makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009211
ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARI
IŞIĞINDA
“YOKLUK” YA DA “YOK İŞLEM”
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
∗
YOKLUK
Yükseköğretimde türbanın serbest bırakılması yönündeki çabala-
rın yoğunlaştığı 2008 yılı başlarında, bu amaçla çıkarılan 9.2.2008 gün-
lü, 5735 sayılı Kanun’un 1. ve 2. maddeleri ile Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın “kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. ve “Eğitim ve öğrenim
hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddelerinde değişiklik yapıldı.
Bu yasanın, Anayasa’da değişiklik yapan 1. ve 2. maddelerinin,
Anayasa’nın Başlangıç kısmı ile 1, 2, 3, 4, 6, 7, 8, 9, 24, 42, 138, 153 ve
174. maddelerine aykırılığı savıyla yokluğunun hükme bağlanması ya
da iptali ve yürürlüğün durdurulması istemiyle, 110 milletvekili tara-
fından Anayasa Mahkemesi’nde açılan dava sırasında basında ve siya-
sal söylemlerde “yokluk” ya da “yok işlem” sözcükleri sık sık yinelendi.
1
Özellikle YÖK Başkanı’nın, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapı-
lan değişiklik sonucunda kız öğrencilerin üniversitelere türbanla giri-
şine izin verilmesi yönündeki “genelgesinin”, YÖK üyelerinin bir bölü-
münce; 110 milletvekili tarafından açılan davada ise, Anayasa’nın 10.
ve 42. maddesinde yapılan değişikliklerin, Cumhuriyetin değiştirileme-
yecek, değiştirilmesi önerilemeyecek niteliklerinin, özellikle laiklik ilkesinin
içinin boşaltılması sonucunu doğurduğu ve ağır yetki aşımı suretiyle
yapıldığı belirtilerek yokluğunun hükme bağlanması ya da iptali ge-
rektiği ileri sürüldü.
2
*
Prof. Dr., Anayasa Mahkemesi emekli üyesi
1
24.2./26.2.2008 tarihli gazeteler
2
AYM’nin E2008/16, K2008/116 sayılı kararı, Resmi Gazete, 22 Ekim 2008/ 27032
sayılı
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009212
Anayasa Mahkemesi, bu davada, “yokluğun” saptanması istemini
incelerken, öncelikle, Anayasa yargısında yokluğun ne anlama geldiği
üzerinde durdu. Mahkeme’ye göre; “Yokluk, bir normun var olmadığının
ifadesi”dir. Yasalar bakımından Parlamento iradesinin olmaması, Cum-
hurbaşkanının yayımlama iradesinin bulunmaması, Resmi Gazete’de
yayımlanmaması, gibi bir normun varlığının zorunlu koşulları bu-
lunmadığı sürece “var”lıktan söz etmek olanaksızdır. Ancak, bunun
dışındaki sakatlıklar, “Anayasal denetimin konusunu oluşturabilirler.”
3
Anayasa Mahkemesi, böylece, 1961 Anayasası Döneminde verdiği
kararlardaki görüşüne bağlı kalarak, karşısına gelen işlerde, ancak,
normu oluşturan temel unsurlarda noksanlık bulunması durumunda
“yokluğa” hükmedebileceği yönünde karar vermiş; başka bir deyişle,
Anayasa Mahkemesi yokluğu, ancak, bir norma vücut veren ya da
yürürlüğe koyan iradelerin bulunmaması durumlarıyla sınırlı olarak
kabul etmiştir.
4
Anayasa Mahkemesi, dava konusu olayda, Anayasa’nın 175. mad-
desine göre, Anayasayı değiştirme yetkisi TBMM’ye ait olup, Meclis
bu yetkisini üçte bir çoğunluğun yazılı teklifi ve beşte üç çoğunluğun
kabul oyuyla kullanabilmektedir.
TBMM üyelerinin üçte birinden fazla sayıda Milletvekilinin imza-
sıyla teklif edilen ve 9.2.2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul
edilmekle yasalaşan, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasanın Bazı Maddelerinde
Değişiklik yapılmasına dair 5735 sayılı Kanun,” TBMM’nin Anayasa’yı de-
ğiştirme yetkisi kapsamındadır. Dava konusu yasa, Cumhurbaşkanın-
ca 23.2.2008 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir
Açıklanan nedenlerle dava konusu yasanın yokluğunun saptan-
ması isteminin reddi gerekir.
5
yönünde karar vererek “yokluk” savını
kabul etmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, 5735 sayılı Kanun’un iptali istemiyle açılan
davada, ikinci aşamada, konuyu “teklif edilebilirlik” yönünden incele-
miştir.
