurulunun hiç bir şekilde ombuds-
man olmadığı ortadadır. Çünkü az sonra anlatılacağı üzere, ombuds-
manın karakteristik özelliklerinden birisi bağımsız olmasıdır. Hâlbuki
söz konusu kurul, Cumhurbaşkanına bağlı olduğu gibi üyeleri yine
onun tarafından seçilmekte ve ancak Cumhurbaşkanının isteği üzerine
harekete geçmektedir. Bu niteliklere sahip olan bir kurulun bağımsız
olmadığı, dolayısıyla, ombudsman kimliğini taşımadığı açıktır.
18
Türkiye’de 1990’lı yıllardan itibaren ise ombudsmanlığın kurul-
ması konusunda somut bir takım girişimlerde bulunulmuştur. Bu yıl-
15
Bkz. Erhüman, T. Türkiye İçin Nasıl Bir Ombudsman Formülü?, AÜHFD, Yıl
2000, Cilt 4, Sayı 1-4, s. 155.
16
Sağlam, A. Ombudsman Kurumu ve Türkiye Macerası, s. 3 (http://www.turkhu-
kuksitesi.com, Erişim Tarihi, 17.5.2010).
17
Bkz. Erhüman, s. 155 dipnot 3.
18
Fazla bilgi için bkz. Erhüman, s. 155 ve dipnot 4.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN383
larda, özellikle insan haklarının korunması ve geliştirilmesi tartışmala-
rı ışığında, 7. Beş Yıllık Kalkınma Planında ombudsmanın kurulacağı
konusuna yer verilmiş, 55. Hükümet döneminde, Adalet Bakanlığı
bünyesinde “Ombudsman Yasa Tasarısı Taslağı Hazırlama Komisyonu”
oluşturulmuştur. Komisyon, konuyla ilgili “Kamu Sözcülüğü Kanun Ta-
sarısı Taslağı”nı hazırlamış ve çalışmalarını 12 Ağustos 1998 tarihinde
tamamlamıştır.
19
Bununla birlikte, bu öntasarı da kanunlaşamamıştır.
20
Ombudsmanın yasalaşması, ancak, 2006 yılında sağlanmıştır.
Gerçekten de, 28.9.2006 tarih ve 5548 sayılı Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanunu ile ombudsmanlık düzenlenmiştir. Kanunun 1. maddesiyle
gerçek ve tüzel kişilerin “idare”nin her türlü eylem, işlem, tutum ve
davranışlarıyla ilgili yakınmalarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin Anaya-
sada belirtilen nitelikleri çerçevesinde, adalet anlayışı içinde, insan hak-
larına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek,
araştırmak ve “idare”ye önerilerde bulunmak üzere Kamu Denetçiliği
Kurumunun oluşturulması öngörülmüş, 4. maddesiyle de Kurumun,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı, kamu tüzelkişiliğini
haiz, özel bütçeli, merkezi Ankara’da olduğu belirtilmiştir.
Bu kanunun tümünün Anayasaya aykırılığı savıyla Anayasa Mah-
kemesine iptal ve yürürlüğünün durdurulması davası açılmış, Anaya-
sa Mahkemesi de 27.10.2006 tarih ve E. 2006/140, K. 2006/33 sayılı ka-
rarıyla Kanunun geçici 1. maddesinin yürürlüğünü durdurmuştur.
21
Anayasa Mahkemesinin yürürlüğünü durdurduğu bu maddede; ilk
başdenetçi ve en az beş denetçinin seçimi ile Kamu Denetçiliği Kuru-
munun kurulacağı, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz
gün sonra T.B.M.M. Başkanlığı tarafından başdenetçi ve beş denetçi
seçimi yapılacağı belirtilmişti. Anayasa Mahkemesinin, kamu denet-
çiliğinin kurulmasına ilişkin bu maddenin yürürlüğünü durdurması
üzerine Kamu Denetçiliği Kurumu fiilen kurulamamıştır.
19
Erhüman, s. 156.
20
Bundan başka, düşen (kadük olan) 15.7.2005 tarih ve 5227 sayılı Kamu
Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanunun 42.
maddesinde de “Mahalli İdareler Halk Denetçisi” şeklinde yerel bir ombudsmanlık
öngörülmüşü. Bu konuda bkz. Azrak, A.Ü. İdari Yargı Dışı Alternatif Uyuşmazlık
Çözme Usulleri in Danıştay Başkanlığı 141. Yıl Sempozyumu, Ankara, 2009, s.
72. Bu çalışmada, ulusal ombudsmanlık üzerinde durulduğu için sadece konuya
temas etmeyi uygun bulduk.
21
Bu karar için 1.11.2006 tarih ve 26333 sayılı Resmi Gazeteye bakınız.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur384
Anayasa Mahkemesi, 25.12.2008 tarih ve E. 2006/140, K. 2008/185
sayılı kararıyla da 5548 sayılı Kanunun tümünü, Anayasanın 6., 87.,
ve 123. maddelerine aykırı görerek iptal etmiştir. Mahkeme, bu kara-
rında, Anayasanın 123. maddesinde; idarenin bir bütün olduğunun
belirtildiğini, bir kamu kurumu ya da kuruluşu kurulurken Anaya-
sada öngörülen idari teşkilat yapısı dışına çıkılmaması gerektiğini,
kamu kurum ya da kuruluşlarının söz konusu yapı dışında kurulma-
sının idarenin bütünlüğü ilkesiyle bağdaşmayacağını ifade etmiştir.
Mahkeme, ayrıca, Anayasanın 87. maddesinde, T.B.M.M.’nin görev
ve yetkilerinin sayıldığını, bunlar arasında Kamu Denetçiliği Kuru-
muna Başdenetçi ve denetçi seçme görev ve yetkisi tanınmadığı gibi
adı geçen kurumla T.B.M.M. arasında bu seçime olanak verecek Ana-
yasadan kaynaklanan doğal sayılabilecek bir ilişki bulunmadığını,
dolayısıyla, söz konusu kanunun, Anayasanın 87. maddesine de ay-
kırı olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, son olarak, Anayasanın 6. mad-
desinde; hiç kimse veya organının kaynağını Anayasadan almayan
bir Devlet yetkisi kullanamayacağının belirtildiği, buna karşın, Kamu
Denetçiliği Kurumunun merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esaslarına aykırı olarak “idare” dışında kurulmasının ve T.B.M.M.’ne
bağlanmasının Anayasanın 6. maddesine aykırılık oluşturduğu husu-
sunu eklemiştir.
22
İşte, tüm bu anayasal sorunları aşabilmek için 12 Eylül 2010 ta-
rihinde halkoylamasına sunulan mini Anayasa Paketinde “ombuds-
manlık” kurumuna yer verilmiştir. Gerçekten de söz konusu paketin
8. maddesiyle, Anayasanın 74. maddesinin kenar başlığı “VII. Dilekçe,
bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” şeklinde değiştirilmiş,
74. maddenin üçüncü fıkrası kaldırılmış ve söz konusu maddeye aşa-
ğıdaki fıkralar eklemiştir:
“Herkes bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkına sa-
hiptir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı olarak kurulan
Kamu Denetçiliği Kurumu idarenin işleyişiyle ilgili şikâyetleri inceler.
Kamu Başdenetçisi Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından gizli
oyla dört yıl için seçilir. İlk iki oylamada üye tamsayısının üçte iki ve
22
Bu karar için 4.4.2009 tarih ve 27190 sayılı Resmi Gazeteye bakınız.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN385
üçüncü oylamada üye tamsayısının salt çoğunluğu aranır. Üçüncü oy-
lamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki
aday için dördüncü oylama yapılır; dördüncü oylamada en fazla oy
alan aday seçilmiş olur.
Bu maddede sayılan hakların kullanılma biçimi, Kamu Denetçiliği
Kurumunun kuruluşu, görevi, çalışması, inceleme sonucunda yapa-
cağı işlemler ile Kamu Başdenetçisi ve kamu denetçilerinin nitelikleri,
seçimi ve özlük haklarına ilişkin usul ve esaslar kanunla düzenlenir.”
12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda seçime katılanların
yaklaşık %58’i çoğunluğunun
23
“evet” oyu vermesiyle ombudsman-
lık anayasal bir dayanağa kavuşmuş ve onun kurulmasının önünde
var olan anayasal engel ortadan kalkmıştır. Anayasal engelin ortadan
kalkması sonucunda ise 5548 sayılı Kanun hükümlerinin ezici çoğun-
luğuyla aynı hükümleri taşıyan yeni bir Kamu Denetçiliği Kurumu
Kanunu Tasarısı
24
hazırlanmış ve 5 Ocak 2011 tarihinde Meclise sunul-
muştur.
25
Bu tasarı halen T.B.M.M.’nin gündeminde bulunmaktadır.
26
Ancak, bu tasarı kanunlaşsa bile mevcut durumda ombudsmanlığın
Türkiye’de etkin bir şekilde işleyebilme yetisi yoktur. Çalışmanın bun-
dan sonraki kısmında bu konu üzerinde durulacaktır.
II- OMBUDSMANLIĞIN TÜRKİYE’DE ETKİN İŞLEYEBİLME
YETİSİNİ ORTADAN KALDIRAN NEDENLER
Bu kısımda ombudsmanlığın Türkiye’de etkin bir şekilde işlerli-
ğini ortadan kaldıran nedenleri iki başlık altında inceleyeceğiz. Bun-
lardan ilki, ombudsmanlığın olmazsa olmaz koşulu (conditio sine
quo non), ikincisi ise Türkiye’ye özgü koşullar bakımından olacaktır.
Tekrar belirtmek gerekir ki yapılacak bu açıklamalar, halen T.B.M.M.
gündeminde bulunan Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının
yasalaşacağı varsayımına bağlıdır.
23
Bkz. Yüksek Seçim Kurulunun 846 sayılı Kararı, 23 Eylül 2010 tarih ve 27708 sayılı
Resmi Gazete.
24
Bundan sonra Tasarı olarak adlandırılacaktır.
25
Tasarının tam metnine “basbakanlik.gov.tr” adresindeki “Kanun Tasarıları”
kısmından ulaşabilmek olanaklıdır.
26
1.3.2011 tarihi itibarıyla.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur386
1- Ombudsmanın Olmazsa Olmaz Koşulu Bakımından
Kanımızca, bir kuruma ombudsman niteliğini verebilmek için o
kurumun Anayasa veya yasada ombudsman (Türkiye’deki ismiyle
Kamu Denetçiliği Kurumu) olarak adlandırılması yeterli değildir. Bir
kuruma ombudsman niteliğini verebilmek için olmazsa olmaz üç ko-
şul gereklidir. Bunlar; ombudsmanın bağımsızlığı, idareyi denetlemesi
ve kararlarının hukuken bağlayıcı olmaması esasıdır.
27
Bu üç koşulu
eş anlı olarak taşımayan bir kuruma ombudsman denilemez, olsa olsa
yeni bir idari denetim türü denilebilir. Şimdi bu koşulları biraz daha
yakından incelemek uygun olacaktır.
a- Ombudsmanın Bağımsızlığı
Ombudsmanın bağımsız bir kurum olması, ombudsmanlığın ol-
mazsa olmaz şartıdır. Gerçekten de, yürütmeden ve idareden bağımsız
olmayan bir kurumun kamu üzerinde denetim uygulaması durumun-
da bu denetimin idari denetimden farklı bir denetim olarak nitelen-
dirilmesi olanaklı olmayacaktır. İşte bu yüzden “ombudsman deneti-
mi” adı altında ayrı ve kendisine özgü bir denetimden söz edebilmek
ancak yürütmeden ve idareden bağımsız olan bir kurum yaratmakla
olanaklıdır.
28
Bu bağlamda, Fransa’da mediateur’un atanması, kayıtsız
şartsız hükümetin takdirine bırakılmış olması
29
yüzünden, kanımızca,
Fransa’da gerçek anlamda bir ombudsmanın bulunmadığını belirtmek
gerekir.
Bir ombudsmanın bağımsız olabilmesi için onun atanması ve
görevden alınmasının nitelikli çoğunlukla olması ve ombudsmanın
Meclis dâhil hiç bir organa karşı bağımlı olmaması gerekir. Öncelik-
le ombudsmanın atanmasından işe başlamak gerekirse, 12 Eylül 2010
tarihinde halkoylamasına sunulan olan mini anayasa paketinin yuka-
rıda belirtilen 8. maddesinde ombudsmanın üçüncü oylamada Meclis
üye tamsayısının salt çoğunluğu (226 milletvekili) ile üçüncü oylama-
da salt çoğunluk sağlanamazsa bu oylamada en çok oy alan iki aday
için dördüncü oylama yapılacağı, dördüncü oylamada en fazla oy alan
adayın seçilmiş olacağı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere, bu maddey-
27
Bkz. Erhüman, s. 157 vd., biraz değişik bir şekilde, Oytan, M. Ombudsman Eli ile
İdarenin Denetimi, Danıştay Dergisi, Sayı: 18-19, Ankara, 1975, s. 196.
28
Erhüman, s. 158-159.
