makaleler Hasan DURSUN
227TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalar genellikle tam
yargı davası olarak bilinir. Ancak bu bakış açısı yüzeysel bir bakış açısı
olup vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan davaların kuramsal ni-
teliğini doğru bir şekilde ortaya koyamaz. Vergi uyuşmazlıklarından
kaynaklanan davaların kuramsal niteliğini doğru bir şekilde ortaya
koyabilmek için konunun ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve analiz
edilmesi gerekir. Söz konusu inceleme ve analiz sonucu vergi uyuş-
mazlıklarından kaynaklanan davaların, şaşırtıcı bir şekilde, ağırlıklı
olarak iptal davası olduğu ortaya çıkmaktadır.
Vergi
1
uyuşmazlıklarından kaynaklanan davaların kuramsal nite-
liğini doğru bir şekilde saptayabilmek için her şeyden önce vergi uyuş-
mazlıklarından kaynaklanan davaların tanımlanması gerekmektedir.
Vergi uyuşmazlıklarından doğan davaları tanımlamanın en kestirme
yolu; vergi mahkemelerinin görev alanına bakmaktır. Gerçekten de,
6.1.1982 tarih ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkeme-
leri ve Vergi Mahkemeleri Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un;
vergi mahkemelerinin görevleri başlıklı 6. maddesinde, vergi mahke-
melerinin; genel bütçeye, il özel idarelerine, belediye ve köylere ait
vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve
cezaları ile tarifelere ilişkin davalara; vergi ve benzerleri ile ilgili ola-
rak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un
uygulanmasına ilişkin davalara ve diğer kanunlarla verilen işlere ba-
*
Ankara Ü. S. B. Ens. Kamu Hukuku (İdare Hukuku) doktora öğrencisi.
1
Burada vergiden kastedilen husus, geniş anlamda vergi olup bunun içerisine dar
anlamda vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler girer.
VERGİ UYUŞMAZLIKLARINDAN DOĞAN
DAVALARIN KURAMSAL NİTELİĞİNİ
SAPTAYABİLMEK
Hasan DURSUN
*
Hasan DURSUN makaleler
228TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
kacağı belirtilmiştir. 2576 sayılı Kanun’un 6. maddesi, 24.2.1988 tarih
ve 3410 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önce vergi mahkemeleri kural
olarak 6183 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan tüm uyuşmaz-
lıklara bakmakla görevli iken, sözü edilen değişiklikten sonra sade-
ce vergi ve benzerleri ile ilgili olarak 6183 sayılı Kanun’un uygulan-
masından doğan uyuşmazlıklara bakmakla görevli kılınmıştır. Vergi
mahkemelerinin görev alanını düzenleyen 2576 sayılı Kanun’un 6.
maddesi hükmünden, vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan dava-
ların da maddede sayılan davalar olduğu anlaşılmaktadır. Bunun-
la birlikte, 2576 sayılı Kanun’un 6. maddesinde sayılan davalar, dar
anlamdaki vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalardır. Vergi
uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalardan sadece dar anlamdaki
vergi uyuşmazlıklarından doğan davalar anlaşılamaz, bu yüzden ge-
niş anlamdaki vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların saptanması
zorunlu bulunmaktadır.
Geniş anlamda vergi uyuşmazlıklarından doğan davaları; 2576 sa-
yılı Kanun’un 6. maddesinde sayılanlar yanında, bir vergi kanununun
Anayasa’ya aykırı olduğu savıyla Anayasa Mahkemesi’ne açılan iptal
davaları ile vergiyle ilgili bir kanunun Anayasa’ya aykırı olduğu sa-
vıyla mahkemeler tarafından somut norm denetimi yoluyla Anayasa
Mahkemesi’ne gönderilen davalar;
vergiyle ilgili tüzük, yönetmelik,
genel tebliğ gibi düzenleyici işlemlerin kanuna aykırı olduğu savıyla
Danıştay’da açılan iptal davaları da oluşturur. Geniş anlamdaki ver-
gi uyuşmazlıklarından doğan davaları, bunların yanında, özel durum
olarak nitelendirilebilecek; takdir komisyonu kararlarına karşı açılan
davalar, vergi ve cezadaki hataların şikayet yoluyla düzeltilmesi iste-
minin reddi üzerine açılan davalar, uzlaşma komisyonlarının uzlaşma
başvurusunu yetkisizlik veya süre aşımı nedeniyle reddetmesi üzerine
açılan davalar ile uzlaşmanın olmaması ya da sağlanamaması üzerine
açılan davalar da oluşturur.
Bu çalışmada öncelikle medeni yargılama hukukundaki gelenek-
sel dava türleri incelenecek, daha sonra ise idari uyuşmazlık ve dava
Uygulamada gerek iptal davası yoluyla gerekse somut norm denetimi yoluyla Ana-
yasa Mahkemesi’nin önüne getirilen davalarda yaygın olarak Anayasa’nın kanun
önünde eşitlik başlıklı 10. maddesi ile vergi ödevi başlıklı 73. maddesine aykırılık
olduğu savında bulunulmaktadır.
Vergi davalarını oluşturan özel durumlar hakkında ayrıntılı bir inceleme için bkz.
Ağar, Vergi Davalarının Hukuki Niteliği, s. 274-279.
makaleler Hasan DURSUN
229TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
türleri ile yargının çeşitli açılardan sınıflandırılması üzerinde duru-
lacaktır. Öncelikle geleneksel dava türlerinin incelenmesinin nedeni,
davaların klasik ve tipik şeklinin medeni yargılama hukukundaki il-
kelere dayalı olması ve kimi ülkelerde vergi uyuşmazlıklarından do-
ğan davaların medeni yargılama hukukunda düzenlenen dava türleri
içerisinde yer almış olmasıdır. İdari uyuşmazlık ve dava türleri ile yar-
gının çeşitli açılardan sınıflandırılmasının incelenmesinin nedenini ise
vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların niteliğinin etkin bir şekilde
kavranması, Fransa ve Türkiye’de vergi yargısının idari yargı düzeni
içerisinde yer alması nedeniyle vergi uyuşmazlıklarından davaların
idari dava türleri içerisinde yerleştirilmesi gereğidir. Çalışmanın daha
sonraki kısmında, karşılaştırmalı hukukta vergi uyuşmazlıklarından
doğan davaların konumu saptanılacaktır. Çalışmanın sonunda ise ver-
gi uyuşmazlıklarından kaynaklanan davaların öğretide hangi dava tü-
rüne girdiği konusunda ileri sürülen görüşlere yer verilecek ve Danış-
tay uygulamalarında vergi uyuşmazlıklarından doğan davaların nasıl
bir nitelendirmeye tabi tutulduğu üzerinde durulacaktır.
I. MEDENİ YARGILAMA HUKUKUNDA DAVA TÜRLERİ
Medeni yargılama hukukunda dava türleri çeşitli ölçütler bakı-
mından sınıflandırılmaktadır. Bu hukuk dalında çoklukla davalar,
mahkemeden istenen hukuki korunmaya göre sınıflandırılmaktadır.
Mahkemeden istenen hukuki korunmaya göre üç türlü dava bulun-
maktadır. Bunları; eda davası, tespit davası ve inşai dava (yenilik do-
ğuran dava) olarak ifade etmek olanaklıdır.
Eda davasında; davacı, davalının bir iş yapmaya, bir şey vermeye
veya bir işi yapmamaya mahkum edilmesini ister. Bir başka deyişle
eda davalarında, belirli bir hakkın veya hukuki ilişkin saptanması ve
bu hak veya hukuki ilişkin özünü oluşturan edimin elde edilmesi için
davalıya bir emir verilmesi istenir. Örneğin satış bedelinin ödenmesi
açılan dava eda davası niteliğindedir.
Tespit davaları; bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının ya da
kapsamının veya bir belgenin gerçek veya sahte olup olmadığının
Bkz. Kuru, Arslan, Yılmaz, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 1986, s. 187.
Eda davası hakkında fazla bilgi için bkz. Kuru, Arslan, Yılmaz, a. g. e., s. 182, 187,
188.
Hasan DURSUN makaleler
230TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
saptanmasına ilişkin davalardır. Örneğin kira bedelini veya taraflar
arasındaki rekabet yasağının neleri kapsayıp kapsamadığını saptamak
üzere açılan davalar, tespit davalarının somut örneklerini oluşturmak-
tadır.
S
Medeni usul hukukunda son bir dava türü olan inşai dava ile de,
davacı, var olan bir hukuki durumun değiştirilmesini veya kaldırılma-
sını veya yeni bir hukuki durumun yaratılmasını ister. Bu yüzden inşai
davalara yenilik doğuran davalar da denilmektedir. Kural olarak inşai
hak sahibinin bu hakkını tek taraflı olarak kullanılmasıyla hukuki so-
nuç kendiliğinden doğar; bir başka deyişle, hukuki sonucun doğabil-
mesi için karşı tarafın kabulüne veya mahkeme kararına gerek yoktur.
Örneğin, bir sözleşme bir tarafın fesih iradesini kullanmasıyla kendili-
ğinden sona erer, sözleşmenin fesih edilmiş sayılabilmesi için bir mah-
keme hükmüne veya karşı tarafın kabulüne gereksinim yoktur. Buna
karşın, bazı inşai hallerde hak sahibinin bu hakkını tek taraflı olarak
kullanmasıyla hukuki sonuç kendiliğinden doğmaz. Bu tür inşai hak-
lar iki türlüdür. Birinci tür inşai haklarda; hukuki sonucun doğabilme-
si için iki tarafın anlaşması gereklidir. Örneğin bir cezai şartın kaldırıl-
ması veya indirilmesi için iki tarafın anlaşma yapması gerekmektedir.
Eğer taraflar anlaşmazlarsa hukuki sonucun doğabilmesi için inşai hak
sahibinin mahkemeye başvurması gerekir. İkinci tür inşai haklarda ise
hukuki sonucun doğabilmesi için bir mahkeme hükmüne gereksinim
vardır. Bu tür inşai haklarda taraflar anlaşsa bile kendiliğinden yeni
bir hukuki durum yaratmazlar. Hukuki durumun yaratılabilmesi için
bunun mutlaka mahkemeden dava yolu ile istenmesi ve mahkemenin
kararına gereksinim bulunmaktadır. Örneğin boşanma veya evliliğin
butlanı için açılan davalar bu tür inşai davaların somut örnekleridir.
II. İDARİ UYUŞMAZLIK VE DAVA TÜRLERİ
Bu kısımda idari uyuşmazlık ve dava türleri ile idari dava türlerini
oluşturan iptal ve tam yargı davaları arasındaki farklar incelenecek-
tir.
6
Tespit Davaları hakkında fazla bilgi için bkz. Kuru, Tespit Davaları, 1963, s. 15-67.
Fazla bilgi için bkz. Kuru, Arslan, Yılmaz, a. g. e., s. 183, 192-194.
makaleler Hasan DURSUN
231TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
1. İdari Uyuşmazlık
Genel olarak uyuşmazlık; bir hukuki ilişkide, ilişkinin tarafların-
dan birisinin, ilişkinin öteki tarafının hukuk kurallarına aykırı davran-
dığını ve böylece hakkını ihlal ettiğini ileri sürmesiyle ortaya çıkan bir
sürtüşme ya da çekişmeyi ifade eder.
Bazı durumlarda ise ilişkinin
iki tarafı da kendi açılarından kendilerini haklı görebilir; bir başka de-
yişle, nesnel hukukun tanıdığı hakkın kendilerine ait olduğunu sana-
rak sürtüşme ve çekişme içerisine düşebilirler. Sürtüşme ve çekişme
olduğu zaman ise günümüzde kendi kendine hak alma kural olarak
suç sayıldığı için taraflardan birinin devlete (yargı mercilerine ve icra
dairelerine) başvurarak haklı ya da haksızı devletin belirlemesini ve
haklı olanın hakkının tanınması ve yerine getirilmesi için mahkemeye
başvurması, yani dava açması gerekir. Dava; bir başkası (davalı) tara-
fından öznel hakkı ihlal edilen veya tehlikeye konulan veya kendisin-
den haksız bir talepte bulunulan kimsenin (davacının) mahkemeden
hukuki koruma istemesine denilir.
10
İdari uyuşmazlık ise, idarenin yapmış olduğu bir işlem ya da eyle-
min hukuk kurallarına aykırı olduğunun iddia edilmesi sonucu, böyle
bir iddiada bulunan ile İdare arasında ortaya çıkan sürtüşme ya da
çekişmedir. İdari dava da, ortaya çıkan böyle bir idari uyuşmazlığın
çözümlenmesi için, İdarenin yapmış olduğu bir işlem ya da eylemin
hukuka aykırılığını ileri süren kimsenin devletten (kural olarak idari
yargı merciinden) hukuki koruma istemesidir.
11
Her idari dava bir idari uyuşmazlığı içerir. Ancak her idari uyuş-
mazlığın mutlaka bir idari davaya yol açması gerekmez. Bir idari uyuş-
mazlığın dava biçimine dönüşebilmesi için onun belli bir süre içerisin-
de ve belirli usuller izlenerek yargı mercii önüne getirilmesi ve yargı
merciinden hukuki koruma istenmesi gerekmektedir.
12
Günday, İdare Hukuku, 2003, s. 271.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’ndan farklı olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda
kendi kendine hak almanın müstakil olarak cezai bir yaptırıma tabi tutulmama-
sı kendi kendine hak almanın kural olarak yasak olduğu ilkesini zedelemez. 5237
sayılı Kanun’da; hırsızlık, yağma ve dolandırıcılık ve belgede sahtecilik suçlarının
kendi kendine hak almaya dayanması halinde verilecek cezanın indirileceği belir-
tilmiş, diğer suçlarda ise böyle bir indirim kabul edilmemiştir. Konu hakkında fazla
bilgi için bkz. Hakeri, Sorularla Ceza Hukuku, 2005, s. 222, 223.
10
Fazla bilgi için Bkz. Kuru, Aslan, Yılmaz, a. g. e., s. 14, 146 vd.
11
Günday, a. g. e., s. 271.
12
Günday, a. g. e., s. 271.
Hasan DURSUN makaleler
232TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
2. İdari Dava Türleri
6.1.1982 tarih ve 2575 sayılı Danıştay Kanunu yürürlüğe girme-
den önce yürürlükte bulunan 521 sayılı Danıştay Kanunu’nda idari
davalar; iptal davaları, tam yargı davaları, idari sözleşmelerden do-
ğan davalar, yorum davaları ve temyiz davaları olmak üzere toplam
beş tür olarak kabul edilmekteydi. Halbuki 2577 sayılı Kanun’un 2.
maddesinin 1. fıkrasında idari davalar; iptal davaları, tam yargı da-
vaları ve idari sözleşmelerden doğan davalar olmak üzere toplam üç
tür olarak kabul edilmiştir. 2577 sayılı Kanun’la yorum davası kaldı-
rılmış, temyiz davası ise temyiz başvurusu yoluna dönüştürülmüştür.
Gerçi her ne kadar 2577 sayılı Kanunu’nda idari davalar üç tür olarak
kabul edilse de, kanımızca da toplam iki tür idari dava bulunmakta-
dır. Bunlar; iptal davası ile tam yargı davasıdır. 2577 sayılı Kanun’da
idari sözleşmelerden doğan davalar ayrı bir idari dava kategori olarak
düzenlense de idari sözleşmeden doğan davaları, Günday’ın isabetli
olarak belirttiği üzere kimi durumlarda iptal davası kimi durumlarda
ise tam yargı davası olarak saymak olanaklıdır.
Daha somut bir deyişle, Günday, bir idari sözleşmede, idarenin
sözleşmeden ayrılabilen tek yanlı işlemlerine karşı açılacak davaların
iptal davası, sözleşmenin mali hükümlerinin uygulanmasından doğan
uyuşmazlıklara karşı açılan davaların ise tam yargı davası olduğunu
ileri sürmektedir.
13
Hukukumuzda idari dava türlerinin iptal ve tam yargı davası
olduğunu belirttikten sonra bu dava türlerinin dışında “vergi davası”
şeklinde bir idari davanın olup olmadığı sorusu haklı olarak sorulabi-
lir. Gerçekten de, 6.1.1982 tarih ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkeme-
leri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemeleri Kuruluşu ve Görevleri
Hakkında Kanun’un 13. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; diğer
kanunlarda geçen vergi ihtilafı deyiminin vergi davası anlamını taşı-
dığının ifade edilmesi ve 6.1.1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nda kimi durumlarda sadece vergi davasından bahse-
dilmesi (örneğin 3. maddenin 1. fıkrasının (e) bendinde), kimi durum-
larda ise iptal ve tam yargı davalarından bahsedildikten sonra ayrıca
13
Bkz. Günday, a. g. e., s. 275. Bununla birlikte Gözübüyük ve Tan, idari sözleşmeler-
den doğan tüm davaları, kanımızca isabetsiz olarak, tam yargı davası olarak kabul
etmektedirler. Bkz. Gözübüyük , Tan, İdare Hukuku Cilt 2 İdari Yargılama Hukuku,
1999, s. 614.
makaleler Hasan DURSUN
233TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
bir de vergi davalarından bahsedilmesi (örneğin 17. maddenin 1. fık-
rasında) zihinleri karıştırmaktadır.
Burada şu hususu hemen belirtelim ki, “vergi uyuşmazlıklarından
kaynaklanan dava” şeklinde ayrı bir idari dava türü bulunmamaktadır.
Çünkü idari dava türlerini sayan 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesin-
de vergi uyuşmazlıklarından kaynaklanan dava şeklinde ayrı bir ida-
ri dava türü öngörülmemektedir. Diğer yandan, 2576 ve 2577 sayılı
kanunlarda sanki ayrı bir idari dava türü gibi “vergi davasından” bah-
sedilmesini ise kanun koyucunun özensizliği ve dikkatsizliği olarak
kabul etmek gerekir.
14
Vergiye ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar; kimi durumlar-
da iptal davası, kimi durumlarda ise tam yargı davası olarak kabul
edilmelidir. Bununla birlikte, vergiye ilişkin uyuşmazlıklardan doğan
davaların hangi durumlarda iptal davası, hangi durumlarda ise tam
yargı davası oluşturacağına aşağıda kuramsal inceleme kısmında ay-
rıntılı olarak deyinileceğinden burada üzerinde durulmayacaktır. Bu
açıklamalardan sonra ilk olarak, idari dava türlerini oluşturan iptal ve
tam yargı davaları üzerinde durulacaktır.
1. İptal Davaları
İptal davaları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2.
maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre,
idari işlemler hakkında yetki, şekil, konu, sebep ve amaç yönlerinden
birisi ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için açılan dava-
lar iptal davalardır.
İptal davasının amacı, İdarenin hukuka ve kanuna aykırı işlemle-
rini ortadan kaldırmak suretiyle, onun hukuka bağlılığını sağlamak ve
böylece hukuk düzenini sağlamaktır. İptal davalarında davacının rolü,
İdarenin işleminin hukuka ve kanuna aykırı olup olmadığının incelen-
mesi ve bir aykırılık saptandığı takdirde işlemi geçmişe etkili olarak
iptal etmesi için idari yargı merciini harekete geçirmekten ibarettir.
15
İptal davaları, bir ölçüde medeni yargılama hukukundaki tespit
davalarına benzer. Gerçekten iptal davasında da yargı yeri, dava ko-
14
Karş. Turmangil, Vergi Davasının Hukuki Niteliği, s. 155.
15
Azrak, İptal Davalarının Objektif Niteliği Üzerine Düşünceler, s. 146.
Hasan DURSUN makaleler
234TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nusu yapılan idari işlemin hukuka uygunluğunu denetlemekte ve bu
denetimi sonunda işlemin hukuka uygun olup olmadığı yönünde bir
saptama yapmaktadır. Daha somut bir deyişle, iptal davalarında da
tespit unsuru bulunmaktadır. Ancak yargı yeri denetlediği işlemin hu-
kuka aykırı olduğunu saptadığında salt bu saptama ile yetinmemekte,
bu saptamadan sonra hukuka uygunluk karinesinden yararlanarak
etki ve sonuçlarını o zamana kadar doğurmuş; bir başka deyişle ilgilisi
hakkında bir hukuksal durum yaratmış bir işlemi yapıldığı tarihten
itibaren hükümsüz kılmaktadır.
16
Hukuka ve kanuna aykırı idari işlemin geçmişe etkili olarak iptal
edilmesi özelliğini göz önünde tutarak Azrak; haklı olarak, iptal dava-
sının özel hukukta benzerine rastlanmayan, tümüyle idare hukukuna
özgü bir dava tipi olduğunu ifade etmektedir.
17
Buna karşın Önen, iptal davasının amacının hukuka aykırı bir
idari işlem veya kararın kaldırılması veya değiştirilmesini sağlamak
olduğu, bu karakteriyle iptal davası ve dava sonunda verilen iptal ka-
rarının bir inşai karar olduğunu ifade etmektedir.
18
Kanımızca, Önen’in fikrinde bir isabet bulunmamaktadır. Gerçek-
ten de, Özyörük’ün haklı olarak belirttiği üzere, idare hukukunda inşai
dava şeklinde bir dava türünden bahsedilemez. Çünkü idare hukukun-
da hukuki durum ve ilişki yaratmak aktif İdareye düştüğünden idare
mahkemesi, idare adına hareket etmeye kuvvetler ayrımı ilkesi dolayı-
sıyla yetkili değildir. Yazara göre, idare mahkemesi, iptal kararı yoluy-
la idareyi ancak dolaylı olarak bir işlem yapmaya mecbur bırakır.
