Mustafa AKGÜL makaleler
352TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Youtube 5 Mayıs’tan beri kapalı. 3,5 milyon kişinin günlüğünü tu-
tan wordpress.com, bir yazı nedeniyle aylarca kapalı kaldı. İki inşaat
şirketi arasında bir kepçe markası uyuşmazlığı nedeniyle, kurumlar
arası ticaret ve ithalat-ihracat merkezi olan alibaba.com bir süre kapalı
kaldı. Toplum, İnternet yasaklarını kanıksamaya başladı. Türkiye’de
kamu ve pek çok kesim “Temiz İnternet” istiyor! Bu amaçla 5651 nolu
yasa çıkartıldı ve bu yasayla yeni bir kolluk oluşturuldu. Bu yasa, bu
yeni kolluğa, bazı katalog suçlar için İnternette yasaklama yetkisi ver-
di. Bürokratik yasaklamada, yurt dışındaki webler için iletişim ve sa-
vunma durumu olmadığı gibi, haber verme durumu da söz konusu
olmadığından; yasaklama kararları kolayca toplu cezalandırma halini
almaktadır. İnterneti, basın, medya olarak algılamanın sonucu olarak,
refleksel tepkilerle İnternette yasaklama uygulanmaktadır. Bununla
birlikte, yasaklamalar, kolayca aşılabileceği gibi, sadece Türkiye’de
yaşananlar için geçerli olmaktadır. Ayrıca, yasaklamanın uygulama
biçimi, kolayca ilgisiz kişileri de etkilemekte ve yasaklama kararının
amaçladığının ötesinde; insanların iletişim, öğrenme, iş yapma hakla-
rına da zarar vermektedir.
Görülen odur ki, Türkiye, zararlı bulduğu içeriği engellemek ama-
cıyla, dünya İnternetine kendi başına kurullar koyma çabasındadır.
Bir yandan Türkiye’de kurumsal varlığı olmayan şirketlere “burada
bir temsilci bulundur, benim otoritemi tanı ve Telekomünikasyon
Kurumu’ndan -TK Faaliyet Belgesi- al denmekte; öte yandan, Türkiye
olarak her hangi bir mahkememizin tedbir kararı olarak verdiği bir
İnternet Yasakları ve Hukuk
Mustafa Akgül
*
*
Prof. Dr., Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü.
makaleler Mustafa AKGÜL
353TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yasaklamanın, tüm dünya için geçerli olması istenmektedir. Bunun
yine savunma alınmadan, karar kesinleşmeden ve uluslararası huku-
ka uygun tebligat yapılmadan uygulanması istenmektedir. Bunu ya-
parken dünya uluslarının çoğunun imzaladığı Siber Suç Sözleşmesi’ni
imzalamıyoruz. Türkiye, uluslararası İnternet camiasında da aktif bir
konumda değildir. Türkiye bunları büyük ölçüde 5651 nolu yasa yo-
luyla yapmaya çalışmaktadır. Ama yasaklamalar 5651 yasa ile sınırlı
değildir; daha çok Medeni Kanun ve FSEK yoluyla, mahkemelerimiz,
bir paragraf nedeniyle, hiçbir iletişime geçmeden, savunma almadan,
milyonlarca sayfası olan bir webi, milyonlarca webi olan bir sunucuyu
yasaklayabilmektedir.
Tüm bu yaklaşımlar, sonuçta Türkiye’ye zarar vermekte ve
Türkiye’nin İnterneti ve temsil ettiği değişimi anlamadığını, çok ses-
liliğe ve bireye inanmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye, İnternetin,
“bilgi toplumu”nu temsil ettiğini henüz algılayamamıştır. Bu değerlen-
dirme, sadece siyasal partiler ve bürokrasiyi değil, büyük ölçüde top-
lum önderlerini ve sivil toplum kuruluşlarını da kapsamaktadır. Bu
yasaklamaların, ülkenin imajı, tanıtımı için ciddi bir darbe vurduğuna
kuşku yoktur. Turizmi ve ihracatı olumsuz yönde etkilediği de bir ger-
çektir. Ülkenin gençlerine, girişimci insanlarına, aydınlarına, meraklı
yurttaşlarına engel olduğu, umut kırıcı mesaj verdiği ortadadır. Ül-
kemizin, refleksel tepkilerin ötesine geçerek, diyalog ve yönetişimle
çözüm araması gerekmektedir. Bu yasakların en kötü tarafı, kanımca,
kamuoyunun dikkatini, İnternetin marjinal problemlerine odaklayıp;
asıl olumlu yanlarına, İnternetin ülkemizi dünya ile nasıl bütünleştire-
bileceği, rekabet gücümüzü nasıl artırabileceği, demokrasimizi güclen-
direceği, saydamlığı ve katılımcılığı artıracağı, yolsuzlukları önlemek
için kullanılabileceği konularına odaklamasını engellemesidir.
Biz bu yazıda, ülkemizdeki İnternet yasaklarını, uygulamadaki
sorunları, hukuki sorunları, 5651 nolu yasayı, çözüm önerilerinin tar-
tışacağız. Bu satırların yazarı bir hukukçu değildir. Bir hukukçunun
bakış açısından çok, İnterneti büyütmeye ve ondan toplumsal yarar
sağlamaya çalışan, bunun için emek vermiş bir İnternet gönüllüsünün
bakış açısıyla; oluşmakta olan İnternet hukukunun, bireysel özgürlük-
leri ve hakları garantiye alan, toplumsal gelişme ve endişelerle bireysel
haklar arasında hassas dengeyi gözetmek isteyen bir bakış açısı yansıt-
maya çalışacağız.
Mustafa AKGÜL makaleler
354TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
İnterneti Nasıl Algılamalıyız ?
İnternet hepimizin günlük hayatına girmektedir. Ama, İnternetin
ne olduğunu, neyi temsil ettiğini, neyi değiştirdiğini, nasıl değiştiğini
ve potansiyeli tartışmak gerekmektedir. Algılamamız, ona karşı tavrı-
mızı belirleyecektir.
İnternet bir bilgisayar ağının ötesinde, insanları ve insanlığın dü-
şünce ve kültür ürünlerini kapsayan bir ağdır. İnternet üzerinde 1.4
milyar insan mevcuttur. 570 milyon bilgisayar İnternet alan adı sis-
temi DNS’e kayıtlı durumdadır. Yeni tarama motoru cuil.com 120
milyar sayfayı indekslediğini söylemiştir, yani en az o kadar da sayfa
bulunmaktadır. netcraft.com 175 milyon web saymıştır. 160 milyon ci-
varında alan adı mevcuttur. 60 milyon civarında kişisel web/günlük
olduğunu düşünmekteyiz. Tüm İnternette 100 milyon civarında video
olduğu düşünülmektedir.
İnternet, insanların buluştuğu, iş yaptığı, eğlendiği, öğrendiği,
öğrettiği, çeşitli elektronik nesneleri değiştiği, paylaştığı, okuduğu,
yazdığı bir ortamdır. İnternet, kütüphanelerin, gazete ve dergilerin,
TV’lerin, müzelerin, laboratuvarların, sergilerin, konser salonlarının
olduğu, insanlığın kültür mirasının paylaşıldığı bir ortamdır. İnsanlar
arası iletişim, iş birliği ve dayanışmanın olduğu bir ortamdır. Yaşamın
tüm boyutlarına, tüm mesleklere, tüm yaş gruplarına hitabeden, yaşa-
mın yansını bulan, insanlığı etkileyen önemli bir gelişmedir.
Bilgi teknolojilerindeki değişim, bilgi ve enformasyonun saklan-
ması, işlenmesi, üretilmesi, taşınması, sunulması, paylaşılmasında
devrimsel boyutta gelişmeleri gerçekleştirmiştir. Bu işlemlerin, çok
ucuz, kolay, hızlı ve büyük boyutlarda yapılmasını sağlamıştır.
Bilişim, bilgi teknolojileri ve İnternet, insanlığı yeni bir toplum bi-
çimine taşıyan, tetikleyen ve temsil eden içiçe geçmiş araçlar bütünü-
dür. İnsanlık, sanayi ötesi bir toplum biçimine, adına “bilgi toplumu”
demeye çalıştığımız yeni bir toplum biçimine geçişin sancılarını yaşa-
maktadır. “Bilgi toplumu” kavramı oldukça yeni bir kavramdır ve bu
kavramla ilgili tartışmalar sürmektedir. İngilizcede, “information age”,
“information society”, “knowledge society”, “wisdom society”, “knowledge
economy”, “knowledge driven economy” gibi terimleri görebiliyoruz. Ben
bunun normal olduğunu düşünüyorum. Bu kadar köklü bir değişimi
tüm boyutlarıyla görmek, algılamak ve tanımlamak mümkün değil-
makaleler Mustafa AKGÜL
355TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
dir. James Watts’ın buharlı makineyi bulduğu günleri, sanayi toplu-
munu, işçi sınıfını öngörmek nasıl mümkün değilse, bugün de “bilgi
toplumu”nu kesin çizgilerle tanımlamak mümkün değildir.
“Bilgi toplumu”nun temel özellikleri konusunda geniş bir uzlaşma-
dan bahsedebiliriz. En temel özellik, bilginin bir üretim faktörü olma-
sıdır. Stanford Universitesi’nden Paul Romer, bilginin, emek, sermaye
gibi üretim fonksiyonunun bir değişkeni olduğunu yazabildi. Bunun
sonucunda, bilgi sektörüne yapılan yatırımın ülkenin kalkınmasına
katkısını hesaplayabilmek mümkün hale geldi. Bu yönde bir çalışma-
yı Türkiye Bilişim Vakfı’nın isteği üzerine Prof. Semih Koray ve ekibi
yaptı. Daha önce de bilim ve teknolojinin de üretimde önemli olduğu
biliniyordu, ama bu ilişki bu kadar açık ve net bilinmiyordu. Buradaki
“bilgi”, bilim, teknoloji, bilimsel bilgi, ar-ge, inovasyon, patent, örtük
bilgi ve benzerleridir. Bu anlamda bilgi, temel zenginlik kaynağı, ve-
rimlilik, rekabet kaynağı ve istihdam aracıdır.
