powered by

powered by

hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200931 HÜKMÜN KONUSU VE EYLEMİ (FİİLİ) DEĞERLENDİRMEDE MAHKEMENİN YETKİSİ Ali Rıza ÇINAR ∗ GİRİŞ Konu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesi ile sınırlı olarak incelenmiştir. Ancak konu ile ilgili düzenlemelere de yer verilmiştir. Ayrıca kaynak Alman ceza yargılama hukukundaki, konu ile ilgili öğreti ve uygulamadaki durum da açıklanmaya çalışılmıştır. I. Yasal Düzenleme Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 150. maddesinde; “Tahkikat ve hüküm, yalnız iddianamede beyan olunan suça ve zan altı- na alınan şahıslara hasredilir. Bu hudut dahilinde olarak, mahkemeler istiklal ile hareket etmek hak ve görevine haiz olup ceza kanununun tatbikinde kendilerine arz edilen iddialar- la bağlı değildirler.” Aynı yasanın 257. maddesinde ise; “Hükmün mevzuu, duruşmanın neticesine göre iddianamede gösterilen fiilden ibarettir. Fiili takdirde mahkeme, iddia ve müdafaalarla bağlı değildir.” hükümle- rine yer verilmiş. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargıla- ma Kanunu’nun (CYK’nın) 225. maddesinde; * Doç. Dr., Yargıtay üyesi. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200932 “(1) Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. (2) Mahkeme, fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı de- ğildir.” Şeklinde 1412 sayılı Kanun’un 150 ve 257. maddelerinin kapsamı tek madde halinde düzenlenmiştir. 1 Kaynak Alman Ceza Yargılama Kanunu’nda (StPO) konuyla ilgili 155 ve 264. maddelerdeki yasal düzenlemeler şöyledir: StPO m. 155 (Soruşturmanın sınırları - Umfang der Untersuchung) I. Soruşturma ve karar verme, yalnızca davada belirtilmiş olan ey- lemi ve dava ile suçlanmış olan kişileri kapsar. II. Mahkemeler bu sınırlar içinde bağımsız hareket etmekte yetkili ve görevlidirler; mahkemeler özellikle Ceza Yasasının uygulanmasın- da, ileri sürülen istemlere (taleplere) bağlı değildirler. StPO m. 264 [Hükmün (son kararın) konusu – Gegenstand des Urteils] I. Verilen hükmün (sonkararın) konusu, duruşmanın sonunda or- taya çıkmış şekli ile, iddianamede tanımlanmış/açıklanmış/belirlen- miş olan eylemdir. II. Mahkeme, eylemin sonsoruşturmanın açılması kararına temel oluşturmuş olan nitelendirme/hukuksal tanı (Beurteilung der Tat) ile bağlı değildir. II. Hüküm Kavramı Hüküm, yargılama makamının/mahkemenin, önüne getirilmiş olan davayı/uyuşmazlığı çözen kararıdır. Uyuşmazlığı/davayı doğ- rudan doğruya çözdüğü için, mahkemenin bu kararı, ara kararı olma- yıp, son kararıdır. 2 Yasa buna “hüküm” demektedir (5271 sayılı CYK m. 223). Ceza Yargılama Kanunu’nda; “duruşmanın sona erdiği açıklan- 1 Aynı düşünce için bkz. CGK, 09. 10. 2007, 44/200 (Şirin, Osman/Aşaner, Halim/ Güven, Özcan/Yalvaç, Gürsel/Özdemir, Muzaffer/Erel, Kemalettin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararları, (Eylül 2004 – Temmuz 2008) Ankara 2008, s. 917-921. 2 Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, Muhakeme Hukuku Dalı Ola- rak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, İstanbul 2008, n. 76,3, s. 1296, 1298. hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200933 dıktan sonra, ‘hüküm’ verilir” denmektedir (m. 223/1). Görülüyor ki ya- sada, mahkemenin duruşmaya son veren kararı anlamında bu karara “hüküm” adı verilmektedir. Öğretide, “hüküm” terimi yerine “sonkarar” demenin yerinde ola- cağı ileri sürülmüştür. 3 III. Hüküm Türleri (Çeşitleri) 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu da hangi kararların hüküm sa- yıldığını açıkça düzenlemiştir. Buna göre, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları hükümdür (CYK m. 223/1). 4 Ayrıca, adli yargı dışındaki bir yargı makamına (merciine) yönelik görevsizlik ka- rarının yasayolu bakımından hüküm sayılacağı yasada düzenlenmiş- tir (m. 233/10). Yargıtay, 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 223. maddesinin 10. fıkrası uyarınca, adli yargı ilk derece mahkemesince askeri mahkemeye yönelik olarak verilen görevsizlik kararının hüküm olduğu için temyiz yasa yolunda incelenebileceğine karar vermiştir. 5 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’na göre hangi kararların hüküm (sonkarar) sayılacağını ayrıntılı bir biçimde açıklamıştır. 6 3 Bkz. Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 11. Baskı, İstanbul 2005, s. 425: “Yasa buna “hüküm” demektedir (m. 223). Oysa hüküm aslında bir karardır ve yargılamanın çeşitli aşamalarında hüküm (karar) ortaya çıkar. Mahkemenin du- ruşma sonunda işten elini çektiği karar karşılığı olarak demek yerinde olur. Bu terim hem mahkemenin bir “karar” verdiğini ve hem de bunun “son” ol- duğunu açıklar”. 4 Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılaması Kanunu’nun 253/2. maddesi- ne göre; sanığın beraatına, mahkumiyetine, davanın reddine ya da düşmesine ve mahkemenin durmasına dair kararlar hükümdür. 5 CGK, 06. 11. 2007, 2007/4-158, 2007/225, Bkz. karar için; BAKICI, Sedat, İçtiha- dı Birleştirme ve Ceza Genel Kurulu Kararlarıyla (1990-2008) Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Ka- nun, Ankara 2008, s. 484. 6 CGK, 15. 07. 2008, 174/191: “… Bir kararın temyiz edilebilmesi için, o kararın “hü- küm” niteliğini taşıması gerekmektedir. Hangi kararların hüküm sayılacağı ise 1412 sayılı Kanun’un 253 ve 5271 sayılı Kanun’un 223. maddelerinde sayılmıştır. 1412 sayılı Kanun’un 253. maddesine göre sanığın beraatına veya mahkumiyetine ilişkin kararlarla, davanın reddine, durmasına ve düşmesine dair kararlar hüküm- Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200934 Kovuşturma evresinde; mahkemece verilen “beraat, ceza verilme- sine yer olmadığı, mahkumiyet ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi” ka- rarları, uyuşmazlığı doğrudan doğruya çözümleyen kararlar oldukla- rı için, gerçek sonkarardır (hükümdür). Sanığın suçsuzluğu ya da suç- luluğu konusunda bir sonuca varılmaktadır. dür. 5271 sayılı Kanun’un 223. maddesinde de; beraat, ceza verilmesine yer olma- dığı, mahkumiyet, güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi, davanın reddi ve davanın düşmesi kararlarının hüküm oldukları belirtildikten sonra, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararının da kanun yolu bakımından hüküm sa- yılacağı ifade edilmiştir. Bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bu nedenle de; çeşitli nedenlerle hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulun- duğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin mikta- rına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık, aynı kararın içe- risinde birden çok hükmün bulunması halinde, temyiz sınırı her hüküm için diğe- rinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir. 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 99. maddesindeki düzenleme ise “birden fazla hükümdeki cezaların” temyiz yasa yoluna başvurma sınırı ile ilgili olarak değil, fakat infaz işlemleri ile ilgili olarak toplanması ya da toplanamamasına ilişkindir. Diğer taraftan; “temyiz yasa yoluna başvurma” kişiye tanınmış bir hak olduğu- na göre, bu hakkın daraltılması yorum yoluyla değil, ancak açık bir yasal düzenle- me ile sağlanabilir. ” (Şirin/Aşaner/Özcan/Yalvaç/Özdemir/Erel, s. 1193, 1194) Yargıtay CGK 15. 07. 2008 gün ve 173/190 sayılı kararında da aynı ilkeler vur- gulanmıştır. CGK, 22. 11. 2005, 10-140/143: “. . . Yasamızın temyiz edilebilirlik için aradığı ilk koşul verilen kararın hüküm niteliğinde olmasıdır. 5271 sayılı CYK’nın 223. maddesinde ise; Beraat, Ceza verilmesine yer olmadığına, Mâhkumiyet, Güvenlik tedbirine hükmedilmesi, Davanın reddi, Davanın düşmesi, Kararlarının hüküm olduğu belirtilmiş, maddenin son fıkrasında ise; “Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararı”nın yasa yolu bakı- mından hüküm sayılacağı vurgulanmıştır. Maddede sayılan hükümlerin verilme koşulları ayrıntılı olarak düzenlenmiş olup, 6. fıkrada; “Yüklenen suçu işlediğinin sabit olması halinde, belli bir cezaya mahkûmiyet yerine veya mahkûmiyetin yanı sıra gü- venlik tedbirine” hükmolunacağı belirtilmiştir. (. . . ) 5237 sayılı TCK’da yaptırım olarak cezalar ve güvenlik tedbirlerine yer veril- miş, 5271 sayılı CYK’nın 223. maddesinde de güvenlik tedbirlerine hükmedilmesi- ne ilişkin kararların hüküm sayılacağı açıkça belirtilmek suretiyle, tedbir kararları- nın temyiz yeteneğinin bulunup bulunmadığı konusundaki tartışmalar da sonlan- dırılmıştır. ” (Şirin/Aşaner/Özcan/Yalvaç/Erel/Özdemir, s. 1126-1229). hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200935 Mahkemece kovuşturma evresinde verilen, davanın düşmesi ve reddi kararlarında ise, uyuşmazlık dolayısıyla yargılandığı için, uyuş- mazlığın esası çözümlenmemektedir. Bu nedenle düşme ve ret kararı son karar olmamalarına karşın hüküm sayılabilirler. 7 Düşme kararı, yalnızca uyuşmazlığın çözümlenecek cinsten olma- dığını açıklamaktadır. Örneğin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ön- görülen; sanığın ölümü (m. 64/1), genel af (m. 65/1), dava zamana- şımı (m. 66/1-2) kovuşturma yapılması şikayete bağlı suçlarda yasa- da aksi yazılı olmadıkça suçtan zarar gören kişinin vazgeçmesi (73/4) ve ön ödeme (m. 75/2) gibi düşme sebeplerinin varlığı durumunda, yargılama yapılamamaktadır. Sanığın suçlu olup olmadığı araştırıl- mamaktadır. Buna karşın, uyuşmazlık, hiç olmazsa çözümlenemeye- cek uyuşmazlıklardan olduğu belirtilmektedir. Bu da bir bakıma onu çözümlemektir. 