29
Oytan, s. 207.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN387
le ombudsmanın toplanmasında özel bir toplantı yeter sayısı aran-
mamakta, Meclisin normal toplantı yetersayısıyla (184 Milletvekili)
toplanacağı, iş dördüncü oylamaya kalırsa 226 milletvekilinden aşağı
sayıda oy alsa bile ombudsmanın seçilebileceği öngörülmektedir. Bu
düzenleme tarzı, Türk siyasi yaşamında bir uzlaşma kültürünün olma-
ması olgusuyla birleşerek, iktidar partisi, eğer bir koalisyon hükümeti
varsa koalisyonun büyük ortağı tarafından ombudsmanın seçilmesine
yol açacaktır. Ombudsmanın iktidar partisi veya koalisyon hüküme-
tinin büyük ortağı tarafından atanması durumunda ise ombudsman
iktidara karşı bağımsız olamayacak, dolayısıyla, kurulmasının var-
lık nedenini “raison d’était” yitirecektir. Ombudsmanın yürütmeye,
özellikle, iktidara karşı bağımsızlığını sağlayabilmek için Anayasanın
Cumhurbaşkanın seçimini düzenleyen 102. maddesinin 31.5.2007 tarih
ve 5678 sayılı Kanunun 5. maddesiyle değiştirilmeden
30
önceki duru-
muna benzer bir şekilde düzenlemeye gidilmesi gerekir. Konu olduk-
ça önemli olduğundan biraz daha ayrıntı vermek isabetli olacaktır.
Ombudsmanın bağımsızlığını sağlamada temel koşul, onun seçi-
lirken nitelikli bir çoğunlukla seçimini sağlayacak dizgenin oluşturul-
masıdır. Bu bağlamda, ombudsman seçiminin ilk turunda, Anayasa
Mahkemesinin, Cumhurbaşkanı seçiminde “367” kararı olarak bili-
nen 1.5.2007 tarih ve E.2007/45, K. 2007/54 sayılı kararında “kısmen
isabetli”
31
bir şekilde yorumladığı üzere, toplantı ve karar yetersayısı-
nın bütün oylamada TBMM üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu, bu
bağlamda 367 olduğu şeklinde
32
kaleme alınması uygun düşer.
Gerçekten de Anayasa Mahkemesi bu kararında haklı olarak, Ana-
yasanın Meclis Başkanının seçimiyle ilgili 94. maddesinin 4. fıkrasın-
da, Anayasanın 102. maddesinin üçüncü fıkrasında olduğu gibi dört
30
Resmi adı “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun” olarak adlandırılan bu düzenleme, 21.10.2007 tarihinde yapılan
halkoylaması sonucu kabul edilmiş ve buna ilişkin Yüksek Seçim Kurulu Kararı
31.10.2007 tarih ve 26686 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasada
değişiklik öngören bu kanunla, Cumhurbaşkanının parlamento tarafından
seçilmesi uygulamasına son verilmekte, onun halk tarafından seçilmesi esası
getirilmektedir. Bu halkoylaması sonucu, Türkiye’nin “parlamenter sistem” olarak
adlandırılan siyasi dizgesi “başkanlı parlamenter sistem”e dönüşmüştür.
31
Kısmen isabetli diyoruz çünkü bizce, Anayasanın 102. maddesi, 2007 yılında
değiştirilmeden önce, Cumhurbaşkanlığı seçiminin dört turunda da “367” toplantı
yetersayısının bulunmasını örtülü bir şekilde aramaktaydı.
32
27.6.2007 tarih ve 26565 sayılı Resmi Gazeteye bakınız.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur388
oylama ve seçilme yetersayısı olarak da TBMM üye tamsayısının, ilk
iki oylamada üçte iki, üçüncü oylamada ise salt çoğunluğunun öngö-
rülmesine karşın, bu maddede, 102. maddesinin 1. fıkrasına benzer
biçimde “yetersayı” öngören bir kurala yer verilmediğini, Cumhurbaş-
kanının seçimine ilişkin 102. maddenin 1. fıkrasında, Cumhurbaşkanı-
nın TBMM üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ve gizli oyla seçilece-
ği belirtilirken, 94. maddesinin 4. fıkrasında, Meclis Başkanının “gizli
oyla” seçileceği vurgulandıktan sonra fıkranın devamında öngörülen
karar yetersayısı ile seçileceğinin açıklandığını, bu farklı düzenleniş bi-
çiminin 102. maddenin 1. fıkrasındaki “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük
Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile ... seçilir” kuralının
bilinçli olarak “toplantı yetersayısı”nı belirtmek amacıyla getirildiğini
gösterdiğini, bu bağlamda, 102. maddede, dört oylamanın her birinde
seçilebilmek için aranan karar yetersayılarının ayrı ayrı belirlenmesi-
nin, birinci fıkra ile üçüncü fıkra arasına otuz günlük seçim takvimi-
nin düzenlendiği ikinci fıkranın konularak birinci ve üçüncü fıkrala-
rın birbirinden ayrılmasının da 102. maddenin bu anlam ve içerikle
yorumlanması gerektiğini ortaya koyduğunu, bir kuralın yorumunda
sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için onun lafzı kadar amacının da gö-
zetilmesi gerektiğini, 102. maddedeki düzenlemeyle, Cumhurbaşkanı
seçiminde Mecliste olabildiğince nitelikli bir uzlaşma sağlanmasının
amaçlandığının açık olduğunu, nitekim, ikinci fıkrada otuz günlük
seçim takviminde adaylık süresinin on günle sınırlandırılması, kalan
yirmi günde yapılacak dört oylamanın ilk ikisinde adaylardan birinin
seçilebilmesi için üye tamsayısının üçte iki çoğunluğunun oyunun
aranması, dördüncü oylamaya, üçüncü oylamada en çok oy alan iki
adayın katılabilmesi, bu oylamada da yarışan iki aday arasında üye
tamsayısının salt çoğunluğunun adaylardan biri üzerinde sağlanarak
Cumhurbaşkanının seçilememesi halinde, TBMM seçimlerinin derhal
yenilenmesi yoluna gidilmesinin, Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşma-
nın temel alındığını gösterdiğini, Cumhurbaşkanının seçimi sürecinde
ilk oylamada uzlaşmanın sağlanmasının, 102. maddenin 1. fıkrasında -
ki “Cumhurbaşkanı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte iki
çoğunluğu ... ile seçilir” kuralının toplantı yetersayısını da kapsamasıyla
olanaklı olduğunu, aksi halde, üçüncü fıkradaki birinci ve ikinci oyla-
maların anlamsız hale geleceğini, üçüncü ve dördüncü oylamalarda
üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilebileceği için
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN389
bir uzlaşamaya da gerek kalmayacağını, üçüncü fıkrada öngörülen
üçüncü ve dördüncü oylamalarda, TBMM’nin, adaylardan birini üye
tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla seçebilme olanağı karşısında,
Mecliste salt çoğunluğa sahip parti ya da partilerin, birinci ve ikinci
oylamada üçte iki çoğunlukla aranan uzlaşamaya sıcak bakmayabile-
ceklerini, bu durumun, Anayasanın, Cumhurbaşkanı seçiminin uzlaş-
maya dayanması amacıyla bağdaşmadığını belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararına “ek gerekçe” yazan Serruh Ka-
leli ise; Anayasanın 96. maddesindeki genel toplantı yeter sayısı ku-
ralının daha çok görüşmeyi zorunlu kılan toplantı ve karar süreçleri
için düşünülmüş, başka bir deyişle, oylamadan önce görüşmeye-mü-
zakereye katılıp katılmama ile ilgili yeter sayı olduğunu, oysa Cum-
hurbaşkanlığı seçiminde, görüşmenin, müzakere olmayıp doğrudan
seçim oylaması olduğu, bu oylamada önemli olan kavramın “oylamaya
katılma” şeklinde tecelli ettiğini, bunun toplantı ve karar nisabı olarak
ayrılması oylama sürecinin doğasına aykırı olduğunu, ilk iki oylama-
da Meclis üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğunun Cumhurbaş-
kanı seçimine katılmasının gerekli olduğunu belirtmiştir. Bu karara
bir başka “ek gerekçe” yazan Osman Alifeyyaz Paksüt; parlamento üye
tamsayısının üçte ikilik çoğunluğu Cumhurbaşkanı seçimini yapmak
yönünde irade beyanı ortaya koymuş, bir başka deyişle, ilk iki oyla-
mada, üçte ikilik toplantı yetersayısının sağlanmış ise dört turlu oyla-
ma dizgesinin işlerlik kazanacağını, aksi halde, parlamentoda temsil
edilen Millet iradesinin Cumhurbaşkanı seçimini yapmak yerine ge-
nel seçime gitmek yönünde tecelli ettiğini kabul etmek gerekeceğini,
bu nedenlerle, ilk iki turun gerekli toplantı yeter sayısı sağlanmadan
yapılmış sayılması ve doğrudan üçüncü tura geçilerek, seçimin salt
çoğunlukla sonuçlandırılması olanaklı olmadığını ortaya koymuştur.
Kanımızca, gerek KALELİ gerekse PAKSÜT’ün görüşleri kısmen isa-
betlidir, çünkü Anayasanın bu maddesinin bütünsel olarak değerlen-
dirilmesi sonucunda, dört turlu oylama dizgesinin tümünde toplantı
yetersayısının “367” olarak arandığı şeklinde bir yorum yapılması ge-
rekmekteydi.
Siyasal partileri ombudsman seçiminde uzlaşıya zorlayabilmek ve
bu bağlamda ombudsmanın bağımsızlığını oluşturabilmek açısından,
Anayasanın 102. maddesinin 2007’den önceki halinden farklı olarak
onun seçiminin dört turunda da Meclis üye tamsayısının en 2/3’ünün
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur390
katılımı aranmalı, buna karşın, ombudsman seçimini çıkmaza sokma-
mak açısından karar yetersayısı farklı bir şekilde düzenlenmelidir. Kı-
sacası, Anayasanın ombudsman seçimi somut olarak şu şekilde dü-
zenlemelidir:
“Başkamusay, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının üçte
iki çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir. Başkamusay seçiminde Meclisin
bütün turlarda toplantı yetersayısı asgari 2/3’tür.
Başkamusay’ın görev süresinin dolmasından otuz gün önce veya
makamının boşalmasından on gün sonra Başkamusaylık seçimine baş-
lanır ve seçime başlama tarihinden itibaren otuz gün içinde sonuçlan-
dırılır. Bu sürenin ilk on günü içinde adayların Meclis Başkanlık Diva-
nına bildirilmesi ve kalan yirmi gün içinde de seçimin tamamlanması
gerekir.
Her bir oylamada Meclis üye tamsayısının en az 2/3 çoğunluğu
ile toplanılacak ve asgari üçer gün ara ile yapılacak oylamaların ilk
ikisinde üye tamsayısının üçte iki çoğunluk oyu sağlanamazsa üçüncü
oylamaya geçilir, üçüncü oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu-
nu sağlayan aday başkamusay seçilmiş olur. Bu oylamada üye tamsa-
yısının salt çoğunluğu sağlanamadığı takdirde üçüncü oylamada en
çok oy almış bulunan iki aday arasında dördüncü oylama yapılır, bu
oylamada da Meclis üye tamsayısının salt çoğunluğu ile başkamusay
seçilemediği takdirde derhal Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimleri
yenilenir.
Seçilen yeni başkamusay göreve başlayıncaya kadar görev süresi
dolan başkamusayın görevi devam eder.”
Yukarıda belirtildiği üzere ombudsmanın bağımsızlığını sağlaya-
cak bir başka koşul, onun görevden alınmasının nitelikli çoğunlukla
olmasıdır. Bu bağlamda, ombudsman, usul ve şekilde paralellik ilkesi
gereğince atanmasındaki usul ve şekle göre görevinden alınabilmeli-
dir. Hâlbuki Tasarıda, bu esasa aykırı düzenlemeler öngörmüştür. Ger-
çekten de, Tasarının 15. maddesinde; başdenetçinin veya denetçilerin
10. maddede sayılan nitelikleri taşımadıklarının sonradan anlaşılması
veya seçildikten sonra kaybetmeleri halinde, bu durumun Adalet Ko-
misyonu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN391
Karma Komisyonca
33
saptanmasını takiben başdenetçinin görevinin
sona ermesine Meclis Genel Kurulu tarafından görüşmesiz karar ve-
rileceği, denetçinin görevinin sona ermesine ise Komisyon tarafından
karar verileceği, seçilmeye engel bir suçtan dolayı kesin hüküm giyen
veya kısıtlanan başdenetçi hakkındaki kesinleşmiş mahkeme kararının
T.B.M.M. Genel Kurulunun denetçi hakkındaki kesinleşmiş mahkeme
kararının Komisyonun bilgisine sunulmasıyla, başdenetçi veya denet-
çi sıfatının sona ereceği ifade edilmiştir. Tasarının 10. maddesinde ise,
başdenetçi veya denetçi seçilebilmek için, Türk vatandaşı olmak, seçi-
min yapıldığı tarihte başdenetçi için 50, denetçi için 40 yaşını doldur-
muş olmak, dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve
idari bilimler, iktisat ve işletme fakültelerinden veya bunlara denkliği
kabul edilmiş yabancı öğretim kurumlarından mezun olmak, mesleği
ile ilgili olarak kamu kurum veya kuruluşlarında veya kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarında kayıtlı olarak ya da özel sektörde
en az on yıl çalışmış olmak, kamu haklarından yasaklı olmamak, baş-
vuru sırasında herhangi bir siyasi partiye üye olmamak,
34
Türk Ceza
Kanununun 53. maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile kasten
işlenen bir suçtan dolayı altı ay veya daha fazla süreyle hapis cezasına
ya da affa uğramış olsalar bile bir takım suçlardan hükümlü olmamak
koşulları aranmıştır.
Ombudsmanın görevden alınmasına ilişkin bu hükümlerin son
derece sakıncalı olduğunu düşünmekteyiz. Bir kere, ombudsmandan
memnun olmayan bir iktidar, Meclisteki çoğunluğuna güvenerek om-
budsmanı kolaylıkla görevden alabilir. İkinci olarak, bu hükümlerle
ombudsmana savunma hakkı bile verilmeden onun görevden alınma-
33
Bundan sonra Komisyon olarak adlandırılacaktır.