19
2. Tam Yargı Davaları
Tam yargı davaları, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. madde-
sinin 1. fıkrasının (b) bendinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
(ihlale uğrayanlar) tarafından açılan davalar, tam yargı davalarıdır.
Tam yargı davaları, medeni yargılama hukukundaki edim davala-
16
Günday, a. g. e., s. 272.
17
Azrak, a.g.m. s. 146.
18
Önen, İnşai Dava, 1981, s. 161.
19
Özyörük, İdare Hukuku ve İdari Yargı Ders Notları (Kısaltılmışı; Ders Notları), 1975,
s. 460.
makaleler Hasan DURSUN
235TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
rına benzemektedir. Çünkü tam yargı davalarında da, tıpkı edim da-
valarında olduğu gibi, bir idari işlem ya da eylem ile ihlal edilmiş olan
bir hakkın korunması ve bu hakkın özünü oluşturan edimin yerine
getirilmesini sağlamak için dava açılmaktadır.
20
İdari işlem ve eylemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler ta-
rafından açılan tam yargı davaları temel olarak üç türlüdür. Bunlar;
a. Tazminat Davaları
Tam yargı davalarının en sık karşılaşılan türü olan tazminat da-
vaları, idarenin işlem ya da eylemleri nedeniyle uğranılan zararların
giderilmesi için açılan davalardır. Bir başka deyişle tazminat davaları,
idarenin mali sorumluluğuna dayanan davaları ifade etmek için kulla-
nılır.
21
Örneğin, idarenin hayvanlara uyguladığı aşı sonunda hayvan-
ların ölmesi hâlinde doğan zararın giderilmesi için açılan dava tam
yargı davasıdır.
22
b. İstirdat (Geri Alma) Davaları
İstirdat davaları, haklı bir neden olmaksızın İdarenin malvarlığına
geçmiş olan bir mal ya da paranın geri alınması için açılan davalardır.
Örneğin yapılan bir vergi hatası sonucu fazladan alınan bir verginin
geri alınması için açılan dava bir istirdat davasıdır.
23
c. İdari Sözleşmelerden Doğan Davalar
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının
(c) bendinde ifade edilen “Tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve
sözleşmelerinden doğan anlaşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin
yürütülmesi için yapılan idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan
uyuşmazlıklara ilişkin davalar” gerek öğretide ve gerek İYUK’nın 36.
maddesinde ayrı bir dava türü olarak değil, fakat tam yargı davaları-
nın bir türü olarak kabul edilmektedir.
24
20
Günday, a. g. e., s. 274.
21
A. g. e.
22
Gözübüyük ve Tan, a. g. e., s. 612.
23
Günday, a. g. e., s. 275.
24
A. g. e.
Hasan DURSUN makaleler
236TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Ancak, idari sözleşmelerden doğan her türlü uyuşmazlıklara iliş-
kin davaları yukarıda da anlatıldığı üzere tam yargı davası olarak ni-
telendirmek olanaksızdır. Gerçekten de, bir idari sözleşmeye ilişkin
olmakla beraber, idarenin sözleşmeden ayrılabilen tek yanlı işlemleri
iptal davasına konu yapılabilir. Buna karşılık sözleşmenin mali hü-
kümlerinin uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara ilişkin davala-
rın tam yargı davası olduğundan ise kuşku duyulmamaktadır.
25
İdari
sözleşmelerden doğan davaları tam yargı davası başlığı altında ince-
lememizin nedenini, genellikle, sözleşmenin mali hükümlerinin uygu-
lanmasından doğan uyuşmazlıklar nedeniyle tam yargı davalarının
açılması yoluna gidilmesi, İdarenin sözleşmeden ayrılabilen tek yan-
lı işlemlerine karşı ayrıksı durumlarda iptal davası yoluna gidilmesi
oluşturmaktadır.
3. İptal ve Tam Yargı Davası Arasındaki Farklar
İdari dava türlerini oluşturan iptal ve tam yargı davaları arasında
önemli farklar bulunduğu Türk öğretisinde bütün yazarlar tarafından
benimsenmemektedir. Örneğin Özyörük; iptal ve tam yargı davalarını
kıyaslamanın, bir zamanlar idare hukukçuları için adeta bir zevk teş-
kil ettiğini, o dönemde hukukçuların iptal davalarının “menfaat” ihlal
edildiği zaman açılan dava, tam yargı davasının ise “hak” ihlal edildiği
zaman açılan dava olduğunu söylediklerini ve bu sözlerden o günkü
zamanda bile son derece kuşkulu ve tartışma götürür sonuçlar çıkarıl-
dığını ifade etmektedir.
26
Özyörük; kişinin, içeriği menfaat olmayan bir hakkının olamaya-
cağını, hukukun sözünü ettiği her hakkın, hukuk tarafından bir men-
faatin saptanması olduğunu ve bu menfaatin mutlaka maddi olması
gerekmeyeceğini ifade etmektedir. Yine, yazar, idarenin parayla ifade-
si mümkün olan bir zarar vermeden de bir sübjektif hakkı ihlal etmiş
olabileceğini ifade ederek; bir kimsenin, somut bir öznel hak olarak
düzenlenmemiş nitelikte idarenin salt hukuka uygun davranmasın-
dan doğan menfaati ile her öznel hakkın içeriği olan menfaat arasın-
da menfaat unsuru itibariyle bir farkın olmadığını ifade etmektedir.
Yazara göre, para ile ölçülebilir bir zarar verilmediği sürece, bir öznel
25
A. g. e.
26
Özyörük, Ders Notları, s. 481.
makaleler Hasan DURSUN
237TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
bir hak olarak da, bir sübjektif hak kılığında bulunmayarak da, soyut
menfaat ihlali olanaklıdır. Yazar, bu iki durumda da açılacak davanın
iptal davası olduğunu ifade etmekte ancak bir öznel hakkın para ile öl-
çülebilir surette ihlal edildiği durumda ise açılacak davanın tam yargı
davası olacağını belirtmektedir.
27
Özyörük; o dönemde yürürlükte olan 521 sayılı Danıştay Kanu
nu’nun 30. maddesinin öznel hakkın içeriği olan menfaat ile somut-
laştırılmış bir öznel hak biçimine dönüşmemiş menfaati birbirinden
ayırmak için kanun iptal davasının menfaati ihlal edilenler, tam yar-
gı davasının da hakları ihlal edilenler tarafından açılacağını söyledi-
ği ifade ederek bunun uygulama kolaylığı açısından getirilen bir sı-
nıflandırma olduğunu belirtmektedir. Özyörük’e göre, bir tutum, bir
davranış hukukla çelişirse ortadan kaldırılır, bu çelişmeden bir zarar
doğmuşsa telafi edilir. Yazara göre bilimsel gerçeklik planında iki tür-
lü dava vardır. Birinci türde; hukuka uymayan norm, tespit ve imha
edilmekte, ikinci türde ise verilmiş zarar ödetilmektedir. Yazar bu
iki tür dava arasındaki usul farklarının sadece yargı görevinin yeri-
ne getirilmesindeki maddi hukuki nitelik farkından değil uygulama
zorunluluğundan doğduğunu ifade etmektedir. Bu nedenle, yazara
göre, kanun koyucunun uygulama kolaylığı sağlamak amacıyla başka
türlü de koyabilmesine hiç bir engel bulunmayan usuli hükümlerden,
maddi hukuki sonuçlar çıkarmanın boşuna bir çaba olduğunu ifade
etmektedir.
28
Yürürlükten kaldırılan 521 sayılı Danıştay Kanunu’nun 30. mad-
desinde; iptal davasının menfaati ihlal edilenler, tam yargı davaları-
nın ise hakkı ihlal edilenler tarafından açılacağı kuralı 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde aynen benimsense de,
kanımızca Özyörük’ün yukarıda belirtilen görüşlerinde isabet bulun-
mamaktadır. Gerçekten de iptal davası ile tam yargı davası arasındaki
farklar sadece usuli hükümlerden doğmamakta, öze ilişkin olarak da
aralarında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Bu açıklamalardan son-
ra iptal davası ile tam yargı davasının karşılaştırılması sonucu arala-
rındaki farklılıkları şu şekilde ifade etmek olanaklıdır:
a. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesindeki
yasal tanımdan da anlaşılacağı üzere iptal davasına ancak idari işlem-
27
A. g. e., s. 459, 460.
28
A. g. e., s. 459. 482, 483.
Hasan DURSUN makaleler
238TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ler konu olabilirken, tam yargı davalarına hem idari işlemler hem de
idari eylemler konu olabilmektedir.
29
Bir başka deyişle, konu unsuru
yönünden iptal davası ile tam yargı davası arasında fark bulunmak-
tadır.
b. Yine yasal tanımda da belirtildiği üzere iptal davası açabilmek
için dava konusu yapılmak istenen işlemin davacının mutlaka kişisel
bir hakkını ihlal etmesi gerekmez iken, tam yargı davasının açılabilme-
si için dava konusu yapılmak istenen idari işlem ya da eylemin dava-
cının kişisel bir hakkını ihlal etmesi zorunludur.
30
c. İptal davasının amacı bir idari işlemin iptalini sağlamak iken,
tam yargı davalarının amacı bir hakkın yerine getirilmesi, uğranılan
zararın giderilmesi ya da eski durumun geri getirilmesidir.
31
d. İptal davası, bir idari işlemin hukuka uygun olup olmadığını
saptadığından nesnel bir nitelik taşımaktadır. Buna karşın tam yargı
davasıyla, kişisel bir hakkın ihlal edilip edilmediği araştırıldığından
öznel bir nitelik taşımaktadır.
32
e. İptal davasının doğurduğu sonuçtan sadece davanın tarafları
değil iptal edilen kararla ilgili herkes yararlanırken, tam yargı davası
ile elde edilen sonuçtan sadece davanın tarafları yargılanır.
33
f. Türkiye’de iptal ve tam yargı davaları arasında yargılama usulü
bakımından bir fark olmasa da idari yargı düzenimizin esin kaynağı
olan Fransa’da iptal davası ile tam yargı davası yargılama usulleri ba-
kımından da birbirinden farklıdır.
34
Ayrıca, aşağıda görüleceği üzere,
Fransa’da idari tasarrufun iptal veya tam yargı davasına konu olması-
na göre İdareye başvurduktan sonra söz konusu tasarruf hakkında ne
kadar bir süre içerisinde idari yargıya başvurulacağı da farklıdır.
Bu açıklamalardan sonra vergi uyuşmazlıklarından doğan davala-
rın kuramsal niteliğini iyice kavrayabilmek açısından öncelikle yargı-
nın çeşitli açılardan sınıflandırılması üzerinde durulacaktır.
29
Günday, a. g. e., s. 274.
30
A. g. e.
31
A. g. e.
32
A. g. e..
33
Gözübüyük ve Tan, a. g. e., s. 613.
34
A. g. e..
makaleler Hasan DURSUN
239TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
III. YARGININ ÇEŞİTLİ AÇILARDAN SINIFLANDIRILMASI
Fransa’dan kaynaklanan idari yargı sisteminde; idari uyuşmazlık-
lar ve bunların çözüm yolları hukuksal niteliklerine temel olarak iki
kategoriye ayrılmaktadır. Bunlardan birinci kategori; idari uyuşmaz-
lıkları çözümleyecek olan yargıcın önüne getirilen hukuki sorunun ni-
teliğine göre yapılmaktadır. Bu çerçevede; Léon Duguit “nesnel uyuş-
mazlıklar” ile “öznel uyuşmazlıklar” ayrımı yapmaktadır.
35
İdari uyuşmazlıklar; ikinci kategori olarak ise Edouard Lafer
riere’nin XIX. yüzyılın sonunda ortaya attığı ve ülkemiz uygulamasını
da büyük ölçüde etkileyen bir ayrıma dayanmaktadır. Bu ayrım, ida-
ri konulardaki çeşitli uyuşmazlıklara bakan yargıca verilen yetkilerin
karşılaştırmalı çözümlemesine dayanmaktadır. E. Laferriere, bu sınıf-
lamasında, idari konulardaki açılabilecek davaları; iptal davası, tam
yargı davası ve cezai dava olarak ayırmış ve davaları sistemleştirmiş-
tir.
36
1. Vergi Uyuşmazlıklarına Bakan Yargıcın
Önüne Konulan Sorunun Özüne Göre
Yapılan Sınıflandırma
Bu sınıflandırma, değişik mahkemelerin önüne gelen uyuşmaz-
lıkların içeriğinin incelenmesine göre Léon Duguit’in yaptığı nesnel
yargı-öznel yargı ayrımına dayanmaktadır.
37
Duguit’in yaptığı bu ay-
rımın ölçütleri ve her bir yargı türünün özellikleri şunlardır:
a. Nesnel Yargı
Duguit’e göre nesnel hukuk; toplum hâlinde yaşayan bireyleri
bağlayan davranış kuralıdır, öyle bir kural ki, ona uyulması belirli bir
zamanda toplum tarafından adalete uygun ve ortak yararın güvencesi
olarak düşünülür, ihlali hâlinde ise ihlal edene karşı ortaklaşa bir tep-
kiye neden olur.
38
İşte nesnel yargıda, yargıca sunulan sorun bir nesnel
35
Bkz. Turmangil, a.g.m., s. 137.
36
A. g. e..
37
Bkz. a. g. e., s. 138.
38
Duguit, Manuel de Droit Constitutionel, 4. éd. Paris, 1923, s. 1, nak. Turmangil,
a.g.m., s. 140 dn. 19.
Hasan DURSUN makaleler
240TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
hukuk sorunu olup yargıç bu hukuksal sorunu iki farklı varsayımla
çözmektedir. İlk varsayım; bir maddi veya hukuki işlemin bir hukuk
kuralını ihlal edip etmediğidir. Bu varsayıma göre, maddi bir fiil veya
hukuksal bir işlem hukuka aykırı ise yargının hiç bir duraksamaya yer
vermeksizin nesnel alanda olduğu kabul edilir. Yine bu varsayım ge-
reği, hukuki bir işlem hukuk kuralını ihlal ediyorsa bu işlemin, nesnel
veya öznel olup olmadığına bakılır, nesnel bir hukuki işlem hukuka
aykırı ise yargı da nesnel hukuk alanındadır.
39
İkinci varsayım ise, bir işlem, davranış veya fiil, nesnel bir hukuki
statüye aykırı olursa yine nesnel yargı alanında bulunulduğunu kabul
eder. Buradaki temel sorun bu nesnel hukuki statünün gücü ve geniş-
liğinin ne olduğunun çözümlenmesidir. Dolayısıyla yargıcın çözmesi
gereken sorun bir nesnel yargı sorunudur. Bir başka deyişle, nesnel bir
yargılama yürütülmekteyse, nesnel hukuka giren herhangi bir durum,
statü veya usul söz konusudur ve bir işlemin bu duruma, statüye veya
usule aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
40
L. Duguit; yukarıda bahsedilen varsayımların yanı sıra bazı so-
mutlaştırma denemeleri yapmış ve bu çerçevede nesnel yargının tür-
lerini açıklarken ceza yargısı ve haksız fiilleri tazmin yargısı yanında
iptal yargısına da yer vermiştir. Duguit; iptal davasının türleri olarak
düzenleyici veya şart işlemlere karşı açılan davaları örnek olarak gös-
termiştir.
41
b. Öznel Yargı
Duguit’e göre öznel hukuk; toplumda yaşayan bireyin, istediği bir
sonucun toplum tarafından tanınmasını sağlayabilme yetkisidir. Ya-
zara göre bu yetki, ancak, bireyin irade beyanını oluşturan hedef ve
gerekçe nesnel hukuk tarafından meşru olarak kabul edildiği durum-
larda var olabilir.
42
Duguit’e göre, ilgilinin yargıçtan öncelikle ve temel olarak bir süb-
jektif hukuk sorununu çözmesini istediği zaman öznel yargı ortaya
39
Bkz. Turmangil, a.g.m., s. 138, 139.
40
Bkz. a. g. e., s. 139.
41
Fazla bilgi için bkz. a. g. e., s. 139, 140.
42
Duguit, Manuel de Droit Constitutionel, 4. éd.,Paris, 1923, s.1, nak. Turmangil,
a.g.m., s. 140 dip not 19.
makaleler Hasan DURSUN
241TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
çıkar. Duguit ilgilinin, üç varsayımda hakimden bir öznel hukuk soru-
nunu çözmesini isteyebileceğini ifade etmektedir.
43
Birinci varsayımda yargı organı, bir öznel hukuki durumun var
olup olmadığını, varsa genişliğinin ne olduğunu araştırır ve vereceği
yanıta göre de bu durumu olanaklı kılacak bir karar alır. Öznel bir
hukuki durumun niteliklerini şunlar oluşturabilir; söz konusu durum
belirli bir kişiye bir defaya özgü olmak üzere herhangi bir yükümü
yerine getirme borcu yüklemiştir veya özel ve geçicicidir veya nesnel
hukuk tarafından yaratılmamıştır veya nesnel hukukun herhangi bir
kuralının uygulanması yoluyla bu kişiye yüklenmemiştir.
44
İkinci varsayımda; öznel hukuki durumun varlığı ve kapsamına
itiraz edilmemekte, sadece bu durumu doğuran öznel hukuki işlemin
bir sakatlık taşıdığı ileri sürülerek iptali istenmektedir. Bu varsayım-
da yargıca sorulan soru, idari işlemin bir hukuki sakatlık taşıyıp taşı-
madığı, bir başka deyişle, hukuka uygun olması için nesnel hukukun
gerektirdiği bütün öğeleri bünyesinde barındırıp barındırmadığıdır.
Burada öznel bir hukuki durumun hukuka uygun olarak doğup doğ-
madığı incelendiği için öznel yargı durumu mevcuttur.
45
Üçüncü varsayımda ise, var olan öznel bir hukuki durumun, nes-
nel bir hukuki işlemden etkilenip etkilenmediği sorunu incelenir. Bu-
radaki sorun, nesnel hukuki işlemin hukuka uygun olup olmaması
değil, bu işlem sonucunda öznel hukuki durumda bir değişiklik olup
olmadığıdır.
46
2. Vergi Uyuşmazlıklarına Bakan Yargıca
Tanınan Yetkilerin Niteliğine Göre Yapılan Sınıflandırma
Yukarıda da belirtildiği üzere ilk defa Fransız yazar Laferriere
tarafından yapılan bu sınıflandırmaya göre davalar arasında yapılan
temel ayrım; iptal davası-tam yargı davası ayrımıdır. Laferriere, bu sı-
nıflandırmayı yaparken vergi yargıcının önüne getirilen uyuşmazlık
konusu sorunun özüne değil, yargıcın verdiği kararların içeriğine ve
vergi yargıcının yetkilerine göre bir ayrım yapmıştır. Yazara göre iptal
43
Bkz. Turmangil, a.g.m., s. 140.
44
A. g. e..
45
A. g. e..
46
Bkz. a. g. e., s.141.
Hasan DURSUN makaleler
242TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
davasında yargıç, sadece hukuka aykırı kararları iptal etme hakkına
sahip bulunmakta, bu kararları düzeltmek veya kendi kararıyla ikame
etmek hakkına sahip bulunmamaktadır. Buna karşın tam yargı dava-
sında ise, yargıç, kendisine sunulan uyuşmazlıkta tam bir hakemlik
yapmakta, maddi ve hukuki unsurları incelemek, İdarenin kararları-
nı düzeltmek (örneğin; vergi borcunu azaltmak, yükümlünün vergi
borcunu terkin etmek gibi), tazminata hükmetmek gibi yetkilere sahip
bulunmaktadır. Yazara göre yargıç öznel hakları belirlerken çoğu za-
man bu tür yetkileri kullanır ancak öznel yargı ile tam yargı arasında
zorunlu bir bağ bulunmamaktadır. Bununla birlikte, yazara göre öznel
haklara ilişkin uyuşmazlıkların çoğu, yargıcın en geniş yetkilerle do-
natılması halinde eksiksiz bir çözüme kavuşturulabilecektir.
47
Bu açıklamalardan sonra vergi davalarında yargıcın iptal ve tam
yargı yetkilerinden bahsetmek yerinde olacaktır.
a. Yargıcın İptal Yetkileri
Vergilendirme işlemi tek taraflı bir hakimiyet tasarrufuna da-
yandığından vergi idaresinin iptal davası (ya da Fransız idari yargı
sisteminde olduğu gibi yetki aşımı davası) ile yargılanmasının çeşitli
önemli yönleri bulunmaktadır. Bir kere vergi yükümlülerinin hakları
ve borçları, ancak matrahı ve vergiyi doğuran olayı belirleyen yasal
kurallara göre saptanacağından, vergi yargısı bir hukuka uygunluk
denetimidir. Bu açıdan vergilendirme kararının hükümsüzlüğüne ip-
tal davası yoluyla gidilmesinin tutarsız bir yönü bulunmamaktadır.
Vergilendirme işlemini yargılayan yargıç, iptal davası (yetki aşımı da-
vası) yargıcı gibi hukuka aykırılığın bütün yönlerini araştırmaktadır.
Daha somut bir deyişle, yargıç, vergilendirme işlemini yetki, şekil ve
kanuna aykırılık bakımından incelemekte, bu unsurlar bakımından bir
sakatlık saptarsa vergilendirme işlemini iptal etmektedir. Ancak, vergi
davası yargıcı, sadece yetki saptırılması gibi bir nedene dayanarak ya-
pılan vergilendirme işlemini iptal etmemelidir çünkü vergi idaresinin
vergilendirme işleminin hazırlanması sırasında tam bir takdir hakkı
bulunmamaktadır.
