makaleler Serkan AĞAR
77TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
c. Münhasır Ekonomik Bölge
117
Münhasır ekonomik bölge (exclusive economic zone; zone écono-
mique exclusive), bir kıyı devletinin karasuları esas çizgisinden başla-
yarak 200 mile kadar varan ve karasuları dışında kalan su tabakasıyla
deniz yatağı ve onun toprak altında bu kıyı devletine münhasır ekono-
mik haklar ve yetkiler tanıyan deniz alanıdır.
118
1982 tarihli BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi’nin 56. maddesi, kıyı devletinin münhasır ekono-
mik bölge üzerinde bir kısmı ekonomik nitelik taşıyan
119
ve bir bölü-
mü de bu deniz alanında kimi yetkilerin kullanılmasını içeren egemen
haklara sahip olduğunu belirtmektedir. Ancak Sözleşme’nin 58, 61, 62,
69 ve 70. maddeleriyle üçüncü devletlere de bu denizalanı üzerinde
haklar tanınmıştır.
Kıyı devleti, ekonomik hakların yanında her türlü tesis, araç ve
gerecin bu alana yerleştirilmesi ve kullanılması, bilimsel araştırma
yapılması, çevrenin korunması ve düzenlenmesi konularında idari ve
*
Bu çalışmanın ilk bölümü Türkiye Barolar Birliği Dergisi’nin Temmuz-Ağustos 2008
sayısında yayımlanmıştır.
**
Av., Ankara Barosu, Ankara Ü. SB Ens. Kamu Hukuku Anabilim Dalı doktora öğ-
rencisi.
117
Türkiye, 05/12/1986 tarih ve 86/11264 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile
Karadeniz’de 200 millik münhasır ekonomik bölge ilan etmiştir, RG, 17/12/1986,
19314.
118
Pazarcı, a. g. e., II. Kitap, s. 408.
119
Kıyı devletinin ekonomik hakları, 200 mile kadar varan deniz yatağında, toprak altında ve
su alanında canlı doğal kaynaklara ve madenlerle cansız öteki doğal kaynaklara veya bu de-
niz alanından başka amaçlarla yararlanılmasına (örneğin deniz suyu, akıntı veya rüzgardan
enerji üretilmesi gibi) ilişkindir (1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 56/1,a).
ULUSLARARASI HUKUK BOYUTUYLA
P E T R O L
*
– II–
Serkan AĞAR
**
Serkan AĞAR makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yargısal yetkilere sahiptir.
120
Münhasır ekonomik bölgede, her türlü
yapay ada, tesis, araç ve gerecin yerleştirilmesi ve bunlardan yararla-
nılması konusunda kıyı devleti tek yetkilidir.
121
Bir kıyı devletinin münhasır ekonomik bölgesi üzerindeki hakla-
rı, üçüncü devletlerin bu alanda deniz ulaşımı ve boru hattı döşeme
hakkına engel değildir. Tüm devletler bir kıyı devletinin münhasır
ekonomik bölgesinden deniz ulaşımı bakımından yararlanma hakkı-
na sahiptir. Münhasır ekonomik bölge gemilerin geçişi açısından açık
deniz rejimine tabidir. Üçüncü devletlerin, bir devletin münhasır eko-
nomik bölgesinden boru hattı döşemek suretiyle yararlanmak hakkı
da vardır.
d. Açık Deniz
1958 tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi’nin
122
1. maddesine
göre açık deniz (high sea, haute mer), bir devletin karasularına ve içsu-
larına dahil olmayan bütün deniz kısımlarıdır. 1982 tarihli BM Deniz
Hukuku Sözleşmesi’nin 86. maddesi, açık deniz alanının hangi deniz
alanlarını içerdiğini belirtmeden sadece tabi bulunduğu hükümler ba-
kımından bu deniz alanını saptamıştır. Buna göre açık deniz rejimi iç-
sular, karasuları, takımada devletlerinin takımada suları ve münhasır
ekonomik bölge dışında kalan deniz alanında uygulanır.
Günümüzde açık deniz rejimine açık denizin serbestliği ilkesi (fre-
edom of high sea, liberte de la haute mer) egemendir. Bu ilke barış za-
manında, deniz ulaşımı,
123
açık deniz üzerindeki hava sahasında hava
ulaşımı, balıkçılık ve canlı kaynakların avlanması, bilimsel araştırma,
kablo ve boru hattı döşenmesiyle bu alanda yapay ada veya tesisler
kurma konularında denize kıyısı olsun olmasın bütün devletlerin eşit
koşullarda yararlanabileceğini ifade eder.
124
120
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 56/l,b.
121
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 60.
122
Türkiye’nin taraf olmadığı bu sözleşme 30/09/1962 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
123
Açık denizin serbestliği ilkesi, deniz ulaşımı konusunda özellikle bütün devletle-
rin bayraklarını taşıyan gemilerin açık denizde serbestçe seyredebilmesidir (1958
tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi m. 4, 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleş-
mesi m. 90).
124
1958 tarihli Cenevre Açık Deniz Sözleşmesi m. 2, 1982 tarihli BM Deniz Hukuku
Sözleşmesi m. 87.
makaleler Serkan AĞAR
79TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Açık denizin serbestliği ilkesi, bu alana boru hatları döşenmesiy-
le yapay ada veya tesisler kurma konularında üçüncü devletlere kimi
haklar tanımakta ve üçüncü devletler bu hakların kullanımında kıta
sahanlığı üzerinde bunların yerleştirilmesinde gözetilen kurallara uy-
mak zorunda bulunmaktadır.
125
B. BORU HATLARI
Denizlerin
126
ulaşım amacıyla kullanılması bakımından deniz dip-
lerinden petrol borularının (pipelines) geçirilmesi konusu önem arz
eder. Üçüncü devletlerin petrol borularının deniz diplerine yerleşti-
rilmesi durumunda, bunların bir devletin ülkesini oluşturan deniz
alanlarından geçmesi ilgili devletin iznine bağlı olup, iznin alınması
durumunda da ilke olarak ülke devletinin yetki alanı içindedir. Buna
karşılık, uluslararası alanlarda petrol borularının yerleştirilmesi ser-
besttir.
127
Ulusal ve uluslararası deniz alanlarına yerleştirilen petrol boru
hatlarının korunmasıyla ilgili olarak genel nitelikli bir takım uluslara-
rası hukuk düzenlemeleri vardır. Örneğin, 1958 tarihli Cenevre Açık
Deniz Sözleşmesi
128
petrol borularının korunmasına ilişkin çeşitli dü-
zenlemeler içermekte ve bu konuyu uluslararası hukukun kurallarına
dahil etmektedir. 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi
129
de çeşitli
125
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 87/1,d.
126
Uygulanan uluslararası hukuk bakımından “deniz”, tuzlu su alanı olma ve tüm
dünya yüzeyinde doğal bir iletişim-ulaşım alanı oluşturma niteliğine bağlı olarak
belirlenir. Uluslararası ulaşım ve iletişime olanak vermedikçe bir su alanının tuz-
luluğu, uygulanan uluslararası hukuk bakımından deniz olarak nitelendirilmesini
olanak vermez ve bu tür su alanları göl olarak değerlendirilir (örneğin, Ölü De-
niz).
127
Pazarcı, a. g. e., II. Kitap, s. 309.
128
Deniz hukuku ile ilgili hukuku evrensel planda ilk defa tedvin ve formüle eden dü-
zenlemeler 1958 tarihli Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri’dir. BM Milletlerarası
Hukuk Komisyonu’nun uzun yıllar süren çalışmalardan sonra hazırladığı ve yine
BM’nin Cenevre’de topladığı konferansta Karasuları ve Bitişik Bölge Sözleşmesi,
Kıta sahanlığı Sözleşmesi, Açık Deniz Sözleşmesi ile Balıkçılık ve Açık Denizin Canlı
Kaynaklarının Korunması Hakkında Sözleşme kabul edilmiştir, Gündüz, a. g. e.,
s. 329.
129
Türkiye’nin taraf olmadığı 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, deniz hu-
kuku ile ilgili bütün konuları düzenleyen ve bugüne kadar yapılmış en detaylı
sözleşmedir. 10/12/1982’de imzalanan sözleşme, 16/11/1994 tarihinde yürürlüğe
girmiştir. 2000 yılı itibariyle taraf devlet sayısı 130, imzacı devlet sayısı 158’dir.
Serkan AĞAR makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
hükümlerinde
130
petrol boru hatlarının hukuki rejimini düzenlemiştir.
1. Bakü - Tiflis - Ceyhan (BTC)
Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı Projesi
Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan
Orta Asya ve Kafkasya’daki Türk cumhuriyetlerinin petrol ve doğal-
gaz zenginliklerinin batıya taşınması konusunda uluslararası arenada
çekişmeler yaşanmaktadır.
131
Türkiye ve ABD’nin savunduğu Batı Ro-
tası petrol ve doğalgazın Rusya ve İran’ın güzergaha dahil edilmeden
Orta Asya, Hazar, Gürcistan ve Türkiye üzerinden uluslararası piya-
salara arzını hedeflemektedir. Rusya’nın desteklediği Kuzey Rotası
petrol ve doğalgazın boru hatlarıyla Kafkaslar üzerinden Rusya’nın
Karadeniz’deki Novorosisk Limanı’na pompalanmasını, oradan tan-
kerlerle İstanbul Boğazı yoluyla Avrupa’ya sevk edilmesini hedefle-
mektedir. Kuzey Rotası’nın ikinci alternatifi ise Boğazlar yerine Bulga-
Sözleşme, kirlenme konusunda milli yetkiye tabi deniz alanları dışında kalan de-
niz yatağı, okyanus tabanı ve toprak altı ve bu sahanın kaynaklarının insanlığın
ortak mirası olduğunu kabul etmiş ve bunların işletilmesi konusunda yeni düzen-
lemeler ve kurumlar getirmiştir.
130
Örneğin 21/l,c, 51/2, 58, 79, 87/l,c, 112-115.
