Banu ŞİT hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Giriş
Vatandaşlık kavramının anlamının tarih, sosyoloji, antropoloji,
siyaset bilimi gibi hukukun dayandığı sosyal gerçekliği inceleyen bi-
lim dallarının değerlendirmelerinden soyut olarak belirlenemeyece-
ği kuşkusuzdur. Diğer sosyal bilimlerin verileri vatandaşlığın çeşitli
yönlerinin incelenmesinde dikkate alınmaktadır. Hukuki bir kavram
olarak vatandaşlık bağı incelenirken ise, bu bilim dallarının değerlen-
dirmelerinden bir adım öteye geçilmekte ve özellikle anayasalarda
veya diğer hukuki düzenlemelerde kabul edilen, üzerinde uzlaşılmış
olduğu varsayılan vatandaş statüsü esas alınmaktadır. Bu statü tarih-
sel süreç içinde devlet ve toplum yapılarına göre farklılık göstermiştir.
Vatandaşlığın askerlikle bağlantılı özel bir statü olarak sosyopolitik
kimliklerden biri sayıldığı Sparta’dan,
1
devletle birey arasındaki temel
ilişki biçimine dönüştüğü günümüze vatandaşlık kavramının içeriği
ve vatandaşlık statüsü ülkeden ülkeye değişmiştir. Bu çalışmada, önce
modern vatandaşlık kurumunun Türk hukukunda gelişimi, ulus-dev-
letlerin kuruluşunda vatandaşlığın gelişimine ilişkin verilerle bağlan-
tı içinde genel olarak ele alınacak, daha sonra farklı bir seyir izleyen
Amerikan ve İngiliz hukukunda vatandaşlık kurumu temel hukuki
düzenlemeler ışığında incelenecektir.
I. Türk Hukukunda Modern Vatandaşlığın Temeli
Vatandaşlık kurumunun ülkeden ülkeye farklılık gösteren bir ge-
lişim sürecinin sonunda varlık kazanması Türkiye’yi de içine alan bir
*
Yrd. Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku bilim dalı
öğretim üyesi.
1
Heater, D., (A Brief History of Citizenship), Yurttaşlığın Kısa Tarihi, Çev. Meral De-
likara Üst, Ankara 2007, s. 17.
MODERN VATANDAŞLIK KAVRAMINA
BİR BAKIŞ
Banu ŞİT*
hakemli makaleler Banu ŞİT
65TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
olgudur. Hukukumuzda bugün var olan modern vatandaşlık kurumu-
na tarihsel açıdan bakıldığında, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının
hukuki bir kurum olarak anayasalarımızda yer bulmuş olduğu tespit
edilebilir; kurumun temelleri ise Tanzimat döneminde modernleşme
çabalarının ortaya çıkması ile atılmış ve bu temeller aslında Osmanlı,
devlet ve toplum yapısından bağımsız olarak şekillenmemiştir. Ger-
çekten, Türk hukukunda vatandaşlık, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki
tebaa statüsünden, Cumhuriyetle birlikte ulus-devletin vatandaşlık
anlayışına doğru gelişme göstermiştir. Bu gelişim süreci incelendiğin-
de, “Türk vatandaşlığı”na ilişkin güncel tartışmaların, kavramın anaya-
salarımızda yer bulan hukuki anlamı ile ilgili olmadığı görülmektedir.
Zira hukuki anlamda vatandaşlık, en genel ifade ile devletin insan un-
suruna işaret eder. Anayasa gibi temel kurucu özelliğe sahip hukuki
metinlerden, ulusu oluşturan bütünde ırka ve dine dayalı farklı yapı-
ların var olduğu yönünde toplumsal gerçekliğe ilişkin hususları tespit
etmesi değil; hukuki tespitler yapması beklenir. Bu anlamda anayasa-
da yer alan ifadelerin hukuki anlamda değerlendirilmesi, anayasanın
toplumsal gerçekliğe ilişkin yargılar içerdiği yanılsamasından uzak-
laşılması gerekmektedir. Söz konusu tartışmaların, Türk vatandaşla-
rının toplumsal anlamda hangi etnik kökene veya dine mensup olan
kişilerden oluştuğunun ve bu etnik köken ve din ayrılıklarının var ol-
duğunun anayasada ifade edilmesi gerektiği noktasında odaklandığı
görülmektedir.
