Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009278
SUÇ KORKUSU
VE
ETKİSİNİN NÖTRLEŞTİRİLMESİ
Mustafa Tören YÜCEL
∗
Güven / Güvensizlik Duygusu
Bu duygular kendilerini vücudun konumu ile ifade etmektedirler:
Güven duygusu rahatlama; güvensizlik ise, gerilim/stres ve uyanıklık
şeklinde ortaya çıkarmaktadır. Kuşkusuz, gerilim veya uzunca süren
uyanıklık bitkinliğe ve hayali korkulara sebebiyet verebilir. Kulakla-
rını hep dik tutan bir köpeğin mutlu olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
İnsanın dikkatini zaman zaman azaltmasına ihtiyacı olduğu bilinme-
lidir. Bu bağlamda, şu eşitlikleri kurabiliriz: “Dikkat=Gerilimi”; “Bilgili
olmak=Dikkatli olmak ve sakınma”yı ön görmektedir.
1
Güven duygusunun çeşitli görünümleri vardır:
• Soyutlayıcı güvenlik: İnsanın kendisini toplumdan soyutla-
ması; ve sonuçta ilişkilerin yaratabileceği etkilere karşı kendisini bir
zırhla kaplamasıdır.
• Parazitik güvenlik: Soyutlamanın karşıtı olan bu güvenlik an-
layışının en belirgin hali “devlet babaya”, karizmatik bir lidere ya da
parti başkanına dayalı olmaktır. İşte tüm soruları yanıtlayacak ve çö-
züm getirebilecek bu kişi sayesinde insanın kendini güvenli hissede-
bilmesidir.
• Katılımcı güvenlik: En belirgin vasfı, giderilemeyecek bir iki-
ciliği olmasıdır. Kişi kendisi kadar grubu içinde de güvenli olmalıdır.
Bir işçi sendikasında grup güvence altına alınmakta ve bu güvenlik,
üyesinin güvensizliği pahasına olmamaktadır. Grubun gücü ölçüsün-
*
Doç. Dr., Çankaya Üniv. Hukuk Fak. Hukuk Sosyolojisi ve Felsefesi Ana Bilim Dalı
Başkanı.
1
Bkz. M.T.Yücel, Hukuk Felsefesi, Ank., 2005, s. 29.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009279
de üye kişi varlığını sürdürebilmektedir. Katılımcı güvenlik bir iksir
olmayıp; bazen özel bir grup için tonik olmak yerine zehir de olabil-
mektedir.
Öznel/Nesnel Güvenlik
Kişi sadece güvenli olduğunu düşündüğü için mi güvenlidir? Yok-
sa korktuğu için mi güvensizdir? Bu sorulara verilecek yanıt “evet” ola-
caktır. Konuya genetik psikoloji açısından bakıldığında, küçük çocuk
çok sıkı kundaklandığında/davranışı kısıtlandığında hırçınlaşmakta/
aniden destek kaybı duygusu ise, çocukta korkuya dayalı tepkilere ne-
den olmaktadır. İşte bu noktada önemli bir ipucu karşımıza çıkmakta-
dır: Güvensizlik genetik olarak düşme korkusuyla ilişkilendirilebilir.
Faziletli insan ayaklarını toprağa sağlam basan; yerinden kolayca
oynatılamayan insandır. Bu insan tipi, evin sert bir zemin üstüne inşa
edilmesi ile kaygan bir zemin üstüne inşa edilmesi arasındaki fark-
lı görüntüler dile getirilebilir. Birey için güvenlik, güçlü ve devamlı
desteği içerirken, güvensizlik bunların kaybı olmaktadır. Toplumsal
dokunun amacı kişinin yıkılmasını/düşmesini önlemektir. Toplum ki-
şiyi onaylamadığında veya ret ettiğinde desteğin çekileceğini hisseden
kişi kendisini dipsiz bir kuyuya düşme konumunda bulacak ve inti-
hara yönelebilecektir. Öte yandan, toplum her zaman kaya gibi güçlü
ve dengeli olmayıp; toplumsal değişim depremlerine tanık olunması
olağandır. Değişim, toplumun çeşitli kesimleri için özel bir çıkmaz da
oluşturmaktadır. Gençlik, kırsal kesimin aksine, metropol kentlerde
örneğin büyüklerince hangi değerlerin en kıymetli hazine sayıldığı ile
yaygın bir şekilde tatbik edildiğinden pek emin değildir. Kolluk güç-
leri de aynı çıkmaz içinde kendilerini bulabilirler. Kendileri toplumun
resmi temsilcileri olarak yasaları uygulamakla görevli iseler de, tüm
yasaları tatbik açısından aynı duyarlığı (standart uygulama) gösterme-
leri mümkün olmadığı gibi pratikte değildir. Böylece, hangi değerlerin
önemli olduğu konusundaki farklı algılama sonucu olarak kolluk güç-
lerinin uygulaması da seçici olmaktadır.
Güvenlik ve Adalet
Hukukun ilk ve radikal işlevi güvenliği sağlamaktır(özgürlük için
güvenliğin sağlanması kaçınılmazdır).Güvenlik farklı içeriklerle tesis
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009280
edilebilir. Önemli olan bu güvenlik sağlayıcı durumunun varlığıdır.
Yalnız bunun da içeriği adil olmalıdır. Koyu bir dikta/istibdat rejimi
en yüksek derecede güvenliği beraberinde getirebilir. Hukukun yara-
tılması nedeni ile hukukun değer bakımından takip edeceği amaçlar
tamamen başka şeylerdir. Hukuk, toplumda güvenliği sağlamak zo-
runda ise de, bu herhangi bir güvenlik değildir. Hukuk, adil kurallarla
toplumsal güvenliği sağlamalıdır.
2
Kuşkusuz, güvenlik beraberinde
özgürlüğü getiriyorsa anlamlı olmaktadır. Dışarı çıkabildiğimde, ka-
pıyı kilitlemenin bir anlamı olacaktır.
Amacınızı gerçekleştirme araçları, gerçekleştirilecek amacın mü-
kemmelliğine gölge düşürecek kötü sonuçlar doğurmamalıdır. Zorba-
lık ve adaletsizliğin, hem bunları uygulayan ajanları ve hem de bunla-
rın mağdurlarında zorbalık ve adaletsizlik doğuracağı unutulmamalı-
dır.
Güvenlik bir değerdir. Yalnız adalete göre daha aşağı derecede bir
değerdir. Bu aşağı derecedeki değerler, üstün değerlerin varlık koşulu-
dur. Bu değerler olmaksızın üstün değerler kesinlikle gerçekleşemez-
ler. Manga Carta’nın şu söylemi, yaklaşık 800 yıl kadar önce ne kadar
geçerli ise bugün içinde geçerliliğini korumaktadır: “Hiç kimseye hak
veya adaleti satmayacağımız gibi hiç kimseyi de bunlardan mahrum etmeye-
cek veya sürüncemede bırakmayacağız”(Magna Carta Chapter 40).
3
Korku Profili
İşte toplumda güvensizliğin egemen olduğu ortamda beliren duy-
gulanım korkudur. Korku stres oluşumlu bir duygudur. Korku güçlü ve
ilkel insani bir duygudur. İnsanları tehlikenin varlığına karşı uyanık
tutar. Korku sonuçları itibariyle iki evrelidir: Birincisi kimyasal; ikin-
2
Hukuk adalet amacı için bir araçtır. Bkz. “suçsuzluk karinesi”nden sapma örneği
için bkz. M. Giudice. “Terörle Mücadele Yasasını Anlamak”, HFSA, 10 İst., 2004, s.
134 vd.
3
Habeas Corpus/Manga Carta hukuk sisteminin temelini oluşturmaktadır. Bkz. M.
