makaleler Talih UYAR
287TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
İİK m. 277/I’de; iptal davasının, “İİK 278, 279 ve 280. maddelerinde
yazılı tasarruflar nedeniyle açılabileceği” belirtilmiştir (İİK m. 277).*
I. Maddede kullanılmış bulunan “tasarruflar” sözcüğünün hata-
lı olduğu doktrinde
1
belirtilmiştir. Gerçekten, borçlunun “İİK m. 277
anlamında iptal edilebilen tasarrufları” sadece “malvarlığındaki bir hakka
doğrudan etki yaparak, o hakkı başkasına nakleden veya sınırlayan, külfet
yükleyen veya değiştiren veya sona erdiren hukukî işlemler” olarak tanım-
lanan
tasarruf işlemlerinden (tasarrufi muameleler)ibaret bulunmadığı
gibi, tasarruf işlemlerinin ancak bir bölüm olarak dahil olduğu ve dok-
trinde
3
“hukukî bir sonuç doğurmak üzere yapılan irade beyanları” olarak
tanımlanan “hukukî işlem”lerden ibaret değildir. Bu madde gereğince
iptali söz konusu olanlar, “hukukî işlem” kavramından daha geniş olan,
onu da içeren ve doktrinde
4
“kendisine hukuk düzenince hukukî bir sonuç
bağlanmış olan beşeri (insan) fiilleri” olarak tanımlanan hukukî fiiller’dir.
5
Nitekim kaynak yasanın Almanca metninde, bu konuda “tasarruf” de-
ğil “hukukî fiil” kavramı yer almaktadır.
S
Bu nedenle, İİK m. 277 vd.
*
Av., İzmir Barosu.
1
Umar, B.,, Türk İcra; İflâs Hukukunda İptâl Davası, 1963, s. 54 vd.
2 Tuhr, von, Borçlar Hukukunun Umumi Kısmı, C. 1-2, 1983, s. 189; Schwarz, A. B., Borçlar
Hukuku, 1948, s. 163; Ayiter, K., Medeni Hukukta Tasarruf Muameleleri, 1953, s. 13.
Ataay, A., Medeni Hukukun Genel Teorisi, 1980, s. 317 vd.; Oğuzman, K., Medeni Hukuk
Dersleri, 1994, s. 106 vd.; Özsunay, E., Medeni Hukuka Giriş, 1986, s. 318 vd.; İmre, Z., Me-
deni Hukuka Giriş, 1980, s. 205 vd.; Zevkliler, A. / Acarbey, M. B. / Gökyayla, K. E., Medeni
Hukuk (Giriş, Başlangıç Hükümleri, Kişiler Hukuku, Aile Hukuku), 1999, s. 131 vd.
4
Ataay, A., a. g. e., s. 310 vd.; Oğuzman, K., a. g. e., s. 99; Özsunay, E., a. g. e., s. 319; İmre,
Z., a. g. e., s. 207; Zevkliler, A. / Acarbey, M. B. / Gökyayla, K. E., a. g. e., s. 129.
5
Umar, B., a. g. e., s. 54 vd.; Gürdoğan, B., İflâs Hukuku Dersleri, 1966, s. 222, dipn. 615;
Sarısözen, İ., İcra ve İflâs Hukukuna Göre İptal Davasında Yargılama Usulü (ABD 1977/1,
s. 52 vd.)
6
Umar, B., a. g. e., s. 54 vd.; Üstündağ, S., İflâs Hukuku, 2007, s. 294.
TASARRUFUN İPTÂLİ DAVALARININ
KONUSU
(İİK m. 278, 279, 280)
Talih UYAR*
Talih UYAR makaleler
288TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
geçen “tasarruf” kavramını, “hukukî işlem”leri, “hukukî fiil”leri de içerir
şekilde, en geniş anlamıyla kabul etmek gerekir.
Örneğin, borçlunun
“protesto çekmemesi”, “haksız bir ödeme emrine itiraz etmemesi”, “zamanaşı-
mı def’inde bulunmaması”, “davayı kabul etmesi”, “davadan feragat etmesi”,
“yeminden çekinmesi”, “kanun yoluna başvurmaktan kaçınması”, “hukukî
işlem” olmadığı halde birer “hukukî fiil” sayılır ve iptal davasına konu
yapılabilir.
8
Nitekim, İsviçre Federal Mahkemesi
9
“borçlunun anlaşmalı
olarak hakkında icra takibine geçen alacaklının” yaptığı takibe itiraz etmemesi
yani ‘itirazdan kaçınması’ halinde, bu davranışa karşı, asıl alacaklıların iptal
davası açabileceğine” karar vermiştir. Yargıtay’da, “borçlunun ‘muvazaalı
olarak kardeşine borçlanıp kendisi hakkında takip yaptırıp, taşınmazlarını ha-
ciz ettirmesi işleminin, iptal davasına konu edilebileceğini”
10
belirtmiştir.
Şu halde, borçlunun gerek “dava dışındaki”, gerek -sulh, feragat,
kabul gibi- “icra takibi içindeki” en geniş anlamı ile hukukî işlemleri, ip-
tal davasına konu olabilecektir
11
Kısaca, borçlunun; alacakları aleyhine
malvarlığını azaltıcı nitelik taşıyan her türlü -en geniş anlamı ile- hu-
kukî işlemleri, iptal davasına konu olabilir.
İptal davasına konu olan işlemler -kural olarak- maddi hukuk
bakımından tamamen geçerli olan ve alacaklıları zarara sokan işlem-
lerdir.
12
Örneğin, borçlunun tapuda geçerli bir şekilde yaptığı “satış
işlemi”nin,
13
“ipotek işlemi”nin,
14
noterde düzenlediği “âdi ortaklığın fes-
hine ilişkin sözleşme”nin,
15
“tapuya şerh verilerek güçlendirilmiş taşınmaz
satış vaadi sözleşmesi”nin,
16
“kişisel hakların kuvvetlendirilmesi için tapuya
verilen şerh”lerin,
17
“ölünceye kadar bakma sözleşmesi”nin,
18
(İİK m. 278/
Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku, C: 4, 1997, s. 3410; Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı,
2004, s. 1197.
Umar, B., a. g. e., s. 54, dipn. 4; Üstündağ, S. a. g. e., s. 294.
9
Bkz. BGE, 65 III, s. 133 naklen: Üstündağ, S., Medeni Yargılama Hukuku, C: 1-2, 2000, s.
762.
10
Bkz. 15. HD 15.9.1990 T. 3485/3290.
11
Üstündağ, S., a. g. e., s. 294.
12
Bkz. 15. HD 16.6.2003 T. 2821/3199.
13
Bkz. 17. HD 30.10.2007 T. 4356/3297; 9.10.2007 T. 3874/3051; 15. HD 14.7.2006 T.
726/4171; 23.10.2004 T. 3310/5282 vb.
14
Bkz. 15. HD 3.7.1989 T. 1864/3207; 13. HD 18.11.1982 T. 7676/6882 vb.
15
Bkz. 13. HD 3.5.1982 T. 2826/3119.
16
Bkz. 15. HD 30.9.2002 T. 3158/4300; 30.9.1995 T. 3945/4845; 26.1.1990 T. 5153/160 vb.
17
Bkz. 15. HD 15.5.2002 T. 1010/2526.
18
Bkz. 13. HD 16.4.1974 T. 640/925.
makaleler Talih UYAR
289TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
III-3) “alacağın temliki işlemi”nin,
19
“bir taşınır ya da taşınmaz malın baş-
kasına bağışlaması”nın, “borç ikrarında bulunması”nın, “ticari işletmesini
üçüncü bir kişiye devretmesi”nin vs. iptali için, “iptal davası” açılabilir.
II. Buna karşın;
a. “Maddi hukuk” (BK m. 20) bakımından hükümsüz olan işlem-
ler hakkında, iptal davası açılmasına gerek yoktur.
20
Çünkü, bu gibi
durumlarda, tasarruf konusu mal ya da hak, borçlunun malvarlığından
çıkmamıştır. Hükümsüz olan bu tasarrufa dayanarak, üçüncü kişinin
“istihkak davası” açması halinde (İİK m. 97; 228) davalı alacaklı (iflâsta;
iflâs masası) savunma yoluyla “hükümsüzlük iddiası”nı ileri sürebilir.
Buna karşın, alacaklı (İİK m. 99) ya da iflâs idaresinin, üçüncü kişiye
karşı açtığı istihkak davasında, davacı-alacaklı ya da iflâs idaresinin,
“üçüncü kişinin o malı hükümsüz bir tasarruf sonucunda ele geçirdiğini ve
bu nedenle, malın borçluya ait olduğunu” kanıtlaması gerekir. Görüldüğü
gibi, aslında ayrı nitelikte davalar olmalarına rağmen gerek “istihkak
davası”nın ve gerekse “iptal davası”nın amacı aynı olup, bu da alacaklı-
larına zarar vermek isteyen borçlunun tasarruflarına karşı alacaklıları
korumaktadır.
21
Bu amaca, istihkak davasında, borçlu ile üçüncü kişi
arasında yapılan tasarrufun hükümsüz olması nedeniyle, “malın borç-
lunun malvarlığından çıkmadığı” iptal davasında da, borçlu ile üçüncü
kişi arasındaki tasarrufun geçerli olduğu, malın böylece borçludan
üçüncü kişinin malvarlığına geçtiği ancak, bu tasarrufun İİK 278 vd.
göre iptale konu olduğu, bu nedenle davacı - alacaklının (iflâsta; if-
lâs masasının) “mal borçlunun malvarlığındaymış gibi, cebri icra yolu ile
o malın bedelinden alacağını almak yetkisine sahip olduğu” iddia edilerek
ulaşılır.
b. Takip hukuku bakımından hükümsüz olan (İİK m. 191/1, 290)
işlemler hakkında iptal davası açılmasına gerek yoktur.
22
Çünkü, bu
19
Bkz. 19. HD 11.3.1999 T. 1146/1615.
20
Umar, B., a. g. e., s. 16; Ansay, S. Ş., Hukuk, İcra ve İflâs Usulleri, 1960, s. 325; Kuru, B.,
a. g. e., C: 4, s. 3413; Ulukapı, Ö., İcra ve İflâs Hukuku, s. 284; Gürdoğan, B., a. g. e., s.
222; Pekcanıtez, H. / Atalay, O. / Özkan, M. S. / Özekes, M., İcra ve İflâs Hukuku, 2007, s.
582; Muşul, T., İcra ve İflâs Hukuku, 2005, s. 1174; Özkaya, E., İnançlı İşlem ve Muvazaa
Davaları, 2004, s. 214; 1005.
21
Kuru, B., a. g. e., C: 4, s. 3416; Kuru, B., El Kitabı, s. 1199.
22
Umar, B., a. g. e., s. 16; Gürdoğan, B., a. g. e., s. 222.
Talih UYAR makaleler
290TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
durumda, tasarruf konusu mal ya da hak, borçlunun malvarlığından
çıkmamıştır.
c. “Muvazaalı işlem”ler (BK m. 18) hakkında iptal davası açılma-
sına gerek olup olmadığı doktrinde tartışmalıdır. Bu konuda “iptal da-
vası açılmasına gerek bulunmadığını” ileri sürenler bulunduğu gibi, “iptal
davası açılabileceğini” kabul edenler de vardır.
“Muvazaalı işlemler hakkında iptal davası açılmasına gerek
bulunmadığını” ileri sürenlere göre
23
İİK 277 vd. göre iptal davasına
konu olan tasarruflar geçerli tasarruflardır. İşlemin muvazaalı olması
halinde, işlem konusu taşınır/taşınmazın mülkiyeti borçlu ile işlemde
bulunan üçüncü kişiye geçmemiş olduğundan, bu durumda iptal da-
vası açılamaz şeklen üçüncü kişinin üzerinde gözüken örneğin; aracın,
taşınmazın alacaklı tarafından haciz ve satışının istenmesi gerekir...