34
Bu hüküm son derece isabetsiz bir hükümdür. Bir kere, kişi cam bir fanus
içerisinde yaşamadığına göre onun başvuru sırasında siyasi partiyle ilişkisinin
kesilmesi doğru değildir. Kişi, yalnızca, ombudsman seçildiği takdirde partiyle
ilişkisi kesilmelidir. Diğer yandan, bu hüküm yüzünden bir siyasi partiye
mensup milletvekilinin ombudsman olabilme olanağı neredeyse elinden
alınmaktadır. Çünkü bir milletvekili ombudsman olabilmek için başvuru
yaparsa partisinden istifa etmek zorunda kalacaktır ki bunun uygulamada kolay
kolay gerçekleşmeyeceği ortadadır. Hâlbuki ombudsmanlık görevini hakkıyla
yapabilecek bir milletvekilinin partisinden istifa etmeksizin ombudsman
olabilmesi teşvik edilmelidir. Bu yüzden, başkamusay seçilen kimsenin varsa
partisiyle ilgisinin kesileceği ve T.B.M.M. üyeliğinin sona ereceğinin benimsenmesi
esası daha uygun olacaktır.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur392
sının önü açılmaktadır. Hâlbuki savunma hakkı kutsal
35
ve en temel
bir insan hakkı olduğundan savunmasına fırsat bile verilmeden onun
görevinden alınması vahim bir hatadır. Üçüncü olarak, Tasarının 10.
maddesinde, Türk Ceza Kanununun 53. maddesinde belirtilen süreler
geçmiş olsa bile kasten işlenen bir suçtan dolayı altı ay veya daha fazla
süreyle hapis cezasına ya da affa uğramış olsalar bile bir takım suç-
lardan hükümlü olan bir kimsenin ombudsman olma olanağı ortadan
kaldırılmaktadır. Türk mevzuatında bu şekilde hükümlere yer verile-
rek bu tür bir suçtan dolayı mahkûm edilen kimseler hakkında adeta
onun sağlığında “medeni ölüm” (civil dead) fermanı verilmektedir. Kişi
bir suçtan mahkûm edildiğinde cezasını çektiği veya çekmiş sayıldığı
kabul edildiğine göre bu şekildeki bir kişiye ilave cezaların verilmesi
doğru değildir. Öte yandan, genel af, mahkûmiyeti bütün sonuçları ile
birlikte ortadan kaldırdığına göre genel afla suçu ortadan kaldırılan bir
kimsenin ombudsman olamaması genel affın doğasına aykırıdır.
Ombudsmanın bağımsızlığını sağlayacak bir başka yol, onun gö-
rev süresinin iktidarın görev süresinden farklı olarak daha uzun bir
şekilde saptanması ve bir daha seçimine olanak sağlanmamasıdır.
Hâlbuki Tasarıda bunun tam tersi bir durum öngörülmektedir. Ger-
çekten de, Tasarının 14. maddesinin 1. fıkrasında, başdenetçi ve denet-
çilerin görev sürelerinin dört yıl olduğu belirtilmekte, 3. fıkrasında ise
bir dönem başdenetçi veya denetçi olarak görev yapan bir kimsenin sa-
dece bir dönem daha başdenetçi veya denetçi seçilebileceği ifade edil-
mektedir. Bu bağlamda, ombudsmanın bağımsızlığını sağlayabilmek
için başkamusayın yedi yıllık bir süre için seçilmesi ve bir kimsenin iki
defa başkamusay seçilemeyeceği esasının benimsenmesi uygun düşer.
Çünkü ikinci defa seçimine olanak sağlanan bir başkamusay, iktidara
yaranmak için kamusal denetimini hakkıyla yerine getirmeyebilir.
Ombudsmanın bağımsızlığını sağlayacak diğer bir yol, onun,
T.B.M.M. dâhil hiç bir organa bağlı olmamasıdır. Hâlbuki Tasarıda bu-
nun tam tersi bir yol izlenmiştir. Gerçekten de, Tasarının 4. maddesinde;
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini
haiz, özel bütçeli ve merkezi Ankara’da bulunan Kamu Denetçiliği Kuru-
munun kurulmuş olduğu belirtilmektedir. Ombudsmanın T.B.M.M.’ne
35
Savunma hakkı kutsaldır, çünkü Cenabı Allah bile Hz. Âdem’i Cennetten
kovmadan önce ona savunma yapma olanağı sağlamıştır.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN393
bağlı olması son derece sakıncalıdır. Gerçekten de, Erhüman’ın isabetli
olarak belirttiği üzere, ombudsman, salt idare karşısında değil, seçilme-
si ve görevden alınması dışında parlamento karşısında da bağımsız olan
bir kurumdur. Ombudsman yetkisini her zaman parlamentodan alma-
sına karşın, incelemelerinde parlamento karşısında da bağımsızdır. Par-
lamento onu seçebilir ve görevden alabilir ancak ona herhangi bir emir
veya talimat veremez.
36
Oytan ise daha açık bir deyişle, ombudsmanın,
parlamento tarafından seçilmesine rağmen, onun karşısında bağımsız
olduğunu, hiç bir makam, merci ve kişiden emir ve talimat almayacağı-
nı, mutlak bir bağımsızlığa ve tarafsızlığa sahip olduğunu, yılsonunda,
parlamentoya yıllık bir rapor vererek o yıl içerisinde yaptığı faaliyetle-
ri genel olarak açıklayacağını, bunun yanında, önemli saydığı sorunlar
hakkında ayrıca özel raporlar verebileceğini ifade etmektedir.
37
Ombudsmanın T.B.M.M.’ne bağlı olarak kurulması yüzünden,
Tasarının 12. maddesinin de bir önemi bulunmamaktadır. Bu madde-
de; hiç bir organ, makam, merci veya kişinin Başdenetçi ve denetçilere
görevleriyle ilgili olarak emir ve talimat veremeyeceği, genelge gön-
deremeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı ifade edilmiştir.
Bu hükmün, kâğıt üzerinde kalıp uygulamaya geçmeyeceği ortadadır.
Çünkü ombudsmanın bağımsız olduğunun belirtilmesiyle ombuds-
man bağımsızlık kazanamaz. Onun bağımsız olabilmesi için uygula-
mada gerçekten bağımsız olduğunun görülmesi gerekir. Ombudsman
T.B.M.M. Başkanlığına bağlı olarak kurulduğuna ve Başkan da büyük
bir olasılıkla iktidar partisinden seçileceğine göre, iktidarın uygulama-
larını eleştiren bir ombudsmanın T.B.M.M. Başkanı tarafından sıkıştı-
rılabileceğini, hatta azarlanabileceğini söylemek olanaklıdır.
Ombudsmanın bağımsızlığını sağlayacak son bir yol; ona göreviy-
le ilgili yapmış olduğu faaliyetlerden dolayı mutlak bir dokunulmaz-
lığının sağlanmasıdır. Tasarıda bu esasa uygun hüküm getirilememiş-
tir. Gerçekten de Tasarının 31. maddesinde, başdenetçi ve denetçilerin
görevleri sebebiyle bir suç işledikleri öne sürüldüğü takdirde hakların-
da ceza soruşturması ve kovuşturması yapılabilmesinin T.B.M.M. Baş-
kanının iznine bağlı olduğu, izin verilmesi veya verilmemesine ilişkin
karara itiraz merciinin Danıştay’ın ilgili dairesi olduğu, başdenetçi ve
denetçiler hakkındaki hazırlık soruşturmasının Yargıtay Cumhuriyet
36
Erhüman, s. 159 dip not 10.
37
Oytan, s. 196-197.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur394
Başsavcısı tarafından yapılacağı, açılacak kamu davasının Yargıtay’ın
ilgili ceza dairesinde görüleceği, temyiz merciinin Yargıtay Ceza Ge-
nel Kurulu olduğu, bu maddede hüküm bulunmayan hususlarda
2.12.1999 tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin
Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı, ağır ceza
mahkemesinin görev alanına giren suçlara ilişkin suçüstü hâlinin ge-
nel hükümlere tabi olduğu ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere, bu mad-
dede getirilen hükümle başdenetçi ve denetçilerin görevleriyle ilgili
suçlar! nedeniyle T.B.M.M. Başkanının izniyle kolayca yargılanması-
nın önü açılmıştır. Bu tutumu doğru olarak kabul etmek olanaksızdır.
Yukarıda belirtildiği üzere, kanımızca, ombudsman olarak kabul
edilemeyecek olan Fransa’da arabulucukla (mediatör) ilgili 3 Ocak
1973 tarih ve 73-6 sayılı Kanunun 3. maddesinde arabulucuya bile ta-
nınan dokunulmazlık dikkate alınırsa Tasarının 31. maddesinin isa-
betsizliği daha da artmaktadır. Gerçekten de Fransızların konuyla
ilgili yasasının bahsedilen maddesinde; mediatörün görevinin ifası
sırasında yaptığı işlemlerden veya söylediği sözlerden dolayı kovuş-
turulamayacağı, aramaya tabi tutulamayacağı, tutuklanamayacağı ve
mahkûm edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bu hükümle, arabulucunun
görevini yaparken hiçbir endişe ve korkuya kapılmaması sağlanmış,
onun tam bir bağımsızlıkla çalışması için geniş bir dokunulmazlık ön-
görülmüştür.
38
Bu bağlamda, ombudsmanın tam anlamıyla bağımsız-
lığını sağlayabilmek için başkamusay ve kamusay için görev suçunun
kabul edilmemesi, görevi dışındaki suçlarda ise genel hükümlere baş-
vurma dışında başka bir yolun kabul edilmemesi uygun olacaktır.
b- Ombudsmanın İdareyi Denetlemesi
Aslında, özü itibarıyla ombudsman, yurttaşların şikâyetleri nede-
niyle çeşitli kamu idarelerinin idari faaliyetlerini denetleyen bir otori-
tedir. Onun yetki alanı ülkeden ülkeye değişmektedir. Örneğin, Fin-
landiya ve İsveç’te ombudsmanın yargı yerlerini de denetleme yetkisi
olmasına karşın, Norveç ve Danimarka ombudsmanın böyle bir yet-
kisi bulunmamaktadır.
39
Tasarıda ombudsmanın idareyi denetlemesi
esasından bazı sapmalar görülmektedir.
38
Oytan, s. 207.
39
Altuğ, Y. Vatandaşı İdarenin Yetki Tecavüzlerine Karşı Koruyan >
Müessesesi, Yargıtay 100. Yıl Armağanı, Ankara, 1968, s. 151.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN395
Gerçekten de Tasarının “(k)urumun görevi” başlıklı 5. maddesinde;
Kurumun, idarenin işleyişi ile ilgili şikâyet üzerine, Türkiye Cumhuri-
yetinin Anayasada belirtilen nitelikleri çerçevesinde, idarenin her tür-
lü işlem ve eylemleri ile tutum ve davranışlarını; adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygı, hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden
incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmakla görevli oldu-
ğu, bununla birlikte, Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı işlemler ile
re’sen imzaladığı kararlar ve emirler, yasama ve yargı yetkisinin kulla-
nılmasına ilişkin işlemlerin Kamu Denetçiliği Kurumunun görev alanı
dışında olduğu belirtilmiştir.
Tasarının bu maddesinde Cumhurbaşkanının tek başına yaptığı
işlemler ile re’sen imzaladığı kararlar ve emirlerin, yasama ve yetki-
sinin kullanılmasına ilişkin işlemlerin Kamu Denetçiliği Kurumunun
görev alanından çıkartılması yerinde olmamıştır. Kamu Denetçili-
ği Kurumunun görev alanı belirlenirken iki yaklaşım esas alınabilir.
Bunlardan birincisi organik yaklaşım, diğeri ise iş görüsel (functional)
yaklaşımdır. Organik yaklaşımın esas alınması durumunda, sadece
“idari teşkilat” içerisinde yer alan organlar tarafından yapılan işlem,
eylem ve davranışlar kurumun denetim alanı içerisinde olacak, iş gö-
rüsel yaklaşımda ise ister idari teşkilat içerisinde yer alsın isterse yer
almasın yapılan işlem idari işlem, eylem veya davranış niteliğinde
ise ombudsmanlığın görev ve yetkisi içerisinde olacaktır. Bunlardan
iş görüsel yaklaşım, Türk hukukunda yerleşik olan dizgeye daha uy-
gun düşmektedir.
40
Bu çerçevede; yargı organlarının yargısal kararları
ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama faaliyetleri ve Cumhur-
başkanının temsil işleri Kamu Denetçiliği Kurumunun görev ve yetki
alanından çıkartılmalı, bu organların idari tasarruf ve davranışları söz
konusu kurumun görev ve yetki alanına sokulmalıdır.
c- Ombudsmanın Kararlarının İdareyi Bağlayıcı Olmaması
Yukarıda belirtildiği üzere, ombudsman kurumunun temel özel-
liklerinden birisi, onun resmi bir yaptırım yetkisinin bulunmamasıdır.
Daha açık bir deyişle, bu kurumun, soruşturma açmak, eleştirmek, İda-
renin aksayan yönlerini kamuoyuna açıklamak gibi yetkileri bulunma-
sına karşın, söz konusu kötü davranış ve işleyişleri düzeltmek yetkisi
40
Erhüman, s. 170.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur396
yoktur.
