hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009155
Türk Ticaret K anunu ve Tasarısı Çerçevesinde
Anonim Şirketlerde Yönetim K urulu Üyelerinin
Hukukî Sorumluluğu:
Üyelerin Özellikle Doğrudan Doğruy a
Verdikleri Zararlardan Doğan
Sorumlulukları ve Yargı Uygulaması
Tamer BOZKURT
∗
I. TÜRK TİCARET KANUNU BAKIMINDAN
SORUMLULUK REJİMİ
A. Genel Olarak
Anonim şirketin yönetim ve temsil organı (TTK m. 317) olan ve
daimî konumdaki yönetim kurulu, şirket adına irade açıklayarak şirke-
tin hak ve borç sahibi olabilmesini sağlamaktadır. Anonim şirket tüzel
kişiliği ile yönetim kurulu arasında, organ ilişkisinin olduğu açıktır.
Dolayısıyla, yönetim kurulunun işlem ve eylemlerinden şirket tüzel
kişiliği sorumludur (TMK m. 50/II-III; TTK m. 321/V). Ancak yönetim
kurulu “üyeleri” ile şirket arasındaki ilişkinin ne olduğu tartışmalıdır.
Öğretide bu ilişkinin vekâlet veya hizmet sözleşmesine dayandığı be-
lirtildiği gibi, sui generis bir yapıda olduğu da ifade edilmektedir.
1
An-
cak kanaatimizce –aksi belirtilmediği sürece– bu ilişkinin bir vekâlet
ilişkisi olduğunu kabul etmek uygun olur.
2
Bu durum, özellikle ob-
jektif özen yükümlülüğü bakımından önem arz edecek bir noktadır.
Vekâlet sözleşmesinde vekil, müvekkiline karşı bir iş görme edimini
özen ve sadakatle yapma borcunu üstlenmiştir. İstisna sözleşmesinden
farklı olarak, vekilin özen ve sadakatle davranmak koşuluyla, öngörü-
∗
Av., Ankara Barosu; Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabi-
lim Dalı doktora öğrencisi.
1
Tartışmalar için bkz. Güney, Necla Akdağ, “Anonim Şirketlerde Azledilen Yöne-
ticilerin Tazminat Hakları”, AÜHFD, 2008, C. 57, S. 1 (Necip Bilge’ye Armağan
Sayısı), s. 14 vd.
2
Bu yönde bkz. Poroy, Reha/Tekinalp, Ünal/Çamoğlu, Ersin, Ortaklıklar ve Koope-
ratifler Hukuku, B. 9, İstanbul 2003, N. 543; Çamoğlu, Ersin, “Anonim Şirket İdare
Meclisi Üyelerinin Umumî Heyet Kararlarının İcrasından Doğan Mesuliyeti”, Bati-
der, 1965, C. III, S. 3, s. 525.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009156
len sonucun gerçekleşmemesinden dolayı sorumlu tutulması müm-
kün değildir; çünkü vekil, edim sonucunu değil, edim fiilini taahhüt
etmiştir. İşte yönetim kurulu üyeleri, basiretli bir yöneticiden beklenen
özen ve sadakati gerçekleştirdiği sürece, sonucun gerçekleşmemesin-
den sorumlu tutulmamalıdır. Ticaret hayatının risklerle dolu olması,
bu yaklaşımı haklı kılar. Aksi durumda, kimse şirketin yönetiminde
sorumluluk almak istemez.
Aşağıda incelenecek sorumluluk hükümleri sadece yönetim ku-
rulu üyeleri için değil; denetçiler, müdürler, tasfiye memurları hakkın-
da da uygulanır.
B. Sorumlulukla İlgili Özel Durumlar
1. Sorumluluğun Konusu Nedir ve Bu Sorumluluk
Kime Karşıdır?
Anonim şirketin icra ve temsil organı olan yönetim kurulunun, al-
dığı kararlarla şirketi, alacaklıları veya pay sahiplerini zarara uğratması
mümkündür. İşte kusurlu fiilleri ile şirketin, alacaklıların ve pay sahiple-
rinin zarara uğramasına neden olan yönetim kurulu üyelerinin bu za-
rarlardan dolayı sorumluluk altında olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun
336 vd. hükümlerinde düzenlenmiştir. Sorumluluk davasının konusu
da budur.
Türk Ticaret Kanunu’nun 336. maddesinin I. fıkrasında yönetim
kurulu üyelerinin şirket ad (ve hesabına) yaptıkları sözleşme ve işlem-
lerden dolayı şahsen sorumlu olamayacakları; ancak maddede yazılı
hâllerde gerek şirkete, gerek münferit pay sahiplerine ve şirket alacak-
lılarına karşı müteselsilen sorumlu olacakları ifade olunmuştur.
2. Sorumluluğun Özellikleri Nelerdir?
Hemen belirtmek gerekir ki, bu sorumluluğun üç özelliği bulun-
maktadır: Birincisi, bu sorumluluk bir kusur sorumluluğudur.
3
İkinci
3
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 543; Ansay, Tuğrul, Anonim Şirketler Huku-
ku, B. 6, Ankara 1982, s. 141; İmregün, Oğuz, “Anonim Ortaklıkta Yönetim Kurulu
Üyelerinin Ortaklığa Karşı Hukuksal Sorumu”, Erdoğan Moroğlu’na 65. Yaş Arma-
ğanı, İstanbul 1999, s. 263; Tekil, Fahiman, Anonim Şirketler Hukuku, İstanbul 1998,
s. 210; Helvacı, Mehmet, Anonim Ortaklıklarda Yönetim Kurulu Üyesinin Hukuki So-
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009157
olarak, sözleşmesel bir sorumluluk olup, müteselsildir.
4
Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun kusur sorumluluğu
olması, üyelerin kusursuz olarak sorumlu tutulamayacağı anlamına
gelir. Bu olgu, sorumlulukla ilgili hükümlerde gösterilmiştir. Örneğin
Türk Ticaret Kanunu’nun 338. maddesinde “yukarıdaki maddeler gere-
ğince müteselsil mesuliyeti mucip olan muamelelerde bir kusuru olmadığını
ispat eden aza mesul olmaz” denilmektedir.
İkinci olarak bu sorumluluk -kural olarak- akdidir. Nedeni de
basittir. Yönetim kurulu üyeleri ile şirket arasındaki ilişkinin vekâlet
(veya duruma göre hizmet veya sui generis bir sözleşme) sözleşmesi ol-
ması, yönetim kurulu üyelerinin eylemlerinin -kural olarak- haksız fiil
olmasını engellemektedir.
Bir olayda alacaklının sözleşmeye dayanması ile haksız fiile da-
yanması arasında önemli farklar vardır. Bir kere, sözleşmelerde genel
zamanaşımı süresi uzundur (BK m. 125-126 gereğince 10 veya 5 yıl);
oysa haksız fiilde kısadır (BK m. 60 gereğince 1 ve 10 yıl). Daha da
önemlisi, borç ilişkilerinde borçlu borca aykırı davrandığında, borçlu
aleyhinde aksi ispatlanabilir bir kusur karinesi vardır. Alacaklı borç-
lunun kusurunu değil, borçlu kendi kusursuzluğunu ispatlayarak
sorumluluktan kurtulabilir (BK m. 96).
5
Öğretide borçlunun aleyhine
aksi ispatlanabilir kusur karinesinin olduğundan söz edilir. Alacaklı
burada sadece alacaklı olduğunu, zarara uğradığını ve illiyet bağının
varlığını ispatla yetinecektir. Oysa haksız fiilde, haksız fiilin koşulla-
rını ispat yükü zarar görene düşer (BK m. 42). Bu bakımdan yönetim
kurulu üyelerinin akdi bir sorumluluk altında olması, aleyhlerinedir.
Son olarak, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu kanundan
doğan müteselsil sorumluluğa örnektir (BK m. 141/II) ve aksi karar-
laştırılamaz. Ancak, müteselsil sorumluluk kuralı mutlak değildir.
rumluluğu, B. 2, İstanbul 2001, s. 37 vd. Karş. Doğanay, İsmail, “Anonim Şirketlerde
Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukukî Sorumluluğu”, Yaklaşım, 1994, S. 14, s. 59.
4
Poroy [Tekinalp/Çamoğlu], a. g. e., N. 590, 591, 592; Akalın, Hasan Tahsin, “Ano-
nim Şirketlerde İdare Meclisi Azalarının Hukuki Mesuliyetleri ve Şartları”, İzBD,
1968, S. 30, s. 9; Helvacı, a. g. e., s. 34-35.
5
“Yasada yönetim kurulu üyeleri için kusur karinesi kabul edilmiştir. Bu durumda, kusur-
suzluğu ispat külfeti yönetim kurulu üyesine aittir”. 11. HD, 27.2.1990, E. 1989/9543,
K. 1990/1576 (Çevik, Orhan Nuri, Uygulamada Şirketler Hukuku, B. 3, Ankara 2002,
s. 440, N. 314).
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009158
Aşağıdaki hâllerde sorumluluk müteselsil olmayıp işlem veya eylemi
yapan yönetim kurulu üyesine aittir.
— İlk olarak, Türk Ticaret Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca
yönetim görevi üyeler arasında bölünmüş veya murahhaslara bırakıl-
mışsa (ve caiz bir yetki devri varsa), Türk Ticaret Kanunu’nun 336.
maddesinin 5. fıkrasından doğan sorumluluk kural olarak müteselsil
olmayacaktır
6
(TTK m. 336/son).
— Yine, alacaklılar ve pay sahiplerinin aşağıda incelenecek doğ-
rudan dava hakkı haksız fiile dayandığı için, sorumluluk da fail veya
faillere ait olacaktır. Bunun dışında, Türk Ticaret Kanunu’nun 321.
maddesinin V. fıkrasındaki görevle ilgili haksız fiiller de belirtilmeli-
dir.
— Ortaklıkla işlem yapma ve rekabet yasağı ile özen/sadakat
borcunun ihlâli hâlinde (temsilde miktar sınırlamasına aykırı davranış
gibi) de esas sorumluluk eylemde bulunanındır (TTK m. 334-335).
— Yeni göreve gelen yönetim kurulu üyelerinin seleflerinin iş-
lemlerini denetleyip açık yolsuzlukları denetçiye haber verme yüküm-
lülüğünü ihlâl eden üye veya üyeler sorumludur.
7
B. Sorumluluk Gerektiren Haller
1. Genel Olarak
Türk Ticaret Kanunu’nun 336. maddesinde yönetim kurulu üye-
lerinin hukukî sorumluluğunu gerektirecek hükümler sevk edilmiştir.
Bunların ilk üçü, sayma yolu ile belirlenmişken, dördüncü bent “torba”
hüküm niteliğindedir.
6
Bu durumla ilgili değişik olasılıklar ve ayrıntılı bilgi için bkz. Çamoğlu [Poroy/
Tekinalp], a. g. e., N. 536; Helvacı, Mehmet, “Yönetim Kurulunun Görevlerini Mu-
rahhaslara Devretmesi”, Yaklaşım, 1994, S. 24, s. 118; Helvacı, a. g. e., s. 78 vd. Bu
konuda ayrıca bkz. Ünal, Mustafa, “Anonim Ortaklıklarda Yönetim ve Yönetim
Görevlerinin Murahhaslara Bırakılması”, Batider, 1982, C. XI, S.3, s. 67 vd; İmregün,
Yönetim Kurulu, s. 266-267. Murahhas azaların kamu vergi borçlarından doğan so-
rumlulukları ile ayrıntılı bilgi için bkz. Bozkurt Tamer, “Vergi Yükümlülüğü-Vergi
Sorumluluğu Kavramları Çerçevesinde Anonim Şirketlerde Tek Başına Temsil ve
İlzama Yetkili Olanların (Özellikle Murahhas Azaların) Vergisel Sorumluluğu”
BATİDER, Aralık 2008, C. XXIV, S. 4, s. 239. vd.
7
Tüm bu olasılıklarla ilgili olarak bkz. İmregün, Kara Ticareti, s. 353; Ansay, a. g. e.,
s. 141.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009159
2. Sorumluluk Nedenleri
a. Hisse senetleri bedellerine mahsuben pay sahipleri tarafın-
dan gerçekleşen ödemelerin doğru olmaması, ilk sorumluluk nede-
nidir. Bilindiği gibi, anonim şirketler esas sermayeli şirketlerdir ve pay
bedellerinin karşılığının gerçekten ödenmesi son derece önemli bir ko-
nudur. Aksi hâlde şirketin esas sermayesinin aşındırılması söz konusu
olacağı için, bu durumdan alacaklılar ve paydaşların zarar göreceği
kuşkusuzdur.
8
Anonim şirketlerde ortakların sorumluluğunun sınırlı ve şirkete
karşı olması nedeniyle ortaya çıkan dengesizliği gidermek için, mal-
varlığının korunması ilkesi benimsenmiştir.
9
Bu, özellikle alacaklıların
korunmasına hizmet eden bir yaklaşımdır. İşte Kanun’da öngörülen
sorumluluk rejiminin de malvarlığının korunması ilkesi ile yakından
ilişkisi vardır. Zira üyelerin kusurlu fiileri ile –özellikle– şirketi zarara
uğratmaları durumunda, şirketin uğradığı zararlar, konumuzu oluş-
turan sorumluluk davaları ile giderilecektir.