Muvazaalı işlemler hukuki sonuç doğurmadığından, “iptal da
vası”na değil “istihkak davası”na konu yapılabilir: Eğer, muvazaalı ta-
sarrufa konu yapılmış olan mal, borçlunun elinde bulunduğu için üçüncü
kişi, “istihkak davası” açarak (İİK m. 97) ‘malın kendisine ait olduğunu’
ileri sürerse, davalı-alacaklı veya iflas masası, “muvazaa” iddiasını -tıp-
kı “hükümsüzlük” iddiası gibi- davaya vereceği cevapta ileri sürebilir.
Eğer mal üçüncü kişinin elinde bulunduğu için (İİK m. 99), alacaklı ya
da iflas masası, üçüncü kişiye karşı “istihkak davası” açmak zorunda
kalmışsa, bu davada alacaklı veya iflas masasının ‘üçüncü kişinin, o
malı muvazaalı bir işlem sonucunda ele geçirdiğini’ ileri sürmesi ve bunu
kanıtlaması gerekir. Bir işlemin muvazaalı olmasından dolayı iptali,
BK’nın 18. maddesi mümkündür. Zira muvazaada, malvarlığı devri
muvazalıdır ve bu hali ile de devir gerçekten arzu edilmiş değildir. Bu
nedenle de, İİK m. 277 vd. eden hükümlerin uygulanmasına ihtiyaç ve
23
Umar, B., a. g. e., s. 17; Kuru, B., a. g. e., C: 4, s. 3413 vd.; Kuru, B., El Kitabı, s. 1198
vd.; Belgesay, M. R., İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 1950, s. 264; Gürdoğan, B., a. g. e., s.
222; Muşul, T., a. g. e., s. 1173 vd.; Muşul, T., İflas Suçları (Taksiratlı ve Hileli İflas Suçları
ile Diğer İflas Suçları), 1998, s. 95, dipn. 285a; Muşul, T., İcra ve İflas Hukuku ile İlgili
Bilirkişi Raporları ve Hukuki Mütalâalar, 2004, C:1, s. 833 vd., 899 vd., 907 vd. 1000 vd.;
Üstündağ, S., a. g. e., s. 286; Üstündağ, S., Medeni Usul, İcra ve İflas Hukukçuları Top-
lantısı, II-III, 2007, s. 207 vd.; Karataş, İ. / Ertekin, İ., Tasarrufun İptali Davaları, 1998, s.
133 vd.; Deliduman, S., Medeni Usul, İcra ve İflas Hukukçuları Toplantısı, s. 211; Akşener,
H. S., İcra ve İflas Hukukunda Tasarrufun İptali Davaları, 2007, s. 117; Aslan, K., Hacizde
İstihkak Davası, 2005, s. 492 vd.; Altay, S., Türk İflas Hukuku, C: 1, 2004, s. 670; Pekcanı-
tez, H. / Atalay, O. / Özkan, M. S. a. g. e., s. 582.
makaleler Talih UYAR
291TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
zaruret yoktur. Burada, İİK m. 277 vd. hükümlerinin uygulanamama-
sının nedeni, muvazaalı işlemler ile borçlu malvarlığı dışına çıkarılmış
gibi görünen malların, yine borçlu malvarlığında kalmış olması ve bu
nedenle de alacaklıların müdahale alanı dışına çıkarılmamış olması-
dır... Bu bakımdan, “muvazaa iddiası” ile tasarrufun iptali davasının bir
arada bulunması mümkün değildir...
“Muvazaalı işlemler hakkında iptal davası açılabileceğini” kabul
edenlere göre
24
borçlunun muvazaalı tasarrufları hakkında İİK m. 277
vd. göre iptal davası ya da BK. m. 18’e göre muvazaalı işlemin hüküm-
süzlüğünün tespiti için dava açılabilir.
Muvazaa davasının iptal davasını bertaraf ettiği kabul edilecek
olursa, İİK’nun 277 vd.’de öngörülen iptal davasının pratik öneme
kaybolmuş olur ve bu yorum şekli borçlu ile borçlunun mal kaçırma
fiiline katılan kötü niyetli üçüncü kişileri koruyucu bir sonuç yarataca-
ğından hukuk mantığı ile bağdaşamaz.
Bu görüşlerden hangisi daha doğrudur ve uygulamada benim-
senmektedir? Konunun daha iyi değerlendirebilmesi için “muvazaa”
hakkında şu hususların açıklanması yararlı olacaktır. Bilindiği gibi,
“tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile gerçek durumu onlardan gizle-
yerek kendi gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan
bir hususta anlaşmalarına” muvazaa ve bu şekilde yapılan işlemlere de
muvazaalı işlemler denilir.
25
Başka bir deyişle, muvazaa; “açıklanan be-
24
Esener, T., Türk Hususi Hukukunda Muvazaalı Muameleler, 1956, s. 108; Kostakoğlu, C.,
Takip Hukukunda İptal Davaları (Yasa D. 1989/8, s. 1040; Adalet D. 1989/6, s. 263 vd.);
Aynı görüşte: Güneren, A., İstihkak Davaları ile Tasarruf İptal Davaları, 2004, s. 1017
vd.; Akkaya, T., Alacaklıdan Mal Kaçırmaya Yönelik Muvazaalı Tasarrufların İcra ve İflas
Kanunu’nda Düzenlenen İptal Davasına Konu Olup Olamayacağı Sorunu (Legal Medeni
Usul ve İcra İflâs Hukuku Dergisi, 2006/3, s. 681; Yıldırım, M. K., İcra ve İflas Hukukunda
İptal Davaları, 1995, s. 142; Ülkü, F. M., Muvazaa Davaları ile İptal Davaları Arasındaki
İlişki, Manisa Bar. D., 1997/Tem.-Ekim, S: 62-63, s. 84; Yavuz, N., Alacaklılardan Mal Ka-
çırmaya Yönelik işlemlerin Hukuken Nitelendirilmesi Sorunu ve Bu Amaçla Yapılan Muva-
zaalı İşlemler Hakkındaki Yargıtay Uygulamasından Örnekler (1986/1-2, Ocak-Nisan 1986,
s. 106; Yarg. D. 1999/3, Tem./1999, s. 224; Tür. Not. Bir. Huk. D. Ağustos/1999, S: 103, s. 8
vd.); Kılıçoğlu, A., a. g. e., s. 103; Uyar, T., İcra ve İflas Yasasında Düzenlenen İptal Dava-
sının Hukuki Niteliği ve Konusu, İBD, 1984/10-11-12, s. 574 vd; 581); Yavuz, N., Muvazaa,
İnanaçlı İşlem, Nam-ı Müstear ve Kanuna Karşı Hile Davaları, 2. Baskı, s. 140.
25
Bkz. Oğuzman, K. / Seliçi, Ö. / Oktay, S., Eşya Hukuku, 2006, s. 301; Oğuzman, K. / Öz,
T., Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 1998, s. 106; Esener, T., a. g. e., s. 7; Borçlar Hu-
kuku, s. 83; Feyzioğlu, F., Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), C: 1, 1976, s. 187; Tekinay,
S. S., Borçlar Hukuku, 1979, 358; Önen, T., Borçlar Hukuku, s. 45; Reisoğlu, S., Borçlar
Hukuku, 1981, s. 48; İnan, A. N., Borçlar Hukuku, 1979, s. 178; Tekil, F., Borçlar Hukuku,
Talih UYAR makaleler
292TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yanlarının gerçek maksatlarına uymadıklarını bildikleri halde, âkitlerin (ta-
rafların) kastettikleri durumdan başka bir ilişkide kendilerini anlaşmış gibi
göstermeleri hali”
26
“tarafların üçüncü kişiler aldatmak amacıyla kendi gerçek
iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmaları”dır.
27
Bu tanımlardan da anlaşıldığı gibi, “muvazaalı bir hukuki işlem”den
bahsedilmek için; a) Tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteye-
rek yaratılmış bir uygunsuzluk, b) Üçüncü kişileri aldatmak (muva-
zaa) niyeti, c) Taraflar arasında gizli işlemi yaralan muvazaa sözleş-
mesi bulunmalıdır.
Tüm “muvazaalı işlemler”de; a) Üçüncü kişileri aldatmak için ya-
pılmış “görünürdeki işlem”, b) Görünürdeki işlemin taraflar arasında
hüküm ifade etmeyeceğini tesbit eden “muvazaa anlaşması” bulunur.
Bu öğeleri içeren muvazaaya “mutlak (=âdi=basit) muvazaa” denilir.
28
Bu muvazaada; taraflar aslında aralarında hukuki işlem yapmadıkları
halde üçüncü kişileri yanıltmak ve onlara karşı bir işlem yapmış gibi
görünmek amacı ile görünüşte bir işlem yapmışlardır. Örneğin; ala-
caklıların icra takibinden kurtulmak için, bir borçlu, mallarını bir ar-
kadaşına devreder ve “bu devrin gerçekte aralarında hiç bir hukukî sonuç
doğurmayacağı” borçlu ile arkadaşı arasında kararlaştırılırsa “mutlak
muvazaa” söz konusu olur... Eğer taraflar arasında yaptıkları bir işle-
1981, s. 70; Özsunay, E., Borçlar Hukuku, 1983, s. 92; Baştuğ, İ., Borçlar Hukuku (Genel
Hükümler), 1984, s. 93; Aybay, A., Borçlar Hukuku Dersleri, 12. Bası, 2000, s. 46; Kay-
nar, R., Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 1975, s. 34; Sayman, F. H. / Elbir, H. K., Türk
Borçlar Hukuku (Umumi Hükümler), 1965, s. 249; Tunçomağ, K., Türk Borçlar Hukuku,
C: 1, 1976, s. 291; Kurak, N., Muvazaa ve Yargıtay Kararları, Adalet D., 1989/4, s. 37 vd.;
Sarıgöllü, E., Muvazaa (ABD. 1989/4, s. 665 vd.); Postacıoğlu, İ., Nam-ı Müstear Meselesi,
Vekalet ve İtimat Mukavelesi ile Muvazaanın Karşılıklı Münasebetleri, İHFM, 1947, S: 3,
s. 1021); Postacıoğlu, İ., Gayrimenkullerin Ferağına Müteallik Akitlerde Şekle Riayet Mec-
buriyeti, s. 114; Özsunay, E., Türk Hukukunda ve Mukayeseli Hukukta İnançlı Muameleler,
1968, s. 219; Uygur, T., Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu, 2003, C: 1, s. 728; Özkan,
A., M., Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), 2004, s. 115; Karahasan, M. R., Türk Borçlar
Hukuku (Genel Hükümler), C: 1, 2003, s. 203; Eren, F., Borçlar Hukuku (Genel Hükümler),
6. Bası, 1998, s. 324 vd.; Oğuzman, K. / Öz, T., a. g. e., s. 108 vd.; Oğuzman, K. / Seliçi, Ö.
/ Oktay, S., a. g. e., s. 301; Akkaya, T., a. g. m., s. 666; Yavuz, N., a. g. e., s. 3.
26
Bkz. İçt. Bir. K. 7.10.1953 T. 8/7 (RG, No: 8569; (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları,
Yargıtay Yayınları, C: IV, Hukuk Bölümü, s. 516 vd.)
27
Bkz. 4. HD 9.4.2007 T. 2654/4665.
