powered by

powered by

makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009311 CEZA MUHAKEMESİ KANUNU ÇERÇEVESİNDE “ADLİ KONTROL” A. Duygu ÖZGÜVEN ∗ GİRİŞ Ceza muhakemesinde, yargılamanın usulüne uygun bir biçimde gecikmeksizin gerçekleştirilebilmesini, maddi gerçekliğe ulaşmak ve ulaşılan gerçeklik doğrultusunda verilmiş olan kararların uygulana- bilmesini sağlamak amaçlarıyla, ölçülülük ilkesi de göz önünde bulun- durulmak suretiyle, ilk bakışta haklı görünmesi koşuluyla uygulanan, suç işlendiğine ilişkin şüphenin doğduğu andan itibaren, geçici olarak temel hak ve özgürlükleri sınırlandıran yahut kaldıran önlemlere ko- ruma tedbirleri denilmektedir. 1 Koruma tedbirleri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, bu terim ile nitelendirilmiş olsa da, öğretide farklı adlarla anılabilmekte- dir. Öğretide kullanılan terminoloji farklılığına örnek olarak; usul ted- birleri, ihtiyati tedbir, ceza yargılaması önlemleri, zorlayıcı tedbir, te- mel hak müdahaleleri gibi adlandırmaların, verilmesi mümkündür. 2 Kanunda farklı sistematikler içinde düzenlenmiş olsa da tüm ko- ruma tedbirleri için geçerli üç koşul sayılabilmektedir. Bu koşullar; ge- cikmede sakınca bulunması, görünüşte haklılık ve ölçülülük ilkesine uygunluk olarak sıralanmaktadır. * Av., Adana Barosu, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı, Ceza Hukuku yüksek lisans öğrencisi. 1 Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, Beta basım yayım dağıtım,12. bası, Ocak 2007, s. 314–8, Koca, Mahmut, “Tutuklamada Orantılılık İlkesi Çerçevesin- de Bir Koruma Tedbiri Olarak Yurt Dışına Çıkarmama”, http://archiv.jura.uni- saarland.de/turkish/MKoca1.html. 2 Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Basım Yayın Dağıtım, yeniden ve gözden geçirilmiş 4. bası, İstanbul, Ekim 2006, s. 279, Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, s. 313. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009312 Koruma tedbirlerinin genel koşullarını sırasıyla açıklamak gere- kirse; • Gecikmede sakınca bulunması; ancak ceza muhakemesinin ol- ması gerektiği biçimde yapılması, maddi gerçeğe ulaşılması ve mu- hakeme sonunda verilebilecek kararların uygulanabilmesinin tehli- ke altında olması halinde, koruma tedbirlerine başvurabilmeyi ifade etmektedir. 3 Bir başka anlatımla, koruma tedbirlerinden herhangi biri- ni uygulayabilmek için, tedbir uygulanmadığı takdirde, somut olayda, ceza muhakemesinin zarara uğrama riski mevcut olmalıdır. • Görünüşte haklılık; koruma tedbirlerine başvurmanın haklılı- ğının kesin olarak bilinemeyeceği muhakeme evresinde, en azından ilk değerlendirme sonucunda tedbir uygulamasının haklı görünmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Aslında koruma tedbirine gidilmesinin haklı olduğu, ancak muhakemenin sonuçlanması ile ortaya çıkabile- cektir. Bu nedenle tutuklama koruma tedbirindeki “kuvvetli şüphenin varlığı” gibi, yanılgı riski var olan bir haklılık bulunmalıdır. 4 • Ölçülülük ilkesi; koruma tedbirlerinin uygulanmasının yahut uygulanacak olan tedbirin, somut olayda, elverişli, gerekli ve orantılı olması, tedbirin uygulandığı kişinin uğrayacağı sınırlamayla, tedbirle sağlanacak yararın dengeli olmasını ifade etmektedir. 5 İlkeye, önemi ve konumuzla yakın ilişkisi nedeniyle, ileride daha ayrıntılı olarak de- ğinilecektir. Koruma tedbirlerinin, vermiş olduğumuz tanımından da anlaşıla- cağı üzere, özellikleri; geçici olma, araç olma ve yasayla düzenlenme olarak sayılabilmektedir. Geçici olma; koruma tedbirinin üst süre sınırı gösterilmiş olduğu takdirde bu süreye uyulmak suretiyle ve ancak uygulanmasını ge- rektiren koşullarının varlığı süresince devam ettirilebilmesini ifade etmektedir. 6 3 Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 281. 4 Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, s. 316. 5 Yüksel, Metin, Ölçülülük İlkesi, Ankara 2002, s. 57, Akt: Çakın, Akın, “Kişi Öz- gürlüğü ve Güvenliği Açısından Adli Kontrol”, http://www.yayin.adalet.gov.tr/ dergi/30_sayi 6 Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Savaş yayınevi, 5. baskı, Ankara Ka- sım 2006, s. 211. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009313 Araç olma; koruma tedbirlerinin, ceza muhakemesinin, usulüne uygun gerçekleştirilmesini ve amaçlarına ulaşılabilmesini sağlama iş- levini veya bu boyutta koruma tedbirinin bir diğer tedbire yol aça- bilmesini ortaya koymaktadır. 7 Örnek vermek gerekirse, tutuklama, şüpheli/sanığın kaçmasını engellemek için, yakalama tedbiri, tutukla- mayı gerçekleştirmek için araç konumunda olabilmektedir. Koruma tedbirleri, Anayasa’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınır- lanması” başlıklı 13. maddesi gereğince ancak kanunla belirlenebilecek- tir. Koruma tedbirlerinin kişilerin temel hak ve özgürlüklerini etkile- yen önlemler olmaları sebebiyle, kanunilik ilkesi çerçevesinde, yasayla düzenlenmesi gereklilik arz etmektedir. Temel hak ve özgürlükleri et- kilemenin ötesinde sınırlandıran koruma tedbirleri yönünden ise, ilgili yasada bulunan düzenleme dışında, Anayasaya da hüküm konulmak sureti ile güvence sağlanmıştır. Koruma tedbirleri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bi- rinci kitabının dördüncü kısmında 90 ila 144. maddeleri arasında yer almaktadır. Ayrıca en ağır ve en önemli koruma tedbirlerinden olması sebebiyle tutuklama ve tutuklamaya araç olabilecek yakalama tedbiri, Anayasa’nın kişi hürriyeti ve güvenliği başlıklı 19. maddesinde hü- küm altına alınmıştır. Koruma tedbirlerini; yöneldikleri değerler, süjeler, gayeleri, ver- meye yetkili merciler açısından, çeşitli sınıflandırmalara tabi tutmak mümkündür. Yöneldikleri değerlere göre koruma tedbirleri, süjelerin özgürlüğü, malvarlığı vb. üzerinde etkili olabilmektedir. 8 Koruma ted- birleri, şüpheli/sanık, tanık ve ilgili üçüncü kişilere yönelik olarak uy- gulanabilmektedir. Karar vermeye yetkili merciiler açısından ise, sa- dece hâkimin yetkili olduğu koruma tedbirleri bulunduğu gibi, Cum- huriyet Savcısı ile kolluk amirinin de hâkimle birlikte yetkili olduğu tedbirler bulunmaktadır. 9 Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki düzenleniş sırasına göre ise; ya- kalama, gözaltı, tutuklama, adli kontrol, arama, el koyma, telekomüni- 7 Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, s. 316. 8 Örneğin, adli kontrol tedbirleri arasında sayılmış olan “yurt dışına çıkamamak” tedbiri, şüpheli veya sanığın seyahat özgürlüğünü sınırlamaktadır. 9 Örneğin, arama ve el koyma tedbirleri, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emirleri ile gerçekleştirilebilir. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009314 kasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, gizli soruşturmacı ve teknik araçlarla izleme, koruma tedbirleri mevcuttur. Koruma tedbirleri arasında düzenlenmiş olan adli kontrol, tutukla- maya alternatif olabilme özelliği ve hukukumuza 5271 sayılı Kanun’la giren yeni bir tedbir olması sebebiyle, büyük önemi haizdir. Kişi öz- gürlüklerini etkileyen bir alanda getirilmiş önemli bir yenilik olan adli kontrolün hayata geçirilebilmesi için, hassasiyetle ele alınması gerek- mektedir. İşte bu bağlamda çalışmamızda, öncelikle birinci bölümde koruma tedbirleri arasında yer alan adli kontrol tüm yönleri ile birlik- te incelenecektir. Sonuç ve değerlendirme bölümünde ise, çalışmanın kısa bir özeti ve çalışma sonunda ulaşılan bir kısım değerlendirmelere yer verilecektir. ADLİ KONTROL, AMACI, KOŞULLARI, TÜRLERİ VE İLGİLİ DÜZENLEMELER “Polis, bir kırlangıcı topla vurmamalıdır.” JELLİNEK I. GENEL OLARAK Adli kontrol; şüpheli yahut sanığın, tutuklama koşullarının varlı- ğı halinde, ölçülülük ilkesi çerçevesinde, tutuklama ile ulaşılabilecek amaçlara uygun olduğu takdirde, kanunda sayılı bir veya birkaç yü- kümlülüğe tabi tutulmasıdır. Adli kontrol, tutuklanmayı gerektiren koşulların varlığı halinde, şüpheliye/sanığa daha hafif nitelikte bir tedbir uygulanmasını sağla- mak suretiyle, tutuklamaya alternatif olarak getirilmiştir. Ancak ku- rum, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 tarihinden bu yana, çeşitli değişikliklere uğrayarak, tutuk- lamaya alternatif olma dışında, farklı mahiyetlere de bürünmüş bulun- maktadır. Bu bağlamda, Kanun’un son şekli göz önüne alındığında; adli kontrol, tutuklamanın başlangıçtan bu yana yahut tutuklama üst süre sınırının geçirilmesi suretiyle yasak olduğu hallerde de uygulama alanı bulacaktır. Bu nedenle adli kontrol, artık sadece tutuklamanın alternatifi değil ve hatta daha çok tamamlayıcısı, devamı niteliğinden- dir. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009315 Adli kontrol, tutuklamadan sonra gelmek üzere, 5271 sayılı Kanun’un “Koruma Tedbirleri” başlıklı dördüncü kısmının ikinci bölü- münde, 109 ila 115. maddeleri arasında ayrıntılı bir biçimde düzen- lenmiş bulunmaktadır. Adli kontrol tedbirlerinin düzenlenmesiyle, tu- tuklama istisnai hale getirilmek istenildiğinden ve adli kontrol uygu- lanmasının öncelikli olarak dikkate alınması gerektiğinden, kurumun tutuklama tedbirinden önce düzenlenmesi daha isabetli olabilecekti. 10 Öyle ki, Kanun’un 2002 tarihli ilk tasarısında söz konusu gerekçeler göz önünde tutularak, adli kontrol, tutuklamadan önce düzenlenmişti. 11 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin gerekçesinde “Yalnız başına tutuklama, hâkimi, şüpheli veya sanık hakkında ya bütünüyle hürriyetten yok- sunluğa ya da tam serbest bırakmaya mecbur kılan bir tedbirdir; adı geçenler ya bir yere kapatılacaklar veya tam serbest kalacaklardır. Tasarı bu maddesi ile bu iki durum arasında adlî kontrol kurumunu getirmiş bulunmaktadır… Kurum ilgiliyi özgürlüğünden yoksun kılmamakla birlikte gözlemeyi ve de- netlemeyi olanaklı kılan tedbirlere tâbi kılmaktadır; böylece kişinin kaçması riski azaltılırken hürriyetten tümü ile yoksun kılmanın zararları da ortadan kaldırılmış olmaktadır. Bu yeni kurumun hem özgürlükçü ve hem de kamu düzenini koruyucu nitelikte bulunduğu söylenebilir. Bu kurumdan sonra tu- tukluluk uygulaması istisnaî hâle gelmektedir. Kurum şüpheliyi hürriyetten yoksun hâle getirmemekle birlikte, aynı sonuçların elde edilebileceği hâllerde adlî kontrole hükmetmek gerekecektir.” ifadelerine yer verilmiştir. 12 Adli kontrolü düzenleyen maddenin gerekçesinden de anlaşılaca- ğı üzere Kurum, kamu düzeni ile kişi özgürlüğü arasında denge kur- mak suretiyle, aynı işleve sahip tutuklama tedbirinin büyük oranda yerini almak amacıyla getirilmiştir. Ancak çalışmamızın ileriki bölüm- lerinde ayrıntılı olarak açıklanacağı üzere, gerekçesini vermiş olduğu- muz tasarı metninde, kanunlaşma sürecinde yapılan değişiklikler ne- ticesinde, tutuklamanın istisnai hale getirilmesi amacından sapmalar söz konusu olmuştur. 10 Benzer görüş için bkz: Çakın, “Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Açısından Adli Kont- rol”. 11 Bu doğrultuda; 5271 sayılı Kanunda, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’ndan farklı olarak, gıyabi tutuklama yurt dışındaki kaçaklara ilişkin istis- na dışında kaldırılmış olduğundan, istisnai hal dışında yakalanmadan tutuklama mümkün olamayacağı için, yakalama tedbiri, tutuklamadan önce düzenlenmiştir. 12 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri, 112. madde gerekçesi, http://www.kazancı.com.tr/. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009316 Adli kontrol, hukukumuza 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile birlikte girmiş yeni bir kurumdur. Mülga 1412 sayılı Ceza Muha- kemeleri Usulü Kanunu’nda tutuklamaya alternatif niteliği taşıyan, tutuklama yerine uygulanabilecek tedbirler mevcut değildi. Mülga Kanun’da, sadece tutuklama kararının infazını erteleyen kefalet veril- mesine ilişkin hüküm yer almaktaydı. Buna göre, delillerin karartılma- sına veya tanıkların ve bilirkişilerin etki altına alınmasına ilişkin dav- ranışlar dışındaki sebeplerle tutuklama kararı verildiğinde, infazdan kefalet verilmesi şartıyla, vazgeçilebilmekteydi. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu döneminde, Mül- ga Kanun’un kefaleti düzenleyen 117. maddesi dışında, tutuklama- nın infazını durdurabilecek nitelikte bir diğer temel hak müdahalesi Pasaport Kanunu’nun 22. maddesinde düzenlenen yurt dışına çıkış yasağıydı. 