Burada Cumhuriyet ile kurulan devletin ulus-devlet modeline uy-
gun olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti’ne hâkim olan ulus anlayışının
ırk esasına değil; ortak tarih, kültür, birlikte yaşama isteği gibi tinsel
unsurlara dayalı olduğu kaydedilmelidir.
3
Ancak, vatandaşlık statüsü
ve bu statünün içeriği devletlerin yapılarına bağlı olarak değiştiği gibi
ulus-devletlerarasında da insan unsurunun belirlenmesi ve devletle
birey arasındaki ilişkinin kurulması bakımından farklılıklar bulundu-
ğu görülmektedir. Devletin insan unsurunun ulus olarak tespit edildi-
ği ulus-devlet modelinde “ulus” ile vatandaşlık arasında vatandaşlık
kurumu bakımından kurucu bir ilişki olup olmadığı sorusu akla gel-
mektedir.
Bu tartışmalar hakkında bkz.: Doğan, V., Türk Vatandaşlık Hukuku, B. 7, Ankara
2007, s. 36-40.
3
Nomer, E., Türk Vatandaşlık Hukukunun Genel İlkeleri, Vatandaşlık ve Yabancılar
Hukuku Alanında Gelişmeler (Bilimsel Toplantı), İstanbul 2000, s. 67-68.
Banu ŞİT hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Birer ulus-devlet olarak siyasal birliklerini tamamlayan Almanya
ve Fransa’da ulus devletin insan unsurunun belirlenmesinde gerek bu
devletlerin kurulma süreçlerine, gerek toplum yapılarına ilişkin fark-
lılıklar etkili olmuştur.
Gerçekten, bugünkü vatandaşlık anlayışımız
büyük ölçüde Fransız Devrimi’nin teori ve pratiğine dayalı olarak
şekillenmiştir. Bunun sonucu olarak vatandaşlığın mutlak monar-
şiye ve iktidara karşı geliştiğini düşünme eğilimi yaygındır. Ancak
Almanya’ya bakıldığında bu ülkede vatandaşlığın temellerinin, bizzat
mutlak monarşi tarafından iktidar aracılığı ile atıldığı görülmektedir.
5
Sadece vatandaşlığın gelişiminde monarşilerin rolü anlamında değil,
aynı zamanda ulus bilincinin oluşması, ulusçuluk akımlarının geliş-
mesi ve ulus-devletlerin inşası bakımından da bu iki devlet arasında
keskin farklılıklar bulunduğu göze çarpmaktadır. Bunlardan bir diğe-
ri, söz konusu iki ülkede ulus kavramının, ulusçuluğun ve vatandaş-
lığın algılanışına ilişkindir. Fransız geleneğinde ulus, devletin kurum-
sal ve ülkesel çerçevesi içinde değerlendirilip, ulusçuluk siyasal birlik
üzerine geliştirilmiş ise de, bu kavram merkezi olarak kültürel birliğe
dayanır.
Bu anlamda Fransız ulus anlayışı devlet merkezlidir. Alman
anlayışı ise halk merkezli ve farklılıkları kapsayıcıdır. Almanya’da
ulus fikri ulus-devletten önce geliştiği için Alman ulus fikri başlangıçta
siyasal değildi. Siyasal birlik öncesi Alman ulusu, bir devlet arayışında
iken, kültüre, dile veya ırka dayalı bir topluluk olarak görülmüştür;
buna göre ulus, siyasal değil, etno-kültürel bir olgudur.
XIX. yüzyılın
sonlarına doğru bu iki ulus-devletin siyasal ve toplumsal yapılarında
dikkat çekici benzerlikler ortaya çıkmış olmakla birlikte, ulusun siya-
sal ve kültürel inşasındaki derin farklılıklar önem arz etmeye devam
etmiş ve bu derin farklılıklar, iki devletin vatandaşlık kavramlarının
incelenmesi bakımından da etkili olmuştur.
Her iki ulus-devlet örne-
Bkz. Brubaker, R., Citizenship and Nationhood in France and Germany, Harvard Uni-
versity Press, 1992, s. 10 vd.
5
Brubaker, s. 61.
Brubaker, s. 1.
Brubaker, s. 1; Osmanağaoğlu, C., Tanzimat Dönemi İtibarıyla Osmanlı Tâbiiyetinin
(Vatandaşlığının) Gelişimi, İstanbul 2004, s. 57-58.
