hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008103
ESER SAHİPLİĞİNDEN DOĞAN HAKLARIN
MİRAS YOLUYLA İNTİKALİ
Gülperi ELDENİZ
∗
I. GİRİŞ
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser sahipliğinden do-
ğan haklarla ilgili olarak diğer hukuk dallarında yer almayan ilginç bir
ayrıma yer vermiştir. Buna göre; eser sahipliğinden doğan haklar mali
ve manevi haklar olmak üzere ikiye ayrılmıştır. (Manevi haklarla ilgili
olarak m. 14-17; mali haklarla ilgili olarak m. 21-25).
Bu ayrım ile ortaya çıkan manevi ve mali hak kavramları, fikri
haklara özgü nitelikleri olan kavramlardır. Fikri haklar alanında çok
büyük önem arz eden bu ayrım bilinmediği takdirde, birtakım yan-
lış anlamalara mahal verilmesi kaçınılmazdır.
1
Örneğin, uygulamada
özellikle manevi haklar kavramı, hukukta yaygın olarak kullandığımız
“manevi zarar ve tazminat” kavramları ile karıştırılmakta; bu kavram
eser sahibinin manevi zararı ve tazminat hakkı şeklinde algılanabil-
mektedir. Dolayısıyla, asıl konumuzu izah etmeden önce kısaca bu iki
hak türü ile ilgili bilgi vermek gerektiği kanaatindeyiz.
II. MALİ VE MANEVİ HAK KAVRAMLARI
A. Mali Hak Kavramı
Eser sahipliğinden doğan mali hak; eser sahibinin eseriyle olan
malvarlıksal ve ekonomik haklarını ifade eder. Bir başka ifadeyle;
burada eser sahibinin eserini mali ve ekonomik açıdan değerlendir-
*
Av., Ankara Barosu, AÜHF Ticaret Hukuku Yüksek Lisans öğrencisi.
1
Kılıçoğlu, Ahmet M, Sınai Haklarla Karşılaştırmalı Fikri Haklar, Ankara 2006, s. 217.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008104
me hakkı söz konusudur.
2
Bu nedenle, Alman Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu’nda bu kavram “eseri değerlendirme hakkı” (Verwertungsrecht)
(UrhG & 15) olarak adlandırılmaktadır.
Mali haklar yasada sınırlı bir şekilde sayılmıştır. Bunlar; işleme,
çoğaltma, yayma, temsil, işaret-ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlar-
la umuma iletim (m. 21-25); güzel sanat eserlerinde satış bedelinden pay
talep etme (m. 45) haklarıdır.
İşleme; eserden yararlanmak suretiyle aynı veya başka gruptan
bir başka eser yaratılmasıdır: bir romanın televizyon dizisine, bir şiirin
besteye dönüştürülmesi...
Çoğaltma; eser sahibinin eserinin, aslından ya da örneğinden bir-
den fazla eser yaratılmasıdır: bir kitabın, müzik CD’sinin veya kaseti-
nin veya sinema filminin çoğaltılması suretiyle birden fazla eser yara-
tılması…
Yayma; bir eserin aslı ya da kopyalarının kira, ödünç, satış veya
diğer yollarla dağıtılmasıdır: bir kitabın, müzik kasetinin, sinema ese-
rinin satışa sunulması, başkasına ödünç verilmesi…
Temsil; bir eserin doğrudan doğruya ya da bazı teknikler (işaret,
ses veya görüntü nakline yarayan araçlar) kullanmak suretiyle umuma
açık yerlerde okunması, çalınması, oynanması, gösterime sunulması-
dır: bir müzik veya sinema eserinin bir kahvehanede çalınması veya
gösterime sunulması…
İşaret-ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma iletim
hakkı; bir eserin aslının veya kopyalarının radyo-televizyon, uydu
ve kablo gibi yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de
dahil olmak üzere işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla
yayınlanması veya bunlardan yayınları elde eden yayın kuruluşları
tarafından tekrar yayınlanmasını ifade eder: bir müzik eserinin tele-
vizyon tarafından çalınması, bir televizyon dizisinin radyo tarafından
oynatılması...
Bu hakkı temsil hakkından ayırt eden unsur, ses ve görüntü nak-
line yarayan eseri umuma iletme tekniğiyle ilgilidir. Temsil hakkında
eserin radyo, televizyon, dijital iletim aracı gibi araçlarla umuma ileti-
2
Beşiroğlu, Akın, Düşünce Ürünleri Üzerindeki Haklar Fikir Hukuku, Cilt I, Ankara
2002, s. 178; Kılıçoğlu, s.237.
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008105
mi söz konusu olmadığı halde, ikincisinde bu koşul aranmaktadır.
Güzel sanat eserlerinde pay talep etme hakkı ise; sadece güzel sa-
nat eserlerine özgü bir hak olup bu tür bir eserin satışından sonra yasa-
da öngörülen belirli süre içinde açık nispetsizlik ortaya çıktığında ara-
daki farktan eser sahibine bu konuda çıkartılmış olan Kararnamedeki
koşullar ve miktarda pay verilmesini ifade eder.
B. Manevi Hak Kavramı
Eser sahibinin eserle olan manevi bağlarından doğan haktır.
3
Ma-
nevi haklar, mali haklardan farklı olarak eser sahibine eser üzerinde
mali ve ekonomik yararlar temin etmezler. Alman hukukunda bu ne-
denle manevi haklar eser sahibinin kişilik hakkı (Urheberpersönlich-
keitsrecht)(UrhG &12) olarak adlandırılmaktadır.
4
Manevi haklar da mali haklar gibi yasada sınırlı bir şekilde sayıl-
mıştır. Bunlar; “eserin umuma sunulması” (m. 14); “eser sahibinin adının
belirtilmesi” (m. 15), “eserde değişiklik yapılmasını yasaklama” (m. 16);
“eser sahibinin, esere ulaşma” (eserin cisimlendiği madde üzerinde zil-
yet ve malik olanlardan eserini incelemeye ve sergilerde teşhir etmeye
müsaade etmesini isteme) (m. 17) haklarıdır.
Eserin umuma sunulması hakkı; eser sahibinin eserini aleniyete
intikal ettirme yani kamuya sunma zaman, yer ve şeklini tayin etme
hakkı ile, tamamı veya bir kısmı henüz bu niteliğe kavuşmamış olan
eserin içeriği hakkında kamuya bilgi verme hakkıdır.
