TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 283
SİYASET KURUMUNUN ORTAK GÜNAHI
YASAMA REFORMU
COMMON SIN OF THE POLITICAL SYSTEM:
LEGISLATIVE REFORM
Ahmet İyimaya
∗
makaleler / articles
*
TBMM Adalet Komisyonu Başkanı.
Özet: İncelemede yasama organının, içinde bulunduğumuz
Cumhuriyet dönemi üçüncü kuşağındaki durumu analiz edilmek-
tedir. Meclis’in, kendiliğinden işleyen kurumsal reflekse sahip ol-
maması ve işlevsel zaafı nedeniyle bir yasama krizinin varlığı tespit
edilmektedir. Bu sorunları aşmak ve millet iradesini sisteme daha
güçlü şekilde aktarmak için yasama reformunun gerçekleştirilmesi
kaçınılmazdır. Bu nedenle söz konusu reform için sorunlar ve çözüm
önerileri sunulmaktadır. Reformun ruhu, genel kapsamı ve yöntem-
leri incelemede ortaya konmaktadır.
Anahtar Sözcükler: TBMM, meclis, yasama, yasama organı, ya-
sama reformu, siyaset, demokrasi.
Abstract: In this study, the status of the law making body wit-
hin the current third generation of Republican period is analyzed.
Because of the lack of Parliament’s self-acting own institutional
reflections and functional weaknesses, a legislative crisis has been
appeared. It is inevitable to launch a legislative reform in order to
overcome those problems and for a stronger reflection of the will of
nation onto system. Therefore problems and advisory recommen-
dations are offered for the legislative reform in question. Virtue,
general scope and methods of the reform are proved in this study.
Keywords: The Grant National Assembly of Turkey, the parlia-
ment, legislature, law-making body, legislative reform, politics, de-
mocracy.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu284
“Demokrasi ve Meclis, çağdaş siyasal
düzenin açık bir şifresidir.”
I. GİRİŞ
“Meclis, millet demektir.” Bu tanım cümlesi, Büyük Meclis’in mahi-
yet ve önemini bütün açıklığı ile ortaya koymaktadır.
Siyaset kurumu, varlık ve meşruiyetini, temsili millet demek olan
yasama organından almaktadır. Demokratik yasamaya ve siyaset ku-
rumuna kilit vurulduğu ara rejimler, bu gerçeğin dilsiz sözcüleridir.
İmparatorluğun parçalanmasına çare, meşrutiyete geçişte irade
zemini, kurtuluş savaşında sivil komuta merkezi misyonunu yüklen-
miş olan Büyük Meclis, içinde bulunduğumuz rejimi demokratik kılan
aslî egemenliktir.
Bir ülkenin sistemi ve demokrasisi hakkında kanaat sahibi olmak
isteyen bir kişinin, o ülkedeki yasama organının çok boyutlu resmine
bakması yeterlidir. Bu resimde görülen arızaları, birer sistem ve de-
mokrasi kusuru olarak algılamak, yanlış sayılmaz.
Şeridi hızla çevirelim. Cumhuriyet dönemi Yasama Meclisi’nin
üçüncü kuşağındayız. Bir dönemlerin büyük reformlarını gerçekleş-
tiren yasama organının üçüncü kuşaktaki durumundan memnun mu-
yuz sorusuna cevap aramak herkesin ortak görevidir.
Hüküm cümlesini başta söyleyelim: “Yasama organı, tarif edilmemiş
bir krizin içindedir. Büyük Meclisin milli iradeyi kurallara dönüştürme kapa-
sitesi, işlevsel zaafa uğramıştır. Meclisin, şartları oluştuğunda kendiliğinden
işleyen kurumsal refleksi yoktur. Bu sonuç, siyaset kurumunun sistemli ih-
malinin acı semeresidir. Siyaset kurumunun ortak günahı, yine siyaset kuru-
munun ortak girişimiyle ancak silinebilir. ‘YASAMA REFORMU, ARTIK
ERTELENEMEZ BİR SİYASET GERÇEĞİDİR.’”
Darbe anayasalarını yürürlükten kaldıramamış, toplumuna bir
bütünlük içinde demokratik anayasa sunamamış, kanunun bir madde-
si için saatleri yutan (zaman vampiri) köhne usulünü dönüştürememiş
bir meclis görüntüsü hiçbir şekilde savunulamaz.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 285
Her biri onar yıllık dönemlerin derin emeği ile hazırlanmış, ku-
rumsal komisyonlarda görüşülerek kabul edilmiş “Hukuk Muhakeme-
leri Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu” gibi siyaset
ötesi hukuk reformlarına karşı atıl davranan bir siyaset anlayışının
yasama organından kopardığı itibar fayını tahayyül edebiliyor mu-
yuz? Hukuk ve adalet dünyasının muhtaç olduğu, batının yıllar önce
gerçekleştirdiği temel yasaları güncelleştirme görevini (Any. m. 87; 7)
askıya alan bir yaklaşımı, yasama organına eklemlemeye hakkımız var
mıdır?
1
1
Sözü geçen üç temel kanun tasarısı, iki yılı aşkın süredir Genel Kurul gündeminde
beklemiş, bunlardan ikisinin görüşülmesine başlanmış, fakat uzun süren
müzakerelerde 50-60 maddenin ötesine geçilememişti. Türk Borçlar Kanun Tasarısı
649 maddeden, Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı 458 maddeden, Türk Ticaret
Kanun Tasarısı 1540 maddeden oluşmaktadır. Mevcut İçtüzük hükümlerine
göre bu üç temel kanunun herhangi bir yasama yılı veya yasama döneminde
görüşülmesinin ve kabulünün sağlanması mümkün değildi. Toplumsal talebin
yoğunluğu ve siyasal partilerin (özellikle grup başkanvekillerimizin) öngörüsü,
bu tasarıların sonuçlandırılması noktasında büyük uzlaşmayı 01.12.2010 tarihinde
sağladı. Uzlaşma ruhu içinde, tasarılar günleri değil, saatleri aşmayan müzakere
ve oylamalarla, Genel Kurul’da kabul edildi (bkz. TBMM’nin 11-12-13.01.2011
tarihli oturum ve tutanakları).
Makalemin yazımı tamamlandıktan sonra gerçekleşen bu olay, –kuşku yok
ki– uzlaşma tarihimiz ve uzlaşma kültürümüz bakımından not edilmesi gereken
önem ve değerdedir.
Aynı sürecin farklı evreleri olan uzlaşmaya ve uzlaşmazlığa vurgu yapması
özelliği gözetilerek, makalede herhangi bir düzeltime gidilmemiştir. Bu sebeple üç
temel Kanun Tasarısı’nın Genel Kurul’da uzlaşma öncesi görüşülememesine vur-
gu yapan (bu incelemenin “GİRİŞ” bölümünde yer alan) değerlendirme, metinden
çıkarılmamıştır.
Her üç tasarının kabulü sebebiyle, Komisyon Başkanı sıfatı ile Genel Kurul’da
yaptığım teşekkür konuşması, şöyledir:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızı, oturumu yöneten Başkanımızı ve Yüksek
Genel Kurulu saygı ile selamlıyorum.
Değerli Milletvekilleri,
Aziz milletimizin daima arzuladığı uzlaşma özleminin büyük Mecliste gerçekleştiği
mutlu zamanın içindeyiz. Üç temel kanun bakımından bir devrin kapandığı, yeni bir dev-
rin açıldığı zaman durağındayız.
Millet, tabiatında var olan gerilimli diyalektiğe rağmen siyaset kurumundan, aynen bu
gün olduğu gibi önemli projelerde uzlaşma ve çözüm dayanışması beklemektedir.
Bu üç temel tasarı ile ilgili olarak Meclis Başkanımızın öncülüğünde partilerimizin
değerli grup başkanvekillerince gerçekleştirilen uzlaşmanın metne döküldüğü 01.12.2010
tarihli belge, bir arşiv malzemesi değerindedir. Bu belge, gelecek nesillere ve uzlaşmaya
emsal oluşturmak üzere, tarihin korumasına/arşiv envanterine alınmalıdır.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu286
Statüko iktidarının varlığını sürdürme yolunda başvurduğu ve
Meclise kastettiği ara rejim kurgularını yaşam gerçeğinden silmek için
gerekli yasama refleksini inşa etmek, ortak görevimiz değil midir?
Büyük Meclis’in açılış yıldönümü törenlerinde dünle övünmek
yerine, öz sorgumuzu yapmak ve yasama organı ortak reform projesi-
ni milletle paylaşmak, –kuşku yok ki– daha anlamlı olur.
Yasama reformu, millet iradesini sisteme daha güçlü şekilde ak-
tarmanın ön koşuludur. Statüko, yasama erkinin yapısal zaaflarından
beslenmektedir. Bu reform, standardı yüksek hukuk normu üretebil-
menin de zorunlu koşuludur. Herkesin “Benim Meclisim” diyebilmesi
için yasama reformunu yapmaya mecburuz.
İncelememiz, yasama krizi ve yasama reformu sorunlarına dik-
kat çekme amacını taşımaktadır. Peşinen belirtelim ki, soruna eğilen-
ler –siyasetçilerden çok– sivil toplum, yasama bürokratları ve akade-
misyenlerdir.
2
Sartori’nin de isabetle ifade ettiği gibi “dar ufuklu ortak
Hayatın ve adaletin muhtaç olduğu bu büyük eserin ortak ve özenli mimarları olarak:
hukuk bilim adamlarına, hâkimlerimize, bakanlık bürokrasisine, Barolar Birliğine, karde-
şim adalet bakanımız dahil, süreçteki bütün adalet bakanlarımıza, siyasal partilerimize,
en başta büyük Meclise, onun manevi kişiliğinde görüşmeleri yürüten başkanımız dahil,
divana; bütün milletvekillerimize, değerli grup başkanvekillerimize, kıymetli üyelerimizin
terkibi ile müşekkel adalet komisyonumuza, hasılı parlamento bürokrasisi dahil, katkısı olan
herkese şükran borçluyuz.
Büyük Meclisin, hukuk ve uygarlık dünyamıza armağanı olan bu onurlu eserin hayırlı
olmasını Allahtan diliyorum.
Aziz milletimizin ve tarihin huzurunda hürmetle eğiliyorum. Saygılar sunuyorum.”
(TBMM TD, 13.01.2011 t, D.23,YY.5, B.55. s. 116).
2
Türkiye Büyük Millet Meclisi, belirli periyotlarla güncelleyeceği bir yasama ve
yasama hukuku bibliyografyasını henüz hazırlayamamıştır(?!). Bu bağlamda bkz.
İsmail Muştak (Mülga Meclis-i Ayan Katib-i Umûmisi), Mufassal Hukûk-u Siyasiyye
(TBMM yayını, üç cilt, iki cildi eski, bir cildi yeni harflerle, toplam ikibin sahifeyi aşkın,
1926-1927, İst. Matbaa-ı Amire), (Fransa Meclis-i Mebusan Katib-i Umûmisi Eugene
Pierre’den çeviri). Prof. Tuanaya, bu eserden hayranlıkla bahseder. Meclis-i Ayan
genel sekreterinin kapasitesi, kazandırdığı eser bazında düşünülmeli ve günümüzle
mukayese edilmelidir. Dr. Servet Armağan, Memleketimizde İçtüzükler, İst.1972
(eser, parlamento hayatımızdaki içtüzük serüveninin 1876-1972 yılları arasındaki
kronolojik hikayesidir) (586 sahife). Teamüller dahil, Parlamento iç hukukumuzun
ilmi tahlilleri henüz yapılmamıştır. Kimi hukuk fakültelerinde, “Parlamento
Hukuku” yardımcı ders olarak okutulmakta ise de, yeterli değildir. Parlamento
akademisine, sür’atle ihtiyaç vardır. Bu alanda -kuşkusuz- güncelliğini yitirmiş olsa
da, yararlı monografiler, tek-konulu incelemeler anılmağa değerdir (Par. Ex. Dr.
Erdoğan Teziç, Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve İlgili Anayasa Mahkemesi
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 287
ilgisizlik,
3
yasama sorunlarını top top büyütmektedir. On yılı aşan ya-
sama üyeliğimdeki gözlem ve tecrübelerimin incelemeye katkısını ve
incelemeyi kaleme alma kararıma etkisini baştan belirtmeliyim.
II. ERK OLARAK YASAMA VE YASAMA ORGANI ALGISI
1. Yasama Organına Özel Vurgu
a. Yasama organının asıl ihdas sebebi, otoriteye karşı insan hakla-
rını, giderek insanı korumaktır. Üst normlar düzeyinde kural koyma
tekelinin devredilemez kesinlikte bu organa verilmesi, özünü adaletin
oluşturduğu bir hukuk ve demokrasi uygarlığını inşa amacına daya-
lıdır. Ortak akıl ve ortak faydanın kaçınılmaz sonucu olan bu yapı,
medeniyet tarihi ile yaşıt bir evrim ve süzülmenin semeresidir.
Kararları, İst. 1980, TBMM’nin Etkinliği TESEV, Prof. İlter Turan, bu kaynaktaki
özgün bir inceleme, Dr. Ömer Faruk Gençkaya, Türkiye’de Parlamento Reformu:
Tarihsel Bir Değerlendirme,s. 31 vd.; Dr. Ahmet Yücekök, Siyaset Sosyolojisi Açısından
Türkiye’de Parlamentonun Evrimi, Ank. 1983; Keza, Nükhet Turgut, Siyasal Muhalefet,
Ank. 1984; Dr. Bülent Yücel, Parlamenter Hükümet Sisteminin Rasyonelleştirilmesi ve
Türkiye Örneği, Ank. 2009; Yrd. Doç. Dr. Ozan Ergül, Anayasa Mahkemesinin TBMM
İçtüzük Değişikliğini İptal Kararı Işığında Özel Yasama Yönetimine Bir Bakış, AÜHFD, C.
51, S. 4, s. 99-130, Y. 2002; Aynı müellif, Türk Anayasa Mahkemesi ve Demokrasi, Ank.
2007; Fahri Bakırcı, TBMM’nin Çalışma Yöntemi, Ank. 2000; Dr. Şeref İba, Parlamento
Hukuku, Ank. 2010. Aynı müellif, Parlamento İçtüzük Metinleri (Osmanlıdan
Günümüze), Ank. 2009; Dr. İrfan Neziroğlu, Türk Parlamento Hukukunun Temel
Kavramları, Ank. 2008; Dr. Volkan Has, Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve
Türkiye Büyük Millet Meclisinin Çalışma Düzeni, Ank. 2009; Av. Önder Canbolat,
Hukuki Düzenleme Tekniği, Düzenleyici Etki Analizi (DEA) ve Yasa Yapım Süreci, Ank.
2010; Ahmet İyimaya, Anayasaya Aykırı İçtüzük Girişimi (Siyaset Hukuku Sorunları,
Ank. 2007, s. 389 ve dev.; Havvana Yapıcı, Özel Yasama Yöntemleri ve Türkiye
Büyük Millet Meclisi Örneği (yayımlanmamış uzmanlık tezi).
3
Yasama krizine demokratik dinamikler, sosyoloji ve siyaset felsefesi eksenlerinde
yaklaşım için, bkz. Carl Schmitt, Parlamenter Demokrasinin Krizi (Çev. A. Emre
Zeybanoğlu), Ank. 2010; Hans Kelsen’in çağdaşı ve arkadaşı olan ünlü hukukçu
Schmitt’in Parlamento kritiğine, makalemin dar kapsamı sebebiyle girilememiştir.
II. Dünya Savaşı’nın Avrupa’da ve özellikle Almanya’da yol açtığı bunalım
ortamında ortaya konan kritikten yararlanmamak düşünülemez. Bilim dünyasının
son yıllarda adeta yeniden keşfettiği büyük hukukçudan Türk akademyasının
gerektiği kadar yararlandığı söylenemez (Prof. Dr. Mithat Sancar, Temel Hakların
Yorumu, yayınlanmamış doktora tezi, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü). Dr. Sonay
Bayramoğlu, Parlamentonun Krizi (yayımlanmış tez, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü).
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu288
Totaliter rejimlerin dahi –göstermelik de olsa– birer Meclise sahip
olmaları, çoğu zaman seçimli demokrasiye atıfta bulunmaları, yasa-
ma organı kabulünün aşkın gücünü ve meşrulaştırma özelliğini ortaya
koymaktadır. Türkiye’mizdeki ara-rejimlerin dahi aynı ihtiyacı hisset-
meleri (Kurucu Meclisler, Danışma Meclisleri), incelenmeğe değer bir
paradokstur.
b. Partiler sistemindeki değişimlerin, hükümet-parlamento ilişki-
lerinin kazandığı yeni yapıların ve kitle demokrasilerindeki derinleş-
melerin, yasama organını önemsizleştirdiği savının gerçekle örtüştüğü
söylenemez.
4
Makalemizin değerlendirme sınırları dışında kalan bu
söyleme değinmekle yetinelim. Bütün bu karmaşık durum ve ilişkilere
rağmen, yasama organları ve Büyük Meclisimiz, milletlerin (evleviyet-
le milletimizin) kalplerinin attığı, ortak iradenin gerçekleştiği, toplum-
sal barış mayasının yapılandığı zeminlerdir. O yoksa anayasa, o yoksa
barış, o yoksa ulus yoktur. Yasama organları, devletlerin, milletlerin
ve sistemlerin var oluş şartıdır.
2. Yasama Organı Algısı
Yasama organı, kurumlar ve erkler içinde en fazla eleştiriye ve hat-
ta saldırıya uğrayan bir organdır. Meclis yönetiminin, bittabi en başta
başkanlarımızın bu konu üzerinde tarihsel çizgi ve veri düzlemlerinde
geniş araştırma yapmaları gerekir. Milletvekilinin ve yasama organı-
nın itibarsızlaştırılması dönemlerinin bilimsel olarak incelenmesi, arka
plan gerçeğinin açığa çıkarılması, demokrasimizin sağlığı ve konsoli-
dasyonu bakımından çok önemlidir.
Ortak sorunlarda topyekûn siyaset kurumunu aynı eksende ko-
numlandıracak yasama refleksinin gelişmemiş olması(I), toplum mü-
hendisliği pratiklerinin nesnesini genellikle Meclisin oluşturması(II),
vesayet organlarının demokrasiyi ve seçilmişleri içselleştirme
zorlukları(III), büyük kararlarda ve reformlarda çıkarları zedelenen
kesimler(IV), diğer kurumlardaki saydamlık açığı sorunları(V), ikti-
dar-muhalefet gruplarının uzlaşma-hoşgörü eksikliğinden kaynak-
lanan tavır görüntüleri(VI), verimliliğe ve rasyonelliğe odaklanmış
iç hukukun yokluğu(VII) ve zamanı kara deliğe akıtan tekrarcı genel
4
Bu konudaki tartışmalar için bkz. 3 no.’lu dipnottaki kaynaklar.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 289
kurul müzakereleri(VIII), algı bozulmasının genel dinamikleri olarak
değerlendirilebilir.
Tüm projeksiyonların yasama organı üzerinde olması tabiidir.
Meclise ve yasama erkine karşı geliştirilen tuzakları boşa çıkarmak,
haklı eleştirilerden pozitifler üretmek, kurumsal itibarı doruklara taşı-
mak, toplumu aydınlatmak bize düşer.
Ciddi bir yasama reformunun, algı-olgu eksenindeki kimi sorun-
ları çözücü işlevi gözardı edilemez.
III. SORUNLAR-NEDENLER
1. Ortak Alan Gerçeği ve Yasama Refleksi Sorunu: Siyaset ku-
rumunun temel dinamiklerinin farklılıklarına bakılmaksızın, her biri
bakımından değişmeyen, her biri için yaşam zemini oluşturan ortak si-
yasal alanlar vardır. Çoğu kez bu alanlar, siyaset kurumunun soyut ve
ortak değerlerini de oluşturur. Kurumsal olarak partiler, yasama erki
(egemenlik) ve yasama organı (Meclis), ortak alanların önde gelen par-
çalarıdır. Ortak alanlara yönelik güç saldırılarına karşı kurumsal daya-
nışma, işbirliği ve demokratik refleks, bir hayatiyet şartıdır. Yasama ve
demokrasi tarihimiz göstermektedir ki, ortak alana yönelik saldırılara
karşı ortak bir yasama yahut siyasal refleks geleneğimiz yoktur. Sayı-
lamayacak kadar örnek zenginliğine sahip olduğumuz yasama reflek-
si zaafı, otoriter kültür genlerinden ve şark kurnazlığı tavırlarından
beslenmektedir. Belli ki, burada da bir demokrasi kültürü açığı vardır.
Verilen muhtıralarda, “muhatap ben değil, sensin” tutumları, birer de-
mokrasi ve refleks travmaları olarak ortak hafızamızdadır.
5
5
Darbeler dönemi siyaset kurumu suskunları, “şapka” öyküleri, 28 Şubat sürecindeki
muhalefet tavırları, demokrasi tarihimize düşülen refleks zaafı notlarıdır. Bu
bağlamda 12 Mart-askeri muhtırasına karşı -biraz gecikmeli de olsa- dönemin CHP
Genel Sekreteri Mustafa Bülent Ecevit tavrı, 27 Nisan dijital muhtırasında değerli
Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan tavrı demokratik cesaretin ender örnekleri
olarak siyasi tarihimizin kayıtlarına intikal etmiştir.
Ecevit, muhtırayı Yunanistan’dakinden daha ince ayar bir askeri müdahale
olarak nitelemiş, başında bulunduğu sosyal demokrasi hareketinin önünü kesme
amacını taşıdığı düşüncesiyle, parti genel sekreterliğinden istifa etmiştir [İnönü,
Ecevit’in tavrını mübalağalı olarak görecek, Demirel ile birlikte hareketin öngördü-
ğü hükümeti, parti kararı ile destekleyecektir. (Bkz. Milliyet Gazetesi, 22.03.1971)].
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu290
Yasama refleksini var etmek, yasama reformunun zor sorunların-
dan birisidir. Bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmalı, kültür for-
matları oluşturulmalı, zihinsel dönüşüm yolunda eğitimden faydala-
nılmalı; siyaset, okullarınızın ortak dersi olmalıdır. Darbe ve muhtıra
dönemlerindeki haşmetli ceberutlar, kara örnekler olarak bu derslerde
okutulmalı ve refleks tohumlarının çimlenmesi sağlanmalıdır.
Yasama refleksinin, geniş anlamda siyaset kurumuna, dar anlam-
da yasama organına yönelik haksız saldırılara anlık reaksiyonlardan
ibaret olduğu sanılmamalıdır. Bu refleks, yerine göre kural koyma
biçiminde kullanılmasını zorunlu kılabilir. Bürokrasiyi bir hizmet or-
ganizasyonundan ibaret saymayan, egemen organ anlayışı içinde ko-
ruma-kollama görevi (!) hurafesi ile sisteme müdahale eden yapıları
hukuk içine çekecek reformlar, bu yönleriyle işletilememiş yasama ref-
leksleridir. Askeri gücümüzü, ana gövdesini yurt savunmasının oluş-
turduğu öz görevine döndürecek ve sürdürülemez ideoloji yükleri ile
ekonomik girişimlerden kurtaracak büyük reformu, Gazi Meclis daha
fazla erteleyemez.
6
Büyük Meclis’in 11. Cumhurbaşkanını seçmek için çalışmasını yürüttüğü gü-
nün yarı gecesinde, 2007 yılı 27 Nisan’da Genel Kurmay Başkanlığı’nca verilen
muhtıranın oluşturduğu ve öznesine göre farklı beklentileri, umutları ve tepkileri
barındıran genel psikoloji, Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın demokratik ce-
saretinde tezahür eden refleksle buharlaşmıştır. İki sahifeden ibaret tarihi mukabe-
lenin (ve refleksin) birkaç cümlesi şöyledir:
“Öncelikle söylemek isteriz ki, Başbakan’a bağlı bir kurum olan Genelkurmay
Başkanlığı’nın herhangi bir konuda hükümete karşı bir ifade kullanması demokratik bir
hukuk devletinde düşünülemez.