Mahkeme, bu amaçla, Anayasa’yı değiştirme yetkisinin niteliği ve
3
A. g. e.
4
AYM’nin 27.11.2007 günlü, E2007/99, K2007/86 sayılı kararı, RG,
19.02.2008/26792
5
AYM’nin E2008/16, K2008/116 sayılı kararı.
makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009213
sınırları üzerinde durmuş, Anayasada değişiklik yapmaya yetkili ya-
sama organının, başka bir deyişle “kurulu iktidarın”, eski Anayasa’ya
bağlı kalmaksızın, tümden yeni bir anayasa yapmaya yetkili “kurucu
iktidar” karşısında hukuksal durumunu irdelemiştir. Mahkeme, önce-
ki anayasalarla bağlı olmaksızın yeni bir anayasa yapma işlevini “asli
kurucu iktidar”; mevcut Anayasa’da değişiklik yapma işlevini ise, “tali
kurucu iktidar” olarak adlandırmıştır. Mahkeme’ye göre, ulusal iradeye
dayalı asli kurucu iktidar, “…önceki anayasalarla bağlı olmaksızın yarattığı
yeni Anayasa, temel düzen normu haline geldiği andan itibaren, tüm anaya-
sal kurum ve kuruluşların meşruiyetlerin dayanağı haline gelir. Anayasanın
öngördüğü ve öğretide kurulu iktidar olarak tanımlanan yasama, yürütme,
yargı organları ile bunların alt birimlerinin asli kurucu iktidarın yarattığı
“hukuksal” otorite sınırları içinde hareket etmeleri, işlem ve eylemlerinin hu-
kuksal geçerlilik kazanabilmesinin önkoşuludur.” Bu durum, Anayasa’nın
6. maddesinde yer alan “hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa’dan
almayan bir Devlet yetkisini kullanamaz.” ifadesiyle, herhangi bir istis-
na tanınmaksızın kabul edilmiştir. Anayasa koyucu, “hiçbir kimse ya
da organdan söz ettiğine göre, kurulu bir organ olarak yasama organının da
sistem dışı yetki kullanımının hukuksal açıdan geçerli olmayacağının kabulü
gerekir... Zira kurulu iktidar olan yasama organının işlem ve eylemlerinin
geçerliği, asli kurucu iktidarın öngördüğü anayasal sınırlar içinde kalması
koşuluna bağlıdır”
6
demek suretiyle tali kurucu iktidar yetkisini kul-
lanan yasama organının yetkisinin sınırlarını belirlemiştir. Anayasa
Mahkemesi, aynı kararda, 1961 Anayasa döneminde verdiği kararlara
gönderme yaparak, bu kararlarda istikrar kazanan “…anayasal düze-
nin hukukun üstün kurallarına ve çağdaş uygarlığın gereklerine aykırı dü-
şen nitelikte yeni ilkelere bağlanmasının bu düzenin bütününü bozabileceği,
Anayasa’nın 1. maddesinde yer alan “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”
kuralı ile bunu tamamlayan ve Cumhuriyetin temel niteliklerini belirleyen
2. maddesini değiştirecek derecede etkili bir değişikliğin yapılamayacağı, aksi
takdirde değişiklikten sonraki yeni düzenin önceki Anayasa’da tanımlanan
biçimde işlemeyebileceği, bu gibi sonuçların önlenmesi için, çağdaş anaya-
saların kendilerini böyle değişikliklere karşı koruyan ve güvence altına alan
hükümleri ve kuruluşları birlikte getirme yolunu seçtikleri ifade edilmiş, buna
dayalı olarak da Anayasa değişikliklerine ilişkin tekliflerin her şeyden önce
Anayasa’nın Başlangıç bölümü ile 1. ve 2. maddelerinde yer alan ilkelerden
6
A. g. e.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009214
en küçük bir sapmayı veya değişikliği öngöremeyecekleri, değişikliklerin sözü
geçen ilkelerin tümünü veya herhangi birisini hedef alması durumunda teklif
edilemeyecekleri ve yasama meclislerinde kabul edilemeyecekleri, teklif edilme-
leri ve kabul edilmeleri durumunda ise, Anayasa’nın 9. maddesinde belirtilen
biçim koşullarına aykırı olacakları belirtilmiştir”
7
yönündeki görüşünü yi-
nelemiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, “Anayasa’nın 148. maddesindeki, Ana-
yasa değişikliklerinde şekil denetiminin “teklif…şartına uyulup uyulmadığı”
hususlarıyla sınırlı olduğunu ifade eden hüküm, yukarıdaki açıklamalar ışı-
ğında, “geçerli teklif” koşulunun bulunup bulunmadığına yönelik olarak ya-
pılacak bir denetimi de içerir”
8
.
“Yürürlükteki Anayasamızın öngördüğü düzen, anayasal normlar bü-
tünü ve bu bütünü somutlaştıran ilk üç maddede ortaya çıkan bir anayasal
düzendir… 4. madde ise ilk üç maddenin güvencesi olma niteliği itibariy-
le doğal olarak değişmezlik özelliğine sahiptir. Bu durumda, Anayasa’nın 4.
maddesi dahil olmak üzere her bir maddede yapılacak değişikliklerin siyasal
düzende değişikliklere ve kurucu iktidarın yarattığı anayasal düzende dönü-
şümlere yol açması mümkündür. O halde Anayasa’nın diğer maddelerinde
yapılacak değişikliklerle Anayasa’nın 4. maddesinin yasama organı için çiz-
diği sınırların aşılması olasılığı göz ardı edilemez.”