1412 sayılı Kanun’da yer verilmemiş olan yurt dışına çıkış yasağına ilişkin düzenleme; Pasaport Kanunu dışında, Mülga Çıkar Amaçlı Suç Örgütleri ile Mücadele Kanunu ve bu kanuna yapılan atıf ile Mülga Bankacılık Kanunu’nda yer almaktaydı. Yurt dışına çıkış yasağına ilişkin düzenlemenin 1412 sayılı Kanunda bulunmaması ve tedbirin Pasaport Kanundaki hükme dayanılarak uygulanması sistem- sizliği ortaya koymaktaydı. 1412 sayılı Kanun’un 104. maddesinde, 1992 yılında yapılan deği- şiklikle tutuklama haksızlığa sebep olabilecekse veya tutuklama yeri- ne bir başka yargılama önlemi ile amaca ulaşılabilecek ise tutuklamaya karar verilemeyeceğinin belirtilmesi suretiyle, ölçülülük ilkesi getiril- miş olmasına karşın, tutuklama yerine uygulanabilecek adli kontrol neviden yükümlülüklere yer verilmemişti. Kefalet verilmesi ise tutuk- lamadan bağımsız olarak verilebilen bir tedbir olmayıp, tutuklama ka- rarından sonra infazı geri bırakma işlevine sahipti. 13 Bu nedenle, deği- şiklikle, ölçülülük ilkesine 1412 sayılı Kanun metninde yer verilmesine karşın, adli kontrol düzenlenmesine gidilmediğinden, ilkeye işlerlik kazandırılması söz konusu olmamıştı. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinin gerek- çesinde de ifade edildiği üzere; adli kontrol kurumu tesis edilirken, Alman, İtalyan ve özellikle Fransız hukuku göz önünde bulundurul- muştur. Tasarıda büyük ölçüde, Fransız Ceza Muhakemesi Yasası 13 Özbek, Veli Özer, İnfaz Hukuku, Orion yayınevi, Ankara 2007, s. 305. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009317 doğrultusunda, hükümler getirilmişti. Yasa haline getirilen metinde ise değişiklikler yapılmak suretiyle, Fransız Yasası’ndaki “Adli dene- tim” kurumundan farklılıklar yaratılmıştır. Kanunun tasarısı ile yasalaşan metin arasındaki farklılıklar aşağı- daki biçimde sıralanabilmektedir: • Tasarıda tutuklama gerektiren her türlü suçla ilgili olarak adli kontrolün uygulanabilmesi mümkün iken, Kanunda sadece üst sınırı 3 yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlara uygulanabilme sınırı getirilmiştir. • Tasarıda yer almayan bir fıkra eklenmesi suretiyle tutuklama yasağının bulunduğu hallerde de adli kontrol hükümlerinin uygula- nacağı kabul edilmiştir. • Tasarıda, 16 adet adli kontrol yükümlülüğüne yer verilmiş olma- sına karşın, yasalaşan metinde yükümlülük sayısı 9’a indirilmiştir. Ya- salaşan metindeki yükümlülüklerden “yurt dışına çıkamamak” Tasarı’da yer almazken, diğer 8 yükümlülük aynen muhafaza edilmiştir. • Tasarıda yer almayan iki fıkranın daha eklenmesi suretiyle, bir istisna dışında adli kontrol altında geçirilmiş olan sürenin cezadan mahsup edilemeyeceği ve tutukluluk sürelerinin dolması halinde de adli kontrole hükmedilebileceği hükme bağlanmıştır. II. ADLİ KONTROLÜN AMACI VE YARARLARI Anayasa’nın “Temel Hak ve Ödevler” başlıklı 2. kısmının 1. bölü- münde yer alan 13. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak, kanunla sınırlanabileceği belirtildikten başka, bu sınırlamaların “Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum dü- zeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı” ola- mayacağı ifade edilmiştir. Ayrıca 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun tutuklamayı düzenleyen 100. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesinde “işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez” denilerek, anayasal bir ilke olan ölçülülük, Kanun’da açıkça yer bulmuştur. Kanun’un 101. maddesinde, Cumhu- riyet Savcısının tutuklama istemlerinde ve verilen tutuklama kararla- A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009318 rında adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukuki ve fiili nedenlere yer verilmesi gerektiğinin ifade edilmiş olması da, ölçülük ilkesinden kaynaklanmaktadır. Ölçülülük ilkesi, hukuk devletinin bir gereği olup; Anayasa ve ceza muhakemesi hükümlerinin kişilere tanınmış olan temel hak ve özgürlük müdahalelerine ilişkin olarak getirmiş olduğu sınırlamalar, hukuk devleti niteliğinin boyutunu ortaya koymaktadır. 14 Adli kont- rol, ölçülülük ilkesine işlerlik kazandırabilmek adına, tutuklamanın kişiler üzerindeki ağır etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla, getiril- miş bir kurumdur. Adli kontrol, tutuklama koruma tedbirine bir ikame olup, tutuk- lama ile aynı amaca sahiptir. Tutuklama ile ulaşılmak istenen amaçlar daha hafif bir tedbir olan adli kontrol ile sağlanabiliyorsa, ölçülülük ilkesi gereğince, tutuklama kararı yerine adli kontrole hükmetmek ge- rekmektedir. Adli kontrol ile kişi özgürlüğünü en az şekilde etkileyen müdahalelerle tutuklamanın amacına ulaşılmaya çalışılmakta, en ağır koruma tedbiri niteliğindeki tutuklama istisnai kılınmak istenilmekte- dir. Ölçülük ilkesi, tutuklamayı gerektirebilecek bir suçla ilgili olarak yapılan soruşturma veya kovuşturmada öncelikle adli kontrol uygu- lamasıyla tutuklamanın amaçlarına ulaşılmaya çalışılması gerektiğini ifade etmekten başka, adli kontrol yükümlülükleri arasında daha hafif nitelikteki tedbirlerin öncelikle dikkate alınmasını da zorunlu kılar. Adli kontrolün amacı, şüpheli veya sanığın kaçmasını, delilleri karartmasını önlemek suretiyle, muhakemenin gecikmeksizin ve teh- likeye düşürülmeden yapılmasını, verilecek kararların uygulanmasını sağlamaktır. Adli kontrol, tutuklamaya tam bir alternatif olarak uygu- lanabildiği takdirde, 15 tutuklamayı en son çare konumuna getirebile- cek devrim niteliğinde bir kurumdur. Bilindiği üzere, hakkında yapılan muhakemenin kati surette ne- ticelenmesi sonucunda hapis cezasına mahkûm olan kişiler; erteleme, 14 Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, s. 314. 15 Adli kontrolün tutuklamaya tam bir alternatif olabilmesi için, 5271 sayılı CMK’nın 109. maddesinin 1. fıkrasında yer alan sadece üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren suçlarla ilgili olarak uygulanabilme koşulunun kaldırılması ge- rekmektedir. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009319 şartlı salıverme gibi infaz usullerine başvurulmak suretiyle, serbest bı- rakılabilmektedirler. Suçluluğu kesin hükümle sabit olan kimselerin dahi belirli koşullar altında serbest bırakılması mümkün iken, hakkın- da yapılan yargılama süreci tamamlanmamış şüpheli veya sanığın adli kontrol yükümlülüklerine tabi tutularak, serbest bırakılmaması çelişki yaratacak, insan haklarına da aykırılık teşkil edecektir. 16 Adli kontrol yükümlülüklerinin uygulanmasının, sistemin yeniliği göz önüne alındığında, özellikle alt yapı hazırlanması sürecinde, dev- let maliyesine külfet oluşturacağı düşünülecek olsa da, uzun vadede oluşan külfetin yapılan tasarruflarla tersine döndürülebileceği göz ardı edilmemelidir. Ayrıca devlet maliyesine yüklenen külfetler öne sürü- lerek, kişilerin hak ve özgürlüklerine ilişkin sınırlandırmalar getirile- meyeceği gibi, hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, hak ve özgür- lüklerin en az sınırlandırmayla kullandırılabilmesine çalışılmalıdır. 17 Adli kontrol tedbirlerinin uygulamasının, alt yapının oturmasıy- la birlikte, uzun vadede devlete, şüpheliye/sanığa ve topluma birçok fayda sağlayacağı açıktır. Tutuklama yerine adli kontrol yükümlülük- lerine karar verildiği takdirde, hapishanelerdeki aşırı kalabalıklaşma nispeten giderilecek ve şüpheliye/sanığa sağlanan imkânlar dâhilinde yapılan harcamalarda azalma sağlanacaktır. Ayrıca özellikle ilk defa bir suçla ilgili olarak soruşturulan veya kovuşturulan şüphelinin/sanığın hapishane ortamından kötü yönde etkilenmesi engellenecek, şüpheli/ sanık, sosyal çevresinden ve yaşamından koparılmadan tutuklamanın amaçları gerçekleştirilebilecektir. 18 Uygulamada sıkça görüldüğü üze- re, adli kontrol yerine tutuklamaya karar verildiği hallerde, şüpheli- nin/sanığın işine, okuluna devam edememesi sebebiyle, hayatı geri dönüşü olmayabilecek bir biçimde sekteye uğramaktadır. Adli kontrol uygulamalarına gidilmesi ile, tutuklamanın kişiler üzerinde meydana getirebileceği bu neviden ağır sonuçların ortadan kaldırılmasına hiz- met edecektir. 16 Mahmutoğlu, Fatih Selami, Prof. Dr. Nurullah Kunter’e Armağan, “İnsan Hakları Açısından Tutuklama ve Türk Hukuku”, Beta Yayın, İstanbul 1998, s. 179. 17 Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005, s. 320. 18 Nursal, Necati/Ataç, Selcen, Denetimli Serbestlik ve Yardım Sistemi (Probation), Yet- kin yayınevi, Ankara 2006, s. 359. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009320 III. ADLİ KONTROLÜN KOŞULLARI 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesinde, adli kontrolün koşulları; 100. maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı ve soruşturması yapılan suçun ceza üst sınırının üç yıl veya daha az olması şeklinde, belirlenmiştir. A. 100. MADDEDE BELİRTİLEN TUTUKLAMA SEBEPLERİNİN VARLIĞI Adli kontrol uygulamasına gidilebilmesi için ilk koşul, soruş- turması yahut kovuşturması yapılan suç açısından, kuvvetli suç şüphe- sini varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunma- sıdır. Söz konusu koşulun, 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinde “100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı” şeklinde ifadesini bulmuş olması, tereddüde yol açmaya elverişli olsa da, adli kontrolün tutuklamanın amaçlarını yerine getirmek üzere uygulanan bir koruma tedbiri olması sebebiyle “kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgula- rın” da aranması gerektiği açıktır. Aksi düşünüşte, suç işlendiği konu- sunda kuvvetli şüphe bulunmadığı halde, kişiler sırf yargılanmaktan duyulan korku sebebiyle, kaçma girişimde bulunduklarında, haksızca, özgürlüklerine müdahale edilebilecektir. 19 Kanun’un 109. maddesinin atıfta bulunduğu 100. maddenin baş- lığı tutuklama nedenleri olup, tereddüt doğuran ifadenin kuvvetli şüpheyi de kapsayan 100. maddenin başlığı ile eş olması da, kanun koyucunun farklı bir tutum içinde olmadığını ortaya koyabilmektedir. Kaldı ki, 109. maddedeki ifade konusunda oluşabilecek tereddütleri gidermek amacıyla Kanun’un gerekçesinde “kurumun uygulanabilmesi için şüpheli veya sanığın suçluluğu ve tutuklama nedenlerinin varlığı hak- kında kuvvetli belirtilerin saptanmış olması gerekecektir” 20 denilmek sure- tiyle açıklık getirilmiştir. Adli kontrolün bu ilk koşulunun irdelenmesi açısından, öncelikle tutuklama tedbirine ilişkin açıklamalarda bulunmanın yararlı olacağı düşüncesindeyiz. 19 Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 226. 20 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri, 112. madde gerekçesi http://www.kazancı.com.tr. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009321 Tutuklama, suçluluğu hakkında kesin bir hüküm bulunmadan muhakemenin gecikmesini ve tehlikeye düşmesini önlemek, muhake- me sonunda verilebilecek kararların uygulanmasını sağlamak amacıy- la, işin önemi ve verilmesi muhtemel yaptırım ile orantılı olarak, şüp- heli yahut sanığa, hâkim kararıyla, geçici olarak uygulanan koruma tedbiridir. 21 Tutuklama koşulları; kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, bir tutuklama nedeni bulunması, tutuklamanın işin öne- mi ve verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olma- sı, tutuklama yasağının bulunmaması olarak sayılmıştır. Söz konusu koşullar incelendiğinde, Kanun’un 109. maddesinde, adli kontrolün ilk koşulunun yazımında, öğretide bazı yazarların 22 ileri sürdüğünün tersine, tutuklama sebepleri yerine tutuklama koşulları ifadesinin kul- lanılması da uygun olmayacaktır. Tutuklamanın koşullarından; adli kontrolün koşulları arasında bulunan kuvvetli suç şüphesini varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hakkında, aşağıda sırasıyla açıklamada bulunulacaktır: 1. KUVVETLİ SUÇ ŞÜPHESİNİN VARLIĞINI GÖSTEREN OLGULARIN BULUNMASI 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 1412 sayılı Kanun’a göre, tutuklama koşullarında daha somut ölçütler kabul etmiştir. 5271 sayı- lı Kanun’da, 1412 sayılı Kanun’dan farklı olarak, suçluluk hakkında kuvvetli belirti değil, bizatihi olgunun kendisi aranmakta; soyut şüphe tutuklama ve dolayısıyla adli kontrol kararları için yeterli olmamakta- dır. Suç şüphesi hakkında belirti yeterli olmayıp; kuvvetli suç şüphesi- ni ortaya koyan vakıalara dayanılması gerekmektedir. 