131
Hazar Denizi, Amerikan şirketlerinin başı çektiği çokuluslu petrol konsorsiyum-
ları tarafından dünyanın gelecekteki en büyük petrol kaynağı olarak tanıtılmak-
tadır. 2000 yılında Hazar bölgesinden çıkarılan 57,4 milyon ton ham petrol mik-
tarı, 2020 yılında 291,4 milyon tona yükselecektir. Petrol ve doğalgaz arama işleri
başladığından bu yana Hazar bölgesinden çıkarılan toplam ham petrol miktarı ise
1,5 milyar tonu aşmıştır.
makaleler Serkan AĞAR
81TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ristan ve Yunanistan üzerinden geçerek Avrupa’ya ulaşacak bir boru
hattıdır. Bir diğer rota ise Kafkaslardan Gürcistan’ın Supsa Limanı’na
uzanan boru hattıdır.
1990’ların başında Türkiye’nin öncülüğünde gündeme gelen
Bakü-Ceyhan (Batı Rotası) hattının diğerlerine göre üstün yanı Ceyhan
Limanı’na çok büyük tonajlı tankerlerin yanaşabilmesidir. Supsa ve
Novorosisk limanları ise Boğazlardan geçebilecek daha küçük tonajlı
tankerlere hizmet verebilmektedir. Diğer taraftan, Novorosisk Limanı
kötü hava şartlarından dolayı yılda 2 ay kadar kapalı kalmaktadır.
Türkiye’nin yılda 100 milyon ABD Doları gelir beklediği “Bakü-
Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı Projesi”nin amacı,
Azerbaycan’da üretilen ham petrolün boru hattıyla Gürcistan üzerin-
den Adana Ceyhan’daki bir deniz terminaline, oradan da tankerlerle
dünya pazarlarına ulaştırılmasıdır.
BTC petrol boru hattına ilişkin olarak imzalanan hükümetler arası
anlaşma,
132
TBMM tarafından 4585 sayılı Kanun’la
133
onaylanmasının
uygun bulunmasının ardından 2000/1127 sayılı Bakanlar Kurulu Ka-
rarı
134
ile kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Projede en büyük ortaklardan BP Exploration (Caspian Sea) Ltd.
%30,1 ve SOCAR %25 paya sahiptir. TPAO’nun payı ise %6,53’tür.
135
15/11/2000’de başlayan temel mühendislik çalışmaları,
15/05/2001’de tamamlanmıştır. Ardından, projenin Türkiye ta-
rafının ikinci aşamasını temsil eden detay mühendislik çalışmala-
rı, 19/06/2001-28/08/2002 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir.
20/09/2002’de ise, hattın yapım sözleşmeleri imzalanmıştır. Ülkemiz-
de “Anahtar Teslim Anlaşması” çerçevesinde müteahhit olarak görev-
lendirilen BOTAŞ, arazi ve inşaat çalışmalarını 32 ay içerisinde bitir-
miştir. Tüm hattın tamamlanması ve devreye alınması için 2005 yılı
başları hedeflenmiştir.
132
“Türkiye Cumhuriyeti, Azerbaycan Cumhuriyeti ve Gürcistan Arasında Petrolün
Azerbaycan Cumhuriyeti, Gürcistan ve Türkiye Cumhuriyeti Ülkeleri Üzerinden,
Bakü-Tiflis-Ceyhan Ana İhraç Boru Hattı Yoluyla Taşınmasına İlişkin Anlaşma”.
133
RG, 24/06/2000, 24089.
134
RG, 10/09/2000, mük. 24166.
135
BTC ham petrol boru hattı projesinin sahibi olan “Bakü-Tiflis-Ceyhan Boru Hattı
Şirketi (BTC Şti)”, BP (operatör), SOCAR, Unocal, Statoil, TPAO, ENI, Total, Itoc-
hu, Inpex, Conoco Philips ve Amerada Hess’ten müteşekkildir.
Serkan AĞAR makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
1.076 kilometresi Türkiye, 260 kilometresi Gürcistan, 440 kilomet-
resi de Azerbaycan sınırları içinde olmak üzere toplam 1.776 kilomet-
re uzunluğundaki BTC’nin resmi açılışı 13 Temmuz 2006’da gerçek-
leştirilmiştir. BTC’nin çıkış noktası olan Adana Ceyhan’daki Haydar
Aliyev Deniz Terminali’nden İtalya başta olmak üzere Avrupa ülkele-
rinin yanı sıra İsrail, ABD ve Hindistan yoğunluklu olarak sevkiyat ya-
pılmaktadır. Türkiye’nin sevkiyat ve vergilerden elde ettiği gelir 2006
yılında 200 milyon ABD Doları’na ulaşmıştır.
136
BTC’nin Türkiye bölümünde 5 Ağustos 2008 günü bir patlama
meydana gelmiş ve bu saldırı neticesinde Azeri petrolü ana ihracat
kanalı kullanılamamıştır. Bu sürede Azeri petrolü Bakü-Supsa yedek
hattı üzerinden Karadeniz kıyısındaki Batum ve Kulevi limanlarına
ulaştırılan petrol buradan tankerlere yüklenmiştir. 8 Ağustos 2008’te
Güney Osetya’nın Gürcistan’dan ayrılarak tek taraflı bağımsızlığını
ilan etmesiyle Rusya ve Gürcistan arasında başlayan çatışma netice-
sinde Rus savaş uçaklarının Gürcü limanı Poti ve çevresini bombala-
masıyla Batum ve Kulevi limanlarından da petrol ihracatı yapılamaz
duruma gelmiştir. Azeri petrolü BTC hattı tamir edilene kadar Rusya
üzerinden yapılmıştır.
2. Transtrakya Boru Hattı Projesi
Rusya ile Türkiye arasında 10 yıldan beri rekabet havasında de-
vam eden petrolün uluslararası pazara taşınması çabaları, Transtrakya
Boru Hattı Projesi ile ilk kez işbirliğine dönüşecektir.
Transtrakya Petrol Boru Hattı Projesi ile Rus petrolü, Türkiye’nin
Karadeniz kıyısında kurulacak terminalden Türkiye’ye giriş yaparak
Saros Körfezi İbrice mevkiine kadar inşa edilecek boru hattı ile Ege
Denizi’ne çıkış yapacaktır. Anılan petrol boru hattının keşif bedeli 900
milyon ABD Doları’dır. İşbirliği anlaşmasının imzalandığı söz konu-
su proje ile yılda 60 milyon ton petrol taşınabilecektir. Öngörülen bu
miktar aynı zamanda 100 bin tonluk 600 dev petrol tankerinin Türk
Boğazları’ndan geçmeyeceği anlamına gelmektedir.
Rusya, petrol ihracını değişik istikametlerde Sibirya’dan Uzakdo-
ğu ülkelerine, Batı’da Baltık Denizi üzerinden Avrupa’ya ve Güney’de
136
http://www.ntvmsnbc.com/news/393822.asp, 15/07/2008.
makaleler Serkan AĞAR
83TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Adriyatik kıyılarına yönelerek arttırmak ve Güney istikametinde
Türkiye’yi by-pass ederek yeni boru hatlarının oluşturulması çabası
içerisindedir. Rusya, Sovyet döneminde inşa edilen ve Rusya’dan Ro-
manya ve Bulgaristan sınırına kadar uzanan Drujba (Dostluk) Boru
Hattı’nın Adriya Petrol Boru Hattı ile birleştirmek istemektedir. Tüm
bu görüşler o dönemki Rusya Devlet Başkanı V. Putin tarafından dil-
lendirilmiştir.
137
Petrol taşımacılığı konusunda Rusya’nın Türk Boğaz-
ları ve BTC Projesi’ne bakışını yansıtan bu görüşlerin dile getirilmesi-
nin hemen ardından Rus petrolünü ulaştırmadan sorumlu Transneft
Şirketi, Rusya’nın Transtrakya Boru Hattı Projesi’ne katılma kararı
aldığını duyurmuştur.
138
İnşasına 2005 yılında başlanması planlanan 198 km uzunluğunda-
ki Transtrakya Projesi için Haziran 2003’te özel sektör tarafından ilk
müracaat yapılmış, fakat bir türlü Bakanlar Kurulu gündemine alın-
mamıştır. Doluluk (throughput) garantisi olan projenin yapım süresi
21 ay olarak öngörülmüşse de müracaatı sonuçlandırılmamıştır.
Türkiye’nin Transtrakya projesine alternatif Bulgaristan Burgas
(Burgaz) ile Yunanistan Alexandroupolis (Dedeağaç) arasındaki 178
mil (285 km) uzunluğundaki hattır. Bu proje Türkiye’yi ve Türk boğaz-
larını bypass etmektedir. Yıllık 20 milyar ABD Doları ticaret yapılan
Rusya, ticarette Almanya’nın ardından Türkiye için ikinci en büyük
pazardır. Türkiye, 2006 yılında Rusya’dan 28.5 milyar dolarlık fuel-oil,
doğalgaz, ham petrol, LPG ve kömür ithal etmiştir. Rusya, Türkiye do-
ğalgaz ithalinin %65’ini, ham petrol ithalinin %20’sini karşılamaktadır.
Transtrakya projesinin rafa kalkması bu işbirliğini zedeleyecektir.
C. PETROL TAŞIMACILIĞI VE KİRLENME
Petrol kirliliği, denizdeki canlıların dokularında birikerek ve besin
zinciriyle diğer deniz canlılarına geçerek deniz suyundakinin bin katı
yoğunluğa ulaşabilmektedir. Deniz yüzeyindeki petrol, oksijen alış-
verişini ve güneş ışınlarını da engellemektedir. Rafine edilmiş petrol
ürünleri aynı miktardaki ham petrole oranla daha toksiktir. Suya yayı-
lan petrol ürünü inceldikçe kötü etkisi daha da artar.
139
137
Hürriyet, 27/05/2004.
138
Hürriyet, 30/05/2004.
139
Yakın geçmişin en önemli petrol kazalarından biri olan 1989 Exxon Valdez kaza-
Serkan AĞAR makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Uluslararası hukuk kurallarının çevre sorunlarına ilişkin gösterdi-
ği temel gelişme, uluslararası deniz alanlarının rejimleri ile ilgilidir. Söz
konusu alanlardan en önemlilerden biri olan açık denizin korunması-
na ilişkin ilk hukuki düzenleme, 12/05/1954 tarihli “Deniz Sularının
Hidrokarbürlerle Kirlenmesinin Önlenmesine İlişkin Londra Sözleşmesi”dir.
