Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008334
AİHM KARARLARININ
İÇ HUKUKA ETKİSİ
*
Serkan Cengiz
∗*
Yeni Avrupa’da İnsan Hakları Mahkemesi: Başarı mı? Hayal kı-
rıklığı mı? Bugünün verileri, koşulları ve istatistikleri ile böylesi bir
sorunun cevabını kolaylıkla ve berraklıkla verebilmek çok mümkün
değil. Buna karşın Sözleşme’nin hazırlandığı ve yürürlüğe girdiği
dönemi ortaya koyan, tecrübeleri yansıtan birkaç çalışma
1
dikkatlice
okunduğunda, böylesi bir sorunun cevabı elbette inanılmaz bir başarı,
demokrasi ve insan haklarının gelişimi açısından büyük bir kazanım
olacaktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin dayandığı arka plan ışığın-
da; ulusal makamların eylem ve işlemlerinin ikincil de olsa uluslara-
rası bir Mahkeme denetimine tabi tutulmasının hayata geçirilebilmesi,
ortak bir demokrasi anlayışının yaratılması, uygulanması ve geliştiril-
mesi açısından kuşkusuz can alıcı bir önem taşımaktadır.
Buna karşın böylesi bir hedefin hayata geçirilmesinde birincil so-
rumluluk elbette Avrupa Konseyi üyesi ülkelere düşmektedir. Kon-
*
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İnsan Hakları Merkezi, Ankara Baro-
su, Diyarbakır Barosu, European Assocation of Lawyers for Democracy and World
Human Rights (Avrupa Demokrasi ve İnsan Hakları için Hukukçular Derneği) ve
Çağdaş Hukukçular Derneği tarafından 8- 9 Mart 2008’de Ankara’da düzenlenen
“Yeni Avrupa’da İnsan Hakları Mahkemesi: Başarı mı, Hayal Kırıklığı mı?” başlık-
lı uluslararası konferans için hazırlanmıştır.
**
Av. İzmir Barosu.
1
Özellikle Richard J. Evans’ın “the Coming of the Third Reich” ve “the Third Reich in
Power” adlı çalışmaları, Adolf Hitler’in Silahlanma Bakanı Albert Speer ’in Spandau
Cezaevinde kaleme aldığı “Inside the Third Reich” adlı otobiyografisi ve son olarak
Hannah Arendt’in “Eichmann in Jerussalem” eseri.
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008335
sey üyesi ülkeler bir rehber niteliği taşıyan Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ni, Mahkeme’nin kökleşmiş içtihatlarını ve yaklaşımını baz
alarak ulusal hukuklarını demokratik toplum ilkeleri ve hukukun üs-
tünlüğü prensibi ışığında günün ihtiyaçlarına göre biçimlendirmekle
yükümlüdürler (Sözleşme m. 1). Doğası gereği etkin bir dış müdahale-
yi açıkça gerektirmeyen bu yükümlülüğün bir sonucu olarak üye dev-
letlerden uyum sürecinin gereklerini kendi iç dinamikleriyle yerine
getirmeleri beklenmektedir.
Uyum sürecinin gereği Konsey üyesi ülkelerce yerine getirildik-
çe, üye ülkelerin egemenlik sınırları dahilinde bulunan tüm gerçek ve
tüzel kişiler Konsey sınırları içerisinde Sözleşme bağlamında tanınmış
hak ve özgürlüklere kolaylıkla ulaşabileceklerdir. Konsey üyesi ülke-
lerin, üyeliğe girişle birlikte hayata geçirmeyi kabul ettikleri bu uyum
sürecinin denetimi Konsey organları özellikle de Avrupa Konseyi Par-
lamenterler Meclisi ve Bakanlar Komitesi’nin sorumluluğu altındadır.
AİHS’in gereklerini yerine getirmeyen, belirli sebeplerden dola-
yı uyum sürecini kendi inisiyatifi ile tamamla(ya)mayan bir üye ülke,
devlet başvurusu ve özellikle de bireysel başvuru yoluyla Konsey
organlarından birisi olan Mahkeme’nin denetimi ile karşı karşıya ka-
lacaktır. Bireysel veya devlet başvurusu yolu ile yargısal bir denetim
mekanizması işleten Mahkeme, yargılama sonrasında, iddia edilen ih-
lalin veya ihlallerin var olup olmadığını tespit eder ve kararın kesinleş-
mesiyle birlikte ilgili başvuru bağlamında yargılama görevini tamam-
lar ve kararı, ihlal tespiti içermesi koşuluyla, icra süreci için Bakanlar
Komitesi’ne havale eder.
Yargılama sürecinin bitmesinden sonra başlayan bu yeni aşama
Mahkeme kararların icrası ve sürecin denetimidir. Mahkeme kararla-
rının gereklerinin yerine getirilmesi ve bu sürecin etkin bir izleme ile
kontrol altında tutulması Mahkemeye sunulabilecek benzer veya aynı
tip (klon) yeni başvuruların önünün kesilmesine ve dolayısıyla da bu
tür potansiyel başvuruların ulusal seviyede önceden çözümlenmesine
neden olacaktır.
Mahkeme kararlarının icrasından ve bu sürecin denetiminden so-
rumlu olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bugün başarılı olup
olmadığı tartışılan Mahkeme mekanizmasının geleceği açısından ol-
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008336
dukça önemli bir misyon üstlenmiştir.
