makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009223
HUKUKUMUZDA
ZOR VE SİLAH KULLANMA YETKİSİ
M. Bedri ERYILMAZ
*
Ayhan BOZLAK
∗∗
1. Giriş
Toplumsal güvenliğin sağlanması için öncelikle önleyici görevleri
yerine getirme ve bundan sonuç alınamaması halinde ise suçla müca-
dele etmeleri konusunda güvenlik kuvvetlerine kafi ve etkili yetkilerin
tanınması zorunlu bulunmaktadır. Ancak bu yetkilerin kullanılması
çağımızda evrensel bir değer kazanmış olan ve artık ne bireylerin, ne
devletlerin ve nede uluslararası hukuk ilişkilerinin vazgeçemeyece-
ği insan haklarına müdahale konusunu da gündeme getirmektedir.
Ortada, bir taraftan insan hak ve özgürlüklerinin de kullanılabilmesi
için kamu güvenliğini sağlama ve suçla mücadele etme zorunluluğu
varken diğer taraftan da bu mücadele yapılırken aynı hak ve özgür-
lüklerin tehlike altında olması gibi girift ve/veya paradoksal bir konu
bulunmaktadır.
Bu çalışmada, güvenlik güçlerine gerek adli, gerek idari anlamda
tanınmış bulunan “zor ve silah kullanma yetkisi” ile bu yetkinin kulla-
nılması esnasında tehlike altında bulunan kişi hak ve özgürlüklerine
genel bir bakış yapılmıştır.
Bunu yaparken de, hukukumuzda “zor ve silah kullanmama yetki-
si” konusunda en temel düzenleme olan; 2559 sayılı Polis Vazife ve
Salahiyet Kanunu (PVSK) esas alınmıştır. Ayrıca bu husustaki diğer
bazı özel kanun hükümleri ile ikincil mevzuat düzenlemelerine de ge-
nel olarak değinilmiştir. Bu konuda temel olarak 2559 sayılı Kanun’un
esas alınmasının nedeni, anılan Kanun’un hâlihazırda belirtilen hu-
*
Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi.
**
Adalet Bakanlığı, adalet müfettişi.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009224
susta en güncel ve en kapsamlı düzenleme olmasından dolayıdır.
Diğer bir neden ise, PVSK’nın 25. maddesinde, öbür önemli bir genel
kolluk kuvveti olan jandarmanın da PVSK’daki yetkileri kullanabile-
ceğinin belirtilmesidir. Ayrıca 2803 sayılı Jandarma Görev ve Teşki-
latı Kanunu’nda da zaten “zor ve silah kullanma yetkisi” esaslı olarak
düzenlenmiş olmayıp bu hususa ilgili yönetmelik içinde yer verilmiş
bulunmaktadır. Yaşam hakkı gibi en önemli temel insan hakkı ve öz-
gürlüklerini sınırlayan yetkilerin, Ülkemizde hukuki olarak gelinen
nokta itibariyle “kanun” dışındaki düzenlemelerle kullanılması artık
mümkün bulunmamaktadır.
1
Belirtilen bu gerekçe nedeniyledir ki, ça-
lışmada, yönetmeliklerle düzenlenen “zor ve silah kullanma” yetkilerine
kısmen yer verilmiş ve konu bu husustaki temel kanuni düzenlemelere
öncelik verilerek tüm teorik ve uygulamaya bakan yönleri ile birlikte
incelenmeye çalışılmıştır.
2. Polis Vazife Salahiyet Kanunu’nun 16. Maddesine Göre
Zor ve Silah Kullanma Yetkisi
Türk hukukunda, kolluk görevlileri görevlerini yerine getirirken
direnişle karşılaşmaları halinde veya meşru savunma yapmak zorun-
da kaldıkları durumlarda zor ve silah (kuvvet) kullanmaya yetkili-
dir ve bu yetkiler esas itibariyle sadece kolluk görevlileri tarafından
kullanılabilinir.
2
Bir kolluk görevlisinin hangi durumlarda kuvvet kul-
lanabileceği temel olarak PVSK’nın 16. maddesinde düzenlenmiştir.
PVSK m.16’da 02.06.2007 tarih ve 5681 sayılı Yasa ile yapılan de-
ğişiklikle daha önce iki ayrı maddede ( PVSK, m. 16 ve ek m. 6’da) dü-
zenlenen zor ve silah kullanma yetkileri aynı maddede toplanmıştır.
Söz konusu PVSK’nın “Zor ve Silah Kullanma” başlıklı 16. maddesi-
nin 5681 sayılı Kanun ile değişik son hali şöyledir:
“Madde 16- (Değişik: 2/6/2007-5681/4 m.)
(1)
3
Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi
1
Bkz. Anayasa (AY) m. 13.
2
PVSK, m. 16’ya ve bazı istisnai durumlarda herkesin kuvvet kullanma yetkisi bu-
lunduğuna dair serdedilen görüş için ise aşağıdaki 4. ve 5. sayfalara bkz.
3
Fıkra numaraları Kanun metninde bulunmamakla birlikte, okuyuculara kolaylık
sağlamak amacıyla tarafımızdan ilave edilmiştir. Ancak metin fıkraları içerisinde-
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009225
kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.
(2) Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve dere-
cesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan
nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah
kullanılabilir.
(3) İkinci fıkrada yer alan;
a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğru-
dan doğruya kullandığı bedenî gücü,
b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî
kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya
tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,
ifade eder.
(4) Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde
doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır. Ancak, direnmenin mahi-
yeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kulla-
nılabilir.
(5) Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak ama-
cıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini kendisi takdir
ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor
kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler müdahale eden kuvvetin
amiri tarafından tayin ve tespit edilir.
(6) Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kul-
lanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu-
nun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.
(7) Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,
b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği dire-
niş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakala-
ma emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanma-
sını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
ki bent numaraları Kanun metninde bulunmaktadır.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009226
silah kullanmaya yetkilidir.
(8) Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce
kişiye duyabileceği şekilde “dur” çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya
uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş
edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin
mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve
sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.
(9) Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kul-
lanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi
halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz
kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir.”
5681 sayılı Kanun’a değişik anılan 16. maddenin Kanun teklifin-
deki gerekçesi, madde hakkında gayet açıklayıcı bilgiler içermektedir.
Gerekçeye göre;
4
“Zor kullanma, polisin kolluk kuvveti olması dolayısıyla diğer kamu
görevlilerinden farklı olarak sahip olduğu temel yetkisidir. PVSK’nın ek 6.
maddesinde öngörülen bu yetki, yeniden ve daha açık şekilde bu maddede dü-
zenlenmiş bulunmaktadır.
İlk fıkrada, polisin, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu
direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili olduğu gös-
terilmektedir. Buradaki direniş, polisin tüm görevlerinin ifası sırasında kar-
şılaşılan direnişi ifade etmektedir. Örneğin durdurulması gereken bir aracın
durmayarak kaçtığı durumlarda, bu aracın durdurulması da bu kapsamdadır.
Ayrıca zor kullanan polise, aktif şekilde direniş gösteren kişinin bu eylemi,
meşru savunma kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, bu aktif direniş,
Türk Ceza Kanunu’nun 265. maddesi kapsamında ayrıca suç oluşturacaktır.
İkinci fıkrada, zor kullanma yetkisinin derece ve kademeleri gösterilmek-
tedir. Buna göre zor kullanma yetkisi; bedeni kuvvet, maddi güç ve silah kul-
lanmadan oluşmaktadır. Bunlar, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre
ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette kul-
lanılacaktır.
Ayrıca zor kullanmanın direnmeyle orantılı olması; aynı nitelik ve dere-
cede değil, direnmeyi etkisiz kılacak ölçüde güç kullanımını ifade etmektedir.
Diğer bir ifadeyle, zor kullanmada amaç, direnen kişileri etkisiz hale getir-
4
TBMM, Dönem 22, Yasama Yılı: 5, Sıra Sayısı: 1437, s. 7 vd.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009227
mektir. Kullanılacak kuvvetin derecesi, direnmenin ve saldırının derecesine
bağlıdır. Direnme ne kadar fazla ise, kullanılacak kuvvetin derecesi de o kadar
fazla olacaktır. Polis, etkisiz hale getirme için sahip olduğu metotlara kade-
meli olarak başvuracak, polisin seçtiği metodun, her zaman, derece olarak di-
renmeden üstün olması gerekecektir. Aksi takdirde, saldırı ve direncin etkisiz
hale gelmesi söz konusu olamayacaktır. Dolayısıyla bu madde kapsamında zor
kullanma yetkisi, direnme veya saldırıda kullanılan ile aynı nitelikte zor veya
silah kullanılması anlamında yorumlanamaz. Polis, direnme veya saldırıyı
defedecek üstünlükte zor veya silah kullanır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bedeni kuvvet ve maddi gücün ne olduğu
gösterilmektedir. Zor kullanma sırasında, bedeni kuvvetin dışında; fıkrada be-
lirtildiği gibi kelepçe, cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki
engeller, polis kopekleri ve atları ile sair hizmet araçları maddi güç olarak
kullanılabilecektir.
Dördüncü fıkraya göre, zor kullanmadan önce, doğrudan doğruya zor
kullanılacağı ihtarı yapılacak; ancak direnmenin mahiyeti ve derecesi göz
önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilecektir.
Polisin, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kılmak ama-
cıyla üçüncü fıkranın (b) bendi kapsamındaki araç ve gererlerden hangisini
kullanacağını ve zorun derecesini kendisinin takdir ve tayin edeceği; ancak,
toplu kuvvet olarak müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi
ile üçüncü fıkranın (b) bendi kapsamındaki araç ve gereçlerden hangisinin
kullanacağının müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edi-
leceği de besinci fıkrada düzenlenmiştir.
Altıncı fıkrada da, polisin, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı
karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı
Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde sa-
vunmada bulunacağı belirtilmiş bulunmaktadır.
Zor kullanmada olduğu gibi, kolluk kuvveti olarak polisin ayırt edici yet-
kilerinden birisi olan silah kullanma, maddede yeniden düzenlenmektedir.
Yedinci fıkrada üç temel durumda polisin silah kullanma yetkisinin ol-
duğu belirtilmektedir. Bunlardan ilki meşru savunma hakkının kullanılması
kapsamında silah kullanma; ikincisi bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak
etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve
kıracak ölçüde silah kullanma; üçüncüsü ise yakalanması gereken kişinin ya-
kalanması amacıyla ve yakalanmasını sağlayacak ölçüde silah kullanmadır.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009228
Silah kullanılacak hallerden üçüncüsü olarak gösterilen durumla ilgili
olarak sekizinci fıkrada ayrıca bir sınırlamaya gidilmiş; bu durumlarda önce-
likle “dur” çağrısının
5
yapılması, buna rağmen kişinin kaçması halinde uyarı
amacıyla silahla ateş edilebilmesi; bu uyarı atışına rağmen hala kaçmakta ıs-
rar etmesi ve kaçması dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması ha-
linde, yakalanmasının sağlanması amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş
edilmesi öngörülmüştür.
Maddenin dokuzuncu fıkrasında da, zor veya silah kullanma yetkisinin
kullanılması sırasında, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi ha-
linde, polisin, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini
etkisiz kılacak ölçü ve oranda
6
duraksamadan silahla ateş edebileceği düzen-
lenmiştir.”
Maddedeki düzenleme ve gerekçede yer alan açıklamalara göre,
bir hukuka uygunluk sebebi olarak görevin ifası bağlamında, kolluk
görevlileri zor ve silah kullanma yetkisine sahiptir. Hukuk belli bir
hususta görev yüklenen kişinin bu görevi yerine getirebilmesini sağla-
yacak ölçüde yetki ile donatılmasını gerekli kılmaktadır. Keza, kişi yet-
kili kılındığı ölçüde de sorumluluk altına girmektedir. Bu ilişki kısaca,
“ne kadar görev varsa, o kadar yetki; ne kadar yetki varsa, o kadar sorumluluk
vardır” şeklinde ifade edilebilir.
7
Kolluğun, görevini yaparken kullandığı yetkinin niteliğine ba-
kılmaksızın, yetkisini kullanmasına engel olmak için direnen herke-
se karşı, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanma
yetkisine sahip olduğu öncelikli olarak bilinmesi gereken bir konudur.
Direnme, saldırma veya saldırıya yeltenme şeklinde olabileceği gibi,
bedeni kuvvet kullanma, taş, sopa, silah gibi bazı maddi varlığı olan
cisimlerden faydalanma yolu ile de olabilir.
5
5681 sayılı Kanun’a ilişkin teklifin TBMM Adalet Komisyonu’ndaki müzakereleri
sırasında “(dur) çağrısında” ibaresinden önce gelmek üzere “duyabileceği şekilde”
ibaresi eklenmiştir (TBMM, Dönem: 22, Yasama Yılı: 5, Sıra Sayısı: 1437, s. 14, 25).
6
5681 sayılı Kanun’a ilişkin teklifin TBMM Adalet Komisyonundaki müzakereleri
sırasında “saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçü ve oranda” ibaresi, “saldırı tehlikesini
etkisiz kılacak ölçüde” biçiminde değiştirilmiştir (TBMM, Dönem: 22, Yasama Yılı: 5,
Sıra Sayısı: 1437, s. 14, 25).
7
İzzet Özgenç, “Kolluk Görevlilerinin Zor ve Silah Kullanma Yetkisi”, Polise Görev,
Yetki ve Sorumluluk Veren Mevzuat Uygulamaları Eğitim Projesi (MUYEP) Tebliğleri-
II, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara: 2008, s.
208.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009229
Zor kullanma; kişilerin kendilerine terettüp eden belirli bir yü-
kümlülüğün gereklerine uygun davranmamaları halinde, bu yüküm-
lüğün gereklerine uygun davranmalarını sağlamak amacıyla ve ancak
kanunla verilen yetkiye dayalı olarak başvurulabilecek bir yetkidir.
Bu bakımdan, zor kullanma yetkisinin mutlaka kanuni bir dayana-
ğı olmalıdır.
8
Bizim hukuk düzenimiz açısından, “zor ve silah kullan-
ma yetkisi” için gerekli bulunan bu kanuni düzenlemeler, çalışmanın
içeriğinde de sıkça verildiği gibi, bu konudaki temel düzenleme olan
PVSK’nın yanında yine esas olarak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)
ve diğer bazı kanunlarda düzenlenmiş bulunmaktadır.
Örneğin, ceza yargılaması sürecinde “usulüne uygun olarak çağrı-
lıp da mazeretini bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirilir...” düzenle-
mesinde (CMK, m. 44/1) ve aynı şekilde CMK’nın 43, 44, 146 ve 176
ıncı maddelerindeki düzenlemelerde belirtildiği üzere, kolluğun zor
kullanma yetkisinin kanuni dayanağı gösterilmiştir. Bahsedilen bu
yetkilerin usulünce kullanılmasının görevin ifası kabilinden hukuka
uygunluk sebebi oluşturacağı açık bulunmaktadır.
Kolluk görevlileri, yakalama işlemi (CMK m. 90; PVSK m. 13) sı-
rasında da, sıklıkla zor kullanma yetkisini kullanmak durumunda kal-
maktadır. Kolluk kuvvetlerinin yakalama anında zor kullanma yetki-
sine sahip oldukları kuşkusuzdur. Ancak CMK’nın 90/1. maddesine
göre; suçüstü halinde herkese şüpheli kişiyi yakalama yetkisi verilmiş
bulunmasına nazaran, bu durumda “herkesin” zor kullanma yetkisi
bulunmakta mıdır? Bu soruya bazı yazarlar; şüpheliyi yakalama yetki-
si verilen kişiler, bunun zorunlu sonucu olarak, şüphelinin kaçmasını
önlemek amacına yönelik olacak şekilde ve bunu sağlayacak ölçüde
zor kullanma yetkisini haizdir şeklinde cevap vermektedirler.
9
Kuvvet kullanmanın amacı hiçbir zaman yakalanan kişiyi cezalan-
dırmak olamayacağı gibi, direnişi yok etmek için kullanılan kuvvet,
saldırıyı gerçekleştirmek için kullanılan kuvvete göre orantısız da ol-
mamalıdır. Başka bir ifade ile kişi, zor kullanılarak etkisiz hale getiril-
dikten sonra artık zor kullanma işlemi derhal sona erdirilmelidir.
Kullanılan kuvvetin kademeli olmasının gereği olarak kolluk, her
aşamada karşı tarafı etkisiz hale getirme amacına ulaşılıp ulaşılmadı-
8
Özgenç, a. g. e., s. 208.
9
Özgenç, a. g. e., s. 208 (Dipnot).
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009230
ğını kontrol etmelidir. Etkisiz hale getirme işlemi hangi aşamada ta-
mamlanmışsa kuvvet (zor) kullanma işlemi de o aşamada sona erdi-
rilmelidir.
Kolluk, zor kullanma yetkisi kapsamında direnmeyi etkisiz kıl-
mak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile başvuracağı zorun derece-
sini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale
edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve
gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edi-
lir (PVSK, m. 16/5).
Toplu olarak hareket edilen durumlarda, kuvvet kullanmanın
şartları doğmamasına rağmen amir kuvvet kullanma emri vermişse,
eylem, niteliği itibari ile her halükarda suç teşkil edeceğinden hukuka
aykırı emri yerine getiren memurlar da emri veren amir gibi sorum-
lu olacaktır.
10
Bu nedenle, memur seviyesindeki kolluk görevlilerinin
amirleri kadar kuvvet kullanmanın şartlarını bilmesi gerekir.
Kuvvet kullanılması için muhakkak surette tehlikenin doğmuş
olması gerekmez. Kolluk, teşebbüs aşamasında ve kaçma tehlikesini
bertaraf etmek için de kuvvet kullanabilir.
3. Diğer Bazı Düzenlemelere Göre Kuvvet ve
Disiplin Zorlaması Kullanma Yetkisi
a. CMK’nın 60. ve 124. Maddesine Göre Disiplin Zorlaması
Yukarıdaki anlatılanlardan farklı olarak kolluğun, kuvvet kullan-
manın yanı sıra, görevini yaparken aldığı tedbirlere kasten muhalefet
edenleri veya zorlaştıranları, bir disiplin yaptırımı uygulanmasını sağ-
lama, muamelenin sonuna kadar bundan men etme ve zor kullanarak
görevini yerine getirme yetkileri de bulunmaktadır. Bu durumlarda
amaca ulaştıktan sonra o kişinin salıverilmesi gerekir. Söz konusu du-
rumlar aşağıda açıklanmıştır.