8 Düşme kararlarındaki yargılama, doğrudan doğruya yargılama olmasa da, dolayısıyla bir yargılamadır. Ret kararında ise, uyuşmazlık çözümlenmiş olduğu ya da çözüm- lenmekte bulunduğu için, mahkemenin o uyuşmazlığa bakmayaca- ğı belirtilmektedir. Böylece, söz konusu bu uyuşmazlığın o yargılama makamında çözülecek türden olmadığı açıklanmış olmaktadır. 9 IV. Hükmün Konusu Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesinde; hükmün, iddiana- mede öğeleri (unsurları) açıklanan (gösterilen) suça ilişkin eylem(ler) (fiil) ve sanık (fail) hakkında verilebileceği öngörülmektedir. Ceza da- vası, Kara Avrupa’sında, yer alan çoğu ülkelerde, devlet/kamu adı- na savcılık makamınca açılır. Bu, ceza davasının kamusallığı ilkesinin sonucudur. Türk sistemi de böyledir. Ülkemizde, kamu/devlet adına ceza davasını açma görevi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine geti- rilmektedir (CYK m. 170/1). 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nda kişisel (şahsi) dava kuru- muna yer verilmemiştir. 7 Tosun, Öztekin, Türk Suç Mahkemesi Hukuku Dersleri, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1976, s. 157, 158; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, N. 76. 3, S. 1298; Yurtcan, s. 425, 426. 8 Tosun, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü, s. 167. 9 Yurtcan, s. 425, 426; Tosun, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü, s. 167, 168. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200936 Bu düzenleme, ceza davasını açma tekelinin Cumhuriyet savcısın- da olduğunu göstermektedir. Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresinin sonunda suçun işlendi- ğine ilişkin (dair) yeterli kanıta (delile) ulaşıldığı kanısında ise, iddia- name adı verilen belgeyi (suçlama belgesini) düzenler ve bunu dava- yı görecek/yargılamayı yapacak mahkemeye verir (CYK m. 170/2). Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianamenin (suçlama belgesi- nin), verildiği mahkemece kabulüyle kamu davası açılmış olur (CYK m. 175/1). 10 Aynı zamanda iddianamenin kabulüyle kamu davası açıl- mış olduğu için, kovuşturma evresi de başlar (CYK m. 175/1). Ceza Yargılama Kanunu’nda, iddianamede, yüklenen suçu oluş- turan olaylar/eylemler, kanıtlarla (mevcut delillerle) ilişkilendirile- rek açıklanması gerektiği belirtilmiştir (m. 175/4). Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesine göre ise, hükmün konusu, iddianame- de öğeleri gösterilen suça ilişkin eylem(ler) (fiiller)dir. Hükmün ko- nusunu, iddianamede sınırları belirtilerek dava konusu yapılan olay [eylem(ler) oluşturur. Bu madde ile ilgili hükümet tasarısı gerekçele- rinde de belirtildiği gibi, kamu davasının konusu ile hükmün konusu maddi olay bakımından aynıdır. 11 Mahkeme “davasız yargılama olmaz” ilkesi uyarınca yargılamayı, iddianamede açıklanan eylem/olay ya da eylemler/olaylar konusun- da yapabilir. Mahkeme, sanığın (failin), iddianamede ceza davasının konusu yapılmamış eylemlerini kapsayacak biçimde yargılama yapa- maz. Yüce Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre de; hükmün konusu, id- dianamede gösterilen eylem ve sanık olan kişiyle sınırlıdır. Mahkeme- ler, iddianamede gösterilen eylem ya da eylemlerle sınırlı olarak yar- gılama yapmak zorundadır. Bu nedenle Yüce Mahkemeye göre, ve- rilecek sonkarar (hüküm), kim hakkında ve hangi eylemden dolayı dava açılmışsa o konuyla sınırlı olacaktır. 12 Dava açıldıktan sonra sanı- 10 Bu anlatımın eleştirisi için bkz. Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hu- kuku, 6. Bası, İstanbul 2008, s. 421, dip not 2. 11 Bkz. Hükümet Tasarısı Gerekçesi (m. 235) için Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005, s. 711; Yaşar, Osman, Uygulamalı ve Yorumlu Ceza Muhakemesi Kanunu, 4. Bası, Ankara 2009, c. II, s. 2063. 12 Bkz. CGK, 06. 11. 2007, 203/224; “hükmün konusu iddianamede gösterilen eylem- dir. İddianamede açıklanan ve suç oluşturduğu ileri sürülen fiilin dışına çıkılma- sı, dolayısıyla davaya konu edilmeyen bir eylemden dolayı yargılama yapılma- sı ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya aykırıdır. Bu bakımdan iddia- hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200937 ğın yeni suçlarının ortaya çıkması durumunda, Cumhuriyet savcısının yeni bir iddianame düzenlemesi gerekir. 13 Davasız yargılama yapılamaması ilkesi mahkemenin açılmamış bir davaya bakmasını yasaklar. Cumhuriyet savcısı bir eylemden/ olaydan dolayı ceza davası açmadıkça, mahkeme o eylemle/olayla/ suçla ilgili olarak yargılama yapamaz. Bu ilke, öğretide, “davacı ve da- vanın olmadığı yerde, yargıç da yoktur” biçiminde belirtilmektedir. 14 Yine bu ilkeye göre, bir mahkeme, hangi sanık için ve han- gi olay(lar)/eylem(ler) iddianamede açıklanmışsa, o sanık ve o eylem(ler)/olay(lar) için yargılama yapılabilir ve hüküm kurulabilir. 15 Böylece, ceza davasının konusu ile hükmün konusu iddianamede açıklanan eylem(ler) ve kişi(ler)dir. Başka bir söyleyişle, Ceza davası- nın/kamu davasının konusu ile hükmün maddi konusunun aynı şey- ler olduğunu söyleyebiliriz. 16 Kamu davasına konu olmayan eylem ya da eylemler hakkında namenin ayrıntılı olması, yüklenen suçun unsurlarını oluşturan fiil/fiillerin neler- den ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak biçimde açılanması zorunludur. Böylelikle sanık; sorgusundan önce iddianame okunduğunda üzeri- ne atılı suçun ne olduğunu anlamalı, buna göre savunmasını yapabilmeli ve kanıt- larını sunabilmelidir. Yüklenen suç açık ve net olarak belirlenmeli, savunma hak- kı kısıtlanmamalıdır. Bu itibarla, sanık H.Ç. hakkında 14. 08. 2002 günü sahtecilik eyleminden dolayı yöntemine uygun biçimde açılmış bir dava bulunmadığı halde, bu hususta ayrı bir dava açılması sağlanmadan sözü edilen eylemden de sorum- lu tutulup hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması isabetli görülme- miştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının bu yönden de kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün, suç niteliğinin belirlenmesi ve zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasındaki yanılgılar nede- niyle bozulmasına karar verilmelidir. ” (Şirin/Aşaner/Özcan/Yalvaç/ Özdemir/ Erel, s. 908-917); Ayrıca aynı nitelikte kararlar için bkz; CGK, 27. 9. 2005, 6/63-108; CGK, 21. 12. 1999, 10/310-320; CGK, 03. 02. 1998, 6/326-7 (Yaşar, s. 2077, 2082- 2083, 2084-2085); 4. CD, 12. 12. 2007, 2006/6564, 2007/10735: “İddianamede tanım- lanan eyleme göre, sanık hakkında görevliye etkin direnme suçundan dava açıl- dığı gözetilmeden, dava açılmayan görevliye sövme suçundan hüküm kurularak CYK’nın 225. maddesine aykırı davranılması,” (Yaşar, s. 2102-2103). 13 Centel/Zafer, s. 421. 14 Kern, Eduard/Roxın, Claus, Strafverfahrenrecht, München 1982, § 226 s. 22; Yurt- can, s. 43; Centel/Zafer, s. 422 15 Toroslu, Nevzat/Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s. 297; Taşdemir, Kubilay/Özkepir, Ramazan, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 3. Baskı, c. I, Ankara 2007, s. 996. 16 Erem, Faruk, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (Şerh), Ankara 1996, s. 568. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200938 mahkeme hüküm veremeyeceği için, hükmün maddi konusu, kamu davasının maddi konusu ile zorunlu olarak aynı olacaktır. Ancak, ceza davasının/kamu davasının “hukuki konusu” ile hük- mün “hukuki konusu” aynı olmayabilir. Çünkü mahkeme eylem(leri) nitelendirmede özgürdür. 17 Ceza Yargılama Kanunu’nun 170. maddesinin 3. fıkrasının (a) ben- dinde Cumhuriyet savcısının düzenleyeceği iddianamede şüphelinin kimliğinin gösterileceği belirtilmiştir. Bu nedenle, iddianamede, sanık (şüpheli) açıkça belli edilmektedir. Bundan dolayı, ceza yargılamasın- da, ceza davasının/hükmün konusunun kişi yönünden belirlenmesi kolaydır. Hükmün, hangi sanık hakkında kurulacağı, başka bir deyişle ceza davasının/yargılamanın, kişi yönünden konusu, iddianameyle belir- lenmektedir. Kişi (şüpheli/sanık), eylemi işleyip işlemediğinden ba- ğımsız olarak iddianamede bazen gösterilmiş olabilir. Bu durumda, suçsuz olan bir kimse hakkında bir yargılama başlatılmış olur. 18 V. Eylem Kavramı İddianamede açıklanan eylem ya da eylemler hükmün/ceza dava- sının konusudur. Ceza davası konusu olarak eylem kavramını tanımlamak zordur. Ceza Yargılama Kanunu’nda, eylemden (fiilden) ne anlaşılması gerek- tiği konusunda açık bir düzenleme bulunmamaktadır. 19 Ceza yargılaması hukukundaki eylem (fiil) kavramı ile ceza huku- kundaki eylem (fiil) kavramı aynı değildir. Ceza hukukunda suç sayılan eylemin (fiilin) hukuki kavramlar kullanılarak tanımları yapılmıştır. Örneğin “zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden alma” gibi (5237 sayılı TCK m. 141/1). 17 Schvarz, Otto, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Şerhi, (Çev. Taşkın, Rıfat) Ankara 1939, s. 477; Selçuk, Sami, Karşıoylarım, Ankara 2001, s. 150-153; Erem, s. 568. 18 Kühne, Hans-Heiner, Strafprozessrecht, 6. Auflage, Trier 2003, § 36, Rn. 610 vd. s. 320, 321 vd. ; Centel/Zafer, s. 526. 