41
Gerçekten de, ombudsmanın geniş faaliyet alanı ve serbestîsi
bulunsa da onun tipik bir özelliği, bağlayıcı hiç bir karar alma yetki-
sinin bulunmamasıdır. Daha açık bir deyişle, ombudsman, sorunu her
türlü yöntemle incelemesine, gerçek durumu saptamasına, vardığı so-
nuçlarını, görüşlerini ve eleştirilerini idareye bildirmesine; İdareden
tutumunu veya davranışlarını değiştirmesini isteyebilmesine, yüksek
prestij ve nüfuzunu kullanabilmesine karşın, bağlayıcı nitelikte kararlar
alamamakta, İdareyi mahkûm edememekte, bir idari işlem veya eylemi
iptal edememekte, bir memuru hakkında kendisi disiplin cezası uygula-
yamamaktadır. Ancak, bir memurun veya yargıcın hata yaptığı kanısı-
na varırsa, o memura veya yargıca kovuşturma yapılması için durumu
disiplin ya da ceza yargısı yerlerine bildirebilmektedir. Aslında, İdare-
nin ve kamu görevlilerinin ombudsmandan son derece çekinmelerinin
ana nedenini, onun denetlediği idare birimi hakkında rapor hazırlayıp
parlamentoya sunması olgusu oluşturur. Ombudsmanın girişimlerini,
soruşturmalarını, denetimlerini açıkladığı, aksaklıklara işaret ettiği,
eleştiri ve ithamlarını sıraladığı ve son derece etkili olan bu raporlarda
yer almak hiç bir idari birimin hoşuna gitmez, çünkü söz konusu rapor-
larda yer alan idari birimler, önce parlamentonun ilgili komisyonunda
daha sonra ise genel kurulda ağır eleştirilere tabi tutulmaktadır. Daha
sonra ise rapor kamuoyuna açıklanmakta, yapılan eleştirileri kendisine
mal eden basın da soruna el atıp söz konusu birimleri eleştirmektedir.
42
Kanımızca, Türkiye’de gerçek anlamda bir ombudsmanlık kuru-
mu kurulmasının önündeki en büyük engel, “tavsiye edici” bir nitelik
gösteren ombudsmanın kararlarına uyumun neredeyse yok denecek
ölçüde az olacağıdır. Gerçekten de, Anayasanın 138. maddesinin son
fıkrasında ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 28. mad-
desinde mahkeme kararlarının bağlayıcı olduğu açıkça belirtilmesi-
ne ve yargı kararlarına uymamak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
(TCK) 257. maddesinin 1. ve 2. fıkraları gereğince “görevi kötüye kullan-
ma suçu” oluşturmasına karşın
43
uygulamada özelleştirmeyi iptal eden
41
Oytan, s. 196.
42
Oytan, s. 198.
43
Konuyla ilgili geniş bilgi için bkz. Erkut, C. İdari Yargı Kararlarının Uygulanmasını
Güçlendirici Mekanizmalar in Danıştay Başkanlığı 141. Yıl Sempozyumu, Ankara,
2009, s. 32-38. Bununla birlikte, Erkut, çalışmasının 37. sayfası ve dipnot 38’de
TCK’nun 257. maddesi yerine 157. maddesinden bahsetmedir ki bunun bir basım
hatası olduğunu düşünmek istiyoruz.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN397
yargısal kararlar ile üst kademe yöneticilerinin görevden alınması
iptalle sonuçlanan yargı kararlarının gereğini yerine getirmemek yö-
nünde adeta bir milli birlik ve beraberlik! sağlanmıştır. Kısacası, yargı
kararlarının uygulanmasını sağlamak için güçlü bir düzenek oluştu-
rulmasına rağmen uygulamada ters yönlü bir eğilim doğmuştur. Om-
budsmanın kararlarının doğası gereği “zorlayıcı” nitelik taşımaması
durumunun ise uygulamada nasıl bir berbat duruma yol açacağını,
ombudsmanlığı gereksiz bir kuruma, bir başka deyişle, boşa çalışan
bir teşkilat kimliğine büründüreceğini kestirebilmek zor değildir.
Ombudsmanın gerçek anlamda idari yargıda açılan dava sayısı-
nı azaltabilmesi, teknik ve hukuki bir deyişle, idari yargıya alternatif
bir uyuşmazlık yöntemi olabilmesi için “tazminat” konusunda idare-
ye öneride bulunması esasının kabul edilmesi gerekir.
44
Ombudsma-
nın yapacağı tazminat konusundaki önerinin idare tarafından kabul
edilmesi açısından hukuksal bir engel bulunmaktadır. Gerçekten
de, 10.12.2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol
Kanunu’nun 34. maddesinin 2. fıkrasında; mali yıl içinde ödeme emri
belgesine bağlandığı halde, hak sahibinin talep etmemesi veya başka
nedenlerle ödenmeyen tutarların, bütçeye gider yazılarak emanet he-
saplarına alınacağı ve buradan ödeneceği, ancak hesaba alındığı mali
yılı izleyen beşinci yılsonuna kadar talep edilmeyen emanet hesapla-
rındaki tutarların bütçeye gelir kaydedileceği, gelir kaydedilen tutar-
ların ise mahkeme kararı üzerine ödeneceği belirtilmiştir. Görüldüğü
üzere 5018 sayılı Kanun, yalnızca mahkeme ilamlarına dayalı kamusal
borçların ödeneceği esasını benimsemiştir. Bu bağlamda, ombudsma-
nın tazminata yönelik kararı idare tarafından kabul edilse bile ödene-
bilme olanağı yoktur. Çünkü Kamu Denetçiliği Kurumu Kanununda
gösterilmeyen bir ödeme türünün yapılması, harcamayı yapan kamu
görevlilerini sorumlu kılar. Bu açıdan, kamusaylığın ödenmesine ka-
rar verdiği tazminatların ilgili kişiye ödenebileceği
45
doğrultusunda
Tasarıya bir hüküm konulması isabetli olacaktır.
44
Krş. Alaska Ombudsmanı Dean Cotherer’in yukarıda belirtilen konuşması.
45
Dikkat edilirse “ödeneceği” ibaresi yerine “ödenebileceği” ibaresini kullanıyoruz.
Çeşitli defalar belirtildiği üzere, eğer, kararları bağlayıcı bir nitelik kazanırsa
ombudsman olmaktan çıkar. Çünkü dünyanın hiç bir ülkesinde ombudsmanın
resmi olarak bağlayıcı karar alma yetkisi yoktur. Ayrıca, bu konuda bkz.
Gammeltoft-Hansen, H. Ombudsman Kavramı, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 29,
Sayı 3, Eylül 1996, s. 195.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur398
2- Türkiye’ye Özgü Koşullar Bakımından
Yukarıda ombudsmanın olmazsa olmaz koşullarının yerine getiril-
mesi bakımından Türkiye’de kamusaylığın etkin bir şekilde işleyemeye-
ceği ifade edilmişti. Buna ilave olarak, Türkiye’ye özgü koşullar bakımın-
dan da ombudsmanın etkin bir şekilde işlememesine yol açacak engeller
bulunmaktadır. Sırasıyla bu engelleri incelemek uygun olacaktır.
a- Devlet Denetleme Kurulunun Kaldırılamaması
Anayasanın 108. maddesinde; idarenin hukuka uygunluğunun,
düzenli ve verimli şekilde yürütülmesinin ve geliştirilmesinin sağlan-
ması amacıyla, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak Kurulan Devlet De-
netleme Kurulunun, Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu ku-
rum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum
ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğin-
de olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek
kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü ince-
leme, araştırma ve denetlemeleri yapacağı, Silahlı Kuvvetler ve yargı
organlarının Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı dışında oldu-
ğu, Devlet Denetleme Kurulunun üyeleri ve üyeleri içinden Başkanı,
kanunda belirlenen nitelikteki kişiler arasından Cumhurbaşkanınca
atanacağı, Devlet Denetleme Kurulunun işleyişi, üyelerinin görev sü-
resi ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği ifade edilmiştir.
Görüldüğü üzere, Devlet Denetleme Kurulu sadece Cumhurbaş-
kanının emir ve talimatıyla harekete geçmekte ve kişilerin şikâyet ve
başvurularına kapalı bir kuruluş niteliğini taşımaktadır. Bu bağlamda,
Azrak’ın isabetli olarak belirttiği üzere Devlet Denetleme Kurulunun
ombudsmanlıkla yakından veya uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır.
46
Kurulduğundan bu yana etkin bir şekilde çalışamayan ve denetim
hizmetlerinde çok başlılığa yol açan Devlet Denetleme Kurulu, kamu-
saylık kurumunun kurulması üzere daha da verimsizleşecek ve söz
konusu çok başlılık daha da katmerleşerek, ombudsmanın faaliyetleri-
ni de etkinsizleştirecektir. Eğer, 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anaya-
sa değişikliğiyle, Devlet Denetleme Kurulu kaldırılabilse ve Kurulun
Anayasada yer aldığı 108. maddede ombudsmanlık düzenlenebilseydi
oldukça isabetli hareket edilmiş olunurdu.
46
Azrak, s. 73.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN399
b- Bürokrasi Kültürü ve Ortamı Bakımından
Kanımızca, ombudsmanın etkin bir şekilde çalışabilmesinin te-
mel koşulu, uygun bir bürokratik kültür ve ortamın bulunmasıdır.
Hâlbuki Türk kamu idaresi, ne İsveç idaresi gibi her tarafı görünen
camdan bir bina içerisinde çalışmaya alışıktır ne de İngiliz idaresi gibi
kendi bünyesi dışından gelen istemlere uyup bilgi vermeye alışıktır.
47
Bu durumun ombudsmanın faaliyetlerini ne kadar güçsüzleştireceği
ortadadır.
Bu bağlamda, ombudsmanın faaliyetlerini etkinsizleştiren temel
faktör; Türk bürokrasisinin “gizlilik” ve “kapalılık” kültürü altında faa-
liyetlerini yürütüyor olmasıdır. Zaten, bürokraside görülen görevi kö-
tüye kullanma ve yolsuzluk olaylarının bir kısmı da söz konusu kültür
altında gizlenmektedir. Bu durumun, ombudsmanın etkin bir şekilde
işleyebilmesi bakımından ne kadar büyük bir tehlike doğuracağı orta-
dadır.
İkinci olarak, Türk bürokrasisi, mevzuata ve bu arada mevzuat
olarak kabul edilemeyecek olan ve idarenin iç işlerini göstermesi veya
bir hukuk normunu yorumlaması gereken genelge, tamim, sirküler
gibi İdarenin iç işlemlerine büyük önem vermekte, mevzuatta veya
söz konusu iç işlemlerde bulunmayan hiç bir şeye değer vermeme eği-
limini taşımaktadır. Gerçi, bu sorun, salt Türkiye’ye özgü bir sorun
olarak durmamakta, bunun yanında, derin ve sağlam bir bürokrasi
kültürü olan ülkelerde örneğin, Finlandiya’da da bulunmaktadır. Ger-
çekten de, Finlandiya’da önceki ombudsman yardımcılarından Pirkko
K. Koskinen; aranan bir suçlu sanısıyla yakaladığı ve tutukladığı bir
şahıs için polise özür dilemesini salık vermiştir. Bunun üzerine polis,
ombudsman yardımcısının bu istemine nezaketsiz ve kaba bir yanıt
vererek, haksız yere yaptığı bir işlemden dolayı herhangi bir kimseye
karşı özür dilenmesini gerektiren bir hukuk kuralının bulunduğu ko-
nusunda bilgisinin olmadığını ileri sürmüştür.
48
Türk bürokrasinin bu yapısının ombudsmanın faaliyetlerini etkin-
likten oldukça uzak bir konuma getireceği düşüncesindeyiz. Bu bü-
47
Krş. Oytan, s. 213.
48
Report of The Finnish Parliamentary Ombudsman 1997 A Summary, Helsinki,
1998, s. 17.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur400
rokratik kültür ve ortamı kırabilmek, dolayısıyla ombudsmanı etkin
bir konuma getirebilmek için ombudsmanlık hakkında çıkartılan ya-
sanın yürürlüğe girişi, kanımızca en az iki yıl ertelenmeli ve bu zaman
zarfında bürokrasi ve halk sürgit bir şekilde eğitim ve öğretime tabi
tutulmalıdır.
c- Etkin Bir Bilgi ile Belge İsteme ve Elde Etme Düzeneğinin Ku-
rulamaması
Tasarı, Kamu Denetçiliği Kurumunun İdareden etkin bir şekilde
bilgi ve belge isteme ile elde etme düzeneği kuramamıştır. Bu duru-
mun ombudsmanın faaliyetleri bakımından büyük bir sakınca doğu-
racağı ortadadır. Gerçekten de, Tasarının 18. maddesinin 1. fıkrasında;
Kurumun inceleme ve araştırma konusu ile ilgili olarak istediği bil-
gi ve belgelerin, bu isteğin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün
içinde verilmesinin zorunlu olduğu, bu süre içerisinde istenen bilgi ve
belgeleri haklı bir neden olmaksızın vermeyenler hakkında Başdenetçi
veya denetçinin başvurusu üzerine ilgili merciin disiplin soruşturması
açacağı, 2. fıkrasında ise; devlet sırrı veya ticari sır niteliğindeki bilgi
ve belgelerin, yetkili mercilerin en üst makam veya kurulunca gerek-
çesi belirtilmek suretiyle verilmeyebileceği ifade edilmiştir.
Yukarıda belirtildiği üzere Türk bürokrasisi yaygın bir şekilde sır
veya kapalılık kültürünün etkisi altında bulunduğundan devlet sır-
rı veya ticari sır niteliğindeki bilgi ve belgelerin, yetkili mercilerin en
üst makam veya kurulunca gerekçesi belirtilmek suretiyle verilmeye-
bileceğinin madde metninde bulunması yüzünden kamu denetçiliği
kurumu idareden gerekli bilgi ve belgeyi elde etmesinde büyük sıkın-
tılarla karşılaşacaktır. İdareden gerekli bilgi ve belge edilememesi du-
rumunda ise ombudsmanlığın etkin bir şekilde çalışması ham bir hayal
olmaktan öteye geçemeyecektir. Aslında, ombudsmanın istediği bilgi
ve belgenin verilmeyebileceğinin öngörülmesinin, kanımızca, hiç bir
rasyonel temeli yoktur. Gerçekten de yetkileri sınırlı olan İngiliz Parla-
mento Komiserine, yargısal işlemlerde Kraliyet imtiyazına dayanılarak
bilgi ve belgenin verilmemesi esası uygulanmamakta, komiser, kabine
işlemleri dışında, milli savunma sırrı dâhil olmak üzere kamu yararına
aykırı olan her türlü dokümanı inceleyebilecektir. Tanınan bu serbesti,
Parlamento Komiserinin faaliyetlerini, kanıtlar ile sıkı sıkıya bağlı olan
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN401
yargıçların faaliyetlerinden ayırmaktadır.