CMK’nın 60. maddesinde “tanıklıktan ve yeminden sebepsiz yere çeki-
nenler” hakkında başvurulacak disiplin uygulamaları ve usulü düzen-
lenmiştir. Madde aşağıya alınmıştır:
10
Kanuna aykırı emir ve konusu suç olan emir konularının ayrıntısı için Anayasa’nın
137. ve TCK’nın 24. maddelerine bakınız.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009231
“Madde 60 - (1) Yasal bir sebep olmaksızın tanıklıktan veya yeminden
çekinen tanık hakkında, bundan doğan giderlere hükmedilmekle beraber, ye-
mininin veya tanıklığının gerçekleştirilmesi için dava hakkında hüküm ve-
rilinceye kadar ve her hâlde üç ayı geçmemek üzere disiplin hapsi verilebilir.
Kişi, tanıklığa ilişkin yükümlülüğüne uygun davranması halinde, derhâl ser-
best bırakılır.
(2) Bu tedbirleri almaya naip hâkim ve istinabe olunan mahkeme ile so-
ruşturma evresinde sulh ceza hâkimi yetkilidir.
(3) Davanın görüldüğü sırada bu tedbirler alındıktan ve yukarıdaki sü-
reler suçun türüne göre tümüyle uygulandıktan sonra o dava veya aynı işe
ilişkin diğer davada tekrar edilmez.
(4) Disiplin hapsi kararına itiraz edilebilir.”
Bu madde, belirtilen durumların tanık dinleme ve yemin verme
yetkisine sahip bulunan Cumhuriyet savcıları ve mahkemeler huzu-
runda vuku bulması halinde uygulanacaktır. Kolluğun ifade alma ko-
nusunda zorlayıcı yetkisi ve yemin verme yetkisi bulunmadığından
(PVSK, m. 15), haliyle kolluk aşamasındaki işlemlerde bu maddenin
uygulama alanı olmayacaktır.
Ayrıca maddenin gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:
“Maddede tanıklıktan ve yeminden çekinmenin yaptırımları ve uygula-
ma koşulları yer almıştır. Ceza muhakemesi faaliyeti süreklilik arz ettiğinden
ve en kısa sürede bitirilmesi de gerektiğinden tanığın gelmemesi, bu iki hedefe
ulaşılmasını engelleyecektir. Bu nedenle, gelmeyen tanığa, o celsenin giderle-
rinin yüklenmesi âdil ve etkili bir yaptırımdır. Mazeretsiz gelmemenin büyük
ölçüde önünün alınması böylece söz konusu olabilecektir.
Tanımlardaki (CMK m. 2) düzenleme doğrultusunda “hapis yolu ile taz-
yik” yerine “disiplin hapsi” kelimesi kullanılmıştır.
Beyanda bulunmaktan veya yeminden kaçınan tanığın, üç ayı geçmemek
ve herhâlde dava hakkında hüküm verilinceye kadar disiplin hapsine konacağı
maddede belirtilmiştir. Disiplin hapsi (tanımı, yerine getirilme şekli ve sonuç-
ları) için 2. maddeye ve gerekçesine bakılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında açıklandığı üzere disiplin hapsi aynı işte
yeniden verilse bile tümü için aynı suçlarda üç ayı aşamaz.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009232
Disiplin hapsine karşı itiraz yolu açıktır.”
11
Yukarıda değinilen CMK’nın 60. maddesinden başka, diğer bir
zorlama hapsine ilişkin düzenleme, CMK’nın, 123. maddeye gönder-
me yapan 124. maddesinde bulunmaktadır. Söz konusu madde metin-
leri aşağıdadır:
“Madde 123 - (1) İspat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya
kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, muhafaza
altına alınır.
(2) Yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya
elkonulabilir.”
Madde 124 - (1) 123 üncü Maddede yazılı eşya veya diğer malvarlığı
değerlerini yanında bulunduran kişi, istem üzerine bu şeyi göstermek ve tes-
lim etmekle yükümlüdür.
(2) Kaçınma hâlinde bu şeyin zilyedi hakkında 60 ıncı Maddede yer alan
disiplin hapsine ilişkin hükümler uygulanır. Ancak, şüpheli veya sanık ya da
tanıklıktan çekinebilecekler hakkında bu hüküm uygulanmaz.”
124. maddenin gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:
“Madde, kamu davasında suçun ispatı bakımından yararlı görülen veya
müsadereye veya Devletin mülkiyetine geçmesi yaptırımına tâbi olan eşyanın
muhafazası veya başka bir şekilde güvence altına alınması yetkisini vermekte-
dir. Eşyanın önce yanında bulundurandan teslimi istenecek, vermezse eşyaya
elkonulabilecektir. Elkoyma terimi Tasarıda zapt yerine kullanılmakta ve rıza
bulunmayan hâllerde zorla şeyi alma yetkisini ifade etmektedir.
Madde böylece önemli bir koruma tedbirine yer vermiş olmaktadır.
Maddeye göre teslimi istenen şeyleri yanında bulunduranlar, istem üze-
rine bu şeyi göstermez veya teslim etmezlerse, haklarında 60. maddede yer
alan disiplin hapsi uygulanacaktır.
Tanıklıktan çekinebilecek olan kişilere tanınan ayrıcalık, Anayasa’nın
38. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan, “Hiç kimse kendisini ve kanunda
gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil
göstermeye zorlanamaz.” kuralının ifadesi olduğundan, tanıklıktan çekine-
11
www. akip.net (Açıklamalı Kanun İçtihat Programı), Erişim Tarihi: 12.03.2008.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009233
bilecekler hakkında disiplin hapsinin uygulanamayacağı son fıkrada açıkça
belirtilmiştir.”
12
Bu maddelerde arama ve elkoyma sırasında “istenen eşyayı vermek-
ten ya da yerini göstermekten kaçınanlar hakkında, CMK’nın 60. maddesin-
de belirtilen disiplin hapsine ilişkin hükümlerin uygulanacağı” düzenlen-
miştir. Belirtilen hükümler, arama ve elkoyma uygulamasını kolluk
yapacağından dolayı, kolluk işlemleri sırasında da uygulanacak ve
istenen eşyayı vermeyenler hakkında düzenlenecek evrak ve disiplin
uygulaması talebinin, kolluk tarafından Cumhuriyet savcılığına ve bu
makam tarafından da sulh ceza hakimine iletilmesi üzerine, benzer şe-
kilde uygulama yürütülecektir.
b. CMK’nın 168. ve PVSK’nın Ek 6/6. Maddelerine Göre
Men Etme Yetkisi
Adlî kolluğun olay yerinde aldığı tedbirlere uyulmaması halinde-
ki yetkisine işaret eden yasal düzenlemelerden CMK’nın 168. madde-
sine öncelikle aşağıda yer verilmiştir:
“Madde 168 - (1) Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan adlî kol-
luk görevlisi, bunların yapılmasına engel olan veya yetkisi içinde aldığı ted-
birlere aykırı davranan kişileri, işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde
zor kullanarak bundan men eder.”
168. maddenin gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:
“Bu Madde, 164. maddenin (Adli kolluk ve görevi başlıklı) belirttiği gö-
revin icrasında ortaya çıkabilecek (engelleyecek) olaylar karşısında kolluğun
yetkisini belirtmektedir. Olay yerinde kolluk, görevini yaparken giriştiği iş-
lemleri kasten ihlâl eden veya yetkili olarak aldığı tedbirlere aykırı davranan
kişileri gerektiğinde kuvvet de kullanarak zorla bu eylemlerinden men edecek-
tir. Bu men ediş, işlemler sonuçlanıncaya kadar devam edebilecektir.
1412 sayılı Kanunun 157. maddesinde bu gibi hâllerde gözaltına alma
yetkisinin uygulanması söz konusu idi. Tasarı bunun yerine işlemleri engel-
leyen eylemleri zor kullanarak giderme yetkisini ikâme etmiş ve böylece hem
soruşturmanın etkinliği ve hem de kişi özgürlüğü ilkelerine yer verilmiştir.
Maddenin yasakladığı eylemler nedeniyle koşulları varsa Türk Ceza Kanunu-
12
www. akip.net, Erişim Tarihi: 12.03.2008.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009234
nun 526. maddesi
13
uygulanabilecektir.”
Görüldüğü gibi, madde gerekçesi birçok hususu açıklamıştır. An-
cak gerekçede belirtilen, “bu men ediş, işlemler sonuçlanıncaya kadar de-
vam edebilecektir” cümlesinden ne anlamak gerektiği hususu açık de-
ğildir. Buradaki “men etme” tabirinin, sorun çıkaran kişilerin olay ye-
rinden uzaklaştırılmalarının yanında gözaltına alınmalarına da imkân
verip vermediği, şayet gözaltına almaya imkân verdiği düşünülürse
bunun azami süresinin ne kadar olacağı gibi hususular tam olarak be-
lirlenmemiştir. Bu konu henüz yargı kararları ile de vuzuha kavuşmuş
değildir. Belirtilen konu hakkında yazarların görüşlerinin de farklı ol-
ması nedeniyle söz konusu görüşlerin aşağıda dipnot olarak verilmesi
ile yetinilmiştir.
14
Aynı konuda PVSK’nın “Adlî Görev ve Yetkiler” başlıklı Ek 6/6.
maddesi de, CMK’nın 168. maddesinde yapılan düzenlemeyi aynen
tekrar etmiştir. Bu Madde de aşağıdadır:
“Ek Madde 6/6 – (Ek: 16/6/1985 - 3233/7 m.; Değişik: 2/6/2007-5681/5
m.)
Olay yerinde görevine ait işlemlere başlayan polis, bunların yapılmasına
engel olan veya yetkisi içinde aldığı tedbirlere aykırı davranan kişileri, işlem-
ler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan men eder.”
Ek 6 ıncı maddenin yukarıda metni verilen altıncı fıkrası; CMK’nın 168.
maddesine paralel bir tarzda düzenleme altına alınmıştır. Kolluk, adli göre-
vinin icrası sırasında bir engelleme ile karşılaşması durumunda, bu kişileri,
13
Bu maddeye yapılan atıfları artık 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi-
ne yapılmış şeklinde anlamak gerekmektedir.
14
Belirtilen konu hakkında, yazarlardan, Eryılmaz; buradaki “men” tabirinin, eski
düzenlemeden farklı olarak, kişinin gözaltına alınmasını içermediğini ve bu kav-
ramın gözaltına imkân veren bir düzenleme olarak değil, kişileri olay yerinden
uzaklaştırma olarak algılanması gerektiğini inanmaktadır. Her ne kadar, buradaki
“işlemler sonuçlanıncaya kadar” tabiri dikkate alındığında önceden men için be-
lirli bir süre öngörülmesi mümkün değilse de, buradaki sürenin 3-4 saati geçme-
mesi gerekir. Zira, günümüzde, çok ciddi olaylarda bile, olay yeri incelemesi 3-4
saat içinde bitirilebilmektedir. Bozlak ise; buradaki “men ediş” kavramının, gerekli
bulunduğu hallerde duruma göre adli ya da idari yetkiler kapsamında gözaltına
alma yetkisini içerdiğini ve azami gözaltı süresi olarak da CMK’nın 91. maddesin-
de düzenlenen (AY, m. 19 ve AİHS, m. 5’e uygun olarak) 24 saatlik gözaltı süresi-
nin geçilmemesi gerektiğini benimsemektedirler.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009235
işlemler sonuçlanıncaya kadar ve gerektiğinde zor kullanarak bundan men
etme yetkisine sahiptir.
Ek 6 ıncı maddenin üçüncü fıkrasında ise; kolluğun suç işlendiğini öğ-
renmesinden sonra gerekli tedbirleri alması ile ilgili yapacağı işlemler tama-
men CMK’nın 161. maddesine uygun bir şekilde kaleme alınmıştır. Kolluk,
olay yerinde gerekli tedbirleri aldıktan sonra Cumhuriyet savcısının emir ve
talimatları doğrultusunda hareket edecektir. Kolluk bu işleri yaparken alması
gereken önlemlerde güce başvurabilecektir.”
15
c. 2911 Sayılı Yasa’ya Göre Kuvvet Kullanma
Hukuka aykırı bir toplantı ve gösterinin dağıtılmasını sağlamak
amacıyla zor kullanma yetkisi, 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesinin
iki, üç,
16
dört ve altıncı fıkralarında düzenlenmiştir.
17
Bu maddeye göre,
15
Ali Şafak, “Polisin Kuvvete Başvurma Yetkisi, Zora Başvurma Türleri ve Sınırı
Aşma Sorunu”, Polise Görev, Yetki ve Sorumluluk Veren Mevzuat Uygulamaları Eğitim
Projesi (MUYEP) Tebliğleri- II, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığı
Yayınları, Ankara 2008, s. 216.
16
Bu fıkradaki zor kullanmanın “meşru müdafaa” şartları içerisinde değerlendiril-
mesi gerekir.
17
2911 sayılı Kanunun “Toplantı veya gösteri yürüyüşünün dağıtılması” başlıklı 24.
maddesi şu şekildedir:
“Madde 24 - Kanuna uygun olarak başlayan bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha
sonra 23 üncü maddede belirtilen kanuna aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku
bulması sebebiyle, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:
a) Hükümet komiseri toplantı veya gösteri yürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya dü-
zenleme kurulu aracılığı ile topluluğa ilan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en
büyük mülki amirine bildirir.
b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya acele hallerde sonradan yazı ile teyit
edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görev-
lendirerek olay yerine gönderir.
Bu amir, topluluğa Kanuna uyularak dağılmalarını, dağılmazlarsa zor kullanılacağını
ihtar eder. Topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır. Bu gelişmeler hükümet komise-
rince tutanaklarla tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine tevdi
edilir.
(a) ve (b) bentlerindeki durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı
veya mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali mevcut-
sa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde (b) bendinde yazılı silah, araç,
alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların bulunması halinde bunlar güven-
lik kuvvetlerince uzaklaştırılarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir.
Ancak, bunların sayıları ve davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna
aykırı addedilerek dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hü-
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009236
hukuka aykırı şekilde, örneğin geceleyin umumi yerlerde toplantı veya
gösteri düzenlenmesi halinde, kolluk toplanan kişilerin dağılmasını
sağlayacak ölçüde zor kullanma yetkisine sahip bulunmaktadır. 2911
sayılı Kanun’un, dağılma yönündeki ihtarata rağmen dağılmayan ve
bu nedenle kendilerine karşı zor kullanılan kişilerle ilgili olarak 32.
maddesinde ise suç tanımı yapılarak ceza yaptırımı öngörülmüştür.
d. 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na Göre
Kuvvet Kullanma
Belirtilen Kanunun ek 2. maddesinde terörle mücadele sırasında
zor ve silah kullanma yetkisi düzenlenmiştir. 29.06.2006 tarih ve 5532
sayılı Yasa ile değişik Ek 2. madde şu şekildedir; “Terör örgütlerine karşı
icra edilecek operasyonlarda “teslim ol” emrine itaat edilmemesi veya silah
kullanmaya teşebbüs edilmesi halinde kolluk görevlileri, tehlikeyi etkisiz kıla-
bilecek ölçü ve orantıda, doğrudan ve duraksamadan hedefe karşı silah kullan-
maya yetkilidirler”.
e. 2559 Sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun
Diğer Bazı Maddelerine Göre Zor Kullanma
Yukarıda sayılanlardan başka yine, PVSK’nın 11. maddesindeki,
genel ahlak ve edep kurallarına aykırı davrananlar; 14. maddesindeki,
saat 24’den sonra gürültü yapanlar; 5681 sayılı Kanun ile değişik 17.
maddesindeki; kolluğun aldığı önlemler ve usulü dairesinde verdiği
emirlere karşı gelenleri yakalaması ve karakola götürme yetkileri bakı-
mından da, kuvvet kullanma sayılacak, engelleme, men etme, yakala-
ma ve karakola götürme gibi yetkileri bulunmaktadır. Çok sık uygula-
ma imkanı bulunmadığı için anılan bu maddelere ayrıntılı şekilde yer
kümleri uygulanır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla
katılanların tanınması ve uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvet-
lerine yardım etmekle yükümlüdür.
Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerin-
de; güvenlik kuvvetleri mensupları, olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki
amirine haber vermekle beraber, mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya
müdahale eden güvenlik kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor
kullanılarak dağıtılacakları ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanı-
larak dağıtılır.”
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009237
verilmemiş, madde numaraları belirtilmekle yetinilmiştir.
f. 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’na Göre
Kuvvet Kullanma
Bahis konusu Kanun’un “Polis Çevik Kuvvet Birimleri görev ve
yetkileri”nin düzenlendiği Ek 13. maddesinde de polisin kuvvet kul-
lanma ve zora başvurma yetkisi ayrıntılı olarak düzenleme altına
alınmıştır. Görüldüğü gibi, kolluğun kuvvet kullanma konusundaki
tereddütlerini gidermek için, bu konuya, hemen hemen ilgili tüm mev-
zuat hükümlerinde yer verilmiş bulunmaktadır.
g. 1481 Sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Önlenmesi
Hakkında Kanun’a Göre Kuvvet Kullanma
Sözü geçen Kanun’un ilgili maddeleri aşağıda verilmiştir.
“Madde 1 - Polis ve jandarma, diğer kanun ve tüzüklerde yazılı yetkileri
saklı kalmak üzere, aşağıda yazılı hallerde de silah kullanmaya yetkilidirler:
A) 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununun 16 ncı maddesinde
yazılı hallerde,
B) (A) bendindeki yetkiler saklı kalmak üzere, ağırlaştırılmış müebbet
ağır hapis veya ağır hapis cezasını gerektiren suçlardan bir veya birkaçını
işlemekten sanık veya hükümlü olup da haklarında tevkif veya yakalama mü-
zekkeresi çıkarılan ve silahlı dolaşarak emniyet ve asayişi tek başına veya top-
lu olarak fiilen tehdit ve ihlal ettikleri anlaşılanlardan, teslim olmaları için
İçişleri Bakanlığınca tesbit edilen tarihte başlamak üzere 10 günden az ve 30
günden çok olmamak şartiyle verilecek mühlet ile ad, san ve eylemleri de be-
lirtilerek sanık veya hükümlünün dolaştığı bölgelerde mutat vasıtalarla ve
uygun görülen yayın organlariyle radyo ve televizyonla da ilan edilenlerin
belirtilen süre sonuna kadar adli makamlara, zabıtaya veya herhangi bir resmi
mercie teslim olmamaları hallerinde”.