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi, açık denizi de içerecek bi-
çimde, çeşitli deniz alanlarında çevrenin korunmasını amaçlayan bir-
çok hüküm içerir.
140
Günümüzde denizlerin kirlenmesi, başlıca beş ana nedene bağlan-
maktadır. Bunlar,
• Gemilerden kirlenme,
• Atmosfer kökenli kirlenme,
• Gemilerden ve uçaklardan boşaltılan atıklardan kirlenme,
• Deniz yatağının ve toprak altının işletilmesinden kaynaklanan
kirlenme,
• Kara kökenli kirlenmedir.
141
Denizlerin gemilerden bırakılan çöp, sintina suları veya hidrokar-
bürlerden (örneğin petrol ve türevleri) kirletilmesi konusu özellikle
1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 194/3,b ve 211. maddeleri ile
217-221. maddelerinde düzenlenmektedir. Bu konudaki en temel an-
laşma, 02/11/1973 tarihli Gemilerden Kirlenmenin Önlenmesi Sözleş-
mesi (MARPOL)’dir.
142
Bu alandaki en önemli bölgesel düzenlemeler-
den bir diğeri de 1976 tarihli Barcelona Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı
Korunması Sözleşmesi’dir.
143
Deniz yatağının ve toprak altının işletilmesinden doğan kirlenme
konusunda yetki, kıta sahanlığı veya münhasır ekonomik bölge üze-
rinde yetki olan devlete aittir.
144
Uluslararası deniz yatağının işletil-
mesinden doğacak zararları önleme görevi, Uluslararası Deniz Yatağı
sında 42 bin ton petrol denize yayılmış ve bu nedenle Alaska’da 400 binden fazla
kuş ölmüş, insanlar da dahil birçok canlı zarar görmüştür. Bu kaza nedeniyle yak-
laşık 19 bin adet dava açılmıştır.
140
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 192 - 237.
141
Pazarcı, a. g. e., II. Kitap, s. 473.
142
RG, 24/06/1990, 20558.
143
RG, 12/06/1981, 17368.
144
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 208-214.
makaleler Serkan AĞAR
85TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Otoritesi’ne
145
verilmiştir.
146
Özellikle “Londra Hidrokarbürlerden Kirlen-
meden Doğan Zararların Hukuksal Sorumluluğu Uluslararası Sözleşmesi”,
deniz yatağı veya toprak altının işletilmesinden doğabilecek zararlar
nedeniyle hukuki sorumluluk sorununu düzenler.
Türk boğazlarında gemi trafiğinin artmasının da çevre kirlenme-
sine ve doğal hayatın bozulmasına çok olumsuz etkileri bulunmakta-
dır. Örneğin İstanbul Boğazı, Akdeniz ile Karadeniz arasında kendine
özgü bir ekosistem oluşturmakta ve Akdeniz kökenli birçok balık türü
Ege Denizi ve Marmara Denizi’ni geçerek Karadeniz’e ulaşmaktadır.
Bu nedenle Türk Boğazları, Karadeniz ve Akdeniz’deki biyolojik çe-
şitliliğin devamı için hayati bir öneme sahiptir. Ancak özellikle İstan-
bul Boğazı uzun yıllardan beri deniz canlıları için doğal yaşam ortamı
iken günümüzde kirlenmeden dolayı üretkenliğini yitirmiştir. Türk
boğazları, çok önemli bir biyolojik koridor olmasına karşın, yılda or-
talama 50 bin gemi bu suyolunu kullandığından, sürekli kirletilmek-
tedir. Karadeniz’de yaşayan deniz canlısı türlerinin büyük çoğunluğu
Akdeniz göç kökenlidir. Ancak son yıllarda söz konusu göç ekolojik
dengenin bozulması nedeniyle bugün çok yavaşlamıştır.
Türkiye “Petrol Kirliliğinden Doğan Zararın Hukuki Sorumluluğu İle
İlgili Uluslararası Sözleşme” ile “Petrol Kirliliği Zararının Tazmini İçin Bir
Uluslararası Fonun Kurulması İle İlgili Uluslararası Sözleşme (FUND)”yi
önce çekince koyarak 27/01/2000 tarih ve 4507 ve 4508 sayılı kanun-
larla, ardından çekinceyi kaldırarak 26/04/2001 tarih ve 4658 sayılı ka-
nunla onaylamıştır. Türkiye 1990 tarihli “Petrol Kirliliğine Karşı Hazırlık-
lı Olma, Müdahale ve İşbirliği İle İlgili Sözleşme (OPRC)”yi de 11/06/2003
tarih ve 4882 sayılı kanun ile onaylayarak iç hukukuna dahil etmiştir.
V. ÖNEMLİ PETROL TEDARİKÇİLERİ
A. ULUSLARARASI TEŞKİLATLAR
Dünyada OPEC ve AOPEC olmak üzere petrol tedarikçileri tara-
fından kurulan iki önemli teşkilat vardır. Bunlardan OPEC, diğerine
145
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 156-191. maddelerinde düzenlenen
Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi, Sözleşme’ye taraf olan bütün devletlerin üyesi
bulunduğu uluslararası bir örgüttür. Otorite’nin ana organları, Genel Kurul, Kon-
sey ve Sekretarya’dır. Ayrıca, uluslararası deniz yatağını doğrudan işletmekle gö-
revli İşletme (Teşebbüs, Enterprise), bu örgütün önemli organlarından biridir.
146
1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi m. 145.
Serkan AĞAR makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
kıyasla çok daha önemli bir konumda bulunmakta ve petrol fiyatları
konusunda aldığı kararlarla dünya ekonomisinin genel durumunu et-
kileyebilmektedir.
1. OPEC
Ham petrol fiyatlarında yaşanan düşüşü durdurmak amacıyla
Venezüella’nın girişimleri sonucunda 14/09/1960’ta Bağdat’ta İran,
Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan ve Venezüella tarafından kurulan
“OPEC (Organization of the Petroleum Exporting Countries, Petrol İhraç
Eden Ülkeler Teşkilatı)”, gelişmekte ve temel gelir kaynağı petrol olan
11 devletten oluşan ve üyelerinin izlediği petrol politikalarını koordi-
ne eden uluslararası bir kuruluştur. Üyeler,
147
petrol üretiminde ege-
menliklerini korumaya devam etmekte, üretim miktarının ve bunun
üyelere dağılımının belirlenmesinde eşit söz hakkına (birer oy) sahip
bulunmaktadır.
Beş kurucu üyenin (İran, Irak, Kuveyt, Suudi Arabistan, Venezü-
ella) yanında teşkilatın diğer üyeleri ve üyelik tarihleri şöyledir: Katar
(1961), Endonezya (1962), Libya (1962), Cezayir (1969), Nijerya (1971),
Birleşik Arap Emirlikleri (Abu Zabi 1967, BAE 1977).
147
Coğrafi bölge esasına dayanmayan bir teşkilat olan OPEC’in pet-
rol fiyatlarında yaptığı büyük artışlar, 1970’li yıllarda dünya ekonomi-
si üzerinde derin etkiler doğurmuştur. Ancak 1980’lerden sonra üyeler
arasında dayanışmanın bozulması, petrol tüketimindeki azalma ve teş-
kilat dışı İngiltere ve Meksika gibi ülkelerin üretimde sağladığı artışlar
ve ardından gelen Körfez Krizi (1990), OPEC’in dünya petrol piyasası
üzerindeki egemenliğini önemli ölçüde zayıflatmıştır.
148
OPEC’in kuruluş amacı,
• Üyelerinin düzenli bir petrol geliri elde etmesi,
• Tüketici ülkeler için verimli, ekonomik ve düzenli bir petrol arzı
bulunması,
• Petrole yatırım yapan sanayilerin adil bir getiri kazanmalarıdır.
147
Üyelik, net petrol ihracatçısı olan ve kuruluşun hedeflerini benimseyen tüm ülke-
lere açıktır.
148
Seyidoğlu, H., Uluslararası İktisat, Teori, Politika ve Uygulama, Geliştirilmiş 12. Baskı,
İstanbul, 1998, s. 283.
makaleler Serkan AĞAR
87TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Bu amacı gerçekleştirmek için OPEC, zarar verici ve gereksiz fiyat
dalgalanmalarını önleyerek uluslararası petrol piyasalarında fiyat is-
tikrarını sağlamaya çalışmaktadır.
149
Olağanüstü toplantılar dışında Mart ve Eylül aylarında olmak
üzere yılda iki kez toplanan OPEC Kongresi’nde genel strateji ve uy-
gulanacak planlar belirlenir. Kongre, genellikle üye ülkelerin petrol,
maden ve enerji bakanlarından oluşan Temsilciler Kurulu tarafından
toplantıya çağrılır. Kongre’de Yönetim Kurulu seçilmekte, teşkilatla
ilgili konularda Yönetim Kurulu’nun sunduğu rapor ve önergeler in-
celenmekte, üyelikle ilgili kararlar alınmakta ve Yönetim Kurulu ta-
rafından sunulan bütçe incelenip onaylanmaktadır. Yönetim Kurulu,
teşkilatın idaresini sağlamakla yükümlü organdır.
150
OPEC, resmi olarak petrol piyasasını kontrol etme yetkisinde ol-
mayıp, gücünü pazar payından almaktadır. Dünya üzerindeki petrol
rezervlerinin %78’ine (811.526 milyon varil) sahip olan OPEC üyeleri
tarafından tüm petrol üretiminin %41’i ve doğalgaz üretiminin %15’i
gerçekleştirilmekte, petrol ihracatının %55’i yine bu ülkelerden yapıl-
maktadır.
151
OPEC’in üretim kararlarının dünya petrol fiyatlarına etkisi, petrol
ürünlerinin fiyatlarında gerçekleşen değişimlerden ayrı değerlendiril-
melidir. Birçok ülkede tüketicilerin cebinden çıkan paranın büyük kıs-
mını vergiler oluşturmakta, benzine ödenen para ham petrol fiyatının
3-4 misline kadar ulaşmaktadır.
152
Bu gibi durumlarda dünya petrol
fiyatlarında yaşanan değişimlerin tüketici fiyatları üzerindeki etkisi
ikinci planda kalmaktadır.