Bu hükümde daha çok, yönetim kurulu üyeleri ile bir veya birden
çok ortak arasında yapılan anlaşma sonucunda hisse bedelinin tümü-
nün veya bir kısmının ödenmediği hâlde ödenmiş gibi gösterilmesi
hâli kastedilmektedir.
10
Kuruluş aşamasında da benzer bir sorumluluk
nedeni, ilk yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler için öngörülmüştür
(TTK m. 305 vd.). Ancak, bu sorumluluğun doğması için yönetim ku-
rulu üyeleri ile ortağın anlaşmış olmasına gerek yoktur. Üyeler ihmali
bir davranışta bulunmuş olsa bile, sorumluluk söz konusu olacaktır.
11
Bilindiği gibi, hukukumuzda kusurun derecesi tazminat sorumluluğu-
nun doğması bakımından bir öneme sahip değildir. Kusurun derecesi
sadece, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınması gereken
ilk ölçütlerdendir (BK m. 44).
Yukarıda anılan eylemi gerçekleştiren üye/üyeler; şirkete, alacak-
8
“Kanun ve ana sözleşmeye aykırı olarak çıkarılan pay senetleri nedeniyle zarar uğrayan
üçüncü kişiler, bu pay senetleri için ödedikleri parayı, anonim şirket ile anonim şirket ida-
re meclisi üyeleri ve kusurlu olan diğer kişilerden isteyebilirler”. 11. HD, 19.11.1993, E.
1993/5734, K. 1993/7583 (Çevik, a. g. e., s. 436, N. 302).
9
Bu ilke ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. Şar, Ferda, “Anonim Ortaklıklarda Malvar-
lığının Korunması İlkesi” (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1995.
10
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 593.
11
Helvacı, a. g. e., s. 53.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009160
lılara ve pay sahiplerine karşı sorumlu olacaktır. Böylece şirketin aşın-
dırılan sermayesi, alınacak tazminatla kapatılacak ve malvarlığının
korunması ilkesi uygulamaya geçecektir.
b. Dağıtılan ve ödenen kâr paylarının gerçek olmaması: Anonim
şirketlerde kâr, ancak net kazançtan veya bu amaçla ayrılmış yedek
akçelerden dağıtılabilir. Türk Ticaret Kanunu’nun 473. maddesi gere-
ğince, haksız yere ve kötü niyetle kâr payı alan pay sahipleri, bunları
geri vermekle yükümlü olmasına rağmen, kanun koyucu kâr payları-
nın dağıtılması konusunda yetkili organ olan yönetim kurulunun da
sorumluluğuna gidileceğini öngörerek çifte koruma sağlamak istemiş-
tir. Zira gerçek kâr yokken kâr dağıtılması, aslında sermayenin iadesi
niteliğindedir.
12
Türk Ticaret Kanunu’nun 405. maddesi, –tasfiye hâli
dışında– ödenen sermaye paylarının iade edilmesini yasaklamıştır.
Yasaklanan sadece sermayenin doğrudan iadesi de değildir; sermaye-
nin iadesi sonucunu doğuracak bütün eylem ve işlemler de yasaktır.
Konu, yine malvarlığının korunması ilkesi ile doğrudan ilgilidir.
Acaba haksız olarak ödenen kâr payları, tahsil edildikten sonra,
yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan bahsetmek mümkün
olacak mıdır? Türk Ticaret Kanunu’nun 473. maddesi gereğince ger-
çek dışı ödenen kâr paylarının iadesinin istenebilmesi için, pay sa-
hiplerinin kötü niyetli olması gerekir.
13
Böylece, iyi niyetli bir şekilde,
bilânçoya güvenerek kâr payı alan ortaktan bunun iadesi istenemeye-
cektir. İşte bu durumda ortaktan zararın tahsili olanağı bulunmadığı
için, yönetim kurulu üyelerine yönelmek mümkündür. Buna karşılık
kötü niyetli olarak kâr payı alan paydaşlardan beş yıl içinde iade iste-
nebileceği için, bu olasılıkta yönetim kurulu üyelerine başvurulması
kural olarak mümkün olmaz.
c. Kanunen tutulması gereken defterlerin mevcut olmaması veya
bunların intizamsız bir surette tutulması: Bilindiği gibi, tüzel kişi ta-
cir olan anonim şirketler (TTK m. 18, 136), tacir olmanın bir sonucu
12
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 594. Bu konuda ayrıca bkz. Beşe, Tayfun,
“Yönetim Kurulunun Dağıtılan Kâr Payının Gerçek Olmamasından Doğan Sorum-
luluğu”, Yaklaşım, 1993, S. 7, s. 64 vd.
13
Bu yönde bkz. Arslan, Erdoğan, “Şirketlerde Kâr Dağıtımı”, Yaklaşım, 1996, S. 39,
s. 42; Beşe, a. g. m., s. 68; Çevik, a. g. e., s. 436; Kendigelen, Abuzer, Anonim Ortaklık
Payı Üzerinde İntifa Hakkı, İstanbul 1994, s. 145.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009161
olarak bazı ticarî defterleri tutmak zorundadır (TTK m. 20, 66).
14
Türk
Ticaret Kanunu’nun 325 vd. hükümlerinde bu defterlerle ilgili ayrıntılı
açıklamalar yapıldığı gibi, bu defterleri tutma görevi de yönetim ku-
rulunun kanunî görevleri arasında yer almıştır. İşte bu yükümlülüğe
aykırılık, sorumluluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Çünkü yönetim
kurulunun bu yükümlülüğünü yerine getirmemesi, bu defterlerin bir
uyuşmazlıkta her zaman aleyhe kanıt olmasına neden olabileceği gibi
(TTK m. 84), usulüne uygun tutulmamış defterlerin lehe kanıt gücü-
nün de ortadan kalkması sonucu doğacaktır. Olayın vergi hukuku bo-
yutu da düşünüldüğünde, kamusal bazı yaptırımlarla karşılaşılması
da söz konusu olabilecektir.
15
İşte bu nedenlerle ortaya çıkan zararlar,
üyelerden sorumluluk davası yolu ile tahsil edilerek, ortaya çıkan za-
rar giderilecektir.
d. Umumi heyetten çıkan kararların “sebepsiz” olarak yerine
getirilmemesi: Genel kurul kararlarını icra edecek olan organ yöne-
tim kuruludur. İşte alınan bir kararın nedensiz olarak yerine getiril-
memesi de sorumluluk nedeni olarak öngörülmüştür. Hükmün karşıt
anlamından çıkan sonuç, yönetim kurulunun genel kurul kararlarını
“sebepli” olarak yerine getirmeyebileceğidir. Öğretide, hükmün kastet-
tiği şeyin genel kurulun sıhhatli kararları olduğudur. Yönetim kurulu,
genel kurulun sıhhatsiz kararlarını icra edemez; sıhhatsiz kararlarını
icra etmezse değil, aksine icra ederse sorumluluk altına girer. Sıh-
hatsiz bir karar icra edilemez.
16
Genel kurul kararı “yok” hükmünde
ise veya “butlanla” sakatsa bunu tespit daha kolaydır. Türk Ticaret
Kanunu’nun 381. maddesinde ise genel kurul kararlarının iptali dü-
zenlenmiş; ana sözleşmeye, kanuna veya iyi niyet kurallarına aykırı genel
kurul kararlarının mahkemece iptal edilebileceği öngörülmüştür. Türk
Ticaret Kanunu’nun 381. maddesinin 2. bendinde, yönetim kuruluna
kurul olarak iptal davası açma hakkı verildiği gibi, 3. bentte de kararların
14
Bunlar; yevmiye defteri, defteri kebir, envanter defteri, karar defteridir.
15
“İdare meclisi üyeleri, şirket defter ve kayıtlarının usulsüz tutulması nedeniyle doğan
zararlardan sorumludur. Bu usulsüzlük nedeniyle şirket vergi cezası ödemişse, bu ceza-
dan idare meclisi üyeleri müteselsilen sorumludur”. 11. HD, 6.7.1993, E. 1993/7107, K.
1993/5002 (Çevik, a. g. e., s. 437, N. 306). Gerçekten de VUK m. 10 ile 6183 sayılı
AATUHK m. 35 gereğince anonim şirkette yönetim kurulu vergi sorumlusu olup,
üyeler şirketten tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan kamu borçların-
dan dolayı tüm malvarlığı ile sorumludur.
16
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 596; Ansay, a. g. e., s. 149.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009162
infazı kişisel sorumluluğu doğuracaksa her bir yönetim kurulu üyesine de
münferiden dava açma hakkı verilmiştir. O hâlde tedbirli bir yönetim
kurulu üyesinin, iptali kâbil bir genel kurul kararı ile karşılaştığında,
münferit olarak dahi, o kararın iptali için dava açması gerektiği gibi,
dava açılması icrayı durdurmadığı için, ticaret mahkemesinden icra-
nın geri bırakılmasını da talep etmelidir.
17
Bütün bu açıklananlar, üye-
nin kendi kusursuzluğunu ispatlamak için yeterli delil sayılmalıdır.
e. Gerek kanunun, gerek esas sözleşmenin kendilerine yüklediği
diğer görevlerin kasten veya ihmal sonucu olarak yapılmaması: Gö-
rüldüğü gibi, hükümde genel bir sorumluluk nedeni öngörülmüştür.
Başka bir deyişle, bu durum her somut olayın koşullarına göre değiş-
kenlik arz edebilecektir. Sorumluluğun kapsamı, üyelere kanun ile ve-
rilmiş görevler ile şirketle aralarında var olduğu kabul edilen (vekâlet)
sözleşmesi hükümlerine göre belirlenecektir. Üye/üyeler kanunî veya
sözleşmesel bir yükümlülüğü ihlâl ettiğinde, ortaya bir zarar çıkmış-
sa, bu zarar da giderilecektir. Örneğin yönetim kurulu üyesinin reka-
bet yasağına aykırı hareketi sonucunda ortaya çıkan zararın giderimi;
Türk Ticaret Kanunu’nun 321. maddesinin IV. fıkrası gereğince ana
sözleşme veya genel kurul kararına aykırı bile olsa, iyi niyetli 3. kişi
ile yapılan işlemin şirketi bağlaması yüzünden ortaya çıkan zararın
tazmini; şirket tarafından yönetim kurulu üyesine getirilen miktar sı-
nırlamasına uymayan üyenin, 3. kişiye karşı şirketin uğradığı zararı
gidermek zorunda kalması, hep bu bent kapsamına giren hâllerdir.
Kanun’da sayılan bu hâllere ek olarak; yeni atanan yönetim kuru-
lu üyelerinin seleflerinin açık olan yolsuz işlemlerini denetçilere haber
vermemesi (yani ihmalinden) yüzünden sorumluluğa iştirak etmesi
TTK m. 337); yönetim kurulu üyelerinin seçtiği müdürlerin (TTK m.
342) ehil olmaması ve yetki devri konusundaki hukuka aykırılıktan
doğan sorumluluğu (TTK m. 346) hâlleri de belirtilmelidir.
18
C. Davacı ve Davalı Sıfatı
Yukarıda belirtildiği gibi, yönetim kurulu üyelerinin sorumlu ol-
duğu kişiler; şirket tüzel kişiliği, alacaklılar ve paydaşlardır. Bu sayılanla-
17
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 596-597; Tekil, Anonim Şirketler, s. 214.
18
Ansay, a. g. e., s. 141-142.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009163
rın dava açabilme olasılıkları farklıdır. Türk Ticaret Kanunu bu grup-
lar arasında bir ayırım yapmıştır. Gerçekten de şirket, yönetim kurulu
üyelerinin kusurlu fiilleri yüzünden, –doğaldır ki– ilk, doğrudan ve en
yakın zarara uğrayan kişidir. Burada bir özellik yoktur. Özellik, ala-
caklılar ve paydaşlar bakımındandır. Çünkü bu sonuncular için kanun
iki farklı olasılık öngörmüştür. Türk Ticaret Kanunu’nun 339. mad-
desinin düzenlemesinden hareketle, yönetim kurulu üyelerinin haksız
fiil niteliğindeki davranışları ile bu sayılanlar doğrudan zarara uğramış
olabilir. Bunun dışında, Türk Ticaret Kanunu’nun 340. maddesinin
309. maddeye yaptığı atıf dolayısıyla dolaylı zarardan da söz edilebi-
lir. O hâlde, ayırımımızı ortaklığın dava hakkı; alacaklılar ve paydaşla-
rın dolaylı zararı ve doğrudan zararı üzerine oturtalım.
1. Ortaklığın Dava Hakkı ve Usul
Yönetim kurulu üyelerinin kusurlu fiilleri yüzünden ilk ve en ya-
kın zarara uğrayacak olan, şirket tüzel kişiliğidir. Bu yüzden asıl dava
açma hakkı da şirkete aittir. Bu fiiller ortaklığın malvarlığını azaltıcı
etkiye sahip olduğu için, en başta şirket açacağı sorumluluk davası ile
uğradığı zararı giderip malvarlığının azalan kısmını giderebilir.
Ortaklığın dava açabilmesi, genel kurulun bu yönde karar verme-
sine bağlıdır. Genel kurul, basit çoğunlukla (TTK m. 372) alacağı bir
kararla dava açılması yönünde karar vermezse dava dinlenmez; başka
bir deyişle bu koşul dava şartıdır. Ayrıca bunun için gündemde mad-
de olması da gerekmez; bu nokta ilkenin istisnasıdır.