9
Mahkeme, aynı karar-
daki, “Anayasa’nın ilk üç maddesinde değişiklik öngören veya Anayasa’nın
sair maddelerinde yapılan değişikliklerle doğrudan doğruya veya dolaylı
olarak aynı sonucu doğuran herhangi bir yasama tasarrufunun da hukuk-
sal geçerlik kazanması mümkün olamayacağından, bu doğrultudaki teklifle-
rin sayısal yönden Anayasa’ya uygun olması tasarrufun geçersizliğine engel
oluşturmayacaktır.”
10
gerekçesiyle, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerin-
de değişiklik yapan hükümlerin Cumhuriyetin Anayasa’nın 2. Mad-
desinde belirtilen niteliklerine aykırı olup olmaması yönünden ince-
leyebileceğini, aykırı bulması durumunda iptal edebileceğini hükme
bağlamıştır.
Anayasa Mahkemesi, bu hükme dayanarak, üçüncü aşamada
7
Bkz. AYM’nin 12.10.1976 günlü. E1976/38, K1976/46; 27.9.1977 günlü, 1977/
82,K1977/117 sayılı kararları
8
AYM’nin 5.6.2008 günlü, E2008/16, K2008/116 sayılı karar, RG, 22.10.2008/27032,
S.136-138
9
A. g. e.
10
A. g. e.. s. 138.
makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009215
verdiği kararında, Anayasa’nın 10. ve 42. maddesinde yapılan deği-
şikliklerin, Cumhuriyetin 2. maddesinde yer alan niteliklerine uygun-
luğunu içerik yönünden tartışarak ve başka bir deyişle işin esasının
incelenmesine geçerek, “Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararları gözetildiğinde, Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde ya-
pılan düzenlemenin, yöntem bakımından dini siyasete alet etmesi, içerik yö-
nünden de başkalarının haklarını ihlale ve kamu düzeninin bozulmasına yol
açması nedeniyle laiklik ilkesine açıkça aykırı olduğu” sonucuna varmıştır.
Mahkeme’ye göre, “Toplumsal sorunların Anayasa’nın açık hükümleri çer-
çevesinde ve demokratik barışı ve uzlaşıyı esas alan yöntemlerle çözümü ye-
rine, dinin, din duygularının veya dince kutsal sayılan şeylerin istismar edil-
mek suretiyle kullanılmasına Anayasa izin vermemektedir”.
11
Mahkeme, bu
bağlamda, dinsel kaynaklı düzenlemelerle girişimlerin Anayasa karşı-
sında geçerli olmayacağını belirten, 9.4.1991 günlü, E1990/36, K1991/
8 sayılı kararı ile 16.1.1998 günlü, E1997/1(SPK), K1998/1 Refah Parti-
si kapatma kararına ve 22.6.2001 günlü E1999/2 (SPK), K2001/2 sayılı
Fazilet Partisi kapatma kararına; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 4.
Dairesi’nin, “…başörtü yasaklanmasının, Türkiye’nin koşulları dikkate alın-
dığında, “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” ile “kamu düzeni
ve güvenliğinin sağlanması” bakımından demokratik bir toplumda zorunlu
bir tedbir niteliğinde olduğunu” kabul eden 29.6.2004 günlü kararına ve
AİHM Büyük Dairesi’nin 10.11.2005 günlü Leyla Şahin kararına; tür-
ban taktığı için ilk öğretim kurumlarında öğretmenlik yapması yasak-
lanan Dahlab’ın İsviçre’ye karşı açtığı davayı reddederken “…türbanın
cinsiyetler arası eşitlik ilkesiyle bağdaşması güç olan dini bir simge olduğunu,
buna izin verilmesinin diğer dinlerin giyim sembollerinin de kullanılmasını
beraberinde getireceği, okullarda devletin tarafsızlığını tehlikeye düşüreceğini
ve yasaklamanın altında önemli bir kamu yararının bulunduğunu, özgür-
lüklerin, kamu güvenliğinin ve kamu düzeninin korunması amacıyla orantılı
ve demokratik bir tedbir olduğunu…” ifade eden 15.2.2001 günlü kararı-
na; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 3. Dairesi’nin 31.7.2001
günlü ve Büyük Dairesi’nin 13.2.2003 günlü Refah Partisi kararlarında
ifade edilen, “…başörtüsü takma özgürlüğünün, kamu düzeni ve güvenli-
ğinin korunması gereğiyle çatışması durumunda sınırlanabileceğini, laiklik
ilkesine saygı gösterilmemesi şeklindeki bir tutumun sözleşmeden yararla-
namayacağı, üniversitelerde çoğunluğa mensup dinin gereklerini yerine ge-
11
A. g. e.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009216
tirmeyen ya da başka dinlere mensup öğrenciler üzerinde baskı kurulmasını
engelleyecek önlemlerin sözleşmeye uygun olduğu, laik üniversitelerde çeşitli
inançlara mensup öğrencilerin barış içersinde bir arada yaşamalarını ve dola-
yısıyla da kamu düzeni ve başkalarının inançlarının korunmasını teminen söz
konusu dine ilişkin ritüel ve simgeleri sergilemenin yeri ve şeklini belirleme
hususunda sınırlamalar öngörülebileceği kabul edilmiştir”
12
yönündeki de-
yime gönderme yapmıştır.