Beyinsel emek yaratılan katma değer açısından, kol emeğinin önü-
ne geçmiştir. Yer altı zenginliklerinden, bankalardaki paralardan çok
entelektüel sermaye öne çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkelerin zengin-
lik kaynağı, yetişmiş insanların beyinlerindeki bilgidir denebilmekte-
dir..
Birey üretici ve tüketici olarak öne çıkmıştır. Tüketiciye dünya-
nın her yerinde, kişiselleştirilmiş bir şekilde ürün ve hizmet sunumu
mümkün olmaya başlamıştır. Tüm dünya, bir pazar olarak, üretici-
nin önüne çıkmıştır. Zaman ve mekanın etkisi azalmış, dünyanın her
hangi bir yerinden entelektüel ürünleri sunma ve pazarlama olanağı
oluşmuştur. Her dünya yurttaşına, kendi matbaasını, gazetesini, rad-
yosunu, kolay, ucuz ve hızlı bir şekilde TV’sini kurması ve çalıştırması
mümkün kılınmıştır. Dünya üzerine yayılan özel ilgi gruplarının oluş-
ması ve bunların topluluk oluşturması mümkün olmuştur.
İnsanlar arasında tüm dünyayı kapsayan, ülkeleri aşan ağlar oluş-
ması mümkün kılınmış, ağ ekonomisi ortaya çıkmaya başlamıştır. Kla-
sik iktisadın tersine, ağın büyümesi sonucunda yaratılan fayda artma-
ya başlamıştır. Web 2.0 dediğimiz sosyal ağlar oluşmaya başlamıştır.
Bu ağlar, tamamen sıradan kullanıcılar tarafından üretilen içeriği sun-
makta, gelişimi kullanıcılar belirlemektedir.
İnternetle öne çıkan bir diğer kavram katılımcılık, saydamlık ve
Mustafa AKGÜL makaleler
356TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yönetişimdir. Bilgi ve enformasyonun üretim ve dolaşımındaki bu ge-
lişmeler, örgütsel yapıları değiştirmekte, hiyerarşik yapılar, yerini daha
az katmanlı yatay yapılara bırakmaya başlamaktadır. Zaman ve mekan
farklarının öneminin azalması ile pek çok kişi bir gerçek ya da elektronik
örgüte katkıda bulunabilmekte, bilgi ve deneyimlerini paylaşabilmek-
te; bu da o örgütün etkisini artırmaktadır. Daha fazla insan bir olaya,
bir örgüte katılabilmekte, işleyişinde söz sahibi olabilmekte, daha fazla
bilgi talep edebilmektedir. ABD’de başkanlık yarışında, İnterneti etkin
kullanabilenler, partizan ve sempatizanlarla, katılımcı, saydam yapılar-
la ilişki kuran adaylar hemen öne çıkarak fark yaratmaktadır. İnternet,
katılımcı, saydam bir yapının olanaklarını sunmaktadır. Bunu yönetişim
ilkeleri ile yapan örgütler de yararlarını görmektedir. Ülkemizde, sınırlı
da olsa, bunu başarı ile uygulayan büyük şirketlerimiz vardır.
“Bilgi toplumu”na yönelişin bir sonucu olarak, sektörlerin yapısın-
da önemli değişimler gözükmektedir. Telekom, basın, medya, eğlen-
ce sektörleri köklü olarak değişmektedir. Eski telefon santrali üreten
fabrikalar kapanmakta; ansiklepodiler, kütüphaneler; basın, müzik,
film gibi eğlence sektörleri köklü değişimin sancılarını yaşamaktadır-
lar. Ürünleri sayısal halde ve İnternet üzerinden taşınabilen sektörler,
değişimin etkisini çok fazla hisseden sektörlerdir. Bu sektörlerin, bu
değişimi iyi kavraması gerekmekte ve yeni paradigmalar ışığında yeni
bir yapılanmaya gitmeleri zorunlu olmaktadır.
Kamu yönetimi, bu gelişmeler sonucunda ciddi bir yeniden ya-
pılanma arayışına girerek, kendini e-devlet uygulamaları şeklinde or-
taya koymaktadır. Daha önemlisi, ülkeler ve Birleşmiş Milletler, AB,
Dünya Bankası, ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği), Dünya
Ekonomik Forumu gibi uluslararası yapılar, ülkeleri ve tüm dünyayı
“bilgi toplumu”na taşımak için planlar yapmaya, eylem planları ortaya
çıkartmaya, her çocuğa bir dizüstü bilgisayar gibi tüm dünya yurttaş-
larına yönelik projeler üzerinde çalışmaya başlamıştır.
Kısaca tüm dünya, “bilgi toplumu” hedefini benimsemiş ve ona
yönelmek için ciddi bir çabaya girmiştir. Bu bağlamda ülkemizde de
2006-2010’u kapsayan bir “Bilgi Toplumu Stratejisi” ve “Eylem Planı”
bulunmakta ancak DPT Bilgi Toplumu Dairesi sekreteryasında, DPT
ile ilgili Başbakan Yardımcısı’nın başkanlığında, bakanlar düzeyinde
katılımla oluşan e-dönüşüm İcra Kurulu Başkanlığı’nda ağır aksak
ilerlemektedir.
makaleler Mustafa AKGÜL
357TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
İnternet Hukukunun Bazı Boyutları
İnternet fikri 1960’larda somut bir şekilde Licklieder ve Kleinrock
tarafından tarafından ortaya atıldı. Vizyon, tüm dünyayı kapsayan
“galaktik ağ” üzerinde, veri bankalarını insanlığın paylaşmasıydı. So-
mut bir araştırma geliştirme projesi olarak 1969 Eylül’ünde başladı.
ABD ordu araştırma merkezinin desteğiyle, 1983’e kadar laboratuvar
aşamasında temel protokoller birkaç kere yeniden yazıldı. 1983 sonra-
sında ABD’de sınırlı olarak ticari ağın oluşup İnternete bağlanmasına,
kamunun İnterneti kullanmasına ve tüm dünyanın ABD İnternetine
bağlanmasına izin verildi. ABD, İngiltere ve Japonya’da akademik ağ-
lar kuruldu. Ve dünya ülkeleri, araştırma kurumları yoluyla İnternete
bağlanmaya başladılar. ABD’de TÜBİTAK eşdeğeri bir kurum olan
Ulusal Bilim Vakfı (NSF) da mevcut İnternet ağını tüm ABD’ye hiz-
met verecek akademik ağa döndürmeyi ve ağa destek olmayı üstlendi.
1993’te web düzgün çalışmaya başladı. 1995’te ise dünya, İnternetin
ticari boyutunu ve her yurttaş için anlamını fark etti. Aynı yıl, NSF
İnternet desteğini sınırladı ve İnternet ticari ağ olarak çalışmaya baş-
ladı.
Bilgisayarları açık standartlarla birbiriyle haberleştirmek oldukça
zor bir işti. İnternet en başta araştırmacılar için düşünülen bir ağdı.
Onun herkes için bir ağ olması, bugünkü boyutlara ulaşması hayal bile
edilmiyordu. İyiniyet temel varsayımdı. Bu nedenle, güvenlik, kimlik
denetimi gibi konular ilk ağızda gündeme gelmedi. Zaten problem ye-
teri kadar karmaşıktı. Ortaya çalışan bir sistem çıkartmak ana hedefti.
Öte yandan, İnternet bir ABD projesi olarak ortaya çıktı. İngil
tere’den araştırmacılar, İnternet protokollerin tasarımında yer aldı,
önemli katkılar sağladı. İngiltere, deney aşamasında bile İnternete
bulaşmıştı. Araştırma sonuçları da konferanslarda bilim adamları ile
paylaşıldı. Ama İnternetin çalışması, ABD içinde ABD’li araştırmacı-
larca tasarlandı. Uluslararası bir katkı, birlikte ilkeleri oluşturma söz
konusu değildi. Bunun bir sonucu olarak da İnternete ilişkin uluslara-
rası yapılar ve uluslararası hukuk henüz oluşmuş değildir.
İnternet teknolojileri çok hızlı değişmektedir. Bu değişimi öngör-
mek pek mümkün değildir. Ortaya çıkan çeşitli sorunlara kesin çözüm
bulmak mümkün olmamaktadır. Gelişen teknoloji bulunan çözümü
kolayca geçersiz bırakabilmektedir. Bu nedenle aceleci çözümler yeri-
ne, esnek, diyaloğa dayalı çözümler peşinde koşmak, bulunacak çözü-
Mustafa AKGÜL makaleler
358TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mün minimal, mümkün olduğunca teknolojik, bağımsız olması tercih
edilmektedir. Değişen teknolojilerde ille de bir düzenleme yapmak her
zaman en iyi çözüm değildir. Bazen az düzenleme, en iyi düzenleme
demektir. Bir başka deyişle, çözümü, yasal düzenlemeler yerine, sek-
tör ve sivil toplum kuruluşlarının desteği ile yurttaşların etik ilke ve
davranışlarında aramak anlamlı olabilir.