19 Centel/Zafer, s. 526. hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200939 Ceza yargılaması hukukunda “eylem” (fiil) kavramı, tarihsel ola- rak failce yaşanmış ve dış dünyaya yansımış olaylardır. 20 Ceza yargılamasının konusu ile ilgili olarak “eylem” (fiil) deyince ne anlaşılması gerektiği konusunda çeşitli görüşler bulunmaktadır. 21 Bir görüşe göre, ceza yargılaması hukuku bakımından eylem (fiil) kavramından, iddianamede açıklanan tarihi olayın bütünü anlaşılma- sı gerekir. İddianamede, Cumhuriyet savcısı işlenmiş olan eylem ya da eylemleri bireyselleştirerek belirtir. Eylem ya da eylemler iddianamede belirtilirken/açıklanırken/ bi- reyselleştirilirken, ceza hukuku anlamında bir suç tipinin ve bunun öğelerinin açıklanması söz konusu değildir. Eylem (fiil) belirtilirken, failin davranışının (hareketinin) kimlere yönelik olduğu, ne zaman ne- rede yapıldığının gösterilmesi gerekir. 22 Fakat, eylemin (fiilin) işlendi- ği yerin, zamanın, eylemin işlenme şeklinin suçun mağdurunun adı- nın yanlış yazılması eylemin (fiilin) aynı olma durumunu ortadan kaldırmaz. 23 İddianamede belirtilmeyen ve bireyselleştirilmeyen olay- lar ceza yargılamasının (yargılanacak uyuşmazlığın) konusu olamaz. Yargılama makamı iddianamede belirtilen/açıklanan/belli edilen/bi- reyselleştirilen olay ya da olayları yargılayabilir. 24 Başka bir deyişle mahkeme, iddianamede açıklanmayan eylem ya da eylemleri yargıla- yamaz ve hükme konu yapamaz. Tarihi görüşe göre; iddianamede olayın esası yeteri kadar belir- tilmemiş olsa dahi, bu olaya ait doğal bir değerlendirme ile, yani nes- nel (objektif) olarak bu olaya bağlanabilen bütün durumlar da bu tari- hi olayı oluşturur. Türk ceza yargılaması hukukunda, öğretide, Kantar, “dava ve hük- mün konusu, iddianamede veya son soruşturmanın açılması kararında göste- rilen maddi fiildir, tarihi hadise”dir, demektedir. 25 Görülüyor ki “tarihi olay” görüşüne göre, birbirleriyle ilişki içinde 20 Tosun, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü, s. 33, 34; Centel/Zafer, s. 526; Selçuk, s. 151. 21 Bu konuda bkz. Yurtcan, s. 197 vd; Centel/Zafer, s. 527. 22 Tosun, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü s. 33. 23 Kantar, Baha, Ceza Muhakemeleri Usulü, Birinci Kitap, Ankara 1957, s. 301. 24 Tosun, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü , s. 33. 25 Kantar, s. 301. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200940 olan, birbirleriyle bağlantısı doğal sayılan olaylar/eylemler, ceza da- vasının/ceza yargılamasının konusunu oluşturur. “Tarihi olay” görüşünden başka, “hukuki ve normatif biçimde ele alı- nan olay” ve “davacının neticei talebi” gibi görüşler de ceza yargılama- sının konusu olan eylemden (fiilden) ne anlaşılması gerektiği konusu- nu tartışmışlardır. 26 Tüm görüşlerde ortak olan özellik, eylem (fiil) deyince anlaşılması gereken, daha doğrusu ceza yargılamasının konusu, iddianamede yer alan olay ya da olaylardır. Ceza Yargılama Kanunu ceza yargılaması konusunu (uyuşmaz- lık konusunu) belirlemede ölçütün iddianame olacağını açıkça göster- mektedir. Yasaya göre “Hüküm, ancak iddianamede (…) gösterilen (…) fiil hakkında verilir” (CYK m. 225/1). Görülüyor ki iddianamede belirtilen olay ya da olaylar ceza davasının konusunu oluşturmaktadır. Bu du- rumda, ceza yargılamasının/hükmün konusu, iddianamede gösteri- len eylem(ler)in ne olduğu gözetilerek belirlenecektir. İddianamede gösterilen eylem (fiil) kavramını geniş anlamak gerekir. 27 İddianamede, failce önceden yaşanan tarihsel olayın; birey- selleştirilerek hikaye/tasvir edilip açıklanan dışa yansımış maddi ola- yın bütününü, ceza yargılamasının/hükmün konusunu oluşturan ey- lem ya da eylemler olarak kabul etmek gerekir. Başka bir söyleyişle, iddianamede açıklanan maddi olayın bütünü içinde, ceza hukukuna aykırı düşen ve bu nedenle cezalandırılabilir nitelikte olan eylem(ler), davranış(lar) ceza yargılamasının/hükmün konusu olacaklardır. 28 Böylece, ceza yargılamasının/hükmün konusunu sınırlayan, iddi- anamede açıklanan dış dünyaya yansımış, maddi insan davranışların- dan oluşan olayların bütünüdür. Yargılama makamı, bunların içinden cezai yaptırım konusu olanları açıklayıp yargılayacaktır. Daha doğru- su, mahkeme, cumhuriyet savcısının düzenlediği iddianamede açık- lanan tarihsel olay içinde kalan, tüm eylem(ler)i/davranış(lar)ı yar- gılamak zorundadır. 29 İddianamede gösterilen olaylarla bağlantı için- de onun ayrılmaz parçası olan olaylar da, iddianamede gösterilmese 26 Bu görüşlerle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Yurtcan, s. 200-208. 27 Hakeri, Hakan/Ünver, Yener, Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, Ankara 2009 s. 292. 28 Selçuk, s. 150, s. 151; Yurtcan, s. 206-208; Centel/Zafer, s. 528, 529. 29 Selçuk, s. 151. hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200941 de ceza yargılamasının konusunu oluşturur. İddianamede gösterilen olayla sonradan ortaya çıkan olay arasında “bağlantı bulunup bulunma- dığı ya da olayların bir bütünün parçası olup olmadığı yer, zaman, mağdur, nedensellik ilişkisi ve sosyal yönden iç içe geçmişlik gibi” ölçütler gözetile- rek belirlenecektir. 30 İddianamede belirtilen olayın bütünü ve bu olay- la sıkı bağlantı içinde olan ve sonradan ortaya çıkan tüm olaylar, hük- mün/yargılamanın konusunu oluşturur. 31 Örneğin iddianamede be- lirtilen konut dokunulmazlığını bozma eylemine eksik kalkışmadan dava açıldığı halde, konut dokunulmazlığı bozma eyleminin tamam- landığı ortaya çıktığında, cezanın artırılması gerektiğinden, bu olayın hükme konu yapılması için sanığa ek savunma hakkı verilmesi yeter- lidir (CYK m. 226/2). 32 Hukuki açıdan bakıldığında ayrı bir suç görü- nümü veren sonradan ortaya çıkan olayla, yargılama konusu olayla ne kadar sıkı bağlantı içinde olurlarsa olsunlar, yeni bir iddianame dü- zenlenmeden hükmün/yargılamanın konusu yapılamaz. Bu açıklamalardan sonra diyebiliriz ki hükmün/ceza davasının konusu, iddianamede açıklanan eylem ya da eylemlerdir. Cumhuri- yet savcısının iddianame metnindeki, tarihi olay içinde yer alan tüm eylemler yargılamaya ve hükme konu olacaktır. Mahkemece, iddia- namede, açıklanan eylemler nesnel (objektif) olarak değerlendirilerek, yargılamanın (uyuşmazlığın) konusu belirlenmelidir. Çünkü cezalan- dırılabilir nitelikte olan, iddianamedeki eylem(ler), davranış(lar) yar- gılamanın nesnel (objektif) öğesini oluşturur. 33 Bu nedenle yargılamanın/hükmün konusu, Ceza Yargılama Ka­ nu­nu’na göre, nesnel (objektif) niteliktedir. İddianameyi düzenleyen Cumhuriyet savcısının amacı ya da iradesi gibi öznel (sübjektif) ölçüt- ler gözetilerek yargılamanın (uyuşmazlığın) konusu belirlenemez. 34 Yüce Yargıtay’ın yerleşik görüşüne göre, bir olayın açıklanması sı- rasında başka bir olaydan söz edilmesi o olay hakkında dava açıldığını göstermemekte, dava açılacak olayın açıkça ve bağımsız biçimde gös- terilmesi gerekmektedir. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı başka bir ola- 30 Beulke, Volfgang, Strafpozessrecht, Heidelberg 2002, Rn. 512, s. 25; Centel/Zafer, s. 528, 529. 31 Centel/Zafer, s. 528, 529. 32 2. CD, 26. 11. 2007, 2006/7844, 2007/2461 (Yaşar, c. 2 s. 2134). 33 Centel/Zafer, s. 529. 34 Selçuk, s. 151, 153. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200942 ya bağımlı ve dayalı olarak bir olaydan söz etmiş ise dava açma irade- si bu olay için söz konusu olamaz. 35 Bir somut olayda, “parasını almak amacıyla tornavidayla göğsüne vu- rarak yaraladığı” “darbeler sonucu öldüğü”, “maktulün ceplerini aradığı ve cebinde bulunan paraları alarak” biçiminde yağma suçunu oluşturan birden çok eyleme yer verilerek sanık hakkında iddianame düzenle- nerek dava açılmıştır. Savunma ve yargılama da bu eylemlerle ilgi- li olarak yürütülüp hükümler kurulduğu halde, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca, iddianamede gasp suçu ile ilgili dava açıldığı görüşü ye- rinde bulunmayarak, ilk derece mahkemesinin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. 36 Bu karara karşı oy yazan Selçuk’un belirttiği gibi, iddianamenin, eylemleri açıklayan metin kısmına göre değil, iddianameyi düzenle- yen Cumhuriyet savcısının iradesine göre öznel ölçütte yorumlayan görüşlere katılmak olanaksızdır. 37 Çünkü mahkeme, iddianamede ta- rihsel olay içinde kalan/yer alan ceza hukukuna aykırı düşen ve ceza- landırılabilen tüm eylemleri yargılamak zorundadır. Yargıtayımız başka bir kararında; “somut olayda 10.03.2006 tarihli iddianamenin anlatım kısmında sanığın üzerine atılı hakaret suçu açıklanır- ken trafik ekip otosunu yumrukladığının belirtilmiş olmasının mala zarar ver- me suçundan dava açıldığını göstermeyeceği” gerekçesiyle ilk derece mah- kemesince “mala zarar verme” suçundan kurulan hükmün bozulma- sına karar vermiştir. 38 Başka bir somut olayda ise, “geceleyin saat 21.30 sıralarında tavukla- rı çalan şahsı tesbit etmek için müştekilerin bekledikleri bu sırada; şüpheliler- den (T)nin daha önce ele geçirdiği anahtar ile işyerini açarak birlikte hırsızlık yapmak için içeriye girdikleri, burada tavukları çalmak için almak istedikle- ri bir sırada müştekileri hissetmeleri üzerine olay yerinden uzaklaştıkları” bi- çiminde açıklanan eylemler nedeniyle, Cumhuriyet savcısınca düzen- lenen iddianamede, sanıkların yalnızca hırsızlık eyleminden dolayı TCK’nın 142/2, 143, 43/1, 37, 53/1, 58/1, 63. maddeleri uyarınca ceza- 35 CGK, 14. 