2
Bu mekanizmanın ne kadar iyi
işlediği, Mahkemenin çalışmasını ne şekilde etkilediği hususlarının
analizine geçmeden önce Mahkeme faaliyetlerine ilişkin 2007 verileri-
ne bir göz atalım.
2007 yılına ait bazı veriler
3
Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin sayısı : 47
Avrupa Konseyi ülkelerinin toplam nüfusu : 850 Milyon
2007 Yılında Yapılan Başvuru Sayısı : 41.716
31 Aralık 2007 itibariyle Mahkeme önündeki
derdest toplam başvuru sayısı : 79.427
31 Aralık 2007 itibariyle Mahkeme önündeki
derdest toplam başvuru sayısı
(Türkiye açısından) : 9.173 (3.sırada)
Ortaya Çıkan Bazı Sonuçlar
Mahkeme’nin çalışmasına dair son veriler ve Mahkeme’nin Tür-
kiye hakkındaki son kararları incelendiğinde öne çıkan problemleri
şöyle sıralayabiliriz.
Mahkemeye gönderilen başvuruların sayısı her geçen yıl art-•
mıştır.
Mahkemenin hali hazırdaki yavaşlığı 11 no’lu Protokol ile aşı-•
lamamıştır.
Mahkeme’nin 2008 yılının Ocak, Şubat ayları ile ve Mart ayı •
başı itibariyle Türkiye hakkında son kararlarının (judgments) başvuru
numaraları, söz konusu başvuruların ağırlıklı olarak 2000 yılı ile 2004
yıllarında arasında yapıldığını göstermektedir. Dolayıyla Türkiye
Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı yapılan bir başvuru ortalama 4 ila 8
2
Ayrıntılı bilgi için bkz. Cengiz, Serkan, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Karar-
larının İcrası ve Sürecin Denetlenmesi”, Toplum ve Hukuk Dergisi, 2003 Bahar.
3
İlgili veriler AİHM tarafından yıllık olarak yayımlanan 2007 Raporu’ndan alınmış-
tır (www.echr.coe.int)
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008337
yıl arasında sonuçlandırılmaktadır. Bu koşullar altında 2008 yılı itiba-
rıyla yapılan olağan bir başvurunun bugünkü şartlar altında sonuçlan-
dırılma tarihi en erken 2012 en geç 2016’dır.
Aşırı dava yükü ve bir takım konjektürel nedenlerle (11 Ey-•
lül saldırısı ve sonraki gelişmeler ışığında anti-terör mücadelesi)
Mahkeme’nin son dönemlerde vermiş olduğu kararların (Türkiye açı-
sından), esasa ilişkin ihlal tespitleri ve yapılan değerlendirmeler açı-
sından geçmişteki kararlara oranla çok daha geri olduğu gözlemlen-
mektedir. Mahkeme örneğin yaşam hakkı ihlali veya işkence ve kötü
muamele yakınmalarını konu alan başvurularda delillerin değerlen-
dirilmesi aşamasında başvurucuları orantısız bir ispat külfeti altına
sokan, başvurularca sunulan delilleri yeterli görmeyen veya delillerin
elde edilme sürecine etkisi olmayan başvurucunun, içinde bulunduğu
koşulları çok fazla önemsemeyen, devletin bu konudaki sorumluluğu-
nu görmezden gelen bir yaklaşım değişikliğine gittiğine dair yaygın
bir inanç bulunmaktadır.
Mahkeme son dönemlerdeki kararlarında ikincillik ve tamam-•
layıcılık ilkelerini baz alarak ulusal makamların kararlarının esasına
müdahale edemeyeceğini, takdir marjı açısından ulusal makamların
öncelikli ve daha iyi konumda olduğunu belirterek incelemesini ulu-
sal makamların eylem ve işlemlerinin Sözleşmeye şeklen uygun olup
olmadığının denetlenmesiyle sınırlandırmıştır.
Mahkeme örneğin adil yargılanma hakkının ihlaline iliş-•
kin başvurularda yalnızca askeri yargıçlar (Incal/ Türkiye, Başvuru no:
22678/93,9 Haziran 1998 tarihli karar), uzun yargılama (Özkan / Türkiye,
Başvuru no. 50733/99, 9 Kasım 2004 tarihli Daire kararı), Yargıtay (Göç /
Türkiye, Başvuru no: 36590/97, 11 Temmuz 2002 tarihli Büyük Daire Kara-
rı) ve Danıştay (Bayram Meral / Türkiye, Başvuru no: 33446/02, 27.11.2007
tarihli karar) Başsavcılığının tebliğnamelerinin gönderilmemesi gibi
şekli sorunlar üzerinde durmakla yetinmiş, masumiyet karinesinin ih-
lali, hukuka aykırı delillerin varlığı, savunma hakkı, silahların eşitliği
ilkesi vb. esasa ilişkin pek çok önemli noktayı atlayan bir tavır içine
girmiştir.
Mahkeme son olarak Türkiye açısından oldukça gürültü kopa-•
ran meselelerde (türban, seçim barajı vs.) zorunlu toplumsal ihtiyaç (pres-
sing social need) ve üye devletlere bırakılan takdir marjı (magrin of app-
reciation) prensiplerine dikkat çekerek ilgili başvuruları reddetmiştir.