153
149
Yıldırım, a. g. e., s. 46.
150
Genel merkez olarak görev yapan ve teşkilatın Yönetim Kurulu’nun idaresinde yö-
netimini sağlayan “OPEC Sekretaryası”nın merkezi 1961 yılında İsviçre’de kurul-
muş, 1965 yılında ise Avusturya’ya taşınmıştır. Uluslararası petrol piyasalarında
istikrarın sağlanmasına katkıda bulunmak amacıyla Sekreterlik bünyesinde özel
bir yapı olarak “Ekonomik Komisyon” oluşturulmuştur.
151
Yıldırım, a. g. e., s. 47.
152
Örneğin ülkemizde petrol ürünlerinin pompa satış fiyatının %70’i aşan kısmı ÖTV
ve KDV’dir.
153
Özellikle G8 ülkeleri (ABD, Kanada, Japonya, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere
ve Rusya) 1996-2000 yılları arasında petrol vergilerinden toplam 1.3 trilyon ABD
Doları kazanırken, OPEC ülkelerinin bu dönemde petrol geliri 850 milyar ABD
Doları’nda kalmıştır, OPEC, Who gets what from imported oil?, PR & Information
Department, 2001.
Serkan AĞAR makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Petrol tüketim vergilerinin fiyatları yükseltmesi, OPEC üyeleri
aleyhine sonuçlar doğurur. Bu olumsuz sonuçlar arasında yüksek tü-
ketici fiyatlarının küresel talep artışını yavaşlatması sayılabilir. Talep
artışının asıl kaynağı Uzakdoğu Asya ülkeleridir.
Petrol üzerindeki tüketim vergilerinin gelirini düşürdüğünü savu-
nan OPEC, petrol ihracatçısı ülkelerin petrol dışındaki çoğu ürünün
ithalatçısı olduklarına ve gelirin azalması durumunda ithalatın düşe-
ceğine, dolayısıyla diğer pek çok ülkenin ihracat gelirinin azalacağına
ve dünya ekonomisinin spiral etkiyle OPEC üyeleriyle birlikte zarar
göreceğine dikkat çekmektedir.
154
Günümüzde Asya, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın Ortadoğu
petrolüne bağımlılığı giderek artmaktadır.
155
Bugün petrol talebinde-
ki payı giderek artan Asya ülkelerinin petrol tüketiminin tamamına
yakını, özellikle sanayi alanında petrolü yoğun olarak kullanan Batı
Avrupa petrol talebinin dörtte biri ve dünyanın en büyük petrol tüke-
ticisi olan Kuzey Amerika bölgesinin tüketiminin beşte biri OPEC’in
Ortadoğu üyelerinden karşılanmaktadır.
2. OAPEC
1968 yılında kurulan ve merkezi Kuveyt’te bulunan “OAPEC (Or-
ganization of Arab Petroleum Exporting Countries, Arap Petrol İhraç
Eden Ülkeler Teşkilatı)”nın kuruluş amacı,
• Petrol sanayiyle ilişkili ekonomik faaliyetlerde üye ülkeler ara-
sında işbirliğini geliştirmek,
• Petrol sanayinde üyelerin yasal çıkarlarını koruma yollarını be-
lirlemek,
154
Yıldırım, a. g. e., s. 48.
155
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), petrol ithal eden ülkeleri Ortadoğu petrolü-
ne daha fazla bağımlı olmamaları konusunda uyarmıştır. Uluslararası Enerji
Ajansı’nın uyarısı, Eylül 2003’te Japonya’nın Osaka kentinde başlayan ve 60 ülke
temsilcisinin katıldığı “Uluslararası Enerji Forumu”nda gündeme gelmiştir. Fo-
rumda dağıtılan raporda, Ortadoğu’nun taşıdığı risklerin bir savaş veya kriz du-
rumunda enerji sağlamayı tehlikeye düşürebileceği belirtilmiştir. Raporda, Körfez
Savaşı’nın gerçekleştiği 1990 yılından sonra uluslararası enerji politikalarında ön-
celiği “tedarik güvenliği”nin aldığı ilk kez vurgulanmıştır, http://www.ntvm5nbc
com, 21/09/2003.
makaleler Serkan AĞAR
89TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
• Tüketici piyasalarına petrol arzının eşit ve uygun miktarlarda
olmasını sağlamak için ortak çalışmalar yürütmek,
• Petrol sanayindeki sermaye yatırımları ve ekspertiz için uygun
bir ortam yaratmaktır.
156
OAPEC’in 11 üyesi vardır. Bunlar Cezayir, Bahreyn, Mısır, Irak,
Kuveyt, Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi, Katar, Suudi Arabis-
tan, Suriye, Tunus (üyeliği 1986’da dondurulmuştur) ve Birleşik Arap
Emirlikleri’dir.
Teşkilatın en yetkili organı “Bakanlar Konseyi”dir. Her bir üyenin
petrol bakanlarından oluşan Konsey, teşkilatın genel politikasını belir-
lemek, faaliyetlerini yürütmek ve yönetimiyle ilgili kuralları koymakla
yükümlüdür. Yılda en az iki kez toplanan Konsey’de başkanlık yapa-
cak üye her yıl değişmektedir.
Teşkilatın bir diğer organı “İdari Büro”, teşkilatın yönetiminde
Konsey’e yardımcı olmakta, Sekretarya’nın personel düzenlemelerini
onaylamakta, bütçe taslağını yeniden incelemekte ve Genel Sekreter’in
görüşleri ile birlikte Konsey’e göndermekte, anlaşmanın uygulanması
ve teşkilatın faaliyet ve görevlerindeki performansı ile ilgili görüş bil-
dirmekte ve Konsey’in gündemini belirlemektedir.
“Genel Sekretarya” ise, teşkilatın faaliyetlerini planlamakta ve yü-
rütmektedir. Genel Sekreterya, 3 yıllık bir dönem için atanan bir genel
sekreter ile en fazla 3 adet genel sekreter yardımcısından müteşekkil-
dir. “Arap Enerji Çalışmaları Merkezi”, Sekretarya bünyesinde faaliyet
gösterir.
Teşkilat bünyesinde yer alan bir diğer organ “Adli Mahkeme”dir.
Adli Mahkeme, üye ülkeler arasında veya üye ülkeyle üye ülkenin
topraklarında faaliyet gösteren bir petrol şirketi arasında petrolle ilgili
konularda ortaya çıkan anlaşmazlıklarda uzlaştırıcı görev yapan uz-
manlaşmış bir mahkemedir. Mahkeme, ülkelerinde en yüksek mevki-
lerdeki hakimlerden veya uluslararası üne sahip hukukçulardan oluş-
makta, kararları kesin nitelik taşımakta ve anlaşmazlığın taraflarını
bağlamaktadır.
156
http://www.dtm.gov.tr/
Serkan AĞAR makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
B. ÜLKELER
1. Suudi Arabistan
Suudi Arabistan petrol rezervleri yönünden en zengin ülkedir.
Yüksek petrol gelirlerine karşın 1981 yılında 29 bin ABD Doları’na
yaklaşan milli geliri 2000 yılında 6.700 ABD Doları’na düşmüştür. 2006
yılı verilerine göre 366,2 milyar ABD Doları GSYİH’na sahip olan Suu-
di Arabistan’da kişi başına düşen milli gelir 14.650 ABD Doları’dır.
Suudi Arabistan’ın ekonomisi tamamen petrole bağımlıdır. Petrol
fiyatlarındaki 1 ABD Dolarlık artış, Suudi Arabistan’ın ihracat gelirini
yıllık 3 milyar ABD Doları artırmaktadır. Suudi Arabistan’ın ihraca-
tının %95’ini, bütçe gelirlerinin %80’ini ve GSMH’nin %40’ını petrol
sektörü oluşturmaktadır.
157
Suudi Arabistan, 2006 Ocak verilerine göre kesinleşmiş 267 mil-
yar varil petrol rezerviyle dünya petrol rezervlerinin %25’ine sahiptir.
Topraklarında 77 petrol sahası bulunmasına karşın bunların sadece 8
tanesi petrol rezervlerinin yarısını sağlamaktadır. Devlet eliyle işletilen
petrol şirketi Suudi Aramco’nun petrol üretimi, dünyanın önde gelen
petrol şirketlerinden BP’nin üretiminin 3 katına yaklaşmaktadır.
Petrol Üretimi 11 milyon varil/gün (2007)
Petrol Tüketimi 2 milyon varil/gün (2005)
Petrol İhracatı 8.9 milyon varil/gün (2007)
Petrol Rezervi 266.8 milyar varil (2006 Ocak)
Kaynak: http://www.dtm.gov.tr/
Bugün itibariyle dünya ham petrol üretiminin %14’ünü Suudi
Arabistan gerçekleştirmektedir. 2007 verilerine göre 11 milyon varil/
gün üretimin 2 milyon varili iç tüketimde, kalan 9 milyon varili ise
ihracatta kullanılmaktadır. İlk petrol ihracatını 1939 yılında gerçekleş-
tiren Suudi Arabistan, bugün ABD, AB, Çin ve Japonya’nın en büyük
ham petrol tedarikçisi konumundadır. Ancak son yıllarda Venezüella,
Kanada ve Meksika gibi “yeni” üreticiler Suudi Arabistan’ın ABD pa-
zarındaki konumunu sarsmaktadır.
157
http://www.bp.com/
makaleler Serkan AĞAR
91TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Avrupa pazarına ve Kızıl Deniz’de bulunan ihraç terminalleri-
ne açılan Abqaiq-Yanbu arasındaki “Doğu-Batı Ham Petrol Boru Hat-
tı”, Suudi Arabistan’ın başlıca petrol boru hattı olup, Lübnan’a açılan
“TAPLINE (Trans Arabian Boru Hattı)” kullanılmamakta ve Irak-Suudi
Boru Hattı I. Körfez Krizi’nin ardından kapatılmış bulunmaktadır.
Petrol rezervleri, pazar payı ve yedek üretim kapasitesi, Suudi
Arabistan için uzun dönemde stratejik önem taşımakta, başta dünya
ham petrol tüketiminin dörtte birine sahip olan ABD’yi enerji güven-
liği konusunda kendine bağımlı duruma getirmektedir. Yedek üretim
kapasitesi Suudi Arabistan’ı OPEC lideri ve herhangi bir krizde “son
müracaat merci (last resorty)” konumuna getirmektedir.