Genelkurmay Başkanlığı, hükümetin emrinde, görevleri Anayasa ve ilgili yasalarla ta-
yin edilmiş bir kurumdur. Anayasamıza göre, Genelkurmay Başkanı görev ve yetkilerinden
dolayı Başbakan’a karşı sorumludur.
Enerjimizi iç tartışmalarla tüketmek yerine ülkemizi küresel rekabette daha güçlü hale
getirmeye ve milletimizin refah ve mutluluğunu arttırmaya sarf etmeliyiz.
Türkiye’nin uluslararası toplumda itibarını zedeleyen, çağdaş dünyadaki konumu-
muza zarar veren, Türk ekonomisinin istikrarını tehdit eden, demokrasiye aykırı ve Türk
Milleti’nin vicdanında yara açan davranışlardan tüm sorumluluk sahiplerinin kaçınması
gereklidir.”
6
Bu makalenin kaleme alındığı günlerde, 17 Aralık 2010 tarihi, saat:15.05’te, BA-
03/10 No ile, “Türk Silahlı Kuvvetleri, Genel Kurmay Başkanlığı” üst başlığı ile şu
bildiri (aynen) yayınlanmıştır:
“1. Büyük Önder Atatürk’ün Türk ulusuna armağan ettiği en büyük eseri olan
Türkiye Cumhuriyeti; halk egemenliğine dayalı, kuruluş felsefesinin temelinde,
“Üniter devlet” ve “Ulus devlet” olgusunun yer aldığı, demokratik bir yapı ve
sağlam hukuki temeller üzerinde yükselerek bugünlere ulaşmıştır.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 291
Refleks zaaflarına örnek oluşturan olgu ve olayların ayrı ayrı sor-
gulanması, değerlendirilmesi ve eserlere konu kılınması çok önemli-
dir. Bu konudaki kurumsal açığa ve zihin tembelliğine vurgu yapmak
gerekir. Sözgelimi 11. Cumhurbaşkanı seçiminde, üstelik anayasa araç-
sallaştırılarak sahneye konan toplum mühendisliği oyununun kimi
siyaset kurumu ve Yüksek Yargı Organlarınca açıkça desteklenmesi,
demokrasi ve hukuk eksenlerinde açıklanması zor aykırılıklardır.
Refleks zaafını besleyen kimi ön kabul ve dogmaları da demokra-
si ameliyatına almak zorundayız. “Partiler üstü anlayış”, “siyasallaşma”
gibi söylemlerin, topyekûn siyaseti küçümseyen otoriter yaklaşımların
ürünü olduğu unutulmamalıdır. Bu söylemleri, muhtıraların vazge-
2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmeyecek hükümleri arasında
yer alan 3’üncü maddesi; “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bü-
tündür. Dili Türkçedir.” hükmünü amirdir.
3. Dil, kültür ve ülkü birliği, bir millet olmanın başta gelen vazgeçilmezleridir.
Dil birliğinin olmaması durumunda bunun sonuçlarının neler olacağı, tarihteki
birçok acı örnekleriyle gözler önündedir.
4. Son günlerde “Dilimiz” üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birta-
kım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek
bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir.
5. Türk Silahlı Kuvvetleri; devletin, Anayasa’mızda yer alan, Türk milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demok-
rasiyi koruma görevi kapsamında; Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin ko-
runmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
Genel Kurmay Başkanlığı’nın bildirisi, o günlerde TBMM kürsüsünde cereyan
eden “çift dil” tartışmaları sebebiyle yayınlanmıştır.
Demokrasilerde karara ve çözüme giden yollar, Genel Kurmay’dan değil,
Meclis’ten geçer. Silahlı Kuvvetler, seçimle oluşmuş anayasal iktidarların memur-
larıdır. İktidarın dışında, iktidara rağmen veya ona karşı bir duruş sergileyemez-
ler. Aksine tutum, sadece ordumuzu zaafa uğratmakla kalmaz, demokrasimizi de
zaafa uğratır. Ortak kurum ve değerlerimiz, ancak demokrasi ile korunur ve de-
mokrasi ile dönüşür.
Bu bildiriye karşı, Meclis Başkanlığımızın suskun kalması, en azından anaya-
sal yetki ekseninde bildiri ile mukabele edilmemesi, bir genel başkan yardımcısı
dışında bütün partilerin sükût etmeleri, yasama refleksi zaafına açık kanıt oluş-
turmaktadır. Bildiri, en üst karar organı olan Büyük Meclisin yetki alanına açık ve
antidemokratik bir müdahaledir.
Siyaset tarihimizde bu tür düşük yoğunluklu Genel Kurmay bildirileri 100 sa-
yısına sığdırılamayacak kadar çoktur. Yasama refleksi bakımından üzerinde du-
rulması gereken nokta, bu güne kadar bu konuda bir Meclis araştırmasının yapıl-
mamış olması ve Silahlı Kuvvetler’imizi de ağır yükten kurtaracak olan önleyici
yasama girişimlerinden kaçınılmasıdır.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu292
çilmez gerekçeleri olarak hepimiz hatırlıyor olmalıyız. Oysa siyaset,
gerektiği şekilde icra edildiğinde hizmetlerin ve kamu görevleri pira-
midinin doruğunda taht kurmuş bir onuru simgeler
(7)
. İddialı bir re-
form, siyasal alana yönelik zihin sekellerini ortadan kaldıracak pozitif
psikolojiyi ve ortamı hazırlamaya yönelik mekanizmaları geliştirmek
zorundadır. Bu konuda otoriter kötülemeleri, otoriter kültürü, demok-
ratik erdemleri konu kılacak edebiyat ve sanat yapımlarını teşvik et-
mek, ihmal edilemeyecek bir yöntem çeşitliliğini ima eder.
2. Meclis Başkanlarının Meseleyi Sahiplenmesi Sorunu: Milli
iradenin tecelligahı olan Büyük Meclis, Atatürk’ten bu yana çok de-
ğerli başkanları barındırmıştır. Kuruluş döneminin zorluk ve başarı-
larını yerinde bırakarak diyebiliriz ki tarihsel çizgi içinde başkanlar,
kamusal yaşamlarını, günlük normatif işlerle geçirmişlerdir. Protokol,
anmalar, açılışlar, çalıştaylar, ziyaretler, önemli oturumları yönetmeler
ve rutinler… Bazen de anayasa ve içtüzük çalışmaları… Kuruluşun-
dan bu yana bütün yasama sorunlarını kuşatan bir yaklaşımı, çözüm
uğruna reform vizyonunu ortaya koyacak bir tavır örneğini müşahede
imkânından mahrumuz. Söz gelimi yasamanın temel birkaç sorunun-
da yasama organının (evleviyetle başkanlarımızın) girişimiyle üniver-
sitelerimizde gerçekleştirilmiş kaç doktora tezi vardır? Şahsen ben bil-
miyorum. Bilimsel bilgi ve birikim olmadan sağlıklı bir sorun açılımı
ve çözüm üretimi düşünülemez. Yasama reformu konusunda farklı
siyasal iradeleri ortak noktaya çekme (yüksek uzlaşı) parametrelerini
oluşturma, eylem planlarını geliştirme sorunları, evvela başkanlarımı-
zın sorunlarıdır. İkna, inşa ve saygın yasama, onların rüyası ve onların
hedefi olmalıdır.
3. Uzlaşma Açığı Sorunu: Yasama reformunda nihai kurucu ira-
deyi ortaya koyacak temel dinamikler; partiler ve milletvekilleridir.
İktidar ve muhalefet karşıtlığı, reformu zorlaştıran unsur işlevi görebi-
lir. Çatışmacı ve gerilimli süreçlerde bu zorluk, doruklara tırmanabilir.
Uzlaşma kültürü açığımız, bu zorluğu daha da derinleştirebilir. Re-
7
Prof. Dr. Zühtü Arslan, Anayasa Teorisi, Ank. 2005, s. 90 ve civ.; Ahmet İyimaya, a.
g. e., s. 2 vd.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 293
form, bütün bunlara rağmen vazgeçemeyeceğimiz, gerçekleştirilmesi
gereken bir dönüşümdür. Beklentilerin ortak noktası ile reformların
maksimum yahut makul noktası, birden fazla seçenek modellemele-
ri ile birbirilerine yaklaştırılabilir. Yürürlükteki mevcut yapı, uzlaşma
işlevini göremiyor. Reform, zorlukları aşmak zorundadır. Tankların
oluşturduğu stabil ortamda üretilen yasama reformu ayıplarını, de-
mokratik siyaset sürgit yaşatamaz.
Bu noktada, başta siyasal partilerimize, parti liderlerine ve millet-
vekillerine önemli görev ve sorumluluklar düşmektedir. Kuşku yok ki,
her partinin ve değerli yönetici ve üyelerinin genel çerçeveleri prog-
ramda çizilmiş farklı siyasal anlayış ve hedefleri vardır. Demokrasiyi
anlamlı kılan da bu farklılıkları bir arada barındırmasıdır. Ancak en az
bu anlayış kadar yasama egemenliğinin ve yasama organının bağım-
sız ortak varlık olduğu gerçeği de içselleştirilmeli ve kabul görmelidir.
Meclisin gücü ve siyaset kurumunun saygınlığı, bu anlayışın bütün
partilerimizce benimsenmesine bağlıdır. Siyasal partiler, siyasetin kon-
jonktürel gerilimlerden ibaret olmadığını kavramak ve Büyük Mec
lis’in kimliğini üste çıkaracak ortak ekseni keşfetmek zorundadırlar.
Böyle dayanıklı bir eksenin siyasal zihniyet ve siyaset felsefesinde var
kılınamaması, kırılgan ortamların doğuşunu kolaylaştırmakta, mü-
dahale iştihalarını kabartmakta ve toplumsal reaksiyonların oluşabil-
mesini engelleyebilmektedir. Yasamada uzlaşma yeteneğini artırmak,
ortak alan sorunlarında uzlaşmayı süratle işleyen reflekse döndürebil-
mek, bir temenniyi değil, demokratik varoluşu anlatır. Kimi liderlerin
hatıralarına yansıyan “ara-rejim hapis dönemi tövbeleri”, zamanında ka-
çınılan önleyici uzlaşmaların acımtırak itiraflarından başka birşey de-
ğildir. “Dün”, “yarın” içindir. Şu kadar ki, “bu günü yaşayanların”, dün-
den aldıkları derslere göre hareket etmeleri gerekir. Akılcı uzlaşma,
her günün ve herkesin “ders”idir. Uzlaşma açığı, bilgi toplumu için
dahi bir tür cehalete işaret eder. Uzlaşma, dinamiklerin iradelerinin
salt birlikteliklerinden değil, sorunun doğasından kaynaklandığında
değer kazanır. Sorunun tabiatına yabancı, makyaj ve kılıflama bece-
risini çözüm görüntüsünde sunan uzlaşma pratiklerinden kaçınılma-
lıdır. Zamanın ruhunun kolaylıkla savurabileceği bu gibi illüzyonlar,
siyaset kurumuna zarar verir. Türkiye, ender yakalanabilen uzlaşma
örneklerinden, yoğunlaşmış uzlaşma evresine geçmek zorundadır.
Zihin, kültür ve uygulama kodlarıyla. Bu görev, topyekûn topluma,
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu294
bireysel akla, eğitime ve Büyük Meclis’e düşer. Gerçek bir reform, uz-
laşma açısı görmezlikten gelinerek var edilemez.
4. Hukuk Üretme Kapasitesindeki Yasama Zaafları Sorunu: Ya-
sama organının temel işlevi, denetim yanında hukuk normu üretmek-
tir. Normun yerindelik unsurunu, siyasal iktidar (hükümet ve iktidar
grubu), hukuki unsurunu ise yasama organı tayin eder. Hukuk normu
üretiminin yasama dışı ve yasama süreçleri, kalite ekseninde model-
lendirilememiştir. Yürütme organına tasarı taslağı üreten mekanizma-
da kurumsal bir konsolidasyon olmadıktan başka bilim ve bilim ku-
ruluşları ile rasyonel etkileşim de genellikle ihmal edilmektedir. Bir
bütünü, iç uyumu ve sistemi anlatan “hukuk üretmek”le adına kanun
dediğimiz formatta “Türkçe cümle üretmek” birbirine karıştırılmamalı-
dır.
8
Ne komisyonların yapıları ne de genel kurul müzakere süreçleri,
hukukun üstünlüğüne temel oluşturabilecek norm üretme kapasiteleri
ile donatılmamıştır. Görüşmeler için savrulan zaman ve enerjinin onda
biri, hukuk içeriğine harcanamamaktadır. Sözgelimi Genel Kurul’da
bütün grupların ittifakı ile kısa sürede üretilen bir önerge, daha ku-
ruluş aşamasında hukuk bozuculuğu işlevini görebilmektedir.
9
“Yok
8
Bkz. dn. 33. Kötü kanun yapımına yergi kapsamında Otto Bismark’a şu cümle
atfedilir: “Kanunların ve sosislerin nasıl yapıldığını öğrenen bir kişi, geceleyin rahat
uyuyamayacaktır”.
9
“Hukuk bozucuları (yahut hukuk bozuculuğu)” kavramı, bilinçli bir tercihtir.
Hatta yeni bir kavramlaştırma olarak Anayasa hukuku ve siyaset hukuku
alanına sunulu bir “öneri”dir. Kavramın, doruk egemenlerin hukuk ihlaline karşı
toplumsal duyarlılığı geliştirici ve itiraz kültürünü oluşturucu bir özelliği de
vardır. İhlal tavırlarının derecelendirilmesi ve doruk egemenliklerin ihlallerine,
özgün adlandırılma yapılması, bilime yabancı bir fikrî inşa değildir. Belki de aynı
kavram, iyi yönetim ve işler demokrasi ilkelerinin içeriklerini zenginleştirecek
yeni bir unsur olarak da ortaya çıkmaktadır.
“Hukuk bozucuları”, hukuk refleksinin en yoğun işlemesi gereken hassas alan-
larda -genellikle- bilinçli ve hesaplanmış yöntemlerle hukuku devre dışı bırakırlar.
Yargı, siyasal partiler, askeri kesim dahil bürokrasi, yasama organı ve benzeri do-
ruk egemenlik zeminleri, hukuk refleksinin tepe noktaya ulaştığı alanlardır. Ge-
rek hukukun doğrudan kendilerine uygulanmasında, gerekse hukuku başkalarına
uygulamada, doruk egemenliklerin gösterdikleri performans, hukukun kökleşip
kökleşmediğinin ve hukuk refleksinin göstergesidir. Hukuk bozuculuğunun teme-
linde somut olayın niteliğine göre “hukuk korkusu, iktidar hırsı dahil, haksız çıkar
(yolsuzluk) ve ideoloji körlüğü” gibi farklı motifler yatar”. Ahmet İyimaya, Siyaset
Hukuku Sorunları, Ank. 2007, s. IX, XI).
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 295
kanun, yap kanun” meşrutiyet zihniyeti, cumhuriyetin tevarüs ettiği
yasama sekeli olarak halen yaşamaktadır. “Kanunlar Mezarlığı”na dö-
nen mevzuat envanteri, hukuk üretme kapasitesindeki yasama zaafı-
nın dışavurumundan başka bir şey değildir. Hukukun üstünlüğü ile
yasa sayısı arasında ters orantılı bir ilişkinin varlığı, kanıtlanmış bir
gerçektir. İyi bir yasama reformu, yasama organının standardı yüksek
ve emsal seviyede hukuk normu üretebilecek bir kapasite ve donanımı
modellendirmek zorundadır.
10
Kaliteli norm üretme ve düzeyli hukuk inşa etmenin, evvela Bü-
yük Meclis’in görevi olduğu ve hatta yasama egemenliğinin özünü
oluşturduğu (Any. m. 7) unutulmamalıdır. Mevcut yapı ve süreçler,
işaret olunduğu üzere bu büyük görevi ifa edecek donanımdan yok-
sundur. Düzenleme alanının bütün boyutlarını kapsayan yapı özellik-
lerini (sorunun tabiatını) ve vasıflı hukuk bilgisini göz ardı eden bir
norm ve hukuk inşaı ile mimari ve mühendislik projelerinden yoksun
kaba inşaat arasında herhangi bir fark yoktur. Hukuk fakültelerinde
kural koyma (norm üretme) ile ilgili ayrı bir dersin -en azından parla-
mento hukuku bilim dalı içinde- okutulması çok önemlidir. Düşünü-
len “Yasama Akademisi” bu konuda önemli bir açığı kapatabilir. Kural
yapımında ve yapıcılarında, yasanın ruhunu ortaya koyacak kertede
hukuk metodolojisi, felsefesi, sosyolojisi ve tarihi bilgi birikimlerini
10
Yasama süreçlerinin rasyonel işleyişi, hata ve manipülasyonları körlüklere
gömmeyecek kurumsal özen ve daha iyiye kenetlenmiş şüpheci kontrol; kuralın
standardını yükseltecektir. Süreçlerde göz ardı edilen inşa kusurlarına ve hatta kimi
yasama manipülasyonlarına verilebilecek örnekler konusunda, yasama tarihimiz,
hayli zengindir. Cumhuriyet tarihi yasama süreçlerinin bu açıdan bir araştırma
konusu kılınması, yasamanın öz eleştirisi ve reform bağlamında dönüştürücü
yararlar sağlayacaktır. Süreçteki hatalara taze örnek olarak, bilim kurulunun bir
tercihi gösterilebilir. 22. Dönemde Meclise sunulan “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı
ve Komisyon Raporu”nda taşıma sözleşmesinden kaynaklanan ölüm ve cismani
zararlara dayalı sorumluluk davası için bir yıllık zaman aşımı öngörülmüştü.
Bilim kurulunun tercihine dayalı, sözleşme hukuku ve trafik kazaları hukuku
parametreleri ile çatışan bu süre, 23.Dönemde komisyonda gözden geçirilme
sürecinde fark edilmiş, Genel Kurul aşamasında yürürlükteki hukukumuza
uygun olarak, 10 yıl biçiminde düzeltilmiştir (Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, m.
855,1270. TBMM TD, 13.01.2011 t, D:23,YY: 5, B:51). Bu ve benzeri aykırı tercih ve
hatalara geçiş fırsatı vermeyecek denetim ve gözden geçirme mekanizmaları, olası
reformun göz ardı edemeyeceği noktalar olarak önümüzdedir.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu296
görebilmek, birer şanstır.
11
Bu konudaki açığı, evvela görmesi gereken,
Meclis Başkanı ve yasama refleksi dinamiğidir. Akademi modellemesi
içinde, Meclis’in Kanunlar ve Kararlar Dairesi’nin ve yasama uzman-
lığı alanının rasyonel temellerde yeniden yapılandırılması, zorunlu
görülmektedir.
Meclisimizin tasarı ve teklif kökenli önemli yasal dönüşümlerini
görmezlikten gelemeyiz. 1982 Anayasasının çeşitli tarihlerde değişti-
rilmesine ilişkin kanunlar, Türk Medeni Kanunu, Türk Ceza Kanunu,
Ceza Muhakemesi Kanunu sıralanması burada mümkün olamayan
örnek çokluğu içinde yasama iktidarının önemli çalışmaları olarak
hatırlanmalıdır. Yine aynı şekilde, Büyük Meclis’in 2011 yılında tarihi
uzlaşma ile kabul ettiği Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve
Hukuk Muhakemesi Kanunu, bu arada sayılmalıdır. Ancak bizim üze-
rinde durduğumuz husus, yasama işlevini hukuk kalitesi ve verimlilik
ekseninde kurumsallaştıracak ivedi reform ihtiyacının ortaya konması
ve daha fazla ertelenmemesi zaruretidir.
5. Darbe ve Vesayet Tavırlarına Karşı Geçirimsizlik Modelle-
mesi Sorunu: Toplum mühendisliği teknikleri, statükonun vesayetçi
tavırları, muhtıra ve darbeler, yasamanın evrimini, kurumsallaşması-
nı ve giderek özel kültürün oluşmasını önlemiştir. Büyük Meclisi fes-
hetme cüretini gösteren silahlı bürokrasi tavırları, reform merceğinde
farklı bir şekilde okunmalı ve izolasyon işlevli özgün hukuk normları
üretilebilmelidir. Bunun bilinen yol ve modelleri vardır. Kendilerini
milli iradenin üstünde gören anlayışları işlevsel sınırlarına çekecek ara
reformlar, büyük yasama reformunun vazgeçilmezleridir.
Siyaset ve parlamento tarihimiz onu göstermiştir ki, küresel stan-
dartlara ve demokrasi ölçütlerine uygun bir silahlı kuvvetler reformu-
11
Dr. Yasemin Işıktaş, Hukuk Normunun Mantıksal Analizi ve Uygulaması, İst. 1999;
Prof. Dr. Yaşar Karayalçın, Hukukta Öğretim, -Kaynaklar-Metod (Problem Çözme),
Ank. 2008; Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları, Ceza Normu, Ank. 1996; Önder Canbolat,
a. g. e.; İbrahim Araç / Dr. Şeref İba, Türkiyede Yasa Önerisi Hazırlama ve Norm
Koyma Tekniği ve Yasamacı Mesleğinin Nitelikleri Üzerine, AÜSBFD, Y. 2003,
C.58, S. 3, s. 35-60.; Yasama/ inşa kusurları ve kanun enflasyonu konusunda kısa
bir değerlendirme için bkz. Dr. Şeref İba, Hukuk Tarihimizde Mevcut Ayıklama
ve Süpürge Kanunları Geleneği Oluşturmak, Anayasa ve Parlamento Üzerine
İncelemeler, Ank. 2010, s. 215 vd.). Ayrıca, bkz. bu makalenin 33 no.’lu dipnotu.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 297
nu gerçekleştirmeden etkili bir yasama reformu ve yasama konsolidas-
yonu gerçekleştirilemez. Darbe dönemlerinin artık sona erdiği kabul
edilse bile mevcut yapısı ile silahlı kuvvetlerimizi ince ayar toplum
mühendisliğinin ve ideolojinin bozucu yükünden kurtarıldığı veya
kendisini kurtarmış olduğu söylenemez. Bunu sağlayacak yegâne güç,
yasama (organı) refleksi olacaktır.
Darbe ve muhtıra dönemi tahribatlarını ortadan kaldıracak telafi
edici geçiş hukukunu oluşturmak(I), silahlı kuvvetlerimizi “koruma/
kollama görevi” gibi bozucu hurafelerin tahrik ve teşvik edici yükün-
den kurtarmak ve bu yöndeki hukuku yürürlükten kaldırmak(II), as-
keri okullardaki eğitimi geçerliğini yitirmiş ideolojik yüklemelerden
soyutlayarak rasyonel ve demokratik içerikle zenginleştirmek(III),
küresel standartlarda sivil denetim(IV), ordumuzu ekonomiyle uğra-
şan örtülü bir KİT görüntüsünden modern savunmanın gereklerine
yoğunlaştırmak(V), yine aynı kurumumuzu genel hukukun ve genel
yargının eşitlikçi korumasından mahrum etmemek (üst askeri mahke-
meler imtiyazına son vermek)(VI) –kısa söylemle– yeniden yapılandır-
ma, bu vadideki başlıca reform parametreleri olarak okunabilir.
12
12
Bkz. bu makalenin 5 ve 6 no.’lu dipnotları ve ait olduğu metin bölümü. Darbe
kırılmalarını yaşamış ve demokratik konsolidasyonlarını tamamlamış ülke
parlamentolarının darbe sonrası pratikleri, olağan dönem süreçleri bakımından
ufuk açıcı örneklerle doludur.