49
Bu sakıncalı durumu önle-
yebilmek için İdarenin, kamusaylığın istediği her türlü bilgi ve belgeyi
vermek zorunda olduğu, İdarenin, ancak, gerekçesini bildirmek koşu-
luyla kamusaylığa verdiği bilgi ve belgelerin basına açıklanmasını ya-
saklayabileceği, kamusayın, İdarenin gerekçesini inandırıcı bulmazsa
veya yasal açıdan bir suç oluşturmadığı kanısında ise söz konusu bilgi
ve belgeleri açıklayabileceği esasının benimsenmesi uygun olacaktır.
Tasarının söz konusu maddesinde bir başka sakınca daha bulun-
maktadır. Daha somut bir deyişle, maddede, otuz günlük süre içeri-
sinde istenen bilgi ve belgeleri haklı bir neden olmaksızın vermeyenler
hakkında başdenetçi veya denetçinin başvurusu üzerine ilgili merciin
disiplin soruşturması açacağı belirtilmekte, ancak soruşturma sonucu-
nun ne olacağı konusunda herhangi bir hükme yer verilmemektedir.
Türkiye’de göstermelik bir şekilde disiplin soruşturmasının açıldığı,
buna karşın, belirli bir süre sonra disiplin soruşturmasının kapatıla-
rak söz konusu soruşturma düzeneğinin sulandırıldığı haller az değil-
dir. Bu çerçevede, disiplin soruşturması bakımından asıl önemli olan
husus, disiplin cezasının verilmesidir. Bilgi ve belge vermeyen ilgili
kamu görevlisine disiplin yaptırımı öngörülmezse ombudsmanın et-
kin bir şekilde işleyebilmesi olanaksızdır. Nitekim Erhüman’ın naklet-
tiği üzere, ombudsmanın istediği bilgi ve belgelerin iletilmemesi veya
ombudsman huzurunda tanıklık etmenin reddedilmesi durumunda
farklı ülkelerdeki ombudsman düzenlemelerinde idari yaptırımlar
gündeme gelmektedir. Kararlarının gereklerinin yerine getirilmemesi
durumunda ombudsman, herhangi bir yaptırım uygulama yetkisiyle
donatılmamış olmasına karşın, karara ulaşmak için gereksinim duy-
duğu bilgi, belge ve görüşlerin zamanında iletilmemesi olasılığına kar-
şı, idari yaptırım yetkisiyle donatılmaktadır.
50
Bu yüzden, madde metninin; kamusaylığın yapacağı inceleme-
de bilgi veya belge vermeyen kamu görevlisine kamusay tarafından
uyarı cezası verilmesi ve bu cezayı hangi kamu görevlisine verdiğini
ileride anlatılacak olan yıllık raporunda göstermesi şeklinde maddeye
hüküm konulması uygun olacaktır.
49
Arslan, S. İngiltere’de Ombudsman Müessesesi, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 19,
Sayı 1, Mart 1986, s. 170.
50
Erhüman, s. 176.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur402
Bu maddeyle ilgili olarak son olarak şu hususu belirtmek gere-
kir ki, ombudsmanlığın etkin bir şekilde faaliyet yürütebilmesi için
kamusaylığın yapacağı inceleme sonucu kamu görevlisinin disip-
lin suçu veya cezai bir suç işlediği kanısını taşıyorsa kamu görevlisi
disiplin suçu işlemişse kamu görevlisinin bağlı olduğu idareden
kamu görevlisine disiplin cezası verilmesini isteyeceği, kamu gö-
revlisinin bağlı olduğu idarenin 2 ay içerisinde kamu görevlisine
disiplin cezası tayin etmezse başkamusayın yılsonunda az sonra
anlatılacak olan Meclis Kamusaylık Komisyonuna verdiği raporda
durumu göstereceği, kamu görevlisinin suç işlemesi durumunda
ise kamusayın ilgili Cumhuriyet Savcısına verdiği bildirimin ihbar
yerine geçeceği ve bundan sonraki işlemlerin ilgili Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından yürütüleceği esasının madde metnine ilave
edilmesi yerinde olacaktır.
d- T.B.M.M. Kamusaylık Komisyonunun Kurulamaması
Ombudsmanın etkin bir şekilde faaliyet gösterebilmesi için Mec-
liste salt bu iş için özel bir komisyonun kurulması gerekmektedir.
Buna karşın, Tasarı, Kamu Denetçiliği Kurumu için Mecliste özel bir
komisyon kurulacağı yönünde İçtüzüğe yollamada bulunmamış,
51
bunun yerine mevcut komisyonlardan Dilekçe Komisyonu ile İnsan
Haklarını İnceleme Komisyonunun karmasından oluşacak Komisyo-
nun söz konusu kurumun işleriyle ilgileneceği esasını benimsemiştir.
52
Daha somut bir deyişle, Tasarının 3. maddesinin 1. fıkrasının (f) ben-
dinde; Komisyonun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu
ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma
Komisyonu ifade edeceği belirtilmiştir. Kamusaylığın etkin bir şekilde
çalışabilmesi açısından Mecliste bu işe özgü bir komisyonun kurulma-
sı yaşamsal bir önem taşıdığından konuyla ilgili biraz daha ayrıntılı
bilgi vermek uygun olacaktır.
5.3.1973 tarih ve 584 sayılı karar ile kabul edilen Türkiye Büyük
Millet Meclisi İçtüzüğünün
53
20. maddesinde, Türkiye Büyük Millet
51
Az sonra anlatılacağı üzere, T.B.M.M. Komisyonları yalnızca İçtüzükte düzenle-
nebilir. Tersine bir deyişle, Kanunla T.B.M.M. Komisyonunun düzenlenmesi hu-
kuka aykırıdır.
52
Az sonra belirtileceği üzere bu durum aslında hukuka aykırıdır.
53
13.4.1973 tarih ve 14506 sayılı Resmi Gazeteye bakınız.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN403
Meclisinde görev yapacak olan komisyonların adı teker teker sayılmış-
tır.
54
T.B.M.M. İçtüzüğünde gerekli değişiklikler yapılarak etkin ve iş
görüsel bir şekilde çalışmayan bu komisyonlardan Dilekçe Komisyo-
nu ile İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu kaldırılmalı, bunun yerine
Kamusaylık Komisyonu kurulmalıdır.
Ombudsmanın etkin bir şekilde çalışabilmesi için salt Kamu-
saylık Komisyonun kurulması da yeterli değildir. Bu komisyona,
T.B.M.M.’nde grubu bulunan tüm partiler eşit ölçüde üye vermeli ve
Komisyon Başkanlığını, Komisyon üyesi ana muhalefet partisinden
bir milletvekili yapmalıdır.
55
Çünkü kamusaylık kurumuyla İdarenin
tasarruf ve davranışları denetleneceğinden Meclisteki mevcut komis-
yonlarda olduğu gibi Komisyona iktidar partisi milletvekilleri ağırlıklı
olarak katılırlarsa bu denetimden beklenen fayda elde edilemeyecek
ve ayrıca bu durum ombudsmanın bağımsızlığına da aykırılık oluştu-
racaktır.
Bu kısımla ilgili açıklamaları bitirmeden önce şunu vurgulamak
gerekir ki, Adalet Komisyonu ve İnsan Hakları Komisyonundan olu-
şacak karma Komisyonun yerine kurulması gereken Kamusaylık Ko-
misyonu; Türk vatandaşlarının kendileriyle veya kamu ile ilgili ola-
rak Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderdikleri dilek ve
şikâyetleri de incelemesi, kamusayın görev alanına giren dilekçeleri
Kamu Denetçiliği Kurumuna
56
intikal ettirmesi gerekir.
54
Mevcut durumda, söz konusu maddeye göre T.B.M.M.’de 16 Komisyon bulun-
maktadır. Bunlara 15.4.2003 tarih ve 4847 sayılı Kanunla Avrupa Birliği Uyum
Komisyonu eklenerek sayı 17’ye ulaşmıştır. Hâlbuki Balta’nın isabetli bir şekil-
de belirttiği üzere, yasama organının içtüzüğü, gerek yapılışı gerekse düzenle-
me alanı açılarından kanundan ayrı, ancak ona eş nitelikte olup, her iki kaynağın
birbirinin alanına taşmaması gerekir. Anayasanın 85. maddesi (1982 Anayasası
md. 95) gereğince içtüzüğün düzenleme alanı kendi çalışmalarıdır. Bu bağlam-
da, bir kanun Meclisin iç işine karışan bir hüküm koyarsa bu durum Anayasaya
aykırı düşer. Bkz. Balta, T.B. İdare Hukukuna Giriş, TODAİE Yayınları No: 117,
Ankara, 1988/1970, s. 115. Bu çerçevede, 4847 Kanun, Meclis İçtüzüğünde düzen-
lemesi gereken Avrupa Birliği Uyum Komisyonunu düzenlediği için anayasaya
aykırıdır. Bu durumun, o dönemde Anayasa Mahkemesine başvuru hakkı olanlar
(Cumhurbaşkanı, ana muhalefet partisi gibi) tarafından Anayasa Mahkemesine
taşınmaması bize oldukça garip ve anlaşılmaz gelmektedir.
55
Krş. Baylan, Ö. Vatandaşın Devlet Yönetimi Hakkındaki Şikâyetleri ve Türkiye
İçin Ombudsman Formülü, İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu Başkanlığı Yayınları,
Ankara, 1978, s. 178.
56
Önerimize göre “Kamusaylık Kurumuna”.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur404
e- Etkin Bir Raporlama Düzeneğinin Öngörülememesi
Ombudsmanın görevlerini etkinlikle yerine getirilmesi ile idare
üzerinde otorite ve saygınlık kazanmasını sağlayan yetisini, duraksa-
masız bir şekilde söylemek gerekirse incelemelerinin sonuçlarını içe-
ren raporlar düzenleyebilmesi ve bunları kamuoyuna açıklayabilmesi
oluşturur.
57
Gerçekten de, İdare, kararın gereğini yerine getirmezse,
ombudsman, önce işlem, eylem ya da davranışı gerçekleştiren idari
makamın hiyerarşik üstüne başvurarak sonuç almaya çalışacak, bura-
dan bir sonuç alamaması durumunda ise hazırlayacağı özel raporun
parlamentoya sunulması suretiyle parlamento denetimini harekete ge-
çirecektir. Buradan da bir sonuç çıkmazsa, ombudsmanın geriye yal-
nızca kamuoyu denetimini harekete geçirme olanağı kalacaktır.
58
Türkiye’de kamusaylığın etkin bir şekilde işleyemeyecek olması-
nın temel nedenlerinden birisini, kanımızca, etkin bir raporlama düze-
neğinin kurulamaması oluşturmaktadır. Tasarının konuyla ilgili hük-
mü yetersizdir. Gerçekten de, Tasarının 22. maddesi; Kamu Denetçiliği
Kurulunun her takvim yılı sonunda yürütülen faaliyetleri ve önerileri
kapsayan bir rapor hazırlayarak T.B.M.M. Adalet Komisyonu ile İnsan
Hakları İnceleme Komisyonu üyelerinden oluşan Karma Komisyona
sunacağını, Komisyonun, bu raporu görüşüp, kendi kanı ve görüş-
lerini de içerecek şekilde özetleyerek Genel Kurula sunulmak üzere
T.B.M.M. Başkanlığına göndereceğini, Komisyonun raporunun Genel
Kurulda görüşüleceğini, Kurulun yıllık raporunun, ayrıca Resmi Ga-
zetede yayımlanmak suretiyle kamuoyuna duyurulacağını, Kamu De-
netçiliği Kurulunun, açıklanmasında fayda gördüğü hususları yıllık
raporu beklemeksizin her zaman kamuoyuna duyurabileceğini ifade
etmiştir.
Bu hüküm etkin bir raporlama düzeneği getirmekten son derece
uzaktır. Çünkü bir kere, rapor, başkamusay tarafından değil, Kurul
tarafından Meclise sunulacaktır ki bunu doğru olarak görmeye olanak
yoktur. Başkamusayın kendi düşünce ve fikirlerini de ekleyerek rapo-
runu Meclise sunması işin doğası gereğidir. Öte yandan, rapor, iktidar
parti ve/veya partilerinin çoğunluk oluşturduğu Karma Komisyona
sunulacaktır ki, bundan da bir verim elde edilmesi zor gözükmekte-
57
Oytan, s. 213.