Anayasa Mahkemesi, “Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerinde değişiklik
yapan dava konusu yasa hükümlerinin ve Anayasa’nın 2. maddesinde belir-
tilen Cumhuriyetin temel niteliklerini dolaylı bir biçimde değiştiren ve işlev-
sizleştiren düzenlemenin, Anayasa’nın 4. maddesinde ifade edilen değiştirme
ve değişiklik teklif etme yasağına aykırı olduğundan, Anayasa’nın 148. mad-
desinin ikinci fıkrasında öngörülen teklif etmeme koşulunun yerine getirilmiş
olduğu kabul edilemez.”
13
yönündeki gerekçe ve açıklanan nedenlerle
Anayasa’nın 2, 4 ve 148. maddelerine aykırı olduğuna ve iptali gerek-
tiğine karar vermiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin, davada ileri sürülen “yokluk” savını ka-
bul etmemesine karşın, Anayasa’nın, Cumhuriyetin niteliklerini be-
lirleyen 2., Anayasa’nın 4. maddesinin delaletiyle değiştirilemeyecek
ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek 1, 2 ve 3. ve Anayasa de-
ğişikliklerinin sadece “şekil” açısından, teklif ve oylama çoğunluğuna
ve ivedilikle görüşülemeyeceğine koşuluna uyulup uyulmadığı hu-
susları ile sınırlı bir denetim esasını öngören 148. maddesine dayana-
rak iptal kararı verdiği anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’ne göre,
Anayasa’da, Anayasa’nın temel yapısına açıkça aykırılık oluşturacak
ve Cumhuriyetin temel niteliklerinin içini boşaltacak biçimde yapılan
değişiklik, biçimi aşar, esasa aykırılık oluşturur ve iptali gerekir.
Yokluk, özel hukuk ve kamu hukuku, özellikle yönetsel hukuk
alanında, hukuksal işlemin ileri derecede hukuka aykırılık (sakatlık)
halini belirleyen bir kavramdır.
Her hukuksal işlem, temel ya da kurucu (esaslı) ve tamamlayıcı
unsurlarıyla bütünlük oluşturur. Bu unsurlardan birinin noksanlığı ya
da üst norma aykırılığı, işlemi sakat kılar.
12
A. g. e., s. 141-142.
13
AYM’nin 5.6.2008 günlü, E2008/16, K2008/116 sayılı karar. RG, 22.10. 2008/27032,
s.142.
makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009217
Özel hukukta, hukuka aykırılığın ya da noksanlığın kurucu un-
surlarda olması, işlemin kamu düzenine, ahlaka, adaba aykırı düşmesi
durumunda mutlak butlan; aykırılığın tamamlayıcı unsurlarda olması
halinde, göreli (nispî) butlan söz konusu olur. Mutlak butlan halini
yargıç resen dikkate alır, herkes tarafından ileri sürülebilir, işlem, za-
manla kendiliğinden ya da tarafların oluru ile düzeltilemez, kazanıl-
mış hak niteliğine dönüşmez; nispî butlan durumu ise ilgilinin başvu-
rusu üzerine incelenir, tarafların oluruyla düzeltilebilir. Nispi butlan
halinde, aykırılığın giderilebilmesi için işlemin, başvuru üzerine, yargı
yerince iptali gerekir.
YOK İŞLEM
İşlemin kurucu ya da esaslı unsurlarında noksanlık ve hukuka
ağır aykırılık hali açıkça görülmekte ise, işlem “yok” sayılır ya da yok
hükmünde kabul edilir. Yoklukla sakat işlemin geçersiz sayılması için
iptal davasının açılması gerekmez, yokluk halini herkes ileri sürebilir.
Mahkemenin işlevi, bu durumda, yokluğu saptamaktır. Yargı yerince
yokluğun saptanması, tartışılan işlemi ve ona bağlı türevsel işlemleri
kuruldukları tarihten itibaren geçersiz kılar. “Yok” olan işlemin iptali
de söz konusu olmayacağından, uyuşmazlık durumunda yargıç, but-
lan durumundan farklı olarak, iptal kararı yerine, yokluğu saptamakla
ve işlemin hükümsüzlüğünü belirtmekle yetinir; yokluk halini resen
göz önüne alır; yokluk, her zaman ileri sürülebilir.
Nispî ya da mutlak butlan halinde, yargıç iptal kararı verinceye
kadar, hukuksal işlemin geçerliği devam eder. Yargıç, nispî butlan ha-
lini tarafların başvurusu üzerine, mutlak butlan halini ise başvuru ne-
deniyle ya da resen dikkate alır.
“Yokluk”, hukuksal bir işlemden çok, eylemsel (de facto) bir duru-
mu ifade eder.
