Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008122
TEYİTLİ AKREDİTİFE İLİŞKİN
HUKUK GENEL KURULU’NUN
18.12.2002 TARİH VE “E. 2002/12-1078, K. 2002/1072”
SAYILI KARARININ İRDELENMESİ
Tamer BOZKURT
∗
I. GENEL OLARAK AKREDİTİF ve ORTAYA ÇIKIŞI
A. Genel Olarak
Akreditif, üçlü hukukî ilişkilerin en tipiğini oluşturmaktadır. Ak-
reditif, mevzuat düzeyinde bir hükme bağlanmamış; uygulamanın
ortaya çıkardığı bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkmıştır. İlginçtir ki,
akreditifin ortaya çıkmasına neden olan durum, tam iki tarafa borç
yükleyen sözleşmelerdeki “ifa sırası” sorunudur. Gerçekten de, Borç-
lar Kanunu’nun 81. maddesine göre, tam iki tarafa borç yükleyen söz-
leşmelerde sözleşme ile ifa sırası kararlaştırılmamışsa veya işin nite-
liğinden aksi anlaşılmıyorsa, edimin ifasını talep eden kişinin, kendi
edimini ifa etmiş veya en azından ifasını teklif etmiş olması gerekir;
aksi hâlde diğer taraf geçici niteliğe sahip olan “ödemezlik defi”ni (ex-
ceptio non adimpleti contractus) ileri sürerek, kendi edimini ifa etmekten
kaçınabilir.
Yukarıdaki ifa sırasının daha büyük sorunlara neden olduğu borç
ilişkileri ise, özellikle uluslararası satım sözleşmelerinde görülmek-
tedir. Alıcısı ve satıcısı farklı ülkelerde olan bir satımda, tarafların
sözleşme konusu malları ve bedeli önce ifa etmek için bir nedenleri
bulunmamaktadır; çünkü uluslararası bir satımda bir tarafın diğeri-
ne güvenmesi için bir neden yoktur. Mallar gönderilmesine rağmen,
satım bedelinin ödenmemesi durumunda, yabancı bir ülkede alaca-
ğın tahsilini sağlamak sıkıntı yaratır. Bu güvensizlik ise, uluslararası
ticarette büyük sorunların yaşanmasına neden olur; çünkü birbirine
∗
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı doktora öğ-
rencisi.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008123
güvenemeyen taraflar ticarî ilişkiye girmek istemeyeceğinden, ticaret
hayatı büyük darbe görür.
1
İşte yukarıda açıklanan nedenlerle, uluslararası nitelik taşıyan söz-
leşmelerde (özellikle satım sözleşmesinde) ifa sırasının yarattığı sıkıntı
ve güvensizliği aşabilmek için, ödemenin akreditif yolu ile gerçekleşti-
rilmesi yoluna gidilmiştir. Akreditif, anılan sakıncaları en aza indiren
bir ödeme aracıdır.
2
B. İşleyişi
Akreditifte üç taraf bulunur. Bunlar, akreditif âmiri (ithalatçı-alıcı);
akreditif bankası (âmir banka) ve lehtar (satıcı-ihracatçı)dır. Bu kişilere
genelde bir muhabir banka da eklenir. Burada, satıcı (lehdar) ile alıcı
(ithalatçı) arasında genelde uluslararası bir satım sözleşmesi kurulur.
Buna temel ilişki denilmektedir. Bu anlaşmada, ödemenin akreditif
yolu ile gerçekleşeceği kararlaştırılır. Bu anlaşmadan sonra, akreditif
âmiri olan ithalatçı, akreditif bankasına giderek bir akreditif hesabı
açtırır.
3
Daha sonra, ithalatçının bankası olan âmir banka, akreditif
metnini hazırlar. Uygulamada, âmir banka alıcının ülkesinde bulunur-
ken, ödeme kolaylığı sağlamak için bir de satıcı (lehdar)ın ülkesinde
bir muhabir banka tayin edilir. İthalatçının bankası (âmir banka), akre-
ditif metnini muhabir bankaya gönderir. İhracatçının (lehdar) bankası
konumunda olan muhabir banka da bu metni ihracatçıya verir. İhra-
catçı bunu aldıktan sonra, malları yükler ve akreditif metninde belir-
tilen evrakı; örneğin fatura, konişmento veya sigorta poliçesini, kendi
1
Akreditifin ortaya çıkmasındaki güven sorunu ile ilgili olarak bkz. Bahtiyar,
Mehmet, “Akreditif ve Milletlerarası Özel Hukukta Doğurduğu Sorunlar”, Batider,
1990, C. XV, S. 3, s. 73 vd; Somuncuoğlu, Ünal, “Akreditif İşleminde Özellikle
Türk İhracat Mevzuatı Açısından Yerel (Aracı) Bankaların İhracatçı Karşısındaki
Hukuksal Durumu ve Sorumlulukları”, Batider, 1983, C. XII, S. 1, s. 52.
2
“Akreditif ve özellikle belgeli akreditif, ayrı ülkelerde bulunan ve kambiyo ( döviz ), ithalat,
ihracat konularında değişik rejimlere tabi olan ihracatçı ile ithalatçı arasındaki ilişkilerin
güven içerisinde yürüyüp sonuçlanmasını sağlar. Bu sayede akitler, örneğin bir alım-satım
akdinin tarafları ayrı ülkelerde olmalarına karşın, malın teslim ve semenin ödenmesi gibi
edaları karşılıklı olarak yerine getirmek olanağı elde etmiş olurlar”. [11. HD, 10.2.1977, E.
1976/5881, K. 1977/558 (www.kazanci.com.tr)].
3
Kaya, Arslan [Ülgen, Hüseyin/Teoman, Ömer/Helvacı, Mehmet/Kendigelen,
Abuzer/Nomer Ertan, Füsun], Ticarî İşletme Hukuku, İstanbul 2006, N. 787; Poroy,
Reha/Yasaman, Hamdi: Ticarî İşletme Hukuku, B. 10, İstanbul 2004, s. 167;
Bahtiyar, agm, s. 75.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008124
bankasına verir.
4
Muhabir banka da bunları akreditif bankasına (âmir
bankaya) gönderir. Akreditif bankası, bu durumu alıcı-ithalatçıya bil-
dirir. İthalatçı da bankadan evrakı alıp malları gümrükten çekmek is-
ter. Ancak bunun için, ya daha önceden akreditif bedeli hesabından
bloke edilmiştir ya da evrakı almadan önce akreditif bedelini bankaya
ödeyecektir. Bununla beraber mallar alınır ve ithalatçının bankası olan
âmir banka, mal bedelini ihracatçının bankası olan muhabir banka ara-
cılığı ile ihracatçıya öder
5
. Böylece uluslararası nitelikteki bu satım söz-
leşmesinde malların teslimi ve bedelin ödenmesi sorunsuz halledilir.