28
Ayrıntılı bilgi için bkz. Esener, T., a. g. e., s. 41 vd.; Feyzioğlu, F., a. g. e., s. 192; Tekinay,
S. S., 360; Önen, T., a. g. e., s. 47; Reisoğlu, S., a. g. e., s. 49; İnan, N., a. g. e., s. 179;
Oğuzman, K. / Öz, T., a. g. e., s. 109; Eren, F., a. g. e., s. 318; Özkan, A., a. g. e., s. 100;
Özkaya, E., s. 173 vd.; Tekil, F., a. g. e., s. 68; Özsunay, E., a. g. e., s. 93; Aybay, A., a. g.
e., s. 47; Kurak, N., a. g. m., s. 38; Sarıgöllü, E., a. g. m., s. 667; Yavuz, N., a. g. e., s. 4.
makaleler Talih UYAR
293TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mi, kendi gerçek iradelerine uymayan ve sırf üçüncü kişileri yanıltmak
için yaptıkları başka bir işlemin altına gizlemişlerse, bu tür muvazaa-
ya “nisbî (mevsuf) muvazaa” denilir.
29
Bu muvazaa türünde, görüldüğü
gibi, “görünürdeki işlem” ve “muvazaa anlaşması” yanında ayrıca -taraf-
ların gerçek iradelerine uygun- bir “gizli işlem” bulunur. Örneğin; ta-
raflar gerçekte “bağışlama” yapmak istedikleri halde, bunu “satış sözleş-
mesi” biçiminde yaparlar. Böylece, görünürdeki işlem “satış” olduğu
halde, gizli işlem “bağışlama”dır.
Tarafların üçüncü kişileri yanıltmak için, muvazaalı olarak yap-
tıkları (görünürdeki) işlemin -bu konuda Borçlar Kanununda açık bir
hüküm olmamakla beraber- “hükümsüz (bâtıl) olduğu” gerek doktrin
30
ve gerekse Yargıtay
31
tarafından öteden beri duraksamasız belirtilmiş-
tir. Hükümsüzlüğün nedeni, taraflarca açıklanan beyanların, onların
gerçek iradelerine uymaması, başka bir deyişle bu beyanların “irade
beyanı” niteliği taşımamasıdır... Görünürdeki işlemin hükümsüzlüğü
taraflarca ileri sürülebileceği gibi, bunu ileri sürmede hukuki yararı
bulunan üçüncü kişiler (örneğin; işlemde bulunan kimsenin alacaklıla-
rı) tarafından da ileri sürülebilir. Hakim de, muvazaayı kendiliğinden
dikkate alır. Ayrıca, muvazaa iddiası, taraflarca herkese karşı ileri sü-
rülebilir. Ancak; a) BK m. 18/II uyarınca, yazılı borç ikrarına dayana-
rak muvazaalı alacağı iktisap etmiş olan iyiniyetli (MK m. 3) üçüncü
kişilere karşı borçlu; muvazaa iddiasında bulunamaz. b) Muvazaalı bir
sözleşme gereğince bir malı devralan kimse, emin sıfatıyla zilyet du-
rumunda olduğundan, ondan iyiniyetle o malı iktisap eden kimsenin
iktisabı korunur (MK m. 990) ve ona karşı muvazaa iddiasında bulu-
nulamaz. c) Muvazaalı sözleşme ile mülkiyeti devredilen bir taşınmaz
ise, görünürde malik lehine olan tapu kaydına, iyiniyetle güvenerek,
ondan o taşınmazı iktisap eden kimsenin bu iktisabı korunur (MK m.
1023) ve ona karşı muvazaa iddiası ileri sürülemez.
29
Ayrıntılı bilgi için bkz. Esener, T., a. g. e., s. 42; Feyzioğlu, F., a. g. e., s. 192 vd.; Tekinay,
S. S., a. g. e., s. 360; Önen, T., a. g. e., s. 47 vd.; Özsunay, E., a. g. e., s. 94; İnan, A. N. a.
g. e., s. 180 vd.; Kurak, N., a. g. m., s. 38; Sarıgöllü, E., a. g. m., s. 668; Özkaya, E., a. g. e.,
s. 174 vd.; Eren, F. a. g. e., s. 318; Oğuzman, K. / Öz, T. a. g. e., s. 109; Özkan, A., a. g. e.,
s. 100; Yavuz, N., a. g. e., s. 4 vd.
30
Ayrıntılı bilgi için bkz. Esener, T., s. 49 vd.; Feyzioğlu, F., a. g. e., s. 195; İnan, A. N. a. g.
e., s. 182 vd.; Reisoğlu, S., a. g. e., s. 50 vd.; Özsunay, E., a. g. e., s. 97 vd.; Aybay, A., a. g.
e., s. 47 vd.; Tunçomağ, K., a. g. e., s. 300 vd.; Yavuz, N., a. g. e., s. 5
31
Bkz. HGK, 3.6.1964 T. 422/398 (Renda, N. / Onursan, G. Borçlar Hukuku (Dördüncü Hu -
kuk Dairesinin Emsal Kararlarıyla, C: II), 1976, No: 376 vb.)
Talih UYAR makaleler
294TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Görünürdeki işlemin hükümsüzlüğü -taraflarca ve üçüncü kişiler-
ce- def’i olarak ileri sürülebileceği gibi
32
bu konuda -taraflarca ve üçün-
cü kişilerce- bir davada da açılabilir.
33
Bu davada, yapılan görünürde-
ki işlemin, “muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunun tesbiti” istenir. Bu
dava hukukî niteliği bakımından bir “menfi tespit davası”dır.
Görünürdeki (muvazaalı) işlem, belirtildiği şekilde “hükümsüz”
olur ve belirtilen sonuçları doğururken, görünürdeki işlemin altında
(gizli) bir işlem varsa -yani, bir “nisbi muvazaa” söz konusu ise- bu gizli
işlem, tarafların gerçek iradelerine uygun olduğu için, genel ve (şekil)
koşulları yerine getirilerek yapılmış ise, geçerli olur.
34
Buraya kadar -konumuz bakımından önem taşıdığı için- niteliğini
belirtmeye çalıştığımız “muvazaalı işlemler” hakkında, İİK m. 277 vd.
göre “iptal davası açılamayacağı” doktrinde
35
genellikle belirtilmesine
rağmen, kanımızca -biraz sonra değineceğimiz Yargıtay’ın bu konu-
daki içtihatlarındaki görüşe de katılarak -muvazaalı işlemler hakkında
iptal davası açılabileceğini- kabul eden görüş
36
daha doğrudur.
“Muvazaa davası” -daha doğrusu; yapılan işlemin muvazaa ne-
deniyle hükümsüz olduğunu belirtmek için açılan tespit davası- ile
“iptal davası” güttükleri amaç bakımından birbirlerine yaklaşırlarsa da,
gerçekte, nitelikleri, koşulları, doğurduğu sonuçlar bakımından birbi-
rinden farklıdırlar. “İptal davası”da, borçlunun tasarruf işlemlerinden
zarar gören -ve elinde “aciz vesikası” bulunan- alacaklılar tarafından
açılabilir. Ancak, “iptal davası”, borçlu tarafından geçerli olarak yapılan
tasarruf işlemlerinin -davacı bakımından- hükümsüz olduğunu tespit
ettirmek için açıldığı halde, “muvazaa davası”nda, borçlunun yaptığı
tasarruf işleminin gerçekte hiç yapılmamış olduğunun tespiti istenir...
İptal davası... aynî olmayıp kişisel (şahsi) bir dava olduğu halde, “mu-
vazaa davası” ayni bir davadır ve sonunda muvazaa kanıtlanırsa, dava
konusu mal, borçlunun malvarlığından hiç çıkmamış hale gelir. Ta-
şınmaza ilişkin muvazaa davalarında, hakim “tapu kaydının da (borç-
lu adına) düzeltilmesine” karar verir. “Muvazaa iddiası” zamanaşımına
32
Esener, T., a. g. e., s. 56; Özsunay, E., a. g. e., s. 97; İnan, A. N. a. g. e., s. 183; von Tuhr,
A., Borçlar Hukuku, C: 1-2 (Terc. Edege, C.) 1983, s. 274; Tunçomağ, K., a. g. e., s. 301.
33
Özdil, Z., Sözleşmenin Tarafı Olmayan Kişinin “Muvazaa” İddiası, Yarg. D., 1984/4, s. 444
vd.; İzmir Bar. D. 1984/4, s. 33 vd.; Yavuz, N., a. g. e., s. 6.
34
Esener, T., a. g. e., s. 102 vd.; von Tuhr. A. a. g. e., s. 274; Tunçomağ, K., a. g. e., s. 301.
35
Bkz. Yuk. dipn. 23 civarı.
36
Bkz. Yuk. dipn. 24 civarı.
makaleler Talih UYAR
295TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
bağlı olmadan ileri sürülebildiği halde
37,
38
“iptal davası”nın, tasarrufun
yapıldığı tarihten itibaren en geç hak düşürücü süre olan beş yıl içinde
açılması gerekir (İİK m. 284).
“Muvazaalı tasarrufun hangi tarihte yapıldığı” önem taşımamasına
-ve bu nedenle; az önce belirttiğimiz gibi her zaman muvazaa iddiası-
nın ileri sürülebilmesine rağmen; “iptal konusu tasarrufun İİK m. 277 vd.
göre iptal davası sonucunda iptal edilebilmesi için, davacı alacaklının alaca-
ğının doğumundan sonra yapılmış olması” öteden beri Yargıtay’ın yerleş-
miş içtihatları ile istenmektedir...
Aynı amaca yönelik bulunmakla beraber, nitelikleri, koşullan bir-
birinden farklı olan bu davalar karşısında, alacaklıların durumu ne ol-
malıdır?
Kanımızca, borçlunun muvazaalı bir işlemde bulunduğunu öğre-
nen alacaklı, dilerse İİK m. 277 vd. göre “iptal davası” dilerse BK m. 18’e
göre “muvazaa davası” (daha doğrusu, yapılan işlemin muvazaa nede-
niyle hükümsüz olduğu konusunda tespit davası) açabilmelidir. Ala-
37
Esener, T., a. g. e., s. 107; Özkaya, E., a. g. e., s. 215-1006; Uygur, T., a. g. e., C: 1, s. 734;
Oğuzman, K. / Seliçi, Ö. / Özdemir, S. O., a. g. e., s. 301, dipn. 319; Altay, S., a. g. e., C: 1,
s. 671; Yavuz, N., a. g. e., s. 6.
38
Bkz. “...Muvazaa iddiasına dayanan davalarda zamanaşımı ve hak duruşu süre sözko-
nusu olamaz. Anılan yön, yargısal uygulamada benimsenmiş bulunmaktadır...” ‘1. HD
10.12.1987 T. E: 9438, K: 11993’ (YKD, 1988/4, s. 469).
- “...bu temlikin muvazaalı olup geçerli bulunmadığını ileri sürerek işbu iptâl ve tescil
davasını açmıştır. Böylece dava, mülkiyete ve aynî hakka ilişkindir. Bu tür davalarda kural olarak dava zamanaşımı sözkonusu olmaz. Bu nedenle, olayda BK’nın 125. ve MK’nun 638. maddelerinin uygulama yeri yoktur...” ‘1. HD 28.2.1984 T. 1206, K: 2145’ (
Manisa
Bar. D. 1985/Temmuz, s. 17.)
- “...muvazaalı işlemin hiçbir hüküm doğurmayacağı konusu gerek uygulamada ve ge-
rekse bilimsel görüşlerde oybirliği ile benimsenmiş bulunduğuna; bu nedenle hakimin mu-
vazaayı istek olmaksızın resen göz önünde tutması gerektiğine; muvazaa sebebinin ortadan
kalkması veya bir zamanın geçmesi ile görünüşteki işlemin geçerli hale geleceği kuşkusuz
bulunduğuna, muvazaanın gerek def’an ve gerekse dava yolu ile her zaman ileri sürülebi-
leceğine, bir başka ifadeyle muvazaa iddialarında zamanaşımı söz konusu olmadığına göre
(Kenan Tunçomağ, Türk Borçlar Hukuku, C: 1, Genel Hükümler, s. 300 vd., özellikle dipn.