Adın belirtilmesi hakkı; eser sahibinin eserini öz ya da takma adıy-
la ya da adsız olarak kamuya sunma konusunda karar verebilme hak-
kıdır.
Eserde değişiklik yapılmasını yasaklama hakkı; eserin içeriği veya
eser sahibinin adında değişiklik yapılmasını yasaklama hakkıdır.
Eser sahibinin esere ulaşma hakkı ise; bazı eser türlerinde eserin
aslından geçici bir süre için yararlanma, tek ve özgün olan eserin be-
3
Beşiroğlu, s.166; Kılıçoğlu, s.218; Tekinalp Ünal, Fikri Mülkiyet Hukuku, İstanbul
2005, s. 151.
4
Güneş, İlhami, “Eser Sahibinin Manevi Hakları ve Uygulama”, Terazi Dergisi, Y.3,
S.19, s. 68.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008106
lirli koşullar altında sergilerde kullanılmasını malik veya zilyetlerden
talep edebilme hakkıdır.
III. MALİ VE MANEVİ HAKLARIN FARKLARI
A. Öncelikle eser sahibine tanınmış olan her iki hakkın nitelikle-
ri ve amaçları farklıdır. Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi, mali
haklar eser sahibinin eserle olan malvarlıksal ve ekonomik yararlarına
hizmet eden haklardır. Manevi haklar ise eser sahibinin eseriyle olan
manevi bağlarına hizmet eden haklardır.
B. Mali haklar koruma süresine tabidirler. Yasanın 26. maddesi
“Eser sahibine tanınan mali haklar zamanla mukayyettir” hükmü ile bu sü-
relerin sadece mali haklara ilişkin olduğunu ifade etmektedir. Manevi
haklarda ise koruma süresi yoktur.
C. Mali haklar eser sahibi veya halefleri tarafından hukuksal işlem-
lere konu olabilirler. Yasanın 52. maddesi “Mali haklara dair sözleşme ve
tasarrufların yazılı olması ve konuları olan hakların ayrı ayrı gösterilmesi
şarttır” hükmüyle bunu ifade etmiştir.
Manevi haklar nitelikleri gereği hukuksal işlemlere konu olamaz-
lar.
D. Mali haklardan vazgeçmek mümkündür. Yasanın 60. maddesi
“Eser sahibi yahut mirasçıları, kendilerine kanunen tanınan mali haklardan,
önceden vaki tasarruflarını ihlal etmemek şartıyla bir resmi senet tanzimi
ve bu hususun Resmi Gazete’de ilanı suretiyle vazgeçebilirler” hükmüyle
bunu ifade etmiştir.
Manevi haklardan ise vazgeçmek mümkün değildir.
E. Mali ve manevi hakların ihlali halinde açılabilecek davalar ve
talepler yasada farklı olarak düzenlenmiştir. (FSEK m. 67-68; 71-72)
F. Mali ve manevi haklarda mirasçılık bakımından fark vardır.
Bunu aşağıda ele alacağız.
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008107
IV. MALİ VE MANEVİ HAKLARIN
MİRAS YOLUYLA İNTİKALİ
Ölenin hak ve borçlarının miras yoluyla intikali genel olarak Türk
Medeni Kanunu’nda Üçüncü Kitapta “Miras Hukuku” başlıklı 495-682.
maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümlerin incelenmesi halinde,
bir kimsenin ancak ekonomik değeri olan varlıklarının miras yoluy-
la intikal edebileceği ortaya çıkmaktadır. Ölenin şahsına bağlı haklar,
ölümle birlikte son bulur; miras yoluyla intikal etmezler.
5
Mali ve ma-
nevi hakların miras yoluyla intikali konusunda 5846 sayılı Kanun özel
hükümler getirmiştir.
Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, eser sahipliğinden doğan
hakların miras yoluyla intikali açısından bir ayrım yapmadan “Eser
sahipliğinden doğan haklar, miras yoluyla intikal edebilirler. Eser sahibi eser
sahipliğinden doğan haklarının kullanımını ölüme bağlı bir tasarrufla vasiye-
ti tenfiz memuruna bırakabilir” şeklinde ifade etmiştir.
A. Mali Hakların Miras Yoluyla İntikali
5846 sayılı Kanun’un 63. maddesine göre “Bu kanunun tanıdığı mali
haklar miras yolu ile intikal eder. Mali haklar üzerinde ölüme bağlı tasarruflar
yapılması caizdir” hükmünü getirmiştir.
Mali haklar eser sahibinin eseriyle olan malvarlıksal ve ekonomik
haklar olduğuna göre ölüm halinde bunların miras yoluyla intikal ede-
ceğinin öngörülmesi, Miras hukukunun genel ilkelerine uygundur.
Maddenin 1. fıkrası bu konuda genel kuralı tekrar etmekte ve mali
hakların miras yoluyla intikal edebileceğini hükme bağlamaktadır.
Maddenin 2. fıkrası aynı ilkenin devamı olarak mali hakların ölüme
bağlı tasarruflara konu olabileceğini belirtmektedir. Buna göre; mad-
denin 1. fıkrası, eser sahibinin herhangi bir ölüme bağlı tasarrufta bu-
lunmaması halinde mali haklarda kanuni mirasçılığı öngörmektedir.
Madde sadece mali hakların miras yoluyla intikale elverişli oldukları-
nı belirtmekle yetinmiş; bu haklara kimlerin mirasçı olacaklarını hük-
me bağlamamıştır. Bunun sonucu olarak mali hakların miras yoluyla
kimlere intikal edeceği hususu yasal mirasçıları belirleyen Türk Me-
deni Kanunu’nun m. 495-501 hükümlerine göre tayin edilecektir. Bu
5
Kılıçoğlu, Ahmet M., Miras Hukuku Ders Notları, Cilt.I, Ankara 2005, s. 5.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008108
maddeler gereğince; mali haklar eser sahibinin altsoy zümresine, bun-
lar yoksa ana baba ve bunların altsoyları zümresine; bunlar da yoksa
büyük ana ve baba ile bunların altsoyları zümresine intikal edecektir.