Özel hukukta nispî butlan, mutlak butlan ve yokluk olarak tanım-
lanan öz ve biçim açısından hukuksal sakatlıklar; kamuda, yönetsel
işlemlerde hukuka, açık ve ağır aykırılık biçimlerinde gözlenir.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009218
YÖNETSEL YARGIDA YOKLUK
Yönetsel hukukta (idare hukukunda) butlan, yetki, biçim (şekil) se-
bep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırılığı ifade eder;
kişisel hakları ihlal edilene yönetsel işlemi iptal ettirme hakkı tanır.
Ayrıca, idare, hukuka aykırı işlemlerini her zaman geri alabilir, yaptığı
işlemi düzeltebilir ya da yenileyebilir.
Her usul hatası, yönetsel işlemi sakat kılmaz. İşlemin sakatlanması
için hata veya eksikliğin işlemin özünü etkileyecek önem ve ağırlıkta
olması gerekir. Yönetsel işlemlerdeki sakatlıklar, ağırlık derecelerine
göre işlemi, iptale ya da yokluğa götürebilir.
14
Yönetsel yargıda, yetki, biçim (şekil), neden, konu ve maksat un-
surları üzerine kurulu işlemin iptali istemiyle dava açılması duru-
munda işlem, yargı yerince, bu yönlerinden incelenir. Bu unsurlardan
birinde ya da birkaçında hukuka aykırılığın bulunması durumunda
işlem sakatlanır ve iptali gerekir. Aykırılığın açık ve ağır olması, esas-
lı unsurlarda (kurucu unsurlarda) eksiklik şeklinde görülmesi duru-
munda işlemin yok sayılması söz konusu olur.
ANAYASAL YARGIDA YOKLUK
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’ya uygunluk denetimi sırasında
kuralı, Anayasa’ya uygunluk yönünden inceler. Anayasaya aykırılığın
saptanması, incelenen kuralı sakat kılar ve iptalini gerektirir. Anayasa
Mahkemesi’nin iptal kararı, yönetsel yargı kararlarından farklı olarak
geriye yürümez; ilke olarak iptal hükmü, Anayasanın belirlediği ayrık
durum dışında (m. 153/2) kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla
hüküm ifade eder.
Anayasa Mahkemesi, kuruluşundan zamanımıza kadar, anaya-
saya uygunluk denetimi yaptığı sırada bir yasama işleminin yokluk
nedeniyle hükümsüzlüğü yönünde bir karar vermemiştir. Ancak kimi
kararlarına “yokluk” durumunu tartışmıştır.
Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında, “Yönetim hukukunda yok-
luk, bir hukuksal işlemin hiç doğmamış, hukuk alemine çıkmamış sayılması
sonucunu doğurur. Bu bağlamda, Anayasa Yargısında yasama işlemlerinin
14
Yenice, K./Esin, Yüksel, Açıklamalı-İçtihat Notlu İdarî Yargılama Usulü, 1983, s. 23.
makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009219
yok sayılabilmesi ancak, yetki ve görev gaspı ya da çok ağır biçim eksikliği
durumlarında söz konusu olabilir.”
15
denilmektedir. Bu karara göre, Ana-
yasa Yargısında da koşullar oluştuğunda Mahkeme “yokluk” (hüküm-
süzlük) kararı verebilecektir.
Mahkemenin, bir başka kararına göre ise, “Yokluk, bir normun var
olmadığının ifadesidir. Yasalar bakımından, parlamento iradesinin olmama-
sı, Cumhurbaşkanının yayımlama iradesinin bulunmaması, Meclis’ce kabul
edilerek yasalaşan metnin Resmi Gazete’de yayımlanmaması gibi bir nor-
mun varlığının zorunlu koşulları bulunmadığı sürece “var”lıktan söz etmek
olanaksızdır”.
16
Yokluk, bir hukuksal işlemin hiç doğmamış, hukuk alemine çık-
mamış sayılması sonucunu doğurur. Bu nedenle “yok” sayılan işlem,
yapıldığı andan itibaren hükümsüzdür, “YOK” sayılan yasaya göre
yapılan işlemler de geçersizdir.
Anayasa Mahkemesi, yukarıda sözü geçen E92/K26 sayılı kararın-
da, TBMM’nin, daha önce reddettiği Kültür Bakanlığı Bütçesini, Baş-
kanlık Divanı’nın, ilk oylamada yanlışlık yapıldığı nedenine dayandı-
rılan önerisini benimseyerek, bu kez, “kabul eden” kararının yoklukla
sakat olduğu yönündeki savı yerinde bulmamıştır.
Anayasa Mahkemesi, bir başka kararında, Anayasa’da, Anayasa
değişikliklerine ilişkin yasaların esas yönünden denetimine yer veril-
mediği gibi, bunların biçim yönünden denetiminde de, teklif ve oyla-
ma çoğunluğuna ve ivedilikle görüşülemeyeceği koşuluna uyup uyul-
madığı hususları ile sınırlı bir denetim olanağı tanınmıştır. “Yaptırımı
iptal olarak belirlenmiş bu hususlar dışında denetim olanağı bulunmayan tali
kurucu iktidar iradesinin hukuksal geçerliği üzerinde daha ileri bir tartış-
ma yapmak için iptal nedenlerinden daha ağır bir hukuka aykırılığın varlığı
zorunludur.”