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008338
Türkiye Özelinde AİHM
1954 yılından bu yana Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin tarafı
olan Türkiye, 1990 yılında egemenlik sahası içinde bulunan kişilere bi-
reysel başvuru hakkını tanıyarak ulusal hukukun sonraki yıllarda hatı-
rı sayılır bir şekilde değişmesine neden olacak bir süreci başlatmıştır.
Bireysel başvuru hakkının tanınmasıyla birlikte 1990-2000 yılları
arasında Mahkeme’ye gönderilen bireysel başvurular, ağırlıklı ola-
rak Sözleşme’nin 2. (yaşam hakkı), 3. (işkence ve kötü muamele ya-
sağı), 5. (özgürlük ve güvenlik hakkı ), 6. (adil yargılanma hakkı), 13.
(etkin iç hukuk yolu) ve son olarak 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesine
dayanmıştır.
90 yılların özellikle ikinci yarısında Türkiye açısından ilan edil-
meye başlanan Mahkeme kararlarının sayısı ve muhtevası 1954-1990
yılları arasındaki uyum sürecinde dişe dokunur bir gelişmenin sağ-
lanamadığını açıkça ortaya koymuştur. Mahkeme bu dönemde yapıl-
mış başvurulara ilişkin kararlarıyla, Türkiye’de(ki) ilgili dönemdeki
hak ihlallerinin hangi boyutlarda ve sıklıkta olduğunu açıkça ortaya
koymuş ve en önemlisi de bu döneme ilişkin kararlar diğer ülkelere
dair yargılamalarda referans içtihat olarak kabul görmeye başlamıştır.
Konsey’in en kıdemli üyelerinden birisi olan Türkiye, istemeyerek de
olsa Sözleşme’nin yorumlanması ve geliştirilmesi açısından beklenme-
dik bir katkı sunmuştur. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin içinde bulun-
duğu durum Sözleşme mekanizmasının etkinliğinin analizi ve eksikle-
rinin ortaya konulması açısından eşsiz bir emsal oluşturmaktadır.
Hal böyle olmakla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
Türkiye hakkında vermiş olduğu kararların ulusal mahkeme kararları
üzerinde ne gibi etkiler doğurduğu, Mahkeme kararlarının bir sonucu
olarak değiştirilen ulusal mevzuatın yine ulusal mahkemeler ve ma-
kamlar üzerinde yarattığı etkiler hususunda çok fazla ulusal kaynağın
olmayışı, bu etkilerin bilimsel anlamda ortaya konulmasını ve analizi-
nin yapılmasını güçleştiren bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mahkeme ve Mahkeme’nin Türkiye hakkındaki kararları bazı da-
valar özelinde ve de dönemsel olarak kamuoyunda yer tutsa da (ör-
neğin Abdullah Öcalan ve Leyla Şahin davaları) Konsey’in bir nevi
Anayasa Mahkemesi olan AİHM’in ve kararlarının ulusal mahkeme-
ler, makamlar ve hukukçular açısından ne şekilde algılandığı ve algı-
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008339
lanması gerektiği hususunda elimizde sadece birkaç ipucu mevcuttur.
Bu ipuçlarından en önemlisi Mahkeme tarafından yayımlanan yıllık
çalışma raporlarıdır.
1990-2000 yılları arasındaki süreci 1954 yılında başlayan bir uyum
döneminin son evresi olarak kabul edersek Avrupa Birliği giriş süre-
cinin hızlandığı, üyeliğin gerektirdiği yasal ve anayasal düzenleme-
lerin hıza çıkarıldığı 2000 yılı sonrasına dair verilerin Mahkeme’nin
işleyişinin tahlili anlamında daha kabuledilebilir sonuçlar ortaya ko-
yabileceği inancındayız. Bu nedenle ilk olarak 2000-2007 yılları arasın-
da Mahkeme’nin Türkiye açısından yayınlamış olduğu konuyla ilgili
istatistiklere göz atmanın faydalı olacağı düşüncesindeyiz.
AİHM verileri ışığında Türkiye (2000-2007)
4
Turkey in light of data on the ECrtHR (2000-2007)
(Başvuruların Değerlendirilmesi)
(Evaluation of applications)
Yıllar
(Years)
20002001200220032004200520062007
Toplam/
Total
Başvuru sayısı
(number of
applications)
11172499387929443930 22442353283021796
Kabuledilebilirk Ka.
(number of admisibility
decisions)
27990102142172241362387 1775
Kabuledilmezlik Ka.
(number of inadmis-
sibility striking off
decisions)
39438416391632181713663166157311971
Karar (esas)
(number of judgments
on merits)
2617155 76156276320331 1411
Karar (dostane
çözüm)Judgments
(friendly settlements)
12 57 45 44 10 6 8 3 185
4
Tablodaki veriler Mahkeme tarafından yıllık olarak yayınlanan raporların derle-
mesidir. Ayrıntılı bilgi için bknz. http://www.echr.coe.int/ECHR/EN/Header/
Reports+and+Statistics/Reports/Annual+Reports/
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008340
Yukarıdaki Tablonun Ortaya Koyduğu Sonuçlardan
Bazıları Şunlardır:
Türkiye’den Mahkeme’ye her yıl ortalama 3.000 başvuru gön-•
derilmektedir.
Mahkeme’nin başvurulara ilişkin vermiş olduğu kararlar her •
yıl bir öncekine nazaran artmış olsa da, bu husus Türkiye’den yapılmış
başvuruları hızını kesememiştir.