S. Gemalmaz, Ulusalüstü İnsan Hakları Hukukunun Genel Teorisine Giriş, 4.Bası Beta,
2003, s. 29. “Kolluk gücünün yola getirilmesi bakımından itirafın hiç bir koşul altında asla
bir kanıt olarak kabul edilmemesi gerektir.” B. Russel bu doğrultuda suçluluğu kanıtla-
makla görevli kolluk gücü yanında sanıkların suçsuzluğunu kanıtlamakla görevli
bir kolluk gücünün daha oluşturulması ve bu gücün kolluk görevlilerince işlenen
suçlara da el koymasını önermektedir. B.Russell, İktidar, Altın Kitaplar Yayınevi,
Ağustos 1976, s. 360-361.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009281
cisi duygusaldır. Kimyasal olanı evrenselken, duygusal olanı öznel/
bireyseldir. Kimyasal bağlamda, algılanan bir tehlike ile karşı karşıya
geldiğimizde vücudumuz belli bir şekilde yanıt vermektedir: Kalp atı-
şı, kan basıncı, kanın kimyasal yapısı, nefis alış-veriş oranı, terleme,
uyku düzeni, iştah ve cinsel isteksizlik, kabız veya ishal, soğuk ve has-
talıklara karşı duyarlık, alkol/ilaç tüketiminde artış ve/ya aşırı yemek
şeklinde sergilemektedir. Bu fiziki yanıtlar bazen ya üstüne git/boğuş
ya da kaç/boş ver şeklinde belirmekte; vücut kendini ya savaşmaya/
mücadeleye veya kaçışa doğru hazırlamaktadır. Kimyasal yanıt oto-
matik bir yanıttır ve yaşam için önemlidir.
Psikolojik tepkiler ise, şok ve inanılmazlık; korku ve/ya kaygı; ke-
derlenme ve inanmama; fazlaca hassasiyet; huzursuzluk, nefret/ kız-
gınlık haykırışları; endişelenme; kabuslar; travmayı yeniden yaşama;
travma ile olanları yadsıma; keşkeli söylemler; insanın kendini çevre-
den soyutlaması; sorunları ile başkalarına yük olma düşüncesi; baş-
kalarına güvenme güçlüğü ve/ya ihanet duyguları; odaklanma veya
hatırlama zorluğu; kendini suçlama ve/ya yaşamanın verdiği suçlu-
luk duygusu; utanma; günlük faaliyetlere karşı ilginin azalması veya
depresyon; hoş olmayan anıların su yüzüne çıkmasıdır. Tepki ne tür-
den olursa olsun, hatırlanması gereken en önemli husus, bu tepkilerin
anormal bir olaya karşı gösterilen normal türden olduklarıdır.
4
“Korku”
terimi, psikologlarca, korku nedeninin bilindiği haller için
kullanılırken, endişe/kaygı, sorunun ne olduğunu bilmeksizin duydu-
ğumuz belli belirsiz bir korkudur. Psikiyatride akıl hastalıklarına özgü
kartopu teorisi korku içinde geçerlidir. Korku fobi/kaygı derecesine
varabilmektedir. Bunlar, normal korku refleksinin/yanıtının marazi/
patolojik halleridir. “Fobi”de korku gerçek bir tehlike içermeyen bir
nesneye yöneliktir. Kişi korkunun anlamsız olduğunu bilmesine kar-
şın tepkisinden kendini alıkoyamaz. Zamanla da, korkma yanıtların-
dan korkma gittikçe kötüleşme eğilimi gösterebilmektedir. Psikolojik/
psikiyatrik tretman alanlarına giren bu konular için geliştirilmiş yön-
temler vardır. Bizim için gündemde olan konu suç korkusunun nasıl
oluştuğu ve nasıl trete edilebileceği/üstesinden gelinebileceğidir?
4
Bkz. M.T.Yücel, Adalet Psikolojisi, Ank. 2007, Altıncı Bası, s. 39; J. E. Conklin, The
Impact of Crime, New York:Macmillan Publishing Co., 1975;
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009282
Bu noktada şimdi toplumdaki davranış profiline bakmak üzere bir
çan eğrisi üzerinde davranış türlerini sergileyelim.
5
Pratik normlar Ceza hukuku İdeal değerler
A B C D E F G
A Suç kültürü (yer altı dünyası)
B Ekstrem uyumsuzluk sergileyen davranışlar (hiç tasvip edilme-
yen suçlar)
C Ufak çapta uyumsuzluk halleri ( tasvip edilmeyen ve fakat tole-
re edilen hafif türden suçlar)
D “Ortalama” uyumluluk halleri
E Sınırlı ölçüde fazlaca uyumluluk
F Ekstrem derecede uyumluluk halleri
G İdeolojik karşıt kültür(organize olmuş siyasi, sosyal veya dini
cemaat grupları)
5
Bkz. M.T.Yücel, Kriminoloji, Ank., 2008, s. 34.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009283
Bu çan eğrisinin bir tarafında pratik normlar yer alırken diğer ta-
rafında ideal amaç ve değerlere endeksli davranışlar yer almaktadır.
D kısmında ise, ceza hukuku normlarını genelde ihlal etmeyen büyük
nüfus grubuna tanık olunmaktadır. Bu oranı kesin olarak belirlemek
şimdilik mümkün değilse de, adalet istatistiklerine göre, cezai sorum-
luluğu olan nüfusun % 60-80 oranında olduğu tahmin edilmektedir.
Bu grupta yaşamın normal akışı gereği tesadüfi suç işleyenler yanında
“bedavacılığı” normal görenler, iş yerlerinden “tırtıklayanlar”, telif hak-
larını ihlal edenler, trafik kurallarına aykırı davranan sürücüler, alkol-
lü araba kullananlar; beyaz yakalılar arasında vergi kaçıranlar, rüşvet
ve zimmet suçlarını işleyenler de bulunmaktadır. Bu alanda legal ve
etik standartlar açısından sapma olarak beliren bazı organize suçlara
da tolere edildiği görülmektedir. Örneğin organize gruplarca verilen
kumar, fuhuş ve uyuşturucu madde satışı gibi hizmetlerden yararla-
nırlarken, koruma bedeli/tehdit karşılığı ödemeler de yapılmakta ve
ender olarak kolluğa ihbar edilmektedir. İşte D alanındaki halk, suçları
kendileri işlemese de, organize suçun varlığını sürdürmesine ekseriya
katkıda bulunmaktadır. Davranışlar bazen etik dışı davranışlara dö-
nüşmektedir. Bir şirkette çoğu ahlaki kişilerin varlığına karşın pek çok
gayri ahlaki karar alınmaktadır. Nazi Almanya’sında toplama kamp-
larını yönetenler/gaz fırınları ihalesine giren ve donatan şirket men-
supları genelde pazarları kiliseye giden, çoğu çocukları olan, yaşamı
ve hayvanları seven kişilerdi. D alanında fazlaca uyumlu davranış
saplantısı içinde olanlar da vardır. Bunlar, bir bakıma, toplumun vic-
danını oluşturmaktadırlar. Bu bağlamda sapkın davranışlara karşı ta-
vır alan toplum liderleri, girişimleri için de, D alanında yer alan beyaz
yakalı suçluların desteğinden yararlanmaktadır.
A ve G alanında yer alanlar tamamen farklı karakterdedirler ve
standartları için D alanı temel referansları olmayıp, geniş toplum için-
de ufak grupları/cemaati temsil eden kendilerine özgü standartlar et-
rafında organize olmuşlardır: A’dakiler suçluluk etrafında, G’dekiler
ise belli ideolojilere karşı fanatik hayranlık duyarak yer almaktadırlar.
B, C alanlarında gelişen suçluluk bakımından, planlı suçluluktan
tesadüfi suçluluğa doğru bir akış vardır. Süper-marketten yapılan hır-
sızlıklar C alanına girerken, planlı bir hırsızlık B alanındadır.
A alanındaki suçlular, organize suçlular, 2-3 kişilik profesyonel
suçlular, mükerrirler ile itiyadi suçlular olarak yer altı dünyasını oluş-
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009284
turmaktadırlar. Bu alan “suçlu alt-kültürü” veya karşıt kültür olarak ta
adlandırılmaktadır. (A) alanındaki davranış, kelime, düşünce ve eylem
olarak suçluluk etrafında organize edilmiştir. Suçluların eylemlerine
yönelik bir davranış kodu da bulunmaktadır. Suç teknikleri devamlı
olarak gelişmekte; ticaret veya meslekte olduğu gibi yetenek ve bece-
riler profesyonellerden yeni adaylara intikal ettirilmektedir. Yer altı
dünyasının kendine özgü rolleri, statü durumları, ödülleri ve cezaları,
başarı ve başarısızlık standartları vardır. Farklı bir dünya olarak belir-
mektedir. Ölen üyelerin yerlerine yenileri gelmekte; kolluk güçlerine
yakalanmamak dışında yeni gelişen suç önleme tedbirlerine karşı yeni
teknikler geliştirmektedirler.
Yer altı dünyası üyelerini, yalnızca B,C ve D alanlarından kayan
yeni üyelerden değil, yaşam seçimini bu alanda yapmış olanlardan
da oluşturmaktadır. Bu dünya, toplumdan soyutlanmış ve toplumun
uyumlu kesimince ret edilmiş kişiler için bir sığınma yeri olmaktadır.