“Madde 2 - Birinci maddenin (B) bendinde sayılan hallerde:
a. Sanık veya hükümlünün teslim olması için yapılan (Teslim ol) ihta-
rından sonra,
b. Polis veya jandarmaya karşı silah kullanmaya filhal teşebbüs etmeleri
halinde ise ihtara lüzum olmaksızın,
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009238
Silah kullanılır.
Müsademe sırasında; sanık veya hükümlüye müsademede veya kaçmada
yardımcı olanlar haklarında da birinci fıkra hükmü uygulanır”.
h. 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Göre
Silah Kullanma Yetkisi
Anılan Kanun’un “Silah Kullanma Yetkisi” başlıklı kuvvet kullan-
mayla ilgili maddesi aşağıya alınmıştır.
“Madde 22 - (1) Gümrük Kanunu gereğince belirlenen kapı ve yollardan
başka yerlerden gümrük bölgesine girmek, çıkmak veya geçmek isteyen kişi-
ye “dur” uyarısında bulunulmasına rağmen bu uyarıya uymaması halinde,
havaya ateş edilmek suretiyle uyarı yinelenir. Ancak silâhla karşılığa yelte-
nilmesi ve sair surette meşru müdafaa durumuna düşülmesi halinde, yetkili
memurlar saldırıyı etkisiz kılacak oranda doğrudan hedefe ateş edebilir. Me-
murların silâh kullanmalarından dolayı haklarında soruşturma ve kovuştur-
ma açılması halinde, bağlı bulunduğu kurum tarafından avukat sağlanır ve
avukatlık ücreti kurumlarınca karşılanır.
(2) Kaçakçılığı önleme, izleme ve araştırmakla yükümlü olanlar, gümrük
bölgesindeki her nevi deniz araçlarına yanaşıp yük ve belgelerini incelemeye
yetkilidir. Görevlilerin yanaşmasına izin vermeyerek kaçan veya kaçmaya te-
şebbüs eden her nevi deniz araçlarına uluslararası deniz işaretlerine göre tel-
siz, flama, mors ve benzeri işaretlerle durması ihtar olunur. Bu ihtara uyma-
yan deniz araçlarına uyarı mahiyetinde ateş edilir. Buna da uymayıp kaçmaya
devam ettiği takdirde durmaya zorlayacak şekilde üzerine ateş edilir.”
ı. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğine Göre
Zor Kullanma Yetkisi
Özellikle aramanın icrası sırasındaki kuvvet kullanma konusun-
da Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliğinin ilgili madde ve fıkraları
aşağıya alınmıştır:
“Karar veya Yazılı Emir Üzerine Üst ve Eşya Aramasının İcrası
Madde 28/6: Kişi direndiği takdirde üst ve eşya araması orantılı güç
kullanılarak gerçekleştirilir.”
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009239
“Konut, İşyeri ve Eklentilerinde Aramanın Yapılması
Madde 30/7: Aramayla görevlendirilenler, aramaya karşı çıkılması
hâlinde, durumun haklı kıldığı ölçüde güç kullanarak direnci ortadan kaldıra-
bilirler. Bilgilendirme yapıldıktan sonra, kapı açılmadığı takdirde güç kulla-
nılacağı ihtar edilir ve buna rağmen kapı açılmazsa zorla eve girilir ve arama
gerçekleştirilir. Güç, kademeli bir şekilde artarak kullanılabilir.”
Giriş bölümünde izah edildiği gibi, yönetmeliklerin, zor ve silah
kullanarak temel insan haklarını sınırlandırmaya yeterli yasal daya-
nak teşkil edememesi nedeniyle, burada belirtilen güç kullanma şe-
killerinin, yukarıda açıklanan ilgili kanun hükümlerine dayanmak ve
onların kuralları çerçevesinde uygulanmak zorunda olduğu nazara
alınmalıdır.
i. Diğer Bazı Durumlarda Kuvvet Kullanma Yetkisi
Yukarıda anlatılanlardan başka, 2935 sayılı OHAL Kanunu’nun
23., 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 4. ve 211 sayılı Türk Silahlı
Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun da 47, 82, 87, 89, 90, ve 96. maddele-
rinde kuvvet (zor ve silah) kullanma ile ilgili çeşitli hükümler mevcut
bulunmaktadır. Bu hususlara uygulamada istisna oluşturması nede-
niyle ayrıntılı şekilde yer verilmemiştir.
Yine “Jandarma Teşkilatı Görev ve Yetkileri Yönetmeliği”nin 38-
41. maddeleri ile “Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği”nin 15. maddesinde
de kuvvet (zor ve silah) kullanma ile ilgili uzun ve ayrıntılı hükümler
mevcut bulunmaktadır.
Elbette, belirtilen bütün bu kuvvet kullanma durumlarının, bu ko-
nuda esas ve genel son hukuki düzenlemeler olan, TCK’nın 24. ve 25.
maddeleri ile PVSK’nın 16. maddesinde belirlenen şekil şartlarına uy-
gun olması gereklidir.
Üst kısımlarda da değinildiği gibi, söz konusu zor ve silah kullan-
ma yetkilerinin bu şekilde ilgili tüm mevzuatlarda düzenleme altına
alınmasının nedeni, kolluğun önleyici ve koruyucu hizmetlerini yerine
getirirken etkin davranmasının istenmesi ve kuşkulu ve duraksamalı
tavrının önünün alınmak istenmesidir. Bir diğer ifadeyle kolluğun gö-
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009240
revlerini yaparken zora başvurursam acaba başıma bir şey gelir mi?
endişesinden kolluk mensuplarını kurtarmaktır.
18
Zor ve silah kullanma konusunda herhangi bir özel düzenleme bu-
lunmayan durumlarda (örneğin gerekli kararlara rağmen beden mu-
ayenesine gitmek istemeyen bir kişiye yönelik durumda olduğu gibi)
kolluğun görevinin icrasına direnme babında, belirtilen bu örnekte
görevin verilen bir yetkili emirle yapıldığı da göze alınarak, TCK’nın
24/2. maddesi ile birlikte bu hususta genel düzenleme olan PVSK’nın
16/1. maddesi hükümlerinin ve şartlarının uygulanması gerekli bu-
lunmaktadır.
Bahusus, kolluğun yetkili bir merci emri ile değil de yasaların ken-
disine verdiği bir görevi yerine getirmesi durumlarında ise, PVSK’nın
16. maddesi yanında TCK’nın 24/1. maddesi hükümlerinin birlikte
göze alınması gerekecektir.
4. Zor (Kuvvet) Kullanma Çeşitleri ve
Bunların Uygulanma Şartları
Kolluk, zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine
ve derecesine göre direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademe-
li olarak artan nispette bedeni kuvvet, maddi güç ve kanuni şartları
gerçekleştiğinde silâh kullanma yetkisi ile haiz kılınmıştır. Bu şekilde
meydana çıkan kuvvet kullanma şekillerine aşağıda biraz daha ayrın-
tılı olarak bakılmıştır.
a. İkaz (Uyarma)
PVSK’nın 16/4. ve 16/8. maddelerinde belirtildiği gibi, zor kullan-
madan önce, ilgililere direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan
doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılmalıdır. Böylece belirtilen “ihtar”
şekli ya da “dur!” ikazı gibi hususlar uyarmayı ifade etmektedir. An-
cak burada, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulunduru-
larak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.
18
Şafak, a. g. e., s. 216 (Dipnot).
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009241
b. Kelepçe Takma
Başta CMK’nın 93. maddesi olmak üzere, PVSK’nın 16/3(b) ve Ya-
kalama Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği (YGAvİAY)’nin 7.
maddelerinde görüleceği gibi, değişik mevzuat metinlerinde kelepçe
takma, maddi güç kullanmanın ve direnmeyi kırmanın bir çeşidi ola-
rak kabul edilmiştir.
Maddi güç kullanma araçlarından kelepçe, yakalanan kişinin di-
renmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde
takılır.
19
Dolayısı ile her yakalanan kişiye kelepçe takılmaz. Kelepçe bir
kontrol aracı olduğundan öncelikle kontrol edilmesi gereken bir kişi-
nin var olması gerekir. Bununla beraber, yakalanan kişinin kaçma ih-
timali varsa kelepçe takılması gerekip gerekmediğine karar verilmesi
kolluğun takdirine bırakılmıştır (CMK, m. 93). Kolluk, bu takdir yetki-
sini kullanırken, yakalananların kaç kişi olduğu, faillerin fiziki yapısı,
tehlikeliliği, yaşı, psikolojik durumu gibi şüphelilere ait özellikler ile
işlenen suçun ağırlığı, failin yakalandığı yerin kalabalık olup olmama-
sı, müdahalede bulunan görevli sayısı ve ekipmanı gibi olaya ve çev-
resel faktörlere ait özellikleri dikkate almalıdır. Yakalanan kişinin 18
yaşından küçük olması halinde kelepçe takılamayacaktır.
20
c. Bedeni Kuvvet Uygulama
PVSK’nın 16/2. ve 16/3(a) maddelerinde belirlendiği gibi bede-
ni kuvvet; polisin direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan
doğruya kullandığı bedeni gücü ifade etmektedir.
d. Maddi Güç Uygulama
PVSK’nın 16/2. ve 16/3(b) maddelerinde düzenlenmiş bulundu-
ğu gibi, maddi güç kavramı; polisin direnen kişilere karşı veya eşya
üzerinde bedeni kuvvetin dışında; kullandığı kelepçe, cop, basınçlı su,
göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis köpekleri ve atları
ile sair zor kullanma araçlarını ifade etmektedir.
19
CMK, m. 93.
20
YGAvİAY, m. 19/b-10.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009242
e. Silah
21
Kullanma
Kolluğa tanınan zor kullanma yetkisinin en etkili olanı ve en ağır
sonuç doğuran şekli PVSK’nın 16/7. maddesinde düzenlenmiş bulu-
nan silah kullanma yetkisidir. Belirtilen nedenle bu husus aşağıda bi-
raz daha ayrıntılı incelenmiştir.
PVSK’nın 16. maddesindeki çok önemli sayılacak değişikliklerden
birisi de silah kullanma yetkisi hakkında olmuştur. Kolluk kuvvetleri,
görevlerinin gereği olarak caydırıcı etki doğurması için zaten görünür
şekilde silahla donatılmış bulunmaktadır. Ancak bu yeni düzenleme
ile kolluğun silah kullanabileceği durumlar genişletilmiştir. Burada
kolluğun zor kullanma yetkisi ile bağlantılı olarak, silah kullanma yet-
kisini inceleyecek olursak,
PVSK’nın 16/7. maddesine göre;
“Polis;
a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında,
b) Bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği dire-
niş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde,
c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakala-
ma emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanma-
sını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,
silah kullanmaya yetkilidir.”
Yine PVSK’nın 16/9. maddesine göre de;
“Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma
yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halin-
de, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak
ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir.”
aa. Görüldüğü gibi, PVSK’ya göre silah kullanma yetkisi, birinci
olarak, meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında tanınmış-
tır (PVSK, m. 16/7-a). 5237 sayılı TCK’nın 25/1. maddesi ile meşru
savunmanın alanı, haksız saldırının söz konusu olacağı bütün haklar
bakımından uygulanacak şekilde genişlediği için, dolayısıyla silah
21
Buradaki silahın illa ateşli silah olmak zorunda bulunmadığı göze alınmalıdır.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009243
kullanmanın alanı da genişlemiş bulunmaktadır. Buna göre, kolluk
sadece kişilerin ve kendisinin canına ve ırzına karşı değil, mal varlığı
(mülkiyet) hakları da dâhil, her türlü hak ve kişilik haklarına yönelik
haksız bir saldırı ile gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak haksız bir
saldırıyı def etmek için de silah kullanabilecektir. Ancak, mahiyeti ge-
reği meşru savunmaya elverişli bulunmayan (örneğin insana yönelik
sövme suçu gibi) haksız saldırılar bundan müstesnadır.
22
Meşru savunma için, saldırının illa cebir ve şiddet içermesi zorun-
lu olmayıp ihmali davranışla gerçekleşen bir eylem nedeniylede meş-
ru savunma yapılması mümkündür. Örneğin, tutukluluğu kaldırıldığı
halde, serbest bırakılmayan bir kişinin meşru savunma hakkı doğmuş
bulunmaktadır.
23
Burada, meşru müdafaa dolayısıyla kuvvet kullanmanın şartları-
nı biraz daha açmak amacıyla, TCK’nın meşru savunmayı (müdafa-
ayı) düzenleyen 25/1. maddesi, yukarıdaki diğer bölümlerde bu hu-
susa yer verilmiş bulunmasına rağmen konuyla ilişkisi bakımından,
gerekçesi ile birlikte aşağıda verilmiş ve bu konuda kısa açıklamalar
yapılmıştır:
24
“Madde 25/(1)- Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönel-
miş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı
o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu
ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.”
Söz konusu 25/1. maddenin gerekçesinde şu hususlara yer veril-
miştir:
“Maddenin birinci fıkrasında bir hukuka uygunluk nedeni olarak meşru
savunma düzenlenmiştir.
Meşru savunma bakımından Tasarı şu koşulları saptamıştır:
Bir kere her türlü hakka yönelik haksız bir saldırıya karşı meşru savun-
manın söz konusu olduğu belirtilmiş ve böylece kurumun, bazen anlamsız
ve sosyal gereklere aykırı düşecek derecede dar tutulmasının önüne geçilmesi
istenilmiştir.
22
İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi (Genel Hükümler), T.C. Adalet Bakanlığı
Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayınları, 3. b., Ankara 2006, s. 367.
23
Özgenç, a. g. e., s. 367
24
Meşru savunma hakkında daha fazla bilgi için bkz.; Özgenç, a. g. e., s. 363 vd.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009244
Ayrıca, şu husus da belirtilmelidir ki, kişileri suç işlemekten caydıracak
en etkin araçlardan birisi, suç işlediklerinde karşılık görebilecekleri endişesi
olduğundan, meşru savunma hakkının böylece genişletilmesi, kriminolojik
yönden caydırıcı etki de yapabilecektir.
İkinci olarak meşru savunmanın “haksız saldırı” koşulu bakımından,
“gerçekleşen haksız saldırı” ile “gerçekleşmesi muhakkak haksız saldırı” veya
“tekrarı muhakkak haksız saldırı” aynı sayılmıştır. Böylece kişilerin haksız
saldırılara karşı kendilerini korumaları olanağı daha da genişletilmiş olmak-
tadır.
Savunmanın “saldırı ile orantılı biçimde” olması, yani saldırıyı defede-
cek ölçüde olması, meşru savunmanın temel koşullarından birisi olarak kabul
edilmiştir. Saldırıya uğrayan kişi, ancak bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde bir
davranış gerçekleştirdiği takdirde, meşru savunma hukuka uygunluk nede-
ninden yararlanacaktır.”
Görüleceği üzere, 25. maddenin gerekçesinin hemen başlangıcında
açıkça vurgulandığı gibi meşru savunma bir hukuka uygunluk sebebi
olarak düzenlenmiştir ve bu durum meşru savunmada bulunan kişiler
lehine yapılmış bir düzenlemedir. Şöyle ki, CMK’nın 223. maddesinin
2. fıkrasının d bendine göre, hukuka uygunluk nedenine dayanan bir
kişi hakkında beraat kararı verilmesi gerekmektedir. Beraat kararı ve-
rilen kişi için ise disiplin ya da tazminat sorumluluğu da doğmayacak-
tır.
PVSK’nın 16/7(a) maddesine göre, kolluk görevlileri, kendilerine
veya başkalarına karşı gerçekleşen saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla si-
lah kullanabilmektedir. Bu durumda herkesin sahip bulunduğu meşru
savunma (müdafaa) hukuka uygunluk sebebinin varlığı söz konusu-
dur. Meşru müdafaanın uygulanması açısından kolluk görevlileri ile
herhangi bir kişi arasında fark bulunmamaktadır. Meşru savunma-
nın söz konusu olduğu durumlarda kolluğun zor ve silah kullanma-
sını düzenleyen mevzuat hükümlerine müracaat etmeden, doğrudan
TCK’nın meşru savunmaya ilişkin hükümlerine dayalı olarak değer-
lendirme yapmak gerekir. Bu durumda, kolluk görevlileri gerek ken-
dine, gerekse sair kişilere karşı gerçekleşen ya da gerçekleşmesi/tek-
rarı muhakkak olarak öngörülen bir saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla
ve bu saldırıyı etkisiz kılacak ölçüde savunma hareketi yapabilir. Yani
TCK’nın 25. maddesine dayalı olarak meşru savunmada bulunabilir.
Yukarıda da vurgulandığı gibi bu hareket hukuka uygun olacaktır
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009245
(TCK, m. 25/1). Örneğin, bir rehinenin kurtarılması için, başka türlü
kurtarma imkânının olmadığı durumlarda, kolluk kuvvetlerinin rahat-
lıkla faillere yönelik olarak rehineleri kurtaracak ölçüde ateş açmaları
bu kapsamda bulunmaktadır.
25
Meşru savunmayla ilgili konuda göz önünde tutulması gereken
çok önemli bir nokta da, kolluğun zor ve silah kullanma yetkisinin
aynı zamanda yaşam hakkı bağlamında Avrupa İnsan Hakları Söz-
leşmesi (AİHS) m. 2 ve Anayasa m. 17 ile birlikte değerlendirilmesi
zorunluluğudur. Bilindiği üzere, AİHS’nin 2. maddesi “mal için değil,
sadece nefse bağlı (vücut bütünlüğü anlamında hayat) meşru savunmayı”
kabul etmektedir.
26
Bu durumda, sadece nefse (yaşam hakkına) yöne-
lik olan saldırılarda ölüm meydana getirecek şekilde uygulanan meşru
savunma AİHS’nin 2. ve Anayasa’nın 17. maddelerine aykırı olmaya-
caktır. Zaten zor ve silah kullanmaya ilişkin PVSK’nın 16. maddesin-
deki hükümde “saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde” şeklindeki ibare
konunun böyle yorumlanmasına uygun bulunmaktadır. Belirtilen bu
husus (nefse; yaşam hakkına yönelik saldırılar) dışındaki durumlar-
da, meşru savunmanın ölüm sonucu doğurmayacak şekilde yapılması
gerekmektedir. Aksi halde, hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşıl-
ması ve yaşam hakkının ihlali söz konusu olacaktır. Ancak yukarıda
da değinildiği gibi yaşam hakkını korumak için gerektiğinde meşru
savunma yapmak zorunlu bulunmaktadır.
