Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008198
CEZA SORUMLULUĞUNUN TEMELİ:
“KAST”
Mahmut GÖKPINAR
*
GİRİŞ
Ceza hukukunda, suç genel teorisinin önemli inceleme konula-
rından belki de en önemlisini kusur-kusurluluk kavramları oluştur-
maktadır. Hatta bu konuda, “ceza hukukunda hiçbir konunun failde bu-
lunması gereken irade kadar önemli ve temel bir sorun oluşturmadığı” ifade
edilmektedir.
1
Gerçektende bugünün modern suç politikasının temel
ilkelerinden birisi kusur ilkesidir. Bu ilkeye göre, gerçekleşen neti-
ceden failin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olması şarttır. Diğer
taraftan sorumluğu kabul edilen faile verilecek cezanın da sergilemiş
olduğu kusurla orantılı olması da gerekmektedir. Yani kusursuz bir
kişinin cezalandırılması mümkün olmadığı gibi, kusurunun gerek-
tirdiği cezadan daha ağır bir ceza ile cezalandırılması da mümkün
olamayacaktır.
2
Ceza hukukunda egemen olan, “fiilin sübjektifliği ilkesi” suçtan
söz edilebilmesi için, failin tipe uygun ve zararlı bir fiili gerçekleştir-
mesinin yeterli olmadığını, ayrıca bu fiilin psikolojik yönden de faile
bağlanabilmesi gerektiğini, yani suçu oluşturan fiil ile fail arasında sa-
dece nedensel bir bağın değil, aynı zamanda psişik bir bağın da bu-
lunmasını ifade eder. Bu özellik, ceza sorumluluğunun sübjektifleşti-
rilmesi sürecinin bir sonucudur ve uygarlığın çok önemli bir zaferini
*
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı doktora öğ-
rencisi.
1
Dülger, Murat Volkan, “5237 Sayılı YTCK’da Kastın Unsurları Ve Türleri- Özellik-
le Olası Kastın Değerlendirilmesi”, Hukuk ve Adalet Dergisi, Yıl.2, Sy.5, 2005, s. 65.
2
Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C.I, İstanbul 1991, s. 33.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008199
oluşturur.
3
Bu gelişme, doktrinde hukuk bilincinin oluşması olarak
değerlendirilmiştir.
4
Ancak, bir fiilin suç olarak nitelendirilebilmesi
için, kişinin bunu maddi olarak gerçekleştirmesi yetmez, aynı zamanda
kusurlu olarak gerçekleştirmiş olması da aranır
5
şeklinde özetlenebile-
cek az önceki görüşlere zıt görüşler de ifade edilmektedir. Buna göre,
kusur, kişinin haksızlık teşkil eden bir fiili işlemiş olması nedeniyle
kendisi hakkındaki kınama yargısıdır. Bu nedenle kişi, fiili, kusuru
olmadan işlese dahi ortada bir haksızlık vardır ve dolaysıyla da fiili
suç olma niteliğini koruyacaktır. Bu nedenle de, işlediği fiilin hukuki
anlam ve muhtevasını idrak edemeyecek düzeyde akli bozuklukla ma-
lul olan bir akıl hastasının bir insanı öldürmesi halinde, işlenen fiili suç
teşkil etmektedir. Ancak, failin kusur yeteneği olmadığı için, kusurun-
dan söz etmek mümkün değildir.
6
Diğer taraftan, kusur ve kusurluluk
kavramlarının birbirinden farklı kavramlar olduğu da belirtilmelidir.
Kusur fail bakımından, kusurluluk ise fiil bakımından söz konusudur.
7
Kusurluluk, suçun objektif unsurlarını yani, tipiklik, hukuka aykırılık
ve maddi unsur yanında gerçekleştirilen fiil ile failin psişik yani ruhsal
ve düşünsel bağını ortaya koyan, suçun sübjektif yani manevi unsu-
runu oluşturmaktadır.
8
Kusurlu sorumluluğun kabulü ile kişi, ancak
kasıtla veya taksirle ortaya koyduğu için psişik yönden kendinse ait
olan fiilden sorumlu tutulmaktadır.
9
Kusurluluk kavramı kendi içinde
ayrımlara tabi tutulmasına rağmen kusurluluğun temel ayrımı olarak
kast gösterilmektedir.
10
Biz de bu çalışmamızda, ceza sorumluluğunun
temeli olan kast kavramının unsurlarını, bu unsurların hangi konuları
kapsadığını, özellikle fiilin neticesi bakımından önem arz eden kast-
olası kast ve bilinçli taksir ilişkilerini ortaya koymaya çalışacağız.
3
Toroslu, Nevzat, “Cezai Sorumluluğun Gelişimi”, Yargıtay Dergisi, S. 1-2, Ocak-
Nisan 1990, s. 121.
4
Erem, Faruk/Danışman Ahmet/Artuk Mehmet Emin, Ceza Hukuku Genel Hüküm-
ler, 14.Bası, Ankara 1997, s. 430.
5
Toroslu, a. g. m., s. 123.
6
Özgenç İzzet, Uygulamalı Ceza Hukuku, 2. Bası, İstanbul 1998, s. 41.
7
Toroslu, a. g. m., s. 123.
8
Dülger, a. g. m., s. 69.
9
Toroslu, a. g. m., s. 123.
10
Dülger, a. g. m., s. 66.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008200
I. GENEL OLARAK KAST KAVRAMI,
KASTIN UNSURLARI
A. KAST KAVRAMI
Kusurun tipik şekli, kasttır. Kural olarak suçlar kasten işlenildiği
takdirde cezalandırılır ve dolayısıyla suç tiplerinde ayrıca kasttan bah-
setmeye gerek yoktur. Bu bakımdan bir suç tipinde kasten ifadesine yer
verilmişse, bu durum, o suç tipinin taksirli şeklinin de bulunduğunu
gösterir. Örneğin, TCK da yer alan kasten öldürme ve kasten yaralama
suçlarında olduğu gibi. Bu düzenlemelerdeki adı geçen kasten ifadesin-
den anlaşılmaktadır ki yaralama fiili, taksirle de işlenebilmektedir.
11
Dünyada pek çok ceza kanununda kast başta olmak üzere kastla
ilgili taksir ve benzeri kavramların tanımı yapılmamakta, bu, öğretiye
ve uygulamaya bırakılmaktadır.
12
Nitekim 765 sayılı Ceza Kanunu’nda
kastın doğrudan bir tanımı yapılmamış, 45. maddesinde “cürümde
kastın bulunmaması cezayı kaldırır” ifadesi kullanılmıştır. Bu nedenle
de genel hükümlerinde kastı tanımlamayan kanunlar gurubunda yer
almıştır.
13
Bu dönemde Yargıtay’ın kastı tanımlayan çeşitli kararları
bulunmaktadır. Örneğin YCGK kastı, hareket ve netice ile fail arasın-
daki ruhi bağ olarak tanımlamıştır. (27.1.1984)
14
Ancak karşılaştırmalı
hukukta, başta kast kavramı olmak üzere benzeri kavramların tanım-
landığı da görülmektedir. Bunun bir tercih sorunu olduğu belirtilmek-
tedir. Alman Ceza Kanunu, örneğin tercihini kastı tanımlamamaktan
yana kullanmıştır.
15
5237 sayılı Ceza Kanunu, tercihini kastı tanımla-
maktan yana kullanmıştır. Kast, “suçun kanuni tanımındaki unsurların
bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir” şeklinde tanımlanmıştır. Bu gün
doktrinde hakim olan görüşe göre kast, “tipiklikte yer alan objektif unsur -
ların failce bilinmesi ve istenmesi” veya “tipiklikteki objektif unsurların bil-
meye dayalı olarak istenmesi” şeklinde tanımlanmaktadır. Başka bir ifa-
11
Hakeri, Hakan, Ceza Hukuku Temel Bilgiler, 2. Baskı, Ankara 2006, s. 153.
12
Sözüer, Adem, “Suç Politikası İlkeleri Bağlamında Türk Ceza Kanunu Tasarısının
Değerlendirilmesi” başlıklı oturumda yapmış olduğu konuşma, Türk Ceza Kanunu
Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 1. Kitap, Ankara 2004, s. 39.
13
Erem/Danışman/Artuk, a.g.e., s. 445.
14
Avcı, Mustafa, “Öldürme ve Yaralama Suçlarının Manevi Unsuru”, Kamu Hukuku
Arşivi Dergisi, Mart 2005, s. 88.
15
Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan, “Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fa-
kültesinin TCK Tasarısı Hakkındaki Raporu”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Türkiye
Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 340.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008201
deyle kast, fiilin ceza kanunundaki soyut tasvirinde, yani tipiklikte yer
alan objektif unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir. Öyleyse
kast, bilme ve isteme gibi iki unsurdan oluşmaktadır.
16
Doktrinde Ceza
Kanunu’nda (bundan sonraki, ifadelerimizde geçen Ceza Kanunu ile
kastedilen 5237 sayılı Kanun’dur) yapılan kast tanımı eleştirilmek-
tedir. Bu eleştirilerden bir tanesinde, yapılan tanımın gerek esas ge-
rekse Türkçe kullanım açısından yanlış olduğu ifade edilmiştir. Buna
göre, fail, suçun kanuni tanımındaki unsurları değil, suçu oluşturan
fiili gerçekleştirmektedir. Dolayısıyla kastın varlığı için, failin, kanuni
tanımda yer alan suçun objektif unsurlarını değil suçu oluşturan fiili
bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması gerekir.
17
İleride ayrıntıla-
rıyla belirtilecek olan olası kast kavramı da TCK da tanımlanmıştır. 21.
maddenin ikinci fıkrasında, “kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurla-
rın gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast
vardır.” denmiştir. Yapılan bu tanımda, failin öngörmesiyle kast ara-
sında bağlantı kurulmuş ancak kastın unsuları olan, bilme ve isteme
ile ilgili hiçbir belirlemede bulunulmamıştır. Bu nedenle söz konusu
tanım doktrinde eleştirilmektedir.
18
B. KASTIN UNSURLARI
Yukarıda da belirtildiği gibi kast, suçun kanuni tanımındaki un-
surları bilerek ve isteyerek gerçekleştirmektir. Öyleyse kast iki ana un-
surdan oluşmaktadır. Bilme ve isteme unsurları. Bilme ve istemenin
kapsamına neler dahildir?
19
1. KASTIN BİLME UNSURU
Kast, özeliğini asıl olarak isteme unsurundan almakta ise de, sade-
ce bundan ibaret değildir. Suçu oluşturan fiilin tasavvur edilmesi, yani
16
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 153, 154.
17
Toroslu, Nevzat/Ersoy, Yüksel, “Kanunlaşmaması Gereken Bir Tasarı”, Türk Ceza
Kanunu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 10.
18
Bayraktar, Köksal, “Türk Ceza Kanunu Tasarısına İlişkin Genel Bir Değerlendirme
ve Genel Hükümler Üzerine Birkaç Eleştiri”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Türkiye
Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 30.
19
Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, A. Caner, 5237 Sayılı Yeni
TCK’YA Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler I, Ankara 2006, s. 555.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008202
failin bu fiilin daha önceden bir görünümüne sahip olması da gerekir.
İşte kastın bilme unsuru genel manada budur ve isteme unsurundan
önce gelir. Bilinmesi gereken unsurların neler olduğu, suçun yapısına
bağlı olarak değişmektedir. Bu konudaki kesin ölçüt, suçun kanuni ta-
nımıdır. Çünkü suça özelliğini kazandıran ve fail tarafından bilinme-
si gereken unsurlar bu tanımda belirlenmektedir. Böylelikle örneğin,
adam öldürme suçunda, öldürme kastının varlığı için, failin hareketini
yönelttiği şeyin insan olduğunu bilmesi gerekir. Çünkü TCK 81. mad-
deye göre, bu suçun esas özeliği bir insanın öldürülmesidir. Şu halde,
failin bir cesede veya bir heykele ateş ettiği inancını taşıması halinde
söz konusu kast toktur. Aynı düşünceden hareketle, hırsızlık suçunda
çalınan şeyin başkasına ait olduğunun bilinmesi gerekir.
20
Diğer taraftan kanunda suç olarak tarif edilmiş fiilin haksızlık teş-
kil ettiğine dair tüm unsurların bilinmesi gerekir. Kanuni tarifte yer
almakla birlikte, fiilin haksızlık içeriğine etkisi olmayan unsurların
bilinip bilinmediğinin kast açısından önemi yoktur. Suçun haksızlık
içeriğini belirleyen unsurlar fail tarafından bilinmeli ki kastın varlığın-
dan söz edilebilsin. Bu bilginin üst düzeyde bir bilgi olması gerekmez.
Ortalama, vasat bir bilgi yeterlidir. Örneğin, resmi evrakta sahtecilik
suçunun var olabilmesi için, sahte olarak tanzim edilen belgenin huku-
ken kendinse kıymet atfedilebilecek bir belge olduğunun failce bilin-
mesi gerekir. Bu belgenin aynı zamanda, “resmi evrak” niteliğine sahip
olup olmadığının bilinmesi önemli değildir.
21
Yani, failde, kanunda
kullanılan kavramlar çerçevesinde bir bilme aranmamaktadır. Örneğin
bir otonun tekerinin havasını boşaltan fail, mala zarar verme suçunu
(TCK m. 151)işlemediğini, zira otomobile bir zarar vermediğini iddia
edebilir. Ancak burada failin kastı için gerekli olan “bilme ”sinin var
olduğu açıktır. Çünkü fail fiili ile aracın geçicide olsa kullanılamaya-
cağını bilmektedir. Buda hukuken zarar verme olarak anlaşılmaktadır.