Akreditifte göze çarpan en önemli nokta, alıcı ile satıcı arasındaki
temeldeki borç ilişkisinin, akreditif ilişkisinden tamamen bağımsız ol-
masıdır. Bu yüzden bankalar, belgelerin şekli, yeterliliği, gerçek veya
sahte olup olmadığından dolayı bir sorumluluk üstlenmez.
6
Akreditif ilişkisinde dikkati çeken bir başka kişi ise, muhabir ban-
kadır. Muhabir banka, işlemin gerçekleşmesinde üstlendiği sorumlu-
luğun kapsam ve niteliğine göre; ihbar, ödeme veya teyit bankası sıfat-
larından biri ile hareket etmektedir.
7
Muhabir banka genelde lehtarın
bulunduğu ülkededir; bunun aksine akreditif bankası ise akreditif
âmirinin bulunduğu ülkede yer almaktadır. Muhabir bankanın asıl
önemli işlevi ise, teyit bankası sıfatını taşıdığı durumlarda lehtara kar-
şı, akreditif bankasının yanında bağımsız ve aslî bir yükümlülük altına
girmesidir. Bu durum, lehtar açısından önemli bir güvence olarak kar-
şımıza çıkmaktadır.
8
4
Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. Göğer, Erdoğan, Akreditif Muamelesi ve Hukukî
Mahiyeti, B. 2, Ankara 1980, s. 115 vd.
5
Şanlı, Cemal/Ekşi, Nuray, Uluslararası Ticaret Hukuku, B. 2, İstanbul 2003, s. 100-
101; Kaya, [Teoman /Helvacı/Kendigelen/Nomer Ertan], a. g. e., N. 788.
6
Şanlı/Ekşi, a. g. e., s. 102-103; Bozkurt, Sevgi, Akreditifin Uygulaması, Ankara 2006,
s. 5 vd.
7
Kaya, [Teoman /Helvacı/Kendigelen/Nomer Ertan], a. g. e., N. 789; Bozkurt, a. g.
e., s. 35.
8
“Akreditifin teyit edilmesi halinde muhabir banka, bu teyit nedenile akreditif alacaklısının
( satıcının ) borçlusu durumuna girer. Başka bir deyişle muhabir banka ile ihracatçı
arasında, akreditif bankası ile olan ilişkilerin dışında ayrı bir borç ilişkisi doğmuş olur.
Bu borç taahhüdü BK.nun 17. maddesi hükmüne uyan illetten mücerret bir borç ikrarı
niteliğindedir. Akreditif alacaklısı, şayet münasip zaman içerisinde red etmemiş ise teyit
mektubu ayrıca kabule hacet kalmaksızın hüküm ifade eder. Çünkü muhabir banka, gerek
işin özel niteliğinden ve gerekse hal ve mevkiin icabından dolayı sarih bir kabule intizar
mecburiyetinde değildir. (BK. m. 6)” [11. HD, 10.2.1977, E. 1976/5881, K. 1977/558
(www.kazanci.com.tr)].
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008125
Akreditif bankası ile muhabir bankanın konumunun da incelen-
mesi gerekir. Akreditifle ilgili olarak Milletlerarası Ticaret Odası’nın
yeknesak kurallarını içeren 600 sayılı broşüründe, muhabir bankanın
bu yükümlülüğünün niteliğinin âmir bankanın sorumluluğuna ek, ke-
sin bir taahhüt olarak belirtilmiştir.
ŞEMA 1
AKREDİTİF BANKASI
(Âmir Banka) (Alıcının ikâmetgahında bulunur)
Karşılık İlişkisi Ödeme İlişkisi
AKREDİTİF ÂMİRİ Temel İlişki LEHTAR
(Alıcı- İthalatçı) (Satıcı-İhracatçı)
II. OLAY
Murat Okumuş ile “Okumuş und Partner Handels GmbH” arasında
bir karz akdi yapılmış ve Murat Okumuş, anılan şirkete borç vermiştir.
Bu borç karşılığında da 10.3.1999 tanzim ve 10.8.1999 vade tarihli bir
bono almış; bononun vadesinde ödenmemesi üzerine borçlu şirketin
taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının
haczine dair 20.9.1999 tarihinde ihtiyatî haciz kararı alınmış ve icraya
konulmuştur.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008126
SEKA Genel Müdürlüğü, “Okumuş und Partner Handels GmbH”
adlı şirketle bir satım sözleşmesi yapmış; satıcı şirket, SEKA Genel
Müdürlüğü’ne kâğıtlık odun satmıştır. Aradaki anlaşmaya göre, ak-
reditif âmiri konumundaki ithalatçı SEKA Genel Müdürlüğü, İzmit
Vakıflar Bankası nezdinde bir akreditif hesabı açtırmıştır. Böylece Va-
kıfbank AŞ akreditif âmiri konumuna geçmiştir. Daha sonra olaydan
anlaşıldığı kadarıyla, Almanya’da mûkim lehtar şirket “Okumuş und
Partner Handels GmbH” için, Almanya’daki “Dresdner Bank AG”, bu ak-
reditifi teyit etmiştir. Böylece takip borçlusu şirket ile Vakıflar Bankası
arasında dönülemez–teyitli akreditif ilişkisi ortaya çıkmış; Dresdner
Bank, teyit bankası konumuna girmiştir.
Bu arada akreditif lehtarı “Okumuş und Partner Handels GmbH”’nin
yukarıda anılan karz akdi dolayısıyla alacaklısı Murat Okumuş, akre-
ditif lehtarı/takip borçlusu şirketten alacağına karşılık, şirketten aldığı
bonoya dayanarak ihtiyatî haciz işlemi başlatmış; taşınır ve taşınmaz
malları dışında borçlusunun üçüncü kişideki (akreditif bankası Va-
kıflar Bankası AŞ) akreditif alacağı için, İcra ve İflâs Kanunu’nun 89.
maddesi gereğince haciz ihbarnamesi göndermiştir. Sorun da bu nok-
tada çıkmış; alacaklının borçlusunun üçüncü kişi olan akreditif âmiri
Vakıflar Bankası’ndaki alacağına, teyit bankasına başvurulmadan ha-
ciz işleminin yapılıp yapılamayacağı tartışılmıştır. Bu tartışmada dik-
kati çeken en önemli noktalar, teyitli akreditifin niteliği ile akreditif
bankası ile teyit bankasının lehtar karşısındaki konumudur.
Vakıflar Bankası, birinci haciz ihbarnamesine, aşağıda belirteceği-
miz gerekçelerle itiraz etmiş; borçlunun kendi nezdinde herhangi bir
alacağının doğmadığını ileri sürerek ödeme talebini reddetmiştir. Bu-
nun üzerine alacaklı da, Vakıflar Bankası’nın buna haksız olarak itiraz
ettiğini, yedindeki parayı ödemesi gerekirken ödemeyerek kendilerini
zarara uğrattığı gerekçesi ile İcra ve İflâs Kanunu’nun 89. maddesinin
IV. fıkrası gereğince “İcra Tetkik Mercii”nde
9
tazminat davası açmıştır.