Kolluk görevlilerinin silah kullanma yetkisi sadece kendilerine ya
da diğer kişilere yönelik olarak yapılacak herhangi bir saldırı sırasın-
daki meşru savunma durumuna ilişkin değildir. Bundan başka belir-
li hallerde kolluk kuvvetleri yine silah kullanma yetkisini haizdirler.
Silah, aşağıda açıklanacağı üzere bazı hallerde zor kullanma yetkisi
bağlamında kullanılabilir. Bu itibarla kolluk görevlileri, zor kullanma
yetkisi kapsamında ve bu yetkinin sınırları dâhilinde de silah kullana-
bilirler.
bb. Kolluğun silah kullanma yetkisi bağlamında, ikinci olarak,
PVSK’nın 16/2 ve 16/7(b) maddelerine göre, kolluğun “bedeni kuvvet
ve maddi güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında,
bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde” silah kullanılabileceği
25
Özgenç, MUYEP Tebliğleri- II, s. 209, 210.
26
A. Feyyaz Gölcüklü / A. Şeref Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uy-
gulaması, Turhan Kitabevi, Ankara 2002, s. 164.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009246
belirlenmiştir. Maddenin bu fıkrası ile ilgili düzenlemenin yanlış kale-
me alındığı söylenebilir. Bu durumda kolluk elbette silah kullanabile-
cektir. Fakat bu durum, kolluğun silah kullanabileceği 16/7. maddenin
diğer (a) ve (c) bentlerinde sayılan durumlarda da silah kullanmanın
zaten ön şartıdır.
cc. Bahse konu silah kullanma yetkisi ile ilgili, üçüncü olarak,
PVSK’nın 16/7(c) maddesine göre, kolluk tarafından, suçun niteliğine
bakılmaksızın, hakkında hapis, tutuklama, gözaltına alma, zorla ge-
tirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüs-
tü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla, yakalamayı
sağlayacak ölçüde silah kullanabilecektir.
Belirtilen bu 16/7(c) maddesi kapsamında kolluk ayrıca, -örneğin
suçüstü halinde kaçan şüphelinin durumunda olduğu gibi- yakalan-
ması veya yaptığı eylemden men’i gerekip de, yakalanmamak için ka-
çan bir kişiye karşı da silah kullanma yetkisine sahiptir. Ancak böyle bir
durumda hukuka uygunluk sebebinde sınırın aşılmaması için, kaçan
kişinin başka türlü yakalanmasının mümkün bulunmaması (Örneğin,
kimliğinin belirsiz olması ve silahın hayati noktalara hedef alınmama-
sı) gerekir. Bu durumlarda amacın, kişiyi en fazla yaralama sonucunu
doğuracak ölçüde ve canlı şekilde ele geçirmek olması gereklidir.
Söz konusu 16/7. maddenin (c) bendinde sayılan bu durumda, si-
lah kullanmanın şartları oluştuğu takdirde, silah kullanmadan önce
kişiye yine bir ön şart olarak duyabileceği şekilde “dur” ihtarında bu-
lunulur, bu ihtara uymayarak kişinin kaçmaya devam etmesi halinde,
önce uyarı amacıyla silahla ateş edilir, buna rağmen kaçmakta ısrar
etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise,
kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla
ateş edilebilir (PVSK, m. 16/8).
Eski düzenleme ile yukarıda belirtilen 16/7. maddenin (c ) bendin-
deki yeni düzenleme arasında, suçla mücadele adına kolluğu gereğin-
den fazla güçlü kılan ciddi farklar bulunmaktadır.
Bunlardan birincisi, eski PVSK m.16, gerek suçüstü gerekse diğer
durumlarda, şüphelilerin yakalanmasını sağlamak için silah kullan-
mayı, suçun ağır cezalık bir suç olmasına
27
bağlamışken, yeni PVSK
27
Yürürlükte bulunan yeni düzenlemelere göre, yargılaması ağır ceza mahkemesi-
nin görevine suçlar (ağır cezalık suç) kavramı için 5235 sayılı “Adli Yargı İlk De-
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009247
m.16, adli para cezasını gerektiren suçlar dâhil, her türlü suç için bu
yetkiyi kolluğa vermektedir.
İkinci olarak, eski PVSK m.16, tutuklu ve mahkûmlar için ikili bir
ayrım yapmaktadır; Mahkûm ve tutukluların kaçmalarını önlemek
amacıyla silah kullanılması her türlü suç için mümkün iken, mahkûm
ve tutukluların kaçtıktan sonra tekrar yakalanması aşamasında silah
kullanmaları suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren bir suç ol-
masına bağlı tutulmuştur.
dd. PVSK’na göre kolluğun silah kullanma yetkisi ile ilgili, dör-
düncü olarak ise, kolluk tarafından direnişi kırmak ya da yakalamak
amacıyla zor veya silah kullanma yetkisi kullanılırken, kendisine karşı
silahlı saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, böyle bir saldırıya teşebbüs
eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçü ve oranda du-
raksamadan silahla ateş edebilme yetkisi (PVSK, m. 16/9) sayılabilir.
Esasında, bu yetki zaten “meşru savunma” içerisinde bulunmaktadır.
Ayrıca böyle bir düzenlemeye gerek bulunmamasına rağmen, kollu-
ğun suçla ve suçlularla yaptığı mücadelede tereddüt yaşamaması (mü-
tereddit kalmaması) için bu şekilde açık bir düzenleme yapılmıştır.
ee. Silah kullanma ile ilgili değinilen hususlar özetlenecek olursa,
bu konudaki temel ilkeler şunlardır:
- Yaşama hakkı tehlikeye girmedikçe (meşru müdafaa ve zorda
kalma hali) başkasının yaşama hakkı tehlikeye sokulmamalıdır,
- Silah öldürmek kastı ile kullanılmamalıdır,
- Başka surette saldırıyı ve direnişi def etmek imkanı varsa, silah
asla kullanılmamalıdır,
- Başka türlü saldırıyı ya da direnişi def etme veya kaçan kişiyi
yakalama imkanı yoksa sağlığa en az zarar verecek şekilde silah kul-
lanılmalıdır,
- Kaçan kişiler bakımından, anılan kişiler açıkça ve ısrarla ikaz
edilmedikçe silah kullanılmamalıdır,
- Mutlaka her olayda ölçülü (orantılılık) olunmalıdır.
28
rece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanun”un 12 vd. maddelerine bkz.
28
Bahri Öztürk / M. Ruhan Erdem, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. b., An-
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009248
PVSK’nın yeni 16. maddesinde, silah kullanma yetkisi, kolluğun
istediği doğrultuda, hiçbir durumu dışarıda bırakmayacak şekilde ge-
nişletilmişse de, kolluğun gelişigüzel silah kullanmasını engelleyecek
ve yönlendirecek en önemli husus “orantılılık” prensibi olacaktır. Buna
göre, kişinin yakalanması ile elde edilecek faydanın silah kullanarak
kişiye verilen zarardan fazla olması gerekli bulunmaktadır.
Bu konuyu biraz daha açmak gerekirse, orantılılık prensibine
göre, kolluk, her olayda silah kullanmaya gerek olup olmadığına ka-
rar verme aşamasında, “suçun ağırlığını”; “silah en son çare mi?”, “silah
kullanmadan da kişi etkisiz hale getirilebilir mi?”, “silah kullanmam gerekli
mi?”, “silah hemen kullanılmalı mı?”, “elde edilecek fayda ile verilecek zarar
arasında bir orantı var mı?” gibi soruların cevabı ile birlikte değerlendir-
mek zorundadır.
Neticeten, silah kullanma, amaca ulaşmak için en son çare olma-
lıdır. Diğer bir ifade ile basınçlı su, fiziki engeller, uyuşturucu, göz
yaşartıcı veya patlayıcı maddeler gibi imkânların kullanımı ile aynı
amaca ulaşılmasının mümkün olmaması, silah kullanma için gerekli
bulunmaktadır.
AİHM’ye göre de, bir kuvvet (zor ve silah) kullanımı “mutlak ola-
rak gerekli ve kesin olarak fiil ile orantılı olmalı, hedeflenen amacın
mahiyeti, yaşama yönelik tehlikeler ve kullanılan kuvvetteki risk de-
recesinin bir yaşama son verip vermeyeceğine bütün olarak bakılmalı-
dır. Türkiye hakkındaki 1998 tarihli Yaşa ve 1999 tarihli Güleç kararla-
rında da bu esastan hareket edilerek belirtilen ilkelere riayet edilmesi
gerektiği vurgulanmıştır.
29
5. Zor ve Silah Kullanmaya İlişkin
Hukuka Uygunluk Sebebi Çeşitleri
PVSK’nın 16/6. maddesinde düzenlenmiş bulunan, polisin kendi-
sine veya başkasına saldırı olması durumunda, 16. maddeden bağımsız
olarak, TCK’nın meşru savunmaya ilişkin hükümlerinin uygulanacağı
yukarıda belirtilmişti. Dolayısıyla, meşru savunma (TCK, m. 25/1) ile
PVSK’nın 16/1. maddesinde belirtilen polisin görevini yaparken karşı-
kara 2007, Seçkin Yayıncılık, s. 160.
29
Öztürk, a. g. e., s. 161 (Dipnot).
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009249
laştığı direnişi kıracak ölçüde başvurduğu zor kullanma yetkisi birbi-
rinden farklı kurumlardır ve bunları birbirinden ayırmak gerekir.
Bunlardan birincisi olan PVSK’nın 16/6. maddesindeki yetki kul-
lanımı açısından; TCK’nın 25/1. maddesinde belirtilen “meşru savun-
maya” ilişkin hukuka uygunluk nedeni ve şartları geçerlidir.
Söz konusu durumlardan ikincisi olan PVSK’nın 16/1. maddesin-
deki yetki kullanımı açısından ise; yine TCK’nın 24. maddesinin 1.
fıkrasındaki “kanunun hükmünü yerine getirme” ya da görev yetkili bir
merciin emri üzerine yapılıyorsa TCK’nın 24. maddesinin 2. fıkrasın-
daki “yetkili merciin emrini ifa” şeklinde düzenlenmiş bulunan hukuka
uygunluk nedenleri ve şartları geçerli olacaktır.
Şayet, 16. maddenin 6. fıkrası olmasaydı dahi yine genel hüküm-
ler uyarınca bu şekilde bir ayrıma gidilmesi gerekli bulunmaktaydı.
Bu durumda 6. fıkranın kendi kendini şerh eden bir madde olduğu
söylenebilir.
30
Burada dikkat edilmesi gereken husus, somut olayda, birden fazla
hukuka uygunluk nedeni gündeme geldiğinde ve bu durumda huku-
ka uygunluk nedenlerinin birinin sınırı aşılmış; ancak diğerinin sınır-
ları içinde kalınmış olması halinde, ilgili davranışın hukuka uygun
olacağının kabul edilmesi gerektiğinin gözden kaçırılmamasıdır.
31
Bu konuyla ilgili Yargıtay 1. CD’nin 12.06.2008 Tarih ve 8050/4953
sayılı kararı şu şekildedir:
32
“Görevli memura mukavemet, 8 ayrı 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve 3 ayrı
hırsızlık suçlarından aranan maktül Bülent ile 6136 sayılı Yasaya aykırılık ve 5
ayrı ev ve işyerinden hırsızlık suçlarından aranan mağdur Şükrü’nün Ankara
Ulucanlar civarında bulunduğuna ilişkin telefon ihbarı gelmesi üzerine, Em-
niyet Müdürlüğü Asayiş Şube Gasp Büro Amirliğinde görevli polis memur-
ları olan sanıkların, beraat eden polis memuru ve komiser sanıklar ile birlikte
Ulucanlar caddesine geldikleri, polis aracını caddede bıraktıkları, mahalle so-
kaklarında yaya olarak önlü arkalı ve aralarında mesafe olduğu halde ilerledik-
30
Mehmet Maden, “Son Değişikliklerle Birlikte Polisin Zor Kullanma Yetkisi Üzeri-
ne Bir Değerlendirme”, Polise Görev, Yetki ve Sorumluluk Veren Mevzuat Uygulama-
ları Eğitim Projesi (MUYEP) Tebliğleri- II, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi
Başkanlığı Yayınları, Ankara 2008, s. 234.
31
Maden, a. g. e., s. 234.
32
Henüz yayınlanmamış karar örnekleri, ilgili dosyasından temin edilmiştir.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009250
leri sırada, önlerine iki gün önce çalınan kırmızı Ford Escord araç ile maktül ve
mağdurun çıktığı, en önde yürüyen polis memuru Atila’nın araçtaki mağduru
görüp tanıması ve ismiyle seslenmesi üzerine aracı kullanan maktulün, aracın
sol tarafı ile Atila’ya çarparak 5 gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yarala-
dığı, ardından aracı sağ tarafa yönlendiren maktulün aracın sağında bulunan
polis memuru sanık Ahmet’e çarparak 7 gün iş ve gücünden kalacak şekilde ya-
ralanmasına sebep olduğu, bunun üzerine polis memuru sanık Etem’in MP-5
görev silahı ile havaya 2 el uyarı atışı yaptığı, bu kez maktulün aracı sola kıvırıp
önündeki duvara çarptığı ve geri gelmeye başladığı sırada da araçtan ateş edil-
diği, bunun üzerine sanıklar Etem ve Ahmet’in MP-5 görev silahları ile araca
doğru arka tarafından ateş ettikleri, aracın kamyonete çarparak durması üzeri-
ne de maktül ve mağdurun yakalandıkları, çalıntı aracın içerisinden maktulün
çıkarılması üzerine gaz ve fren pedallarının altından 7.65 çapında Çek Vizör
marka tabancanın ele geçtiği, yine araç içerisinde bulunan 2 adet 7.65 mm. ko-
vanın bu silahtan atıldığının kriminal raporu ile belirlendiği, sanıkların açtığı
ateş sonucu aracın arka kısmında rüzgarlık üzerinde, bagaj kapağında, stop
lambasında, arka plakada, arka plaka altı kaportada, çamurlukta, tamponda ve
oto iç kısmı tavan döşemesinde toplam 10 adet isabet bulunduğu, mağdurun
sol ayak bileğinde yumuşak doku seyirli ateşli silah yaralanması mevcut olup
10 gün iş ve gücüne engel olacak nitelikte olduğu, maktulde ise kafa sağ arka
pariatelde, sağ omuz arkada, sol lomberde ve sağ dirsekte olmak üzere toplam
4 adet ateşli silah yarası giriş deliği bulunduğu ve ateşli silah mermi çekirdeği
yaralanmasına bağlı kafatası ve kaide kemiği kırıkları ile karakterli beyin doku
harabiyeti ve beyin zarları kanaması sonucu öldüğü anlaşılmakla; sanıkların,
Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 16.maddesinin “A” ve “H” bentleri
uyarınca nefsini müdafaa etmek ve vazifelerini yapmalarına saldırı ile engel
olmalarını bertaraf etmek için silah kullanmaya yetkili oldukları, maktül ve
mağdurdan gelen, önce araç ile çarpma şeklinde, daha sonra da silahlı saldırı
boyutuna ulaşan ve devam etmekte olan hayat bütünlüklerine yönelik saldırı
sırasında rast gele ateş etme eylemlerin tümüyle meşru savunma koşullarında
gerçekleştirildiği ve aşırıya kaçılmadığı anlaşıldığı halde, 5237 sayılı TCK’nın
25. maddesi uyarınca sanıkların beraatlerine karar verilmesi yerine yazılı şekil-
de hüküm kurulması... bozma nedeni olarak kabul edilmiştir.”
Yargıtay 1. CD’nin 30.10.2007 Tarih ve 4717/7842 sayılı kararı şu
şekildedir:
“Sanığın arkadaşı tanık Eyüp ile Ümraniye İlçe Jandarma Karakol Ko-
mutanlığı Yeni Doğan Karakolu Sorumluluk Bölgesinde, olay gecesi saat 01
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009251
ile 05 arasında, önleyici yaya kolluk devriyesi görevini yaparken, İl Jandarma
Komutanlığı Muhabere Merkezi Telsizinden 34 VL 1219 plakalı beyaz renk-
li Uno marka hususi otonun çalıntı olduğu, çeşitli yerlerde kapkaç olayına
karıştığı, aracın mıntıka dâhilinde görüldüğünde yakalanarak gerekli yasal
işlemlerin yapılmasının anos edildiği, maktulün, yanında tanık Başar ile saat
02.45 sıralarında sevk ve idaresindeki 34 VL 1219 plakalı beyaz renkli Uno
marka arabanın, Mimar Sinan Bulvarında nöbet tutan sanık ve tanık Eyüp
tarafından görülmesi üzerine tanık Eyüp’ün defalarca düdük çalarak ve el
işareti ile dur ihtarında bulunduğu, maktulün arabayı sanığın üzerine süre-
rek kaçmaya çalıştığı, sanık ve arkadaşının dur ihtarına devam ettiği, sanığın
havaya 1 el uyarı atışı yaptığı, uyarıya rağmen kaçan araca, durmasını te-
min için tekerleğini hedef alarak arkasından 1 el ateş ettiği, aracın bagajından
giren merminin maktule isabetle ölümünü tevlit ettiği, araç içinde yapılan
kontrolde yağmaya maruz kalan mağdurelerin çantaları ve özel eşyalarının
bulunduğu, arabanın düz kontak yapılarak çalındığının anlaşıldığı olayda,
2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu’nun 11, 25/a, 2559
sayılı PVSK’nın 16, 211 sayılı Yasa’nın 80/a, 87/1-c ve ilgili Yönetmeliğin
39. maddelerinin verdiği yetkiye istinaden silah kullanan sanığın 5237 sayılı
TCK’nın 24. maddesine göre kanunun hükmünü yerine getirdiği anlaşılmak-
la; hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekirken yazılı
şekilde 5237 sayılı TCK’nın 27/1, 85, 62. maddeleri gereğince cezalandırılma-
sına karar verilmesi... bozma nedeni sayılmıştır.”