19 ile ilgili metin ve dipnotta anılan eserler; Becker, Borçlar Kanunu Şerhi, 87). Hukuk Ge-
nel Kurulu’nca da benimsenen özel daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki ka-
rarda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ‘HGK 22.6.1983 T. E: 1981/1-497, K: 1983/713’
(İKİD, 1983/10, s. 2090; YKD, 1984/2, s. 189; Bursa Bar. D., 1984/Kasım, s. 30)
- “...Borçlar Yasasının 18. maddesine dayanılarak açılan iptâl davalarında zamanaşımı
söz konusu değildir. Hal böyle olunca, yazılı olduğu üzere, davanın kabulüne karar veril-
mesinde bir isabetsizlik yoktur. ‘1. HD 25.1.1983 T. E: 1982/14813, K: 1983/430’ (Yayım -
lanmamıştır)”
Talih UYAR makaleler
296TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
caklının, muvazaalı işlem hakkında “iptal davası” açamayıp, “muvazaa
davası” açması gerektiğini savunmak, teorik esaslara uygun olmakla
beraber, özellikle, muvazaa davalarında, “muvazaa iddiasının ispatı”
konusunda alacaklılar çok güç durumda kalabilir. Gerçekten, “muva-
zaanın üçüncü kişilerce ispatında yazılı delile gerek yok ve bu konuda tanık
dinletilebilirse”de
39
alacaklı, muvazaa iddiasını kanıtlayabilmek için
tanık beyanından da yararlanmıyor olabilir. Halbuki iptal davasında
davacı - alacaklı, borçlunun muvazaalı işlemi hakkında tanık dinlet-
meden de -dava konusu işlemin, kanunun öngördüğü belirli kimseler
arasında veya belirli süreler içinde yapılmış olduğunu (İİK m. 278, 279,
280) kanıtlamak suretiyle- kendi yararına, tasarrufun iptali konusun-
da, mahkemeden bir karar alabilir.
Davacı-alacaklı, “muvazaa”yı her türlü kanıtla ispat edebilecek du-
rumda ise, “muvazaa davası” açabileceği gibi, “iptal davası”da açabilir.
Ancak, iptal davası süreye bağlı olduğundan (İİK m. 284) eğer davacı -
alacaklı, bu süreyi geçirmişse ya da iptal davasına konu ettiği tasarruf, İİK m. 278, 279 ve 280’deki bir ve iki yıllık sürelerden daha önce yapıl
-
mışsa, davacı - alacaklının “muvazaa davası” açması gerekir. Çünkü bu
dava, zamanaşımına bağlı olmadığından, her zaman açılabilir.
40
Eğer davacı - alacaklı, açtığı “muvazaa davası”nı kazanırsa, mahke-
meden alacağı ilâmı, icra dairesine sunarak, dava konusu taşınmazın
-borçlunun borcundan dolayı- haczedilmesini isteyebilir. Ayrıca “iptal
davası” açmasına gerek yoktur.
41
Buraya kadar yaptığımız açıklamalardan anlaşıldığı gibi, davacı -
alacaklının, borçlunun yaptığı muvazaalı tasarrufun iptalini isteyebil-
mesine karşı çıkmamak gerekir. Aksi takdirde, “muvazaalı olan, dolayısı
ile hükümsüz olan hiç bir hukukî sonuç doğurmamış olan bir işlemin iptali
istenemez” gerekçesiyle, alacaklıların bu dava hakkından yararlanama-
yacakları ileri sürülürse, borçluların uygulamada sık sık başvurdukları
pek çok muvazaalı işlemlere göz yumulması gerekir. Örneğin; borçlu,
alacaklılarının muhtemel icra takibinden etkilenmemek ve mallarının
haczini önlemek için, bir yakınına muvazaalı olarak borç senedi ve-
39
Esener, T., a. g. e., s. 109; Feyzioğlu, F., a. g. e., s. 210; Tunçomağ, K., a. g. e., s. 312; İnan,
A. N., a. g. e., s. 187; Postacıoğlu, İ., Şehadetle İspat Memnuiyeti ve Hudutları, 1964, s.
230; Özkaya, E., a. g. e., s. 206.
40
Bkz. Yuk. dipn. 37, 38 civarı.
41
Esener, T., a. g. e., s. 107.
makaleler Talih UYAR
297TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
rip, maaşına haciz koydurursa ya da bir taşınmazı üzerine muvaza-
alı borç ikrarında bulunup ipotek kurdurursa, gerçek alacaklıları bu
tasarrufların “muvazaalı olduğunu” nasıl kanıtlayacaklardır? Eğer bu
gibi durumlarda “alacaklılar, iptal davası açamasınlar, çünkü ortada ge-
çerli bir tasarruf yoktur, muvazaa davası açsınlar” denilirse, muvazaanın
ispatı konusundaki güçlük -hatta, imkansızlık- nedeniyle, borçluların
kötüniyetli davranışı ödüllendirilmiş olur. Halbuki bu gibi durumlar-
da borçlulara “iptal davası” açma olanağı da tanınırsa, alacaklılar hiç
olmazsa, İİK m. 278-280’de öngörülen durumların varlığını -örneğin;
borçlu ile işlemde bulunan kimsenin, borçlunun İİK m. 278/III-1’de
öngörülen hısımı ya da evlatlığı olduğunu veya kurulan ipoteğin İİK
m. 279/III-1’deki bir yıllık süre içinde kurulmuş olduğunu- kanıtla-
mak suretiyle, borçlunun muvazaalı olarak yaptığı tasarrufu iptal etti-
rerek, bu tasarruftan etkilenmeyebilirler...
Veya belirtilen durumlarda “iptal davası açılamaz yahut iptal davası
açılmasına gerek yoktur, çünkü muvazaalı tasarruflar hiçbir hüküm doğur-
madığından, bu işleme konu mal ve alacaklar borçlunun malvarlığı dışına çık-
mamış olduğundan alacaklı bunları haciz ettirip, sattırarak -gerekirse istihkak
davası açarak- alacağına kavuşabilir” şeklinde düşülürse; borçlu tarafın-
dan muvazaalı olarak başkasına devredilmiş (ya da üzerinde ipotek
kurulmuş uzun süreli kira şerhi verilmiş) taşınmaz ya da sicile kayıtlı
(kara, deniz ve hava taşıtları vb. gibi) taşınırlar hakkında alacaklının
-yapılan devir ya da ipotek işlemini yok sayarak- “haciz” ve “satış” iş-
lemini yürütmesi teknik olarak mümkün değildir. Bu gibi durumlarda
‘İİK m. 94/II uyarınca alacaklının talebi üzerine icra müdürlüğünce tasarruf
konusu taşınmazın tapu kaydı üzerine haciz konulabileceği’ konusundaki
görüşün uygulamada benimseneceğini sormadığımız gibi İcra ve İf-
lâs Kanunu hükümlerini öteden beri çok dar yorumlayan Yargıtay 12.
Hukuk Dairesi’nin de bu görüşe sıcak bakacağını sanmıyoruz...
Alacaklıların “muvazaa nedeni”ne dayanarak İİK m. 277 vd. göre
iptal davası açamamalarını istemek teorik esaslara uygun olmakla
beraber bu görüş uygulamada özellikle taşınmazlara ve sicile kayıtlı
taşınırlara ilişkin muvazaalı işlemlerden kaynaklanan tüm sorunları
çözememektedir...
Sonuç olarak, borçlunun malvarlığını azaltmak (mal kaçırmak)
amacıyla yaptığı muvazaalı işlemlerden zarar gören alacaklı dilerse
özel hüküm niteliğindeki İİK m. 277 vd. göre iptal davası, dilerse genel
Talih UYAR makaleler
298TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
hüküm niteliğindeki BK. m. 18’e göre muvazaa davası açabilir.
42,
43
İİK
m. 277 vd.’de düzenlenmiş “iptal davası”, genel hükümlere (BK m. 18)
göre “muvazaa davası” açılmasını önlemez.
44
Ayrıca davacı-alacaklı bu
konuda mahkemede terditli (kademeli) dava da açabilir (HUMK m. 74,
179/5). Yani; borçlunun mal kaçırmak amacıyla yaptığı tasarruflardan
zarar gören alacaklı, açtığı davada önce “işlemin muvazaalı olduğunun
tespiti ile buna göre hüküm kurulmasını” (yani; borçlunun yaptığı işlemin
hükümsüzlüğünün, hiç yapılmamış olduğunun tespitini), bu (muva-
zaa) iddiasının kabul edilmemesi halinde ise “İİK m. 277. vd. göre tasar-
rufun iptaline karar verilmesini” talep edebilir. Ya da önce “İİK m. 277 vd.
göre tasarrufun iptalini” bu kabul edilmediği taktirde “muvazaa nedeniyle
hükümsüzlüğün tespitine karar verilmesini” isteyebilir. Davacı birinci hal-
de ispat yükünün gereğini yerine getirmeme ihtimalini dikkate alarak,
ikinci halde ise “iptal sebeplerine ilişkin objektif koşulların gerçekleşmeme
ihtimali nedeniyle” terditli (kademeli) talepte bulunur.
45
Hatta doktrinde
46
bu davaların birbirinden farklı olmaları nedeniy-
le, aynı anda ayrı ayrı açılarak görülebileceği, bu durumda “derdestlik
itirazı”nda bulunulamayacağı ve birisinde verilen kararın diğeri için
“kesin hüküm” teşkil etmeyeceği ancak, “muvazaa davası” sonuçlanıp
karar kesinleştiğinde, “iptal davası”nın konusuz kalacağı ileri sürül-
müştür...
Yargıtay’ın “muvazaa nedenine dayalı iptal davaları” konusundaki
tutumu nedir?
Yerel mahkemeler tarafından İİK 277 vd. dayanılarak açılan dava-
lar sonucunda verdikleri kararlar, yakın zamana kadar temyizen Yar-
gıtay 15. Hukuk Dairesi tarafından incelenmekteyken (daha önce bu
kararlar Yargıtay İİD ve 12. Hukuk Dairesi ile Yargıtay 13. Hukuk Da-
iresi tarafından inceleniyordu) 1.2.2007 tarihli Yargıtay Başkanlar Ku-
rulu Kararı ile 29.1.2007 tarihinden itibaren Yargıtay 17. Hukuk Daire -
si tarafından incelenmeye başlanmıştır (Bkz. Yargıtay Kararları Dergisi,
Mart/2007, s: 424). Ayrıca, “muvazaa (BK m. 18) nedenine dayalı iptal”
42
Bkz. 1. HD 22.5.1984 T. 3005/6104.
43
Aynı görüşte Akkaya, T. a. g. m., s. 681; Özkaya, E., a. g. e., s. 215.
44
Bkz. 15. HD 11.10.1983 T. 342303940.
45
Akkaya, T., a. g. m., s. 677 vd.; Aslan, K., Hacizde İstihkak Davası, 2005, s. 493; Altay,
S., a. g. e., C: 1, s. 671; Belgesay, M. R., İcra ve İflas Hukuku, 2. Cilt, İflas, 1946, s. 88;
Belgesay, M. R., İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 1949, s. 264.
46
Özkaya, E., a. g. e., s. 215.
makaleler Talih UYAR
299TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
(veya “iptal ve tescil) istemleri hakkında yerel mahkemeler tarafından veril-
miş olan kararlar öteden beri - haksız fiil”den kaynaklanmaları nedeniyle-
temyizen Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından incelenmektedir.
Bu Dairelerin (ve Dairelerin kararlarına karşı yerel mahkemelerce
“direnme kararı” verilmesi üzerine, uyuşmazlığı çözümleyen Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu’nun) olaya bakış açısı farklı olmuştur.