31 Ekim 2007 günü, İspanya Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilen “Tari-
hin Anısından Kurtulma Yasası (The Law on the Recovery of Historical Memory)”,
Franko rejimini kınamakta, mağduriyetleri telafi edici ekonomik hükümler içer-
mekte ve toplu mezarlarda yakılma ve benzeri kayıpların açığa çıkarılması yolun-
da hükümler sevk etmektedir. Yargıç Baltasar Garzon’un uluslararası hukukun
kendisine yetki verdiği içtihadı ile kurduğu cesur kararlar anılmaktadır. Aynı şe-
kilde Arjantin örneği de öğreticidir. Arjantin Parlamentosu yürürlüğe girmiş olan
askeri affın kaldırılması kararını almış, yargılama sonunda darbeciler mahkum
olmuş, darbede zarar görenler için tazminat düzenlemelerine gitmiştir. Bu ülkede
2000 yılına kadar ödenen yaklaşık tazminat tutarı, 750 milyon dolardır. Portekiz,
Şili, Yunanistan benzer örneklerle doludur.
Türkiye’nin 1960, 1971, 1980 ara rejimler ve akla geldiğinde verilen muhtıralar
sırasında veya sonrasında genellikle susmanın, istisnaen de söylemin dışında ku-
rumsal çözümler üretememesi sorgulanmalıdır. Silahlı kuvvetlerimizin, koruma
ve vesayet yükünün bozucu ve tahrip edici ağırlığından kurtarmak, yurt savun-
ması kamu görevinin geniş alanına özgülemek, yasama reformunun da ön koşul-
dur. Darbe ve muhtıraların birincil muhatabı, Büyük Meclis’tir.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu298
Ara rejim dönemlerinde üretilen ve bu dönemdeki eylem ve ta-
sarrufları sorumsuzluk kapsamına alan temel normların hükümsüz
sayılacağı yönünde sürgit-etkili bir anayasa kuralının olağan dönem-
lerde üretilememiş olması (ve üretilme gereği) hatırlanmalıdır. Dar-
becilere mutlak koruma ve sorumsuzluk sağlayan 1961 Anayasasının
geçici m.4 ve 1982 Anayasasının geçici m. 15 hükümleri, olağan yasa-
ma dönemlerinin de yüz karasıdır. Devlet ve demokratik irade, darbe
mağdurlarına karşı özür dilemek, zararlarını tazmin etmek; darbeci-
leri kınamak zorundadır. Anayasalarda “demokratik rejime son verecek
eylemleri ve faillerini sorumluluk dışında tutan her türlü anayasal kayıtlar,
hiçbir zaman hüküm ve sonuç doğurmaz” biçiminde önleyici bir norm
sevk edilebilir.
13
Sözgelimi, kapsamlı bir tasfiye yasasına konacak aşağıdaki üç hükmün veya
benzerlerinin caydırıcı, önleyici dönüştürücü ve toplumsal barışı güçlendirici et-
kisi göz ardı edilemez.
“MADDE 1- Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 1960 ve 1980 darbelerinin ve cumhuriye-
tin organlarına karşı verilmiş askeri muhtıraların, hukuku ve demokrasiyi ağır şekilde ihlal
eden fiiller olduğunu beyan eder; asli faillerini kınar; mağdurlarından ve Türk Milletinden
özür diler. Bu hareketlerin Türk Silahlı Kuvvetlerine zarar verdiğini ve itibarını sarstığını
kabul eder.
Devlet, itibarın iâde edildiğini ve kendisinden özür dilendiğini içeren bir belgeyi her
mağdura veya haleflerine ayrı ayrı verir.
MADDE 2- Darbe ve muhtıra dönemlerinde gerçekleştirilen işlem ve uygulamalardan,
haksız koruma tedbirlerinden ve yeterli delile dayanmadan, özellikle tabîi hakim ilkesine
aykırı olarak kurulan idam kararlarından ve diğer yargı kararlarından doğan destekten
yoksun kalma ve cismani zarar dahil, her türlü maddi ve manevi zararlar, Devlet tarafın-
dan tazmin olunur.
MADDE 3- İdare, ödediği tazminatı, ihlalin ağırlığını gözeterek faillerine rucu edebi-
lir. Rucu borcu, rucu borçlusunun haleflerine intikal etmez.”
Aynı konuda bkz. Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, “12 Eylül 1980 Darbe
Sürecinin Yol Açtığı Mağduriyetlerin Giderilmesine İlişkin Kanun Teklifi” (Adalet
Komisyonunun 2010 t, 2/767 Esası).Teklif, bilebildiğim kadarıyla darbe dönemi
sonrası rehabilitasyon alanında somut önerileri içeren ilk veya ilklerden olma özel-
liğini taşımaktadır. Öztürk, teklifinin 1. maddesi (aynen) şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti Devleti; 12 Eylül 1980 darbesini, demokrasiye, hukuka ve mil-
lete karşı yapılmış bir hareket olarak kabul eder.
Devlet; uygulamaları, sonuçları ve yol açtığı gerek kişisel, gerekse toplumsal yıkımlar
nedeniyle 12 Eylül 1980 darbe sürecinde madden ve manen zarar görmüş tüm kişilerden
ve ailelerden özür diler.” (Sorun alanına bütünsel bir yaklaşım için, bkz. Türkiye’de
Ordu, Devlet ve Güvenlik Siyaseti, derleyenler: Evren Balta Paker / İsmet Akça, İst.
2010, Bilgi Üniversitesi Yayını). Narcis Serra, Çev. Şahika Tokel, Demokratikleşme
Sürecinde Ordu, İst. 2011, İletişim Yayınları.
13
Darbe rejimi döneminde gerçekleştirilen eylem, işlem ve normlar sebebiyle
mutlak sorumsuzluğu ve hukuka uygunluğunu öngören 1961 Anayasası’nın
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 299
Yasama reformu ile eş ve farklı zamanlı olarak yürütülecek bir
askeri reform için Büyük Meclis’in, kapsamlı bir Meclis araştırması
yapması ve ortak zeminin bu yolla bulunması gereği çok açıktır. Bu
yöntem, reformun ortak kabulünü de kolaylaştırabilecektir.
Bu arada kimi askeri muhtıraların Büyük Meclisin Genel Kurulun-
da okunmuş olması, okunmaya karşı milletvekillerinin derin tepkisiz-
liği, katlanılamaz bir refleks zaafı olarak not edilmelidir.
14
geçici 4. maddesinin normal dönemlerde yürürlükten kaldırılamamış olmasına
karşın(!), 1982 Anayasası’nın aynı doğrultudaki geçici 15. maddesi hükmü,
anayasaya aykırılık itirazını yasaklayan fıkra yönünden 03.10.2001 tarihinde ancak
kısmi operasyona uğrayabilmiş, 2010 tarihinde gerçekleşen reformla bütünüyle
yürürlükten kaldırılmıştır (bkz. 03.10.2001 t, 4709 Sayılı Yasa, m.34. Keza, 12.3.2010
t, 5982 sayılı Yasa, m. 24).
14
Sözgelimi, 12 Mart 1971 muhtırası, Büyük Meclisin kürsüsünden okunmuş ve
Meclis bir bütün olarak okunmasına karşı çıkmamış, önleyici bir tavır geliştire-
memiştir. Bu bir refleks zaafı veya refleks yokluğudur. İki-üç milletvekilinin dü-
şük yoğunluklu karşı koyuşu da herhangi bir sonuç doğurabilmiş değildir. Oysa
o muhtırayı, hiçbir Meclis Başkanı -hayatı pahasına da olsa- milli kürsüden oku-
mamalı idi. Bu, anayasanın bağlayıcılığının tabii gereği idi (1961 Any. m. 8/2).
Anayasa, hiçbir bürokratik mekanizmayı, Millet Meclisine emir verme yetkisi ile
donatmadığı gibi Başkanı, kanunsuz fermanları okumaya mahkûm bir kukla ola-
rak kurgulamamıştır. Unutulmamalıdır ki öncekilerin ektiklerini sonrakiler (biz-
ler) biçmek zorunda kalır(ız). (Bkz. MMTD, 70. Birleşim, Dönem: 3, Toplantı: 2,
s. 235-237). Bütün muhtıraların nerede ise ortak formatı olarak, 1971 muhtırasını,
acıtıcı ve utandırıcı müktesebatımız olarak, buraya kaydediyorum. (Bu makalenin
6 no.’lu dipnotundaki turfanda bildiri ile de mukayese edilebilir).
Muhtıra aynen şöyledir:
“Ankara,12 Mart 1971
Millet Meclisi Başkanlığına
Ankara
1. Parlamento ve Hükümet süregelen tutum, görev ve icraatı ile yurdumu-
zu anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş,
Atatürk’ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamu-
oyunda yitirmiş ve Anayasanın öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup
Türkiye Cumhuriyetinin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür.
2. Türk Milletinin ve sinesinden çıkan Silahlı Kuvvetlerinin bu vahim ortam
hakkında duyduğu üzüntü ve ümitsizliği giderecek çarelerin partiler üstü bir an-
layışla Meclislerimizce değerlendirilerek mevcut anarşik durumu giderecek ve
Anayasanın öngördüğü reformları Atatürkçü bir görüşle ele alacak ve inkılâp ka-
nunlarını uygulayacak kuvvetli ve inandırıcı bir Hükümetin demokratik kurallar
içinde teşkili zaruri görülmektedir.
3. Bu husus süratle tahakkuk ettirilmediği takdirde Türk Silahlı Kuvvetleri ka-
nunların kendisine vermiş olduğu Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamak
görevini yerine getirerek idareyi doğrudan doğruya üzerine almaya kararlıdır.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu300
Demokratik yasama işleyişinin önündeki en büyük engellerden bi-
risinin de yargısal vesayet olduğu unutulmamalıdır. Mukayeseli ince-
lemeler ve hukuk tarihi verileri onu göstermiştir ki yargı erkinin doğal
işlevi, hukuku ve özgürlükleri yorum ve kararlarıyla çeşitlendirmek,
zenginleştirmek, geliştirmek ve korumaktır. Bu paradigma, Türk yargı
erki bağlamında tersine işlemiştir. Yargı, devlet ideolojisini koruma ve
kollama görevi ile donatılmış yahut kendi kendine böyle bir misyon
yüklenmiştir. Bu yapı –değerli yargıçlardan soyutlayarak söyleyelim
ki– kusurlu ve bozucu bir yapıdır. Tarafsız ve bağımsız yargıyı, –içe-
riği ne olursa olsun– ideolojiye yandaş veya candaş kılmak, ona ve
hukuk vatanına yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yargıyı vesayet
modelinden çekip çıkarmak, siyaset kurumunun erteleyemeyeceği or-
tak görevidir.
15
Bilgilerinize.
Memduh Tağmaç Faruk Gürler
Orgeneral Gnkur. Bşk. ve Orgeneral K.K.K. ve Milli
Milli Güv. Kur. Üyesi Güv. Kur.Üyesi
Celal Eyicioğlu M uhsin Batur
Oramiral Dz. K. K. ve Orgeneral Hv. K. K. ve
Milli Güv. Kur.Üyesi M illi Güv. Kur. Üyesi
Dağıtım:
Gereği İçin:
Cumhurbaşkanına
Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına
Millet Meclisi Başkanlığına
BAŞKAN- Yüce Meclisin bilgilerine arz olunmuştur.” (MMTD , B: 70,12.3.1971,
O: 1, s. 236.)
15
Anayasa Mahkemesi konusunda yapılan bir incelemede şu değerlendirmede
bulunulmuştur:
“Yüksek Mahkememiz, kriz kabiliyeti yüksek noktalarda, Avrupa İnsan Hak-
ları Mahkemesine de emsal olabilecek ve onun seçeneklerini geride bırakacak nite-
likte çözümler üretebilirdi. Bunun için bilimsel bilgi (gerekli ve fakat) yeterli değil-
dir. Derin devlet brifinglerine hayır diyebilecek bir demokratik direnç ve hukuku
devlet ideolojisine boğdurmayan bir yargı ahlakı gerekir. “Zor zamanlar” ve “zor
davalar”, mahkemelerin kamusal sınavlarıdır. Ortak aklın, bilimin ve tarihin bu
tür kararlara vereceği notlardır ki, o kurumu mahkeme kılar veya kılmaz” (Ahmet
İyimaya, Anayasa Mahkemesinin Üyelik Yapısında Yasama Organının Rolü, Türk
Hukuk Kurumu Yirmibeşinci Kuruluş Yılı Armağanı, s. 127. dn. 1); Aynı şekilde, Doç.
Dr. Zühtü Arslan, Anayasa Teorisi, Ank. 2005, s. 31,235 vd. s. 250 vd.; Prof. Dr. Bakır
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 301
Cumhuriyet bgaşsavcılarımızın ve Anayasa Mahkemesi başkanla-
rımızın, Büyük Meclis’in anayasa ve yasa girişimlerine –bazen– şiddet-
le karşı çıkmaları, kimi değerli üyelerin –direnç bağlamında– Hâkimler
ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun anayasal dönüşümünü hayat-memat
meselesi saymaları, milletvekili hakları konusunda geliştirilen “yok-
luk” yaptırımları, yasama-yargı (güçler) ayrılığı kuramında yaşanma-
ması gereken vesayet tavırları olarak ortaya çıkmaktadır. Parti kapat-
ma dava ve kararları, vesayetçi yargı yapılanmasının doruk noktasını
oluşturur. Yargıyı ideoloji aygıtından hak ve özgürlük organı haline
çevirecek ortak hukuku üretmek, siyaset kurumuna düşer.
Yargı ve benzeri alanlardaki reform çalışmalarında yöntem ve üs-
lubun apayrı önemi vardır. Zorlu bir süreci barındıran reform için en
büyük şanssızlık, dönüşümün o kurumdaki görevlilere karşı yürütü-
len çaba olarak takdimi veya o tür tavırların içine girilmesidir. Bu nok-
tada reformcunun göstereceği özen ve sorumluluk, reform özeni kadar
kayda değerdir. Reformun nesnesini, kurum ve sistem oluşturmakta-
dır. Reform zamanındaki görevlilerin değiştirilecek kurum/sistem
konusunda gösterecekleri direnç ve refleksler karşısında geliştirilecek
stratejilerde hoşgörü, sabır ve bilimsel bakış açılarına başvurulmalı; iyi
bir süreç yönetimi sergilenmelidir. Muhatapların reforma içeriksiz ve
mücerret direnç yerine pozitif eleştirileri ile katkı sağlamaları, örneği-
ne az rastlanan birer vizyon oluşturur.
16
Osmanlıdan bu yana sergile-
Çağlar, Türkiye’de Laikliğin Büyük Problemi, Gogito, 1 (yaz-1994) s. 116 ve civ.;
keza, Prof. Dr. Bülent Tanör, Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Anayasası, İst. 1969, s.
145 ve civ., s.69 vd.; Aynı müellif, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, İst. 1994, s. 267
vd., s. 300 vd., s. 149 vd.”
16
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıları, parti denetimi ve kapatma davası açabilme
görevlerinden hareketle anayasa ve yasa koyma iktidarına, hazırlık aşamasında
müdahaleyi yetkileri arasında görebilmiş, sözgelimi ulusal üstü kuruluşlara
(Avrupa Birliği gibi) kısmi egemenlik delegasyonuna itiraz edebilmiş (Any.
m. 6, 90); Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, Anayasa Mahkemesi reform
modellerine bildirilerle karşı çıkabilmiştir. Koruma/kollama görevinin yargısal
vesayete dönüşümü görüntüsündeki bu yapının kısmen sürdürülmesi, yalnızca
bir demokrasi çarpıtılması değil, aynı zamanda kuvvetler ayrılığı ahlakına karşı
erk ayıbıdır (bkz. Anayasa Mahkemesi Başkanlarının ve Yargıtay Cumhuriyet
başsavcılarının, yasama girişimlerine karşı bildirileri, kurumsal sitelerinde).
Özellikle Yüksek Mahkemeleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nı vesayetin
bozucu yükünden kurtaracak, hukuk ve demokrasi güvenliğini artıracak yapısal
reformlar, daha fazla ertelenemez. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan
partinin kapatılması davasının açılmasının, tek kişilik bir güce verilmesi, sistemi
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu302
nen “istemezuk” tavrı, -umalım ki- demokratik Türkiye’mizde, zaman
içinde dönüşsün.
12.9.2010 t ve 5982 sayılı Anayasa Değişikliği, Hâkimler ve Sav-
cılar Yüksek Kurulu (m. 159), Anayasa Mahkemesi (m. 146, m. 147,
m. 148, m. 149) ve Askeri Yargının Görev Alanı (m. 145) unsurları ile
yargısal vesayeti kısmen sona erdiren önemli bir reform niteliğinde-
dir. Yeni yapılar, zor zamanların zor davalarında veya olağan işleyişte
yargı organını vesayet güdümüne veya öz-vesayet üretilmesine karşı
geçirimsiz kılmaktadır. Bu alandaki reformun temel ruhunu, yargının,
hukukun dışında bir referansa hiçbir şartta başvuramayacağı paradig-
ideolojik temerküzün muhataralarına terk etmekle eşdeğerdedir. Türk kapatma
davalarında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ihlal kararları, bu açığın küresel
tespitinden başka bir şey değildir.
Yine Anayasa Mahkemesi, parti kapatma davalarında kabul kararını zorlaş-
tıran ve partiler arası uzlaşma komisyonunun oluşturduğu nitelikli nisapla il-
gili değişiklik teklifine şu şekilde karşı çıkmıştır: “Anayasa’nın 69. maddesinde
yapılması öngörülen değişiklikle siyasi partilerin kapatılabilmesi için Anayasa
Mahkemesi’nin 11 olan üye tamsayısının üçte ikisinin, başka bir anlatımla en az
8 oy aranmasının, Anayasa Mahkemesi’nin parti yasakları ile düşünce ve siyasi
örgütlenme özgürlüğü arasındaki hassas dengeyi kurması ve korumasına elve-
rişli olmadığı açıktır.” (23.1.2001 tarihli Milliyet ve Radikal gazeteleri), Anayasa
Mahkemesi’nin bu basın bildirisi, kurucu iktidara yöneltilen “post-modern muhtıra”
olarak nitelenmiştir (bkz. aynı gazeteler, aynı tarih). Mahkeme başkanı, muhtıra
nitelemesine karşı çıkmış, bildiriyi “tarih önünde sorumluluğun gereği” olarak tanım-
lamıştır (24.01.2001 tarihli Sabah gazetesi). Aynı Anayasa Mahkememizin, yaşanan
krizde karar mevkiinde olduğunu unutarak “28 Şubat öncesi militer brifinglere” gi-
dip “yönlendirici enformasyonlara muhatap olmasını (sessiz ve dirençsiz kabulü)” hangi
tarihi sorumlulukla açıklayabileceğiz?”
Anayasa Mahkememizin kimi kararlarındaki muhalefet şerhlerinde yer alan
“YOKLUK” yaptırımı eğiliminin milletvekillerinin özlük hakları ile ilgili düzen-
lemeler vesilesiyle oluştuğu hatırlanmalıdır. Bu eğilim, siyaset kurumu-Anayasa
Mahkemesi çatışmasının dışa vurumu olarak ta değerlendirilebilir (Prof. Yılmaz
Ali Efendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Ank. 1996, s. 340 ve
civ.; Prof. Dr. Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa 2005, s. 949 ve civ., Any.
m. 13.5.1998 t, 51/17- E/K. Özellikle muhalefet şerhi bölümleri. Aynı şekilde bu
bağlamda geliştirilen “tekrarlama yasağı” kavramı. Ahmet İyimaya, Anayasa Mah-
kemesinin Karar Gerekçesinin Normatif Etkisi, Prof. Fikret Eren’e Armağan, Ank.
2006, s. 1185 vd.).
Yargı-demokrasi, yargı-vesayet, yargı-toplumsal algı konularında ayrıntılı
sosyolojik bir değerlendirme ve alan araştırması için, bkz. Mithat Sancar / Eylem
Ümit Atılgan, Demokratikleşme Sürecinde Hâkimler ve Savcılar, İst. 2009,TESEV Yayı-
nı; Aynı müellifler, Demokratikleşme Sürecinde Toplumun Yargı Algısı, İst. 2009, TE-
SEV Yayını; Meryem Erdal, Demokratikleşme Sürecinde Basının Yargı Algısı, İst. 2010,
TESEV Yayını.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 303
ması oluşturur. Yüksek mahkemeler, hukuk kurulları dahil, bir bütün
olarak diğer yargı organları, hukuk dışında hiçbir değeri: ideolojiyi,
yakınlığı, siyasal eğilimi referans alamaz/ almamalıdır. Vesayet, ideo-
lojiyi yargının üzerine yüklemenin, hukuk ve adaleti rafa kaldırmanın
adıdır. Bu yükü, şimdiye değin yargının bizzat kendisinin reddetme-
miş ve sırtından atmamış olması, açıklanabilecek bir durum değildir.
Hele reforma karşı gösterilen yargı kökenli önleyici direnci gerekçe-
lendirecek bir demokratik açıyı keşfetmekte zorlanıyorum
(17)
.
Gerçekleştirilen reformlar, küresel standartlar ve süreç analizi onu
göstermektedir ki, Türk yargısının sisteme ve özgürlüklere yaşattığı
vesayet, tarihsel sonuna dayanmıştır. Toplumun çok gerisinde kalan
ve geçerliklerini yitiren argümanların sürdürülemezliğini artık yavaş
yavaş yüksek mahkemeler de görmeye başlamıştır. Bir tavuğun ya-
şamına son verme kolaylığında parti kapatan; başörtüsünü öğrenim
özgürlüğü için engel sayan yargısal vesayetteki demokrasi ve hukuk
fukaralığını görmek için derin gözlüklere (!) ihtiyaç yoktur. Bir ülkenin
yasama organının, temel hak ve özgürlükleri, yargı organlarına karşı
koruma ve uğurda hukuk üretme kaderine muhatap olması, ne kadar
acıdır!.. Bu sonuç dahi özgürlüğün sigortası olan yasama reformunun
ötelenemezliğini ortaya koymaktadır.
2010 Anayasa reformu ile tanınan kişisel başvuru hakkı pratiğinin
geçiş dönemi sonrasında, yargı alanında paradigmaları alt-üst edece-
ği ve temel hak ve hürriyetlerin üveylik konumundan adaletin özüne
geçiş yapacağı söylenebilir (Any. m. 148/3). Çünkü kararları, İHAS
temelinde ihlal yaptırımına uğrayan yargı organları –ki evleviyetle
Yüksek Yargıtay ve Yüksek Danıştay– zorunlu ve tek seçenek olarak
temel hak ve hürriyetler eksenine sıçrayacaklardır. Bu, otoriter kültü-
rün fosilleşmesi ve ortak demokrasinin yeniden keşfi anlamına gelir.
18
17
Esasen yargı, ideolojik vesayeti karar pratikleriyle, hukukla tanıştıran ve
dönüştüren bir dinamiktir. Kuracağı yaptırımlarla, hukukun üstünde bir güç
olamayacağını öğreten bir erktir. Temel hak ve hürriyetlerin sigortası olan bir
varlıktır. Öyle görünüyor ki genel eğitim ve hukuk öğretimi sistemimizde bir sorun
var. Çoğulculuk, hoşgörü ve demokrasi damarlarını bünyeye kazandıramamanın
zararını, yargı erkimiz fazlasıyla yaşıyor ve çekiyor. Türkiye, bu zor sorunu da
değişimin zarureti içinde aşacaktır.
18
Sözgelimi Türk Yargısı ve hatta kimi zaman yasama, mülkiyet hakkı-devlet yararı
çatışmasında, hak-paradigmasını yok sayan bir anlayışı benimser olmuştur.