19
Genel kurul, yönetim kurulu üyeleri hakkında dava açılmaması
yönünde karar verse bile, esas sermayenin 1/10’una sahip azınlık, dava
açılması talebinde bulunursa, şirket bu karar veya talep tarihinden iti-
baren bir ay içinde dava açmak zorundadır (TTK m. 341/I). Bu sürenin
geçirilmesiyle dava hakkı düşmez. Sadece denetçiler ve alacaklıların
vekilinin sorumluluğu gündeme gelir. Ancak azınlığın oyuyla dava
açılması hâlinde azlık, denetçiler dışında bir vekil tayin edebilir. Dava
açılması talebinde bulunan pay sahipleri hisse senetlerini şirketin za-
rar ve ziyanına karşı teminat olarak davanın sonuna kadar merhun
kalmak üzere bir bankaya yatırmak zorundadır. Davanın reddi halin-
19
İmregün, Kara Ticareti, s. 355-356. 11. HD, 13.1.2004, E. 2003/5995, K. 2004/159
(www.kazanci.com.tr).
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009164
de pay sahipleri yalnız şirkete karşı tazminat ile yükümlüdür (TTK m.
341/II).
Davayı şirket adına denetçiler açar (TTK m. 341/I). Ancak öğreti-
de dava açıldığı sırada, sorumluluk davasının davalısı sıfatını taşıyan
yönetim kurulu üyelerinin hiçbirinin görevde olmaması durumunda,
davayı Türk Ticaret Kanunu’nun 317. maddesindeki genel kural uya-
rınca, şirketi temsil yetkisine sahip olan yeni yönetim kurulu açaca-
ğı belirtilmektedir. Sorumlu olan kişiler hâlen görevde ise, dava bu
olasılıkta denetçilerce açılmalıdır. Denetçiler de davalı ise şirkete bir
kayyım atanır (TMK m. 426).
20
Türk Ticaret Kanunu’nun 336 ve 337. maddeleri gereğince yö-
netim kurulu üyelerine yükletilen sorumluluk hakkında 309. madde
hükmü de uygulanır (TTK m. 340). Dava, Türk Ticaret Kanunu’nun
309. maddesi gereğince, sorumlu olan kimselerin tamamı aleyhine şir-
ket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabilir. Görevli mah-
keme ticaret mahkemesidir; çünkü konu Türk Ticaret Kanunu’nda
düzenlendiği için mutlak ticarî davadır (TTK m. 341). O bölgede ti-
caret mahkemesi yoksa ve tazminat davası görev sınırının üzerinde
ise (6990 YTKL), asliye hukuk mahkemesi ticaret mahkemesi sıfatıyla
karar verir. Ancak o bölgede ticaret mahkemesi olsa bile, dava değeri
görev sınırının altında ise davaya sulh hukuk mahkemesinde bakılır;
ancak sulh hukuk mahkemesi ticarî hükümleri uygular (TTK m. 5).
2. Paydaşlar ve Alacaklıların Dava Hakkı
a. Dolaylı Zararlar İçin
Paydaşlar ve alacaklıların dolaylı zararlarının bir özelliği yoktur.
Şirketin malvarlığının azalması sonucunu doğuran eylemler dolayı-
sıyla şirketin doğrudan gördüğü zarar, alacaklılar ve paydaşlar açısın-
dan aynı zamanda dolaylı zararı oluşturur. Gerçekten de, ortaklık mal-
varlığının azalmasına neden olan eylemler, paydaşların durumunu
etkileyeceği gibi, bu nedenle alacaklarını alamayan alacaklıların da
durumunun olumsuz yönde etkilendiği söylenebilir.
21
Örneğin, ku-
20
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 600; İmregün, Kara Ticareti, s. 356; Ansay, a.
g. e., s. 145; Tekil, Anonim Şirketler, s. 221-222.
21
“Davacı vakıf, banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri olan davalılar aleyhine banka ana
sözleşmesinden ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan kaynaklanan görevlerini yerine
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009165
surlu fiiler yüzünden hisse senetlerinin değerinin düşmesi, kâr veya
tasfiye payının azalması, alacaklıların alacağının tehlikeye düşmesi
gibi.
22
Ortaklığın zararının giderilmesi, aynı zamanda anılanların do-
laylı zararını da giderecektir.
23
Başka bir deyişle, ortaklığın giderile-
cek doğrudan zararı, aynı zamanda kendilerinin de giderilmiş dolaylı
zararını ifade eder. Bu yüzden, dolaylı zarara uğrayan alacaklılar ve
pay sahipleri, tazminatın kendilerine değil, şirkete ödenmesini talep
edebilir.
24
Bu sonuca, Türk Ticaret Kanunu’nun 340. maddesinin atıf
yaptığı 309. maddeden ulaşmaktayız. Ancak ortakların davasının, şir-
ketin dava hakkından doğan ikinci derecede bir dava hakkı olduğunu
ve ortakların bu davada şirketin sahip olduğu haklardan fazlasına sa-
hip olamayacağını belirtmek gerekir.
25
Bu nedenle, genel kurul kararı
da gerektirmez.
26
b. Doğrudan Zararlar İçin
Alacaklılar ve paydaşların doğrudan zararı, yukarıdakinden çok
farklıdır. Anılanların doğrudan zararı ve bunun dayanağı konusun-
da Türk Ticaret Kanunu’nun 339. maddesi bize yardımcı olmaktadır.
getirmediklerinden bahisle bankacılık ilkelerine aykırı ve suç oluşturabilecek eylemler ve ka-
rarlardan dolayı bankayı zarara uğrattıkları iddiasıyla zararlarının tazminini talep ve dava
etmiştir. Mümeyyiz davacı Munzam Sosyal Güvenlik Emekli ve Yardım Sandığı Vakfı
tarafından TTK’nın 336/5. maddesine dayanarak aynı Kanunun 340. maddesinin yolla-
masıyla 309. maddeye göre açıldığı bir başka deyişle, oluştuğu iddia edilen dolayısıyla za-
rarların istendiği davada, mahkemece, işin esasına girilerek inceleme yapılması, sonucuna
göre karar verilmesi gerekir”.11. HD, 31.1.2005, E. 2005/8114, K. 2005/10525 (www.
kazanci.com.tr).
22
Tekil, Anonim Şirketler, s. 222-223.
23
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 604. “Örneğin yöneticilerin yetkilerini kötüye
kullanmaları, gerçek olmayan kâr dağıtımı, spekülatif krediler açılması, ortaklık vasıtaları-
nın şirket amacı dışında kullanılması, dolayısıyla zarar doğurabilecek fiillerdir”. Çamoğlu
[Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 604; Akalın, a. g. m., s. 10-11; İmregün, Yönetim Kuru-
lu, s. 275; İmregün, Kara Ticareti, s. 357; Ansay, a. g. e., s. 143;
24
“Dava, davalı şirket ortağının şirketi yönetimi sırasında davacı ortaklara, dolayısı ile ver-
diği zararın tahsili istemine ilişkin olup, TTK’nun 556’ncı maddesinin yaptığı atıf gereği
aynı yasanın 336, 340 ve 309/1’inci maddeleri uyarınca davalının eylemleri nedeniyle şir-
ketin zarara uğratıldığı anlaşılmakla, pay sahiplerinin açtığı bu dava sonucu hükmolunan
tazminatın davacılara değil, şirkete verilmesi yönünde hüküm kurulması gerekirken…”
6.7.2004, E. 2003/13387, K. 2004/7567 (www.kazanci.com.tr).
25
Ansay, a. g. e., s. 146; Tekil, Anonim Şirketler, s. 223.
26
Tekil, Anonim Şirketler, s. 223.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009166
Doğrudan zarar, Türk Ticaret Kanunu’nun 339. maddesinde olduğu
gibi, yönetim kurulu üyelerinin haksız fiil niteliğindeki eylemi sonu-
cunda pay sahibi veya alacaklıya verdiği zarardır. Bu sonunculara uy-
gulanacak rejim, ilkinden çok farklıdır. Burada şirketin zarara uğra-
yıp uğramamasının bir önemi yoktur. Çünkü bu zararlar, ortaklık veya
alacaklılık sıfatından doğmuştur. Bu yüzden talep edilen tazminat da
şirkete değil, doğrudan talep sahiplerine ödenir. Bu olasılıkta arada
akdi bir ilişki olmadığından, davanın dayanağı haksız fiildir ve dava-
cıların haksız fiilin koşullarını kanıtlaması gerekir.
27
Yönetim kurulu
üyelerinin haksız fiili ile paydaşların uğradığı doğrudan zarara örnek
verecek olursak; yönetim kurulunun Türk Ticaret Kanunu’na aykırı
şekilde ortağı ıskat etmesi veya payı iptal etmesi; kişinin kanuna aykırı
düzenlenmiş bilânçoya güvenerek pay sahibi olması veya payını dev-
retmesi ve bir zarara uğraması; paydaşın hukuka aykırı olarak genel
kurul toplantısına katılması veya oy vermesine izin verilmemesi ve bir
zararın doğması; ortakların temettülerinin kusurlu olarak eksik dağıtıl-
ması verilebilir.
28
Alacaklıların doğrudan uğradığı zararlara bakılırsa,
yönetim kurulunun kusurlu veya yanıltıcı eylemleri ile şirketle işlem
yapılması ve alacakların tahsil edilememesi gösterilebilir.
29
Bunun bir
görünümü olarak, yönetim kurulu üyelerinin alacaklılardan mal ka-
çırmak için, şirketin içini boşaltması ve malvarlığını başka bir şirkete
aktarması sonucunda, alacaklının alacağını alamaması da sayılabilir.
Aşağıda inceleyeceğimiz Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin bu
konudaki kararı, yönetim kurulu üyelerinin kusurlu fiilleri ile alacaklı-
27
İmregün, Kara Ticareti, s. 357-358.
28
Ansay, a. g. e., s. 142-143; Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 609; İmregün, Yö-
netim Kurulu, s. 275 vd.
29
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 609; Ansay, a. g. e., s. 142-143; İmregün,
Yönetim Kurulu, s. 275 vd. Yargıtay 11. HD, 11.3.2002 tarihli bir Kararı’nda şöyle
demiştir: “…dava, TTK.nun 336 ncı maddesi hükmü uyarınca dava dışı anonim şirketin
yönetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası
olup, davacı, dava dışı anonim şirketten alacaklı olan bir şirkettir. Dairemizin 11.6.1981
gün ve E.2329 ve K.2988 sayılı ilke kararında benimsendiği gibi, ortaklar ve alacaklılar, yö-
netim kurulu üyelerinin kusurlu yönetimi nedeniyle doğrudan doğruya zarara uğramaları
durumunda, yönetim kurulu üyeleri aleyhine, hükmedilecek tazminatın doğrudan kendile-
rine verilmesi şartıyla sorumluluk davası açabilirler. Dava konusu olayda da, alacaklı sıfatı
ile dava açan davacı şirket, davalıların kusurlu yönetimi ile doğrudan kendisi zarara uğ-
radığından, mahkemece hükmedilen tazminatın davacı şirkete verilmesi gerekirken, TTK.
nun 309 ncu maddesi yanlış değerlendirilerek borçlu sıfatı bulunan dava dışı anonim şirket
lehine tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozulması ge-
rekmiştir”. (www.kazanci.com.tr).
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009167
ların doğrudan zarara uğraması ile ilgili bu başlıkta anlatılan durumla
ilgilidir ve ayrıntılarına aşağıda değinilecektir.
D. Sorumluluğu Ortadan Kaldıran Nedenler
1. Zamanaşımı
Türk Ticaret Kanunu’nun 340. maddesinin yaptığı atıfla, konu
hakkında 309. madde uygulanacaktır. Hükme göre, sorumlu olan ki-
şilere karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumlu olan
kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zararı doğuran
fiilin gerçekleşmesinden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğ-
rar. Bu süre Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlendiği için sözleşme ile
değiştirilemez (TTK m. 6).
Dikkat edilirse Kanun, zamanaşımı süresinin başlangıcı açısın-
dan Borçlar Kanunu’nun 60. maddesindeki “zarar ve failin” öğrenilme-
si ölçütü yerine, “sorumlu olan kimse” ifadesini kullanmıştır. Bu tercih
anlamlıdır; çünkü kuruluştan doğan sorumlulukta, davalı sıfatı esas
olarak Kanun’da sayılan fiilleri gerçekleştiren faile ait olmakla bera-
ber, bu kişi ile sınırlı değildir. Kanun, özellikle seleflerinin “belli” olan
yolsuz işlemlerini denetlemeyen sonraki yönetim kurulu üyelerini de
düşünerek hükmü sevk etmiş ve onların da bu ihmallerinden dolayı
sorumluluk altında olacaklarını öngörmüştür.
Eylem aynı zamanda suç teşkil etmekteyse ve Türk Ceza Kanu-
nu daha uzun süreli bir zamanaşımı süresi öngörülmüşse, Borçlar
Kanunu’nun 60. maddesinin III. fıkrasındaki düzenlemeye paralel ola-
rak, hukuk davasında da uzun zamanaşımı süresi uygulanır (BK m.
60/III).
2. Kusursuzluğu İspat
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğu-
nun kusur esasına dayandığı görülmüştü. İşte sorumlu olduğu iddia
edilen üye, kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 338. maddesinde örnek olarak bazı hâller
sayılmıştır. Özellikle bu işlemlere karşı oy vermiş olup durumu mü-
zakere zaptına yazdırmakla beraber denetçilere hemen yazılı olarak
bildiren veyahut (geçerli) mazeretine dayanarak o işlemin müzakere-
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009168
sinde hazır bulunmayan üye sorumlu değildir. Çünkü özellikle son
olasılıkta, mazeretine binaen toplantıya katılamayan üyenin, hukukî
işlemin irade unsuruna herhangi bir etki ve katkısı yoktur.