58
Erhüman, s. 177.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN405
dir. Çünkü kamusaylığın idarenin tutum ve davranışlarını eleştirmesi
durumunda Karma Komisyon söz konusu eleştirilerin kendi hükü-
metinin şahsını hedef aldığı düşüncesiyle raporu adeta kuşa çevire-
rek Meclise sunabilir. Böyle bir durumda ise rapordan beklenen fayda
elde edilemez. Rapordan gerçek anlamda bir fayda edilebilmesi için
yukarıda belirtildiği üzere Komisyon Başkanlığını ana muhalefet par-
tisinden komisyon üyesi bir milletvekilinin yapacağı Kamusaylık Ko-
misyonunun kurulması gerekmektedir. Ancak, böyle bir komisyon hiç
çekinmeden raporu gerçek niteliğiyle Meclis Genel Kuruluna sunabi-
lir. Yine, Kamusaylık Komisyonun başkanı ana muhalefet partisinden
olacağı için o başkan raporu gerçek anlamda değerlendirilebilir. Son
olarak, yıllık rapor, ertesi yılın 1 Şubatında Kamusaylık Komisyonuna
sunulması, 1 Martında ise söz konusu komisyon başkanı tarafından
okunması uygun görülen kısımlarının Genel Kurulda okunması gere-
kir. Meclis İçtüzüğüne bir hüküm konularak her yıl 1 Mart tarihinde,
Kamusaylık Komisyonu Başkanınca, Başkamusayın raporunun okun-
mak üzere Genel Kurulun kendiliğinden toplanacağı esasının konul-
ması da raporun etkinliğini sağlamak bakımından uygun olacaktır.
f- Ombudsmanlığa Başvurunun Zorlaştırılması ve Süresinin
Kısa Tutulması Bakımından
Tasarıda ombudsmanlığa başvuru sıkı koşullara bağlanmış ve sü-
resi oldukça kısa tutulmuştur. Gerçekten de, Tasarının 17. maddesi;
Kamu Denetçiliği Kurumuna gerçek ve tüzel kişilerin başvurabileceği-
ni, başvurunun, başvuru sahibinin adı ve soyadı, imzası, yerleşim yeri
veya iş adresini, başvuru sahibi tüzel kişi ise tüzel kişinin unvanı ve
yerleşim yeri ile yetkili kişinin imzasını ve yetki belgesini içeren Türk-
çe dilekçe ile yapılacağını, bu başvurunun, yönetmelikte belirlenecek
şartlara uyulmak kaydıyla elektronik ortamda veya diğer iletişim araç-
larıyla da yapılabileceğini, yapılan başvurulardan; belirli bir konuyu
içermeyenlerin, yargı organlarında görülmekte olan veya yargı organ-
larınca karara bağlanmış uyuşmazlıkların, başvuru sahibi için aranan
koşulları taşımayan uyuşmazlıkların, sebepleri, konusu ve tarafları
aynı olanlar ile daha önce sonuçlandırılanların incelenmeyeceğini,
Kuruma başvuruda bulunulabilmesi için 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununda öngörülen idari başvuru yollarının tüketilmesinin
zorunlu olduğu, bu hüküm uyarınca yapılacak başvuruya idare ta-
rafından verilecek cevabın tebliğ tarihinden, idare başvuruya altmış
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur406
gün içerisinde cevap vermediği takdirde bu sürenin bitmesinden iti-
baren doksan gün içinde Kuruma başvurulabileceği, başvuru tarihi-
nin dilekçenin Kuruma, valilik veya kaymakamlıklara verildiği, diğer
hallerde ise başvurunun Kuruma ulaştığı tarih olduğunu, dava açma
süresi içinde yapılan başvurunun, işlemeye başlamış olan dava açma
süresini durduracağını ifade etmiştir. Maddeden anlaşılacağı üzere,
ombudsmana başvurmak, adeta bir yargı organına yapılan başvuru
gibi sıkı biçim koşullarına bağlanmıştır.
Hâlbuki ombudsmana başvuru, kurumun doğası gereği, idari
yargıda dava açmaktan daha kolay, ucuz ve şekilci olmak zorunda-
dır. Çünkü ombudsmanlık kurumunun demokratik hukuk devletine
sağladığı en önemli katkılardan ikisi, yurttaşların hak arama yollarını
kullanmalarını sağlamak ve onların idarenin denetimine katılmak yo-
luyla devlet yönetimine katılmalarını kolaylaştırmaktır. Aksi takdirde,
idari yargı organlarının yanında ombudsman adında yeni bir organın
daha kurulmasının gerekçesini açıklamak olanaklı olmayacaktır.
59
Bu
bağlamda, başvuru sahibinin adı ve soyadı, imzası, ikametgâh veya
iş yeri adresi olmasa, tüzel kişiler de bahsedilen biçimde başvurmasa
bile verilen başvuru dilekçeleri kabul edilmeli ve bu dilekçeler kamu-
sayın re’sen harekete geçmesi için yeterli sayılmalıdır. Çünkü gerçek
ve tüzel kişilerin çeşitli kaygılarla
60
kimliğini gizlemekte haklı neden-
leri bulunabilir.
Tasarının bu maddesinde idari başvuru yıllarının tüketilmesinin
aranması da son derece isabetsiz olmuştur. Gerçekten de 6.1.1982 tarih
ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun “(ü)st makamlara baş-
vuru” başlıklı 11. maddesinde düzenlenen idari başvuru yolu yargı or-
ganına başvuru yönünden bile seçimlik kılınmış iken o yolun ombuds-
mana başvuru için tüketilmesinin zorunlu kılınması ombudsmana
başvuruyu güçleştirmekten başka bir işe yaramaz. İdari başvuru yo-
lunun tüketilmesinin aranmasının pratik bir faydası da bulunmamak-
tadır. Çünkü genel olarak yurttaşlar idari başvuru yolundan herhangi
bir olumlu sonuç alamamaktadırlar. Diğer yandan, ombudsmana baş-
vuru için kural olarak 90 günlük bir sürenin tanınmış olması da ka-
59
Erhüman, s. 175.
60
Örneğin, İdareden baskı göreceği kaygısıyla.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN407
nımızca yersiz olmuştur.
61
Gerçekten de, ombudsmanlığı kabul etmiş
ülkelerde, ombudsmana başvuru süresi konusunda, yargı organlarına
başvuru süresinden çok daha uzun süreler bulunmaktadır. Birçok ül-
kede, ombudsmana başvuru süresi konusunda, şikâyet konusu işlem,
eylem ya da davranıştan itibaren bir ya da iki yılın geçmemiş olması
aranmakta, ancak, öngörülen bu sürenin geçirilmesi durumunda baş-
vuruyu kabul edip etmeme noktasında ombudsmanlara bir takdir yet-
kisi tanınmaktadır. Böylelikle ombudsmanlara, haklılığına inandıkları
başvurularda süre koşulunu fiilen ortadan kaldırma yetkisi tanınmış
olmaktadır.
62
Bu bağlamda, kanımızca, kural olarak, idari işlem veya
eylemin tesisinden veya kamu görevlisinin uyuşmazlığa neden olan
davranışından itibaren 1 yıl geçmişse kamusaylığa başvurulamayaca-
ğı, süresi geçen başvuruları kabul edip etmeme yönünde kamusaylığa
yetki tanınması daha uygun olacaktır.
Bu kısımla ilgili açıklamaları bitirmeden önce ombudsmana baş-
vurunun kolaylaştırılması ile ilgili önemli bir hususa vurgu yapmak
uygun olacaktır. Okur-yazar olmasa, yoksul olsa bile herkesin baş-
vurusuna açık olmak, insan hakları ve ombudsman açısından önemli
bir özelliktir.
63
Gerçekten de, hiç bir ombudsman dizgesi, başvuruda
ücret talep etmez. Mahkemelerde davayı kaybetmek ekonomik bir
risk oluşturduğu için konu mahkemelik olsa bile kişiler genellikle om-
budsmana başvurur. Bu nedenle, ombudsmana, “yoksulların mahke-
mesi” gözüyle bakılır. Finlandiya’da avukatlar, yeterli gelirlere sahip
bulundukları için bu duruma bir tepki duymamakta, ancak, bazı en-
dişeler taşımaktadırlar. Çünkü ombudsmana başvuran kişiler, başvu-
rudan sonra artık avukata başvurma gereksinimi duymamaktadırlar.
Bazı şahıslar, ombudsmanı adli bir danışman olarak kullanmaya çalış-
maktadır ki, bu durum, çok sık yapılan bir hata niteliğini taşımaktadır.
Finlandiya’da, ombudsman, kişinin hukuksal yardım nitelikli başvu-
61
90 günlük başvuru süresi oldukça kısa bir sure olup genellikle yargı organlarına
yapılan başvurularda uygulanan bir süre niteliğini taşımaktaydı. Nitekim 6.1.1982
tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu ile ortadan kaldırılan 521 sayılı Danıştay
Kanununda idari tasarruflara karşı iptal davası açabilmek için 90 günlük bir sure
tanınmıştı.
62
Erhüman, s. 174.
63
Bu bilgi, AGİT Demokratik Kurumlar ve İnsan Hakları Ofisi başkanı Erol Akdağ’ın
19.2.1998 tarihinde Başbakanlık Basın Toplantısında yaptığı konuşmadan elde
edilmiştir.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur408
rusuna salt tavsiyede bulunmakla yetinmekte ve ombudsmanlık büro-
sunda bu konuda sürekli görev yapan bir avukat da bulunmaktadır.
64
Bu bağlamda, Türkiye’de kamusaylığın etkin bir şekilde çalışması-
nı temin etmek için okur-yazar olmayan kişilerin ombudsmanlık kuru-
muna sözlü olarak başvurusunu sağlayacak bir düzeneğin kurulması
ve söz konusu kurumun adli danışmanlık hizmeti sunmasının önüne
geçilebilmesi için adli konularda kişileri avukata veya mahkemeye
başvurmasını salık verici ve yönlendirici bir hukuk müşavirliğinin Ka-
musaylık Kurumunda kurulması isabetli olacaktır.
g) Ombudsmanın Sayısı, Çalışma Tarzı ve Nitelikleri
Bakımından
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının 4. maddesinin 2.
fıkrasında; Kamu Denetçiliği Kurumunun Başdenetçilik, Kurul ve Ge-
nel Sekreterlikten oluşacağı, 3. fıkrasında ise Kurumda, bir Başdenetçi
ve en fazla on denetçi ile genel Sekreter, uzman, uzman yardımcıları
ve diğer personelin bulunacağı belirtilmekte, yukarıda bahsedilen 10.
maddesinde ise başdenetçi ve denetçilerin nitelikleri sayılmaktadır. Ta-
sarının 7. maddesinde; Kurulun, Başdenetçi, Başdenetçivekili ve denet-
çilerden oluşacağı, Kurulun görevleri, Kurul halinde incelenmesi gere-
ken şikâyetleri incelemek, araştırmak ve idareye önerilerde bulunmak,
Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikleri çıkarmak, yıllık raporu
hazırlamak, yıllık raporu beklemeksizin gerek gördüğü konularda özel
rapor hazırlamak, raporları kamuoyuna duyurmak şeklinde sayılmak-
ta, Kurula Başdenetçi, Başdenetçinin yokluğunda Başdenetçivekilinin
başkanlık edeceği, Kurulun Başdenetçinin başkanlığında denetçilerin
beşte üçünün katılımı ile toplanacağı ve üye tam sayısının salt çoğunlu-
ğu ile karar alacağı ifade edilmiştir. Tasarının 8. maddesinde ise Başde-
netçinin, denetçiler arasında işbirliğini sağlayacağı ve bunların uyumlu
çalışmasını gözeteceği, denetçilerin, Kurul halinde incelenmesi gereken
konular dışında, Başdenetçi tarafından görevlendirildikleri konu ve/
veya alanlarda tek başlarına çalışacağı ve önerilerde bulunacakları, Ku-
rulca karara bağlanacak konular ile denetçilerin Başdenetçi tarafından
görevlendirildikleri konu ve/veya alanlara ve aralarındaki iş bölümü-
ne ilişkin ilkelerin yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir.
64
Finlandiya Ombudsmanı Lauri Lehtimaja ile 27.3.1998 tarihinde Ankara’da yaptı-
ğım görüşmeden elde ettiğim şifahi bilgi.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN409
Kamusaylık Kurumunun Başdenetçilik, Kurul ve Genel Sekreter-
likten oluşacağının hükme bağlanması son derece isabetsiz olmuştur.
Çünkü böyle bir örgütlenme modeline çağcıl ülkelerin ombudsmanlık
kurumunun hiçbirisinde rastlanılamamaktadır. Öte yandan, “kurul”
şeklinde örgütlenme, daha çok idari nitelikte karar verici organlarda
rastlanılan bir yöntem olması bakımından da uygun değildir. Zira
ombudsmanlık kurumundaki başkamusay ve kamusaylar kendi gö-
rev alanlarıyla ilgili konularda tek başına karar verici mercii sıfatını
taşırlar.
65
Kamu Denetçiliği Kurumunda on denetçinin bulunması da doğ-
ru değildir. Türkiye’nin gereksinim duyduğu, başkamusayın dışında
dört kamusaydır. Bu dört kamusaydan birisi merkezi yönetimden,
diğeri yerel yönetimlerden, bir diğeri askeri işlerden, sonuncusu ise
din hizmetlerinden sorumlu olmalıdır. Tasarıda olduğu gibi on denet-
çinin bulunmasının öngörülmesi ve bu denetçilerin hangi alanlardan
sorumlu olacağının belirtilmemesinin denetçiler arasından yetki ve
görev karmaşasına yol açacağından kuşku duyulmaması gerekir.
Tasarıda başdenetçi ve denetçi olabilmek için aranan nitelikler
de isabetli bir şekilde düzenlenememiştir. Her şeyden önce yukarıda
belirtildiği üzere Tasarının 10. maddesinde, başdenetçi olabilmek için
“50” yaş şartı aranmaktadır. 50 yaş şartı, Türk pozitif hukukunda gö-
rülmemiş bir koşul niteliğinde olduğundan ve Anayasanın 101. mad-
desinde Cumhurbaşkanı olabilmek için “40” yaşını doldurmuş olmak
koşulu arandığından, Cumhurbaşkanlığı kadar görevi yüce olan baş-
kamusay için de “40” yaş koşulunun aranması yerinde olacaktır. İkinci
olarak, Tasarının bu maddesinde başdenetçi ve denetçi olabilmek için
kamu veya özel kesimde en az on yıl çalışmış olmak koşulu aranmak-
tadır. Ombudsman, kural, olarak kamu kesimi üzerinde denetim göre-
vi yerine getirdiği için kamuda en az on yıl çalışmış olmak koşulunun
getirilmesi uygundur, buna karşın, özel sektörde on yıl çalışmış olan
bir kişinin başdenetçi veya denetçi olarak atanabilmesi son derece isa-
betsizdir. Çünkü özel sektörde çalışan, dolayısıyla İdareyi tanımayan
bir kimsenin kamu organ ve kişileri üzerinde denetim görevini hak-
kıyla yapabileceğini beklemek ham bir hayalden öteye geçemez.