158
ABD’nin 10 mbd ithalatının 1.7 mbd’sini tedarik eden Suudi Ara-
bistan, ABD’ye coğrafi bakımdan daha yakın bulunan petrol üreticile-
rine ABD ithalatındaki payını kaptırmamak için, nakliye masraf fark-
larını üstlenmek durumunda kalmaktadır. Suudi Arabistan böylece bu
fark nedeniyle ABD’ye varil başına örtülü olarak 1 ABD Doları indirim
yapmaktadır ki bu, ABD’ye yılda 62 milyar ABD Doları kaynak ak-
tarılması anlamına gelmektedir. Ancak 11 Eylül olayından sonra ya-
kalanan teröristlerin çoğunun Suudi uyruklu olması, Bush yönetimi-
nin önemli OPEC üyelerine üretimi artırmaları için baskı yapması ve
bu baskılara olumsuz cevaplar verilmesi, Arap-İsrail barış sürecinde
ABD’nin daha önce oynadığı aktif rolden vazgeçmesiyle ABD-Suudi
Arabistan arasında süregelen ilişkiler gerilmiştir.
159
Son Irak harekatının ardından, Irak’taki petrol rezervleri ve üreti-
mi konusunda otoriteler tarafından yapılan iyimser tahminler, Suudi
Arabistan’ın konumunun sarsılabileceğini gündeme getirmektedir.
Hedefi gelir istikrarı olan ve Suudi Arabistan’ı da geçerek en büyük
günlük üretim kapasitesine ulaşan Rusya, gerek ABD ile ilişkilerinde
gerekse tüm petrol piyasasındaki işlevinde Suudi Arabistan için risk
oluşturmaktadır.
158
1996-1997 yıllarında Venezüella’nın OPEC kotası olan 2,3 mbd’yi (milyon varil/
gün) aşarak üretimini 3 mbd’ye çıkarması ve Suudi Arabistan’ın ABD’nin bir nu-
maralı tedarikçisi olma özelliğini elinden alması üzerine Riyad, önce Karakas ile
müzakereler yaparak sorunu çözmeyi denemiş, sonuç alamayınca 1998 yılında
üretimini 1 mbd civarında artırarak petrol fiyatlarının fazlasıyla düşmesine sebep
olmuştur. Bu, ülkenin petrol gelirlerini o yıl için azaltmış olsa da, OPEC liderliğini
sağlamlaştırmış ve OPEC üyesi olmayan ülkelere de gözdağı vermiştir.
159
Bkz. Morse, E. L., Richard, J., The Battle Far Energy Dominance, Foreign Affairs, Y.
81, S. 2, s. 16-31.
Serkan AĞAR makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
2. Irak
Irak, 113 milyar varillik petrol rezerviyle dünyada ikinci büyük
petrol rezervine sahip ülke konumundadır. Irak’ta saptanmış 73 petrol
havzası bulunmakta ve bunların sadece 15’i işletilebilmektedir.
160
Ülkenin petrol üretiminin büyük bölümü yedi merkezden sağlan-
maktadır. Kuzeydeki en büyük merkez günde 700 bin varil üretim ka-
pasitesiyle Kerkük, güneydeki ise Rumayla kentidir. 1972 yılında dev-
letleştirilen petrol sektörü, en yüksek üretim rakamlarına günlük 3.5
milyon varil ile 1979 yılında ulaşmıştır. İran Savaşı ve ardından gelen
uluslararası yaptırımlar nedeni ile bir daha geçmiş üretim rakamları
yakalanamamıştır. 1989 yılında 2.8 mbd olan petrol üretimi, 1991 yılın-
da Körfez Savaşımın başlamasından sonra günde 279 bin varile kadar
gerilemiştir. Rezervleri bakımından ikinci sırada yer alan Irak’ın petrol
üretimi 2001 yılında 2.4 mbd olarak gerçekleşmiş ve bu üretim dünya
toplamının ancak % 3’ünü oluşturmuştur. 2002 yılı üretimi 2 mbd dü-
zeyindedir ve bunun 1.5 mbd’si ihraç edilmiştir.
Irak, OPEC üyesi olmasına karşın, üretim düzeyini OPEC üretim
kotalarından bağımsız olarak belirlemektedir. Irak, İsrail’in işgal ettiği
Filistin topraklarından geri çekilmesini sağlamak için, ABD’nin Irak
harekatına başlamasından birkaç gün önce OPEC üyesi ülkeleri ABD
ve İsrail’e karşı petrol ambargosu uygulamaya çağırmıştır. Irak’ın am-
bargo çağrısına İran destek vermiştir. Bu girişimle diğer Müslüman
Ortadoğu ülkelerinin (özellikle Suudi Arabistan’ın) desteğini almak ve
ABD’ye gözdağı vermek isteyen Irak başarılı olamamıştır. İlginç olan
nokta OPEC’in, “İsrail-Filistin sorununda petrolün silah olarak kullanılma-
sının düşünülemeyeceği” biçiminde yaptığı açıklamadır.
161
Nisan 2003 itibariyle Irak’ın Kerkük bölgesindeki petrol yatakla-
rında petrol üretimine yeniden başlanmıştır. “Yeniden İnşa ve İnsani
Yardım Ofisi (ORHA)”ne göre bölgede ilk aşamada günlük 60 bin varil
üretim yapılmaya başlanmış, güneydeki kuyularda da aynı tarihlerde
günde 175 bin varil petrol üretimi başlatılmıştır.
160
Ülkedeki petrol rezervlerinin 220 milyar varilin çok daha üzerine çıkabileceği ve
ABD’nin 100 yıllık petrol ihtiyacını karşılayacak düzeyde olduğu hesaplanmakta-
dır. Irak’taki tüm petrol kaynaklarının işletilmesi halinde, rezervlerin 300 milyar
varile çıkabileceği belirtilmektedir. Bu tahminlerin gerçekleşmesi halinde, Irak,
petrol rezervi 260 milyar varil olan Suudi Arabistan’ı geçecektir.
161
http://www.ntvmsnbc.com/, 01/04/2003.
makaleler Serkan AĞAR
93TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Mayıs 2003’te Irak’ın ham petrol üretimi 0.8 mbd’ye yükselmiş-
tir.
162
“Stratejik Araştırmalar Enstitüsü (Center For Strategic and Interna-
tional Studies-CSIS)”, Irak’taki petrol sektörünün yeniden yapılandı-
rılmasında en büyük engelin savaşlar nedeniyle tecrübeli mühendis
ve işçilerin büyük bölümünün yitirilmesi, yatırımların durması ve
sektörün teknoloji ve know-how açısından çok geri kalması olduğunu
belirtmiştir. 1998 ve 2000 yıllarında Irak petrol sektörü hakkında ince-
leme yapan Hollandalı “Saybolt International”, sektörün teknolojisini
“acınacak durumda” diye nitelendirmiştir.
163
Petrol ekonomisti Daniel Yergin, 5-7 milyar ABD Doları bir ya-
tırımla 2010 yılına kadar Irak’taki petrol üretiminin iki katına çıkarı-
labileceğini ve işletilmeyen 58 petrol havzasının üretime geçebilmesi
için yaklaşık 30 milyar ABD Doları kaynak ayrılması gerektiğini ifade
etmiştir.
164
CSIS, savaş sonrasında Irak’ın petrol üretiminin kısa vadede 3.2
mbd, 2010 yılı itibariyle de 4 mbd’ye çıkabileceğini tahmin etmekte-
dir.
165
Son Irak harekatının ardından Irak petrollerini işletme hakkının
kime ait olacağı tartışılmaya başlanmıştır. Bu hakkın ABD, BM veya
Irak milli petrol şirketlerine mi ait olacağı henüz netlik kazanmamıştır.
Saddam yönetimiyle Batı Kurna havzası için 1997 yılında bir anlaşma
imzalamış olan Rus Lukoil gibi firmalar daha önce elde ettikleri hakla-
rı korumaya çalışırken, ABD ve İngiltere öncülüğünde petrol sektörü-
nün özelleştirilmesi gündeme gelmiştir.
166
Dünyanın ikinci büyük petrol rezervine sahip ülkesi olan Irak dış
gelirlerinin tamamına yakınını petrol ve petrol ürünleri ihracatından
elde etmektedir. Irak, Körfez Savaşı sırasında önemli ölçüde zarar gö-
ren petrol üretim tesisleri ve rafinerilerinin önemli bir bölümünü işler
hale getirmiştir. Ancak petrol üretiminin istikrarlı bir biçimde artırıl-
ması için bu tesislerin tamamına yakınının rehabilite edilmesi ve yeni
sahaların geliştirilmesi için büyük yatırımlar yapılması gerekmektedir.
162
http://www.opec.org/, 15/06/2003.
163
http://www.ntvmsnbc.com/, 22/01/2003.
164
http://www.ntvmsnbc.com/, 09/04/2003.
165
http://www.ntvmsnbc.com/, 22/01/2003.
166
08/04/2003’te G. Bush ve T. Blair ortak bir açıklamayla Irak petrolünün yine Irak
halkının egemenliğinde kalacağını ve yine sadece Irak halkının yararı için kullanı-
lacağını söylemişlerdir. Ancak “Irak halkının yararına” ifadesinin ne anlama gel-
diği açık değildir, http://www.economist.com/, 12/04/2003.
Serkan AĞAR makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
3. İran
İran, 60 milyon nüfus, 100 milyar ABD Doları GSYİH ve kişi başına
düşen 1.500 ABD Doları milli gelirle bir petrol ve doğalgaz ülkesidir.
İran, dünya petrol rezervlerinin %9’una sahip olup, doğalgaz rezerv-
lerinde Rusya’dan sonra ikinci sırada yer almaktadır.
İran’ın yıllara göre ihracatı ham petrol fiyatlarına bağlı bir seyir iz-
lemiş, ham petrol fiyatlarının 22,00 ABD Doları civarında olduğu 1996-
1997’de 22.4 milyar ABD Doları olarak gerçekleşmiş, 1997-1998’de 18.2
milyar ABD Doları’na gerilemiş ve 1998-1999’da ham petrol fiyatları-
nın 10,00 ABD Doları seviyesine inmesine paralel olarak 14.5 milyar
ABD Doları olarak gerçekleşmiştir.