48
Sıradan bir idari karar ile vergilendirme kararı arasında sebep un-
47
Bkz. a. g. e., s. 145, 146.
48
Bkz. a. g. e., s. 147.
makaleler Hasan DURSUN
243TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
suru açısından hukuka aykırılık bağlamında da önemli bir fark bulun-
maktadır. İdari işlemlerdeki sebep unsuru, işlemin temelinde yatan
fiili veya hukuki nesnel durumdur. Bu tanım çerçevesinde vergilen-
dirme kararının altında birbirinden farklı iki öğe ortaya çıkmaktadır.
Bir tanesi vergilendirme işleminin yasal temelini oluşturan mevzuat,
diğeri ise vergiyi doğuran olay veya eylemdir. İdare hukuku ilkele-
ri çerçevesinde bir idari kararın altında yatan fiili veya hukuki neden
sakat olursa kararın kendisi de sakat olur. Vergiye ilişkin idari karar-
larda ise, sakatlığın kararın yasal temeline veya kararı doğuran olaya
bağlanmasına göre ayrım yapılması gerekir. İdarenin tek yanlı işlemi
olması nedeniyle yasallık ilkesine sıkı sıkıya bağlı olan vergilendirme
işleminin dayanağı olan mevzuat sakat olursa, vergilendirme işlemi
de sakat olur. Buna karşın, vergilendirme işleminin dayanağı fiili bir
durum ise, bu işlemin hukuka uygunluğu kendisini doğuran olaydan
bağımsız olacaktır. Bir başka deyişle, fiili durumun hukuka aykırı
olması, vergilendirme işleminin de hukuka aykırı olması sonucunu
doğurmaz. Kısacası, vergilendirme işlemindeki sebep bakımından
hukuka aykırılık sadece yasal temel, bir başka deyişle hukuki sebep
bakımından olacaktır.
49
b. Yargıcın Tam Yargı Yetkileri
Günümüzde iptal davaları somut sorunları da incelediğinden tam
yargı davası aleyhine sınırlarını genişletse de vergi davalarında yargı-
cın tam yargı yetkileri bir takım özellikler göstermektedir. Vergi dava-
sı yargıcı, hukuka aykırı bir vergilendirme işlemini sadece iptal etmek
yerine, vergi idaresi tarafından esasa ilişkin değerlendirmeleri değişti-
rebilmekte; bir başka deyişle, vergiyi azaltabilmekte, çoğaltabilmekte,
terkin edebilmekte veya ilk derece mahkemesi tarafından kaldırılan
bir vergi, yüksek mahkeme tarafından yine konulabilmektedir. Tam
yargı davası niteliğindeki vergi davalarında yargıcın yetkileri; iptal
davası niteliğindeki vergi davalarından oldukça fazladır. Daha somut
bir deyişle, tam yargı davası niteliğindeki vergi davalarında yargıç;
soruşturma ve mantık yürütme yetkilerini faal idarenin yetkilerine ek-
leyerek adeta bir idareci gibi karar vermekte, İdarenin takdir yetkisi
dışında, kendisi de gerçek anlamada bir takdir yetkisi kullanmakta-
49
Bkz. a. g. e., s. 147, 148.
Hasan DURSUN makaleler
244TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
dır. Kısacası, tam yargı davası niteliğindeki vergi davalarında yargıç;
üstlendiği görevin gereği ve çözmesi istenilen uyuşmazlıklara ilişkin
vereceği kararlar ile nesnel bir yargı yargıcı konumunda bulunmak-
ta, ancak iptal davası yargıcının sınırlı görevinin ilerisine de gitmek-
tedir.
50
Vergi yargıcının yetkisi; eş anlı olarak hukuka uygunluk denetimi
yapılıyorsa uyuşmazlığın esasının incelenmesine göre çok genel; buna
karşın, uygulanabilir hukuk kuralına göre çok özeldir. Vergi yargısı,
hukuka uygunluk denetiminin yanı sıra, belirli bir mükellefin vergi
borcunun esası ve tutarı üzerinde olduğu için bir tam yargı niteliğini
taşımakta ifade etmekte ve tam yargı niteliğindeki vergi davalarında
yargıç; iptal davası niteliğindeki vergi davalarındaki yargıcın aksine,
sınırlamasız ve kayıtsız olarak yargılama yapmaktadır.
51
Türk yargı sisteminde özellikle Danıştay içtihatlarında tam yargı
davası, genellikle tazminat davası olarak anlaşılmaktadır. Halbuki tam
yargı davasının anlamı tazminat davaları demek değildir; tazminat
davaları, yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere tam yargı da-
vasının sadece bir türüdür. Tam yargı davasının anlamı; Turmangil’in
isabetli olarak belirttiği üzere yargıcın bir yargılamanın gerektirdiği
bütün yetkileri sınırlamasız ve kayıtsız olarak kullanması demektir.
52
Bu açıklamalar ışığında; vergi davalarında yargıcın tam yargı yet-
kilerini şu şekilde sınıflandırmak olanaklıdır:
- Vergi yargıcı, vergilendirme işleminin dayandığı tüzük, yönet-
melik veya genel tebliğ gibi düzenleyici işlemleri kendiliğinden veya
itiraz üzerine yasaya aykırı görürse o düzenleyici işleme göre uygula-
ma yapmayı reddetmelidir.
- Vergi hukukunun idare hukukundaki kendine özgü yeri nede-
niyle vergi davası yargıcı, özel hukuk nitelendirme ve idarenin değer-
lendirmeleri ile bağlı olmadan bir hukuki işlemi vergi yasası uyarınca
tanımlayabilmelidir. Vergi yargıcı; vergi yasasına ve bunun yorumuna
uygun olarak ekonomik ve teknik değerlendirmeye girişme yetkisine
sahip olmalıdır. Örneğin bir derneğin ticari faaliyet güdüp gitmediğine
karar verebilmeli, bir şirketin yöneticilerinin almış olduğu ücretin aşırı
50
Bkz. a. g. e., s. 148.
51
Bkz. a. g. e., s. 149.
52
Bkz. a. g. e..
makaleler Hasan DURSUN
245TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
olup olmadığını kendi koyduğu ölçütlere göre belirleyebilmelidir.
- Vergi yargıcı; delil ve kanıt konusunda da büyük bir serbesti içe-
risinde bulunmalı, her türlü yoldan delil ve kanıt kabul edebilmelidir.
- Vergi yargıcı; bazı durumlarda, hakkaniyetle karar verebilmeli
ve çoğu zaman iyi niyet veya doğal borçlar gibi kavramlara yollama
yapabilmelidir.
53
IV. KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA
VERGİ DAVALARININ NİTELİĞİ
Bu kısımda Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Fransa’da vergi
uyuşmazlıklarından kaynaklanan davaların nasıl bir nitelendirilmeye
tabi tutulduğu üzerinde kısaca durulacaktır.
1. Amerika Birleşik Devletleri’nde
Anglo-Sakson hukukunu benimsemiş tüm ülkelerde olduğu gibi
Amerika Birleşik Devletleri’nde de idari yargı düzeneği olmadığı için
idare hukuku pek fazla gelişmemiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde
vergi davaları, vergi mahkemelerinde açılsa da vergi mahkemeleri tek
yargı düzeni olan adli yargı düzeni içerisinde yer almaktadır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde vergi mahkemelerine iki türlü
vergi uyuşmazlığı davası açmak olanaklıdır. Birinci tür vergi dava-
sı, memorandum davasıdır. Bu dava sonucu; kimi durumlarda vergi
mahkemeleri, hukukun temel ilkelerini ve maddi olguları saptamakta,
kimi durumlarda ise memorandum kararı vermektedir.
54
Memoran-
dum davası sonucu vergi mahkemesinin vermiş olduğu karar; bir sap-
tama niteliğinde olup söz konusu kararda, mahkeme kararıyla birlik-
te konu hakkındaki görüşünü ortaya koymamakta; bir başka deyişle,
mahkeme kararının gerekçesi bulunmamaktadır. Memorandum ka-
rarı; mahkemenin vermiş olduğu bir hüküm niteliği taşımamaktadır.
Memorandum kararı; sadece mahkemenin vermiş olduğu bir niyet ka-
rarı niteliği taşımakta ve temyiz edilememektedir.
55
53
Karş. a. g. e., s. 149.
54
Rice, Introduction to Taxation, 1994, s. 16-18, 19.
55
Black’s Law Dictionary, 1979, s. 888.
Hasan DURSUN makaleler
246TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Kanımızca Amerika Birleşik Devletleri’nde açılan memorandum
davaları bir ölçüde tespit davalarına bir ölçüde de yürürlükten kaldı-
rılmış olan 521 sayılı Danıştay Kanunu’nda öngörülen yorum davaları-
na benzemektedir. Tespit davasına benzemektedir çünkü aynen tespit
davalarında olduğu gibi bir maddi olgu veya bir hukuki ilişki saptan-
maktadır, yorum davasına benzemektedir; çünkü Özyörük’ün isabetli
olarak belirttiği üzere yorum davasında asıl sorun yorum değil, bir
kanuniyetin saptanmasıdır.
56
Memorandum davalarında da kanuniyet
daha doğru bir deyişle vergisel bir işlemin hukukiliği saptandığından
bu bakımdan yorum davalarına benzemektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde açılan ikinci tür vergi davası ise sı-
radan (regular) dava niteliğindedir. Bu dava yoluna gidilebilmesi için
mükellefin haksız olduğunu savladığı vergiyi öncelikle ödemesi istenir.
Mükellef vergiyi ödedikten sonra ödemiş olduğu verginin sonra usul
veya hukuka aykırı olduğu savında bulunarak mahkemeye başvurur
ve sıradan bir vergi davası açar. Açmış olduğu davayla, haksız olarak
kendisinden tahsil edilen vergi miktarının kendisine geri verilmesini
ister. Vergi mükellefi; sadece Bölge Mahkemesi’nde (District Court)
açmış olduğu sıradan davalarda jüri isteme hakkı bulunmaktadır. Bu
mahkemelerde kurulan jüri ise sadece olguyu saptamakta ve hukuki
bir değerlendirme yapmamaktadır.
57
Amerika Birleşik Devletleri’nde
açılan sıradan vergi davalarının medeni yargılama hukukunda kabul
edilen edim davası niteliğinde olduğu çıplak bir gerçekliktir. Çünkü
söz konusu ülkede idari yargı düzeni bulunmadığı gibi iptal ve tam
yargı davası şeklinde idari dava türleri de bulunmamaktadır.
2. Almanya’da
Alman idari yargı sisteminde, Fransız idari yargı sisteminde oldu-
ğu gibi iptal davası-tam yargı davası ayrımı bulunmamakta, medeni
yargılama hukuku bakımından geçerli olan dava türleri –tespit davası,
inşai dava ve edim davası ayrımı– idari yargı sistemi bakımından da
geçerli bulunmaktadır.
58
56
Özyörük, Ders Notları, s. 491.
57
Rice, a. g. e., s. 16-21.
58
Kumrulu, Vergi Davalarının Kuramsal Niteliği Üzerine Düşünceler (Kısaltılmışı; Vergi
Davalarının Kuramsal Niteliği), s. 971 vd.
makaleler Hasan DURSUN
247TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Alman öğretisinde Bettermann; iptal davasının kimi durumlar-
da bir eda davası niteliğine bürünebileceğini kabul etse de, diğer tüm
yazarlar, iptal davalarını inşai dava olarak tanımlanmakta, bir başka
deyişle, Bettermann dışında iptal davasının inşai dava olduğu konu-
sunda öğretide bir oydaşı bulunmaktadır.
59
Alman öğretisinde iptal davalarının inşai dava olduğu fikri şu
gerekçeyle kabul edilmektedir: İptal davasıyla fertlere, devlete karşı
hukuka aykırı olan idari işlemden kurtulmayı sağlayan bir iddia ta-
nınmıştır. Bu iddia bir haktan kaynaklanmaktadır. Bu hak, iptali iste-
me hakkıdır. İptali isteme hakkı öznel bir hak, bir inşai haktır. Fertler,
devlete karşı iptali isteme savında bulunurken, bu öznel inşai hakkı
kullanmış olurlar. İdare ilgilinin istemini kabul edecek olursa bunun-
la işlem iptal edilmiş ve inşai sonuç doğmuş olur. Buna karşın; İdare
ilgilinin istemini reddederse, ilgilinin bu hakkı iptal davası yoluyla
kullanmak hakkı saklıdır. Böyle bir durumda, kişinin iptali istemeye
yönelik öznel hakkının her somut olay bakımından inşai sonuç doğur-
maya elverişli nitelikte olup olmadığı mahkemenin vereceği iptal ka-
rarıyla belirlenecektir. Bu çerçevede idari yargıdaki iptal davalarının
konusu, maddi içerikli iptali isteme hakkıdır.
60
Alman öğretisinde tam yargı davalarının, doğası gereği edim da-
vaları olduğu konusunda bir oydaşı bulunmaktadır.
61
3. Fransa’da
Fransa’da ayrı bir vergi yargısı düzeni bulunmamakta ve vergi
davaları idare mahkemeleri tarafından çözümlenmektedir. Gözler’in
naklettiğine göre Fransa’da idari dava türleri; iptal davası, tam yargı
davası, yorum davası ve idari ceza davası olmak üzere dörde ayrıl-
maktadır.
62
Fransa’da vergi davalarının iptal davası mı yoksa tam yargı davası
mı olduğu yönünde öğretide yoğun tartışmalar yaşandığından söz ko-
nusu dava türleri hakkında kısaca durulması yararlı olacaktır. Fransız
idari yargı sisteminde “recours pour exces de pouvoir” adını taşıyan iptal
59
Önen, a. g. e., s. 161, özellikle dn., 11.
60
A. g. e., s. 161.
61
Karş. Kumrulu, Vergi Davalarının Kuramsal Niteliği, s. 972.
62
Bkz. Ağar, a.g.m. s. 264, dn. 8.
Hasan DURSUN makaleler
248TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
davası, daha doğru bir deyişle yetki aşımı davası, nitelikçe davadan zi-
yade, nesnel yargısal denetim olarak kabul edilmekte ve uygulanmak-
ta; tam yargı davaları (recours de plein contenieux) ise, Türk Danıştay’ı
uygulamasında olduğu gibi sadece tazminat davalarından ibaret sayıl-
mayıp, çeşitli konulardaki öznel uyuşmazlıkları içeren geniş bir kate-
goriyi oluşturmaktadır. Diğer yandan, Fransa’da, nesnel yargı alanına
giren yorum, hukuki geçerlik başvuruları gibi kimi uyuşmazlıklar da
iptal davası içerisinde değerlendirilmektedir.
63
Fransa’da vergi davalarının kuramsal niteliği konusunda öğretide
yoğun tartışmalar yaşanmasına rağmen Fransız Danıştay’ı söz konusu
davaları genel olarak tam yargı davası olarak değerlendirmektedir.
64
Fransa’da iptal davası ile tam yargı davası sadece konu unsuru yönün-
den değil yukarıda da belirtildiği üzere yargılama usulleri yönünden
de birbirinden farklı olduğundan vergi davalarını iptal, tam yargı da-
vası, kendine özgü dava veya karma dava olarak kabul etmenin önem-
li sonuçları bulunmaktadır.
65
Fransız Danıştay’ının 29 Haziran 1962 tarihinde vermiş olduğu bir
karar, vergi davalarının niteliği konusunda önemli bir kilometre taşı
oluşturmaktadır. Karara konu olan uyuşmazlık ve çözümü şu şekildey-
di: Dolaysız vergiler alanında; Fransa’da benimsenmiş kurallara göre
eğer yükümlü bir vergilendirme işlemini vergi uyuşmazlığı konusu
yapmak isterse, idare mahkemesinden önce bölge yöneticisine başvur-
ması gerekir. Yapılan başvuru üzerine bölge yöneticisi altı ay içerisinde
konu hakkında bir karar vermekte, bu karara karşı tebliğinden itibaren
iki ay içerisinde idare mahkemesine gidilebilmektedir. Eğer bölge yö-
neticisi altı ay içerisinde bir karar vermeyerek susarsa, yükümlü yine
idare mahkemesine başvurabilmektedir. Ancak Fransız Vergi Yasası,
susma halinde yapılacak bu başvurunun altı ayın bitiminden itibaren
ne kadar bir süre içerisinde yapılabileceğini bildirmemektedir. Bu sü-
renin saptanmasında iki olasılık bulunmaktadır. Fransız idari yargı sis-
teminde a) eğer uyuşmazlık bir iptal davası ile çözümlenecekse, dava
açma süresi İdarenin dört ay susmasından itibaren iki aydır; b) eğer
uyuşmazlık tam yargı davası ile çözümlenecekse dava açma süresi açık
63
Bkz. Duran, İdari İşlem Niteliğinde Yargı Kararlarıyla Vergi Davalarının Çözümü (I)
(Kısaltılmışı; Vergi Davalarının Çözümü (I)), s. 9.
64
Bkz. Gözübüyük ve Tan, a. g. e., s. 614.
65
Karş. İdari İşlem Niteliğinde Yargı Kararlarıyla Vergi Davalarının Çözümü (II), (Kısaltıl-
mışı; Vergi Davalarının Çözümü (II)), s. 71, 72.
makaleler Hasan DURSUN
249TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ret cevabından sonra iki aydır. Buradaki vergi uyuşmazlığının tam yar-
gı davası olduğu kabul edilirse açık bir yanıt söz konusu olmadığı için
yükümlü süre sınırı olmadan istediği zaman yargıya başvurabilecek-
tir. Fransız Danıştay’ı bu durumda vergi davalarının tam yargı davası
olduğunu kabul etmiştir. Ancak bu tercihin çok kesin olduğu söyle-
nemez. Çünkü, kanun sözcüsü Poussiere, bu davada verdiği görüşte,
mali alandaki başvuruların ne yetki aşımı ne de tam yargı davası olarak
vasıflandırılamayacağını, söz konusu başvuruların yetki aşımı ve tam
yargı davasının karması olduğunu ifade etmiştir.
66
V. VERGİ UYUŞMAZLIKLARINDAN KAYNAKLANAN
DAVALARIN KURAMSAL NİTELİĞİ KONUSUNDA
ÖĞRETİDE İLERİ SÜRÜLEN GÖRÜŞLER
Duran; Türk hukukunda esasen idari dava türleri arasında ne içe-
rik ne de çözüme bağlamadaki usul yönünden doğru ve kesin bir ay-
rım bulunmaması nedeniyle vergi davasının iptal davası mı tam yargı
davası mı ya da kendine özgü bir dava mı olduğu sorununu tartışma-
nın kuramsal anlamdaki yeri, uygulama bakımından da bir yararı ve
sonucu olmadığını ifade etse de
67
kanımca vergi davalarının kuramsal
niteliğinin saptanması Türk hukuku açısından da büyük bir önem taşı-
maktadır. Çünkü vergi davalarının iptal veya tam yargı davası olarak
adlandırılması Türk hukukunun mevcut durumunda bile kimi haller-
de örneğin dava açma ehliyeti bakımından büyük önem taşımaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere iptal davasını menfaati ihlal edilenler
açabilmesine rağmen, tam yargı davasını hakkı ihlal edilenler açabil-
mektedir. Öte yandan, vergi uyuşmazlığı davalarının hangi tür bir
idari dava olduğu Türk pozitif hukukunda açıklığa kavuşturulmadı-
ğından vergi uyuşmazlığı davalarının kuramsal niteliğini saptama ko-
nusunda öğretiye büyük işler düşmektedir. Ayrıca, vergi uyuşmazlığı
davalarının kuramsal niteliğini saptamanın uygulama bakımından bir
yararı ve sonucu olmadığını savlamak da doğru değildir. Çünkü öğre-
ti, olan hukuktan ziyade olması gereken hukuka ağırlık vererek yasa
koyucuya, yapılması gereken anayasal ve yasal değişiklikler konusun-
da yol gösterdiği gibi yargıya da doğru karar verebilmesi konusunda
yol gösterir ve ona yardımcı olur.
66
Bkz. Turmangil, a.g.m., s. 150.
67
Duran, Vergi Davalarının Çözümü (II), s. 71, 72.
Hasan DURSUN makaleler
250TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Vergi uyuşmazlığı davalarının kuramsal niteliği konusunda Fran-
sız ve Türk öğretisinde dört tür görüş bulunmaktadır. Bu görüşleri;
tam yargı davası, iptal davası, kendine özgü dava ve karma görüş ol-
mak dörde ayırmak olanaklıdır. Aşağıda bu görüşler ayrıntılı olarak
incelenecektir.
1. Tam Yargı Davası Görüşü
Davanın özünü dikkate alarak Duguit’in yaptığı ve yukarıda ay-
rıntılı bir şekilde anlatılan nesnel yargı-öznel yargı ayrımının etkisin-
de kalan Fransız öğretisinde baskın bir şekilde vergi davalarının tam
yargı davası olduğu görüşü savunulmaktadır. Fransız yazınında vergi
davalarına farklı nitelik atfeden görüşler azınlıkta kalmaktadır.
68
Fransa’da vergi uyuşmazlığı davalarının tam yargı davası oldu-
ğunu ileri süren ilk yazar, L. Duguit’tir. Duguit, vergi davasını değer-
lendirirken burada bir borç sorunu olduğunu ileri sürmekte ve salt bir
öznel hukuki durumun bulunduğunu ifade etmektedir.