9
12.2.2004 tarih ve 5092 sayılı Kanun’un 11. maddesi ile eklenen Geçici 6. madde
gereğince, “icra tetkik mercii”, “tetkik mercii” ve “mercii” ibareleri “icra
mahkemesi”; “icra mercii hakimi” ve “mercii hakimi” ibareleri “icra hakimi”
olarak değiştirilmiştir.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008127
VAKIFLAR BANKASI Teyit
(AKREDİTİF BANKASI) Drensdner Bank
(Teyitli akreditif;
Teyit bankası)
AKREDİTİF ÂMİRİ LEHTAR/
(SEKA Gen. Müd) TAKİP BORÇLUSU
(Okumuş und Partner Handels
GmbH)
ALACAKLI
(Murat Okumuş)
III. YEREL YARGI YERİNİN DEĞERLENDİRMELERİ
Aşağıda inceleneceği gibi, mahkeme kararlarında asıl tartışma ko-
nusu yapılmış olan nokta; teyitli akreditifte lehtarın hem âmir bankaya,
hem teyit bankasına başvuru olanağının olup olmadığıdır. Yerel yargı
yerinin bu konudaki tavrı, kararlarda ayrıntılı olarak gösterilmese de,
Hukuk Genel Kurulu Kararı’nda yerel yargı yerinin akreditif bedeli-
nin teyit veya akreditif bankasından istenebileceğini belirtmiş; davalı
Vakıflar Bankası nezdinde doğmuş olan ve davacı alacağı karşılığında
haczedilen akreditif bedelinin, davalı tarafından icra dosyasına öden-
mesi gerekirken ödenmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008128
karar verilmiştir. Bunun üzerine karar temyiz edilmiştir. Yargıtay 12.
Hukuk Dairesi, aşağıdaki gerekçelerle bozmuştur.
IV. YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİ’NİN KARARI
10
Yukarıda belirtildiği gibi, akreditif lehtarı şirketin Vakıflar Banka-
sı nezdindeki akreditif alacağına, alacaklı Murat Okumuş tarafından
20.9.1999 tarihinde haciz konulmak istenmiştir. Vakıflar Bankası ise
23.9.1999 tarihinde, İcra ve İflâs Kanunu’nun 89. maddesinin I. fıkra-
sındaki birinci haciz ihbarnamesine itiraz etmiştir. Davalı banka vekili,
itiraz dilekçesinde, akreditiflere ilişkin uluslararası kurallar gereğince,
teyitli akreditifte, teyit bankası olan “Dresdner Bank A.G”nin, akreditif
bankası olan davalı banka gibi, lehtara karşı mücerret, aslî ve bağım-
sız bir borç taahhüdü altına girdiğini, teyit işlemi gerçekleştiğinde te-
yit bankasının uygun belgelerin ibrazı halinde lehtara ödeme yapma
yükümlülüğü altında olduğunu, dolayısıyla lehtarın alacağının teyit
bankası nezdinde doğacağını, akreditif bankası nezdinde herhangi
bir alacağın bulunmayacağını; davalı bankaya haciz ihbarının tebliğ
edildiği tarihte, borçlu şirketin davalı nezdinde doğmuş herhangi bir
alacağının mevcut olmadığını; teyit bankasının lehtara ödeme yaptı-
ğını, teyit bankasının lehtara yapacağı ödemenin ancak o ülkede alı-
nacak bir ihtiyatî tedbir kararıyla önlenebileceğini, Türkiye’de alınan
bir ihtiyatî tedbir kararının yabancı bankayı bağlamayacağını; her ne
kadar, borçlu firma yetkilisi olduğunu iddia eden Nuri Okumuş tara-
fından, 22.9.1999 tarihli dilekçeyle, akreditif alacağının icra dosyasına
ödenmesi istenilmiş ise de, ödemeyi yapacak bankanın davalı değil,
teyit bankası olması nedeniyle davalının bu talimatı uygulayamadığı-
nı; esasen, borçlu firmanın hem teyit bankasına başvurup akreditif be-
delinin kendisine ödenmesini istediğini, hem yetkilisi olduğunu ileri
süren Nuri Okumuş’un aynı paranın icra dosyasına ödenmesi yolun-
da talepte bulunduğunu, bunun bir çelişki oluşturduğunu savunarak,
davanın reddini istemiştir. Bunun üzerine alacaklı vekili, 27.9.1999 ta-
rihinde, lehtar şirketten borç için alınan bonoya dayanarak icra takibi-
ne girişmiştir. Borçlu şirket “Okumuş und Partner Handels GmbH”nin
temsilcisi olduğunu iddia eden Nuri Okumuş, şirket vekili olarak “bor-
ca itirazı olmadığını ve süreler beklenmeden haciz konulmasına muvafakat
10
12. HD, 14.11.2000, E. 2000/16851, K. 2000/17397 (www.kazanci.com.tr).
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008129
ettiğini beyan etmiştir”. Mahkeme ise, adlî işlemlerin ancak baroya ka-
yıtlı avukatlar tarafından takip edilebileceğini belirterek anılan kişinin
icra dairesine gelerek ödeme emrini tebellüğ etmesi ve beyanda bulun-
masını Avukatlık Kanunu’nun 35. maddesine aykırı bularak ödeme
emrinin tebliğinin gerçekleşmediğini; icra takibinin kesinleşmediğini
belirtmiştir.
Bunun üzerine alacaklı vekili, 8.12.1999 tarihinde açılan tazminat
davasında borçlu şirketin vekili Nuri Okumuş’un Vakıflar Bankası’na
başvurarak akreditif alacağının icra dairesine ödenmesini talep ettiği-
ni, buna rağmen bankanın haczedilmiş olan parayı Almanya’ya trans-
fer ettiğini, kötüniyetli davranarak kendilerini zarara uğrattığını; İcra
ve İflâs Kanunu’nun 89. maddesi gereğince icra dosyasına ödenmesi
gerektiği hâlde ödenmeyen ve inkâr edilen 523.000 USD alacağın taz-
min edilmesini istemiştir.
Bu arada akreditif bankası olan Vakıflar Bankası, vekilin bu tale-
bini, birinci haciz ihbarnamesinin gönderildiği (20.9.1999) tarihten bir
hafta sonra teyit bankasına bildirmiş; teyit bankası da 29.9.1999 tarihli
yanıtında Nuri Okumuş tarafından ibraz edilen vekâletnamenin lehta-
ra ödeme yapılmasını durdurma yetkisi taşımadığını ve akreditif be-
delinin lehtara ödendiğini bildirmiştir.