İran’ın en önemli ihraç kalemini ham petrol teşkil etmektedir. Pet-
rolden elde edilen ihracat gelirleri toplam ihraç gelirlerinin %75’ini
oluşturmakta ve dünya ham petrol fiyatlarına bağlı olarak artmakta
veya azalmaktadır.
Petrol tedarikçisi önemli ülkelerden biri olan İran, petrol satışı için
ortak banka ve ortak döviz önerisinde bulunmuş ve petrol satışında
kullanılacak para biriminin uluslararası para piyasalarında geçerli-
liği yüksek bir döviz olması gerektiğini ve petrol üreticilerinin ABD
Doları’ndan vazgeçerek başka bir döviz kullanmasının doğru olacağı-
nı belirtmiştir. İran, 2006 yılından bu yana uluslararası ticarette ABD
Doları kullanmamaktadır. Tahran’ın petrol ihracatı büyük oranda
Euro para birimine dayanmaktadır.
167,
168
Petrol üretimindeki payını, son yıllarda, siyasi etkileri olan eko-
nomik bir güç olarak kullanmaya başlayan İran, 21 Mart 2007-20 Şu-
bat 2008 tarihlerini kapsayan 11 aylık dönemde, 70 milyar ABD Doları
tutarında petrol ve petrol ürünü ihraç etmiştir. Söz konusu dönemde
ham petrolün ortalama varil fiyatının 74 ABD Doları olduğu dikka-
te alınacak olursa, İran bu dönemde OPEC kararları doğrultusunda
167
İran, Aralık 2007’den bu yana petrol satışında ABD Doları kullanmamaktadır. İran
Petrol Bakanı Gulamhüseyin Nozeri, petrol satışını ABD Doları üzerinden yapma-
yı tamamen durduklarını belirterek “Değer kaybı ve petrol ihracatçılarının uğradığı
zarar göz önüne alınınca dolar güvenilmez bir para birimi oldu” demiştir, http://www.
ntvmsnbc.com/news/429120.asp, 11.12.2007.
168
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad, 2007 yılında Suudi Arabistan’daki OPEC zir-
vesinde yaptığı konuşmada, ABD Doları’ndan “değersiz bir kağıt parçası” olarak söz
etmiştir, http://www.ntvmsnbc.com/news/441974.asp, 08.04.2008.
makaleler Serkan AĞAR
95TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
günlük 2.5 milyon varil ham petrol ihraç etmiştir. İran’ın 2007 yılına
ait petrol geliri 60 milyar ABD Doları olarak açıklanmıştır. Dünyada
dördüncü, OPEC’in ise Suudi Arabistan’dan sonra ikinci büyük petrol
üreticisi konumundaki İran, günlük 4.2 milyon varil ham petrol üret-
mektedir. Günlük 2.5 milyon varil ham petrol ihraç eden İran, OPEC’in
petrol üretim miktarının da azaltılması gerektiğini savunmaktadır.
169
4. Rusya Federasyonu
Rusya dünya petrol pazarında stratejik bir konuma sahiptir. 2002
yılında günlük ortalama 7.3 milyon varil üretim ve 4.8 milyon varil
ihracat yapan Rusya’da, petrol fiyatlarındaki artışa paralel olarak son
yıllarda hızlı bir ekonomik iyileşme gözlenmektedir. Bugün itibariyle
dünya ham petrol üretiminin %12’sini Rusya gerçekleştirmektedir.
Halen dünyadaki kesinleşmiş petrol rezervlerinin %6,2’si eski
SSCB ülkelerinde bulunmakta ve bu bölgede yeni keşifler beklenmek-
tedir.
170
Rusya, 2002 yılında günde 9.35 milyon varil petrol üretimiyle
dünyanın en büyük günlük üretim kapasitesine ulaşmıştır. Petrol üre-
timi 2000, 2001 ve 2002 yıllarında toplam 15.9 mbd artmıştır. Böylece,
geçmişte
171
dünyanın en önemli petrol üreticisi olan Rusya’nın stratejik
öneminin yeniden artacağı tahmin edilmektedir.
Bugün Rusya, OPEC ülkelerinin dışında, küresel petrol arzını et-
kileyen ve üretim seviyesiyle küresel fiyatlara yön verebilen bir ülke-
dir. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2006 yılı dünya enerji istatistiklerine
göre, petrol ihracatında 258 milyon ton ile Rusya, Suudi Arabistan’dan
sonra ikinci sıradadır. Rusya, Norveç ve Meksika OPEC üyesi olma-
yan üç önemli petrol üreticisi durumundadır. Ancak Norveç ve Mek-
sika, tek pazara bağlı ihracat yaptıkları için küresel fiyatları etkileye-
mezken, Rusya fiyatlar üzerinde söz sahibidir. Rusya’nın değinilen bu
169
İran Milli Petrol Şirketi Uluslararası İlişkiler Direktörü Hüccetullah Ganimiferd’in
verdiği bilgilerden derlenmiştir, http://www.ntvmsnbc.com/news/437211.asp,
28.02.2008.
170
Örneğin, Kazakistan’ın Kaşagan yöresinde 22 milyar varillik petrol kapasitesi
olduğu tahmin edilmektedir. SSCB’den ayrılan diğer ülkelerde de Hazar Denizi
tabanında yapılacak araştırmalar sonucu büyük rezervlere ulaşılacağına kesin gö-
züyle bakılmaktadır.
171
SSCB döneminde 1987 yılında petrol üretimi 12.7 mbd’ye çıkmış, bu rakama halen
Suudi Arabistan dahil hiçbir ülke erişememiştir.
Serkan AĞAR makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
konumu, OPEC’in etkisini azaltmayı planlayan ABD politikaları ile de
uyumludur. ABD’nin hedefi küresel arzın sürekliliğiyle fiyat istikrarı
iken, Rusya’nın hedefi gelir istikrarıdır. Irak’ta Rusya’nın Lukoil fir-
ması aracılığıyla sahip olduğu mevcut haklarının korunması halinde
Orta Asya ham ve işlenmiş petrolünün Kazakistan, Azerbaycan ve
Rusya üzerinden uluslararası pazarlara açılması ABD ile Rusya ara-
sındaki karşılıklı çıkarları besleyebilecektir. Rusya petrol sektörünün
liberal yapısı, petrol sektörü devletleştirilmiş OPEC ülkelerine karşı
Rusya’ya avantaj sağlamaktadır.
172
Resmi Adı Rusya Federasyonu
Yönetim Biçimi Federal Cumhuriyet
Resmi dili
Başkenti
Yüzölçümü
Rusça
Moskova
17.075.000 Km
2
Nüfusu (2003)
Para Birimi
Para Birimi Paritesi
GSYİH
145.000.000
Ruble
1 USD= 28,54 Ruble
(22 Haziran 2005, Rusya Merkez Bankası)
433 milyar USD (2003)
Dış Borç (kamu Kesimi)97.1 milyar USD (2004)
İstihdam (2003)
İşsizlik oranı
66.3 milyon kişi
% 8.3 (Mart 2005)
Doğrudan Yatırımlar9.5 milyar USD (yıllık, 2004)
Rusyadan Sermaye
Çıkışı
Enflasyon
9.5 milyar USD (yıllık, 2004)
11.7 (2004 yıllık ortalama)
Cari İşlemler Dengesi+ 60.1 milyar USD (2004)
Üyesi Olduğu
Uluslararası Kuruluşlar
APEC, ASEAN, BIS, Avrupa Konseyi, BDT, AYKB (EBRD), AEK,
G-8, IAEA, Dünya Bankası, IMF, ILO, Interpol, IOC, IOM (göz-
lemci), ISO, AGİT, BM Güvenlik Konseyi, DTÖ (gözlemci)
Kaynak: http://www.dtm.gov.tr/
172
Yıldırım, a. g. e., s. 57.
makaleler Serkan AĞAR
97TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
5. ABD ve Petrol Stratejisi
İlk kez II. Dünya Savaşı’ndan sonra İran Körfezi’nden petrol ithal
etmeye başlayan ABD, 1971 yılında petrol ithalatı üzerinde uyguladı-
ğı kota uygulamasını kaldırmıştır. Dünya petrol tüketiminin %25,5’i
ve petrol ithalatının %27’si ABD’ye aittir. ABD, petrol piyasasının
en önemli alıcısıdır ve aynı zamanda Suudi Arabistan’dan sonra en
yüksek üretim ABD’de gerçekleştirilmektedir. ABD’de petrol üretilen
önemli bölgeler Teksas, Louisiana, California, Alaska, Oklahoma ve
Kansas’tadır. Bugün itibariyle dünya ham petrol üretiminin %8’ini
ABD gerçekleştirmektedir. 2000 yılında 352.6 milyon ton ham petrol
üreten ABD, 2001 yılında 349.2 milyon ton, 2002 yılında 346.9 milyon
ton, 2003 yılında 338.4 milyon ton, 2004 yılında 329.8 milyon ton, 2005
yılında 313.3 milyon ton ham petrol üretmiştir.
Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2006 yılı dünya enerji istatistiklerine
göre, petrol ithalatında 577 milyon ton ile ABD ilk sıradadır. En bü-
yük petrol alıcısı ABD ile en büyük petrol tedarikçisi Suudi Arabistan
arasında petrole dayanan bir işbirliği oluşmuştur. Dünya petrol tüke-
timi artışının üçte birinden fazlasını sağlayan ABD’nin petrol ithalatı-
nın %17’sini Suudi Arabistan tedarik etmektedir. Suudi Arabistan’ın
OPEC liderliği rolü ile petrol fiyatlarının istikrarına etkisi ABD’yi
yakından ilgilendirmektedir. Suudi Arabistan’ı diğer petrol üreticile-
rinden ayıran ve kriz anında can simidi görevi yapan yedek üretim
kapasitesi, ABD’nin petrol güvenliği stratejisinin temel unsurlarından
biridir. Bunun karşılığında ABD, Suudi Arabistan’a zaman zaman fi-
nansal kaynak sağlamakta, Suud ailesinin egemenliğini korumakta,
krallığın petrol kuyularını ve toprak bütünlüğünü savunmasına yar-
dımcı olmaktadır.