69
Duguit’in vergi uyuşmazlığı davalarının öznel bir hukuki durum,
bir başka deyişle tam yargı davası olduğu şeklindeki görüşü, Fran-
sız yazarlardan J. Laferriere ve M. Waline tarafından yumuşatılarak
kabul edilmiştir. Bu yazarlara göre; vergi yükümlüsünün durumu,
diğer bütün hukuki durumlar gibi birbirini izleyen iki görüntü oluş-
turmaktadır. Birinci görüntüde genel bir kural, örneğin bir yasa bir
vergi koymaktadır. Bu yasa; ya genel biçimde, kişilik dışı olarak bu
vergiye tabi olmanın koşullarını da belirlemekte ya da bu verginin
matrahının belirlenmesi ve tahsili için yapılması gereken işlemler için
kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkileri düzenlemektedir. Birinci
görüntüde vergi yükümlüsünün durumu yasal, nesnel mevzuat deği-
şikliklerine bağlı olarak sürekli olarak değişken bir durumdur. İkinci
görüntüde ise, belirli bir anda vergi yasasının uygulanması, belirli bir
kişinin hazineye ödemesi gereken vergi borcunu yaratmaktadır. Bu
andan itibaren yükümlünün durumu kişisel bir durum haline gelerek
bu tür durumların değişmezliğine bağlı olarak vergi yasalarının geriye
yürümezliği ilkesi doğrultusunda yükümlünün durumu artık sonraki
68
Bkz. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukukunun Kuramsal Temelleri İşlev-Yapı-İlkeler-Nite-
lik (Kısaltılmışı; Vergi Yargılama Hukuku), 1989, s. 141.
69
Fazla bilgi için bkz. Turmangil, a.g.m., s. 141.
makaleler Hasan DURSUN
251TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
vergi yasası değişikliklerinden etkilenmemektedir. Bu yazarlar, vergi
borcunun varlığı ve miktarı üzerinde bir uyuşmazlık doğması halinde
öznel bir yargının geçerli olacağını ifade etmektedirler. Ancak söz ko-
nusu yazarlar, yasal ve nesnel durumdan kişisel, öznel vergi borçlusu
durumuna geçişin zor olduğunu ifade etmektedirler.
70
Vergi uyuşmazlığı davasına bakan yargıcın yetkilerini dikkate ala-
rak yukarıda bahsedilen dava sınıflandırması yapan Edouard Laferri-
ere ise vergi davalarını tam yargı davası olarak kabul etmiştir.
71
Vergi uyuşmazlığından kaynaklanan davalarının tam yargı davası
olduğunu savunan başka bir Fransız yazar, Debbasch’tır. Yazara göre
vergi davaları çok özel bir yargı şekline karşılık gelmektedir. Yazara
göre vergi davalarının niteliği tartışmalı olmakla birlikte, tam yargı da-
vası olarak kabul edilmelidir. Çünkü vergi davalarında, vergilendirme
işleminin temelindeki düzenleyici işlem dava konusu yapılmamakta,
söz konusu işleme göre gerçekleştirilen hesaplama ve düzenleyici iş-
lemin yükümlünün kişisel durumuna uygulanış şekli üzerinde uyuş-
mazlık çıkartılmaktadır. Bu nedenle, söz konusu davalar, tam yargı
davasıdırlar.
72
Fransız öğretisinin etkisinde kalan Türk öğretisi vergi uyuşmazlı-
ğından kaynaklanan davaları, genel olarak, Gözübüyük dışında hem
de gerekçe bile göstermeye gereksinim duymaksızın tam yargı davası
olarak kabul etmektedir.
73
Gözübüyük; tam yargı davalarını; tazminat
davaları, istirdat davaları, vergi davaları ve yönetsel sözleşmelerden
doğan davalar şeklinde dörde ayırmakta ve vergi davaları arasında
herhangi bir ayrıksı duruma yer vermeyerek tüm vergi davalarını, tam
yargı davası olarak nitelendirmektedir. Yazara göre, vergi uyuşmazlı-
ğı davalarında da vergi yükümlüsü salınan bir verginin esasına ya da
tutarına itiraz etmekte, mahkeme de dava sonunda verginin indirilme-
sine ya da kaldırılmasına karar vermektedir. Dolayısıyla yazara göre
tüm vergi davaları tam yargı davasıdır.
74
70
Laferriere Julien ve Waline, Maurice, Traité Elémentaire de Science et de Législation
Financiere, nak., Turmangil, a.g.m. s. 141.
71
Bkz. Turmangil, a.g.m., si 137.
72
Debbasch, Charles, Contentieux Administratif, Dalloz, Touluse, 1975, s. 333, 334, nak.,
Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 143, 144.
73
Fazla bilgi için bkz. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 141, 142.
74
Gözübüyük, Yönetsel Yargı, 1983, s. 212.
Hasan DURSUN makaleler
252TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Bununla birlikte, daha sonra Tan’la yazdığı kitabında Gözübüyük
fikrini değiştirerek; vergi mahkemelerinin görevleri ve vergi uyuş-
mazlıklarının niteliği ve davacının istemini gerekçe göstererek vergi
uyuşmazlıklarının bir bölümünün tam yargı davası, bir bölümünün
ise iptal davası niteliğinde olduğu fikrini savunmuştur.
75
Kanımızca, tüm vergi uyuşmazlığı davalarını tam yargı davası ola-
rak nitelendirmek olanaksızdır. Özellikle herhangi bir bireysel işlem-
den farkı olmayan tarh aşaması ile tahsil aşamasında, tahsil gerçekleş-
tirilmeden önce açılan davaları iptal davaları olarak nitelendirmemek
ve vergi yargıcının davanın esasına karar verdiği durumlarda da iptal
davası özelliği görmemek eşyanın doğasına aykırıdır.
76
2. İptal Davası Görüşü
Fransız öğretisinde vergi davalarının iptal davası olduğu yolun-
daki savı ilk olarak, 1929 yılında Haurio Armağanı’na yazdığı maka-
lede idare ve vergi hukukçusu Trotobas savunmuştur. Yazar, vergi
uyuşmazlığı davalarının mal varlığına ilişkin bir konu olması nede-
niyle tam yargı davası olduğu şeklindeki görüşlere katılmamakta,
vergi uyuşmazlığı davalarını tam yargı davası olarak kabul ettiğimiz
takdirde vergi uyuşmazlığı davası ile sadece yükümlünün haklarının
korunduğu sonucunun doğacağını halbuki bu sonucun vergi hukuku-
nun bir kamu hukuku dalı olduğu gerçeğiyle bağdaşmayacağını ifade
etmektedir. Yazara göre, vergi uyuşmazlığı davalarında asıl amaç, ha-
zinenin faaliyetinin, bir başka deyişle vergilendirme yetkisinin kulla-
nımının denetlenmesi olup, yükümlünün öznel haklarının korunması
değildir.
77
Yazara göre; vergi yargısının amacı, genelde sanıldığı gibi
yükümlünün haklarının ölçülmesi olmayıp, onun statüsünün saptan-
ması ve vergilendirme yetkisinin denetlenmesidir. Yazar, vergi uyuş-
mazlığı davalarında yükümlünün durumunun nesnel, yasal bir durum
niteliği taşıdığını, bir yükümlü hakkında tesis edilen vergilendirme
işleminin onun açısından bir bireysel durum yaratmadığını, sadece
vergi kanunu ile tesis edilmiş olan hukuki durumun ona uygulanmış
75
Gözübüyük ve Tan, a. g. e., s. 614.
76
Karş. Kumrulu, Vergi Davalarının Kuramsal Niteliği, s. 972.
77
Trotabas, Lois. “La nature Juridique du Contentieux Fiscal en Droit Français”, Mé-
langes Maurice Hourie, Recuell Sirey, Paris, 1929, s. 709-762, nak. Kumrulu, Vergi
Yargılama Hukuku, s. 146.
makaleler Hasan DURSUN
253TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
olacağını ifade etmiştir. Bu gerçekleri göz önüne alarak, Trotabas vergi
uyuşmazlığı davalarının nesnel yargı içerisinde yer aldığı sonucunu
çıkarmaktadır.
78
Trotobas, vergi yargısının iptal davası olduğu şeklindeki savını
Fransız yargılama usulüne ilişkin iki kanıtla da savlamaktadır. Yaza-
ra göre, bir sendikanın üyesi tarafından açılan bir vergi uyuşmazlığı
davasına müdahil olarak kabul edilmesi ve vergi uyuşmazlığı dava-
larında re’sen araştırma ilkesinin uygulanması vergi davasının nesnel
niteliğini destekleyici unsurlardır.
79
Ancak daha sonraki çalışmalarında Trotabas, yukarıda ayrıntılı
bir şekilde anlatılan vergi uyuşmazlığı davalarının özü ölçütünü dik-
kate alarak bu davaların iptal davası olduğunu ifade etmekte, vergi
uyuşmazlığına bakan yargıcın yetkileri ölçütü açısından ise kimi vergi
uyuşmazlığı davalarında tam yargı davasına özgü yargılama yöntem-
lerinin geçerli olabileceği fikrini kabul etmektedir. Bununla birlikte
Trotabas, daha önce vardığı sonuçtan sapmayarak, vergi uyuşmazlığı
davalarında duruma göre tam yargı davalarındaki yargılama usulü
geçerli olsa da onların iptal davası niteliği taşıdığı sonucunu değiştir-
memektedir.
80
Vergi uyuşmazlığı davalarının iptal davası olduğunu ileri süren
diğer bir Fransız yazar, Desmouiller’dir. Desmouiller; vergi yargısının
niteliğinin özgün bir bütünlük gösterdiğini, bu nedenle nesnel nite-
likli bir yargı olduğunu, vergi yargıcının rolünün vergilendirme işle-
mi ile ilgili olsun, tahsil işlemleri ile ilgili olsun, önüne getirilen vergi
idaresi işlemini bu konudaki vergi hukuku nesnel kuralları ışığında
değerlendirmekten ibaret olduğunu, vergi yargıcının, vergi idaresinin
veya yükümlünün davranışlarını ve iradelerini bundan hukuki sonuç
çıkarmak üzere inceleyemeyeceğini, sadece vergilendirme işlemini in-
celeyip onu düzelteceğini, yaptığı yargılamanın bu işlemi yapan kişi
olmadığını, vergi yargıcının; idarenin işlemlerini yasallık yetkisi çerçe-
vesinde değerlendirme yetkisine sahip olduğunu ifade etmektedir.
81
Vergi uyuşmazlığı davalarının iptal davası olduğu yönündeki gö-
78
Fazla bilgi için bkz. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 145-149.
79
Bkz. a. g. e., s. 147.
80
Fazla bilgi için bkz. a. g. e., s. 148, 149.
81
Desmouiller, Georges, La Responsabilité du Fisc, Montpellier, s. 23, 24., nak. Turman-
gil, a. g. m., s. 144.
Hasan DURSUN makaleler
254TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
rüşü dile getiren bir diğer Fransız yazar, Gaudemet’tir. Gaudemet’e
göre, vergi yargısının asıl konusu, vergi idaresinin faaliyetinin denet-
lenmesidir. Yazar, vergi yargısının, yükümlünün çıkarını da korumak-
la birlikte, asıl amacının bu olmadığını, vergi davalarının nesnel yargı-
ya girdiğini, çünkü yükümlünün, bu sıfatıyla hazine karşısında nesnel
bir statüde bulunduğunu ifade etmektedir. Yazara göre, vergi yargı-
cına salt yasallık denetimi yapan yargıçtan daha fazla yetki tanınması
gerekir. Çünkü vergi yargıcının tam yargı davalarında olduğu gibi dü-
zeltme yetkisi bulunmaktadır. Bununla birlikte, yazar, vergi davasının
yargılanması usulünün onu tam yargı davasına yaklaştırsa bile nitelik
itibariyle nesnel bir dava olduğunu ileri sürmektedir.
82
Türk öğretisinde vergi davalarının iptal davası niteliğini taşıdığını
Danıştay önceki başkanlarından Nuri Alan savunmuştur. Alan; kimi
hukukçuların vergi uyuşmazlığı davalarının tam yargı davası oldu-
ğu şeklindeki görüşlerini reddetmekte ve tüm vergi davalarının iptal
davası niteliği taşıdığını ileri sürmektedir. Alan; vergi uyuşmazlığı da-
valarına konu edilen vergi işlemlerinin de bir idari tasarrufun yeki, şe-
kil, sebep, konu ve amaç şeklindeki tüm unsurlarını kapsadığını, vergi
davalarındaki yargı denetiminin de bu unsurların hukuka uygun olup
olmadığı noktasında oluştuğu fikrini benimsemektedir. Alan, bu nok-
tada bir örnek vererek; bir vergi tarh işlemine karşı açılan davada ver-
gi mahkemesinin zararın varlığını, idari işlem veya idari eylem-zarar
ilişkisini ve bunun nasıl giderileceğini değil, vergilendirme işleminin
unsurları yönünden yasaya uygun olup olmadığını inceleyeceğini ifa-
de etmektedir.
83
Bununla birlikte, Alan, kimi hukukçuların tam yargı davalarını
daha kapsamlı düşünerek, bireysel işlemlerin iptali halinde genellik-
le bir hakkın geri döndüğü veya bir zararın giderildiği sonucundan
hareketle bireysel işlemlere karşı açılan davaları da tam yargı davası
olarak kabul ettiğini, vergi davalarının tam yargı davası olduğunu ileri
sürenlerin davanın esasının incelemesini ve vergi davası ile elde edil-
mek istenen hakkı dikkate alarak bu görüşü ileri sürüyorlarsa, haklı
olduklarını ifade etmektedir.
84
82
Gaudemet, Paul Marie, Finances Publiques, Editions Montchrestein, Paris, 1975, nak.
Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 149, 150.
83
Alan, İptal Davalarının Ön ve Esastan Kabul Şartları, s. 39.
84
A. g. e.
makaleler Hasan DURSUN
255TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Seçkin idare hukukçusu Duran’da vergi uyuşmazlığı davalarının
iptal davası olduğu savında bulunmaktadır. Duran’a göre, pozitif hu-
kukumuz, Fransız idare yargısındaki klasik iptal-tam yargı davaları
arasındaki ayrımı tam ve doğru olarak benimseyip uyarlamadığından
vergi uyuşmazlığı davalarının tam yargı davası olduğunu savlayabil-
mek doğru ve yerinde değildir. Yazara göre, Danıştay içtihat ve uy-
gulamalarında taraflarca veya üçüncü kişilerce açılan sözleşme davası
veya iptal davası yolu ile idari sözleşmelerin hukuka aykırılıklarından
ötürü iptaline karar verildiğine göre, bu tür idari işlemlerin vergiye
ilişkin kayıt ve şartlarından doğan uyuşmazlıklar da vergi uyuşmaz-
lığından doğan davaya konu olabilir. Bununla birlikte, yazar, vergi
uyuşmazlıklarının mevcut idari dava türleri arasında en kolay ve uy-
gun biçimde yerleştirilebileceği kategorinin iptal davası olduğunu ileri
sürmektedir. Yazar, vergi uyuşmazlıklarının, mutlaka idarenin aldığı
bir kararın ilgilinin hak ve yararlarını zedelemiş olmasından kaynak-
landığını ve bu genellikle bunun hukuka ve mevzuata aykırı olduğu
savına dayandığını ileri sürmektedir.
85
Kanımızca, tüm vergi uyuşmazlığı davalarını iptal davası olarak
nitelendirmek olanaksızdır. Özellikle tahsil aşamasında tahsil gerçek-
leştirildikten sonra açılan davaları tam yargı davaları olarak nitelen-
dirilmemesi ve vergi yargıcının davanın esasına karar verdiği durum-
larda da tam yargı davası özelliğinin görülmemesi eşyanın doğasına
aykırıdır.
86
3. Kendine Özgü Dava Görüşü
Fransız öğretisinde, vergi uyuşmazlığı davalarının bilinen dava
türlerinden farklı ayrı bir dava türü olduğu görüşü Castagnede tara-
fından savunulmaktadır. Castagnede’ye göre bireysel vergilendirme
işlemi bir şart işlem olup, kişiyi yasal düzenlemeye göre yükümlü sta-
tüsüne sokmaktadır; böylelikle kişinin nesnel durumu bireyselleştiril-
miş olmaktadır. Yazara göre, vergilendirme işleminin bu özelliği söz
konusu işlemden doğan uyuşmazlığın niteliğini etkiler. Çünkü vergi
uyuşmazlığı davası yargıcının önüne getirilen uyuşmazlığın temeli
nesnel hukuka ilişkin olup yargıç, yükümlünün özel durumu ve hak-
85
Duran, Vergi Davalarının Çözümü (II), s. 71.
86
Karş. Kumrulu, Vergi Davalarının Kuramsal Niteliği, s. 972.
Hasan DURSUN makaleler
256TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
larının korunması söz konusu olmaksızın işlemin geçerliliğini inceler.
Bununla birlikte, yazara göre, vergilendirme işlemi, hazine ile yüküm-
lü arasındaki ilişkiyi geleceğe dönük olarak bireyselleştirdiğinden öz-
nel öğeler de taşımaktadır. Yazar, vergilendirme işleminin bu özelli-
ğinin, söz konusu işlemin dava konusu yapıldığı vergi yargısına da
bir özellik verdiğini, daha somut bir deyişle, vergi yargısının iki tarafı
ilgilendirmesi nedeniyle öznel bir nitelik taşıdığını, ancak davanın ko-
nusunun bir hukuk kuralının ihlaline ilişkin olduğundan aynı zaman-
da nesnel yanının da söz konusu olduğunu ifade etmiştir. Yazar, ver-
gi uyuşmazlığı davasında yargıcın önüne getirilen hukuk sorununun
nesnel hukuka ilişkin bir sorun olmakla birlikte, her yükümlü ile vergi
idaresi arasında kurulan özel ilişki çerçevesinde değerlendirilmesi ge-
rektiğini kısacası, vergi davasının bireyselleştirilmiş bir nesnel yargı
olarak düşünülmesi gerektiğini belirtmiştir.
87
Bu çerçevede Castagnede, vergi uyuşmazlığından kaynaklanan
davayı şu şekilde nitelendirmektedir; vergi uyuşmazlığı davaları usul
kuralları nedeniyle klasik iptal ve tam yargı davalarından farklıdır.
Daha somut bir deyişle vergi uyuşmazlığı davaları; yargıcın kullan-
dığı yetkiler ve kapsamının sınırlılığı nedeniyle iptal davasından fark-
lılık göstermekte, öte yandan sadece bir yasallık sorununu gündeme
getirdiğinden dolayı öznel yargıdan da ayrılmaktadır. Bu açıdan vergi
uyuşmazlığı davaları orijinalite taşımakta ve kendisine özgü bir yargı
türü ortaya çıkarmaktadır.
88
Türk hukuk yazınında vergi uyuşmazlığı davalarının tam yargı
davasına benzer, kendisine özgü ayrı bir dava türü olduğunu savu-
nan yazar Tekgündüz’dür. Tekgündüz; yasalara aykırı olarak vergi
salındığında veya tahsil edildiğinde, mükellef haksız bir işleme maruz
kaldığı gibi mamelekinde de bir azalmanın olacağını, kısacası haksız
yapılan tarh ve tahakkuk işlemi sonucu bir hakkın ihlali bahis konusu
olduğundan açılacak davanın tam yargı davası olduğunu ifade etmek-
tedir. Yazar, tam yargı davalarının tazmin, telafi ve istirdat davaları
olmak üzere üç kısma ayrıldığını, tahakkuku tahsile bağlı vergilerde
tahsilatın, tevkif yoluyla alınan vergilerde verginin tevkifinin veya
87
Castagnede Bernard, Remargues sur la nature juridique du contentieux fiscal, Revue de
Science Financiere, 1970, s. 19, 21-23, nak. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 155,
156.
88
A. g. e., s. 157.
makaleler Hasan DURSUN
257TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
kesinleşen vergilerde, düzeltme şikayet yoluyla doğrudan Danıştay’a
açılan davalarda, haksız alınan verginin geri istenilmesi söz konusu
olduğundan açılan vergi davasının tam yargı davasının bir türü olan
istirdat davası olduğunu ifade etmektedir. Yine yazar, tarh ve tebliğ
üzerine açılan vergi davalarında, vergi istenilmesinden vazgeçilmesi
veya istenilen verginin miktarının indirilmesi talep edildiğinden vergi
davalarının tam yargı davalarıyla birçok ortak yönleri bulunduğunu
ifade etmektedir. Ayrıca, Tekgündüz, idare hukukunda otorite olarak
kabul edilen Tahsin Bekir Balta’nın da İdari Yargı Notları kitabında
vergi uyuşmazlıklarından doğan davaları tam yargı davası olarak ka-
bul ettiğini ifade etmektedir.
89
Tekgündüz’ün bu görüşlerine bakılarak, yazarın, vergi uyuşmaz-
lığı davalarını tam yargı davası olarak kabul ettiği sonucu çıkartılabi-
lir. Bununla birlikte yazar, söz konusu çalışmasında, vergilendirme
işleminin niteliğine bakınca vergi uyuşmazlığı davasının iptal davası-
na, uyuşmazlığa konu bir miktarın bulunması nedeniyle de tam yargı
davasına benzediğini ifade etmekte ve vergi uyuşmazlığı davalarının
taşıdığı özellik nedeniyle daha çok tam yargı davalarına benzer, ayrı
bir dava türü olarak kabulünün zorunlu olduğunu vurgulamaktadır.
90
Bu sonuca ulaşması nedeniyle, yazarın, vergi uyuşmazlığı davasını
kendine özgü dava olarak kabul ettiğini düşünmekteyiz.
Türk hukuk yazınında, vergi uyuşmazlığı davasının kendisine
özgü dava olduğu görüşünü savunan diğer bir yazar Turmangil’dir.