2. BİR TUTUKLAMA NEDENİNİN BULUNMASI Tasarıda, yasalaşan metinden farklı mahiyette dört adet tutuklama nedeni daha öngörülmüştü. Tasarıda yer alan bu nedenler, tutuklama- nın koruma tedbiri niteliği ile bağdaşmamakta, Fransız modelinin sis- temimize aynen aktarılması suretiyle, oluşturulmuş bulunmaktaydı. 21 Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 212. 22 Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 319. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009322 Tasarıda yer alan bu tutuklama nedenleri; suçun ağırlığı, işlendiği hâl ve koşullar veya meydana gelen zararın önemi dolayısıyla fiilin kamu düzeni üzerinde neden olduğu istisnaî ve ısrarlı düzensizliğe son ve- rilmesi, şüpheli veya sanığın, kendilerine karşı gelişebilecek hukuka aykırı tepkilerden korunması, suça son verilmesi ve suçun yinelenme- sine engel olunmasıdır. 23 Ayrıca Tasarıda, adlî kontrol altına alınmış şüpheli veya sanığın yükümlülüklerden bilerek kaçması hali de, tu- tuklama nedenleri arasında sayılmak suretiyle, sistematik açıdan, Ya- salaşan metinden daha başarılı bir düzenleme yapılmıştı. 5271 sayılı Kanun’da tahdidi olarak sayılmış olan tutuklama ne- denleri şu şekildedir: • Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphe- sini uyandıran somut olgular bulunması, • Şüpheli veya sanığın davranışlarının • Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, • Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişi- minde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturmasıdır. a. Kaçma, Saklanma/Kaçma Şüphesini Uyandıran Somut Olgu Kaçma yahut kaçma şüphesi nedeniyle tutuklama kararı verile- bilmesi için, somut olayın özellikleri dikkate alınarak, çeşitli veriler değerlendirilip, olgulara dayanılması gerekmektedir. Dikkat edilmesi gerekli olan nokta; ya mevcut bir kaçma, saklanma eyleminin tespiti yahut da, ileride kaçma eyleminin gerçekleşeceğine dair somut olgu bulunmasıdır. Şüpheli veya sanığın bu yönde bir eylemini veya eylem gerçekleştireceğini somut olarak ortaya koymadan bu nedene dayanı- larak, tutuklamaya veya adli kontrole karar verilmemesi gerekmekte- dir. 23 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı Madde Gerekçeleri ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunda Karşıladığı Maddeler, 119. madde ge- rekçesi, http://www.kazancı.com.tr. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009323 b. Şüpheli veya Sanığın Davranışları Şüpheli veya sanığın davranışları sebebiyle tutuklama kararı veri- lebilmesi için, sonuca etkili olabilecek nitelikteki delillerin yok edilme- si hususunda, kuvvetli şüphe bulunmalıdır. Olayla ilgili tüm delillerin toplanıp güvence altına alındığı yahut delilerin toplanmasına imkân kalmayıp, önceden karartılmış olduğu hallerde, artık bu nedene da- yanılarak, tutuklama yahut adli kontrol kararı verilmesi söz konusu olmamalıdır. c. Yasal Karineler Kanun koyucu liste halinde yazılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, 24 tutuklama nedenin var sayılabileceğini kabul etmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin 3. fıkrasında tutuklama nedeninin var sayılabileceği haller: 5237 sayılı Türk Ceza Kanun’da yer alan; soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78), kasten öldürme (madde 81, 82, 83), si- lahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87), işkence (madde 94, 95), cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102), çocukların cinsel is- tismarı (madde 103), hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149), 25 uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188), suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar ha- riç, madde 220), Devletin güvenliğine karşı suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308), Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315), 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’da tanımlanan silah kaçak- çılığı (madde 12) suçları, 4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 22. madde- 24 “Kuvvetli suç şüphesini gösteren olgu” ve “suç işlendiği hususunda kuvvetli şüp- he sebepleri” arasında kurum olarak bir fark bulunmayıp; farklılık kanunun hazır- lanması sırasında oluşan hatadan kaynaklanmaktadır. 25 5560 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun ile tutukla- ma nedeninin var sayılabileceği suçlar genişletilmiş; listeye silahla işlenmiş kas- ten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama, hırsızlık ve yağma suçları eklenmiştir. Bu suçların işlenme oranlarının fazlalığı ve buna bağlı olarak toplumsal tepkinin artması gerekçesi ile, söz konusu değişiklik yapılmıştır. Sözüer, Adem/Dursun, Selman, “TCK, CMK ve Kabahatler Kanunu’ndaki Son Değişiklik- ler Ne Getiriyor?”, HPD, S. 09, Aralık 2006, s. 210. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009324 sinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu, 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan ve hapis cezası- nı gerektiren suçlar, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 68 ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 110. maddesinin dört ve beşinci fıkralarında ta- nımlanan kasten orman yakma suçları olarak, sayılmıştır. 26 5271 sayılı Kanun’un gerekçesinde, 1412 sayılı Kanun döneminde tutuklama nedenin var olduğuna ilişkin karinenin,“sırf karineye daya- narak kişi özgürlüğünün kısıtlanmaması gerektiği düşünülerek maddeye” alınmadığı ifade edilmiştir. 27 Nitekim Kanunun tasarı metninde tutuk- lama nedenlerinin var sayılabileceğine ilişkin bir karineye yer veril- memiştir. Ancak, yasalaşan metinde, tasarı ve gerekçesindeki çağdaş tutum- dan vazgeçilerek, Mülga Kanundaki tutuklama nedenin var olduğuna ilişkin karine, liste halinde suç tiplerinin belirtilmesi metodu ile, de- vam ettirilmiştir. Kanun’da sayılı suç tipleri ile ilgili olarak herhangi bir tutuklama nedeninin olup olmadığı gözetilmeksizin, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların tutuklama kararına yeterli da- yanak kabul edilmesi ve bu surette sırf soruşturulması veya kovuştu- rulması yapılan suçun belirli bir ağırlık ve nitelikte olmasından ötürü tutuklama yoluna gidilmesi, tutuklamanın koruma tedbiri niteliğiyle bağdaşmayacaktır. Tutuklama tedbirinin amacı cezalandırma olma- yıp, ancak muhakemenin gerektiği biçimde gerçekleştirilebilmesini, verilecek kararların uygulanabilmesini sağlamak amacıyla tutuklama- ya gidilebilir. Kanun’da liste halinde sayılı bulunan suçların işlendiği- ne ilişkin kuvvetli şüphe, tek başına tutuklamayı haklı kılmayacaktır. Tutuklama nedeninin varlığına ilişkin yasal karine; muhtemel ce- zanın verilmesinden önce uygulanmasına yol açabilmektedir. Kanun- da tutuklamanın varsayılabileceği suçların sayılmış olması açık bir ön- 26 1412 sayılı Kanun’da, iki halde tutuklama nedeni var sayılabilmekteydi. Bu haller, üst sınırı yedi yıl ve daha fazla hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili olarak soruş- turma yapılması ve kişinin ikametgâh veya meskeninin bulunmaması veya kim olduğunu ispat edememesi, olarak belirlenmişti. 27 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı Madde Gerekçeleri ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunda Karşıladığı Maddeler, 119. madde ge- rekçesi, http://www.kazancı.com.tr. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009325 yargının göstergesi olup; 28 listede yer alan suçlarda tutuklama bir zo- runluluk olarak görülebilmektedir. Esasen, listede sayılı suçlarla ilgili olarak da tutuklama kararı verilip verilmemesi konusunda hâkimin takdir yetkisi mevcuttur; sırf yargılama konusu edilen suçun listede yer almasına dayanılarak tutuklama kararı verilmesinin hukuki bir yönü bulunmamaktadır. 29 B. CEZA ÜST SINIRININ ÜÇ YIL VEYA DAHA AZ OLMASI 5271 sayılı Kanunun Tasarısı’nda yer almayan bu sınırlama, Mec- lis Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeler neticesinde, toplumun tutuk- lama dışında bir tedbire alışmasının zaman alacağı, toplumda infial uyandıran kimi suçlarda adli kontrol tedbirinin uygulanmasının ada- lete güveni sarsabileceği düşünceleriyle getirilmiştir. 30 Tasarıda tutuklama istisnai hale getirilmeye çalışılmış, adli kontrol uygulamasının öncelikle düşünülmesi gerektiği belirtilmişti. 31 Tasarı- nın yasalaşması durumunda Çocuk Koruma Kanunu’Ndaki tutukla- manın son çare oluşuna ilişkin uygulama, 32 yetişkinler için de işlerlik kazanabilecekti. Adli kontrolün, üç yıl ve daha az hapis cezası gerektiren suçlar- la sınırlanmış olması, tutuklamayı istisnai hale getirebilecek biçimde tutuklamaya alternatif olmasına, engel teşkil etmektedir. Ayrıca 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki suçlara ilişkin cezaların nicelikleri göz önünde bulundurulduğunda, adli kontrol hükümlerinin uygulama alanın darlığı ortaya çıkabilmektedir. 33 Üst sınırı üç yıldan fazla hapis 28 Karagülmez, Ali, “Tutuklama Nedenleri ve Tutuklama İsteminin Reddi Kararına İtiraz Konusunda 5271 sayılı CMK’nın İncelenmesi”, TBB Dergisi, S. 58, Mayıs Ha- ziran 2005, s. 125. 29 ŞAHİN, Cumhur, “CMK Uygulamasının Bir Yılı”, HPD , S: 07, Temmuz 2006, s. 9. 30 Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Ceza Muhakemesi Ka- nunu, Ankara 2005, s. 483 vd. 31 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı Madde Gerekçeleri ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunda Karşıladığı Maddeler, 119. madde ge- rekçesi http://www.kazancı.com.tr. 32 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun, “Adli kontrol” başlıklı, 20. maddesinin 2. fıkrasında, ancak tedbirlerden “sonuç alınamaması, sonuç alınamayacağının anla- şılması veya tedbirlere uyulmaması durumunda tutuklama kararı” verilebileceği ifade edilmek suretiyle, tutuklamanın son çare oluşu vurgulanmıştır. 33 Çoşkun, Neslihan, “Adli Kontrol”, HPD, S. 3, Nisan 2005, s. 87. Akt: Turhan, Faruk, A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009326 cezası gerektiren suçlarda, hâkim veya mahkeme, adli kontrol kuru- munun kabul edilme amacı ve 5271 sayılı Kanun’un gerekçesi ile çeliş- mesine karşın, tutuklama ve denetimsiz serbest bırakma seçeneklerine bağımlı kılınmaktadır. 34 Her ne kadar adli kontrol kurumunun getiril- me sebebi Anayasal bir ilke olan ölçülülüğü hayata geçirmek olsa da, süre sınırlaması ilkeyi büyük oranda işlevsiz kılmaktadır. 1. İSTİSNALARI Adli kontrol uygulanmasında, üst sınırı üç yıl ve daha az hapis ce- zasını gerektiren bir suçun bulunmasına ilişkin koşulun varlığı mutlak olmayıp, dört tane istisnası mevcuttur. Bunlar; tutuklama yasağı olan kimi haller, yurt dışına çıkamama ve güvence yatırma tedbirlerinin uygulanması ve tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilme halleridir. a. Tutuklama Yasağı Bulunması 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin 4. fıkrasına göre “sadece adli para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan faz- la olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.” Ayrıca Çocuk Koruma Kanunu’nun 21. maddesi hükmüne göre, on beş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında, üst sınırı 5 yılı aşmayan suçlarla ilgili olarak tu- tuklama yasağı bulunmaktadır. Tutuklama yasağı bulunan bu gibi hallerde CMK’nın 109. maddesinin 2. fıkrası uyarınca adli kontrol yü- kümlülükleri uygulanabilmektedir. Söz konusu hükümler birlikte ele alındığında, adli kontrolün uygulanma koşullarından süre sınırının on beş yaşını doldurmamış çocuklarda 5 yıla çıktığı anlaşılmaktadır. Tutuklama yasağının öngörülmüş olduğu hallerde adli kontrol tedbirlerine uygulama olanağı tanınması, adli kontrolün tutuklama ile aynı amaçlara sahip olması ve tutuklama yerine uygulanabilmek üzere, ölçülülük ilkesi gereğince, getirilmiş olması göz önünde tutul- duğunda, anlaşılır görünmemektedir. 35 Tutuklamanın sağladığı amaç- Ceza Muhakemesi Hukuku, Asil yayın, 1. baskı, 2006, s. 230. 34 Feyzioğlu, Metin, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında Bazı Tespit ve Değerlendirmeler”, TBB Dergisi, S: 62, Ocak Şubat 2006, s. 56. 