12. Hukuk Dairesi akreditif alacağının doğumunun koşula bağlı
bir alacak olduğunu, akreditif süresi içinde akreditif belgelerinin leh-
tar tarafından ödeme yeri bankasına ibrazı ile ödeme yeri bankası nez-
dinde lehtarın akreditif alacağının doğacağını belirtmiştir. Teyitli ak-
reditifte ise, akreditif bankasının yanında teyit bankasının bağımsız ve
aslî yükümlülüğü doğar. Bu banka, tıpkı akreditif bankası gibi lehtara
karşı soyut, aslî ve bağımsız bir borç taahhüdü altına girer. Kısacası,
teyit bankası ikinci bir akreditif bankası gibidir. Teyit bankası, lehtar
tarafından akreditif süresi içinde uygun belgelerin ibrazı halinde ak-
reditif bedelini lehtara ödemekle yükümlü olacaktır. Teyit bankasının
lehtara ödeme yapması ile akreditif bankasının lehtara karşı akreditif
borcu sona erer; ancak teyit bankasının alacağı doğar. Teyit bankasının
isteyeceği alacak, lehtarın alacağı değil, kendi alacağıdır. Daireye göre,
teyitli akreditifte teyit bankası aynı zamanda ödeme yeri bankası ol-
duğundan teyitli akreditifin özellikleri de dikkate alınarak lehtarın ön-
celikle teyit bankasına başvurması gerekir. Teyit bankası herhangi bir
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008130
nedenle ödeme yapmaz ise, lehtar o zaman akreditif bankasına başvu-
rabilir. Bununla birlikte, akreditif bankasının sonradan teyit bankasına
ödememe talimatı vermesi ise, teyitli akreditifin niteliği gereği müm-
kün değildir. Çünkü teyit bankasının, akreditifi teyit etmekle lehtara
karşı akreditif bankasından ayrı, bağımsız ve aslî bir yükümlülüğü
doğar. O, artık lehtara karşı bağımsız bir borç taahhüdü altına girmiş-
tir. Teyitli akreditifte lehtarın akreditif alacağı, ödeme bankası olan te-
yit bankası nezdinde doğacaktır. Alacağın akreditif bankası nezdinde
doğması için, ödeme yapılmaması nedeni ile lehtar tarafından akredi-
tif bankasına başvurulması gerekir.
Olayda akreditif lehtarı/takip borçlusu vekili tarafından doğrudan
akreditif bankasına başvurulmuştur. Daha önce teyit bankasına yapıl-
mış bir başvuru ve ödememe durumu söz konusu değildir. Bankaya
haciz ihbarının tebliğ edildiği 20.9.1999 tarihinde ve itiraz tarihi olan
23.9.1999 tarihinde akreditif bankası olan Vakıflar Bankası nezdinde
lehtarın doğmuş hiçbir akreditif alacağı bulunmamaktadır. Bankanın
birinci haciz ihbarnamesine itirazı bu nedenlerle doğru olup, gerçek
dışı bir bildirimi söz konusu değildir. Nitekim teyit bankası Dresd-
ner Bank AG tarafından akreditif bedeli, takip borçlusu lehtar firmaya
29.9.1999 tarihinde ödenmiş olup, bu aşamadan sonra akreditif banka-
sı olan davalı Vakıflar Bankası’nın sorumluluğu teyit bankasına kar-
şı doğmuştur. Bu nedenlerle Vakıflar Bankası’nın beyanının gerçeğe
aykırı olduğu iddiasının kanıtlanamaması dolayısıyla davanın kısmen
kabulüne karar verilmesi isabetsiz bulunmuş ve karar bozulmuştur.
12. Hukuk Dairesi’nin kararda vurgu yaptığı ve bizim için önem
arz eden nokta, teyit bankasının lehtara karşı sorumluluğudur. Ger-
çekten de Daire, önce teyit bankasının lehtara karşı soyut, bağımsız ve
aslî borç altına girdiğini belirtmiş; daha sonra ise lehtarın öncelikle te-
yit bankasına başvurabileceğini, akreditif bankasına doğrudan başvu-
ru yapıp ödemeyi talep etmesinin mümkün olmadığını; ilgili belgeleri
önce teyit bankasına ibraz edip ödeme talebinde bulunmadan akredi-
tif bankasına başvuru yapmanın mümkün olmadığını; bu yüzden de
birinci haciz ihbarnamesinin gönderildiği anda, takip borçlusu lehtar
şirketin Vakıflar Bankası nezdinde doğmuş bir alacağı bulunmadığın-
dan, anılan bankanın ihbarnameye itirazının haklı olduğu yönünde
karar vermiştir. Daire ayrıca, akreditif bedelinin takipten dokuz gün
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008131
sonra borçlu lehtara ödendiğini; bu aşamadan sonra ise sorunun Va-
kıflar Bankası ile Dresder Bank arasındaki iç ilişki sorunu olduğunu,
teyit bankasının Vakfılar Bankası’ndan bir rücu alacağına sahip oldu-
ğunu da belirtmiştir.
V. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU’NUN KARARI
11
Hukuk Genel Kurulu, kararın özet kısmında, 20.9.1999 günlü birin-
ci haciz ihbarnamesinin davalı bankaya aynı gün tebliğ edildiği; hacze
konu akreditif alacağının, teyit bankası durumundaki Dresdner Bank
tarafından, lehtar şirketin başvurusu ve belgeleri ibraz etmesi üzerine
anılan banka nezdinde doğduğu ve 27.9.1999 günü lehtara ödenmiş
olduğunun dosya kapsamından anlaşıldığı; lehtarın, teyit bankasına
başvurmaksızın, doğrudan davalı akreditif bankasına başvurmasına
hukuken olanak bulunmadığı gibi, somut olayda, esasen belgeler ibraz
edilmek suretiyle akreditif bedelinin ödenmesi istemiyle davalıya ya-
pılmış bir başvurunun da bulunmadığı ifade edilmiştir. Borçlu şirket
vekilinin 22.9.1999 günlü dilekçesindeki talep de, bu doğrultuda değil;
o tarih itibariyle davalı nezdinde doğmuş olduğu ileri sürülen alaca-
ğın takip dosyasına ödenmesi yönündedir. Açıklanan bu nedenlerle
davalıya haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği 20.9.1999 tarihi itibariy-
le, takip borçlusu durumundaki lehtar şirketin herhangi bir alacağının
doğmadığını; bu durumda davalının anılan ihbarnameye itirazı haklı
olup, gerçeğe aykırı bir beyan söz konusu olmadığı; dolayısıyla somut
olayda, davacı yararına İcra ve İflâs Kanunu’nun 89. maddesi çerçeve-
sinde tazminat istenilebilmesi koşullarının oluşmadığı ifade edilmiş-
tir.