Mahkeme önündeki derdest başvurular açısından Türkiye •
9.137 başvuru ile 54 yıl sonra bile hala üçüncü sıradadır.
Kuşkusuz salt başvuru ve Mahkeme kararlarının sayısı değil Mah-
keme kararlarının muhtevası ve ihlal tespit edilen maddelerin neler
olduğu ve bunların yoğunluğu da Sözleşme sisteminin etkinliğinin de-
ğerlendirilmesi açısından oldukça önemli sonuçlar ortaya koyacaktır.
Bu nedenle 2003-2007 yılları arasında Mahkeme’nin Türkiye açısından
yayınlamış olduğu kararlara ilişkin istatistiklere göz atmanın faydalı
olacağı düşüncesindeyiz.
AİHM verileri ışığında Türkiye (2003-2007)
5
Turkey in light of data on the ECrtHR (2003-2007)
(Türkiye Açısından İhlallerin Değerlendirilmesi)
(Evaluation of the findings of the Court in respect of Turkey)
Yıllar
(Years)
20002001200220032004200520062007
Toplam/
Total
Yaşam hakkı / Etkin
Olmayan Soruşturma
(md.2) (Right to life/ lack of
effective investigation)
1/26/1815/269/213/11 34/78
İşkence/ Kötü ve Alçaltıcı
Muamele/ Etkin Olmayan
Soruşturma (md.3)
(Torture/ inhuman and
degrading treatment/
Ineffective investigation)
1/8/21/14/20/27/13/24/18/23/1613/96/22
5
Tablodaki veriler Mahkeme tarafından yıllık olarak yayınlanan raporların derle-
mesidir. Ayrıntılı bilgi için bknz. http://www.echr.coe.int/ECHR/EN/Header/
Reports+and+Statistics/Reports/Annual+Reports/
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008341
Özgürlük ve Güvenlik Hakkı
(m. 5)
(Right to liberty and security)
9 28 49 69 95
250
Adil Yargılanma Hakkı /
Uzun Yargılama(md.6)
(Right to fair trial / Lenght of
proceedings)
56/374/893/3293/4899/67415/158
Özel Yaşam ve Aile
Yaşamına Saygı Hakkı
(md.8)
(Right to respect for private
and family life)
5 6 3 8 5 27
İfade Özgürlüğü (md.10)
(Freedom of expression)
6 20 39 35 26 126
Etkin İç Hukuk Yolu (md.13)
(Right to an effective remedy)
4 21 36 55 25 141
Mülkiyetin Korunması
(md.1, 1 no’lu Protokol)
Protection of property)
5 42 65 82 58 252
Yukarıdaki tablonun ağırlıklı olarak ortaya koyduğu sonuç, Söz-
leşme tarafından korunan hak ve özgürlüklere dair ihlallerin sayısında
da yıllar içersinde hatırı sayılır bir azalmanın olmayışıdır.
Bir diğer ifadeyle gerek Türkiye gerekse de Mahkeme kararları-
nın icra sürecinin denetiminden sorumlu olan Bakanlar Komitesi, ken-
dilerine verilen görevleri gerektiği gibi yerine getirememiş ve sonuç
olarak Sözleşme tarafından korunan hakların ilişkin ihlallerin ulusal
düzlemde etkin bir şekilde çözülmesi sağlanamamıştır. Mahkemenin
hali hazırdaki yavaşlığının ve yukarıdaki önemli eksikliklerin bir baş-
ka önemli sonucu ise AİHM’in geleceğini ipotek altına alan aynı tipten
yüzlerce başvurunun bu süre zarfında Mahkeme’ye taşınması ve iş
yükünün anormal şekilde artmasıdır.
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008342
Türkiye Özelinde Bazı AİHM Kararları ve
Takip Eden Yasal Değişiklikler
Akkuş / Türkiye davası (Kamulaştırma yasası)•
Başvuru no : 19263/92
Başvuru tarihi : 1992
Karar Tarihi : 9 Temmuz 1997
İhlal : Kamulaştırma yasası gereğince ödeme şekli
ve geç ödeme
(1 no’lu Protokol m. 1 mülkiyet hakkı ihlali)
Mevzuat değişiklik tarihi:
24 Nisan 2001 tarihli ve 4650 sayılı kanun ile
kamulaştırma yasası değiştirilmiştir.
Incal / Türkiye Davası (Askeri yargıç ve savcılar) •
Başvuru no : 22678/93
Başvuru tarihi : 1993
Karar Tarihi : 9 Haziran 1998
İhlal : Yargılamayı yapan DGM’de Askeri yargıç
bulunması
(Sözleşme m. 6/1- Adil Yargılanma hakkının
ihlali)
Mevzuat değişiklik tarihi:
18 Haziran 1999 tarihli ve 4388 yasa ile
Anayasa’nın 143. maddesi değiştirildi.
4390 sayılı yasansın yürürlük tarihi olan
22 haziran 1999 tarihinde DGM’lerde görev
yapan askeri yargıç ve savcıların görevleri
sona erdi.
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008343
Taşkın ve Diğerleri / Türkiye Davası•
Başvuru no : 46117/99
Başvuru tarihi : 1999
Karar Tarihi : 10.11.2004
İhlal : Ulusal mahkeme kararlarına rağmen
siyanür liçi yöntemi ile altın arama
faaliyetinin devamı, çevre halkın büyük
ölçekli çevre projelerinde ilgilendirilmemesi ve
karar mekanizmalarına dahil edilmemesi,
siyanür liçi yöntemi ile altın arama faaliyetinin
devamı için Mahkeme kararlarının etrafından
dolanacak Bakanlar Kurulu Gizli Kararnamesi
çıkarılması.