Yeni seçilen veya atanan yönetim kurulu üyeleri, seleflerinin belli
olan yolsuz işlemlerini denetçilere bildirmek zorundadır. Aksi hâlde
seleflerinin sorumluluklarına iştirak ederler. Yeni seçilen üye, bu hu-
susu denetçilere bildirerek bu sorumluluğu paylaşmamış olur.
Daha önce de ifade edildiği gibi, usulüne uygun şekilde murah-
haslara devredilmiş olan ve Türk Ticaret Kanunu’nun 336. maddesi-
nin 5. bendine ilişkin olan bir ihlâl söz konusu ise, diğer üyelerin o
işlemle ilgili olarak iradelerinden söz edilemeyeceğinden, kendilerinin
sorumlu tutulması da söz konusu olmaz; çünkü diğerlerinin kusuru
yoktur. Ancak yetki murahhaslara devredilse bile, bu devir yönetim
kurulu üyelerinin kanunen sahip olduğu tüm yetkileri kapsayamaz;
daha doğrusu böyle bir devir hukuka aykırı sayılır ve tüm üyeler yine
müteselsilen sorumlu olmaya devam eder. Yine öğretide diğer üyele-
rin murahhaslar üzerinde genel bir gözetim ve denetim yükümlülüğü-
nün olduğu ve bu gözetim yükümlülüğünün ihlâlinin de sorumluluk
doğuracağı ifade edilmektedir.
30
Kusursuzluğu ispat herhangi bir şekle tâbi değildir; çünkü bu bir
hukukî işlem değildir (HUMK m. 288). Yargıtay kararına konu olmuş
bir olayda, toptan zeytinyağı ticareti ile uğraşan bir anonim şirket, yine
anonim şirket statüsündeki tacire yüklü miktarda zeytinyağı satmış;
ancak zeytinyağı vaat edilen kalitede çıkmamıştır. Gerçek değerinin
üç katı oranında bedel ödemek istemeyen alıcı şirketin yönetim kuru-
lu üyesi, satıcı şirketin yönetim kurulu üyesi ile görüşmeler yapmış;
satıcı şirketin murahhas azası zeytinyağının gerçek değeri üzerinden
tahsilât yapmayı kabul etmiştir. Bu arada, belirtmek gerekir ki, alıcı
şirketin ticarî satımlarda geçerli olan altı aylık ayıba karşı tekeffülden
doğan zamanaşımı süresi geçmiştir. Satıcı şirketin murahhas azası
buna rağmen ticarî doğruluk ve dürüstlük kurallarına uyarak indirim
teklifini kabul etmiştir. Bu üyenin görev süresi bittikten sonra yerine
seçilen selefleri, bu üyenin eksik tahsilât yapılmasına ve şirketin zara-
ra uğramasına neden olduğu iddiası ile hakkında sorumluluk davası
açılmasını sağlamıştır. İlk derece mahkemesi kusurlu fiili ile şirketin
30
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 536.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009169
eksik tahsilât yapmasına neden olan üyenin bu zararı gidermek zo-
runda olduğuna karar vermiş; Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de kararı
onamıştır. Bu karar hakkında karar düzletme başvurusunda bulu-
nulmuş ve ilginç bir şekilde aynı daire kendi kararını şu gerekçelerle
bozmuştur: “…Ancak, bu olgunun bu davalıların kusurlu hareketleri so-
nucu şirket zararına doğmuş bir fark olarak kabulünü ve davalılardan tahsi-
li yoluna gidilmesini kolaylıkla benimsemek imkânı görünmemektedir. Zira;
en geniş yetkiler verilen murahhas aza …, daima şirket yararına ve şirket
çıkarları doğrultusunda tasarruflarda bulunacağı inancıyla yetkilendirilmiş
olup, kişisel çıkarları da iddia ve ispat edilemediğine göre, üstelik laboratu-
ar tahlilleri sonucu çok düşük kalitede olduğu saptanmış tortulu yağlar için
ayıp ihbarı süresi geçmiş olsa dahi sırf dürüstlük kurallarına uygun olarak
ve ileride şirketin ticari ilişkilerinde güven itibarını kuvvetlendirecek
şekilde esasen bozuk olan yağların gerçek değerine uygun bir fiyat üzerinden
tahsilatı tamamlatmalarında, MK’nın 2.ve 3. maddelerinin ışığı altında iyi
niyetin varlığını ve TTK’nın 336, 342. maddelerine giren bir sorumluluk hâli
bulunmadığını kabul etmek gerekmektedir. Bir şirketin her zaman kâr etmesi
düşünülemeyeceği gibi, kasıt ve ihmal olmaksızın sadece iyi niyetli davranış-
lar sonucu kazanç kaybına uğraması hâlinde de, yöneticilerin sorumluluğuna
gidilmesi, hak ve nesafet kurallarına da uygun düşmez”.
31
Yargıtay bura-
da normun salt lafzından değil, ruhundan hareket ederek son derece
isabetli ve ticaret hayatının gereklerine de uygun bir karar vermiştir.
Gerçekten de murahhas azanın yaptığı şey, şirketin gelecekteki ticarî
itibarını kurtarmak olmuştur. Karar, amaçsal yorumun tipik bir örne-
ğidir.
3. İbra
Yönetim kurulu üyelerinin kanundan doğan sorumluluklarının
şirkete karşı sona erdirilmesinin en önemli yolu, üyelerin ibra edilme-
sidir. İbra, anonim şirket genel kurulunun ilgili faaliyet dönemi içinde-
ki işlemlerinin hukuka ve şirket menfaatlerine uygun olduğunu içeren
menfî borç ikrarı niteliğindeki irade açıklamasıdır.
32
31
11. HD, 23.5.1986, E. 2998/K. 3161 (Eriş, Gönen, Açıklamalı-İçtihatlı Türk Ticaret Ka-
nunu, Ticarî İşletme ve Şirketler, C. II, (m. 174-556), B. 3, Ankara 2004, s. 1953.
32
Bu konuda ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Aytaç, a. g. e., s. 7 vd, 15 vd; Çamoğlu
[Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 613; Ansay, a. g. e., s. 149; Çevik, a. g. e., s. 442; Tekil,
Anonim Şirketler, s. 226. Bu konuda ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Ansay, Tuğrul,
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009170
Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin ibrası, açık bir şekilde
olabileceği gibi örtülü de olabilir. İbra, genel kurulun münhasır yetki-
lerindedir. Açık ibrada genel kurul toplantısının gündem maddelerin-
den birisini de üyelerin ibrası oluşturur ve genel kurul, basit çoğunluk-
la ibra kararı verebilir. Örtülü ibra ise Türk Ticaret Kanunu’nun 380.
maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre, bilânçonun onayına dair
genel kurul kararı, aksine açıklık olmadığı takdirde, yönetim kurulu
üyeleri ile müdürler ve denetçilerin ibrası sonucunu doğurur. Ancak
bu sonucun doğabilmesi için, bilânçonun gerçek durumu yansıtması
gerekir. Bilânço bu niteliğe sahip değilse, yanlış veya yanıltıcı ise, ibra
sonucu doğmayacak; bilânçoda görülemeyen ve anlaşılamayan husus-
lar ibranın dışında kalacaktır.
33
İşte ortaya çıkabilecek bu sonuç dola-
yısıyla, Türk Ticaret Kanunu’nun 377. maddesi ile esas sermayenin en
az 1/10’una sahip olan azınlığa bilânço görüşmelerinin en az bir ay
sonraya ertelenmesini talep hakkı verilmiştir. Bu talepte bulunabilmek
için herhangi bir gerekçenin ileri sürülmesi zorunlu olmadığı gibi,
34
genel kurulun bu talebi oylamaya sunması dahi düşünülemez. Zira
bu, kanundan doğan bir haktır ve mutlaktır. İlk ertelemeden sonra,
ikinci ertelemenin yapılabilmesi için, bilânçonun itiraza uğrayan nok-
taları hakkında gereken açıklamanın yönetim kurulunca verilmemiş
olması gerekir; aksi halde ikinci kez gerekçesiz erteleme yapılamaz.
Bilânçonun görüşülmesi ve bu konuda karar verilmesine dair gündem
“Anonim Şirketlerin Ehliyeti, İdare Meclisinin İbrası, İdare Meclisi Aleyhine Me-
suliyet Davası ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı”, Batider, 1965, C. III, S. 3,
s. 417 vd.
33
Bkz. İmregün, Kara Ticareti, s. 355; Ansay, a. g. e., s.150.
34
Helvacı, azınlığın gerekçe göstermemesinin hakkın kötüye kullanılması anlamına
gelemeyeceğini belirtmektedir. Örneğin, genel kurul tarihini iki ay önceden pay
sahiplerine duyuran, çağrı mektubu ile beraber ortaklık bilânçosunu ve inceleme
için gerekli evrakı gönderen, pay sahiplerine şirket hesaplarını incelettirmeye,
bilânçoda anlaşılmayan noktaların açıklanmasına hazır olduğunu duyuran ano-
nim ortaklığın, olağan genel kurul toplantısında bilânço görüşmelerinin ertelen-
mesinin talep edilmesi hakkın suistimalini oluşturur. Bkz. Helvacı, Azınlık , s. 303.
Yargıtay Ticaret Dairesi 1961 yılında verdiği bir kararında (E. 1147, K. 3496),
“Türk Ticaret Kanunu’nun 377. maddesinde sermayenin 1/10’una sahip olan azınlığın
talebi üzerine müzakerenin bir ay sonraya bırakabileceği açıklanmış ve geri bırakma tale-
binde bulunanların bu hususta bir gerekçe göstereceği yolunda kanunda bir sarahat bulun-
mamıştır. Bu sebeple geri bırakma talebinin reddi hakkındaki genel kurul kararının iptaline
müteallik hüküm isabetlidir…” demiştir (Karar için bkz. Doğanay, a. g. e., s. 1103,
dn. 96).
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009171
maddesi, üyeler hakkında sorumluluk davasının açılması kararını da
içerir.
35
Yargıtay’a göre, genel kurul dilerse bilânçonun onaylanması ve ib-
rayı ayrı ayrı gündem maddeleri içinde karara bağlayabilir. İki konu
ayrı ayrı görüşülüp oylamaya sunulmuşsa, bilânçonun onaylanması
ibrayı getirmez; ibra hariç kalmış demektir. Türk Ticaret Kanunu’nun
374. maddesinin II. fıkrasındaki oy hakkından yoksunluk sadece ibraya
ilişkindir; bilânçonun onaylanması ibradan ayrı tartışılıp oya sunulur-
sa, yönetim kurulu üyeleri bilânço hakkındaki oylamaya katılabilir.
36
Genel kurul ibra kararını verirken, bunu belli üyelere de hasre-
debilir. Başka bir deyişle kısmî ibra mümkündür. Çünkü üyelerin ta-
mamını usulsüz işlem yapması söz konusu olmayabilir. Bu olasılıkta,
sadece kusurlu fiilleri ile zarar neden olanlar ibra kapsamı dışında bı-
rakılacak; kusurlu filleri olmayanlar için ibra gerçekleşebilecektir.
37
Genel kurulun verdiği bir ibra kararından sonra, şirket tüzel kişiliği-
nin ve ibra oylamasında olumlu oy veren paydaşların sorumluluk davası
açması mümkün değildir. Özellikle olumlu oy kullanan paydaşların
sorumluluk davası açılmasını istemesi, hem hakkın kötüye kullanıl-
ması anlamına gelecek, hem “kimsenin kendi fiili ile çelişemeyeceği”
şeklinde beliren evrensel hukuk ilkesine aykırılık oluşturacaktır. Buna
karşılık, ibra kararının doğrudan doğruya zarar görenleri etkilediğini ve
onların dava açma yetkisini sona erdirdiğini iddia etmek olanaksızdır.
Doğrudan doğruya zarar gören ortaklarla alacaklıların dava açma hak-
kı devam eder.
38
Çünkü borçlar hukuku alanında egemen olan ilkeye
göre, iki kişinin bir araya gelerek üçüncü kişi lehine işlem yapması
mümkünse de, aleyhine işlem yapması mümkün değildir. İbra kararı-
35
İmregün, Kara Ticareti, s. 356.
36
11. HD, 7.4.1980, E. 1980/1714, K. 1980/2024 (Tekil, Anonim Şirketler, s. 230, dn.
202).
37
“TTK’nın 369/2. maddesine göre bilançonun reddinin, aynı Kanun’un 380. maddesi-
ne göre yönetim ve denetim kurulu üyelerinin ibra edilmemeleri sonucunu doğurduğu,
TTK’nın 336. maddesinde belirtildiği üzere, sorumluluğu gerektiren fiil ve işlemlerde idare
meclisinin heyet olarak sorumlu olmadığı, sorumluluğun ferden fakat müteselsilen olması
nedeniyle ibranın kısmen yapılabileceği ve bunun iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil etme-
yeceği gerekçesiyle davanın reddine ilişkin verilen kararda isabetsizlik görülmemiştir”. 11.
HD, 13.1.2004, E. 2003/5995, K. 2004/159 (www.kazanci.com.tr).