Osmanlıdan tevarüs ettiğimiz “nef’i hazine” teorisi, tanzimatın banilerinden
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu304
Görevi temel hak ve hürriyetleri güce karşı korumak olan yasama or-
ganı ile aynı amaca odaklanmış yargı erkinin eksen özdeşliği, hukuk
uygarlığının kendisi demek olacaktır. Paradoksal olan odur ki; hakem
koltuğunda Anayasa Mahkemesi oturmaktadır. Yüklenen yükün ni-
celik ve nitelik olarak ağırlığı karşısında yeni bir Anayasa Mahkemesi
reformu kaçınılmaz hale gelebilir.
Yasama organının ürettiği hukukun doğru uygulanması, herkesin
ve her kurumun yararınadır. Vesayete ve tahribatına hukuk yoluyla
son vermek, yasama misyonuna anlamlı bir yollama oluşturur. Yasa-
ma organının kullandığı kurucu iktidar yetkisinin millet tarafından
yüksek seviyede kabulü, Meclis’e karşı toplumsal güvenin sosyolojik
tescili olarak da okunabilir.
19
6. Büyük Meclis’in Kendi İç Hukukunu Oluşturamamış Olması
Sorunu: Türkiye Büyük Millet Meclisi, etkili ve verimli iç hukukuna
henüz kavuşamamıştır. XIX. asrın sonunda, XX. asrın başında geçerli
olan ve dünyanın terk ettiği köhne kurallar, halen içtüzüğümüz ola-
rak yürürlüktedir. Demokratik muhalefet hakkının doğal sınırlarını
zorlayan ölçüsüz engellemeler, hukuk boşluğundan ve gelenek açığın-
dan beslenmektedir. Büyük çeşitlik içindeki kimi engellemelerin can-
lı yayınlarla topluma erişimi, yasama itibarını hızla aşındırmaktadır.
Ölçülü engelleme (obstrüksiyon) kurumu, katılımcı demokrasilerde,
önemli bir yasama aracıdır. Bu bağlamda engellemelerin, yasa proje-
sindeki kusurlara, etkili vurgu ve süreçte düzeltim işlevi gördükleri
unutulmamalıdır. Tüm sorun, demokratik dengeyi ve rasyonel verimi
engelleme girişimlerinin sergilenmemesi ortak anlayışını geliştirecek
iç-hukuk oluşturabilmektir.
20
Kendi iç hukukunu oluşturamayan ya-
Mustafa Reşit Paşa’nın emlakini dahi devlete intikal ettirme maharetleri(!), -yeni
reformla- tarihe karışabilir (bkz. Prof. Dr. Fikret Eren / Prof. Dr. Veysel Başpınar,
Toprak Hukuku, 3.Bası, Ank. 2007, s. 336 ve civ.; Keza, orman-mülkiyet hakkı
çatışması konusunda bkz. AİHM’nin 8 Temmuz 2008 t, 1411/03 no.’lu “Turgut
ve Diğerleri-Türkiye Davası” kararı, aynı mahkemenin 13 Kasım 2008 tarih ve
17203/03 no.’lu “Devecioğlu-Türkiye” davası kararı.)
19
Sözü geçen reformun ruhu ve süreç bağlamında bkz. TBMM Anayasa Komisyonu
14.04.2010 t, 497 sıra sayılı raporu, komisyonun görüşme tutanakları. TBMM Genel
Kurul Tutanaklar, 23. Dönem, 4. Yasama Yılı, 88 ve devamı birleşimler.
20
Prof. Dr. Tuncer Karamustafaoğlu, a. g. e., s. 88 dn.100.; Nükhet Turgut, Siyasal
Muhalefet, Ank. 1984, s. 57 ve civ. Dr. Şeref İba, Anayasa ve Parlamento Üzerine
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 305
sama erkinin “hukuk ve demokrasi” iddiası inandırıcı olabilir mi? Bu
ayıp, geçen zamanların ve hepimizin ortak utancıdır. İyi bir yasama
reformu, evvela kendi iç hukukunda iddialı olmak, ortak tezini ve se-
çenekleri oluşturmak zorundadır. İç hukuk (içtüzük) reformu, yasama
reformunun omurgası değerindedir. Bu reformu başaracak tecrübe, bi-
rikim ve insan unsurumuz fazlasıyla mevcuttur. Ayak sesleri duyulan
büyük anayasa reformunun hemen akabinde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin sessiz anayasasına,
21
işler bir içtüzüğe kavuşması temenni
olunur.
7. Diğer Unsurlar: Yeniden yapılandırma ve reform, yasama orga-
nının bütün unsur ve işlevleri ile defaatla okunmasını, sorun alanları-
nın keşfedilmesini, bunların tenkit ve tahlilini zorunlu kılar… Sorun-
ları, bu makalede ortaya konan sayılarla sınırlandırmak doğru değil-
dir. Bu konuda ikili bir çalışma esirgenmemelidir. Çalışmanın birinci
eksenini, doğrudan yasamanın sorunları, ikinci eksenini, yasamanın
dolaylı sorunları oluşturur. Sorun envanteri, kapsamlı bir reformun
kalitesini de yükseltir. Bu envanterde kurumsallaşma koşulu olarak,
arşiv sorununun ağırlıklı yeri olduğuna özellikle işaret etmeliyiz.
IV. REFORM İÇİN HAZIRLIK AŞAMASI
Arka plan çalışmasına dayanmayan hiçbir tasavvur, taslak ve pro-
je, arzulanan sonuç ve verimi sağlayamaz. İyi bir reform yolunda esir-
genmemesi gereken çalışma kalemleri şöyle sıralanabilir:
1. Müktesebatımızdan Yararlanma: 1876/77’den bu yana azım-
sanamayacak bir yasama birikimimiz vardır. Bu birikim (müktesebat),
iyi bir reform için gerçek bir zenginliktir. İçtüzükler, yasama organı
kararları ve teamüller, bu birikimin başlıcalarıdır. İçtüzük metinleri,
bir bütün olarak elimizdedir. İç hukukun kurulmasına yardımcı ola-
cak parlamento kararlarının, usul tartışmalarının, ulaşılan sonuçların
ve teamüllerin derlendiği, sistemleştirilerek yayımlandığı söylenemez.
Bu malzemeler üzerinde sistemli bir değerlendirme yapmak, reform
için çok yararlı bir çalışma olur. Gerçekleştirilememiş, teklifleştirile-
İncelemeler, İst. 2010, s. 310 ve dev.
21
Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, İst. 1980, s. 121.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu306
memiş veya kadük kalmış iç hukuk çalışmaları da bu kapsamda de-
ğerlendirilmelidir.
22
İçtüzük reform tarihimizin en başarılı örneği, kuşku yok ki 1973
değişikliğidir. Bu başarının temel nedenlerinden biri de, 1927-1973 yıl-
ları arasında tutulan “uygulama notları”dır. Aynı yöntemin sürdürül-
memesi doğru olmamıştır.
İçtüzük normunun projelendirilmesinde yüksek özen gösterilme-
si, yaşanmış sorunların adeta dayattığı çözümlerin göz ardı edilmeme-
si, geliştirilecek modellerin düzeyli hukukun icapları ile çatışmaması
gerekir.
23
22
Adalet ve Kalkınma Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi
ve Demokratik Toplum Partisi grup başkanlarının mutabakatları ile 16 Ekim
2008 tarihinde kurulan; değerli milletvekilleri: Salih Kapusuz, Ali Topuz, Nevzat
Korkmaz ve Selahattin Demirtaş’tan oluşan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzük
Uzlaşma Komisyonu’nca hazırlanan 16 Şubat 2009 tarihli “İçtüzük Taslağı”
çalışması, bu bağlamda önemle kaydedilmelidir. Ciddi bir kritikten geçirilmesi
zorunlu -adı üzerinde- TASLAK, kuşku yok ki olası reform çalışmalarına taze bir
veri oluşturmaktadır.
Milletvekilleri: R. Serdaroğlu, B. Akarcalı, A. İyimaya, Y. Akbulut, S. Yıldırım,
A. Ilıksoy, Ö. İzgi, N. Arseven, Z. Aktaş, H. Gemici, I. Saygın’ın tekliflerinin birleş-
tirilerek Anayasa Komisyon’unca oluşturulan içtüzük reform projesi ve bu proje-
nin resmi belgeye dönüştürüldüğü 21. Dönem 527 sıra sayılı Komisyon Raporu da
önemli bir reform malzemesidir.
23
Kısmi içtüzük reformlarından en önemlisi, geçmiş dönemlere ait komisyon
raporlarının aynen benimsenebileceği yönündeki (m. 77) İçtüzük hükmüdür.
Anayasa Komisyonu’nun, İçtüzüğün m. 44 hükmünün yorumu (içtihat) yoluyla
21. Dönemde geliştirdiği, aynı dönemin 527 sayılı İçtüzük ortak teklifinde kabul
edilen (m. 44), fakat kadük kalan kural, Kastamonu Milletvekili Hakkı Köylü’nün
teklifi ile, 22. Dönemde (S.S.1441) İçtüzük hükmü haline gelmiştir (TBMM
2.6.2007 t. 894 sayılı karar). Bilhassa temel kanunlar bakımından büyük zaman
ve emek savurganlığını önleyen bu kuralın -sözgelimi- son içtüzük çalışmasında
korunmaması (unutulması?) (bkz. 2009 İçtüzük Taslağı, m. 57), hem rasyonellik
ve hem de özen kriterleri bakımından açıklanamaz. Aynı şekilde, toplantı yeter
sayısının aranmaması doğru çözümü için metnin anayasadan çıkarılmasının yeterli
görülmesi, düzeyli hukuk gerekleri ile çatışan bir yapım kusurunu oluşturur (2009
İçtüzük Taslağı Eki Anayasa Değişikliği Kanun Taslağı, m. 3). Oysa aynen idam
cezalarını kaldırma normunda olduğu gibi (Any. m. 38/v) “toplantı yeter sayısının
aranamayacağı”nı öngören açık norm sevk edilmeli, istisnai haller dışında karar
yeter sayısında da taban nisap aranmamalıydı.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 307
2. Mukayeseli Parlamento Verilerinden Yararlanma: Hükümet
sistemleri farklılığı gözetilerek yahut yerine göre bu fark gözetilmek-
sizin ülke parlamentolarının kurumsal yapısı, işleyişi, güçler arası iliş-
kileri ile iç hukukları konusunda kapsamlı bir araştırma yapılmalıdır.
Mukayese ve mukayeseli hukuk verileri, muhakeme yoluyla buluna-
mayacak özgün pratikleri önümüze koyabilir.
24
Parlamento hukuku
alanında başlıca kaynaklardan birisi olan “Parliaments of the World”
adlı derleme, güncellenmiş şekliyle yararlı bir malzeme oluşturabi-
lir. Son içtüzük değişikliği çalışmaları sebebiyle dilimize kazandırılan
kimi ülkeler içtüzük metinleri bu arada sayılabilir.
25
3. Bilim ve İçtihatlardan Yararlanma: Üstün erk olarak yasama
ve özellikle yasama hukuku, çeşitli bilimlerin ve bağımsız bir bilim
dalının konusudur. Türkiye’de henüz yeni ayırdına varılan ve –kimi
fakültelerde– seçimlik derslere konu bu bilim dalı, reform yolculu-
ğuna önemli katkılar sunabilir. Öte yandan Milli Meclis’imizde yeti-
şen değerli yasama bürokratlarının inceleme ve yayınları ile yasama
dergisindeki özgün makaleler, bu bağlamda unutulmamalıdır. Aynı
düzlemde Kazım Öztürk ağabeyimizi hayırla ve rahmetle yâd edi-
yorum.
26
Parlamento hukuku metinlerinin, özellikle içtüzük kuralla-
rının yargısal denetimi vesilesiyle Anayasa Mahkemesi’nin kurduğu
24
Yrd. Doç. Dr. Ozan Ergül, a. g. e., s. 268’deki örnekler.; Keza, Havana Yapıcı, a. g.
tez, tüm eser.
25
Bu metinler, orijinallerine uygunluğu denetlenerek ve ciltlenerek Meclis
kütüphanesine kazandırılmalıdır.
26
Kazım Öztürk, Türk parlamento bürokrasisinin hukuk dalına kazandırdığı ve
biyografisinin parlamento yönetimince hazırlatılması gereken bir değerli üstattır.
Üç ciltlik ünlü eseri olarak bkz. Kazım Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası
(İzahlı, Gerekçeli, Tasnifli Bütün Tutanakları ile), Ank. 1966.; Yasama denetimi
konusunda, Parlamenter Rejimde Parlamentonun Hükümeti Murakabe Vasıtaları,
Ank. 1962, adlı eseri ile Prof. Dr. Ergun Özbudun, komisyonlar alanında Yasama
Meclisinde Komisyonlar, Ank. 1965, adlı eseri ile Prof. Tuncer Karamustafaoğlu,
parlamento hukuku konusunda Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve İlgili
Anayasa Mahkemesi Kararları, Ank. 1980, adlı eseri ile Prof. Dr. Erdoğan Teziç, Meclis
Araştırması, Ank. 1977 adlı eseri ve milletvekili statüsü konusundaki makalesi,
(Anayasa Yargısı Dergisi, Ank. 1997, s. 387 ve dev) ile Prof. Dr. Erdal Onar, bu
bağlamda saygı ile anılmalıdır. Anayasa Yargısı Dergisi, hukuk fakülteleri dergileri,
Yasama Dergisi ve benzeri periyodik yayınlar ile Meclis’imizde sürdürülen
uzmanlık tezleri de hatırda tutulmalıdır.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu308
karar ve içtihatların kaynak özelliği açıktır. Ancak Anayasa Mahke-
mesi Karar gerekçelerinin iç hukuk kuruculuğunda bağlayıcı bir etki
doğurmayacağı,
27
sadece birer seçenek oluşturabileceği unutulmama-
lıdır. Öte yandan Anayasa Mahkemesi’nin güdümlü yahut öz vesayete
dayalı kararlarının hiçbir şekilde kaynak işlevi göremeyeceği hatırdan
çıkarılmamalıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin sözleşmeyi
ihlal olarak nitelendirdiği parti kapatma kararlarındaki argüman ve
yaklaşımlar bu gruptandır. Bundan başka Yüksek Mahkeme’nin “te-
mel kanunla” ilgili içtüzük değişikliğini iptal kararları, yarım asır geri-
de kalmış gerekçeleri ile, mukayeseli gelişime ve anayasanın anlamı-
nın yeniden keşfi ilkesine yabancı bir karar olarak, olası reformlara en-
gel teşkil etmeyeceğini, mahkemenin bu parametreler içinde inancını
gözden geçirebileceğini söylemek, yanlış olmaz.
28
Hukuk boşluğunu giderme (TMK m. 1) ve bağlayıcı içtihadı birleş-
tirme kararı oluşturma (Yargıtay K. m. 45) gibi norm benzerini üretme
yetkisiyle donatılmış mahkemelerin kararları, norm yapımı için can-
lı bir laboratuar işlevi görebilir. Özellikle Yargıtay tarihimiz, –değme
kanunlara taş çıkartacak– veciz içtihatları bünyesinde saklamaktadır.
Uygulamadan beslenmeyen ve tecrübenin aklından yararlanmayan
yasamanın ta başta bir inşa kusuru içinde olduğu söylenebilir.
29
Sorunların önemlerine göre bazı konularda doktora tezleri oluş-
turulması, bunun gelenekselleştirilmesi, Türk yasamasını küresel em-
sal seviyesine yükseltebilir. Bu dinamiğin Meclis yönetimince, tarihsel
çizgi içinde tek örnekle dahi işletilmemiş olması, bulunulan noktayı
teşhis açısından anlamlıdır.
Meclis kütüphanesi, bütün eserleri bünyesinde toplayan bir mü-
kemmellikte değildir. Yayımlanmayan doktora tezlerinden birer ör-
neğin Meclis kütüphanesine gönderilmesini zorunlu kılacak hukuki
27
Ahmet İyimaya, Anayasa Mahkemesinin Karar Gerekçelerinin Normatif Etkisi,
Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ank. 2006, s. 1185 vd.); sözü geçen makalede sorun,
yürürlükteki hukukumuz, doktrin ve mukayeseli hukuk bağlamlarında ayrıntılı
olarak değerlendirilmiştir.
28
Yrd. Doç. Dr. Ozan Ergül, a. g. e., s. 268 ve civ.
29
Prof. Dr. Seyfullah Edis, Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Ank. 1987, s.
186 ve civ.; Prof. Dr. Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi, Ank. 1977, s. 11 ve civ.;
YHGK, 20.02.1963 t, 71/21-E/K. Adalet Der., 1963/5, s. 766.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 309
düzenleme mevcut olmadıktan başka mevzuata göre gönderilmesi ge-
rekli yayınların Meclise noksansız gönderildiği de söylenemeyecektir.
Ayrıca aynı konuda işleyişin denetlenmediği, böyle bir mekanizmanın
oluşmadığı hatırlanmalıdır.
30
30
Anayasa Komisyonu Başkanlığımda, 1996 tarihinde Anayasa hukuku ve yasama
ile ilgili yayınlanmamış doktora tezleri, YÖK aracılığıyla tarafımdan Meclis’e
getirtilmiş ve kütüphanemize kazandırılmıştır.
Noksan kitaplardan iki adet örnek vermek isterim: Yasama çalışmaları bakı-
mından gerekliliği tartışmasız Dr. Aslan Gündüz’ün “Yabancı Devletlerinin Yargı
Bağışıklığı ve Milletlerarası Hukuk” adlı değerli doktora tezi, “Hukuk Muhakeme-
leri Usulü, 2001 yılı basısının iki cildi” kütüphanemizde yoktur.
Yayınlanmamış doktora tezlerini de Milli Kütüphane ve Meclis Kütüphanesi’ne
gönderilmesini zorunlu kılan 15.1.1997 t ve 2/650 sayılı Kanun Teklifi, kadükler
envanterindeki uykusuna devam etmektedir. Teklifin üç ana maddesi ve genel ge-
rekçesi şöyledir:
“MADDE 1.- 4.11.1981 tarihli ve 2547 Sayılı Yüksek Öğretim Kanununun 59
uncu maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki hüküm, 59/A maddesi olarak ek-
lenmiştir:
“MADDE 59/A.-Akademik unvanlar için zorunlu yüksek lisans, doktora, do-
çentlik tezleri ve benzeri bilimsel ürünlerden birer adedi -yayımlanmış olmasalar
dahi-, kabullerinden itibaren en geç üç ay içinde, ilgili enstitü veya fakülte tarafın-
dan Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesine ve Milli Kütüphaneye gönderi-
lir”.
MADDE 2.- 13.10.1983 tarihli ve 2919 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Teşki-
lat Kanununun 15 inci maddesine aşağıdaki hüküm, ikinci fıkra olarak eklenmiştir:
“Akademik unvanlar için zorunlu yüksek lisans, doktora, doçentlik tezleri ve
benzeri bilimsel ürünlerden birer adedi -yayımlanmış olmasalar dahi-, kabullerin-
den itibaren en geç üç ay içinde ilgili enstitü veya fakülte tarafından Türkiye Bü-
yük Millet Meclisi Kütüphanesine gönderilir”
GEÇİCİ MADDE.- Cumhuriyetin ilanından bu kanunun yayımı tarihine kadar
kabul edilmiş tezlerden birer adedi, en geç bir yıl içinde Türkiye Büyük Millet
Meclisi Kütüphanesine ve Milli Kütüphaneye gönderilir.
GENEL GEREKÇE
Parlamentonun asli fonksiyonu, kanun yapmaktır. Kanunlar, toplumun ihti-
yaçlarını karşılayan önemli kurallardır. Mükemmel kanunun vazgeçilmez iki te-
mel aracı: ihtiyaçlara vücut veren olaylarla bilgidir. Olayın tahliline ve bilimsel
birikime önem vermeyen bir yasama faaliyeti, daime yanlışlıklar ve noksanlıklar
taşıyacaktır.
Üniversitelerimizde yapılan ilmi çalışmalar, hazırlanan tezler -maalesef- bü-
yük ölçüde yayımlanmamaktadır. Yasamaya ışık tutacak ve bilgi ham maddesi
teşkil edecek çok değerli ve fakat yayımlanmamış tezlerin varlığı müşahede olun-
muştur. Nitekim Anayasa Komisyonu için oluşturulacak ihtisas kütüphanesi ku-
rulması girişiminde yayımlanmamış çok yararlı bilimsel ürünler tespit olunmuş ve
fakat hukuk boşluğu sebebiyle temini cihetine gidilememiştir.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu310
4. Siyasal İradenin Ortaya Konması: Büyük Meclis erk olarak
“kimsesiz varlık” görüntüsündedir. Siyasetinin bütün dinamiklerinin,
Meclis konusundaki görüntü ve algılardan sonuç çıkarmaları, alt çiz-
gilerden önem eksenine sıçrama yapmaları gerekir. İktidar-muhalefet
ikileminin demokratik zarureti ve rol farklılığı bir gerçektir. Bu ger-
çeklerin yasama zemininde hayat buldukları da bir başka gerçektir. İki
gerçeği denkleştiren büyük reform, güncel kaygıların ötesinde, verim-
lilik ve etkinlik şartıdır. Bu reform konusunda ortak siyasal iradenin
ortaya konması, hem siyaset kurumunun, hem bu kurumun bir parça-
sı olan yasamanın ve hem de toplumun lehinedir. Yeterliğin gerisinde
kalmış olsalar bile, kimi reform projelerinin şu ana kadar yaşama geçi-
rilememiş olmasının ardında yatan temel sebep, ortak siyasal iradenin
ortaya konamamış olmasıdır.
Vizyonu; iktidar veya muhalefet verimiyle sınırlı tutmak, onu
konjonktürün dar ekseninde hapsetmek; gelecek zamanları ıskalamak,
bir siyaset patolojisidir. Yasama organını konumuyla denk bir yapıya
kavuşturacak ve zamanların kara deliğe akmasını önleyecek ortak re-
form iradesi, arzulanan rasyonel vizyonun kaçınılmaz gereğidir.
5. Bazı Reform Konularında Meclis Araştırması Yöntemine Baş-
vurulması: Büyük dönüşümler, tabiatları gereği zordur. Yapıların ola-
gelen özellikleri, kökleri derinlere uzanan ön kabuller oluştururlar. Bu
durum, reforma karşı dirençler üretir. Kimi siyasal partilerden veya
toplum katmanlarından yükselen bu dirençler, reform enerjisinin boşa
akması sonucunu doğurabilir. Yasama reformuna konu olabilecek so-
runların önemli bir bölümü, bu tür duyarlıkları bünyelerinde fazlasıy-
la taşıyabilecek özelliktedir.
Temel sorunlar için üretilebilecek çözüm modellerinde “Meclis
Araştırması” yöntemine başvurmanın getireceği fayda tartışılamaz. Ge-
rilim, yerini tefekkür serinliğine bırakacak, bilim ve mukayeseli aklın
birikimini reform kuruculuğuna akıtacaktır. Araştırma yöntemiyle ula-
şılan sonuçlar, siyasal ve toplumsal benimsemeyi kolaylaştıracaktır.
Yayımlanmamış tezler de kültürün ve bilginin önemli kaynaklarındandır.
Aynı ürünlerin -her hal-ü karda- Milli Kütüphaneye ve Meclis Kütüphanesine ka-
zandırılması zorunludur.
Teklif bu nedenlerle hazırlanmıştır.”
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 311
“Vesayet yapılarının rasyonelleştirilmesi”(I), “darbe ve muhtıra dönem-
leri tahribatı ve giderilme yolları”(II), “toplum mühendisliğine karşı yasama
organının geçirimsizliği/ önlemler”(III), “Anayasayı Anayasa Mahkemesi-
ne karşı koruyacak anayasal mekanizmalar”(IV), “yasama organı ile siyasal
partiler ilişkisinin yeniden yapılandırılması”(V), “Milletvekili statüsünün
küresel standartlarda gözden geçirilmesi”(VI), “sivil toplumla yasama orga-
nı etkileşiminde yeni yöntemler”(VII), “örtülü çok hukukluktan tek Yüksek
Mahkemeli yapıya geçiş (birden fazla Yüksek Mahkemenin yol açtığı çok hu-
kukluğu tasfiye)”(VIII) ve benzeri sorunlar, farklı derecede hassasiyet
gösteren sorunlardır.