06. 2005, 38/63, CGK, 23. 11. 2004, 174/2002 (Şirin/Aşaner/Özcan/Yal- vaç /Özdemir/Erel, s. 921-923). 36 CGK, 13. 05. 1997, 1-76/114 (Selçuk, s. 145-153). 37 Selçuk, s. 150-152. 38 9. CD, 23. 09. 2008, 11514/10226 (YKD, Ocak 2009, s. 1, c. 35, s. 176-177). hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200943 landırılmaları istenmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda, sanıklar hakkında yalnızca hırsızlık suçundan hüküm kurul- muştur. Yargıtay ceza dairesince, iddianamedeki anlatıma göre; “sa- nıklar hakkında geceleyin işyeri dokunulmazlığını bozma suçundan da kamu davası açıldığının anlaşılması karşısında; TCK’nın 116/2-4 ve 119/1-c mad- deleri uyarınca zamanaşımı içinde hüküm kurulmasının olanaklı bulundu- ğu” kabul edilerek bu durum bozma nedeni yapılmamıştır. 39 İddiana- mede açıklanan, ceza hukuku açısından cezalandırılabilir tüm eylem- ler hakkında, yargılama yapılarak hüküm kurulması gerektiği görüşü- nü benimseyen, bu kararın yerinde olduğu kanısındayız. Yargıtayımız başka bir kararında ise, iddianamede nitelendirilme- si (tavsifi) yapılan suça bağlı kalınarak yargılamaya devamla karar ve- rilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu görüşe katılmak olanaksızdır. Çün- kü davanın hukuki konusu ile hükmün konusu ayrı şeylerdir. Cum- huriyet savcısının iddianamede eylem(ler)i/davranış(lar)ı nitelemesi, yani ceza hukuku karşısında bunlara koyduğu hukuksal tanı (teşhis), geçici nitelikte bir nitelemedir. Bu niteleme, daha doğrusu hukuksal tanı değişir. Çünkü mahkeme eylem(ler)i nitelemede özgürdür (CYK m. 225/2). Ceza yargılamasının konusu iddianamede açıklanan eylem ya da eylemlerdir. Hükmün maddi konusunu da yine iddianamede açıklanan eylem ya da eylemler oluşturur. Ancak, mahkeme, iddia ve savunmaya bağlı kalmaksızın iddiana- mede açıklanan eylem ya da eylemleri Cumhuriyet savcısının hukuki nitelendirmesinden ayrı bir hukuki nitelendirme sonucu hükmün hu- kuki konusunu belirleyebilir. Alman ceza yargılaması hukukunda da eylem (die Tat=fiil) en önemli kavramlardan biridir. Eylem kavramı Alman Ceza Yargılama Kanunu’nda (§ 264 I ve §155 I StPO) bulunduğu gibi, Federal Almanya Cumhuriyeti Anayasası’nda (Art. 103 III GG) ve ayrıca Alman Ceza Kanunu’nun birçok maddesin- de (§ 52 ve § 53 StGB) de bulunmaktadır. 40 Alman Anayasası’nın 103. maddesinin 3. fıkrasında “hiç kimse (…) 39 6. CD, 31. 01. 2007, 2006/11720, 2007/737 (Yayımlanmamış karar). 40 GG = Grundgesetz = Alman Anayasası StPO = Strafprozessordnung = Alman Ceza Yargılama Yasası StGB = Strafgesetzbuch = Alman Ceza Yasası Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200944 aynı eylemden dolayı birden fazla cezalandırılamaz” denilmektedir. Ana- yasadaki bu eylem kavramının, Alman Ceza Yargılama Kanunu’nun 264 ve 155. maddelerindeki eylem kavramlarıyla tamamen aynı oldu- ğu açıkça anlaşılmaktadır. 41 Diğer yandan Alman Ceza Kanunu’nun 52 ve 53. maddelerin- deki eylem kavramları tamamen farklıdır. Alman ceza yargılama- sı hukukunda, Alman Ceza Yasası’nda geçen böyle bir ayrım kabul edilmemektedir. 42 Dolayısıyla Alman ceza yargılama hukukunun kendisine özgü bir eylem (Tat) kavramı anlayışı vardır. Alman ceza yargılama hukukunda, uygulama ve öğretide baskın olarak tarihi görüş benimsenmektedir. Ceza yargılaması hukuku, “ey- lem“ kavramını bir “tarihi (kronolojik) olay” olarak anlar. İddianame ve sonsoruşturmanın açılması kararında geçmişte ya- şanan tarihi olay, eylem ya da eylemler açıklanır. 43 Ancak, “eylem” yalnızca iddianame ve sonsoruşturmanın açılma- sı kararında anlatılanlar değildir. Yaşamın olağan akışına göre, failin tüm davranışları iddianamede anlatılan tarihi olay ile ortak ya da bir- likte olay olarak algılanabiliyorsa, ceza yargılaması hukuku bunu yine eylem kavramı olarak anlamaktadır. 44 Bu özelliğin her bir olay bakımından ayrı incelenmesi gerekmekte- dir. Burada gözetilmesi gereken ölçüt, eylemlerin arasında nesnel (ob- jektif) bir bağlantı olmasıdır. Söz konusu olan eylemlerin, aynı zaman içerisinde yapılmış olması gerekli olmadığı gibi, yeterli de değildir. 45 41 BVerfG 45, 434 = NJW 1978, 414; 56, 22 = NJW 1981, 1433 BGH 32, 146, 150; Pfe- iffer, Gerd, Karlsruher Kommentar zur Strafprozessordnung, 5. Auflage, Münc- hen 2007, § 264 Rn. 1; Ranft, Ottfried, Der Tatbegriff des Strafprozessrechts, In: JuS 2003, s. 417 (417 f. ). 42 Kropıl, Karl, Prozessualer Tatbegriff und Wahlfeststellung In: NJW 1988 Heft 19, s. 1188 (1189); RANFT, Der Tatbegriff des Strafprozessrechts, JuS 2003, 417 (418). 43 BGH (AZ. : 2 StR 327/05), Urteil vom 23. Nov. 2005; OLG Köln, Beschluss vom 05. 10. 2004; AZ. : 8 Ss-OWi 25/04; STVG §§ 24a, 25, OWiG § 46; StPO 206 a; Pfeiffer, Strafprozessordnung, § 264, Rn. 2. 44 BGHSt 13, 320 (321) = NJW 1960, 110; BGHSt 23, 141 (145) = NJW 1970, 255; BGHSt 35, 80 (81 f. )= NJW 1988, 837 sowie BVerfGE 45, 434 (435); 56, 22 (28) = NJW 1981, 1433; BGH, Urteil vom 17. 03. 1992 – 1 StR 5/92 (LG Hof). 45 BGH NStZ – RR 2004, 141; Pfeiffer, Strafprozessordnung, § 264 Rn. 2. hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200945 Federal Alman Yargıtayı’nın Kararlarından 46 Tipik Örnek Olay Sanık ve eşinin ortak bir evi bulunmaktadır. Evin zemin katında oğlu ile gelinleri bir lokanta işletirken, aynı zamanda evin üst katın- da oturmaktadırlar. 2003 yılının başında sanık maddi sıkıntılara girer. Yangın sigortasından para alabilmek için kendi evinin, kendisi veya bir üçüncü şahıs tarafından yakılmasına karar verir. Böylece sanık, si- gortasını dolandırmaya karar verir. Kundaklamadan önce sanık 9 Nisan 2003 tarihinde evin sigorta değerini 320000 Euro’dan 600000 Euro’ya yükselttirir. 10 Nisan 2003’e bağlayan gece, bina yangın sonucunda tamamen kül olur. Savcılık, sanığın oğlu ve gelini ile mal sahibi olarak sanığın eşinin kundaklamaya onaylarını verip vermeme konusunda bir karara vara- mamıştır. İddianamede sanığın yalnızca kasten yangın çıkarmış olabileceği (§ 306 I StGB: Brandlegung) belirtilmiştir. Asliye ceza mahkemesi, aşağıda açıklanan nedenden dolayı sanı- ğın beraatına karar vermiştir: 1. Mal sahibi ya da ortaklar kundaklamaya izin verirlerse, § 306 I StGB kasten yangın çıkarma suçundan cezalandırılamazlar. Yukarıda belirtildiği gibi, kundaklamayı mal sahiplerinin onaylayıp onaylama- dıkları belli olmadığı için, sanık kasten yangın çıkarma suçundan so- rumlu tutulmamıştır. 2. Sigortanın aleyhine dolandırıcılığa kalkışma eylemi (versuchter Betrug zum Nachteil der Gebäudeversicherung gemäβ § 263 III StGB) iddianamede belirtilmediği için, bu suçtan dolayı sanığın cezalandırıl- ması yönüne gidilmemiştir. Bunun üzerine savcı temyiz yoluna baş- vurur. Savcının başvurusu yerinde bulunur. Çünkü: Kasten yangın çıkarma suçu ile bina sigortasının aleyhine dolan- dırıcılığa kalkışma suçu arasında yaşamın olağan akışına göre nesnel (objektif) bir bağlantı olduğu için, iki suç ortak olay olarak algılanır ve böylece ceza yargılamasında bu iki olay bir eylem olarak kabul edilir. Dolandırıcılık suçunun iddianamede belirlenmemiş olması, bir eksik- lik sayılamaz. Böylece, dolandırıcılık eylemi açıkça iddianamede yer 46 BGH (AZ.: 2 StR 327/05), Urteil vom 23 Nov. 2005. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200946 almamasına karşın dolandırıcılık suçundan hüküm kurmak olanaklı- dır. Sonuç: Alman Ceza Yargılama Kanunu’na (§ 264 StPO) göre, hü- küm yalnızca iddianamede gösterilen/belirtilen eylemle ilgili olarak kurulur. Ama yukarıda gösterildiği gibi, istisnaları da göz önünde bu- lundurmak gerekir. Yani iddianamede belirlenen eylem ile iddiana- mede belirlenmeyen, sonradan ortaya çıkan eylem arasında nesnel (objektif) bir bağlantı söz konusu ise, bu eylem ile ilgili olarak da hü- küm kurmak olanaklıdır. VI. Ceza Yargılamasının Konusu Ceza yargılamasının konusu deyince, bir ceza davası açıldığı za- man, bu dava ile ilgili olarak mahkemeden ne istendiği, hangi kişi(ler) ya da olay(lar) yargılamaya konu olacak ve hükmün konusunu oluş- turacak, bunlar akla gelmektedir. Bu nedenle, ceza yargılamasının ko- nusu bir ceza uyuşmazlığıdır. Ceza yargılamasında, mahkeme, ancak bir ceza davası açıldığın- da, bu dava yoluyla önüne getirilmiş ceza uyuşmazlığı konusunda yargılama yaparak karar verebilir (CYK m. 225). Davasız yargılama yapılamaması başka bir söyleyişle “davasız yar- gı olmaz” ilkesi, mahkemenin açılmamış bir davaya bakmasını yasak- lamaktadır. Davasız yargılama yapılamaması ilkesinin iki öğesi (unsuru) bu- lunmaktadır. Bunlar kişi ve eylem öğeleridir. Ceza yargılamasında, Cumhuriyet savcısı suç işlediği şüphesi ile hangi kişi hakkında ceza davası açmış ise, o kişi hakkında yargılama yapılarak karar verilebilir. Şüpheli ya da sanık sıfatıyla dava açılma- mış kişi hakkında yargılama yapılamaz ve karar verilemez. Davasız yargılama yapılamaz ilkesinin ikinci öğesi ise “eylem” ile ilgilidir. Söz konusu ilke gereği, Cumhuriyet savcısının kamu davasını açmak için düzenlediği, suçlama belgesinde (iddianamede), açıklanan eylem ya da eylemler ile ilgili olaylar yargılamanın konusunu oluştu- rur ve bu maddi olaylar hakkında son karar (hüküm) verilebilir. Cumhuriyet savcısı tarafından düzenlenen ceza davasında, iddia- namede açıklanmayan eylem ya da eylemler, ceza yargılamasının ko- hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200947 nusu yapılamayacağı gibi, bu eylem ya da eylemler hakkında karar da verilemez. Ceza yargılamasının konusu bir ceza uyuşmazlığıdır demiştik. Bu açıklamalardan sonra ceza yargılamasının konusunu oluşturan ceza uyuşmazlığının da kişi ve eylem olmak üzere iki öğeden oluştuğunu söyleyebiliriz. 