(A) alanında bulunan suçlu ve sabıkalıların, toplum değerlerine, mül-
kiyete ve insanlara fazlaca saldırıyı ve fazlaca gencin kendi saflarına
geçmelerini önlemek üzere kontrol edilmesi gereklidir. Başarıya yö-
nelik mali beklentilerin çok fazla olduğu, çoğu kişilerin ve grupların
legal vasıtalarla başarı sağlayamadığı rekabetçi bir toplumda(liberal
demokraside) suçun toplumda sıfırlanabileceğini söylemek imkansız
gözükmektedir. Nitekim toplumlar, suçtan arındırmaya, toplum için
normal gördüğü belli bir oranı korumak kadar çaba göstermemekte-
dirler.
Bu eğri kriminolojik açıdan oldukça normal gözükmektedir. Bu
eğride sol tarafın hakimiyeti toplumu anomik bir yaşama sürüklerken,
sağ tarafın hakimiyeti toplumda toleransız katı bir rejime götürecek;
normatif eşik her seferinde yükseleceğinden toplumsal yaşam özgür-
lükten yoksun, durağan bir nitelik sergilemeye mahkum edilecek; top-
lumsal ahlakı/ halkı, kendine göre normlaştırmak faşizanca olacaktır.
İşte bu çan eğrisinin normalliği/suç korkusunun doğallığına kar-
şın gerçekle tutarsızlıkta olağanlaşmakta; suç korkusu hakkında ista-
tistiksel görüntü ile halkın algılaması örtüşmemektedir. Bazen korku,
sorunun kendisinden daha büyük olmaktadır. Bu da insanların suç
mağduru olmamasına karşın sokakta kendi güvenli hissetmemesi so-
nucunu doğurmaktadır. Bu durumda kitle iletişimle pompalanan iste-
ri yasama organını CB’yi (ceza yaptırım bedelini) korumak/yükselt-
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009285
mek üzere, ya suç için öngörülen ceza sınırlarını yükselterek veya adli
yardım kapsamını daraltarak veya anayasal nitelikli olmayan usulü
hakları azaltarak yanıt vermeye yöneltmektedir. CB=HO
6
eşitliğinde
yer alan parametrelerin etkinlik değerlendirilmesi yapılmaksızın salt
suç korkusuna dayalı cezaların ağırlaştırılması irrasyonel olduğu ka-
dar israf yaklaşımlı bir siyaset türü olmaktadır.
Sorular Dizini
İşte genelde bu çan eğrisi realitesine karşın suç korkusunun za-
manla neden oluştuğu, toplumsal histeriye dönüştüğü bir sorun olarak
belirmektedir. İşte bu noktada kavram olarak suç korkusunu irdeleye-
lim. Suç korkusu 1960’lı yıllarda kriminolojide bir kavram olarak yer
etti; 1967 yılından itibaren de bu kavramı Türkiye’de irdelemeye başla-
dım. Kriminolojik okuryazarlık artıkça bu kavramın önemi anlaşılmış
ve bu amaçla projeler geliştirilmiştir. Antalya emniyet müdürlüğünün
(komşum polis, komşu kollama)/güvenli okul, güvenli eğitim işbirli-
ği projeleri, bu bağlamda belirtilebilir. Şimdi konuya açıklık getirmek,
analiz etmek üzere sorularımızı sergileyelim: Suç korkusu nasıl yara-
tılmaktadır? Var olan bir korku mudur? Yoksa sonradan öğrenilen bir
olgu mudur? Suç korkusunun tabiatı, derecesi nedir? Somut korku,
şekilsiz korku/ anlamsız korku ile sosyo-demografik değişkenler (ka-
dınlar/yaşlılar)arasındaki ilişki nedir? Yönetişimde suç korkusuna
siyasal bir taktik olarak başvurulmakta mıdır? Anarşinin hüküm sür-
düğü zamanlar ile sıkıyönetim ilanı sonrası suç korkusunda beliren
değişimler nasıl oluşmaktadır?
Genel suç korkusu, özelde terör korkusu olağan bir sosyal olgu
olarak belirmektedir. Sizler hiç mağdur oldunuz mu? Bu olguyu tecrü-
be ettiyseniz, mağdurluğun yarattığı üzüntü, endişe, sıkıntı ve tepkiler
doğrudan mağdur olan kişilere özgü olmayıp, yakınlarını da etkile-
mektedir. Öznel mağdurluk riski(ÖMR) bakımından-mağdurluk de-
neyimi olan kişinin mağdurluk risk algılamasına bakıldığında, mağ-
dur olanların olmayanlara göre ÖMR’si yüksektir.
Suç korkusu direkt mağdurluğun yarattığı bir korku olmak öte-
sinde düşünsel olarak kitle iletişim ortamında ve/ya fısıltı gazetesi ile
6
CB (Ceza bedeli),(H) mahkumiyet; (O) ise, yakalanma ve mahkumiyet olasılığıdır.
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009286
de oluşmaktadır: “Besleme teorisi”ne göre, suç korkusu kısmen prime-
time’de şiddet içerikli dramatik yayınlar ile gazetelerin üçüncü sayfa
suç haberleri yanında suç mağduru olan dost, arkadaş ve komşula-
rın haberleri ile beslenmektedir. Bu etkileşimi vurgulayan hipotezler,
anket sonuçlarıyla desteklenmiş; TV’nin tahmin edilen etkileri doğ-
rulanmıştır. Suç, özellikle şiddet içerikli suç haberlerinin vatandaşın
bilinçaltına yerleşmesi sonucu sanki her dakika suç işleniyor korkusu
ile yaşam kalitesinin bozulması riski belirmektedir. Kişinin sosyal ve
kültürel fırsatlardan yararlanması kısıtlanmakta/ toplumsal dayanış-
ma duygusu zedelenmektedir. Bu fırsatı ekonomik açıdan değerlendi-
renler de yeni bir piyasa/pazar oluşturdular. Sigorta şirketleri ile özel
güvenlik firmaları suç korkusunu bir pazarlama tekniği/taktiği ola-
rak kullanmaya başladılar. Türkiye İş Bankası Kuruluşu olan Anadolu
Sigorta’nın bir gazeteye verdiği tam sayfa reklam ilanı (2008) ilginçtir:
“Geçtiğimiz yıl Türkiye’de her 6 dakikada bir, bir eve hırsız girdi. On
binlerce kişi bunun kendi başına gelebileceğini düşünmemişti.
Anadolu Sigorta acenteleri ya da Türkiye İş Bankası şubelerine gelin,
evinizi her türlü riske karşı bir an önce sigortalayın. Anadolu Sigorta. Kay-
betmek yok.”
Yine Şişli’de bir sigorta şirketi reklam panosu olarak bir çuvalı sırt-
lamış bir kişinin balkona çıkışını (hırsızı) simgelemesi o kadar gerçek-
çi olmuş ki, vatandaşların Polis imdat 155’e sarıldıkları saptanmıştır.
Ayni şekilde alarm sistemleri yanında akıllı evler ile çelik kapı/kilit
sanayi de oldukça gelişmiştir. Suç korkusu, öte yandan kollukça büt-
çe/yatırım harcamaları içinde dayanak oluşturabilir; siyasiler bunu
istismar edebilirler.
Toplumda güvensizlik duygusunu oluşturan başlıca öğeler; kor-
ku, endişe, hayal kırıklığı ve kolektif korku /endişe iken, bu duygu
toplumda periyodik olarak belirdiği gibi yeniden ortaya çıkış şeklinde
de karşımıza çıkabilmektedir. Ne var ki, korku ve endişenin insanla-
rı tedbir almaya yönelttiği de göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda,
“korkanın anası ağlamaz” halk deyişi, kişilerin kendilerini korumak için
“follow your fear” in ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktadır.
Toplumda korkuyu tetikleyen suçlar arasında şiddet öğesinin yer
aldığı suçlar gelmektedir. Şiddete yönelten etmenler ise, namusu/şe-
refi koruma, ateşli silah taşıyanlardaki artış, para harcama hastalığı-
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009287
na tutulan kişilerdeki doyumsuz kalan istekler; televizyonda şiddet
gösterileri (şiddet kanalları), şiddet içerikli video oyunları, şiddete
yönelenlerin karşı bir şiddetle karşılaşma korkusu taşımamaları;
7
fut-
bol fanatizmi, çeteler/ organize suçluluk, uyuşturucu madde tutkun-
luğu ile haksızlıklara/ eşitsizliklere karşı toleransın azalması olarak
görülmektedir.