Turmangil; vergi yargısının, nesnellik ve yasallık öğeleri nedeniyle ip-
tal davasının unsurlarını, yargıcın yetkilerinin genişliği nedeniyle de
tam yargı davasının unsurlarını birilikte bünyesinde barındıran bir
karmaşık yargı türü olduğunu ifade etmektedir.
91
Turmangil görüşünü desteklemek üzere Türk idari yargı mevzu-
atına da dayanmaktadır. Yazar, Türk idari yargı mevzuatını oluşturan
2575, 2576 ve 2577 sayılı Kanun’ların getirdiği düzenlemelerde, ver-
gi yargısının, idari davalar içindeki yerinin pek açık olmadığını, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde idari dava
türleri sayılırken vergi davası kavramına yer verilmediğini ifade et-
mektedir. Yazar, buna karşılık, 2576 sayılı Kanun’un 13 üncü madde-
89
Tekgündüz, İdari Dava Türleri ve Vergi Davası. s. 58.
90
A. g. e., s. 57, 59.
91
Turmangil, a.g.m., s. 154.
Hasan DURSUN makaleler
258TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sinin (b) bendinde eski yasalardaki vergi uyuşmazlığı deyiminin vergi
davası olarak anılacağının belirtildiğini ve 2577 sayılı Kanun’un çeşitli
hükümlerinde de vergi davalarının ayrı bir yargılama usulüne bağ-
landığını ifade etmektedir. Turmangil; idari yargılama usulündeki bu
farklı düzenlemenin, idari yargı mercilerinin “idare” ve “vergi” uyuş-
mazlıklarını çözümleyen iki bölüme ayrılması ile sürdüğünü, bu bö-
lünmenin “idare mahkemeleri” ile “vergi mahkemeleri” arasında başlayıp
“bölge idare mahkemeleri”nden geçerek Danıştay’da daireler arasında ve
bunların genel kurullarında da sürdüğünü ifade etmektedir.
92
Turmangil; 2577 sayılı Kanun’un 5. maddesinden yükümlünün
vergi mahkemelerinde iptal ve tam yargı davalarını ayrı ayrı açabi-
leceği gibi birlikte de açabileceği şeklinde bir sonuç çıktığını, bir iptal
davası kurumu olan yürütmenin durdurulması sisteminde vergi da-
valarına da yer veren aynı kanunun 27. maddesi ile birlikte bütün di-
ğer kapalı mevzuat hükümlerinin vergi davalarının niteliği konusun-
da öğreti ve yargı içtihatlarının katkısını gerekli kıldığını ifade ederek,
vergi davasının ne iptal davasının ne de tam yargı davasının tek başla-
rına bazı özelliklerini dışarıda bırakmayı göze almadan karşılayama-
yacakları bir dava olduğunu ifade etmektedir. Yazar; vergi davasının
ayırt edici niteliğinin, çözdüğü uyuşmazlığın niteliği açısından iptal
davasının, yargıcın yetkileri açısından ise tam yargı davasının unsur-
larını bünyesinde barındırdığını ifade etmektedir.
93
Turmangil’in vergi uyuşmazlığı davalarının Türk idari yargı mev-
zuatında ayrı bir yargılama usulüne tabi tutulduğu fikri kabul edilemez.
Kumrulu’nun isabetli olarak belirttiği üzere, vergi uyuşmazlığı davaları
da Türk idari yargı mevzuatında diğer davalar ile aynı usule bağlanmış
ancak belli noktalarda özel düzenlemelere tabi tutulmuştur.
94
Kanımızca vergi uyuşmazlığı davalarının kendisine özgü dava ol-
duğu şeklindeki görüşlerin hiç birisinde isabet yoktur. Gerçekten de
vergi uyuşmazlığı davasını, kendisine özgü bir dava türü olarak kabul
etmek, vergi uyuşmazlığı davasının kuramsal niteliğini saptamaktan
ziyade, söz konusu davanın kuramsal niteliğini saptamaktan kaçın-
mak olarak düşünmek gerekir.
92
A. g. e., s. 154, 155.
93
A. g. e., s. 155.
94
Turmangil’in fikrinin eleştirisi konusunda fazla bilgi için bkz. Kumrulu, Vergi Yar-
gılama Hukuku, s. 159-162.
makaleler Hasan DURSUN
259TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
4. Karma Nitelikte Dava Olduğu Görüşü
Vergi uyuşmazlığı davalarının karma nitelik taşıdığını savunan
görüşleri iki modelde toplamak olanaklı gözükmektedir. Birinci mo-
del, vergi uyuşmazlığı davalarının esas olarak tam yargı davası oldu-
ğunu kabul etmekte, ayrıksı durumlarda ise iptal davası niteliği taşı-
dığını kabul etmektedir. İkinci model ise birincinin tersi olarak vergi
uyuşmazlığı davalarının esas olarak iptal davası olduğunu kabul ede-
rek, ayrıksı durumlarda ise tam yargı davası niteliğine bürüneceğini
benimsemektedir.
95
Aşağıda bu iki model ayrı başlıklar halinde ince-
lenecektir.
a. Tam Yargı Davası Niteliğini Esas Tutan Görüşler
Fransız öğretisinde, vergi uyuşmazlığı davalarının tam yargı dava-
sı ağırlıklı iptal davası olduğu fikri Lasry tarafından savunulmaktadır.
Lasry’ye göre vergi uyuşmazlığı davaları esas itibariyle tam yargı da-
vası niteliği taşırlar çünkü bu davalarda yargıç uyuşmazlığın esasına
ilişkin olarak da karar verebilmektedir. Bununla birlikte, yazar, vergi
yargısında aynı zamanda nesnel bir yön de bulunduğunu, dolayısıyla
yasallık denetimini de kendisini gösterdiğini ifade etmiştir. Yazar, ver-
gi uyuşmazlığı davasında yükümlünün düzenleyici işlemler karşısın-
da durumun saptanmasının da söz konusu olduğunu ifade etmiştir.
Yazara göre, vergi yargısının niteliği saptanırken uyuşmazlığın esasını
incelemek bakımından vergi yargıcının sahip olduğu genel yetki, uy-
gulanacak hukuk kuralı bakımından ise çok özel yetkinin göz önünde
bulundurulması gerektiğini ifade etmiştir.
96
Tourdias’da, Lasry’nin görüşüne katılarak vergi uyuşmazlığı da-
valarında baskın nitelik olarak tam yargı davası özelliğinin bulundu-
ğunu ifade etmekte ancak iptal davası öğelerine de yer vermektedir.
Yazara göre vergi yargısı; karışık ya da melez bir yargı dalıdır.
97
Vergi uyuşmazlığı davalarının tam yargı davası ağırlıklı iptal da-
vası olduğu fikrinin Türk hukuk öğretisinde taraftar bulmadığı dü-
şünülmemelidir. Yukarıda ayrıntılı bir şekilde anlatıldığı üzere gerek
95
Fazla bilgi için bkz. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 164, 165.
96
Bkz. A. g. e., s. 165.
97
Tourdias, M. Observations de Jurisprudence, Juriclasseur Périodique, 1963/II, 13026,
nak. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 165, 166.
Hasan DURSUN makaleler
260TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Tekgündüz’ün, gerekse Gözübüyük ve Tan’ın görüşleri, vergi uyuş-
mazlığı davalarının esas itibariyle tam yargı davası olduğu, bunun
yanı sıra ayrıksı durumlarda iptal davası özelliği taşıdığını savunan
bu modele yakındır. Tekgündüz ile Gözübüyük ve Tan’ın görüşleri-
nin bu kısımda yer almamasının temel nedeni, söz konusu yazarların
bu modele taraftar olduklarını açık bir şekilde belirtmemiş olmaları ve
sistematik kaygılarla hareket etmemizdir.
b. İptal Davası Niteliğini Esas Tutan Görüşler
Bu modele taraftar olanlar, vergi uyuşmazlığı davalarının öz ola-
rak iptal davası niteliği taşıdığını, bununla birlikte bazen tam yargı
davası niteliğine büründüğü tezini savunurlar. Fransız öğretisinde bu
görüş, Venezia, Lalumiere ve Auby ile Drago tarafından savunulmak-
tadır.
98
Venezia’ya göre vergilendirme işlemleri bakımından yükümlü ge-
nel olarak nesnel bir hukuki durum içinde bulunmaktadır; yükümlü
ile hazine arasındaki ilişkilerin hukuki niteliğini verginin yasal niteli-
ği belirler; ancak, vergilendirme işlemi bakımından hukuka aykırılık
söz konusu olduğunda kanun koyucu yükümlü ile hazine arasındaki
ilişkilere müdahale etmekte ve belirli yaptırımlar öngörmektedir. Bu
durum olaydaki öznel hukuki nitelikten kaynaklanmaktadır. Yazara
göre, bu özelliklere bağlı olarak vergi uyuşmazlığından kaynaklanan
dava da bir özellik göstermektedir. Yazar, vergi uyuşmazlığı davasın-
da da temelde nesnel bir hukuki durumun yasallık açısından dene-
timinin asıl olduğunu; ancak diğer yetki aşımı davalarına göre vergi
davalarının bir özelliğinin veya özerkliğinin bulunduğunu, bu özellik
veya özerkliğin vergi hukukun özelliği veya özerkliğinin yargılamaya
yansımasının bir sonucu olduğunu ifade etmiştir. Yazara göre, vergi-
lendirme işleminin yasallığı denetlendiği sırada, vergi davası yargıcı
önündeki davada söz konusu olan öğelerin tümünün yasallığını sap-
tamak durumunda bulunmakta, bu durum, yargıcın tam yargı yetkisi
ile çalışmasını gerekli kılmakta, bunun sonucunda ise yargıcın dava
sırasında yaptığı araştırmaların ötesine geçip, faal idare yerine kendi
takdir yetkisini ikame etmesi gerekebilmektedir.
99
98
Bkz. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 168.
99
Venezia, J. C., L’application de la théorie de nullitée aux actes d’imposition, Rev.sc.fin.
makaleler Hasan DURSUN
261TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Lalumiere ise Fransız Danıştay’ının yukarıda anlatılan vergi uyuş-
mazlığı davalarının tam yargı davası olduğu yönündeki içtihadını de-
ğiştirmesi gerektiğini ifade etmekte ve vergi uyuşmazlığı davalarının
iptal davası niteliğinin baskın olduğunu ifade etmektedir.
100
Fransız öğretisinde vergi uyuşmazlığı davalarının ağırlıklı ola-
rak iptal davası niteliği taşıdığı görüşünü geliştirip savunan yazarlar
Auby ve Drago’dur.
101
Yazarlara göre, vergi yargısı nesnel bir yargıdır
çünkü dava yargıcının rolü, kendisine sunulan olayda, vergi kanunu-
nun doğru olarak uygulanıp uygulanmadığını araştırmaktır. Yazarlar,
Duguit’in, yükümlünün hazine karşısında borçlu durumda olduğu
dolayısıyla vergi davalarında yargıcın bu borcun varlığını ve tutarını
belirleyeceği, kısacası vergi davalarının öznel bir yargı olduğu fikri-
ni eleştirmektedirler. Yazarlar, yükümlü verginin kaldırılmasını veya
indirilmesini isterken ancak verginin matrahını ve oranını belirleyen
nesnel yasanın ihlal edildiğini ileri sürebileceğini, eğer yükümlü kişi-
sel özelliklerine ilişkin öznel varsayımlar ileri sürerse, bunun daima
nesnel yasanın koyduğu kurallara göre olması gerektiğini ifade etmek-
teler ve Trotabas’ın görüşüne katılarak yükümlünün bir statüye bağ-
landığını ve yükümlünün ancak bu statünün ihlal edildiğini dayanak
olarak ileri sürebileceği şeklinde fikirlerine vurgu yapmaktadırlar.
102
Auby ve Drago, fikirlerini şu şekilde geliştirmektedirler: “Kuşku-
suz, yargıcın maddi olgulara ilişkin araştırmalarının davayı öznelleştirdiği
düşünülebilir. Ne var ki, maddi olgular söz konusu olduğunda günümüzde
yetki aşımı denetimi, bu savın kabulünü olanaksız kılacak ölçüde genişlemiştir.
Gerçekte, vergi uyuşmazlığı davalarını karakterize eden öğe, yargıca tanınan
yetkidir: Kurallara aykırı bir vergilendirme işlemini sadece iptal ile yetinmek
yerine, vergi yargıcı, idare tarafından yapılan değerlendirmeleri değiştire-
bilmekte ve tarh edilen vergi miktarını indirip yükseltebilmekte, yükümlüye
salınan verginin terkinine karar verebilmekte ya da ilk derece mahkemesince
kaldırılan bir vergi için kanun yolunda yeniden hüküm verebilmektedir. Bu
noktada vergi uyuşmazlığı davası yasallık denetiminin ötesine geçmektedir.
Vergi yargıcı, idarenin yerine kendi soruşturma ve hüküm verme yetkilerini
geçirmek suretiyle, idari işlem tesis etmekte ve idarenin takdir yetkisinin öte-
1960, s.731, 736-737, nak. Kumrulu, a. g. e., s. 169.
100
Bkz. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 169, 170.
101
Bkz. a. g. e., s. 170.
102
Auby J. M. ve Drago, R., Traité de contentieux administratif, t. III, 1962, pg.1233, s. 120,
nak. Turmangil, a.g.m., s. 144.
Hasan DURSUN makaleler
262TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sinde gerçek bir takdir yetkisi kullanmaktadır. Böylelikle, bir nesnel davanın
yargıcı sıfatıyla vergi yargıcı, yasallık denetimi yapan bir yargıcın dar görevi-
nin ötesine geçmektedir...”.
103
Vergi uyuşmazlığı davalarının ağırlıklı olarak iptal davası olduğu,
ayrıksı durumlarda tam yargı davasına bürüneceği şeklindeki bu mo-
dele Türk öğretisinde de taraftar bulmak olanaklıdır. Örneğin Candan,
bu görüşe taraftır. Candan; vergi davaları adlı yeni bir dava türünün
gereksiz olduğunu, vergi uyuşmazlıklarının mevcut idari dava türle-
rinden iptal veya tam yargı davalarının birisinin içerisine sokulabilece-
ğini savlamaktadır. Yazara göre, mevcut idari dava türlerinden birisi-
nin vergi mevzuatının uygulanmasından doğan idari uyuşmazlıklara
değişmez dava kalıbı olarak seçilmesine de gerek yoktur. Yazar, dava
türünün, uyuşmazlığın kaynağına, davacının dava ile elde etmek is-
tediği sonuca, bu sonucun sağlanması için anayasa ve yasalarla idari
yargıca verilen yetki ve güçlere ve nihayet, idare ile yargının yetki ve
görevlerinin ayrılığı ilkesine göre belirlenmesi gerektiğini ifade etmek-
tedir.
104
Candan; ister bir tek makamın iradesiyle oluşsun isterse takdir ko-
misyonları kararlarında olduğu gibi bir çok iradenin aynı yönde birleş-
mesiyle oluşsun vergi idaresinin faaliyetinin idari işlem tesisi suretiyle
olması hâlinde ve bu işlemin idare edilenlerin yalnızca menfaatlerini
ihlal ettiği durumlarda adı ne olursa olsun açılacak davanın, işlemin
hukuka uygunluğunun tartışılması sonucunu doğuracak olan iptal
davası olduğunu ifade etmektedir. Yazar, böyle bir durumda, yargı-
cın, davada, idarenin yetkisini, idari işlemin vergi alanında idari usul
kanunu olan Vergi Usul Kanunu’nda öngörülen sürece uygun olarak
alınıp alınmadığını “şekil”, idarenin dayandığı sebeplerin “vergiyi do-
ğuran olay” gerçekte var olup olmadığını, dayandığı bu sebeplerin ka-
nunun amaçladığı sonucu yaratıp yaratmayacağını “konu” ve nihayet
kamu yararı gözetilip gözetilmediğini “amaç” araştıracağını, eğer idari
işlemin bu sayılan yönlerinden birisi ile hukuka aykırılığını saptarsa
işlemin iptaline karar vereceğini ifade etmektedir.
105
Candan; vergi hukukuyla ilgili idari işlemin idare edilenlerin hak-
larını da ihlal etmişse, bir başka deyişle, mameleklerinde bir azalmaya,
103
Auby ve Drago, a. g. e., s. 121, nak. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 171.
104
Candan, Vergi Uyuşmazlıkları ve İdari Davalar, s. 40.
105
A. g. e., s. 32.
makaleler Hasan DURSUN
263TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
bir zarara neden olmuşsa örneğin; salınan vergi ve kesilen ceza bu ara-
da tahsil edilmişse açılacak davanın adı ne olursa olsun, yargıcı, idari
işlemin hukuka uygunluğunun tartışılması yanında ortada bir zarar
olup olmadığını ve bu zararla idari işlem arasında illiyet bağının bulu-
nup bulunmadığını ve nihayet zararın kesin ve hesaplanabilir nitelikte
olup olmadığını araştırmaya götüreceğini, bütün bu araştırmalardan
amaçlanan hususun ise, idari işlem dolayısıyla uğranılan zararın gide-
rilmesi olduğunu ifade etmektedir. Yazar, bu amacın, tam yargı davası
ile sağlanabilecek bir amaç olduğunu, zarara uğrayanın İYUK’nın 12.
maddesindeki seçeneklerden birisini kullanarak iptal veya tam yargı
davası veyahut her ikisini birden açıp işlemin hukuka uygunluğunu
tartışma konusu yapabileceği gibi zararın giderilmesini de isteyebile-
ceğini belirtmektedir. Yazara göre, o halde, vergi davası adı altında
yeni bir dava türünün yaratılması, davanın isminin değişik söylenme-
sinden başka bir sonuç doğurmayacaktır.
106
Candan, vergilendirme faaliyetiyle ilgili idari eylemlerin dava tür-
leri açısından bir güçlük doğurmayacağını, çünkü idari eylemler so-
nucu bir zarar doğmuşsa, bu zararın giderilmesinin ancak tam yargı
davası ile olanaklı olduğunu ifade etmektedir.
107
Candan; vergi tarhına ilişkin işlemlerin, yetkili vergi dairesinin
vergiyi doğuran olayı sebep göstererek devlete gelir sağlamak ama-
cıyla idare edilenler tarafından ödenecek verginin miktarını belirleme-
ye yönelik işlemler olduğunu, bu işlemlerle idare edilenlerin borçlu
duruma sokulmak istenilmekle birlikte, henüz vergi borcunun tahsili-
nin söz konusu olmadığını ifade etmektedir. Yazar; böyle bir durumda
kendisine bir vergi tarhiyatı tebliğ olunan kişinin mamelekinin borç al-
tına sokulma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmakla birlikte mamelek-
ten henüz bir eksilme olmadığını, mamelekteki eksilmenin muhtemel
bir eksilme olduğunu ifade etmektedir. Candan; böyle bir durumda
tebligatla kişinin dava hakkının doğduğunu, vergi mükellefinin açaca-
ğı davada, mamelekini muhtemel tehlikeden koruyabilmek için vergi
tarhiyatını yapan vergi idaresinin yetkisizliğini, vergiyi doğuran ola-
yın bulunmadığını, bir başka deyişle sebep unsuru yönünden huku-
ka aykırı olduğunu, konu unsuru yönünden daha somut bir deyişle
yanlış vergi nispeti uygulanarak verginin miktarının yanlış hesaplan-
106
A. g. e., s. 34.
107
A. g. e.
Hasan DURSUN makaleler
264TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
dığını, amaç unsuru yönünden ise amacın Devlete gelir sağlamak ol-
mayıp, vergi idaresi yöneticisinin kişisel amacına hizmet ettiğini veya
şekil unsuru yönünden tarhiyat işleminin VUK’da öngörülen usule
aykırı olarak, örneğin, takdir komisyonuna gidilmeden tesis edildiğini
savlayabilecektir. Yazara göre bu davada idari yargıcın, idari işlemin
söz konusu unsurlarının bir hukuka aykırılık içerip içermediğini araş-
tırarak varacağı sonuca göre kararını vereceğini ifade etmekte ve bu
davayı açık bir şekilde iptal davası olarak nitelendirmektedir. Yazar,
bu davada yargıcın yaptığı saptamaya göre ya unsurlarından biriyle
hukuka aykırı görülen tarh işleminin iptaline veya davanın reddine
karar verileceğini ifade etmektedir.
108
Bununla birlikte, Candan, tahakkuku tahsile bağlı vergilerde, da-
vada talep olunması koşuluyla yargıcın, tahakkuk işleminin hukuka
aykırılığını saptadıktan sonra işlemin iptaliyle birlikte tahsil olunan,
bir başka deyişle, davacının mamelekinden çıkıp hazineye geçen ver-
gi miktarının davalı vergi dairesinden alınıp davacıya verilmesine de
karar vereceğinden iptal davası ile tam yargı davasının birlikte açılmış
sayılacağını ifade etmektedir. Yazar, davacının isterse, tam yargı dava-
sıyla sağlamak istediği bu sonucu iptal davasıyla da sağlayabileceği,
iptal kararına rağmen vergi dairesinin tahsil ettiği vergiyi geri vermek
istemezse, o takdirde, davacının İYUK’nun 12. maddesinde öngörülen
usule uymak suretiyle ayrı bir tam yargı davası açma olanağına da
sahip olduğunu ifade etmektedir.