47 Öyle ise ceza yargılamasının konusu da kişi ve eylem olmak üzere iki öğeden oluşur. İddianamede açıklanan dış dünyaya yansımış maddi olayın bütü- nü içinde yer alan cezalandırılabilir eylem(ler), davranış(lar) ceza yar- gılamasının nesnel (objektif) öğesini oluşturmaktadır. Suçu işlediği konusunda yeterli şüphe bulunması nedeniyle Cum- huriyet savcısının düzenlediği iddianamede, “şüpheli” olarak gös- terilen kişi ise ceza yargılama konusunun öznel (sübjektif) öğesini oluşturur. 48 Ceza yargılaması hukukunda her uyuşmazlık için ayrı bir yargı- lama yapılması temel ilkedir 49 . Her eylem için ayrı bir soruşturma ve yargılama yapılarak ayrı bir karar verilecektir. Temel ilke bu olmak- la birlikte birden çok ceza yargılaması/uyuşmazlık konusunun (kişi ya da eylem yönünden) bağlantıya ilişkin yasa kuralları uyarınca, bir ceza yargılaması konusu yapılarak sonuçlandırılması olanaklıdır (CYK m. 8-11). 50 Ceza yargılamasının konusunu oluşturan nesnel (maddi olay- eylem) ve öznel (şüpheli ya da sanık-kişi) öğesinin aynı kalması kural- dır. Ceza yargılaması konusunun öznel öğesini oluşturan, iddianame ile hakkında ceza davası açılan kişi değişmemelidir. Yargılama sırasında, kovuşturma evresinde hakkında ceza dava- sı açılan kişinin değil, tanıklardan birinin suçu işlediği ortaya çıkabilir. Bu kişinin yargılanabilmesi için, hakkında iddianame ile yeni bir dava açılması gerekir. 51 Uygulamada buna ek iddianame adı verilmektedir. 47 Yurtcan, s. 196, 197. 48 Tosun, c. II, Muhakemenin Yürüyüşü, s. 31-34; Centel/Zafer, s. 529. 49 Yurtcan, s. 208. 50 Centel/Zafer,s. 529. 51 Kühne, § 36, Rn. 346; Centel/Zafer, s. 529, 530. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200948 VII. Ceza Yargılaması Konusunu (Yargılanacak Uyuşmazlığı) Belirlemenin Önemi Yargılama maddi gerçeği ortaya çıkarmak için yapılmaktadır. Hü- küm (son karar) verildiğinde, mahkeme maddi gerçeği saptamış ol- maktadır. Hükmün (son kararın) yanlış olması olasılığı göz önünde tutularak bu karara karşı bazı hukuksal çarelere başvurmak da ka- bul edilmiştir. Bu çareler temyiz, istinaf gibi yasayollarıdır. Bu hukuk- sal çarelere de başvurulup artık hiçbir yasayolu kalmadığında sonka- rar kesin hüküm (yargı) halini almaktadır. Bir uyuşmazlık için yar- gılama yapılır ve karar da kesin hüküm (yargı) halini alırsa, artık bu uyuşmazlık için kural olarak, yargılama yapılması kabul edilmemek- te, dava da açılamamaktadır (CYK m. 223/7). Bu sonuç, yargılama bir- liği ilkesinin bir görünüşüdür. 52 Türkiye’de yargı yetkisi ulus adına ba- ğımsız mahkemelerce kullanılmaktadır (Any. m. 9). Bu nedenle Türk yargılama organı adına bir mahkemece verilen kesin hüküm (yargı) bütün mahkemeler/yargıçlar için bağlayıcı olmaktadır. Bir ceza yargılamasının, bir kesin hüküm (yargı) ile sona ermesi- nin özelliklerinden biri de, kesin hükmün (yargının) otoritesinin ko- runması ve değerliliğidir. 53 Bu da kesin hükmün (yargının) yerine ge- tirilebilmesi ve göz önünde tutulabilmesi sonucu aynı suçtan dolayı aynı sanık aleyhine tekrar ceza davası açılamamasıdır (CYK m. 223/7). Bir kimse hakkında aynı eylemden (fiilden) dolayı açılmış bir dava varsa yeni bir dava açılamaz. Yine bir kimse hakkında bir eylemden dolayı yapılan yargılama sonunda verilmiş kesin hüküm (yargı) bu- lunuyorsa, aynı eylemden dolayı ikinci defa yargılama yapılamaz. Bir kimse hakkında aynı eylemden dolayı bir kez yargılama yapılabilir 54 . Bu tekrar yargılamama ilkesi Latince “ne (non) bis in idem” olarak adlandırılmaktadır. Yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkeye, Türk Ceza Yargılama Kanunu’nda 1973 yılında yapılan deği- şiklikle yer verilmiştir. Bu ilke yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 253. maddesinin 3. fıkrasında “Aynı konuda, 52 Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, c. I, Genel Kısım, Dördüncü Bası, İstanbul 1984, s. 233. 53 Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, n. 5. 28, s. 125. 54 Centel/Zafer, s. 530; Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s. 88; Hakeri/Yener, s. 295. hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200949 aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise dava- nın reddine karar verilir” biçiminde düzenlenmişti. 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 223. maddesinin 7. fıkrası bunu “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir” diye ifade etmiştir. Ne bis in idem ilkesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7 nu- maralı ek protokolünde de yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 numaralı protokolün 4. maddesine göre, “Hiç kimse, bir devletin yasaları veya ceza yargılaması uyarınca daha önce kesin olarak beraat ettiği (aklandığı) ya da hüküm giydiği (mahkum olduğu) aynı eylemden ötürü aynı devletin ceza mahkemeleri tara- fından yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz”. 55 Protokol ile aynı dev- let içinde iki kez aynı eylemden dolayı ceza yargılaması yapılamayaca- ğı öngörülmektedir. 56 Ayrıca ek protokolde yargılamanın yenilenme- sini gerektiren hallerde bu ilkenin davanın yeniden açılmasını engelle- meyeceği de belirtilmiştir (m. 4/2). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ilkenin iç hukuktaki etkisini düzenlemektedir. Bu ilke, yalnızca aynı devlet içinde aynı olaylardan dolayı iki kez cezalandırmama konusundadır. İki kez yargılanmama hakkı, bu ilke uyarınca ulusal düzeyde tanınmış bir haktır. Sözleşme- ye taraf devletler, iki ya da daha fazla devlet mahkemeleri tarafından verilen hükümler arasında bu ilkeyi uygulamayı öngörmemişlerdir. 57 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesine dayanılarak dahi 58 bu kuraldan ayrılınamayacağını, yalnızca yeni ya da sonradan öğrenilen olaylar ve verilmiş karara etki edecek derecede önemli yar- 55 Bu Protokol, 24 Kasım 1984 tarihinde imzalanmış ve 1 Kasım 1988’de yürürlüğe girmiştir. Protokol’ü Türkiye 14 Mart 1985 tarihinde imzalamış ancak onaylanma- mıştır. 56 Centel/Zafer, s. 532; Özbek, s. 89. 57 İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2005, s. 338. 58 Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 15. maddesi, savaş veya milletin varlığını tehdit eden diğer genel bir tehlike halinde durumun gerektirdiği ölçüde ve devlet- ler hukukunun doğan diğer yükümlülüklerle çatışması kaydı ile, sözleşmenin ön- gördüğü yükümlülüklere aykırı tedbirler alınmasını mümkün kılmaktadır. Ne bis im dem ile ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararı için bkz. S v Al- manya (1983); X v Avusturya (1970). Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200950 gılama hukuku hataları ile yargılamanın yenilenebileceğini kabul et- miştir (m. 4). Tekrar yargılamama (ne bis in idem) ilkesi, Medeni ve Siyasi Hak- lara İlişkin Sözleşme’nin 14/7. maddesinde, “hiç kimse, bir ülkenin yasa- larına ve ceza usulüne göre daha önce kesin olarak mahkum olmuş ya da be- raat etmişse, aynı fiil için yeniden yargılanamaz ve cezalandırılamaz” şeklin- de düzenlenmiştir. 59 Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 50. maddesi hükümlerinde “hiç kimse daha önce kanuna dayalı olarak yapılan bir ceza yargılaması sonu- cunda beraat ettiği ya da cezalandırıldığı bir fiilden dolayı tekrar yargılana- maz ya da cezalandırılamaz” şeklinde ifade edilen “ne bis in idem” ilkesi- ne yer verilmiştir. 60 Bu ilkeyi içeren en önemli sözleşme, Ceza Yargılarının Değeri Ko- nusunda Avrupa Sözleşmesi’dir (m. 53). 61 Bu sözleşmenin 53. maddesine göre; Bir Avrupa ceza yargısına konu olan kişi, - beraat etmişse, yahut - hakkında bir yaptırıma (müeyyideye) hükmolunup da, - bu yaptırım (müeyyide) tamamen yerine getirilmişse ya da yeri- ne getirilmekte ise, - Yaptırımın (Müeyyidenin) tamamı veya yerine getirilmemiş kıs- mı genel veya özel affa uğramışsa, - bu yaptırım (müeyyide) zamanaşımı dolayısı ile yerine getirile- miyorsa, Mahkeme suçluluğu tespit edip yaptırımı (müeyyideyi) belirleme- mişse, aynı eylemden dolayı diğer bir sözleşen devlette kovuşturula- maz, mahkum edilemez veya hakkındaki yaptırım (müeyyide) yerine getirilemez (m. 53/1). 59 Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, n. 5. 28, s. 126 60 Tezcan, Durmuş, Topluluğun Mali Çıkarlarının Cezai Korunması ve Avrupa Savcılığı Hakkında Yeşil Kitap, İzmir 2003, s. 62 61 RG 13. 3. 1977 No. 15877, onay tarihi 19. 9. 1977 RG 14. 12. 1977 No. 16139 Bu konu- da ayrıntılı bilgi için bkz. Centel/Zafer, s. 531; Özbek, s. 89 hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200951 Bununla beraber, sözleşen devletler, yargıya yol açan eylem bu devletlerde kamusal nitelikte bir kişiye, bir kuruma veya bir şeye karşı işlenmişse yahut yargıya konu olan kişi bu devletlerde kamusal nitelik taşımakta ise, kendileri kovuşturma istemiş olmadıkça, “ne bis in idem” sonucunu kabul etmek zorunda değillerdir (m. 53/2). 