Yargıtay 1. CD’nin 12.12.2002 Tarih ve 3659/4665 sayılı kararı şöy-
ledir:
“Olay tarihinde yol kontrolünde görevli olan devriyenin kontrolden
sonra Mustafa’nın jandarmanın görev ve yetkilerini düzenleyen 2803 sayılı
Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu ile 3.11.1983 tarihli Jandarma
teşkilatı Görev ve Yetki Yönetmeliğine ve ayrıca 211 sayılı Türk Silahlı Kuv-
vetleri İç Hizmet Kanununa uygun olarak devriye görevini yürütürken, asker
firarisi olduğundan şüphelendiği ve daha önceden de asker olması nedeniyle
birliğine yakalayıp teslim ettiği maktulü, olay günü tekrar yakalayıp ardın-
dan maktulün kaçmaya teşebbüs etmesi üzerine emrindeki erata önce dur ih-
tarı yapıp onun ardından havaya ikaz atışı emri ve sonra ayaklarına doğru
atış emri vermesi şeklinde gelişen ve başkaca bir davranışı da olmayan olayda,
yasaya aykırı bir davranışın gözlenmediği sanığın 765 sayılı TCK’nın 49/1.
maddesi anlamımda, kanunun hükümlerini icra etmek suretiyle sonu öldür-
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009252
meye varan atış emrini verdiği, emri verirken doğal olarak emrin sınırlarında
kalınacağını düşündüğü, emrin sınırlarının aşılması sebebiyle meydana gelen
neticeden sorumlu tutulamayacağı, emri verenle vuranın hukuki durumları-
nın bu anlamda farklılık arz ettiği düşünülmeden, sanık hakkında 765 sayılı
TCK’nın 49/1. maddesi
33
gereğince ceza tertibine yer olmadığına ve beraatine
karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü tesis edilmesi...
bozma nedeni sayılmıştır.”
Yargıtay 1. CD’nin 11.03.1996 Tarih ve 219/679 sayılı kararı şöy-
ledir:
“Olay gecesi başka bir suçtan dolayı aranan sanıkları yakalamak sanığın
adli görevi olup, olay anında karakola gitmek için sanık ve diğer polis memur-
larına kırık şişe ve bıçaklarla saldıran maktul ve yanındakilerin saldırısını
def etmek ve aranan şahısları karakola götürmek polisin genel görevi içinde
bulduğundan, PVSK’nın 16. maddesi çerçevesinde bu sırada nefsine yönelen
saldırıyı bertaraf etmek için ateş etmesinde, 765 sayılı TCK’nın 49. maddesi-
nin birinci fıkrası koşulları doğduğu halde yaralı olarak yerde yatan ve halen
saldırıya maruz kalan sanık polis memurunun yaralanmanın acısıyla meşru
müdafaa hudutlarını tecavüz ederek maktulü öldürdüğünden bahisle 765 sa-
yılı TCK nun 50. maddesi
34
uygulaması... bozma nedeni sayılmıştır.”
Yargıtay 1. CD’nin 08.06.1995 Tarih ve 1366/1681 Sayılı Kararı
şöyledir:
“Olay günü saat 19.30-20.00 sularında maktulün “ne biçim araba kul-
lanıyorsun, beni öldüreceksin” diyen bir motosikletli şahısla kavga ederken
polis aracının gelmesi üzerine maktulün süratle olay yerinden uzaklaştığı, on
dakika sonra olay yerine gelen maktulün, sarhoşluğunun da etkisiyle kahvede
bulunanlara orakla saldırdığı, bu esnada polis otosunun tekrar olay yerine
gelmesi üzerine, maktulün talimatıyla direksiyona geçen Burak ile birlikte
kaçmaya başladıkları, polis otosunun siren çalarak takip ettiği sırada polis
otosuna gece 21.00 sıralarında ateş edilmeye başlandığı, jandarma barikatı
nedeniyle durmak zorunda kalan maktulün, sanığın bulunduğu polis oto-
33
Söz konusu madde, 5237 sayılı yeni TCK’nın 24 ve 25. maddelerinde düzenlenmiş
bulunmaktadır.
34
Söz konusu madde, 5237 sayılı yeni TCK’nın 27. maddesine karşılık gelmektedir.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009253
suna ateş edip ön taraftan iki isabet kaydettirdiği sırada sanığın, PVSK’nın
16. maddesinden kaynaklanan silah kullanma yetkisini kullandığı ve yaptığı
atışlarla maktulün ölümüne neden olduğu, dosya içeriğinden açıklıkla anla-
şılması karşısında, 765 sayılı TCK’nın 49/1. maddesi gereğince ceza verilme-
sine imkan olmayan sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde
mahkumiyetine karar verilmesi... bozma nedeni sayılmıştır.”
Yargıtay 1. CD’nin 06.12.1989 Tarih ve 3495/3477 sayılı kararı şöy-
ledir:
“Sanık Necati’nin Karşıyaka Emniyetinde görevli gece bekçisi olduğu,
olay günü sanığın, ölen polis memuru Gazi ve polis memuru Hulusi ile bir-
likte, hırsızlık yapan Muzaffer adlı kişiyi yakalamak için peşine düştükleri,
Gazi’nin, Muzaffer’e “dur” ihtarında bulunup arkasından havaya silahla ateş
ettiği, buna rağmen Muzaffer’in kaçmaya devam edip, oradaki bir evin çatısı-
na çıktığı, arkasından ölenin de çatıya tırmandığı, bu sırada çıkmaz sokak içe-
risinde beklemekte olan sanığın, duvardan çatıya tırmanan kişinin Muzaffer
olduğunu sanarak gece karanlığında bir el ateş ettiği, bu atış sonucu Gazi’nin
başından yaralanarak öldüğü, oluşa göre dosya içeriğine uygun şekilde yerel
mahkemece kabul edilmiş olmasına göre, sanığın PVSK’nın 16/E maddesinin
verdiği yetkiye dayanarak silah kullandığı, iyi eğitilmiş bir atıcının bile gece
karanlığında hareket halindeki bir şahsı, istediği bir bölgeden yaralayamayaca-
ğı da göz önünde tutulduğunda, sanığa 765 sayılı TCK’nın 49/1 maddesinin
uygulanmasında zorunluluk bulunduğu halde, yazılı şekilde hüküm tesisi...
bozma nedeni sayılmıştır.”
6. Kuvvet (Zor ve Silah) Kullanma ve Meşru Savunmada
Hukuka Uygunluk Sebebi Sınırlarının Aşılması
a. Sınırın Kast Olmaksızın (Taksirle) Aşılması
Bu konuyla ilgili TCK’nın 27. maddesi, gerekçesi ile birlikte aşağı-
da verilmiştir:
“Madde 27 - (1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde
35
sınırın kast
olmaksızın aşılması hâlinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa,
35
Hukuka uygunluk hallerinden olan “zor ve silah kullanma yetkisi”, burada belir-
tilen, ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerden birisidir.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009254
taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı in-
dirilerek hükmolunur.
(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan,
korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.”
27. maddenin gerekçesinde ise şu hususlara yer verilmiştir:
“Madde ile ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran nedenlerin hepsini kap-
samına alacak surette sınırın kast olmaksızın aşılması hâli düzenlenmiştir.
Sınır kasten aşıldığında, örneğin, meşru savunmada bulunan kişi vaki
saldırıyı defetmek için saldırganı öldürmenin şart olmadığını bile bile ve sırf
tecavüze uğramış olması fırsatından yararlanarak saldırganı öldürdüğü tak-
dirde hukuka aykırılığın kalkmayacağı ve failin bu maddedeki herhangi bir
ceza indiriminden yararlanamayacağı şüphesizdir. Bu nedenle madde sınırın
kast olmaksızın aşılması hâlini kapsamaktadır.
Yukarıda verilen örnekte fail, maruz kaldığı saldırı dolayısıyla ve içinde
bulunduğu durum itibarıyla esasta gerekli olandan fazla bir savunmada bu-
lunmuş olabilir. Sınırın aşılmasındaki bu taksir kendisinin cezalandırılma-
sına yol açabilirse de, bunun için işlenen suçun taksirle işlendiği takdirde de
cezalandırılabilen bir fiil olması zorunludur. Demek oluyor ki, bu gibi hâllerde
işlenen suçun niteliğine bakılacak ve sadece kast bulunduğu takdirde cezalan-
dırılabilen bir suç söz konusu ise faile ceza verilmeyecek buna karşılık, suç tak-
sirle işlendiği takdirde de cezalandırılabilen fiillerden birini oluşturduğunda,
maddede öngörülen biçimde ve cezadan indirim yapılarak faile taksirli suçtan
dolayı ceza verilecektir.
Bölüm başlığına paralel olarak, madde metnindeki “hukuka uygunluk ne-
denleri” yerine, “ceza sorumluluğunu kaldıran nedenler” ibaresi konulmuş-
tur.
Maddenin ikinci fıkrasında meşru savunma hakkına ilişkin özel bir sını-
rın aşılması hâli düzenlenmiştir. Buna göre, meşru savunmada sınırın aşıl-
ması, fail bakımından mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan
ileri gelmiş ise, faile ceza verilmeyecektir.
Hükümet Tasarısında, maddenin ikinci fıkrası bütün hukuka uygunluk
nedenlerini kapsayacak şekilde düzenlenmiştir. Oysa heyecan, korku veya te-
laş, ancak meşru savunma hâlinde söz konusu olabileceği için, fıkra metninin
başına “meşru savunmada” ibaresi konulmuştur.”
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009255
Görüldüğü gibi gerekçede, meşru savunma ve diğer hukuka uy-
gunluk sebeplerinde sınırın aşılması halindeki uygulama ile ilgili, ga-
yet açık ve yeterli bilgiler düzenleme altına alınmıştır.
Bu konuyla ilgili Yargıtay CGK’nın 22.3.2005 Tarih ve 1/219-35
sayılı kararı aşağıda verilmiştir:
36
“Beyoğlu ... karakolunda görevli bulunan polis memurları (D), (S) ve
(H)’nin 10.10.2001 günü saat 19.00’da görevlerinin sona ermesi üzerine, sivil
giyimli olarak karakoldan ayrılıp, önce bir kahvehanede, bilahare bir lokantada
oturarak, yemek yiyip, alkol aldıkları ve maç seyrettikleri, saat 02.00’da lokan-
tadan ayrılıp, birlikte (H)’nin Kasımpaşa’daki evine gitmek üzere yaya olarak
yola koyuldukları, saat 03.20 sıralarında Bahariye caddesinde, 10.10.2001 ge-
cesi Mustafa ve Özgür isimli şahıslara yönelik gasp, nas-ı ızrar ve müessir
fiil suçları ve aynı gece 02.30 sıralarında polis otosuna saldırmaları nedeniyle
aranan Fahri, Fahrettin ve üç arkadaşıyla karşılaştıkları, maktül Fahri, Fah-
rettin ve yanlarında bulunan kişilerin, bir gün önceki gasp olayına katıldık ları
iddiaları nedeniyle aranıyor olmaları, aynı olay nedeniyle maktülün kardeşi
Harun’un gözaltına alınmış olmasının etkisi ve her iki grubun alkollü olma-
sının verdiği cesaretle tanıdıkları polis memurlarına önce sözlü sataşmada,
sonra da fiili saldırıda bulundukları, bu sırada maktül ve yanındakileri ta-
nıyan polis memurlarının, aranan şahıslar olduklarını bildikleri maktül ve
arkadaş larını yakalamak için harekete geçtikleri esnada, maktül ve arkadaşla-
rının da bira şişelerini kırarak polis memurlarına saldırdıkları ve silahlarını
almaya çalıştıkları, boğuşma esnasın da yere düşen polis memuru Hacın’ın
şarjörünün yere düştüğü, arkadaşının silahının yere düştüğünü gören sanık
Demir’in, havaya bir-iki el ateş etmek suretiyle arkadaşını saldırganlardan
kurtardığı, bu esnada aynı şekilde kendisine saldırılan Serkan’ın da saldırı dan
kurtulmak için silahını çekip, ağzına mermi verdiği ancak kullanmadığı, sa-
nık Demir’in uyarı ateşi sonucu dağılan gruptan, maktül Fahrin’in ayrılarak
sokağa yöneldiği, sanık Demir’in ise, kaçma dur diyerek, maktülün peşinden
koşmaya başlayıp önce iki el havaya olmak üzere üç el ateş ettiği, mermilerden
bir tanesinin maktül Fahri’ye isabet ederek, ateşli silah yaralanmasına bağlı
vertabra kırığı ile birlikte iç organ delinmesiyle gelişen iç ve dış kanama sonu
cu ölümüne neden olduğu anlaşılmıştır.
Yukarıda oluş ve gelişimi ayrıntılı olarak anlatılan olayda, Yerel Mah-
36
Karar dosyasından temin edilmiştir.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009256
kemece sanığın eylemi kasten adam öldürme olarak nitelendirilmiş ise de, öl-
dürme kastıyla hareket edildiği keyfiyetinin her tür kuşkuyu yenecek düzeyde
saptanamadığı dur ihtarı ve uyarı ateşine rağmen durmayan maktülü yaka-
lamak için peşinden koşan sanığın, gecenin karanlığında, mobil olan ve sokak
aralarına girip izini kaybettirmeye çalışan maktüle hedef gözeterek ve öldürü-
cü vücut nahiyelerine silahını tevcih ederek ateş ettiğinin netlik kazanmadığı
sanığın öldürmek amacı gütmediği yönündeki savunmasının aksini sübuta
erdirecek bir sonuca da ulaşılmaması nedeniyle kuşkunun lehe yorumlanması
sonucu eylemin -suç tarihi itibariyle- 765 sayılı TCK’nın 452/1. maddesinde
düzenlenen kastın aşılması suretiyle adam öldürme suçunu oluşturacağı ka-
bul edilmelidir.
İkinci uyuşmazlık konusuna gelince;
765 sayılı TCK’nın 49. maddesinde
37
düzenlenen ve hukuka uygunluk
nedenlerinden birini oluşturan yasa hükmünü icra, hukuka aykırılığı orta-
dan kaldırıp, eylemi hukukun meşru saydığı bir fiil haline getirmektedir. 765
sayılı TCK’nın 50. maddesinde
38
düzenleme altına alınan “zorunluluk sını-
rının aşılması” ise, aynı Yasa’nın 49. maddesinde yazılı fiillerden birini icra
ederken, yasada öngörülen sınırların aşılması suretiyle eylemin gerçekleşti-
rilmesidir.
Bu bağlamda; polis memuru olan sanığın somut olaydaki durumu, silah
kullanma ile ilgili yasal düzenlemeler ışığında belirlenmelidir.
Bu konudaki düzenlemeler 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet
Kanunu’nun 16. maddesi
39
ile 1681 sayılı Asayişe Müessir Bazı Fiillerin Ön-
lenmesi Hakkındaki Yasa’nın 1 vd. maddelerinde yer almıştır.
Ayrıca PVSK’nın Ek. 4. maddesinin 1. fıkrasında ise; “Polis, görevli
bulunduğu mülki sınırlar içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksı-
zın, bir suçla karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini
tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli ve yetkilidir” hük-
müne yer verilmiştir.
37
Söz konusu bu maddeye, 5237 sayılı yeni TCK’nın 24 ve 25. maddeleri karşılık
gelmektedir.
38
Söz konusu bu maddeye ise, 5237 sayılı yeni TCK’nın 27. maddesi karşılık gelmek-
tedir.
39
Burada yapılan açıklamaların, söz konusu Yasa maddesinin 02/06/2007 tarih ve
5681 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki haline ilişkin bulunduğuna dikkat
edilmelidir.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009257
Somut olayda, PVSK’nın Ek 4. maddesi uyarınca görevli ve yetkili bu-
lunan polis memuru sanık ve arkadaşlarının, bir gün önce sanığın görevli
bulunduğu mülki sınırlar içinde işlenen gasp suçu nedeniyle aranan maktül
ve arkadaşlarına rastlayıp, onları yakalamaya çalıştıkları, maktül ve arkadaş
larının da sanık ve diğer polis memurlarına kırmak suretiyle silah haline ge-
tirdikleri şişelerle saldırıda bulundukları esnada, sanığın yaptığı uyarı ateşi
üzerine polis memurlarının ellerinden kurtularak kaçan maktülü, yakalamak
için dur ihtarında bulunarak, ateş açan sanığın silah kullanması yasa gere-
ği ise de, Polis Vazife ve Selahiyet Nizamnamesinin 17. maddesi gereğince
“suçlunun öldürülmekten ziyade yaralı olarak yakalanmasına dikkat edilmesi
gerekirken” bu itinayla hareket edilmediği, böylece yasa hükmüne dayalı si-
lah kullanma hak ve yetkisinin icrasında aşırılığa kaçılarak yasaya uygunluk
hududunun aşılması neticesi ölüm sonucunun doğduğu anlaşılmaktadır. Du-
rum 765 sayılı TCK’nın 50. maddesince uygunluk arzetmektedir...”
Yargıtay 1. CD’nin 09.02.2004 Tarih ve 1762/185 sayılı kararı ise şu
şekilde bulunmaktadır (YKD, Ağustos, 2008):
“Maktülün üst kat komşusunun, apartman çatısında dolaşan birisinin
varlığını sezinleyip hırsız olduğundan bahisle telefon ederek gece vakti jan-
darma ekibini çağırması sonrasında, maktulü de telefonla haberdar etmesi
üzerine, tabancasını eline alan ve hırsızın kaçmasını önlemek niyetiyle apart-
man giriş kapısından çıkan maktulü, o anda bahçeye giren sanık er (G)’nin
hırsız sanması ve elindeki silahı da gördüğünde mukavemete hazırlandığı ya-
nılgısına düşmesi sonucu, hiçbir ikaz ve uyarıda bulunmadan ve silahını, sair
vücut aksamı yerine doğrudan baş bölgesine yöneltip ateşleyerek yaraladığı,
baştan aldığı isabetle maktulün öldüğü olayda; yerel mahkemenin “hukuka
uygunlukta yanılgı” bulunduğuna, bu yanılgının hukuka uygunluk düze-
yinde değerlendirilmesi zarureti olduğuna, ancak; sanık erin kolluğun silah
kullanma yetkisini düzenleyen 2803 sayılı Yasa’nın 11 ve ilgili Yönetmeli-
ğin 39 ve 40. maddeleri normlarına uymada aşırılığa kaçtığına, bu itibarla
sanığın hukuki durumunun “kanunun bir hükmünü icrada zaruretin tayin
ettiği ahvali aşmak” olacağına ilişkin yorumunda isabetsizlik bulunmamakta
ve sonuç olarak 765 sayılı TCK’ nun 448 maddesine mümas öldürme, aynı
Yasa’nın 49/1 maddesi sevkiyle 50. maddesinin tatbikiyle hüküm kurulması
yasaya uygun düşmekte ise de;
Sanık er (G)’nin tek mermi attığı, bu merminin maktulün önce elini,
bilahare el içindeki tabanca kabzasını deldiği, müteakiben dış gömlek ile iç
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009258
çekirdek biçiminde ikiye ayrılarak gömlek aksamının sol yanaktan çekirdeğin
ise alından kafaya nüfuzla ölüme neden olduğu, balistik rapor ve otopsi ile
belirlenmesine ve kullanılan merminin bir adetten ibaret bulunduğunun da
eksilen mermi sayısıyla doğrulanmasına karşın, maddi olayda yanılgı neticesi
“sanığın maktule tevcih ile iki mermi attığından ve böylece zaruret sınırını
aşmış olduğundan” bahisle 765 sayılı TCK’nın 50. maddesinin, cezayı 1/6
nispetine indiren ölçüsü yerine, 2/6’ya indiren nispetinin tercihiyle, ağır tah-
rike paralellik yaratacak düzeyde teşdiden uygulama yapılması... bozma nede-
ni kabul edilmiştir.”
b. Sınırın Kasten Aşılması
Bu konudaki, TCK’nın 256. maddesi, gerekçesi ile birlikte aşağıda
verilmiştir:
“Madde 256 - (1) Zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, gö-
revini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında
kuvvet kullanması hâlinde, kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygu-
lanır.”