35 Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin yayınevi, Ankara 2006, s. 294. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009327 ların tehlike altında olmadığı karinesi ile belirli nicelikteki hapis yahut para cezaları hakkında, tutuklamaya hükmedilemeyeceği kabul edil- diği halde, kişi özgürlüğünün tutuklamayla aynı işlevdeki adli kontrol uygulamasıyla kısıtlanması, ölçülülük ilkesine de aykırı niteliktedir. Ayrıca, tutuklama yasağının bulunduğu hallerde, adli kontrol koşul- larından olan kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenin bulunması gerekip gerekmediği konusunda bir açıklık bulunmamaktadır. 36 b. CMK’nın 109/3-a ve f Bentlerinin Uygulanması 5271 sayılı Kanun yürürlülüğe girdiği tarihte süreye ilişkin koşul ayrım yapmaksızın tüm adli kontrol tedbirleri için geçerli bulunmak- taydı. 5353 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle CMK’nın 109. mad- desinin 3. fıkrasının a ve f bentlerinde sayılı tedbirler açısından, süre sınırı kaldırılmıştır. Bu nedenle, yurt dışına çıkamamak ve güvence yatırmak tedbirlerine, soruşturması veya kovuşturması yapılan suçun gerektirdiği hapis cezasının niceliğine bakılmaksızın, her halde, baş- vurulabilecektir. Özellikle yurt dışına çıkamama tedbiri yönünden 3 yıllık üst süre sınırının uygulanması, 3 yıldan fazla hapis cezası gerek- tiren suçlarda Pasaport Kanunu’nun ilgili hükmünün işlerlik kazan- masına yol açabilecekti. Böylece, Ceza Muhakemesi Kanunu dışında bir koruma tedbirinin düzenlenmesi ve uygulanması söz konusu ola- cak, karmaşa meydana gelebilecekti. 37 c. Tutukluluk Azami Sürelerinin Dolması 5271 sayılı Kanun’da, 5560 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik ne- ticesinde, tutukluluk sürelerinin dolması nedeniyle salıverilenler hak- kında, süre koşulu aranmaksızın, adli kontrole ilişkin hükümlerin uy- gulanabileceği kabul edilmiştir. Söz konusu değişiklikle, tutuklamanın alternatifi konumundaki adli kontrol, tutuklamanın devamı olabilme niteliğini de kazanmıştır. 38 36 Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 315. 37 Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 315. 38 Sözüer/Dursun, “TCK, CMK ve Kabahatler Kanunu’ndaki Son Değişiklikler Ne Getiriyor?”, s. 210. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009328 5271 sayılı Kanun’da, tutuklama için azami süreler belirlendiği halde, adli kontrol uygulamasında geçecek süre biçiminde bir hüküm bulunmamaktadır. Ayrıca Kanun’un 110. maddesinde adli kontrol tedbirinin soruşturma ve kovuşturma evresinin her aşamasında uygu- lanabileceği vurgulanmıştır. Bu nedenlerle söz konusu fıkranın eklen- mesinden önce dahi üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerek- tiren suçlarda tutukluk azami süresinin dolması nedeni ile adli kontrol tedbirine başvurulması mümkün görünebilmekteydi. CMK’nın 109. maddesine eklenen yedinci fıkra ile adli kontrol, tutuklama süresinin dolması durumunda üst sınırı üç yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlar açısından da uygulanabilir hale getirilmiştir. 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren fıkra, gerçekleştirilen muha- keme neticesinde verilmesi muhtemel bulunan mahkûmiyet hükmü- nün uygulanabilmesi açısından, olumlu olmakla birlikte, yargılama- nın uzaması sürecinde, kişi özgürlüğünün sınırlandırılmasının devam etmesi sakıncasını doğurabilecektir. IV. ADLİ KONTROL YÜKÜMLÜLÜKLERİ 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin 3. fıkrasında adli kontrol adı altında uygulanabilecek tedbirler, 9 bent halinde, sayılmıştır. Buna göre adli kontrol tedbirleri; yurt dışına çıkamamak, hâkim tarafından belirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak, hâkimin belirttiği merci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde mes- leki uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam konularındaki kontrol ted- birlerine uymak, her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullana- mamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek, özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile al- kol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etmek, şüphe- linin parasal durumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defa- da veya birden çok taksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet Savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence miktarını yatırmak, silah bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silahları makbuz karşılığında adli emanete teslim etmek, Cumhuriyet Savcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvenceye bağlamak, aile yükümlülüklerini makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009329 yerine getireceğine ve adli kararlar gereğince ödemeye mahkûm edil- diği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermektir. 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 20. maddesinde ise, CMK’da sayılı tedbirlere ek olarak; belirlenen çevre sınırları dışına çıkmamak, belirlenen bazı yerlere gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek, belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilişki kurmamak tedbirleri sayılmıştır. A. ELEŞTİRİLER 1. KORUMA TEDBİRİ NİTELİĞİ İLE BAĞDAŞMAYAN YÜKÜMLÜLÜKLER VE AMAÇLAR 5271 sayılı Kanun’un tasarısında adli kontrol kurumu, Fransız Ceza Muhakemesi Yasası’ndaki “adli denetim” tedbirlerin aynen alınması su- retiyle oluşturulmuştu. Tasarının yasalaşması sürecinde kimi yüküm- lülükler Kanunda yer almamış; tasarıda yer alan 16 yükümlülükten 8’i korunmuştur. Adli kontrol kurumunun oluşturulmasında esas alınan Fransız Ceza Muhakemesi Yasası’nda tutuklamanın ve dolayısıyla adli denetimin amaçları arasında suça son verilmesini sağlamak, tekrar suç işlenmesini önlemenin yer alması belirlenen tedbirlerin mahiyetine de yansımıştır. Fransız modelindeki amaçların ve bu doğrultudaki adli denetim tedbirlerinin bazılarının, hukukumuzdaki tutuklamanın ko- ruma tedbiri niteliği ile bağdaşmadığı görülmektedir. 39 5271 sayılı Kanun’daki düzenlenişi ve amacı itibariyle koruma tedbiri niteliği tartışmasız olan adli kontrolün, bu niteliği ile bağdaş- mayan yükümlülükler, Kanun’da yer bulmuştur. Adli kontrol yüküm- lülükleri arasında sayılı, her türlü taşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuz karşılığında sürücü belgesini teslim etmek (m. 109/3-d) , özellikle uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayene tedbirlerine tabi olmak ve bunları kabul etmek (m. 109/3-e) , silah bulunduramamak veya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silahları makbuz karşılığında adli emanete 39 Ayrıntılı bilgi için bkz. Centel, Nur, Doç. Dr. Mehmet Somer’in Anısına Armağan, “Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’nda Adli Kontrol- Tutuklama-Yakalama ve Hak- sızlıkların Tazminatla Giderilmesi”, yayına hazırlayan Yrd. Doç. Dr. Yusuf Akın, İstanbul 2006, s. 842-4. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009330 teslim etmek (m. 109/3-g), yükümlülükleri koruma tedbiri niteliğini zedelemekte; şüpheli yahut sanığın cezalandırılması ve/veya suç iş- lenmesinin önlemesine yönelik görülmektedir. 40 Kanun’un 109/3-d maddesinde yazılı yükümlülüğün, koruma tedbiri mahiyetinde olabilmesi ancak şüphelinin kaçmasını önlemek amacıyla kullanılması durumunda söz konusu olacaktır. Bunun dışın- da, şüpheli veya sanığın soruşturulduğu veya kovuşturulduğu suçun bir taşıtla işlenmiş olması ve taşıt kullanmak suretiyle yeni bir suç iş- lenmesinin önlenmesi maksadıyla sürücü belgesinin teslim alınması, koruma tedbiri niteliğine aykırı düşecektir. Kanun’un 109/3-g maddesinde yazılı yükümlülük ise, ancak şüp- heli veya sanığın tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yap- ma girişimine engel olmak amacıyla kullanılabilecektir. Şüpheli veya sanığın suç işlemesini önlemek düşüncesiyle, silah bulundurmasının yasaklanması, adli kontrolün uygulanma nedenlerinin dışına çıkılma- sına yol açacaktır. 41 Kanun’un 109/3-e maddesinde yazılı yükümlülük, suçluluğu hak- kında kuvvetli şüpheden öte herhangi bir yargı bulunmayan şüpheli veya sanığın masumiyet karinesi ile çelişmektedir. 42 Şüpheli veya sanı- ğın bağımlı kabul edilerek, tedaviye tabi tutulması, verilmesi muhte- mel cezanın hüküm öncesinden çektirilmesi anlamına gelebilecektir. 43 Bu şekilde suçluluğu sabit oluncaya kadar herkesin masum olduğuna yönelik karine, kesin hükümden önce verilen adli kontrol tedbiri kara- rıyla, tersine çevrilebilmektedir. Adli kontrol yükümlülükleri arasında sayılı, Cumhuriyet Savcısı- nın istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlene- 40 Feyzioğlu, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında Bazı Tespit ve Değer- lendirmeler”, s. 56, Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 320. 41 Tunç, Mehmet, “Adli Denetim, Tutuklamayı Önleyici ve Giderici Tedbirler”, Ada- let Dergisi, Y. 92, S. 6, Ankara 2001, s. 149, Akt: Karakurt, Ahu, “Adli Kontrol Koru- ma Tedbiri”, http://www.turkhukuksitesi.com. 42 Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 330. 43 CMK’nın 109/6 maddesinde adli kontrol altında geçen sürenin aynı maddenin 3. fıkrasının e bendinde yazılı hal dışında cezadan mahsup edilemeyeceği ifade edilmiştir. Ancak cezadan mahsup edilme tek başına adli kontrole ceza niteliği ka- zandırmamaktadır. Söz konusu yükümlülüğün özgürlüğü kısıtlayıcı boyutu göz önünde bulund/Yenisey, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Arıkan Yayınevi, 13. bası, 2005 eki, İstanbul, Mayıs 2005, s. 268. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009331 cek parayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere ayni veya kişisel güvenceye bağlamak, aile yükümlülüklerini yerine getire- ceğine ve adli kararlar gereğince ödemeye mahkûm edildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek yükümlülüklerinin, suçla ilgili olarak oluşmuş mağduriyetin giderilmesi amacıyla, karşı- laştırmalı hukukta artık vatandaşlık hakkı kazanmış olan yaklaşımın getirilmesiyle oluşturulduğu söylenmiştir. 44 Ancak mağdurların ko- runması açısından yararlı olduğu kabul edilecek olsa dahi, bu yüküm- lülüklerin tutuklamanın amaçlarına hizmet edecek nitelikte olmadığı açıktır. 45 Bu yükümlülükler, özel hukuk ilişkilerinin ceza hukuku ala- nına taşınmasına yol açabilecek; hükümden önce cezalandırma işlevi görebilecektir. Ayrıca, şahsi davanın kaldırılmış olduğu Kanunumuz- da, güvence gösterme yükümlülüğüne mağdurun haklarını koruma işlevi verilmesi çelişki yaratmaktadır. 46 CMK’nın 109. maddesinde 3 bent halinde yazılı güvence göster- meye ilişkin yükümlülüğün, üç ayrı amacı gerçekleştirmek için uygu- lanacağı belirlenmiştir. Güvence gösterme yükümlülüğü ile ulaşılmak istenen tek amacın şüpheli veya sanığın muhakeme işlemleri esnasın- da hazır bulunmasını sağlamak, kaçmasına engel olmak olması gerek- mektedir. Bu amaç dışında, mağdur haklarının güvence altına alınma- sı doğrultusunda güvence yükümlülüğünün uygulanması, hâkimin ihsas-ı rey sahibi olduğunu, suçluluk konusunda önyargının mevcut olduğunu ortaya koyabilecektir. 47 2. TADADİ SAYILMASI GÖRÜŞÜ VE KARŞI GÖRÜŞ 5271 sayılı Kanunun 109. maddesinde, adli kontrol yükümlülük- lerinin sınırlı olarak belirlenmiş olması hususunda, öğretide farklı gö- rüşler ileri sürülmüştür. Tartışmaların, Centel’in, özgürlüğe yönelik müdahalelerin yasada gösterilenlerle sınırlandırılmasının, kişi güven- liğini sağlamakla birlikte, hâkimin teknolojik gelişmelerin doğurduğu 44 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu Tasarısı Madde Gerekçeleri ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunda Karşıladığı Maddeler, 117. madde ge- rekçesi http://www.kazancı.com.tr. 45 Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 319. 46 Karakurt, “Adli Kontrol Koruma Tedbiri”. 47 Centel, “Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’nda Adli Kontrol- Tutuklama-Yakalama ve Haksızlıkların Tazminatla Giderilmesi”, s. 849–850. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009332 yeni yükümlülükleri kullanmasını engelleyeceği 48 yönündeki savının irdelenmesiyle doğduğu söylenebilir. 