62 Ayrıca ülkesinde eylem işlenen yahut kendi yasasına göre işlendi- ğini kabul eden devlet de, kendisi kovuşturma istemiş olmadıkça “ne bis in idem” sonucunu kabul etmek zorunda değildir (m. 53/4). Onaylanan sözleşmeler iç hukukun parçası haline geldikleri için, sözleşmeye taraf olan ülkeler, sorunu sözleşme hükümlerine göre çö- zerler. Sözleşme bulunmayan hallerde ise sorun iç hukuk kuralları doğrultusunda çözülür (TCY m. 8-13). 63 Ceza yargılaması konusunu oluşturan bir eylem/olay hakkında kesin hüküm verilmiş olması durumunda, aynı eylem/olay hakkında yeniden dava açılamaz ve yargılama yapılamaz. Bir ceza davası sonu- cunda iki şekilde kesin hükme (yargıya) varılabilir. 64 Birincisi, hükme karşı yasayoluna gidilemeyecekse, “biçimsel kesinleşme yoluyla” kesin hükme ulaşılmış olur. İkincisi ise, hükümle maddi hukuka ilişkin hu- kuki sonuçlar, geleceğe yönelik olarak saptanmış ya da reddedilmişse, “maddi kesinleşme yoluyla” kesin hükme varılmış olur. Örneğin ceza yargılamasında verilen durma kararları, bir uyuş- mazlığın hukuki sonuçlarını geleceğe yönelik olarak çözümlemediği için kesin hüküm olarak değerlendirilemez. 65 Maddi anlamda kesin hüküm için, biçimsel kesinleşme daima zorunludur. 66 Ceza yargılaması konusu olan bir uyuşmazlık hakkında kesin hü- küm (yargı) bulunduğunu kabul etmek için, “eylemin aynı”, “kişinin (sanığın) aynı”, “konunun (davanın) aynı” olması gerekir. 67 Yüce Yargıta- 62 Özbek, s. 89 63 Ayrıntılı bilgi için bkz; Yenisey, Feridun, Milletlerarası Ceza Hukuku, Ceza Yargıları- nın Milletlerarası Değeri ve Mevzuat, İstanbul 1988, s. 210-251. 64 Centel/Zafer, s. 532. 65 Aynı düşünce için bkz. Centel/Zafer, s. 532, 533. 66 Ayrıntılı bilgi için bkz. Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılamasında Kesin Hüküm, İs- tanbul 1987, s. 27. 67 Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku, c. I, Genel Kısım, s. 233; Kunter/Yenisey/Nuhoğ- lu, 5. 28, s. 126. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200952 yımız da kesin hükmün söz konusu olabilmesi için kişinin ve eylemin aynı olması gerektiğini kararlarında açıkça vurgulamıştır. 68 Yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 253/3. maddesinde eylemin (fiilin) aynı olması açıkça belirtilmemiştir. Ancak, yürürlükten kaldırılan yasadaki “aynı konu” terimi ile eylemin aynı olmasının amaçlandığı (kastedildiği) öğretide kabul edilmesi ge- rektiği ileri sürülmüştür. 69 Eylem, uyuşmazlık konusu olan olaydır. Eylemin aynı olması, in- san davranışı olan olayın aynı olmasıdır. Eylemin hukuksal nitelendi- rilmesi değildir. Örneğin “önceden hırsızlık eyleminden dolayı dava açıl- ması ve kesin hüküm verilmesi durumunda, sonra yağma eyleminden dolayı dava açıyorum” denilemez. Burada kesin hükümle eylem saptanmıştır. Mahkeme, önüne getirilmiş eylemi her bakımdan incelemiş ve ona bir hukuksal tanı koymuştur. Bu demektir ki bütün öteki hukuki nitelen- dirmelere uymadığını kabul etmiştir. Bu nedenle aynı eylemin bir baş- ka şekilde nitelendirilmesi ile dava açılamaz. Kesin hükmün ilişkili ol- duğu eylem dışında kalan başka bir eylem için yargılama yapılabilece- ği ve dava açılabileceği doğaldır. 70 Eylemin aynılığı, iddianame ile bağlantılıdır. İddianamede sınırı çizilen eylem esas alınır. Eylemin nitelendirilmesi değişse de, iddiana- mede belirtilen olaylar ile bunların içinde olan suçun maddi unsuru, ikinci bir dava konusu yapılamaz 71 . Sanığın aynı olmasından amaç, aynı kişi için aynı eylemden dola- yı dava açılamaz. Bu demektir ki aynı eylemden dolayı bir kişi hakkın- da kesin hüküm (yargı) varsa (örneğin beraat veya mahkumiyet) ye- niden dava açılamaz. Ancak aynı eylemden bir kişi beraat etse ya da mahkum olsa, bu kişi hakkındaki kesin hüküm (yargı) başka birisi için (örneğin suç ortağı için) dava açılmasını engellemez. 72 68 Bkz. CGK, 02. 06. 2006, 98/324 (Yaşar, c. II, s. 2021, 2022); CGK, 27. 02. 1978, 10/67 (Yaşar, c. II, s. 2025). 69 Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, n. 5. 28, s. 126; Tosun, Suç Muhakemesi, c. I, Genel Kı- sım, s. 233. 70 Tosun, Suç Muhakemesi, c. I, Genel Kısım, s. 234 71 Cihan, Erol/Yenisey, Feridun, “Ne Bis İn İdem İlkesi”, Prof. Dr. Çetin Özek Armağa- nı, İstanbul 2004, s. 220 (s. 219-224); Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Kunter/Ye- nisey/Nuhoğlu, n. 5. 528, dip not 157, s. 126, 127 72 Tosun, Suç Muhakemesi, c. I, Genel Kısım, s. 234 hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200953 Konunun (açılan davanın) aynı olması demek, önceki davanın ceza davası olması demektir. Başka bir söyleyişle konunun aynı olma- sı demek, iki davanın da ceza davası olması demektir. Biri ceza davası diğeri tazminat davası ise, konular aynı demek değildir. Bir ceza dava- sı sonucu kesin hükme (yargıya) varılmış ise, aynı uyuşmazlık için bir başka ceza davası açılamaz. Ama hukuk davası açılabilir. Örneğin, do- landırıcılıktan ceza davası açılmış, sanık beraat etmiş ve bu kesin hü- küm (yargı) halini almıştır. Aynı sanık hakkında hukuk mahkemesin- de tazminat davası açılabilir. Kesin hüküm (yargı) ceza davasına en- geldir. Ceza davasının, kamusal dava ya da şahsi dava olması değişik- lik yaratmaz; “Önceden resen kovuşturularak bu suç hakkında dava açılmış- tı; bu defa şahsi dava açıyorum” da denilemez; çünkü her iki durumda da ceza davası söz konusudur. 73 Ceza davasından biri adli yargıda, diğe- ri adli yargı dışındaki mahkemede görülse dahi konular aynıdır. 74 Ör- neğin askeri mahkemeden verilmiş aynı eylem nedeniyle kesin hüküm (yargı) varken, adli yargıda aynı eylemden dolayı tekrar yargılama ya- pılamaz ve karar verilemez. Bir eylemden ceza davası açılmış ise, aynı kişi ve eylem için bir ceza davası daha açılması kabul edilemez. Bu da yargılama birliği il- kesinin bir sonucudur. Uyuşmazlık bir mahkemenin önündedir. Bu mahkeme/yargıç yargılama organı adına yargılama yapmaktadır. Başka bir mahkemenin/yargıcın da bu organ adına görevlendirilme- si gereği yoktur. Bu gereksiz olduğu gibi, aynı zamanda sakıncalıdır. 75 İki mahkemenin aynı eylemle ilgili davaya bakması ekonomik olma- yan bir davranış olur. Daha önemlisi de, birden fazla mahkeme/yar- gıç aynı kişinin aynı eylemi bakımından farklı kararlara varabilirler. Bu nedenle, bir eylem hakkında ceza davası açılmış ise, başka bir dava açılmamalıdır; açıldığında da reddedilmelidir (CYK m. 223/7). Yüce Yargıtayımız da bir kimse hakkında bir eylemden dolayı bir ceza davası açıldıktan sonra, aynı eylemden dolayı aynı kişi hakkında ceza davası açılamayacağını kararında açıkça belirtmiştir. Birinci dava ile yargılama sürerken ikinci defa açılan davanın reddine karar veril- mesi gerektiği kararda açıklanmıştır. 76 73 Tosun, Suç Muhakemesi, c. I, Genel Kısım, s. 233 74 Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, n. 5. 28, s. 127 75 Tosun, Suç Muhakemesi, c. I, Genel Kısım, s. 234 76 CGK, 08. 10. 2002, 10-199/347: “Ceza yargılaması yapılabilmesi için bir takım “ol- Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200954 Yargıtayımız başka bir kararında da “Sanık hakkında ruhsatsız fırın işletmesi nedeniyle yapılan mühürleme ve mühür bozma eylemlerinin Pendik 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2003/241 esas ve 2003/280 karar no.lu dosyalı ile aynı olduğu ve tek eylem bulunduğu halde birden fazla kamu davası açıl- dığı anlaşıldığından 27.2.2003 tarihinde sonradan açılan ikinci davanın 5271 sayılı CMK’nın 223/7. maddesi uyarınca reddine karar verilmesi zorunlulu- ğu, bozmayı gerektirmiştir” demektedir… 77 Yargıtay başka bir kararında ise, aynı eylem içerdiğinin belirlenme- si durumunda her iki davanın birleştirilerek görülmesi, olmadığı tak- dirde kesin hükmün (yargının) gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır. 78 mazsa olmaz” (sine qua non) koşullar aranır. Koşulun bulunmaması yargılamaya engel olur. Bu koşullardan biri yargı bulunmaması koşuludur. Bir ceza yargılamasının bir yargı ile sona ermesinin otorite diye adlandırılan özelliklerinden biri yargının de- ğerliliğidir. Bu da yargının yerine getirilmesi ve göz önünde tutulabilmesidir. Göz önünde tutma, amacı gerçekleştirme olmayıp, sonuçlar çıkarmadır. Bu sonuçların bir çeşidi de aynı suçtan dolayı aynı sanık aleyhine tekrar ceza davası açılamaması- dır. Yargının değerlilik otoritesinin bir çeşidi olarak “Ne bis in idem” diye ifade edi- len bu kural yargılama hukukunun ana ilkelerindendir. Kanunlarda açıkça yazılı olmadan da yaşayan hukuk normu olarak uygulanan ve doktrinde de kabul olu- nan bu ilke 1973 yılında yasamıza girmişti. 253. madde bunu “aynı konuda aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm varsa” diye ifade etmiş ve bu durumda son soruşturmada davanın reddi kararı verileceğini belirtmiştir. Ceza yargılamasının bir diğer koşulu da aynı davaya bakılmakta olmaması ko- şuludur. Buna göre, bir eylemden dolayı bir kimse aleyhine bir ceza davası açıl- dıktan sonra o davanın yargılaması sona ermeden, aynı eylemden dolayı aynı kişi hakkında ikinci bir ceza davası açılamaz. Bu nedenle, “aynı davaya bakılmakta ol- ması” ikinci veya daha fazla defa davanın açılmasına ve yargılamanın tekrarına engeldir. Bu koşul CYUK’nın 253. maddesinde “aynı konuda aynı sanık hakkın- da açılmış bir dava var ise” denilerek ifade edilmiş, bu halde davanın reddine ka- rar verileceği belirtilmiştir. İnceleme konusu olayda ise, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesince açılan, sa- nıkları ve eylemleri aynı olan kamu davasına ait dosya Yerel Mahkemece getirile- rek incelenmemiş, davalardan hangisinin önce açıldığı ve aşama ile sonucu belir- lenmemiş, dolayısıyla yargılama koşulunun olayda gerçekleşip gerçekleşmediği araştırılmamıştır. ” (Yaşar, c. II, s. 2012, 2013) 77 4. CD, 21. 