(Sözleşme m. 6/1- Adil Yargılanma hakkının
ihlali, Sözleşme m. 8 Özel hayata ve
aile hayatına saygı )
Mevzuat değişiklik tarihi:
AİHM kararı sonrasında 16.12.2003 günlü ve
25318 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
Çevresel Etki Değerlendirme Yönetmeliğinin
G eçici 3. ve Geçici 6. maddelerine dayanarak
altıncı şirkete ÇED (Çevre Etki Değerlendirme
Belgesi) belgesini alması açısından muafiyet
tanınmış, ÇED belgesi yerine Çevre Durum
Değerlendirme Belgesi adı altında, ÇED
belgesi alma yeterliliğine sahip olmayan
işletmelerin alması öngörülen yeni bir belge
alması sağlanarak şirkete süratle yeni bir ruh
sat verilmiştir. Şirket bu ruhsata dayalı olarak
20 Mayıs 2005 tarihinde tekrar faaliyete
geçmiştir. Bunun üzerine ikinci kuşak
AİHM davalarının pilotu niteliğinde olan
Dikmenoğlu/Türkiye başvurusu, 8. ve 6.
madde altında ileri sürülen önceki ihlallerin
yanı sıra ulusal hukuk yollarının da etkisiz
olduğu gerekçesiyle tarafımızca Mahkemeye
sunulmuştur.
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008344
Mahkeme, talebimiz üzerine, 13 Eylül 2005 tarihli kararı ile başvu-
rumuza öncelik verilmesine karar vermiştir.
Danıştay Altıncı Dairesi 31.10.2007 tarihli kararı ile 16.12.2003 gün-
lü ve 25318 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Çevresel Etki Değerlen-
dirme Yönetmeliği’nin Geçici 6. maddesini oy çokluğuyla iptal ederek,
bu maddeye dayanılarak çıkarılan Çevre Durum Belgesi’nin altıncı
şirkete bir muafiyet sağladığını, Çevre yasasında böylesi bir muafi-
yet öngörülmediğini belirterek bir kez daha başvurucuların hu-
kuk mücadelesini haklı bulmuştur.
Buna karşın konuyla ilgili vakayla ilgili olarak yaklaşık 1.500 baş-
vurucu iki başvuru altında ve ikinci kez AİHM’e başvurmak duru-
munda kalmışlardır. Şirketin sodyum siyanür kullanarak yürüttüğü
altın çıkarma faaliyetleri ve AİHM yargılaması halen devam etmekte-
dir.
Yukarıdaki Üç Örneğin
Ortaya Koyduğu Sonuçlardan Bazıları Şunlardır
Mahkeme, 92, 93 ve 99 yıllarında yapılan başvuruları sırasıyla •
1997, 1998 ve 2004 yıllarında yani başvuru tarihinden 5 yıl sonra so-
nuçlandırmıştır.
Mahkeme’nin bu öncül davaları inceleme süresi içersinde aynı •
konuda yüzlerce başvuru AİHM’ye taşınmıştır (özellikle kamulaştır-
ma işlemi ve DGM yargılamaları açısından).
Mahkeme’nin kararlarını ilan etmesinden çok sonra konuyla •
ilgili yasal mevzuatı değiştirilmiş ve gecikmeli de olsa aynı konuda-
ki potansiyel başvuruların ulusal hukukta çözümlenmesine olanak
sağlanmıştır. Buna karşın değişiklik tarihine kadarki süre içersin-
de AİHM’e sunulmuş olan ve yüzlerle ifade edilebilecek başvurular
AİHM’de sonuçlanmayı beklemiştir. (Kamulaştırma davaları ve DGM
yargılamaları açısından).
Taşkın ve Diğerleri / Türkiye• davası sonrasında ilgili Devlet ku-
rumları hukukun etrafından dolanma (circumvent) yöntemlerine baş-
vurmaya devam etmektedirler. Sonuç olarak dava özelinde 1997 tarih-
li Danıştay kararı ile 10 Kasım 2004 tarihli AİHM kararlarının gerekleri
halen yerine getirilmemiştir.
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008345
Mahkeme Kararlarının İcrası ve Sürecin Denetlenmesi
Sözleşme’nin 46 maddesinde de belirtildiği üzere, taraf devletlerin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymaları (özelliklede
taraf oldukları davalarda) insan haklarının korunmasında ve geliştiril-
mesinde çok önemli bir araç olan Sözleşme mekanizmasının devamlı-
lığı açısından temel bir rol oynamaktadır.
“AİHS madde 46: “Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalar-
da Mahkemenin kesinleşmiş kararlarına uymayı taahhüt ederler. Mahkemenin
kesinleşmiş kararı, kararın uygulanmasını denetleyecek Bakanlar Komitesi’ne
gönderilir.”
Kesinleşmiş olan Mahkeme kararlarının (gerek inceleme konusu
yapılan başvuru gerekse de bütünsel açıdan) uygulanmasının sağ-
lanması Sözleşme’nin 46. maddesinin 2. fıkrası uyarınca Bakanlar
Komitesi’nin sorumluluğu altındadır.