Brubaker, 10. Fransa açısından bakıldığında, Fransız Devrimi’nin hem ulus-dev-
leti hem de modern ulusal vatandaşlık kurumunu yarattığı belirtilmektedir. Ulus-
devletin ortaya çıkması yüzyıllar süren bir devlet inşası sürecini ve ulusal bilincin
yavaş yavaş gelişimini gerektirdiği gibi, modern ulusal vatandaşlık kurumunun
oluşumu da antik çağlardaki devlete aidiyet teorisi ve pratiği üzerine gelişmiştir.
Bu modern vatandaşlık anlayışı, eşitlik ilkesinin kabulü, siyasal hakların kurum-
hakemli makaleler Banu ŞİT
67TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
sallaşması, vatandaş ile yabancı arasındaki ayrımın hukuken çizilmesi, ulusal ege-
menlik doktrini ile vatandaşlık arasında ve devletle vatandaş arasında doğrudan
ilişki kurulması bakımından önemli olmuştur. Gerçekten de Fransız Devrimi’nin
getirdiği vatandaş statüsünün eşitlik ilkesi ile doğrudan ilişkisi olduğu görülmek-
tedir. Bu ilişki Fransa’da soyluluğun, İngiltere’deki durumun tersine, sosyal bir
sınıfı ifade etmekten öte hukuki bir statü olması ile ilgilidir. Fransa’da soylular,
orduda subay olma hakkını, kilise ve hükümette en yüksek düzeyli görevlere ge-
tirilme imkânını ellerinde tutuyorlardı; bundan başka dolaylı vergilerden bağışık
idiler. Soyluluk yanında diğer bazı statüler daha vardı. Örneğin, Katolikler; Pro-
testanlar ve Yahudiler karşısında ayrıcalıklı idiler. Fransız Devrimi’nin bir burjuva
devrimi özelliği taşıması, Devrim’in getirdiği hukuk önünde eşitlik esasının ulusal
boyutta vatandaşlığın da bir unsuru olması sonucunu doğurmuştur. Bu anlamda
vatandaşlık, aslında Fransız Devrimi’nin teori ve pratiği bakımından merkezi bir
öneme sahip olmuştur. Devrim’in, bir sıralama ile bakıldığında, burjuva devrimi,
demokratik devrim, ulusal devrim ve devleti güçlendirici bürokratik devrim ol-
duğu görülebilir. Fransız Devrimi’ne ait bu özellikler modern ulusal vatandaşlık
kurumunun gelişimi bakımından adım adım etkili olmuştur. Dolayısıyla Devrim,
hem ulus-devleti hem de modern ulusal vatandaşlık kurumunu ve ideolojisini ya-
ratmıştır (Bkz. Brubaker, s. 35. vd.). Almanya bakımından ise, ulus-devletin oluşum
süreci ve ulusal vatandaşlığın gelişimi daha uzun ve zorlu bir yol izlemiştir. 1871’e
kadar bir Alman ulus-devleti olmadığı gibi, ulusal vatandaşlık için de bir siyasal
çerçeve yoktu. Daha da önemlisi vatandaşlık tarihinde Fransız Devrimi gibi önemli
bir olay da yoktu. Vatandaşlığın, Fransa’da bir bütün olarak gelişen eşitlik ilkesine
dayalı, demokratik, ulusçu ve devletçi kökeni Almanya’da birbirinden ayrı olarak
gelişti. Alman ulus bilinci, siyasal birlikten önce de mevcuttu; fakat ulus kavramı
etno-kültürel bir olgu olarak değerlendirilmekte idi. Siyasal birliğin kurulması sü-
recinde Alman vatandaşlığı ulusal vatandaşlık değildi. Ulus ve devlet birbirinden
ayrı olduğu gibi, Alman ulusçuluğu ile Prusya vatandaşlığı (veya diğer alt-ulusal
vatandaşlıklar) tamamen ayrı idi. Bu ayrılık Almanca vatandaşlık terimlerine de
yansımıştır. Fransızca ve Amerikan İngilizcesinde ulusal bağlılık (nationality) ile
vatandaşlık (citizenship) büyük ölçüde eş anlamlı olup, vatandaşlık, ulusal bağlı-
lıkta eksik olan katılımcılığı içermekte; ulusal bağlılık da vatandaşlıktan daha zen-
gin bir kültürel altyapıya işaret etmektedir. Bu iki terim birbirinin yerini tutacak
şekilde kullanılmaktadır. Almancada ise tâbiiyet (Staatsangehörigkeit), vatandaşlık
(Staatsbürgerschaft) ve etno-kültürel ulusal bağlılık (Nationalitätor) farklı terimlerle
ifade edilmektedir. Fransızca ve İngilizcedeki terimlerin örtüşmesi, Fransız, İngiliz,
Amerikan siyasal geleneklerindeki kurucu devrimlerden gelen devlet, ulus, egemen
ulus kavramlarının birleşmesini ve ulusal bağlılığın siyasal tanımını yansıtmakta-
dır. Almancadaki anlam farklılığı ise, Almanya’daki devletin kuruluşu, ulusçuluk
ve demokrasi akımlarının bağımsız, bazen de karşıt anlamlarını göstermektedir.
