Mahmut GÖKPINAR makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
GİRİŞ
Adalet kelime olarak adil olma tutumu demektir. Adil olma ise
hakkı gözetme, haksızlık yapmama, herkese hakkını verme anlamına
gelmektedir. Bu üç terimde ortak olan hak kavramıdır. Bunun ise iki
anlamı bulunmaktadır. Birincisi doğruluk ve dürüstlüğü ifade eder.
O zamanda adalet doğruluğu gösterme, doğruluktan ayrılmama an-
lamına gelir. Bu durumda adaletin birinci buyruğu herkesin başkaları
ile olan ilişkilerinde doğru olanı yapması ve başkalarına yanlış yap-
mamasıdır. Bu doğruluğun özünde bütün kişilerin insani değerlerini
tanıma ve hiçbir zaman onlara araç muamelesi yapmama vardır.
1
Sosyal haklar, toplumsal yaşantıda sosyal guruplar içinde bulunan
bireylerin diğerlerine göre zayıf olan yönlerinin giderilmesine yönelik
belli araçların talep edilebilmesini içerir. Sağlam sosyal ve ekonomik
haklar olmaksızın, devlet karşısında pratik olarak haklara sahip çıkı-
lamaz ve güç, servet, statü eşitsizlikleri sistematik olarak toplumsal ve
ekonomik özgürlüklerin hayata geçirilmesini engeller. Bu özellikleri
nedeni ile sosyal ve ekonomik haklar insan haklarında önemli aşama-
yı temsil eder. Sosyal ve ekonomik yaşamda bireyin yerini alabilmesi,
bunun sağlanmasında kamu otoritelerinin sorumluluk üstlenmeleri ve
sosyal guruplar arasında dengeleyici politikaların benimsenmesi gibi
*
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı Doktora öğ-
rencisi.
1
Erdoğan Mustafa, Özgürlük adalet ve Refah, Siyasal Yayınevi, 3. Baskı, Ankara, 1998,
s. 154.
ADALET TEORİLERİ PERSPEKTİFİNDEN
1982 ANAYASAMIZ
Mahmut GÖKPINAR
*
makaleler Mahmut GÖKPINAR
215TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
bir dizi somut düzenlemeyi içeren sosyal haklar, diğer sosyal hak ve
özgürlüklerin uygulanabilir kılınmasını da sağlar.
2
A. ADALETİN ÇEŞİTLİ AÇILARDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Doğruluğun bir başka yanı da başkalarının hakkına saygı göster-
mektir ki bu noktada hak kavramının diğer anlamına geliniyor. Adalet
çerçevesinde başkalarının saygı duyulması gereken hakları nelerdir?
Bunların hakikati nedir. Adaletin özü olarak hakların zorunlu çekirde-
ği insan haklarıdır ki bu da hukuk ötesi bir kategoridir. Ayrıca pozitif
hukukun tanımış olduğu haklar da saygı gösterilmesi gereken hak-
lardandır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliklerinden
birinin, insan haklarına saygılı olma olduğu hüküm altına alınmıştır.
Kişi güvenliği insan haklarının en başında yer alan temel bir haktır ve
kişinin işkencenin her türüne karşı korunmasını, konut dokunulmazlı-
ğını, tabi hakim ilkesini, haberleşmenin ve özel hayatın gizliliğini, ceza
kurallarının suç ve verilecek cezalar bakımından geriye yürümemesini
gerektirir
ve bütün bu haklar Anayasamızda güvence altına alınmış-
tır.
Adalet idesi insanlar arasında ayrım yapmamayı da buyurur. Bu
demektir ki insanlara insan olarak, kişilere kişi olarak, yurttaşlara yurt-
taş olarak eşit davranılmalıdır. Birincisi en geniş kapsamda evrensel-
liği gerektirirken diğerleri evrensellikten çok genellikle ilgilidir. Yani
benzer durumda olanların oluşturduğu kategorilere girenler arası eşit-
likte eşit davranma gereğinin ve ayrımcılık yasağının işlerliği ise her-
kese tarafsız insan hakları çerçevesinde muamele etmektir, böylelikle
sağlanabilir.
Eşitlik ilkesi Anayasa’nın 10. maddesinde kanun önünde
eşitlik ilkesi olarak hüküm altına alınmıştır ve herkesin çeşitli kriterler
önemli olmaksızın (etnik, cinsiyet vb.) kanun önünde eşit olduğu vur-
gulanmıştır.
Adalet genellikle sanıldığı gibi sadece zayıfların değil, herkesin
durumu ile ilgili bir ilkedir. Sadece zayıfların durumuna bakarak (
2
Alkan Haluk / Taban Sami, “Sosyal Haklar Boyutuyla Avrupa Birliği Ve Baskı Grupla-
rı”, Akademik Araştırmalar Dergisi, 2002–2003, S. 15, s. 1.
Erdoğan, a.g.e., s. 154.
Hatemi Hüseyin, “Anayasa- kişi Hak Ve Hürriyetleri”, Hak İş Anayasa Kurultayı’nda
(28 Şubat 1992) sunmuş olduğu bildiri, s.465
Erdoğan, a.g.e., s. 154.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
nitel ve nicel olarak ) bir toplumun adil olup olmadığına karar veri-
lemez. Adalet bakımından önemli olan toplumda genel kurallı süreç-
lerin egemen olup olmadığıdır. Adaletin tecelli etmesindeki en önemli
araçlardan biri de devletin bir hukuk devleti olmasıdır. Anayasa’nın 2.
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vur-
gulanmıştır. Hukuk devleti, devletin işlem ve eylemlerinin hukuka da-
yandırılması, bütün işlem ve eylemlerine hukukun egemen olmasıdır.
1982 Anayasası hüküm altına aldığı çeşitli maddeleriyle hukuk devle-
tinin varlığını garanti altına almaya özen göstermiştir. Bunlara birkaç
örnek verecek olursak, kuvvetler ayrımına ilişkin hükümler, yasaların
Anayasa’ya aykırı olmayacağı kuralı, temel hak ve özgürlüklerin ana-
cak yasa ile sınırlanabileceği, tüzüklerin yasalara aykırı olamayacağı,
idarenin her türlü işlemine karşı yargı yolunun açık olacağı, hakimle-
rin vicdani kanaatlerine göre karar verebilecekleri, Anayasa yargısına
ilişkin kurallar vb.
Adalet daima bir öznenin eylemiyle ilgilidir. Gerek adaletsizlik
gerekse adil olma onu yaratan bir öznenin varlığını ima eder. Özne-
si olmayan soyut bir adaletsizlikten bahsedilemez. Bu nedenle iradi
ve kasti yaratılmış olmayan öyle olmaması ya da olması irade sahibi
bir öznenin varlığına bağlı olmayan yalın durumlara adaletsizlik izafe
etmek yanlıştır. Örneğin bir toplumun uğradığı doğal afet gerçekten
sırf doğal nedenlerden ileri gelmişse burada beşeri bir adalet sorunu
yoktur. Hatta doğuştan sakat olan birinin durumuna üzülmek insa-
ni bir duygudur ama kınadığımız tanrı değilse o kişinin sakatlığının
adaletsizlik olduğunu söyleyemeyiz. Adaletsizlikte daima kendisine
kusur atfedilebileceğimiz bir özne olmalıdır.
Adaletin Aristoteles’ten bu yana kabul edilmiş everensel bir an-
lamı da geçmişteki bir haksızlığı düzeltme ile ilgilidir. Haksızlığın
düzeltilmesi başkalarına verilen zararın telafisi ile olur. Bu çerçeve de
düzeltici adaletin gerçekleşmesinin yerleşik kurumları tazminat ve ce-
zadır. Burada da vurgu, düzeltme ile ilgili kişinin üzerindedir. Yani
adaletsizliğe neden olan kişinin davranışıdır ve dolaysıyla telafi ile yü-
kümlü olan kişi de o kişidir. Adaletin bu özelliğini toplumsal süreçler
ve amaç durumlar ayırımından yararlanılarak açıklanabilir. Şöyle ki
adalet, ulaşılmak istenen toplumsal durumlarla ilgili değil fakat top-
lumsal süreçlerle ilgilidir. Toplumsal ilişkilerin adil toplumsal süreçler
Gören Zafer, Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir.1997, s. 131, 135
makaleler Mahmut GÖKPINAR
217TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
çerçevesinde işlemesi şartıyla toplumsal ilişkilerin şu ya da bu şekilde
ortaya çıkması adalet ile ilgili değildir. Tam tersine toplumsal ilişki-
lerin, gerçekleşmesini arzu ettiğimiz belli özellikler taşıyan durumlara
ulaşmak üzere yönlendirilmesi adalete aykırıdır. Gerçi adil kurallar
çerçevesinde yürüyen toplumsal ilişkiler sonucunda hoşumuza git-
meyen, insani duygularımızı rahatsız eden durumlar ortaya çıkabilir.