İnternetin Sorunları
İnternetin çok uluslu yapısı, uluslararası iş birliği mekanizmala-
rının kurulamamış oluşu ve teknolojinin sürekli gelişiyor oluşu, çö-
zümünün kısa vadede mümkün olmadığı çeşitli sorunlar ortaya çı-
kartmıştır. Yurttaşların kimseden izin almadan, fazla bir uzmanlık
gerektirmeden, hızlı ve makul fiyatlarla İnternete bağlanabilmesi, bir
web işletilmesi, İnternet üzerinden iş yapabilmesi, kendi iletişim ağını
kurup çalıştırabilmesi, olumlu boyutlarının yanında, kaçınılmaz olarak
pek çok ülkede sorun yaratmaktadır. Dünyanın 192 ülkesinden birin-
den, küçük bir ada ülkesinden, bazen de bir gemiden yayın yapmanın
mümkün oluşu, sıradan yurttaşlara, muhalif gruplara, azınlıklara, ay-
kırı seslere, marjinal gruplara, kriminallere İnternet üzerinde varolma
fırsatı sunmaktadır. İnternette yaşamın her boyutunun yansıması ol-
duğu gibi, yaşamdaki tüm olumsuzlukların da İnternette yansımaları
vardır. İnternet, bir kütüphane, bir okul, bir iş merkezi vs olduğu gibi,
aynı zamanda İnternet sokaktır. Sokakta bulduğunuz tüm unsurlar,
İnternette de vardır. Bu sokak tüm dünyadır; bunun kuralları, polisi,
mahkemesi henüz oturmamıştır. Bunun bir nedeni teknolojinin sürekli
gelişiyor olması, bir nedeni ise uluslararası görüş farklılıkları, ortak bir
zeminde anlaşmanın zorluğu ve böyle bir mekanizmanın olmayışıdır.
Tasarlanan teknolojinin güvenlik unsurlarında eksikliklerin oluşu,
kimlik tespitinde bazı sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Kullanılan
bilgisayar sistemlerinin güvenliğindeki sıkıntılar ve kullanıcıların bilgi
ve bilinç eksikliği, bu kişilerin tespitini zorlaştırmaktadır. Teknolojile-
rin ve alttaki bilimin sürekli gelişiyor oluşu, eksikliklerin ve açıkların
olmasına imkan sağlamakta ve kötü niyetli unsurlar tarafından sık sık
masum 3. kişiler aleyhine kullanılmasına neden olmaktadır. Spam tra-
fiği bugün büyük ölçüde, bilinçsiz kullanıcıların ele geçirilmiş bilgi-
sayarları ve bilinçsiz sistem yöneticilerinin kendi alan adı ve e-posta
sistemlerindeki açıklar yoluyla yapılmaktadır. Gene benzeri şekilde,
makaleler Mustafa AKGÜL
359TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
masum kişilerin mahrem bilgilerine erişim, kredi kartları ve banka bil-
gilerine erişim nedeniyle, çeşitli sahtekarlık ve yolsuzluklar yapılmak-
tadır. Bilişim sistemlerinin artık kritik altyapı haline gelmesi nedeniy-
le, ülkeler için bu konular stratejik hale gelmektedir.
Uluslararası ticaretin, İnternet üzerinden kolayca yapılması, alan
adı, web mekanı kiralama gibi hizmetlerin kredi kartıyla yapılabili-
yor olması, pek çok ülkede kimliği saklayarak web işletmeyi mümkün
kılmaktadır. Ayrıca, kimliği (isim ve IP numarası) saklamaya yönelik
anonymizer gibi hizmetler de ticari ve ücretsiz olarak yapılmaktadır.
Zararlı İçerik
Kriminal konularda bilişim dünyasında esas olarak uzlaşma söz
konusudur. Uluslararası işbirliği büyük ölçüde vardır ve gittikçe geliş-
mektedir. Asıl sıkıntı içeriğe ilişkin konularda olmaktadır.
Ülkeler arasında kültür, politik sistem farklılıkları, adli sistem far-
lılıkları içerik konusunda ortaya çıkmaktadır. İfade özgürlüğü ve de-
mokrasi anlayışı farklılıkları, en çok burada kendini göstermektedir.
“Terörist”, “özgürlük savaşçısı” gibi kavramlar; hakaret, erotik, müsteh-
cen ve kutsal sayılan kavramlar; ülkeler, bölgeler ve kişiler arasında
değişmektedir.
Bunların arasında çocuk pornosu konusunda hemen hemen mu-
tabakat vardır. Kimin çocuk olduğu, neyin çocuk pornosu olduğu ko-
nusunda ufak tefek farklılıklar olsa da, çocuk istismarının önlenmesi
konusunda, Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne paralel bir ortak tavır
söz konusudur. Ülkeler,çocuk pornosu üretimi ve dağıtımını şiddetli
bir şekilde cezalandırmaktadır. Çocuk pornosunu izlemek bile pek çok
ülkede ciddi bir suçtur. Türkiye’de de suçtur. Hatta bu konuda araştır-
ma yapmanın bile mümkün olmadığı görüşü vardır.
Ülkemizde sınırlı sayıda çocuk pornosu vakası yaşandı. Uluslara-
rası işbirliği ile birkaç dağıtıcı yakalandı. Az sayıda izleyici de yakalan-
dı. Ülkemizde ciddi bir çocuk pornosu sanayi ve kullanıcı olduğuna
dair elde belge ve bilgi bulunmamaktadır. Ama 2006 yılı sonbaharında
İstanbul’da, emniyet içinde ilgili birimin kurulması üzerine elde biri-
ken çocuk pornosu vakaları abartılarak ve çarpıtılarak basına verildi.
Kamuoyunda çocuk pornosunun ciddi bir problem olduğu havası ya-
Mustafa AKGÜL makaleler
360TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ratıldı. Başbakan tarafından, sorunun çözülmesi talimatı verildi. Ada-
let Bakanlığı devre dışı bırakılarak, Ulaştırma Bakanlığı liderliğinde
5651 nolu yasa çıkartıldı.
5651’e Giden Yol
Türkiye’de AB’ye üyelik sürecinin yansıması olarak, 2001’de e-
Avrupa+’ya katılmış ama sağlıklı bir yapılanma ve gelişme sağlana-
mamıştır. 1998’de yapılan KamuNet Konferansı’ndan sonra başlayan
kamu-net çalışmaları, 1999 seçimleri sırasında tıkanmıştır. eAvrupa+’ya
katılmamızla birlikte, 2001’de Başbakanlık müsteşarlığı öncülüğünde
e-Türkiye çalışma grupları oluşturulmuş ve “Bilişim Şurası” gündeme
gelmiştir. 1998-2000 döneminde, Türk özel sektöründe “Altına Hücüm”
İnternet sektöründe yaşanmış, İnternet reklamları deterjan reklamları
ile yarışmaya çalışmıştır.
Bu sırada Türkiye’de İnternet gelişmeye başlamış, başta İnternet
yayıncılığı olmak üzere, İnternet’in marjinal problemleri toplumun
dikkatini çekmeye başlamıştır. Dönemin koalisyon ortakları, alternatif
medya konumundaki İnternet yayıncılığından rahatsız olmuş ve gün-
demdeki RTÜK Kanunu yoluyla Basın Kanunu’na bir ekleme yapılma -
sı ve böylece İnternetin Basın Kanunu’na tabii tutulması istenmiştir. Bu
istek, RTÜK taslağı Anayasa Komisyonu’nda görüşülürken, koalisyon
ortaklarının ortak imzasıyla teklif edilmiş ve hemen kabul edilmiştir.
Burada amaç, basitçe, verilen cezaların %50 artırılma isteğiydi. Bunun,
İnternet yayıncıları tarafından, yazılı basındaki gibi önce izin alınıp,
sonra da her sayfanın, hatta mesajin iki kopyasının savcılığa iletilmesi-
ni gerektirdiği anlaşılınca kıyamet kopmuştur.
Teklif konusunda, ne TBMM’de varolan Bilgi Toplumu Grubu’na,
ne bilişim STK’ları’na, ne de üniversitelere görüş sorulmuştur. Tüm
medya ve İnternet dünyasının ayağa kalkması üzerine, ilgili madde
epey yumuşatılarak, sadece hakaret ve yalan içeren haberlere ilişkin para cezasıyla yasalaştı. RTÜK yasası veto edildi ama bir yıl sonra tüm
yasa olduğu gibi geçerek yasalaştı. Ama, 59. Hükümet bu maddeyi
kaldırdı.[4]
RTÜK Kanunu bilişim ve hukuk dünyasının suratına bir tokat gibi
patladı. Taslak, e-Türkiye çalışma grupları ve 1. Bilişim Şurası çalış-
maları sürerken, insanlar yoğun bir şekilde çalışırken, hiçbir uzmana,
makaleler Mustafa AKGÜL
361TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
STK’ya sorulmadan ansızın Anayasa Komisyonu’nda ortaya çıktı. Si-
yasal iktidar, “kol kırılır yen içinde kalır” ilkesiyle uzlaşmaya çalışmadı.
İktidarın 3 ortağı da taslağa sahip çıkıp, sorumluluk almadı ama hep
birlikte taslağa oy verdiler. Taslağın vetodan sonra tekrar görüşülme-
si, İnternet Haftası ile Bilişim Şurası arasında idi. Türkiye, bir yandan
İnterneti geniş kitlere yaymaya yönelik İnternet Haftası’nı kutlayıp,
bilişim ve İnternet politikaları için ortak akıl oluşturmaya çalışırken;
diğer yandan tüm İnternet ve bilişim kamuoyunu ayağa kaldıran bir
düzenlemeyi, ben yaptım oldu tarzıyla hayata geçiriyordu. İnsana “bu
ne perhiz, bu ne lahana turşusu” dedirten tavır, Türkiye için ciddi bir
talihsizlikti.
2002 Mayıs’ında yapılan 1. Bilişim Şurası sonuç raporunun kap-
samlı bir hukuk bölümü vardır. 200 sayfayı içeren ve İnternet hukuku
konusunun her bir boyutunda önemli bir birikimi kapsayan bir rapor-
dur [8] . 2004’te 2. bilişim Şurası’nda yine bir hukuk bölümü vardır.