Eser sahibinin sağ kalen eşi varsa, durum buna göre değerlendiri-
lecektir. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz:
1. Sağ kalan eş ile birlikte eser sahibinin altsoyu varsa, mali haklar
bunlara kalacaktır. Sağ kalan eş ¼ oranında mülkiyet hakkına sahip
olacak, ¾ oranındaki mülkiyet hakkını ise eser sahibinin altsoyu pay-
laşacaktır.
2. Eser sahibinin alt soyu yoksa mali haklar sağ kalan eş ile eser
sahibinin üst soy zümresine kalacaktır. Bu durumda sağ kalan eş mali
hakların ½ sini alacak, kalan ½ pay ise eser sahibinin üst soy zümresi-
ne verilecektir.
3. Eser sahibinin üst soyu (ana babası ve bunların altsoyu) yoksa,
mali haklar sağ kalan eş ile eser sahibinin büyük ana ve babası ile on-
ların çocuklarına kalacaktır. Bu durumda sağ kalan eş mali hakların ¾
üne sahip olacak, kalan ¼ ise eser sahibinin varsa büyük ana ve baba-
sına, yoksa bunların çocuklarına (yani eser sahibinin hala, amca, teyze
veya dayılarına) kalacaktır.
Kanunun 63. maddesinin II. fıkrası mali haklarda sadece yasal
mirasçılığın söz konusu olmadığını, bunların ölüme bağlı tasarruflara
da konu olabileceğini hükme bağlamıştır. Bu hükme göre; eser sahibi,
mali haklarında vasiyet veya miras sözleşmesi ile ölüme bağlı tasar-
ruflar yapabilir. Örneğin: Bestekar A, ölümünde besteleri üzerindeki
mali haklarının tamamını veya bir kısmını oğlu B’ye bıraktığını yasaya
uygun olarak yaptığı bir vasiyetle açıklayabilir.
B. Manevi Hakların Miras Yoluyla İntikali
Manevi hakların, eser sahibinin eserle olan manevi bağlarından
kaynaklanan haklar olduğunu yukarıda ifade etmiştik. Bunlar malvar-
lığına dahil olmayan, para ile ölçülmesi mümkün olmayan yani mali
nitelikte olmayan haklardır. Miras yoluyla intikale elverişli olan var-
lıklar, malvarlığı hakları yani para ile değerlendirilmesi mümkün olan
haklar olduğuna göre, manevi hakların miras yoluyla intikal etmesin-
den söz edilemez. Bir başka ifadeyle, manevi haklar, miras yoluyla
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008109
intikal edip terekeye dahil olmazlar.
6
Ancak bu açıklamalarımızdan,
manevi hakların eser sahibinin ölümüyle birlikte son bulan haklar ol-
duğu sonucu çıkartılmamalıdır. Eser sahibinin ölümüyle birlikte ma-
nevi haklar son bulmazlar, bunlar bu hakları kullanma yetkisine sahip
olan kişilere intikal ederler.
Eser sahibinin ölümüyle birlikte manevi hakları kullanma yetkisi-
nin kime intikal edeceği konusunda iki tür çözüm düşünülebilir:
1. Yasa koyucu burada özel bir hüküm getirmez. Manevi hakları
kullanım yetkisini, mali hakları miras yoluyla iktisap eden kişilere bı-
rakabilir. Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (UrhG) & 28’de mali
ve manevi hak ayrımı yapmadan “Eser sahipliğinden doğan haklar miras
yoluyla intikal eder” hükmünü kabul etmiştir. Avusturya Fikir ve Sanat
Eserleri Kanunu da (UrhG) & 23’de de aynı çözümü benimsemiştir. Bu
durumda, eser sahibi bir ölüme bağlı tasarrufla, manevi hakları kul-
lanma yetkisine sahip olan kişileri belirlememiş ise, bunları kullanma
yetkisi yasal mirasçılara intikal edecektir. Eser sahibi bir ölüme bağlı
tasarrufla manevi hakları kullanma yetkisine sahip kişiyi belirlemişse,
bu kişi ya da kişiler bu yetkileri kullanabilecektir.
2. Yasa koyucu bu konuda özel bir düzenleme getirebilir. Mali
hakların miras yoluyla intikalinden farklı olarak, manevi hakları kul-
lanma yetkisine sahip olan kişileri belirleyebilir. 5846 sayılı Kanun’un
19. maddesinde bu çözümü benimsemiştir. Bunu aşağıda ele alacağız.
5846 sayılı Kanun “Eser Sahibinin Hakları”nı ikili bir ayrıma tabi
tutarak hükme bağlamış, önce “Manevi Hakları” düzenlemiş, bu dü-
zenleme içinde 18. maddenin kenar başlığında “III. Hakların Kullanıl-
ması” başlığı altında 18. maddede a) Genel Olarak; 19. maddede ise b)
Hakları Kullanabilecek Kişiler şeklinde alt başlıkları kullanmıştır.
Hemen belirtelim ki, üzerinde açıklamalar yapacağımız madde 19.
maddedir. Ancak bu maddenin yorumlanabilmesi için yasada hangi
kenar başlığı altında yer aldığını ve düzenlendiğini açıklamak konu-
nun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Tekrar etmek gerekirse, ya-
sanın 19. maddesi “manevi hakların kullanılması” başlığı altında yer al-
makta ve “hakları kullanabilecek kimseler” kenar başlığını taşımaktadır.
İfade edelim ki, FSEK m. 19 “manevi hakların miras yoluyla intikali ” gibi
6
Kılıçoğlu, Fikri Haklar, s. 220; Tekinalp, s. 152.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008110
bir başlık ya da ifade içermemektedir.
Yasanın 19. maddesine göre:
“Eser sahibi 14 ve 15 nci maddelerin birinci fıkralarıyla kendisine tanı-
nan salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tespit etmemişse yahut bu hususu her
hangi bir kimseye bırakmamışsa bu salahiyetlerin ölümünden sonra kullanıl-
ması, vasiyeti tenfiz memuruna, bu tayin edilmemişse sırasıyla sağ kalan eşi
ile çocuklarına ve mansup mirasçılarına, ana babasına, kardeşlerine aittir.
Eser sahibinin ölümünden sonra yukarıdaki fıkrada sayılan kimseler eser
sahibine 14, 15 ve 16 ncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları eser
sahibinin ölümünden itibaren yetmiş yıl kendi namlarına kullanabilirler.