Ama bunlar bilinçli bir iradenin doğrudan yarattığı sonuçlar olmadığı
sürece kavramasal olarak adalet sorunu olarak nitelendirilemez.
Genel anlamda ahlakilik ve adalet, daha teknik anlamda ise iyilik
kavrayışları ile adalet arasında ilişki kurulması gerekli hatta zorun-
lu bulunmaktadır. Çünkü adalet kavramı diğer tüm ahlaki değer ve
kavrayışlardan –iyilik, doğruluk, haktanırlık, yardım severlik vs- ayrı
düşünebilme imkânı yoktur. Bu anlamda ele alındığında adalet kavra-
mı, dünyayı bütünsel açıdan ele alan her kapsayıcı ahlak, felsefi veya
doktrinin tamamlayıcı parçası olarak görmek ve onu bu dünya görüş-
lerinin bütünsel tutarlılığı çerçevesinde diğer ahlaki ve siyasal değer
etkileşimleri bağlamında anlamaya çalışmak gerekir. Çünkü her ahla-
ki, felsefi ya da siyasal görüş aslında özünde aynı olan ahlaki değerle-
rin farklı bir dizilişinden oluşmaktadır. Birinde mutlak eşitlik diğerin-
de toplumsal fayda bir başkasında özgürlük değeri bu hiyerarşinin en
tepesinde yer almaktadır.
B. ADALET VE TOPLUM
Ülkemizde adaletten çok, yaygın olarak kullanılan bir özdeyiş var-
dır: “Adalet mülkün temelidir.” Tam olarak ne anlama geldiği tartışmalı
olmakla birlikte sözcüklerin taşıdığı çeşitli anlamlar dikkate alınarak
yapılan yorumlar adaletin, devletin ve toplumun diğer bir ifade ile,
birlikte yaşamın vazgeçilemez bir öğesi olduğu, adaletsizliğin hakim
olduğu bir yerde tüm varlıklar için güvenli bir yaşam olanağının kal-
mayacağı görüşüne yönelik bulunmaktadır. Kant “Adalet güneşi batarsa
insanlar için yeryüzünde yaşamanın anlamı kalmayacaktır“der. Bir Alman
atasözü “Ülkeler yalnız adalet ile sonsuzlaşır ve adaletsizlikle yıkılır.” der-
ken hep aynı şey anlatılmaktadır. Canlılar için hava, su neyse adalet de
toplumsal yaşamın olmazsa olmaz koşuludur. Toplumsal yaşam ada-
letli yaşam demektir. Adalet olmadan insanlar arası olumlu ilişkilerin
Erdoğan, a.g.e., s. 155, 116, 156
Balı Ali Şafak, Çok kültürlülük ve Sosyal Adalet, Çizgi Kitapevi, Konya 2001, s. 38.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
218TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
var olabileceğini tasarlamak güçtür. Adil olmayan veya adil olduğuna
inanılmayan bir sistemin başarı şansı yoktur.
Her toplumda hem tek tek bireyler olarak insanların tutum ve
davranışlarını, hem de özel ve kamusal kişi ve kurumların faaliyetle-
rini bu faaliyetler sonucu ortaya çıkan durumu nitelemek için adalet
terimi çok yaygın olarak kullanılır. Örneğin aile içi ilişkilerde, işçi işve-
ren ilişkilerinde, kamu yönetiminde, ast üst ilişkilerinde, emekle ücret
arasında ya da satın alınan malla ücreti arasındaki dengenin nitelen-
dirilmesinde hep adalete atıfta bulunulur. Aile fertlerinin birbirlerine
ve çocuklarına karşı ilişkilerindeki tavırlarını, işverenin işçilerine karşı
eşitliğe aykırı, hakkaniyet ve liyakati esas almayan davranışlarını nite-
lemek için adalet tabirini kullanırız. Mahkeme kararlarını, kanunlar ve
daha geniş anlamda hukuk sistemlerinin, ekonomik sistemlerin ada-
letli ya da adaletsiz olduğunu söyleriz. Ayrıca zaman zaman toplum-
sal düzeninin bütününün, devletin ve devlet organlarının işleyişinin,
faaliyetlerinin adaletli ya da adaletsiz olduğunu söyleriz.
10
Adalet kavramına atfettiğimiz her bir değer aslında kavrama bir
ideolojinin, bir değerler sisteminin yüklenmesi anlamına gelmekte ve
onu bir kavram olmaktan çıkarıp bir kavrayışa dönüştürmektedir. Li-
beral adalet anlayışı, Marksist adalet anlayışı gibi. Bu bir bakıma bu ön
yargılardan hareketle bir adalet kavrayışına ulaşmak anlamına gelir.
Perelman, Patrick Day’a atıfla buna tutucu ön yargılar adını veriyor.
Onun deyimiyle “ Liberal ön yargı özgürlüklerin her kısıtlanışına meşru
bir gerekçe arar” Diğer yandan sosyalist ön yargı eşitsizliklerin gerek-
çelendirilmesini gerekli kılar.
11
Burada sözü edilen ön yargılar, liberal
ideolojinin özgürlük, sosyalist ideolojinin eşitliği temel saymasına iliş-
kin yaklaşımlardır.
Adalet ve düzeni ele alan Welch, adaletin düzen sağlamak ve
toplumdaki çatışmaları çözmek fonksiyonuna sahip olduğunu işaret
etmekle birlikte bu düzenin herhangi bir düzen olmadığına işaret et-
mektedir. Ona göre güç kullanımı ya da hile ile bir düzen sağlamak
mümkündür. Örneğin ahlaki bir meşruluğa sahip olmasa da iyi işleyen
Yayla Atilla, Adalet Teorilerine Bakış, Liberal Bakışlar, Liberte Yayınları, 3. baskı, An-
kara 2000, s.69
10
Balı, a.g.e., s.38
11
Perelman, C., Yeniden Soruşturulan Adalet, (çeviren M. Önderman), Ökçesiz Hay-
rettin, Hukuk Felsefesi Ve Sosyolojisi Arşivi, İstanbul 1993 den nakleden Balı, a.g.e., s.
42.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
219TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
ve çatışmaları önleyen bir hegemonya düzenini kurmak mümkündür.
Ancak bu düzen neyin adil olduğu konusundaki şikâyetleri çözümle-
yemeyeceği için egemenliği elinde bulunduranın bunu sürdürme im-
kânına sahip olduğu sürece ayakta kalabilir. Dolaysıyla kısa ömürlü
ve istikrasız olacaktır.
12
Adalet olmaksızın düzenin sağlanıp korunması zor olduğu gibi
düzen olmaksızın adaletin sağlanması da zor olacaktır. Buradan ha-
reketle adaletin güç ile eş anlamlı değil tam tersine güç ile bir karşıt-
lık ilişkisi içinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bu anlamda adalet
kaba gücün alternatifi niteliğinde bir meşruiyet aracı olarak algılana-
bilir. Özellikle adaleti ön yargı ve kaygılardan uzak tutacak şekilde
çağdaş devlete ve onun hukuk sistemine meşruiyet kazandıran etik
değer olarak da algılanabilir.