Irak harekatı, ABD’nin yeni petrol stratejisi ile paraleldir. Mayıs
2001’de “ABD Ulusal Enerji Politikaları Geliştirme Grubu (NEPD)” tara-
fından hazırlanan “Ulusal Enerji Stratejisi Belgesi”nin çizdiği strateji, 10
yıl içinde küresel talebin tekrar canlandırılmasını amaçlamaktadır. Kü-
resel ekonomik büyümenin anahtarı petrol ve enerji piyasalarında gös-
terilmiş ve aşağıdaki maddeler temel unsurlar arasında sayılmıştır:
173
• Küresel enerji kaynakları arzında yer alan bölge ve ülke sayısı
artırılmalı ve çeşitlendirilmeli,
173
Gürlesel, a. g. e., s. 23-24.
Serkan AĞAR makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
• Orta-uzun vadede daha istikrarlı ve güvenli bir küresel enerji
piyasası oluşturulmalı,
• Enerji kaynaklarında dışa bağımlılık dengesi korunmalı,
• Arz kaynakları çeşitlendirilmelidir.
Büyük (Genişletilmiş) Ortadoğu Projesi (BOP)
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) sıkça gündeme gelen bir konudur.
Bu projenin Ortadoğu’yu konu edinmesi, akla petrolle yakın bir ilgisi-
nin bulunabileceği sorusunu getirmektedir.
174
11 Eylül sonrası
175
“terö-
rizmle savaş” maskesi altında Irak’ı işgal eden ABD ve İngiltere, Irak’ı
bütün Ortadoğu’nun örnek alacağı son derece çekici bir model yapma-
yı vaat etmiştir.
176
Son 30 yıl içinde ABD siyasetinin özü Arap demok-
rasisine terstir. İzlenen strateji, İsrail’in savunmasının finansmanı ve
belli bir barış sürecinin öne çıkarılması, Mısır ve Ürdün’de ABD yanlısı
yönetimlere destek verilmesiyle Basra Körfezi petrol devletlerinde hü-
küm süren ailelerle, özellikle Suudiler ile sıkı bir ittifakın geliştirilmesi
biçiminde gerçekleşmiş, öte yandan Irak’ın işgali, ABD’nin Irak hal-
kının refahından çok petrol ve egemen askeri konumu ile ilgilendiği
izlenimini güçlendirmiştir.
177
174
Bu yakın ilgiden olacak, haftalık siyasi haber dergisi Nokta anılan projeyi “Büyük
Ortadoğu Petrolleri” başlığı ile duyurmuştu. Zira sonuçta her ikisinin kısaltılmışı
da “BOP”tur, bkz Çakır, I. G., Büyük Ortadoğu Petrolleri, Nokta, Y. 23, S. 1083, 05-
11 Nisan 2004, s. 40-56.
175
Aslında BOP için ilk adımlar daha önce atılmıştır. 1998 yılında Amerikan Ulusal
Savunma Üniversitesi bünyesinde yer alan üst rütbeli askerler denetiminde hazır-
lanan “Güç Değerlendirme Raporu”, Ortadoğu’nun ABD açısından nasıl vazgeçi-
lemez bir enerji (petrol) kaynağı olduğundan, ancak başarısız ve haydut rejimle-
rin bölgedeki istikrarsızlığı körükleyerek yer altı kaynaklarının güvenli kullanı-
mını engellediğinden söz ederek ABD-Türkiye-İsrail çizgisinde Büyük Ortadoğu
adında bir güvenlik ve işbirliği anlayışı öngörmekte idi. 11 Eylül’ün ardından
06/11/2003’te ABD Başkanı George W. Bush, BOP’u ülkesinin yeni Ortadoğu stra-
tejisi olarak ilan etmiştir. 06/02/2004’te ise, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney,
Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’ndaki konuşmasında, “Büyük
Ortadoğu’da reformlar için çalışan, kendini feda eden herkese destek vermek gö-
revimizdir” diyerek BOP’a göndermede bulunmuştur.
176
Achcar, G., “Büyük” Ortadoğu Projesi, Le Monde Diplomatique-Vatan, 21-27 Mart
2004, s. 1.
177
Schwenninger, S., “Rewamping American Grand Strategy”, World Policy Journal,
2003, nak. Achcar, a. g. e., s. 4.
makaleler Serkan AĞAR
99TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
BOP, dünyanın kanıtlanmış petrol rezervlerinin %66’sının bulun-
duğu coğrafyaya egemen olmayı amaçlamaktadır. Yani BOP’un ses-
lendirilmeyen amacı, Ortadoğu’nun yeraltı serveti petrolün güvenli
kullanımını temin etmektir. Petrol nerede ise güç orada odaklaşmalı-
dır.
178
13/02/2004’te Londra’da yayımlanan liberal eğilimli Arapça bir
gazetede Washington yönetiminin 8-10 Haziran’da ABD’de Georgia-
Sea Island’da yapılan G-8 zirvesi
181
için temsilcilere dağıttığı “Büyük
Ortadoğu G-8 Girişimi” isimli bir belge yayınlanmıştır.
179
Söz konusu
belge, Arap ülkeleri dışında Afganistan, İran, Pakistan, İsrail ve hat-
ta Türkiye
’
yi
180
de kapsamaktadır. Dünyanın bütün çıkarlarını tehdit
eden bir yönetimin sunduğu söz konusu proje, inandırıcılıktan bütü-
nüyle uzaktır.
6. AB ve Petrol Stratejisi
Avrupa Birliği (AB) enerji politikası, ekonomik bütünleşmeye pa-
ralel olarak kademeli bir biçimde gelişmiştir. AB’nin 6 kurucu üyesi,
enerji kaynaklarını yönetmek için bir çerçeve oluşturma gereksinimi
duyarak 1951’de “Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)” kurmuş-
tur. Bu girişimle birlikte bugüne kadar gelen Avrupa politik entegras-
yonu süreci başlatılmıştır. 1958’de ise “Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu
(AAET)” ve “Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET)”nu kuran antlaşmalar
imzalanmıştır.
1973’te yaşanan ilk petrol bunalımından önce AB, enerji tüketi-
minde tutumsuz davranmakta ve ithalata aşırı bağımlı bulunmakta
idi. Petrol bunalımı AB’de enerji arzını dış şoklarsan koruyacak bir
178
ABD Enerji Enformasyon Enstitüsü’nün verilerine göre, küresel petrol gereksini-
mi 2025 yılına kadar her yıl ortalama %1,8 oranında artarak günde 118.8 milyon
varile yükselecektir. ABD, 2020 yılında ithal edeceği petrol için yıllık 150 milyar
ABD Doları ödeyecektir. Avrupa ülkeleri ise, önümüzdeki dönemde, petrol gerek-
sinimlerinin %92’sini ithal eder duruma gelecektir. 20-30 yıllık süreçte Ortadoğu,
küresel petrol gereksinimini karşılayacak en önemli kaynak olacaktır, Çakır, a. g.
e., s. 44-45.
179
Orijinal metin için bkz http://english.daralhayat.com/
180
BOP’ta Türkiye’nin stratejik anlamda öne çıktığı bir konu bulunmaktadır: Büyük
Ortadoğu coğrafyasındaki kanıtlanmış enerji kaynaklarının %76’sı, Adana/İncir-
lik merkez alınarak çizilecek ve yarıçapı 1000 mil olan bir dairenin içinde yer al-
maktadır. Söz konusu bu durum Türkiye’yi, ABD için vazgeçilmez kılmaktadır.
Serkan AĞAR makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
stratejiye gereksinim olduğunu göstermiştir. 1980’li yılların sonunda
AB enerji piyasasını serbestleştirme yönünde çalışmalara başlamıştır.
Bu bağlamda yapılması gereken, AB üyeleri arasında parçalanmış bu-
lunan mevcut enerji piyasalarının bütünleştirilmeleri idi. Böylece AB
enerji iç pazarı kısa zamanda artan rekabetin odağı durumuna gelmiş-
tir.
Nihayet 1995’te AB enerji iç pazarı için gelen ilkeleri ve hedefleri
ortaya koyan “Avrupa Birliği İçin Bir Enerji Politikası” başlıklı “Beyaz
Kitap”
181
kabul edilmiştir. Beyaz Kitap’a göre AB enerji politikasının
en önemli hedefleri,
• Enerji arzının güvenliği,
• Çevrenin korunması,
• Genel rekabet gücüdür.
AB enerji politikasının amaçları ise,
• Rekabet gücü, enerji arzının güvenliği ve çevrenin korunması
arasında bir dengeye vararak toplam enerji tüketiminde kömürün pa-
yını korumak ve doğalgazın payını artırmak,
• Nükleer enerji santralleri için azami güvenlik koşulları getir-
mek,
• Yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmaktır.
AB’nin başlangıcından beri kurucu antlaşmaların doğrudan uygu-
lanması, kömür ve petrol ürünlerinin serbestçe ve kısıtlamasız dolaşa-
bildikleri bir “Tek Pazar” kurulmasını olanaklı kılmıştır.
AB enerji politikası, petrolü başka enerji biçimleriyle ikame etmeyi
hedeflemekte ise de, bir yandan petrol arzının kesintiye uğramasını
önleyici tedbirler öngörmekte, diğer yandan yerli hidrokarbon kay-
naklarının aranması ve işletilmesini de teşvik etmektedir. 1994’ten bu
yana AB, kendi içinde hidrokarbon arama, keşif ve üretim faaliyetle-
rinde (üçüncü ülke şirketleri dahil) bütün şirketlere erişim olanağı sağ-
lamaktadır.
181
Orijinal metin için bkz http://europa.eu.int/en/comm/dg17/whitepap.htm,
15/07/2008.
makaleler Serkan AĞAR
101TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Petrol ürünleri üzerindeki tüketim vergileri, AB enerji iç pazarının
temel taşlarından biri olarak kabul edilmektedir. Çoğu ürünler için as-
gari vergi düzeyi, ürünün yakıt veya ısınma amaçlı olarak kullanılma-
sına göre değişmektedir.