Fail yaptığının farkındadır ama bunu bir zarar olarak görmemektedir.
Ancak bu durum kastının varlığı açısından önemsizdir.
22
Hemen belir-
tilmelidir ki, bir fiilin haksızlık içeriğini belirleyen unsurların bilinme-
siyle, bu fiilin bizatihi haksızlık teşkil ettiğinin bilinmesi birbirinden
20
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, 2006, Ankara, s. 185, 186.
21
Özgenç, İzzet, “Kast-Taksir Kombinasyonları”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Prof. Dr. Süleyman Arslan’a Armağan, C. 6, S. 1-2, 1998, s. 345,346.
22
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 154, 155.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008203
farklılık göstermektedir. Kişi gerçekleştirdiği fiilin bütün unsurlarını
bilmesine rağmen, bu fiilin bir haksızlık ve dolaysıyla suç teşkil etti-
ğini bilmeyebilir ve bunun kast açısından herhangi bir önemi yoktur.
Örneğin, 1475 sayılı İş Kanunu’nda (m. 85), İş ve İşçi bulma kurumu
dışında, özel kişilerin, kazanç amacı olmaksızın dahi, işçiye iş, işe işçi
bulma konusunda faaliyette bulunmaları yasaklanmış, hapis ve para
cezası öngörülmüştür. Bu durumda, kişi yasak konusu bu fiilleri iş-
lerken insani değerlendirmelerle, sadece başkasının iş bulmasına yar-
dımcı olmak amacıyla hareket etmiş olsa dahi, kanunda tarif edilen
suç gerçekleşmiş olacaktır.
23
Failde, hukuka ayıkırlık bilinci olmalıdır.
Bu bilinç, failin ceza kanunun belli bir maddesini ihlal ettiğini bilmesi
demek olmayıp, haksız, zararlı, caiz olmayan bir şey yaptığının farkın-
da olmasıdır. Yargıtay çeşitli kararlarında hukuka ayıkırlık bilincini,
kast kapsamı içinde değerlendirmiştir.
24
Bu kararlardan bazıları:
“Eşinin izin vereceği inancıyla, onun imzasını taklit ederek bankadan
para çeken sanığın, suç işleme kastıyla hareket ettiği kabul olunamaz”
25
“ Ev sahibi olan sanığın, müştekinin evine, aralarındaki ilişkinin iyi ol-
duğuna güvenerek, onun olmadığı bir zamanda tamirat için girmesi olayında
konut dokunulmazlığını bozma kastıyla hareket ettiği kabul olunamaz.”
26
“ Miktarları ve cinsi de göz önünde tutulduğunda, Gaziantep pazarında
serbestçe satılan bazı malları, satın alıp naklederken yakalanan sanığın suç
işleme kastıyla hareket ettiği kabul olunamaz.”
27
“Seçim bittikten sonra muhafazası lazım gelen oy pusulalarını sanığın
yakmasının, lüzum kalmadığı yolundaki kanaatinden ileri geldiğini müda-
faaten beyan eylemesine göre, bu müdafaa hilafında kastı cürümü takip et-
tiği hakkındaki sübut delilleri gösterilmeksizin mahkûmiyet kararı verilmesi
yolsuzdur.”
28
Açıklanan bu nedenlerden dolayıdır ki, fiilin haksızlık içeriğine
etkisi olmayan hususların bilinip bilenmediğinin herhangi bir önemi
yoktur. Örneğin, bireysel cezasızlık nedeninin veya cezada indirim
23
Özgenç, a. g. m., s. 346.
24
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 557
25
YCGK, 10.6.1985, Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 557.
26
YCGK, 31.3.1975, Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 557.
27
YCGK, 15.4.1974, Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 557.
28
Y.3.CD, 18.1.1951, Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 558.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008204
yapılmasını gerektiren nedenlerin,
29
cezalandırılabilme şartlarının,
muhakeme şartlarının,
30
hukuka uygunluk nedenlerinin, hafifletici ne-
denlerin
31
fail tarafından bilinmesi gerekmez.
Fail, kendisi dışındaki Dünyadan algıladığı şeyleri bilecektir. Yani,
bir şeyin, insan, hayvan, erkek vs. olduğunu bilecektir. Ancak bun-
ların kanuni tanımda nasıl değerlendirildiğini bilmesi gerekmez. Bu
bakımdan suç tipinin ya da bu unsurlardan birinin yorumunda hata-
ya düşmesi sorumluluğu etkilemez. Örneğin yeni doğmuş çocuğunu
hilkat garibesi olması nedeniyle öldüren annenin, söz konusu varlı-
ğın kanunda bir insan olarak kabul edilip edilmediğini bilmesi önemli
değildir.
32
Diğer taraftan fail, hareketin konusunu ve buna ait özellik-
leri de bilmelidir. Hareketin konusu ise, tipe uygun hareketin üzerinde
gerçekleştiği şeydir.
33
Öldürdüğü canlının insan olduğunu bilmeyen
kimsenin kasten adam öldürme suçunun ya da aldığı şeyin başkasına
ait olduğunu bilmeyen kimsenin hırsızlık suçunun faili olması müm-
kün değildir.
34
Bazı suçlarda ise somut bir konu yoktur ama hukuksal
bir menfaat mevcuttur. Örnek yalan yere yemin etme suçu (TCK m.
275).
35
Failin neticeyi de düşünmüş ve öngörmüş olması gerekir.
36
Bu
durum, suç tipinin kanuni tanımında failin gerçekleştirdiği hareketin
yanı sıra suçun oluşumu için bir de neticenin gerçekleşmesi isteniyor-
sa ki bu tip suçlar zarar suçlarıdır önem kazanmaktadır. Fail, suçun
maddi unsurunu oluşturan hareketin yanı sıra gerçekleştirdiği hare-
ketin sonucu oluşabilecek neticeyi de bilmesi gerekir. Bu netice icrai
29
İçel, Kayhan/Özgenç İzzet/SÖZÜER Adem/Mahmutoğlu Fatih S./Ünver Yener,
Suç Teorisi, 2. Kitap, İstanbul 1999, s. 240.
30
Özbek, Veli Özer, TCK İzmir Şerhi, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, C. I, Genel Hü-
kümler, 2006, s. 279.
31
Hafifletici nedenlerin bulunması sadece failin cezasının indirilmesinde etkili ola-
caktır. Örneğin fail, çalmış olduğu eşyanın değerinin hafif olduğunu bilsin veya
bilmesin, YTCK m. 145, TCK m. 522 gereğince değerin hafif olmasından yararlana-
caktır. Dülger, a. g. m., s. 281.
32
Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 555.
33
Özbek, a. g. e., s. 278.
34
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 154.
35
Hareketin konusu ile suçla korunan hukuki menfaat kavramları birbirlerinden
farklıdırlar. Hukuki menfaat, yasa koyucuyu, tipi düzenlemeye iten soyut men-
faati ifade eder. Bu kasten adam öldürme suçu bakımından insan hayatı, hırsızlık
suçu bakımından ise mülkiyet hakkıdır. Özbek, a. g. e., s. 278.
36
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 154.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008205
suçlarda ve ihmal suretiyle icrai suçlarda, kanunun yasakladığı, ger-
çekleşmesini istemediği netice, ihmal suçlarında ise, failin gerçekleş-
tirmek istemediği fakat kanun tarafından geçekleşmesi istenen netice-
dir. Burada kastedilen, kanuni tanımda öngörülen ve hareket sonucu
oluşan neticedir, yoksa bir zararın oluşması değildir. Bir zararın oluş-
masının ağırlatıcı neden olarak görüldüğü durumlarda failin netice-
yi öngörmesi gerekmez.
37
Nitekim Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 8.11.1962
tarihli bir kararında kastı, suç teşkil eden fiilin, neticelerinin bilerek
ve istenerek işleme iradesidir şeklinde tanımlamıştır.
38
Kast, netice
bakımından kendi içinde doğrudan ve olası kast şeklinde ikiye ayrıl-
maktadır. Yani, kanunda suç olarak öngörülmüş, tarif edilmiş, belli
bir fiilin neticesinin gerçekleşeceği mutlak bir surette düşünülmüşse,
doğrudan kast, bu neticenin gerçekleşmesi muhtemel adledilmesine
rağmen, gerçekleşmesine katlanılmışsa da olası kast vardır. Doğrudan
kastın varlığı halinde, işlenmesi kararlaştırılan fiilin neticesi, mutlak
surette bilinmektedir. Örneğin A.’yı öldürmek için silahını bu kişiye
doğrultup ateşleyen B., bu fiilinin neticesinde A.’nın öleceğini mutlak
surette değerlendirmiş, bilmiştir.
39
Yukarıda, failin, hareketin konusunu ve buna ait özellikleri de
bilmesi gerektiğini ifade etmiştik. Yani fail, suçu oluşturan eylemin,
icra ediliş şekline ilişkin olarak kanuni tanımda belirtilen hususların
da bilincinde olması gerekir. Örneğin icbar suretiyle irtikâp suçunun
oluşabilmesi için, bir kimse, 765 sayılı Kanun’daki ifadeyle, “ memuri-
yet sıfatını veya görevini kötüye kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına
haksız olarak para verilmesine veya sair menfaatler sağlanmasına veya bu yol-
da vaatte bulunulmasına bir kimseyi icbar etmelidir.” (TCK m. 275, ETCK
m. 209). Fail, bu suçu işlerken bütün bu hususların bilincinde olmalı-
dır. Bunlar suçun basit şekline ilişkin olabileceği gibi, suçun nitelikli
unsurlarına ilişkin de olabilir. Örneğin hırsızlık suçunda çaldığı şeyin
değerinin çok yüksek olduğunu bilmesi gerekir.
40
Diğer taraftan fail,
gerçekleştirmiş olduğu fiil ve bunun kanunda gösterilmiş olan moda-
litesi ile ilgili özellikleri bilmelidir. Yani fail, hareketin zamanı, yeri
37
Dülger, a. g. m., s. 79.
38
Avcı, a. g. m., s. 88.
39
Özgenç, a. g. m., s. 347.
40
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 238.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008206
ve kullanılan araca ilişkin hususları da bilmelidir.
41
Yine bu bağlamda
olmak üzere, fail, bir neticenin gerçekleşmesinin önemli olduğu suç-
larda, gerçekleştirdiği fiili ile netice arasındaki nedensellik bağını bil-
melidir. Ancak nedensellik bağlantısındaki önemsiz sapmalar, kastın
varlığını etkilemez. Örneğin fail, öldürmek istediği kişiye elindeki de-
mir ile vurur ve bu darbe üzerine fail yere düşer. Mağdurun öldüğünü
zanneden fail, suç delillerini ortadan kaldırmak için cesedi denize atar.
Ancak mağdur, aslında aldığı demir darbesiyle değil, denize atma so-
nucu boğularak ölmüştür. Bu gelişme kastın varlığını etkilemez.
42
Suçun kanuni tanımında suçun oluşabilmesi için, failin kendisi-
ne veya mağdura ait bir takım tanımlamalarda bulunulmuşsa bun-
ların da fail tarafından bilinmesi kastın varlığı bakımından önem
taşımaktadır.
43
Örneğin resmi belgede sahtecilik suçu açısından TCK
m. 204 fıkra 2 kapsamındaki bir suç için, failin kendisinin memur oldu-
ğunu bilmesi, kasten adam öldürme suçunun nitelikli hali bakımından
mağdurun alt ya da üst soydan biri olduğu bilmesi,
44
suçun reşit olma-
yan bir kimseye karşı işlenmesi hususlarının failce bilinmesi gerekir.
45
Ancak failin fiilini, şahısta yanılma veya sapma ile gerçekleştirmesi
halinde, mesele aşağıda ayrıntılarıyla anlatılacak olan TCK m. 30 fıkra
2 gereğince çözülecektir.
46
Bazen bu hususların bilinmesi suçun niteli-
ğinin değişmesine de neden olur. Bu durumda değişen suç açısından
failin kastı söz konusu olacaktır. Örneğin, kasten adam öldürmenin
cumhurbaşkanına suikast suçuna dönüşmesi için, failin öldürdüğü
kimsenin devlet başkanı olduğunu bilmesi gerekir. Aksi halde TCK m.
310’a göre değil, TCK m. 81 veya 82’ye göre cezalandırılır.
47
Ağırlaş-
tırıcı nedenlerin fail tarafından bilinmesinin gerekip gerekmediği ko-
nusunda ise ikili bir ayrıma gidilmektedir. Buna göre, netice sebebiyle
ağırlaşmış suçlar bakımından, TCK m. 23 gereğince failin ağırlaşan ne-
tice bakımından en azından taksir şeklinde kusurunun bulunması ge-
rektiğinden, ağırlatıcı nedenlerin fail tarafından bilinmesi gerekmez.
41
Özbek, a. g. e., s. 277.
42
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 238.
43
Suçlar kural olarak herkes tarafından işlenebilir. Ancak bazı suçlar ancak belli kişi-
ler tarafından işlenebilir ki bunlara özgü suçlar denir. Özbek, a. g. e., s. 277.
44
Dülger, a. g. m., s. 80.
45
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 238.
46
Dülger, a. g. m., s. 80.