Osmanlı adalet anlayışı adaleti tam tersi anlamda zulmün red-
dedilmesi ve önlenmesi olarak, yine XX. yüzyıl adalet anlayışı onu
adaletsizliğin bulunmadığı durumlar olarak açıklamaktadır. Çağımız-
da halen aynı adalet anlayışını benimseyenler vardır. Ökçesiz adalet
düşüncesi için emin olunacak iki öğeden birisinin direnme hakkı ol-
duğunu belirtmekte, adalet düşüncesinin adaletsizlikler üzerine ku-
rulabileceğine işaret etmektedir.
13
Bu durumda adaletin insanlarda
adaletsizlik duygularını doğuran nedenleri ortadan kaldırmak olarak
tanımlanabilir.
14
Bizim kültürümüzde adalet kavramı Arap ve İslam kültürünün
ötesinde, kendine özgü bir anlam ve içerik kazandığını söylemek yan-
lış olmaz. Tarihimiz incelendiğinde Türk Milleti’nin zulme boyun eğ-
meme, devlete itaat etme gibi bazı önemli hasletlere sahip olduğunu
müşaade ederiz. Halk arasında bu gün hala “ Şeriatın kestiği parmak acı-
maz.” Sözü adaletin itaat boyutu, “Mazlumun ahı yerde kalmaz” sözü ile
ise zulme boyun eğmeme boyutu ile ilişkilendirilir. Ahlak sözlüğünde
adaleti, zulmün zıddı ve her hakkı hak edene vermek istek ve iradesi
belirtilmiştir.
15
12
Welch, D. A. (1995) Justice and Geneis of War, Cambridge,1995,s193 den çeviri, Balı,e.
g.e,s.48
13
Ökçesiz, Hayrettin, “Hukuk Ve Adalet Üstüne Duygular”, Doğu Batı Dergisi, Yıl4,
S.13, Kasım- Aralık-Ocak 2000, s.227 den; Balı, a.g.e., s. 53.
14
Balı, a.g.e., s. 53.
15
Erdoğan, a.g.e., s. 157.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
220TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
C. SOSYAL ADALET
Ülkemizde geçen yıllarda çök ciddi bir ekonomik kriz yaşanmıştır.
Ancak sorun sadece ekonomik eşitsizlikler, istikrasızlıklar, krizlerden
ibaret değildir. Ekonomik hayatın yanı sıra sosyo-kültürel ve politik
hayata uzanan pek çok sorunla Türk Halkı karşı karşıya kalmıştır.
Yine insan hakları ihlallerinden, demokrasiye geçiş sıkıntılarından,
düşünce ve düşünceyi ifade etme özgürlüğünün bulunmayışından,
siyasal katılma yollarının kapalı oluşundan, sivil toplum örgütlerinin
etkisizliğinden, yargının bağımsız olmayışına uzanan pek çok sorunla
karşı karşıyadır.
Bütün bu sorunlar bir demokrasi, barış ve güven sorunu olmanın
yanı sıra bir sosyal adalet sorunu olarak da algılanabilir. Çünkü sosyal
adalet Barry’nin ifadesi ile “Ahlaki bakımdan daha iyi durumların yaratıl-
masına fırsat verecek şekilde toplumun yeniden düzenlenmesini talep eder.”
16
Özetle her toplumsal adalet projesi, aynı zamanda adil bir toplum pro-
jesidir. Adil bir toplum düzen oluşturmak kimin görevidir? Bu soru-
ya devlet diye cevap vermek gelenek halini almışsa da bu doğru bir
saptama değildir. Sosyal adalet, toplumun gerek ekonomik gerekse
siyasal alanda yeniden yapılanmasında göz önüne alınması gereken
bir sosyal ideale karşılık geldiği söylenebilir.
1. SOSYAL ADALET VE DEVLETİN ROLÜ
Sosyal adaleti gerçekleştirmek için atılan adımlarda devletini rolü
ne olacaktır. Çağdaş devlet, vatandaşlarının refahı için ya da kaynakla-
rın yeniden dağılımı için ekonomik hayata, üretim araçlarının kontro-
lü başta olmak üzere kamusal alanın tümüne müdahale etmelimidir?
Sosyal adalet sosyal devletin bir ürünü değildir. Tam aksine sosyal
devlet, sosyal adaletin araçlarından, uygulama modellerinden birisi-
dir. Yine sosyal adalet gerçekleşebilmek için mutlaka sosyal devlete
ihtiyaç duymaz. Yine sosyal devletin fonksiyonu olarak görülen hak
ve özgürlüklerin tümünün aktif olarak sağlanması bizatihi devletin
görevi olarak algılanmamalıdır. Ayrıca sosyal adaleti bu tür hak ve
özgürlüklerin sağlanmasından ibaret görülmemelidir. Bir toplumun
adil sayılabilmesi için o toplumda kamusal diyebileceğimiz bütün fa-
16
Barry, N. (1997) Komünizm Sonrası Dönemde Klasik Liberalizm, Çeviren: M. Erdoğan,
Ankara 1997, s. 84’ten Balı, a.g.e., s. 18.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
221TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
aliyetlerin devlet eliyle yürütülmesi gerekmez. Bu bağlamda liberal
sisteminde kendine özgü bir sosyal adalet anlayışına sahip olabileceği,
bu sistemin iyi işlemesi halinde, liberal çerçevede adil ve dinamik iş-
leyen bir toplumsal yapının ortaya çıkabileceği söylenebilir. Böyle bir
sistemde devletin rolü, oyunun kurallarını koymak, monopolları en-
gellemek, özgürlüklerin korunmasına özen göstermekle sınırlı olmak-
la birlikte bu sayede zayıflılar güçlülere karşı korunacağından sosyal
adaleti yansıtan bir toplumsal yapı kendiliğinden ortaya çıkacaktır.
Sosyal adalet denince sadece ekonomik değerlere haiz olan zengin-
liklerin devlet eliyle dağıtılması ile sınırlı bir paylaşım ilkesi anlaşıl-
mamalı, bunun ötesinde insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi olan,
insanların toplumsal hayatın her aşamasında ve her anında toplum-
dan ve birbirlerinden talep edebilecekleri haklarını tespit eden ilke ve
prensipler bütünü olarak anlaşılmalıdır. Bu anlamda ele alındığında
sosyal adaletin başkalarının haklarının ihlal edilmemesi koşulu ile bi-
reysel özgürlüğü temel ilke sayan liberal teori ile de bağdaşabileceği
söylenebilir. Çağdaş siyaset felsefesi incelemelerinin pek çoğunda sos-
yal adalet, siyasi ya da hukuki adalet türlerinden sadece birisi olarak
açıklanmak yerine bunları kapsayan genel adalet ilke ve prensipler
bütünü olarak algılanmalıdır. Sosyal adalet ile hukuki adalet arasında
ilişkiyi inceleyen Sadurski’ye göre sosyal adalete ilişkin önceden kabul
edilmiş bir takım ilkeler olmazsa hukuki adalet ilkelerinin ayakta kal-
ması mümkün değildir
17
.
2. FARKLI İDEOLOJİLER VE SOSYAL ADALET
Salt bir varsayım olarak liberallerden oluşan bir toplumda birey-
sel özgürlükler temelinde kurulmuş ya da piyasa ekonomisinin hakim
kılınması ile gerçekleştirilen, sosyalistlerden oluşmuş bir toplumda
eşitlik ilkesi üzerine temellendirilmiş bir toplumsal yapı sosyal adaleti
yansıtan yapı olarak görülebilir. Sosyal adalet salt toplumdaki nimet
ve külfetlerin dağıtımına ilişkin ilke veya ilkeleri belirleyen yeniden
dağıtımcı bir adalet türü değildir. Aynı zamanda hukuki zeminin oluş-
turulması ve değerlendirilmesinde ekonomik sistemin işleyişine ha-
17
Sadurski, W. (1985), Giving Desert ItsDue: Sujial Justice and Legal, Tehery, Boston
1985, s. 261’den çeviri, Balı, a.g.e., s. 24.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
222TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
kim olan ilklerin tespitinde, siyasal yaşamın yeniden şekillenmesinde
kendisinden yaralanılabilecek adalet ilke ve idealidir.