8
Bugün için Türkiye’de, dengenin şiddet doğrultusunda ağır bastı-
ğına; düzensizlik ve nizam ile hiddet ve mantık ikilemlerinde birincilerin
yoğunlaşma eğilimi gösterdiğine tanık olunmaktadır. Bunun kanıt-
larına şiddet içerikli suçlar, kapkaç ve aile içi şiddet suçlarında tanık
olunmaktadır: 1987-2000 yılları arasında açılan kamu davaları arasın-
da şiddet suçlarında (% 41-81) ile şiddet doğuran uyuşturucu madde
suçlarında ise (% 222) belirgin bir artışa tanık olunmaktadır. Öte yan-
dan, evrensel bir olgu olarak şiddet suçlarında gençliğin artan payı
ülkemiz için de geçerliliğini korumakta; metropol kentlerde şiddet
içerikli “mala karşı suçlar” olağanlaşmaktadır. Fakir çocuklar ile suçlu
çocuklar arasındaki ilişki ötesinde toplumda “kazananlar-kaybedenler”
kültürü geliştikçe, evrensel mali kasırgaların etkisi somutlaştıkça ço-
cuk/gençlerin şiddet eylemlerinde artış olacağı beklenilmektedir. Ni-
tekim, TBMM Araştırma Komisyonu raporuna göre, 26.009 öğrenciyi
kapsayan ankette liselilerin % 15.1’i okula silahla(% 9.2’si delici ve ke-
sici aletle, % 5.9’u ateşli silahla) geliyor;öğrencilerin %7.7’si çete üyesi
olduğunu söylüyor. Çete üyesi olma nedenleri arasında da ilk sırayı
(% 42.3) “güvenlik” (kendini güvende hissetmemek) almaktadır.
9
Aile içi şiddet açısından, “Türkiye’de Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet
Araştırması” (2009)
10
sonuçları da önemlidir:
• Eşi veya eski eşi tarafından fiziki şiddete maruz kalan kadınların
oranı % 43.9;
• Cinsel şiddete maruz kalan kadınların oranı % 15.3;
7
“Birine karşı kini olan kimse ona kötülük yapmak isteyecektir, yeter ki, onun tarafından
kendisine gelecek daha büyük kötülükten korkmasın” Spinoza. Etika, Dost, 2004, s.160.
8
L. Berkowitz, “Frustration, appraisals and aversively stimulated aggression” Agg-
ressive Behavior 14 (1) 1984, pp.3-11. Ayrıca Bkz. E. Fromm, İnsandaki Yıkıcılığın
Kökenleri (Çev. Ş.Alpagut), İst., 1993.
9
“Liseler, patlamaya hazır bomba gibi” Hürriyet (4/03/2009), s. 4.
10
Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırması, Hürriyet(1202/2009) s. 5.
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009288
• Kadınların % 7’si, 15 yaşından önce cinsel istismar yaşamış;
• Kentte fiziki şiddet oranı % 38, kırsal alanda % 43;
• Yaşadıkları şiddeti kimseye anlatmayan kadınların oranı % 48.5;
• Eşi veya birlikte olduğu kişiden fiziki veya cinsel şiddet gören
kadınların % 92’si hiçbir yere başvurmamıştır.
Bu noktada sosyolojik bir saptamaya işaret etmek isterim. Top-
lumlar belli bir dereceye kadar anomi ve normsuzluğa dayanabilirler.
Yinelersek, aynı durum insanlar içinde geçerlidir. Sinir sistemi olabil-
diğince gerilimi (korku ve endişeyi) kaldırabilir. Bu noktadan sonra
ise, ne pahasına olursa olsun sulh çağrısında bulunur. Amaç bu duru-
ma gelmeden önleyici tedbirlerle güvenliği olabildiğince sağlamak ve
epidemik suç korkusunu nötrleştirmek olmalıdır.
Araştırma
Suçluların yakalanması/suçların azaltılması görevlerinde olduğu
gibi kolluğun amacı, suç korkusunu olabildiğince azaltmak konusun-
daki icraatını ölçülebilir hale getirmek olmalıdır. Suç korkusunun epi-
demik bir niteliği(yaygın) olup olmadığı sorusu (epidemiolojisi) araş-
tırma konusu edilmelidir: Suç korkusunun ülkedeki durumu farklı
yörelerde (kentsel/ kırsal alanlar), kentin farklı mahallelerindeki suç
korkusu dağılımı nedir? Bu farklılıkların nedenleri nelerdir? Bunları
tek boyutlu bir teorik yaklaşımla açıklamak mümkün müdür? İşte bu
soruların analizi için iki türden araştırma yaklaşımı vardır: 1. Nicelik-
sel, 2. Niteliksel. Genelde takip edilecek araştırma yöntemi biraz sonra
belirteceğimiz amaca göre belirlenmektedir. Her iki araştırmanın ya-
rarları olduğu kadar sakıncalarına da tanık olunmaktadır.
Niceliksel Araştırma
a. Yararları
• Bir yörede veya ülkede kaç kişinin korktuğunu saptamak üzere
bu yönteme başvurulmakta;
• Diğerlerinden az veya çok korkan gruplar belirlenmekte ve
• Seçilen örnekleme temsili nitelikte olması halinde toplam nüfus
için genelleme yapılabilmektedir.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009289
b. Sakıncaları
• İstatistik açısından güvenilir ve genelleme yapılmasına olanak
sağlanması için fazla sayıda kişiyle mülakat yapılması; ve
• Korku ve güvensizliğinin nedenleri açıklamaktan yoksun olma-
sı.
Niteliksel Araştırma
a. Yararları
• Suç hakkında halkın neden bu türden bir duygu beslediğinin
belirlenme vasıtası olduğu;
• Toplumun farklı kesimlerindeki grupların veya bireylerin suç
karşısında gösterdikleri tepkinin ıskalası/derecesi veya düşüncelerini
belirleme;
• Mülakatçının odaklandığı gruplarla etkileşimi sonucu, önceki
yanıtlara dayalı sorularında sorulabilmesi;
• Grup üyeleri arasında etkileşim tahrik edilerek, mülakatçı tara-
fından tahmin edilmeyen konular üzerinde tartışma zemini oluşturul-
masıdır.
b. Sakıncaları
• Kaç kişinin korkmakta olduğu sorusuna yanıt verilememesi;ve
• Araştırma sonuçlarının tüm nüfusa teşmil edilememesidir.
Bu sakıncalar göz önüne alınarak en rasyonel yöntem, her ikisinin
de kullanılmasıdır: “Ne kadar insan suçtan korkmaktadır?” Sorusunu ya-
nıtladıktan sonra, “Diğerlerinden az veya çok korkanlardan farklı nitelikte
(demografik, cinsiyet, etnik v.s.) olan gruplar veya bireyler var mıdır?” Soru-
su için niteliksel araştırmaya girişilebilir. Yalnız, anketlerde sorulacak
sorular yönlendirici nitelikte olmamalıdır. Nitekim farazi nitelikteki
sorularla aşağıda kafa karıştıran sonuçlar elde edilmiştir:
• Suç korkusu varlığının mantıksal olarak mahalli durumların
farklılığını yansıtmadığı;
• Korku seviyelerini değiştirmeye yönelik tutarlı girişimlerin ya hiç-
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009290
bir etkisi olmadığı veya paradoksal bir etkisine tanık olunduğu(korku
seviyesinin yükseldiği);
• Korkunun riske negatif olarak ilişkisi olduğudur.
Suç korkusu anketinde genelde aşağıdaki beş suç türüne yer veril-
mekte; vatandaşların bu suçlardan mağdur olma konusundaki endişe-
lerinin ne ölçüde olduğu saptanmaktadır.
1. Meskenden hırsızlık,
2. Evde iken hırsızlık suçunun işlenmesi,
3. Silahlı gasp,
4. Büyük çapta dolandırıcılık ve
5. Cinsel saldırı.
Her bir suç için yapılan değerlendirme 0 (hiç endişelenmemek) ile
10 (oldukça endişelenmek) arasında derecelendirilebilir. Bu öğelere
verilen yanıtlar toplamı ile oluşan indeksteki yüksek sayılar örneğin
9 etrafında yoğunlaşma gösterdiğinde daha yüksek seviyede endişeye
işaret edilmektedir. Kuşkusuz, araştırmada verilerin nasıl süzgeçlen-
diği/ ekarte edildiği yöntemi açıkça belirtilmelidir.