RTÜK Kanunu ve sonrasını da kapsamaktadır [9]. 2003 Şubat’ında
yapılan İletişim Şurası’nda, İnternet Komisyonu genelde İnternet ve
özelde İnternet hukuku konusunda ne yapılması gerektiğini ortaya
koymuştur[10]. İnternet aktörlerinin sorumlulukları, zararlı içerik, öz-
denetim, bilişim suçları, kişisel veriler ve yönetişim konularında, ilke
düzeyinde öneriler sunulmuştur. Bir başka deyişle, Adalet Bakanlığı
taslağı ve 5651’ın kapsamaya çalıştığı tüm konuları içermektedir. Bu
süreçte, İnternet konferanslarında bu konuları içeren çalışma grupları
ve paneller yapılmıştır; dökümleri weblerde yayınlanmıştır [11]. Başka
konferanslarda yapılmıştır. Ne yazık ki, ne Adalet Bakanlığı komisyo-
nu, ne de 5651’i hazırlayan Ulaştırma Bakanlığı bu çalışmaları gözönü-
ne almıştır. Ülke olarak tekerleği yeniden keşfetmeyi çok seviyoruz.
TCK çıkarken bilişim STK’ları, 2. Bilişim Şurası Hukuk Çalışma
Grubu’yla birlikte, bilişimle ilgili maddeler konusunda öneriler getir-
mişlerdir. Bazıları Adalet Bakanlığı Alt Komisyonu’nda kabul edilmiş
bazıları kabul edilmemiştir; her hangi bit gerekçe de bildirilmemiştir.
Tekrar görüşerek bu maddelerin üzerinden birlikte geçme önerisi,
Adalet Bakanlığı tarafından ilke olarak kabul edilmiş, “biz hazırlana-
lım sonra görüşelim” denmiştir. Ama taslak çok hızlı yasalaştığı için,
alt komisyonla görüşme sansı olmamış ve yasa eksik halde çıkmıştır.
CMUK yapılırken, o kadar hızlı yasalaşmıştır ki, bilişim STK’ları bir
teklif götürme sansına bile sahip olamamıştır. CMUK, İnternet ak-
törlerinin yetki ve sorumluluğu konusunu açık bırakmıştır. TCK ve
Mustafa AKGÜL makaleler
362TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
CMUK’taki eksiklikler üzerine, yasa çıkar çıkmaz, Adalet Bakanlığı bir
“İnternet Yasası” yapmaya soyunmuştur. İlk planların ve ilk komisyo-
nun oluşumundan bir yıl sonra yeni bir komisyon çalışmaya başlamıştır.
TCK ve CMUK’taki eksikleri kapatan, yetki ve sorumlukları belirleyen
bir yasa taslağı için bir yılı aşkın süre çalışılmıştır. Komisyon, İnter-
net aktörlerini yeteri kadar temsil edememiştir. Doğrudan özel sektör
temsilcisi sıfatıyla başta hiç temsilci bulunmamıştır. Bir servis sağlayı-
cı temsilcisi daha sonra mecburen komisyona eklenmiştir. Komisyon,
kamu ve güvenlik kurumları ağırlıklıdır. Komisyonun teşkilinde bile
güvenlik-özgürlük dengesi, güvenlik lehine bozulmuştur. Taslak bitip
Başbakanlığa gönderilme sürecinde, ülke gündemine çocuk pornosu
konusu gelmiştir. Emniyette ilgili dairenin kurulması, biriken çocuk
pornosu haberlerinin abartılı bir şekilde gündeme getirilmesi birbirini
izlemiştir. Bunun üzerine Başbakan’ın talimatıyla çocuk pornosunu so-
runu çözmek adına, Ulaştırma Bakanlığı durumdan vazife çıkarmıştır.
Adalet Bakanlığı kenara çekilmiştir. Bu süreçte Ankara’da, Sabah Ga-
zetesi ile Ulaştırma Bakanlığı’nın işbirliği ile “temiz İnternet” toplantısı
yapılmıştır. Bu toplantının logosu, çamaşır ipine asılmış “WWW” şek-
lindeki çamaşırlardır. Temizlenmiş, zararlı niteliklerden arındırılmış
bir İnternet istenmektedir. Başbakan, Ulaştırma ve Aileden Sorumlu
Devlet Bakanı katılmış, çocukları zararlı içerikten koruma etrafında
bir söylem geliştirilmiştir. TK yetkililerinin söyledikleri ve Adalet Ko-
misyonu Başkan vekilinin söyledikleri zikretmeye değerdir diye düşü-
nüyorum. TK Başkan yardımcısı, “Bugüne kadar İnternetin sahibi yoktu,
bundan sonra İnternet bizden sorulur” diyerek ve “temiz İnternet” hedef-
lediklerini söylemiştir. TK Araştırma Daire Başkanı ise yakında tüm
dünyanın Ipv6’ya geçeceğini, dolayısıyla her İnternete ilişkin kişisel
cihaza sabit IP verileceğini ve IP’ye TC Kimlik nosunu ekleyecekleri-
ni söylemiştir. Bir başka deyişle, “sizin kullandığınız bilgisayarlara TC
Kimlik nosu gömülecek ve sizin tüm yaptıklarınızı izleyebileceğiz; suç işleyen
herkesin kolayca yakalayabileceğiz” diyordu. Tam bir gözetim toplumu ve
onun büyük biraderi TK hayal ediliyordu. Adalet Komisyonu başkan
vekili ise gazetelerin “güzeller sayfası”ndan şikayet ederken, Adalet Ba-
kanlığı taslağını bekleyemeyeceklerini, çok tartışmalı olan Ulaştırma
Bakanlığı taslağını hızlıca çıkartacaklarını beyan ediyordu.
Ulaştırma Bakanlığı uzmanları, Adalet Bakanlığı taslağından da
yararlanarak, bugün 5651 diye bildiğimiz taslağı hazırlayıp, yasalaş-
tırdılar. 5651 nolu yasa, bilişim sivil toplum kuruluşlarının çığlıkları
makaleler Mustafa AKGÜL
363TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
arasında çıktı. İnternetin öne çıkardığı yönetişim, saydamlık, katılım-
cılık ilkeleri tamamen gözardı edildi. Bakanlık bünyesinde İnternetle
ilgili tüm tarafların temsil edildiği; kamu, özel sektör ve sivil toplum
kuruluş temsilcilerinin katıldığı İnternet Kurulu’nun birikimi dışlandı.
Kurul, yeniden yapılanmak üzere fesh edilmişti. 1998’den beri var olan
bu ortak akıl platformu tamamen dışlandı. Kamuoyuna kapalı bazı
çalışmalar yapıldı. Taslakları Bakan’ın demeçlerinden öğreniyorduk.
Sivil toplum kuruluşları, bildirge ve kampanyalarla taslağa ve yasaya
muhalefetini sürdürdüler ve sürdürmeye devam etmektedirler. Kam-
panya.org.tr de “İnternetine Sahip Çık” , “Sansüre Hayır “ ve “Bir Dilekçe
de Sen gönder” kampanyaları 5651 Yasası için yapıldı. Bunlar, İnternet
yasakları için İnternet kamuoyu ile toplum önderleri ve yöneticilere
yönelik dikkati çekmeye ve göreve çağırmayı hedefleyen çabaları ara-
sındaydı. Bilişim STK Platformu olarak, “İnternet Suçlu Değildir!”, “İn-
ternete Sansür Değil Sürat Gerek!” ve “İnternet Yasakları Türkiye’ye Zarar
Veriyor!” bildirgeleri de 5651 ve uygulamalarına karşı yayımlandı.
5651 Neyi Amaçlıyor?
Ulaştırma Bakanlığı taslağı ve gerekçesi, vizyonu ve amacı yete-
rince ortaya koymaktadır: “Temiz İnternet”. Bunun için oluşturulan
kolluk kuvveti tüm İnterneti izleyecek, zararlı unsurları etkisiz hale
getirecektir. Arada gözden kaçan kriminal unsurlar olursa, gerekli iz-
leme/kayıt tutma sonucunda o da kolayca yakalanıp, adalete teslim
edilecektir. İdarenin istemediği kuş uçmayacaktır. Gerekçeden birlikte
okuyalim:
“Hazırlanan bu Tasarı ile, Anayasa’nın söz konusu hükümleri uyarınca,
aileyi, çocukları ve gençleri İnternet dahil elektronik iletişim araçlarının su-
iistimal edilmesi suretiyle uyuşturucu ve uyarıcı madde alışkanlığı, intihara
yönlendirme, cinsel istismar, kumar ve benzeri kötü alışkanlıkları teşvik eden
yayınların içeriklerinden korumak için gerekli önleyici tedbirlerin alınması
amaçlanmakta; elektronik ortamda çocuğa, gençliğe ve aileye yönelik ağır ve
vahim nitelikteki saldırıların önlenmesini teminen gereken yasal düzenleme-
nin yapılması sağlanmış olmaktadır.
Tasarı ile yeni bilişim suçları kategorisi oluşturulmamakta ve suçlar
işlendikten sonra devreye girecek cezai ve idari yaptırımlar getirilmemekte-
dir. Türk Ceza Kanunu’nda yer alan belirli suçların, İnternet dahil elektro-
Mustafa AKGÜL makaleler
364TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nik ortamda etkilerini sürdürmesinin, idari ve yargısal koruma tedbiri olmak
üzere belirlenen iki yöntemle önlenmesi mümkün kılınmaktadır. Bu amaçla,
söz konusu kanunda yer alan bazı suçların, elektronik ortamda işlenmesinin
içerik, yer ve erişim sağlayıcıları üzerinden önlenmesine ilişkin esas ve usûl-
ler belirlenmektedir. Bir başka ifade ile bu Tasarı; suçun ve suçlunun gelişen
bilişim teknolojilerini bir truva atı gibi kullanarak, Anayasamızın, özel olarak
korunmasını öngördüğü, başta aile, çocuklar ve gençler olmak üzere belirli
sosyal kesimlere yönelik suçların kolayca işlenmesini önleyici özel bir kanun
mahiyetindedir. Tasarıyla içerik denetiminin nasıl ve hangi kurum tarafından
yapılacağına ilişkin düzenlemelere yer verilmiş, bu amaçla Telekomünikasyon
Kurumu bünyesinde bulunan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına ilave
görev ve yetkilerin verilmesi öngörülmüştür. Söz konusu Başkanlığa, elektro-
nik ortamdaki zararlı içeriklerin izlenmesi ve önlem alınması, filtreleme göre-
vi, bu konuda uluslararası kurum ve kuruluşlarla işbirliği sağlanması, şikâyet
ve talepleri değerlendirmek üzere izleme ve bilgi ihbar merkezi kurulması gibi
çok önemli yetki ve görevler verilmektedir. .... Ancak, bilişim teknolojilerinde
yaşanan baş döndürücü gelişmeler nedeni ile söz konusu düzenlemeler, İnter-
net ortamında yapılan ve içerikleri suç teşkil eden yayınların önlenmesinde
yetersiz kalmıştır. Bu konuyla ilgili henüz yasal bir düzenleme yapılmamıştır.