18
3. SOSYAL ADALET KAVRAMININ ELEŞTİRİLMESİ
Günümüzde sosyal adalet kavramının bizatihi adalet kavramın-
dan daha fazla bir çekiciliği bulunmaktadır. Bunun nedenlerinden
biri onun sıfatı genel olarak onun insanlar tarafından her türlü iyiliğin
kaynağı olarak algılanmaktadır. Bu nedenle günümüzde “sosyal” sıfatı
artık olgusal bir gerçekliğin adı olmaktan çıkmış, kendi başına iyiyi
temsil eden bir değer, değer yargısı haline gelmiştir. Hatta o kadar ki
en bencil ve hoyrat talepler bile bu adla takdim edildiğinde eleştiriden
masun kalmaktadır. Kişi veya grupların normal olarak kendi çıkarları-
nı artırmak üzere ileri sürümeleri haline yadırganacak talepler bir kere
toplumsal diye nitelenince normal olarak onlara karşı çıkması bekle-
nenler nazarında bile birden bire meşruluk kazanmaktadır. Hayek’in
ifadesiyle “ Eğer belirli bir tedbirin sosyal adaletin gereği olduğu ortaya ko-
nabilirse ona olan muhalefet hızla zayıflayacaktır.“ Başka bir ifadeyle ‘sos-
yal’ sıfatı bencillik ve bizcilik birdenbire diğergamlık ve hayıgahkığa
dönüşmektedir.
Ne var ki burada adalet adına ürkütücü olan bir şey vardır. Eğer
onu bir erdem olarak kabul etmek için önüne sosyal sıfatının getiril-
mesine gerek duyuyorsak, kendi başına adaleti bir insani iyi olarak
görmüyoruz demektir. Gerçekte ise adalet, özgürlük, barış, insan hak-
kı gibi temel insani iyilerden biridir, bir amaç değerdir. Öte yandan
kişiler ve toplumsal ilişkiler bakımdan toplumsallık zaten vardır. Bu
durumda adalet yerine sosyal adalet demeyi tercih edenler aslında
başka bir şeyler ifade etmek istemektedirler.
19
4. SOSYAL DEVLET
Sosyal devletin temel değerleri, yaşama güvenliği, tam istihdam
ve çalışma gücünün korunmasıdır. Sosyal devletin amacı, bireyi devlet
ve toplum aracılığıyla korumaktır. Sosyal devlet, devlet müdahalesi-
ni gerekli gören ve gerekli kılan devlettir. Bu nedenle hukuk devleti
18
Balı, a.g.e., s. 19, 21, 22, 27.
19
Erdoğan, a.g.e., s. 156.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
223TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
yandaşlarının, devleti her türlü müdahaleden elini çekmiş, kendisini
savunma, eğitim görevleri ile sınırlı bir bekçi konumuna indirme is-
teklerinin sosyal devlet idesine sahiplenenlerin karşıtlık ilişkisi içinde
oldukları açıktır. Öyle ki sosyal devlet fikrinin pek çok savunucusu
için hukuk devleti, özelliklede ekonomide devre dışı bırakmak isteyen
burjuvazinin çıkarlarına hizmet eden bir araç olmaktan ancak sosyal
devlet sayesinde çıkabilir.
20
5. SOSYAL DEVLET İLE HUKUK DEVLETİ KARŞITLIĞI
Bu karşıtlığın temelinde devlete biçilen rollerin farklılığı yatmakta-
dır. Devlet kapitalist ekonomiyi, özgür girişimciliği koruyan ve teşvik
eden ama kendisi ekonomiye hiçbir müdahalede bulunmayan bir bek-
çi işlevi gören, bir hukuk devleti olarak mı kalacaktır. Yoksa o, sosyal
sorumluluk temel ilkesi eşitsizliklerin asgariye indirgenmesi amacıyla
sosyal bir devlet mi olacaktır. Sorun devletin egemenliğinin niteliği
ve sorumluluğunun sınırları olarak ortaya konabilir. Açıktır ki hukuk
devleti örtük ya da açık veya örtük özgür girişimciliğe ve Pazar eko-
nomisine dayalı, bir sosyo-ekonomik düzeni veri kabul ederken, sos-
yal devlet böyle bir sosyo -ekonomik düzenin yol açtığını bildiğimiz
eşitsizliklerin giderilmesi amacıyla bu düzene sınırlamalar getirmek
ister.
21
Ancak 1982 Anayasası bu iki zıt kavramı birleştirerek Türkiye
Cumhuriyetinin sosyal hukuk devleti olduğunu vurgulamıştır. Ana-
yasa Mahkemesi’de 1988 yılında vermiş olduğu bir kararda sosyal hu-
kuk devletinin, güçsüzleri güçlülere karşı koruyan, böylelikle gerçek eşitliği
yani sosyal adaleti ve toplumsal dengeyi sağlayan devlet demek olduğunu
karar altına almıştır.
22
6. SOSYAL ADALET ÇERÇEVESİNDE
YENİDEN DAĞITIMCI ADALET
Dağıtımcı adaletin, Aristoteles’e kadar giden uzun bir tarihi vardır.
Klasik felsefenin büyük temsilcisi Nicomachan iki tür adaleti birbirin-
den ayırmaktadır; dağıtıcı ve düzeltici adalet. Dağıtıcı adalet zenginlik,
şeref ve değerlerin dağıtımında uygulanan bir ilke olup, topluluğun
20
Doğan Özlem,”Sosyal Devlet Üzerine”, Doğu Batı Dergisi, S. 4, s. 21.
21
Doğan, a.g.m, s. 22.
22
1988/19 E, 1988/33 K, Anayasa Mahkemesi Kararları Dergisi, S. 24, s. 451, 452.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
224TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
üyelerine eşit veya farklı pay verilmesini gerektirir. J. Keley modern
toplumda devlet düzenlemesinin söz konusu olması bakımından teşrii
adalet denilebileceğini belirtmektedir. Dağıtıcı adalet kavramın eşitle-
re eşit, eşit olmayanlara farklı muamele edilmesi, adaletsizliğin nispet-
sizlik demek olduğu gibi bazı önermelerden kaynaklanmaktadır.
23
7. SOSYAL ADALETİN AMACI OLARAK REFAH
Siyasal düşüncede, refah fikri, bugün genellikle sanıldığı gibi
modern refah devleti ile ortaya çıkmış değildir. Bu bakımdan çağdaş
refah devletini eleştirmek, refah fikrini ret etmek anlamına gelmez.
Önemli olan refah devletinin kurumsal düzenlemeleri değil, bu dü-
zenlemelerin arkasında yatan neden, ilkeler veya değerlerdir. Refah
düşüncesinin, tarihsel olarak bakıldığında adalet kavramıyla yakın
ilişkisi olduğu görülmektedir. Bu görüşe göre adalet, adil usul kural-
larının izlenmesinin bir sonucu olmayıp, özel mülkiyeti ve piyasanın
mantığını aşan, bazı hak edişlere ve ihtiyaçlara dayanan karmaşık bir
kurumsal düzenleme ile ilgilidir.
24
8. SOSYAL ADALET TEORİLERİ
Soysal adalet teorileri, prosedürel adalet teorisinden farklı olarak
kurallar değil bireylere ve sosyal tabakalara, sınıflara somut olarak ne
sağladığı ile ilgilidir. Bu açıdan sosyal adalet teorilerine göre kurallara
dayalı adalet, biçimsel ya da sözlü adalettir. Bireylerin soyut olarak
hak ve özgürlüklere sahip olmasının bir anlamı bulunmadığın, gerekli
ve yeterli olanakları bulunmayan bireylerin özgür olamayacağını ve
formel hakları kullanmayacaklarını savunurlar.
25
a. Radikal Soysal Adalet Teorileri
Hiç kuşkusuz sosyal adaletin en radikal biçimini Markisizimde
buluruz. Marx’da adalet kavramı ile meşgul olarak iki sosyal adalet
tipi ayırt eder. Adalet teorisinde burjuva mülkiyeti ve sömürü ortadan
kaldırılır. Herkes soysal hâsıladan, ona yaptığı işgücü katsayısı ora-
nında pay alır. Ancak sosyalizm safhasında özellikle kapital birikimin-
23
Erdoğan, a.g.e., s. 76.