17
demek suretiyle, yokluk halinin saptanabilmesi için ip-
tal nedenlerinden daha ağır bir hukuka aykırılığın varlığını aramıştır.
15
AYM’nin 17.9.1992 günlü, E1992/26, K1992/48 sayılı kararı, AYMKD Sayı 28/2, s.
545.
16
AYM’nin 5.7.2007 günlü, E2007/72, 2007/68 sayılı kararı.
17
AYM’nin, 27.11.2007 günlü, E2007/99, K2007/86 sayılı kararı, RG, 19.2.2008 günlü,
2008/26792 sayılı
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009220
Yasama İşleminde Kurucu
(Zorunlu) Unsur - Tamamlayıcı Unsur Ayrımı
Yasama işlemleri (yasa, yasa hükmünde kararname, Meclis ka-
rarları, İçtüzük hükümleri), yönetsel işlemler gibi, kurucu (zorunlu)
ve tamamlayıcı unsurlardan oluşur. Kurucu unsurlar, Anayasa’nın
öngördüğü ve yasama işleminin dayandırılması gereken temel kural-
lardır. Tamamlayıcı unsurlar ise, bir Yasama işleminin yapılışı sıra-
sında uyulması gerekli, ikincil derecede önemli Anayasa ve İçtüzük
kurallarıdır. Yasa tasarı ve önerilerinin TBMM’nde görüşülerek karara
bağlanması, Cumhurbaşkanı tarafından Resmi Gazete’de yayımlanma-
ları; Yasa hükmünde kararnamelerin bir yetki yasasına dayanmaları,
Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılmaları ve Resmi Gazete’de yayımlan-
maları yasa ya da yasa hükmünde kararnamelerin kurucu unsurları-
dır. Yasa tasarı ve önerilerinin TBMM’de İçtüzüğe göre görüşülmesi,
Anayasa’nın her hangi bir hükmüne aykırı olmamaları gibi kurallar
yasanın tamamlayıcı unsurlarını oluştururlar.
Yasama işlemlerinin kurucu unsurlarında eksiklik olması duru-
munda işlem, yetki ve biçim yönlerinden “yok” kabul edilir, Mahkeme
durumu saptar ve yok işlemin hükümsüzlüğünü belirtmekle yetinir.
Anayasa Mahkemesi, anayasaya uygunluk denetimi yaptığı yasa-
ma işlemini, sadece tamamlayıcı unsurları yönünden Anayasaya aykı-
rı bulmuşsa, yokluk kararı vermez, işlemi, başvuru üzerine, Anayasa
aykırılık yönünden iptal eder.
Yetki - Fonksiyon Gaspı
Anayasanın öngördüğü kuvvetler ayrımı ilkesine aykırı olarak ya-
samanın yargı yetkisini üstlenmesi, yasamanın yargısal alana girmesi;
18
yargının, yasama organının yetki alanına giren konularda kural koyu-
cu nitelikli kararlar vermesi; yürütmeyi yargı yetkisiyle donatan bir
yasa çıkarılması, bu işlemleri yoklukla sakat kılar. Bu durumda yetki
gaspı- fonksiyon gaspı söz konusu olur
Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin, Resmi Gazete’de halkoyuna su-
18
18.11.1960 günlü, 7468 sayılı yasayla, TBMM Tahkikat Encümenleri’nin naip ola-
rak görevlendirecekleri Tali encümenlere, C. Savcılarına, sorgu hakimlerine, sulh
hakimine ve as. adli amirlerine ait yetkiler verilmişti.
makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009221
nulmak üzere yayımlanan TC Anayasasının Bazı Maddelerinde De-
ğişiklik Yapılması Hakkında 31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Kanun’da
değişiklik yapan 16.10.2007 günlü 5697 sayılı Kanun’un, TBMM’nin,
halkoyuna sunulmuş bulunan 5678 sayılı Kanun’da değişiklik yapma
yetkisinin bulunmadığı, bu durumun kaynağı Anayasada bulunmayan
bir yetkinin kullanılması anlamına geleceği ve 5697 sayılı Kanun’un
yetki unsurunda ağır sakatlığa bağlı yetki tecavüzü veya yetki gaspı
oluşturduğu; ayrıca, söz konusu yasayla, halkın türevsel kurucu ik-
tidar olarak Anayasa’yı değiştirme ve Cumhurbaşkanı’nın Anayasa
değişikliklerini halkoyuna sunma yetkilerinin TBMM tarafından gasp
edildiği ve bu nedenle “yokluğuna” hükmedilmesi gerektiği yönündeki
savı, “Halkoyuna sunularak kabul edilen bir Anayasa değişikliğini yürürlük-
ten kaldırma yetkisine sahip olan TBMM, henüz referandumla oylanmamış
ve yürürlüğe girmemiş bir Anayasa değişikliği yasası üzerinde evleviyetle ta-
sarruf yetkisine sahiptir.”
19
gerekçesiyle reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, aynı kararında yokluğun tanımı ve uygula-
ma üzerinde durmuştur.