109
Candan; ödeme emrine karşı açılan davalarda ise şöyle düşün-
mektedir; İdari dava açma süresinin geçirilmesiyle veya süresinde açı-
lan davanın reddi sebebiyle kesinleşen kamu alacağının tahsiline yö-
nelik olan bu işleme karşı idare edilenlerin, böyle bir borcun olmadığı,
kısmen veya tamamen ödendiği veya zamanaşımına uğradığı savıyla
dava açabilecekleri gibi açılacak bu davada sebep ve konu unsurlarına
ilişkin hukuka aykırılık savlarını da ekleyebileceklerini ifade etmek-
te ve bu davaları da duraksamaksızın iptal davaları olduğunu belirt-
mektedir. Yazar, ödeme emrinin iptal talebiyle açılan davanın tahsilatı
durdurmaması nedeniyle kamu alacağının tahsil edildiği hallerde ise,
ilgili kişinin 2577 sayılı Kanun’un 12. maddesinde öngörülen usule
108
A. g. e., s. 38.
109
A. g. e., s. 38, 39.
makaleler Hasan DURSUN
265TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
uyarak ayrı bir tam yargı davası da açabileceğini ifade etmektedir.
110
Candan; VUK’nın 124. maddesine göre, vergi hatalarının düzel-
tilmesi isteğinin reddi üzerine Maliye Bakanlığı’nca şikayet yoluyla
yapılacak başvuru dolayısıyla bu Bakanlıkça tesis edilecek işlemlere
karşı doğrudan doğruya Danıştay’da açılacak dava türünü vergi bor-
cunun tahsil edilip edilmediğine, bir başka deyişle, idare edilenlerin
mamelekinde bir azalma olup olmadığına göre belirlemek gerektiğini,
hatalı verginin henüz tahsil edilmemişse açılacak davanın iptal davası
olduğunu, aksi halde iptal ve tam yargı davalarının ayrı ayrı açılabile-
cekleri gibi birlikte de açılabileceğini ifade etmektedir.
111
Candan; takdir komisyonlarının kararlarına karşı açılacak vergi da-
valarının niteliğini de incelemiştir. Yazara göre, takdir komisyonunun
kararlarına karşı açılacak davalarda vergi dairelerinin kararda saptanan
meblağın; bir başka deyişle, rayiç bedelin normal piyasa değerinden az
olduğunu, dava hakkı olan kuruluşların ise aksini savlamak durumun-
da olduğunu ifade etmektedir. Yazar, böyle bir davada, idari yargıcın,
takdir komisyonlarının kanunlarda öngörülen usule göre teşekkül edip
etmediklerini, rayiç bedelin takdirinde kanunlarda belirlenen usule
uyulup uyulmadığını, toplantı ve karar nisabının bulunup bulunmadı-
ğını, takdir olunan değerin muamele tarihindeki normal piyasa değeri-
ni yansıtıp yansıtmadığını, takdiri yapan komisyonun yetkili komisyon
olup olmadığını ve takdiri gerektiren bir sebebin mevcudiyetini araştı-
racağını ifade etmektedir. Yazara göre bu araştırması sırasında yargıç,
sebep ve konu unsurlarıyla ilgili olarak yani takdiri gereken bir olayın
olup olmadığının ve takdir olunan rayiç bedelin muamele tarihindeki
normal piyasa değerini yansıtıp yansıtmadığını saptarken keşif yapabi-
leceği gibi bilirkişiyi de başvurabilir.
112
Candan; bu araştırmalarında yapacağı saptamalara yargıcın, ko-
misyon kararının iptaline veya davanın reddine karar vereceğini,
yargıcın komisyon kararının iptaline karar vermesi hâlinde, yetkili
komisyonun iptal kararının gerekçesine göre yeniden takdir yapmak
zorunda olacağını ifade ederek takdir komisyonlarının kararlarına
karşı açılan idari davaları, iptal davaları olarak nitelendirmektedir.
113
110
A. g. e.
111
A. g. e., s. 39.
112
A. g. e.
113
A. g. e., s. 40.
Hasan DURSUN makaleler
266TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Candan; bir an için yargıcın, rayiç bedeli kararında bizzat takdir
ettiğini veya tarh işlemlerine karşı açılan davalarda vergi miktarını
tespit ederse bu durumda iptal davasından ve karar genel hükümler
dairesinde infaz ve icra edilebilecek nitelikte olmadığından tam yargı
davasından söz etmek olanağının bulunmayacağını, böyle bir durum-
da olsa olsa tespit davasının olacağını ifade etmektedir. Yazar, idari
yargıda tespitin, yargıcın kararına etkili olabilecek konularla ilgili ola-
rak yapılabileceğini, bizzat tespitin kararın konusu olamayacağını, bir
başka deyişle, idari yargıcın idari makamların tesise yetkili oldukları
işlemlerin konularını aynı etki ve sonucu yaratacak şekilde tespit ede-
meyeceğini, esasen bu sırf bu nedenle idari yargıda doğrudan doğru-
ya tespit davası açılmasına izin verilmediğini ifade etmektedir. Yazar;
aksine bir uygulamanın kanunların idareye tanıdığı yetkinin kullanıl-
ması demek olduğunu, bu durumun ise, idareyle yargının fonksiyon
açısından birbirine karışması, bir başka deyişle, kuvvetler ayrılığı ilke-
sinin zedelenmesi sonucunu doğuracağını, idarenin fonksiyon gaspıy-
la tesis ettiği işlemleri yok hükmünde sayan idari yargının da fonksi-
yon gaspı yaptığını göstereceğini ifade etmektedir.
114
Candan, son olarak vergi idaresinin faaliyetinin idari eylem tesisi
suretiyle olduğu durumlarda açılacak davaların, tam yargı davasına
konu olabileceklerini ifade etmektedir.
115
Görüldüğü üzere Candan,
vergi davalarının ağırlıklı kısmının iptal, ayrıksı durumlarda ise tam
yargı davası olacağı esasını benimsemektedir.
Candan’ın, takdir komisyonunun kararlarına karşı açılacak da-
vaları sadece iptal davası olarak nitelendirmesi kanımızca isabetsiz-
dir. Candan, bu davaları iptal davası olarak nitelendirirken görüşünü
idari işlem ve eylem niteliğinde karar verme yasağı temelinde şekil-
lendirmekte ve aksi durumu, idari yargının fonksiyon gaspı olarak
nitelendirmektedir. Çalışmamızın sonuç kısmında ayrıntılı olarak du-
racağımız üzere esasen idari işlem ve eylem niteliğinde karar verme
yasağı vergi yargısının niteliğiyle bağdaşmadığından, daha somut bir
deyişle, vergi uyuşmazlığından kaynaklanan davanın esası hakkında
yargıcın karar verme yetkisini zedelediğinden dolayı kaldırılması ge-
rekir. Diğer yandan, yukarıda yargıcın tam yargı yetkileri kısmında
da gördüğümüz üzere yargıcın bir yargılamanın gerektirdiği bütün
114
A. g. e.
115
A. g. e.
makaleler Hasan DURSUN
267TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yetkileri sınırlamasız ve kayıtsız olarak kullanması tam yargı davası
anlamını taşır. Bu açıdan Candan’ın görüşünün aksine, yargıcın mat-
rahı bizzat saptaması hiç bir şekilde yargının fonksiyon gaspı yaptığını
göstermez, uyuşmazlığın esası hakkında yargıcın karar vermesinden
dolayı yargıcın dava konusu üzerinde yetkisini tam olarak kullandı-
ğını gösterir.
116
Kumrulu da vergi uyuşmazlığı davalarının temelde iptal davası
ağırlıklı, ayrıksı durumlarda ise tam yargı davası olduğu şeklindeki
bu modeli benimsemektedir. Kumrulu’nun vergi uyuşmazlığı dava-
larının kuramsal niteliği konusundaki görüşlerine değinmeden önce
yazarın dava tipolojileri hakkındaki görüşünün incelenmesi yerinde
olacaktır. Yazar, Fransız öğretisindeki iptal davası-tam yargı bölüm-
lemesi ile Alman öğretisinin geniş kapsamıyla yargılama hukukunda
temel aldığı tespit davası, inşai dava ve edim davası ayrımını birlikte
ele almakta ve bir takım sonuçlar çıkarmaktadır.
117
Yazar, yukarıda yargıcın iptal yetkileri ile tam yargı yetkileri kıs-
mında da ayrıntılı olarak bahsedildiği üzere, Fransız öğretisinin iptal
ve tam yargı davaları ayrımı için iki ölçüt geliştirdiğini, bunlardan il-
kinin; nesnel hukuk söz konusu olduğunda geçerli olan dava türünün
iptal davası olduğu, buna karşın öznel bir hukuki durumun olduğu
hallerde ise geçerli dava türünün tam yargı davası olduğunu ifade
etmektedir. Yazar ikinci ölçütün ise yargıcın kullandığı yetkilerin ni-
teliğine bakmak olduğunu, bu ölçüte göre yargıcın, iptal davalarında
işlemi salt iptal etmekle yetineceği; buna karşın, tam yargı davalarında
yargıcın hakkın yerine getirilmesi için bir edime de hükmedeceğini,
bir başka deyişle, bu davada yargıcın bir hususu yerine getirmesi yö-
nünde davalıya emir verdiğini ifade etmektedir.
118
Fransız ve Alman öğretilerinin dava tipolojilerini birlikte değer-
lendiren Kumrulu, her şeyden önce Alman hukukunun iptal davala-
rına tanıdığı inşai nitelik olgusuna katılmakta ve iptal davalarını inşai
dava olarak betimlemektedir. Yazar, tam yargı davalarını ise edim da-
vası olarak nitelendirmektedir. Konuyu vergi uyuşmazlığı davalarının
niteliği konusunda daha da özele indirgeyen Kumrulu; iptal davaları
ve tam yargı davaları ayrımı için menfaat ve hak ihlali kavramlarının
116
Karş. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 178.
117
Kumrulu, Vergi Davalarının Kuramsal Niteliği, s. 970, 971.
118
A. g. e., s. 971.
Hasan DURSUN makaleler
268TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
gereksiz yere analize sokulduğunu ifade ederek Vergi Dava Daireleri
Genel Kurulu’nun bir kararında da belirtildiği üzere menfaat ve hak
kavramını birbirinden ayırt etmenin olanaksız olduğunu ifade etmek-
tedir. Bu yüzden Kumrulu, iki dava türünü birbirinden ayırt etmek
için başka bir ölçütü esas almanın uygun olacağını ifade etmektedir.
Yazara göre, idari yargıda bakılan her davada kural olarak nesnel hu-
kuki durum öğesi baskındır. Ancak bazı özel durumlarda öznel öğe
de ağırlıklı olarak kendisini gösterebilmektedir. Bununla birlikte, ya-
zar, hangi vergi davasında öznel durumun ağır, hangi vergi davasında
öznel durumun hafif olduğunun bir kuyumcu terazisiyle irdelemenin
olanaksız olduğunu, ancak, bir eğilim olarak öznel öğenin de duruma
göre göreceli olarak ağırlık kazanabileceğini ifade etmektedir. Yazar,
Candan’ın fikrine katılarak bir haksız mal varlığı transferinden dola-
yı hakkın ihlal edilmesi, yani bir zararın meydana gelmesi durumun-
da öznel öğenin oldukça belirgin bir şekilde gözlenebileceğini ifade
etmektedir. Bu çerçevede Kumrulu; vergi davaları için iptal davası
ağırlıklı bir karma modeli benimsemektedir. Daha somut bir deyişle,
Kumrulu, vergi davalarının esas itibariyle iptal davası niteliği taşıdığı
ancak ayrıksı durumlarda tam yargı davası kimliğine de bürünebildiği
bir karma modeli benimsemektedir. Bununla birlikte, yazar, uygula-
mada tam yargı davası niteliğindeki vergi davalarının oldukça fazla
olduğunu ancak kuramsal açıdan vergi davasına ancak ayrıksı durum-
larda vergi davası gözlüğüyle bakılabileceğini ifade etmektedir.
119
Kumrulu; vergi uyuşmazlığı davalarını vergilendirme sürecini
dikkate almadan esasen tek bir kategoriye indirmenin olanaklı olma-
dığını ifade ederek söz konusu davaları vergilendirme işlemleri sü-
recine paralel olarak davanın konu unsuru ve vergi yargıcının kul-
landığı yetki ölçütlerine göre dört başlığa ayırarak değerlendirmede
bulunmaktadır.
Yazara göre, bunlar; a) Tarh işlemine karşı açılan davalar iptal
davası niteliğinde olup inşai etkiler yaratmaktadır. Bir başka deyişle
bu tip işlemlere karşı açılan davalar sonucu verilen karar yeni hukuk
durum yaratmaktadır, b) Tahsil aşamasında, henüz tahsili gerçekleş-
tirilmeden açılan davalar yine iptal davası niteliğindedir, c) Tahsilden
sonraki davalar ise (iade, istirdat, tazminat davaları) tam yargı davası,
dolayısıyla edim davası niteliğindedir, d) Vergi mahkemesinin dava-
119
A. g. e., s. 971, 972.
makaleler Hasan DURSUN
269TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nın esasına ilişkin karar verdiği durumlarda ise hem tam yargı davası
hem de iptal davası niteliği bulunmaktadır.
120
Yazar; vergilendirme süreci bakımından yaptığı bu dörtlü ayrımla
vergi uyuşmazlığı davalarını nitelendirirken birinci ölçüt olan davanın
konu unsurunu, bir başka deyişle, nesnel hukuki durum ölçütünün
büyük ölçüde geçerli bulunduğunu ifade ederek, dörtlü tasnifin bir,
iki ve dördüncü gruplarında bu ölçütün geçerli olduğunu belirtmekte-
dir. Yazar, üçüncü grupta bu ölçütün bir ölçüde geçerli bulunduğunu
ayrıca vurgulamaktadır. Yazar, ikinci ölçüt olan yargıcın yetkileri öl-
çütü esas alınırsa birinci ve ikinci grupta davanın konusu, özü ölçütü
geçerli olmasına karşın, üçüncü grupta ve kısmen dördüncü grupta
yer alan davalarda yargıcın kullandığı yetki ölçütünün geçerli bulun-
duğunu ifade etmektedir. Yazar, iki ölçütün esas alındığında ise vergi
uyuşmazlığı davalarının kural olarak iptal davası niteliğinde olduğu-
nu belirtmekte, bunun yanı sıra söz konusu davalarda tam yargı dava-
sının da duruma göre geçerli olabileceğini benimsemektedir.
121
Kumrulu; kuramsal niteleme sonucu vardığı bulguları kısaca şu
şekilde özetlemektedir: Vergi davası iptal davası denilirse, bunu Al-
man dava tipolojisine uygun olarak bir inşai dava olarak kabul ede-
rek yeni hukuki durumun kararla birlikte ortaya çıktığını kabul etmek
gerekir. Vergi davası, tam yargı davası kimliğine büründüğü durum-
larda ise, bu edim hükmü aracılığıyla yargıcın idareye hakkın yerine
getirilmesi için bir emir verdiği esasını benimsemek gerekir.
122
Kumrulu, görüşünü ifade eden ve kendisine özellikle bu kısımda
bolca yollama yaptığımız tebliğinde M. Atıf Kösebalan’ın sorduğu bir
soru üzerine görüşünü daha somut olarak şu şekilde ortaya koymak-
tadır: Vergiler alanında tesis edilen öznel veya bireysel işlemlerde de,
nesnel bir hukuki durum söz konusudur. Bu durum, idari hukuku-
nun, idari yargının dolayısıyla vergi hukukunun doğası gereği olarak
karşımıza çıkar. Tek bir yükümlü hakkında tesis edilen vergilendirme
işlemi de, aslında onun mal varlığına ait olmasına rağmen nesnel bir
hukuki alana karşılık gelmektedir. Davanın ve kararın bu alana iliş-
kin yönüyle, dava iptal davası kimliğini taşır. İptal kararından sonra
kişinin çok özel durumu dikkate alınmak suretiyle örneğin matrahın
120
A. g. e., s. 972.
121
A. g. e.
122
A. g. e., s. 973.
Hasan DURSUN makaleler
270TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
gerçek miktarını saptama ya da cezayı değiştirme yolunda hüküm te-
sis edildiği sırada ise, edim davası, bir başka deyişle, tam yargı davası
kimliğine bürünür. İki ölçüte göre karar; bir kısmı itibariyle iptal, bir
kısmı itibariyle tam yargı davasını yansıtır.
123
Biz de, vergi uyuşmazlığı davalarının iptal davası ağırlıklı, duru-
ma göre de tam yargı davası özelliği taşıdığını kabul ettiğimizden kı-
saca bu modele taraftar olduğumuzdan görüşümüzü burada işlemek
uygun olacaktır.
Biz vergi alanında tesis edilen öznel işlemlerde bir başka deyişle
bireysel işlemlerde Kumrulu’nun yaptığı dörtlü ayrıma göre vergi da-
valarının niteliğinin saptanmasını yerinde buluyoruz. Kumrulu’nun;
tarh işlemine karşı açılan davaların iptal davası olduğu fikri doğrudur.
Gerçekten de Vergi Usul Kanunu’nun 20. maddesine göre verginin tar-
hı; vergi alacağının kanunlarda gösterilen matrah ve nispetler üzerin-
den vergi dairesi tarafından hesaplanarak bu alacağı miktar itibariyle
tespit eden idari muameledir. Bu tanım çerçevesinde tarh işleminin
idari bir işlem olduğu ve idari işlemler ile ilgili olarak yapılan analizle-
rin tümünün tarih işlemi için de geçerli olduğu açıktır.
124
Kumrulu’nun tahsil aşamasında
125
tahsil gerçekleştirilmeden açı-
lan davaların iptal davası, tahsil gerçekleştirildikten sonra açılan da-
vaların tam yargı davası olduğu şeklinde çözümlemesi de son derece
isabetlidir. Gerçekten de Vergi Usul Kanunu’nun 23. maddesine göre,
verginin tahsili, kanuna uygun surette ödenmesidir. Verginin tahsili
ile ilgilin malvarlığındaki eksilme gerçek bir eksilme olduğundan, tah-
silin gerçekleşip gerçekleşmediğine göre vergi davalarının farklı kim-
liğe bürüneceği açıktır.
Yine Kumrulu’nun vergi mahkemesinin davanın esasına ilişkin
karar verdiği durumlarda hem tam yargı davası hem de iptal davası
niteliği bulunduğu şeklindeki görüşü de yerinde bir görüştür. Gerçek-
ten de takdir komisyonu kararlarına karşı açılan davalarda vergi mah-
kemesi işin esası hakkında karar verdiğinden bu davalar hem iptal
hem de tam yargı davasıdırlar. Buna karşın, vergi yargısının işin esası
hakkında karar vermediği durumlarda açılan davalar ise sadece iptal
123
Bkz. I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Üçüncü Kitap, 1992, s. 991, 992.
124
Fazla bilgi için bkz. Öncel, Kumrulu, Çağan, Vergi Hukuku, 2005, s. 89-106.
125
Tahsil konusunda fazla bilgi için bkz. a. g. e., s. 108, 109.
makaleler Hasan DURSUN
271TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
davasıdırlar. Mahkeme işin esası hakkında karar verilmeyen örneğin
vergi ve cezadaki hataların şikayet yoluyla düzeltilmesi isteminin red-
di üzerine açılan davalar, uzlaşma komisyonlarının uzlaşma başvuru-
sunu yetkisizlik veya süre aşımı nedeniyle reddetmesi üzerine açılan
davalar ile uzlaşmanın olmaması ya da sağlanamaması üzerine açılan
davaları iptal davaları olarak nitelendirmek gerekir.
Bununla birlikte, Kumrulu’nun iptal davalarını inşai dava, tam
yargı davasını ise edim davası olarak nitelendiren görüşlerine katıla-
mıyoruz. Gerçekten de, Özyörük’ün yukarıda bahsedilen isabetli gö-
rüşüne göre, idare hukukunda inşai dava şeklinde bir dava türünden
bahsedilemez. Çünkü idare hukukunda hukuki durum ve ilişki yarat-
mak faal İdareye düştüğünden idare mahkemesi, idare adına hareket
edemez. Yine yukarıda anlatılan Azrak’ın haklı görüşüne göre iptal
davası yoluyla hukuka ve kanuna aykırı idari işlem, geçmişe etkili
olarak herkes için (erga omnes) iptal edildiğinden; iptal davası, özel
hukukta benzerine rastlanmayan, tümüyle İdare Hukukuna özgü bir
dava tipidir. Diğer yandan, tam yargı davasının edim davası olarak da
nitelendirilmesi de doğru değildir. Çeşitli defalar bahsedildiği üzere
tam yargı davası ile yargıcın, yargılamanın gerektirdiği bütün yetki-
leri sınırlamasız ve kayıtsız bir şekilde kullanmasının anlaşılması ge-
rektiğinden, edim davalarında bu nitelik görülemez. Daha somut bir
deyişle, her ne kadar Türk pozitif hukuku açısından yasaklansa bile
tam yargı davalarında yargıç, söz konusu davaların özünün doğası ge-
reği idari işlem ve eylem niteliğinde karar verebileceği gibi yerindelik
denetimi de yapabilir. Yargıcın bu yetkisi, edim veya eda davalarında
görülemeyeceğinden tam yargı davası da özel hukukta benzerine rast-
lanmayan, tümüyle idari yargıya özgü bir dava türüdür.
Burada son olarak bir hususu vurgulamak istiyoruz. Biz vergi
uyuşmazlığı davalarını geniş olarak ele aldığımızdan bir vergi ka-
nununun Anayasa’ya aykırı olduğu savıyla Anayasa Mahkemesi’ne
açılan iptal davaları ile vergiyle ilgili bir kanunun Anayasaya aykırı
olduğu savıyla mahkemeler tarafından somut norm denetimi yoluyla
Anayasa Mahkemesi’ne gönderilen davalar; vergiyle ilgili tüzük, yö-
netmelik, genel tebliğ gibi düzenleyici işlemlerin kanuna aykırı olduğu
savıyla Danıştay’a açılan davalar iptal davalarıdır. Zaten işin doğası
da aksi türlü düşünmeye engeldir.