Söz konusu 256. maddenin gerekçesi şu şekildedir:
“MADDE 256 - Bazı kamu görevlileri, görevlerinin gereği olarak zor
kullanma yetkisiyle donatılmışlardır. Örneğin emniyet görevlileri, suç şüphe-
si altında bulunan kişiyi yakalamak yetkisiyle donatılmıştır. Yakalanan kişi,
gerekli soruşturma işlemlerinin yapılabilmesi için, emniyet görevlisinin gö-
revinin gereği olarak ve mevzuattan kaynaklanan talimatlarına uygun dav-
ranmak yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülüğe aykırı davranan kişinin
örneğin hâkim veya savcı huzuruna çıkarılmamak için direnmesi hâlinde,
emniyet görevlileri zor kullanarak bu kişiyi hâkim veya savcı huzuruna çı-
karabilirler. Keza, bir meydanda hukuka uygun olmayan, örneğin gece yarısı
gösteri yürüyüşü yapmak isteyen kişilerin, dağılmaları hususunda çağrıda
bulunan emniyet görevlilerinin bu çağrısına rağmen, dağılmasını sağlamak
amacıyla kuvvet kullanılabilir. Kullanılan zorun, birinci örnekte suç şüphesi
altında bulunan kişinin hâkim veya savcı huzuruna çıkmamak konusundaki
direncini kırmaya yetecek ölçüde, ikinci örnekte ise hukuka aykırı gösteri yü-
rüyüşü yapan kişilerin dağılmasını sağlamaya yetecek ölçüde olması gerekir.
Bu ölçünün dışında kuvvet kullanılması durumunda, bunun ceza sorumlu-
luğunu gerektireceği muhakkaktır. Örneğin hukuka aykırı gösteri yürüyüşü
yapan kişilerin dağılmamakta direnmenin ötesinde, kamu görevlilerine karşı
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009259
bir saldırıda bulunmamalarına rağmen, bu kişilere karşı vücutlarının yara-
lanmasını sonuçlayacak şekilde silâh kullanılması hâlinde, emniyet görevlileri
açısından artık hukuka uygun bir davranışın varlığından söz edilemez. Bu
durumda, zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlilerinin, kasten yaralama
suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılması gerekmektedir. Ancak, bunun
için, emniyet görevlisinin kasten hareket etmesi gerekir. Aksi takdirde, soru-
nun hukuka uygunluk sebeplerinde sınırın aşılmasına ilişkin hükümler çerçe-
vesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.”
Yukarıda verilen ilgili madde metni ile gerekçesinde de gayet açık
şekilde görüleceği üzere, hukuka uygunluk sebeplerinin kullanılma-
sı sırasında sınırın kasten aşılması halinde ilgili kişiler işlediği suçun
“kasten işlenen şeklinden” sorumlu tutulacaklardır.
Bu konuyla ilgili Yargıtay 1. CD’nin 21/03/2008 Tarih ve 1000/2218
sayılı kararı şu şekildedir:
40
“Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın taksirle insan öldürme
suçunun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç
niteliği tayin, cezayı azaltıcı ceza sorumluluğunu kaldıran nedende sınırın
kast olmadan aşılması ve takdiri indirim sebebinin nitelik ve derecesi takdir
kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya
göre verilen hükümde düzeltme nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş oldu-
ğundan sanık müdafiinin yasal savunmaya, müdahil vekilinin suç vasfına,
cumhuriyet savcısının 5237 sayılı TCK nun 27. maddesinin uygulanama-
yacağına yönelen ve yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddiyle,
hükmün Onanmasına karar verilmiştir.”
“KARŞI DÜŞÜNCE
Kolluğun görevleri genel olarak, 2559 sayılı Polis Vazife Salahiyeti Ka-
nunun birinci maddesinde sayılmıştır: “Kamu düzenini, kişi özgürlükleri-
ni, konut dokunulmazlığını, halkın ırz ve namusunu, can ve malını korur,
kamu güvenliğini sağlar.” Kamu düzeni en genel anlamda sivil yaşamın ola-
ğan işleyişi olarak tanımlanabilir. Devletler kamu düzeninin sağlanmasın-
dan sorumludurlar. Bununla birlikte, her türlü koşulda devletin kamu dü-
40
Söz konusu karar henüz yayınlanmamış olup, karar örneği ilgili dava dosyasından
temin edilmiştir.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009260
zenini savunmak için hareket ettiği durumda bile insanların temel haklarına
saygı gösterilmesi gerekir. Genellikle söz konusu olan özgürlüğün yasal ve
maddi güvenceleri, bireyin toplum içindeki huzur ve güvenliğini sağlayan
şeylerdir. Ne pahasına olursa olsun bireysel haklarını sonuna kadar özgürce
kullanılması sağlanmalıdır. Bu nedenle devlet erkini elinde bulunduranların
yasadışı güçlerini bireyler üzerinde kullanması polis devletinde rastlanan bir
olgu olsa da, demokratik hukuk devleti anlayışında yeri yoktur. Kolluk, yasa-
larda belirlenen görevlerini yaparken direnişle karşılaşması durumunda, bu
direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidirler. Ge-
nel deyimiyle zor kullanma olgusunun özelde içerdiği silah kullanma yetkisi
doğrudan yaşama hakkına yönelik olduğundan, hukuk alanında konuyu çok
önemli kılmaktadır. Yasalardan doğan bu yetkinin kullanılmasında uyulması
gereken ilkeler ulusal ve ulusalüstü hukuk metinlerinde ayrıntılı bir şekilde
düzenlenmiştir.
Ülkemiz açısından Anayasamızın 90. maddesi hükmüne göre iç hukuku-
muzda doğrudan uygulanabilir olan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin
(AİHS) 2. maddesi yaşama hakkını ve silâh kullanmaya izin verilen zorunlu
durumları şöyle açıklamıştır: “Her ferdin yaşama hakkı kanunun himayesi
altındadır. Kanunun ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında
mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dışında hiç kimse kasten
öldürülemez. Öldürme, aşağıdaki durumlardan birinde kuvvete başvurmanın
mutlak surette gerekli olduğu haller sonucunda meydana gelmişse, bu mad-
denin ihlâli suretiyle
yapılmış sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasa dışı şiddete karşı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu
bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”
Şunu önemle vurgulamak gerekir ki, ulusalüstü hukuk, kamu düzeninin
korunması konusunun öncelikli bir öneme sahip olduğunu kabul etmektir.
Çünkü bir devletin (tehlike durumunun gerektirdiği kesin ölçüler içinde) in-
san haklarını koruma konusundaki yükümlülüklerini askıya alabileceğini ka-
bul etmektedir. Bu hükme göre, yaşama hakkı, mutlak bir hak değildir. Sözleş-
menin 2/2. maddesinde, yorumla genişletilemez bir şekilde, silâh kullanmanın
koşulları gösterilmiştir. AİHS’ne göre, yasal savunma, yakalama, tutuklama
kararının yerine getirilmesi, bir tutuklu ya da hükümlünün kaçmasının ön-
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009261
lenmesi, bir ayaklanmanın bastırılması durumlarında silâh kullanılmasının
ölüme yol açması sözleşmeye aykırılık oluşturmayacaktır. Bu hâllerde dahi
silâh kullanmaya, sözleşmenin 2/2. maddesinde belirtilen amaçlara ulaşmak
için “mutlak zorunluluk, orantılılık, son çare olma” ilkelerine uygun, tehlike-
nin başka yoldan savuşturulması, şüphelinin başka yöntemle ele geçirilmesi
olanağı yoksa” başvurulması gerekmektedir.
Avrupa Mahkemesince, “orantılık” amaca ulaşmak için bireylere ez az
zarar verecek yöntemle yapılacak zor kullanma olarak tanımlamaktadır. Bir-
leşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesinin 6/1. maddesinde:
“Her insan doğuştan yaşama hakkında sahiptir. Bu hak, hukuk tarafından
korunacaktır. Hiç kimse yaşamından keyfi olarak yoksun bırakılmayacaktır”
hükmünü içermektedir. İnsan Hakları Komitesinin anılan Sözleşmenin 6.
maddesine ilişkin, Guerero v. Kolombiya kararıyla yaptığı yorumda, “yaşama
hakkının yasayla korunması gereğine vurguladıktan sonra, ölüm sonucunu
doğuran polis eylemi, yasal zeminde ve kuvvet kullanma gerekleriyle orantılı
olmadığı durumlarda yaşama hakkını keyfi bir biçimde sınırlandırılması” ola-
rak kabul etmiştir (Gemalmaz, Mehmet Semih, İnsan Hakları Komitesi Ka-
rarlarında Yaşama Hakkı ve İşkence Yasağı, s. 42).
Birleşmiş Milletler, Kuvvet Kullanmaya Yetkili Memurlar Tarafından
Zor ve Ateşli Silah Kullanılması Hakkında Temel İlkeler Kararının, “Genel
Hükümler” başlığı altında yer alan 5. maddesinde aynen şöyle denilmiştir:
“Zor ve ateşli silah kullanılması kaçınılmaz hale geldiği zaman, kuvvet
kullanmaya yetkili memurlar:
(a) Bu tür araçların kullanımına sınırlı olarak başvurmalı ve suçun ağır-
lığı ve başarılması hedeflenen meşru amaç ile orantılı biçimde tasarrufta bu-
lunmalıdır;
(b) Zararı ve ziyanı asgariye indirmelidir ve insan yaşamına saygı gös-
terilmeli ve korumalıdır;
(c) Yaralanan ya da uygulamadan etkilenen kişilere, mümkün en erken
anda yardım edilmesini ve tıbbi müdahalede bulunulmasını temin etmelidir;
(d) Yaralanan ya da uygulamadan etkilenen kişilerin akrabalarına yahut
yakın arkadaşlarına mümkün en erken anda bildirimde bulunulmasını temin
etmelidir.”
İç hukukumuzda düzenlemelere göz atıldığında, genel olarak polisin silah
kullanma yetkisi, 5681 sayılı Yasayla değişiklik yapılmazdan önce 2559 sayılı
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009262
Polis Vazife ve Salahiyeti Kanunun, (olay tarihinde yürürlükte bulunan) 16.
maddesinde şöyle düzenlenmiştir:
“Polis, öz savunmada bulunmak, başkalarının canına ve ırzına yönelik
saldırıyı önlemek, kaçan tutuklu ve hükümlü kişilerin durdurulması, suçüstü
durumunda ağır cezalık bir suçtan şüphelinin arandığı yerden çıkıp kaçmaya
çalışanın yakalanması, ağır cezalık bir suçtan sanık veya mahkûm olup da
aranmakta olan kişinin yakalanması, dur uyarısına karşın kaçmaya kalkışma-
sı durumunda ele geçirilmesi, karakola karşı yapılan saldırıların önlenmesi,
silâhını teslim etmesi istenenlerin karşı gelmesi durumunda saldırılarını ve
karşı koymalarını önlenmesi amacıyla ve Devlet nüfuz ve icraatına silâhla
karşı gelinen olaylarda silah kullanılabilir.”
Hiç kuşkusuz, yasalarda öngörülmeyen durumlarda görevlilerin kişilere
karşı silah kullanması, gerekçesi ne olursa olsun yaşama hakkına haksız ve
hukuk dışı bir saldırı olarak nitelendirilmesi gerekir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
Kabul ve oluşa göre olayın öyküsü özetle şöyledir: 09.08.2003 tarihi saat
24 sıralarında, öldürülen Ufuk Tuncer yönetimindeki 58 DK 234 plaka sayılı
traktörle yanında tanık Köksal Caymaz bulunduğu halde karayolunda seyre-
derken yolda park etmiş bir araca çarpmamak için yoldan çıkarak kapalı olan
bir işyerinin cam ve çerçevesini kırarak eşyaya zarar vererek olay yerinden
kaçmıştır. Yapılan ihbar üzerine görevli polis memurları sanık Hayrullah
Aydoğan ve Oğuzhan Cinci’nın öldürülenin kullandığı traktörü polis oto-
suyla izledikleri, “dur” çağırısına ve silahla uyarı atışına karşın maktul ya-
kalanmamak amacıyla bu uyarılara uymadığı, polis otosunun giremeyeceği
bir yola saptığı, sanığın kendisini yaya olarak yetişip traktöre tırmandıktan
sonra arkadan tabancayla yaptığı atışla ölümüne neden olduğu, ölü muayene
ve otopsi tutanağına, dosyadaki diğer belgelere ve tanık anlatımlarına göre,
traktörün sürücü koltuğunda bir, maktulün arkasından iki adet ateşli silah
giriş ve önden bir çıkış deliği bulunduğu, çekirdeğin elde edilemediği, sanığın
ölene tıbbi müdahalede bulunulması girişimi bulunmadığı, olay yerinde he-
men ayrıldığı, yeri jandarma bölgesi olmasına karşın olaydan dört saat sonra
jandarma görevlilerinin haberdar edildiği anlaşılmaktadır.
Oluşa göre, öldürülenin takibini gerektiren eylemi taksirli mala zarar
vermek ve alkollü araç kullanmaktır. Ortada kamu düzenini ağır şekilde bo-
zan durum yoktur. Alkollü araç kullanma şeklinde oluşan Karayolları Trafik
Yasasına kapsamındaki kabahat türünden eylemi bir yana bırakılırsa, ortada
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009263
taksirli mala zarar vermek şeklinde oluşan, özel hukuku ilgilendiren haksız
eylem kalmaktadır.
Öldürülen yakalanmamak için uyarılara karşın kaçmaya kalkışarak edil-
gen direniş göstermiştir. Sanığa karşı etken hiçbir saldırısı ve davranışı yok-
tur. Tek amacı takipten kurtulmak ve yakalanmamaktır. Bu nedenle sanığın
yasal savunma içinde bulunduğu kesinlikle söylenemez.
Yukarıda açıklandığı gibi, olay tarihinde yürürlükte bulunan şekliyle
(5681 sayılı Yasayla değişiklik yapılmazdan önce) 2559 sayılı Polis Vazife ve
Salahiyeti Kanunun, 16. maddesinde yazılı koşulların hiçbirisi gerçekleşme-
miştir. Sanığın maktulü hedef alacak şekilde yasal bağlamda silah kullanma
yetkisi yoktur.
Kaldı ki, maktulün kullandığı traktörün plakası belirlenmiştir. Ayrıca,
sanık bu araca ulaşmış ve üzerine çıkmıştır. Silah kullanmadan başka şekilde
yakalama koşulları gerçekleşmiştir.
Sonuç olarak, sanığın ölüm sonucunu doğuran eyleminin, yasal zemin-
de ve kuvvet kullanma gerekleriyle orantılı olmadığı, yaşama hakkını keyfi
bir biçimde saldırı oluşturduğu, dolayısıyla ortada 5237 sayılı TCK’nın 24.
maddesinde tanımlanan hukuka uygunluk, 25 ile 27. maddelerinde açıklanan
yasal savunma nedenleri bulunmadığı açıktır. Eylemin kasten tahrik altın-
da öldürme eylemini oluşturduğu kanısında olduğumuzdan, olayda hukuka
uygunluk ve yasal savunma koşulları oluşmadığı halde, sanığın 5237 sayı-
lı TCK’nın 87/4, 27/1. maddeleri yollamasıyla 85/1, 27/1, 62, 53. maddeleri
gereğince 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin yerel
mahkeme kararının onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne katılmı-
yorum. S.Z İskender.”
7. Kolluk Kuvvetlerinin Gerekli Durumlarda
Kişiler İçin Kuvvet Kullanma ve
Meşru Savunma Yapma Zorunluluğu
Bu konudaki PVSK’nın 1. maddesi şu şekildedir:
“Polis, asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyeti-
ni korur. Halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatını temin
eder.
Yardım isteyenlerle yardıma muhtaç olan çocuk, alil ve acizlere muave-
net eder. Kanun ve nizamnamelerinin kendisine verdiği vazifeleri yapar.”
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009264
Yine 5237 sayılı TCK’nın “Kasten Öldürmenin İhmali Davranışla İş-
lenmesi” başlıklı 83. maddesi de aşağıdaki gibidir:
“Madde 83 - (1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı ger-
çekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutu-
labilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmali-
nin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.
(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;
a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanunî düzenlemeler-
den veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,
b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili ola-
rak tehlikeli bir durum oluşturması, gerekir.
(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında,
temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yir-
mibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar,
diğer hâllerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği
gibi, cezada indirim de yapılmayabilir.”
Söz konusu 83. maddenin gerekçesi, madde hakkında gayet açıkla-
yıcı bilgiler içermesi nedeniyle, tam metin halinde aşağıda verilmiştir:
“Madde metninde kasten öldürme suçunun ihlâli davranışla işlenmesi
düzenlenmiştir.
İhmal, kişiye belli bir icraî davranışta bulunma yükümlülüğünün yük-
lendiği hâllerde, bu yükümlülüğe uygun davranılmamasıdır. Belli bir icraî
davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleş-
tirilmemesi sonucunda, bir insan ölmüş olabilir. Örneğin, bir sağlık kuru-
luşunda görev yapan tabip, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmez ve
sonuçta hasta ölür.