Meclis araştırmasının diyalektik süreçle üretebileceği argümanlar,
reform dirençlerini kaynağında söndürür. Bilinmelidir ki reformlar,
çoğu kez irade yokluğundan değil, direncin şiddetinden dolayı hayata
geçirilememektedir. Süreçler ve kademeli mantık tezahürleri, zama-
na yayılan dirençleri de dönüştürürler. Sürekli dönüşümleri dışlayan
hiçbir yapı, fosilleşmekten kurtulamaz. Sürekli yenileşme, araştırma,
üretme, yalnızca hayatın değil, reformun da bir şartıdır. Özü koruyan
sürekli değişim… Bu konularda başlatılacak Meclis araştırmaları, var-
lığı özlenen “ortak siyasal irade” koşuluna giden bir yol olduktan başka,
değişen Türkiye hedefine atılmış büyük ve fakat ortak adım niteliğini
taşıyacaktır. Reform konusundaki Meclis araştırma önergelerinin bü-
tün partilerimizce ortak imza ile verilmesi, amaca daha uygun olacak-
tır.
Yasama organının gerçekleştirdiği kimi araştırma raporlarının
zihniyet dönüşümü, demokratik bilinç ve toplumsal kanaat oluşu-
mu bakımından etkili sonuçlar doğurduğu hatırlanmalıdır. Sözgeli-
mi, Susurluk Raporu olarak ünlenen Meclis araştırması, derin devlet
yapılanmasına tutulan demokrasi projektörü karakteri ile bu yoldaki
önemli bir sıçramaya işaret eder.
31
6. Ortak Siyasal İradeyi Kolaylaştıracak Bir Unsurun Siyaset Ku-
rumuna Sunulması: Siyasal rekabet, derhal yürürlüğe girecek –kimi–
31
TBMM 3.4.1997 t., 301 sıra sayılı Meclis Araştırması Raporu. 800 Sahifelik bu
rapor, -derin yapıların delil alanındaki bütün karartmalarına ve bu sebebe dayalı
yetersizliğine rağmen- arşiv değerinde tarihsel bir belgedir. Meclis Araştırmasının
işlevleri için bkz. Prof. Dr. Erdal Onar, Meclis Araştırması, Ank. 1977 özellikle, s. 6
vd.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu312
yasama reformlarının gerçekleştirilmesini önleyebilir. Fiili gerçek ile
pozitif rekabet beklentisi birbirine karıştırılmamalıdır. Muhalefet, ge-
rekli de olsa düzeltimlerin bir fırsat olarak iktidara sunulmasını iste-
meyebilir. Bu, bilhassa içtüzük reformları bakımından böyledir. Bunun
çaresi, şimdinin doğrularını, geleceğin doğruları olarak öngörmektir.
Çünkü uzak dönem geleceklerin aktörlerinin konumları, demokrasi ve
süreç dinamizmi içinde kestirilemez. Gelecek seçimlerde hangi parti-
nin iktidara geleceği, hangisinin veya hangilerinin muhalefette kalacağı
genellikle belirsizdir. Belirsizlik, konjonktürün beslediği reform istek-
sizliğini yahut reform direncini pozitif talebe çevirebilir. Demek istenen
odur ki, reform projesinin kimi hükümlerinin yürürlüğü, bir veya iki
dönem sonraya ertelenebilir. Gelecek dönemleri kazanma amacı (ya-
rarı), şimdiki zamanları kaybetme riskine (zararına) tercih olunabilir.
Aksi bir durum, şimdi olduğu gibi tüm zamanların kaybı sonucunu
doğurur. Böyle bir dinamik, verimli çalışma için yayla ve tefekkür se-
rinliği ortamını da sağlayabilir.
V. REFORMA GENEL BİR YAKLAŞIM (Yahut Ham Bir Dene-
me): Kapsamlı bir yasama reformunun anatomisi, bu incelemede de-
ğinilen çalışmaların tamamlanması ile ancak ortaya çıkabilir. Biz bu
bölümde, reform bütününün bazı kesitlerini ele almaya çalışacağız.
1. Yeni Bir Yapı Olarak Yasama Akademisi:
32
Yasama organının
hukuk kuruculuğu işlevinde yüksek standarda ulaşılması için yasama
akademisinin kurulması şarttır. Yasa taslaklarının hazırlanması aşa-
ması birinci süzgeç, hükümet kanadından gelen öneriler (tasarılar) için
32
Yasama Akademisi fikri, -bilebildiğim kadarı ile- ilk kez, Genel Kurul’un
17.12.1997 tarihli oturumunda, Meclis kürsüsünden tarafımdan dile getirilmiştir.
Öncü telaffuz olarak bu konuda şunlar söylenmiştir: “Bugünkü konuşmamda,
Parlamentomuzun bilinen veya saklı sorunlarından bazıları üzerinde durmaya çalışacağım.
Parlamentoyu gerçek ve itibarlı bir güç haline getirmek, bu uğurda öneri ve görüşleriyle
katkıda bulunmak, düşünen ve üreten herkesin, ulusal ve hukuküstü görevi olsa gerektir.
Bu önerilerimden birincisi, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bağlı olarak Parlamento
enstitüsü veya akademisinin kurulması önerisidir” ( TBMM TD, D: 20, C: 40, B: 29, s. 28).
Akademi modellemesinde var olan kimi akademi ve enstitü yapılanmalarından
ve iç hukuklarından da yararlanılabilecektir. Kuşku yok ki, modelin asıl ilham
kaynağı, yasama sorunlarının mahiyetleri ve somut ihtiyaçlar olacaktır.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 313
bakanlar kurulu aşaması ikinci süzgeç işlevini görür. Yasaların komis-
yon ve genel kurullarda görüşülme aşamasından evvel akademideki
değerlendirme süreci üçüncü süzgeç özelliği ile hukuk kalitesini artı-
rıcı bir işlev görecektir.
Parlamenter sistemde, hükümet ile iktidar partisi veya koalisyon
partileri ekseninde yumuşak bir güçler birliğinin varlığı göz ardı edi-
lemez. Ancak ne güç (kuvvet) birliği, ne de kuvvetler ayrılığı, yüksek
düzeyli hukuk normu üretmek için süreçlerin önemini görmezlikten
gelemez. Kural koyma süreçlerinin gereği gibi işlememesi yahut bazen
bilinçli olarak işletilmemesi, yasama itibarını pörsüten en önemli bir
patolojidir. Yerindelik ve siyasal takdir elbette ki iktidarındır. Ancak
siyasal takdiri bozmayacak ve normu mükemmelleştirecek yöntemler-
den biri de, süreçlerdeki ihtisas çalışmalarına ağırlık tanımaktır. Aka-
demi, norm projesine; evrim, bilim ve mukayese aklını şırınga edecek
temel dinamiktir. Yasamayı, defolu kural imalathanesi ve çıplak par-
makların metinleri olmaktan kurtarmak, gerçek bir reformun inşaına
bağlıdır.
33
Akademi, yasamanın iç hukukunda kurumsallaşmayı, evrimi ve
dönüşümü sağlayan ve sürekliliği ifade eden rasyonel bir yapı özelli-
ğini de taşımaktadır. Akademi, hukuk reformu ihtiyaçlarını belirleme
ikincil işlevi ile de donatılabilir.
34
Akademi ile komisyon ve Genel Ku-
33
Ünlü sözdür: “Parmakların akılları olsa idi, demokrasiyi yutan ejderhalar
türemezdi.” Darbelere karşı yasama suskunluğuna yergi vurgusu yapan özdeyiş,
rasyonel mesajların yüklenmediği oyları (parmakları) eleştirmektedir.
3056 sayılı Kanun (m. 8), tasarı taslaklarının hazırlanmasında, Başbakanlık
Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü yetkilendirmiştir. Bakanlar Kurulunun
19.12.2005 tarihli kararı ile yürürlüğe konan “Mevzuat Hazırlama Usul ve Esas -
ları Hakkında Yönetmelik”, yasama öncesi sürecin rasyonel işleyişi bakamından
önemli bir hukuk metnidir (17.2.2006 t ve 26083 sayılı Resmi Gazete).
Başarılı kodifikasyon örneği olan yönetmelik düzeninin yasama organını bağ-
layan bir yönü yoktur (Any. m. 95, m. 88). Ancak TBMM İçtüzüğü’nde, yasama
işlevinin niteliği sınırında paralel düzenlemelere gidilebilir. Ancak yönetmelikte
yargı kararlarının gözetileceği yönündeki hükmün (yönetmelik, m. 4/(1)c), yargı
kararlarını da dönüştürecek aksi doğrultuda yasa kuralı koyabilme iktidarı (Any.
m. 7) karşısında, tam doğruyu yansıtmadığı açıktır. Ayrıca görüş istemine cevap
vermeyen kurum ve kuruluşların, “olumlu görüş vermiş” sayılmaları da doğru
değildir (yönetmelik m. 7/(2)).
34
Bu konuda bkz. “Legislative and Regulatory Reform Act-2006” (İngiltere) adlı yasa
metnindeki reform modellemesi. Esasen reform, koşulların oluşması şartına bağlı
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu314
rul etkileşiminin bilgi ve seçenek eksenlerinde modellenmesi, yasama-
nın etkinliğini ve verimliliğini artıracaktır.
Kütüphane ve araştırma hizmetleri ile kanunlar dairesi işlevleri-
nin akademiye aktarılması düşünülebilir.
Bilim kadrosu, veri/arşiv birikimi ve yayınları ile AKADEMİ, ya-
sama organının adeta extra-politik (siyaset ötesi) saf aklı olacaktır. El-
bette ki son söz, siyaset kurumunun (komisyon ve Genel Kurul’un)
dur. Ancak seçenek zenginliği, son sözün isabetinde vazgeçilemez bir
pusula işlevini görür. Araştırma / Dokümantasyon / Kütüphane / Ka-
nunlar Dairesi / Komisyon uzmanları labirentlerinde AKADEMİ’nin
ortaya koyacağı performansı, onsuz yakalayabilmek, hayal sınırların-
da seyreden bir iyimserlik anlamına gelir.
Yasama akademisinin yapı, işlev ve işleyişini modellendirme
konusunda ciddi bir araştırma ihtiyacı açıktır. Bu konuda hem Meclis
Başkanımıza, hem de kurucu başkana büyük görevler düşmektedir.
Akademi Başkanında aranan nitelikler ve başkanının bilim ve yönet-
me yeteneği, sözgelimi saygın hukukçuluğu göz ardı edilmemelidir.
Şurası kesindir ki AKADEMİ, sistemimiz yönünden hayli geç kalınmış
bir reform koordinatıdır.
2. Yasama Reformunun Ön Koşulu Olarak Anayasa Operasyo-
nu: Gerek 1961 ve gerekse 1982 anayasaları, parlamento hukuku bağ-
lamında içtüzük nitelikli anayasalardır. İçtüzük ile düzenlemesi ge-
rekli sorunlar, darbe hukuku modellemesinde anayasa sorunu olarak
ele alınmıştır. Kuşkusuz bu durum, anayasa mühendisliği açısından
bilinçli birer inşa kusurunu oluşturur. Darbeci kurucular, içtüzük hü-
kümlerini anayasa seviyesine çıkarmayı, birer çıkış garantisi
35
olarak
görmüşlerdir. Amaç, demokratik yasamaya esnek bir iç hukukun ve-
rimliliğini sunmak yerine, yoruma elverişli anayasal tüzük normlarını
zamanı geldiğinde toplum mühendisliği ihtiyacını karşılayacak araç-
lara dönüştürmektir. Çünkü birden fazla anlam taşıyan bu kurallar,
bir sürekliliği ifade eder. Reformda gecikme, uygarlık bileşimini geciktirme ile
eşdeğerdir. Sumenin altına süpürülen pörsük kural tozları, sistemi astım yapabilir.
35
Çıkış garantisi için, bkz. Prof. Dr. Serap Yazıcı, Türkiye’de Askeri Müdahalelerin
Anayasal Etkileri, Ank. 1997, s. 24 vd., s. 188 ve civ.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 315
anayasa niteliğinde olduğu için –bir kanun, bir içtüzükte olduğunun
aksine– kolayca değiştirilemeyecektir (Any. m. 175). Toplantı ve karar
yeter sayısı yoluyla Cumhurbaşkanlığı seçiminde –Çankaya, Askeri
Bürokrasi, siyaset kurumu ve Anayasa Mahkemesi’nin örtülü daya-
nışması ile– yürütülen 367 operasyonu, yakın geçmişin bize sunduğu
taze bir örnek olarak belleklerimizdedir.
36
Yasama organının denetim ve yasama işlevi ile ilgili içtüzük ka-
rakterli anayasa normlarının temel metinden önemli ölçüde tasfiyesi
gerekir. Sözgelimi, mevcut anayasa hükümleri dura dura özel yasama
usullerinin İçtüzük veya Danışma Kurulu yoluyla modellenmesi, ta-
mamen imkânsızdır (Any. m. 88 ve diğerleri). Anayasa Mahkemesi’nin
sorunun doğasına yabancı, kimi reform girişimlerini reddedici yakla-
şımı karşısında yapılabilecek başka bir şey yoktur.
Toplantı ve karar yeter sayılarının içtüzük sorunu olmaktan ana-
yasa sorunu olmaya nasıl terfi ettirildiğini –çıkış garantisi dışında–
açıklayacak mantıklı bir gerekçe bulunamaz. Toplantı yeter sayısı, ge-
çerliğini yitirmiş bir paradigma olarak görülebilir.
36
Sözü geçen ittifak, Cumhurbaşkanlığını yitirilmemesi gereken bir mevzi olarak
görmüş, Abdullah Gül’ün seçilmesini önlemek için TBMM’nin toplantı yeter
sayısının, anayasadaki kesin hükmün aksine 184 değil, 367 olduğunu ileri sürmüş,
bu eksende kurgulanan toplum mühendisliği, Anayasa Mahkemesinin kararı
ile son noktasına ulaşmış; ne var ki seçim (demokrasi), kısa metrajlı toplum
mühendisliği projesini buharlaştırmış, önlenmeye çalışılan sonuç (Abdullah Gül’ün
Cumhurbaşkanı seçilmesi) gerçekleşmiştir (bkz. Any. Mah. 1.5.2007 t., 45/55 –E/
K. Ahmet İyimaya, a. g. e., s. 511). Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, mahkemenin
hukuk imajı bakımından bir kırılma noktasını oluşturur. Cumhurbaşkanlığı
seçimleri, demokrasi standardımızın temel göstergelerindendir. Ayrıca bu
seçimler, yasama organlarının kuşatıldığı dönemler olarak tarihimize geçmiştir.
2007 reformu ile benimsenen “halk tarafından seçim” modeli, Cumhurbaşkanlığı
seçimlerinde toplum mühendisliği tekniklerinin önünü büyük ölçüde kesmiştir.
367 kararının analizi için bkz. Prof. Dr. Cem Eroğul, 2007 Cumhurbaşkanı Seçimi
Bunalımından Çıkarılabilecek Dersler, AÜSBFD, Yavuz Sabuncu’ya Armağan
Özel Sayısı, Temmuz-Eylül 2007, S: 62/3, s. 141 vd.; Prof. Dr. Mehmet Turhan,
Anayasanın Hak Temelli Yorumu ve Anayasa Yargısı, AÜSBFD, s. 379 vd.; Yrd.
Dr. Nur Uluşahin, Cumhurbaşkanı Seçiminin Düşündürdükleri ya da Hukukun
Siyasallaşması, Ankara Barosu Dergisi, Bahar 2007, s. 18 vd.; Doç. Dr. Zühtü Arslan,
Gerekçeli 367 Kararının Düşündürdükleri, Zaman Gazetesi, Yrd. Doç. Dr. Ozan
Ergül, a. g. e., s. 260 vd.; Prof. Dr. Sami Selçuk, 2007’nin Hukuk Olayı Anayasa,
Türkiye Günlüğü, S. 89-Yıl 2007, s. 5-16.; Keza, Ahmet İyimaya, Geçici 19 ncu Madde
Ekseninde Cumhurbaşkanının Anayasal Konumu, Terazi Hukuk Dergisi, 2007, S.
16, s. 21 vd.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu316
Yasama reformu için zorunlu anayasa dönüşümünü, esasen özünü
vesayetçi ruhun oluşturduğu 1982 Anayasasını yürürlükten kaldırma
ve toplumsal irade (sözleşme) temelli büyük anayasa reformunun bir
parçası olarak görmek gerekir. Siyaset kurumu, bu büyük dönüşümü
artık erteleyemez, engelleyemez; asıl misyonu ile daha fazla çatışamaz.
Çünkü bu konudaki toplumsal talebin hedefe odaklanmış kararlılığı,
darbelerin anlık etkilerinden daha derin, kalıcı ve sonuçlandırıcıdır.
12 Eylül 2010 referandum sonuçları, demokratik anayasa yapımı için
bütün partilere verilmiş “toplumsal bir buyruktur/milletin emridir”. Bu
ortak görev, doğru okunmalı, doğru algılanmalıdır. Özünü, toplum-
sal taleplerin oluşturduğu, partilerin en geniş zeminde uzlaşmalarına
dayalı yeni bir anayasa, geleneksel itiyatların aksine artık ertelenemez.
Siyaset kurumu yahut ilgili parti, gecikmenin tasfiye edici demokratik
bedelini behemehâl öder. Bu konudaki toplumsal bilinç ve talep derin-
liğini görebilmek için uyanık olmak da gerekmez.
3. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Çalışma Düzeninde Deği-
şim, Özellikle Yeni Bir İçtüzük İnşaı: Türkiye Büyük Millet Meclisi,
bu çalışma düzeni ile gündemdeki işleri sonuçlandırmaktan çok; za-
man tüketen ve obstrüksiyon (engelleme) üreten organ konumunda-
dır. Uzlaşma sağlanamayan işlerde spontane veya iradi olarak gelişen
gerilim, milletin bu güzide kurumunu gözden düşürmekte, itibarını
eritmekte, güveni sarsmaktadır.
Gündemle doğrudan ilgisi olmayan konuşmalar, günün tamamı-
na yakın süreyi kaplayan tekrarcı müzakereler, -bırakınız verimi- mil-
letvekilleri için bir tür eziyete dönüşmektedir. İnsan haklarına aykırı
olan bu durumu, verimli ve zarif çalışma düzenine dönüştürmenin zor
bir tarafı da yoktur. Gerekli olan, asgari ortak aklın reforma aktarılma-
sıdır.
Çalışma düzeni ve iç hukuk reformunda genel bir bakışla şunlar
söylenebilir:
a. İhtisas Komisyonları ve Genel Kurul çalışmalarındaki gelenek-
sel paradigma sökülüp savrulmalı ve “HUKUK, KOMİSYONDA; Sİ-
YASET, GENEL KURULDA YAPILIR” paradigması benimsenmelidir.
Mevcut çalışma düzeni ile büyüyen, gelişen ve çoğullaşan Türkiye’nin
talep ve ihtiyaçlarını karşılayacak çıktıların üretilmesi olanaksızdır.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 317
İhtiyaçlar, kendi çözümünü üretir. Marifet, bu gerçeği görebilmek ve
yeni paradigmanın verimli zeminini gelecek nesillere armağan etmek-
tir.
“Genel kurulda herşeyi tek tek görüşme, çalışma” düzeninden (paradig-
masından) vazgeçilmelidir. Bu düzen, yalnızca zaman savurganlığına
değil aynı zamanda arka plan çalışmasından yoksun önergelerle hu-
kuk bozuculuğuna yol açmaktadır.
37
Yasama verimini omurgasından
yaralayan unsur, bu çalışma düzenidir. Yeni paradigma, “iş ve önerile-
rin ayrıntılı değerlendirilme işlevini ihtisas komisyonlarına aktarmak”tadır.
Önerilerin hamurlanacağı, mayalanacağı, yeniden inşa edilip mimari
bütünlüğe kavuşacağı yer, komisyonlardır. Bu paradigma, komisyon-
ların insan unsuru ve hukuki modellenmesi bakımından esaslı bir yeni-
den yapılandırılmasını zorunlu kılar. Başka bir anlatımla, bu reformun
rasyonel temellere oturtulması, komisyon yapılarının başarılı şekilde
modellenmesine bağlıdır. Üyelerde ihtisas şartının aranması(I), ko-
misyonlar arası ilişkinin iş bölümü değil görev esasına oturtulması(II),
komisyonlara havale sisteminin gözden geçirilmesi(III), Akademi
ve yardımcı uzman donanımının işler kılınması(IV), verime ve gün-
deme odaklanan müzakere usulü(V), bütün görüşmelerin tutanağa
bağlanmasının zorunlu kılınması(VI), ölçülülükle bağdaşmayan en-
gelleme tavırlarının önlenmesi(VII), komisyon sürecini bloke edecek
ve hukuk verimini engelleyecek aceleci baskılar için usuli bariyerler
öngörülmesi(VIII) ve benzeri unsurlar, yeni paradigmanın zorunlu
kıldığı yöntemleri ima eder.
Genel Kurul; Büyük Meclis’in merkezidir; demokrasimizin atan
kalbidir. Yeni paradigmaya göre, komisyonda hukuk, genel kurulda siya-
set yapılır. Genel Kurul, yapılan hukuku müzakere eder ve oylar: red-
deder veya kabul eder yahut ortaya koyduğu rezervlerin komisyonda
yeniden görüşülmesini emreder (yasama buyruğu).
Genel Kurul, görüşülmekte olan teklif/tasarı raporlarının gene-
li üzerinde partiler ve üyeler öznesinde hukuki ve siyasal değerlen-
dirmelerde bulunur. Nihai oylama iradesinin teşekkülü ve gündem
üzerindeki rezervlerin açığa çıkması için yüksek çaba gösterir. Geneli
üzerindeki konuşma ile sınırlı Genel Kurul müzakerelerinde sürelerin
37
Hukuk bozuculuğu için, bkz. bu incelemenin 9 no.’lu dipnotu
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu318
uzun tutulması gereği açıktır. Oylama öncesi soruların, bir denetim
değil, yasa projesine yorum malzemesi oluşturacak yasama sorusu ol-
duğu unutulmamalıdır.
Bu tür bir paradigma değişikliği, meclise, siyaset kurumuna ve
millete nefes aldırır. “İşte benim Meclisim” kanaati toplumun vicdanın-
da ma’kes bulur. Bu paradigma değişimi için Anayasanın 95 ve 88 inci
madde hükümlerinin ve bağlantılı temel normların da değiştirilmesi
şarttır.
38
Hukuk yapıcılığını Genel Kurul’dan komisyonlara aktaran ve Ge-
nel Kurul’da madde bazında müzakereyi ortadan kaldıran yeni paradigma-
nın yüksek bir direnç göreceği, ortak kabul görmesinin çok zor olacağı
rahatlıkla söylenebilir. Yüzyılı aşan usul geleneğinin oluşturduğu zih-
niyet ve kültür katılaşmasını ve itiyadı bir anda terk edebilmek, yük-
sek dereceli arınmayı ve çok boyutlu değerlendirmeyi zorunlu kılar.
Anayasa Mahkemesi’nin temel kanun özel yasama yönteminde
geliştirdiği engelleyici sınırlandırmaların ve o sınırlandırmalar kıska-
cında oluşturulmuş temel kanunun görüşülmesine ilişkin tüzük kura-
lının (m. 91) uygulandığı üç temel kanunun (TBK, HMK, TTK) Genel
Kurul’daki 11, 12 ve 13.01.2011 tarihlerinde gerçekleşen görüşme sü-
reci, reform bakımından uyarıcı ve teşhir edici bir pratik oluşturmuş-
tur.