49 Buna karşı, Koca, adli kontrol yükümlülüklerinin Kanun’da ayrıntılı olarak düzenlenmiş olduğu hu- susuna katılmakla birlikte, özgürlüğü az ya da çok kısıtlayacak yü- kümlülüklerin yasada belirtilmesinin zorunlu olduğunu, özgürlüğü etkileyecek bir alanda hâkime takdir yetkisi tanınamayacağını ifade etmektedir. 50 Koca’nın da belirttiği gibi, Anayasa’nın 13. maddesi hük- mü gereğince temel hak ve hürriyetler ancak kanunla sınırlanabile- ceklerdir. Ancak, bu görüş de, tutuklamayı gerektiren bir suçla ilgili olarak, orantılılık ilkesi çerçevesinde, adli kontrol tedbirine başvurul- mak istenildiğinde, şüpheli yahut sanığın durumuna özgü bir yüküm- lülüğün Kanunda yer almaması sebebiyle tutuklama yoluna gidilmek zorunda kalınabileceği ifade edilerek, eleştirilmiştir. 51 Adli kontrol yükümlülüklerinin, Kanun’da tahdidi olarak sayıl- mış olmasının olumsuz yanları bulunduğu gibi, Anayasal bir hükmün yerine getirilmesi ve kişi hak ve özgürlüklerinde belirginliğin sağlan- ması yönlerinden uygun olduğu açıktır. Kanun’da, sayılı yükümlülük- ler dışında bir yükümlülük uygulanması yönünde, hâkime takdir yet- kisi tanınmaması, özgürlüklere yapılabilecek müdahalelerin kişilerce öngörülebilmesi işlevini yerine getirmekle birlikte, adli kontrolün tutuklamanın alternatifi olabilmesini güçleştirebilecektir. Kanun’da 9 bent halinde çeşitli adli kontrol yükümlülükleri sayılmışsa da, yü- kümlülüklerin sınırlarının katı bir şekilde çizilmesi, kimi durumlarda, tutuklama yerine adli kontrol tedbirine hükmedilmesini engelleyebile- cektir. Bu nedenle, hangi tutuklama nedeninde hangi adli kontrol yü- kümlülüğüne başvurulabileceğinin belirlenmesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda sayılı yükümlülüklerin CMK’da da yer alması, 48 Centel, “Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’nda Adli Kontrol- Tutuklama-Yakalama ve Haksızlıkların Tazminatla Giderilmesi”, s. 848. 49 Örneğin Alman ceza usul hukukunda, kanunda az sayıda tedbire yer verilmiş, hâkimin Kanunda yazılı olanlar dışında tedbirlere başvurması sınırlanmamış- tır. Akt: Centel, “Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’nda Adli Kontrol- Tutuklama- Yakalama ve Haksızlıkların Tazminatla Giderilmesi”, s. 848. 50 Koca, Mahmut, “Tutuklamada Orantılılık İlkesi Çerçevesinde Bir Koruma Tedbi- ri Olarak Yurt Dışına Çıkarmama”, http://archiv.jura.uni-saarland.de/turkish/ MKoca1.html. 51 Aydın, Murat, “Adli Kontrol, Tutuklamaya Ne Kadar Alternatif”, HHD, Y: 3, S: 4, s. 31 makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009333 tutuklamayı istisnai hale getirmek yolunda, kişi özgürlüğüne de hiz- met edecektir. Bilindiği üzere, Türk Ceza Kanunu’nda suçlara öngörülen ceza- ların alt ve üst sınırları arasında belirlenmesi yönünde, hâkime takdir yetkisi verilmiştir. Aynı şekilde, adli kontrol tedbirleri açısından da yapılması gereken genel çerçeveleri çizmek suretiyle hâkime takdir yetkisinin bulunduğu bir alan bırakmaktır. Bu doğrultuda, ÇKK’da yer alan, belirlenen çevre sınırları dışına çıkmamak, belirlenen bazı yerlere gidememek veya ancak bazı yerlere gidebilmek, belirlenen kişi ve kuruluşlarla ilişki kurmamak şeklindeki yükümlülüklerin, yetiş- kinler yönünden de uygulama alanı bulması yerinde olacaktır. Ayrıca söz konusu yükümlülükler, şüpheli veya sanığın davranışlarına ilişkin tutuklama nedenin bulunması halinde de uygulanmaya elverişlidir. B. GÜVENCE YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE TEMİNATLA SALIVERİLME İLE KIYASLAMASI 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda yer alan temi- natla salıverilme, delillerin yok edilmesi, değiştirilmesi, gizlenmesi, şeriklerin uydurma beyana veya tanıkların yalan tanıklığa veya tanık- lıktan kaçmaya sevk edildiğini, bilirkişilerin etki altına alınmasına ça- lışıldığını gösteren hal ve davranışların bulunması nedeni dışında tu- tuklanmasına karar verilen kişinin, resen hâkim kararı ile hakkındaki tutuklama kararının askıya alınması, infazının geri bırakılmasıdır. 5271 sayılı Kanun’daki güvence yükümlülüğü, teminatla salı- verilmeye benzerlik gösterse de, özellikle teminatla salıverilmenin tutuklamadan bağımsız bir tedbir olmaması yönünden, farklılık arz etmektedir. Teminatla salıverilme, güvence yükümlülüğünden farklı olarak, ancak tutuklama kararına bağlı olarak, tutuklama kararından sonra, verilebilmekteydi. Ayrıca teminat verilmesinde tutuklamadan tamamen vazgeçilmemekte, tutuklamanın icrası şartlı olarak geri bırakılmaktaydı. 52 Teminatla salıverilme kararı verilmesi için güvence yükümlü- lüğünde olduğu gibi Cumhuriyet Savcısının istemi gerekmemekte, 52 Soyaslan, Doğan, Ceza Muhakemeleri Usulü Hukuku, Yetkin yayınevi, Ankara 2000, s. 240. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009334 hâkim kendiliğinden teminatla salıverilmeye karar verebilmekteydi. 1412 sayılı Kanun’da, nelerin teminat olarak gösterilebileceği hüküm- de belirlenmişti. Buna göre, teminat para, devlet esham ve tahvilleri, döviz veya muteber kimselerin teminatı olabilmekteydi. 5271 sayılı Kanun’da nelerin güvence olarak gösterilebileceğine ilişkin açık bir hüküm yoktur. Ancak CMK’nın 113. maddesinde güvencenin, karşı- ladığı değerlerden ve mahsup edilmesinden bahsedilmiş olduğundan, para olabileceği anlaşılmaktır. Ayrıca CMK’nın 109/3-h maddesinde de lafızda güvencenin para olacağı belirtilmiştir. 53 Teminatla salıverilmenin uygulanmasını sınırlayan tek hüküm, delillerin karartılması tehlikesinin varlığı halinde uygulama alanı bu- lunmamasıydı. Bu durum, teminat verilmesinin delillerin karartılma- sını engelleyecek nitelikte olmadığı düşünülerek, öngörülmüştü. Aynı anlayış, 5271 sayılı Kanun’un 113/1-a maddesinin şüpheli veya sanı- ğın, bütün usul işlemlerinde, hükmün infazında veya altına alınabi- leceği diğer yükümlülükleri yerine getirmek üzere, hazır bulunması amacıyla güvence yükümlülüğüne tabi tutulabileceği ilişkin hüküm- le devam ettirilmektedir. 5353 sayılı Kanunla CMK’da yapılmış olan değişiklik öncesinde güvence yükümlülüğünü sınırlayan bir hüküm daha yer almaktaydı. Buna göre, değişiklik öncesinde, üst sınırı üç yıl ve daha fazla hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili olarak güvence yü- kümlülüğüne başvurulamamaktaydı. Bu durum da, 1412 sayılı Kanun döneminden geriye gidilmesine, uygulama alanının daha büyük bir sınıra tabi tutulmasına sebebiyet verecekti. 1412 sayılı Kanun döneminde teminatın nevilerinin belirlendiği 118. maddede “muteber kimselerin malî kefalet vermesi” ifadesine yer ve- rildiğinden, teminatın sanık tarafından gösterilmesi zorunluluğu mev- cut değildi. 5271 sayılı Kanun’da güvenceye ilişkin bu yönde bir hü- küm bulunmamakta; 113. madenin 1. fıkrasındaki “şüpheli veya sanık tarafından gösterilecek” lafzından, güvencenin üçüncü kişiler tarafından gösterilmesinin yasaklandığı anlamı çıkmaktadır. Kaldı ki şüpheli/ sanık dışında bir kimsenin güvence göstermesi, güvencenin hazine- ye gelir kaydedilmesini engelleme yönünde, şüpheli/sanık üzerinde önemli derecede bir etki göstermeyecek, güvencenin amacını yerine getirilemeyebilecektir. 54 53 Özbek, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 291. 54 Benzer görüş için bkz: Hacıoğlu, Caner, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunda makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009335 Teminatla salıverilme tedbirinin zengin-fakir ayrımına yol açtığı, bu yönüyle de Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiy- le, Anayasa Mahkemesi’ne, hükmün iptali istemiyle, başvurulmuştu. 55 Anayasa Mahkemesi, teminat miktarının belirlenmesinde sanığın kişi- sel durumunun dikkate alınması, sanığın mali gücüne göre farklı de- ğerlerin belirlenmesi sebebiyle, hükmü eşitlik ilkesine aykırı bulmaya- rak, iptal talebini reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin kararı yerindedir. Teminat ve güvenceye ilişkin hükümler, kişiler arasındaki ekonomik farklılıkları gözetmek- te, şartlara uygun herkesin aynı tedbirden mali gücü doğrultusunda yararlanmasını sağlamaktadır. Ayrıca mali gücü olan ile mali gücü olmayan şüpheliler/sanıklar arasında, bu tedbire başvurma yönün- den, yaşanabilecek eşitsizlikleri gidermek amacıyla, fon kurulmasına ilişkin görüşe, hükmün mahiyetine tamamıyla ters, amaçlarını yerine getirmeye aykırı olması nedeniyle, katılmak mümkün değildir. 56 1412 sayılı Kanun’da teminatın, hükmedilen para cezasına mah- subunu içeren hüküm yer almaktaydı. 5271 sayılı Kanun’da da güven- cenin, koruma tedbiri niteliğine ve amaçlarına aykırı olarak, suçtan doğan zararın giderilmesi, katılanın yaptığı masraflar, nafaka borçla- rının, kamusal giderlerin ve para cezalarının ödenmesi için de kulla- nılabileceği kabul edilmiştir. Bu hükümler, her ne kadar pratik yarar sağlama ve mağdurun haklarını koruma açısından olumlu görülebil- mekteyse de, tutuklama ile sağlanmak istenen amaçları gerçekleştirme işlevine hizmet etmemektedir. Şüpheli veya sanık, yargılamayı takip etmek suretiyle, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına, verilmiş olan hükümlerin infazına engel olmadığı müddetçe, teminat/güvencenin kendisine geri verilmesi gerekmektedir. Herhangi bir masrafın, taz- minatın veya cezanın mahsubu için, teminat/güvenceye el atılması, teminat/güvencenin ruhuna aykırıdır. 57 Tutuklama Koruma Tedbirine Seçenek Olarak Düzenlenen Adli Kontrol Koruma Tedbiri Üzerine Bir İnceleme”, AÜEHFD, C. IX, S. 1-2, Y. 2005, Erzincan 2005, s. 183, Akt: KARAKURT, “Adli Kontrol Koruma Tedbiri”. 55 RG, 18.09.1963. 56 Benzer görüş için bkz: Karakurt, “Adli Kontrol Koruma Tedbiri”. 57 Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan/Özbek Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muha- kemesi Hukuku, en son değişiklikleriyle gözden geçirilmiş ve genişletilmiş 8. baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2004, s. 618. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009336 5271 sayılı Kanun’un önceden ödetme başlıklı 114. maddesinde, şüphelinin/sanığın rızası, mağdur/nafaka alacaklısının istemi halin- de, güvencenin ilgili kısmının mağdur/nafaka alacaklısına ödeneceği belirtilmiştir. Ayrıca soruşturma/kovuşturma konusu olay nedeniyle, mağdur/nafaka alacaklısı lehinde bir yargı kararı verilmiş ise, şüphe- linin/sanığın rızası da aranmayacaktır. Şüphelinin/sanığın rızasına hükmü dayandırmak resen araştırma ilkesinin geçerli olduğu ceza yargılamasında, şüphelinin/sanığın ikrarıyla bağlılık benzeri bir du- rum doğurabilecektir. Maddenin ikinci fıkrasında yer alan, güvence miktarının mağdur/nafaka alacaklısına ödenmesi için şüphelinin/sa- nığın rızasının dahi aranmamasını sağlayan yargı kararın kesinleşmiş olması gerekip gerekmediği ise lafızdan anlaşılamamaktadır. Ayrıca nafaka alacaklısı lehine bir yargı kararının söz konusu olduğu bir hal- de, ceza mahkemesi hâkimi, aile mahkemesi kararlarının uygulayıcısı ve hatta icra mercii sıfatına sokulabilecektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında güvence yatırma- nın, koruma tedbiri niteliğine uygun ve tutuklamanın amaçlarını ger- çekleştirmek doğrultusunda, şüpheli veya sanığın mali gücü dikkate alınarak, uygulanması gerektiği vurgulanmaktadır. AİHM’nin bir ka- rarında “alınacak güvencenin amacı suçtan doğan zararın tamir ve tazmini- ni karşılamak değil, sanığın duruşmada hazır bulunmasını sağlamaktır. Bu nedenle güvence miktarı saptanırken ilgilinin kişisel durumu her yönüyle ile gözden geçirilmelidir, kaçması halinde uğrayacağı zararın onda yapacağı et- kiye bakılmalıdır.” ifadelerine yer verilmiştir. 58 1412 sayılı Kanun döneminde, teminatla salıverilme, hâkimlerce, teminatı belirlemede kişi üzerinde, kaybı halinde, önemli derecede sı- kıntıya yol açacak olma koşulunun göz ardı edilmesiyle, işlevsel bir uygulama alanı bulamamıştı. Teminat veya güvencenin belirlenme- sinde dikkat edilmesi gereken nokta, şüpheli veya sanığın mali gü- cüne göre belirleme yaparken, yükümlülüğün amaçlarına aykırı dav- ranıldığı takdirde kaybetmekle büyük sıkıntıya düşeceği bir miktara hükmedilmesi gerektiğidir. Şüpheli veya sanık, güvenceyi kaybetme- mekle, kaçmak suretiyle yargılamayı engellemek seçenekleri arasında 58 Ayrıntılı bilgi için bkz: Gölcüklü/Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulanması, Avrupa Mahkemesi İncelemesi ve Yargılama Yöntemleri, Ankara 2004, s. 240, Akt: Karakurt, “Adli Kontrol Koruma Tedbiri”. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009337 bırakıldığında güvence ağır basacak nitelikte olmalıdır. 59 Bu durum, AİHM’nin içtihatlarında da kişinin mahkemeye gelmemesi halinde uğrayacağı kaybın, kaçmaya ilişkin bir istek duymaktan caydırmaya yetecek ölçüde olması gerektiği şeklinde değerlendirilmektedir. 60 V. ADLİ KONTROL KARARI VERİLMESİ Adli kontrol kararında, sadece CMK’nın 109. maddesinde tahdi- di olarak sayılmış olan yükümlülüklere hükmedilmelidir. 61 Ayrıca bir koruma tedbiri olan adli kontrol, mahiyeti gereğince geçici olup; belirli bir süre boyunca geçerli olmak üzere, adli kontrol yükümlülüğüne tabi tutulma yönünde hüküm verilmesi hatalı bulunmaktadır. Adli kontrol kararı, verilmiş olduğu zamandaki koşullar sona erdiğinde, herhangi bir süre gözetilmeksizin kaldırılmak durumundadır. Bilindiği üzere, adli kontrol kurumunun, kanunumuzdaki düzen- lemesi yapılırken, en çok etkilenilen Fransız Ceza Muhakemesi Kanunu olmuştur. Fransız hukukunda, tutuklamadan farklı olarak adli kontrol kararı verilirken, gerekçe ileri sürülmesi gerekliği bulunmamaktadır. 62 Ancak adli kontrol müessesi genel olarak Fransız hukukundan alın- mışsa da mevzuatımıza aykırı hükümlerin de aynen geçirildiği söyle- nemeyecektir. Bu itibarla, CMK’nın 110. maddesinde, 101. maddedeki gibi gerekçe gösterilmesi zorunluluğunu içeren bir belirleme yapılma- mışsa da, Kanun’un 34. maddesindeki hâkim ve mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılacağına ilişkin genel ilke doğrul- tusunda, gerekçe gösterilmesi elzemdir. 63 59 Soyaslan, Ceza Muhakemeleri Usulü Hukuku, s. 240. 60 Kamer, Vehbi Kadri, Denetimli Serbestlik Kararlarının İnfazı, ikinci cilt, Adalet Yayı- nevi, Ankara 2007, s. 166 dp.120. 61 Örneğin “…tarihinde yapılacak Fenerbahçe-Galatasaray futbol karşılaşmasının oynandığı saatlerde maç izlenmesinin önlenmesi amacıyla herkese açık yerlere gi- rilmemesi” şeklindeki bir karara CMK’da sayılı adli kontrol yükümlülükleri çerçe- vesinde hükmedilmemesi gerekmektedir. Akt: Şentuna, Mustafa Tarık, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunda Tutuklama ve Adli Kontrol, Adalet Yayınevi, genişletilmiş 2. bası, Ankara 2007, s. 148-149. 62 Ayrıntılı bilgi için bkz: Centel, “Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’nda Adli Kontrol- Tutuklama-Yakalama ve Haksızlıkların Tazminatla Giderilmesi”, s. 844. 63 Benzer görüş için bkz: Karakurt, “Adli Kontrol Koruma Tedbiri”. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009338 Adli kontrol kararı verilmesi süreci anlatılırken, soruşturma ve kovuşturma evreleri olarak, ikili bir ayrım yapılması yararlı olacak- tır. 5271 sayılı Kanun’un 110. maddesinin 1. fıkrasında, her ne kadar adli kontrol, soruşturma evresine mahsus gibi ifade edilmişse de, aynı maddenin 3. fıkrasında kovuşturma evresinin her aşmasında da uygu- lanacağı belirtilerek, ilk fıkra lafzının getirdiği tereddüt giderilmiştir. A. SORUŞTURMA EVRESİ Soruşturma evresinde adli kontrol kararı verilebilmesi için, mutla- ka surette, Cumhuriyet savcısının bu doğrultudaki istemi gerekmek- tedir. Soruşturma evresinde tam hâkimiyet sahibi olan Cumhuriyet savcısı, şüphelinin serbest bırakılmasını uygun bulmakta ise, herhangi bir makama başvurmak ve karar aldırmak zorunda olmaksızın, kişiyi serbest bırakabilecektir. Ancak Cumhuriyet savcısı, şüpheli hakkın- da tutuklamanın yahut adli kontrol yükümlülüklerinden herhangi birinin uygulanması gerektiği düşüncesindeyse, sulh ceza mahkeme- si hâkiminden karar aldırmak mecburiyetindedir. Bu itibarla, soruş- turma evresinde Cumhuriyet savcısının istemi söz konusu olmadan, şüphelinin özgürlüğünün kısıtlanmasına imkân verilmemektedir. Cumhuriyet savcısı, şüphelinin tutuklanmasını gerekli buluyorsa tu- tuklama, adli kontrol tedbirlerinin bir veya birkaçına hükmedilmesini uygun buluyorsa bu yöndeki talebiyle, soruşturma dosyasını sulh ceza mahkemesine intikal ettirmelidir. Soruşturma evresinde adli kontrol kararı verilebilmesi için, gerekli olan Cumhuriyet savcısının talebinin içeriğinde adli kontrol yükümlü- lüklerine tabi tutulmanın lafız olarak bulunması gerekmemektedir. Bir başka anlatımla, soruşturma evresinde, Cumhuriyet savcısının tutuk- lama yönündeki talebinin adli kontrolü de içerdiği kabul edilmelidir. 64 Bu yöndeki kabul, çoğun içinde azın da var olacağına ilişkin genel ilkenin bir yansımasıdır. Ayrıca aksi düşüncede, kişiler, özgürlüğü daha az kısıtlayan bir uygulamaya karar verilme olanağından yoksun bırakılacaktır. Kaldı ki, uygulamada da, sulh ceza hâkimlerince, Cum- huriyet savcılarının tutuklama yönündeki talepleri doğrultusunda, tutuklamaya sebep teşkil eden koşullar gözetilerek, adli kontrol tedbi- rine hükmedilebilmektedir. 64 Benzer görüş için bkz: Karakurt,“Adli Kontrol Koruma Tedbiri”. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009339 B. KOVUŞTURMA EVRESİ Kovuşturma evresinde adli kontrol kararı verilmesinde yetkili olan mercii, kamu davasının görülmekte olduğu mahkemedir. CMK’nın 110. maddesinin 3. fıkrasında kovuşturma evresinde adli kontrol ka- rarı verilmesi ile ilgili olarak, 109. ve 110. madde hükümlerine atıf yapılmaktadır. Bu durum, söz konusu hükümlerde Cumhuriyet sav- cısının istemine ilişkin gerekliliğin kovuşturma evresi için de aranıp aranmayacağını, akla getirmektedir. Ancak mahkemenin, CMK’nın 101. maddesinin 1. fıkrası doğrultusunda, resen tutuklama kararı ve- rebilmekteyken, daha hafif nitelikteki adli kontrole, evleviyetle, resen hükmedebileceği kabul edilmektedir. 65 Bu itibarla, kovuşturma evre- sinde adli kontrol kararı resen veya Cumhuriyet savcısının istemi ile mahkeme tarafından verilmektedir. C. YOKLUKTA VERİLME SORUNU Adli kontrol kararının verilmesi esnasında şüpheli veya sanığın bulunmasının zorunlu olup olmadığı hususunda Kanun’da açık bir hüküm mevcut değildir. Bilindiği üzere, 1412 sayılı Kanun’dan fark- lı olarak, 5271 sayılı CMK’da gıyabi tutuklama müessesi kural olarak kaldırılmıştır. Yürürlükteki mevzuat uyarınca, şüpheli veya sanığın yokluğu halinde bir istisna dışında 66 tutuklama kararı verilmesi imkânı bulunmamaktadır. Tutuklama koşullarının oluştuğu bir durumda, tu- tuklama yerine uygulanabilecek bir tedbir olması sebebiyle, adli kont- rol tedbirine hükmedilirken de şüpheli veya sanığın savunmasının alınması, bir başka deyişle, şüpheli veya sanığın varlığının aranacağı düşünülebilmektedir. Ayrıca adli kontrol kararlarına itirazı düzenleyen CMK’nın 111. maddesinde, itiraz süresi ve başlangıcına ilişkin herhangi bir belirleme olmadığından, Kanun’un 268. maddesi atfıyla, 35. maddedeki kural geçerlilik kazanmaktadır. CMK’nın 35. maddesinin 2. fıkrasında ise, “koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvuru- labilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ 65 Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 227. 66 5271 sayılı CMK’nın 248/5. maddesi ve 5320 sayılı Yürürlük Kanunun 5/2. mad- desi birlikte değerlendirildiğinde, şüpheli veya sanık hakkında sadece yurt dışın- da kaçak olma durumunda yoklukta tutuklama kararı verilebilmektedir. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009340 olunur” hükmü getirilmiştir. Söz konusu hükmün, tutuklama kararla- rının yüze karşı verilmesi zorunluluğu düşünülerek, getirilmiş olması muhtemeldir. Ancak tüm koruma tedbirlerine ilişkin kararların yüze karşı verilemeyeceği göz önünde bulundurulduğunda, tebliğ edilme hususunda geniş kapsamlı bir istisnanın uygun düşmediği anlaşıl- maktadır. Öğretide, kimi yazarlar şüpheli veya sanığın yokluğunda da kural olarak 67 adli kontrol kararı verilebileceğini kabul etmektedirler. Aksi düşüncenin, düzenlenişi itibariyle uygulama alanı sınırlı olan adli kontrolün uygulanmasını daha da güçleştireceği ileri sürülmektedir. 68 Ancak gıyabi tutuklamayı kural olarak mevzuattan çıkarmış olan zih- niyetin, tutuklamaya eş koşullarda hükmedilen adli kontrol tedbiri açısından da yoklukta karar vermeyi devam ettirdiğini kabul etmek bizce uygun görülmemektedir. Adli kontrolün tutuklamadan daha hafif nitelikte bir tedbir olması öne sürülerek, uygulanmasının kolay- laştırılması düşüncesi de yoklukta karar vermeyi haklı kılmamaktadır. Adli kontrol, tutuklamaya kıyasla daha hafif nitelikte bir koruma ted- biri olsa da sonuçta, kişi özgürlüğünü etkilemekte, sınırlamaktadır. Adli kontrol uygulamasına gidilmesi gerektiği bir durumda da, kişi hakkında CMK’nın 98. maddesi doğrultusunda yakalama emri çıkartı- larak, savunma hakkı tanınması uygun olacaktır. Bu halde, hakkında adli kontrol uygulamasına gidilmesi düşünülen şüpheli veya sanığın savunması dikkate alınarak, herhangi bir yükümlülük belirlenmeden serbest bırakılması da mümkün olabilecektir. Bu nedenle adli kontrol tedbirine hükmedilirken, yurt dışında kaçak olma hali dışında, kişiye savunma hakkı tanınması, adli kontrolün getiriliş amacı ve mevzuatı- mızda yer alan ilgili hükümler de göz önünde bulundurulduğunda, kişi özgürlüğüne daha uygun bulunmaktadır. 67 Şahin, yoklukta adli kontrol kararı verilebilmesinin istisnasının, güvence veril- mesini gerektirdiğinden CMK’nın 109/3-i. maddesindeki tedbir olduğunu ifade etmektedir. Yerdelen ise, mahkûmiyetten indirim sebebi yapılan nitelikte hürriyet- ten yoksun bırakılmayı gerektirdiğinden, CMK’nın 109/3-e maddesindeki tedbirin yoklukta karar verilebileceğinin istisnası olduğunu dile getirmektedir. Yerdelen, Erdal, Soruşturma Ve Koruma Tedbirleri, Adil Yayınevi, 2006, s. 90–91. 68 Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 322. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009341 VI. ADLİ KONTROL KARARININ KALDIRILMASI A. CMK’NIN 110/2. MADDESİNE ATIF YAPILMIŞ OLMASI Adli kontrol kararının kaldırılması başlıklı, CMK’nın 111. mad- desi, başlık ile içerik arasındaki uyumsuzluk ve birbirinden farklı durumları bir arada düzenlemesi yönleriyle, anlam karmaşasına yol açmaktadır. 69 Maddenin birinci fıkrasında 110. maddenin ikinci fıkra- sına atıf yapılmış olması, sorunu doğuran etmendir. CMK’nın 110/2 maddesinde bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyma, yü- kümlülüklerin bütünüyle veya kısmen kaldırması, değiştirilmesi veya bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutulma şeklinde birçok karar çeşidi zikredilmektedir. Söz konusu hükme yapılan atıf, CMK’nın ya- salaşma sürecinin aceleye getirilmiş oluşunun bir yansımasıdır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, atıf yapılan 110. maddedeki bir veya birden çok yükümlülük altına koyma kararının şüpheli veya sanık istemi doğrultusunda verilebilecek nitelikte bir karar olmadığı açıktır. Şüpheli veya sanık, ancak tutuklama kararının kaldırılması istemiyle birlikte, bir veya birden çok yükümlülük altına koyulması tercihini belirtebilir ki, bu durumun da adli kontrole ilişkin hükümle- rin düzenlendiği bir maddede yeri yoktur. Diğer taraftan, adli kontrol kararının kaldırılması başlığı altında düzenlenen bir maddede; kısmen kaldırma, değiştirme ve geçici olarak muaf tutulma kararlarının içeri- ğe dâhil edilmesi uyumsuzluk yaratmaktadır. CMK’nın 111. maddesinin gerekçesinin incelenmesi sonucunda, 70 şüpheli veya sanığın adli kontrol kararının kaldırılması istemi karşı- sında, hâkimin, birinci fıkrada sayılı bulunan kararlardan herhangi bi- rine hükmedebileceği anlaşılmaktadır. Bu durumda, 111/2. maddesi hükmü ilk fıkradan ayrık olup, hükmün ilk fıkra içeriğinde yer alması ya da ayrı maddede düzenlenmesi anlam kargaşasını ortadan kaldır- mak adına daha uygun olacaktır. Şayet CMK’nın 111. maddesinde, 110. maddede sayılı bulunan di- ğer kararlara da itiraz düzenlenmek isteniliyorsa, sayılı bulunan kıs- men kaldırma, değiştirme dışındaki kararlara şüpheli veya sanık ta- rafından itiraz edilmesi beklenemeyeceğinden ve yükümlülük altına 69 Özbek, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 293. 70 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri, 114. madde gerekçesi, http://www.kazancı.com.tr. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009342 koyma kararına itiraz düzenleme altına alınmış olduğundan, 110/2. maddenin tamamına atıf yapılması hatalıdır. Bu itibarla, adli kontrol kararların değiştirilmesi, kısmen kaldırılması, yükümlülüklerden ge- çici olarak muafiyet yönündeki taleplerin ayrı bir maddede düzenlen- mesinin daha uygun olacağı kanaatindeyiz. CMK 111/1. maddesi ge- reğince bu yöndeki talepler neticesinde hâkim veya mahkeme beş gün içinde savcının da görüşünü alarak karar verecektir. B. KARARIN İNCELENMESİ GEREKLİLİĞİ CMK’da tutuklama koruma tedbiri ile ilgili olarak tutuklulukta geçirilecek azami süre belirlemesi yapıldığı halde, adli kontrolle ilgili olarak bu yönde bir hüküm mevcut bulunmamaktadır. Ancak bir koru- ma tedbiri olan adli kontrol, geçicilik vasfını haizdir, karar verilmesine yol açan koşullar ortadan kalktığında, kaldırılması gerekmektedir. CMK’da, adli kontrol kararlarının yapılan itirazlar dışında, zorun- lu ve rutin bir incelemeden geçirilmesi yönünde herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Tutuklama kararı, CMK’nın 108. maddesi gereğin- ce, en geç otuz günlük aralarla, devamının gerekip gerekmeyeceği hu- susunda incelemeye tabi tutulmaktadır. Tutuklama koşullarının mev- cudiyeti halinde, tutuklama ile sağlanmak istenen amaçları gerçekleş- tirmek üzere hükmedilen, kişi özgürlüklerini etkileyen adli kontrol tedbirleri açısından da, 108. madde yönünde bir hüküm tesisi uygun olacaktır. 71 C. KARARLARA İTİRAZ USULÜ Adli kontrol kararlarına itiraz hususunda, CMK’nın 111. mad- desinde, itirazın usulüne ilişkin bir belirleme yapılmadığından, Ka- nunun 268. maddesi ve devamı hükümleri dikkate alınacaktır. Buna göre, şüpheli/sanık, müdafii, yasal temsilcisi ve eşi 72 öğrenme tarihin- de itibaren, 73 yedi gün içinde adli kontrol kararını veren mercie, karara 71 Şahin, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, s. 320. 72 CMK’nın 261 ve 262. maddeleri sırasıyla avukat, yasal temsilci ve eşin kanun yol- larına başvuru haklarını düzenlemektedir. 73 CMK’nın 268. maddesi, öğrenme tarihini belirleme hususunda Kanun’un 35. mad- desine atıf yapmıştır. CMK’nın 35 maddesinde ise, “İlgili tarafın yüzüne karşı makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009343 karşı itirazlarını bildirebilir. Kararı veren mercii, itirazı haklı bulması halinde, kararı düzeltecek; aksi takdirde en geç üç gün içinde, itirazı incelemeye yetkili mercie 74 , dosyayı gönderecektir. İtirazı incelemeye yetkili mercii, itirazı yerinde görürse, itiraz konusu hakkında da karar verecektir. Aynı şekilde, CMK’nın 267. maddesi uyarınca; savcı ve suç- tan zarar gören, soruşturma evresinde, adli kontrol altına alınma tale- binin reddine karşı, itirazda bulunabilirler. Kovuşturma evresindeki bu yöndeki kararlara karşı ise itiraz hakları yoktur. Ayrıca CMK’nın 103. maddesinin 2. fıkrası gereğince, soruşturma evresinde, Cumhuriyet savcısı adli kontrol veya tutuklamanın artık ge- reksiz olduğu kanısına varacak olursa, şüpheliyi re’sen serbest bıraka- caktır. Soruşturma evresinde hâkimiyet sahibi olan Cumhuriyet Sav- cısı, sadece kişi özgürlüğüne müdahale niteliğinde bir karar verilmesi gerektiği düşüncesindeyse, hâkime başvurmak zorundadır. Maddede de açıkça ifade edildiği üzere, kovuşturmaya yer olmadığı kararı veril- diğinde şüpheli serbest kalacaktır. Aynı hükmün, kovuşturma evresi sonunda verilen beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi ve düşmesi kararı halinde de işlerlik kazanması gerekmektedir. verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir. Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur” hükmü geti- rilmiştir. 74 CMK’nın 268/3. maddesi uyarınca; Sulh ceza hâkiminin kararlarına yapılan itirazların incelenmesi, yargı çevre- sinde bulundukları asliye ceza mahkemesi hâkimine, sulh ceza işleri, asliye ceza hakimi tarafından görülüyorsa ağır ceza işlerini gören mahkeme başkanına aittir. Asliye ceza mahkemesi hakimi tarafından verilen kararlara yapılacak itirazla- rın incelenmesi, yargı çevresinde bulundukları ağır ceza mahkemesine ve bu mah- keme ile başkanı tarafından verilen kararlar hakkındaki itirazların incelenmesi, o yerde ağır ceza mahkemesinin birden çok dairesinin bulunması halinde, numara olarak kendisini izleyen daireye; son numaralı daire için birinci daireye; o yerde ağır ceza mahkemesinin tek dairesi varsa, en yakın ağır ceza mahkemesine aittir. Naip hakim kararlarına yapılacak itirazların incelenmesi, mensup oldukları ağır ceza mahkemesi başkanına, istinabe olunan mahkeme kararlarına karşı yu- karıdaki bentlerde belirtilen esaslara göre bulundukları yerdeki mahkeme başkanı veya mahkemeye aittir. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kararları ile Yargıtay ceza dairele- rinin esas mahkeme olarak baktıkları davalarda verdikleri kararlara yapılan iti- razlarda; üyenin kararını görevli olduğu dairenin başkanı, daire başkanı ile ceza dairesinin kararını numara itibarıyla izleyen ceza dairesi; son numaralı daire söz konusu ise birinci ceza dairesi inceler. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009344 VII. ADLİ KONTROL YÜKÜMLÜLÜKLERİNE UYULMAMASI CMK’nın tedbirlere uymama başlıklı 112. maddesinde adli kont- rol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hak- kında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı merciince, hemen tutuklama kararı verebileceği ifade edilmiştir. Söz konusu hükmün başlığındaki tedbir terimi, CMK’nın 109 ve 110. maddelerinde yükümlülük sözcüğünün kullanılmış olması sebebiyle, uyumsuzluk teşkil etmektedir. 75 Aykırılığın giderilmesi ve dil birliği sağlanması açısından başlığın, adli kontrol yükümlülüklerine uyulma- ması şeklinde, değiştirilmesi uygun olacaktır. CMK’nın 100. maddesinin 4. fıkrası uyarınca, sadece adli para cezası veya bir yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili olarak tutuklama yasağı bulunmaktadır. Kanunun 109. maddesinin 2. fıkrası gereğince, tutuklama yasağı bulunan bu hallerde, adli kontrol kararı verilebilmektedir. CMK’nın 112. maddesinde, şüpheli veya sanık, adli kontrol kararı çerçevesinde hükmedilmiş olan yükümlülüklere isteyerek uymadığı takdirde, soruşturma veya kovuşturma konusu suç bir yıl ve daha az hapis cezasını gerektirse dahi, hâkim veya mahkemeye, derhal tutuk- lama yoluna gitme konusunda, takdir yetkisi verilmiştir. CMK’nın 112. maddesi ile 109/2. maddesi birlikte ele alındığında, tutuklama yasağının bulunduğu hallerde de, tutuklamaya hükmedile- bileceği ortaya çıkmaktadır. Ancak, Kanun’un 112. maddesinde, “hapis cezasının süresi ne olursa olsun” denildiğinden, sadece adli para cezası gerektiren suçlar yönünden, hüküm, uygulama alanı bulamayacak, tu- tuklama kararı verilemeyecektir. 76 Ayrıca CMK’nın 112. maddesindeki koşular gerçekleştiğinde dahi, tutuklama kararı verilmesi bir zorunluluk olmayıp; tutukla- manın ihtiyari niteliğinin geçerliliği devam etmektedir. Bu itibarla, hâkim veya mahkeme, tutuklama kararı verip vermeme konusunda, takdir yetkisine sahiptir. Bu durumda doğaldır ki, tutuklama yasağı- 75 Özbek, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 293. 76 Benzer görüş için bkz: Darende, Yeliz, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuyla Hukukumuza Giren Adli Kontrol Müessesesi ile Bu Bağlamda Yenilen Tutuklama Müessesesi”, http://hukuksitesi.net/hukukforum. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009345 nın bulunmaması dışındaki tüm koşullarının varlığı da göz önünde bulundurulacaktır. 77 CMK’nın 112. maddesinin gerekçesi de incelendiğinde, söz konu- su hükmün yükümlülüklere uyulmaması halinin yaptırımı olarak ön- görülmüş olduğu anlaşılmaktadır. Bu durum gerekçede, “şüpheli veya sanığın, kendisine sağlanan olanağı kötüye kullanmış olmasını göz önün- de bulundurarak böyle bir yaptırımı uygun saymıştır” şeklinde ifadesini bulmuştur. 78 Öğretide de, Öztürk/Erdem, dolaylı olarak tutuklamaya imkân tanıyan hükmü uygun bulmakta; yükümlülüklere uymamanın da bir sonucu olması gerektiğini aksi halde adli kontrolün işlev kaza- namayacağını ifade etmektedir. 79 Ancak söz konusu hükmün, tutuklama yasağını dolanmak sure- tiyle bertaraf edebileceği, 80 bu yönüyle de, özgürlüğe müdahale alanı- nın genişlemesine, müdahalelere getirilen sınırlamaların azaltılmasına yol açılabileceği göz ardı edilmemelidir. Tutuklamanın koşulları oluş- tuğu bir durumda, tutuklama ile sağlanmak istenen amaçları yerine getirmek üzere, düzenleme altına alınmış olan adli kontrolün, tutuk- lama yasağında uygulanmasının dahi, uygun olmadığı kanaatindeyiz. Aslında, tutuklamayı gerektirebilecek ölçüde bir tehlikenin mevcut olmadığının kabul edildiği bir durumda, adli kontrol koşulu da ger- çekleşmemiştir. Buna karşın, Kanun’un getirdiği hüküm gereğince, tu- tuklama yasağı bulunan bir halde, adli kontrol kararı verildiğinde, ka- rara uyulmamasına, tutuklama kararı verilmesi sonucunu bağlamak, hukuken verilmiş olan güvencenin hiçe sayılmasıdır. Kanun koyucu, uygulamada sıkıntı yaratabileceğini düşündüğü tutuklama yasağını CMK’nın 112. maddesi ile aşmaktadır. Ayrıca yükümlülüklere uymama haline bu yönde bir yaptırım bağ- lanmasının, adli kontrol kararlarının işlev kazanabilmesi için, gerekli olduğu görüşüne de katılmamaktayız. Şöyle ki, bu işlev, daha farklı ve ağır bir adli kontrol yükümlülüğü ile değiştirmeyle veya yükümlülük 77 Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 229. 78 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri, 115. madde gerekçesi, http://www.kazancı.com.tr. 79 Akt: Gültaş, Veysel, 5271 Sayılı Ceza muhakemesi Kanununun Işığı Altında Tutuklama, Günaydın Hukuk Yayınları, 1. bası, İzmir Haziran 2006, s. 24. 80 Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 331-332; Karakurt, “Adli Kontrol Koru- ma Tedbiri”. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009346 sayısının arttırılmasıyla, tutuklanmama güvencesi ihlal edilmeden de, sağlanabilecektir. VIII. ADLİ KONTROL KARARLARININ UYGULANMASI CMK’nın 109. maddesi ve ÇKK’nun 20. maddesi çerçevesinde ve- rilmiş olan adli kontrol kararlarını yerine getirme görevi, Denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlükleri veya bürolarına ait bulunmaktadır. Denetimli serbestlik, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Yönetmeliği’nin 4. maddesinde “mahkemece be- lirtilen süre ve koşullar içinde, denetim ve denetleme planı doğrultusunda şüpheli, sanık veya hükümlünün toplumla bütünleşmesi açısından ihtiyaç duyduğu, her türlü hizmet program ve kaynakların sağlandığı, toplum temel- li bir uygulama” olarak tanımlanmıştır. Adli kontrol kararlarında belirlenen yükümlülüklerin yerine ge- tirilmesi işlemlerinde yetkili mercii, 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Kanunu’nun 12. maddesinde hükme bağlanmıştır. Ayrıca adli kontrol yükümlülüklerinin yerine getirilmesinin usul ve esasları, Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Yönetmeliğinin 19 ila 33. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, bu hükümlerin adli kontrol kararlarının infazında dikkate alınması gerekmektedir. Adli kontrol kararları, kararı veren hâkim veya mahkeme tarafın- dan Cumhuriyet başsavcılığına gönderilerek, Cumhuriyet başsavcılı- ğında adli kontrol kaydına mahsus deftere kaydedilecektir. Kararların, Cumhuriyet başsavcılığınca, infaz için, denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüklerine veya büroya bildirilmesi, adli kontrol defterine kaydedilmesi suretiyle, infaz işlemleri başlatılacaktır. Aynı şekilde, karar, kendi bölgeleri içinde bulunan adli kontrol yükümlü- lüklerine tabi tutulmuş kişilerin varlığı hakkında bilgi sahibi olmaları- nı sağlamak için, kolluğa gönderilmelidir. 