02. 2006, 3855/3776 (Yaşar, c. II, s. 2042). 78 4. CD, 11. 12. 2007, 9580/10622 (Yaşar, s. 2037): “… bozma sonrasında sanık ve müdafii tarafından dosyaya ibraz edilen İzmir 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2004/1121 E, 2005/735 K. Sayılı dosyasına ait karar örneği ile sanık ve arkadaşları hakkında bu dosyada iddia olunan eylem ve müteakip eylemler nedeniyle yapılan yargılama sonucu sanık hakkında beraat kararı verildiği ve hüküm tarihinde tem- yiz incelemesinde b ulunduğu anlaşılmakta, anılan dosyanın Yargıtay denetimi- ne olanak sağlayacak biçimde incelenip aynı eylemi içerdiğinin kesin olarak belir- lenmesi halinde olanaklı bulunduğu taktirde her iki davanın birleştirilerek görül- hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200955 Açılmış dava bulunması, yeniden dava açılmasını önler derken, gerek asıl ceza davası, gerekse tali ceza davası bunun içine girmekte- dir. Böylece, bir sanık hakkında adam öldürme suçundan bir ceza da- vası açılmış ise, aynı kişi için aynı eylem nedeni ile başka dava açıla- maz; burada asıl ceza davasında bu kural uygulanmaktadır. Bunun gibi, bir sanığın tutuklanması istenmiş ise, aynı kişinin bir daha aynı nedenle tutuklanması istenemez; açılmış bir dava vardır. Burada tali ceza davasında bu kural uygulanmaktadır. Örneğin Cumhuriyet sav- cısı 1. sulh ceza yargıcından sanığın tutuklanmasını istemiş ve yargıç bu isteği reddetmiş ise, hâlâ sanığın tutuklanması düşüncesinde ise, bu defa 2. Sulh ceza yargıcından tutuklama kararı isteyemez; çünkü 1. sulh ceza yargıcı isteğini reddedince onu beğenmeyen, bu ret kara- rına karşı itiraz yasayoluna başvurur. Böylece yargılama açılmış iken devam etmelidir; açılmış dava vardır. Bu dava 2. sulh ceza yargıcın- dan aynı kişi için aynı eylemden tali de olsa, bir yeni dava açılması ka- bul edilmez. 79 “Ne bis in idem” ilkesi, yalnızca mahkeme tarafından uyuşmazlı- ğın çözümlendiği durumlarda söz konusu olabilir. 80 Soruşturmanın kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sonuçlanması halinde, bu ka- rar uyuşmazlığı çözen yargısal bir karar olmadığı için, kesin hüküm etkisi doğurmaz. Yeni deliller ortaya çıktığında, tekrar soruşturma başlatılabilir. 81 Ne bis in idem ilkesi yalnızca genel ceza yasalarında yer alan bir suçtan dolayı birden fazla ceza davası açılamayacağını ifade eder. Ör- neğin, bir eylemin hem ceza ve hem de disiplin hükümlerine göre suç sayılması, bu ilkenin öngördüğü yasak içinde değerlendirilmez. Hak- kında ceza davası açılmış ve beraat etmiş olan kişi, disiplin hukuku çerçevesinde soruşturulabilir ve disiplin cezasına mahkum edilebilir. Bu eylem (fiil), haksız eylem (fiil) oluşturması nedeniyle, tazminat da- mesi, olmadığı taktirde kesin hükmün sonuçlarının gözetilmesi gerekirken, sonra- dan açılan bu dava nedeniyle 19. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bu eylem bakımın- dan beraat ya da mahkumiyet kararı vermeye hak ve yetkisi bulunmadığı biçimin- deki yasal olmayan gerekçeye dayanılarak eksik soruşturma ile karar verilmesi”. 79 Tosun, Suç Muhakemesi, c. I, Genel Kısım, s. 235. 80 Hakeri/Ünver, s. 295. 81 5271 sayılı CYK’nın 172/2. maddesine göre “kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamu davası açılamaz”. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200956 vasına da konu yapılabilir. Bu halde, yargı otoritesinin yalnızca olay belirlemesi dediğimiz maddi olay bakımından düşünülmesi olanak- lı olabilir. 82 Uyuşmazlık konusunda kişi, olay ya da uyuşmazlığın konusu de- ğiştiğinde, artık birden çok yargılama yasağından, başka bir anlatımla kesin hükümden söz etmek olanaklı değildir. Yüce Yargıtay da hırsızlık suçundan açılan ve beraatla sonuçlanan davada, sonradan aynı kişi hakkında Orman Yasası’na aykırı davran- mak suçundan açılan davada konular ayrı (farklı) olduğu için önce- ki beraat kararının kesin hüküm oluşturmayacağına karar vermiştir. 83 Yargıtay başka bir kararında ise, “Suçun oluşmadığına ilişkin olarak gerçek kişi hakkında verilen beraat kararının, sorumlu tüzel kişi hakkında açı- lacak davada da kesin hüküm” oluşturacağını açıkça belirtmiştir. 84 Ne bis in idem ilkesi, yargılamanın yenilenmesini gerektiren haller- de davanın yeniden açılmasını engellemez. İddianame, olaylar arasında hukuki bir kesinti meydana getirir ve iddianameden sonra devam eden olaylar artık başka bir ceza yargıla- masının konusunu oluşturur. Bu nedenle, devam eden hareketler, ke- sin hükme dahil sayılmaz; bunlar, yeni bir yargılamanın konusu ya- pılabilir. Hukuki kesintiden sonraki eylemler (fiiller), kendi araların- da zincirleme suç (TCK m. 43) kapsamında değerlendirilebilir. 85 Yar- gıtay Ceza Genel Kurulu da iddianame ile dava açıldıktan sonra hu- kuki kesinti olacağından, devam eden eylemler ayrı bir suç oluştura- cağı için, önceki ve sonraki davaların ayrı eylem sayılacağını kararın- da açıkça belirtmiştir. 86 82 Centel/Zafer, s. 533. 83 CGK, 16. 6. 1998, 3-171/229 (Yaşar, c. II, s. 2013, 2014). 84 CGK, 03. 02. 1998, 7-359/6 (Yaşar, c. II, s. 2014, 2015.) 85 Centel/Zafer, s. 535. 86 CGK, 11. 03. 2003, 8-325/28: “sanık hakkında 23. 9. 1999 gün ve 113 sayılı iddiana- me ile 320 no.lu mera parselinin 2700 m 2 ‘lik kısmına tecavüz ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı, sanığın hakkında dava açıldıktan sonra tecavüz ettiği 2700 m 2 lik alanın 1300 m2 lik kısmında tecavüzünü sona erdirerek 1400 m2 lik alanda teca- vüzünü sürdürdüğü ve bu eylem nedeniyle 18. 10. 1999 gün ve 197 sayılı iddiana- me ile hakkında ikinci kamu davasının açıldığı, her iki davanın birleştirilerek, sa- nığın iki kez meraya tecavüz suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, hakkın- da 18. 10. 1999 tarihinde açılan davadan sonra da sanığın, suça konu 1400 m2 lik hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200957 Anayasamızda, “ne bis in idem” ilkesine açıkça yer verilmemiştir. 87 Federal Alman Cumhuriyeti Anayasası’nda “ne bis in idem” ilkesi düzenlenmiştir. 88 Alman Ana Kanunu’nun 103. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Hiç kimse, genel ceza yasalarına göre, aynı eylemden dolayı, birden fazla cezalandırılamaz.” 89 VIII. Eylemin (Fiilin) Değerlendirilmesinde Mahkemenin Yetkisi Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesinin ikinci fıkrası ile il- gili olan “suçun değerlendirilmesinde mahkemenin yetkisi” başlığı, söz ko- nusu fıkra içeriği ile örtüşmemektedir. Doğrusu, ikinci fıkradaki dü- zenlemede olduğu gibi “eylemin değerlendirilmesinde mahkemenin yetki- si” biçiminde olmalıydı. Mahkeme, iddianamede gösterilen fail ya da failler hakkında ve o failin ya da faillerin yine iddianamede gösterilen eylem ya da eylemle- ri hakkında yargılama yapabilir ve hüküm (sonkarar) verebilir. Mahkemeyi bağlayan, sınır “davasız yargılama olmaz” ilkesinin sı- nırıdır. Mahkeme, kimin hakkında dava açılmışsa (sanık ya da hangi ey- lemden dolayı dava açılmışsa) o konuyla sınırlı olarak karar verir. Bu nedenle, kamu davasının konusu ile hükmün konusu, maddi olay (ey- lem) bakımından aynıdır. alanı terk etmeyerek kullanmak suretiyle tecavüzünü sürdürdüğü iddiası ile 7. 3. 2000 gün ve 25 sayılı iddianame ile yargılamaya konu olan bu davanın açıldığı, 18. 10. 1999 tarihinde açılan davadan sonra da suça konu taşınmazı terk etmeyip tasar- rufunu sürdürdüğü, iddianame düzenlenmesiyle hukuki kesinti husule geldikten sonraki zapt ve tasarruf eylemlerinin ayrı bir suçu oluşturduğu, önceki davaların konusu ile bu davanın konusunun farklı eylemleri içerdiği dolayısıyla olayda da- vanın reddi koşullarının bulunmadığı, (…) anlaşılmaktadır. ” (Yaşar, c. II, s. 2010, 2011). 87 Centel/Zafer, s. 532. 88 Volk, Klaus. , Grundkurs StPO, 5. Auflage, München 2006, § 32, Rn 6, s. 284, 285; Kühne, § 38, Rn 639, s. 335. 89 Bkz. Federal Alman Cumhuriyeti Anayasası (Grundgesetz für die Bundesrepub- lik Deutschland) madde (Artikel) 103/3 : “Nimand darf wegen derselben Tat auf Grund der allgemeinen Strafgesetze mehrmals bestraft werden. ”. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200958 Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, yargılama makamı olan mahkeme, iddianamede açıklanan eylem(ler) in/davranış(lar)ın nitelendirilmesinde, iddia ve savunmalara bağlı de- ğildir. Mahkeme, iddianamede açıklanan eylem(ler)i nitelemede, yani ceza hukuku karşısında bunlara koyacağı hukuksal tanıda özgürdür. İddia ve savunmanın iddianamede açıklanan eylem(ler)le ilgili nitele- mesi/hukuksal tanısı mahkemeyi bağlamaz. Bu “maddi gerçeğin araştı- rılması ilkesinin” bir sonucudur. 90 İddianamede gösterilen eylemin hukuki değerlendirilmesi/ nite- lendirilmesi yapılırken, suçun hukuki niteliğinin değişmesi durumun- da, sanığa bu konuda ek savunma hakkı verilir (CYK m. 226/1-3). 