Hukuk Genel Kurulu, davanın dayanağını oluşturan İcra ve İflâs
Kanunu’nun 89. maddesi gereğince tazminata hükmedilebilmesi için,
kendisine gönderilen haciz ihbarnamesine süresi içinde itiraz etmiş
olan üçüncü kişinin bu yanıtının doğru olmadığının alacaklı tarafın-
dan ispatlanması gerektiğine işaret etmiştir. Bu yüzden, somut olay
açısından davalı bankanın tazminat sorumluluğu altında olup olma-
dığının saptanması için, haciz ihbarnamesine cevaben icra dosyasına
verilen 22.9.1999 tarihli dilekçedeki gerekçe ve itirazların doğru olma-
dığının; başka bir deyişle takip borçlusu lehtar şirketin davalı banka
11
HGK, 18.12.2002, E. 2002/12-1078, K. 2002/1072 (www.kazanci.com.tr).
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008132
nezdinde doğmuş bir akreditif alacağının olup olmadığının açıklığa
kavuşturulması gerekmektedir.
Kurul, açılan bir akreditife, (genellikle satıcının kendi ülkesinde-
ki) bir bankanın, akreditif bedelini, akreditif şartlarındaki belgelerin
ibrazı karşılığında satıcıya ödenmesi yükümlülüğü altına girmesi du-
rumunda, “teyitli akreditif”ten söz edileceğini; bu durumda, akreditif
lehtarı ile teyit bankası arasında, akreditif sözleşmesinden bağımsız
bir sözleşme kurulmuş olacağını belirtmiş; teyit bankasının, akreditifi
teyit etmekle, akreditif lehtarına karşı bağımsız ve aslî bir yükümlü-
lük altına gireceğini ifade etmiştir. Başka bir deyişle teyit, bir garanti
veya kefaleti değil; bağımsız ve aslî bir ödeme yükümlülüğünü ifade eder.
Milletlerarası Ticaret Odası’nın 600 sayılı Yeknesak Kurallar’ın 9/b ve
10/d maddelerinde de aynı ilke kabul edilmiştir. Teyit bankasının de-
ğinilen bu bağımsız ve aslî ödeme yükümlülüğü nedeniyle akreditif
bankası, teyit bankasına ödeme yapılmaması konusunda talimat ver-
meye de hukuken yetkili değildir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu daha sonra teyit bankası ile ak-
reditif bankasının lehtara karşı konumu konusunda Reisoğlu ve
Kostakoğlu’nun görüşünü benimsemiş ve Yargıtay’ın yerleşik içtihatları
da belirtilerek teyitli akreditifte teyit bankasının aynı zamanda ödeme
yeri bankası niteliği taşıdığını ve akreditif lehtarının teyit bankasına
(ödeme yeri bankasına) başvurmadan, doğrudan akreditif bankasına
başvurup akreditif bedelinin kendisine ödenmesini isteyemeyeceğini
belirtmiştir. Yargıtay’a göre, teyit bankası lehtarın başvurusu üzerine
ödeme yükümlülüğünü yerine getirmez veya getiremez ise, lehtarın
ancak o zaman akreditif bankasına başvurma hakkı doğar. Yine, teyit
bankası, akreditifi o ülke hukukuna göre borcu söndürecek şekilde ifa
ederse, lehtar haciz vs. gibi nedenlerle kendisine ait bu bedel üzerin-
de tasarruf edemese bile, akreditif bedeli ödenmiş sayılır ve lehtarın
artık akreditif bankasına ödeme için başvurması söz konusu olamaz.
Lehtara ödeme yapan teyit bankası, lehtarın halefi durumuna geleceği
için, onun kendisine ibraz ettiği belgeleri akreditif bankasına gönderir.
Akreditif bankası, bu belgeler gelmedikçe, yaptığı ödemeden dolayı
teyit bankasına borcu doğmaz.
Kurul, kararın devamında teyitli akreditifte lehtarın akreditif ala-
cağının teyit bankasına ibraz edeceği belgeler karşılığında ibraz anın-
da ve ibraz yerinde doğacağını; ödeme yerinin, belgelerin ibraz edil-
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008133
diği yer olduğunu, başka bir deyişle, alacağın teyit bankası nezdinde
doğacağını; alacağın akreditif bankası nezdinde doğabilmesi için, te-
yit bankasına başvurulmasına rağmen, alacağın herhangi bir nedenle
ödenememiş olması gerektiğini de yinelemiştir.
Kararın sonuç kısmı ise şu ifadelerle tamamlanmıştır: “20.9.1999
günlü birinci haciz ihbarnamesi davalı bankaya aynı gün tebliğ edilmiştir.
Hacze konu akreditif alacağının, teyit bankası durumundaki Dresdner Bank
tarafından, lehtar şirketin başvurusu ve belgeleri ibraz etmesi üzerine anılan
banka nezdinde doğduğu ve 27.9.1999 günü lehdara ödenmiş olduğu dos-
ya kapsamından anlaşılmaktadır. Yukarıda açıklanan şekilde lehdarın, teyit
bankasına başvurmaksızın, doğrudan davalı akreditif bankasına başvurma-
sına hukuken olanak bulunmadığı gibi, somut olayda, esasen belgeler ibraz
edilmek suretiyle akreditif bedelin ödenmesi istemiyle davalıya yapılmış bir
başvuru da yoktur. Borçlu şirket vekilinin 22.9.1999 günlü dilekçesindeki
talep de, bu doğrultuda değil; o tarih itibariyle davalı nezdinde doğmuş ol-
duğu ileri sürülen alacağın takip dosyasına ödenmesi yönündedir. O halde,
davalıya haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği 20.9.1999 tarihi itibariyle, takip
borçlusu durumundaki lehdar şirketin herhangi bir alacağı doğmamıştır. Bu
durumda davalının anılan ihbarnameye itirazı haklı olup, gerçeğe aykırı bir
beyan söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayda, davacı yararına İİK’nın
89/5. maddesi çerçevesinde tazminat istenilebilmesinin koşulları oluşmamış-
tır. Mahkemece bu hususlara işaret eden Özel daire bozma kararına uyulmak
gerekirken, direnme kararı verilmesi usule ve yasaya aykırıdır. Direnme kara-
rı bu nedenle bozulmalıdır”.