Dünyada ve Avrupa Birliği ülkelerinde ise, elektronik ortamda işlenen suçla-
rın önleyici tedbirlerle önlenmesinde farklı adlarla da olsa genelde bağımsız ya
da özerk yapıların oluşturulduğu görülmektedir. Elektronik ortamda işlenen,
suçların hızlı bir şekilde artışı, bu suçların işlenmesindeki kolaylığa karşın
ortaya çıkarılmasındaki zorluklar, toplumsal açıdan doğabilecek zararların
sonradan telafisinin mümkün olmaması, bu konuda acilen etkin mücadele
edecek kurumsal bir yapının, yasal bir düzenleme ile oluşturulmasını zorunlu
kılmaktadır.
Ülkemizde İnternet ortamı dahil elektronik ortamda yapılan yayınları
teknik açıdan ve bilimsel olarak takip eden, sorunu tespit eden, çözümü için
öneriler getiren; İnternet servis sağlayıcıları da dahil elektronik haberleşme
ve İnternet sektörünü koordine edecek kurumsal bir yapılanmanın kurulması
zorunlu hale gelmiş bulunmaktadır.
Bilişim teknolojileri ve sunduğu hizmetler, nitelikleri gereği sadece ulus-
ların milli düzenlerini değil, tüm uluslararası toplumu etkilemektedir. Bu
nedenle, diğer ülkelerle ve uluslararası örgütlerle de bu alanda işbirliği ve
koordinasyon yapılarak, bilişim ve İnternet teknolojilerinin ortaya çıkardığı
bu yeni ortama uyum sağlanması gerekmektedir. Hazırlanmış olan bu Tasarı
ile, yasa metninde belirtilen suçların İnternet yolu ile ve genel olarak elektro-
makaleler Mustafa AKGÜL
365TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
nik ortamda işlenmesini önlemek amacı ile diğer ülke muadil kuruluşları ve
uluslararası örgütlerle gerekli işbirliği ve koordinasyonu sağlama görevi de
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına verilmektedir.”[11,12]
5651 Ne Getiriyor ?
Yasaklamalar açısından bu yasa 9 suçu kataloglamaktadır. Bunlar
TCK m. 84, 103/1,190, 194, 226, 227, 228, Atatürk’e ilişkin 5816 nolu
yasa ve şans oyunları olarak tanımlanmaktadır. Hakaret ve bot deni-
len kişisel bilgisayarları ele geçirme de 5651 kapsamına alındı ama il-
gili yasa veto edildi. Yasa esas olarak, yasa kapsamında zararlı içeriği
erişimi engellemeyi mümkün kılmaktadır. Ayrıca içeriğin yayından
kaldırılması ve cevap hakkını düzenlemektedir. Bunun dışında İnter-
net aktörlerini tanımlayıp, sorumlulukları belirlemeye çalışmaktadır.
Kimlerin nasıl izin/lisans alacağını ve ne tür kayıt(log) tutacağını yö-
netmelikler yoluyla belirlemektedir. Yasa toplu kullanım sağlayıcıları
tanımıyla, ticari olsun olmasın, mensuplarına veya kamuya İnternet
kullanımı sunan tüm kurumlara (firmalar, üniversiteler, kamu kurum-
ları) İP dağıtımı kayıt tutma ve zararlı içeriği engelleme sorumluluğu
getirmektedir. Tüm içerik sağlayıcılara ve kendi bilgisayarlarında hiz-
met veren tüm birey ve kurumlara, kamu dahil, TK’ya kayıt olma ve
“faaliyet belgesi” alma sorumluluğu getirmektedir. İçerik ve yer sağla-
yıcıları için olanlar yurt dışındakileri de kapsamaktadır.
İçeriği engelleme açısından Yasa, “yurt içi”, “yurt dışı” ayırımını
getirmektedir. Yasa’da neyin yurt içi, neyin yurt dışı olduğunun tanı-
mı yer almamaktadır. Yönetmelik, tüm yer ve erişim sağlayıcılardan
faaliyet belgesi istemektedir. Pratikte, şayet yer sağlayıcı faaliyet bel-
gesi aldıysa, o webler “yurt içi” sayılmaktadır. İçerik sağlayıcıları için,
ticari ve ekonomik amaç aranmak kaydıyla, weblerinde açık olarak,
açık bireysel veya kurumsal kimlik, ticari sicil/vergi kimlik numarala-
rı, yerleşim adresi, tel ve e-posta bilgileri, varsa faaliyete ilişkin ruhsat
ve izin bilgileri sunmak zorundadırlar. Ticari ve ekonomik amaçlı içe-
rik sağlayıcıları ayrıca yer sağlayıcısı bilgisini de sunmak zorundadır-
lar.
Pratikte, faaliyet belgesi olmayan yer sağlayıcıda barınan web-
ler “yurt dışı” kabul edilmektedir. Yurt dışındaki webler için, İletişim
Başkanlı’ğına (TİB) resen yasaklama yetkisi verilmektedir. TİB, hiçbir
Mustafa AKGÜL makaleler
366TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
temas kurmadan, savunma almadan, ilan etmeden yasaklama kararı
alma ve uygulama yetkisine sahiptir. Çoğunlukla da böyle yapılmak-
tadır izlenimindeyiz. Böyle bir webe ulaşmak isterseniz, hiçbir yere
ulaşamazsınız; “timeout” alırsınız. Bürokratik kadroya, katalog suçlar-
la sınırlı olsa da, yasaklama yetkisi verilmesi hukuk devletiyle bağdaş-
maz. Bu kanımızca Anayasa’ya aykırıdır. STK’lar, ilgili yönetmeliklerin
iptali ve 5651’ın Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi için Danıştay’a dava
açmıştır. [5, 6]. Bunun yargısız infaz olduğu da bir olgudur. Gerçi, bilgi
edinme yasası ve usul kanunları ile idareye dava açmak mümkündür.
Ama, bunun yerleşik demokratik hukuk devleti pratiği olmadığı da
açıktır.
Yönetmelikler, “yurt içindeki webler” için, TK’ya mahkeme kara-
rının uygulanmasını geçiktirme yetkisi vermektedir. 24 saat olan bu
geçiktirme süresinde, TK’nın içerik/yer sağlayıcı ile temasa geçip, ya-
saklı içeriği kaldırma ve böylece erişimi engelleme kararını kaldırma
olanağı oluşmaktadır. Yasa gereği, bu kararı, erişime engelleme kararı-
nı veren savcılık veya mahkeme vermektedir. TK, faaliyet belgesi alın-
masını ticari erişim ve yer sağlayıcıların ötesine taşımaktadır.
Kamu kurumları da faaliyet belgesi almaktadır. Kendi evinde
ADSL bağlantısı ile kendi kişisel weblerini tutanlardan da faaliyet bel-
gesi istenmesi bizi şaşırtmayacaktır. TK, yer sağlayıcılarından, hizmet
verdiği içerik sağlayıcıların, yani müşterilerin listesini periyodik ola-
rak TK’ya bildirmesini istemektedir. Zaten içerik sağlayıcıları, kimlik
bilgisi ve yer sağlayıcı bilgisini webte tutmak zorundadır. Şayet webte
bu bilgiler varsa ve yer sağlayıcı TK’dan faaliyet belgesi aldıysa, za-
rarlı içeriğin 24 saat içinde kaldırılmasını TK talep edecek, kaldırılırsa
erişim yasağı geçersiz olacaktır. Ama yer sağlayıcı, faaliyet belgesi al-
madıysa, bu içeriği kaldırma süreci çalışmayacak, doğrudan mahke-
menin yasaklama kararı TK tarafından uygulanacaktır.
5651, Getirilen Yönetmeliklerle
Geniş Bir Kayıt Tutma Zorunluluğu Getiriyor
TK, içerik ve yer sağlayıcılardan kapsamlı bir trafik bilgisini tut-
masını istemektedir. Bu bilgileri yer sağlayıcı 6 ay, erişim sağlayıcı ise
1 yıl süreyle tutmak ve bunların bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamak
zorundadır. Ayrıca erişim sağlayıcılar, TK’nın İnternet trafiğini izle-
makaleler Mustafa AKGÜL
367TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
mesine yardımcı olmakla ve vekil sunucusu varsa, tüm trafiği URL
temelinde kaydetmek zorundadır. Burada yine güvenlik endişesi ön
plana çıkmakta, özgürlük, kişisel bilgilerin korunması ve mahremiyet
geri plana düşmektedir.
Yasaklar Nasıl Uygulanıyor?