Fransa ile Almanya’nın siyasal birliklerini tamamlamaları ve ulusal vatandaşlığın
gelişimi sürecine yansıyan farklılıkları, vatandaşlığın verilme tarzları bakımından
da farklılık yaratmıştır. Fransız vatandaşlığının kazanılmasında Fransa’da doğmuş
olma önem taşırken, Alman vatandaşlığının kazanılmasında köken (kan esası), hat-
ta Alman ırkından olma esası ağırlık taşımıştır. Bkz. Brubaker, s. 50 vd.; Neuman,
G. L.: Nationality Law in the United States and Federal Republic of Germany: Structure
and Current Problems, Paths to Inclusion, Ed. Peter Schuck/Rainer Münz, Vol. 5 of
Series Migration and Refugees, New York 1998, s. 250.
Banu ŞİT hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ği bakımından önemli bir ortak özellik ise, hukuki bir kavram olarak
vatandaşlığın gelişiminde ulus unsurundan çok devletin ön plana çık-
ması olarak belirlenebilir.
Bugünkü modern vatandaşlık kurumunun
gelişiminde ulusal bilincin doğmasının ve ulus-devletin varlık kazan-
masının çok önemli bir yer tuttuğu görülmekle birlikte; vatandaşlığın
hukuki bir kurum olarak devlete dayandığı ve siyasal birliğini tamam-
layan devletlerde ulus unsurundan önce devletin kurulmasının mo-
dern vatandaşlık kurumunu ortaya çıkardığı söylenebilir. Zira Fransa
ve Almanya örneğinde görüldüğü üzere, devletin insan unsuru, farklı
süreçlerin sonunda, ulus-devletin kurulmasının farklı aşamalarında
“ulus” olarak belirginlik kazanmış; hatta Fransa’da Devrim sonrasın-
da vatandaşlık kurumu “ulus”un hukuken yaratılmasının bir aracı ol-
muştur.
10
Bir ulus-devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda dev-
letin insan unsurunun belirlenmesi bakımından da benzer analiz-
ler yapılmalı, Türkiye’de ulus bilincinin oluşumu, devletle birey
arasındaki ulusal vatandaşlık bağının kurulması konuları, Osmanlı
İmparatorluğu’ndan gelen devlet ve toplum yapısı ele alınarak ince-
lenmelidir. Ancak yukarıda belirtildiği üzere ulus-devletlerin kurulu-
şu çerçevesinde vatandaşlığın gelişimine ilişkin olarak dikkat çeken,
“ulus”tan çok “devlet”in öne çıktığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu
noktadan hareketle Türkiye Cumhuriyeti’nde vatandaşlık kurumuna
bakıldığında, ırk veya dine dayalı bir vatandaşlık esasının kabul edil-
mediği görülmektedir. Tam tersine, Cumhuriyetle birlikte Türk vatan-
daşlığı, bir ırk anlamında “Türk”lüğü ifade etmek için değil, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşlığını tesis etmek üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ni
oluşturan devletin insan unsurunun yani Türk ulusunun hukuki ifa-
Aynı yönde bkz.: Uluocak, N., Türk Vatandaşlık Hukuku, B. 3, İstanbul 1989, s. 2.