Sözleşme’ye taraf devletler AİHM kararı bağlamında hayata ge-
çirdikleri yeni yasal ve idari düzenlemeler ile aldıkları diğer önlem-
leri (buna tazminatın başvurucuya ödenmesi de dahildir) Bakanlar
Komitesi’nin bilgisine sunmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülük
sayesinde ulusal hukukta alınan bir dizi önlem, konuyla ilgili AİHM
kararları ışığında incelenmek üzere, Bakanlar Komitesi’nin bilgisine
sunulmaktadır. Bakanlar Komitesi Sözleşme’den kaynaklanan dene-
tim yetkisinin bir gereği olarak, sunulan bilgiler ve uygulama üzerinde
bir dizi ayrıntılı inceleme yapmakta ve inceleme sonucunda hazırla-
nan Komite kararları gerek kamuoyuna gerekse de ilgili devlete bil-
dirilerek, incelenen önlemlerin yeterli olup olmadığı hususunda bilgi
verilmektedir.
6
Mahkeme
kararlarının uygulanmasının denetlenmesiyle kaste-
dilen bir takım benzer ihlallerle gelecekte karşı karşıya kalınmasının
önlenmesi amacıyla ulusal düzeyde genel ve özel tedbirlerin alınması,
ulusal düzeyde ihlal sonrası yaratılan yeni durumun Mahkeme kara-
rındaki tespitler ışığında değerlendirilmesi, yeterli olup olmadıkları-
nın, ihtiyaca cevap verip vermediklerinin tespiti, yeterli olmamaları
durumunda ilgili devlete tavsiyelerde bulunularak sorunun çözümü-
nün sağlanmasıdır.
6
Komite kararları için bkz. http://www.coe.int/t/cm/humanRights_en.asp
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008346
Peki bir devlet Mahkeme kararlarının gereğini yapmaz ise ne
olur?
AİHM kararlarının üye devletler tarafından yerine getirilmemesi
durumunda uygulanabilecek yaptırımlar ve kim tarafından uygulana-
cağı Avrupa Konseyi Statüsü’nde düzenlenmiştir. Statünün özellikle
8. maddesi bu konuya ilişkin hükümler ihtiva etmektedir:
Avrupa Konseyi Statüsü 8. madde: “Avrupa Konseyi’nin üçün-
cü madde hükümlerini ciddi surette ihlal eden, her üyesi temsil hakkından
bir müddet için mahrum edilebilir ve Bakanlar Komitesi tarafından yedinci
maddedeki şartlar dahilinde Konsey’den çekilmeye davet edilebilir. Bu davet
nazarı itibaren(?) alınmadığında Komite, bizzat Komite’nin tayin edeceği ta-
rihten itibaren bahis mevzuu üyenin artık Konsey’e mensup olmadığına karar
verebilir.”
Avrupa Konseyi Statüsü 3. madde: “Avrupa Konseyi’nin her üyesi,
hukukun üstünlüğü prensibini ve hükmü altında bulunan her şahsın insan
haklarından ve ana hürriyetlerden faydalanma prensibini kabul eder. Birinci
fasılda yazılı gayenin güdülmesine samimi ve fiili bir surette iştirak etmeyi
taahhüt eyler.”
Mahkeme kararlarını uygulamamakta ısrar eden devletler, Kon
sey’den çıkarılmaya kadar varabilen bir takım yaptırımlarla karşı kar-
şıya kalabilirler.
7
Fakat Bakanlar Komitesi, bu sürecin işletilmesinde
en azından bugüne kadar pek istekli davranmamıştır. Komite’nin taraf
devletlerin dışişleri bakanlarından veya daimi temsilcilerinden oluştu-
ğu (politik oluşumu) göz önüne alındığında bu esnekliği anlamak daha
da kolaylaşacaktır. Örneğin, Loizidou/Türkiye yargılamasında, kararın
icrasının yaratacağı kapsamlı sonuçları göz önüne alan Türkiye uzun
bir süre kararın gereklerini yerine getirmekten imtina etmiştir. Bakan-
lar Komitesi konuya ilişkin değişik zamanlarda yayınladığı kararla-
rında bu duruma dikkat çekmiş, fakat Konsey Statüsü’nün 8.maddesi
kapsamında herhangi bir yaptırıma başvurmamış sadece Türkiye’yi
kararı uygulamaya davet etmekle yetinmiştir. Buna karşın Bakanlar
Komitesi ilgili kararın icrasına dair 24 Temmuz 2000 tarihli kararında,
kendisine tahsis edilmiş olan birtakım yollara başvurabileceği husu-
sunda ilk kez bir Sözleşme tarafına (Türkiye’ye) ikazda bulunmuştur.
8
7
Albaylar cuntası döneminde Yunanistan’ın Konsey üyeliğinden çekilmesi.
8
Bakanlar Komitesi kararı, 24 Temmuz 2000, Karar DH(2000)105: “Türkiye’nin
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008347
Bunun üzerine Türkiye Mahkeme tarafından hükmedilen tazminatı
başvurucuya ödemek durumunda kalmıştır.