Eser sahibi veya birinci ve ikinci fıkralara göre salahiyetleri olanlar, sala-
hiyetlerini kullanmazlarsa, eser sahibinden veya halefinden mali bir hak ikti-
sap eden kimse meşru bir menfaati bulunduğunu ispat şartiyle, eser sahibine
14,15 ve 16 ıncı maddelerin üçüncü fıkralarında tanınan hakları kendi namı-
na kullanabilir.
Salahiyetli kimseler birden fazla olup müdahele hususunda birleşemez-
lerse, mahkeme, eser sahibinin muhtemel arzusuna en uygun bir şekilde basit
yargılama usulü ile ihtilafı halleder.
18 inci madde ile yukarıdaki fıkralarda sayılan salahiyetli kimselerden hiç
biri bulunmaz veya bulunup da salahiyetlerini kullanmazlarsa yahut ikin-
ci fıkrada belirlenen süreler bitmişse eser memleketin kültürü bakımından
önemli görüldüğü takdirde, Kültür Bakanlığı 14, 15, 16 ncı maddelerin üçün-
cü fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilir”.
Yasa koyucunun manevi hakları kullanma yetkisine sahip olanları
mali haklarda olduğu gibi eser sahibinin miras hükümlerine göre mi-
rasçılarına bırakmayıp özel hükümle farklı bir düzenlemeye tabi tut-
masının sebebi de manevi hakların niteliğinden kaynaklanmaktadır.
Manevi haklar; eserin kamuya sunulması, içeriği hakkında bilgi veril-
mesi, eserde değişiklik yapılmasını yasaklama gibi para ile ölçülmesi
mümkün olmayan, bu nitelikleri nedeniyle de terekeye dahil olmayan
haklar olduğundan bunların genel miras hükümleri ve mirasçılardan
farklı bir şekilde ele alınması mümkündür. Bu durum eser sahibinin
mirasçılarının maddi yararlarına zarar vermez. Öte yandan, manevi
hakları kullanım yetkisinin miras hükümlerine tabi tutulması, özellikle
birden fazla mirasçının bulunduğu hallerde, bunların bu hakların kul-
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008111
lanılması konusunda süratle hareket etmesi ve düşünce birliği içinde
olması birçok hallerde zor olabilir. Önemli olan eserin korunmasıdır.
O halde, mirasçılar arasında ortaya çıkacak uyuşmazlıklar nedeniyle
eser sahibinin eserle olan manevi bağlarının zarar görmemesi gerekir.
Yasanın 19. maddesinin amacını bu şekilde ortaya koyduktan son-
ra şimdi bu maddede ifade edilen manevi hakları kullanma yetkisine
sahip olan kişileri açıklayalım:
a. 14 ve 15. Maddenin I. Fıkrasında Yer Alan
Yetkiler Bakımından
Bu maddelerde ifade edilen yetkiler, 14. maddenin 1. fıkrasındaki
“eserin umuma arz edilme yetkisi” ile 15. maddenin 1. fıkrasındaki “eser
sahibinin adının belirtilme yetkisi”dir. Bu yetkileri kullanma hakkına sa-
hip kişiler şunlardır:
aa. Eser Sahibi Tarafından Belirlenmiş Kişiler
Eser sahibi bu yetkileri kullanma tarzını ve kişileri belirlemiş ola-
bilir. Kanun’un 19. maddesinde yer alan “eser sahibi … kendisine tanınan
salahiyetlerin kullanılış tarzlarını tespit etmemişse yahut bu hususu her han-
gi bir kimseye bırakmamışsa” ifadesinden hareketle 14 ve 15. maddelerin
birinci fıkralarında tanınmış olan manevi hakları kullanma tarzının
öncelikle eser sahibine ait olduğu, eser sahibi böyle bir tespitte bulun-
mamış ya da bu tespiti yapacak bir kişiyi tayin etmemiş ise de aşağıda-
ki kişilerin gündeme geleceği sonucuna varabiliriz. Yasa eser sahibinin
bu iradesini ne şekilde açıklayacağı konusunda bir hükme yer verme-
miştir. Burada eser sahibine ait bazı manevi hakların eser sahibinin
ölümünden sonra kimler tarafından kullanılacağı konusu düzenlendi-
ğine göre, eser sahibi bu yöndeki iradesini bir ölüme bağlı tasarrufla
açıklayabilir. O halde, burada TMK m. 531’de öngörülen vasiyet ya da
545’te öngörülen miras sözleşmesi gündeme gelebilir. Buna göre, eser
sahibi tek taraflı bir hukuksal işlem olan vasiyet ile ya da iki taraflı bir
hukuksal işlem olan miras sözleşmesi ile 14 ve 15. maddelerin birinci
fıkrasındaki manevi haklarını kullanma tarzını belirlemiş olabileceği
gibi, bunu belirleme yetkisini bir başkasına da bırakmış olabilir. Ör-
neğin: A, yaptığı bir vasiyetle “öldüğünde tüm bestelerinin ölüm yıldö-
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008112
nümünde piyasaya çıkarılmasını (umuma arz edilmesini) arzu etmiş ya da
bunların piyasaya çıkarılmasının kendisi gibi müzisyen olan yakın arkadaşı B
tarafından belirlenmesini” arzu etmiş olabilir.
bb. Vasiyeti Tenfiz Memuru
Vasiyeti tenfiz memuru, yeni 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda
“vasiyeti yerine getirme görevlisi” olarak adlandırılmıştır ve yasada bu
konu, 550-556. maddelerinde kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir.
Vasiyeti yerine getirme görevlisi miras bırakanın son arzularını
yerine getirmekle görevli ve yetkili kişidir (TMK m. 552). Buna göre,
eser sahibi 19. maddede öngörülen manevi haklarını kullanma tarzı ve
yetkilisi konusunda bir vasiyet yapmışsa, vasiyeti yerine getirme gö-
revlisi gündeme gelebilir. Eser sahibinin böyle bir vasiyeti yoksa yasa-
da sözü edilen “vasiyeti tenfiz memuru”nun söz konusu manevi hakları
kullanma yetkisine sahip olmasından söz edilemeyecektir.
cc. Eser Sahibinin Sağ Kalan Eşi ve Çocukları
Kanun’un 19. maddesinde yer alan “…bu tayin edilmemişse sırasıyla
sağ kalan eşi ile çocuklarına” şeklindeki ifadeden, vasiyeti yerine getirme
görevlisinin olmadığı halde, birinci sırada “eser sahibinin sağ kalan eşi
ile çocukları”nın yer alacağı sonucuna varmaktayız. Bir kimsenin yasal
mirasçılarının başında birinci derecede altsoyu, şayet eşi varsa sağ ka-
lan eşin alt soy ile birlikte mirasçılığı gelir. (TMK m. 495,499 b.1).