38
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 616, 618, 621; Tekil, Anonim Şirketler, s. 227-
228.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009172
na dayanan defi hakkı, şirketin dava hakkına dokunur; fakat alacağın
özünü etkilemez.
39
Zira Aytaç da, ibrayı ortaklık dışındakilere etkisi ol-
mayan, tamamen ortaklık içi bir işlem olarak nitelemektedir.
40
Ayrıca
unutmamak gerekir ki, anonim şirketlerde genel kurulun aldığı karar-
ların üçüncü kişilere etkisinin doğması –kural olarak– mümkün değil-
dir. Zira genel kurul, şirket içi işleyişte etkin bir organdır (Bu kuralın
istisnası TTK m. 311’deki kuruluştan sonra iki yıl içinde bir malvarlığı
veya bir işletmenin devralınabilmesi için genel kurulun vermesi gere-
ken onay belirtilebilir).
Yukarıda belirtildiği gibi, burada sözü edilen ibra, olağan faaliyet
dönemine ilişkindir. Kurucular ve ilk yönetim kurulu üyelerinin ku-
ruluş işlemlerinden doğan sorumlulukları, şirketin kuruluşundan iti-
baren dört yıl geçmeden ibra edilemeyeceği gibi, dört yıldan sonra ise
ancak azınlığın olumsuz oy vermemesi durumunda ibra gerçekleşe-
bilir (TTK m. 310). Bu yüzden, Türk Ticaret Kanunu’nun 310. madde-
sinde öngörülen dört yıllık ibra yasağının hem zamansal, hem kişisel
sınırları vardır. Bir kere bu yasak sadece kurucular (anonim şirketlerde
kurucu tanımı için bkz. TTK m. 278, öz. IIII. fıkra) ve ilk yönetim ku-
rulu üyeleri için geçerlidir. TTK m. 310’da ilk yönetim kurulu üyeleri
ile denetçilerin kuruluştan doğan sorumluluklarının şirketin tescilinden
itibaren dört yıl geçmeden sulh ve ibra yolu ile ortadan kaldırılamayacağı
öngörülmektedir. Dört yıllık sürenin geçmesinden sonra bu kişilerin,
anılan döneme ait sorumluluklarının ibra edilebilmesi için, şirket ser-
mayesinin 1/10’una sahip azınlığın ibra aleyhinde oy kullanmaması
gerekir. Kanun burada, olumsuz bir azınlık hakkı tanımaktadır.
41
Bu
muhalefete rağmen alınacak bir ibra kararı kanuna aykırıdır. Hatta
burada alacaklıların menfaati düşünüldüğünde, bu karar mutlak em-
redici hükme aykırılık dolayısıyla batıldır.
42
Bu yüzden, böyle bir genel
39
Tekil, Anonim Şirketler, s. 228.
40
A. g. e., s. 16.
41
Bu konuda bkz. Helvacı, Mehmet, “Anonim Ortaklıkta Ticaret Kanunundan Kay-
naklanan Azınlık Haklarının Hukukî Niteliği ve Tanımı”, Oğuz İmregün’e Armağan,
İstanbul 1998, s. 298-299, dn. 7, s. 304 vd; Dural, Ali, “Anonim Şirkette Olumsuz
Azınlık Hakları Düzenlemesi”, Erdoğan Moroğlu’na 65. Yaş Günü Armağanı, İstan-
bul 1999, s. 180, dn. 5-6.; Krş. İmregün, Menfaat İhtilâfları, s. 65; Birsel, Mahmut Tev-
fik, “Anonim Şirketlerde Azınlık Hakları”, İmran Öktem’e Armağan, Ankara 1970,
s. 637-638; Poroy [Tekinalp/Çamoğlu], a. g. e., N. 509; Özdamar, Mehmet, Anonim
Ortaklıkların Kendi Paylarını İktisap Etmesi, Ankara 2005, s. 71; Eriş, Şerh, s. 1766.
42
Bu yönde bkz. Eriş, Şerh, s. 1766; Eriş, Anonim Şirketler, s. 177. Buna karşılık Helvacı
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009173
kurul kararının her ilgili tarafından “tespiti” istenebilir. Ancak öğretide
genel kurulun bu kararının iptale tâbi olduğu da savunulmaktadır.
43
Anonim şirketin, kuruluşundan sonra dört yıllık sürenin geçme-
sinin ardından, (azınlığın muhalefet etmemesi durumunda) vereceği
ibra kararı, alacaklıları bağlamaz. Bu karardan sonra sadece, şirket ve
ibra oylamasında olumlu oy kullanan paydaşlar, kuruluştaki işlem-
lerden dolayı sorumluluk davası açamaz. Buna karşılık alacaklılar ve
ibra oylamasında olumsuz oy kullanan paydaşlar, bu ibra kararından
etkilenmez.
44
Kanun’un tanıdığı bu olumsuz azınlık hakkı ile ilgili olarak dik-
katlerden kaçmaması gereken önemli bir nokta vardır. TTK m. 310’un
koyduğu dört yıllık ibra yasağı, sadece kuruluştan doğan sorumluluk
içindir. Hüküm dikkatlice okunduğunda bu gerçek görülür. “Kuru-
cuların ve idare meclisi azalarının ve murakıpların, yukarıdaki maddeler
gereğince tabi oldukları mesuliyetler, şirketin tescili tarihinden itibaren dört
yıl geçmedikçe sulh ve ibra suretiyle ıskat edilemez”. Burada bahsedilen
“yukarıdaki maddeler”, TTK m. 305 ilâ 309. arasındaki kuruluştan do-
ğan sorumluluğa ilişkin maddelerdir. Bunun anlamı şudur: Kanun’un
309. maddesi, olağan faaliyet döneminde uygulanamaz. Kastettiğimizi
şöylece örneklendirelim: X anonim şirketi 1.1.2000 tarihinde kurulsun
ve ilk yönetim kurulu üyeleri de A, B, C, D olsun. 1. olağan genel ku-
rul toplantısında, ilk yönetim kurulu üyelerinin ibrası mümkündür.
Başka bir deyişle, 1.1.2000 ile 1.1.2001 arası dönem için ilk yönetim ku-
rulu üyeleri ile denetçilerin ibrası gerçekleşebilir. Mümkün olmayan,
yönetim kurulu üyelerinin, aynı süreç için “kuruluştan doğan sorumlu-
luklarının” ibrasıdır. Dolayısıyla, şirketin kuruluşundan itibaren dört yıl-
lık süre içerisinde, ilk yönetim kurulu üyeleri ve denetçiler için verilmiş bir
ibra kararı varsa, bu kararın kanuna aykırı olduğunu peşinen iddia etmek
mümkün değildir. O halde yapılması gereken, bu ibra kararının içeriğine bak-
maktır. Eğer, ibra kararı ilk yönetim kurulu üyeleri veya denetçilerin,
kuruluştan doğan sorumluluğuna ilişkinse Kanun’a aykırıdır. Buna
karşılık olağan faaliyet dönemine ilişkinse dört yıl içinde alınsa bile
karar hukuka uygundur. Çünkü anonim şirket kurulduktan sonra, yö-
bu kararın “yok” hükmünde olduğunu savunmaktadır. (Helvacı, Azınlık, s. 298-
299, dn. 7, s. 304 vd).
43
Tekil, Anonim Şirketler, s. 394.
44
Çamoğlu [Poroy/Tekinalp], a. g. e., N. 616 vd.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009174
netim kurulu üyeleri, kuruluşla ilgisi olmayan, tamamen kurulduktan
sonraki aşamada, olağan-gündelik şirket işlemleri için ibra edilebilir
ve bunun 310. madde ile ilgisi yoktur. Bu hüküm sadece kuruluştan
doğan sorumluluğa değil de, olağan faaliyet dönemine de uygulanır-
sa, anonim şirket sisteminde tıkanıklık yaratır. Nitekim Yargıtay da
bu görüştedir. 11. Hukuk Dairesi’nin 3.11.1983 tarihli Kararı’nda (E.
1983/3523, K. 1983/4748; www.kazanci.com.tr) ; “…anonim şirketin ku-
ruluşundan doğan sorumluluk ile şirketin kurulmasından sonraki dönemde-
ki yönetim ve sorumluluk hükümleri birbirinden değişiktir. Kuruluşa ilişkin
olarak kurucuların, ilk yönetim kurulunun ve ilk denetçilerin kuruluştan do-
ğan sorumluluk ve ibralarını düzenleyen 310. madde hükmünü genel yöne-
tim aşamasında uygulamak mümkün olmayıp, bu aşamada 378. madde
hükmü uygulanabilir”.
45
II. TÜRK TİCARET KANUNU TASARISI’NDAKİ
SORUMLULUK REJİMİ
A. Genel Olarak
Bilindiği gibi, Türk Ticaret Kanunu’nun değişen ekonomik ve
teknolojik koşullara uyum sağlayabilmesi için yaklaşık beş yıllık bir
süreçte hazırlanan Türk Ticaret Kanunu Tasarısı, 2005 yılında görüşe
sunulmuştur. Şu aşamada TBMM Adalet Komisyonu’nda son şekli-
ni alarak yasalaşmayı beklemektedir. Konumuzu oluşturan yönetim
kurulu üyelerinin hukukî sorumluluğu, on yıllardır Kanun’un en çok
tartışılan hükümleri arasında olmuştur. Tartışmalar, özellikle sorum-
luluğun müteselsil olması ve bunun adalet ve ??nesafet?? kuralları ile
ne kadar bağdaştığı noktasında toplanmıştır. Hemen belirtelim ki, bu
tartışmalar sadece Türk öğretisinde değil, yabancı öğretide de sık sık
görülmüştür. Özellikle kaynak İsviçre Borçlar Kanunu’ndaki benzer
hükümler İsviçreli yazarların yoğun eleştirilerine uğramış; nihayetin-
de 1991 yılında İsviçre Borçlar Kanunu’nun 757 vd. hükümleri son de-
45
“…Anonim şirketin kuruluşu aşamasındaki kurucu ve idare meclisi üyelerinin sorumlu-
luklarının kanunda öngörülen dört yıllık süre geçmeden ve azınlığın oluru bulunmadan
genel kurulca sulh ve ibra edilemeyeceklerine ilişkin bulunan TTK 310. maddesi hükmü-
nün yıllık olağan genel kurul toplantısına yönelik bulunan uyuşmazlıkta uygulanma ola-
nağı yoktur”. 11. HD, 14.10.1982, E. 1982/3556, K. 1982/3887 (Çevik, Uygulamada
Şirketler Hukuku, B. 3, Ankara 2002, s. 444, N. 318).
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009175
rece köklü değişikliklere uğramıştır.
46
Hemen belirtmek gerekir ki, yönetim kurulu üyelerinin sorum-
luluğu konusunda Tasarı’daki ilk göze çarpan değişiklik, sistematik
konusundadır. Gerçekten de mevcut Kanun’daki “kuruluş” (TTK m.
305-309) ve “olağan faaliyet dönemi” (TTK m. 336 vd.) sorumluluğu ayı-
rımı, Tasarı’da kaldırılmış; sorumluluk hükümleri tek başlık altında ve
son kısma konulmuştur.
B. Sorumluluk Hâlleri
Tasarı’nın 549 ilâ 552. maddeleri arasında mevcut Kanun’un 305
vd. hükümlerinde öngörülen hükümler –bazı eklemelerle– düzenle-
miştir.
a. Belgelerin ve Beyanların Kanuna Aykırı Olması
Tasarı’nın 549. maddesine göre, şirketin kuruluşu, sermayesinin
artırılması ve azaltılması ile birleşme, bölünme, tür değiştirme ve
menkul kıymet çıkarma gibi işlemlerle ilgili belgelerin, izahnamelerin
taahhütlerin, beyanların ve garantilerin yanlış, hileli, sahte, gerçeğe
aykırı olmasından, gerçeğin saklanmış bulunmasından ve diğer ka-
nuna aykırılıklardan doğan zararlardan belgeleri düzenleyenler veya
beyanları yapanlar ile kusurlarının varlığı hâlinde bunlara katılanlar
sorumludur.
b. Sermaye Hakkında Yanlış Beyanlar ve
Ödeme Yetersizliğinin Bilinmesi
Sermaye tamamıyla taahhüt olunmamış veya karşılığı kanun veya
esas sözleşme hükümleri gereğince ödenmemişken, taahhüt edilmiş
veya ödenmiş gibi gösterenler ile kusurlu olmaları şartıyla, şirket yet-
kilileri, bu payları üstlenmiş kabul edilirler ve payların karşılıkları ile
zararı faiziyle birlikte müteselsilen öderler. Sermaye taahhüdünde bu-
lunanların ödeme yeterliliğinin bulunmadığını bilen ve buna onay ve-
46
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Karayalçın, Yaşar, “İsviçre Borçlar Kanunu’nda
Anonim Şirketler Hukuku Alanında Yapılan Değişiklikler”, Batider, 1993, C. XVII,
S. 1, s. 33.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009176
renler, söz konusu borcun ödenmemesinden doğan zarardan sorum-
ludurlar (m. 550).
c. Ayın Sermayeye Değer Biçmede Hile
Aynî sermayenin veya devralınacak işletme ile ayınların değerlen-
dirilmesinde emsaline oranla yüksek fiyat biçenler, işletme ve aynın
niteliğini veya durumunu farklı gösterenler ya da başka bir şekilde
yolsuzluk yapanlar, bundan doğan zarardan sorumludur (m. 551).
d. Haktan İzinsiz Para Toplamak
Mevcut Kanun’da olmayan bu hüküm Tasarı ile gelmiştir. Hük-
me göre, bir anonim şirket kurmak veya şirketin sermayesini artırmak
amacı veya vaadiyle halktan para toplanabilmesi için Sermaye Piyasa-
sı Kurulu’ndan izin alınır. Aksi hâlde, Sermaye Piyasası Kurulu para
toplanması girişiminin ve başlanmışsa para toplanmasının tedbiren
hemen durdurulmasını, toplanan paraların koruma altına alınması-
nı, gerekli diğer önlemlerin uygulanmasını, gereğinde kayyım atan-
masını Ankara Ticaret Mahkemesi’nden isteyebilir. Sermaye Piyasası
Kurulu’nun istemi için güvence talep edilemez. Bu hükme aykırı ola-
rak para toplayanlar ve fiilden haberli olan kurumlar ile ilgili şirketin
yönetim kurulu üyeleri, yöneticileri ve girişimcileri toplanan paranın
derhâl Sermaye Piyasası Kurulu’na yatırılmasından müteselsilen so-
rumludurlar. Alınan tedbir veya hacizden itibaren altı ay içinde aynı
mahkemede dava açılır. İznin varlığı hâlinde, toplanan tutarlar, izin
tarihinden itibaren altı ay içinde öngörülen amaca uygun olarak kulla-
nılmadığı veya ciddi bir şekilde kullanılmaya başlanılmadığı takdirde
ilk fıkra hükmü uygulanır. Mahkeme süreyi uzatabilir (m. 553).