Çevre/muhit güvenliği bağımlı değişken olarak ele alınıp, vatan-
daşların algıladıkları tehlike derecesi (suç tehditleri/suç riski) saptan-
mak istenildiğinde, aşağıdaki dört faktör analizi ile değerlendirilme
yapılmaktadır:
1. Sizin muhitinizde sizden başka bir evin veya apartmanın soyul-
ması olasılığı nedir?
2. Sizin muhitinizde geceleyin sokakta park etmiş bir arabanın so-
yulması olasılığı nedir?
3. Sizin muhitinizde geceleyin yalnız bir kadının sokakta tehdit
edilme olasılığı nedir?
4. Beş yıl öncesine göre bir değerlendirme yapıldığında sizin mu-
hitinizde suç oranı nedir?
İlk üçünün değerlendirilmesi 0 (olasılığı yok) ile 10 (oldukça) doğ-
ru bir değişim çizgisi alınırken; 4.sünde, -5(çok düşük) ten +5’e (çok
yüksek) değişme değeri esas alınabilir.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009291
Sokak lambaları ile suç korkusu arasındaki ilişkiyi belirleme için
bir araştırmada, ışıklandırma öncesi ve sonrası yapılan tahmin ile ger-
çekleşenler aşağıdaki tabloda sergilenmiştir.
Etkilemesi Öncesi Sonrası
Halkın suç korkusu azalacak mı/ azaldı mı?% 69 % 25
Suç miktarı azalacak mı/azaldı mı? % 59 % 17
Suç Korkusu Niteliği
Suç korkusu bazı kişilere özgü bir duygu; bazılarının duyduğu,
diğerlerinin duymadığı sabit bir vasıf değildir. Bu vasıf geçici ve du-
rumsal bir duyguyu temsil etmektedir. Bu korku bazı semt/ mahalle-
lerindeki suç miktarına, işlenen suçun tabiatına, mağdurun deneyimi-
ne, ekonomik ve sosyal durumu vs gibi değişkenlere ilişkiden yoksun
değildir.
Korku açısından gerçek suç mağdurları, suç türlerine göre derece-
lenmek üzere, daha yoğun bir korku hissetmektedirler. Özellikle şiddet
suçu mağdurlarının devamlı stres içinde bulunma olasılığı fazladır-
post travmatik davranış bozukluğu etkisi yıllarca devam etmektedir.
Bunun dışındakilerin korku duygusu, risk algılamasına bağımlı olarak
değişmekte; algılanan risk arttıkça kolluğun etkisiz olduğu yolundaki
inanç ta artış göstermektedir. Öte yandan, suç korkusu kentlerde özel-
likle çekirdek ailelerde kırsal alanlara göre daha fazlacadır.
Suç korkusuna yönelik olarak bazı araştırmacılar yukarda belirtti-
ğim gibi tek bir davranışı(örneğin geceleyin tek başına yürümek gibi)
dayanak almakta iseler, suç korkusunun çok boyutlu/multi-teorik bir
yaklaşımı ön görmesi gerekmektedir.
Korkunun işlevi/ genel sağlık modeli oluşturulması bağlamında
önleyici sağlık bilinci karşısında hastalık korkusunun işlevinden hare-
ketle analojik bir değerlendirme yoluna gidilebilir. Bu açıdan şu dört
algının boyutları irdelenebilir:
1. Suç riski/tehdidinin ciddiyeti,
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009292
2. Mağdur olma riski(mağdur olma olasılığı),
3. Tavsiye edilen tepkilere/tedbirlere olan inanç,
4. Yanıt oluşturacak gerekli davranış için duyarlık ve olanak.
Kişilerin içinde bulundukları psikiyatrik koşullar da, yaşamlarının
her alanında oransız endişe duymalarına neden olabilmektedir. Bun-
da toplumdaki “Genel Endişe Sendrom” oranı da etkili olmaktadır. Öte
yandan, kitle iletişim araçlarının-ulusal/yerel seviyede bombardıma-
nı, roman/ masal, gerçek ve hizipleşmenin yıkıcı türden algısal etkisi,
insanları modellemekte; suç korkusu da bundan nasibini almaktadır.
Korku yaratan şiddet gösterisi genelde kınanmakta ise de, göz
yumulan/ kabul gören şiddet eylemlerine de tanık olunmaktadır. Bu
doğrultudaki başlıca örnekler, aile bireylerine fena muamele ve şiddet,
sportif faaliyetler (boks, futbol, güreş) ile haklı savunudur. İşte şiddet
bu görünümü ile karmaşık bir olguyu ifade etmektedir. Bu deyim za-
man zaman güç ve saldırganlıkla karıştırılmakta ise de, şiddet yalnızca
ne güç ve ne de saldırganlığın dışa vuruluşudur. Aslında, kişiyi top-
luma ve kişileri kendi aralarında bağlayan veya zıtlaştıran ilişkilerin
özüne yerleşik, bir antitez ve zıtlık olarak algılanmalıdır. Kuşkusuz,
toplumda süregelen şiddet eylemleri genel güvensizlik duygusunu da
etkilemektedir.
Halk, suç ve terör eylemlerinin azaltılması gerektiğini; suç ve te-
rör eylemlerinin bedel ve sonuçlarını bildikleri gibi; doğrudan veya
dolaylı suç mağduru oldukları için suç korkusunu da (fear of crime)
bilmektedirler.
Ceza adaleti sisteminin iki amacından biri olarak “suç, suç kor-
kusunu ve onların sosyal ve ekonomik maliyetini azaltmak olduğu
unutulmamalıdır. Öteki amacı ise, suçlu insanı tümüyle yıkmak değil,
ondaki suçluyu cezalandırmak, ama aynı kişideki insanı kazanmak
olmalıdıriki odaklı elips metaforu. Ceza kanununda yaptırımlar açısın-
dan ikili ray sistemi vardır: Yaptırımlarla suçluların iyileştirilmesi ile
kamunun korunması için suçlulara özgü tedbirler arasında fark var-
dır. Bu farklılık oldukça köklü niteliktedir. Cezalar retrospektif tür-
de, suçlara karşılık gelmekte, işlenen suçla beliren kişisel suçluluğa
ilişkilendirilmekte; ve bu suçluluğun derecesi yükseldikçe cezalar da
yükselmektedir. Diğer tedbirler (suçlunun iyileştirilmesi ve kamunun
korunması) ise geleceğe dönüktür.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009293
Suç korkusu ve risk açısından “sokaktaki suçların” (örneğin gasp,
ırza geçme) ciddiyet göstermesine karşın mağdur açısından kayıp
TL’ye bakıldığında, beyaz yakalılarca işlenen suçlardaki(2008-2009 yıl-
larındaki kriminolojik kökenli mali kasırganın yaratığı) kaybın sokak-
ta işlenen suçların yarattığı kayıplardan çok fazla olduğu görülmekte-
dir. Kimse ırza geçilen bir kişinin yaşadığı psikoloji travma ile yaşam
boyu edindiği tasarrufunu bir dolandırıcıya kaptıran yaşlı bir çiftin
üzüntülerini karşılaştırmayı henüz saptayabilmiş değildir! Türkiye’de
herkes sokaktaki suçlarla ilgilenir, çelik kapı sanayi ve özel güvenlik
ordusu gelişirken, ekonomik suçlar genelde görüş zaviyesi dışında kal-
makta; tüm yaşamsal birikimlerini dolandırıcılara kaptıran mağdurlar
göz ardı edilmektedir. Kuşkusuz, bazı suçların-çocuklara karşı cinsel
istismar/ pedofili ile seri katiller yarattığı korkunun real bir boyutu
olduğu unutulmamalıdır.
Mağdurluk Nedenleri
Genelde mağduriyete götürücü risk faktörlerini üç ana grupta top-
layabiliriz:
1. Birinci grupta yer alan mekansal ve sosyal faktörler/değişken-
ler konunun “fırsat” yönünü vurgulamaktadır. Bu bağlamda, çevre-
mekan/ mimarı yapı ile insan tecrübesi (mağdur olma, suç korkusu)
arasındaki etkileşim incelenmiştir. Kuşkusuz, insan davranışı ile çevre
şekillenmekte; arazi ve yapılar etkilenmekte; bunların oluşturduğu or-
tamda da insan davranışı şekillenmekte; değişmekte/motive olmakta-
dır.