65
Yine, Kurumda Genel Sekreterliğe yer verilmesi anlaşılabilir bir husus değildir.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur410
Başdenetçi ve denetçilerin nitelikleriyle ilgili Tasarının 10. mad-
desiyle ilgili olarak şu hususu da belirtmek gerekir. Bu maddede,
başdenetçi ve denetçi olabilmek için hukuk fakültesi mezunu olmak
dışında, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat ve işletme
fakültelerinden mezun olmanın da yeterli olduğu hükme bağlanmış-
tır. Hukuk fakültesi mezunu olmayanların denetçi olabilmesinde bir
sakınca yoktur, ancak söz konusu mezunların “başdenetçi” olabilmesi
kanımızca son derece sakıncalıdır. Gerçekten de Finlandiya’nın önceki
ombudsmanlarından Lauri Lehtimaja, kimi zaman ombudsmanın bir
din görevlisi ve psikologun sahip olduğu yetiyi edinmesinin gerek-
li olduğunu düşündüğünü, ombudsmanlar bu yetiye sahip olurlarsa
tavsiye ve öneri biçimleriyle hukuka ve kanuniliğe karşı güvenini yi-
tirmiş insanların gerginliklerini hafifletebileceklerini, söz konusu gü-
ven kaybının ombudsmanların temel bir endişe alanı olması gerekti-
ğini ifade etmektedir. Lehtimaja, yurttaşların kanuna ve hukuka karşı
güven duygusu kaybolursa, demokrasinin de bir geleceğinin bulun-
mayacağını vurgulamaktadır.
66
Bu bağlamda, yurttaşların hukuka ve
kanuna olan saygısını koruyabilmek için başkamusayın hukuk fakül-
tesi mezunu olması mutlak bir gerekliliktir. Başkamusay, hukuk fa-
kültesi mezunları arasından seçilmeli, merkezi ve yerel yönetimlerden
sorumlu kamusay ile askeri ve din hizmetlerinden sorumlu kamusay
10 yıllık kamu görevlileri arasından başkamusay tarafından atanmalı
ve görevinden alınabilmelidir.
h) Ombudsmanın Denetim Kapsamının Dar Tutulması
Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu Tasarısının 5. maddesinin 1.
fıkrasında; Kamu Denetçiliği Kurumunun, idarenin işleyişi ile ilgili
şikâyet üzerine, Türkiye Cumhuriyetinin Anayasada belirtilen nitelik-
leri çerçevesinde, idarenin her türlü işlem ve eylemleri ile tutum ve
davranışlarını; adalet anlayışı içerisinde, insan haklarına saygı, huku-
ka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve
idareye önerilerde bulunmakla görevli olduğu ifade edilmiştir.
Bu fıkrada iki sakınca bulunmaktadır. Bunlardan ilki, ombuds-
manın re’sen harekete geçememesi, ikincisi ise İdarenin tasarruf ve
davranışlarını “yerindelik” açısından inceleyememesidir. İkincisinden
66
Report of The Finnish Parliamentary Ombudsman..., s. 15.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN411
işe başlamak gerekirse, her ne kadar fıkrada denetimin “hakkaniyet”
açısından yapılacağı ifade edilse de bunu “yerindelik” denetimi ola-
rak kabul etmek olanaksızdır. Aslında, “hakkaniyet” kavramı “hukuk”
kavramının içerisine dâhil olduğundan ombudsman yalnızca hukuka
uygunluk denetimi yapabilecek, yerindelik denetimi yapamayacaktır.
Gerçi, ombudsmanların salt hukukilik denetimi yaptığı, yerindelik de-
netimi yapamadığı örnekler az değildir. Örneğin, Finlandiya’da om-
budsman, yalnızca hukukilik denetimi yapmaya yetkilidir. Daha açık
bir deyişle, ombudsman, kamu görevlisinin hukuka uygun davranıp
davranmadığı, davranmadıysa ona dava açılması veya ihtar verilme-
si için yeterli nedenlerin bulunup bulunmadığını sorununu çözmeye
çalışır.
67
Ancak, kanımızca, Finlandiya’da ombudsmanın yerindelik dene-
timi yapamaması, Türkiye’de de kamusaylığın yerindelik denetimi
yapamamasını gerektirmez. Düşüncemize göre, hukukilik denetimi
ile yerindelik denetimini açık ve kesin ölçülerle birbirinden ayıracak
hiçbir nesnel ölçüt yoktur ve İdare üzerinde daha gerçek ve etkin bir
denetim yapılmasından söz edebilmek için “yerindelik” boyutunu da
işin içerisine katmak gerekir. Bu bağlamda, ombudsman hukuka uy-
gunluk (legality) denetimi yapabildiği kadar yerindelik (opportunity)
denetimi de yapabilmelidir. Daha açık bir deyişle, ombudsman, bir
idari yargıcın sahip olmadığı bir yetkiyi kullanarak, örneğin, tutuklu-
nun cezaevinde, hastanın hastanede iyi muamele görüp görmediğini
inceleyip eleştirebilmelidir ki
68
görevini layıkıyla yerine getirebilmiş
olsun.
Ombudsmanın İdare üzerindeki denetiminde tek sınır, kamu gö-
revlilerinin takdir hakkını nasıl kullanacağı yolunda onlara tavsiye-
de bulunmasının yasaklanması olabilir. Nitekim halk tarafından sık
sık istemde bulunulmasına karşın, Finlandiya’da ombudsman, somut
olaylarda takdir yetkilerini nasıl kullanmaları gerektiği konusunda
kamu görevlilerine genellikle tavsiyede bulunmamaktadır.
69
Yukarıda belirtildiği üzere, ombudsmanın re’sen harekete geçme
yetkisinin olmayıp ancak şikâyet üzerine faaliyette bulunması da son
67
Report of The Finnish Parliamentary Ombudsman..., s. 10.
68
Oytan, s. 197.
69
Report of The Finnish Parliamentary Ombudsman..., s. 10.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur412
derece isabetsizdir. Gerçekten de ombudsmanın anavatanı sayılan
İskandinav ülkelerinin tümünde ombudsman re’sen harekete geçe-
bilmekte, buna karşın, İngilizlerin ombudsmanı sayılan Parlamento
komiseri, harekete geçebilmek için şikâyetin bulunması aranmakta,
kendisi re’sen soruşturma yapamamaktadır.
70
Tasarıda ombudsmanın ancak şikâyet üzerine harekete geçeceği
anlayışının benimsenerek bu konuda Birleşik Krallık ombudsmanı-
nın örnek alınmasının kabul edilir bir tarafı yoktur. Çünkü ombuds-
manlık konusunda Birleşik Krallığın özel bir durumu bulunmaktadır.
Gerçekten de, Arslan’ın naklettiği üzere, İngiliz Parlamento Komiseri
doğrudan doğruya yurttaşlardan şikâyet kabul edemez veya re’sen
soruşturma yapamaz. Şikâyet, ancak, Avam Kamarası üyelerinden
birisine yapılmakta, Lordlar Kamarası üyelerine şikâyetin yapılması
olanaklı görülmemektedir.
71
Birleşik Krallıkta hem şikâyetçinin bu-
lunması hem de parlamenterin şikâyeti ombudsmana iletmesinin
72
ge-
rekmesinin kendine özgü temel bir nedeni bulunmaktadır. Gerçekten
de Birleşik Krallıkta tarihten bu yana, halkın parlamenterlere yaptığı
şikâyetleri, doğrudan doğruya Ombudsmanın kabul etmesi parlamen-
terin haklarını gasp etmek olarak kabul edilmiştir. Bu bağlamda, par-
lamenterler kendilerine yapılan şikâyeti eski usulle araştırabilmekte
veya ombudsmana aktararak durumu inceleyip kendisine bildirmesi-
ni isteyebilmektedir.
73
Bununla birlikte, İngilizler, aracılık aracılığıyla
ombudsmana başvurudan vazgeçmesi yönünde bir eğilim taşımak-
tadırlar. Gerçekten de, Birleşik Krallıkta başlangıçta yerel yönetim
70
Oytan, s. 200.
71
Arslan, s. 161.
72
Fransız dizgesinde de yurttaşların doğrudan doğruya médiateur’a başvurma ola-
nağı bulunmamaktadır. Médiateur’a başvurabilmek için bir milletvekilinin veya
senatörün aracılığına gereksinim vardır. Fazla bilgi için bkz. Oytan, s. 211 vd. Yu-
karıda belirtildiği üzere médiateur doğrudan doğruya hükümet tarafından atan-
dığı, dolayısıyla onun bağımsızlığının olmaması nedeniyle biz médiateur’u om-
budsman olarak kabul etmediğimiz için Fransız dizgesinden bahsetmeyi uygun
görmedik. Gerçi, İngiliz dizgesinde de Parlamento Komiseri Meclis tarafından
atanmamaktadır. Ancak, Birleşik Krallıkta ombudsmanın bağımsızlığını sağla-
yabilmek için bu atama hem Kraliçenin Parlamentoya yazmış olduğu bir mek-
tup (letters patent) ile yapılmakta, hem de söz konusu komiser ölene kadar veya
emekli olacağı 65 yaşına kadar seçilmektedir. Bkz. Oytan, s. 199-200. Bu koşullar-
da İngiliz Parlamento Komiserinin gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız olduğu,
dolayısıyla, ombudsman kimliğini taşıdığı ortadadır.
73
Oytan, s. 200.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN413
ombudsmanlarına başvurunun yerel meclisler aracılığıyla yapılması
öngörülmüşken 1988 yılında yapılan bir değişiklikle onlara doğrudan
başvuru yolu açılmış ve bu değişiklikten sonra başvurular yaklaşık
%50 oranında artmıştır.
74
Her ne kadar, İngilizler, aracılık vasıtasıyla ombudsmana başvu-
ru eğiliminden vazgeçmeseler de ancak şikâyet üzerine ombudsmanın
harekete geçeceği anlayışını sıkı bir şekilde korumuşlardır. Tasarıda,
ombudsmana başvuru konusunda şikâyetin gerekli olduğu aranarak
İngilizlerin kendisine özgü nitelik gösteren dar yetkili ombudsman
anlayışı kabul edilmiştir ki bu durumu onaylamaya olanak yoktur.
Çünkü ombudsman yapacağı faaliyetlerle; İdarenin, bireye ve insan
onuruna saygı duymasını, temel insan haklarının korunmasını, İdare-
nin daha verimli ve insan odaklı hizmet vermesini sağlattırabilir. Om-
budsmanın faaliyetinin şikâyete bağlandığı durumlarda bu amaçların
gerçekleştirilmesine olanak yoktur. Bu nedenle, ombudsmana re’sen
harekete geçmek yetkisinin tanınması mutlak bir zorunluluktur.
SONUÇ
Kamu denetçiliği, günümüzde, özellikle İskandinav ülkeleri (İs-
veç, Finlandiya, Norveç, Danimarka) ile kimi Avrupa ülkelerinde (İn-
giltere) oldukça başarılı bir şekilde uygulanmaktadır. Türkiye’de de
başarılı bir şekilde uygulanabilmesinin önünde herhangi bir engel
yoktur. Hatta yukarıda belirtildiği üzere ombudsman kurumunun
kökeni temel olarak Osmanlılara dayanmaktadır. Kökenini Türklerin
oluşturduğu bu kurum, daha sonra Batılılaşma dalgasıyla Batı tarafın-
dan geliştirilmiş ve dünyaya Batı kurumu olarak sunulmuştur.
1950 yılına kadar, dünyada, birisi 1809 yılında İsveç’te kurulan, di-
ğeri ise 1919 yılında Finlandiya’da oluşturulan iki ombudsmanlık ku-
rumu bulunmaktaydı. Ancak, 1960 yılından sonra ombudsman sayısı
hızla yükselerek 1 Ocak 1997 tarihi itibarıyla 40’ın üzerinde ülkede uy-
gulamaya geçmiştir.
75
Günümüzde ise 50’den fazla ülkede görülmek-
74
Uyanık, S. İngiliz Yerel Yönetimlerinde Ombudsman Denetimi, Türk İdare Dergi-
si, Yıl: 66, Sayı: 403, Haziran 1994, s. 207.
75
Bkz. Ombudsman (Kamu Hakemi) Kurumu İncelemesi, s. 33.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur414
tedir.
76
Bu artışın temel nedeni; ombudsman ve ona bağlı olarak çalı-
şanların etkinliği olarak görülebilirse de daha önemlisi, hükümetlerin,
ombudsmanın insan haklarını geliştirmek, kamu yönetiminin kötü iş-
leyişine karşı bireysel şikâyetleri gidermek ve kamuoyunun dikkatini
kamu örgütlerindeki yönetsel hastalıklara çekmek yönündeki düşün-
celere daha açık olmaları oluşturur.
77
Aslında, ombudsman kurumunun oluşturulmasında pratik bir
gereksinim bulunmaktadır. Ombudsman bir moda değil, Oytan’ın da
belirttiği üzere, günümüzün bir simgesidir. Daha açık bir deyişle, gü-
nümüzde yöneten ile yönetilen arasındaki ilişkilerin yeniden ele alın-
ması, belirlenmesi, düzenlenmesi ve tanımlanması gereksiniminin git-
tikçe büyümesi sonucunda ombudsman ortaya çıkmıştır.