C. Kurucuların, Yönetim Kurulu Üyelerinin, Yöneticilerin ve
Tasfiye Memurlarının Sorumluluğu
1. Genel Olarak
Tasarı’da yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundaki ağırlaştı-
rılmış rejim yumuşatılmıştır. Hüküm; kurucular, yönetim kurulu üye-
leri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşme-
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009177
den doğan yükümlülüklerini, kusurlarıyla ihlâl etmeleri durumunda,
hem şirkete, hem paysahiplerine, hem de şirket alacaklılarına karşı,
verdikleri zarardan sorumlu olduğunu ifade etmekte; ancak kimse-
nin, kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya
yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulayacağı; sorumlu olmama durumu-
nun gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınama-
yacağı hükme bağlanmıştır. Yine kanundan veya esas sözleşmeden
doğan bir görevi veya yetkiyi, kanuna dayanarak başkasına devreden
organ veya kişilerin, bu görev ve yetkileri devralan kişilerin seçimin-
de akla yatkın derecede özen gösterdiklerini ispat ettiği takdirde, bu
kişilerin fiil ve kararlarından sorumlu olmayacakları da gelen önemli
yeniliklerdendir.
2. Şirketin Zararı
Tasarı’nın 555. maddesine göre şirketin uğradığı zararın tazmi-
nini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Paysahipleri tazminatın
şirkete ödenmesini isteyebilirler. Mevcut Kanun’da olmayan ilginç bir
düzenleme ise anılan maddenin II. fıkrasında öngörülmüştür. Buna
göre, paysahibinin açtığı davayı, hukukî ve maddî sebepler haklı gös-
terdiği takdirde, mahkeme dava giderleriyle avukatlık ücretini, bunun
davalıya yükletilemediği hâllerde, davacı paysahibiyle şirket arasında,
hakkaniyete göre paylaştırır.
3. İflâs Hâlinde
Zarara uğrayan şirketin iflâsı hâlinde, tazminatın şirkete ödenme-
sini isteme hakkını şirket alacaklıları da sahiptir (m. 556). Ancak, pay-
sahiplerinin ve şirket alacaklılarının istemleri önce iflâs idaresince ileri
sürülür. İflâs idaresi ilk olasılıkta öngörülen davayı açmadığı takdirde
her paysahibi veya şirket alacaklısı anılan davayı açabilir. Elde edilen
gelir, İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre, önce dava açan alacaklı-
ların alacaklarının ödenmesine ayrılır; kalan, sermaye payları oranında
davacı paysahiplerine ödenir; bir şey artarsa artan iflâs masasına ve-
rilir. Şirketin istemlerinin devrine ilişkin olarak İcra İflâs Kanunu’nun
245. maddesi ise saklıdır.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009178
4. Teselsül ve Başvuru
Tasarı’nın mevcut Kanun’a göre farklılaştığı önemli noktalardan
birisi de 557. maddenin getirdiği düzenlemedir. Birden çok kişinin
aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri,
kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar kişisel olarak kendisine
yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen
sorumlu olur. Davacı birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için
birlikte dava edebilir ve hâkimin aynı davada her bir davalının tazmi-
nat borcunu belirlemesini isteyebilir. Birden çok sorumlu arasındaki
başvuru, durumun bütün gerekleri dikkate alınarak hâkim tarafından
belirlenir.
5. Sorumluluktan Kurtulma
a. İbra
aa. Genel Olarak
Tasarı’da ibra ile ilgili önemli yenilikler vardır. Daha önceden tar-
tışma konusu yapılan ve hatta 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 133.
maddesi bağlamında da önem arz eden ibra kararının geri alınması
konusu Tasarı ile sonuca bağlanmıştır. İbra kararı genel kurul kara-
rıyla kaldırılamaz. 445. madde hükmü saklıdır.
47
Bu hükümde genel
kurul kararlarının iptali düzenlenmiştir. İbra kararı da bir genel kurul
kararı olduğuna göre, hukuka aykırı olması durumunda mahkemece
iptal edilebilir. İptal kararı şirket içi ilişkiler bakımından geriye yürür.
Böylece ibra kararını iptali, ancak mahkeme kararı ile ve ibra kararı-
nın kanuna, ana sözleşmeye veya dürüstlük kurallarına aykırı olması
hâlinde söz konusu olacaktır.
Şirket genel kurulunun, sorumluluktan ibraya ilişkin kararı, ibra-
nın kapsadığı açıklanan maddî olaylara ilişkin olarak, şirketin, ibraya
olumlu oy veren ve ibra kararını bilerek payı iktisap etmiş olan pay-
sahiplerinin dava hakkını kaldırır. Diğer paysahiplerinin dava hakları
ibra tarihinden itibaren altı ay geçmesiyle düşer.
47
Tasarı’nın 445. maddesinde ise anonim şirket genel kurul kararlarının iptali dü-
zenlenmektedir. İbra kararı da bir genel kurul kararı olduğuna göre, hukuka aykırı
olması durumunda mahkemece iptal edilebilir. İptal kararı şirket içi ilişkiler bakı-
mından geriye yürür.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009179
bb. Kuruluş ve Sermaye Artırımında İbra
Mevcut Kanun’un 310. maddesinde öngörülen hükme benzer bir
hüküm Tasarı’nın 559. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kuru-
cuların, yönetim kurulu üyelerinin denetçilerin, şirketin kuruluşun-
dan ve sermaye artırımından doğan sorumlulukları, şirketin tescili
tarihinden itibaren dört yıl geçmedikçe sulh ve ibra yoluyla kaldırı-
lamaz. Bu sürenin geçmesinden sonra da sulh ve ibra ancak genel ku-
rulun onayıyla geçerlilik kazanır. Bununla beraber, esas sermayenin
onda birini, halka açık şirketlerde beşte birini temsil eden paysahipleri
sulh ve ibranın onaylanmasına karşı iseler, sulh ve ibra genel kurulca
onaylanmaz. Dört yıllık ibra yasağının sadece kuruşuştan doğan so-
rumluluk için söz konusu olduğunun açık bir şekilde ifade edilmesi
yerinde olmuştr.
b. Zamanaşımı
Mevcut Kanun’un 309. maddesine benzer düzenleme 560. mad-
dede öngörülmüştür. Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı,
davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her
hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak, bu fiil cezayı gerektirip, Türk
Ceza Kanunu’na göre daha uzun dava zamanaşımına tâbi bulunuyor-
sa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır.
Sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye
ticaret mahkemesinde dava açılabilir.
III. ANKARA 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ’NİN
E. 2001/314, K. 2004/226 SAYILI KARARI’NIN
İRDELENMESİ (ANONİM ŞİRKETLERDE
YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN FİİLLERİ İLE
ALACAKLILARIN DOĞRUDAN ZARARA
UĞRATMASINDAN DOĞAN SORUMLULUK)
A. Olay ve Taraflar
Davanın esas konusu, anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri-
nin sorumluluğuna dair Ankara 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kara-
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009180
rı olsa da, bu karara dayanak olan esas olay bir tazminat davasıdır.
Davalılardan “C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ”ye ait, … plakalı, …
yönetimindeki tanker, 25.8.1999 tarihinde Ankara-Çankırı karayolun-
da şerit ihlâli yapması sonucu, karşıdan gelen Perrry Albert Lambird
yönetimindeki minibüse çarpmış; bu kaza sonucunda davacıların ba-
baları Perrry Albert Lambird, anneleri Mona Salyer Lambird ve kız
kardeşleri Jennifer Albert Lambird ölmüştür. Davalı sürücünün olayda
6/8 kusurlu olduğu saptanmış ve Çankırı Asliye Ceza Mahkemesi’nde
ceza davası açılmıştır.
48
Davacılar, bu ölüm olayından dolayı derin bir
elem duymuş; maddî ve manevî zarara uğramıştır. Bu yüzden de da-
valılar hakkında Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde maddî ve
manevî tazminat davası açmışlardır (E. 2000/88, K. 2000/793).
Mahkeme davalı şirketi, 11.000 ABD Doları tutarındaki maddî
tazminata mahkum etmiştir. Haksız fiil tarihi itibariyle 11.000 ABD
Dolarının Türk Lirası karşılığının değişen oranlardaki yasal fai-
zi ile birlikte davalılar “C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ”, Başak Sigorta
Anonim Şirketi ve fail şoförden müştereken ve müteselsilen tahsi-
line karar verilmesine (BK m. 41, KTK m. 85); davalı sigortacının li-
mit dâhilinde sorumlu olmasına karar verilmiştir. Yine aynı mah-
kemece toplam 18 Milyar TL de manevî tazminata hükmedilmiştir.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nde açılan davadan alınan ilâm, daha sonra
icraya konulmuş; fakat bir sonuca ulaşılamamıştır. 25.4.2001 tarihinde
“C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ”nin ticarî ikametgâhına icraya gidilmiş;
ancak aynı yerde “C… Tutkal ve Kimya Sanayi Tic AŞ” ticaret unvanlı
bir başka şirketle karşılaşılmıştır.
49
Haciz tutanağında, yönetim kurulu
üyelerinden “…” borçlu şirketin bu adresle ilgisinin olmadığını bildir-
miş; bu adreste “C… Tutkal ve Kimya Sanayi Tic. İth. İhr. AŞ”nin ol-
duğunu belirtmiştir. “C… Tutkal ve Kimya Sanayi Tic. İth. İhr. AŞ”nin
vergi levhası görülmüş; ancak aynı vergi dairesinden alınma vergi lev-
hasına (borçlu eski şirkete ait) da rastlanmıştır. Yönetim kurulu üyesi
“…”, bu vergi levhasının eski olduğunu; borçlu şirketin ticarî faaliyet-
lerine devam etmediğini bildirmiştir. Ticaret Sicili Gazetesi de dosyaya
48
Ceza yargılaması sonucunda, failin dikkatsizlik ve tedbirsizlik ile birden fazla
kişinin ölümüne neden olduğu; 6/8 kusurlu bulunduğu belirtilip önce 3 yıl ha-
pis cezasına çarptırılmış; bu ceza da paraya çevrilip ertelenmiştir (E. 1999/232, K.
2000/169).
49
İki ticaret unvanı arasında, esas unsur olan “C….” açısından bir fark yoktur. Fark
sadece, ikincisine “Tutkal” ve “İth. İhr.” ibarelerinin eklenmiş olmasıdır.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009181
konulmuş; alacaklı vekili şimdilik bir işlem yapılmaması yönünde ta-
lepte bulunduğu için, haciz zaptı bu şekilde düzenlenip imzalanmış-
tır.
Bunun üzerine davacılar Asliye Ticaret Mahkemesi’nde “C…. Kim-
ya Sanayi ve Tic. AŞ”nin yönetim kurulu üyeleri hakkında Türk Ticaret
Kanunu’nun kendilerine yüklediği yükümlülükleri kasten yerine ge-
tirmeyerek alacaklı müvekkillerin zarara uğramasına neden oldukları
iddiası ile, doğan zarardan şahsen sorumlu olduklarının tespiti ile ala-
caklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini ve ayrıca teminat-
sız olarak davalıların bazı taşınmazlarına ihtiyatî tedbir konulmasını
talep etmişlerdir.