FSEK m. 19’un düzenlemesi ise Türk Medeni Kanunu’ndaki bu
düzenlemeden ayrılmaktadır. FSEK m. 19’da “sırasıyla sağ kalan eşi ile
birlikte çocukları” ifadesi kullanılmıştır. FSEK’de eser sahibinin “altso-
yundan” değil, “çocuklarından” söz etmiştir. Bunun sonucu olarak, eser
sahibinin çocukları ölmüş torunları bulunmuş olsa bile torunlar söz
konusu manevi hakları kullanamayacaktır.
Kanun, “sırasıyla sağ kalan eşi ile çocukları” ifadesini kullandığına
göre, eser sahibinin çocukları olmasa bile söz konusu manevi hakları
sağ kalan eşi tek başına kullanabilecektir. Eser sahibinin sağ kalan eşi
ve çocukları varsa, 14 ve 15. maddelerin 1. fıkralarındaki manevi hak-
ları birlikte kullanacaklardır. Bu konuda anlaşma sağlanamadığı tak-
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008113
dirde tıpkı 65. maddede olduğu gibi TMK m. 640 (eski 581) hükmüne
başvurulmak suretiyle terekeye bir temsilci atanması talep edilebilir.
dd. Mansup Mirasçılar
Mansup mirasçı kavramı, eski 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi
tarafından kullanılmaktaydı (e TKM m. 463). 4721 sayılı yeni TMK bu-
nun yerine “Atanmış mirasçı” kavramını kullanmıştır. (m. 516).
Eski deyimiyle “Mirasçı nasbı” yeni deyimiyle “mirasçı atama” mi-
ras bırakanın terekesinin tamamı veya belirli bir oranını bir veya birden
çok kişiye bıraktığı bir ölüme bağlı tasarruf türüdür.
7
Mirasçı atamanın
bu niteliği karşısında FSEK m. 19’da sayılan “mansup mirasçılar”ı anla-
mak mümkün değildir.
Eser sahibi mali haklarının tamamını veya belirli bir oranını bir
başkasına bırakabilir. Bu durumda bu kişi eser sahibinin mali hakla-
rında ona külli halef olur. Yukarıdaki tespitlerimiz karşısında, manevi
haklar, para ile ölçülmesi mümkün olmayan haklar olduğundan te-
rekeye giremezler. O halde, manevi haklar için “mansup mirasçı” yani
mirasçı ataması da söz konusu olamaz. FSEK 19. maddede sözü edilen
manevi hakları kullanma yetkisinde “mansup mirasçcıların” gündeme
gelmesi ancak eser sahibinin mali haklarla ilgili mirasçı ataması halin-
de mümkün olabilir.
Bu sayede, mali hakların kullanımı için atanmış olan mirasçı, 19.
maddenin 1. fıkrasında sözü edilen manevi hakları da kullanma yetki-
sini elde etmiş olur.
ee. Ana-Baba
Maddede sözü edilen manevi hakların kullanım tarzının veya kul-
lanacak kişilerin tayin edilmemesi; vasiyeti tenfiz memurunun görev-
lendirilmemesi, eser sahibinin eşinin ve çocuklarının ya da mansup
mirasçılarının da bulunmaması halinde ana baba gündeme gelebile-
cektir.
7
Kılıçoğlu, Miras Hukuku, s.110.; İnan, Ali Naim [Ertaş, Şeref/Albaş, Hakan], Miras
Hukuku, Ankara 2004, B. 5, s. 221.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008114
ff. Kardeşler
Eser sahibinin ana ve babasının da bulunmaması halinde madde-
de sözü edilen manevi hakları kullanma yetkisi eser sahibinin kardeş-
lerine ait olacaktır.
b. 14, 15 ve 16. Maddenin
III. Fıkrasındaki Yetkiler Bakımından
FSEK m. 19. f. II’de eser sahibinin ölümünden sonra 14. ve 15.
maddenin III. fıkrasındaki yetkilerin kimler tarafından kullanılacağı
hükme bağlamıştır. Yasanın 14 maddesinin III fıkrası şu şekildedir:
“Eserin umuma arz edilmesi veya yayımlanma tarzı, sahibinin şeref ve
itibarını zedeleyecek mahiyette ise eser sahibi, başkasına yazılı izin vermiş
olsa bile, eserin gerek aslının gerek işlenmiş şeklinin umuma tanıtılması ve
yayınlamasını menedebilir. Menetme yetkisinden sözleşme ile vazgeçmek hü-
kümsüzdür. Diğer tarafın tazminat hakkı saklıdır”.
Burada eserin umuma arzı veya yayımlanma tarzının eser sahibi-
nin şeref ve itibarını zedelemesini yasaklama yetkisi söz konusudur.
Kanun’un 15. maddesinin III. fıkrası şu şekildedir:
“Bir eserin kimin tarafından vücuda getirildiği ihtilaflı ise, yahut her-
hangi bir kimse eserin sahibi olduğunu iddia etmekte ise, hakiki sahibi hakkı-
nın tespitini mahkemeden isteyebilir”.
Burada eser sahibinin kim olduğunun tartışmalı olduğu hallerde,
tespit davası için mahkemeye başvurma yetkisi söz konusudur.
Kanun’un 16. maddesinin III. fıkrası şu şekildedir:
“Eser sahibi, kayıtsız şartsız olarak yazılı izin vermiş olsa bile şeref ve
itibarını zedeleyen veya eserin mahiyet ve hususiyetlerini bozan her türlü de-
ğiştirmeleri menedebilir. Menetme yetkisinden bu hususta sözleşme yapılmış
olsa bile vazgeçmek hükümsüzdür”.