Gerçekten;
A. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarında;
• “ ‘Cironun muvazaaya dayalı olduğu’nun, iptal davasına konu yapıla-
bileceğini”
47
• “Borçlunun yaptığı temlik işleminin muvazaaya dayandığı ileri sürü-
lerek iptal davası açılabileceğini”
48
• “Muvazaalı borç ikrarlarının, iptal davasına konu edilebileceğini”
49
B. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarında;
• “Muvazaalı borç ikrarının (borçlanmanın) iptal davasına konu olabi-
leceğini”
50
• “Muvazaalı taşınmaz devir işlemi hakkında iptal davası açılabileceğini”
51
belirtilmişken;
C. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarının bir kıs-
mında “muvazaalı işlemler hakkında iptal davası açılabileceğini” bir kıs-
mında ise “iptal davasının geçerli tasarrufları için söz konusu olabileceğini,
muvazaalı tasarruflar için iptal davası açılamayacağını” aşağıda sunuldu-
ğu şekilde belirtmiştir.
aa. • “‘Muvazaalı’ borç ikrarı ve takip hakkında İİK’nın 277 vd. göre
iptal davası açılabileceğini”
52
47
Bkz. 12. HD 14.3.1988 T. 5283/2978.
48
Bkz. HGK 9.4.1975 T. 12-1274/528.
49
Bkz. İİD. 9.6.1966 T. 8057/8007.
50
Bkz. 13. HD 13.2.1978 T. 5021/535.
51
Bkz. 13. HD 18.4.1975 T. 2153/2622.
52
Bkz. 15. HD 20.2.2002 T. 5385/865; 15.11.1999 T. 4175/4058.
Talih UYAR makaleler
300TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
• “ ‘Borçlunun muvazaalı olarak diğer davalı üçüncü kişiye borçlandığı’
ileri sürülerek, bu borç senedinin iptali istemiyle İİK 277 vd. göre dava açıla-
bileceğini”
53
• “Muvazaalı işlemler hakkında iptal davası açılabileceğini”
54
• “ ‘Borçlunun ‘muvazaalı olarak kardeşine borçlanıp, kendisi hakkında
takip yaptırıp taşınmazlarını haciz ettirmesi’ işleminin iptal davasına konu
edilebileceğini”
55
bb. • “Tasarrufun iptali davalarının kanun uyarınca geçerli tasarruflar
için sözkonusu olabileceğini, başka bir deyişle muvazaalı olmayan, geçerli sa-
tışların tasarrufun iptali davasının konusunu teşkil edebileceğini”
56
• “İİK 277 vd. göre iptal davası açma hakkının, genel hükümlere göre
(BK. 18) muvazaa davası açılmasını engellemeyeceğini”
57
belirtmiştir.
D. Bugün iptal davası hakkında verilen kararları temyizen incele-
yen Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, bu konudaki içtihatlarında;
• “Muvazaa nedenine dayalı iptal davaları” ile “İİK 277 vd. dayalı iptal
davaları” arasında sadece güttükleri “amaç” bakımından bir benzerlik bu-
lunmadığı; İİK 277 vd. dayalı iptal davalarının “borçlu tarafından geçerli
olarak yapılmış olan bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için” açıldığı,
buna karşın muvazaa davalarının ise “alacaklı ve borçlunun yaptığı tasarrufi
işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tesbit ettirmeyi” amaçladığı, bu
tür davaların dinlenebilmesi için davacının icra takibine geçmesine ve aciz
belgesi almasına gerek bulunmadığı sadece davacının, danışıklı (muvazaalı)
işlemde bulunmuş olan kişide bir alacağının bulunmasının yeterli olduğu,
İİK’nın 277 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan iptal davası açma hakkının,
davacının genel hükümlere (BK 18) dayanarak “muvazaa davası”nı açmasına
engel teşkil etmediği, davacının muvazaa iddiasını kanıtlaması durumunda,
iddianın dava konusu taşınmazın aynına ilişkin olmayıp, alacağın tahsiline
yönelik bulunduğu gözetilerek, dava sonucunda İİK’nın 283/I. maddesinin
53
Bkz. 15. HD 24.10.1994 T. 3652/6122; 5.4.1994 T. 1516/2040.
54
Bkz. 15. HD 5.3.1992 T. 917/1106; 14.11.1990 T. 4381/11547.
55
Bkz. 15. HD 15.9.1990 T. 3485/3260.
56
Bkz. 15. HD 18.9.2002 T. 3326/3957; 16.1.2002 T. 5624/97; 5.6.2001 T. 2478/3026;
15.2.2001 T. 514/873; 29.11.2000 T. 4908/5266.
57
Bkz. 15. HD 11.10.1993 T. E: 3423/3940.
makaleler Talih UYAR
301TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
benzetme yoluyla (kıyasen) uygulanarak “iptal ve tescile gerek olmaksızın
davacının taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmesi” yönünde hüküm kurul-
ması gerekeceğini”
58
• “Davacı-alacaklının dilerse BK’nın 18. maddesine göre, dilerse İİK’nın
277 vd. göre ‘muvazaa sebebiyle’ iptal davası açabileceğini; HUMK’nın 76.
maddesine göre ‘bir davada ileri sürülen maddi olgu ve bulgulara göre yasa
maddelerini bulmak ve davanın hukuki nitelendirmesi yapmanın hakimin
doğrudan görevi olduğunu”
59
E. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi bu konudaki içtihatlarında;
• “Muvazaalı icra takibinin iptali için iptal davası açılabileceğini”
60
• “İİK 277 vd. göre ‘tasarrufun iptali davası’ açılabilmesi için, davacı-
nın davalıdaki alacağından dolayı yaptığı icra takibinin kesinleşmiş olması
ve bu takip (ler) sonucu alacaklının ‘aciz belgesi’ne dayanması gerekirse de,
davacı-alacaklı tarafından açılmış veya açılacak alacak (tazminat) davasını so-
nuçsuz (karşılıksız) bırakmak amacı ile kötü niyetli borçlu-davalı ile diğer da -
valı üçüncü kişi arasında yapılmış olan danışıklı (muvazaalı) mal kaçılmaya yönelik hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali için de -BK 18’e dayalı olarak-
iptal davası açılabileceğini, bu davanın dinlenebilmesi için, davacı-alacaklının
ayrıca ‘aciz belgesi’ ibraz etmesine gerek bulunmadığını”
61
• “Muvazaanın ‘tarafların, üçüncü kişileri aldatmak amacıyla kendi
gerçek iradelerine uymayan haksız eylem niteliğinde anlaşmaları’ olduğunu,
muvazaa iddiasının her zaman ileri sürülebileceğini (bu durumda zamanaşı-
mının söz konusu olmayacağını)”
62
• “Danışıklı (muvazaalı) işlem (BK. 18) nedeniyle, hakları zarara uğ-
ratılan üçüncü kişilerin, bu danışıklı (muvazaalı) işlemin geçersizliğini ileri
sürebileceklerini, çünkü danışıklı (muvazaalı) bir hukuki işlemin onlara karşı
işlenmiş bir ‘haksız fiil’ niteliğinde olduğu, ‘desteklerini öldüren’ davalının
(ya da ‘trafik kazasında yaralanmasına neden olan’ davalının veya ‘boşanma
davasına bağlı olarak açılan maddi/veya manevi tazminat davalarında, bo-
58
Bkz. 17. HD 8.10.2007 T. 4397/3011.
59
Bkz. 17. HD 15.11.2007 T. 3042/3663; 17.7.2007 T. 3519/2534.
60
Bkz. 4. HD 8.11.2007 T. 12753/13696; 31.5.2007 T. 4760/7445.
61
Bkz. 4. HD 21.6.2007 T. 6454/8425; 24.5.2007 T. 8388/6948; 7.3.2007 T. 3924/2876;
8.2.2007 T. 1069/1244; 2.3.2007 T. 3739/2480; 2.2.2007 T. 1201/892; 2.12.2006 T.
14662/14427; 11.12.2006 T. 14516/13824 vb.
62
Bkz. 4. HD 9.4.2007 T. 2654/4665.
Talih UYAR makaleler
302TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
şandığı eşinin’) diğer davalıya-kendilerine tazminat ödememek için- yaptığı
danışıklı (muvazaalı) satış işleminin iptali istemiyle davacılar (alacaklılar)
tarafından açılan iptal davasında, davacıların açtıkları tazminat (ya da ceza)
davasının sonucunun beklenilmeden, davacıların davalıdan ne kadar alacaklı
olduğu belirlenmeden, iptal davasının sonuçlandırılamayacağını”
63
• “Davacı alacaklı tarafından ‘kendisine borçlu olan davalı ile diğer da-
valı üçüncü kişi arasındaki işlemin, danışıklı (muvazaalı) olduğu, kendisini
alacağından yoksun bırakmak amacıyla yapılmış olduğu ileri sürülerek BK
18’e dayanılarak iptal davası açılabileceğini, bu davanın dinlenebilmesi için,
davacı-alacaklının ayrıca ‘aciz belgesi’ne dayanmak zorunda olmadığı, dava-
dan muvazaanın varlığının anlaşılması halinde, İİK 283/1’e göre ‘iptal ve tes-
cil olmaksızın taşınmazın haciz ve satışının istenebileceğine’ karar verilmesi
gerekeceğini”
64
• “Muvazaalı işlemler (haciz, satış, ipotek vs.) hakkında iptal davası aça-
bileceğini”
65
• “18 yaşını henüz doldurmuş birinin, satın alma tarihine çok yakın
tarihlerde yapılmış olan kira sözleşmeleriyle gelir sağlayacağının ve bu gelirle
4.865.000.000 TL bedelle taşınmaz satın alacağının kabulünün hayatın olan
akışına ters düşeceğinden, davacının, davalı borçlu hakkında, alacağının tah-
sili için yaptığı icra takibinden sonra, davalı borçlu ile diğer davalı kızı ara-
sındaki satışın muvazaalı olduğu sonucuna varılarak açılan iptal davasının
kabulü doğrultusunda karar verilmesi gerekeceğini”.
66
• “Alacaklı sıfatı ile borçlu ve onunla işlemde bulunan 3. kişi aleyhine
açılan ‘borçlunun 3. kişiyle yaptığı muvazaalı satış işleminin iptali’ davasın-
da, icra takibinin kesinleşmesi yeterli olmayıp aynı zamanda takip konusu ala-
cağında kesinleşmesi gerekeceğinden, borçlu tarafından alacaklıya karşı açılıp
devam eden olumsuz tespit davasının sonucunun, iptal davası için ‘bekletici
mesele’ oluşturacağını”
67
belirtmiştir.
63
Bkz. 4. HD 1.11.2007 T. 13999/13413; 26.10.2007 T. 13684/13083; 9.4.2007 T. 2660/4675;
27.2.2007 T. 7145/2330; 12.10.2006 T. 11737/10786; 27.6.2006 T. 10583/7785; 14.7.2005
T. 8923/8209; 13.12.2004 T. 6067/14091; 11.4.2002 T. 138/4608 vb.
64
Bkz. 4. HD 14.12.2007 T. 1884/16023; 6.12.2007 T. 2461/15457; 1.11.2007 T. 14011/13418;
30.10.2007 T. 12755/13178 vb.
65
Bkz. 4. HD 10.12.2007 T. 2393/15778; 24.5.2007 T. 5742/7066; 13.12.2004 T. 6067/14091;
4.4.1996 T. 2177/2705.
66
Bkz. 4. HD 4.11.2004 T. 12951/12703.
67
Bkz. 4. HD 4.4.1996 T. 2177/2705.
makaleler Talih UYAR
303TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
F. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun da bu konuda kesin bir ta-
vır sergilemediğini -özellikle kararların gerekçe bölümünde- kimi kez
“muvazaalı işlemler hakkında iptal davası açılabileceği
68
“ kimi kez ise “iptal
davasının geçerli tasarruflar için söz konusu olabileceğini, muvazaalı işlemle-
rin iptal davasına konu olamayacağını”
69
ifade ederek, bu konuda çelişkili
kararlar vermiştir...