Hasan DURSUN makaleler
272TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Bu açıklamalardan sonra, vergi davalarının niteliği konusunda
Türk Danıştay’ının içtihatları incelenecektir.
VI. VERGİ DAVALARININ NİTELİĞİ KONUSUNDA
DANIŞTAY İÇTİHATLARI
Bu kısımda, vergi uyuşmazlığı davalarının kuramsal niteliğine ör-
tülü de olsa değinen Danıştay içtihatları incelenecektir. Özellikle, idari
yargı düzeniyle ilgili 1982 yılında kabul edilen 2575, 2576 ve 2577 sa-
yılı temel kanunların kabulünden sonraki devrede Danıştay içtihatları
incelendiğinde görülmektedir ki, Danıştay kimi durumlarda vergi da-
valarını tam yargı davası, kimi durumlarda iptal davası kimi durum-
larda ise kendine özgü dava olarak değerlendirmektedir. Bu açıdan
vergi davaları konusundaki Danıştay içtihatlarını; tam yargı davası,
iptal davası ve kendine özgü dava olduğu yönünde kararlar olmak
üzere üç başlık altında incelemek uygun düşecektir.
1. Tam Yargı Davası Olduğu Yönündeki Kararlar
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun kimi içtihatla-
rının incelenmesi sonucu vergi davalarının tam yargı davası olduğu
anlaşılmaktadır. Gerçi söz konusu kurul, vergi davalarının tam yargı
davası olduğunu açıkça belirtmese de, kararın içeriğinden vergi dava-
sının tam yargı davası olarak kabul edildiği sonucu çıkartılmaktadır.
Aşağıda konuya ilişkin olarak iki örnek verilmektedir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu; kim içtihatlarında
vergi davalarını iptal davası olarak nitelendirerek vergi mahkemesi-
nin bizzat matrah takdir etmesini uygun görmemiş, kimi kararlarında
ise bizzat matrah takdir etmesi gerektiğini içtihat etmiştir. Gerçekten
de Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 8.4.1988 tarih ve
E. 1987/35, K.1988/25 sayılı kararında; mahkemenin tarh edilen vergi
ve kesilen ceza miktarını değiştirebileceği ifade edilmiş ve vergi uyuş-
mazlığından kaynaklanan davaların tam yargı davası olduğu açık bir
şekilde şu şekilde belirtilmiştir: “213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 20.
maddesinde vergi tarhının ‘idari muamele’ olarak nitelendirilmesi, ilgililerin
bu muamele ile belirlenen vergiye karşı açtıkları davanın iptal davası olarak
kabulü için yeterli değildir. Tarh işlemi, yükümlülerin menfaatlerini ihlal et-
mekle kalmayıp, belli miktarda vergi borcunun borçlusu durumuna da getir-
makaleler Hasan DURSUN
273TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mekle onların haklarını da ihlal etmektedir. Vergi ve cezaların usulüne uygun
biçimde tebliği ile bu hak ihlâli gerçekleşmekte ve aksine bir nitelik kazanmak-
tadır. Hükümlünün ihbarname tebliği üzerine, vergi ve cezanın yasal dayana-
ğının bulunmadığı, işleme esas olan tespitlerin gerçeği ifade etmediği, istenen
miktarın fazla olduğu yolundaki ya da benzer iddialar ileri sürerek tarhiyatın
tamamen ya da kısmen kaldırılması dileğiyle açacakları davalar, İdari Yargı-
lama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde hakkın ihlali nedeniyle açılacağı
öngörülen tam yargı davalarındadır. Bu davalarda vergi mahkemesi çözüme
ulaşırken, vergi idaresinin gerçekte yapması gereken işlemin ne olduğunu
göstermesi yeterli olmayıp, haksızlığın varlığını saptamışsa bunun gideril-
mesi için gereken şeye de hükmetmesi gerekmektedir. Bu suretle mahkeme,
davacının isteğini aşarak, başlangıçta idarenin yapması gerekip de yapmadı-
ğını hüküm altına almayacağından, bu uygulamanın idarenin yerine geçerek
onun adına işlem yapması anlamına geldiği de söylenemez...”
126
Yine, Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 24.1.1997 gün ve E.
1996/111, K.1997/86 sayılı kararında; bir nakliyat şirketinin aktifinde
kayıtlı araçların satışı nedeniyle beyan edilen satış bedellerinin düşük
bulunması üzerine takdir komisyonunca kasko sigorta değeri esas alı-
narak matrah takdir edilerek tarhiyat yapılması halinde, vergi mah-
kemesince; araçların emsal bedelinin mahalli ticaret odası ile şoförler
ve otomobilciler derneğinden araştırılarak karar verilmesi içtihadın-
da bulunmuştur.
127
Kuşkusuz, Karardan vergi davalarının tam yargı
davası olduğu açık bir şekilde anlaşılamamaktadır; bununla birlikte,
söz konusu kararda, vergi mahkemesinin bizzat matrah takdir etmesi
ifade edildiğinden bu nitelikteki vergi davalarına tam yargı davası ni-
teliği verildiği sonucu çıkartılmaktadır.
Danıştay; vergi mahkemesinin davayı tam yargı davası olarak ni-
telendirip bizzat matrah takdir etmesini, vergi yargısında geçerli olan
resen araştırma ilkesine dayandırmakta ve İYUK’nın 2. maddesin-
de öngörülen idari işlem ve eylem niteliğinde yargı kararı verilemez
hükmüne aykırı olmadığı sonucuna varmaktadır. Örneğin; Danıştay
Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 21.2.1997 gün, E. 1995/209, K.
1997/124 sayılı kararında; idari yargı yerlerince resen inceleme yetki-
sinin gereği olarak yapılan araştırma ve incelemelerin idari yargı yet-
kisinin kullanımına 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 2. fıkrasıyla
126
Nak. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 211, 212.
127
Bkz. Danıştay Dergisi, Yıl 28, Sayı 94, 1998, s. 218-221.
Hasan DURSUN makaleler
274TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
getirilen sınırlamaya aykırı olmadığı içtihadında bulunulmuştur. Da-
nıştay, bu kararında şu görüşü savunmuştur: “2577 sayılı İdari Yargı-
lama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinin 1. bendinde, Danıştay ile idare ve
vergi mahkemelerinin bakmakta oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri
kendiliklerinden yapacakları hükme bağlanmakla idari yargılama hukukunda
resen araştırma ilkesi benimsenmiştir.
Bu ilke uyarınca idari yargı yerleri, uyuşmazlık konusu olayın hukuki
nitelendirmesini yapmak, olaya uygulanması gereken hukuk kurallarını be-
lirlemek ve sonuçta hukuki çözüme varmak yönlerinden tam bir yetkiye sahip
oldukları gibi maddi olayı belirleme yönünden de her türlü inceleme ve araş-
tırmayı kendiliklerinden yaparak iddia ve savunmalarda ortaya konan maddi
durumun gerçeğe uygun olup olmadığını serbestçe araştırabilir, tarafların hiç
değinmedikleri olayları ve maddi unsurları araştırıp, maddi olayın çözümü
için gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırabilirler. Bu tür inceleme ve
araştırmaların resen inceleme yetkisinin gereği olarak yapılması, idari yargı
yetkisinin kullanımına 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 2. fıkrasıyla geti-
rilen sınırlamaya aykırı değildir.
Taraflar arasında uyuşmazlık doğuran tarhiyat, yükümlünün defter ve
belgelerinde gösterdiği dokuma tezgahlarının, ticaret ve sanayi odasınca bil-
dirilen fiyattan düşük gösterilmesi nedeniyle uygulandığından, yükümlünün
ticaret ve sanayi odasınca fiyatları bildirilen tezgahların, imal ve satışı yapı-
lan tezgahlara teknik, fonksiyonel ve ekonomik açıdan benzemediği için tarhi-
yata bu fiyatların esas alınamayacağına ilişkin iddialarının doğruluk derecesi
yönünden bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın sonuca ulaşılması ve bu tür
incelemenin yargı yerinin idarenin yerine geçmesine yol açacağıyla görüşüyle
verilen direnme kararında hukuka uygunluk bulunmamıştır”.
128
Danıştay’ın 2577 sayılı İYUK’nın 20. maddesinde belirtilen resen
araştırma ilkesine dayalı olarak mahkemelerin davanın esası hakkın-
da karar vereceğini, bu kararın İYUK’nın 2. maddesinde ifade edilen
idari işlem veya eylem niteliğinde mahkemelerin karar verilemeyeceği
şeklindeki kuralına aykırı olmadığını ifade eden bu görüşü haklı ola-
rak Duran tarafından eleştirilmektedir. Duran’a göre mahkemelerin
yargılama evresinde resen hareket etme ilkesine sahip olmaları hiç bir
şekilde yargının idari işlem ve eylem niteliğinde karar veremeyeceği
yasağını delmeye yetmez. Yazara göre, idari yargıda geçerli olan re-
128
A. g. e., s. 246-248.
makaleler Hasan DURSUN
275TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sen araştırma ilkesi, idari yargı yerlerinin uyuşmazlığa yol açan olay
ve olguları aydınlığa kavuşturmak ve davayı çözümlemek için gerekli
tüm bilgi ve belgeleri, taraflar ileri sürmemiş ve iletmemiş olsalar bile
kendiliklerinden araştırıp elde etmeye yetkili olduklarını gösterir. Bir
başka deyişle, idari yargıda soruşturma ve araştırma; kanıtları sağla-
mak ve değerlendirmekten ibaret olup, verilecek hükümde yer almaz.
Yazar, vergi mahkemelerinin yapacakları araştırma ve soruşturma ile
bilirkişi incelemesi sonucu kanıya vararak idari işlemi iptal edebile-
ceklerini ancak doğrudan idari işlem veya eylem niteliğinde hüküm
tesis edemeyeceklerini ifade etmektedir.
129
2. İptal Davası Olduğu Yönündeki Kararlar
Danıştay bazı içtihatlarında kimi vergi uyuşmazlığı davalarının
iptal davası olduğu içtihadında bulunmuştur. Söz konusu içtihatlarda
dikkati çeken nokta, kimi vergi uyuşmazlığı davalarının açıkça iptal
davası olarak nitelendirildiğidir. Aşağıda, kimi vergi uyuşmazlığı da-
valarının iptal davası olduğu yönündeki içtihatlara temas edilecektir.
Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nun 6.2.1997 tarih ve
E.1996/258, K.1997/117 sayılı kararında; düzeltme ve şikayet istemi-
nin reddi yolunda kurulan işleme karşı açılan davaların iptal dava-
sı olduğu, işlemin iptali ile birlikte ret ve iadeye de hüküm verilmesi
gerekmediği, kararda faiz isteminin karşılanmamış olmasının bozma
nedeni oluşturmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Bu kararda davacı;
Vergi Dava Daireleri Genel Kurul kararının ret ve iadeye hükmedil-
memesi, vekalet ücreti ve yasal faiz istemi yönünden düzeltilmesini
istemiş ancak bu istem oybirliğiyle Danıştay Vergi Dava Daireleri Ge-
nel Kurulu’nun yukarıdaki kararıyla reddedilmiştir. Danıştay Vergi
Daireleri Genel Kurulu; karar düzeltme talebini şu gerekçeyle reddet-
miştir: “...Danıştay Vergi Davaları Genel Kurulu’nun 17.5.1996 günlü ve
E:1995/74, K:1996/234 sayılı kararıyla; Maliye Bakanlığı’nca kurulan olum-
suz işlemin konu yapıldığı bu davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında belirtilen iptal davası olduğu, iptal
davalarının özelliği gereği yargı yerlerinin, davaya konu olan idari işlemin
unsurlarında hukuka aykırılık olup olmadığını araştırarak aykırılık saptandı-
ğında işlemi iptal yetmekle yetineceği, kurulun bozma kararı uyarınca verilen
129
Fazla bilgi için bkz. Duran, Vergi Davalarının Çözümü (II), s. 73, 74.
Hasan DURSUN makaleler
276TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
kararda da Danıştay Yedinci Dairesi’nin, Maliye Bakanlığı’nın olumsuz iş-
lemini iptal ettiği, iptal davalarının özelliği gereği ve dava bir alacak davası
olmadığından verilen kararda, faiz isteminin ve iptal kararı sonucuna göre
geri verilmesi gereken miktarın hüküm altına alınmasına olanak bulunmadı-
ğı ayrıca, alacak davası olarak nitelenemeyecek bu davanın kabulü nedeniyle
davacı lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesinde de yasaya aykırılık
görülmediği gerekçesiyle istem reddedilmiştir” demekte ve 2577 sayılı İda-
ri Yargılama Usulü Kanunu’nun 54. maddesinde, Danıştay tarafından
verilen yargısal kararlar hakkında, bu maddede yazılı sebeplerle kara-
rın düzeltilmesinin istenebileceği belirtildiğinden ve dilekçe sahibinin
ileri sürdüğü sebeplerin bunlardan hiç birisine uymadığından istemin
reddine oybirliğiyle karar verildiği bildirilmektedir.
130
Benzer şekilde; Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu; 19.
06.1992 tarih ve E.1991/556, K.1992/290 sayılı kararında iptal davasın-
da faize hüküm verilmesine gerek bulunmadığı ifade edilmiştir. Bu
kararında Danıştay; “Sosyal Sigorta Kurumu Genel Müdürlüğü’nün ma-
liki bulunduğu taşınmazlar için ödediği Emlak vergisinin iade edilmeyeceği
yolundaki işlemin iptali ve söz konusu verginin tahsil tarihinden itibaren ka-
nuni faiziyle birlikte iadesi istemiyle açtığı davayı kısmen kabul eden Danış-
tay 9. Daire kararının, faiz isteminin kararda karşılanmadığı ileri sürülerek
bozulması istenmektedir.
Dosyadaki belgelerin incelenmesinden, davacı Kurumun, düzeltme ve şi-
kayet yollarını izleyerek yaptığı başvurunun reddi yolunda kurulan olumsuz
işlemin davaya konu yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu yol izlenerek açılan dava,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1/a fıkrasında
yazılı olan iptal davasıdır.
İptal davasının özelliği gereği yargı yerleri, davaya konu yapılan idari
işlemin öğelerinde hukuka aykırılık olup olmadığını araştırır ve aykırılık sap-
tandığı takdirde idari işlemi iptal etmekle yetinirler.
Temyiz istemine konu yapılan Kararda Danıştay 9. Dairesi, ödenen ver-
ginin iade edilmeyeceği yolundaki işlemi yasaya aykırı bularak iptal etmiştir.
Yukarıda açıklanan niteliği gereği dava, bir alacak davası olmadığından, yargı
yerince verilen kararda kanuni faiz isteminin de hüküm altına alınmasına ola-
130
Bkz. Danıştay Dergisi, Yıl 28, Sayı 94, 1998, s. 221-223.
makaleler Hasan DURSUN
277TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nak bulunmamaktadır” demekte ve temyiz olunan kararın yasaya uygun
olduğu gerekçesiyle temyiz istemini oybirliğiyle reddetmektedir.
131
Yukarıda da bahsedildiği üzere Danıştay kimi kararlarında ver-
gi davalarını iptal davası olarak nitelendirerek vergi mahkemesinin
bizzat matrah takdir etmesini hukuka aykırı bulunmaktadır. Ger-
çekten de Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulunun 1.12.1989
tarih ve E. 1989/29, K. 1989/120 sayılı kararında; Takdir Komisyon-
larının Vergi Usul Kanunu’nun 72. maddesi gereğince inceleme yetki-
sini haiz olduklarından, inceleme raporu düzenlemeden takdire sevk
edilen konularda somut verilere dayanarak matrah takdir etmelerinin
gerekli olduğu, Takdir Komisyonu’nun bu şekilde yapması gereken
incelemenin yargı yerince yapılmasının 2577 sayılı Kanun’un 2. mad-
desinin ikinci fıkrasına aykırı olduğu fikrini benimsemiştir. Kararın
hüküm kısmında şu ifadelere yer verilmektedir. “İdari Yargılama Usu-
lü Kanunu’nun 2. maddesinin (2) işaretli fıkrasında idari yargı yetkisinin,
idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu,
idari mahkemelerin, yerindelik denetimi yapamayacakları, yürütme görevi-
nin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini
kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini
kaldıracak biçimde yargı kararı veremeyecekleri hükme bağlandığından; idari
davaların görülmesi sırasında idari mahkemelerin her türlü bilgi ve evrakı
isteyerek değerlendirebileceklerini kurala bağlayan aynı yasanın 20. maddesi-
nin (1) işaretli fıkrası hükmü sadece dava konusu yapılan idari işlemin huku-
ka uygunluğunun denetlenmesi amacını taşımaktadır. Bu işlem yerine nitelik
ya da nicelik yönünden farklı bir işlemin uygulanması gerektiği belirlendiği
takdirde mahkemelerin, olması gereken hüküm altına almaları, 2577 sayılı
Kanun’un (2) işaretli fıkrasında yazılı kurala aykırı olacaktır.
Bu nedenlerle, Vergi Usul Kanunu’nun 30. maddesi ile 72, 74, 74 ve 75.
maddelerinden dolayı vergi idaresi tarafından yapılması gereken işlemlerin
vergi mahkemesi tarafından yapılıp, sonucuna göre tarh matrahının belirlen-
mesi, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun, idari yargı yetkisinin kullanımına
çizdiği çerçeveye aykırıdır” diyerek oyçokluğu ile istemi reddetmiştir.
Bu karara konulan karşı oy yazısında ise şu görüşlere yer veril-
miştir: “Yerel mahkemenin hukuka uygunluk denetimi yaparken bu hukuki
durumu saptaması gerekirken, takdir komisyonu kararının dayanaksız oldu-
131
Bkz. Danıştay Dergisi, Yıl 23, Sayı 87, 1993, s. 149- 151.
Hasan DURSUN makaleler
278TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ğunu ve idarenin yerine geçerek karar veremeyeceğini ileri sürmesi yukarıda
açıklanan hukuki duruma ters düşmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usu-
lü Kanunu’nun 2. maddesinde, yargı yerlerinin idarenin yerine geçemeyeceği
öngörülmekle birlikte aynı maddede yürütme görevinin kanunlarda gösterilen
şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak ve idarenin tak-
dir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği de hüküm altına
alınmıştır. Yukarıda açıklandığı veçhile kanunda gösterilen şekil ve esaslara
uygun olarak ve idarenin sahip bulunduğu takdir yetkisine dayanarak verilmiş
bulunan takdir komisyonu kararına müstenit tarh işlemini iptal eden vergi
mahkemesi kararı, anılan 2. maddenin özüne ve sözüne aykırı bulunmaktadır.
Diğer taraftan davacının iddiası üzerine... Vergi mahkemesinin niya-
betiyle kaza yükümlü kurum için emsal alınan kurum kayıtlarını inceleyen
vergi mahkemesinin, iki kurum arasındaki ilişkiler açısından da bir inceleme
ve araştırma yapılması gerektiği yolundaki Danıştay 3. Dairesi’nin bozma
kararına uymamasındaki çelişkiyi önlemek de mümkün değildir. Hukuken ka-
tılma imkanı bulamadığımız çoğunluk kararına göre beyanname vermeyen,
istenmesine rağmen defter ve belgelerini ibraz etmeyerek ticari faaliyetlerini,
ticari ilişkide bulunduğu kişi ve kuruluşların bildirilmemesi nedeniyle gerçek
gelirin incelenmesi, araştırılması ve saptanması imkanını idareye tanımayan
yükümlüler vergi de vermeyeceklerdir. Her halde idari yargının görevi vergi-
lendirme ile ilgili ödevlerinin hiçbirini yerine getirmeyen yükümlülerin vergi
vermesini sağlamak değildir. Açıklanan nedenlerle vergi mahkemesinin ısrar
kararının bozulması görüşüyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.”
132
Danıştay’ın aşağıda bahsedeceğimiz kararında ise vergi uyuşmaz-
lığı davası açık bir şekilde iptal davası olarak nitelendirilmemekte, ka-
rarın incelenmesi sonucu örtülü bir şekilde vergi davasının iptal davası
olduğu sonucu çıkartılmaktadır. Gerçekten de, Danıştay 3. Dairesi’nin
15.12.1989 tarih ve E. 1989/1325, K. 1989/2825 sayılı kararında vergiyi
doğuran olayı ortaya koyan tespitlerin bulunmaması halinde olayın
tespitine ilişkin inceleme ve araştırmaların idari yargı yerlerince yapıl-
masının olanaklı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararın hüküm kıs-
mında; “2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 2.
fıkrasında ‘İdari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler, yerindelik denetimi yapamazlar, yü-
rütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine
132
Karar hakkında fazla bilgi için bkz. Danıştay Dergisi, Yıl 20, Sayı 78-79, 1990, s. 137-
142.
makaleler Hasan DURSUN
279TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin tak-
dir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler’ hükmü yer almıştır.
Maddede yer alan idari yargı yetkisinin hukuka uygunluk denetimi ile sınırlı
olduğu yolundaki hükümle İdarenin yaptığı her türlü idari işleme karşı dava
açılması durumunda yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka
uygun olup olmadığının araştırılması, sonuçta işlem hukuka uygun ise da-
vanın reddine, hukuka aykırı ise işlemin iptaline karar verilmesi amaçlanmış
olup, başka bir ifade ile işlemin değiştirilmesi, yeni bir işlem haline getirilmesi
veya idarenin takdir yetkisinin kaldırılması yolunda karar verilmesi ve yargı
yerinin idare yerine geçerek işlem tesis etmesi önlenmek istenmiştir.