VI. DEĞERLENDİRME
A. Yargıtay’ın Benzer Olaylardaki Yaklaşımı
Yargıtay’ın teyitli akreditife ilişkin kararlarına bakıldığında, Hu-
kuk Genel Kurulu’nun yukarıda aktarılan görüşünün aslında yerleşik
olduğu görülecektir. Örneğin, 19. Hukuk Dairesi’nin 17.6.1999 tarih
ve E. 1994, K. 4228 sayılı kararında,
12
“Davalı S... Tekstil AŞ [akreditif
âmiri], 8.12.1993 tarihinde M... Bankası AŞ`den [akreditif bankası] da-
vacı M... Elektrik AŞ [lehtar; akreditif alacaklısı] lehine akreditif açtırmış,
dava dışı S... Generale de Paris Bankası [teyit bankası] akreditife teyit ver-
12
www.kazanci.com.tr.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008134
miştir. Akreditifin teyit edilmesi halinde teyit bankası, akreditif lehdarının
(satıcının) borçlusu durumuna girmektedir. Diğer bir ifadeyle teyit bankası
akreditif lehdarına karşı bağımsız ve asli bir yükümlülük altına girmektedir.
Akreditif lehdarının kural olarak önce teyit bankasına başvurma zorunlulu-
ğu bulunmaktadır. Akreditif lehdarı satış bedelinin akreditif yoluyla tahsili
için üzerine düşeni yapmasına rağmen teyit bankasından tahsil edememişse
bu durumda alıcıya başvuru hakkı doğar. Mahkemece davacıdan bu yöndeki
delilleri sorularak toplanan deliller değerlendirildikten sonra varılacak uygun
sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın
reddinde isabet görülmemiştir”. Bu karara yazılmış karşı oy yazısında”
“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delil-
lerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve teyit bankasının lehdara
(satıcıya) karşı yükümlülüğünün hukuksal nedeninin BK.nun 17. maddesi
anlamında soyut borç vaadi olmasına, lehdarın ona yönelmeksizin temel iliş-
kiye dayanarak amire (alıcıya) başvurmasına engel bulunmamasına göre ka-
rarın onanması gerektiği görüşündeyim” denilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 10.2.1977 tarih ve E. 1976/5881, K.
1977/558 sayılı
13
kararında da aynı sonuca varmıştır. Bu karara göre;
“akreditifin teyit edilmesi halinde muhabir banka, bu teyit nedeniyle akreditif
alacaklısının (satıcının ) borçlusu durumuna girer. Başka bir deyişle muhabir
banka ile ihracatçı arasında, akreditif bankası ile olan ilişkilerin dışında ayrı
bir borç ilişkisi doğmuş olur. Bu borç taahhüdü BK’nın 17. maddesi hükmüne
uyan illetten mücerret bir borç ikrarı niteliğindedir. Akreditif alacaklısı, şayet
münasip zaman içerisinde red etmemiş ise teyit mektubu ayrıca kabule hacet
kalmaksızın hüküm ifade eder. Çünkü muhabir banka, gerek işin özel nite-
liğinden ve gerekse hal ve mevkiin icabından dolayı sarih bir kabule intizar
mecburiyetinde değildir. (BK m. 6). Şu izahata göre, akreditif alacaklısının
(satıcının) doğrudan doğruya muhabir bankadan talepte bulunabilmesi ancak
akreditifin teyitli olmasıyla mümkündür. Diğer taraftan, muhabir bankanın
ister teyitli olsun ister teyitsiz akreditif alacaklısına ödemede bulunabilmesi
için akreditif şartlarının gerçekleşmesi ve belli edilen belgelerin ibraz edilmesi
lazımdır. Aksi takdirde bankanın ödeme yükümlülüğünden söz edilemez”.
Yine Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 21.11.1997 tarih ve E.
1997/7126, K. 1997/9916 sayılı kararında
14
da vurgu yapılmıştır: “Ak-
reditifin teyit edilmesi halinde, muhabir banka bu teyit nedeniyle akreditif ala-
13
www.kazanci.com.tr.
14
www.kazanci.com.tr.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008135
caklısının ( satıcının ) borçlusu durumuna girer. Bir başka deyişle teyitli ak-
reditifle, usulüne uygun olan belgeler karşılığı ödeme yapmayı, teyit bankası
da ayrıca taahhüt etmekte ve bu suretle taahhüt altına girmektedir. Teyit ban-
kasının lehtara karşı yükümlülüğü mücerret bir borç ikrarı niteliğinde olup,
davacı satıcının öncelikle teyit bankasına başvurması zorunlu olup alacağın
teyit bankasından tahsil edilememesi halinde alıcı (davalıya) başvurabilir”.
B. Öğreti Görüşleri
Öğretide, lehtarın teyit bankasına doğrudan doğruya başvurup
başvuramayacağı konusunda birbirine iki ana fikir savunulmaktadır.
Örneğin Kaya, teyit işlemi ile beraber muhabir bankanın lehtara karşı,
kapsam ve unsurları akreditif bankasının sorumluluğu ile aynı nite-
likte olan; ancak ondan tamamen bağımsız bir yükümlülük üstlendi-
ğini; birörnek kurallarda da bu yükümlülüğün niteliğinin, âmir ban-
kanın sorumluluğuna “ilave” kesin bir taahhüt olarak tanımlandığını;
bu düzenlemeden de hareketle öğretide çoğunlukla her iki bankanın
da lehtara karşı müteselsilen sorumlu olduğunun kabul edildiğini be-
lirtmektedir. Yazar, muhabir bankanın akreditifi teyit etmekle, çoğu
zaman bu bankanın aynı zamanda ödeme bankası sayıldığını; ancak
taraflar arasında ödemeye ilişkin olarak bu yönde bir anlaşmanın yer
almaması hâlinde, akreditif bedelinin her iki bankada da ödenebilir
nitelikte olduğunu; bu yüzden lehtarın bedeli kimden talep edeceği
konusunda seçimlik bir hakkının bulunduğunu da eklemiştir.
15
Doğan da, teyit ile birlikte, akreditif bankası ile teyit bankasının
akreditif bedelinin ödenmesi konusunda lehtara karşı müteselsilen so-
rumlu olacağını savunmakta; arkasından da öğretideki seçimlik hak
görüşünü savunanlara değinmekte; sonra da Yargıtay’ın aksi yöndeki
kararlarını belirtmektedir. Yazar, teyitli akreditifte akreditif bankası-
nın yanında, teyit bankasının bağımsız ve aslî yükümlülüğünün doğ-
duğunu; bu bankanın aynı akreditif bankası gibi lehtara karşı mücerret
aslî ve bağımsız borç altına girdiğini, yani ikinci bir akreditif bankası
gibi olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla lehtar, dilerse akreditif
bankasından, dilerse teyit bankasından ödeme talebinde bulunabilir.
Lehtar, bankalardan birinden ödeme talebinde bulunmuş ve banka
15
Kaya, Arslan, Belgeli Akreditifte Lehtarın Durumu, İstanbul 1995, s. 13-14; Kaya,
[Teoman /Helvacı/Kendigelen/Nomer Ertan], a. g. e., N. 797-798.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008136
ödeme yapmamışsa, diğer bankadan ödeme talebinde bulunma hak-
kına sahiptir. Önce ödeme talebinde bulunulan banka hangisi olursa
olsun, bu durum bir fark yaratmayacaktır. Yazar bu görüşe gerekçe
olarak da, teyitli akreditiflerde temel amacın, lehtarın akreditif alaca-
ğını güvence altına almak olduğunu belirtmektedir.