İhmali davranışla sebebiyet verilen ölüm neticesinden dolayı sorumlu tu-
tulabilmek için, neticeyi önlemek hususunda soyut bir ahlakî yükümlülüğün
varlığı yeterli değildir; bu hususta hukukî bir yükümlülüğün varlığı gerekli-
dir.
Neticeyi önleme yükümlülüğü, bazı durumlarda koruma ve gözetim yü-
kümlülüğüne dayanmaktadır. Bu yükümlülüğün kaynağı önce kanundur.
Kişilere belli durumlarda belli bir yönde icraî davranışta bulunma konusunda
kanunla yükümlülük yüklenmektedir. Örneğin velayet ilişkisinin gereği ola-
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009265
rak ana ve babanın çocukları üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğü bu-
lunmaktadır. (22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, madde
335 vd.). Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi, başlı başına bir haksızlık
ifade etmektedir.
Koruma ve gözetim yükümlülüğünün iradî biçimde üstlenilmesi, netice-
yi önleme yükümlülüğünün ikinci bir kaynağını oluşturmaktadır. Bir başka
ifadeyle, koruma ve gözetim yükümlülüğü, bir sözleşme ilişkisinden kaynak-
lanabilir.
Bu konudaki üçüncü grubu, öngelen tehlikeli fiilden kaynaklanan neti-
ceyi önleme yükümlülüğü oluşturmaktadır. Örneğin, taksirle bir trafik kaza-
sına neden olan kişi, kaza sonucunda yaralanan kişilerin bir an önce tedavi
edilmelerini sağlama konusunda bir yükümlülük altına girmektedir. Bu yü-
kümlülüğün yerine getirilmemesi sonucunda yaralı kişinin ölmesi hâlinde, bu
neticeden dolayı kazaya sebebiyet veren kişiyi de sorumlu tutmak gerekir.
Kasten öldürme suçu gibi, kanunî tanımında belli bir fiilin icrasının yanı
sıra bir neticeye de unsur olarak yer verilmiş olan suçlarda, söz konusu netice,
ihmali bir davranışla da gerçekleştirilebilir. Bu itibarla, bir sağlık kuruluşun-
da görev yapan tabibin, durumu acil olan bir hastaya müdahale etmemesi
sonucunda hastanın ölmesi hâlinde; ihmalî davranışla öldürme suçunun iş-
lendiğini kabul etmek gerekir. Ancak, ihmalî davranışla öldürme suçu, kas-
ten işlenebileceği gibi taksirle de işlenebilir. Belli bir yönde icraî davranışta
bulunma yükümlülüğü altında bulunan kişi, bu yükümlülüğün gereği olan
icraî davranışta bulunmaması sonucunda bir insanın ölebileceğini öngörmüş
ise, olası kastla işlenmiş olan öldürme suçunun oluştuğunu kabul etmek ge-
rekir. Buna karşılık, belli bir yönde icraî davranışta bulunma yükümlülüğü
altında bulunan kişi, bu yükümlülüğe aykırı davrandığının bilincinde olduğu
hâlde, bunun sonucunda bir insanın ölebileceğini objektif özen yükümlülüğü-
ne aykırı olarak öngörmemiş ise; taksirle işlenmiş öldürme suçundan dolayı
sorumlu tutulmak gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında, kasten öldürme suçunun ihmali davranışla
işlenmesi hâlinde, suçun icrai davranışla işlenmesine nazaran temel cezada
indirim yapılmasına ilişkin olarak mahkemeye takdir yetkisi tanınmıştır.”
Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi ile aynı mantık
silsilesi içerisinde yazılmış bulunan 5237 sayılı TCK’nın “Kasten Ya-
ralamanın İhmali Davranışla İşlenmesi” başlıklı 88. maddesi de aşağıda
sadece metin olarak verilmiştir:
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009266
“Madde 88 (1) Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi hâlinde,
verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında
kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde
bulundurulur.”
Yukarıda yer verilen bilgilerden de anlaşılacağı üzere, kolluk kuv-
vetlerinin, kanuni görevleri gereği, topluma ve kişilere yönelik işlenen
suçlara karşı onları korumakla görevli garantör durumunda bulunma-
larından dolayı, gerekli durumlarda belirtilen bu görevi yapmamaları
halinde, artık sadece görevi ihmalden değil, duruma göre işlemiş sa-
yılacakları ihmali davranış sonucu kasten öldürme (TCK, m. 83) veya
ihmali davranış sonucu kasten yaralama (TCK, m. 88) suçlarından do-
layı sorumlu tutulmakları gerekli bulunmaktadır.
8. Kuvvet Kullanma Sırasında ve Öncesinde
Kolluğa Direnmenin Müeyyideleri
Kişilerin, kolluk kuvvetlerinin görevlerini yaparken direnmeleri
halinde (Örneğin, dur ihtarına, kimlik ibrazı talebine, yakalamaya ya
da aranmaya rıza göstermedikleri takdirde) ne şekilde hareket edilece-
ği yukarıda açıklanmıştır. Özetle tekrar etmek gerekirse, bu durumlar-
da, kolluk kuvvetleri PVSK’nın 16/1. maddesi ve sayılan diğer mev-
zuat hükümleri gereğince söz konusu direnişleri kıracak ölçüde zor
ve silah kullanmaya ve yine PVSK’nın 13/1-E maddesi gereği zorla
yakalama yapmaya yetkilidirler. Elbette anılan bu Kanun Maddeleri
kendi sistematiği ve mantığı içerisinde uygulanmalıdır. Örneğin, zor
ve silah kullanma, direnişin mahiyeti ve derecesine göre ve direnen-
leri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli ve ölçülü bir şekilde, silah
kullanma ise mutlaka anılan maddede belirtilen koşul ve şekil şartla-
rına bağlı olarak uygulanmalı, yakalamada ise yine anılan maddeye
göre, yakalanması belirli usule bağlanmış kişiler hakkındaki istisnala-
ra uyulmalıdır.
Burada kolluk kuvvetlerinin işinin, yakalama yapmakla bitmeye-
ceği aşikârdır. PVSK’nın 13. maddesinde, yakalamadan sonra gerekli
kanuni işlemlerin yapılacağı yazılmaktadır. O halde acaba burada han-
gi kanuni işlemler yapılacaktır? İlk olarak, yakalanan kişinin önceden
işlediği iddia edilen suçlar mevcutsa ve zaten bu nedenle yakalanmış
bulunmakta ise, hakkında bu suçlardan işlem yapılarak adli mercile-
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009267
re sevk edilecektir. Bundan başka, görev yapan kolluk kuvvetlerine
direnme eylemi TCK’nın 265. maddesinde suç olarak tanımlanmıştır.
Ancak bu suçun oluşması “cebir ve tehdit” kullanılması unsuruna bağ-
lanmıştır. Olayda görevli kolluk mensuplarına yönelik cebir ve tehdit
ya da aynı anda cebir, tehdit ve hakaret oluşturan eylemler birlikte
bulunmakta ise tüm bu eylemlerden bir bütün olarak bu maddede ya-
zılı “görevli memura direnme (mukavemet)” suçundan dolayı adli işlem
yapılması gerekecektir.
41
Diğer ayrıntıları nedeniyle söz konusu TCK’nın 265. maddesine
aşağıda gerekçesi ile birlikte yer verilmiştir:
“Görevi Yaptırmamak İçin Direnme
Madde 265 - (1) Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek
amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2) Suçun yargı görevi yapan kişilere karşı işlenmesi hâlinde, iki yıldan
dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle koyması suretiyle
veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde, verilecek ceza üçte
biri oranında artırılır.
(4) Suçun, silâhla ya da var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluş-
turdukları korkutucu güçten yararlanılarak işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fık-
ralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun neticesi sebe-
biyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kasten yaralama
suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”
Bu maddenin gerekçesinde şu hususlara yer verilmiştir:
“Madde metninde, görevini yaptırmamak için kamu görevlisine direnme
fiilleri suç olarak tanımlanmıştır.
Birinci fıkrada, kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek
41
Yargıtay’ın yerleşik uygulamaları ve 5237 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesinden
sonrasına ilişkin bulunan Yargıtay 4. CD’nin 10.04.2006 gün ve 2005/7626 esas,
2006/9163 sayılı kararında (www. akip.net, Erişim Tarihi: 12.03.2008), görevliye et-
kin direnme sırasındaki hakaret ve sövmenin de bu suçun öğeleri içerisinde kabul
edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009268
amacıyla, cebir veya tehdit kullanılması hâlinde verilecek ceza belirlenmiş-
tir. Bu suçun oluşması için kullanılan cebrin kasten yaralama suçunun te-
mel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değerlendirilebilecek
boyutta olması (yani TCK’nın 86. maddesinin 1. ve 2. fıkraları kapsamında
olması) gerekir. Aksi takdirde (yani TCK’nın 87. maddesi kapsamındaki kas-
ten yaralama suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi
durumunda), dördüncü (bu beşinci olmalı) fıkra hükmüne göre uygulama
yapmak gerekir.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, direnilen kamu görevlisinin yargı görevi
yapan kişi olması, bu suç açısından daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur
olarak kabul edilmiştir.
Üçüncü fıkraya göre, suçun, kişinin kendisini tanınmayacak bir hâle
koyması suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi hâlinde,
verilecek ceza artırılacaktır. Keza, dördüncü fıkrada, suçun, silâhla ya da var
olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten ya-
rarlanılarak işlenmesi hâli, cezanın artırılması sebebi olarak kabul edilmiştir.
Son fıkraya göre, bu suçun işlenmesi sırasında kasten yaralama suçunun
neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda, ayrıca kas-
ten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanacaktır.”
42
Madde metni (265/5) ve gerekçeden de anlaşılacağı üzere, memura
cebirle direnme sırasında, kasten yaralama suçunun neticesi sebebiy-
le ağırlaşmış hâllerinin gerçekleşmesi durumunda (yani TCK’nın 87.
maddesi kapsamında bir yaralanma meydana gelmişse), bu takdirde
ilgili kişi hakkında, hem “memura direnme” hem de “kasten yaralama”
suçundan işlem yapmak gerekecektir. Bunların yanında yine, örneğin
kamu malına zarar vermek gibi, ayrı bir suç daha işlenmişse, pek tabiî
ki bu yeni suçlardan da işlem yapılacaktır.
43
Şayet sadece sövme (hakaret) fiili gerçekleşmişse bununla ilgili
olarak da TCK’nın 125/3-a maddesi gereği “kamu görevlisine karşı göre-
vinden dolayı hakaret” suçundan adli işlem yapılması gereklidir.
Olayda hakaret, sövme, cebir ve tehdit unsurlarından hiç birisi ol-
madan görevlilere, “gelmiyorum, gitmiyorum, kimliğimi göstermiyorum,
42
www. akip.net, (Açıklamalı Kanun İçtihat Programı), Erişim Tarihi: 12.03.2008.
43
Bu konuda, şartları uygun bulunduğu takdirde 2911 sayılı Yasa’nın 32. maddesi de
göze alınmalıdır.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009269
durmuyorum” gibi sözlerle “pasif direnme” olursa bu durumda mevcut
Türk Ceza Kanunu’na göre bir suç oluşmayacaktır. Bu konuda Yargı-
tay 4. Ceza Dairesinin 4.11.2006 gün ve 2006/5190 esas, 2006/14845 ka-
rar sayılı ilâmında da belirtildiği gibi, 765 sayılı TCK’nın 260. madde-
sinde bulunan, görevlilere cebir ve şiddet göstermeden pasif direnme
suçu, yeni 5237 sayılı TCK’nında düzenlenmemiştir. Yani bu durum
suç olmaktan çıkarılmıştır. Örneğin, artık dur ihtarına uymayarak ka-
çan, istenen evrakları vermeyeceğini yüksek sesle söyleyen, kendisini
aratmamak ya da yakalanmasını engellemek için yere atan
44
ya da is-
tenen belge veya kimliğini göstermeyen kişiler hakkında adli bir suç
oluşmayacak (ancak burada, örneğin, aranmasına veya yakalanması-
na engel olmak ya da kolluk aracına binmekte zorluk çıkarmak gibi
eylemler, cebir, şiddet veya tehditle gerçekleştirilmiş olursa, bu du-
rumda TCK’nın 265.maddesinde düzenlenen görevli memura diren-
me suçu oluşacaktır; Yargıtay 4. CD’nin 12.06.2006 gün ve 2005/7436
esas, 2006/ 12178 sayılı kararı) ve bunlar hakkında herhangi bir adli
işlem de yapılamayacaktır.
45
Yalnız bu durumlarda kolluk görevlileri
doğrudan silah kullanma hariç olmak üzere
46
diğer zor kullanma yet-
44
Bu konudaki, Y. 2. CD’nin 26.12.2005 tarih ve 2005/887 esas, 2005/30882 sayılı
kararında; “… sanığın alkollü ve ehliyetsiz olarak araç kullanırken, devriye gö-
revi yapan polis memurlarınca yakalanarak karakola getirildiği, karakolda işlem
yapmak üzere, ilgili evrakları isteyen polis memurlarına, evrakları vermeyeceği-
ni söyleyen sanığın yüksek sesle bağırarak kendini yere atması şeklinde gelişen
olayda, atılı suçun nüfuz ve müessir kuvvet sarfı unsurlarının oluşmadığı, sanığın
bunun dışında görevin yapılmasını engelleyici bir eylemi tespit edilmediğine göre
beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir” denilerek,
bu olayda 765 sayılı TCK’nın 260. maddesinde belirtilen suçun dahi oluşmayacağı
vurgulanmıştır.
45
Ancak, kişilerin bu sırada yapabilecekleri, kolluk görevlilerinin düzenlediği ev-
rakları, tahkir ve tezyif kastıyla yırtıp atma şeklindeki eylemleri yerleşik Yargıtay
içtihatlarına göre, görevli memura hakaret suçunu oluşturmaktadır.
46
Ancak burada dikkat edilmelidir ki, kolluk görevlilerinin kaçma durumu bulun-
mayan fakat pasif direnme gösteren kişilere karşı doğrudan silah kullanma yetki-
sinin bulunmadığı belirtilmekle beraber, söz konusu suçlu (o ana kadar herhangi
bir suç işlemiş olan) kişilerin pasif direnmeyi kaçma aşamasına vardırmaları du-
rumunda, kaçan bir kişiyi durdurmak ve yakalamak için, üst kısımlarda yapılan
açıklamalar çerçevesinde (PVSK’nın 16/7. maddesinin a, b, ve c bentlerinde belir-
lenen şartlar dâhilinde; örneğin, hakkında yakalama olan veya suçüstü halinde ka-
çan bir kişinin durumunda olduğu gibi) şartları oluştuğu takdirde silah kullanma
yetkileri mevcut bulunmaktadır. Eğer işlenen suçun görevli memura mukavemet
olduğu düşünülerek silah kullanmaya başvurulacaksa, tabiî ki burada, 5237 sayılı
TCK’nın 265. maddesinde düzenlenen memura direnme suçunun unsuru olarak
cebir veya tehdit kullanılması gerektiği, bu unsurlar bulunmadan kişilerin sadece
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009270
kilerine başvurarak görevlerinin icrasını temin edebilecektir. Zira yu-
karıda açıklandığı üzere yasal görevin veya yetkili merci emirlerinin
icrası hukuka uygunluk sebebi oluşturmaktadır.
Yukarıda belirtilen durumlardan, kimlik ibraz etmeme 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 40. maddesinde idari para cezası gerektiren
bir kabahat olarak düzenlenmiştir. Kimlik bildirmeme ile ilgili ayrıca
PVSK’nın 4/A maddesinde de gözaltına alınma ve tutuklanma gibi
çeşitli müeyyideler içeren düzenleme yapılmış olup bu konunun ay-
rıntılarına ve uygulama şartlarına burada girilmemiştir. Kimliği belir-
lenemeyen kişiler hakkında, sözü edilen Kanunların ilgili hükümleri
uyarınca işlem yapılacaktır. Ancak, yukarıda sayılan diğer “memura
pasif direnme halleri”ne yönelik, kabahat olarak da bir düzenlenme ya-
pılmamış olması nedeniyle, yerine getirilmesi gereken görevin, gerek-
tiği kadar zor kullanarak icrasından başka, herhangi bir adli ya da ida-
ri bir işlem de yapılamayacaktır.