Burada “eserin niteliğini bozan ya da eser sahibinin şeref ve itibarını
zedeleyen değişiklikleri yasaklama” yetkisi söz konusudur.
aa. Bu açıklamalarımıza göre, Kanun’un 19. maddesinin II. fıkra-
sına “eserin, eser sahibinin şeref ve itibarını zedeleyecek şekilde umuma arz
edilmesini yasaklama; eser sahibinin kim olduğunun ihtilaflı olduğu durum-
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008115
larda mahkemeden tespitini isteme; eserde niteliğini bozacak ya da eser sahi-
binin şeref ve itibarını zedeleyecek şekilde değişiklik yapılmasını yasaklama”
yetkileri girmektedir.
bb. Bu Manevi Hakları Kullanma Yetkisine
Sahip Olan Kişiler Şunlardır:
aaa. Kanun’un 19. maddenin 1. fıkrasında sayılan kişiler aynen
14, 15, 16. maddenin 3. fıkrasındaki manevi hakları kullanma yetkisine
de sahiptir. Buna göre, eser sahibi bu yetkilerin kullanma tarzını veya
kullanacak kişileri tayin etmişse, bu kişiler; tayin etmemişse, vasiyeti
tenfiz memuru, bu yoksa, eser sahibinin sağ kalan eşi ve varsa çocukla-
rı; bunlar yoksa mansup mirasçılar, bunlar yoksa eser sahibinin ana ve
babası, bunlar da yoksa kardeşleri bu yetkileri kullanacaklardır.
bbb. Mali Hak Sahipleri
Kanun’un 19. maddesinin III. fıkrası 14, 15, 16. maddelerin 3. fık-
rasındaki manevi hakları kullanabilme yetkisi bakımından eserle ilgili
mali hak sahiplerini de bazı koşullar altında yetkili kılmıştır. Bu fıkra
hükmüne göre, 19. maddenin 1. fıkrasında sayılan kişiler kendilerine
tanınan yetkilerini kullanmazlarsa eser sahibi veya halefinden mali bir
hakkı iktisap eden kişi haklı bir yararının bulunduğunu kanıtlamak
suretiyle 14, 15 ve 16. maddenin 3. fıkrasındaki manevi hakları kullan-
ma yetkisine sahip olacaktır.
ccc. Kültür Bakanlığı
Kanun’un 19. maddesinin 1. fıkrasında sayılan kişiler bulunmadı-
ğı, ya da bulunmasına rağmen, 19. maddenin 2. fıkrasında sözü edilen
70 yıllık koruma süresi sona erdiği halde; veya mali hak sahibi bulun-
madığı ya da bulunup da haklı bir yararı olduğunu kanıtlayamadığı
takdirde 19. maddenin son fıkrası 14, 15, 16. maddelerin 3. fıkrasında-
ki manevi hakları kullanma yetkisini Kültür Bakanlığı’na bırakmıştır.
Kültür Bakanlığı’nın bu yetkiyi kullanabilmesi ise “eserin memleket kül-
türü bakımından önemli” olmasıdır.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008116
cc. Kanun’un 19. maddesinin I. fıkrası ile II. fıkrası arasındaki en
önemli fark, II. fıkrada sayılan yetkileri, bu kişilerin “kendi namlarına
kullanabileceklerinin” ve bu yetkileri eser sahibinin ölümünden itibaren
yetmiş yıl müddetle kullanabileceklerinin belirtilmesidir.
O halde, her iki fıkrada yer alan manevi hakları kullanma yetki-
si bakımından iki önemli fark vardır. Bunlardan birincisi; II. fıkrada
sayılan yetkileri, yetkililerin “kendi namlarına” kullanacaklarının belir-
tilmesi; ikincisi ise II. fıkradaki yetkilerin eser sahibinin ölümünden
itibaren yetmiş yıl süreyle sınırlı tutulmasıdır.
Yasanın manevi hakları kullanma yetkisi bakımından yaptığı bu
ayrımın mantığını anlamakta ve yorumlamakta güçlük çekmekteyiz.
Yasadaki ifade karşısında, maddenin 1. fıkrasında yer alan “eseri
umuma arz etme ve eserin içeriği hakkında bilgi verme” ve “adın belirtilmesi
yetkisi” konusunda yetkili kişilerin bu yetkilerini kendi namlarına de-
ğil kimin adına kullanmakta oldukları hususu kanımızca müphemdir.
Çünkü bu yetkileri miras bırakan adına kullanmalarından söz edile-
mez zira eser sahibi öldüğünde kişilik son bulmuştur; dolayısıyla öl-
müş kişi adına bir hak veya yetkinin kullanılmasından söz edilemez.
Bu yetkileri mirasçılar adına kullandıklarından da söz edilemez. Zira
1. maddede sayılmış olan yetkililerin çoğunluğu zaten mirasçı olan ki-
şilerdir. Öte yandan mirasçılar dururken onlar adına bu yetkileri kul-
lanacak kişileri tayin etmenin açıklanabilir bir mantığı olmadığı kanı-
sındayız.
İki fıkra arasında yetkileri kullanma süresi bakımından getirilen
farkın da isabetli olmadığı kanısındayız. Manevi haklar, mali haklar-
dan farklı olarak koruma süresine tabi değildirler. Nitekim koruma
süreleri ile ilgili FSEK m. 26. açık bir biçimde “Eser sahibine tanınan mali
haklar zamanla mukayyettir” ifadesi ile koruma sürelerinin mali haklar
için söz konusu olduğunu ortaya koymuştur.
Kanun’un 19. maddesinin II. fıkrasında tanınan yetkilerin süreyle
sınırlı tutulmasına karşılık, 1. fıkradaki yetkilerin süresiz kullanılabil-
mesi yönünde yaratılan farkın haklı sebeplerini açıklamak da kanımız-
ca güçtür.
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008117
V. MANEVİ HAKLARIN İHLALİ HALİNDE
AÇILABİLECEK DAVALAR
5846 sayılı Kanun, manevi hakların ihlali halinde açılabilecek da-
vaları 66-70. maddelerinde hükme bağlanmıştır. Manevi hakların ih-
lali halinde tecavüzün ref’i (saldırının durdurulması) (m. 66-67); te-
cavüzün men’i (saldırının önlenmesi) davası; tazminat davası (m. 70)
açılabilir.