İdari yargı yerlerinin hukuka uygunluk denetimi sırasında bakmakta
oldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabilecekleri
hususu İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenmiş
bulunmaktadır. Ancak bu incelemenin kapsamının idari işlemin meydana
getirilmesinde idarenin izlediği yol ve uyguladığı yöntemlerle sınırlı olması
gerekmektedir.
Vergi dairelerince yapılan tarh işlemlerinde de vergiyi doğuran olaya
ilişkin idarece yapılan tespitler veya matrahın saptanmasına ilişkin hesap-
lamalarla ilgili her türlü inceleme ve araştırmayı talep olmasa dahi vergi
mahkemeleri yapabileceklerdir. Vergiyi doğuran olayı ortaya koyan bir tespit
yoksa mahkemelerin vergiyi doğuran olayın tespitine ilişkin bir inceleme ve
araştırmaya girmeleri söz konusu olamayacaktır.
Bu açıklamalar karşısında, uyuşmazlık konusu olayda idarece yapılan
tarh işleminde, mükellefin defter ve belgelerinin incelenmesi sonucu düzen-
lenen tutanakla tespiti yapılan hususlar matrahın hesaplanmasında dikkate
alınmayarak başka bir yöntem kullanılmışken, vergi mahkemesince idarenin
yerine geçilmek suretiyle, tutanaklar tenkit konusu yapılmaksızın tespit edi-
len konularla ilgili yeni bir matrah farkı yaratılmak suretiyle tarh işleminin
değiştirilmesinde isabet görülmemiştir.”
133
denilerek örtülü bir şekilde
vergi davalarının iptal davası olduğu sonucuna varılmıştır.
3. Kendine Özgü Dava Olduğu Yönündeki Kararlar
Sayıları çok az da olsa Danıştay’ın kimi kararlarında vergi uyuş-
mazlığı davalarının kendine özgü dava olduğu görüşü savunulmak-
133
Kararın tam metni için bkz. a. g. e., s. 171-174.
Hasan DURSUN makaleler
280TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
tadır. Örneğin, Danıştay 7. Dairesi’nin 12.4.1985 tarih ve E. 1984/3570,
K. 1985/1039 sayılı kararında şu görüş savunulmuştur: “Takdir komis-
yonlarınca tahmin ve takdir olunan matrahlara karşı vergi daireleri tarafın-
dan mahkemelerde açılan davalar idari yargıdaki iptal ve tam yargı davala-
rına benzerlik arz etmekle beraber kendine özgü ilkeleri bulunan ve bu dava
türlerine benzemeyen tarafları da vardır. Nitekim 2577 sayılı İdari Yargıla-
ma Usulü Kanunu’nun 31. maddesi 2. fıkrasındaki, bu kanun ve yukarıda-
ki fıkra uyarınca Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’na atıfta bulunulan
haller saklı kalmak üzere vergi uyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul
Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanacağına ilişkin hüküm de vergi ihti-
lafının diğer idari dava türlerinden farklı olduğunu açıkça göstermektedir. Bu
davaların niteliği, maddi değerin saptanması göz önüne alınırsa, vergi mah-
kemelerinin yapacakları araştırma, soruşturma ve bilirkişi incelemesi sonucu
edindikleri kanıya varırken, yasaya aykırı gördükleri takdir komisyonu kara-
rının iptali ile yetinmeyip daha ileri giderek anlaşmazlığı çözüme ulaştırma-
ları gerekir. Mahkemenin anlaşmazlığı çözmek için verdiği karar ise, idarenin
yerine geçerek karar verme anlamına gelmez.”
134
Danıştay 7. Dairesi’nin
vermiş olduğu bu karar, Danıştay Vergi Daireleri Genel Kurulu’nun;
14.11.1986 tarih ve E. 1986/16, K.1986/18 sayılı Kararıyla aynı gerek-
çeyle onaylanmıştır.
135
Mahkemenin anlaşmazlığı çözmek için verdiği
kararın idarenin yerine geçerek karar verme anlamını taşımayacağını
ifade eden Danıştay’ın bu görüşü, yukarıda, bu bölümün (1) numaralı
kısmında kendisine yollama yapılan Duran’ın görüşü doğrultusunda
isabetsiz olduğu açıktır.
SONUÇ
Vergi uyuşmazlığı davalarının kuramsal niteliğini saptamaya yö-
neldiğimiz bu çalışmadan beş adet önemli sonuç çıkmaktadır. Yukarı-
da vergi uyuşmazlığı davasının kuramsal niteliği kısmındaki Danıştay
içtihatları bölümünde de görüldüğü üzere vergi davalarının kuramsal
niteliği konusunda Danıştay içtihatları arasında çelişkiler bulunmak-
tadır. Anayasa’nın 125. maddesinin 4. fıkrası ile 2577 sayılı Kanun’un
2. maddesinin 2. fıkrası olduğu müddetçe Danıştay içtihatları arasında
sürgit bir çelişki bulunacak ve Danıştay hiç bir şekilde vergi uyuşmaz-
lığı davalarının kuramsal niteliğini tam olarak belirleyemeyecektir. Bu
134
DD, S. 60-61, s. 334-335, nak. Kumrulu, Vergi Yargılama Hukuku, s. 224, 225.
135
Bkz. Kumrulu, a. g. e., s. 226.
makaleler Hasan DURSUN
281TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
açıdan çalışmamızdan çıkan ilk sonuç; Anayasa’nın yargı yolu baş-
lıklı 125. maddesinin 4. fıkrası ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun idari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı başlıklı 2.
maddesinin 2. fıkrasının kaldırılması gerekliliğidir. Anayasa’nın 125.
maddesinin 4. fıkrasında; yargı yetkisinin, idari işlem ve eylemlerin
hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olduğu, yürütme görevinin,
kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilme-
sini kısıtlayacak, idari işlem ve eylem niteliğinde veya takdir yetkisini
kaldıracak ölçüde yargı kararının verilemeyeceği ifade edilmiş ve bu
hüküm 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “idari dava tür-
leri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinin 2. fıkrasında;
idari yargı yetkisinin, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğu-
nun denetimi ile sınırlı olduğu, idari mahkemelerin yerindelik dene-
timi yapamayacakları, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil
ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem
ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde
yargı kararı verilemeyeceği şeklinde ifade edilerek, Anayasa’nın söz
konusu hükmü pekiştirilmiştir.
Uygulamada Danıştay, mahkemelerin; gerek matrah belirleye-
bileceğini gerekse vergi cezalarını daha alt kademe vergi cezalarına
dönüştürebileceğini, örneğin kaçakçılık cezasını ağır kusur cezasına
çevirebileceği yönünde çeşitli kararları bulunmaktadır. Danıştay mat-
rah belirlenmesi işinde mahkemelerin araştırma yaparak örneğin 100
birimlik matrah yerine doğrusu olan 150 birim olarak matrahın belir-
lenmesi gerektiğini, olayda ağır kusur cezası verilmesi gerekirken ka-
çakçılık cezası verilmesinin hukuka aykırı olması nedeniyle cezanın
ağır kusur cezasına dönüştürülmesi gerektiği şeklinde gerekçeler ileri
sürmektedir. Danıştay’ın ileri sürdüğü bu gerekçeler haklı ve yargı-
lamanın gereklerine uygun de olsa idari işlem ve eylem niteliğinde
yargı kararı verilemez şeklindeki yukarıda bahsedilen mevzuatımızda
öngörülen yasağı ihlal edici niteliktedir. Danıştay’ın yargılamanın ge-
rektirdiği haklı görüşlerini yaşama geçirebilmek için Anayasa’nın 125.
maddesinin 4. fıkrası ile İYUK’nın 2. maddesinin 2. fıkrasının kaldırıl-
ması mutlak bir gereksinim olarak gözükmektedir.
Yukarıda ayrıntılı olarak gördüğümüz üzere bir vergi uyuşmaz-
lığı davasında yargıcın hem iptal hem de tam yargı yetkileri bulun-
maktadır. Pozitif hukukumuzda bu hükümler olduğu müddetçe yar-
gıcın özellikle tam yargı yetkisini kullanması neredeyse olanaksızdır.
Hasan DURSUN makaleler
282TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Çünkü yargıcın tam yargı yetkilerini kullanması, idari işlem ve eylem
niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak ölçüde yargı kararı verme
yasağı kapsamı içerisine girdiği gibi kimi durumlarda yerindelik de-
netimi yapma yasağı kapsamına içerisine de girebilir. Çünkü hukuki-
lik denetimi ile yerindelik denetimi arasındaki ayrımı sağlayan nesnel
ölçütler yargıcın elinde bulunmamaktadır. Halbuki kimi vergi uyuş-
mazlığı davalarında yargıcın tam yargı yetkilerini kullanarak davanın
esası hakkında karar vermesi, vergi uyuşmazlığı davalarının niteliği
gereği mutlak bir zorunluluktur.
İdari yargının olmadığı ve idare hukukunun pek fazla gelişmediği
Anglo-Sakson hukukuna tabi ülkelerde bile yargı organları için böyle
bir yasak öngörülmezken, hukuk devleti ilkesini yaşama geçirme ba-
kımından kilit bir önem taşıyan idari yargı ülkemizde yaklaşık olarak
140 yıldır bulunmasına rağmen, mahkemelerin gereği gibi yargılama
yapmasını önleyen pozitif hukukumuzdaki bahsedilen yasakların bu-
lunması anlaşılır gibi değildir. Gerçekten de, Anglo-Sakson hukukuna
tabi ülkelerde bile mahkemeler; daha önce geleneksel olarak tamamıy-
la idarenin sorumluluğu altında bulunduğu için pek fazla karışmadığı
alanlara bile müdahale etmeye başlamışlardır. Örneğin, Amerika Bir-
leşik Devletleri’nde mahkemeler idarenin uyguladığı usul ile çıkardığı
düzenleme ve kuralları iptal ederek doğrudan veya dolaylı olarak ida-
ri işlem ve eylem niteliğinde kural koymaya başlamışlardır. Böylelik-
le mahkemeler kural koyucu bir konuma gelmişlerdir. Mahkemelerin
yaptığı bu müdahale sonucu kamu idareleri, yapacakları düzenleme-
lerin yargı tarafından iptal edileceği endişesi duyarak, keyfi veya ge-
lişi güzel düzenleme yapma yerine hukuka uygun şekilde düzenleme
yapmaya daha fazla önem vermeye başlamışlardır.
136
Çalışmamızdan çıkan ikinci sonuç; “vergi davası” kavramının
mevzuatımızdan çıkartılması gerekliliğidir. Özellikle gerek 2576 sa-
yılı Kanun’da gerekse 2577 sayılı Kanun’da vergi davası kavramına
yer verilmesi vergisel uyuşmazlıklardan doğan davaların kuramsal
niteliğinin saptanmasını güçleştirmekte ve sanki vergi davası adı al-
tında ayrı bir idari dava türü varmış izlenimini vererek zihinleri ka-
rıştırmaktadır. Halbuki vergi davası adı altında hukukumuzda idari
bir dava türü bulunmamakta ve yukarıda ayrıntılı olarak anlattığımız
136
Fazla bilgi için bkz. Nich, Administrative Law for the Criminal Justice Administrator, s.
318, 319.
makaleler Hasan DURSUN
283TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
üzere vergisel uyuşmazlıklardan doğan davalar; ağırlıklı olarak iptal
davası ayrıksı durumlarda tam yargı davası olmak üzere mevcut idari
dava türleri içerisine girmektedir. Bu yüzden biz çalışmamızda “vergi
davası” kavramı yerine “vergi uyuşmazlığından kaynaklanan/doğan dava”
veya “vergi uyuşmazlığı davası” kavramını kullanmaya özen gösterdik.
Çalışmamızdan çıkan üçüncü sonuç; vergisel uyuşmazlıklardan
doğan davalar iptal veya tam yargı davası içerisine girdiğinden ve
yukarıda ayrıntılı bir şekilde bahsedildiği üzere iptal davaları ile tam
yargı davası arasında çok önemli farklar bulunduğundan iptal dava-
sı ile tam yargı davası arasında gerek idari ve yargısal usul, gerekse
öze ilişkin olarak farklı düzenlemelere gidilmesi gerektiğidir. Mevcut
durumda, vergisel uyuşmazlıklardan doğan davaları, tam yargı veya
iptal davası olarak nitelendirmenin davaya taraf olma ehliyeti ve iptal
kararının herkes için geçerli olması esası dışında önemli bir anlamı bu-
lunmamaktadır. Hukukumuzda yargıcın tam yargı yetkileri, evrensel
niteliğine uygun olarak, yargıcın, davanın gerektirdiği bütün yetkileri
kayıtsız ve koşulsuz olarak kullanarak davanın esası hakkında karar
verme yetkisi olarak belirtilirse, vergisel uyuşmazlıklardan doğan da-
vaların vergi yargısının niteliğine uygun olarak daha etkin bir şekilde
çözüme kavuşturulabileceğini ve vergi uyuşmazlıkları davalarının ti-
polojilerini daha doğru belirleyebilmek açısından fayda sağlayabilece-
ğini ifade etmek olanaklıdır.
Gerçi, yargıcın davanın gerektirdiği bütün yetkileri kayıtsız ve
şartsız olarak kullanarak davanın esası hakkında işlem tesis etmesi
yargıcın İdarenin yerine geçerek işlem tesis etmesi anlamını taşıyacağı
bunun da erkler ayrılığı (seperation of powers) ilkesine aykırı düşeceği
söylenebilir. Ancak, kanımızca, bu durumun erkler ilkesine aykırı bir
yönü bulunmamaktadır. Çünkü, yargıcın söz konusu nitelikte yetki
kullanarak davanın esası hakkında karar vermesi; hukuka uygun ola-
rak işlem tesis etmeyen İdare yerine yargıcın hukuka uygun olarak iş-
lem tesis etmesi anlamını taşır. Bir başka deyişle, hukuka uygun olarak
işlem tesis etmesi gerektiği hâlde hukuka aykırı olarak işlem tesis eden
İdare yerine yargıcın hukuka uygun olarak işlem tesis etmesi anlamını
taşır. Hukuk devletinde, İdarenin hukuka uygun olarak idari işlem te-
sis etme yükümlülüğü bulunmaktadır.
Çalışmamızdan çıkan dördüncü sonuç, vergisel uyuşmazlıkların
çözümünde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) ve Vergi
Hasan DURSUN makaleler
284TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Usul Kanunu (VUK)’nın ilgili hükümlerine yollama yapılmasından
kaçınılmasıdır. Daha somut bir deyişle, 2577 sayılı Kanun’un 30. mad-
desinin 2. fıkrasındaki; vergi uyuşmazlıklarının çözümünde HUMK
ve VUK’nın ilgili hükümlerinin uygulanacağını belirten hükmünün
kaldırılması gerekir. Duran’ın isabetli olarak belirttiği üzere vergi
uyuşmazlıklarına ilişkin VUK sisteminin idari yargıya boca edilmiş
olması vergi yargısı, daha somut bir deyişle vergisel uyuşmazlıklar-
dan doğan davaların niteliğini belirlemek açısından bir takım sorun-
lara yol açmaktadır.
137
İdare ve vergi mahkemeleri kurulmadan önce,
idari organ niteliğinde bulunan vergi itiraz komisyonları ile Vergi
Temyiz Komisyonu’nun vergi uyuşmazlıklarını çözümlemesi ilkesine
dayalı olarak Vergi Usul Kanunu’na konulan ilgili hükümlerin vergi
uyuşmazlıkların çözümünde uygulanacağının belirtilmesi kanımızca
vergi yargısının niteliğine de aykırıdır. Çünkü vergi mahkemesi, ver-
gisel uyuşmazlıkların çözümünde idari organ gibi taraf konumunda
bulunmamakta, ağırlıklı olarak vergilendirme işlemleri sürecinin nes-
nel hukuk açısından bir sakatlık taşıyıp taşımadığını incelemektedir.
HUMK’ya yollama yapılmaması şeklindeki tezimizin gerekçesi ise
aşağıda açıklanmaktadır.
Çalışmamızdan çıkan son sonuç ise, vergi yargısının niteliğine
uygun çalışmasını sağlamak ve vergi davalarının kuramsal niteliğini
doğru saptayabilmek açısından; vergi uyuşmazlıklarının çözümünde
Vergi Usul Kanunu’na yollama yapılmasından vazgeçilmesinin yet-
mediği; ayrıca, vergi yargısının da içerisinde yer aldığı idari yargının
kendisine özgü kurum ve kurallarla işletilmesinin idari yargının nite-
liğinin gereği olmasıdır. Bu amaçla her şeyden önce, idari yargılama
usulünde, HUMK’nın bir kısım hükümlerinin uygulanacağını belirten
2577 sayılı Kanun’un 31. maddesinin 1. fıkrasının kaldırılması gerekir.
Çünkü eşit konumda bulunan kişiler arasında doğan uyuşmazlıkların
yargılanmasında uyulacak kuralları düzenleyen HUMK’da öngörülen
kurum ve kuralların idari yargının niteliğine uygun düşmesi olanaklı
değildir. İdari yargının adli yargıya bağımlılığı sürdüğü müddetçe ver-
gi davalarının kuramsal niteliği konusunda sürgit bir tartışma olacağı
ve vergi yargısı ile içerisinde bulunduğu idari yargının derin krizlere
sürükleneceğinden hiç kimsenin kuşkusunun bulunmaması gerekir.
137
Duran, Vergi Davalarının Çözümü (II), s. 72.
makaleler Hasan DURSUN
285TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
KAYNAKÇA
Alan, Nuri, İptal Davalarının Ön ve Esastan Kabul Şartları, Danıştay
Dergisi, Yıl 13, Sayı 50-51.
Ağar, Serkan, Vergi Davalarının Hukuki Niteliği, Türkiye Barolar Birliği
Dergisi, Sayı 62, Ocak/Şubat 2006.
Azrak, Ali Ülkü, İptal Davalarının Objektif Niteliği Üzerine Düşünce-
ler, Onar Armağanı, İstanbul Üniversitesi yayınlarından No: 2354,
Hukuk Fakültesi No: 530, Fakülteler Matbaası, İstanbul-1977.
Black’s Law Dictionary With Pronunciations, Fifth Edition, West Publis-
hing Company, USA, 1979.
Candan, Turgut, Vergi Uyuşmazlıkları ve İdari Davalar, Danıştay Der-
gisi, Yıl 14, Sayı 54-55, 1984.
Duran, Lütfi, İdari İşlem Niteliğinde Yargı Kararıyla Vergi Davalarının
Çözümü (I). (Kısaltılmışı; Vergi Davalarının Çözümü (I)), Amme
İdaresi Dergisi, Cilt 20, Sayı 4, Aralık 1987.
---------------- İdari İşlem Niteliğinde Yargı Kararıyla Vergi Davalarının
Çözümü (II) (Kısaltılmışı, Vergi Davalarının Çözümü (II), Amme
İdaresi Dergisi, Cilt 21, Sayı 1, Mart 1988.
Gözübüyük, A. Şeref, Yönetsel Yargı, 6. Bası, Sevinç Matbaası, Ankara
1983.
Gözübüyük A. Şeref, Tan Turgut, İdare Hukuku, Cilt 2 İdari Yargılama
Hukuku, Turhan Kitabevi, Ankara 1999.
Günday, Metin, İdare Hukuku, Anadolu Üniversitesi, Eskişehir 2003.
Hakeri, Hakan, Sorularla Ceza Hukuku, Türkiye Barolar Birliği Yayınla-
rı: 94, Birinci Baskı, Ankara, 2005.
Kuru, Baki, Tespit Davaları, AÜHF Yayınları No:186, Ankara, 1963.
Kuru Baki, Arslan Ramazan, Yılmaz Ejder, Medeni Usul Hukuku Ders
Kitabı, “S” Yayınları, Ankara, 1986.
Kumrulu, Ahmet, Vergi Davalarının Kuramsal Niteliği Üzerine Dü-
şünceler in I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, Üçüncü Kitap Çeşitli
İdare Hukuku Konuları. 1-4 Mayıs 1990, Danıştay Matbaası, An-
kara, 1992.
Hasan DURSUN makaleler
286TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
----------------, Vergi Yargılama Hukukunun Kuramsal Temelleri İşlev-
Yapı-İlkeler-Nitelik, Yayımlanmamış, Ankara,1989.
Nich, Vernon, Administrative Law for the Criminal Justice Administrator
in Law and the Administration of Justice, Volume Coordinator Ver-
non Nich, Southern Illinois University, Carbondale, John Wiley &
Sons, Inc. 1975.
Öncel Mualla, Kumrulu Ahmet, Çağan Nami, Vergi Hukuku, Turhan
Kitabevi, Ankara, Eylül 2006.
Önen, Ergun, İnşai Dava, AÜHF Yayınları No:459, Olgaç Matbaası, An-
kara 1981.
Özyörük, Mukbil, İdare Hukuku, İdari Yargı Ders Notları, Ankara,
1975.
Rice J. Steven, Introduction to Taxation, 1994 Edition, South-Western
Publishing Co., Cincinnati, Ohio, USA.
Tekgündüz, Metin, İdari Dava Türleri ve Vergi Davası, Danıştay Dergi-
si, Yıl 13, Sayı 50-51, 1983.
Turmangil, Civan, Vergi Davasının Hukuki Niteliği, Ankara Üniversite-
si Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXXIX, 1982-1987, Sayı 1-4.