16
Tekinalp, muhabir bankanın akreditifi teyit etmekle, akreditif ban-
kasının koşulları ile özdeş; fakat akreditif lehtarına karşı bağımsız bir
borç altına girdiğini belirtmekte; teyit ile akreditif bankasının borcu
yanında, ikinci bir borç oluştuğu ve bu hâlde bankaların lehtara karşı
müteselsilen sorumlu olduğunu savunmaktadır.
17
Ekici, müteselsil sorumluluğu belirtmemekle beraber, bir akrediti-
fin teyitli olması koşulunun, yabancı bir ülkedeki akreditif bankasının
taahhüdü ile yetinmeyerek kendi ülkesindeki bir bankanın da taah-
hüdünü isteyen lehtarın isteminden kaynaklandığını; bu akreditif tü-
ründe muhabir bankanın da bağımsız olarak ödeme taahhüdü altına
girdiğini belirtmektedir. Akreditif bankasından aldığı teyit talimatına
uyarak akreditife teyidini ekleyen ve böylece teyit bankası konumuna
giren muhabir banka için bu teyit, akreditif koşullarına uygun belgele-
rin kendisine ibrazı üzerine derhâl ödeme yükümlülüğünü oluşturur.
Akreditif koşullarına uygun belgelerin ibrazı hâlinde muhabir banka-
nın, akreditif bankası tarafından rambuse edilip edilmeyeceğine bakıl-
maksızın ödeme yapması gerekir. Teyit bankasının sorumluluğu âmir
banka kadar önemli ve birinci derecedendir. Akreditif koşullarına kar-
şı gelinirse, lehtar hem âmir bankaya, hem teyit bankasına karşı yasal
yollara başvurup alacağını takip edebilir.
18
Yukarıdaki görüşlere karşılık Reisoğlu, teyit bankasının olduğu
durumlarda (ödeme yeri bankası teyit bankası olacaktır) lehtarın öde-
me yeri bankasına başvurmadan akreditif bankasına başvurmasının
mümkün olmadığını savunmaktadır. Ödeme yeri bankasının, lehtarın
başvurusu üzerine ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi veya
getirememesi durumunda lehtarın akreditif bankasına başvuru hakkı
doğar. Ödeme yerinde herhangi bir nedenle ödemenin yapılmaması
16
Doğan, Vahit, Uluslararası Ticarette Ödeme Aracı Olarak Akreditif, B. 2, Ankara 2005,
s. 53, 233.
17
Tekinalp, Ünal, Banka Hukukunun Esasları, İstanbul 1988, s. 429-430.
18
Ekici, Akın, Akreditifin Hukukî Niteliği ve Tarafların Yükümlülükleri, İstanbul 1995, s.
27-28, 33-34.
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008137
akreditif bankasına başvuru için yeterlidir. Buna karşılık, görevli ban-
ka –ki bu banka teyit bankası da olabilir– akreditifi o ülkedeki hukuka
göre borcu sona erdirecek biçimde ifa ederse, lehtar hacizler nedeniyle
kendisine ait akreditif bedeli üzerinde tasarruf edemese de bu durum,
akreditifin ödenmiş olduğu olgusunu değiştirmez. Yani lehtarın artık
akreditif bankasına ödeme için başvurması söz konusu olmaz.
19
Poroy/Yasaman, teyitli akreditifte muhabir bankanın teyit vermek
suretiyle âmir bankanın ödeme yapma sorumluluğuna kendi taahhü-
dünü eklediğini; dolayısıyla âmir bankanın ödemeyi gerçekleştireme-
mesi hâlinde satıcının, muhabir bankaya başvurarak bedeli talep ola-
nağına sahip olacağını belirterek, örtülü de olsa müteselsil sorumlu-
luğun olmadığı sonucuna varılacak görüş ileri sürmektedir.
20
Böylece
bu görüş doğrultusunda, lehtar öncelikle teyit bankasına başvurmak
zorunda kalacaktır.
Bozkurt’a göre, teyit edilmiş bir akreditifte görüldüğünde ödeme
öngörülmüş ise bedelin ifası ancak ödeme bankasından istenebilir.
Aksi teyit bildiriminde belirtilmedikçe teyit bankası aynı zamanda
ödeme bankası niteliğine sahip olduğundan, teyit bankası ifa yeri ola-
rak kararlaştırılmış olacaktır. Bu nedenle de lehtar öncelikli olarak teyit
bankasından ödeme talep edecektir. Teyit bankasının ödeme güçlüğü
veya benzer bir nedenle akreditif bedelini ödeyememesi durumunda,
lehtar akreditif bankasından talepte bulunabilecektir.
21
C. Görüşümüz
Hukuk Genel Kurulu Kararı’nda tartışılan ve yukarıda özetlenen
öğreti görüşlerinde de ön plâna çıkan nokta, teyitli akreditifte lehtarın
teyit bankasına başvurmadan doğrudan akreditif bankasına başvurup
başvuramayacağıdır. Bu konuda birbirine zıt iki fikir savunulduğu yu-
karıda belirtilmişti. Yargıtay’ın yerleşik içtihadının ise, lehtarın önce-
likle teyit bankasına başvurması; akreditif bankasına doğrudan başvu-
ru olanağının bulunmaması olduğu görülmüştü. Ancak kanaatimizce,
incelenen Hukuk Genel Kurulu Kararı’nda bu görüşlerden öte, somut
19
Reisoğlu, Seza, Türk Hukukunda ve Bankacılık Uygulamasında Akreditif, Ankara 1995,
s. 149-150.
20
Poroy/Yasaman, a. g. e., s. 171.
21
Bozkurt, a. g. e., s. 127-128.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008138
olay açısından bir değerlendirme yapılmamıştır. Çünkü buradaki asıl
sorun, lehtarın alacaklısı konumundaki kişinin akreditif bankasına ha-
ciz ihbarnamesi göndererek alacağını elde etmesinin mümkün olup
olmadığıdır. Oysa Kurul, olayda sadece teyitli akreditif varmış gibi
düşünmüş; uyuşmazlığı tetikleyen unsurun lehtarın alacaklısı olduğu
göz ardı edilmiştir. Yargıtay’ın belirttiği gibi, teyit bankasına öncelikle
başvuru zorunluluğu varsa, lehtarın akreditif bankasında bir alacağı
doğmayacağı için, onun haciz ihbarnamesine olumsuz yanıt verme-
si hukuka uygun olacaktır. Oysa diğer fikir benimsendiğinde lehtarın
akreditif bankası nezdinde alacak hakkı doğacağı için, bu ödemenin
artık lehtara yapılmaması gerekecektir.