TİB’nin re’sen yaptığı yasaklamaların dışında mahkemeler, 5651
sayılı Kanun’a dayanarak ve daha çok fikri, kişisel haklara ilişkin ne-
denlerle bir webin yasaklanmasına karar vermektedir. Yasağa neden
olan, ya bir mesaj, bir yazı, bir resim, bir video gibi genelde bir ya da
birkaç nesne olmaktadır. İlgili webte sadece zararlı bulunan nesneleri
yasaklamak yerine, o nesneyi içeren bağımsız birim yasaklanmakta-
dır. Bu birim, teknik olarak en kolay yolla seçilmektedir ve çok büyük
haksızlıklara sebep olabilmektedir. Buna, bir kitap yüzünden koca
bir kütüphaneyi yasaklamak olarak bakabiliriz. Benzeri bir benzetme
olarak, iş merkezleri kompleksindeki bir iş merkezinde yer alan bir
dükkanda, istenmeyen bir mal nedeniyle, tüm iş merkezleri komp-
leksini yasaklamayı düşünebiliriz. Bir başka benzetme de, bir daireye
yasaklama getirmek isterken, içinde pek çok apartmanlar olan siteye,
veya bir çok sitesi olan mahalleye yasaklama getirmek şeklinde ola-
bilir. Burada, ilgili nesneyi yasaklama kararının doğruluğunu kabul
etsek bile, suçsuz birimlerin cezalandırılması söz konusudur ki, bu da
hakkaniyete aykırıdır.
Erişimi engelleme kararının uygulanmasını teknik olarak anlat-
mak için, alan adı sistemi (DNS – Domain Name System) ile IP numa-
rası arasındaki ilişkiyi anlatmak gereklidir. DNS, İnternetin düzgün
çalışması için gerekli en önemli parçalardan biridir. DNS sistemindeki
aksamalar tüm İnterneti etkileyebilir. Sadece webin değil, e-posta dahil
tüm İnternet hizmetleri için önemlidir. İnternetteki her bilgisayarın bir
IP numarası vardır, ve genelde bir de isim verilir. İsim verme, kurum -
sal yapıyı yansıtır ve akılda tutulması kolay sembolik isimler seçilme-
ye çalışılır. Bir alan adına ilişkin bilgisayar isimleri ve IP numaralarının
ilişkilendirilmesi DNS yoluyla yapılır. Örneğin, kampanya.org.tr ile
139.179.20.111 bağlantısı vardır. Bu isim-IP bağlantısı genelde çoklu-
çoklu olabilir. Bir büyük sunucu için birden fazla IP numarası olabilir
ve bir IP için farklı alan adları içinde çoklu isim verilebilir. Aynı webin
farklı isimleri ve farklı IP’leri olabildiği gibi, aynı IP altında kolayca
Mustafa AKGÜL makaleler
368TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
binlerce/milyonlarca farklı alana ait webler olabilir. Bir isme karşılık
farklı bilgisayarlar olabilir ve bunlar farklı coğrafi konumda olabilirler.
Ayni bilgisayarın, birden fazla ağın üzerinde olması nedeniyle birden
fazla IP numarası olabilir.
Türkiye’de TK’nın çıkardığı yönetmelikte erişimi engelemek için
iki yöntem benimsenmiştir ve mahkemelerimiz bu ikisinden birini ba-
zen da ikisini birden seçmektedirler. Bunlar “alan adı” ve “IP” yöntem-
leridir.
“Alan adı yasaklama yöntemi”nde, Türkiye’deki servis sağlayıcıla-
rında yasaklanmak istenilen webin alan adının tümü için yeni bir kayıt
girilmektedir. Bunun sonucunda o alan adına ait tüm webler “Bu siteye
erişim yasaklanmıştır” sayfasına yönlendirilmektedir. Bunu wordpress.
com örneği ile açıklayalım. Diyelim ki, ilgili mahkeme www.wordp-
ress.com’da yasalarca tanımlanan zararlı içerik buldu ve yasaklama
kararı hukuku uygun. Wordpress.com alan adını bir iş merkezine ben-
zetirsek, “www” oradaki dükkanlardan sadece biri. “Alan adı yasaklama
yöntemi” ile aynı iş merkezindeki milyonlarca dükkanı yasaklıyoruz.
Şu anda wordpress.com altında 3,5 milyon kişinin blogu var. “Alan adı
yasaklama yöntemi” kolay uygulanmakta ama haksızlığa sebep olmak-
tadır. Bir dükkanı yasaklamak için 3,5 milyon dükkanı yasaklamak hu-
kuki midir? Ayrıca, alan adı sistemine yapılan bu müdahale, o alan ad-
larını içeren e-posta adreslerinin Türkiye bağlantısını koparmaktadır.
İnternette web ve e-posta dışında çalışan başka hizmetler olabilir. Alan
adı üzerinden yasaklama, o alan adını içeren tüm birey ve kurumların
Türkiye ile İnternet üzeriden yapılan tüm işlemlerini yasaklamak de-
mektir. Bu, amacı aşan, adaletsiz ve haksız bir işlemdir.
İkinci yasaklama yöntemi ise “IP numarasını yasaklamak”tır; yani
o alan adının IP numarasına giden talepleri çöpe atmak ve “Bu site-
ye erişim yasaklanmıştır” sayfasına yönlendirmektir. Bir IP’de koca bir
iş merkezi olduğu zaman, yasaklanmak istenen dükkanın IP’si, o iş
merkezindeki aynı IP’yi kullanan bütün dükkanların yasaklanması ile
sonuçlanmaktadır. Yine yaşın yanında binlerce kuru da yanmaktadır.
Nesne Temelli Yasaklama
Üçüncü bir yasaklama yöntemi, sadece ilgili nesneyi engellemek-
tir. Bunun için giden talep paketlerini inceleyip, yasaklı nesneyi iste-
makaleler Mustafa AKGÜL
369TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
yen paketleri çöpe atmak yeterlidir. Bu teknik olarak mümkündür.
Zahmetli ve masraflı olabilir. Bunun maliyetini kamu adına TK üstle-
nebilir. Bunun için ciddi bir çabaya girilmemiştir. Nesne temelli yasak-
lama uygulansa, birkaç video için youtube gibi milyonlarca nesneye
erişimi engellemek gerekmezdi. Böylece kamuoyu birkaç nesnenin ya-
saklandığını hissetmeyecektir bile. Asıl önemlisi hizmet devam edecek
ve ülkemizin imajı da zarar görmeyecektir. İşin doğrusu, zararlı içeriği
yasaklamak yerine, kaldıracak yapılar üzerinde kafa yormak ve yasak-
lamayı kullanıcıya bırakmaktır.
Youtube Neyi Temsil Ediyor?
Youtube.com, facebook.com, wordpress.com ve geocities com,
web 2.0 dediğimiz İnternetteki son birkaç yılın öne çıkan değişimini
temsil etmektedir. Bunlar ve benzerlerinin temel özelliği, içeriği tama-
men kullanıcılar, çeşitli meslek, yaş, ırk, ulus ve çoğrafyadan insanlar,
bilişim ve İnternet uzmanı olmayan insanlar tarafından oluşturulmak-
tadır. Weblerin ya da ilgili şirketlerin sahipleri altyapıyı sağlamaktadır;
genel kurallar koymaya çalışılmaktadır o kadar. Her birinde milyon-
larca insan katkı vermektedir. Youtube.com’a her dakikada bir, 10 da-
kikalık video yüklenmektedir. Bu kabaca yılda 2 milyon video demek-
tir. Facebook’ta şu anda 90 milyon kişi yer almaktadır. Wordpress’te
3,5 milyon kişi günlük tutmaktadır. Myspace Türkiye’ye 53 bin kişi
kayıtlıdır; ama myspace’teki Türkler bundan çok daha fazladır. Görül-
düğü gibi bunların her birinde milyonlarca kişi ve on milyonlarca say-
fa/nesne vardır. Bu webler basit bir eğlence ortamının ötesine çoktan
geçmişler; paylaşım, iş, tanıtım, eğitim ortamı olmuşlardır. Youtube’a
ait bazı rakamlar vermek istiyorum. 1250 üniversite kendilerine kanal
açmış, kendi videolarını koymuştur. Harvard’ lı 20 bin video vardır.
İstanbul’a ilişkin 136 bin, Ankara’ya ilişkin 76 bin, Bodrum’a ilişkin 10
bin, Alanya’ya ilişkin 10 bin, Antalya’ya ilişkin ise 30 bin video vardır.
Astronomy için 19 bin, Türkçe matematik için 1040 video, İngilizce için
7 bin video vardır. Atatürk’e ait 42 bin, Türkiye’ye ilişkin 232 bin video
bulunmaktadır. “Fenerbahçe” taraması 65 bin, “Galatasaray” taraması
70 bin, “Beşiktaş” taraması 48 bin, “Trabzonspor” taraması ise 6100 vi-
deo vermektedir. “University of California” taraması 13 kanal ve 21 bin
video ile sonuçlanmıştır.
Video, insan iletişiminin, tanıtım ve eğitimin önemli bir aracı hali-
Mustafa AKGÜL makaleler
370TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
ne gelmiştir. Web 2.0 uygulamaları ise geniş kitleleri, sıradan insanları;
kolay, hızlı ve ucuz bir şekilde bu iletişim, paylaşım, eğitim, eğlence ve
iş ortamının bir parçası yapmıştır. Üniversiteler, uluslararası kuruluş-
lar, firmalar ve yer yer kamu kurumları bu ortamları paylaşmak için
kendilerini konumlandırmış durumdadırlar. Video’ların gelecekteki
konusunda, ABD’de üniversite ve araştırma kurumları liderlerini içe-
ren bir düşünce kurumunun raporunu belirtmek isterim: New Media
Consortium’un Horizon Raporu. [13]
Yasaklamalar Ne Kadar Etkili
Yasaklama sözcüğü aslında aldatıcıdır. Biz bir nesneyi yasakladı-
ğımızda ya da erişimi engelleme kararı verdiğimizde, en iyi anlamda,
Türkiye’deki kullanıcıların o nesnelere erişimini engellemiş olmakta-
yız. Oysa bizim dışımızdaki dünya için yerinde durmaktadır. Bazen
bizim yasaklama kararımız, zararlı bulduğumuz videonun, yapılan
reklamları nedeniyle, daha fazla izlenmesiyle sonuçlanmaktadır. Tep-
kisel olarak yasaklamak, dar amaç açısından bile tam aksi sonuçlar
verebilmektedir. Kaldı ki, Türkiye gibi kapalı olmayan bir toplumda,
yurt dışındaki webleri yasaklamak konusunda o kadar başarılı olu-
namaz. Birazcık İnternet kültürü olan biri, şayet bu yasağı aşmak is-
terse, kolayca bunu yapabilir; İnternet kaynaklarıyla ve çeşitli sosyal
ortamlarda bunun nasıl yapılabileceğini öğrenebilir. Bunun yerine,
yurttaşlara güvenmek, zararlı bulunan nesne ile başka türlü yollarla
mücadele etmek çok daha anlamlıdır.