47
Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 555.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008207
Bu konuda failin objektif özen yükümlülüğün bulunduğunun ortaya
konması gerekecektir. Öte yandan eğer ağırlatıcı neden suçun konun-
sa ilişkin ise, bu durumda ağırlatıcı nedenin de fail tarafından bilinme-
si gerekir. Örneğin TCK m. 244fıkra 3’ün uygulanabilmesi için, failin
işleyişini engellediği ya da bozduğu bilişim sisteminin bir banka ya
da kredi kurumuna veya kuruluşuna ait olduğunu bilmesi gerekir.
48
Ancak Yargıtay bir kararında bu esasa aykırı bir görüş benimsemiştir.
Söz konusu 5. CD’si kararı şu şekildedir: “Yargıtay Ceza Genel Kurulu-
nun Dairemizce de benimsenen 15.11.1962, 5/4 ve 15.10.1962,5–54/53 gün
ve sayılı içtihatlarında da açıklandığı üzere, suç faillerinin kaçırdıkları kadın-
ların, evli olduklarını önceden bilmemiş olmalarının suçun evli kadına karşı
işlenmiş olması durumunu ortadan kaldırmayacağına göre ve TCK’nun 429.
maddesinin ikinci fıkrasında evli kadının kaçırılması hali için ağırlaşan ceza
öngören yasa koyucunun, suç failinin bu suçtan ceza görebilmesini, TCK’nun
440-441/2. maddelerinde olduğu gibi, kaçırdığı kadının evliliğini bilmesi ko-
şulma bağlamadığına göre, 429. maddenin ikinci fıkrası yerine birinci fıkrası
ile uygulama yapılması yasaya aykırıdır.”
49
2. BİLME UNSURU BAKIMINDAN KAST, HATA,
SAPMA İLİŞKİLERİ
Bu başlık altında kastın bilme unsuru bakımından, kast, hata, sap-
ma ilişkileri incelenecektir.
a. Hata Kast İlişkisi
Hata durumunda kişi, bir zan üzerine hareket etmektedir, irade
suçun konusunun kimliği veya niteliği konusunda yanılgıya düş-
mekte ve bunu hareket esnasında hiç fark edememektedir. Diğer bir
ifadeyle, gerçeğin bilinmemesi nedeniyle yanlış bir hüküm verilmek-
tedir. Örneğin çalılıktaki kıpırtıyı bir hayvana ait zannederek, o tarafa
doğru ateş edip bir insanı öldüren kişinin durumu hata kavramı içinde
değerlendirilmelidir.
50
Doktrinde söz konusu durumu unsur yanılgısı
48
Dülger, a. g. m., s. 80.
49
20.4.1983, 563/1344, Özgenç, İzzet, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, 2.
Bası, Ankara 2005, s. 295.
50
Özar, Süleyman, “Türk Ceza Hukukunda Sapma”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S.
66, 2006, s. 227, 228.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008208
olarak tarif eden görüşler de bulunmaktadır. İşte bu yanılgı, kastın var-
lığına engel olmaktadır. Bu yanılgı halinde kasten işlenmiş bir haksız-
lıktan bahsetmek mümkün olamayacaktır. Failin bilgisi veya tasavvu-
ru gerçeğe uysaydı, işlemiş olduğu fiilin bir haksızlık teşkil etmeyeceği
muhakkaktır. Ancak meydana gelen netice açısından, gerekli dikkat
ve özen gösterilmiş olsaydı böyle bir netice ile karşılaşılmazdı şeklinde
bir yargıya ulaşılabiliyorsa bu durumda taksirle işlenmiş bir haksızlık
söz konusu olur ve söz konusu hukuki değerin taksirle ihlali kanunda
suç olarak tarif edilmişse failin ancak bu nedenle sorumluğuna hükme-
dilebilir. Örneğin, vestiyerdeki paltoyu kendi paltosu zannederek alan
bir kişinin taksirli hareket ettiği sonunca varılsa bile TCK’ da hırsızlık
fiilinin ancak yararlanma kastıyla işlenebileceği belirtildiği için, failin
cezai sorumluluğuna hükmedilemeyecektir.
51
Yukarıda ifade edilmeye
çalışılan durum, TCK m. 30, 1. fıkrada “Fiilin icrası sırasında suçun kanu-
ni tanımındaki unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz. Bu
hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hali saklıdır” şeklinde belirtilmiştir.
52
Söz konusu maddenin 2. fıkrasında suça etki eden sebeplerde hata 3.
fıkrasında ise, hukuka uygunluk sebeplerinde veya kusurluluğu et-
kileyen sebeplerde hataya düşülmesi halini düzenlenmektedir. Bu üç
fıkra da fiili hataya ilişkindir. Fiili hata bir algılama hatasıdır. Bu hata
yüzünden suçun unsurlarından bir veya daha fazlasına ilişkin yanılgı
ortaya çıkmaktadır. İşte bu yanılgı, kastı kaldıran esaslı bir hatadır.
Bu, şahısta yapılan önemsiz/esassız hata, fiili hata değildir anlamına
da gelmektedir. Maddi konuda hata ancak, yukarıdaki örneklerde ve-
rilen, konuların değiştirilmesinin suçun bir kurucu unsuru üzerinde
etkili olması durumunda, ceza hukuku açısından esaslı hale gelir ve
fiili hayata dönüşür.
53
Bu bakımdan kişinin, mağdurun kimliğinde
yanılmış olması kastının varlığını etkilemez. Örneğin A.’yı öldürmek
isterken, yanılarak B.’yi öldüren kişi mağdurun kimliğinde yanılmış-
tır. Bu durum ise, kanuni tarife uygun haksızlığın gerçekleşmesi bakı-
mından herhangi bir öneme haiz değildir. Çünkü suçun kanuni tari-
findeki unsurların dışında bir somutlaştırmaya, müşahhaslaştırmaya
gidilemez.
54
Türk doktrininde fiili hata olarak adlandıran bu durumlar
Alman doktrininde tipiklikte yanılma olarak adlandırılmakta ve kastın
51
Özgenç, a. g. m., s. 350.
52
Özar, a. g. m., s. 230, 231.
53
Özar, a. g. m., s. 229, 230.
54
Özgenç, a. g. m., s. 351.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008209
bilme öğesinin aksi yönünü oluşturmaktadır. Bu nedenle çeşitli eleşti-
riler yöneltilmektedir. Buna göre, kastın bilme öğesinin, suçun kanuni
tanımındaki unsurlara ilişkin olması aranırken yanılmanın, suçun ka-
nuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin olarak aranmış olması cid-
di bir çelişkidir. Söz konusu madde de açıkça maddi unsurlardan söz
edildiği için suçun maddi konusu üzerindeki yanılmanın failin cezai
sorumluluğu üzerinde herhangi bir etkisi olmayacaktır şeklinde yanlış
anlamalara yol açacağı ifade edilmektedir.
55
Bu eleştiri ise şöyle karşı-
lanmaktadır. Fail işlemiş olduğu fiille ilgili olarak bir hukuka uygun-
luk sebebi varsa, failin, bu hukuka uygunluk sebebinin maddi şartla-
rının gerçekleştiğinin bilincinde olması gerekmektedir. Yani bu şart-
lar konusunda bilgi, kast kapsamında değerlendirilen bir bilgidir. Bu
nedenle, işlemiş olduğu fiil açısından bir hukuka uygunluk sebebinin
maddi şartları aslında gerçekleşmediği halde, bu şartların gerçekleşti-
ği zannıyla hareket eden kişinin işlemiş olduğu suç açısından kastının
varlığından bahsedilemez. Belirtilen nedenlerle, TCK da kastın tanımı
yapılırken “suçun kanuni tanımındaki unsurlar” ibaresi kullanılmışken
hatanın tanımın yapıldığı TCK m. 30 birinci fıkrada ise, “suçun kanuni
tanımındaki maddi unsurlar” ibaresi kullanılmıştır.
56
Bazen de fail yanılmamış olsaydı, başka bir suç meydana gelecekti
diyebileceğimiz durumlar ortaya çıkabilir. Söz konusu halde ise, failin
hatası ortaya çıkan sonuç bakımından esaslıdır ve örneğin bu yanılgısı
nedeniyle suçun ağırlatıcı halini işleyen kimse suçun basit şeklinden
sorumlu tutulacaktır. Ama suçun oluşumu açısından hata esasız
olduğundan cezai sorumluğuna hükmedilecektir. İrade ile gerçek irade
arasındaki farkın fail lehinde çözümlendiği durumları, TCK’nın 30/2.
maddesi açıkça teyit etmektedir. Söz konusu fıkraya göre,” bir suçun
daha ağır veya daha az cezayı gerektiren hallerinin gerçekleştiği hususunda
hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır”. Böylelikle hafifletici veya
ağırlaştırıcı sebepler hakkındaki hatanın da fail lehine değerlendirilmesi
gerektiği öngörülmüştür. Bu durumda, olayda suça etki eden bir neden
olmadığı halde var zanneden veya böyle bir neden olduğu halde bunu
bilmeyen veya yok zanneden kişi, bu hatasından yararlanır. Örneğin
sıradan bir taşı, altından yapılmış zannederek çalan kişi, 145. maddede
öngörülen hafifletici sebepten yararlanacaktır. Keza annesini öldürmek
55
Tezcan/Erdem, a. g. m., s. 345.
56
Özgenç, Gazi Şerhi…, s. 297.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008210
isteyen bir kişiye, karanlıkta annesini zannettiği kadını öldürdüğünde,
82. maddedeki ağırlaştırıcı sebep uygulanmayacaktır.
57
TCK m. 30,
2 ve 3. fıkralarda, özetle kanuni tanımın fiili unsurlarında hata hali
düzenlenmiştir.
58
TCK m. 30/3’te ise, “Ceza sorumluluğunu kaldıran
veya azaltan nedenlere ilişkin koşulların gerçekleştiği hususunda kaçınılmaz
bir hataya düşen kişi, bu hatasından yararlanır.” şeklindedir. Bu fıkrada,
hukuka uygunluk sebeplerinde veya kusurluluğu etkileyen sebeplerde
hataya düşülmesi hali düzenlenmiştir. Bu da fiili hatanın bir türüdür.
Fiili hukuka uygun kılan bir sebep olmamasına rağmen, failin böyle
bir sebebi varsayması söz konusudur. Örneğin, asayişin olmadığı
karanlık ve ıssız bir dar sokakta yürüyen kişi, arkadan koşarak
gelmekte olan kimsenin kendisine saldıracağını zannettiğinde, meşru
müdafaanın oluştuğu konusunda yanılmaktadır ve bu hatasından
m. 30/3 gereğince yararlanacaktır. Ancak söz konusu fıkrada mazur
görülen hata, bir hukuka uygunluk sebebinin maddi şartlarının oluşup
oluşmadığı noktasındaki hatadır. Yoksa yeni bir hukuka uygunluk
sebebi yaratan ya da var olanı genişleten fiiller, fiili hata değil, kural
hatasıdır. Örneğin acı çeken bir hastanın ötenazi talebini uygulayan
doktor, kanunun bu fiili hukuka uygun kabul ettiğini düşünerek
davranmış olsa da bu hatasından yararlanamaz.
59
Bu örnekteki
doktorun fiili, hukuka uygunluk nedenini öngören normlarda hatadır.
Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi gereğince fiili/esaslı hata
sayılmayacaktır.
60
Ancak TCK’nın 30. maddesine 5377 sayılı Kanun’la
eklenen, “işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz
hataya düşen kişi, cezalandırılamaz” şeklindeki hükümle, 4. maddedeki
ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz kuralının yumuşatıldığı
belirtilmektedir. Buna göre, kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralı,
ceza sorumluluğu için failin kanunu bilip bilmediğinin araştırılması
zorunluluğunu kaldıran, kastın şümulü kuralını sınırlayan, hukuka
aykırı fiilin tipikliğinin bilinmesi konusunda objektif sorumluluk
yaratan bir kuraldır. Mademki ceza sorumluluğunun temeli kast
sorumluluğuna dayandırılmaktadır öyleyse kişinin meydana gelen
57
Özar, a. g. m., s. 231, 233.
58
Aydın, Öykü Didem, “Ceza Hukukunun Çağdaş İlkleri ve Avrupa Birliği Kriterle-
ri Açısından Türk Ceza Kanunu Tasarısı”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 53, 2004,
s. 79.
59
Özar, a. g. m., s. 234, 235.
60
Aydın, a. g. m., s. 79.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008211
fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için davranışının meydana getirdiği
sonucu bilmesi ve istemesi gerekmektedir. Fiilin yasaklandığını
haklı olarak bilmeyen kimsenin kasıtlı davrandığı söylenemez.
61
Bu
görüşler aslında kast teorisi çerçevesinde toplanmaktadır ve sonuç
olarak, fiilin suç olduğunu bilmeyen kimse haksızlık bilincine sahip
değildir ve bu kimsenin yaptığı hata kaçınılabilir olsa dahi fiilinden
dolayı kasten sorumlu tutmak mümkün olmayıp, taksirli sorumluluk
halleri saklıdır.
62
Söz konusu bu değerlendirmeler eleştirilmiştir. Her
şeyden önce kast teorisi, fiilin suç olduğunu bilmemekle, fiilin maddi
nitelikteki unsurlarını bilmemeyi eş tutmaktadır. Her iki durumda kastı
ortadan kaldırmaktadır. Bu durum bir ispat sorununu beraberinde
getirecektir. Öyle ki, failin haksızlık bilincine sahip olarak fiili olarak
işlediğini, her türlü makul şüpheyi yenerek ispatlamanın zorluğu
açıktır.