Tazminat davası ile ilgili 70. maddenin manevi haklarla ilgili ola-
rak 07.06.1995 tarihli 4110 sayılı Kanun’la değiştirilen 1. fıkrasında şu
hüküm öngörülmektedir:
“Manevi hakları haleldar edilen kişi, uğradığı manevi zarara karşılık ma-
nevi tazminat ödenmesi için dava açabilir. Mahkeme, bu para yerine veya bun-
lara ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir”. Kanun’un
bu hükmü 4110 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önce şu şekilde idi:
“Manevi hakları haleldar edilen kimse, tecavüz edenin, kusuru varsa za-
rar ve ziyan, kusur ve tecavüzün ağırlığı icap ettirdiği takdirde, ayrıca ma-
nevi adı ile paranın verilmesini dava edebilir. Mahkeme bu para yerine veya
buna ek olarak başka bir manevi tazminat şekline de hükmedebilir”.
Maddenin 1. fıkrasında 4110 sayılı Kanun ile yapılan bu değişiklik
sonucu, manevi hakların ihlali halinde sadece manevi tazminat talep
edilebileceği kabul edilmiş olup maddi tazminat talep etme yetki-
si kaldırılmıştır. Bu değişiklik öğretide birtakım tartışmalara yol aç-
mıştır. Öğretide Kılıçoğlu, hükmün gerekçesi, lafzı ve amacı dikkate
alındığında burada bu değişikliğin isabetli olmadığını haklı olarak
belirtmektedir.
8
Manevi haklar ihlal edildiğinde dava hakkına sahip olan kişileri
eser sahibinin hayatta olup olmamasına göre bir ayrıma tabi tutarak
ele almak gerekir. Şöyle ki;
A. Eser sahibi hayatta ise, manevi hakların ihlali halinde FSEK m.
66-70 de öngörülen davaları açma yetkisi kuşkusuz kendisine aittir.
B. Eser sahibinin ölümünden sonra manevi hakların ihlal edilmesi
halinde, sözü edilen davaları açma yetkisinin kime ait olacağı hususu-
nun tahlili ise son derece önemlidir.
8
Kılıçoğlu, Fikri Haklar, s. 51.
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008118
5846 sayılı Kanun’un 19. maddesinde eser sahibinin ölümü halin-
de, manevi hakları kullanım yetkisinin kimlere intikal ettiğini hükme
bağlamıştır. Bu hükümden hareket edildiğinde, bu hakların ihlal edil-
mesi halinde FSEK m. 66-70. maddesinde yer alan davaları açmaya
yetkili kişilerin de 19. maddede sayılan kişilere göre tayin edilmesi
gerektiği düşünülebilir. Öğretide bazı yazarlar 19. maddenin 1. ve 2.
fıkrasındaki ayrıma bağlı olarak; 1. fıkrada yer alan yetkililerin manevi
hakların ihlali halinde “tecavüzün ref’i ve men’i davalarını” açabilecek-
lerini; 2. fıkrada yer alan yetkililerin ise hem tecavüzün ref’i ve men’i,
eser sahipliğinin tespiti davalarını hem de manevi tazminat davasını
açabileceklerini savunmaktadırlar.
9
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na
intikal eden bir olayda bu konu kapsamlı bir şekilde tartışılmıştır. Şöy-
le ki;
Şair Arif Nihat Asya’nın mirasçıları, yapımcı olan davalının bu
şaire ait “Fetih Marşı” isimli şiirini “Yelkenler Biçilecek-Yıldırım Gürses”
isimli müzik eserinde şarkı haline getirdiğini, kaset ve CD üzerine
kaydını yaparak çoğalttığını, kendilerinin FSEK 14, 15, 19 ve 21 ve de-
vamı maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri süre-
rek FSEK m. 70/1 gereğince manevi tazminat ve 68. madde uyarınca
telif tazminatı talep etmişlerdir. Ankara Fikri ve Sınai Haklar Mahke-
mesi, davacılar lehine 500 YTL maddi, birer milyar TL manevi tazmi-
natın tahsiline karar vermiştir. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 11.
Hukuk Dairesi, 5846 sayılı Kanun 14/1 ve 15/1 deki manevi hakları
kullanma yetkisine sahip olanların manevi tazminat talep edemeye-
ceklerini, 14, 15 ve 16. maddenin üçüncü fıkralarında tanınan manevi
hakların ise buradaki yetkililerin yetmiş yıl müddetle kendi namlarına
kullanma yetkisi bulunduğunu, bu nedenle buradaki manevi hakla-
rın ihlali halinde manevi tazminat talep edilebileceğini belirterek ka-
rarı bozmuştur. Mahkemenin direnme kararı üzerine Yargıtay HGK
28.05.2008 tarihli, E.2008/11-368, K,.2008-393 sayılı kararı ile FSEK m.
14/1, 19/1 ve 70/1 maddelerine göre mirasçıların manevi tazminat ta-
lep hakları bulunduğuna ilişkin yerel mahkeme kararının isabetli ol-
madığı, 19/2 gereğince manevi tazminat talep edilebileceğini, olayda
da bu madde hükmünün uygulanması gerektiği gerekçeleriyle diren-
9
Yavuz, Levent, “Eser Sahibinin Eserini Kamuya Sunma Hakkı (FSEK m. 14) ve Ma-
nevi Hakların Üçüncü Kişiler ve Eser Sahibinin Yakınları Tarafından Kullanılması
(FSEK m. 19)”, Yargıtay Dergisi, Ocak-Nisan 2007, C.3, S.1-2, s. 59-70.
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008119
me kararını onamıştır.
10
Kanımızca, 5846 sayılı Kanun 19. maddesinin 1 ve 2. fıkralarında
öngörülen manevi hakları ikili bir ayrıma tabi tutup 1. fıkrada sözü
edilen manevi hakların ihlali halinde mirasçıların manevi tazminat
davası açamayacaklarını, 2. fıkrada sözü edilen manevi hakların ihla-
li halinde ise manevi tazminat davası açılabileceği ayrımı isabetli bir
ayrım değildir. Öncelikle hemen belirtelim ki, 5846 sayılı Kanun 19.
maddesi, “manevi hakların ihlalini ve bu durumda dava açma hakkına sahip
kişileri ve açılabilecek davaları” hükme bağlamamıştır.