Burada, muvazaa nedenine (BK. 18) dayalı‘iptal’ (ya da “iptal ve tescil”)
istekleri hakkında Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin -kimi kez oyçokluğu
kimi kez de oybirliği ile- oluşturduğu ve yıllardır hiç sapma göster-
meden aynı doğrultuda devam eden içtihatlarının
70
isabetli olup ol-
madığına da değinmek istiyoruz. Yüksek mahkeme bu içtihatlarında
“davacı alacaklının, herhangi bir aciz vesikası ibraz etmeden hatta alacağı-
nın kesinleşmesini beklemeden, borçlu hakkında açtığı teminat/alacak davası
devam ederken ‘borçlunun üçüncü kişilerle muvazaalı işlemlerde bulundu-
ğunu’ -örneğin; taşınır/taşınmaz mallarını başkalarına devrettiğini/sattığını/
üzerinde ipotekler kurduğunu/kaydına uzun süreli kira sözleşmelerin iptalini
isteyebileceğini, bunda hukuki yararı bulunduğunu, çünkü borçlunun üçün-
cü kişilerle yaptığı bu tür muvazaalı işlemlerin ‘haksız eylem’ niteliğinde bu-
lunduğunu, ancak bu tür davalarda davacının asıl amacı davalı-borçludaki
alacağını tahsil etmek olduğundan, -davacı dilekçesinde ‘tapu (trafik) kaydı-
nın iptali ile tekrar davalı borçlu adına tescilini’ istemiş dahi olsa- davacıyı haklı bulan mahkemenin -İİK m. 283 hükmünü kıyasen uygulayarak- tapu
ya da trafik kaydının iptaline (ve tekrar borçlu adına tesciline) gerek kalmak-
sızın ‘dava konusu taşınmazların tesciline) gerek kalmaksızın ‘dava konusu
taşınmazların/taşınırların haciz ve satışını isteyebilmesi’ yönünde hüküm
kurulması gerekeceğini” oyçokluğu ile belirtirken, bu içtihatların “kar-
şı oy” yazısında “İİK 277 vd. göre iptal davası açabilmek için ‘alacağının
kesinleşmesi’ne ve ‘aciz vesikası’ olması gereken davacı alacaklının bunları
yerine getirmeden, açtığı tazminat/alacak davasında ‘alacak veya tazminatın
doğum tarihine yakın tarihlerde borçlunun üçüncü kişilerle muvazaalı işlem-
lerde bulunarak malvarlığını kaçırdığını’ ileri sürüp, bu işlemlerin iptalini
istemeyeceği, eğer buna olanak tanınırsa, İİK 277 vd. maddelerinin uygulama
alanı kalmayacağı, çünkü herkesin alacak/tazminat istemli davalarında -dava-
nın sonuçlanmasını, alacağının kesinleşmesini beklemeden, borçlu hakkında aciz vesikası almadan- iptal isteminde bulunarak amacına kolaylıkla ulaşabile
-
68
Bkz. HGK 9.4.1975 T. 12-1274, K: 528.
69
Bkz. HGK 14.4.2004 T. 15-182/220; 3.5.2000 T. 4-823/851.
70
Bkz. Yuk. dipn. 60-67.
Talih UYAR makaleler
304TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ceği, bu davaların hem “yasal dayanağı”nın bulunmadığı hem de bu aşamada
davacının -henüz alacağı kesinleşmediği için- dava açmakta “hukuki yararı”
bulunmadığı, ayrıca davacının asıl alacak ve tazminat davasını kaybetmesi
halinde, davalıların (borçlu ve üçüncü kişilerin) tasarruf haklarının kısıtlan-
mış olmasından doğacak zararlarının kimin tarafından karşılanacağının bir
sorun olarak ortaya çıkacağı” ileri sürülmüştür...
Kanımızca, alacaklı -alacağı kesinleşmeden, borçlu hakkında aciz
vesikası almadan- “borçlunun, üçüncü kişilerle muvazaalı işlemlerde (BK
m. 18) bulunarak, mallarını kaçırdığını” ileri sürerek açtığı davada haklı
görülmesi halinde, mahkemece muvazaalı işlem iptal edilip, dava ko-
nusu taşınmaz/sicile kayıtlı taşınır tekrar borçlu adına tescil edilmeli-
dir. Burada, İİK m. 277’deki koşulları yerine getirerek dava açmamış
olan davacıya -bu koşulların yerine getirilmesi halinde uygulanabile-
cek olan- İİK m. 283’e göre “dava konusu taşınmaz/taşınır üzerinde haciz
ve satış isteyebilme yetkisi” verilmemelidir... Davacının amacının, “yap-
tığı/yapacağı icra takibi sonucunda alacağını tahsil etmek olanağına kavuş-
mak” olması, davacının istemi doğrultusunda BK. m. 18’e göre karar
verilmesine engel teşkil etmemelidir.
71
d. “Nam-ı müstear” ile gizlenmiş işlemler hakkında iptal davası
açılabilir.
72
Sözlük anlamı “bir kişinin, sanat, edebiyat, ticaret hayatında yahut faa-
liyette bulunduğu herhangi bir işte, kimliğini gizlemek için seçtiği ad”
73
olan
-ve uygulamada “mehlâs” ya da “takma ad” da denilen- nam-ı müstear
durumunda, borçlu çeşitli nedenlerle -özellikle, konumuz bakımından,
alacaklılarından mal kaçırmak amacı ile- “kendi adını gizleyerek, yapmak
istediği hukuki işlemi bir başkasına, kendi hesabına” yaptırır.
74
Borçlunun adını gizleyerek, borçlu hesabına ancak kendi adına ha-
reket ederek üçüncü kişilerle işlemde bulunan bu kişiye nam-ı müstear
denilir.
71
Bu konuda Sayın Surlu M. H.’nin HGK 3.5.2000 T. 4-823/851 sayılı kararı altındaki “mu -
halefet şerhi”ne bkz. Uyar, T. / Uyar, A. / Uyar, C., Tasarrufun İptali Davaları, 2008, 3.
Bası, s. 161 vd.
72
Bu konuda ayrıntılı ve nitelikli bir inceleme için bkz. Erdönmez, G. Nam-ı Müstear ve
Tasarrufun İptali Davaları (Bankalar Der. Aralık/2006, S: 59, s. 84 vd.)
73
Türk Hukuk Lügatı, 3. Baskı, 1991, s. 266; Şener, E., Hukuk Sözlüğü, 2001, s. 586; Yılmaz,
E., Hukuk Sözlüğü, 2004, s. 897.
74
Bkz. 4. HD 3.7.1973 T. 7053/7760.
makaleler Talih UYAR
305TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Uygulamada, borçlunun gerçekte kendi adına satın almak üzere
bedelini ödediğini bir taşınmazı veya aracı, alacaklılarından kaçırmak
amacı ile yakınları adına tescil ettirmiş olması halinde, tasarruf (hu-
kukî işlem) dışarıdan üçüncü kişiler arasında yapılmış görünmesine
rağmen, gerçekte bedeli borçlunun malvarlığından çıkmış fakat karşı-
lığı, borçlunun arkasına gizlendiği kişinin malvarlığına girmiştir
75
Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu’nda bu kurumu düzenleyen
açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, gerek doktrinde
76
ve gerekse
-aşağıda belirteceğimiz gibi- Yargıtay içtihatlarında; “nam-ı müstear id-
dialarının dinlenebilir” olduğu kabul edilmektedir.
Kanımızca tüm nam-ı müstear vasıtasıyla işlem yapılan durumlar-
da İİK 277 vd. göre iptal davası açılabilir
77
Yüksek mahkeme -eski tarihli- bir kararında “borçlu kocanın, bor-
cunu ödememek amacıyla kendisine ait (parasını ödeyerek/satın aldığı) aracı,
trafikte karısı adına tescil ettirmesi olayının nam-ı müstear demek olduğunu,
İİK 277 vd. göre değil, BK 18’e göre iptali gerekeceğini”
78
vurgulamışken
daha sonraki kararlarında;
• “Borçlunun,hakkında yapılan icra takibini sonuçsuz bırakmak için ‘pa-
rasını ödeyerek satın aldığı taşınmazı, kız kardeşi adına tescil ettirmesi’ işle-
minin iptal davasına konu olabileceğini”
79
• “Bedeli borçlu tarafından ödenip tapu kaydı eşi adına oluşturu-
lan taşınmaz hakkında açılan iptal davasının kabulü gerekeceğini”
80
• “Borçlu tarafından parası ödenerek satın alınan ancak
borçlunun isteği üzerine karısı adına tapuya tescil edilen taşın-
maz hakkında iptal davası açılabileceğini, çünkü kocanın bu işlemi-
75
Kostakoğlu, C., a. g. m., (Ad. D. 1989/6, s. 12; Yasa D. 1989/8, s. 104 vd.)
76
Kostakoğlu, C., a. g. m., (Ad. D. 1989/6, s. 12; Yasa D. 1989/8, s. 104 vd.); Erdönmez, G.,
a. g. m., s. 86.
77
Karş: Erdönmez, G., a. g. m., s. 85 vd. (Bu görüşe göre; “şahısta muvazaa” yani, “taraflar-
dan birisinin ismini, üçüncü kişilerden gizlemek amacı ile, başka bir kişinin öne sürülmesi”
durumunda örneğin; borçlu (B) ve onunla birlikte hareket eden (C), alacaklılardan mal
kaçırmak için (Ü) ile anlaşırlar ve (C) ile (Ü) arasında bir satış akdi yapılırsa, bu satış akdi
“muvazaalı olduğu” için muvazaalı tasarruflar hakkında da İİK. 277 vd. göre iptal davası
açılamayacağından- alacaklılar tarafından “muvazaa davası”na (BK 18) konu edilebilir...)
78
Bkz. 4. HD 3.7.1973 T. 7053/7760.
79
Bkz. 14. HD 19.10.2001 T. 5932/6946.
80
Bkz. 15. HD 29.4.1993 T. 2212/2029.
Talih UYAR makaleler
306TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nin gerçekte karısı yararına yapılmış ‘bağış’ niteliğini taşıyacağını”
81
belirtmiştir.
e. Borçlandırıcı (iltizami) işlemler hakkında iptal davası açıl-
masına gerek yoktur.
82
Çünkü “borçlandırıcı işlemler sonucunda -ayrıca
“tescil” ya da “teslim” gibi tasarrufi işlem yapılmadan- mal borçlunun
malvarlığından çıkmamış olduğu için iptal davası açılmasına gerek
kalmadan, alacaklı o malı haczettirebilir ya da borçlunun iflâsı halinde
o mal da iflâs masasına girer.
Nitekim, Yüksek Mahkeme, borçlunun yaptığı “satış vaadi” hak-
kında iptal davası açılamayacağını
83
eğer “satış vaadi tapuya şerh veril-
mişse, o zaman iptal davasına konu olabileceğini”
84
belirtmiştir.
f. Borçlunun haczedilmeyen (İİK m. 82) bir malını malvarlığın-
dan çıkarması, iptal davasına konu olamaz. Çünkü borçlunun bu işle-
minden alacaklıları zarar görmüş değildir. Bir malın haczinin mümkün
olup olmadığına karar verme yetkisi icra mahkemesine ait olmakla be-
raber (İİK m. 82) iptal davasında, “iptali istenen tasarruf konusu mal ya
da hakkın haczinin mümkün olup olmadığını”, davaya bakan mahkeme
karar verecektir.
85
Ancak doktrinde ileri sürülen diğer bir görüşe göre
86
“ne lehine ip-
tale tâbi tasarruf yapılmış olan üçüncü kişi ve ne de borçlu ‘iptale tâbi tasar-
ruf konusu malın haciz edilemeyeceğini ileri süremez... Çünkü, üçüncü kişi,
alacaklı ile borçlu arasındaki icra takibinde taraf değildir. Borçlu da; tasarruf
konusu mal üçüncü kişinin mülkiyetine geçmiş olduğundan ve tasarrufun
iptaline karar verilmesiyle borçlunun mülkiyetine geri dönmeyeceğinden,
haczedilmezlik iddiasında bulunamaz... ‘Borçlu’ ya da ‘üçüncü kişi’ bu husu-
81
Bkz. 15. HD 21.10.1988 T. 2561/3344; 26.4.1984 T. 775/1466.