2. Kişisel faktörler göz önüne alınarak mağdur olma eğilimi ve
mağdur olma yatkınlığı araştırılmaktadır. Kimse “mağdur” olarak
doğmazsa da; kazanılan fiziki, psikolojik ve sosyal karakteristikler (ör-
neğin zafiyet, özür) mağdur-suçlu arasındaki etkileşimi fazlaca etkile-
mektedir. Bu gruptaki mağdurlar bir bakıma mağduriyet öncesi sosyal
ve psikolojik yoksunluk içinde mağduriyete teslim olmuş ve kendini
savunma istenci de azalmış kişilerdir. Öte yandan, potansiyel suçlu,
potansiyel mağdurun aşırı fiziki, psikolojik veya parasal cazibesi ne-
deniyle de tahrik olabilmektedir.
3. Mağdur olma riskini artıran davranış faktörleri (yaşam stili,
gösteriş merakı) arasında potansiyel mağdurun bilinçli veya bilinçsiz
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009294
güvenlik tedbirlerini ihmal etmesi/yadsıması; ve kendisini devamlı
olarak bilinçli veya bilinçsiz mağduriyete neden olacak riskli durum-
lara sokması yer almaktadır.
Mağdurluk Evresi
Suçlu ve mağdur arasında cereyan eden etkileşim sürecinde po-
tansiyel mağdur ve suçlu, eylem ve karşı eylemde bulunmakla kal-
mayıp; davranışları, yaklaşımları ve rolleri tanımlamak ve yorumla-
maktadırlar. Kişi kendisi ile karşındaki kişinin davranışının manasını
araştırmakta; kendisi ve diğer kişi hakkında bir imaj geliştirmektedir.
Suç mağdurunun bu süreçteki katkısal nedenselliğini belirleyici iki
kavrama aşağıda yer verilmiştir:
♦ Mağdurun aktif katılımı: Burada, potansiyel mağdurun suçu tah-
rik ederek veya kolaylaştırarak katılım payı üzerinde durulmaktadır.
11
Bu kavram, Marvin E. Wolfgang (1958 ) tarafından 558 adam öldür-
me suçunu kapsayan ampirik çalışmaya dayalı olarak geliştirilmiştir.
Wolfgang’ca bu suçlardan %20’sinin analizinde; iki potansiyel suçlu-
nun birlikte kendilerini katil konumunda buldukları ve kimin suçlu
kimin mağdur olacağının yalnızca şansa kaldığı saptanmıştır.
♦ Nötrleştirme teknikleri ve gerekçelendirme: Mağdurun “işbirliği”
yalnızca suçlunun kafasında; yalnızca onun güdülenmesi sürecinde
vardır. Suçlu mağduru algılamadığı görüntüsü vermekte; kendisine
göre de, gerçek suçlu, mağdur kişi olmakta; mağdur mağduriyetini
hak etmektedir.
Ceza hukuku bağlamında mağdurun katkısı ve işlevsel sorumlu-
luk kavramları değerlendirilerek sonuçların ceza hukuku dogmatiğine
sokulması girişimlerine tanık olunmaktadır. Ceza hukukundaki işlev-
sel sorumluluk kavramı potansiyel mağdurun, kendi mağduriyetine
meydan vermemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Özellikle ufak tür-
11
Yeni TCK ile kabahatler de-penalize edilerek idari para cezasına dönüştürülmüş(5326
sayılı Kabahatler Kanunu); bu tür eylemlere kolluğun derhal müdahalesi olanağı
sağlanmıştır. Bu bağlamda, minor nitelikte kabahat türü suçlara kolluğun anında
müdahalesi, ileride daha ciddi suçların işlenmesini önleyici nitelikte olduğu tezi
hiçte yabana atılacak bir tez değildir. Nitekim Konya Emniyet Müdürlüğü Asayiş
Şubesi’nin bu doğrultuda gözlemleri bu tezimizi doğrular nitelikte ise de; bu so-
nuç, niceliksel/niteliksel araştırmalarla doğrulanmalıdır. Ayrıca bkz. M.T. Yücel,
Adalet Psikolojisi, 2007, s. 223-224.
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009295
den suçları(örneğin mağazalardan yapılan hırsızlıkları) önlemek ve
kontrol altına almak üzere aşağıdaki olasılıklar düşünülebilir.
♦ Mağdur kendi mağduriyetine sebebiyet verdiğinde ceza huku-
kunun sağladığı korumadan yoksun bırakılabilir. “Satın alıyorum öy-
leyse varım” felsefesinin egemen olduğu; herkesin tüketme hastalığı
ve cazibesine kapılmasına karşın reklamla ilgi odağı olan mağazada
gerekli güvenlik tedbirleri ve onun bedeli olan harcamayı yapmayan
işletmeden hırsızlık yapanlara karşı ceza adaletinin müdahalesi düşü-
nülmemelidir.
♦ Ceza yaptırım türü ve şiddeti seçilirken mağdurun sorumluluğu
da göz önüne alınabilir.
Mağdurlara Rehberlik ve Danışmanlık
Suç mağdurlarında özellikle cinsel suçlar, terör, aile içi şiddet gö-
ren eşler, maktulün geride kalan ailesi gibi mağdurlardan bazılarında
tanık olunan post travmatik stres bozuklukları rehberlik ve danışman-
lık hizmeti gerektiren türdendir. Kriz danışmanlığında temel referans
mağdura hikayesini anlatması için elverişli bir zemin hazırlamak/veya
onu anlatmasına yöneltmektir-vantilatör işlevi. Gerektiğinde sorularla,
mağdurun, kronolojik olarak, düşüncelerini ve tepkilerini organize et-
mesine yardımcı olunmalıdır. Travma mağdurlarının yardımla bekle-
nilmeyen değişimleri azaltabildiği ve bazen de üstesinden gelebildiği
bilinmelidir. Geniş ailelerden çekirdek aileye doğru geçişin yoğunlaş-
tığı kentsel alanlarda bu türden kurumsal tretman müdahalelerine ih-
tiyaç artmaktadır.
Mağdur tepkisini oluştururken konumuyla psikolojik ve sosyolo-
jik olarak baş edebilmelidir. Aynı derecede önemli olan ikinci bir hu-
susta; mağdurun makul sayılabilecek ölçüde sosyal kontrol sürecinde
(ceza adaleti mekanizması) yerini alabilmesi ve bu suretle ikinci kez
mağduriyetinin önlenmesidir.
İllüzyon ve Realite
Medyanın genelde gerçeği yansıtmayan “suç haberleri” ile pompa-
lanan suç korkusu, yaratılan ister ya cezaların ağırlaştırılması doğrul-
tusundaki popülist bir yaklaşıma yol vermekte ise de, bunun çoğulcu
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009296
bir bedeli olacağı göz ardı edilmektedir. Ekonomi, trafik veya eğitim
konusunda farklı öneriler getiren siyasiler rasyonel planlama gereği
bu önerilerin maliyeti ile kaynağın nasıl sağlanacağına işaret etmek
zorundadırlar. Kuşkusuz, aynı gereklilik suç ve ceza siyaseti bağla-
mındaki öneriler içinde geçerli olmalıdır. Yalnızca hukukun etkinliği
ve kamu düzenini istemek yeterli görülmeyerek, cezaların ağırlaştırıl-
masının suçta ne kadar azalma sağlayacağına ilişkin tahminler ile ar-
tan hürriyeti bağlayıcı ceza uygulamasının kamu maliyesine getireceği
parasal yükün ne olacağı da ortaya konulmalıdır. İşte siyasetin diğer
alanları için geçerli olan “hesap sorulması” standartlarının ceza adaleti
için de geçerliği de facto benimsendiğinde cezaların salt ağırlaştırılması
yaklaşımının cazibesi önemli ölçüde azalacaktır.
Kuşkusuz, sorunlar soyut olarak ele alınmak yerine belli bir ma-
halle, semt veya yöreye özgü olarak belirlenmekte ve bu tür yaklaşım
kolluk hizmetleri için bir planlama modeli olmaktadır. Bu model ise,
bir felsefe veya özel bir taktik olmak yerine yerel sorunları hedefle-
mek; suç ve suç korkusunu azaltmak üzere görevli polislerin o yöre-
de uzun süre görev yapmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, polisle
işbirliğinde bulunan yöre insanlarının sağlanan güven ortamında iki
yönlü bilgi akışı geliştirilerek halk, polisin gözü ve kulağı olabilmekte
ve böylece halkla işbirliği, bir amaç olmak yerine bir yan ürün ola-
rak doğal bir şekilde gelişmektedir. Bu ilişkiler sonucu halkın, polisin
örgütsel öncelikleri ve siyasetlerinin belirlenmesine katkısı olabilecek;
böylece polis örgütü yalnızca suçluların değil seçkin kişilerin de uğrak
yeri olacaktır.