78
Gerçekten
de İdarenin hemen her alana el atması, mevzuatın son derece karmaşık
bir nitelik göstermesi, yargısal denetim dizgelerinin kendi kendilerini
yenilemeyip çığ gibi artan işi yükü karşısında işlemez hale gelmesi,
kimi zaman bir davayı 3-4 yıl sonra sonuçlandırmak gibi anlamsız so-
nuçların ortaya çıkması sonucunda yeni bir kuruma gereksinim du-
yulmuştur. İdarenin yargısal denetiminin tarafsız ve bağımsız idari
yargı yerlerince yapılabildiği ülkelerde bile, İdarenin bünyesine daha
kolaylıkla girip nüfuz edebilen, daha süratli ve kişisel, daha az biçim-
ci, karşılıklı ilişki kurmada önemli bir boşluğu doldurabilen, daha iyi
bilgi sahibi, keyfilikle savaşımda daha etkin ve tutarlı bir kuruma du-
yulan gereksinim gözlerin ombudsmana ve bunun formel biçimde ilk
çıktığı ülke olan İsveç’e çevrilmesine yol açmıştır.
79
İdarenin haksız işlemlerine karşı idari yargının bulunması, yurt-
taşın her zaman hakkını elde etmesine yetmemektedir. Günümüzde,
çağcıl hükümetlerin iş görüselliği ve sorumluluklarının son derece
artması, hükümet ve idarenin yurttaşlar üzerindeki yetkilerini de ol-
dukça fazla olarak artırmıştır. Ancak, bu durum, tersine bir etkiyle
yurttaşların kamu gücü karşısında sahip olduğu geleneksel koruma
araçlarının yetersiz kalmasına yol açmıştır. Bundan da öte, idari yargı-
nın çoğu zaman pahalı olup vakit alması, usul ve şekil kurallarına tabi
olması ve küçük haksızlık, gereksiz sertlik ve tersliklerin idari yargının
76
Cop, M. (http://www.ntvmsnbc.com/id/25133848, Erişim Tarihi, 28.9.2010).
77
Pickl, s. 40.
78
Oytan, s. 195.
79
Oytan, s. 194.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN415
görev alanı dışında kalması, ombudsmana olan gereksinimi daha da
artırmaktadır.
80
Ombudsmanlık kurumu yaşama geçtiği takdirde va-
tandaşlarla idare arasındaki uyuşmazlıkların azalacağı ve kamusayın
önerisiyle Türk kamu yönetiminin büyük bir gelişim kaydedeceğin-
den hiç kimsenin kuşkusunun olmaması gerekir.
Burada önemli olan husus, ombudsmanın gücünün kaynağının
korunmasıdır. Eğer ombudsman, politik olarak tarafsız kalabiliyorsa,
bağımsız kararlar alabiliyorsa ve vardığı kararlar ilgili kurumlar ta-
rafından ciddi olarak değerlendiriliyorsa diğer konular ikinci derece
önemli bir hale gelir. Asıl önemli olan husus, ombudsmanın gücünün
kaynağının korunarak veya yeni kaynaklarla beslenerek bir Türk om-
budsmanı kurumunun yaratılmasıdır.
81
Ancak unutulmaması gereken nokta, Ombudsmanın elinde sihirli
bir değnek olmadığıdır. Kamu yönetimindeki usulsüzlüklerin, ada-
letsizliklerin ve verimsizliklerin hepsini ombudsmanın çözmesi bek-
lenemez. Ancak kurumu uyarlayan diğer ülkelerin sayısındaki artış
göz önünde bulundurulursa çağcıl ölçütler ışığında yeni bir Türk Ka-
musaylık Kurumunun tasarlanmasına bir an önce başlanılması uygun
düşer.
82
Ombudsmanlık kurumsal olarak kırılgan bir organdır. Bu orga-
nın kırılganlığını gösterebilmek için bir örnek vermek uygun olacaktır.
Amerika Birleşik Devletlerinde yeraltı maden ocaklarında kanarya bu-
lundurulur. Çünkü bu kuşun gazdan hızla etkilenme olasılığı bulun-
makta ve gazın ön habercisi olarak bu özelliğinden yararlanılmakta-
dır. Bunun gibi ombudsmanın da demokrasinin sağlıklı olduğu yerde
öttüğü, sağlıklı olmadığı yerde öldüğü söylenebilir. Kısacası, ombuds-
man, kamunun kanaryasıdır.
83
Ombudsmanlık, uyuşmazlıkları yargı organlarına götürmeden
çözüme kavuşturan alternatif uyuşmazlık yollarından birisidir.
84
Ör-
80
Altuğ, s. 150.
81
Ombudsman (Kamu Hakemi) Kurumu İncelemesi, s. 30.
82
Krş. Ombudsman (Kamu Hakemi) Kurumu İncelemesi, s. 30.
83
Bu bilgi, Alaska Ombudsmanı Dean Cotherer’in 19.2.1998 tarihinde Başbakanlık
Basın Toplantısında yaptığı konuşmadan elde edilmiştir.
84
Uyuşmazlıkların, yargı organlarına götürmeden çözümleme yolları hakkında ay-
rıntılı bir bilgi için bkz. Payaslıoğlu, Arif. Yönetimde Davaları Azaltma Yolları,
Amme İdaresi Dergisi, Cilt 2, Sayı 3, 1969, s. 5 -13.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur416
neğin, İrlanda’da ombudsmana yapılan başvuruların %40’ının tatmin
edici şekilde haksızlığı giderici bir sonuç doğurmuştur
85
ki bu durum,
ombudsmanın, mahkemelere açılacak olan davaları nasıl büyük öl-
çüde azaltmış olduğunun somut bir kanıtıdır. Aslında, özellikle idari
yargı rejimini benimsemiş ülkelerde ombudsman denetimi, mevcut
yargısal denetim dizge ve yollarına bir rakip değil, onları tamamla-
yıcı bir yol ve yöntemden ibarettir. Bu denetim yöntemi, yargısal de-
netimden doğan içtihatlar kadar gelişmiş bir içtihat kurmaya elverişli
değildir. Ancak, yargı yerlerinin içtihatları da aslında, ancak sınırlı bir
uzman çevre tarafından bilinebilmektedir. Bu bağlamda, orta kademe-
deki idarecilerin ve halkın çoğunluğunun bu içtihatlardan ya haberi
yoktur ya da anlayacak durumda değildirler. Tam aksine, ombuds-
manın fikirleri şaşırtıcı ölçüde sade ve yalındır, bu fikir ve kanıların
toplamından yöneticiler ile yönetilenler arasındaki ilişkilerin düzen-
lenmesinde son derece geçerli ve faydalı öneri, ilke ve kurallar çıkartı-
labilmektedir.
86
Ombudsman, salt hata bulmak amacıyla yönetimin gizli saklısı-
nı araştırarak onun işlerine karışan birisi olarak düşünülmemelidir.
O, kendisinden adalet esirgenmiş şikâyetçi kişiye adaleti elde edebil-
mesinde yardımcı olabileceği gibi doğru yapılmış idari işlem ve ey-
lemlerin savunulmasında da İdareye yardım edecektir. Gerçekten de
ombudsmana yapılan şikâyetlerin %90’ı haksız şikâyetlerdir. Haksız
şikâyet durumunda bile ombudsmanın faydalı görevleri bulunmak-
tadır. Daha somut bir deyişle, bu durumda, ombudsman, şikâyetçi
kişiye, memurun eyleminin ilk bakışta anlaşılamamasına ve bir ada-
letsizlik duygusu uyandırmasına karşın, işlem veya eylemin doğru
olduğunu açıklamaktadır. Böylelikle ombudsman, idare ile yurttaşlar
arasındaki sürtünme noktalarını yağlamış olmakta, idare ise ombuds-
man aracılığıyla, işlem ve eyleminden zarar görmüş kişilere, yaptığı
tasarrufların haklılığını anlatan bir halkla ilişkiler görevlisi niteliğini
kazanmış bulunmaktadır.
87
İdarenin bünyesi içerisindeki hiyerarşik (kademeli) ve vesayet
denetiminin ana amacı, idari düzeneğin etkinliğini sağlamak ve artır-
85
Bu bilgi, İrlanda Ombudsmanı Kevin Murphy’inin 19.2.1998 tarihinde Başbakanlık
Basın Toplantısında yaptığı konuşmadan elde edilmiştir.
86
Oytan, s. 214.
87
Pickl, s. 42 - 43.
TBB Dergisi 2011 (95) Hasan DURSUN417
maktır. Bununla birlikte, etkinlik, her zaman adaleti sağlamaya yeterli
değildir. Buna ilave olarak, bu denetimin sorumluları da genel ola-
rak denetlenen idareye bağlı olup az veya çok denetlenen birimin baş
yetkilisine bağlıdırlar. Bu yüzden, söz konusu denetçiler, tam olarak
nesnel bir denetim yapabilme özgürlüğüne sahip değildirler. Bunun
sonucunda da yurttaş, bir bürokratik düzenek olan çağcıl idare karşı-
sında kendisini güçsüz hissetmekte ve çoğu zaman, İdareye yapacağı
başvuruların anlayışla karşılanacağına, İdarenin hatasını kabul edip
işlemini düzelteceğine güven duymamaktadır.
88
Bu anlatılanlar çerçevesinde şunu hemen belirtmek gerekir ki çağ-
cıl ölçütler çerçevesinde yeni bir ombudsmanın kurulmasına mutlak
bir gereksinim bulunmaktadır. Ancak, Türkiye’de ombudsmanın et-
kinliğini tek başına çağcıl bir yasanın çıkartılması sağlayamayacaktır.
Bu etkinliği sağlayabilmek için çağcıl ölçütler ışığında önce Anayasada
ombudsmanlık konusunda yeni bir düzenleme yapılmalı, daha sonra
yeni bir Türk Kamusaylık Kurumu Kanunu çıkartılarak bu kanunun
yürürlüğe girmesi kanımızca en az 2 yıl ertelenmeli ve bu süre içeri-
sinde ombudsmanın etkin görev yapmasını engelleyen hususları kıra-
bilmek için yukarıda belirtildiği üzere, halkın ve kamu görevlilerinin
sürgit bir eğitime tabi tutulması gerekir. Bu yapılmayıp Tasarı kanun-
laştırılır ve çıkartılacak kanun derhal yürürlüğe konulursa bunun yal-
nızca zaman, emek ve masraf kaybına yol açılacağından hiç kimsenin
kuşkusunun bulunmaması gerekir.
KAYNAKLAR
Altuğ, Y. Vatandaşı İdarenin Yetki Tecavüzlerine Karşı Koruyan “Om-
budsman” Müessesesi, Yargıtay 100. Yıl Armağanı, Ankara, 1968.
Arslan, S. İngiltere’de Ombudsman Müessesesi, Amme İdaresi Dergisi,
Cilt 19, Sayı 1, Mart 1986.
Azrak, A.Ü. İdari Yargı Dışı Alternatif Uyuşmazlık Çözme Usulleri in
Danıştay Başkanlığı 141. Yıl Sempozyumu, Ankara, 2009.
88
Oytan, s. 207.
Türkiye’de Ombudsmanlığın (Kamusaylığın) Etkin Olarak İşleyebilme Yetisi Yoktur418
Balta, T.B. İdare Hukukuna Giriş, TODAİE Yayınları No: 117, Ankara,
1988/1970.
Baylan, Ö. Vatandaşın Devlet Yönetimi Hakkındaki Şikâyetleri ve Türkiye
İçin Ombudsman Formülü, İçişleri Bakanlığı Tetkik Kurulu Başkan-
lığı Yayınları, Ankara, 1978.
Erhüman, T. Türkiye İçin Nasıl Bir Ombudsman Formülü?, AÜHFD,
Yıl 2000, Cilt 4, Sayı 1-4.
Erkut, C. İdari Yargı Kararlarının Uygulanmasını Güçlendirici Meka-
nizmalar in Danıştay Başkanlığı 141. Yıl Sempozyumu, Ankara, 2009.
Gammeltoft-Hansen, H. Ombudsman Kavramı, Amme İdaresi Dergisi,
Cilt 29, Sayı 3, Eylül 1996.
Ombudsman (Kamu Hakemi) Kurumu İncelemesi, TÜSİAD, 1997, İstanbul.
Oytan, M. Ombudsman Eli ile İdarenin Denetimi, Danıştay Dergisi,
Sayı: 18-19, Ankara, 1975.
Payaslıoğlu, Arif. Yönetimde Davaları Azaltma Yolları, Amme İdaresi
Dergisi, Cilt 2, Sayı 3, 1969.
Pickl, V. J. Ombudsman ve Yönetimde Reform (Çeviren, Turgay Er-
gun), Amme İdaresi Dergisi, Sayı 4, Cilt 10, 1976.
Report of The Finnish Parliamentary Ombudsman 1997 A Summary, Hel-
sinki, 1998,
Sağlam, A. Ombudsman Kurumu ve Türkiye Macerası (http://www.
turkhukuksitesi.com).
Uler, Y. Ombudsman (Kamu Denetçisi), I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi
3. Kitap, Danıştay Yayınları, Ankara, 1-4 Mayıs 1990.
Uyanık, S. İngiliz Yerel Yönetimlerinde Ombudsman Denetimi, Türk
İdare Dergisi, Yıl: 66, Sayı: 403, Haziran 1994.
Üçok C. ve Mumcu A., Türk Hukuk Tarihi, Altıcı Baskı, Savaş Yayınları,
Ankara, 1987.
Üçok, C. Hukuk Tarihi Dersleri, AÜHFY No: 297, Ankara, 1972.