Yasaklamalar Kimi Cezalandırıyor ?
İnterneti basın gibi algılayıp; kitap, dergi gazete yasakları gibi İn-
terneti yasaklamaktan vazgeçmek gerekmektedir. Daha doğrusu, ya-
saklama bakış açısından uzaklaşıp, insana güvenip, fikir boyutunda
mücadele etmek gerekmektedir. Bakış açımızı, yasaklamak, cezalan-
dırmak yerine; ifade özgürlüğü, hoş görü, fikri mücadele ve insana
saygı ve güven boyutuna döndürmeliyiz.
Yasaklamalar, sadece Türk vatandaşlarını cezalandırmaya yara-
maktadır. Atatürk aleyhine bir video nedeniyle, Türk vatandaşlarını
cezalandırmak, onların Atatürk’ü savunma hakkını elinden almak ve
makaleler Mustafa AKGÜL
371TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
bütün dünyanın o videoları izlemesine olanak bırakmak, yanlış bir yol
olarak gözükmektedir. Ayrıca, bu tür nesneleri kaldırmanın başka yol-
ları vardır. Aşağıda değineceğiz. “Gece Yarısı Ekspresi” filmini bütün
dünya görmüştür, ama Türkiye’de yıllarca yasaklanmıştır. Yurt dışına
çıkan Türkler, bu filmi izlememiş oldukları için, Türkiye’yi hakkıyla
savunamamışlardır.
Yasaklamalar, esas olarak, vatandaşlarımızın kendilerini geliştir-
me, iş yapma, Türkiye’yi tanıtma çabalarını engelleyerek, Türkiye’ye
zarar vermektedir.
Yasaklamalar: Adaletsiz, Hukuku Zorluyor
ve Anayasa Suçu İşliyor!
Uygulanan alan adı ve IP temelli yasaklamalar, ilk verilen kararı
hukuki kabul etsek bile, yasaklamak istenilen nesnenin yanında bin-
lerce, yer yer milyonlarca nesnenin ve ilgisiz birilerinin ve bunlardan
yararlanmak isteyen yurttaşlarımızın cezalandırılmasıyla sonuçlandı-
ğı için büyük bir adaletsizliğe neden olmakta ve kanımca hukukiliğini
yitirmektedir. Kitapta bir sayfa için, bir kitabı yasaklamanın ötesinde,
o kitapçıyı, o kitapçıyı içeren alış veriş merkezini cezalandırmak nasıl
hukuki olur ki? Kaldı ki, o kitaptaki o paragrafı silmek veya karşı pa-
ragraf eklemek yollarının hiç biri için bir çaba da gösterilmemektedir.
Bir dükkandaki bir kitap nedeniyle, aynı iş hanındaki başka iş yerle-
rinin dükkanını kapatmak, iletişimini engellemek adaletsiz, ve haksız
bir uygulamadır. İlgisiz ve masum insanların, iş yerlerinin iletişimi, iş
yapması engellenmektedir. Yasaklamalarla, ilgisiz ve masum birileri-
nin en temel hakları engellenerek Anayasal suç işlemiş olunmaktadır.
Verilen mahkeme kararları tedbir olarak alınmaktadır. Savunma
alınmamakta, alınamamaktadır. Savunma almak için ciddi bir çaba da
gösterilmemekte, bir tebligat yapılması da söz konusu olmamaktadır.
DNS sisteminde yaptığımız, ilgili webi yasaklamayı hukuki say-
sak bile, hukuku zorlamaktadır. En başta mahkeme kararı ile web ya-
saklamak istenmekte ama uygulama ile o alan adının Türkiye ile tüm
iletişimi kesilmektedir. Dolaylı olarak e-posta trafiği engellenmekte-
dir. Varsa başka hizmetleri de aksatmaktadır. DNS sistemine müda-
hale ederek, başkasına ait bilgiler değiştirilmektedir. Buna hakkımız
Mustafa AKGÜL makaleler
372TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
var mıdır? Değiştirirken, amacı aşan bir şekilde, iletişim aksatılıyor,
suçsuz birilerine zarar verilebiliyor. İnternet, yazılı olmayan uluslara-
rası bazı de facto anlaşmalarla çalışmaktadır. Bunun önemli bir parçası
da DNS sistemidir. DNS sisteminde yapılacak hatalar, önemli zararlar
verebilmektedir. Pakistan, yönlendirmede yaptığı bir teknik hata yü-
zünden, dünya İnternetinde önemli bir yavaşlığa sebep olmuştur.
Getirilen “faaliyet belgesi” uygulaması, uluslararası hukukta ciddi
sorunlar ortaya çıkartmaktadır. Türkiye henüz “Siber Suç Sözleşmesi”ni
bile imzalamamıştır. Türkiye, tek taraflı olarak, dünyadaki tüm yer
sağlayıcılardan Türkiye’de temsilci bulundurmasını istemektedir.
Bunu herhangi bir uluslararası platformda savunmadık bile.
Youtube Niye Hala Kapalı?
Şu anda youtube’un kapalı olmasının altında çok daha derin bir
problem yatmaktadır. Daha önceki yasaklamalar daha kısa sürmüştür.
İlgili videolar, Türkiye’deki IP’lerden bakıldığında gözükmemektedir.
Türkiye, zararlı videoların, Türkiye’den bakıldığında gözükmemesi-
ni yeterli görmemekte, tamamen webten kaldırılmasını istemektedir.
Türkiye, böylece, verilen bir yasaklama kararının tüm dünya için ge-
çerli olmasını istemektedir. Bu uluslararası hukuka ne kadar uygun-
dur? Bu, Türkiye’nin, dünyanın her yerindeki gazete, dergi, kitapları
toplatma, yasaklama hakkı olduğunu iddia etmesine eş değer değil
midir?
Örneğin; Rusya, Çin, Japonya, Arjantin, Afrika’da yayımlanan,
Türkiye aleyhine ırkçı bir yayını toplatmaya kalkıyor muyuz? Dün-
yanın en büyük kütüphanesi ABD Kongre Kütüphanesi’nde Türkiye
aleyhinde, Türkiye’de suç olan pek çok kitap, dergi, film, fotoğraf gibi
nesneler yer almaktadır. Kongre Kütüphanesi’ni yasaklamak, Türk va-
tandaşlarının oraya girmesini suç saymayı düşünüyor muyuz? Türk
mahkemelerinin suç bulduğu her nesneyi, İnternetten tamamen kal-
dırmayı gerçekçi olarak bekleyebilir miyiz ? İnternette, her ülke kendi
kanunlarına göre zararlı olan nesneleri kaldırtırsa, geriye ne kalacak-
tır? Bir ülkede suç olan, bir başka ülkede suç değilse, ne olacaktır?
makaleler Mustafa AKGÜL
373TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
Türkiye Batıya Örnek Oluyor!
Batı dünyasında, bizdeki 5651 sayılı benzeri bir yasa yok. Ulaş-
tırma Bakanı, yasa çıkarken dünyaya örnek olacağımızı söylüyordu.
Gelişmiş batı, İnternetle ilgili düzenlemeleri, bireyi ve özgürlüğü öne
alan, asgari düzeyde tutmaya çalışmaktadır. Türkiye, İnternetin çok
boyutlu ve devrimsel yapısını fark edemediği için, tepkisel bir refleks-
le, “benim istemediğim kuş uçmasın” felsefesiyle, gelişmiş ülkelerin değil;
Çin, İran, Suudi Arabistan gibi yasakçı ülkelerin kervanına katılmayı
tercih eder görüntüsü vermektedir.
Tüm dünya, çocuk pornosu, uyuşturucu ticareti gibi konularda
çok hassas ve birlikte mücadele etmektedir. Müstehcenlik gibi, sınırı
kişiden kişiye değişen konularda, devletin, ancak okullar ve kamuya
açık yerlerde (halk kütüphaneleri gibi) filtre uygulaması gündemde-
dir. ABD’de hükümetler, müstehcenlik ve porno konusunda mücade-
lede ısrarcı oldular. Bu nesnelerin internette dolaşmasını engelleyici
iki kere yasa çıkardılar. Bu yasalar, ABD Yüksek Mahkemesi (Anayasa
Mahkemesi) tarafından, ifade özgürlüğü (Anayasa’ya yapılan ilk ekle-
me) açısından iptal edildi.
Şu anda halk kütüphaneleri ve okullar gibi kamu kaynaklarını kul-
lanan kurumlar, bu tür nesnelerin izlenmesini engellemektedirler. Bu
konuda kontrolu yurttaşa bırakmak esastır. Devletin yurttaşı bilgilen-
dirmesi, ilgili yazılımların gelişmesini teşvik etmesi, alternatiflerin ge-
lişmesini sağlaması, ücretsiz yazılım sağlaması anlamlı olacaktır. Ama
devletin tüm yurttaşlara kendi müstehcenlik anlayışını dayatması, öz-
gürlükçü bir demokraside kabul edilemez. Özgürlükçü demokrasi ile
otokratik devletleri ayıran önemli turnusol kağıdı görevini yapmak-
tadır. Avrupa Konseyi, uzun zamandır, “zararlı içerik” için self-regu-
lasyon, co-regulasyon önermekte, güvenli İnternet projelerine destek
vermekte ve yurttaşın bilgisayarında, yurttaş tarafından yapılacak fil-
trelemeyi önermektedir.