Gerçekte, hukuk ve nizam, her zaman şiddete karşı yerinde bir
çözüm olmayıp, belki de bazen şiddet türünden bir olgu olarak algı-
lanabilmektedir. Bize göre ise, buradaki tüm sorun kişilerin konuyu
algılayış biçimidir; bizim hukuk ve nizam anlayışımızın onlara şiddet;
onlarınkinin de bizlere şiddet gösterisi olarak gelmesi gibi.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi Başkanı, dairesince kapkaç olaylarında
şiddet içerikli olanların gasp olarak içtihat edilmesi üzerine bir suç-
lunun Başkan Mustafa Aydın’a yazdığı tehdit mektubunda, “yılların
hırsızını gaspçı yaptın” diyordu. İşte bu zıtlıklar içinde kolluk görevli-
lerinin tutum ve davranışı, nötrleştirici nitelikte bir arabulucu olarak
önem kazanmaktadır. Bu doğrultuda ceza adaleti sistemi ajanları için
psikoloji, adalet psikolojisi ve sosyal psikoloji rehberlik sağlayacak-
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009297
tır. Bunun etkileri Ankara Emniyet Müdürlüğünde faili meçhul kalan
adam öldürme oranının çok düşük olması ile kanıtlanmıştır.
Antidot Olarak Toplum Destekli Polisi (TDP)
12
Kişisel güvenlik stresi/endişesinin, ötekilerin sevgi ve saygıyı içe-
ren candan ilgisiyle nötrleşmesi evrensel bir olgu olup; bizim kültürü-
müzün en artı değerlerinden biridir. Sosyal desteğin yüksek olduğu
çevrelerde, mağdurlar açısından suç korkusu minimum seviyede kala-
cak; sosyal ve demografik değişkenlerin olası etkisi azaltılmış olacaktır.
Bu kültürel desteğin sağlanmadığı mağdurlar açısından kurumlaşmış
sosyal destek tedbirlerinin devreye girmesine gereksinme vardır. Bu
bağlamda, öncellikle, kolluğun vatandaşların güvenini sağlayıcı (TDP)
yaklaşımı ile suçların hazırlık döneminde bile saklanmasının zorlaştı-
rılması sağlanacaktır. Bilinen bir gerçek, suçların ancak %3-5’inin kol-
luğun kendi faaliyetleri sonucunda öğrenilmesi; buna karşılık % 95-
97’inin vatandaşlar tarafından bildirilmesidir. TDP gerçeği ile eskiden
suç mağduru “bundan bir şey çıkmaz” düşünerek polise başvurudan ka-
çınırken, şimdi “çıkar” düşüncesiyle başvuruda bulunmaya; sonuçta
“suçta karanlık sayıda” azalma saptanmaya başlamıştır. Kolluk, güven-
lik konusunda ne kadar fazla partner olarak görülürse, ona vatandaşın
güveni de o ölçüde artmakta ve ayni zamanda kolluğun genel yaşama
bağlılığı ve bilgi kaynakları artmaktadır. Toplum destekli polis (TDP)
kavramı, güven sağlama yönündeki bu çabaların bir ifadesidir. Bu
doğrultuda potansiyel mağdurların kendilerini kollamaları da (caveat
victima) mevcut siyasetin bir yansıması olarak algılanmalıdır.
Aktivist bir yaklaşımla halk devamlı bilgilendirilmeli; yerel/ulu-
sal medya mensupları ile sık sık yuvarlak masa toplantıları yapılma-
lıdır. Ancak bu sayede, kriminolojik okur yazarlık
13
ve suç korkusu
giderilebilir.
Suçla yaşamları doğrudan(mağdur) veya dolaylı (aile, arkadaşlar
ve tanıklar) etkilenen kişiler için danışmanlık ve destek hizmetleri,
12
Bkz. Ç. Gümüş, “Kocaeli Kentinde Toplum Destekli Polis Uygulamaları”, Polis
Dergisi Y. 14, S. 56, s. 38-44.
13
Bkz. M.T. Yücel, Kriminoloji, Ank., 2008; Türk Ceza Siyaseti ve Kriminolojisi, TBB,
Ank., 2007; M.T. Yücel, “ Ceza Siyasetinde Seçenek Yaptırımların Rasyonelliği”
TBBD S. 80, Ocak-Şubat 2009, s. 229.
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009298
kolluk sosyal hizmetler işbirliği ile organize edilmelidir. Bu amaçla,
bir danışmanlık hattı tesis edilerek 24 saat üzerinden enformasyon,
yardım kuruluşlarına havale ve danışmanlık hizmeti verilmelidir. Da-
nışmanlık hizmetlerinin her suçun özelliklerine göre farklılık göstere-
ceği bilinmeli; bunlar arasında adam öldürme, aile içi şiddet ile cinsel
istismar/saldırı suçları bakımından uzmanlaşmış kolluk görevlisi bu-
lundurulmalıdır. Kolluğun yardımcı olacağı konulardan biri de, mağ-
durun medya ile ilişkileridir. Duyarlık sağlama bağlamında şu sorular
gündeme gelmektedir:
• Mağdur medya ile görüşmek zorunda mıdır? Hayır. Ne kadar ısrarla
görüşme talep ederlerse etsinler, mağdura/yakınlarına mecbur olma-
dığı hatırlatılmalıdır. Medya haberlerinin polis soruşturmasına yar-
dımcı olabildiği hallerde de, ilk önce davaya el koyan kolluk görevlisi
ile bu konu konuşulmalıdır.
• Medya ile görüşme öncesi kolluktan tavsiye almalı mıdır? Evet. Med-
yaya konuşmadan önce tavsiye alınmalıdır. Medyaya yapılan söylem
kolluk soruşturmasını ve adli süreci etkileyebileceğinden kuşku du-
yulması halinde medyaya bilgi verme öncesi davaya bakan kolluk gö-
revlisi veya C. savcısına danışılmalıdır.
Mağdur şunu da bilmelidir ki, medya olayı mağdurun beklentisin-
den farklı bir şekilde sunabilir. Farklı kaynaklardan bilgi alan medya
olayı mağduru üzecek şekilde de aktarabilir. Çocuklarınız varsa on-
ların okul/iş yerindeki durumu; yıllar sonra olayın gündeme gelmesi
riski göz ardı edilmemelidir.
• Görüşme için koşullar ön görmeli midir? Aile mahremiyeti/ özel
yaşamın gizliliği “şart” koyabilmeyi sağlamaktadır. Davetsiz hiçbir
medya mensubunun gelemeyeceği, geldiğinde ise, polise şikayet edi-
lebileceği bilinmelidir.
• Medya ilişkiler nasıl olmalıdır? Israrlarına karşın mağdurun med-
yayla görüşmek zorunda olmadığı hatırlatılmalıdır. Görüşmek istenil-
diğinde polisin yardımına başvurulabilir. Fotoğraf çekilmemesini; yü-
zünün gösterilmemesini isteyebileceği kendisine söylenir. İstediğinle
görüşüp, istemediğinle görüşmeyeceği kendisine bildirilir.
• Medyaya yorum yapmak istememesine karşın ısrarla görüşme taleple-
rine karşı nasıl tavır alınmalıdır? Telefonlara çıkılmayarak, mesaja bıra-
kılmalı; kapıya basınla görüşme istenilmediği notu bırakılmalı; gerek-
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009299
tiğinde bir arkadaş tarafından hazırlanmış bir notun medya mensup-
larına verilmesi ve bu yaklaşımlara karşı ısrarla taciz edilme durumla-
rında polise şikayette bulunulması önerilmektedir.
Özetle medya ile ilişki konusunda mağdur danışmak üzere kolluk
veya C. savcısı ile temas etmelidir.