24
Erdoğan, a.g.e., s. 84.
25
Yayla, a.g.e., s. 81.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
225TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
de ki büyük artış sayesinde büyük toplumsal ve ekonomik ilerleme-
ler sağlanır. Son derece meşhur ve kimine göre gayet adil bir reformu
yansıtan bir formül ile komünist bir toplumda herkesten yeteneğine
göre alınır, herkese ihtiyacına göre verilir.
26
b. Refah Devletçi Sosyal Adalet Teorileri
Sosyal adalet teorileri, özetlenen radikal versiyonlarından ibaret
değildir. Rawls’ da o nu yeniden dağıtımcı yapan bir üretim dağıtı-
mının da ima edildiği görülür. Adaletin başta gelen konusu, belli bazı
sosyal kurumların temel hak ve görevleri dağıtma ve sosyal işbirliğin-
den doğan yarar ve kazançların bölüşümünü belirleme tarzıdır derken
yeniden dağıtımcı eğilimi açıkça sezilir. Bir taraftan marjinal verimlilik
ilkesinin ücretlerin belirlenmesinde kullanılmasını öbür taraftan klasik
liberalizme çok aykırı gelecek şekilde pazar kıstaslarının adalet ilkeleri
tarafında kontrol edilmesini ister.
27
D. SOSYAL ADALET İLKELERİ
1. HERKES İÇİN MİNİMUM İYİLİK ALANI VE
BU ALANA ÖZGÜ ADALET İLKESİ
Adalet her şeyden önce bütün insanlarda ortak olan ve onları in-
san yapan niteliklerin sürekli korunması talebini içermek zorundadır.
Adaletin bu niteliği tüm adalet anlayışlarının içermesi gereken ahla-
ki bir nitelik olarak algılanması gerekir. Siyasal hakların kullanılışı,
devlet memurluğu, sağlık, adalet hizmetlerinden yaralanmak bakı-
mından toplumun bireyleri arasında kültürel farklılıklara dayanan ay-
rımlar yapılmamalıdır. Bu alan için sosyal adaletin gereği farklı sosyal
grupların çatışan değerleri arasında bir uzlaşma zemini bulmak eğer
bu mümkün olmazsa bu kültürleri kendi iç bütünselliği içinde özerk
kabul etmektir. Burada ki sosyal adalet ilkesi grup kimliğinin muha-
fazasını sağlayacak, gurup değerleri ile çoğunluk değerlerinin çatış-
ması halinde grubun varlığını sağlamaya olanak sağlayacak bir ilke
olmalıdır. Belirlenecek ilke kültürel özellikleri muhafaza edecek bir
kalıp bulmak olacaktır. Bu ilke kısaca kültürel özerklik olarak belirti-
26
Yayla, a.g.e., s. 81.
27
Yayla, a.g.e., s. 84.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
226TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
lir. Bu alandaki taleplerin bazılarını özellikle çoğunluk kültürünün ya
da onlara paralel olanlarının karşılanılırken diğerlerinin görmezden
gelip yok saymak adaletle bağdaşmaz. Yani aynı toplumda çoğunluk
kültürüne sahip bir aile içinde doğan bir çocuk ile azınlık kültürüne
sahip aile içinde doğan karşı komşusu çocuk arasında doğumundan
ölümüne toplumsal hayatın nimetlerinden yararlanmak bakımından
bir fark olmamalıdır.
28
2. VATANDAŞ OLARAK BİREYLERİN İYİLİK ALANI VE
BU ALANA ÖZGÜ ADALET İLKESİ
Bu alan toplumsal iyilik alanı olarak da adlandırılır. Bu alanda
toplumun üyeleri artık sadece biyolojik ve sosyal varlıkların olmaları-
nın ötesinde aynı zamanda siyasal varlıklar olarak değerlendirilir. İn-
sanın toplumsallığı olgusu, ancak siyasal bir toplumda yaşamak, belli
bir siyasal sistemin hakim olduğu toplumun üyesi olmakla mümkün-
dür. Burada ki bireysel kimlik siyasal nitelik taşımakta ve vatandaşlık
statüsü olarak somutlaşmaktadır. Vatandaş olmak bakımından her
bireyin bu alanda eşit hak ve özgürlüklere sahip olması sosyal adale-
tin bir gereğidir. Çok kültürlü bir toplumda devlet sadece bazı insani
hedefleri sağlamak, örneğin herkes için belli ekonomik refah düzeyi
ya da belli ahlaki hedefleri garanti etmekle yetinemez. Aynı zamanda
hem otonom olarak hem de kültürel grupların üyesi olarak çok farklı
türdeki hedef ve değerleri elde etmek üzere hareket etme imkânına
sahip olmalıdır. Plant’ında dediği gibi siyasal teoride ağırlık merke-
zi, devletin meşruluğu, onun insanlar için bazı temel hedefleri (refah,
eşitlik, insan haklarını) koruyup koruyamadığı meselesinden, birey-
lerin kendi iyiliklerini kendi bildikleri yoldan elde etmelerine imkân
verecek şartları hazırlayıp hazırlayamadığını aramaya dönüşmüştür.
29
Örneğin çok kültürlü bir toplumda eğitim sistemi bireyleri homojen
bir kültürle sosyalleştirerek vatandaşlığa hazırlayacak şekilde düzen-
lenmelidir. Bu sosyal adaletin gereğidir. Ayrıca sosyal adaletin gereği
toplumu tüm kurum ve kuralları ile her bir moral kimliğe kendi amaç
28
Plant, R, (1991), Modern Political Thought, Oxford 1991, s. 253’ten çeviren Balı, a.g.e.,
s. 278.
29
Plant, R, (1991), Modern Political Thought, Oxford 1991, s. 253’ten çeviren Balı, a.g.e.,
s. 278.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
227TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
ve çıkarlarını elde etmeleri konusunda eşit şans ve fırsat tanıyacak şe-
kilde organize etmektir.
30
3. TOPLULUK ÜYESİ OLARAK BİREYLERİN İYİLİK ALANI
VE BU ALANA ÖZGÜ ADALET İLKESİ
Bu alan bütün insanlardaki benzerliklere ilişkin bir alan olarak
değil farklı toplulukların üyesi olarak, farklı dini, ahlaki ve felsefi gö-
rüşlere sahip bireylerin faklılıklarına ilişkin bir alan olarak düşünül-
müştür. Yukarıdaki açıklananlar paralelinde söylemek gerekirse, bu
alan insan yaşamının kültürel unsurlar tarafından belirlenen özellik-
lerine ilişkin bir alandır denilebilinir. Daha teknik bir ifadeyle, bu alan
farklı insan gruplarının benimsemiş oldukları adalet anlayışlarındaki
diğerlerinden farklı ve onlarla çelişen muhtevaların gerçekleşmesini
olanaklı kılabilecek bir toplumsal alan olarak tasavvur edilmiştir. Bu
toplumsal yaşam alanı, insanın çevreyle olan ilişkisinden ziyade, top-
lumdaki diğer insanlarla olan ilişkisine özgü bir alandır. Dolaysıyla
bu alan kapsamında ele alınacak insana özgü fonksiyonel kapasite ilk
alanda belirlenenlerden farklı olarak sadece toplum içerisinde geliş-
tirilebilecek, insanın hayatını belli biçimde organize etmesine imkan
veren ve rasyonel teorilerden çok, içinde yaşadığı kültüre özgü bel-
li norm ve uygulamalar (ahlaki ya da dini ya da felsefi düşünceler,
inançlar, gelenek ve görenekler) tarafından belirlenen özelliklere iliş-
kin bulunmaktadır. Daha öncede tartışıldığı gibi, insanoğlu sadece do-
ğal ya da biyolojik bir varlık değildir. Aynı zamanda sosyal ve kültürel
bir varlıktır da. Bu niteliği gereği, bir topluluk içerisinde yaşamak ve
yaşamını anlamlı kılacak bazı faaliyetlerde bulunmak ihtiyacı içerin-
dedir.
31
E. SOSYAL VE EKONOMİK HAKLAR
1. EKONOMİK HAKLAR
Ekonomik haklar, içerik ve konum olarak ekonomi ile ilgilidir.