39
38
Bkz. Bu makalenin 41 no.’lu dipnotu.
39
Neden bölümü bir bütün olarak değil de, her maddeyi -üstelik okumadan-
rakkam numarasıyla oylamak? Eğer anlam (metin) oylanmayacaksa, rakkam
oylamasının mantığı nedir? Eğer anlam (metin) oylanacaksa, birden fazla
cümleden, birden fazla fıkradan oluşan maddelerdeki bu alt parçalar (cümleler,
fıkralar) niçin oylanmamaktadır? Küçük parçaların (cümle, fıkra) oylanmasından
vazgeçilebiliyorsa, diğer parçalardan vazgeçerek teklif / tasarı bütünü için tek
oylama niçin yeterli olmasın? Aslolan, Yüksek Meclis’in iradesi (onayı) olduğuna
göre, komisyon çalışması ile netleşmiş ve geneli üzerindeki müzakerelerde
hakkındaki görüşler ortaya konmuş teklif / tasarının bütününün oylanması
yöntemi neden yetersiz sayılsın? 1926, 1927 ve 1956 tarihlerindeki temel kanun
tecrübelerini (küll halinde müzakere ve tek oylamayı) ve mukayeseli hukuku
yok sayabilir miyiz? Bu soruların bırakınız bilimsel olanını, mantıksal bir cevabı
olmalı değil midir? Son üç temel kanunun müzakere ve oylama pratiği, TBMM
İçtüzüğü’nün (m. 91) mantıksal tutarsızlığını, mizah üretme yeteneğini ve
hurufiyecilik görüntüsünü teşhir etmiştir. Sürecin görüntülü kayıttan izlenmesi,
hem sanat ve hem de rasyonellik adına hayli ilham verici ve öğretici olacaktır. Büyük
Meclisi bu gibi sekellere muhatap kılma hakkımızın olmadığını düşünüyorum.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 319
Yeni paradigma, Genel Kurul’daki tekrarcı ve konu dışı müzake-
relerin Meclis itibarını sarsıcı etkisini ortadan kaldıracaktır. Yasa pro-
jelerinin sosyal ve politik sonuçları, iktidar ve muhalefetin perspektiflerinde
ayrıntılı değerlendirilecek, eleştiri ve yeni seçenekler ekseninde proje gerekirse
komisyona geri çekilerek olgunlaştırılabilecek yahut kabul veya reddedilecektir.
Yeni paradigmanın büyük Genel Kurul’a kazandırdığı zaman, et-
kili siyasal işleyiş için dönüştürücü imkanlar olarak ortaya çıkacaktır.
Genel Kurul; genel görüşme, Meclis araştırması yoluyla sorunların
somut olarak tartışıldığı, siyasal stratejilerin geliştirildiği, uluslarara-
sı ilişkiler kritiğinin yapıldığı Millet platformuna dönüşecektir. Nefes
aldırmayan, ıstırap verici sonuçsuz müzakereler, yerini pozitif siyasa-
ların ve şeffaflık ve denetim pratiklerinin icra edildiği zeminlere bıra-
kacaktır. Yeni paradigma; partiye, milletvekiline ve siyaset kurumuna
özgül ağırlığı ile bağdaşır bir güvenilirlik değeri katacaktır. Siyaset
kurumu, parti ve milletvekili, haklı bir itibar ve güç kazanacaktır. Ta-
sarruf edilen zaman, milletvekiline seçmen taleplerini takip için fır-
sat sağlayacak ayrıca ilgilendikleri konularda norm projesi üretebilme
olanağı kazandıracaktır.
b. İşlev ve ruhunu yitirmiş içtüzüğün yeniden inşaı için tarihsel
çizgide gerçekleştirilmiş saygın çalışmalar, yeterliğin çok gerisindedir.
Ratio legisi (ruhu), felsefesi ve ilkeleri ile özgün hukuk yapıtları top-
luluğunda (dünyada) emsal olarak gösterilebilecek içtüzük mimarisi-
ni başarabilme yeteneği ve birikimi ülkemizde fazlasıyla mevcuttur.
Büyük Meclis, adil bir içtüzük koduna en az su ve hava kadar üstelik
ivedilikle muhtaçtır.
Yüksek hukuk mimarisi yanında iç hukuk inşaının en zor sorunu, iktidar,
muhalefet ve milletvekili haklarını koruyacak altın dengenin bulunabilmesi-
dir. Yeni yapıda bu iş, daha çok komisyon alanını ilgilendirmektedir.
İçtüzük kodunun bu sorunla ilgili bölümlerinin gelecek dönemlerde
yürürlüğe girmesi dinamiği, tüzük kurucuları için serin bir çalışma or-
tamını ve olabilirlik kapasitesini sunmuş olacaktır. Bu ortam, modelle-
menin sağlığı bakımından önemlidir. Öznesi belli olmayan gelecekteki
çıkarlar, öznesi belli hali hazır çıkarlar gibi tahrikkâr olmazlar.
c. İçtüzük mimarisinde behemehâl iki usul benimsenmelidir: Ge-
nel yasama usulü, özel yasama usulü. Gerekirse ayırım, anayasa sevi-
yesinde modellenerek dokunulmazlığa kavuşturulmalıdır. İçtüzükler,
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu320
yapıları gereği genel yasama usulünü (genel usulü) düzenlerler. Özel
usuller, şartları gerçekleştiğinde uygulanabilecek, ihtiyaca tekabül
eden modellerdir. Mukayeseli parlamento hukuku, bu konuda çok
sayıda özgün örnekler sunmaktadır.
40
Bizde Anayasa Mahkemesi’nin
müdahalesi ile kuşa döndürülmüş temel kanunların görüşülmesine
ilişkin hükümler, özel yasama usulüne örnek oluşturur.
41
Uzlaşma hal-
40
Bkz. bu makalenin 24 no.’lu dipnotundaki referans.
41
Anayasa Mahkemesi, 31.01.2002 t, 129/24- E/K.; 29.04.2003 t, 30/38- E/K;
26.10.2005 t, 74/73- E/K sayılı kararları.
Özel usul ve çalışma düzeninin yapısal dönüşümü ve kimi içtüzük sorunlarını
arındırması bağlamında tarafımdan geliştirilen iki maddelik anayasa değişikliği
taslağı ve gerekçesi şöyledir:
“Kanun ve İçtüzüklerin teklif edilmesi ve görüşülmesi
Madde 88– Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu, siyasi parti grupları ve millet-
vekilleri, İçtüzük teklif etmeye ise yalnızca milletvekilleri yetkilidir.
Teklif ve tasarıların Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi usul ve esas-
ları İçtüzükle düzenlenir.
İçtüzük, teklif ve tasarıların ihtisas komisyonlarında ayrıntılı olarak değerlendirilmesi,
genel kurulda ise komisyon raporlarının genelinin görüşülmesi ve oylanması esasına göre
düzenlenir.
Anayasanın değiştirilmesine ilişkin teklifler saklıdır.
İçtüzük, özel yasama usulleri öngörebilir.
GEREKÇE
Kanun teklif edebilme yetkisi Bakanlar Kurulu, siyasi parti grupları ile mil-
letvekillerine aittir. Hükümet tarafından verilen kanun önerileri, tasarı olarak ad-
landırılmıştır. İçtüzük teklif edebilme, milletvekillerine tanınan münhasır yetki-
lerdendir.
Teklif ve tasarıların görüşülme usulleri, İçtüzükte düzenlenecektir.
Teklif ve tasarıların ihtisas komisyonlarında derinlemesine incelenmesi; öner-
gelerin komisyon aşamasında verilmesi, değişiklik önergelerinin teklifin amacı,
bütünlüğü ve hukukun üstünlüğü içinde komisyonlarda değerlendirilip sonuç-
landırılması asıldır.
Genel kurul, komisyon raporu temelinde görüşmesini yürütecektir. Genel
kurul aşamasında önergelerin verilebilip verilemeyeceği hususu, tüzük koyucu-
sunun takdirindedir. Ancak bu halde dahi önergeler genel kurulda oylanıp ka-
bul edilmek yerine, behemehal komisyonda değerlendirilip sonuçlandırılacaktır.
Önergelerin genel kurulda oylamayı durdurabilmesi yahut raporun geri çekilmesi
komisyonun kabulüne bağlıdır. Raporun kısmen geri çekilmesi, bir veya birden
çok maddenin komisyona alınması anlamındadır.
Büyük kodifikasyonlarda, temel kanunlarda, kapsamlı anayasa değişikliklerini
izleyen uyum yasalarını çıkarma süreçlerinde ve benzeri durumlarda özel yasama
usulleri öngörülebilir. Bu usuller dahi genel esasları ile İçtüzükte gösterilir. Aynı
şekilde diğer kanunlar için genel kurulda, geneli üzerinde görüşme yapılması,
maddelerin tamamının veya bir kısmının görüşülmeksizin okunup oylanması özel
yöntemi dahi benimsenebilir.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 321
lerinde dahi genel usulün uygulanma mecburiyeti gerçeği de özel usul
ikamesini zorunlu kılmaktadır.
42
Bu özel usul yanında bütün grupların
Anayasa değişikliklerinde madde temelinde müzakere ve oylama, istisna tanı-
mayan bir esas olarak değerlendirilmiştir.
Yeni düzenleme ile, saniyelik önergelerin yol açabileceği hukuk bozuculuğu-
nun önüne geçmek ve usulü rasyonelleştirmek amaçlanmıştır.”
“İçtüzük, siyasi parti grupları ve kolluk işleri
Madde 95- Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük
hükümlerine göre yürütür.
İçtüzük yapım usulüne göre oluşmamış hiçbir Meclis kararı, İçtüzük olarak nitelendi-
rilemez.
İçtüzük hükümleri, siyasi parti gruplarının, Meclisin bütün faaliyetlerine üye
sayısı oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasi parti grupları, en
az yirmi üyeden meydana gelir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün bina, tesis, eklenti ve arazisinde kolluk
ve yönetim hizmetleri Meclis Başkanlığı eliyle düzenlenir ve yürütülür. Emniyet
ve diğer kolluk hizmetleri için yeteri kadar kuvvet ilgili makamlarca Meclis Baş-
kanlığına tahsis edilir.
GEREKÇE
Türkiye Büyük Millet Meclisi içtüzüğünün yapım usulü, Anayasa ve İçtüzükte
gösterilmiştir. İçtüzük adı ile yayınlanmış bulunan ve yürürlükteki hukukumuzun
bir parçası olan İçtüzüğün dışında, Meclisin hiçbir işlem ve kararı içtüzük olarak
adlandırılamaz ve onunla eşdeğer görülemez. Maddenin 2 nci fıkrası hükmü, bu
muhtevasıyla, Anayasa Mahkemesinin İçtüzük dışında kalan kimi Meclis kararla-
rını denetleyebilme yönündeki uygulaması konusunda yaşanan görev sorununa
kurucu iktidar yetkisiyle çözüm getirmeyi amaçlamaktadır. Eylemli İçtüzük de-
ğişikliği yahut ihdası nitelemesi yoluyla soyut norm denetiminin yapılamayacağı
benimsenmiştir.”
42
22.Dönemde komisyonda kabul edilip Genel Kurul gündeminde yer alan üç temel
yasa olan Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Tasarılarının görüşülüp yasalaşması için tarafımdan geliştirilen “özel
usulü içeren geçici içtüzük modeli” teklif örneği ve gerekçesi, aşağıdaki şekildedir:
“TÜRK BORÇLAR KANUNU, TÜRK TİCARET KANUNU VE HUKUK
MUHAKEMELERİ KANUNU TASARILARININ TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET
MECLİSİ GENEL KURULUNDA GÖRÜŞÜLMESİNE İLİŞKİN GEÇİCİ İÇTÜ-
ZÜK TEKLİFİ
MADDE 1- Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Hukuk Muhakemeleri
Kanunu tasarıları ile bunların yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki kanun ta-
sarılarının Genel Kurulda ayrı ayrı müzakeresinde tümü hakkında görüşme açılır.
Siyasi parti grupları ile komisyon ve hükümete ikişer saat, her gruptan birer
milletvekili ile iki bağımsız milletvekiline yirmişer dakika söz verilir.
Konuşmalardan sonra, bir saat süre ile soru-cevap işlemi yapılır.
Maddelere geçilmesi oylanır.
Siyasi parti grupları, ancak birlikte önerge verebilirler. Üyelerinin oybirliğine
dayanmayan komisyon önergeleri ve komisyonunun katılmadığı hükümet öner-
geleri işleme konamaz. Önerge verebilecek olanlar, burada sayılanlarla sınırlıdır.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu322
ittifakına dayalı, Danışma Kurulu Kararı ile belirlenmiş, olayına özgü
Önergelerin sonuçlandırılması dışında madde görüşmeleri, madde oylamaları
ve hiçbir halde maddelere ilişkin soru-cevap işlemleri yapılmaz.
Bu suretle görüşmeler tamamlandıktan sonra tasarının tümü oylanır.
Bu maddede sayılan tasarılardan görüşülmesine başlanmış olanların görüşül-
meyen kısımları hakkında dahi bu İçtüzük hükümleri uygulanır.
MADDE 2- Bu İçtüzükte hüküm bulunmayan hallerde, Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü hükümleri kıyasen uygulanır.
MADDE 3- Bu İçtüzük, yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 4- Bu İçtüzük, Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve Hukuk
Muhakemeleri Kanunu ile bunların yürürlük ve uygulama şekli hakkındaki ka-
nunların yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükten kalkar.
MADDE 5- Bu İçtüzük, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yürütü-
lür.
GENEL GEREKÇE
Türkiye, modern hukuk devletlerinde varlığı zorunlu ana kanunları, Cumhuri-
yetin başlangıcında yürürlüğe koymuştur.
Aradan geçen yüzyıla yakın süre içinde, dünyada ve Türkiyemizde yaşanan
ve gelişen çok boyutlu değişmeler, ana kanunların da değiştirilmesini zorunlu kıl-
mıştır. Kara Avrupası ülkelerinde 2 nci dalga temel kanun değişimleri, aşağı/yu-
karı tamamlanmıştır. Türkiyemizde 2 inci dalga reform çalışmalarının birden fazla
iktidar sürelerini aşan uzun ve yoğun bir hazırlık çalışması dönemi vardır. Türk Me-
deni Kanunu ile Türk Ceza ve Ceza Muhakemesi Kanunları alanında geliştirilen
reformlar, çeşitli tarihlerde yürürlüğe girmiştir.
Uzun zamanlı çalışmaların, farklı projelerin sentezinden oluşan ve farklı dönem-
lerdeki siyasal iktidarların kurucu katkılarının ortak ürünü olan Türk Borçlar Kanunu,
Türk Ticaret Kanunu ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu tasarıları, Genel Kurul aşa-
masında beklemektedir.
Bu temel ya da ana kanunların yaygın ve geciktirilemez toplumsal bir ihtiyaca tekabül
ettiği, hukuk ve adalet kalitemizi yükselteceği kuşkusuzdur. Aynı derecede kuşkusuz olan
bir başka husus, “bu kanunların konjonktürel siyasetin sıcak gündeminin dışında kaldığı
ve gelecek nesillerin de ortak hukukunu oluşturduğu”dur.
Sözü geçen kanunların bu karakteri, onların Genel Kurulda ayrı ayrı görüşül-
mesinde, Anayasaya aykırı olmayan, mukayeseli hukuk verileri ile çatışmayan,
belki de o anlamda küresel müktesebata katkıda bulunan bir model inşaını gerekli
kılmaktadır. Teklifimiz, bu amaca yöneliktir. Teklif, yasama sürecinde pozitif katkılarla
daha da olgunlaşabilecektir.
Önerdiğimiz özel yasama yönteminin üzerinde oturduğu temel felsefenin kimi
kesitleri, şu şeklide ortaya konabilir:
1- Teklif ile kurulması amaçlanan İçtüzük, geçici ve sürelidir. Sözü geçen ka-
nunların yürürlüğe girdiği tarihte, yürürlükten kalkacaktır. Geçici İçtüzük düzen-
lemesi, parlamento hukukumuzda bir ilktir. Yöneldiği işe uygulanmakla tükenen
kural karakteri, gerilimli-sıcak gündemlerin kapsamı dışında kalan yasama alanla-
rında siyasal partilerimize uzlaşma (konsensüs) kolaylığı sağlayacak (I), kurumsal
İçtüzüğümüzün özel yasama yöntemindeki (m.91) zorlaştırıcı usulün baskısından
(II) ve temel yasa mimarisinin bozulmasından (III) koruyacak bir imkanı ortaya
koymaktadır.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 323
ve değişken bir üçüncü usul de düşünülebilir. Bu tür esneklikler, ya-
2- Ana yahut temel veya kod kanun olarak adlandırdığımız düzenleme alan-
larında özel yasama yöntemi, mukayeseli ve milli parlamento hukukuna yabancı
bir yöntem değildir [Bkz. “Parliaments of the world” adlı derleme. Ayrıca, Yapıcı,
Havvana. Özel Yasama Yöntemleri ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Örneği (ya-
yınlanmamış uzmanlık tezi), “Küll halinde (bütününü) müzakere”, TBMM Zabıt
Ceridesi, Devre: 2, İçtima Senesi: 3. Cilt: 20.B.54. T.11.2.1926, s. 152-153.]. Özel yasa-
ma yönteminin türünü ve hatta birden fazla özel yasama yöntemini belirleyecek
temel dinamikler: O ülkenin hukuk kültürü, yasama gelenekleri, karşılaşılan soru-
nun doğası ve benzeri yapı ve olgulardır. “İhtiyaç, kendi hukukunu üretir” (Any. m.
7, 2, 88, 95).
a) Temel kanunlara özgü olarak “geneli üzerinde görüşme ve genelinin oy-
lanması” ikilisi ile sınırlı, yani madde görüşmelerini, maddelere geçiş ve madde
oylamalarını, önerge verilmesini mümkün kılmayan görüşme modeli, parlamento
hukukumuzda uygulanmıştır. Medeni Kanun ve diğer temel kanunlar bu usul ile
kanunlaşmıştır [Dr. İba, Şeref, TBMM İçtüzük Değişikliklerinin anlamı: 1996 son-
rasında Bakış, Yasama Dergisi, Yıl: 2007, Sayı: 6, s. 85 ve dev.). 1956 t.’li Türk Tica-
ret Kanunu dahi aynı yöntemle: tümü üzerinde görüşme ve tümünü (tek) oylama
usulü ile yasalaşmıştır (TBMM Zabıt Ceridesi, C: 12/2 , İ.83. T.29.6.1956. s.571-572)].
b) Anayasamızın 148/2 hükmünün, üretilebilecek özel yasama yöntemleri
bağlamında anlam ve işlevinin şimdiye değin ayırtına varıldığı söylenemeyecek-
tir. Gerek Anayasa Mahkememiz ve gerekse siyaset dinamikleri, m.148/2 hükmü-
nü bu eksende okumamışlardır.
Sözü geçen hüküm “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi; son oylamanın ön-
görülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı… ile sınırlıdır” biçimindedir.
Bu hüküm, farklı özel yasama yöntemlerinin üretilmesine imkan sağlayacak
anayasal zemini oluşturmaktadır. Son oylamada aranan karar nisabı dışında ge-
liştirilecek herhangi bir özel yasama yöntemine göre sonuçlandırılan yasaların bu
sebeple (şekil açısından) Anayasaya aykırılıkları ileri sürülemeyecektir. Özellikle
uzlaşma ile oluşturulacak özel yasama yönteminin anayasal dayanağı olarak bu hükme
yaslanılabilir. Sözgelimi, temel kanunlarda genelin oylanması ile yetinilmesinin
Anayasa ile çatıştığı söylenemeyecektir.
3- Mukayeseli Hukuk Yaklaşımı: Genel yasama usulü içinde özel yasama
yönteminin olmadığı ülke sayısı çok azdır [Avrupada özel yasama ve genel usulü
sınırlandırma yönteminin uygulandığı ülkeler olarak: Norveç, Hollanda ve İsveç
gösterilmektedir (Dr. Ergül, Ozan, Anayasa Mahkemesinin TBMM İçtüzük Deği-
şikliğini İptal Kararı Işığında Özel Yasama Yöntemine Bir Bakış, AÜHFD, C. 51,
S. 4, Yıl 2000, s. 99-130)]. Hiç görüşme ve oylama yapılmaksızın güvenoyunun
kabulü şartına bağlı olarak tamamlanan (yasanın görüşmesiz ve oylamasız kabul
edilmiş sayıldığı ve yürürlüğe girdiği) usullerden diğer usullere kadar farklılık
gösteren özel yasama yöntemlerini gözlemek mümkündür [Ayrıntı için bkz. Dani-
marka Yöntemi, Yapıcı Havvana, a. g. e., s. 145; Fransa yöntemi, a. g. e., s. 99, 142;
Almanya Yöntemi, a. g. e., s. 115.
Dr. Ergül, mukayeseli hukuk ekseninde şu örnekleri vermektedir:
“ –Bir kanun tasarı veya teklifinin komisyon aşaması atlanabilir veya hızlan-
dırılabilir,
- Bir tasarı veya teklifin kabul edilmesi için belli bir süre sınırı getirilebilir,
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu324
sama işlevi pratiğine rasyonellik kazandırırlar. Doğaldır ki, bu üçüncü
- Bir tasarı veya teklifin görüşülmesinde yer alan bir çok aşama bir güne sığdı-
rılabilir,
- Acil işlerde teklif veya tasarının ayrıntılarının önceden basılması, üyelere da-
ğıtılması ve duyurulmasına gerek olmayabilir,
- Gündemin oluşturulmasında acil işlere öncelik verilebilir,
- Usul kurallarında daha hızlı görüşmeyi sağlayacak düzenlemeler yapılabilir”
(Dr. Ozan Ergül, Türk Anayasa Mahkemesi ve Demokrasi, Ank. 2007, s. 268).].
4- Anayasa Mahkemesi Yaklaşımı: Anayasa Mahkemesi, Türkiye Büyük Mil-
let Meclisi İçtüzüğü’nün 91. maddesinde farklı tarihlerde gerçekleşen değişiklikle-
ri denetlerken kurduğu kararlarda, bu bağlamda bazı sonuçlara ulaşmıştır [Ana-
yasa Mahkemesinin 31.1.2002 t, 129/24 – E/K; 29.4.2003 t, 30/38- E/ K; 26.10.2005
t, 74/73- E/K sayılı kararları.].
a) Maddelerin ayrı ayrı okunması ve görüşülmesi gerekli değildir.
b) Her madde için önerge verilme hakkının tanınması ve her maddenin oylan-
ması zorunludur.
Anayasa Mahkememizin kararında, özel yasama yönteminin amacı dışında ve
aşırı şekilde gerçekleşen uygulama pratiğinin etkisini göz ardı edemeyiz.
Yasama Organı, karşı karşıya kaldığı süreç sorunlarını ve Anayasayı farklı
açılardan yeniden okuyarak Anayasa Mahkememizin ulaştığı sonuçlardan başka
sonuçlara ulaşabilir. Yeter ki Yasama Organının oluşturduğu gerekçeler, Anaya-
samızın birden fazla olan anlam-kuşağı içinde kalmış olsun [Anayasa Mahkemesi
kararlarının bağlayıcılığı ve gerekçelerin bağlamazlığı yönünde analitik ve muka-
yeseli bir inceleme için, bkz. İyimaya Ahmet, Anayasa Mahkemesi Karar Gerek-
çelerinin Normatif Etkisi, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Ank. 2006, s. 1185 vd.)].