82
Umar, B., a. g. e., s. 56; Kuru, B., a. g. e., C: 4, s. 3411; El Kitabı, s. 1197; Berkin, N., a.
g. e., s. 491; Ansay, S. Ş., a. g. e., s. 325; Gürdoğan, B., a. g. e., s. 222; Gürdoğan, B., İptal
Davaları (“İcra ve İflas Kanunu Değişiklik Tasarısı Hakkında Seminer”e sunulan bildiri),
1963, s. 157.
83
Bkz. 13. HD 9.10.1979 T. 3558/4980.
84
Bkz. 15. HD 30.9.2002 T. 3158/4300; 20.9.1995 T. 3945/4845; 26.1.1990 T. 5153/160;
19.12.1990 T. 4739/5602
85
Gürdoğan, B., a. g. e., s. 223, dipn. 617; Sarısözen, İ., İcra ve İflas Hukukuna Göre İptal
Davalarında Yargılama Usulü (ABD 1977/2, dipn. 3)
86
Kuru, B., a. g. e., C: 4, s. 3476 vd.; Kuru, B., El Kitabı, s. 1210.
makaleler Talih UYAR
307TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
su şikayet yolu ile icra mahkemesine bildiremeyeceği gibi, iptal davasında da
mahkemede ileri süremezler...”
Yüksek Mahkeme de bu konudaki içtihatlarında;
• “ ‘Mesken’ niteliğindeki taşınmaza ilişkin borçlunun tasarrufunun
iptaline karar verilmesi halinde, taşınmazın mülkiyeti borçluya dönmeyece-
ğinden, borçlu tarafından bu taşınmaz hakkında ‘haczedilmezlik şikayeti’nde
(‘meskeniyet iddiası’nda) bulunulamayacağını”
87
88
• “Tasarrufun iptali davasını kazanan alacaklının, bu ilamı icra dos-
yasına koyarak, üçüncü kişi adına kayıtlı bulunan taşınmaza -borçlusunun
borcundan dolayı- haciz koydurması üzerine, taşınmaz maliki üçüncü kişi
tarafından -icra takibine taraf olmadığı, takipte ‘borçlu’ sıfatını taşımadığı
için- “haczedilmezlik şikayeti”nde bulunulamayacağını”
89
90
• “İptal davasına bakan mahkemenin ‘dava konusu taşınmazın borçlu-
nun meskeni olup olmadığını’ araştıramayacağını, borçlunun dava konusu taşınmazı -diğer davalı- üçüncü kişiye satmakla meskeniyet iddiasından vaz
-
geçmiş sayılacağını”
91
belirtmiştir.
g. Borçlunun kişilik haklarından olan ve aile hukukuna giren;
boşanma, evlat edinme, nesebin tanınması gibi eylem ve işlemleri
iptal davasına konu olamaz.
92
h. Alacaklılarına zarar vermek amacı ile borçlunun kasten yaptı-
ğı ihmali işlemler de, iptal davasına konu olabilir. Örneğin; borçlunun
kasten ödeme emrine itiraz etmemesi
93
veya alacak davasında kasten
zamanaşımı def’inde bulunmamış olması da iptal davasının konusunu
teşkil edebilir. Bu durumda, alacaklılar açtıkları iptal davasında, borç-
lunun alacaklarına zarar vermek kastıyla hareket ettiğini ispat ederek,
“ödeme emrine itirazda bulunulmuş veya zamanaşımı def’inde bulunulmuş
87
Bkz. 12. HD 6.6.2005 T. 9692/12254; 12.2.2005 T. 1234/3437; 20.9.1995 T. 11388/11631.
88
Karş: 12. HD 26.11.1982 T. 7896/14934; 21.11.1983 T. 7982/9211.
89
Bkz. 12. HD 8.2.2005 T. 24990/2109; 20.9.1995 T. 11388/11631.
90
Karş: 12. HD 17.2.2004 T. 26637/3061.
91
Bkz. 15. HD 17.3.1997 T. 826/1399; 27.2.1995 T. 706/1077; 17.12.1987 T. 3690/4496.
92
Umar, B., İptal Davası, s. 61; Gürdoğan, B., a. g. e., s. 223; Ansay, S. Ş., a. g. e., s. 326;
Berkin, N., a. g. e., s. 494.
93
Bkz. FMK 19.10.1939 T. (JdT 1940 II, 29) Naklen; Berkin, N., a. g. e., s. 513); Bkz. 15. HD
15.9.1990 T. 3485/3260.
Talih UYAR makaleler
308TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
gibi, haklarının saklı kalmasını” talep edebilirler. Bu istem üzerine, borç-
lunun ihmali işlemlerinin iptaline karar veren mahkeme, “davacıların
itiraz hakkını veya zamanaşımını kullanmalarına” karar verebilir
94
ı. İptal davası, borçlunun alacaklılarına zarar vermek kasdı ile yap-
tığı hukuki işlemlere yönelik olduğundan, borçlunun aleyhine açılan
bir davada, karşı tarafla anlaşarak davayı kaybetmiş olması halinde,
alacaklıları, alınan mahkeme kararının “hile” nedeniyle iptalini sağ-
lamak için İcra ve İflâs Kanunu’na göre bir iptal davası açamazlar.
95
Alacaklılar ancak, karara karşı “yargılamanın iadesi” yoluna (HUMK.
m. 446) başvurabilirler.
96
j. “Cebri icra yolu ile yapılan satışlar” hakkında da iptal davası
açılamaz.
97
Çünkü ortada borçlunun serbest iradesi ile yaptığı bir tasar-
ruf yoktur. Halbuki ancak borçlunun -mal kaçırmak amacı ile- üçüncü
kişilerle yaptığı tasarruflar iptal davasına (İİK m. 277 vd.) konu olabi-
lir. Yani, “cebri icra yolu ile yapılan satışlar”, “borçlu tarafından yapılmış bir
tasarruf” niteliğinde değildir...
Yüksek mahkeme de bu konuya ilişkin olarak;
• “İcra müdürlüğünce yapılan ihale hakkında iptal davası açılamaya-
cağını”
98
• “İcra dairesince, tapu sicilindeki on yıllık kira şerhiyle birlikte satılan
ipotekli taşınmaz hakkında, iptal davası açılamayacağını”
99
belirtmiştir.
k. Borçlunun taraf olmadığı (yani borçlu tarafından yapılmamış
olan) işlemler, iptal davasına konu olamaz
100
Örneğin; borçlunun ka-
rısının “borçlunun yetiştirdiği tütünlerin kendisine ait olduğu” konusunda
Tekel Müdürlüğüne verdiği beyanname hakkında iptal davası açılamaz.
101
94
Berkin, N., a. g. e., s. 514.
95
Bkz. 13. HD 24.9.1974 T. 2095/1919; 3. HD 25.6.1956 T. 841/3633.
96
Kuru, B., El Kitabı, s. 1198; a. g. e., C: 4, s. 3412; Altay, S. a. g. e., C: 1, s. 674; Pekcanıtez,
H. / Atalay, O. / Özkan, M. S. / Özekes, M., a. g. e., s. 583.
97
Kuru, B., a. g. e., C: 4, s. 3412; Kuru, B., El Kitabı, s. 1197 vd.
98
Bkz. 15. HD 3.4.1990 T. 4763/1551.
99
Bkz. İİD.5.4.1969 T. 1668/3785.
100
Bkz. 15. HD 21.4.1988 T. 1432/1589; 13. HD 23.3.1982 T. 823/2020.
101
Bkz. 15. HD 12.9.1988 T. 328/2777.
makaleler Talih UYAR
309TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Borçlunun vekaleten yapmış olduğu tasarruflar da, iptal davası-
na konu olamaz.
102
III. Bir tasarrufun İİK m. 277 vd. göre iptal davasına konu ola-
bilmesi için, “davacı-alacaklının alacağının doğumundan sonra ya-
pılmış olması” gerekir mi? Doktrinde tartışmalı olan bu konuda ileri
sürülen -ve çoğunlukla savunulan (egemen olan)- görüşe göre
103
“bir
tasarrufun iptal edilebilmesi için, davacı-alacaklının alacağının, dava konusu
yapılan bu tasarruftan önce doğmuş olması gerekir. Borçlunun tasarruf-
ta bulunurken, o tarihte (tasarruf tarihinde) mevcut olmayan bir ala-
caklısına zarar vermesi mümkün değildir. Alacaklı, borçlu ile işlemde
bulunurken -örneğin; ona borç verirken ya da ona bir taşınır ya da ta-
şınmazını satarken işlem (tasarruf) tarihindeki durumunu dikkate alır.
Borçlunun mali durumu hakkında alacaklının gerekli araştırmayı ya-
parak, ona göre, borçlu ile işlemde bulunması gerekir. Tedbirli bir kişi
gibi gerekli araştırmayı yapmayan kimse bunun sonucuna katlanır...
Başka bir deyişle, alacaklı, borçlunun tasarruf (işlem) tarihindeki mal
varlığına güvenerek onunla işlem yaptığından, işlem tarihinden (bor-
cun doğum tarihinden) önceki tasarruflar iptal davasına konu olamaz...
Ayrıca; İİK 277 vd. maddelerinin Millet Meclisi Adalet encümeninde
müzakeresi sırasına, ‘alacaklıların, muamelede bulunduğu sırada, borçlu-
nun mali durumunu bilmeleri gerekeceği’ belirtilerek, ‘borçlu veya müflisin,
borçlu olmadığı bir zamandaki tasarrufunu muteber saymanın doğru olma-
yacağı’ belirtilmiştir...
Diğer bir görüşe göre
104
ise “iptal davasının açılabilmesi için, alacak-
lının alacağını iptale tâbi tasarruftan önce veya sonra doğmuş olması önem-
li değildir. Başka bir ifade ile, alacaklının alacağı, iptali istenen tasarruftan
sonra doğsa bile alacaklı, kendi alacağının doğumundan önce yapılmış olan
102
Bkz. 15. HD 1.12.1986 T. 4402/4059.
103
Kuru, B., a. g. e., C: 4, s. 3417 vd; Muşul, T., İcra ve İflas Hukuku, 2005, s. 1175 vd.; Muşul,
T., Bilirkişi Raporları ve Hukuki Mütalâalar, C: 2, 2006, s. 887, 928; Kostakoğlu, C., Takip
Hukukunda İptal Davaları (Ad. D. 1989/6, s. 21 vd; Yasa D. 1989/6, s. 1048 vd.); GÜNE-
ren, A., a. g. e., s. 1069; Kale, S., Aciz Halindeki Borçlunun, Bir veya Birkaç Alacaklısını
Kayıran Hukuki Fiilleri Dolayısıyla İptal Davası (İİK m. 279) Prof. Dr. Ergun Önen’e
Armağan, s. 193; Şener, A., a. g. e., s. 1190; Karataş, İ. / Ertekin, E., a. g. e., s. 74; Şimşek,
E., a. g. e., s. 863.
104
Üstündağ, S., a. g. e., s. 284; Berkin, M., İflâs Hukuku, 1972, s. 499; Berkin, N., İflâs Hu-
kuku Rehberi, 1980, s. 110; Yıldırım, M. K., a. g. e., s. 139, 288 vd.; Altay, S., a. g. e., C: 1,
s. 675.
Talih UYAR makaleler
310TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
tasarrufun iptalini isteyebilir...”