63
TCK m. 30’a eklenen 4. fıkra gereğince, kural üzerindeki
hatanın ceza sorumluluğunu kaldırabilmesi için, kaçınılmaz olması
gereklidir. Buna göre, hataya düşmekte kusurlu olan fail, fiilden dolayı
kasten sorumlu olacaktır. Çünkü kural üzerindeki hata, fiil üzerindeki
hatanın aksine kastı kaldıran değil, kusurluluğu etkileyen bir neden
olarak kabul edilmektedir. Kusurluluğu kaldırması için ise hataya
düşülmesinde taksir düzeyinde bir kusurun olmaması gerekir. Hataya
düşülmesini kaçınılmaz kılan, herkes açısından geçerli olan objektif
nedenler olabileceği gibi, kişinin içinde bulunduğu koşullardan
kaynaklanan sübjektif nitelikteki nedenler de yapılan hatayı mazur
gösterebilir. Kural üzerinde hatanın kaçınılabilir olması durumunda,
fiilden dolayı kasten sorumlu tutulan failin cezasında bir miktar
indirim yapılması mümkündür. Doktrinde, TCK’nın kural üzerindeki
hatanın mazeret sayılmasını mümkün kılan bu düzenlemesinin,
uygulamada ne sonuçlar doğuracağını bilmenin henüz mümkün
olmadığı, buna karşılık kanunların mutlak şekilde uygulanmasının
gerekliliği karşısında TCK m. 30/4’ün ancak sınırlı hallerde uygulama
alanı bulabileceği belirtilmektedir.
64
61
Güngör, Devrim, “Ceza Hukukunda Kural Üzerinde Hata”, Türkiye Barolar Birliği
Dergisi, S. 68, 2007, s. 135, 151.
62
Özgenç, Gazi Şerhi…, s. 318.
63
Artz, “Ignorance Or Mistake Of Law”, The American Journal Of Comparative Law,
1976, s. 655’ten nakleden, Güngör, a. g. m., s. 152.
64
Güngör, a. g. m., s. 159.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008212
b.
Sapma Kast İlişkisi
Hedefte sapma halinde ise, bir yanılgı söz konusu değildir. Hareket,
neticesini istenen konu üzerinde değil, sapma sonucu bir başka konu
üzerinde gerçekleştirmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 10.12.1990
tarihli bir kararında söz konusu durumu, hedefte hata hali olarak
adlandırmıştır.
65
Bu durum için doktrinde, isabette hata ifadesi de
kullanılmaktadır.
66
Söz konusu bu kararda, “hedefte hata, kişide hatadan
tamamıyla ayrıdır. Burada fail kişiyi karıştırmamıştır. Hedeften sapan, failin
iradesi değil, fiilidir” denmiştir.
67
Hatada fail bir zan üzerine hareket
etmekteyken, sapma halinde bir zanla hareket etmemekte iradesi ile
eşya arasında aslında bir uyumsuzluk bulunmamaktadır ama dışsal
bir sebeple uyumsuzluk çıkmaktadır. Örneğin A.’ya ateş edip B.’yi
öldüren kişinin içine düştüğü durum, böyle bir durumdur. Öyleyse
sonuçları aynı olsa da, hata ile sapma farklı olup, hata içsel, sapma ise
dışsaldır.
68
Sapma da tıpkı esaslı olmayan hata gibi kusurluluğu etkilemez.
Çünkü mağdurun şahsına göre, cezanın belirlenmesi usulü ceza
hukukunda yoktur.
69
Bütün unsurlarıyla gerçekleşmiş bir suçun
varlığını ortadan kaldıramaz. Sapma olmasaydı fiil suç olmayacaktı
denemez.
70
Hedefte sapma sonucu, ortaya tek netice çıkmışsa tek neticeli
sapma, ancak bazı durumlarda fiilin işlenişiyle kastedilen neticenin
yanında başka bir netice daha gerçekleşmiş olabilir. Buna da çift
neticeli sapma denir. Örneğin, bir camı kırmak için atılan taşın bir kişiye
isabet etmesi halinde tek neticeli sapma, A.’yı öldürmek için ateşlenen
silahtan çıkan merminin A.’ya isabet etmesinin yanı sıra, B.’ye isabet
etmesi durumunda ise çift neticeli sapma vardır.
71
ETCK döneminde tek
neticeli sapma hallerinde, madde 52 çerçevesinde uygulama yapılıyor
ancak bu konuda da duraksamalar yanşıyordu. Örneğin, saldırganlara
ateş etmek isterken, kendisini kurtarmak isteyen gece bekçisini
öldüren sanığın kasten adam öldürme suçundan cezalandırılması
65
Özgenç, a. g. m., s. 353.
66
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 613.
67
Özgenç, a. g. m., s. 353.
68
Özar, a. g. m., s. 227, 228.
69
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 613.
70
Özar, a. g. m., s. 226.
71
Özgenç, a. g. m., s. 353, 358.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008213
uygun bulunmuşken (CGK, 15.2.1982), bir şahsa ateş etmek isterken,
elinden tabancasının tanıklar tarafından alınmak istemesiyle çıkan
karışıklıkta tabancanın patlamasıyla bir başka şahsın ölmesi olayında
taksirle ölüme sebebiyet verme değil, kasten adam öldürmenin olduğu
kabul edilmiştir (CGK, 1.11.1971). Yeni Ceza Kanunu’yla birlikte bu
hususta öncekinden farklı bir yol izlemenin mümkün olabileceği
belirtilmektedir.
72
Bir görüşe göre, tek neticeli sapma halinde, az önce
verilen örnek bakımından, kişi teşebbüs derecesinde kalmış nası ızrar
suçundan ve ayrıca, muhtemel kastla ya da taksirle gerçekleştirdiği
müessir fiil suçundan sorumlu tutulması gerekir.
73
Diğer bir görüşe
göre ise, failin sadece meydana gelmiş neticeden sorumlu tutulması
gerekir. Bu fiil ise, gerçekleştirilmek istenen neticenin, başka bir
maddi konu üzerinde gerçekleştirilmesinden ibarettir. Bu nedenle fail
lehine bir çözümlemeyle failin işlemek istediği tek suçtan sorumluluk
doğmalıdır. Çünkü tek neticeli sapmada bütün unsurları ile oluşmuş
bir suçun sadece konusu değişmektedir. Tıpkı şahısta hata gibi
tek neticeli sapmada da fiilin bir başka kişiye karşı işlenmiş olması
kusurluluğu etkilemez. Tek neticeli sapmada, ortada biri kastedilip
de gerçekleşmeyen netice bakımından teşebbüs halinde kalmış bir
suç, diğeri de kasıtlı olmayarak gerçekleşen netice bakımından taksirli
bir suç olmak üzere iki suç bulunuyor değildir. Ortada tek netice ve
tamamlanmış tek suç vardır, bu da, sübjektif olarak kurgulanan ve
fakat diğer bir şey veya kişi üzerinde gerçekleşen neticeden başka bir
netice değildir. Dolayısıyla bu çözümde yeni bir manevi unsur icat
edilmiş değildir. Bu nedenlerle, suçun kast olunan kişiye karşı işlenmiş
varsayılması en uygun çözümdür. Hali hazırda bunu engelleyecek bir
yasa hükmü yoktur. O halde uygulamada, ETCK’nın 52. maddesindeki
sonuçlara uygun olarak gelmiş görüş ve kararların devam etmemesini
gerektirecek zorunlu bir sebep yoktur.
74
ETCK döneminde 52. madde
çerçevesinde gelişmiş bu içtihada bir örnek vermek istiyoruz. Yargıtay
1. CD’nin 21.9.1981 tarihli kararı şöyledir: “S’nin M’yi yaralamak
amacıyla tabancasıyla yaptığı atış sonucu P’nin yaralanmış olmasına göre,
TCK’nun 52 ve 79. maddeleri gözetilmeden, ayrıca M’yi yaralamaya teşebbüs
suçundan da ceza tayini, bozmayı gerektirmiştir”
75
Çift ya da çok neticeli
72
Özar, a. g. m., s. 238.
73
Özgenç, a. g. m., s. 543.
74
Özar, a. g. m., s. 241.
75
Özgenç, a. g. m., s. 357.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008214
sapma halinde ise, gerçekleşen netice bakımından failin kasttan dolayı
ceza sorumluluğuna gidilmesi, gerçekleşen diğer neticeler bakımından
ise failin, olası kast veya taksirli sorumluğuna hükmedilmesi gerektiği
savunulmaktadır
76
ve TCK’nın 30. maddesinin gerekçesinde,
suçların içtimai hükümleri bağlamında bir değerlendirme yapılması
gerektiğinin ifade edildiği belirtilmektedir.
3. KASTIN İSTEME UNSURU
Herhangi bir şeyin ya da hareketin bilinmesi veya düşünülüp ön-
görülmesi bu şeyin veya hareketin istenildiği anlamına gelmez. Bir
şeyin istenilmesi o şeyin bilinmesini de içermesine rağmen tersi bir
durum yani bir şeyin bilinmesi istenmesini içermez. Bireyler bildik-
leri her şeyi istemezler. İşte bu mantıksal çıkarımın ceza hukukuna en
önemli yansıması ise kastın varlığı için bilmenin yeterli olmayacağı
bunun yansıra bilinen bu hareketin veya neticenin istenmesinin de ge-
rekli olduğudur. Doktrinde, isteme kavramının karşılığı olarak irade
unsuru kavramı da kullanılmaktadır. İstenenin bir iradeye dayanması
nedeniyle bu kavram tercih edilmektedir.
77
Kasta asıl özeliğini veren
isteme unsurudur.
78
İrade veya isteme unsuru sabit olduğunda, kastın
düşünme ve öngörme yani bilme unsuru bakımından ayrıca bir araştır-
ma yapmaya gerek yoktur. Fail neleri biliyorsa kastın varlığı açısından
bunları istemelidir. Bilme ve isteme çakışmalıdır. Y.CGK, 19.6.1995/E,
3/182 K no.lu bir kararında bu görüşleri teyit eder nitelikte ifadeler
kullanmıştır. Söz konusu karar göre: “Suçtan söz edilebilmesi için bilme-
nin saptanmasından sonra ikinci bir inceleme yapmak ve istemenin de bulu-
nup bulunmadığını araştırmak gerekir. İnceleme konusu olayda, sanık, yetkili
merciden maden arama ruhsatı alıp, izin için orman bölge başmüdürlüğüne
başvurduktan sonra, istemin sonuncu beklemeden izin verildiği inancıyla
Devlet ormanında mermer ocağı açmış, bilahare 27.4.1992 tarihinde verilen
izne dayalı olarak 11.5.1992 tarihinde bu yer şirkete orman iradesi tarafından
teslim edilmiş bulunmasına göre, olayda kast gerçekleşmediğinden…”
79
Doktrinde, isteme unsurunun niteliğiyle ilgili olarak, kastın varlığı
76
Özgenç, a. g. m., s. 358.
77
Dülger, a. g. m., s. 81.
78
Toroslu, a. g. e., s. 181.
79
Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4.bası, Ankara 2006, s. 339.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008215
bakımından olması gerekli isteme, kişi açısından kınama yargısında
bulunulmasını gerektirecek bir isteme değildir. Örneğin cebir veya
tehdit etkisiyle bir eylemi işlemek zorunda kalan bir kişi, bu eylem
açısından kasten hareket etmiştir. Ancak failin suç işleme yönündeki
iradesi zorlama bir iradedir. Failde, kasten işlediği bu eyleme ilişkin
davranışlarını yönlendirme yeteneği bulunmadığından bu eylem do-
laysıyla, fail kusurlu sayılmamakta ve cezalandırılmamaktadır.
80
Dola-
yısıyla, istemek kastın bir unsuru olmamalıdır. Yani, kişi işlediği fiilin
sonuçlarını öngörmüş ise bunların gerçekleşmesini istememiş olsa bile
kasten hareket etmiştir. Az önceki örnekte, kişi mecbur edildiği fiilin
neden olacağı sonuçların bilincindedir, bu neticeler istememiş de olsa
kasten hareket etmiştir. İsteme unsurunu kastın bir unsuru olarak gör-
mek klasik görüşün etkisinden kaynaklanmakta ve kastın bir kusur-
luluk şekli olarak kabulünün bir sonucudur
81
denmiştir. Ancak yargı
uygulaması bu görüşleri destekler nitelikte değildir. Örneğin Yargıtay
5. Ceza Dairesi 1.7.1998 tarihli bir kararında, “Eğitim Astsubayı olan sa-
nık T.’nin, bir terörist cesedi üzerinden tim Komutanı astsubay M. tarafından
düzenlenen tutanak ile elde edilen suç konusu tabancayı mal edinmek ama-
cıyla gerçek tutanağı ortadan kaldırıp, yerine tabancadan söz etmeyen sahte
tutanağı düzenleyen diğer sanık Yüzbaşı A.’nın sahte tutanağı imzalaması
yolundaki önerilerini önce reddederek olumsuz tutum sergilemesine rağmen
‘onun bu tutanak imzalanacak, imzalanmasanız ben yapacağımı bilirim’ diye-
rek, ayrıca sicilini bozacağından ve uzak karakollara süreceğinden söz ederek
tehdit etmesi üzerine, askeri disiplin, bölgenin olağanüstü hal özelliği ve göre-
vin hayati tehlike arz etmesi gibi zor koşullar nazara alınarak değerlendirildi-
ğinde, ciddi ve endişe verici boyutlarda olduğunun kabulü gereken bu tehdit
ve baskının etkisinde kalarak imzalamak mecburiyetinde kaldığı, oluşa göre
bir mal edinme ilişkisi içinde de olmadığının anlaşılması karşısında, suçun
manevi, kast öğesi itibarıyla oluşmadığı gözetilmeden yazılı şekilde zimmete
iştirakten mahkumiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.”