AB ve Dünya Ne Yapıyor?
Avrupa Konseyi, Bakanlar Konseyi yoluyla İnternet, bilgi toplumu
ve medya konusunda pek çok öneri, karar ve bildirge yayımladı[14].
2001(8) nolu kararında üye ülkeleri öncelikle öz yönetim yapıları kur-
Mustafa AKGÜL makaleler
374TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
maya çağırdı. İnternet servis ve içerik sağlayıcıları ve kullanıcıların
kendi aralarında örgütlenmelerini, zararlı ve yasaklı içerikle ilgili etik
ve işleyiş kuralları belirlenmesini ve bunların uygulanmasını önermek-
tedir. Bu sivil yapıların daha sonra düzenlemelerde yol gösterici olma-
sını önermektedir. Örneğin Almanya’da “yakılacak Türk evleri” listesini
yayımlayan bir web sayfası, bir vatandaşın şikayeti üzerine Alman
İnternet servis sağlayıcıları örgütü tarafından hızlıca kaldırtılabiliyor-
du. Bunun yanında, gönüllü içerik dereceleme sistemi öneriliyordu.
Zararlı içeriği rapor etme mekanizması öneriliyordu. Bu mekanizma-
nın 24 saat çalışarak, İnternet aktörlerini içererek, kamu yönetiminin
desteği ve işbirliği ile çalışması öneriliyordu. Uyuşmazlıklar için, mah-
keme dışında alternatif çözüm mekanizmaları ve toplumu işin bütün
boyutlarında bilgilendirme ve eğitimi öneriliyordu. Zararlı içerik için
yurttaş düzeyinde gönüllü filtreleme öneriliyordu.
AB “Çoçuklar İçin Güvenli İnternet” programını [15] başlattı, bu
amaçla özel günler yapmakta, broşürler ve webler üretmekte, bülten-
ler yayımlamakta, konferanslar düzenlemektedir. 2003’te kamu yöne-
timlerinin, İnternet okullar ve kütüphanelerde çocukları korumak için
filtre kurabileceklerini ama genel toplum için yapmamalarını öner-
di. 2005’te bilgi toplumunda insan hakları bildirgesi ile sansüre karşı
uyardı. 2006’da [12] çocukların ırkçılık, şiddet, ayrımcılık, pornogra-
fi gibi zararlı içerik ve zararlı davranışlara karşı eğitilmeleri ve bilgi
teknolojilerinin güvenli ve etik kullanılmalarının altını çizdi. 2007’de
[12] İnternette ifade özgürlüğünün ve bilgiye erişimin teşvik edilmesi,
özel sektör ve sivil yapıların, kullanıcıların içeriği filtrelemeleri konu-
sunda ortak standartlar geliştirmesinin teşvik edilmesini istedi. 2008
Martı’nda İnternet filtreleri, ifade özgürlüğü konusunda ilkeler önerdi.
Temel bakış açısı, kullanıcıyı bilgilendirmek, güçlendirmek, ve filtre-
leme konusunda onu yetkilendirmektir. Özel sektör ve sivil yapıların
işbirliği önemlidir, ve kullanıcı var olan herhangi bir filtre konusunda
bilgilendirilmek zorunda ve filtreleri kullanıp kullanmama, kaldır-
ma konusunda bilgili ve yetkilidir. Filtre mekanizmalarının değişen
koşullara göre güncellenmesi ve etkinliğin incelenmesi; tehlikeleri ve
sakıncaları, mahremiyetle ilişkisi konusunda kamuoyunun bilgilendi-
rilmesi, eğitilmesi ve sivil yapılarla işbirliği yapılması önerilmektedir.
Çocuk ve gençlere daha hassas davranılması, onların eğitilmesi, ana
baba ve eğiticilerle iş birliği, filtrelerin dengeli olması, özel sektör ve
makaleler Mustafa AKGÜL
375TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
sivil yapılarla işbirliği önerilmektedir. Kurumlar içinde öneriler ge-
tirilmektedir [16]. Ülkemizde, RTÜK’ün önerisi ile okullarda medya
dersi ve 5651 ile getirilen ihbar hattı ve güvenli web[17] doğru yönde
atılmış küçük adımlardır. Ama 5651, Avrupa Konseyi kararlarının tam
tersi yönde bir uygulamadır.
Yasaklar Son Çare
“İnternet Yaşamdır!” sloganının belirttiği gibi, İnternette yaşam-
da olan her şeyin yansıması söz konusu. Dolayısıyla, pek çok konu-
da İnternette suç işlenmesi, kişilik haklarının, fikri hakların ihlali gibi
konularla karşmaktayız. Batıda, ilgili nesnenin bir süreç sonunda kal-
dırılması söz konusudur; bizde ise ilgili webin tümünün kapatılması
standart hale gelmiştir. İstenmeyen yazı ya da paragrafın kaldırılması,
cevap verilmesi, savunma alınması, hatta haber verilmesi bile yapılma-
dan, o nesneyi içeren, webi veya alan adının yasaklanması, haksız ve
hukuksuz bir uygulamadır. Söz konusu yasakların sadece Türkiye için
geçerli olabilmesi ve bu yasağın kolayca etkisiz hale getirilmesi, ülke
olarak başımızı kuma gömdüğümüzün resmidir. Ülkemizde önemli
bir kesim, ısrarla İnterneti bir basın yayın gibi değerlendirmekte, ya-
saklamayı eldeki tek araç gibi değerlendirmektedir. Yasaklama, çok
özel koşullarda ancak son çare olabilir.
Ne Yapılmalı?
Stratejik boyutta yasakçı refleksi bırakmalıyız. Meseleye fikir öz-
gürlüğü odağından yaklaşmalıyız. İnsana güvenmeliyiz. İnsanı ser-
best bırakmanın, özgürlükçü bakış açısının faydalarının, zararlarından
çok daha fazla olduğunu görmeliyiz. İnternet, web 2.0 ile geniş kitlele-
rin potansiyelini değerlendirme arayışındadır. İnterneti çok sesli, çok
renkli yapımızı geliştirmek, demokrasimizi ve ekonomimizi geliştir-
mek için kullanmaya odaklanmalıyız. Öte yandan, ülke olarak kendi
başımıza tüm İnterneti yönetme sevdasından vazgeçmeliyiz.
Faaliyet belgesi ve mahkeme kararlarının tüm dünyada uygulan-
ma arzusu üzerine biraz daha düşünmeliyiz.
Tüm İnterneti zapturapt alma arzusundan vazgeçmeliyiz. 5651,
çözdüğünden daha fazla problem üretmektedir. Türkiye’nin, İnterne-
Mustafa AKGÜL makaleler
376TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
tin yapılanması içinde daha özgürlükçü bir bakış açısıyla, katılımcı bir
yapı içinde soruna tekrar bakmasında yarar vardır.
Sorunu kamu eliyle, mahkeme kararları ile çözmek çabasına ara
verip; özel sektör ve sivil yapıları öne çıkartan çözümlere özen gös-
termeliyiz. Öncelikle kamu, özel sektör, sivil toplum ve üniversiteler
arasında bir diyalog ve iş birliği yapısı kurmalıyız. Böyle bir yapı ile,
youtube’taki istemediğimiz videoları kolayca kaldırabiliriz. Sivil yapı-
lar daha esnek ve hızlı davranabilir ve kullanıcılardan gelen talepleri
içerik sağlayıcıları daha can kulağı ile dinleyebilirler.
Belirli içtihat oluşana kadar, uzmanlaşan bir kaç mahkeme, İnter-
netteki yayınlarla ilgili konulara bakabilir. Bu mahkemelerin geniş bir
uzman kadrosuyla desteklenmesi faydalı olacaktır. Verilmesi zorunlu
gözüken engelleme kararları, sadece o nesneye erişimi engelleyici şe-
kilde, TK tarafından uygulanmalıdır. TK bunu yapacak teknik ve mali
olanaklara sahiptir. Tüm İnterneti zapturapt alma arzusundan ve do-
layısıyla tüm İnternetin Türkiye’den faaliyet belgesi alması talebimiz-
den vazgeçmeliyiz.
Türkiye’nin, İnternetin marjinal problemlerine odaklanmak yeri-
ne, olumlu boyutlara, “İnternet ve Telekom sektörünü nasıl büyütürüz”,
“kalkınma ve rekabette İnterneti nasıl kullanabiliriz”, “eğitimi nasıl zengin-
leştiririz”, “kamu hizmetlerini nasıl daha verimli yaparız”, “saydamlık ve
katılımcılığı nasıl artırırız”, “yolsuzlukları nasıl önleriz”, “demokrasimizi
İnternetle nasıl geliştiririz” konularına odaklanması gerekmaktadir.
İnternet Yaşamdır!
KAYNAKLAR
http://bt-stk.org.tr/bt-stk.html
http://ec.europa.eu/information_society/eeurope/2002/docu -
ments/
archiv_eUerope2002/initiative_en.pdf
http://bt-stk.org.tr/rtuk.html
http://bt-stk.org.tr/#rtuk-veto
makaleler Mustafa AKGÜL
377TBB Dergisi, Sayı 78, 2008
http://bt-stk.org.tr/k5651.html
http://www.tib.gov.tr/
http://2002.bilisimsurasi.org.tr/
http://www.bilisimsurasi.org.tr/
http://akgul.web.tr/yazilar/iletisim/
http://bt-stk.org.tr/ubak-taslak.html
http://bt-stk.org.tr/1-1305.pdf
http://akgul.bilkent.edu.tr/nmc/2008-Horizon-Report.pdf
http://www.coe.int/t/dghl/standardsetting/media/Doc/CM_
en.asp
http://www.saferİnternet.org/
http://akgul.bilkent.edu.tr/coe/
http://www.guvenliweb.org.tr/