14 No’lu Protokol Işığında Yeni Sistem
9
Sözleşme, kabul edildiği 1950 yılından bu yana pek çok değişik-
liğe tabi tutuldu. Söz konusu değişikliklerle hedeflenen Avrupa top-
lumunun geçirdiği değişim sürecinin gereklerine cevap verebilen bir
Sözleşme ve Mahkeme yaratma ihtiyacıydı. Bu konudaki en önemli
düzenlemelerden birisi 1994 yılında imzaya açılan ve 1 Kasım 1998
tarihinde yürürlüğe giren 11 no’lu Protokoldür. 11 no’lu Protokol,
tüm zamanlı faaliyet gösteren tek bir Mahkeme yaratılmasını (Avru-
pa İnsan Hakları Komisyonun kaldırılması), bireysel başvuru yolunun
basitleştirilmesini ve başvurulara ilişkin yargılama sürelerinin kısal-
tılmasını amaçlamaktaydı. Mahkeme’ye ilişkin veriler incelendiğinde
bunlardan sadece bireysel başvuru yolunun, bir başka deyişle başvuru
usulünün basitleştirilmesi ve kısmen de olsa yargılamaların hızının ar-
tırılması amacının yerine getirildiğini buna karşın yargılama sürelerin-
de istenilen kısalmanın, özellikle üye ülke sayısındaki son yıllardaki
hızlı artış nedeniyle, gerçekleşmediğini görmekteyiz.
Yukarıda kısaca özetlenen dava yükü artışının Mahkeme’nin fa-
aliyetleri üzerinde yarattığı olumsuz etkilerin kaldırılması amacıyla,
Kasım 2000 tarihinde Roma’da yapılan Avrupa Bakanları İnsan Hakla-
rı Konferansı’nda, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne “söz konusu
durum ışığında etkin çözümlerin yaratılması amacıyla kapsamlı bir çalışma”
başlatması çağrısı yapıldı.
Bu çağrı sonrasında Konsey tarafından yürütülen konuyla ilgili
çalışmalar, temel olarak 3 konu üzerinde odaklanmıştır:
Kitlesel temelsiz başvurular açısından Mahkeme’nin filtre ka-•
pasitesinin geliştirilmesi;
Mahkeme’nin vermiş olduğu bir kararı uygulamayı reddetmesi onun, Avrupa
Konseyi’nin bir üyesi ve bir Yüksek Sözleşen Taraf olarak, uluslararası yüküm-
lülüklerini önemsemediğini açık olarak göstermektedir... Komite, Türkiye’nin bu
karar uyarınca yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak amacıyla elinde bu-
lunan tüm yollara başvuracağı kararını deklare eder.”
9
14 no’lu Protokol hakkında ayrıntılı bilgi ve Prokolün tam çevrisi için bkz. Cengiz,
Serkan, “14 no’lu Protokol ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Getirilecek Olan De-
ğişiklikler”, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Ocak-Şubat 2005 Sayısı.
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008348
Başvuruların kolaylıkla reddedilmesini öngören yeni bir ka-•
bul edilebilirlik kriteri yaratılması (ciddi insan hakları ihlalleri); ve son
olarak,
Mahkemeye sunulmuş önceki davaların tekrarı mahiyetinde-•
ki davalara ilişkin önlemler alınması (klon davalar).
Hedeflenen bu amaçları gerçekleştirmek amacıyla hazırlanan 14
no’lu Protokol çok büyük bir hızla Konsey üyesi ülkelerin birisi (Rus-
ya) dışında tamamı tarafından onaylandı. Rusya’nın imzalamaması
nedeniyle yürürlüğe giremeyen 14. no’lu protokol ile yeni bir kabule-
dilebilirlik kriteri Sözleşme’ye eklenecektir. Bu kriter ihlal iddiasının
şayet ciddi olması halinde başvurunun (diğer mevcut koşulları da ye-
rine getirmesi şartıyla) kabul edilebilir bulunabileceğidir.
14. No’lu Protokol Madde 12
Sözleşme’nin 35.maddesinin 3.paragrafı aşağıdaki şekilde değişti-
rilir:
“3. Mahkeme;
Başvuruyu işbu Sözleşme ve Protokolleri hükümleri ile bağdaşmaz, a.
açıkça dayanaktan yoksun veya başvuru hakkının kötüye kullanılması olarak
değerlendirirse; veya
Başvurucunun ehemmiyetli bir dezavantaja maruz kalmamış ol-b.
duğuna kanaat getirirse, işbu Sözleşme ve Protokollerinde tanımlanan insan
haklarına saygı anlayışının başvurunun esastan incelenmesini gerektirmeme-
si ve de ulusal bir mahkeme tarafından layıkıyla ele alınmamış hiçbir davanın
bu gerekçeyle reddedilmemesinin sağlanması şartıyla,
34. madde uyarınca sunulan herhangi bir kişisel başvuruyu kabuledile-
mez olarak ilan eder.”
Yeni 35. maddenin 3 paragrafının a fıkrası yürürlükteki 3. parag-
raf olup bu konuda herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Buna karşın
yeni eklenen b fıkrası ile çok önemli bir kabul edilebilirlik kriteri geti-
rilmiştir. Fıkraya göre bir başvurunun kabuledilebilir bulunabilmesi
için başvurucunun “ehemmiyetli bir dezavantaja” maruz kalması gereke-
cektir. Buna karşın başvurunun, Sözleşme ve protokollerden kaynak-
makaleler Serkan CENGİZ
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008349
lanan insan haklarına saygı uyarınca, incelenmesinin gerekli olması
halinde (söz konusu başvuru nedeniyle sorumlu devletin ülkesinde
bir mevzuat değişikliğine gidilecek olması gibi) başvurucu “ehemmi-
yetli bir dezavantaja” maruz kalmamış olsa dahi Mahkeme başvuruyu
kabul edebilir ilan edebilecektir. Paragrafın ne şekilde yorumlanacağı
tümüyle Mahkeme’nin pratiğiyle belli olacaktır.