Doktrin ve mukayeseli hukuk, temel yasalarla ilgili olarak tümünü birden
görüşme ve genel oylama ile yetinilebilineceğini ortaya koymaktadır. Özellikle
Anayasa Mahkememizin bu kararları üzerine kritikte bulunan Dr. Ergül aynen
şöyle demektedir. “Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesi’nin kabul ettiğinin aksine özel ya-
sama yöntemleri parlamenter demokrasilerle bağdaşan yöntemlerdir. Bu yöntemlerin çok
sık uygulanmaması gerektiği kabul edilebilir. Ancak, özel yasama yöntemi bulunmamasını
savunmak da mümkün değildir. Gerçekten de, bazı hallerde iktidar ile muhalefet uzlaşabilir
ve meclis genel kurulunun zaman kaybetmemesi için bir kanunun özel bir yöntemle görü-
şülmesine karar verilebilir.” (Dr. Ozan Ergül, a. g. e., s. 269 ve civ).
Teklif ile sunulan model bir bütün olarak düşünüldüğünde,
Milletvekillerinin ve grupların komisyon aşamasında görüşmelere katılmaları,
genel kurulda tanınan uzun konuşma hakları ve soru-cevap işlemleri, yasaya iş-
tiraki (kurucu ve demokratik katılımı) sağlayan mekanizmalar olarak görülebilir.
Bu görüşme aşamalarında ortaya çıkan inşa kusurları veya daha ileri öneriler, be-
nimsenebildiği oranda tasarıya yansıtılabilecektir.
Önerge verilmesinde getirilen koşullar, görüşülen temel kanun üzerinde uzlaş-
mayı ve katılımı zorunlu kılan unsurlardır. Amaç, onlu yılları alan uzun ve yoğun
çalışmanın inşa ettiği kod-projenin mimarisinin olabildiğince korunması ve bozul-
mamasıdır.
Yürürlüğe konan yasaların, görüşme usulleri (şekil) bakımından Anayasaya
aykırılığını son oylama (karar nisabı) ile sınırlayan anayasal çatının bu tür- modeli
dışlamadığı açıktır.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 325
usul de içtüzükte genel çerçevesi ile koşullandırılmalıdır.
d. Teamül hukuku ile kabul edilmiş “Uzlaşma Kurulu Komisyonu”
geleneği, içtüzüğe aktarılmalı ve kurumsallaşması sağlanmalıdır. Eşit
temsil ve oybirliği esaslarında kurgulanacak böyle bir yapı, ak saçlılar,
bilgeler kurulu olarak siyaset kurumunun adeta regülatörü olabilir. Bu
kurul, çoğu zaman muhtaç olunan makul/ortak akıl komisyonu işlevi
görebilir. Gerilim üreten gündemlerde, kutuplaştırıcı ülke sorunların-
da bu tür komisyonlar, kimi zaman tarihi değerde işlev görebilirler.
e. İçtüzük temel düzenlemesinin yapısı, sistematiği, özellikle
normların muhtevaları, düzenleme konuları ve hukuk alanları bu in-
celemede yapılmasına işaret olunan ayrıntılı çalışmalarla belirlenebile-
cektir. Bu bağlamda –çok kısa olarak– şunlar söylenebilir:
aa. Grubu bulunan siyasal partilere de kanun teklif hakkı tanın-
malıdır.
bb. En az bir haftalık genel kurul çalışmasının kesin gündeme bağ-
lanması gerekir.
cc. Teklif ve tasarı görüşmelerinde, yürürlükteki hükme aykırı ola-
rak denetim sorusu sorma uygulaması terk olunmalı, ancak normun
yorum ve içeriği ile ilgili olarak soru sorulabilmelidir.
Aslolan, yasama iradesinin, serbestçe ve usulüne göre ortaya çıkmasıdır. Sayısal bü-
yüklük ve hacim sebebiyle, esasın, olağan usulün labirentinde zaman karadeliğine akması
riski var ise, özel bir usûl üretmek, saf (pür) aklın ve rasyonel siyasetin kaçınılmaz görevi-
dir. Önerilen model, tam da bu görev zemininde konumlanmıştır.
5- Teklifin yasama sürecindeki görüşmelerinde;
-Bu tür bir modelin yürürlükteki İçtüzüğe geçici bir madde olarak eklenmesi,
-TBMM İçtüzük m.91 hükmündeki bölüm bölüm görüşme yönteminin benimsenmesi
(bölümlerin, yasanın kendi bölümleri gözetilerek belirlenmesi kaydı ile),
-Yürürlükten kalkmayı en son tasarının Resmi Gazetede yayımlanmasına bağlama ve
benzeri öneriler,
ayrıca değerlendirilebilir.
Bu temel kanunun yürürlük ve uygulanması hakkındaki kanun tasarılarının
dahi aynı usul ile yasallaşması, normların zaman bakımından uygulanması ve “eş/
izleyen zamanlılık ilkeleri” bağlamında önemlidir.
Teklifin yöneldiği temel amaç, Türk hukukunun ve toplumun muhtaç olduğu
temel kanunları gecikilmeden yürürlüğe koymaktır. Esasen bu amaç, hiçbir ayırım
yapılmaksızın siyaset kurumunun ve tüm siyasal partilerimizin ortak amacıdır.”
Teklif, Anayasa Komisyonu’nun 2/752 no.’lu esas kaydında sırasını beklemekte-
dir.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu326
dd. Alt komisyon teamülü, yazılı kurala bağlanmalıdır.
ee. Toplantı yeter sayısı kaldırılmalı, karar yeter sayısı gözden ge-
çirilmelidir. Belirtilen özel haller dışında, bu konuda taban yeter sayısı
sisteminden vazgeçilmelidir.
ff. Teklif ve tasarılar, ayrıntılı olarak ihtisas komisyonlarında de-
ğerlendirilmelidir. Zorunlu haller dışında, komisyonlardaki olağan
süreci kısaltacak hız girişimlerinden kaçınılmalıdır.
gg. Genel Kurul’da, komisyon raporlarının genel değerlendirilme-
si yapılmalı, madde okunması, madde müzakeresi, madde oylaması
sisteminden vazgeçilmeli, raporunun (teklif veya tasarının) genelinin
oylanması (küll halinde oylama) ile yetinilmelidir.
hh. Norm projesine genel kurul aşamasında önerge ile müdahale
edilememeli / gerektiğinde bu tür müdahaleler komisyon tasarrufuna
bağlanmalıdır.
43
Iı. Farklı komisyonların görev alanlarına giren birden çok yasada
tek öneri ile değişiklik (çerçeve kanun) modelinden vazgeçilmeli, bu
yönteme aynı komisyonun görev alanındaki yasalar bakımından ve
istisnaen başvurulabilmelidir.
ii. Kanun tasarı ve tekliflerinin oylamalarının, görüşme gününün
dışında, başka bir güne bırakılmasını kolaylaştıracak bir yapı öngörü-
43
Genel Kurul’da önerge verilmesini tasarruf ilkesinin gereği saysak ta bu konuda
sınırlamaya gitme zorunluluğu açıktır. Genel Kurul, önerinin geneli üzerindeki
görüşmesinde teklif yahut tasarıya müdahale ihtiyacını hissedebilir. Bu gibi hal-
lerde müdahale ihtiyacını ihtisas temelinde değerlendirecek ve hukuk bozuculu-
ğuna mahal vermeyecek bir önerge tipini üretecek olan, komisyondur. Özellikle
temel kanun veya kapsamlı kanunların Genel Kurul’daki görüşmelerinde önerge
verilmesi, seviyeli hukuk normu üretilme amacı ile bağdaşmaz. O alanda ihtisası
tartışılmayan bir üye dahi, yasamanın ruhu, sistemi ve mimarisine uzaklığı karşı-
sında, hazırladığı önerge ile hukuk bozuculuğuna sebebiyet verebilir. Genel Kurul
aşamasında, partilerin anlık uzlaşmalarına dayanan önerge ile projeye müdahale-
leri de aynı tür etkinin çarpıcı örnekleri sayılabilir. Bu gibi hallerde komisyon şartı,
kural (kanun) için kuruluş aşamasında sigorta işlevini görmektedir. Sonuçta, oy
ve kabul tekeli Genel Kurul’undur. Amaç, hukukun üstünlüğüne yaraşır bir kural
yapısının gerçekleştirilmesidir. Ayrıca bu tür bir modelleme, ani şekilde kurgula-
nan ve -kimi zaman- yolsuzluğa zemin hazırlayan yasama manipülasyonlarını da
önleme işlevini görebilir.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 327
lebilir. Görüşme ve oylama süreçlerinin farklı günlerde gerçekleştiril-
mesi, rasyonellik ilkesi ile de uyumludur.
jj. Sivil toplum etkileşimi için mevcut hükümleri işler kılacak yön-
tem ve mekanizmalar… konularında çalışmalar derinleştirilmelidir.
f. Çalışma düzenindeki reformun tamamlanabilmesi, yasama or-
ganının idari yapılanmasının gözden geçirilmesini zorunlu kılar. De-
ğinmekle yetindiğimiz bu sorun, inceleme konumuzun dışında kal-
maktadır.
Bu bölümün sonunda önemle ve vurgu ile belirtelim ki: Partiler
arası uzlaşmaya dayanmayan içtüzük işlevli bir yasa veya içtüzük
değişikliği girişimi, gerilimi tetiklemekte, usul adaletini bozmakta ve
sonuçsuz bir çaba olmaktan öteye gidememektedir. Parlamento tarihi,
bu konuda ders verici kötü örneklerle doludur.
44
Ancak primitif amaç-
larla uzlaşmayı önlemeye yönelik taktiklerin cirit atacağı zeminlerde,
yeter sayıyı elinde bulunduran çoğunluğun reform girişimini, demok-
rasinin kaçınılmaz gereği olarak kabul etmek gerekir. Taktiklerin ge-
tirdiği oyalamalara karşı miyoplaşma lüksü siyaset kurumundan bek-
lenemez. Makul olanı görmek ve makul olmak hepimize düşen ortak
görevdir.
44
Bu konuda verilebilecek iki adet uç örnekten biri 1960 tarihli Tahkikat Ko
misyonu’nun yapısına yönelik müdahale, öbürü ise, 7.2.2001 tarih ve 713 sayılı
İçtüzük değişikliğidir. Birinci girişim, 1960 askeri darbesine gerekçe malzemesi
olarak kullanılmış, ikinci girişim, Meclis kürsüsü önünde meydana gelen büyük
kavgada bir arkadaşımızın ölümüne yol açmıştır. Tartışmalar, değerlendirme ve
iptal için bkz.27.4.1960 t., 7468 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Tahkikat Encü-
menlerinin Vazife ve Salahiyetleri Hakkındaki Kanun’un Meclis’teki müzakerele-
ri: TBMM Zabıt Ceridesi, 27.4.1960 I:61, C: 1-4, s. 274 vd. Sözcüler: İnönü, Feyzioğlu,
Ortakçıoğlu, İleri, Yardımcı… görüşleri. Keza, M. Kemal Biberoğlu, Yassıada Ka-
rarları ve Tahkikat Komisyonunun Bilinmeyen Gerçekleri, Ank. 1996; TBMM Tutanak
Dergisi, 26.1.2001, 30.1.2001, 7.2.2001 tarihli birleşimler. Ölümle sonuçlan kavganın
tutanağı, Birleşim: 51, s.83-86. Bu toplantılarda üretilen içtüzüğün iptali yönünde,
Any. Mah. 31.01.2002 t., 129/24-E/K Sayılı Kararı. (Dava dilekçesi, İyimaya / Şa-
hin ortak çalışması ile hazırlanmıştır).
Aynı hengameli tutanakta yer alan uzlaşma çırpınışı olarak Merhum Ayvaz
Gökdemir’in hitabından bir pasaj şöyledir: “Millet, kendini lüzumsuz sayan insanları
layık oldukları yere oturtmayı başaracaktır. Millet hancı, biz hepimiz yolcuyuz. Kimler
geldi, kimler geçti…
Son bir sağduyu kırıntısı kaldıysa, şunu hatırlatmak istiyorum: Derhal bu teklifi geri
çekiniz. Hangi kanununuz varsa, millet yararına hangi kanun varsa, getirin, uzlaşarak,
beraber geçirelim; ama siz bilirsiniz… Allah akıbetinizi hayır etsin!..”
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu328
4. Yasama Organı-Anayasa Mahkemesi Çatışmasına Kurucu İk-
tidar Yetkisini Kullanma Çözümü (Son Belirleyicinin Milli İrade Ol-
ması İlkesini Hayata Geçirme Modeli): Anayasa Mahkemesi, yasama
organının hukuk bozuculuğuna karşı tasarlanmış, anayasayı koruma
ve bağlayıcı karar organıdır. Yasama organının hukuk bozuculuğuna
karşı geliştirilen önleyici mantık ve mekanizmanın, “Anayasa Mahke-
mesinin hukuk bozuculuğuna (anayasa ihlaline) karşı geliştirilemez mi?” so -
rusu ve cevabı; cesaret, derinlik ve tahammül isteyen bir problem ola-
rak ortadadır. Özellikle anayasaya aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabi-
len, kamu vicdanının sezgilediği ve akademik duruluk içinde aykırılık
kabulü zorunlu Anayasa Mahkemesi kararlarına karşı, bir mekanizma
geliştirilmez mi? Yüksek Mahkeme kararının “açıkça anayasaya aykırı
olması”(I), “dürüst yorum ilkeleri ile bağdaştırılamaması”(II), “temel nor-
mun birden fazla anlam içermesi (Mahkemece benimsenmeyen nesnel anla-
mın Meclis tarafından tercih edilmesi)”(III), “Anayasa Mahkemesince kanun
veya anayasa koyucu gibi davranılmış olması”(IV) hallerinde ortaya çıkan
ihlallerin hukuk dünyasında yaşatılması, anayasanın ve hukukun üs-
tünlüğü ile bağdaştırılabilir mi? Elbette ki kısırdöngü anlamına gelen,
üst yargının bir başka üst yargı ile zincirleme denetimi düşünülemez.
Burada çözüm, koşulları oluşmuş ihlallerde, yasama organının olaya
özgü tali kurucu iktidar yetkisi ile donatılmasıdır (Any. m. 175). Bu
yetki, özü itibarı ile Yüksek Mahkeme’nin denetimi dışındadır (Any.
m. 148/1). Askıya alıcı veto olarak adlandırılan ve tarafımdan 1996 yı-
lında Meclis Genel Kurulu’nda dile getirilen, kimi ülkelerde benimse-
nen böyle bir mekanizma, yasama organı-Anayasa Mahkemesi dene-
tim dengesini sağlayacak; Anayasa Mahkemesi-Anayasa çatışması so-
rununu çözecektir. Bu incelemenin elverdiği sınırda, özetle değinilen
model, muhalefetin de katılmasını zorunlu kılan ve ancak anayasayı
değiştirme nisabına ulaşmış çoğunluk şartı ile demokrasiyi ve meclisi
güçlendirici etki doğuracaktır. Yapısı gereği mekanizma, çok istisnai
hallerde kullanılabilecek, belki de hiç kullanılmayacaktır (Kanada ör-
neği). Yüksek Mahkeme, anayasaya aykırılık ölçümünde, olası askıya
alıcı veto sebeplerini ve bu yetkinin Meclis tarafından kullanılma po-
tansiyelini elbette ki gözetecektir. Kurucu iktidar yetkisini kullanma-
nın hesap verici demokratik bir maliyetinin olduğu da unutulmama-
lıdır.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 329
Mekanizma, yasama reformunun erkler çatışmasında denge sağ-
layıcı karakteri ile bir reform özelliği taşımaktadır. Tartışılması ve ge-
liştirilmesi gerekli taslak model şöyledir:
45
45
“Askıya alıcı veto” mekanizmasını Türk Anayasa hukukunda ilk dile getiren, Prof.
Dr. İbrahim Kaboğlu olmuştur (bkz. Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Anayasa Yargısı,
Ank. 2007, s. 149) (1994 tarihli ilk basıda da vardır.). Siyaset alanında ilk olarak,
TBMM Genel Kurulu’nun 10.12.1996 günlü oturumunda, “…Örtülü anayasa
değişikliği anlamına da gelebilecek ve hiçbir kuvvetin öbürünün üstünde olmaması
esprisine dayalı bu gibi hallerde, hiç olmazsa, mevsuf çoğunluk kararıyla, önleyici veya
askıya alıcı yasama vetosu düzenlemesine gidilmelidir. Anayasa Mahkemesi kararını
kaldırmak, değiştirmek veya teyit etmek seçeneklerini içerecek bu tür bir veto, nihaî karar
yetkisinin milletin seçimiyle oluşan yasama organında saklı kalması ve temsilî egemenlik
düşüncelerinde temel bulmaktadır.” sözleriyle tarafımdan dile getirilmiştir (TBMM
TD, D: 20.YY:2 B:29, s. 24).
09.06.2008 tarihinde kamuoyu ile paylaşılan askıya alıcı veto teklif taslağının,
2010 Anayasa değişikliğinden önce kaleme alınmış gerekçesi, aynen şöyledir:
“GEREKÇE
Anayasa yargısı, yasama gücünün hukuk bozuculuğuna karşı tasarlanmış ön-
leyici bir kurumdur. Küresel demokrasinin derinleşmesinde kimi anayasa mahke-
melerinin dönüştürücü rolleri ve çözümleri unutulamaz. Türk Anayasa Mahkeme-
si, bu yargı kolunun ve Anayasamızın kendisine yüklediği misyonun çoğu zaman
gerisine düşmüştür.
Zor zamanların kritik sorunlarında, anayasa direncini cesaretle ortaya koyan
ve sistemi dönüştüren “anıtsal bir kararı” gösterememek, düşündürücüdür. Veri-
lerin ortaya koyduğu sonuçlar, Türkiye’nin adı konmamış bir Anayasa Mahkemesi
krizini yaşadığını göstermektedir. Anayasa Mahkememiz, vesayetçi demokrasinin
hiç zorlanmadan kullanabildiği bir mekanizma görüntüsü içindedir. Bu uğurda,
yoruma elverişli olmayan açık normlar, çeşitli ve aykırı yöntemlerle askıya alına-
bilmekte, gerekirse karar çoğunluğundaki bir küçük sayı ile anayasa koyuculu-
ğu üstlenilebilmektedir. Anayasanın özel normunun, partiye ve adaya göre farklı
okunduğu hallere de rastlanabilmektedir.
Hukukun üstünlüğünün ve özgürlüklerin sigortası konumundaki Yüksek
Mahkememiz, bu üstün değerlerin vatanı olan Anayasa’ya nerede ise yabancılaş-
mıştır.
Anayasa Mahkememizi hukuk ve demokrasi uygarlığının doğal ve dönüştü-
rücü zeminine çekecek bir büyük reform kaçınılmazdır. Anayasa Mahkemesi’nin
belli kararlarına karşı yasama organına tanınacak askıya alıcı veto yetkisi, ciddi bir
reformun parçasını oluşturur. Böyle bir modelde, yasama organının veto ettiği ka-
rarlar yürürlüğe giremeyecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği norm
(veya karar), hukuki varlık ve etkinliğini sürdürecektir.
Askıya alıcı vetonun kullanabileceği karar kategorilerinin çok iyi belirlenmesi
gerekir. Örneğin yasama organı üyelerinin statü ve özlük haklarına ilişkin düzen-
lemelerde böyle bir yetki tanınamaz. “Anayasa ile çatıştığı açık kararlar” (I), “dü-
rüst yorum ilkelerinin çiğnendiği kararlar” (II), “birden fazla anlam içeren anayasa
normuna dayalı kararlar”, (karşıt anlamın daha üstün gerekçe ile, yasama orga-
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu330
“Madde X- Anayasa Mahkemesi kararlarının askıya alınması
Türkiye Büyük Millet Meclisi, üye tam sayısının en az üçte birinin
yazılı teklifi ve beşte üçünün gizli oyu ile, Anayasa Mahkemesinin ip-
tal ve itiraz davalarına ilişkin kararları ile yürürlüğü durdurma karar-
larını askıya alabilir.
Askıya almak için, Anayasa Mahkemesi kararının Anayasaya
açıkça aykırı olması, dürüst yorum ilkeleri ile bağdaştırılamaması, te-
mel normun birden fazla anlam içermesi yahut kararda kanun ya da
anayasa koyucu gibi davranılmış olması hallerinden birinin gerçekleş-
mesi şarttır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin özlük hakları ile Ana-
yasanın ikinci kısmının ikinci ve dördüncü bölümlerinde ve usulüne
göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalarda yer alan Temel
Hak ve Hürriyetlerin geliştirilmesine ilişkin Anayasa Mahkemesi ka-
rarları askıya alınamaz.
Askıya alma teklifinin, Anayasa Mahkemesi kararının yayımını iz-
leyen on gün içinde Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması ve
en geç üç ay içinde sonuçlandırılması gerekir.
nınca benimsenmesi) (III), Yüksek Mahkemenin yasa veya anayasa koyucu gibi
davrandığı (IV) kararlar… vetonun konusu kılınabilir.
Bu yetki, anayasa değişikliğini gerçekleştirebilecek bir yasama çoğunluğuna ancak ta-
nınabilir. Bu sayı, 330 milletvekiline tekabül etmektedir (Any. m. 175/1). Tali ku-
rucu iktidar yetkisi olarak da ortaya çıkan askıya alıcı veto, esasen negatif yasayıcı
olan (yarı-siyasal) Anayasa Mahkemesi’ne karşı bir denge ve fren dinamiğidir.
Yasama vetosu, Anayasa Mahkemesi’ni zor zamanların ve vesayetin baskı-
sından korur. Askıya alıcı vetonun Anayasa Mahkemesi krizine değilse bile, bu
mahkememizin ürettiği krizlere çözüm oluşturacağı açıktır. Sistem krizlerinde son
sözün, meşruiyetin ana kaynağı olan milletin temsili organına verilmesi, demokra-
si bakımından da anlamlıdır.
Şaşırtıcı her reform, geleneğin ve var olanın ördüğü zihin duvarlarını aşmak,
yapıcı eleştirilerden beslenmek, geçiş sürecinin deneyleri ile gözden geçirilmek zo-
rundadır. Önerinin kuvvetler ayrılığı ilkesi ile çatışan bir yönü yoktur. Yargıçlar
devletini çağrıştıran bozulmaları önlemek, siyaset kurumunun görevdir.
Önerinin temel amacı, Anayasa Mahkemesini anayasanın geniş anlam coğraf-
yasının dışına taşmasını önleyecek bir mekanizmanın, kurucu iktidar yeteneğine
sahip bir güç ve yöntemle üretilmesini sağlamaktadır. Bu yönüyle askıya alıcı veto,
kullanımını bedellendirme yetkisi millete ait olan demokratik bir denge ve fren
sistemidir.”
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 331
Askıya alma teklifinin sonuçlandırılmasına ilişkin TBMM kararla-
rı, resmi gazetede yayımlanır.
Askıya alma kararı, Anayasa Mahkemesi kararını bütün hüküm
ve sonuçları ile ortadan kaldırır. Mahkeme kararında denetlenmiş olan
kanun ve kanun hükmünde kararname -hiçbir işlem gerekmeksizin-
yürürlüğünü sürdürür.
Askıya alma kararının üzerinden beş yıl geçmedikçe, Anayasa
Mahkemesi aynı kuralı yeniden denetleyemez.
Anayasa Mahkemesi kararları, resmi gazetede yayımından itibaren on
gün geçmedikçe yürürlüğe giremez. Süresinde verilen askıya alma teklifinin
üç ay içinde sonuçlandırılmaması yahut reddi halinde Anayasa Mahkemesi
kararı derhal yürürlüğe girer.”
Kapsamlı bir içtüzük reformunun olası yargısal denetiminde ko-
şulların oluşması halinde, askıya alıcı veto mekanizması denge dina-
miği olarak devreye girebilir.
Modelin, en azından bu makale yoluyla literatür envanterine ak-
tarılmasıyla gelecek nesillere seçenek zenginliği kazandırılmaktadır.