82
Görül-
düğü gibi Yargıtay isteme unsuru olmaksızın kastın oluşamayacağı
görüşündedir.
Diğer taraftan bir fiilin hangi hallerde istenmiş hangilerinde isten-
memiş sayılacağı sorusunun cevabı önem kazanmaktadır. Çok defa kişi
80
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 240.
81
Özgenç, Gazi Şerhi…, s. 300.
82
Özgenç, Gazi Şerhi…, s. 301.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008216
bir sonucu öngörmek, bilmekle beraber, doğrudan bu sonuca neden
olmak için hareket etmiş olmayabilir. Örneğin, sadece panik yaratmak
amacıyla bir meydana bomba koyan kimsenin durumunda olduğu
gibi. Burada fail, patlama sonucu orada o anda bulunmakta olan çok
sayıda insanın ölebileceğini bilmektedir, ama onun istediği sadece pa-
nik yaratmaktır. Bu olayda ölümler meydan gelirse bunu istediği söy-
lenebilir mi? Bu soruna çözüm getirmek amacıyla, umut etme, arzu etme
gibi ölçütler getirilmiştir. Böylece umulan veya arzu edilen sonuçlar
istenmiş sayılacak denmiştir. Söz konusu sorun, günümüzde rıza ölçü-
tü ile çözümlenmektedir. Buna göre, failin gerçekleşmesini onayladığı
sonuçlar, yani gerçekleşme tehlikesini kabul ettiği sonuçlar istenmiş
sayılır. Bu nedenle yukarıdaki örnek bakımından, bombayı yerleştiren
kişi ölüm sonuncu istemiş sayılır. Çünkü böyle bir sonucun gerçekleş-
me ihtimali onu hareketten alıkoymamıştır. Fail, hangi sonuç meydana
gelirse gelsin ben bu bombayı patlatmak istiyorum demek suretiyle ortaya
çıkan sonucu peşinen onaylamış ve bu itibarla da istemiştir.
83
Kastın isteme unsurunun tespitinde bazı sorunlarla karşılaşıla-
bilinir. Örneğin, pencere camını kırmak için boş pencereye ateş eden
kimsenin, o sırada pencerenin arkasında bulunan kimseyi öldürmesi
olayında, acaba ölüm neticesi istenmiş midir? Yâda sigortadan para al-
mak için uçağa bomba koyan kişi, bombanın patlaması sonucu uçakta
ölen kişileri öldürmeyi istememiş midir? Bu örneklerden de anlaşılaca-
ğı üzere, kastta isteme unsurunun çerçevesi, kapsamı iyi tayin edilme-
lidir. Özellikle birden fazla neticenin söz konusu olduğu hallerde bu
unsurun hangi durumlarda gerçekleşmiş sayılacağına ilişkin kriterler
konulmalıdır.
84
Ceza hukukunda maksat ya da amaçtan anlaşılması
gereken, failin gerçekleştirmek istediği neticedir.
85
Ceza normunun,
failin açıkça belli bir amaçla hareket etmesini aramadığı hallerde, so-
nucun istenmiş sayılabilmesi için, bu sonucun, suçu oluşturan hareke-
tin amacı veya amaçlarından biri olması şart değildir. Failin bu sonucu
mümkün olarak görmesi ve onun gerçekleşmesi tehlikesini kabul et-
mesi, başka bir ifadeyle o sonuca neden olma pahasına hareket etmiş
83
Toroslu, a. g. e., s. 182, 183.
84
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 155.
85
Y.6. CD. 1.4.1992-E, 229K.806 “Dere yatağında kendiliğinden oluşan ve köy or-
tak malı olan ceviz ağaçlarının bakımını yaptıkları anlaşılan sanıkların, ağaçlarda
hakları oldukları düşüncesiyle, bir miktar cevizi götürmekten ibaret eylemlerinde
hırsızlık kastı bulunmadığından …”, Demirbaş, a. g. e., s. 339.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008217
olması yeterlidir.
86
Diğer taraftan, irade unsuru da denilen kastın iste-
me unsuru, failin iradesinin suçun kanuni tanımında yer alan maddi
unsurlara yönelmesi olduğundan, bu unsurun kapsamı bakımından
çeşitli olasılıklar ortaya çıkabilir.
87
Bu bakımdan, sonuç belirli veya be-
lirirsiz olsun, istenilen sonuç olmak niteliğinde kaldıkça yani irade-
nin çizmiş olduğu sınırları aşmadıkça kast doğrudandır.
88
Failin asıl
istediği netice veya neticelerin yani amacının gerçekleşmesi için başka
bazı neticelerin daha gerçekleşmesi zorunlu ya da muhakkak ise fail
bu diğer neticeleri de istemiş demektir. Örneğin, A., B.’yi tabanca ile
öldürmek isterse, bu sırada B.’nin önüne geçen C., A.’ya ateş etmeme-
sini söylerse ve buna rağmen A. ateş etse C.’yi delip geçen kurşunla B.
de ölse, Anın C. açısından da öldürme kastı vardır ve bu kast doğrudan
kasttır.
89
Görüldüğü gibi istenilen neticeye bağlı zorunlu olarak gerçek-
leşen ve kanuni tanıma uygun olan bu neticeler gerçekte failin amacı
değildir. Ancak istenen neticeden de ayrılması mümkün değildir. Bu
netice ya da neticelerin gerçekleşmesi zorunluluğu faili yapacağı hare-
ketten vazgeçirmez. Bu durumda failin gerçekleşen diğer netice/neti-
celeri de istemediği söylenemez. Bu nedenle bu durumlarda da doğru-
dan kast vardır. Burada failin olursa olsun demesinin bir önemi yok-
tur. Diğer netice/neticeler asıl neticeye bağlı, zorunlu olarak gerçekleş-
mektedir. Fail, diğer neticeleri de istemiştir.
90
Diğer taraftan, failin, asıl
istediği netice veya neticelerin gerçekleşmesi için başka bazı netice/
neticelerin daha gerçekleşmesi zorunlu değil ve fakat fail tarafından
başka bazı neticelerin daha gerçekleşebileceği bilinmiş, tasavvur edile-
bilmiş, buna rağmen asıl istenen netice/neticeleri gerçekleştirecek ha-
reketi yapmışsa, somut olayda gerçekleşen diğer netice/neticeleri de
fail istemiştir. Burada bunların gerçekleşmesi konusunda yalnızca bir
ihtimal bulunmaktadır. Böylesi bir durumda gerçekleştirmek istenen
netice/neticeler açısından doğrudan (muayyen), öngörülen diğer neti-
ce/neticeler açısından olası (muhtemel)kast vardır.
91
Bu konuya aşağıda
olası kast başlığı altında tekrar dönülecektir.
86
Toroslu, a. g. e., s. 184, 185.
87
Artuk/Gökcen /Yenidünya, s. 558.
88
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 453.
89
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 156.
90
Özbek, a. g. e., s. 280.
91
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 156.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008218
C. KASTIN TCK’DA DÜZENLENİŞ BİÇİMİNE YÖNELİK
ELEŞTİRİLER
Olası kast bakımından olsa da sonuçta kastla öngörme arasında
bağlantı kurulmakta ancak kastın önemli unsurlarından bilme ve is-
teme ile ilgili hiçbir ifadeye, belirlemeye yer verilmemektedir ki bu
durum büyük bir eksikliktir denilmektedir.
92
Yine, kastın tanımının
yapıldığı cümlede ve yapılan tanımda etken-edilgen fiil yapısı uyuş-
mazlığının var olduğu, “Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bile-
rek ve istenerek gerçekleştirilmesidir” ifadesinde “gerçekleştirilmesi iradesi-
dir” şeklinde ifade eksikliğinin olduğu belirtilmektedir.
93
II. KAST, OLASI KAST, BİLİNÇLİ TAKSİR İLİŞKİLERİ
5237 sayılı (yeni) Türk Ceza Kanunu’nda kanun koyucu önceki
765 sayılı TCK’dan farklı olarak kusurun ağırlığı veya hafifliğinin tak-
dirini tamamen hakime bırakarak uygulamanın bu konuda daha adil
bir eksende işlemesini sağlamak istemiştir. Bunun içinde TCK’nın 21
ve 22. maddelerinde olası kast ve bilinçli taksir ile ilgili düzenlemeler
yapmıştır.
94
A. OLASI KAST
1. OLASI KAST KAVRAMI
Kişinin gerçekleşmesini istediği bir netice ile ilgili olarak doğru-
dan kastının bulunduğu kabul edilir. Kast, suçun kanuni tanımın-
daki, objektif nitelikteki unsurların bilinmesi ve istenmesi olarak ta-
nımlanınca, bazı hallerde kişi, neticeyi istemediğini, bundan dolayı
da kastının olmadığını, olsa olsa taksirinin söz konusu olabileceğini
iddia edebilir. Örneğin düşmanının bulunduğu bir ortamda, kalaba-
lık içindeki düşmanını hedef alarak ateş eden kimse, fiili neticesinde
düşmanı dışındaki kimselerin de ölmesi halinde, onlarla bir problemi
92
Bayraktar, a. g. m., s. 30.
93
Avcı, Mustafa, “Türk Ceza Kanunu TCK Tasarıları Ve Özellikle 2004 TCK Tasarı-
sının Genel Olarak Değerlendirilmesi”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Türkiye Barolar
Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 213.
94
Adıgüzel, Recep, “Yeni Türk Ceza Kanununda Olası Kast ve Bilinçli Taksir”, Anka-
ra Barosu Dergisi, 2005/1, s. 69.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008219
olmadığını, onları tanımadığını, öldürmek istemediğini, onlara yöne-
lik bir kastının olmadığını, bundan dolayı da olsa olsa taksiriden ötürü
cezalandırılması gerektiği yönünde bir savunma yapabilir. Böylesi bir
durumda ele alınması gereken husus, bir kimsenin gerçekleştirmek is-
tediği neticelerle birlikte gerçekleşmesi olası olan diğer neticeler bakı-
mından kastının varlığının kabul edilip edilmeyeceğidir. Önceleri bu
husus, gayri muayyen kast, dolayısyla kast,
95
ikinci dereceden kast
96
adı al-
tında doktrinde ele alınmaktaydı. Son zamanlarda daha çok muhtemel
kast ve olası kast adı altında ele alınan bu kast türü, TCK’da olası kast
adı altında tanımlanarak düzenlenmiş bulunmaktadır (m. 21/2). 5237
sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce, bu tür durumlarda da failin
kastının bulunduğunu kabul etmek gerekeceği aksi takdirde kastın
olası olması ile doğrudan olması arasında herhangi bir fark kalmaya-
cağı ifade edilerek bu konu üzerinde durulmuştur.
97
Her şeyden önce belirtilmelidir ki olası kast, netice ile oluşur.
98
Bu netice/neticeler gerçekleşmesi muhtemel olandır. Fail, bunların,
tecrübelere göre beklenen bir sonuç olduğunu öngörmesine veya tah-
min etmesine rağmen yinede hareketini gerçekleştiriyorsa, bu sonu-
cu/sonuçları önceden kabul etmiş demektir. Gerçekleşmesi sadece
mümkün olan, yani gerçekleşmesi ihtimali az olan sonuçlar bakımın-
dan, bir ayrım yapmak gerekir. Fail, sonucun gerçekleşme imkânını
öngörmekle birlikte, bu sonucun gerçekleşmeyeceğine inandığı için
hareket etmiş olabilir. Örneğin bir sirkte bıçak atma gösterisi yapan
biri, bıçağın karşıdaki kişiye isabet etmesinin ve onun yaralanmasının
mümkün olduğunu şüphesiz öngörmektedir, ancak ustalığına güven-
mekte ve bu sonucu önleyebileceğine inanmaktadır. Sonucun gerçek-
leşmeyeceği konusunda kesin bir inançla hareket etmektedir. Bu ve
buna benzeri durumlarda sonuç ortaya çıkarsa bunun istenmiş olduğu
söylenemez. Böylesi durumlarda kasttan söz edilemez, ancak bilinç-
li taksirden söz edilebilinir. Bu karşılık failde, sonucu önleyebileceği
inancı yoksa mümkün görünen sonuçlar dahi istenmiş sayılmalıdır.
Çünkü bu konudaki tehlike fail tarafından kabul edilmiştir.
99
Gerçek-
95
Demirbaş, a. g. e., s. 341.
96
Toroslu, a. g. e., s. 185.
97
Hakeri, Hakan, Sorularla Ceza Hukuku I, Ankara 2005, s. 33, 34.
98
Demirbaş, a. g. e., s. 342.