Bu madde ile getirilen yeni kabuledilebilirlik kriteri -“ehemmiyetli
bir dezavantaja maruz kalma” – oldukça belirsizdir. Kuşkusuz bu belir-
sizlik bazı insan hakkı ihlallerinin önemsiz olarak addedilmesi anlamı-
na gelebilecek ve taraf devletlerin bazı ihlalleri bu gerekçe ile göz ardı
edebilmesine olanak tanıyacaktır.
Bu madde ile getirilecek olan yeni kabuledilebilirlik kriteri,
Protokol’ün yürürlüğü gireceği tarihe kadar hakkında kabuledilebi-
lirlik kararı verilmemiş olan tüm başvurular açısından uygulanacak-
tır. Buna karşın söz konusu yeni kabuledilebilirlik kriteri Protokol’ün
yürürlüğünü takip eden ilk iki yıl içersinde, sadece daireler ve Büyük
Daire tarafından uygulanacaktır. İki yıllık sürenin akabinde ise tek
yargıç oluşumu ve komiteler tarafından da uygulanmaya başlanacak-
tır. Dolayısıyla Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle birlikte hakkında
henüz kabuledilebilirlik kararı verilmemiş olan ve daireler tarafından
görülmekte olan tüm başvurular açısından bu fıkra hükmü uygulana-
bilecektir.
Buna karşın b fıkrasının en sonuna eklenen “ulusal bir mahkeme ta-
rafından layıkıyla ele alınmamış hiçbir davanın bu gerekçeyle reddedilmeme-
sinin sağlanması şartıyla” cümlesi söz konusu kuralın ulusal bir Mahke-
me tarafından Sözleşme ve içtihatlar ışığında layıkıyla ele alınmamış
hiçbir bireysel başvuruya uygulanmayacağını belirterek değişikliğin
yaratacağı tehlikeler bir nebzede olsa önlenmeye çalışılmıştır.
Buna karşın Avrupa’daki pek çok insan hakları kuruluşu, avukat,
akademisyen bireyin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde hak
arama mücadelesinin engelleneceği gerekçesiyle bu değişikliğe karşı
çıkmaktadır.
10
10
Uluslararası Af Örgütü, the AIRE Centre, Interights, Liberty 25 Şubat 2004 tari-
hinde dönemin İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw’a yazdıları mektupta yeni kabul
edilebilirlik kriterinin Avrupa Konseyi’nin temeli olan ve tüm sistemin üzerine
inşa edildiği bireysel dilekçe hakkı açısından radikal bir sapma yaratacağına dik-
kat çekmişlerdir.
Serkan CENGİZ makaleler
TBB Dergisi, Sayı 79, 2008350
SONUÇ
Madde metinlerinden ve Mahkeme’nin kararlarından da anlaşı-
lacağı üzere Sözleşme mekanizması ikincil ve tamamlayıcı bir niteliğe
sahiptir. Dolayısıyla Sözleşme tarafından garanti altına alınan hakların
bireylere sağlanmasında temel görev öncelikle taraf devletlere düşmek-
tedir. Devletlerin başarısız olması ölçüsünde Sözleşme mekanizması
devreye girmekte ve bireyin hak kayıpları önlenmeye çalışılmaktadır.
Önemli olan bir diğer husus da devletlerin sadece taraf oldukları da-
valara ilişkin verilen Mahkeme kararlarına değil tüm devletlere ilişkin
verilen Mahkeme kararlarına icabet etmelerinin ve bunlar uyarınca iç
hukuklarında düzenleme yapmalarının zorunlu olmasıdır.
Mahkeme’ye yapılan başvuru sayısındaki artış göz önüne alın-
dığında Türkiye özelinde Konsey üyesi devletlerin üzerlerine düşen
yükümlülüğü gerektiği şekilde ve hızda yerine getirmedikleri ortaya
çıkmaktadır. Peki, Mahkeme kararlarının icrasının denetiminden so-
rumlu olan Bakanlar Komitesi, özellikle devlet kaynaklı bu direnmeler
ve ayak sürümeler karşısında ne gibi ciddi tedbirlere başvurmuştur.
Konseyden çıkarma yaptırımı da dahil olmak üzere bir dizi “sürecin”
tetikleyicisi olan bir mekanizmanın kontrolüne sahip olan Bakanlar
Komitesi bu güne kadar ne derece etkin davranmıştır. Mahkemeye su-
nulan binlerce benzer başvuru şunu gösteriyor ki Bakanlar Komitesi
Sözleşme’nin 46. maddesi altında kendisine verilen görevleri gerektiği
şekilde yerine getirememiştir.
Sonuç olarak dava yükünün bu derece artmasında esas sorumlu
olan iki unsur (Devletler ve Bakanlar Komitesi) bir kenara bırakılarak
bireysel başvuru mekanizmasının bireyler açısından getirdiği koruma
mekanizması, 14 no’lu Protokol’ün getireceği oldukça muğlak terim-
lerden oluşan yeni kabul edilebilirlik kriteri ile, daraltılmaya çalışıl-
maktadır. Bu durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin temeli olan
bireysel başvuru hakkına oldukça zarar verecek, bireyi devlet karşısın-
da daha da güçsüz kılacaktır.