Devletin ekonomik alana müdahalesine paralel olarak, özellikle II.
Dünya Savaşı’ndan sonra bazı kurum ve ilklerin anayasalarda yer al-
maya başladığı gözlenmektedir. Özellikle mülkiyet, çalışma ve söz-
30
Balı, a.g.e., s. 268, 275, 279.
31
Balı, a.g.e., s. 262, 264.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
228TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
leşme hürriyeti, devletleştirme ve planlama konularına yer verilişi bu
gelişmelere paralel olmuştur. Bu kavramlar artık, adı geçen ülkelerin
hukuk sistemlerinin ayrılmaz parçası olmuştur.
32
Bunlar hukuk özne-
lerinin ekonomik ve sosyal ilişkilerindeki hak ve özgürlüklerini, libe-
ral ekonomi felsefesine uygun olarak düzenlemekte ve güvence altına
almaktadır. 1982 Anayasası da ise mülkiyet hakkı, sözleşme özgürlü-
ğü, devletin bunlara müdahalesine ve ekonomik hayatı düzenlemesi-
ne ilişkin hükümler vardır. Kamulaştırma m. 46, devletleştirme m. 47,
planlama, tekelleşme yasağı, doğal kaynakların işletilmesi…
2. SOSYAL HAKLAR
Anayasa’mız sosyal devlet ilkesini benimsiyor. Devletin temel
amaç ve görevleri arasına kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal
hukuk ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal
ve ekonomik engelleri kaldırmaya insanın maddi ve manevi varlığının
gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı katıyordu. Sosyal haklar bu
amaç ve görevlerin yerine getirmenin araçlarındandır. Sosyal hak öz-
neleri, çalışanlar, emekçiler, işçiler, köylüler, işsizler, dul ve yetimler,
sakatlar, yaşlılar, korunmaya muhtaç çocuklar, yurt dışında çalışan
işçiler şeklinde örneklenir. Bazı sosyal haklar ise herkes için ilan edil-
miştir. Sosyal güvenlik, sağlık gibi sosyal haklar bolümü dışında bazı
hükümler belli kesimlerin korunması görevini devlete yükler.
33
F. 1982 ANAYASASI’NDA SOSYAL VE EKONOMİK
HAKLARIN ÜST BAŞLIKLARI VE
HÜKÜM ALTINA ALINDIKLARI MADDELER
Ailenin korunması m. 41, eğitim ve öğrenim hakkı m. 42, toprak
mülkiyeti m. 44, tarım ve hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışan-
ların korunması m. 45, kamulaştırma m. 46, devletleştirme ve özel-
leştirme m. 47, çalışma ve sözleşme hürriyeti m. 48, çalışma hakkı ve
ödevi m. 49, çalışma ve dinlenme hakları m. 50, sendika kurma hakkı
m. 51, sendikal faaliyetler m. 52, toplu iş sözleşmesi hakkı m. 53, grev
hakkı ve lokavt m. 54, ücrette adaletin sağlanması m. 55, sağlık çevre
32
Tan Turgut, Ekonomik Kamu Hukuku, Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitü-
sü Yayınları, No. 210, Ankara 1994, s. 27, 28.
33
Tanör Bülent / Yüzbaşıoğlu Necmi, Türk Anayasa Hukuku, Yapı Kredi Yayınları, 1.
Basım, 2001, s. 176, 178.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
229TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
ve konut m. 56,57, gençliğin korunması m. 58, sporun geliştirilmesi
m. 59, soysal güvenlik hakkı m. 60, sosyal güvenlik bakımından özel
olarak korunması gerekenler m. 61, yabancı ülkelerdeki Türk Vatan-
daşları, tarh, kültür ve tabiat varlıklarının korunması m. 63, sanat ve
sanatçının korunması m. 64, sosyal ve ekonomik hakların sınırı
34
G. 1982 ANAYASASI’NDA YER ALAN SOSYAL VE
EKONOMİK HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN
ADALET-SOSYAL ADALET KAVRAMLARI
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
1982 Anayasası tıpkı 1961 Anayasası gibi, II. Dünya Savaşı’ndan
sonra yapılan anayasalardaki eğilime uyarak, toplumsal hayatta ge-
rek ekonomik gerekse sosyal bakımından zayıf ve güçsüz durumda
bulunan kitleleri korumak maksadıyla “Sosyal Ve Ekonomik Haklar ve
Ödevler“ başlıklı, ekonomik ve sosyal hakları hüküm altına alan ayrı
bir bölüme yer vermiştir.
35
Kamulaştırma m. 46 tarım reformunun uygulanması, büyük enerji
ve sulama projelerinin gerçekleştirilmesi, iskân projelerinin gerçekleş-
tirilmesi amacı ile yapılan kamulaştırmalar sosyal amaçlı kamulaştır-
malardır. Anayasa bunların karşılıklarını peşin ödenmesi şartı koyma-
yarak bu tür kamulaştırmaları daha olanaklı hale getirmiştir. Ancak
taksitlendirme süresini 5 yıla indirmesi, devlet borçlarına uygulanan
en yüksek faizi ön görmesi nedeni ile de bu imkânı sınırlamıştır. Ayrı-
ca devlet gücünün kullanılmasını gerektiren kamulaştırmanın kanuna
dayanarak yapılacağını ön görerek adalet bakımından çok önemli olan
toplumda genel kurallı süreçlerin egemen olmasını sağlanmıştır.
Servet ve gelir eşitsizliklerini azaltmanın diğer bir yolu da ver-
gidir. Sosyal adaleti sağlamak bakımından devletin elindeki önemli
araçlardan biri de vergi politikasıdır ve Anayasa’nın 73. maddesin-
de vergi adaleti başlığı altında hüküm altına alınmıştır. Yüksek geliri
olandan fazla, düşük gelirli olandan daha az ya da vergi dışı bırak-
mak gerekir, bu eşitsizlikleri azaltmayı amaçlar. Bu ilkeye uygun ola-
rak elde edilen mali kaynakların, sosyal amaçlı kamu harcamalarında
34
Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Gözden geçirilmiş 4. bas-
kı, 1995 Ankara, s. 105.
35
Tunç Hasan, Makaleler (Anayasa Hukukuna Giriş), Cemre Yayınları, Konya 1998, s.
65.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
230TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
kullanılması ile bir ölçüde de olsa ulusal gelirin yeniden dağıtılmasını
amaçlanır. Servet ve gelir eşitsizliklerini azaltmanın Anayasada ön gö-
rülen bir diğer yolu da topraksız olan ya da yeterli miktarda olmayan,
çiftçilikle uğraşan köylülere toprak sağlanmasıdır. Toprak dağılımın-
da, eşitsizlikler görülen bir ülkede gelir dağılımının eşitsiz olacaktır.
Anayasa bu konuda devletin çeşitli önlemler almasını ön görmüştür.
36
Devletleştirme ve özelleştirme ile ilgili olarak da Anayasamız
kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüsler, kamu yararının zorunlu
kıldığı hallerde devletleştirilir şeklinde hüküm sevk etmiştir. Özelleş-
tirme için ilk şart, teşebbüsün kamu hizmeti niteliği taşımasıdır. Kamu
hizmeti ise tatminin de kamu yararı bulunan her türlü faaliyettir. Aynı
şekilde bu tür teşebbüslerin kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde
devletleştirilebileceği ön görülerek yine kamu yararına vurgu yap-
mıştır. Adalet tarihsel süreç içerisinde çeşitli görünümlere bürünmüş,
bunlardan birisi de faydadır. Anayasa böylelikle adaletin çeşitli görü-
nümlerinden biri olan, toplumsal faydayı sağlamak istemiştir. Ancak
taksitli ödemeyi ön görmediğinden bu imkânı sınırlamıştır. Ayrıca ge-
rek kamulaştırma gerekse devletleştirme devletin kendi gücüyle ko-
laylıkla başarabileceği durumlar olmasına rağmen bunlara ilişkin esas
ve usullerin kanunla konulacağını söyleyerek güce alternatif düzenle-
me ortaya koymuştur. Böylelikle devlete çağdaş bir nitelik kazandır-
mış, kanunun genel nitelikte olmasıyla meşruiyet kazanmıştır.