46
46
1996 yılında Büyük Meclis’in kürsüsünden dile getirildiğinde hiçbir tepkiye yol
açmayan bu model, yaklaşık 12 yıl sonra ve fakat Adalet ve Kalkınma Partisi’nin
kapatılmasına yönelik davanın görüldüğü günlerin gerilim sürecinde dile getiril-
diğinde, slogan düzeyini aşmayan sert tepkilerle karşılaşmıştır. Özellikle Anayasa
Mahkemesi’nin yürürlüğü durdurma yetkisini, normun yürürlüğe girmesinden
önce kullanılmasını mümkün kılan ve sorunu koruma hukukunun gerekleri için-
de ayrıntılı düzenleyen kanun teklifimle askıya alıcı veto modelinin çatıştığı, bu
itibarla ahlakla bağdaştırılamayacak çelişkili bir davranış içinde olduğum söylen-
miştir (bkz. Anayasa Komisyonu’nun 05.04.2001 t., 2/726 esasında kayıtlı teklif).
Oysa hem askıya alıcı veto, hem yürürlüğü durdurma kararları, Anayasa’nın üs-
tünlüğü temel prensibini koruyan yapılardır. Birincisinde Anayasa Mahkemesi’nin
Anayasa’yı ihlal etmesi, ikincisinde Meclis’in Anayasa’yı ihlal etmesi önlenmeye
çalışılmaktadır. Kişisel görüşüm, yürürlüğü durdurma yetkisinin de anayasal te-
mele kavuşturulması gerektiği yönündedir (Any. m. 148/son, m. 149/5). Yürür-
lüğü durdurma konusundaki kanun teklifimin amacı, normun yürürlüğe girdiği
tarih ile durdurma tarihi arasındaki sürede yolsuzluk dahil, kimi hukuk sorunları-
nın ortaya çıkışını önlemektir. Çünkü bu ara zaman kesiti içinde anayasaya aykırı
norm, uygulama etkisini doğurmaktadır. Söylemin aksine her iki teklif, hukuku
güçlendiren ve anayasayı, TBMM ’ye ve Anayasa Mahkemesi’ne karşı koruyan ve
birbirini tamamlayan uyumlu bir teklif manzumesidir.
Askıya alıcı veto modelini, sistem ahengi ve erkler ilişkisi ekseninde gelişti-
rilmiş farklı seçenek olarak görmek yerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu332
5. Diğer Alanlar ve Özellikle Arşiv: Reforma dönük hazırlık ça-
lışmaları, bir bütünlük içinde operasyon alanlarını ortaya çıkaracaktır.
Bu konuda irade, kararlılık ve araştırma derinliği belirleyici olacaktır.
Bağlantılı sorunlar ve bağlantılı reformlar olarak, partiler ve seçim re-
jimleri, siyasal etik ve dokunulmazlık alanları ihmal olunamaz. Ancak
kurumlaşmanın ön koşulu olarak, arşiv reformuna özel olarak değin-
mek gerekir.
Büyük Meclis, egemenliğin anayasal merkezidir; milletin konuşan
dili ve kararıdır. Bu büyük iradenin önemli tezahürlerinin sabitlendiği
kayıt, bilgi ve verilerin ayrılıp korunması; ulusal ve küresel geleceğe
aktarılması, hayati bir görevdir. Denmek istenen odur ki Meclisin ku-
rumsal aklı yanında, kurumsal hafızası olan arşiv, hiçbir şekilde ihmal
olunamaz.
Yasama reformu, Büyük Meclis’in arşiv yapılanması konusunda
rasyonel bir operasyonu zorunlu kılmaktadır. Sorunun önemini ortaya
koymak için konu ile yakından bağlantılı üç hususa değinmek gerekir.
Yasama organının varlık unsurları olan bütün siyasi partilerin evrakı,
12 Eylül 1980 askeri rejiminde, kağıt üretimine malzeme oluşturmak
üzere SEKA’ya gönderilmiştir(I). Meclis’in ve siyaset kurumunun ha-
parti kapatma nedeni olarak değerlendirmesi -kuşkusuz- bir demokrasi ve hukuk
komedisidir (bkz. Akşam Gazetesi, 17.02.2008 t., Yeni Şafak Gazetesi, 03.07.2008 t, Ra-
dikal Gazetesi, 03.07.2008 tarihli nüshalar. Görevdeki ve önceki savcıların beyanla-
rı). Yasama reformu, bu tür vesayet atmosferlerinin buharlaştırılmasını zorunlu kı-
lar. En temel önerileri dahi öfke boşalması içinde karşılayan bir tavrın demokratik
olgunluğa dönüşmesini bekleyerek önerilen modelin bilim dünyasında inceleme
ve tartışma konusu kılınmasını dileyelim (tepki türleri için bkz. o günkü görüntülü
ve yazılı medya kayıtları).
Bir Anayasa değişikliğinin Anayasa Mahkemesi’nce, Anayasa’nın 148. madde-
si aşılarak esastan iptal edilmesi üzerine, askıya alıcı veto modelini kamuoyu ile
paylaştığım basın bildirisi (aynen) şöyledir:
“Anayasa Mahkemesinin anayasa değişikliklerini esastan iptal etmesi kararı, Türkiye’de
varolan Anayasa Mahkemesi krizini bütün boyutları ile somut şekilde görünür kılmıştır.
Anayasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne tanıdığı “tali kurucu iktidar yetkisi”,
Yüksek Mahkemenin bu kararı ile pratik olarak sona ermiştir.
Krizin asli muhatabı, iktidarı ve muhalefeti ile siyaset kurumudur. Siyaset kurumunun
ortak bir refleks geliştirmesi, suçlayıcı demeçlerle yetinmemesi; demokratik ve anayasal so-
rumluluğunun kaçınılmaz gereğidir.
Tanımlanan görev tarifleri içinde egemenlik (yasama-yargı) çatışması, kabul edilebilir
ve makul bir durum olarak nitelenemez.
Aynı anayasa ve adalet vatanında yaşayan sorumlu bir kişi olarak, çözüm yolunda
geliştirdiğim bir öneriyi: “askıya alıcı veto”yu kamuoyu ile paylaşıyorum.09.06.2008”
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 333
fızasına indirilmiş bu darbenin ikliminde hangi uygarlıktan ve kurum-
sallaşmadan söz edebiliriz?! Tanzimat fermanının orijinal nüshası ha-
len mevcut olmasına karşın, Cumhuriyete giden yolun başlangıcı olan
“Misak-ı Milli”nin asıl nüshası kayıptır(II). Bu milli ayıbı telafi edeme-
yecek sistemin “arşiv övünmeciliğine” soyunmaya hakkı yoktur.
47
Ne
büyük Meclis’in, ne de Türkiye’nin kodifiye edilmiş bir arşiv hukuku
bulunmamaktadır(III). Kanunun bir maddesi (2919 S. K. m. 3/g), İçtü-
züğün iki maddesinde yer alan terim tekrarları (m. 48,71) ve yetersiz
bir yönetmelikle yetinmek zorunda kalan Büyük Meclis’in bu hukuk
varlığına karşı Türkiye’nin arşiv malzemelerinin imhasını(!) düzenle-
yen özel yasa dışında temel bir norm düzeni bulunmamaktadır. Üste-
lik kanunun adı, –kör körün gözüne– “Muhafazasına Lüzum Kalmayan
Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun”dur (28.09.1988 t,
3743 S. Kanun).
Ulusal ve tarihsel arşiv doluluğumuzu tevdi edeceğimiz arşiv
mevzuatı boşluğunu gidermek, bir reform konusudur. Meclis arşivi
ve ulusal arşiv reformunun tüm unsurlarına nüfuz edici bir anlayışla
ele alınması zorunluluğu açıktır. Bu konuda Meclis’e sunulan ve fakat
sonuçlandırılamayan Milli Arşiv Kanun Tasarısı, geliştirilerek yasalaş-
tırılabilir.
48
Ulusal, küresel ve insani değer olan arşiv konusunda topyekun
sahiplenme bilinç ve duyarlılığının oluşması, hepimize ve özellikle
eğitime düşen ortak bir görevdir.
49
47
Meclis arşivinde aslı bulunmayan “Misak-ı Milli” belgesinin Devlet Arşivleri
Genel Müdürlüğü’nde, Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde, Genelkurmay Askeri
Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nda da bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu belgenin
Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunması, bizi hem sevindirir; hem üzer. Elde
bulunması sevindirici, Meclis’te olmaması üzücüdür. Hiçbir anlayış ve hiçbir sâik,
milletvekillerinin (mebusanın), Meclis’te (Meclis-i Mebusan’da) kabul ve cihana
ilan ettikleri irade belgesinin Meclis’in hariminden başka yüksek makama naklini
meşru kılamaz. Belgenin Cumhurbaşkanlığı arşivinde mevcudiyeti halinde, Meclis
Başkanımızın, bir yönüyle Meclis’in de tarihi sayılan bu belgeyi Meclis arşivine
iadesini sağlaması gerekir.
48
Bkz. TBMM, 2007 t., 1363 sıra sayılı Plan Bütçe Komisyonu Raporu.
49
Bu konuda bkz. İsmet Binark, Türk Arşivlerinin Kısa Tarihçesi, Ank. 1994; A. Fikret
Ar, Arşivlerin Organizasyonu Hakkında Araştırma Raporu, Ank. 1971; Aynı müellif,
Arşiv ve Arşivcilik Bibliyografyası, Ank. 1978; Bruce W. Derstyne (Çevirenler: Prof.
Dr. Mustafa Akbulut / Doç. Dr. Oğuz İçimsoy), Arşivsel Girişim (Modern Arşivcilik
İlkeleri, Uygulamaları ve Yönetim Teknikleri, İst. 2001; Uğurhan Demirbaş, Belgelerle
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu334
VI. SONUÇ
1. Türkiye Büyük Millet Meclisi, çoğulcu ve katılımcı demokrasi-
mizin –benzetmeci yaklaşımla ifade edelim ki– kalbi ve beynidir. Bir
sistemin hukuk ve temel haklar kalitesinin ana göstergelerinden birisi
de yasama organının yapı ve işleyiş düzeyidir.
2. Cumhuriyetin kurucusu sıfatıyla yasama organı, içinde bulun-
duğumuz zaman ve şartlar itibarıyla ciddi bir reform ihtiyacı ile karşı
karşıyadır. Meclisin hukuk kurma ve denetim kapasitesini güçlendi-
recek yapısal dönüşüm, ertelenemez bir zorunluluk olarak ortadadır.
Reformun ruhu, genel kapsamı ve önemli parametreler, bu ince-
lemede ortaya konmuştur. Parlamento reformunun en temel alanının
–indirgemeci ve sadeleştirici bir dille– “yasama akademisi” ve “iç hukuk/
tüzük” inşaı sorunlarının oluşturduğu söylenebilir.
3. Reformun en az özü kadar proje üretiminde ve süreç yöneti-
minde izlenecek yöntem de önemlidir. Reformun olabildiğince tüm
dinamiklerini kapsayan bir uzlaşma zemininde biçimlendirilmesi(I),
milli tecrübemizden ve bilimden en üst seviyede yararlanılması(II) ve
tasarımda yüksek dereceli bir özen gösterilmesi(III), yöntemi inşa ede-
cek unsurlardır.
Gösterilen yüksek özene rağmen uzlaşmanın sağlanamaması ha-
linde, koşulları oluşmuş ve toplumsal beklentiye dönüşmüş reforma
girişmesi ise yasama çoğunluğunun demokratik bir hakkıdır. Sağlıklı
demokrasilerde bu durum, genele ve kurala değil, özele ve istisnaya
işaret eder. Bir kültür ve gelenek yoksulluğunu ima eden bu açık, de-
mokrasimiz derinleştikçe zaman içinde kapanacaktır.
4. Uzlaşma sağlanmasında zorluk çekilecek içtüzük hükümlerinin
reformun gerçekleştirildiği yasama döneminden sonra veya daha son-
ra yürürlüğe girmesinin öngörülmesi, sorun çözücü bir işlev görebilir.
Arşivcilik Tarihimiz, Ank. 2000. Geçmişi reddeden değişim ve kopuş dönemleri
ile darbe rejimleri, kimi arşivlerin buharlaştığı deprem-etkili zaman kesitleridir.
“Var olmak için dünü kötülemek yetmez, bazen de dünün hafızasını kazımak
lazım” felsefesi, bu tür dönemlerin ortak klasiğidir. Dünü geleceğe aktarma
tarih bilinci, bu dönemlerde kendine özgü ve otoriteyi kuşatan ihanet bilincine
dönüşür. Süreklilik (ebed-müddet), tüm zamanları olduğu gibi benimsemeyi ve
derin hoşgörüyü zorunlu kılar. Bu, çağdaş tarih anlayışının da bir gereğidir. Bu tür
anlayışlar, kökleşmedikçe, arşivlerin zaman yolculuğu tehlikelerden korunamaz.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 335
5. Reform merkezi olarak yasama organının, –kimi zaman– Büyük
Meclis’in kapatılması ile sonuçlanan müdahaleleri besleyen zeminleri
yok edecek normatif önlemler alması ve ara-rejimlerin tahribatını ona-
racak geçici hukuk üretmesi, bir demokrasi şartı olarak tezahür etmek-
tedir. Sözü geçen alanın reform kapsamına alınması, kurumlarımızı da
vesayet hurafeciliğinin bozucu etkisinden kurtaracaktır.
Çoğulcu demokrasi ve Meclis, çağdaş siyasal düzenin açık bir şif-
residir.
KAYNAKLAR
Ahmet İyimaya, “Anayasa Mahkemesinin Üyelik Yapısında Yasama
Organının Rolü”, Türk Hukuk Kurumu Yirmibeşinci Kuruluş Yılı Ar-
mağanı, Türk Hukuk Kurumu Yayınları, Ankara 2005.
Ahmet İyimaya, “Anayasa Mahkemesi Karar Gerekçelerinin Normatif
Etkisi”, Prof. Dr. Fikret Eren’e Armağan, Yetkin Yayınevi, Ankara
2006.
Ahmet İyimaya, “Geçici 19 ncu Madde Ekseninde Cumhurbaşkanının
Anayasal Konumu”, Terazi Hukuk Dergisi, Sayı 16, 2007, Seçkin Ya-
yıncılık, Ankara 2007.
Ahmet İyimaya, “Siyaset Hukuku Sorunları”, Ankara 2007
Ahmet Yücekök, Siyaset Sosyolojisi Açısından Türkiye’de Parlamentonun
Evrimi, AÜSBF Yayınları, Ankara 1983.
Aslan Gündüz, Yabancı Devletin Yargı Bağışıklığı ve Milletlerarası Hukuk,
İstanbul 1984.
Bakır Çağlar, “Türkiye’de Laikliğin Büyük Problemi”, Cogito, Sayı 1,
1994.
Baki Kuru, İçtihatların Birleştirilmesi, AÜHF Yayınları, Ankara 1977.
Bruce W. Dearstyne (Çev.: Mustafa Akbulut - Oğuz İçimsoy), Arşivsel
Girişim: Modern Arşivcilik İlkeleri, Uygulamaları ve Yönetim Teknikle-
ri, Eren Yayıncılık, İstanbul 2001.
Bülent Tanör, Siyasi Düşünce Hürriyeti ve 1961 Anayasası, Öncü Kitabe-
vi Yayınları, İstanbul 1969.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu336
Bülent Tanör, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, BDS Yayınları, İstanbul
1994.
Bülent Yücel, “Parlamenter Hükümet Sisteminin Rasyonelleştirilmesi
ve Türkiye Örneği”, Adalet Yayınevi, Ankara 2009.
Carl Schmitt (Çev.: A.Emre Zeybanoğlu), “Parlamenter Demokrasinin
Krizi”, Dost Kitabevi Yayınları, Ankara 2010.
Cem Eroğul, “2007 Cumhurbaşkanı Seçimi Bunalımından Çıkarılabi-
lecek Dersler”, AÜSBFD, Yavuz Sabuncu’ya Armağan Özel Sayısı,
Temmuz-Eylül 2007, S:62/3, Ankara 2007.
Erdal Onar, Meclis Araştırması, AÜHF Yayınları, Ankara 1977.
Erdoğan Teziç, Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve İlgili Anayasa
Mahkemesi Kararları, İÜHF Yyaınları, İstanbul 1980.
Erdoğan Teziç Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve İlgili Anayasa
Mahkemesi Kararları, İÜHF Yayınları, Ankara 1980.
Erdoğan Teziç, “Milletvekili statüsü konusundaki makalesi”, Anayasa
Yargısı Dergisi, Ankara 1997.
Ergun Özbudun, Parlamenter Rejimde Parlamentonun Hükümeti Muraka-
be Vasıtaları, AÜHF Yayınları, Ankara 1962.
Evren Balta Paker, İsmet Akça (derleyenler), Türkiye’de Ordu, Devlet ve
Güvenlik Siyaseti, Bilgi Üniversitesi Yayını, İstanbul 2010,
Fahri Bakırcı, TBMM’nin Çalışma Yöntemi, İmge Kitabevi Yayınları,
Ankara 2000.
Fikret Ar, Arşivlerin Organizasyonu Hakkında Araştırma Raporu, TC Baş-
bakanlık Türkiye vs Orta-Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları,
Ankara 1971.
Fikret Eren, Veysel Başpınar, Toprak Hukuku, Yetkin Yayınevi, 3. baskı,
Ankara 2007.
Havvana Yapıcı, “Özel Yasama Yöntemleri ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Örneği”, yayımlanmamış uzmanlık tezi.
Havvana Yapıcı, “Özel Yasama Yöntemleri ve Türkiye Büyük Millet
Meclisi Örneği”, yayımlanmamış uzmanlık tezi.
İbrahim Araç / Şeref İba, “Türkiye’de Yasa Önerisi Hazırlama ve
Norm Koyma Tekniği ve Yasamacı Mesleğinin Nitelikleri Üzeri-
ne”, AÜSBFD, Ankara 2003.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 337
İbrahim Kaboğlu, Anayasa Yargısı, İmge Kitabevi Yayınları, Ankara
2007.
İrfan Neziroğlu, Türk Parlamento Hukukunun Temel Kavramları, Seçkin
Yayıncılık, Ankara 2008.
İsmail Muştak, Mufassal Hukûk-u Siyasiyye (Fransa Meclis-i Mebusan
Katib-i Umûmisi Eugene Pierre’den çeviri), TBMM yayını, 1926-
1927.
İsmet Binark, Arşiv ve Arşivcilik Bibliyografyası, Başbakanlık Cumhuri-
yet Arşivi Dairesi Yayınları, Ankara 1978.
İsmet Binark, Türk Arşivlerinin Kısa Tarihçesi, Ankara 1994.
Kazım Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Ajans-Türk Matbaası,
Ankara 1966.
Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, Bursa 2005.
Mehmet Turhan, “Anayasanın Hak Temelli Yorumu ve Anayasa Yar-
gısı”, AÜSBFD, Ankara 2007.
Meryem Erdal, Demokratikleşme Sürecinde Basının Yargı Algısı, TESEV
Yayını, İstanbul 2010.
Mithat Sancar / Eylem Ümit Atılgan, Demokratikleşme Sürecinde
Hâkimler ve Savcılar, TESEV Yayını, İstanbul 2009.
Mithat Sancar / Eylem Ümit Atılgan, Demokratikleşme Sürecinde Toplu-
mun Yargı Algısı, TESEV Yayını, İstanbul 2009.
Mithat Sancar, “Temel Hakların Yorumu”, yayımlanmamış doktora
tezi, AÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü.
M. Kemal Biberoğlu, Yassıada Kararları ve Tahkikat Komisyonunun Bi-
linmeyen Gerçekleri, Demokratlar Kulübü Yayınları, Ankara 1996.
TBMM
Narcis Serra, (Çev.: Şahika Tokel), Demokratikleşme Sürecinde Ordu, İle-
tişim Yayınları, İstanbul 2011.
Nur Uluşahin, “Cumhurbaşkanı Seçiminin Düşündürdükleri ya da
Hukukun Siyasallaşması”, Ankara Barosu Dergisi, Bahar 2007.
Nükhet Turgut, Siyasal Muhalefet, Birey Toplum Yayınevi, Ankara
1984.
Siyaset Kurumunun Ortak Günahı Yasama Reformu338
Ozan Ergül, “Anayasa Mahkemesinin TBMM İçtüzük Değişikliğini İp-
tal Kararı Işığında Özel Yasama Yönetimine Bir Bakış”, AÜHFD,
Ankara 2002.
Ozan Ergül, Türk Anayasa Mahkemesi ve Demokrasi, Adalet Yayınevi,
Ankara 2007.
Ömer Faruk Gençkaya, “Türkiye’de Parlamento Reformu:Tarihsel Bir
Değerlendirme”, (Türkiye’de Parlamento Reformu: Tarihi Bir Ba-
kış), İlter Turan ve diğerleri, TBMM’nin Etkinliği (TBMM Verimli-
lik), TESEV Yayınları, İstanbul 2000.
Önder Canbolat, Hukuki Düzenleme Tekniği, Düzenleyici Etki Analizi
(DEA) ve Yasa Yapım Süreci, Adalet Yayınevi, Ankara 2010.
Sami Selçuk, “2007’nin Hukuk Olayı Anayasa”, Türkiye Günlüğü, S.89,
2007.
Serap Yazıcı, Türkiye’de Askeri Müdahalelerin Anayasal Etkileri, Yetkin
Yayınevi, Ankara, 1997.
Servet Armağan, Memleketimizde İçtüzükler, İÜHF Yayınları, İstanbul
1972.
Seyfullah Edis, Medeni Hukuka Giriş ve Başlangıç Hükümleri, Turhan Ki-
tabevi Yayınları, 1. Bası, Ankara 1987.
Sonay Bayramoğlu, “Parlamentonun Krizi”, yayımlanmamış tez, AÜ
Sosyal Bilimler Enstitüsü.
İba, Şeref, “TBMM İçtüzük Değişikliklerinin Anlamı: 1996 Sonrasında
Bakış”, Yasama Dergisi , Sayı 6, 2007.
Şeref İba, Parlamento Hukuku , T. İş Bankası Yayınları, 2010.
Şeref İba, Parlamento İçtüzük Metinleri (Osmanlıdan Günümüze), T. İş
Bankası Yayınları, 2009.
Şeref İba, Anayasa ve Parlamento Üzerine İncelemeler, T. İş Bankası Ya-
yınları, 2009.
Tarık Zafer Tunaya, Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku, İstanbul 1980.
Tuncer Karamustafaoğlu, Yasama Meclisinde Komisyonlar, AÜHF Yayın-
ları, Ankara 1965.
Uğurhan Demirbaş, Belgelerle Arşivcilik Tarihimiz, TC Başbakanlık Dev-
let Arşivleri Genel Md., Ankara 2000.
TBB Dergisi 2011 (93) Ahmet İyimaya 339
Yasemin Işıktaş, Hukuk Normunun Mantıksal Analizi ve Uygulaması, Fi-
liz Kitabevi Yayınları, İstanbul 1999.
Yaşar Karayalçın, Hukukta Öğretim – Kaynaklar - Metod (Problem Çözme),
AÜ Bankacılık Enstitüsü Yayınları, Ankara 2008.
Yılmaz Ali Efendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yet-
kin Yayınları, Ankara 1996.
Volkan Has, Türk Parlamento Hukukunun Kaynakları ve Türkiye Büyük
Millet Meclisinin Çalışma Düzeni, Adalet Yayınevi, Ankara 2009.
Zeki Hafızoğulları, Ceza Normu, US-A Yayıncılık, Ankara 1996.
Zühtü Arslan, Anayasa Teorisi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005.
Zühtü Arslan, “Gerekçeli 367 Kararının Düşündürdükleri”, Zaman Ga-
zetesi, 28.06.2007.