Anayasa Mahkemesi’ne göre; “Yokluk, bir normun var olmadığının
ifadesidir. Yasalar bakımından, Parlamento iradesinin olmaması, Cumhur-
başkanının yayımlama iradesinin bulunmaması, Resmi Gazete’de yayımlan-
maması gibi bir normun varlığı için zorunlu olan koşulları içermediği sürece
“bir varlıktan” söz etmek olanaksızdır. Ancak, bunun dışındaki sakatlıklar, de-
netime tabi oldukları sürece, Anayasal denetimin konusunu oluşturabilirler”
Anayasa Mahkemesi, böylece, yokluğu, bir norma vücut veren ya da
yürürlüğe koyan iradelerin eksikliğiyle sınırlı olarak kabul etmiştir.
20
Anayasa Mahkemesi’ne göre; yetki ya da fonksiyon gaspı, ancak, bu
durumlarda söz konusu olur.
Ağır Biçim Eksikliği
Yasama işlemlerinin, Anayasanın öngördüğü biçime ve temel
düzenleme kurallarına uyulmayarak yapılması, ağır biçim eksikliği-
ni oluşturur. Ağır biçim hatası, işlemi, “yoklukla” sakat kılar. Örneğin,
olağan dönemde, bir yetki yasasına dayanmayarak yasa hükmünde
19
AYM’nin 27.11.2007 günlü, 2007/99,K2007/86 sayılı kararı, RG, 19.2.2008 / 26792.
20
AYM’nin 2.7.2007 günlü, E2007/72, K2007/68 sayılı kararı.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009222
kararname çıkarılması, Meclis’çe kabul edilen bir yasanın, Cumhur-
başkanınca yayımlanmadan yürürlüğe sokulması; Meclis’çe kabul edi-
len bir İçtüzük hükmünün Resmi Gazete’de yayımlanmadan yürürlü-
ğe sokulması gibi.
İçtüzük kuralının Meclis’e kabul edilmemiş olması, Meclis’çe, he-
nüz kabul edilmeyen bir yasanın, Cumhurbaşkanınca, Resmi Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe sokulmak istenmesi gibi durumlar ağır biçim
eksikliğine örnek oluşturur ve yasa, yoklukla sakat kabul edilir…
Konu Unsurunda Sakatlık
Bir yasama işleminin konusu, elde edilmesi istenen sonuçtur.
Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında, “Anayasa Mahkemesince
iptal edilerek Anayasaya aykırılığı belirlenen bir hükümle aynı ya da özdeş
nitelikte olan bir başka kuralın, yasalaştırılarak Anayasa Mahkemesi kara-
rının etkisiz duruma düşürülmesi, kuşkusuz, Anayasanın 153. maddesinin
ağır ihlali anlamına gelir.”
21
denilmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kara-
rında, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına göre, Anayasa Mah-
kemesi kararlarının bağlayıcılığı kuralına uyulmamasını ve Anayasa
Mahkemesi kararının etkisiz duruma getirilmesini bu maddenin “ağır
ihlali” olarak nitelemişse de, yok işlem olarak kabul etmemiştir. Bu-
rada sözü geçen “ağır ihlal” deyimi, Anayasaya “ağır aykırılık” anla-
mındadır. “Ağır ihlal” ya da “ağır aykırılık” hali, tek başına yasama iş-
leminin “yok” sayılması için yeterli değildir. Yokluk için ağır aykırılık
yanında, aykırılığın açık olması da gerekir. Sadece ağır aykırılık, kuralı
işlemi mutlak butlanla sakat kılar, iptale neden olur, ancak bu durum-
da yokluktan söz edilmez. Bir yasama işleminin yok sayılabilmesi için
Anayasa’ya ağır aykırılık halinin “açık” olması gerekir.
Anayasa Mahkemesi, Cumhurbaşkanını halk tarafından seçilme-
sine, TBMM seçim döneminin 5 yıla çıkarılmasına ve Cumhurbaşkanı
görev süresinin beş yıla indirilmesi ve bir kimsenin en fazla iki kez
Cumhurbaşkanı seçilebilmesine ilişkin Anayasa’da değişiklik yapan
31.5.2007 günlü, 5678 sayılı Kanun’un iptali istemiyle açılan davada,
Cumhurbaşkanının, dava dilekçesinde ileri sürülen, “Yasanın, Cum-
21
AYM’nin 9.4.1991 günlü, E1990/36, K1991/8 sayılı kararı, AYMKD, Sayı 27/1, s.