Yukarıda görüldüğü gibi, bu ikinci davanın davalısı ilk davanın
davalısı olan anonim şirketin yönetim kurulu üyeleri; davacısı ise taz-
minat davasının davacılarıdır. Davanın konusu ise, “C…. Kimya Sa-
nayi ve Tic. AŞ”nin yönetim kurulu üyelerinin kusurlu fiilleri ile şirket
alacaklılarının doğrudan zarara uğraması nedeniyle uğradıkları zararın
şahsen ve müteselsilen tazminidir. Zira davacılar, davalı yönetim ku-
rulu üyelerinin “C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ”nin içini boşaltarak, aynı
yerde “C… Tutkal ve Kimya Sanayi Tic. İth. İhr. AŞ”yi kurduklarını; bu-
nun ise alacaklıların alacaklarının tahsilini imkânsız kılma girişimleri
olduğunu bildirmektedir. Gerçekten de dava dilekçesinde davacılar,
kazadan hemen sonra davalıların şirkete ait ve kazaya karışan aracı
sattıklarını; alacaklıların takibini sonuçsuz bırakmak için “C… Tutkal
ve Kimya Sanayi Tic. İth. İhr. AŞ” adı altında yeni bir şirket kurarak aynı
adreste ticarî faaliyetlerine devam ettiklerini; mahkeme kararına göre
borçlu olan şirketin ise Türk Ticaret Kanunu’ndaki izlek (prosedür) ye-
rine getirilmeden uydurma bir adrese taşınmış gibi gösterildiği, adeta
yok edildiğini iddia etmişlerdir.
B. Hüküm ve Gerekçesi
Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesi, davalı yönetim kurulu üye-
lerinin sorumlu olduklarını şu gerekçelere dayandırmıştır:
“…Toplanan delillerden, davalıların yönetim kurulu üyesi oldukları,
“C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ”ye ait tankerin 25.8.1999 tarihinde neden ol-
duğu trafik kazası sonucu, davacıların murisi ölmüştür. Çankırı Asliye Ceza
Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucu, C… AŞ’ye ait araç sürücüsü 6/8
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009182
oranında kusurlu bulunmuştur. Davacılar, araç maliki C… AŞ’ye aleyhine
Ankara Asliye 11. Hukuk Mahkemesi’ne 2000/88 esas sayıyla açtıkları maddî
ve manevî tazminat davasında yapılan yargılama sonucu, davacılar lehine
3.424.000.000 TL maddî, 18.000.000.000 TL manevî tazminat ödenmesine
karar verilir. Bu karar Yargıtay aşamasından geçerek kesinleşmiştir.
Bu arada kazaya karışan araç, malik şirket tarafından kazadan hemen
sonra satılır. Ayrıca davalı yönetim kurulu üyeleri, C… Tutkal Kimya Sanayi
ve Tic. İth. İhr. AŞ unvanlı yeni bir şirket kurar. Yeni şirketin adresi de eski
şirketle aynıdır. Keza uğraşı konuları da aynı olup, aynı müşteri çevresine
hitap ederler.
Davalı yönetim kurulu, borçlu şirketin adresinde daha sonra değişik-
lik yaparak sicile bildirmişler ise de, sicile bildirilen adreste üçüncü bir kişi
bulunmakta olup, şirket adresi olarak bildirilen adresin gerçeği yansıtmadığı
anlaşılmıştır.
Davacılar, asliye hukuk mahkemesinden aldıkları ilâmla, Ankara 4. İcra
Müdürlüğü’nün 2001/5117 esas sayılı takip dosyası ile takibe geçer ve ayrıca
Ankara Asliye 2. Ticaret Mahkemesi’nin 2001/524 esas sayılı davası ile borç-
lu şirketin iflâsına karar verilmesini ister ve şirketin iflâsına karar verilir. Bu
arada, davalılar aleyhine Ankara Asliye 17. Ceza Mahkemesi’nde alacakları
zarara uğratmaktan ve TTK’ya muhalefetten kamu davası açılır.
Borçlu şirketin bilânçosu ve gelir gider tablosuna göre, 1999 yılını
kâr ile kapattığı, 5.5.2000 tarihinde yapılan genel kurulda da sermayesini
10.000.000.000 TL’den, 50.000.000.000 TL’ye çıkarılmasına karar verdiği
görülmüştür.
Bilindiği gibi anonim ortaklıklar, borçlarından dolayı “şirket malvarlığı
ile” sınırlı sorumludur. Ancak yasa koyucu, bu sınırlı sorumluluk ilkesinin
sakıncalarını ortadan kaldırmak amacı ile şirket alacaklılarını da koruyan ted-
birler alınması yoluna gitmiştir.
Anonim ortaklıklarda, alacaklıların çıkarlarının korunması bakımından,
ortaklığın malvarlığının korunmasının önemi büyüktür.
Bu nedenle; ortaklığın malvarlığının korunması için yönetim kurulu
üyelerinin şirkete, ortaklara ve alacaklılara karşı hem hukuki, hem cezai yön-
den sorumlu tutulmuşlardır. Anonim ortaklıkta, yönetim kurulu üyelerinin
sorumluluğu TTK’nın 336 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.
TTK m. 336/5’e göre, yönetim kurulu üyeleri “gerek kanunun, gerekse
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009183
esas mukavelelerin kendilerine yüklediği sair vazifelerini kasten veya ihmal
neticesi olarak yapılmaması” halinde şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına
karşı müteselsilen sorumludur.
Bu hükme göre, yönetim kurulu üyeleri için “kusura dayanan” bir so-
rumluluk öngörülmüştür.
Ayrıca anonim şirketlerde ortaklar kural olarak, sermaye payı ile sınırlı
sorumlu iken, şartları oluştuğunda yönetim kurulu üyeleri kişisel ve bütün
malvarlıkları ile sınırsız bir şekilde sorumludur.
Olayımıza gelince; dosya kapsamına göre, davalı yönetim kurulu üyele-
rinin C. Kimya ve Ticaret Sanayi AŞ’nin işlerini kaza tarihinden sonra kur-
dukları C. Tutkal ve Kimya Sanayi ve Ticaret İthalat-İhracat AŞ’ye devrede-
rek, borçlu şirketi zarara uğrattıkları, borçlu şirketin içini boşalttıkları, şirket
malvarlığını azalttıkları, bu şekilde şirket alacaklılarını zarara uğrattıkları,
nihayetinde kusurlu hareketleri ile şirketin iflâsına neden oldukları kanaatine
varılmakla, ödenmeyen şirket borçlarından dolayı, yönetim kurulu üyelerinin
şahsi ve bütün malvarlıkları ile sınırsız bir şekilde, davacı alacaklılara karşı
sorumlu olduklarının tespitine karar verilmiştir”.
C. Temyiz Aşaması
Yukarıda incelediğimiz dava, maalesef temyiz edilmeden kesin-
leşmiştir. Sadece “C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ” hakkında açılan ve
sonuçlandırılan iflâs davası, temyiz edilmiş; bu karar da Yargıtay 19.
Hukuk Dairesi’nin 7.2.2003 tarih ve E. 200/7191, K. 2003/1113 sayılı
kararı ile kesinleşmiştir (www.kazanci.com.tr). Ancak Yargıtay’ın ben-
zer durumlarda Ankara Asliye 5. Ticaret Mahkemesi’nin yaklaşımını
benimsediği görülmektedir. Çünkü benzer bir olayda kusurlu ve kötü
yönetimleri ile anonim şirketin faaliyetlerinin durmasına ve bunun
sonucunda ortaklık aleyhine takip yapan alacaklının alacağını tahsil
edememesine neden olan yönetim kurulu üyelerinin alacaklı davacı-
ya karşı doğrudan doğruya sorumlu olduğu görüşünü benimsemiştir. Ki
bu içtihat, daha sonra 11. Hukuk Dairesi’nin yerleşik içtihadı hâline
gelmiştir. Kararda şöyle denilmiştir: “Dava, dava dışı anonim şirketin yö-
netim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğundan kaynaklanan tazmi-
nat davası olup, davacı, dava dışı anonim şirketten alacaklı olan bir şirkettir.
Ortaklar ve alacaklılar, yönetim kurulu üyelerinin kusurlu yönetimi nede-
niyle doğrudan doğruya zarara uğramaları durumunda, yönetim kuru-
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009184
lu üyeleri aleyhine, hükmedilecek tazminatın doğrudan kendilerine verilmesi
şartıyla sorumluluk davası açabilirler. Dava konusu olayda da, alacaklı sıfatı
ile dava açan davacı şirket, davalıların kusurlu yönetimi ile doğrudan kendisi
zarara uğradığından, mahkemece hükmedilen tazminatın davacı şirkete ve-
rilmesi gerekir… dava, TTK’nın 336 ncı maddesi hükmü uyarınca dava dışı
anonim şirketin yönetim kurulu üyeleri olan davalıların sorumluluğundan
kaynaklanan tazminat davası olup, davacı, dava dışı anonim şirketten ala-
caklı olan bir şirkettir. Dairemizin 11.6.1981 gün ve E.2329 ve K.2988 sayılı
ilke kararında benimsendiği gibi, ortaklar ve alacaklılar, yönetim kurulu
üyelerinin kusurlu yönetimi nedeniyle doğrudan doğruya zarara uğramaları
durumunda, yönetim kurulu üyeleri aleyhine, hükmedilecek tazminatın doğ-
rudan kendilerine verilmesi şartıyla sorumluluk davası açabilirler. Dava ko-
nusu olayda da, alacaklı sıfatı ile dava açan davacı şirket, davalıların kusurlu
yönetimi ile doğrudan kendisi zarara uğradığından, mahkemece hükmedilen
tazminatın davacı şirkete verilmesi gerekirken, TTK’nın 309 ncu maddesi
yanlış değerlendirilerek borçlu sıfatı bulunan dava dışı anonim şirket lehine
tazminata hükmedilmesi doğru görülmemiş, kararın davacı yararına bozul-
ması gerekmiştir”.
50
Somut olaydan anlaşıldığı gibi, burada ise “C…. Kimya Sana-
yi ve Tic. AŞ”nin üyeleri bunu kasıtlı olarak yapmıştır. Dolayısıyla
Yargıtay’ın sırf kötü yönetimleri ile şirketin faaliyetlerinin durmasına
neden olan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilebileceğini
benimsemesi karşısında, alacaklılardan mal kaçırmak için çok benzer
ticaret unvanı ile yeni bir şirket kuran ve alacaklıların takibini sonuç-
suz bırakan üyeler için herhalde evleviyetle uygulardı.
D. Değerlendirme ve Yargıtay Uygulaması
Anonim şirketler, şirketler hukuku alanında yapılan tasnifler için-
de, sermaye şirketi özelliği gösterir. Sermaye şirketlerini, özellikle şa-
hıs şirketlerinden ayırt eden temel unsur ise, ortaklarının sorumlulu-
ğuna getirilen sınırlamadır. Gerçekten de Türk Ticaret Kanunu’nun
269. maddesinin II. fıkrasında anonim şirket için, 503. maddesinde
de limited şirket için, ortakların sınırlı sorumlu olduğu açıklanmıştır.
Ancak hemen belirtelim ki, kanun koyucu sermaye şirketlerinin or-
taklarının şirkete güvenle ortak olabilmesini sağlamak için, bu sorum-
50
11. HD, 11.3.2002, E. 2001/9498, K. 2002/2079 (www.kazanci.com.tr).
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009185
luluğun aynı zamanda “şirkete” karşı olduğunu, dolaylı yollardan da
olsa hükme bağlamıştır. Gerçekten de sermaye şirketlerinde ortakların
sınırlı sorumluluğu, şirket tüzel kişiliğine karşıdır. Yani sermaye koy-
ma borcunun alacaklısı olan şirket tüzel kişiliğinden başka bir kişinin
(iflâs ve tasfiye durumu hariç), ortağa yönelmesi söz konusu olamaz.
Şirket tüzel kişiliği borçlarını ödeyemez durumda olsa bile, alacaklının
–henüz sermaye koyma borcunu yerine getirmese bile– şirket ortağına
başvurması mümkün değildir. Alacaklı bu durumda şirketin iflâsını
isteyebilir ve bu durumda da resmî tasfiye organı olan iflâs idaresi,
taahhüt ettiği sermaye payını henüz ödememiş paydaşlardan talepte
bulunabilir. Şirket alacaklısının, ortağa üçüncü kişi muamelesi yapıp
İcra ve İflâs Kanunu’nun 89. maddesinde öngörülen haciz ihbarname-
sini göndermesi de mümkün değildir.
51
İşte bu sorumluluk rejimi, anonim şirketin alacaklılarının korun-
ması bakımından bir dengesizlik yaratmakta; bugün için geçerli olan
esas sermaye sistemi gereğince 50.000 YTL’lik sermaye taahhüdü de
gerçek bir koruma sağlamaktan uzak kalmaktadır.
Son on yıllarda, anonim şirketler hukukunu en çok meşgul eden
sorun, alacaklıların nasıl etkin olarak korunacağı sorunudur. Doktrin
ve yargı uygulamasına da yansıyan perdenin kaldırılması ilkesi, özel-
likle bu kaygıların sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu kuram ile tüzel
kişilik perdesinin arkasına sığınarak, sınırlı sorumluluk ilkesini kötü-
ye kullanan ve alacaklıların zarara uğratılması önlenmeye çalışılmak-
tadır.