Sonuç
Mağdurlara verilecek danışmanlık ve destek hizmetleri şimdilik
denetimli serbesti müdürlükleri/koruma kurullarınca verilmesi, 5402
sayılı Denetimli Serbestlik … Kanunu 12/1(c)/13/1(c)’ye göre: “Suç-
tan zarar gören kişilerin karşılaştıkları psiko-sosyal ve ekonomik so-
runların çözümümde danışmanlık yapılması ve bu kişilere yardımcı
olunması” ön görülmüştür. Şimdilik çok sınırlı olarak suç korkusunun
giderilmesine yönelik olan bu hizmet grubunda koruma kurullarınca
son üç yılda yardım yapılan mağdur sayısı 381 olup; yıllar itibariyle
yardım türü ve dağılımına aşağıdaki tablo da yer verilmiştir:
Yıl Ayni Nakdi İş Eğitim Psiko-sosyalToplam
2006 17 22 6 1 25 69
2007 62 17 9 5 74 142
2008 157 63 33 22 130 170
Bu sayı suç mağdurlarında gerekli farkındalığın yaratılmadığına
işaret etmektedir. İngiltere’de başvuran sosyal destek ve yardım için
başvuran mağdur sayısı 2006 yılında 1.000.000 kişi bulmuş iken, kol-
lukla mağdur yardım merkezleri arasında sağlanan bilişim ağı ile kol-
luktaki kayıtlar otomatik olarak bu merkez ekranlarında belirmekte;
sistemin devreye girmesi sonrası 2008 yılı altı ayında 80.000 mağdur
destek görmüştür. Bu hizmet merkezince pratik destek hizmetleri ör-
neğin sigortalı olmayan bir evden yapılan hırsızlıklarda kapı kilitleri/
pencerelerin değiştirilmesi de yer almaktadır.
Mağdur konusunda köklü bir değişim sağlamak üzere ilk önce
“suç mağdurları uzun dönemli siyaset ve tedbirler manzumesini içeren te-
Mustafa Tören YÜCEL makaleler
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009300
mel nitelikte strateji plan ve ilkelerin belirlenmesi” ve ikinci olarak mağdur
odaklı bir yaklaşımı normatifleştirmek üzere, Çocuk Koruma Kanunu
gibi “Mağdur Koruma Kanunu” çıkarılmalıdır. Bu kanunda yer alacak
ilkeler arasında; mağdurun ceza yargılaması sonucundan/hükümlü-
nün tahliyesinden bilgilendirilmesi; hükümlülerin şartla tahliyesinde
suç mağdurlarının da düşüncelerine yer verilmesi; mağdurun duygu-
ları ile yaşam koşulları hakkında hükümlünün haberdar edilmesi; Suç
Mağdurlarına Yardım konulu Avrupa Konseyi Rec (2006)8
14
sayılı Tav-
14
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin (2006)8 sayılı Tavsiye kararı öncesi konu
hakkındaki faaliyetleri şu tavsiyeler ve sözleşmelerle somutlaştırılmıştır:
-Tavsiyeler:
• R(87)21 Sayılı Mağdurlara Yardım ve Mağdurluğun Önlenmesi;
• R(85)11 Sayılı Ceza Kanunu ve Usulü çerçevesinde Mağdurun Konumu.
-Sözleşmeler:
• Şiddet Suçu Mağdurlarına Tazminat Verilmesi Avrupa Sözleşmesi (ETS
No.116, 1983);
• Terörizmin Önlenmesi Avrupa Sözleşmesi(CETS No.196, 2005);
• İnsan Ticaretine Karşı Eylem Avrupa Konseyi Sözleşmesi(CETS No. 197,
2005).
(2006) 8 sayılı Tavsiye Kararına göre,
Mağdur, kusurlu bir eylem sonucu fiziki veya akli bir zarar, duygusal hüzün
veya ekonomik kayıp türü bir zarar gören bir insandır. Mağdur terimi en yakın aile
üyeleri ile doğrudan mağdura bağımlı olanları da kapsamaktadır.
Mükerrir mağdurluk kavramı- aynı kişinin belli bir süre içinde birden fazla suç
eyleminden zarar görmesidir.
İkincil mağdurluk ise suç eylemi sonucu doğrudan oluşan mağdurluk ötesinde
mağdura karşı kurumlar ve kişilerce yakınılan tutumlar anlamına gelmektedir.
İlkeler arasında başlıcaları şöyledir:
• Mağdurlara yönelik koruma hizmetleri ve tedbirleri suçlu kişinin kimliği,
tutuklanması, hakkında kamu davası açılması veya mahkumiyetine bağlı olma-
malıdır.
• Yardım, sosyal bakım ve danışmanlık hizmetleri kadar tıbbı bakım, maddi
destek ve psikolojik sağlık bakım hizmetlerini içermelidir.
• Bu hizmetler en azından felaketin hemen sonrası ücretsiz sağlanmalıdır.
• Mağdur ikincil mağduriyetten olabildiğince korunmalıdır.
• Mağdurla temas içinde olan kurumlar ile personeli arasında suçun olumsuz
etkileri ile mağdurluğun ne demek olduğu konusunda anlayış birliğini oluştur-
mak üzere gerekli tedbirler Devletçe alınmalıdır.
• Bir suçtan hakkında kamu davası açılan veya hükümlü olan kişinin salıveril-
mesi mağdur için tehlike riski olabildiğinde mağdurun haberdar edilmesi yolunda
bir karar alınabilmelidir.
• Devletçe özellikle mükerrir mağdurluğu belirleme ve mücadele amaçlı si-
yasetler geliştirilmelidir. Mağdura destek verilmesi ve suçların önlenmesi strate-
jilerinde, mükerrir mağdurluğun önlenmesi en temel öğe olmalıdır. Bu konuda
personel kadar tikel mağdurların bilinçlendirilmesi yanında kendileri için riskleri
azaltma vasıtaları önerilmeli ve önerilen tedbirlerin yerine getirilmesi için destek
makaleler Mustafa Tören YÜCEL
TBB Dergisi, Sayı 83, 2009301
siye Kararı ile Avrupa Birliği’nin 2004/80/EC sayılı Suç Mağdurlarının
Tazmini direktifinin göz önüne alınması düşünülmeli; suç mağdur-
larının desteklenmesi ve zararlarının giderilmesi için “suç mağdurları
fonu” oluşturulmalı; bu fona her hükümlünün belli bir miktar(örneğin
250 TL.) ödemesi, gün-para cezalarından bir miktarının aktarılması
hükmü getirilmelidir. Kurulacak mağdur fonu ile Denetimli Serbestlik …
Kanunu’nda yer alan danışmanlık ve yardım hükmü de-facto bir uygu-
lamaya kavuşabilecektir. Sonuçta bu yasal düzenleme ile mağdur ve
yakınları ile tanıkların gereksinmeleri karşılamak işlevi, ceza adaleti
sisteminin odağını oluşturmalıdır.
15
Bu doğrultuda “Türk Denetimli
Serbestlik Hizmetlerinde … Mağdurlarla ilgili çalışmaların geliştirilmesi AB
eşleştirme projesi” önemli bir atılım olarak görülmelidir.
16
sağlanmalıdır.
• Suç mağdurları, faillerin tehditlerine karşı korunmalıdır.
15
Bkz. M.T.Yücel, Türk Ceza Siyaseti ve Kriminolojisi, TBB, 2007, s. 224.
Liberal Model
İnsan Haklarına
Odaklı Model
Suçun doğasıSuç, devlet kanunlarının ihlal
edilmesidir.
Suç, insan haklarının ihlal edilmesidir.
Ceza yargılama
usulünün amacı
Devletin suçluyu cezalandırma
hakkının icra edilmesidir.
Mağdurun zararının giderilmesi, potansiyel
mağdurlara güvence verilmesidir.
Ceza adaletinin
varlık nedeni
Geleceğe yönelmektedir: Hukuku
desteklemekte, gelecekte ihlalleri
önleme amacı gütmektedir.
Günümüz ile ilgilenmektedir: Mağdura
odaklanarak barışı sağlamak amacı
güdülmektedir.
Mağdurun rolüMağdur sadece tanık olarak önem
taşır ve soruşturma/kovuşturmayı
desteklemek zorundadır
Yargılama usulünde yarar gören bir kişi olarak
mağdur yargılama sürecine taraf olmaktadır.
İnsan haklarının
anlamı
İnsan hakları ceza adalet sistemini
kısıtlamaktadır.
İnsan hakları ceza adalet sistemine muhtaçtır.
16
Bu proje kapsamında standartların belirlenmesi; mağdur odaklı müdahale progra-
mının belirlenmesi çerçevesinde özellikle “hırsızlık ve gasp”, “aile içi şiddet ” ile
“cinsel suç” mağdurları için koruma programlarının hazırlanması planlanmıştır.
Bkz. II. Uluslararası Denetimli Serbestlik Konferansı (12-13 Mart 2009) Ankara