5271 sayılı Kanun’da sayılı tüm adli kontrol yükümlülükleri için geçerli olmak üzere, infaz sürecinde, kararın “adli kontrol defteri”’ne kaydedilmesi gerekmektedir. Şüpheli veya sanık hakkında bir dosya açılmak suretiyle, on gün içinde şube veya büroya gelmesi için kişiye bildirim yapılmalıdır. Haklı, geçerli ve gerektiğinde belgelendirilebi- len mazereti olmaksızın on gün içinde şube müdürlüğü veya büroya makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009347 gelmeyen şüpheli veya sanık hakkındaki kayıt kapatılarak, Cumhuri- yet Savcılığına bildirim yapılacaktır. Süresi içinde şube müdürlüğü veya büroya başvurulması halin- de, denetleme memuru tarafından karar doğrultusunda bir denetle- me planı hazırlanması gerekmektedir. Denetleme planının içeriğinde, hükmedilmiş olan yükümlülüğün türüne ve içeriğine göre, kişinin uymakla mükellef olduğu hususlar, bu hususların ne surette yerine getirileceğine ilişkin bilgiler bulunacaktır. Şüpheli veya sanığın denet- leme planına uygun davranıp davranmadığı, şube müdürlüğü veya büro tarafından belirli aralıklarla; kişinin denetimli serbestlik ve yar- dım merkezlerini ziyareti veya denetleme memurlarının kişiyi ziyare- ti, araması biçiminde denetlenmelidir. Denetimli serbestlik yardım merkezi şube müdürlükleri veya bü- rolarca, hazırlanan denetleme planı doğrultusunda hareket etmeyen kişilere, öncelikle bir defaya mahsus olmak üzere, uyarıda bulunulur; ihlal yinelendiğinde kişinin dosyası kapatılarak, cumhuriyet Başsav- cılığına bildirim yapılacaktır. Aynı şekilde, hâkim veya mahkeme ta- rafından, yükümlülüğün değiştirilmesi, kaldırılması yönünde karar verilmesi halinde, durumun Cumhuriyet başsavcılığınca, şube mü- dürlüğüne veya büroya bildirim yapılmalıdır. Bu bildirim üzerine de şube müdürlüğü veya büro tarafından, şüpheli veya sanık hakkındaki kayıt kapatılacaktır. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME Adli kontrol, tutuklamanın sağlamak istediği amaçları gerçekleş- tirmek üzere getirilmiş tutuklamadan daha hafif nitelikte yükümlü- lükler içeren, bir koruma tedbiridir. Adli kontrol, Anayasal bir ilke olan ölçülülük ilkesinin hayata geçirilmesi amacıyla, tutuklamanın ya- rattığı ağır sonuçların, kişi özgürlüğünü daha az etkileyen bir tedbire başvurmak suretiyle, bertaraf edilmesi için getirilmiş bulunmaktadır. Ancak bu denli önemi haiz getiriliş amaçlarının varlığına karşın, kanunlaşma sürecinde adli kontrole ilişkin hükümler büyük oranda değiştirilerek, tutuklamayı istisnai hale getirme amacından sapma meydana gelmiştir. Ceza Muhakemesi Kanunu Tasarısı’nın gerekçe- sinde yer alan adli kontrol kurumunun getirilmesine yol açan nedenle- A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009348 re, kanunlaşma sürecinde yapılan görüşmeler neticesinde, daha önem- li olduğu düşünülen kimi olgular tercih edilmiştir. Adli kontrolün, tutuklamanın yerine uygulanabilmesi, hâkim veya mahkemenin somut olaya göre, ölçülük ilkesini göz önünde bu- lundurarak, adli kontrol yükümlülüklerine başvurabilmesi için, uygu- lanmasında herhangi bir sınırlandırmanın kabul edilmemesi gerekir- di. Ancak toplumda infial yaratabileceği öne sürülerek, adli kontrolün büyük ölçüde ölü doğmasına yol açan üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezası gerektiren suçlarla ilgili olarak uygulanabilme koşulu, ka- bul edilmiş bulunmaktadır. Tutuklama ve yerine uygulanabilme yetisine sahip adli kontrol, bilindiği üzere, birer koruma tedbiridir. Koruma tedbirleri ise, muha- kemenin gereği gibi yapılması ve verilmesi muhtemel hükümlerin uy- gulanabilmesinin sağlanması dışında herhangi bir amaçla ve özellikle, cezalandırma amacıyla getirilemezler. Toplumda halen tutuklamanın bir cezalandırma aracı olarak görüldüğü, tutuksuz yargılamanın ada- lete olan güveni sarsabildiği bir gerçekliktir. Ancak tutuklamaya top- lumun yüklemekte olduğu işlevi, bu durum gerekçe gösterilerek, Ka- nun metnine geçirmenin kabul edilebilir bir yanı bulunmamaktadır. Kanunlar, örf ve adetlerden farklı olarak, toplum içinde herkesçe kabul edilen ve değişmez görülen alışkanlıklardan oluşmazlar. Kanun koyucu, uluslararası hukukun gerektirdiği gelişmelere, getirilen ku- rumların hukuki mahiyetlerine uygun düzenlemeler yapmak duru- mundadır. Toplumdan kopuk kanunların uygulanabilmeleri ve var- lıklarını sürdürmeleri güçtür. Ancak toplumun hislerine tercüman ola- bilmek için hukuk sistematiğini hiçe saymak ve toplumu yükseltmek yerine topluma inmek suretiyle hüküm tesisi hatalıdır. Tutuklamanın işlenmiş olduğu düşünülen suça karşılık bir ceza olduğu görüşü yıkıl- madan ve bu görüşe hizmet eden hükümler ortadan kaldırılmadan, adli kontrolün işlevsellik kazanması oldukça güç görünmektedir. Kişi özgürlüğünü ortadan kaldıran tutuklamanın alternatifsiz bir biçimde uygulanması ise sonuçta toplumun menfaatini zedeleyecektir. Yeri- ne uygulanabilecek bir tedbir olmaması sebebiyle verilen haksız bir tutuklama kararı, kişi özgürlüğünün tehdit altında olduğunu ve kişi güvenliğinin yeterli bir biçimde korunamadığını ortaya koymak su- retiyle, yargıya olan güveni adli kontrol uygulanmasından daha fazla zedeleyecektir. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009349 Adli kontrolün uygulanmasına ilişkin üç yıllık süre sınırı dı- şında, tutuklama yasağının bulunduğu hallerde ve tutukluluk süre- lerinin dolması nedeniyle salıverilenler hakkında da uygulanabilmesi tutuklama yerine uygulanabilme amacıyla bağdaşmamaktadır. Tutuk- lamanın koşularının oluşmadığına ilişkin bir karine kabul eden kanun koyucunun, aynı halde, tutuklamanın amaçlarını gerçekleştirme işle- vine sahip adli kontrole hükmedilmesini kabul etmesi anlaşılır bulun- mamaktadır. Adli kontrolün, tutukluluk azami sürelerinin geçirilme- sinden sonra da uygulanabilmesi ise, kişi özgürlüklerinin süre sınırı gözetilmeksizin, uzun yargılama süreçleri boyunca sınırlandırılması- na yol açabilecektir. Mevzuatımızda tutuklamanın bir koruma tedbiri olarak düzenlen- mesi nedeniyle, suç işlenmesinin önlenmesi bir tutuklama nedeni ol- mamakla birlikte, tutuklama ile ulaşılmak istenen amaçları sağlamak için getirilmiş kimi adli kontrol yükümlülükleri, suç işlenmesini engel- leme düşüncesini yansıtmaktadır. Bu yönde, Kanun’un 109. maddesi- nin 3. fıkrasının “d”, “e” ve “g” bentlerindeki yükümlülükler, koruma tedbiri mahiyetinden uzaktır, metinden çıkarılmaları gerekmektedir. Ayrıca güvence yükümlülüğüne, şüpheli veya sanığın muhakeme iş- lemleri esnasında hazır bulunmasını sağlamak dışında amaçlar yük- lenmesi de mahiyetine ters düşmektedir. Adli kontrolün uygulanmasına getirilmiş bulunan üst sınırı üç yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suç ile ilgili olma koşulu ve belki de bu koşuldan da etkin bir sınırlama yaratan toplumsal baskı ile 1412 sayılı Kanun döneminden devam ettirilen alışkanlıklar, adli kont- rolün işlerlik kazanmasına engel olmaktadır. Bu doğrultuda, anayasal bir ilke olan ölçülülük ilkesi hayata geçirilememekte, hukuk devleti olmanın bir gereği olarak, kişi özgürlüğünün daha az sınırlandırılma- sıyla sonuca ulaşmaya olanak tanınmamaktadır. Adli kontrole işlevsellik kazandırılması için, var olan üç yıllık süre sınırının kaldırılması yeterli olmayıp, yükümlülüklerin infazını ger- çekleştirebilecek alt yapının ve sistemin de oluşturulması gerekmek- tedir. Bu itibarla, adli kontrol kararlarında belirlenen yükümlülüklerin infazı ve denetlenmesi amacıyla 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri ile Koruma Kurulları Kanunu 20.07.2005 tarihinde yürürlüğe sokularak, denetimli serbestlik sisteminin teşkilat yapısı dü- zenlenmiştir. Adli kontrol yükümlülüklerinin infazını sağlamak üzere A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009350 kurulmuş denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlükleri ve büroları, kuruluşundan bu yana gelişerek, işlevsellik kazanma yö- nünde büyük aşamalar kaydetmektedir. 81 Denetimli serbestlik teşkila- tının ülke çapında yaygınlaşması ve daha da önemlisi adli kontrolün kişi hak ve özgürlükleri için hayati öneme sahip oluşunun hâkim, sav- cı ve avukatlar başta olmak üzere ülkede yaşayan herkes tarafından anlaşılıp, kabullenilmesi, adli kontrol kararlarının verilmesi ve infaz edilebilmesi için gereklilik arz etmektedir. KAYNAKLAR KİTAPLAR Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, Tutanaklarla Ceza Mu- hakemesi Kanunu, Ankara 2005. Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Beta Basın Yayın Dağıtım, ye- niden ve gözden geçirilmiş 4. bası, İstanbul Ekim 2006. Gölcüklü/Gözübüyük, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Uygulanması, Avrupa Mahkemesi İncelemesi ve Yargılama Yöntemleri, Ankara 2004. Gültaş, Veysel, 5271 Sayılı Ceza muhakemesi Kanununun Işığı Altında Tu- tuklama, Günaydın Hukuk Yayınları, 1. bası, İzmir Haziran 2006. Kamer, Vehbi Kadri, Denetimli Serbestlik Kararlarının İnfazı, ikinci cilt, Adalet Yayınevi, Ankara 2007. Kunter/Yenisey, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Huku- ku, Arıkan Yayınevi, 13. bası, 2005 eki, İstanbul Mayıs 2005. Nursal, Necati/Ataç, Selcen, Denetimli Serbestlik ve Yardım Sistemi (Pro- bation), Yetkin Yayınevi, Ankara 2006. Özbek, Veli Özer, İnfaz Hukuku, Orion Yayınevi, Ankara 2007. Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2006. Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan/Özbek Veli Özer, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, en son değişiklikleriyle gözden geçiril- miş ve genişletilmiş 8. baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2004. 81 Örneğin, Adana ve şube müdürlüğü veya büro bulunmayan çevre ilçelerde veril- miş ve infaz edilmiş adli kontrol karar sayısı 2006 yılında yüz rakamının altında kalmaktayken, bir yıl sonrasında %100 oranında bir artışla, iki yüzü aşmaktadır. makaleler A. Duygu ÖZGÜVEN TBB Dergisi, Sayı 81, 2009351 Soyaslan, Doğan, Ceza Muhakemeleri Usulü Hukuku, Yetkin Yayınevi, Ankara 2000. Şahin, Cumhur, Ceza Muhakemesi Kanunu Gazi Şerhi, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005. Şentuna, Mustafa Tarık, 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunda Tutukla- ma ve Adli Kontrol, Adalet Yayınevi, genişletilmiş 2. bası, Ankara 2007. Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Savaş Yayınevi, 5. baskı, Ankara Kasım 2006. Turhan, Faruk, Ceza Muhakemesi Hukuku, Asil Yayın, 1. baskı, 2006. Yerdelen, Erdal, Soruşturma Ve Koruma Tedbirleri, Adil Yayınevi, 2006. Yurtcan, Erdener, Ceza Yargılaması Hukuku, Beta Basım Yayın Dağıtım,12. bası, Ocak 2007. Yüksel, Metin,Ölçülülük İlkesi, Ankara 2002, s. 57Ankara 2007. MAKALELER Aydın, Murat, “Adli Kontrol, Tutuklamaya Ne Kadar Alternatif”, HHD, Y: 3, S: 4. Centel, Nur, “Yeni Ceza Muhakemesi Yasası’nda Adli Kontrol- Tutuklama- Yakalama ve Haksızlıkların Tazminatla Giderilmesi”, Doç. Dr. Mehmet Somer’in Anısına Armağan, yayına hazırlayan Yrd. Doç. Dr. Yusuf Akın, İstanbul 2006. Çakın, Akın, “Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Açısından Adli Kontrol”, http://www.yayin.adalet.gov.tr/dergi/30_sayi Çoşkun, Neslihan, “Adli Kontrol”, HPD, S. 3, Nisan 2005. Darende, Yeliz, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuyla Hukukumuza Giren Adli Kontrol Müessesesi ile Bu Bağlamda Yenilen Tutuklama Mü- essesesi”, http://hukuksitesi.net/hukukforum. Feyzioğlu, Metin, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Hakkında Bazı Tespit ve Değerlendirmeler”, TBB Dergisi, S. 62, Ocak Şubat 2006. Hacıoğlu, Caner, “5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunda Tutuklama Ko- ruma Tedbirine Seçenek Olarak Düzenlenen Adli Kontrol Koruma Ted- biri Üzerine Bir İnceleme”, AÜEHFD, C. IX, S. 1–2, Y. 2005, Erzincan 2005. A. Duygu ÖZGÜVEN makaleler TBB Dergisi, Sayı 81, 2009352 Karagülmez, Ali, “Tutuklama Nedenleri ve Tutuklama İsteminin Reddi Ka- rarına İtiraz Konusunda 5271 sayılı CMK’nın İncelenmesi”, TBB Der- gisi, S. 58, Mayıs-Haziran 2005. Karakurt, Ahu, “Adli Kontrol Koruma Tedbiri”, http://www.turkhu- kuksitesi.com. Koca, Mahmut, “Tutuklamada Orantılılık İlkesi Çerçevesinde Bir Koru- ma Tedbiri Olarak Yurt Dışına Çıkarmama”, http://archiv.jura.uni- saarland.de/turkish/MKoca1.html. Mahmutoğlu, Fatih Selami, Prof. Dr. Nurullah Kunter’e Armağan, “İnsan Hakları Açısından Tutuklama ve Türk Hukuku”, Beta Yayın, İstanbul 1998. Sözüer, Adem/Dursun, Selman, “TCK, CMK ve Kabahatler Kanunu’ndaki Son Değişiklikler Ne Getiriyor?”, HPD, S. 09, Aralık 2006. Şahin, Cumhur, “CMK Uygulamasının Bir Yılı”, HPD, S. 07, Temmuz 2006. Tunç, Mehmet, “Adli Denetim, Tutuklamayı Önleyici ve Giderici Tedbir- ler”, Adalet Dergisi, Y. 92, S. 6, Ankara 2001.