Çalışma hakkı ve ödevi ile ilgili olarak da, sosyal adaletin temel
ilkelerinden biri herkese insan haysiyetine yakışır asgari bir hayat sağ-
lamak, bireylerin fiziki ve psikolojik sağlıklarını muhafaza etmek –her-
kes için minimum iyilik alanı– olduğuna şüphe yoktur Bunun yolları
arasında herkese çalışma hakkı sağlamak, işsizliği önlemeye elverişli
ortamların sağlanması, çalışma ve sözleşme hürriyeti sağlamak, çalı-
şanların insanca yaşayabilecekleri adaletli bir ücret almalarını sağla-
mak, ücretli yıllık izin hakları tanımak yer almaktadır.
Sosyal adaletin gereklerinden biri olarak bilinen dini ve kültürel
etkinlikleri yerine getirmek bağlamında ücretli bayram tatili ön gör-
müş m. 50 ve ayrıca sosyal güvenlik, yaratmış olduğu gelecek güven-
cesiyle kişilerin mutluluğuna hizmet etmekte, sosyal adaletin bireyler
için minimum iyilik alanı olarak tabir edilen kısmı gerçekleşmekte Sos-
36
Sabuncu Yavuz, Anayasaya Giriş, İmaj Yayıncılık, 7. bası, Ankara 2001, s. 116, 118.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
231TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
yal Güvenlik Hakkı m. 60 ve 61 de hüküm altına alınmıştır.
37
Böylelikle
yoksul ve fakir insanlara devletçe yardım edilerek, onlara asgari bir
düzey sağlanmış olmaktadır. Bu genel hükümden sonra 61. madde-
sinde sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler
sıralanmıştır. 62. maddesinde ise yurt dışında yaşayan Türk Vatan-
daşlarının sosyal güvenliklerinin sağlanması için gerekli tedbirlerin
alınmasını ön görmektedir.
38
Adaletin özde ise sosyal adaletin gereklerinden biri de kişinin ken-
dini gerçekleştirme imkânlarına sahip olması, bu konuda toplumdan
talep haklarının mevcut olmasıdır. Ayrıca zayıfların güçlülere karşı
korunmasında orta yerdedir. Bütün bunlar eğitim ve öğrenim hakkı ile
sağlanır. Anayasa’nın 42. maddesi kimse eğitim ve öğrenim hakkından
yoksun bırakılamaz diyerek bu hakkı herkese tanımıştır. Ayrıca devlet
okullarının da parasız olduğunu belirterek bu hakkın kullanılmasını
yaygınlaştırıp kolaylaştırmıştır. Maddi imkânlardan yoksun başarılı
öğrenciler, burslar ve başka maddi imkânlarla desteklenmesini dev-
lete ödev vererek, bu alanda fırsat eşitliğini gerçekleştirme anlayışıyla
hareket ettiğini ortaya koymuştur.
Anayasa birbiriyle bağlantılı bir hak üçgenini oluşturan sendikal
hakları hüküm altına alarak, ilk başta çalışan ve işverenleri ilgilendi-
riyor gibi gözüken, ancak kullanımları tüm toplumu ilgilendiren bu
haklar sayesinde ekonomik bakımından güçsüz olan toplumsal kesim-
leri iş yerinden başlayarak yasama organına uzanan bir çerçevede etki-
li olmalarını sağlamıştır. 1982 Anayasası’nın ilginç bir özelliği lokavtı
grev hakkı ile eşit düzeyde düzenlemiş olmasıdır. İşçilerin topluca iş
yerinden uzaklaştırmaları anlamına gelen lokavtın hüküm altına alı-
narak sosyal adaletin güçsüzlerden yana olma niteliğiyle çatışan bir
anlayış ortaya koymuştur.
Anayasa’mızın ailenin korunmasını hüküm altına aldığı 41. mad-
desinde ailenin eşler arasındaki eşitliğe dayandığını, değişik 4709 sa-
yılı kanunla hüküm altına alarak adaletin bir gereği olan eşitlik ilkesi-
ni, toplumun çekirdeği olan aileye hakim kılmıştır. Sosyal adaletin bir
gereği olan ve herkes için minimum iyilik alanı olarak bilinen, insa-
nın temel özelliklerinin asgari oranda sağlandığı, sürekli bir düzenin
yaratılmasını şart koşan ilkesi gereğince insanın fiziki ve psikolojik
37
Özbudun, a.g.e., s. 104, 105.
38
Sabuncu, a.g.e.,s. 116.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
232TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
yapısının bütünlüğü korunmalı, her insanın barınma ihtiyacı karşı-
lanmalıdır. Anayasa’nın 57. maddesinde devletin konut ihtiyacını kar-
şılayacak tedbirler almasını öngörülmekte, 56. maddesinde sağlıklı ve
dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilerek sosyal
adaletin bu yönünün gerçekleşmesi için devlete ödevler yüklenmek-
tedir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı güvenceye bağla-
maktadır. Mülkiyet alanında, sosyal devletin özel bir fonksiyonu ve
görevi vardır. Bu bağlamda mülkiyet, zayıf ve güçsüz sosyal tabakala-
rın sosyal ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılır. Yine bu çerçevede
bu hak topluma karşı kötüye kullanılamaz. Sosyal devlette, bazı sosyal
ödevlerin yerine getirilmesinde, örneğin sosyal amaçlı konut yapımı
için arazi temininde, özel mülkiyet konusu bir kısım taşınmazların
kamulaştırılması ki bu durum Anayasamızda kamulaştırma başlığı
altında hüküm altına alınarak Cumhuriyetin sosyal devlet yanı güç-
lendirilmeye çalışılmıştır.
39
H. SOSYAL VE EKONOMİK HAKLARIN ANAYASA’NIN
65. MADDESİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Anayasa m. 5, devleti, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mut-
luluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve özgürlüklerini sosyal hukuk
devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak biçimde sınırlayan. En-
gelleri kaldırmakla ödevlendirmiştir. Bununla birlikte Anayasa m. 65,
sosyal ve ekonomik alanlarda devletin üstlenmiş olduğu görevleri,
mali kaynaklarının ölçüsü ile sınırlamıştır. Bu maddenin gerekçesin-
de maddenin hiç kimseye devletten sosyal ve ekonomik hakların ger-
çekleşmesini isteme hakkı vermediği, bu hakların devlete yüklenen
ödevlerden oluştuğu belirtilmektedir. Ancak Anayasa m. 11 Anayasa
hükümlerinin bütün kurumları bağlayıcı olduğunu belirtmiştir. Bu an-
lamda Anayasamızda, madde 11’in kesinlik taşıyan ifadesi karşılığında
tavsiye niteliğinde, hukuksal açıdan herhangi bir bağlayıcılığı olmayan
kurallar bulunmamaktadır. Bu durumda sosyal ve ekonomik hakların
dava hakkı tanıyıp tanımadığı sorusu gündeme gelecektir. Sosyal ve
ekonomik haklar herhangi bir yasada düzenlenmemiş, en üst hukuk
normu sayılan Anayasa ile hüküm altına alınmışlardır. Bu nedenle va-
tandaşlara bu alanda dava hakkı tanınmadığı ileri sürülemez. Her ne
kadar bu haklar soyut olarak düzenlenmişlerse de bütün temel haklar
39
Gören, a.g.e., s. 120.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
233TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
soyut bir şekilde kaleme alınmışlardır. Diğer temel haklar örneğin na-
sıl ki konut dokunulmazlığı hakkının ihlali bir dava hakkı veriyor, bir
davaya konu olabiliyorsa, davaya konu olabilme hakkı bakımından
aralarında fark olmaması gerekir. Anayasa ile güvence altına alınmış
bulunan sosyal hakların gerçekleştirilmeleri için özellikle de Türkiye
gibi gelişmekte olan bir ülkede çok büyük mali kaynağa gereksinim
olduğu, belirli bir süreç içerisinde gerçekleştirilebileceği reel bir ger-
çekliktir. Anayasa m. 65 işte bu reel gerçekliği yansıtmaktadır. Ayrıca
bu madde reel bu durumun anayasal hüküm altına alınması gerek-
siz bir olgudur. Ancak bu hüküm yasama organına kimi zaman mali
kaynakların yetersizliği gerekçesini ileri sürerek pasif kalma imkânını
vermektedir. Ancak bu durum sosyal ve ekonomik hakların güvence
altına alınmış olması ve m. 11’in bağlayıcı ve kesin hükmüyle Anayasa
kurallarının bağlayıcılığının ilan edilmiş olması gerçeği karşısında bir
çelişik ve Anayasaya aykırı bir durumdur. Mali kaynakların yetersiz-
liği göz önüne alındığında yasama organının takdirinin bu hakların
gerçekleştirip gerçekleştirmeme bakımından değil, ne ölçüde gerçek-
leştirileceği konusunda olacağı açıktır.