99
Toroslu, a. g. e., s. 184.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008220
leşme ihtimali bulunan neticeler bakımından, olası kast durumunda,
kanuni tanıma uygun neticenin gerçekleşerek bunun yanı sıra ikin-
cil nitelikteki netice/neticelerin meydana gelmesi ve suçun oluşması
olayın gelişimine bırakılmıştır.
100
Fail, hareketini yaparken muhtemel
neticelerin meydana gelmesini istememiş de değildir.
101
Bilinç ve ira-
desi neticeyi reddetmiyor. Öngördüğü neticeler bakımından şu veya
bu olmuş onun açısından önemsizdir.
102
Söz konusu netice/neticeler
bakımından boş verme mantığı vardır.
103
Bunların gerçekleşmemesi
için hiçbir girişimi yoktur.
104
Bu nedenle, olası kastın olursa olsun kastı
olduğu belirtilmektedir.
105
5237 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce de Yargıtay, karar-
larında olası kasta işaret etmiş ve gayri muayyen kast olarak adlan
dırmıştır.
106
Bazen kastın varlığını belirleyip taksirden ayırmış, ancak
gayri muayyen kast olarak adlandırmamıştır.
107
Ancak, kararlarında
zaman zaman farklı değerlendirmeler yapmıştır. Bunlardan bir tane-
sinde, henüz çocuk yaştaki fail, daha önce birkaç defa tecrübe edip
patlamadığını gördüğü tabancayı, nasıl olsa patlamıyor düşüncesi ve
şaka yapmak amacı ile maktule yöneltip, tetiğe başmış ama bu kez si-
lah ateş alıp maktulün ölmesi olayında, Yargıtay Ceza Dairesi ve Ceza
Genel Kurulu, olayı dikkatsizlik ve tedbirsizlikle adam öldürme ola-
rak nitelemiştir. Karara muhalif olan üyeler ise, sanığa kasten adam
öldürmek suçundan ceza verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Dokt-
100
Dülger, a. g. m., s. 87.
101
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 242.
102
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 453.
103
Adıgüzel, a. g. m., s. 67.
104
Dülger, a. g. m., s. 87.
105
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 158.
106
“Hasım telakki ettiği kişiden başka kimselerinde var olduğu lokantaya girerek ön-
ceden tartıştığı Yüksel’e tevcihen silahını dört el ateşleyen, Yüksel’in yanı ve arka
bölümünde bulunan kişileri de görmesi nedeniyle onlardan bir ve bir kaçının isa-
bet alıp ölebileceğini öngörür durumda atışlarını tevaddi ettirerek maktul Fatih’in
isabet almasına ve ölmesine neden olan sanığın, eyleminin Yüksel’i öldürmeye ek-
sik kalkışmak ve Fatih’i gayrı muayyen kastla öldürmek olduğundan…” 18.2.2004,
3799/364, Hakeri, Sorularla Ceza …, s. 38.
107
“Kalabalığa ateş eden kişi, öldürmeyi istememiş olduğuna göre, öldürülmek iste-
nen kişinin belirsiz olması adam öldürme kastının yokluğu anlamına gelmez ve
fiil taksirle değil, kasten işlenmiştir.” CGK, 19.4.1982,1-11/147, Hakeri, Sorularla
Ceza…, s. 34.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008221
rinde söz konusu karar eleştirilmiştir. Buna göre, ölüm neticesi iki ihti-
malde gerçekleşebilir. Birinci ihtimalde sanık, silahta mermi olduğunu
bilmiyordur. Bu durumda, sanık silahın dolu olup olmadığını kontrol
etmek şeklindeki objektif yükümlülüğünü ihlal etmiştir. Gerekli dik-
kat ve özeni göstermemiştir. Bundan dolayı, olay, taksirle adam öl-
dürme hükümlerine göre çözümlenmelidir İkinci ihtimalde, fail her
ne kadar, patlamadığı konusunda tecrübeye ulaşmışsa da silahın dolu
olduğunu biliyordur ve patlayıp patlamaması konusunda emin değil-
dir. B nedenle, dolu olan silahı mağdura yöneltilip tetiğin çekilmesi
olayında artık taksirden bahsetmek mümkün değildir. Fail olası kastla
hareket etmiştir.
108
Biz bu görüşlere katılmamaktayız. Fail her ne kadar
burada silahın dolu olduğunu bilse ve patlama ihtimalinin varlığı bir
an için kabul edilse dahi fail, sonucu istememiştir. Arkadaşının ölü-
münü kabullenebileceğini de düşünemeyiz. Bu nedenle olayda olası
kasta dayalı bir değerlendirme yapılamaz. Silahın dolu olması nede-
niyle ölüm sonucunun meydana gelebileceğini öngörmekte ama böyle
bir sonucun gerçekleşmeyeceğine, gerekli dikkat ve özeni göstermek
şeklindeki yükümlülüğüne aykırı olarak ve daha önceki tecrübelerine
dayanarak güvenmiştir. Bu durumda bilinçli taksirin varlığı söz konu-
sudur.
2. OLASI KAST- SUÇA TEŞEBBÜS İLİŞKİSİ
Olası kastta teşebbüsün mümkün olup olmadığı tartışmalıdır.
Yani, fail gerçekleştirdiği eylem neticesinde, olası olan ve fail tarafın-
dan öngörülen ikincil nitelikteki neticelerin gerçekleşmemesi halinde
faili, gerçekleşmeyen bu netice/neticeler bakımından suça teşebbüs
hükümlerine göre sorumlu tutulabilecek midir?
109
Doktrinde, Alman
kaynaklı bir kısım görüşler bunu mümkün görmektedir. Bu tür bir kast
bir kere kabul edilince, failin gerçekleşmesi muhtemel hangi neticeleri
kabul ettiğinin araştırılması zorunludur. Sorun ispatla ilgilidir. İsten-
memiş olan istemenin hangi suç bakımından olduğu tespit edilemezse
bu durum failin lehine olmalıdır.
110
Diğer taraftan, teşebbüs açısından
failin, kasten hareket etmiş olması önemlidir. Çünkü Kanun kastın
108
Özgenç, İzzet, Uygulamalı Ceza…, s. 110.
109
Dülger, a. g. m., s. 88.
110
Artuk/Gökcen/Yenidünya, a. g. e., s. 562.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008222
doğrudan ya da olası olması arasında bir ayrım yapmamıştır.
111
Ör-
neğin hareket halindeki bir aracın içerisinde bulunan A.’yı öldürmek
amacıyla ateş eden B., bundan araçtaki diğer kimselerin de zarar göre-
bileceğini öngörmesine rağmen, hareketini icra etmekten çekinmemiş
ve A.’yı yaralamakla birlikte, yanında oturmakta olan C.’nin ölümüne,
D.’nin yaralanmasına sebep olmuştur. E. ise kurşunlara hedef olmak-
tan kurtulmuştur. Eğer olası kast bakımından teşebbüs hükümlerinin
uygulanacağı kabul edilirse, B., asıl amacına yönelik hareketini icra
ederken C., D. ve E.’nin ölebileceğini öngörüyor ve bu neticeyi göze
alıyorsa, C. bakımından kasten adam öldürme, diğer iki mağdur ba-
kımından kasten öldürmeye teşebbüsten sorumludur. Ancak, yara-
lamaya maruz kalacaklarını tasavvur ediyor ve bunu göze alıyorsa,
C. bakımından neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama sonucu
ölüme sebebiyet, D. açısından kasten yaralama, E. açısından ise, kas-
ten yaralamaya teşebbüs söz konusudur. Bütün araştırmalara rağmen,
B.’nin C., D. ve E.’ye yönelik olası kastının hangi suç açısından olduğu
tespit edilemiyorsa sorumluluk neticeye göre belirlenmelidir.
112
Diğer bir görüşe göre iste olası kasta teşebbüs mümkün değildir.
Çünkü olası kast netice ile belirlenir.
113
Olası kast, failin eyleminin zo-
runlu bir sonucu değildir. Bu sonuç ikincil nitelikte bir sonuçtur. Bu
durumda, ikincil nitelikteki eylemin yaşamın olağan akışında elde edi-
len deneyimlere göre yani günlük hayat tecrübelerine göre, gerçekleş-
mesinde bir zorunluluk bulunmamaktadır. Yani netice gerçekleşme-
diğinde bu bir mucizeymiş gibi algılanmayacaktır. Dolayısıyla da fail
hareketini gerçekleştirirken bu neticenin kesinlikle gerçekleşeceğini
bilmemektedir. Bu nedenle gerçekleşmeme olasılığını hayatın olağan
akışına göre zaten içinde barındıran bir eylemde, icra hareketlerinin
sonucunda neticenin gerçekleşmediği halde faili bundan sorumlu tut-
mak mantıksal açıdan çelişki oluşturduğu gibi suç genel teorisi ile de
bağdaşamaz.
114
Aksi halde sorumluluk alanı katlanılamayacak ölçüde
genişlemiş olur.
115
Bu nedenlerle, olası kast halinde fail, gerçekleşme-
111
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 244.
112
Artuk/Gökcen/Yenidünya, a. g. e., s. 563.
113
Artuk/Gökcen/Yenidünya, a. g. e., s. 561.
114
Dülger, a. g. m., s. 89.
115
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 244.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008223
yen ikincil nitelikteki neticeye teşebbüsten sorumlu tutulmamalıdır.
116
Bu durumda yukarıda verilen örnekte sorumluluklar şöyle tayin edil-
melidir: B. asıl amacı olan A.’ya yönelik hareketinden dolayı kasten
öldürmeye teşebbüs, eylemine zorunlu olarak bağlı bulunmayan tali-
ikincil nitelikteki netice/neticelerden de C.’nin ölümü dolayısıyla ola-
sı kastla adam öldürme, D.’nin yaralanması bakımından ise kasten
yaralanma suçlarından sorumlu olur. E. bakımından ise herhangi bir
sorumluğu yoktur. Diğer bir ifadeyle, olası kast belli bir sonuca yönel-
mediğinden ve sorumluluk ancak somut olayda meydana gelen netice
ile belirlenebildiğinden teşebbüse müsait değildir. YCGK da 3.6.1985
tarih ve 83/330 sayılı kararında “belirli olmayan kast ancak netice ile belir-
lenir” diyerek bu kuralı benimsemiştir.
117
Ancak Yargıtay karalarında
bu konuda bir istikrar söz konusu değildir. Örneğin bir kararında, “Ta-
bancasını kişilerin bulunduğu salon ve odaya doğru yatay durumda tutarak
iki el ateş eden ve bir kişiyi vuran sanıkta öldürme bilinci ve kastı vardır. Ni-
tekim 765 sayılı TCK m. 448 de belirli bir kişinin öldürülmesi niyeti ve koşul
olarak yer almış değildir. Belirli olmayan bir kimseye yönelik olmayan kastla
da suç oluşabilir” diyerek olası kasta teşebbüsü mümkün görmüştür.
3. HER SUÇ BAKIMINDAN OLASI KAST
VAR OLABİLİR Mİ?
Bazı suçlar olası kastla işlenemez. Örneğin, iftira suçu (TCK m.
267)ancak doğrudan kastla işlenebilir. Çünkü iftira suçunun oluşabil-
mesi için, kendisine hukuka aykırı bir fiil yüklenen kimsenin, bu fiili
işlemediğinin bilinmesi gerekir.
118
Bu husus madde gerekçesinde de
vurgulanmıştır. Bir suçun kanuni tanımında bilerek, bildiği halde, bilme-
sine rağmen gibi ifadelere yer verilmişse bu suç ancak doğrudan kast-
la işlenebilir. Başka bir ifadeyle, kanuni tanımda, bilerek bildiği, halde
bilmesine rağmen, gibi ifadelere açıkça yer verilen suçlar olası kastla
işlenemez.
119
Bunun dışında, bir suçun kanuni tanımında, fiilin belli
bir amaç ya da saikle işlenmesinin arandığı hallerde de, olası kasttan
söz edilemez. Örneğin hırsızlık suçu
120
116
Dülger, a. g. m., s. 89.
117
Artuk/Gökcen/Yenidünya, a. g. e., s. 562.
118
Hakeri, Sorularla Ceza…, s. 34.
119
Özgenç, Gazi Şerhi…, s. 305.
120
Timur, a. g. e., s. 342.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008224
4. MÜEYYİDESİ BAKIMINDAN OLASI KAST
Olası kastın varlığı halinde cezada indirim öngörülmektedir (TCK
m. 21/2). Bu hususta da doktrinde tartışma konusudur. Lehinde olan
görüşlere göre, olası kastın varlığı halinde ceza hukuku anlamında
bir kast vardır. Bu kast, failin suçu doğrudan kast ile işlemiş gibi ce-
zalandırılabilmesi için yeterlidir. Bununla beraber, bu türden kastın
haksızlık içeriği diğerlerine oranla daha azdır. Fail, neticenin meyda-
na gelebileceğini öngörmüşse de ne neticenin meydana gelmesi için
gayret göstermiştir, ne de neticenin meydana geleceğinden emindir.
Bu nedenle faile cezanın asgari haddi verilebileceği gibi, takdiri indi-
rim sebepleri de uygulanabilir.
121
Ancak aleyhte görüşlerde mevcuttur.
Buna göre, olası kast sonuçta kasttır ve kast gibi cezalandırılmalıdır.
Ceza indirimini öngören hiçbir kuram yoktur.
122
Aksine olarak kuram-
lar aynı cezanın verilmesini öngörür. Bu durum, olası kastın bilinçli
taksirle aynı nitelikte görülmesinden kaynaklamaktadır.