9. Kolluğun Zor ve Silah Kullanma ile İlgili Başarı Ölçütleri
a. Kolluk tarafından kullanılan bir yetkiye muhatap olan kişi,
kollukça sorulan sorulara cevap vermek zorunda değildir ve sorulan
sorulara cevap vermeme kolluğun görevini yerine getirmesine muka-
vemet suçu teşkil etmez. Bununla birlikte bu kişi, kolluğun işlemini
bitirene kadar, kolluğun özgürlüğünü sınırlamasına müsaade etmek
zorundadır.
kaçmalarının da adli bir suç oluşturmayacağı ve bu kişilerin önceden işledikleri
başka bir adli suç da yoksa sadece kaçmalarından dolayı da haklarında silah kul-
lanmaya başvurmanın mümkün bulunmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Mamafih,
silah kullanmaya karar verilecek ana kadar adli bir suç işlememiş olduğu halde,
örneğin, tehlikeli bir biçimde kaçarak üçüncü kişilerin hayatını tehlikeye atan ve
suç işleme anlamında haksız bir saldırıda bulunması muhakkak bulunan bir kişiye
karşı da, yasal şartları çerçevesinde (PVSK’nın 17/7(a) ve TCK’nın 25/1. maddele-
rinde belirtildiği gibi meşru savunma kapsamında olabilecek şekilde) silah kullan-
ma yetkisinin bulunduğundan söz etmek olanaklı bulunmaktadır. Ancak burada
dikkat edilecek en önemli husus; silah kullanmanın PVSK’nın 17/7(a)(b)(c) mad-
delerinde sayılan hallere uygun olmasıdır. Bu sayılan hallerden örneğin 17/7(c)
maddesine göre, hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya
yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde kaçan şüphelinin ya-
kalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silah kullanılması mümkün
bulunup, bu sayılan durumlarla bağlantılı olmadan her kaçan veya dur ihtarına
uymayan bir kişiye karşı silah kullanılması olanaklı bulunmamaktadır.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009271
b. Kaçmaya çalışma, yetkinin kullanılmasına rıza göstermeyerek
direnme, cebir ve tehdit gibi eylemler “görevini yerine getiren kolluk gö-
revlisine mukavemet” suçunu oluşturur. Bu suçun oluşması için, önce-
likle, kolluğun görev alanına giren bir yetkinin hukuka uygun olarak
kullanıldığının ispatı gerekir. Bu anlamda, örneğin, kolluk görevlisi,
ismini ve bağlı bulunduğu birimi açıklamadan arama yapıyorsa “göre-
vini yerine getiren” bir görevli olarak algılanmaz. Bu durumda, kendisi-
ne karşı yetki kullanılan kişinin meşru müdafaa yetkisi doğacaktır.
c. Kendisine karşı kuvvet kullanılan kişinin, meşru müdafaa hak-
kını kullanabilmesi için kullanılan yetkinin hukuka uygun olup olma-
dığını iyi değerlendirmesi gerekir. Ancak, kullanılan yetkinin hukuka
aykırı olduğundan emin olunmasından sonra bu yola başvurulmalı-
dır. Emin olunmayan, durumlarda, direnmeyerek, daha sonra kolluk
görevlisi hakkında ihbarda veya şikâyette bulunmak daha mantıklı bir
yol olabilir. Çünkü hukuk, kişinin yetkini kullanılma şartlarını yanlış
değerlendirmedeki iyi niyetini korumamaktadır. Kişi, karşısındakinin
kolluk görevlisi olduğunu bilmediğini de mazeret olarak ileri süre-
mez.
d. Kolluğa direnen kişinin de, hukuka aykırı yetkiye karşı diren-
mek için kullanacağı kuvvetin makul olması gerekir. Aksi takdirde,
kolluğa mukavemetten yargılanacaktır.
e. Kolluk da, görevinin yapılmasını engelleyen kişilere karşı bu en-
gellemeleri etkisiz hale getirmek için “makul kuvvet” kullanabilir. Böyle
bir yetkinin olmaması, kolluğa direnen kişilerin durdurulup aranama-
ması veya kaçmasına müsaade edilmesi anlamı taşıyacaktır.
f. Hangi durumda ne kadar kuvvet kullanılması gerektiğini net
olarak formüle etmek mümkün değildir. Kullanılan kuvvetin makul-
lüğü her olayın şartlarına göre farklılık gösterecektir. Kullanılan yet-
kinin makullüğüne olayın şartlarına bakılarak karar verilebilecektir.
Kolluk açısından, buradaki önemli şart, kolluğun görevini hukuka
uygun olarak yerine getiriyor olmasıdır. Bu nedenle, kolluğun, kuv-
vet kullanma yetkisini kullanmaya karar vermeden önce, kullandığı
bir yetkinin maddi ve şekli şartlarını yerine getirdiğinden emin olması
gerekir. Ancak hukuka uygun olarak bir yetkili kullanan kolluk, yet-
kisini kullanmaya engellemeye çalışan kişiyi kuvvet kullanarak etkisiz
hale getirebilir.
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009272
g. Kolluk, kullanacağı kuvvetin derecesini ayarlarken, kuvvet kul-
lanacağı kişinin vücut yapısını ve cinsiyetini dikkate almalıdır. İri ya-
pılı bir erkeğe uygulanan bir kuvvet aynı durumdaki ince bir kadına
uygulanması halinde makul olmayabilir. Örneğin, bir diğer kolluk gö-
revlisi de hazır olduğu halde, arabasından çıkan içkili bir kadın şofö-
rün kontrolü amacı ile kolunun kıvrılması sırasında kırılması olayında
kullanılan kuvvetin makullüğünden söz edilemez.
h. Zor kullanma yetkisi kullanılırken kolluğa yardımcı olacak iki
temel kavram vardır; Birincisi kullanılan kuvvetin “makul” olması,
ikincisi, kuvvet kullanmanın amaca ulaşmak için “gerekli” olması. “Ma-
kullük” kullanılan kuvvetin ölçüsü hakkında kolluğa bir fikir verirken,
“gereklilik” diğer alternatiflerin amaca ulaşmada başarısız olması ge-
rektiği mesajı vermektedir.
i. Makullük için kullanılan kuvvet ile elde edilmek istenen amaç
arasında bir orantı olması gerekir.
j. Ayrıca, müdahale edilen olayda, zorun “hemen” kullanılması
gerekmelidir. Olayın şartlarına göre, hemen zor kullanılması gerek-
miyorsa, gerek kalmayabilir düşüncesi ile zor kullanma geciktirilmeli-
dir. Gerekirse, bu arada, kuvvet kullanmayı, gereksiz kılacak tedbirler
alınmalıdır. Yine aynı gerekçe ile toplumsal olaylar sırasında suç işle-
yenler varsa, kalabalığın içine girip bu kişileri yakalamaya çalışma ye-
rine, bu kişiler kamera ile tespit edilip daha sonra evinden, işyerinden,
üniversiteden alınmalıdır.
k. Olaylara müdahale sırasında, zor kullanılma ihtimali varsa, ki-
şilerin yaşama hakkına ve vücut bütünlüğüne duyulan bir saygının
ifadesi olarak, olay yerine önceden ambulans çağrılmalıdır.
l. Medya, olaylara müdahale noktasında, olay olgunlaşmadan
müdahale edilmesi gerektiği noktasında, kolluk üzerinde baskı oluş-
turacağından, olay yerine medya çağrılmamalı, her nasılsa gelmişse,
olay yerinden olabildiğince uzak tutulmalıdır. Olayın hemen sonrası,
medya bilgilendirilerek, haber alma ve haber verme hakkına duyulan
saygı gösterilmelidir.
m. Zor kullanmada yakalanacak şahsa ve etrafa en az zarar vere-
cek yöntem benimsenmelidir. Kolluk, zor kullanmadan önce, gereksiz
zor kullanmayı lüzumsuz kılacak ve üçüncü kişilerin zarar görmesini
engelleyici her türlü tedbiri almalıdır.
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009273
n. Zor, sadece direnen şahsı etkisiz hale getirmek amacıyla kullanıl-
malıdır. Bazen, özelikle meşru müdafaa halinde, ilgili kişinin ölümcül
noktalarının seçilerek zor kullanılması etkisiz hale getirmenin tek yolu
olabilir. Bu durumda dahi, ölüm, etkisiz hale getirme isteğinin/amacı-
nın istenmeyen sonucudur.
o. Makullüğün değerlendirilmesinde, bu değerlendirmeyi yapa-
cak merci (genellikle hakim) kendisini kolluk görevlisinin yerine ko-
yacak, orta zekada makul bir kişinin kolluk görevlisinin karşılaştığı
durumda, içinde bulunduğu kısa zaman dilimi içerisinde, kendisi
veya başkalarının can güvenliğinin tehlikede olup olmadığına, zor ve
silah kullanmanın gerekli olup olmadığına ve saldırı ile tehdit arasın-
da orantı bulunup bulunmadığına karar verecektir.
p. Kolluk bir olaya yeterli sayıda kolluk görevlisi ile müdahale et-
melidir. Yeterli kolluk görevlisi bulunması, kişinin direnme ihtimalini
ve dolayısıyla aşırı kuvvet kullanmasını engelleyecektir. Kolluk, acil
olmayan hallerde, aşırı kuvvet kullanmamak için arkadaşlarından yar-
dım isteyebilir.
q. Bir olayda kolluğun kullandığı kuvvetin, değerlendirmeyi yapa-
cak merci tarafından, makul olup olmadığı değerlendirilirken, yakla-
şımın gerçekçi olması gerekir; Her şeyden önce, kolluğun kuvvet kul-
lanma kararını ve seçtiği metodu, sakin bir ortamda belirleme imkanı
olmadığı dikkate alınmalıdır. İkinci olarak, kolluğun olay anındaki
bilgisi ve olayı algılamasına ve olayın şartlarına ve kolluğun gereğini
yapması için sahip olduğu zaman dilimine göre, kullanılan kuvvetin
kişiye verdiği zararın, kişinin durdurulmaması, aranmaması veya kaç-
ması ile başkalarına vereceği zarara göre haklı ve yerinde bulunması
gerekir. Olayın şartlarını yanlış değerlendirdiği sonradan ortaya çıksa
bile, makul bir kişinin olayın şartlarına göre daha farklı davranması
mümkün olmayacağı ortaya konduğunda (ki bu durumda, sonradan
gereksiz yere başvurulduğu anlaşılan ceza muhakemesi tedbirleri açı-
sından, tedbirin başvurulduğu andaki şartlara bakılarak, görünüşte
haklılık prensibi gereği hukuka uygunluk sebebi oluştuğunun kabul
edildiği de göze alınarak), kolluğun (devletin) hukuki sorumluluğu
olsa bile, cezai bir sorumluluğu söz konusu olmayacaktır.
r. Zor kullanma yetkisi her olayda en son çare olarak kullanılma-
lıdır. Zor kullanmadan önce, kişi, daha önce, işbirliğine davet edilmeli
ve zor kullanmamak için her yol denenmelidir. Kişinin işbirliğine ya-
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009274
naşmaması halinde zor kullanılmalıdır.
s. Yakalanan ve tutuklanan kişilere kelepçe takmak kural değildir.
Yakalanan veya tutuklanarak bir yerden diğer bir yere nakledilen ki-
şilere, ancak, kaçacaklarına ya da kendisi veya başkalarının hayat ve
beden bütünlükleri bakımından tehlike arz ettiğine ilişkin belirtilerin
varlığı hâllerinde kelepçe takılabilir.
t. Kolluk, gerekirse, kendisini başkalarının saldırısından korumak
ve saldırganı etkisiz hale getirmek için “polis köpeği” kullanabilir.
u. Zor kullanma ihtiyacının silah kullanma olarak ortaya çıkması
halinde, 1) meşru savunma hakkının kullanılmasının şartlarının doğ-
muş olması, 2) direnişin, bedeni kuvvet ve maddi güç kullanarak et-
kisiz hale getirilememiş olması veya 3) hakkında tutuklama, gözaltına
alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin
ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını gerektiren bir du-
rum olmalıdır. Kolluk, üçüncü ve son durumda, silah kullanmadan
önce kendi hayatı için bir tehlike doğurmayacaksa, şartların imkansız
ve istenmez kılmadığı durumlarda, pozitif bir amaca hizmet edecek
ise, sözlü olarak silah kullanılacağı yönünde uyarmalı ve “teslim ol”
çağrısında bulunmalıdır. Kişi, bu çağrıya uymayarak kişinin kaçmaya
devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş etmeli, buna
rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün
olmaması halinde ise, kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve
sağlayacak ölçüde silahını kullanmalıdır.
v. Ateşli silah kullanılabilmesi için ateşli silah kullanılması nok-
tasında “mutlak zorunluluk” olması gerekir. Diğer bir anlatımla, di-
ğer metotlarla amaca ulaşılamaması veya olayın şartlarına göre diğer
metotların belirlenen amaca ulaşmada başarılı olmayacağının açıkça
anlaşılmış olması gerekir. Ortamı daha da gergin hale getirecek ve
şüphelinin de silahını kullanmaya tahrik edecek olması halinde uyarı
atışından kaçınmak gerekir.
w. Kolluk bir olaya müdahale ederken, şüphelileri öldürme ön dü-
şüncesi ile hareket edemez. Çok tehlikeli bir suç örgütü ile mücadele
edilirken dahi, şüpheli ölünceye kadar ateş edilemez. Yine, şüphelinin
etkisiz hale geldiği belli iken, şüphelinin etkisiz kaldığından emin ol-
mak için ateş etmeye devam edemez.
x. Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009275
kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşeb-
büs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı, sal-
dırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçü ve oranda duraksamadan silahla
ateş edebilir.
10. Zor ve Silah Kullanma ile İlgili Değerlendirme Kriterleri
a. Kolluk tarafından kullanılan bir yetkiye muhatap olan kişi kol-
lukça sorulan sorulara cevap vermeye zorlanıyor mu?
b. Kolluk kolluğa mukavemet suçunun ne zaman oluştuğunu bi-
liyor mu?
c. Kolluk genel olarak, durdurma, arama, yakalama gibi direnil-
mesi halinde zor kullanma yetkisi veren yetkilerinin sınırlarını biliyor
mu?
d. Kolluk, kendisine karşı zor kullanılan kişinin ne zaman meşru
müdafaa hakkının doğduğunu biliyor mu?
e. Kolluk zor ve silah kullanma yetkisinin sınırlarını genel olarak
biliyor mu?
f. Belli bir olayda, kolluk faaliyetlerinde direnen kişilere karşı kul-
lanılan kuvvet “makul” mü ?
g. Belli bir olayda, kolluk faaliyetlerinde direnen kişilere karşı kul-
lanılan kuvvet “gerekli” mi?
h. Belli bir olayda, kolluk faaliyetlerinde direnen kişilere karşı kul-
lanılan kuvvet “hemen” kullanılmalı mı?
i. Zor kullanma yetkisine, sadece direnen şahısları etkisiz hale getir-
mek amacıyla mı başvuruluyor?
j. Kuvvete, en son çare olarak mı başvuruluyor?
k. Zor kullanılmasını gerektiren olaylarda, müdahale öncesi, am-
bulans ve itfaiye çağrılıyor mu?
l. Zor kullanılmasını gerektiren olaylarda medya olay yerinden
uzak tutuluyor mu?
m. Zor kullanmada yakalanacak şahsa ve etrafa en az zarar vere-
cek yöntemler seçiliyor mu?
M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009276
n. Kolluk zor kullanılması ihtimali bulunan olaylara yeterli sayıda
kolluk görevlisi ile müdahale ediyor mu?
o. Yakalanan ve tutuklanan kişilere kelepçe takmak kural mı?
p. Ateşli silah kullanma, kanunda sayılan belirli durumlar ve şart-
lar için de mi kullanılıyor?
q. Ateşli silah kullanıldığı durumlarda, silah “mutlak zorunluluk”
sonucu mu kullanılmış?
r. Kolluk bir olaya müdahale ederken, şüphelileri öldürme ön dü-
şüncesi ile mi hareket ediliyor?
s. Kolluğun kontrolündeki bir kişinin vücuduna bir zarar verilme-
mesi için her türlü tedbir almış mıdır?
11. Sonuç
Bu çalışmada, gerek suçlularla etkin mücadele ve kamu güvenli-
ğinin sağlanması, gerekse de bireylerin vücut dokunulmazlığı ve en
temel hak olan yaşam hakkı gibi temel kişi haklarının haksız yere ihlal
edilmemesi noktasından yola çıkılarak, mevcut hukukumuz açısından
“kuvvete başvurma ya da zor ve silah kullanma” olarak adlandırılabilecek
olan konu hakkında, bu husustaki en son değişiklikler dikkate alına-
rak bir inceleme yapılmaya çalışılmıştır. Yukarıda da değinildiği gibi,
belirtilen konu ile ilgili esas düzenlemeler olan TCK, CMK ve PVSK
gibi mevzuatların yakın zamanlarda tamamen değişmiş olması ve yü-
rürlüğe giren yeni düzenlemelerden sonra konu hakkında yapılmış
fazlaca bir akademik çalışma veya istikrar kazanmış yargı kararlarının
bulunmaması nedeniyle bazı hususlarda yeterince detaya girilememiş-
tir. Ancak, uygulamaya mümkün olduğunca ışık tutulabilmesi adına,
konu hakkındaki mevzuat düzenlemeleri ve bazı önemli bulunanların
gerekçeleri ile değişik doktoriner görüşler ve Yüce Yargıtay’ın bazıları
eski mevzuat dönemine ilişkin bulunsa da açıklayıcı bilgiler içeren bir
kısım yeni içtihatlarına da mümkün olduğunca seçilerek yer verilmeye
çalışılmıştır.
Ülkemizde, silah ve zor kullanma ile ilgili, hem güvenlik kuvvet-
leri hem de ilgili bireyler bakımından dengeli olacak şekilde, günü-
müzdeki hukukun evrensel ilkelerine uygun ve demokratik bir hukuk
devletinde olması gereken yeterli Yasal düzenlemeler mevcut bulun-
makaleler M. B. ERYILMAZ / A. BOZLAK
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009277
maktadır. Ne var ki, uygulayıcıların mevzuatın öngördüğü kuralların
amaç ve şekil şartlarına bağlı kalmaları halinde ancak arzu edilen so-
nuçlara ulaşılabilmesi mümkün bulunmaktadır. Bu noktada ise doğru
uygulamalarında en az uygun yasal düzenlemeler kadar önemli oldu-
ğu gerçeği ortaya çıkmaktadır ve belirtilen nedenle, bundan sonraki
görev; mevzuatın doğru bir şekilde işler hale getirilmesi yönüyle uy-
gulayıcılara düşmektedir.
KAYNAKLAR
Gölcüklü, A. Feyyaz / Gözübüyük, A. Şeref, Avrupa İnsan Hakları Söz-
leşmesi ve Uygulaması, Turhan Kitabevi, Ankara: 2002.
Maden, Mehmet, “Son Değişikliklerle Birlikte Polisin Zor Kullanma
Yetkisi Üzerine Bir Değerlendirme”, Polise Görev, Yetki ve Sorumlu-
luk Veren Mevzuat Uygulamaları Eğitim Projesi (MUYEP) Tebliğleri-
II, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayınları,
Ankara: 2008.
Özgenç, İzzet, “Kolluk Görevlilerinin Zor ve Silah Kullanma Yetkisi”,
Polise Görev, Yetki ve Sorumluluk Veren Mevzuat Uygulamaları Eğitim
Projesi (MUYEP) Tebliğleri- II, Emniyet Genel Müdürlüğü Eğitim
Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara: 2008.
Özgenç, İzzet, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi (Genel Hükümler), T.C. Ada-
let Bakanlığı Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayınları, 3. b., Ankara:
2006.
Öztürk, Bahri / Erdem, M. Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Huku-
ku, 11. b., Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2007.
Şafak, Ali, “Polisin Kuvvete Başvurma Yetkisi, Zora Başvurma Türle-
ri ve Sınırı Aşma Sorunu”, Polise Görev, Yetki ve Sorumluluk Veren
Mevzuat Uygulamaları Eğitim Projesi (MUYEP) Tebliğleri- II, Emni-
yet Genel Müdürlüğü Eğitim Dairesi Başkanlığı Yayınları, Anka-
ra: 2008.
www. akip.net, (Açıklamalı Kanun İçtihat Programı), Erişim Tarihi:
12.03.2008.