AB enerji kaynakları bakımından fakir değildir. Ancak tüketilen
enerjinin yarısı üçüncü (AB dışı) ülkelerden ithal edilmektedir. En çok
ithal edilen enerji kaynağı petroldür. AB’de tüketilen petrolün yakla-
şık dörtte üçü ithalat yoluyla karşılanmaktadır.
1991’de Lahey’de imzalanan “Avrupa Enerji Şartı” ise, 38 ülkeyle
AB tarafından onaylanmıştır. Şart’ın temel hedefleri,
• Arz güvenliğini artırmak,
• Enerji üretimi, dönüşümü, taşınması, dağıtımı ve kullanımının
verimliliğini en üst düzeye çıkarmak,
• Çevre sorunlarını azaltmaktır.
Nisan 1998’de “Enerji Şartı Antlaşması” ve enerji verimliliği üzeri-
ne bir protokol yürürlüğe girmiştir.
Petrol sektöründe çevrenin korunması amacıyla açık deniz tesis-
lerinin sökülmesiyle bir oto-petrol programı öngörülmüştür. Avrupa
sularında yaklaşık 6 bin petrol platformu vardır. Bunların nasıl sökü-
lüp kaldırılacağı hükümetler, sanayi ve çevreciler arasında tartışma
yaratmaktadır. “Kuzey Doğu Atlantik Deniz Çevresinin Korunması Hak-
kında Sözleşme (OSPAR)” ile Kuzey Denizi’nde açık deniz tesislerinin
tümüyle kaldırılması kararlaştırılmıştır. Çevrenin korunması alanında
ikinci girişim, 1992 yılında Avrupa Komisyonu tarafından otomotiv
ve petrol tasfiyesi sektörleriyle ortaklaşa başlatılan “oto-petrol progra-
mı” adını taşımaktadır. Söz konusu program, “Dünya Sağlık Teşkilatı
(WHO)” tarafından hazırlanan bir dizi hava kalitesi standartlarını baz
alarak arabalar ve yakıtlarla ilgili olarak hava kalitesinde iyileşme sağ-
lamak için gerekli tedbirleri incelemiştir.
1970’li yıllarda yaşanan petrol bunalımından sonra stok tutma sis-
teminin geliştirilmesiyle gelecekte gerçekleşmesi olası bunalımların
etkisinin sınırlandırılacağı kabul edilmiştir. AB üyeleri, asgari 90 gün-
lük tüketime eşdeğer düzeyde petrol ürünü stokları bulundurmakla
yükümlüdür.
Serkan AĞAR makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
AB, eski SSCB devletleri için “INOGATE (Avrupa’ya Devletlerara-
sı Petrol ve Doğal Gaz Taşımacılığı Programı)” çerçevesinde önemli bir
çalışma yapmıştır. INOGATE, eski SSCB’nin yeni bağımsız devletleri
için AB’nin teknik yardım programı kapsamında önemli bir bölgesel
girişimdir. Bazı Orta ve Doğu Avrupa ülkelerini de içine alan bu prog-
ramla bölgesel petrol ve doğalgaz ürünlerinin daha iyi duruma geti-
rilmesi ve modernize edilmesine, Hazar ve Orta Asya bölgelerinden
Avrupa ve Batı piyasalarına hidrokarbon taşınması için farklı seçe-
neklerin değerlendirilmesine yönelik olarak taraf ülkelerin çabalarının
desteklenmesi amaçlanmaktadır.
VI. SON SÖZ
“Kafkasya’da petrol, kan ve politika birbirine karışık…”
Alfred Nobel
Ağustos 1958’de Albay Drake’in Batı Pennsylvania’nın dar vadile-
rinde petrole rastlamasıyla yeni bir çağ başlamıştır. Bu çağın kaynağı
petrol, savaşta ve barışta ulusları bir araya getirdiği gibi onların arala-
rını da bozmuştur. 20’nci yüzyılın büyük politik ve ekonomik mücade-
lelerinde son sözü söyleyen hep petrol olmuştur.
182
Bugün dünya petrol üretiminde OPEC, kesinleşmiş petrol rezerv-
lerinin dörtte üçünü kontrol etmekte, toplam petrol üretiminin ve ih-
racatının yarısını gerçekleştirmektedir. OPEC üyeleri ağırlıklı olarak
Ortadoğu bölgesindendir. Ortadoğu ülkeleriyse, petrol rezervlerinin
üçte ikisine ve üretimin üçte birine sahiptir. OPEC dışındaki üreticile-
rin öneminin giderek artmasına rağmen OPEC’in dünya petrol üreti-
mindeki payının 2025’te %50 seviyesine yükselmesi beklenmektedir.
Batı Avrupa, Kuzey Amerika ile Asya’nın Ortadoğu petrolüne ba-
ğımlılığı giderek artmaktadır. Asya ülkelerinin petrol tüketimi ve top-
lam petrol talebindeki payı yükselmekte ve petrol tüketiminin tama-
mına yakını Ortadoğu ülkelerinden karşılanmaktadır. Batı Avrupa’nın
büyük ölçüde sanayi kaynaklı olan petrol talebinin yaklaşık dörtte biri
ve dünyanın en büyük petrol tüketicisi olan Kuzey Amerika’nın tüke-
timinin sekizde biri Ortadoğu ülkeleri tarafından karşılanmaktadır.
182
Yergin, D., Petrol, Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü, çev. Tuncay, K., 3. Basım,
Mayıs, 2003, s. 736.
makaleler Serkan AĞAR
103TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Günümüzde Avrupa ve Japonya’nın olgunlaşan ekonomilerinin
petrol tüketimindeki payı düşmektedir. Yakın zamana kadar ABD’den
sonra en yüksek ham petrol tüketimi Japonya tarafından gerçekleştiril-
mekte iken bugün ikinci sırada Çin vardır. Uzakdoğu Asya ülkelerinin
toplam petrol tüketimi ise ABD’nin tüketimini geçmektedir.
Petrol tüketimi ile GSYİH birbirine paralel olarak artmaktadır.
OPEC analizlerine göre, petrol tüketiminde ikinci ülke konumundaki
Çin’in, daha önce Mançurya’daki petrol rezervleri sayesinde kendine
yeterli olması, 1993 yılından bu yana ise net ithalatçı konumuna geç-
mesi dikkat çekicidir. Önemli petrol ihracatçısı ülkelere komşu olan ve
Irak ile Rusya’nın petrol arzındaki paylarının yükselmesi durumunda
jeopolitik önemi artacak olan Türkiye, “Kerkük-Yumurtalık” ve “Bakü-
Tiflis-Ceyhan” ile gerçekleşecek diğer petrol boru hatlarıyla transit pet-
rol geçişi sağlayan ülke olarak artı bir stratejik değer kazanacaktır.
Petrol bugüne kadar pek çok savaşa konu olmuş, onun için çok kan
dökülmüştür. Yarın da petrol ve onun sağladığı zenginlik ve güç için
yine savaşlar olacaktır. Dünyada petrol tükenmedikçe bu böyle sürüp
gidecektir. Petrolün bugün genel dünya politikasının belirlenmesiyle
ülkelerin coğrafi, siyasi ve ekonomik geleceğinin biçimlenmesindeki
etkinliği halen sürmektedir.
Endüstri toplumunun temeli enerjidir. Tüm enerji kaynakları için-
de en büyük yankıyı petrol uyandırmıştır. Ancak büyük sorunları da
beraberinde getirmiştir. Bu sorunların temelinde petrolün stratejik ka-
rakteri, coğrafi anlamda homojen dağılmaması, sürekli kriz yaratması
ve insanoğlunun petrol tarafından kendisine sunulan fırsatları hoyrat-
ça kullanması yatmaktadır.
Rus-Amerikan, Amerikan-İngiliz, Türk-İran nüfuz mücadelesi,
XX. yüzyılın sonunda başlayan soğuk savaşın XXI. yüzyıla taşınma-
sına yol açmıştır. Rusya ve İran’a bağımlı olmayan enerji otoyolları
açılması gereği bu savaşın temelini oluşturmaktadır. Türkiye bu mü-
cadelelerin tam ortasındadır. İlk raundu Rusya ve İran kazanmış ve
Trans-Hazar projesi iptal edilmiştir. Mavi Akım ve İran hattı yapılmış
ve doğalgaz nakli başlamıştır. Afganistan’ın işgaliyle Türkmen gazına
Unocal’ın sunduğu Afganistan hattı projesi Bush döneminde öncelik
kazanmıştır. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının kullanıma açıl-
masıyla ikinci raundu Batı kazanmıştır. Ancak Çin ve Rusya ABD’nin
enerji imparatorluğunun karşısındadır. Kafkaslarda petrol yüzünden
Serkan AĞAR makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Çeçenler yok edilirken dünya bu vahşete seyirci kalmaktadır. Bu sü-
reçte Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan sürekli iç çatışma yaşa-
makta ve karıştırılmaktadır. Darbe, suikast, iç savaş ve etnik çatışma-
lar olağan hale gelmiştir. Kafkasların kaderi petrole endeksleşmiştir.
Karabağ, Abhazya ve Güney Osetya savaşları dolaylı olarak petrol
kavgasının eseridir. 100 yıl önce Bakü’den ilk petrolü çıkartan dinami-
tin mucidi olan Alfred Nobel, “Kafkasya’da petrol, kan ve politika birbirine
karışık…” demişti. Bu tarihi söz bugün tekerrür etmektedir.
183
Petrol her zaman için soylu insan karakterinin temelinde bir ti-
yatro olmuştur. Bu tiyatroda yaratıcılık, işletmecilik, beceri ve teknik
yeniliklerin rolü olduğu kadar, tamahkârlığın, çözülmenin, kör politik
hırsın ve acımasız gücün de rolü vardır.
184
XX. yüzyıl nasıl petrolün çağı olmuşsa, içinde bulunduğumuz
XXI. yüzyıl da dünyanın her alanda petrolün modern yapısıyla deği-
şime uğradığına tanıklık etmektedir. Petrole her geçen gün daha çok
bağlanan uygarlık, uzunca bir süre daha petrolün esareti altında yaşa-
yacaktır.
183
http://www.farukarslan.com/articles/publish/article_25.shtml, 11/08/2008.
184
Yergin, a. g. e., s. 736.