123
Karşılaştır
malı hukukta da böyle bir indirim söz konusu değildir. Her ne kadar
olası kastın, doğrudan kasta oranla daha az bir yoğunluğa ve dolaysıy-
la daha az bir haksızlık içeriğine sahip olduğu ileri sürülebilse de, bu
durum zaten alt ve üst sınırlar arasında cezanın belirlenmesi sırasında
göz önünde bulundurulmaktadır.
124
5. OLASI KASTIN TCK’DA DÜZENLENİŞ BİÇİMİNE
YÖNELİK ELEŞTİRİLER
Bu konuda her şeyden önce, Kanun’da kast, taksir tanımına yer
verilmemeli, bu kavramların içeriği doktrin ve uygulamaya bırakılma-
lıdır denmektedir. Eğer mutlak bir tanım yer alacaksa genel olarak bu
kavramların tanımı yer almalı buna karşılık olası kast ve bilinçli tak-
sir tanımı bulunmamalıdır. Özellikle de olası kast yanlış tanımlanmış
buda bilinçli taksir tanımının içini boşaltmıştır.
125
Kastın tanımında
121
Hakeri, Ceza Hukuku…, s. 159.
122
Aydın, a. g. m., s. 78.
123
Bayraktar, a. g. m., s. 30.
124
Tezcan/Erdem, a.g.r, s. 341.
125
Mahmutoğlu, Fatih Selami, “TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen Türk
Ceza Kanunu Tasarısı Hakkında Görüş”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Türkiye Baro-
lar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 364.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008225
öngörmek yokken olası kastı tanımlayan 21. maddenin 2. fıkrasında
olası kast, “kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebilece-
ğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halinde olası kast vardır.” şeklinde ta-
nımlanmıştır. Burada, kastın tanımından farklı olarak öngörme koşulu
getirilmiştir.
126
Diğer taraftan olası kast, failin, sonucu öngördüğü hal-
de, bu sonucun gerçekleşme ihtimalini göze alarak hareketini gerçek-
leştirmesi durumunda söz konusu olduğundan, tanımdaki öngörmesine
rağmen ifadesi yerine öngördüğü halde ifadesine yer verilmelidir.
127
Ge-
rek olası kast halinde gerekse bilinçli taksir halinde ortak olan bir nok-
ta vardır ki o da, neticenin fail tarafından öngörülebilmesidir. İki kav-
ram arasındaki fark, neticenin öngörülebilmesiyle değil bunun göze
alınması ve kabullenilmesiyle ilgilidir. Nitekim olası kastı tanımlayan
Avusturya Ceza Kanunu’nun m. 5/1 c.2’de “gerçekleşmesi fail tarafından
ciddi biçimde mümkün görülen ve göze alınan” ifadesine yer verilmiştir.
Bu nedenle Kanun’da, olası kastın tanımına, “neticenin mümkün görül-
mesi ve göze alınması” öğesi eklenmelidir.
128
Olası kastın mevcut halinde
aslında bu kavramın değil bilinçli taksirin tanımı yapılmıştır.
129
Ay-
rıca, olası kast cümleciğinin yetersiz kaldığı, bunun yerine örneğin ,
“yoğunlaşmış taksir kastı”, “istenilmeyen kast” veya “neticeye bağlı kast”
ifadelerini kullanmanın daha isabetli olacağı belirtilmektedir.
130
B. BİLİNÇLİ TAKSİR
Ceza hukuku anlamıyla taksir, kanun tarafından düzenlenmiş hu-
kuka aykırı bir fiilin, iradi olarak gerçekleştirilmesine karşılık, netice-
nin fail tarafından öngörülebilmesi gerekirken öngörülememesi ki bu
bilinçsiz taksirdir veya öngörüldüğü halde istenmemiş (bilinçli taksir)
olmasıdır.
131
Yani işlediği fiilde kusurlu görülen failin istemediği so-
126
Özen, Mustafa, “5237 Sayılı Ceza Kanunu’na İlişkin Eleştiriler”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi, S. 65, 2006, s. 202.
127
Toroslu/Ersoy, a. g. m., s. 10.
128
Tezcan/Erdem, a.g.r, s. 340.
129
Yarsuvat, Duygun/Bayraktar, Köksal/Yüzbaşıoğlu, Necmi, “Türk Ceza Kanunu
Hakkında Galatasaray Üniversitesi’nin Görüşü”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Tür-
kiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 294.
130
Alagöz, Mehmet, “Türk Ceza Kanunu Tasarısı”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Türki-
ye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004, s. 248.
131
Çakmut, Özlem Yenerer/Çakmut, Alp, “Taksir Kavramı”, İstanbul Barosu Dergisi,
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008226
nuçtan sorumlu tutulması taksiridir. Böylelikle kastın dışında da bir so-
rumluluk şekli kabul edilmiştir. Ancak, taksir istisnai sorumluluk nite-
liğindedir. Başka bir ifadeyle ancak kanunda taksirle işlenmesi müm-
kün görülen suçlar bakımından bu sorumluluk kabul edilmiştir.
132
Taksir bir sorumluluk şekli olarak 765 sayılı TCK’da var olmasına
karşın bilinçli taksir kavramı, bu Kanunu’na 8.1.2003 tarih ve 4785 sa-
yılı Kanunla eklenmiştir. Maddeye göre “Failin öngördüğü neticeyi iste-
memesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır”
Yeni Kanun’da ise 22. maddenin üçüncü fıkrasında, “Kişinin öngördü-
ğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli
taksir vardır” şeklinde tanımlanmıştır.
133
Karşılaştırmalı hukukta da bazı
ceza kanunları taksiri tanımladıkları gibi söz konusu ayrıma da yer
vermişlerdir. Örneğin, tarihli 1930 İtalyan Ceza Kanunu, 1950 tarihli
Yunan Ceza Kanunu, 1996 tarihli Rusya Federasyonu Ceza Kanunu,
134
doktrinde bu ayrımın, ceza hukukunda klasik suç teorisinin etkisiy-
le kastın bilme ve isteme unsurlarından oluştuğunun kabulünün bir
sonucu olduğu ifade edilmiştir.
135
Diğer taraftan da, bilinçli taksir ifa-
desi yerine öngörülü taksir denilmesinin daha doğru olduğu da savu-
nulmaktadır. Buna göre, öngörülü taksir deyimi ile bilinçli taksir de-
yimi aynı anlamdadır. Ancak bilinçli taksir deyimi, bilinçsiz taksirin
de olduğu izlenimini vermektedir ki bilinçsiz olanın cezalandırılması
mümkün değildir.
136
Taksirin varlığı için her şeyden önce neticenin öngörülebilir olma-
sı gerekir. Böylelikle kaza ve tesadüften ayrılır. Fail, günlük hayat tec-
rübelerine göre öngörülebilmesi mümkün olan neticeleri gerekli özeni
göstermemesi nedeniyle öngörememiş ve bu nedenle hukuk düzeni-
ni tarafından kendisine sorumluluk yüklenmiştir. Ortak, günlük ha-
yat tecrübelerine göre, öngörülemeyecek bir netice varsa fail kusurlu
sayılıp cezalandırılamaz. Failin neticeyi öngörebilip, öngöremeyeceği
tespit edilirken, kişisel, ekonomik durumu, tecrübesi, yaşı, zekâ dere-
cesi, beden kusurları ve cinsiyeti dikkate alınmalıdır. Ayrıca, hareketin
C. 76, S. 2, 2002, s. 424.
132
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 456.
133
Demirbaş, a. g. e., s. 342.
134
Artuk/Gökcen/Yenidünya, a. g. e., s. 577.
135
Özgenç, a. g. e., s. 333.
136
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 468.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008227
yapıldığı zaman ve bu zamandaki şartlar da önemlidir.
137
Bilinçli taksir
halinde fail, iradi olarak gerçekleştirdiği hareketinden kanuni tanıma
uygun, hukuka aykırı bir sonucun gerçekleşebileceğini öngörmekte,
tahmin etmekte olmasına rağmen, neticenin gerçekleşmesini isteme-
mekte, gerçekleşmeyeceğini ummakta ve buna güvenmektedir. Fail,
fiilinin tehlikeli olabileceğini anlamakta, ancak bu tehlikenin derecesi-
ni anlayamamakta ve yeteneğine ya da şuuruna güvenerek bu netice-
nin gerçekleşmeyeceğini düşünüp hareket etmektedir.
138
Söz konusu
bu düşünce veya güven failin yükümlülüklerine aykırı bir şekilde ger-
çekleşmektedir. Böylece, bilinçli taksirde, gerçekleşmesi olası sayılan
neticenin gerçekleşmeyeceğine, fail, yükümlülüklerine aykırı olarak,
özensiz bir şekilde güvenmektedir. Örneğin, yoğun sisin görüş me-
safesini oldukça azaltmış olmasına rağmen, motorlu kayıkla boğazın
bir yakasından diğer yakasına yolcu taşımaya teşebbüs eden kişi, bu
koşullarda bir deniz kazasına sebebiyet vereceğine ihtimal vermiştir,
ancak tecrübelerine, mesleğinin gerektirdiği yükümlülüklerine aykırı
bir şekilde güvenerek “bir şey olmaz” düşüncesiyle kayığına yolcu ala-
rak boğazda sefere çıkmış ve yapmış olduğu kaza sonucunda insanla-
rın ölümüne ya da yaralanmasına neden olmuştur.
139
Burada fail, neti-
cenin gerçekleşmeyeceğini düşünüp risk almaktadır.
140
Diğer taraftan
fail, olası saydığı sonucu kabul etmemektedir de. Doktrinde bu neden-
le, TCK’nın 21. maddesi gerekçesinde olası kast için verilen örneklerin
aslında bilinçli taksiri oluşturduğu belirtilmektedir.
Verilen örnek bakımından, mermilerin sırf isabet edebileceğini bil-
miş olmak olası kastın varlığı için yeterli değildir, bunun için neticenin
fail tarafından kabul edilmesi de gerekir, bu olgular ispatlanamazsa
olası kast değil bilinçli taksir söz konusudur denmektedir.
141
Hemen
belirtmeliyiz ki, bir kişinin trafik suçu işlemesiyle ceza hukuku anla-
mındaki sorumluluğu birbirinden farklıdır. Örneğin, sırf, failin ehli-
yetinin olmaması onun taksirli hatta bilinçli taksirli olarak hareket et-
tiğini göstermez. Fail, bu durumda ehliyetsiz araç kullanmakla trafik
suçu işlemiştir ancak kaza ile failin sürücü ehliyetine sahip olmaması
137
Çakmut/Çakmut, a. g. m., s. 425, 431, 437.
138
Çakmut/Çakmut, a. g. m., s. 252.
139
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 252.
140
Şen, Ersan, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, C. 1, İstanbul 2006, s. 62.
141
Hakeri, Sorularla Ceza…, s. 38.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008228
arasında bir illiyet bağı kurulabiliyorsa, trafik kazasının meydana geliş
şekli de dikkate alınarak bilinçli taksirin varlığı tartışılabilinir.
142
Özetle, neticenin öngörülmüş olması ancak buna karşın istenme-
mesi bilinçli taksirdir. Bilinçsiz taksirden farkı da buradadır, bilinçsiz
taksirde fail, neticeyi öngörmesi gerekirken öngörememektedir. Bilinç-
li taksirde ise bu netice öngörülmekte ancak istenmemektedir.
143
C. OLASI KAST-BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI
Bu gün ceza hukuku öğretisinde en çok tartışılan konulardan birisi
olası kast ile bilinçli taksir ayırımıdır. Çünkü ikisi arasında çok ince bir
çizgi vardır ve bu çizgi iyi belirlenemediği takdirde kolaylıkla yanlış
sonuçlara varılabilinir.
144
Her iki kavram arasında her ne kadar gerçek-
letilen fiilin bilinçli ve iradi olması ortak bir nokta olsa
145
da birin kastın
diğeri taksirin bir çeşidi olduğu unutulmamalıdır.
146
Neticenin öngörülmesi her ikisinde de ortak olan unsurdur. Ancak
bilinçli taksirde fail öngörmüş olduğu neticeyi istemez ve bu nedenle
göze almaz, aldırmaz bir tavır takınmaz.
147
Kanuni tanıma uygun fiilin
ya da neticenin gerçekleşmeyeceğini ummak dahi bu konuda ayırt
edici bir kıstas değildir. Çünkü böylesine bir umut, kanuni tanıma
uygun eylemin gerçekleşmesine katlanma halinde de mümkündür.
148
Olası kast halinde de fail, kanuni tarife uygun fiilin gerçekleşmesini
arzu etmemektedir, sadece kabullenmektedir.
149
Fail için ulaşmaya
gayret ettiği hedef o kadar önemlidir ki, fail bu hedefe uğraşma uğruna
kanuni tanıma uygun bir fiilin gerçekleşme ihtimaline katlanmaktadır.
Bu netice/neticelerin gerçekleşip gerçekleşmemesi konusunda kayıt
sızdır, kabullenmiştir. Kişi netice/neticeleri doğrudan istemiyorsa
da gerçekleşmesini de kabullenmektedir. İşte bu kabullenme püf
noktasını oluşturmaktadır. Öngörülen netice kabulleniliyorsa olası
142
Şen, a. g. e., s. 63.
143
Çakmut/Çakmut, a. g. m., s. 436.
144
Hakeri, Sorularla Ceza…, s. 36.