Biz aşağıda açıklayacağımız gerekçelerle Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu’nun Kararı’na katılamıyoruz. Bu konuda görüş bildiren Kaya
ve Tekinalp’in yaklaşımı daha doğru geldiği gibi, bu görüş benimsen-
mese bile en azından bu somut olay açısından teyit bankasına gidilme-
sinin gerekmediğine karar verilmesi gerekirdi. Hatırlanacağı gibi, anı-
lan yazarlar teyit bankasının yükümlülüğünün niteliğini âmir banka-
nın sorumluluğuna ek bir taahhüt olarak tanımlanmakta ve bu yüzden
her iki bankanın da lehtara karşı müteselsilen sorumlu olacağını kabul
etmekteydi. Gerçekten de, her şeyden önce Yargıtay dahi teyit banka-
sının taahhüdünü ek, kesin, bağımsız ve soyut bir taahhüt olarak ka-
bul ettiğine göre, burada müteselsil sorumluluğun benimsenmesi hem
teyit işleminin niteliğine uygundur, hem lehtarın akreditif ilişkisindeki
durumunu anlamlı bir şekilde güçlendiren manzara yaratmaktadır.
Normalde önce teyit bankasına başvuru zorunluluğu bir görüş
olarak savunulsa bile, yukarıda belirtildiği gibi, en azından bu somut
olay açısından diğer görüşün benimsenmesi gerekir; çünkü aksi fikri
savunan yazarlar lehtarın akreditif bankasına başvurması olasılığını
dikkate almıştır. Oysa burada başvuru yapan lehtar değil, lehtarın ala-
caklısıdır. Yargıtay kararı benimsendiğinde, alacaklının Almanya’da
mukim teyit bankasına başvurması zorunluluğu doğacaktır ki, bunun
alacaklının alacağına kavuşmasında ne kadar büyük bir engel olduğu
tartışmadan uzaktır. Almanya’daki teyit bankasına yönelik bir ihtiyatî
tedbir kararı alınması da sonuç doğurmaz; çünkü bir mahkeme kararı-
nın tanınması veya tenfiz edilmesi için, bu kararın kesinleşmiş olması
gerekir. Geçici hukukî koruma tedbirleri, niteliği gereği tenfize konu
olmaz. Bu yüzden, somut olayda alacaklının Almanya’da hukukî yol-
hakemli makaleler Tamer BOZKURT
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008139
lara başvurması zorunlu olacaktır. Kaldı ki, olaydan anlaşıldığı kadarı
ile akreditif bankası Vakıflar Bankası’na birinci haciz ihbarnamesi gön-
derildikten sonra, lehtar teyit bankasından parayı almıştır. Alacaklının
bu parayı ondan alması ise zorlaşmıştır. Bu karar ile alacaklının, borç-
lusunun üçüncü kişideki alacağına kavuşması, alacaklının inisiyatifine
bırakılmıştır. Lehtar bu koşullarda hiçbir zaman akreditif bankasına
başvurmayacak; onun başvuru yapması için de zorlanması söz konusu
olmayacaktır. Kaldı ki, akreditifte teyidin anlam ve önemi Yargıtay’ın
muhtelif kararlarında da belirtildiği gibi ilave, kesin, aslî ve soyut bir
taahhüttür. Dolayısıyla mademki teyit bankasının “teyidi”nin anlamı
budur, o hâlde alacaklının önce teyit bankasına başvuru zorunluluğu-
nun olduğundan söz etmek, akreditifin teyidi ile bağdaşmamaktadır.
Teyit bankası ile akreditif bankasının müteselsilen sorumlu oldu-
ğunu teyit eden bir diğer nokta da, Kaya’nın belirttiği gibi bankanın
“…kapsam ve unsurları akreditif bankasının sorumluluğu ile aynı nitelikte
olan, ancak ondan tamamen bağımsız bir yükümlülük üstlenme”sidir. Bilin-
diği gibi müteselsil borçlulukta borçluların her birinin borcu diğerle-
rinden bağımsızdır. Her bir müteselsil borçlu, alacaklıya karşı bağım-
sız bir borç yüklenmiştir. Hukuk Genel Kurulu Kararı’nda bir yandan
müteselsil borçluluğun olmadığı anlamına gelen bir sonuca varılmış,
diğer yandan da teyit bankasının lehtara yaptığı ödemeden dolayı ak-
reditif bankasına “halef olacağı” ifade edilmiştir. Buradaki halefiyet
Borçlar Kanunu’nun 109. maddesi anlamında kullanılmışsa, yadırgatı-
cıdır. Burada “fiilî” bir halefiyetten söz edilebilirse de hukukî anlamda
halefiyetten bahsetmek olanaksızdır. Halefiyet özel ve teknik bir an-
lama sahip olup, halef olan kişinin başkaca bir işleme gerek kalmak-
sızın tüm hakların kendisine geçmesi anlamına gelmektedir. Daha da
önemlisi, hukukumuzda halefiyet sadece kanundan doğar
22
. Sözleşme
ile veya yorum yolu ile halefiyetten bahsetmek mümkün değildir. Bu
yüzden, Karar’da müteselsil borçluluktan söz edilmemesine rağmen,
halefiyetten bahsedilmesi ayrı bir çelişkidir. Yargıtay kararında teyit
bankasının akreditif bankasına karşı bir rücu alacağı olduğundan söz
edilmektedir. Acaba burada müteselsil sorumluluk yoksa bu rücunun
dayanağı nedir? Bu konuda kararda bir açıklık bulunmamaktadır. Ma-
demki teyit bankası, lehtara karşı bağımsız ve soyut bir taahhüt altına
22
Bu konuda bkz. Kılıçoğlu, Ahmet, Türk Borçlar Hukukunda Kanunî Halefiyet, Ankara
1976.
Tamer BOZKURT hakemli makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008140
girmiştir; o halde bu rücunun halefiyetle destekli olması ve dayanağı-
nın da Borçlar Kanunu’nun 147. maddesi olması gerekmez miydi?
Aksi fikri savunan yazarların öncelikle teyit bankasına gidilmesi
gerektiği hususunda doyurucu bir gerekçe ileri sürdüklerini söylemek
de mümkün değildir. Birörnek kuralların ilgili maddesinin amaçsal
yorumu ve teyit bankasının konumu ve ilişkiye dâhil olma amacı bir
arada değerlendirildiğinde, müteselsil sorumluluk sonucu da çıkmak-
tadır. Yukarıda belirtildiği gibi, bu somut olay açısından da ödeme
talebinde bulunan kişinin lehtar değil, lehtarın alacaklısı olduğu düşü-
nüldüğünde bu sonucun kabul edilmesi evleviyet gereğidir.