40
SONUÇ
Toplumsal gerçekliğin değişik yönleri ile bağdaşamayan, halk kit-
lelerinin gereksinimlerini karşılamayan hukuk sistemlerinin kurulması
çok zor olduğu gibi, uzun ömürlü yaşayabilmeleri de çok güçtür. Ner-
de bir toplum varsa orda bir hukuk olduğu varsayıldığına göre, top-
lumsal gerçeklik dışımda bir hukuk sistemi ve anayasa düşünülemez.
Toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren ilkelerin bir özeti niteliğinde
olan anayasaların ve bu anayasalarda önemsiz gibi görülen yapılan
değişikliklerin, suya atılan taş gibi giderek yayılan ve büyüyen zincir-
leme tepkiler doğurabilir. Kendi iç dinamiğini taşımayan ve onun bi-
lincine varamayan toplumların yönetimi aksadığı gibi, yönetim adına
getirilen hukuk sistemleri ve anayasal düzenlerden de beklenen yarar
sağlanamaz. Anayasaların ve hukuk sistemlerinin fonksiyonelliklerini
sağlama hususundaki şartlar, 1982 Anayasası’nda ne ölçüde karşılana-
bilmiştir. Gerek oluşumunda ki şartlar gerekse esasen çağın gerisinde
kalmış bir anlayışla kaleme alınmış bulunan, 1982 Anayasası, bir ana-
yasa için uzun sayılmayacak yaklaşık yirmi yıllık dönemde, pek çok
40
Gören, a.g.e., s. 129, 130.
Mahmut GÖKPINAR makaleler
234TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
kere değişikliğe uğramış, buna rağmen, toplumun geniş kesimlerinin
benimsediği bir anayasa olmayı başaramamıştır.
41
Herhangi bir devlet, toplumun bütün kesimlerine, adaleti, bütün
yönleriyle hakim kıldığı sürece devlet daha doğrusu bir hukuk devle-
ti olabilecektir. Yoksa herhangi bir anayasaya hatta iyi bir anayasaya
sahip olmak yeterli değildir. Hukuka, anayasaya bağlılık tek başlarına
yeterli değildir.
42
1982 Anayasası liberal bir sosyal adalet anlayışı or-
taya koymuştur. Şöyle ki, liberal hukuk devleti ve adalet anlayışın-
da önemli olan gerek haklardan yararlanma gerekse kanun önünde
eşitlik bakımından önemli olan bunların şekli olarak sağlanmasıdır.
Hatta daha da ileri giderek söylemek gerekirse bunların yasaklanma-
mış olması yeterlidir. Oysaki sosyal hukuk devletinde sosyal adaletin
gerçekleşmesi eşitliğin, özgürlüklerin ve hakların şekli anlamda mev-
cut olmasıyla değil bütün bunların sosyal realitede gerçekleşmesiyle
sağlanacaktır. Yani hakların, özgürlüklerin yalnızca mevcut olması
değil gerçekten sosyal bakımdan zayıf ve güçsüz durumda bulunan
kitlelerin bunlardan yararlanıp yaralanamadığı önemli ve belirleyici-
dir. Örneğin anayasada sadece çalışma hakkının olması ya da toplu iş
sözleşmesi ve toplu görüşme hakkının olması yeterli değildir. Devletin
işverenle yapılacak pazarlıklarda asgari çalışma koşullarını belirleme-
si, bağlayıcılığı olan iş koruması normlarının ortaya konmasının sağla-
yacak anayasa hükümleri olmalıdır.
43
Oysaki 1982 Anayasası’nda, ge-
rek kanun önünde eşitliğin gerekse haklardan yararlanma konusunda
eşitliğin ve herkesin bu hakka sahip olduğunun belirtilmesine karşın
bunların gerçekte yaşama geçirilme kabiliyetinin olup olmamasıyla il-
gili bir hüküm vazetmemiştir. Örneğin herkesin eğitim, seyahat, sosyal
güvenlik vs haklarına sahip olduğu belirtilmiş ama yaşama geçirilmesi
konusunda hükümler sevk edilmemiştir. Özellikle de Anayasa’nın 65.
maddesi göz önüne alındığında ki bu madde de sosyal ve ekonomik
hakların yerine getirilmesini mali imkânlara bağlamış, bir bakıma Tür-
kiye gibi gelişmekte olan bir ülkede zayıf ve güçsüz toplumsal kesim-
lerin sosyal ve ekonomik haklardan reel anlamda pek de yaygın ve et-
kili olarak yararlanamayacaklarını üstü kapalı bir şekilde kabul etmiş,
ortaya koymuş, şekli eşitlikle yetinmiştir. Bütün bunlardan sonra 1982
41
Niray Nasır, “2001 Yılında Yapılan Anayasa Değişikliklerinin Hak Ve Özgürlüklere
Yansıması”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Şubat-Nisan 2003, Yıl 4, S. 16, s. 2.
42
Hatemi, a.g.y., s. 463.
43
Gören, a.g.e., s.105, 106.
makaleler Mahmut GÖKPINAR
235TBB Dergisi, Sayı 77, 2008
Anayasasının sosyal hukuk devletinde yaşam bulan sosyal adaletçi
değil, liberal bir adalet anlayışına sahip olduğunu söylemek yanlış ol-
mayacaktır.
KAYNAKLAR
Alkan Haluk/ Taban Sami, “Sosyal Haklar Boyutuyla Avrupa Birliği
ve Baskı Grupları”, Akademik Araştırmalar Dergisi, 2002–2003.
Balı Ali Şafak, Çok kültürlülük ve Sosyal Adalet, Çizgi Kitapevi, Konya
2001.
Doğan Özlem, “sosyal devlet üzerine”, Doğu Batı Dergisi, S. 4.
Erdoğan Mustafa, Özgürlük adalet ve Refah, Siyasal Yayınevi, 3. Baskı,
Ankara 1998.
Hatemi Hüseyin, “Anayasa- Kişi Hak ve Hürriyetleri”, Hak-İş Anayasa
Kurultayı, Hak-İş Eğitim Yayınları, Yayın No:15.
Gören Zafer, Anayasa Hukukuna Giriş, İzmir 1997.
Niray Nasır, “2001 Yılında Yapılan Anayasa Değişikliklerinin Hak Ve
Özgürlüklere Yansıması”, Akademik Araştırmalar Dergisi, Şubat-
Nisan 2003, Yıl4, S.16.
Özbudun Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Gözden geçi-
rilmiş 4. baskı, Ankara 1995.
Sabuncu Yavuz, Anayasaya Giriş, İmaj Yayıncılık, 7.bası, Ankara 2001,
TAN Turgut, Ekonomik Kamu Hukuku, Türkiye Ve Orta Doğu Amme
İdaresi Enstitüsü Yayınları No:210, Ankara 1984
Tanör Bülent/ Yüzbaşıoğlu Necmi, Türk Anayasa Hukuku, Yapı Kredi
Yayınları, 1. Basım
Tuç Hasan, Makaleler, Anayasa Hukukuna Giriş, Cemre Yayınları, Kon-
ya, 1998.
Yayla Atilla, Liberal Bakışlar, Liberte Yayınları, 3. baskı, Ankara 2000.