145
Erem/Danışman/Artuk, a. g. e., s. 36.
146
Hakeri, Sorularla Ceza…, s. 36.
147
Özbek, a. g. e., s. 300.
148
İçel/Özgenç/Sözüer/Mahmutoğlu/Ünver, a. g. e., s. 252.
149
Özgenç, Gazi Şerhi…, s. 334.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008229
kast, kabullenilmiyorsa bilinçli taksir söz konusudur. TCK, tanımda
kabullenme unsurunu eksik bırakmıştır. Bu nedenle de olası kast-
bilinçli taksir sınırı çizilememiştir. Kabullenme unsuruna sadece
gerekçede temas edilmektedir denmektedir.
150
Bu konuda Yargıtay 1.
CD’nin 15.10.2002 tarihli kararı örnek olarak verilebilinir. Buna göre,
A., askerliği sırasında AIDS hastalığına yakalanmış, ama buna rağmen
bu durumu açıklamayarak mağdur S. ile evlenerek ona da hastalığın
bulaşmasına neden olmuştur. A.’nın burada bilinçli taksirle mi yoksa
olası kastla mı hareket ettiği belirlenmelidir. A., öngörülebilinir neticeye
rağmen hareketini yapmıştır. Ancak olası kastının var olup olmadığı
da araştırılmalıdır. Bunun için A.’nın öngördüğü bulaşma neticesini
kabullendiğinin de ispatı gerekir. Eşiyle cinsel ilişkiye girerek, cinsel
ilişki yoluyla bulaşan bir hastalık olan AIDS’in eşine bulaşmasını A.,
kabullenmiştir. Bu nedenle olayda, olası kastla öldürmeye teşeb büs
söz konusudur. Olası kast halinde, sorumluluk neticeye göre belir
leneceğinden, A.’nın yaralamadan sorumlu tutulması gerekir. Nitekim
Yargıtay da bu olayda eylemin TCK m. 456/3’e uyup uymadığının
araştırılması gerektiğine karar vermiştir.
151
Yargıtay 1. CD 10.5.2006 tarihli bir kararında, sanığın iş ortağı
maktulenin kalp hastası olduğunu bilmesine rağmen olay günü, ba-
sit derecede etkili eylemde bulunması ve buna bağlı olarak gelişen
kalp yetmezliği sonucu ölümün meydana gelmesinden dolayı, sanığın
ölüm sonucu istememekle birlikte öngördüğünün anlaşılması üzerine
bilinçli taksirle öldürmenin var olduğuna hükmetmiştir. Eğer fail söz
konusu bu olayda mağdurun kronik kalp hastası olduğunu bilmeksi-
zin fiilini gerçekleştirmiş olsaydı, fail dikkat ve özen yükümlülüğüne
aykırı hareket ederek ölüm neticesini öngörememiş olması nedeniyle
taksirle öldürmeden sorumlu tutulmalıydı. Eğer fail, dikkat ve özen
yükümlülüğüne tamamen uygun davranmış olsaydı bile yine ölüm so-
nuncu öngörebilecek durumda değildi ise bu ölümden dolayı sorumlu
tutulamayacak ve fiilinden ötürü sadece kasten yaralamadan sorumlu
tutulabilecekti. Eğer fail, kronik kalp hastası olduğunu bildiği hasmına
uygulamış olduğu saldırı sonunda, mağdurun kalp krizi geçirebilece-
ğini öngörmüş ve bu sonucu da, günlük konuşma dilinde kullanıldığı
şekliyle, “bana ne, ölürse ölsün diyerek” kabullenmiş ve bu sonucun ger-
150
Hakeri, Sorularla Ceza…, s. 36, 37.
151
Hakeri, Sorularla Ceza…, s. 40, 41.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008230
çekleşmemesi için herhangi bir çaba harcamamışsa olası kastla adam
öldürmeden sorumlu tutulmalıdır. Ancak, “bu kişi kalp hastasıdır, benim
fiilim neticesinde ölebilir ama ölmeyecek, ölmeyecektir” şeklinde bir algı-
lamayla, gerçekleşmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı olarak güven
duyduğu bu sonucu istememekle birlikte fiiline devam etmekte ve ne-
ticede ölüm olmaktadır. Fail, bu halde bilinçli taksirle hareket etmekte-
dir. Fail, öngördüğü bu neticeyi, sadece kabullenmek suretiyle de olsa
istememekte, yalnızca gerçekleşmeyeceğini sanmaktadır.
152
SONUÇ
Bu çalışmamızda da belirtmeye çalıştığımız gibi kusurluluk ve
bunun belirlenmesi ceza hukukunun gerçekten en önemli ve zor
problemlerinden birisidir. Çünkü kusurluluk ve inceleme konumu-
zu oluşturan kastla ilgili doktrinde pek çok görüş ifade edilmiş ancak
bunlardan hiç birinin diğerine önemli derecede bir üstünlük sağladığı
görülememiştir. İyi bir amaçla yola çıkılan yeni ceza kanunu yapma
çalışmaları, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen bir yasama faaliye-
ti içinde ve yine dünyanın hiçbir yerinde görülmeyen kısalıktaki bir
süre içinde, Avrupa Birliği’ne girme çabası gerekçesiyle, olmaması ge-
rektiği biçimde bir “panik mevzuatına” dönüşmüş, bir ülkenin hukuk
sisteminin çok önemli bir disiplini ve milyonlarca insanın düşünce ve
davranışları yönünden bugünü ve geleceği hiçbir bilimsel yöntemle
bağdaşmayan bir biçimde düzenlenmeye çalışılmıştır. Bu da ceza hu-
kukunda yer alan diğer pek çok konunun yanı sıra özellikle ceza hu-
kukunun en büyük problemlerinden birisi olan kusurluluk konusun-
da hatalı düzenlemelerin yapılmasına ve acelecilik nedeniyle uyarılara
rağmen bu hataların düzeltilememesine neden olmuştur. Kast konu-
sunda yapılan düzenlemelerin bu konuda çok daha büyük karışıklık-
lara yol açabilecek biçimde oldukları görülmektedir. Özellikle kast ve
bilinçli taksir tanımlarının eksik ve hatalı yapılması buna ek olarak ka-
nunun gerekçesinde bu konuya ilişkin olarak yapılan açıklamaların ve
örneklerin de hatalar içermesi nedeniyle sorun adeta içinden çıkılamaz
bir hal almıştır.
153
Kast kuralının genel bir hüküm olarak düzenlenmesi
yanında, özel kasta yer verilmesi gereken durumlarda bunun kanu-
152
Erdağ, A. İhsan, “Karar İncelemesi”, Hukuki Perspektifler Dergisi, S. 9, 2006, s. 31-33.
153
Dülger, a. g. m., s. 108.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008231
ni tanımda düzenlenmeyişi de sorunlu, eksik ve uygulamada objektif
sorumluluk uygulamasına yol açabilecek düzenlemedir. Bazı suçlar
vardır ki, özel kastın açıkça tanımda belirtilmesini gerektirir. Bu yapıl-
mamışsa örneğin TCK m. 102’nin gerekçesinde olduğu gibi gerekçede
yer verilen ifadelerle o suç özel kastla işlenen bir suç haline getirileme-
yeceği gibi kast tanımın bu özel suç tiplerine ilişkin hükümlere uygu-
lanışı objektif sorumluluğa yol açabilecektir. Örneğin sahte resmi bel-
geyi kullanma suçuna ilişkin 204. maddede evrakın sahteliğini bilerek
kullanma ifadesine yer verilmediği için sadece genel kastla kullanma
eylemini gerçekleştirenin objektif sorumluluğuna gidilecektir.
154
Bü-
tün bu açıklamalar da göstermektedir ki, yapılması gereken iş konuyla
ilgili olan, 21 ve 22. maddelerde değişiklik yapılmasıdır. Bu gerçekleş-
mezse uygulamada hatalı kararların çıkması kaçınılmaz olacak ve yeni
ceza yapısında kuramsal açıdan büyük bir çelişki yaşanmaya devam
edecektir.
155
KAYNAKLAR
Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, A. Caner, 5237 Sa-
yılı Yeni TCK’ya Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler I,
Ankara 2006.
Avcı, Mustafa, “Öldürme ve Yaralama Suçlarının Manevi Unsuru”,
Kamu Hukuku Arşivi Dergisi, Mart 2005.
Avcı, Mustafa, “Türk Ceza Kanunu TCK Tasarıları ve Özellikle 2004
TCK Tasarısının Genel Olarak Değerlendirilmesi”, Türk Ceza Kanu-
nu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004.
Aydın, Öykü Didem, “Ceza Hukukunun Çağdaş İlkleri ve Avrupa
Birliği Kriterleri Açısından Türk Ceza Kanunu Tasarısı”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi, S. 53, 2004.
Adıgüzel, Recep, “Yeni Türk Ceza Kanununda Olası Kast ve Bilinçli
Taksir”, Ankara Barosu Dergisi, 2005/1.
Alagöz, Mehmet, “Türk Ceza Kanunu Tasarısı”, Türk Ceza Kanunu Re-
formu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004.
Bayraktar, Köksal, “Türk Ceza Kanunu Tasarısına İlişkin Genel Bir
154
Ünver, Yener, “YTCK’da Kusurluluk”, Ceza Hukuku Dergisi, Yıl.1, S. 1, 2006, s. 49.
155
Dülger, a. g. m., s. 108.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008232
Değerlendirme Ve Genel Hükümler Üzerine Birkaç Eleştiri”, Türk
Ceza Kanunu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, An-
kara 2004.
Çakmut, Özlem Yenerer/Çakmut, Alp, “Taksir Kavramı”, İstanbul Ba-
rosu Dergisi, C.76, S. 2, 2002.
Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4.bası, Ankara 2006.
Dülger, Murat Volkan, “5237 Sayılı YTCK’da Kastın Unsurları Ve Tür-
leri- Özellikle Olası Kastın Değerlendirilmesi”, Hukuk Ve Adalet
Dergisi, Yıl.2, S. 5, 2005.
Erdağ, Ali İhsan, “Karar İncelemesi”, Hukuki Perspektifler Dergisi, S. 9,
2006.
Erem, Faruk/Danışman, Ahmet/Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku
Genel Hükümler, 14. Bası, Ankara 1997.
Hakeri, Hakan, Sorularla Ceza Hukuku I, Ankara 2005.
Hakeri, Hakan, Ceza Hukuku Temel Bilgiler, 2. Baskı, Ankara 2006.
Güngör, Devrim, “Ceza Hukukunda Kural Üzerinde Hata”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi, S. 68, 2007.
İçel, Kayhan/Özgenç İzzet/Sözüer Adem/Mahmutoğlu Fatih S/Ün-
ver Yener, Suç Teorisi, 2. Kitap, İstanbul 1999.
Mahmutoğlu, Fatih Selami, “TBMM Adalet Komisyonunda kabul edi-
len Türk Ceza Kanunu Tasarısı Hakkında Görüş”, Türk Ceza Kanu-
nu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara 2004.
Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. I, İstanbul 1991.
Özbek, Veli Özer, TCK İzmir Şerhi, Yeni Türk Ceza Kanunun Anlamı, C.I,
Genel Hükümler, 2006.
Özar, Süleyman, “Türk Ceza Hukukunda Sapma”, Türkiye Barolar Bir-
liği Dergisi, S. 66, 2006
Özen, Mustafa, “5237 Sayılı Ceza Kanununa İlişkin Eleştiriler”, Türkiye
Barolar Birliği Dergisi, S. 65, 2006.
Özgenç, İzzet, Uygulamalı Ceza Hukuku , 2. Bası, İstanbul 1998.
Özgenç, İzzet, “Kast-Taksir Kombinasyonları”, Selçuk Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Dergisi, Prof. Dr. Süleyman Arslan’a Armağan, C.6,
Sy.1–2, 1998.
Özgenç, İzzet, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi Genel Hükümler, 2. Bası, An-
kara 2005.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008233
Sözüer Adem, “Suç Politikası İlkeleri Bağlamında Türk Ceza Kanunu
Tasarısının Değerlendirilmesi” başlıklı oturumda yapmış olduğu
konuşma, Türk Ceza Kanunu Reformu, 1. Kitap, Ankara 2004.
Şen, Ersan, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu, C.1, İstanbul 2006.
Tezcan, Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan, “Dokuz Eylül Üniversitesi
Hukuk Fakültesinin TCK Tasarısı Hakkındaki Raporu”, Türk Ceza
Kanunu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap, Ankara
2004
Toroslu, Nevzat, “Cezai Sorumluluğun Gelişimi”, Yargıtay Dergisi, S.
1-2, Ocak-Nisan 1990.
Toroslu, Nevzat/Ersoy Yüksel, “Kanunlaşmaması Gereken Bir Ta-
sarı”, Türk Ceza Kanunu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını,
2.Kitap, Ankara 2004.
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Genel Kısım, 2006, Ankara.
Ünver Yener, “YTCK’da Kusurluluk”, Ceza Hukuku Dergisi, Yıl 1, Sy.1,
2006.
Yarsuvat, Duygun/Bayraktar, Köksal/Yüzbaşıoğlu, Nemci, “Türk
Ceza Kanunu Hakkında Galatasaray Üniversitesi’nin Görüşü”,
Türk Ceza Kanunu Reformu, Türkiye Barolar Birliği Yayını, 2. Kitap,
Ankara 2004.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008234