105
Yüksek mahkeme bu konudaki içtihatlarında birinci görüşe katı-
larak;
• “İİK’nıon 277 vd. göre açılan tasarrufun iptali davaları sonucunda
iptal kararı verilebilmesi için, alacaklının takip konusu yaptığı alacağının, da-
vaya konu olan tasarruftan önce doğmuş olması gerektiğini”
106
• “İİK’nın 277 vd. göre açılan tasarrufun iptali davalarında ‘iptal kara-
rı’ verilebilmesi için, borcun doğum tarihinin, iptale konu tasarruftan önce
olması gerektiğinden, takip konusu senedin (bononun) borcun doğduğu anda
düzenlenmiş olması halinde, ‘borcun doğum tarihinin senedin düzenlenme
tarihi’ olarak kabulü gerekeceğini, fakat davacı-alacaklının ‘temel borç ilişki -
sinin (borcun gerçek doğum tarihinin, senedin düzenlenme tarihinden önce
olduğunu’ ileri sürmesi halinde, bu hususu kanıtlaması için imkan tanınması
ve ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceğini”
107
• “Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için, takip dayanağı emre
muharrer senetlere esas (neden) olan borç ilişkisinin, ‘tasarruftan önce var
olduğu’nun, alacaklı tarafından kanıtlanması gerekeceğini”
108
• “Daha önce ‘borcun tasarruftan önceki hukuki ilişkiden doğduğunu’
ileri sürebilme imkanı kendisine verilmemiş olan davacının bu durumu ilk
kez temyiz dilekçesinde ileri sürmüş olması halinde, mahkemece verilmiş olan
“davanın reddine” ilişkin kararın bozularak, tarafların, senedin tanzim tari-
hinden önceki tarihlerde her hangi bir hukuki ilişkiye girip girmediklerinin
araştırılması gerekeceğini”
109
• “ ‘Davacının alacağının daha önce doğup, senedin sonradan düzenlen-
diği’ yolunda ne dava dilekçesinde ve ne de yargılama sırasında herhangi bir
açıklama (iddia) bulunmaması halinde, mahkemece ‘borcun doğum tarihinin
tasarruf tarihinden sonra olması’ nedeniyle ‘davanın reddine’ karar verilme-
105
Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bkz. Uyar, T. / Uyar, A. / Uyar, C., a. g. e., s:827 vd.
106
Bkz. 17. HD 15.1.2008 T. 5073/73; 6.12.2007 T. 3408/4088; 15. HD 14.12.2004 T.
5965/6501; 23.9.2004 T. 3966/4595; 23.6.2004 T. 367/3525; 24.2.2004 T. 306/960;
13.1.2004 T. 6711/72 vb.
107
Bkz. HGK 18.2.2004 T. 15-18/82; 15. HD 23.9.2003 T. 2993/4247; 20.2.2003 T. 149/784;
29.1.2003 T. 6349/449 vb.
108
Bkz. 17. HD 19.7.2007 T. 3875/2555; 26.6.2007 T. 1080/2216; 15. HD 9.4.2002 T.
1462/1697.
109
Bkz. 17. HD 25.9.2007 T. 3195/2774.
makaleler Talih UYAR
311TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sinde bir isabetsizlik bulunmadığını”
110
“Kambiyo senedinden kaynaklanan alacaklarda; alacağın ‘vade’ veya ‘ta-
kip’ tarihinden dolayısıyla da ‘tasarruf tarihi’nden önce doğduğunun iddia
edilmiş olması halinde, bunun araştırılarak (davacıya bu konudaki delilleri
ibraz ettirilerek) sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini”
111
• “Çeklerin bankaya ibraz tarihinden önce yapılan tasarrufların -çek-
lerin düzenlenmesine neden olan temel ilişkinin daha önce olduğu alacaklı
tarafından kanıtlanmış olmadıkça- iptalinin istenemeyeceğini”
112
• “ ‘Borcun doğum tarihinin,tasarruf tarihinden önce olduğu’nun ka-
nıtlanamaması halinde mahkemece, tasarrufun iptali davasının ‘düzenleme
koşulunun yokluğu’ nedeniyle reddedilmesi gerekeceğini”
113,
114
belirtmiştir.
6183 sayılı Kanun’a göre amme (kamu) alacaklarının tahsili yö-
nünden açılacak iptal davalarında “borcun doğum tarihine bakılmaksı-
zın, borçlunun tasarruflarının -6183 sayılı Kanun’un 24-31. maddeleri çer -
çevesinde- iptaline karar verilebileceği” doktrinde
115
ileri sürülmüşse de,
yüksek mahkeme
116
bu görüşe katılmamış ve “6183 sayılı Kanuna da-
yanılarak açılan tasarrufun iptali davalarında iptal kararı verilebilmesi için,
davacı idarenin kamu alacağının dava konusu tasarruftan önce doğmuş ol-
ması gerekeceğini” belirtmiştir...
IV. “İptal davası”nın niteliğinin daha iyi anlaşılabilmesi için, bu
davanın “istihkak davası”ndan farklı olay yönünün de açıklanması ya-
rarlı olur. Bilindiği gibi, haczedilen malın üçüncü kişinin bulunması
ve üçüncü kişinin de o mal üzerinde “istihkak iddiasında” bulunması
halinde, alacaklının -icra mahkemesinde- o kimse aleyhine “istihkak da-
vası” açması gerekir. (İİK m. 99)
117
Davacı - alacaklı, açtığı bu davada,
110
Bkz. 17. HD 12.7.2007 T. 3031/2475.
111
Bkz. HGK 18.2.2004 T. 15-18/82.
112
Bkz. 15. HD 23.10.2004 T. 3310/5282.
113
Bkz. 15. HD 13.10.2004 T. 2178/5077.
114
Bu konudaki diğer içtihatlar için bkz. İleride; Uyar, T. / Uyar, A. / Uyar, C., a. g. e., s:943
vd.
115
Kostakoğlu, C., 6183 sayılı Kanuna Göre Amme Alacaklarının Tahsili Yönünden İptal Da-
vaları, Yarg. D., 1991/1-2, s. 14; Yasa D., 1990/9, s. 1237.
116
Bkz. 17. HD 9.10.2007 T. 3034/3010; 15. HD 5.10.2004 T. 2573/4847; 2.4.2002 T.
1363/1549; 1.4.2002 T. 5792/1502; 4.10.1999 T. 2389/3628 vb.
117
Ayrıntılı bilgi için bkz. Uyar, T., İcra Hukukunda İstihkak Davaları, 3. Bası, 1994, s. 1003
vd.; Uyar, T., Gerekçeli-İçtihatlı İİK Şerhi, C: 6, 2006, s. 8795 vd.
Talih UYAR makaleler
312TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
“dava konusu malın üçüncü kişiye değil, borçluya ait olduğunu” ileri sürer
ve bunu kanıtlamaya çalışır.
Halbuki “iptal davası”nda, davacı - alacaklı, “davalılardan üçüncü ki-
şinin, dava konusu malın maliki olduğunu” önceden kabul etmiş ve bunu
bile bile bu davayı açmıştır. Davacı-alacaklı, iptal davasında, “davalı-
lardan borçlunun, diğer davalı üçüncü kişiye, dava konusu malı devrettiğini
ve üçüncü kişinin ‘malik’ olduğunu (ya da ‘rehin hakkı sahibi’ olduğunu)
ancak, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki işlemin İİK m. 278, 280’de öngörülen
varsayımlardan dolayı kendisi hakkında geçersiz olduğunu ve bu devre (tasar-
ruf işlemine) rağmen, kendisine o mal üzerinde cebri icra hakkı, tanınmasını”
-yani, o malı haczettirip sattırma ve satış parasından alacağını alma hakkı
tanınmasını- ister.
Eğer davacı - alacaklı, dava konusu malın mülkiyetinin üçüncü
kişiye geçip geçmediği konusunda kesin bilgi sahibi olmadığı için, bu
malın “borçluya ait olduğu” kanısıyla istihkak davası açar ve davalı-
üçüncü kişi de, “o malın kendisine ait olduğunu (devredildiğini)” ileri
sürerse, davacı - alacaklı, “borçlu ile üçüncü kişi arasındaki devir işleminin
iptalini” isteyebilir.
118
V- İptal davasına konu olabilecek ve neticede iptal edilebilecek ta-
sarruflar, İcra ve İflâs Kanunu’nda, üç grup halinde; 278, 279 ve 280. maddelerde öngörülmüştür. İİK m. 278, 279 ve 280’de iptal edilebile
-
cek (iptale tâbi) tasarrufların neler olduğu, teker teker sayılarak (tah-
didi olarak) belirtilmiş değildir. Yasanın bu maddelerinde, bazı iptale
tâbi tasarruflar sayılmış ise de, bu sayma sınırlayıcı (tahdidi) değildir.
Hangi tasarrufun iptale tâbi bulunduğunu, olayın koşullarına göre -
maddedeki genel tanımlamalar çerçevesinde- hakim takdir edecektir
(İİK m. 281/I)
119
VI. Buraya kadar “İcra ve İflâs Kanununa göre açılacak olan iptâl da-
valarına konu olabilecek tasarruflar” hakkında yaptığımız açıklamalar,
kural olarak, 6183 sayılı Kanun -m. 24-31- uyarınca açılacak olan iptal
davaları bakımından da aynen geçerlidir.
Başka bir deyişle, 6183 sayılı Kanun uyarınca açılacak iptal davaları
118
Bkz. Uyar, T. / Uyar, A. / Uyar, C., a. g. e., s. 603
119
Bkz. 15. HD 16.2.2005 T. 5141/808; 21.10.2004 T. 3131/5291; HGK 25.11.1987 T. 15-
381/873; 17. HD 21.1.2008 T. 5529/178.
makaleler Talih UYAR
313TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ile İİK m. 277 vd. göre açılacak iptal davaları aynı “hukuki nitelikte”dir.
120
Bu davalar sonucunda, davanın kabulü halinde mahkemece “iptal ve
tescil” kararı değil, “dava konusu taşınır/taşınmaz üzerinde davacı alacaklı-
ya haciz ve satış isteme yetkisinin tanınması...” yönünde hüküm kurulur.
Bu kanunda da, iptal konusu olabilecek tasarruflar İcra ve İflâs Ya-
sasına paralel şekilde üç grup halinde a) “İvazsız tasarruflar” (m. 27, 28)
(İİK m. 278), b) “Aciz halinde iken (ödeme güçsüzlüğü içinde iken yapılan
tasarruflar” (m. 29) (İİK m. 279), c) “Kamu alacağını ödememek amacı ile
yapılan tasarruflar” (m. 30) (İİK m. 280) şeklinde- düzenlenmiştir.
Yüksek mahkeme, “6183 sayılı Kanuna göre açılabilecek iptal davaları-
nın konusu”na ilişkin olarak;
• “İptal davasına konu olabilecek tasarrufların, 6183 s. K.’nın 27-30.
maddelerinde üç gurup halinde düzenlenmiş olduğu, ancak hangi tasarrufla-
rın iptale tabi olduğu hususunun hakimin takdirine bırakılmış olduğunu”
121
• “Cebri icra yoluyla, icra dairesince yapılan ihalelerin iptali için -6183
sayılı Kanun uyarınca, kamu alacağından dolayı- iptal davası açılama-
yacağını”
122
• “Gerek uygulamada gerek doktrinde kira akitlerinin tasarrufun ip-
tali davasına konu edilebileceği kabul edildiğinden, 6183 sayılı Kanun
uyarınca da kamu alacağını engeller nitelikteki borçlu tarafından yapıl-
mış olan kira sözleşmesinin iptali için de iptal davası açılabileceğini
”123
belirtmiştir.
120
Kostakoğlu, C., 6183 sayılı Kanuna Göre Amme Alacaklarının Tahsili Yönünden İptal Da-
vası, Yarg. D., 1991/1-2, s. 19.
121
Bkz. 17. HD 21.1.2008 T. 5529/178.
122
Bkz. 15. HD 5.11.2003 T. 4290/5246; 24.1.1991 T. 5427/157; 25.6.1990 T. 1367/309.
123
Bkz. 15. HD 18.5.1998 T. 1988/2084.
Talih UYAR makaleler
314TBB Dergisi, Sayı 78, 2008