İşte yukarıda çözüme bağlanmış olan karar da bu tartışma ve kay-
gıların ürünüdür. Olayda tazminat borcu altına gireceklerini anlayan
şirket yönetim kurulu üyeleri, mevcut şirketi tasfiye etmeden, çok ben-
zer bir ticaret unvanı ile faaliyetine devam etmekte; eski müşteri port-
föyü ile de ilişkilerini koparmadan sürdürmektedir. Mahkemeden alı-
nan ilâmla hacze giden alacaklı ise, davanın davalı tarafını oluşturan
“C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ”yi “kâğıt” üzerinde bulmaktadır. Yapı-
lan araştırmada, “C…. Kimya Sanayi ve Tic. AŞ” adı altında, aynı yerde
faaliyette bulunan; eski şirketin “kopyası” niteliğinde bir şirketle kar-
şılaşmak, alacaklı açısından zorlukları da beraberinde getirmiştir. Zira
yönetim kurulu üyeleri, yeni bir şirket kurup, eski şirketin malvarlığı-
51
Eriş, Gönen, Anonim Şirketler Hukuku, Ankara 1995, s. 64.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009186
nı yeni şirkete aktarmış; böylece sözde eski şirketin haczedilecek bir
malvarlığı bulunamamıştır. Dilekçeler safhasında, bu borcun yönetim
kurulu üyelerinin şirketi yönetirken basiretsiz davranışları yüzünden
olmadığı; bu yüzden de üyelerin sorumlu tutulamayacağı şeklinde
ifade edilmiştir. İlk bakışta doğru gibi görünen bu yaklaşımın aslında
doğru olmadığı açıktır. Çünkü üyeler, haksız fiil niteliğindeki davra-
nışları ile alacaklılara doğrudan zarar vermiştir ve bundan alacaklılara
karşı doğrudan sorumlu olacağı kuşkusuzdur.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Ankara 5. Asliye Ti-
caret Mahkemesi’nin kararının hukuken doğru olduğu kanaatindeyiz.
Ancak kararla ilgili olarak belirtilmesi gereken noktalar olduğu dü-
şüncesindeyiz.
Mahkemenin sorumluluğa hükmederken, doğrudan ve dolaylı za-
rar ayırımına girmemesi, gerekçe açısından bizce eksikliktir. Zira Türk
Ticaret Kanunu’nun 336, 339, 340 ve onun atıf yaptığı 309. maddenin
tartışılması yerinde olurdu. Çünkü bu davanın esas dayanağı, Türk Ti-
caret Kanunu’nun 339 ve 340. maddelerin yaptığı atıfla, Kanun’un 309.
maddesi ile Borçlar Kanunu’nun 41. maddesidir. Üyeler, haksız fiil ni-
teliğindeki eylemleriyle alacaklılara doğrudan zarar verirse, üyelerin
tüm malvarlıkları ile ve sınırsız bir şekilde alacaklılara karşı sorumlu
olacağı pek tabiidir. Nitekim bu konuda ilk ilke kararı niteliğinde olan,
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11.6.1981 ve E. 1981/2329, K. 1981/2988
sayılı kararındaki şu tespitler çarpıcıdır: “Gerçekten, TTK’nın 340. mad-
desine iyi bir yorum getirilmesi gerekmektedir. Bunun için de TTK’nın 309.
ve 336. maddelerinin dikkatle gözden geçirilmesi lüzumludur. TTK’nın
309/1. maddesi incelendikte burada şirketin uğradığı zararlardan söz edildiği
görülmektedir. Diğer bir deyimle ortak veya alacaklılar direkt zarara uğrama-
mışlardır. Şirketin zarar etmesi nedeni ile ortak veya alacaklıların dolayısıyla
bir zarara uğramaları söz konusudur. İşte bu halde dahi kanun koyucu, şirket
ortak veya alacaklısına dava hakkı tanımış ve fakat zarara uğrayan şirket ol-
duğu cihetle, ortak veya alacaklının açacakları davada bir zarar tespit edilirse
tazminatın şirkete verileceği hükmünü getirmiştir. TTK’nın 336. maddesinde
ise, şirket yöneticilerinin şirket, ortak ve alacaklılara karşı doğrudan doğruya
olan sorumlulukları düzenlemiştir. Yani ortak veya alacaklı doğrudan doğru-
ya bir zarara uğramışlarsa, bu hususta dava açabilirler ve tazminatı kendileri-
ne isteyebilirler. TTK’nın bu hükümlerinin alındığı İsviçre Borçlar Yasasının
bu konudaki uygulaması da bu yöndedir, çünkü dikkat edilecek bir husus da
TTK’nın 336. maddede kanun koyucu dava yönünden hiçbir sınırlama getir-
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009187
memiş, konunun hallinde BK’nın 41 ve devamı maddelerinin yeterli olacağı
düşünülmüştür denilmektedir. ( F. De Steiger, Le Broit Des Societe Amony-
mes En Suisse, 1973, s. 301, 302 ), ( Doğrudan doğruya ve dolayısıyle zarar
için bk. Dr. Turhan Tan, Anonim Şirketlerde idare meclisi azalarının Hukuki
mesuliyeti, s. 42 vd. ). O halde, ortak veya alacaklının tazminatı kendi adları-
na isteme haklarının mevcudiyetini kabul etmek gerekir. O şartla ki kendileri
doğrudan doğruya bir zarara uğramış olsunlar. Bu durumda, TTK’nın
340. maddesinin yukarıda açıklanan ve kabul edilen duruma göre yorum-
lanması gerekir. İsviçre metninde mevcut olmayan TTK’nın 340. maddesine
göre, 336. madde gereğince yönetim kurulu üyelerine yöneltilen sorumluluk
hakkında 309. madde hükmü de uygulanır. Bir kere 340. madde 309. madde-
nin tüm olarak uygulanacağını göstermemiş, sadece 309. maddenin sorumlu-
luğa ait hükümlerinin tatbik edileceğini belirtmiştir. Tazminatın şirkete veya
ortağa verilmesi ( tazminatı, yönetici, her iki halde de, ödeyeceğine göre ),
sorumluluk hükümleriyle ilgili değildir. İkincisi de, ortağın veya alacaklının
doğrudan doğruya uğradığı zarardan doğan tazminatın şirkete verilmesinin
bir anlamı da olamaz. Üstelik bu halde alınacak bir tazminatın değeri de kal-
maz, şöyle ki, ortak 50.000 liralık bir zarara uğradığını ispat etmiş olsa ve bu
tazminat şirkete verilse, şirketin 100 ortağı olduğu kabul edilecek olursa, orta-
ğın eline uğradığı 50.000 liralık zarar karşılığı 500 lira geçecektir ki bunun da
kabul edilebilecek bir sonuç olmadığı meydandadır. Bu durumda, TTK’nın
340. maddesindeki 309. maddeye yapılan göndermenin sadece sorum-
luluk halleriyle sınırlı olduğunun ve 390. maddedeki “hükmolunacak
tazminat, şirkete verilir” hükmünün 336. maddedeki doğrudan doğru-
ya zarar hallerine uygulanmayacağının kabulü gerekmektedir. Çünkü
340. maddedeki 309. maddeye gönderme mutlak değil, sınırlı bir göndermedir
(Aksi fikir, Dr. Turhan Tan, a. g. e,. s. 44, 45). O halde olayda davacıların
doğrudan doğruya uğradıkları bir zarar bulunup bulunmadığını araştırmak
ve bu husus tesbit edilirse yöneticilere ve TTK.nun 359. madde gereğince de-
netçilere karşı açılmış olan davanın kabulü ve hükmün davacılar yararına
tesis edilmesi gerekir”.
52
Yargıtay’ın verilen bu ilke kararından sonra ise,
bu konudaki içtihatları yerleşik hale gelmiştir.
53
52
www.kazanci.com.tr.
53
Yargıtay’ın buna benzer kararları da bulunmaktadır: “Yönetim kurulu üyelerinin ba-
siretsiz ve kusurlu yönetimleri sonucu ortaklık iflâs etmiş ve borçlarını ödeyememiş ise, bu
ödenmeyen borçtan yönetim kurulu üyeleri sorumludur”, [11. HD, 6.11.1985, E. 4914/K.
5897 (Eriş, a. g. e., s. 1952)]; “Dairemizin 11.6.1981 gün ve E. 2329 ve K. 2988 sayılı ilke
kararında benimsendiği gibi ortaklar ve alacaklılar TTK’nın 336. maddesinde ise doğru-
dan doğruya zarara uğramaları durumunda yönetim kurulu üyeleri aleyhine hükmedile-
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009188
cek tazminatın doğrudan kendilerine verilmesi şartıyla sorumluluk dav[]ası açabilecekleri
kabul edilmiş olmasına, diğer taraftan dava dışı müflis şirketin yönetim kurulu üyelerinin
davacılardan mal kaçırmak amacıyla ve muvazaalı şekilde şirketin malvarlığını başkala-
rına devrettiklerini, böylece şirketin iflasına neden oldukları ve teminatsız alacaklılarının
tahsilinin güçleştiğini, zararın sorumlu yönetim kurulu üyelerinden alınması gerektiği-
ni ileri sürdüklerini ve gerçekten şirketin iflasına karar verilip bu kararın da kesinleşmiş
olmasına ve davacıların, dava dışı müflis şirketin yönetim kurulu üyeleri hakkında dava
açma haklarının bulunduğu da dikkate alınarak…” [11, HD, 17.5.1994, E. 1993/4314,
K. 1994/4368 (www.kazanci.com.tr)]. “…Anonim ortaklığın konu ve amacına aykırı
işlem yapan yönetim kurulu üyeleri, bu eylemleri sonucu ortaklıkla ilişki kuranlara za-
rar verirse, TTK’nın 336. maddesi uyarınca sorumlu olur” [11. HD, 5.5.1994, E. 7518,
K. 3878 (Eriş, a. g. e., s. 1965]; “Dava, dava dışı anonim şirketin yönetim kurulu üye-
leri olan davalıların sorumluluğundan kaynaklanan tazminat davası olup, davacı, dava
dışı anonim şirketten alacaklı olan bir şirkettir. Ortaklar ve alacaklılar, yönetim kurulu
üyelerinin kusurlu yönetimi nedeniyle doğrudan doğruya zarara uğramaları durumunda,
yönetim kurulu üyeleri aleyhine, hükmedilecek tazminatın doğrudan kendilerine verilme-
si şartıyla sorumluluk davası açabilirler. Dava konusu olayda da, alacaklı sıfatı ile dava
açan davacı şirket, davalıların kusurlu yönetimi ile doğrudan kendisi zarara uğradığından,
mahkemece hükmedilen tazminatın davacı şirkete verilmesi gerekir”, [11. HD, 11.3.2002,
E. 2001/9498, K. 2002/2079 (www.kazanci.com.tr)]; “…Dava anonim şirket yöneticisinin
eylemlerinden doğan zararların tazmini istemine ilişkindir. Davacılar, davalı yöneticinin
şirketi borçlandırarak, aleyhlerine takipte bulunmasına, hacizler yapılmasına neden oldu-
ğunu ve şirket makinelerini kendi çıkarına kullandığını ileri sürerek bu zararların tazmi-
nini istemektedirler. Yöneticilerin eylemleri doğrudan zarara yol açmışsa, yani bu eylemler
sonunda yöneticiler, ortakların veya alacaklıların mal varlığında doğrudan azalmaya yol
açmışsa, bu zararı veren yöneticilere karşı, zarar gören adına tazmin istemiyle dava açıl-
ması mümkündür. Ancak zarar doğrudan değil, dolayısı ile, yani ortak veya alacaklının de-
ğil, onların çıkarlarının bağlı olduğu şirket varlığında azalma oluşmuşsa, yönetim kurulu
üyelerine karşı açılacak davada, hükmolunacak tazminatın şirkete verilmek üzere istenmesi
gerekmektedir”. [11. HD, 7.3.2002, E. 2001/10145, K. 2002/1999 (www.kazanci.com.
tr].
hakemli makaleler Şafak PARLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009189
ORGAN BAĞIŞI VE ORGAN NAKLİNDE
ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR
Şafak PARLAK
∗
1. Organ Nakli, Konuya İlişkin Yasal Düzenlemeler ve
Tarihi Gelişim
I. Genel Olarak
Hayatın kaçınılmaz gerçeklerinden biri olarak ölüm, özellikle yakı-
nını kaybeden insanlar için karşılaştıkları en üzücü ve zor durum iken;
hayatın garip bir cilvesiyle organ nakli bekleyen bir hasta için umut
ışığı olabilmektedir. Tıp bilimindeki gelişmeler ile organ nakilleri artık
uzun süreli iyileşmeler sağlayan ve hayat kalitesini artıran, güvenli ve
başarılı tıbbi operasyonlar haline gelmiş; risk taşıyan operasyonlar ol-
maktan çıkarken yaygın cerrahi bir uygulama halini almıştır.
Organ nakli son derece önemli bir konu olmasına rağmen, bugün
itibarıyla ülkemizde gerekli olan seviyeye ulaşabilmiş değildir. İstatis-
tiki veriler Türkiye’nin bu konuda gelişmiş ülkelerin ne kadar gerisin-
de kaldığını göstermeye yeterlidir. Dünya Transplantasyon Birliği’nin
2000 yılında Roma’da kabul ettiği karara göre milyon nüfusa donör
sayısı 25’tir. Dünya ortalamasına ilişkin veri bu olmakla beraber, 2004
yılı rakamlarına göre, milyon nüfus başına kadavra donör sayıları
İspanya’da 34.6, İtalya’da 21.1, Fransa’da 20.9, Almanya’da 13.8 iken,
bu rakam ülkemizde 2,0’dir. Sağlık Bakanlığı rakamlarına göre ülke-
mizde en çok nakli gerçekleştirilen organlar olan böbrek, karaciğer
1
ve
∗
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabilim Dalı araştırma gö-
revlisi.
1
Dünyada da bekleme listelerindeki alıcıların çoğunu böbrek ve karaciğer nakli için
bekleyen hastalar oluşturmaktadır. Kalogjera, Liliana, New Means of Increasing
the Transplant Organ Supply, Ethical and Legal Issues, The Human Rights Magazi-
ne, Fall 2007, s.19.