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, bu madde yer aldığı bölüm ve bu
bölümlerin kenar başlıkları incelendiğinde manevi “hakları kullana-
bilecek” kişileri tayin etmektedir. Yasa koyucu eser sahibinin ölümü
halinde, manevi hakların para ile ölçülmesi mümkün olmayan haklar
olması nedeniyle terekeye dahil olmadığını vurgulamak amacıyla, bu
hakların kullanılmasında miras ve mirasçılarla ilgili Medeni Kanun
hükümlerinden doğabilecek sakıncaları gidermek için özel bir düzen-
leme getirmiştir. Getirilen düzenleme sadece bu hakları kullanabile-
cek kişileri belirlemek ile sınırlıdır. Yoksa bu hakların ihlali halinde
açılabilecek davalarla ilgili değildir. Bunun sonucu olarak, 19. madde,
buradaki manevi hakların ihlali halinde burada sayılan yetkililerin
açabilecekleri davaları belirlemeyi hedeflememiştir. Manevi hakların
ihlali halinde açılabilecek davalar, yasanın 66-70. maddelerinde hük-
me bağlanmıştır. Yasa koyucunun amacı 19. maddede sayılan kişilerin
açabilecekleri davaları ve bu arada manevi tazminat davasını belir-
lemek ise, burada sayılan kişilerden “vasiyeti tenfiz memuru” manevi
hakların ihlali halinde manevi tazminat davasını kendi namına açma
yetkisine mi sahip olacaktır? Kanun’un 19. maddesinin 2. fıkrasında
sayılan kişilerin manevi hakları “kendi namlarına kullanma” yetkisine
sahip kılınmış olması da vardığımız bu sonucu değiştirecek nitelikte
değildir. Esasen maddede kullanılan “kendi namlarına” ifadesinin isa-
betsiz ve iki fıkra arasında açıklanması mümkün olmayan bir fark ya-
rattığı açıktır.
Öte yandan Kanun’un 14. ve 15. maddesinin 1. fıkralarındaki ma-
nevi haklarla, 14, 15, 16. maddelerinin 3. fıkralarındaki manevi haklar
arasında, bunların ihlali halinde manevi tazminat talebi bakımından
10
Yarg. HGK 28.05.2008 E. 2008/11-368, K.2008/393 (yayımlanmamıştır).
Gülperi ELDENİZ hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008120
fark yaratmanın hiçbir haklı nedeni de yoktur. Eserin umuma arz edil-
mesi ve içeriği hakkında bilgi verme ya da eseri sahibinin adı ile ya
da adsız olarak umuma arz etme ile eserin mahiyet ve niteliğini de-
ğiştirme ya da eser sahibinin şeref ve itibarını zedeleyecek şekilde de-
ğiştirme arasında uğranılan manevi zarar bakımından ve bu zararları
mirasçıların talep edebilmeleri açısından bir fark yaratılamaz.
O halde, yukarıda anılan mülahazalarla, ister 19. maddenin 1. fık-
rasının ister 2. fıkrasının uygulanması söz konusu olsun, buradaki ma-
nevi hakların ihlal edilmesi halinde Kanun’un 70. maddesinin 1. fıkra-
sındaki koşullar varsa eser sahibinin mirasçılarının manevi tazminat
talep etme yetkilerinin varlığı kabul edilmelidir.
VI. DEĞERLENDİRME ve SONUÇ
Uygulamada karışıklığa mahal veren, 5846 sayılı Kanun’un 19.
maddesinin 1. ve 2. fıkralarındaki düzenlemenin olması gereken hu-
kuk (de lege feranda) bakımından değiştirilmesi gerektiği kanısında-
yız. 5846 sayılı Kanun’un 1. ve 2. fıkrasında öngörülmüş olan manevi
hakları kullanma yetkisine sahip olan kişiler arasında sayılan “vasiyeti
tenfiz memuru” ile “mansup mirasçılar” çıkarıldığında, geriye eser sahi-
binin ölüme bağlı tasarrufları ile böyle bir tasarruf yoksa yasal miras-
çıları kalmaktadır. Maddede yer alan vasiyeti tenfiz memurunun, eser
sahibi tarafından bu maddede öngörülen manevi haklar bakımından
bir ölüme bağlı tasarruf yapmış olması halinde gündeme gelebileceği-
ni, böyle bir tasarruf bulunmadığı takdirde maddedeki düzenlemenin
anlamsız olduğunu yukarıda ifade etmiş bulunmaktayız.
Belirtelim ki, aynı durum “mansup mirasçılar” için de söz konu-
sudur. Yeni Türk Medeni Kanunu’nda yer alan atanmış mirasçı, eser
sahibinin ancak mali haklarla ilgili olarak bir mirasçı ataması ve bu
kişiye aynı zamanda 19. maddede öngörülen manevi hakları kullanma
yetkisini tanımış olması durumunda gündeme gelebilir. Eser sahibi ta-
rafından mali haklar konusunda atanmış bir mirasçı yoksa 19. madde-
de sözü edilen “atanmış mirasçının” buradaki manevi hakları kullanma
yetkisine sahip olması da gündeme gelemeyecektir.
Hal böyle olunca, 19. maddede sayılan kişilerden geriye şunlar
kalmaktadır:
hakemli makaleler Gülperi ELDENİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008121
1. Eser sahibinin bir ölüme bağlı tasarrufla manevi hakları kullan-
ma yetkisine sahip olan kişileri belirlemiş olması neticesinde anılan
kişiler.
2. Böyle bir tasarrufun bulunmadığı hallerde ise, eser sahibinin ya-
sal mirasçıları olarak sırasıyla sağ kalan eşi ve çocukları; ana babası ve
kardeşleri.
Sıralanan bu kişiler Türk Medeni Kanunu’nda öngörülen yasal
mirasçılarla ilgili düzenlemeyle paralellik göstermektedir.
Sonuç olarak, 19. maddenin oldukça karışık, anlaşılması ve yorum-
lanması güç hükmünün değiştirilmesi, ilk iki fıkranın birleştirilmesi
suretiyle Alman Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na benzer bir çözümle
“Eser sahibi 14 ve 15. maddelerin birinci fıkralarıyla, 14, 15 ve 16. maddenin
üçüncü fıkralarında tanınan yetkilerin kullanılış tarzı ya da kullanacak kişi-
ler konusunda ölüme bağlı tasarrufta bulunmamışsa, bunları kullanma hakkı
yasal mirasçılara aittir” şeklinde bir hüküm getirilmesi, bunu takip eden
fıkraların da bu fıkra ile uyumunu sağlamak üzere yeniden kaleme
alınmasının uygun olacağını belirtmek istiyoruz.