91 Örneğin iddianamede eylem hırsızlık olarak nitelendirildiği halde, mahkeme yağma kabul edebilir. Yüce Yargıtay, “sanık hakkında geceleyin konut dokunulmazlığını boz- maya eksik kalkışma suçundan cezalandırılması için kamu davası açıldığı hal- de, sanığa ek savunma hakkı verilmeden tamamlanmış eylemden” ceza ve- rilmesini yasaya aykırı bularak ilk derece mahkemesinin kararının bo- zulmasına karar vermiştir. 92 Nitelik değişikliği sanığın yararına da olsa, sanığa ek savunma hakkının verilmesi gerekir. 93 Mahkeme, ek savunma verdikten sonra değişen suçtan hüküm kurmakla yetinmeli, iddianamede nitelendirilen suçtan ayrıca hüküm kurmamalıdır. Yüce Yargıtay, sanığın eylemi görevliyi yaralama ola- rak kabul edilerek hükümlülük kararı verilmesine karşın, aynı eyle- min görevliye direnme niteliğinden beraatına karar verilmesini yasa- ya aykırı bularak verilen hükmü bozmuştur. 94 90 Özbek, Veli Özer, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005, s. 677; Çolak, Haluk/Taşkın, Mustafa, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 2. Baskı, Ankara 2007, s. 1013. 91 Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, Ankara 2007, s. 735, 736. 92 2. CD, 21. 02. 2007, 2006/7844, 2007/2461 (yayımlanmamış karar). 93 Soyaslan, Doğan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2006, s. 396; Yaşar, c. 2, s. 2117. 94 4. CD, 28. 11. 2007, 2006/6569, 2007/10075 (Yaşar, c. 2. s. 2103). hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200959 SONUÇ Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesine göre, hükmün konu- su, iddianamede öğeleri gösterilen suça ilişkin eylem(ler)/(fiiller)dir. Mahkeme “davasız yargılama olmaz” ilkesi uyarınca yargılamayı, id- dianamede açıklanan eylem/olay ya da eylemler/olaylar konusun- da yapabilir. Mahkeme, sanığın (failin), iddianamede ceza davasının konusu yapılmamış eylemlerini kapsayacak biçimde yargılama yapa- maz. Davasız yargılama yapılamaması ilkesi mahkemenin açılmamış bir davaya bakmasını yasaklar. Cumhuriyet savcısı bir eylemden/ olaydan dolayı ceza davası açmadıkça, mahkeme o eylemle/olayla/ suçla ilgili olarak yargılama yapamaz. Bu ilke, öğretide, “davacı ve da- vanın olmadığı yerde, yargıç da yoktur” biçiminde belirtilmektedir. Yine bu ilkeye göre, bir mahkeme, hangi sanık için ve han- gi olay(lar)/eylem(ler) iddianamede açıklanmışsa, o sanık ve o eylem(ler)/olay(lar) için yargılama yapılabilir ve hüküm kurulabilir. Böylece, ceza davasının konusu ile hükmün konusu iddianamede açıklanan eylem(ler) ve kişi(ler)dir. Başka bir söyleyişle, ceza davası- nın/kamu davasının konusu ile hükmün maddi konusunun aynı şey- ler olduğunu söyleyebiliriz. Kamu davasına konu olmayan eylem ya da eylemler hakkında mahkeme hüküm veremeyeceği için, hükmün maddi konusu, kamu davasının maddi konusu ile zorunlu olarak aynı olacaktır. Ancak, ceza davasının/kamu davasının “hukuki konusu” ile hük- mün “hukuki konusu” aynı olmayabilir. Çünkü mahkeme eylem(leri) nitelendirmede özgürdür. Mahkeme, kimin hakkında dava açılmışsa (sanık ya da hangi ey- lemden dolayı dava açılmışsa) o konuyla sınırlı olarak karar verir. Bu nedenle, kamu davasının konusu ile hükmün konusu, maddi olay (ey- lem) bakımından aynıdır. Ceza Yargılama Kanunu’nun 225. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, yargılama makamı olan mahkeme, iddianamede açıklanan eylem(ler) in/davranış(lar)ın nitelendirilmesinde, iddia ve savunmalara bağlı de- ğildir. Mahkeme, iddianamede açıklanan eylem(ler)i nitelemede, yani ceza hukuku karşısında bunlara koyacağı hukuksal tanıda özgürdür. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200960 İddia ve savunmanın iddianamede açıklanan eylem(ler)le ilgili nitele- mesi/hukuksal tanısı mahkemeyi bağlamaz. Bu “maddi gerçeğin araştı- rılması ilkesinin” bir sonucudur. İddianamede gösterilen eylemin hukuki değerlendirilmesi/ nite- lendirilmesi yapılırken, suçun hukuki niteliğinin değişmesi durumun- da, sanığa bu konuda ek savunma hakkı verilir (CYK m. 226/1-3). Bir kimse hakkında aynı eylemden (fiilden) dolayı açılmış bir dava varsa yeni bir dava açılamaz. Yine bir kimse hakkında bir eylemden dolayı yapılan yargılama sonunda verilmiş kesin hüküm (yargı) bu- lunuyorsa, aynı eylemden dolayı ikinci defa yargılama yapılamaz. Bir kimse, hakkında aynı eylemden dolayı bir kez yargılama yapılabilir. Bu tekrar yargılamama ilkesi Latince “ne (non) bis in idem” olarak adlandırılmaktadır. Yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan bu ilkeye, Türk Ceza Yargılama Kanunu’nda 1973 yılında yapılan deği- şiklikle yer verilmiştir. Bu ilke yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 253. maddesinin 3. fıkrasında “Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise dava- nın reddine karar verilir” biçiminde düzenlenmişti. 5271 sayılı Ceza Yargılama Kanunu’nun 223. maddesinin 7. fıkrası bunu “Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir” diye ifade etmiştir. Ne bis in idem ilkesine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 7 nu- maralı ek protokolünde de yer verilmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, ilkenin iç hukuktaki etkisini dü- zenlemektedir. Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Sözleşme’nin 14/7. maddesinde, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın 50. maddesi hü- kümlerinde “ne bis in idem” ilkesine yer verilmiştir. Bu ilkeyi içeren en önemli sözleşme, Ceza Yargılarının Değeri Ko- nusunda Avrupa Sözleşmesi’dir (m. 53). Ceza yargılaması konusu olan bir uyuşmazlık hakkında kesin hü- küm (yargı) bulunduğunu kabul etmek için, “eylemin aynı”, “kişinin (sanığın) aynı”, “konunun (davanın) aynı” olması gerekir. Ne bis in idem ilkesi yalnızca genel ceza yasalarında yer alan bir suçtan dolayı birden fazla ceza davası açılamayacağını ifade eder. Ör- neğin, bir eylemin hem ceza ve hem de disiplin hükümlerine göre suç hakemli makaleler Ali Rıza ÇINAR TBB Dergisi, Sayı 84, 200961 sayılması, bu ilkenin öngördüğü yasak içinde değerlendirilmez. Anayasamızda, “ne bis in idem” ilkesine açıkça yer verilmemiştir. Federal Alman Cumhuriyeti Anayasası’nda “ne bis in idem” ilkesi düzenlenmiştir. Alman Ana Kanunu’nun 103. maddesinin 3. fıkrasına göre, “Hiç kimse, genel ceza yasalarına göre, aynı eylemden dolayı, birden fazla cezalan- dırılamaz.” KAYNAKLAR Bakıcı, Sedat, İçtihadı Birleştirme ve Ceza Genel Kurulu Kararlarıyla (1990- 2008) Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun, Ankara 2008. Beulke, Volfgang, Strafpozessrecht, Heidelberg 2002, Rd. 512. Centel, Nur/Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6. Bası, İstan- bul 2008. Cihan, Erol/Yenisey, Feridun, “Ne Bis İn İdem İlkesi”, Prof. Dr. Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, (s.219-224). Çolak, Haluk/Taşkın, Mustafa, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 2. Bas- kı, Ankara 2007. Erem, Faruk, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu (Şerh), Ankara 1996. Hakeri, Hakan/Ünver, Yener, Ceza Muhakemesi Hukuku, 3. Bası, Anka- ra 2009. İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargı- lanma Hakkı, İstanbul 2005. Kantar, Baha, Ceza Muhakemeleri Usulü, Birinci Kitap, Ankara 1957. Kern, Eduard/Roxin, Claus, Strafverfahrenrecht, München 1982. Kropil, Karl, Prozessualer Tatbegriff und Wahlfeststellung In: NJW 1988, Heft 19, s. 1188 ff. Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, Muhakeme Hu- kuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Bası, İstan- bul 2008. Kühne, Hans-Heiner, Strafprozessrecht, 6. Auflage, Trier 2003. Ali Rıza ÇINAR hakemli makaleler TBB Dergisi, Sayı 84, 200962 Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006. Özbek, Veli Özer, Yeni Ceza Muhakemesi Kanununun Anlamı, Ankara 2005. Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, Ankara 2007. Pfeiffer, Gerd, Karlsruher Kommentar zur Strafprozessordnung, 5. Aufla- ge, München 2007. Ranft, Ottfried, Der Tatbegriff des Strafprozessrechts In: JuS 2003 . Schvarz, Otto, Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Şerhi, (Türkçesi Rifat Taşkın), Ankara 1939. Selçuk, Sami, Karşıoylarım, Ankara 2001. Soyaslan, Doğan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2006. Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Ankara 2005. Şirin, Osman/Aşaner, Halim/Güven, Özcan/ Yalvaç, Gürsel/Özde- mir, Muzaffer/Erel, Kemalettin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu Karar- ları, (Eylül 2004 – Temmuz 2008) Ankara 2008. Taşdemir, Kubilay/Özkepir, Ramazan, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 3. Baskı, c.I, Ankara 2007. Tezcan, Durmuş, Topluluğun Mali Çıkarlarının Cezai Korunması ve Avru- pa Savcılığı Hakkında Yeşil Kitap, İzmir 2003. Toroslu, Nevzat/Feyzioğlu, Metin, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006. Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. I, Genel Kı- sım, Dördüncü Bası, İstanbul 1984. Tosun, Öztekin, Türk Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri, C. II, Muhakeme- nin Yürüyüşü, İstanbul 1976. Yaşar, Osman, Uygulamalı ve Yorumlu Ceza Muhakemesi Kanunu, 4. Bası, Ankara 2009. Volk, Klaus, Grundkurs StPO, 5. Auflage, München 2006. Yenisey, Feridun, Milletlerarası Ceza Hukuku, Ceza Yargılarının Milletle - rarası Değeri ve Mevzuat, İstanbul 1988. Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, 11. Baskı, İstanbul 2005. Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılamasında Kesin Hüküm, İstanbul 1987.