306.
makaleler Yılmaz ALİEFENDİOĞLU
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009223
hurbaşkanınca, yeniden görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderilmesi üze-
rine gerçekleştirilen birinci tur görüşmede, Kanun’un tümünün görüşülmesi
bitirildikten sonra yapılan oylamada maddelere geçilmesinin 366 oyla kabul
edildiğinin açıklandığını, oysa bu sayının üye tamsayısının 2/3 çoğunluğun-
dan az olması nedeniyle Anayasa değişikliğinin TBMM’nce reddedilmiş sa-
yılması gerektiğini, maddelerin görüşülmesine geçilmesinin ve sonuçta Yasa
önerisinin kabul edilerek yeniden Cumhurbaşkanına gönderilmesinin, tüm
oylamalarda nitelikli çoğunluğun bulunması gerektiğine ilişkin E1970/1 ve
E1973/19 sayılı Anayasa Mahkemesi kararlarına aykırılık oluşturduğunu,
bunun yasayı şekil açısından sakatladığını, bu nedenle 5678 sayılı Kanun’un
öncelikle yok hükmünde olduğunun saptanması” gerektiği yönündeki
savı, “1961 Anayasası döneminde bu Anayasa’nın kurallarına göre verilmiş
Anayasa Mahkemesi kararlarının, yeni bir Anayasa olan 1982 Anayasası dö-
neminde hukuksal bağlayıcılıkları yoktur. Yürürlükte olmayan Anayasalar
döneminde bu Anayasa kurallarının esas alınmasıyla verilen iptal kararları,
“yokluk” ya da diğer yaptırımların gerekçesi olamaz.” yönündeki görüşüy-
le reddetmiştir.
22
Yokluğun Yasama İşlemlerine Etkisi
Anayasa Mahkemesi’nin, yok hükmündeki kararlarının etkisi, iş-
lemin hukuk aleminde ortaya çıktığı tarihe kadar geri gider, hakkında
yok kararı verilen yasama işlemi, hukuk alemine çıktığı tarihten iti-
baren yok (hükümsüz) kabul edilir. Yok sayılan kurala göre yapılan
işlemler de, kendiliklerinden yok duruma düşerler.
Konu, Anayasa Mahkemesi’nin önüne, TBMM’nin, emeklilikle
ilgili olarak, kendi üyeleri için art arda çıkardığı benzer nitelikli ay-
rıcalıklı yasalar nedeniyle gelmiştir. Anayasa Mahkemesi, TBMM’nin
kendi üyelerine ayrıcalık tanıyan bu yasaları, yok hükmünde kabul
etmemiş, ancak iptal etmiştir.
Bu konuda TBMM’nin geliştirdiği ikinci bir yöntem, bu tür yasa-
nın, Anayasa Mahkemesi’nin “olası” iptal kararını etkisiz kılmak için,
Anayasa Mahkemesi’nde incelenme aşamasında olan ve TBMM üye-
lerine emeklilik bakımından ayrıcalık getiren yasayı, henüz Anayasa
22
AYM’nin 5.7.2007 günlü, E2007/72, K2007/68 sayılı kararı.
Yılmaz ALİEFENDİOĞLU makaleler
TBB Dergisi, Sayı 81, 2009224
Mahkemesi iptal kararı vermeden önce “aynı nitelikte, ayrı bir yasa ile
yedeklemesidir”.
Örneğin, 26.10.1990 günlü, 3671 sayılı “TBMM Üyelerinin Ödenek
Yolluk ve Emekliliklerine Dair Kanun”a karşı, Anayasa’ya aykırılık sa-
vıyla yapılan başvurunun Anayasa Mahkemesi’nde henüz karara bağ-
lanmadan aynı nitelikte, 3.12.1992 günlü 3855 sayılı yasa çıkarılmıştır.
3855 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile 3671 sayılı Kanun’un 2. maddesi
hemen hemen aynıdır.
23
Anayasa Mahkemesi, bu konuda açılan da-
valarda, yokluk konusunu tartışmakla beraber, iptal kararı vermeyi
yeğlemiştir.
SONUÇ
Yokluk, özel hukukta ve kimi zaman yönetsel ve anayasal yargıda,
zaman zaman ortaya çıkabilecek hukuk dışı uygulamalara karşı kulla-
nılabilecek, hukuksal bir araçtır.
Yok sayılan işlemler kimseyi bağlamaz ve kuruldukları tarihten
itibaren geçersiz sayılırlar.
“Yokluk” hali, konuyu incelemeye yetkili yargı yerlerince belirle-
nir. Anayasa yargısında, bu yetki Anayasa Mahkemesi tarafından kul-
lanılır.
Türk Anayasa pratiğinde, anayasal organların, kimi zaman, kay-
nağı Anayasa’da bulunmayan bir yetki kullanarak ve Anayasa’ya açık
ve ağır aykırılıkta bulunarak başka kuruluşların yetki alanına girdik-
leri oldukça sık görülen olaylardandır. Bu durum karşısında, yasama,
yürütme ve yargıya düşen, hukuka açık aykırılığı belirlemek ve yoklu-
ğa neden olan olay karşısında tavır alabilmektir. Anayasal düzene ve
Anayasa’nın koruduğu değerlere sahip çıkmanın herkes için, özellikle
yargı yerleri için onurlu bir görev olduğu unutulmamalıdır.
23
3671 sayılı Kanun’un 2. maddesi, Mahkeme’nin 2.2.1993 günlü kararıyla; 3855 sa-
yılı Kanun’un aynı konudaki 2. maddesi, 28.12.1994 günlü, E1994, K1984/83 sayılı
kararıyla iptal edilmiştir.