10
Burada ulusal bilincin oluşmaya başlaması ile ulusçuluk akımı arasındaki zaman
ve nitelik farkı üzerinde durulması anlamlı olabilir. Batı Avrupa devletlerinde ulus
bilincinin oluşmaya başlaması genellikle mutlak monarşilerin güçlü merkezi oto-
ritelere dönüştüğü feodalite sonrası dönemde, yani 15 ve 16. yüzyılda karşımıza
çıkmaktadır. Buna karşılık, ulusçuluk ve modern vatandaşlığın ortaya çıkması için
halk egemenliğinin yönetime yansıdığı 18. yüzyılın ikinci yarısını beklemek gerekli
olmuştur. Bu konuda bkz.: Osmanağaoğlu, 48-58. Dolayısıyla metin içinde belirtil-
diği üzere, modern vatandaşlığın gelişimi bakımından belirleyici olan unsur, esas
olarak mutlak monarşilerin ulus-devletlere dönüşmesidir; zira ulus-devletlerde
eşitlikçi ve yönetime katılmanın önemli olduğu bir vatandaşlık ilişkisi devletin ku-
rulma sürecinin değişen noktalarında belirginlik kazanmıştır.
hakemli makaleler Banu ŞİT
69TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
desi olarak karşımıza çıkmıştır.
11
Ancak bizde de özellikle Fransa’da
olduğu gibi “ulus”un tesisi önem taşımakla birlikte, vatandaşlık
“ulus”tan değil; “ulus” vatandaşlıktan doğmuştur denilebilir. Bu ne-
denle, hukukumuzda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının ırk esası-
na dayanmadığı gerçeğini kabul etmek tarihsel bir zorunluluk olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nda devletin insan unsurunun ne şekilde
belirlendiğine genel olarak bakılacak olursa, öncelikle İslam hukuku-
na göre vatandaş-yabancı ayırımının dini esaslara göre yapıldığı; ulu-
sal bağlılıkların herhangi bir etkisinin bulunmadığı hatırlanmalıdır.
12
Osmanlı’da 1800’lü yılların ortalarına kadar tâbiiyet konusunda bir
hukuki düzenleme bulunmadığı gibi tebaa kavramının sınırlarının
da tam anlamıyla dine dayalı olarak çizildiği söylenemez. Zira ülke-
de yerleşik Müslüman olmayan kişilerin de (zımmîler) tebaa sayıldığı;
ancak tebaa arasında dine dayalı olarak, sahip oldukları haklar ve tâbi
oldukları yükümlülükler bakımından fark bulunduğu görülmektedir.
Buna göre, zımmîler denilen gayri Müslim tebaa, Osmanlı ülkesinde
oturma, can ve mal güvenliğinden, örf ve adet ve din özgürlüğünden
yararlanma hakkına sahip olan; bu haklara karşılık ülkeye sadakat ile
borçlu olup, cizye denilen bir vergi vermek yükümlülüğü bulunan ki-
11
Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlıkla ilgili düzenleme içeren ilk anayasası olan
1924 Anayasası’nın 88. maddesinde “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın,
vatandaşlık itibarı ile Türk ıtlâk olunur” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm hakkın-
daki meclis görüşmelerinde “Türk ıtlâk olunur” ibaresi tartışılmış ve bu hüküm çe-
şitli öneriler arasından tercih edilmiştir. Söz konusu tercihin, bu ibarenin, hem “Os-
manlı” tabirinin yerini alabilecek nitelikte olması hem de Devlete vatandaşlık bağı
ile bağlı bireylerin hepsinin, hangi soydan gelirlerse gelsinler ve hangi dine mensup
bulunurlarsa bulunsunlar, aynı adla anılmaları gereğinin Anayasa ile güvence altı-
na alınması nedeniyle yerinde olduğu ifade edilmiştir. Bkz.: Fişek H., Anayasa ve
Vatandaşlık, Ankara 1961, s. 21-23. Meclis Görüşmeleri için bkz.: Unat İ., Türk Va-
tandaşlık Hukuku, (Metinler – Mahkeme Kararları), Ankara 1966, s. 38-44. 20 Ocak
1921 tarihli Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun amacı ise, yeni bir devlet kurmak değil;
hilafet ve saltanatın, vatan ve milletin kurtarılması ve bağımsızlığının kazanılması
amacı ile toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, onun hükümetinin ve idari
teşkilatının düzenlenmesinden ibaret olduğu bu anayasanın “maddei münferide”
başlığını taşıyan son maddesinde ifade edilmiştir. Dolayısıyla 1921 Anayasası’nda
yeni bir devlet kurulduğu ve Osmanlı İmparatorluğu’nun ortadan kaldırıldığı hük-
me bağlanmadığı gibi, vatandaşlığa ilişkin herhangi bir düzenleme de getirilme-
miştir. Bkz.: Fişek, s. 17.
12
Nomer E., Vatandaşlık Hukuku, B. 15, İstanbul 2005, s. 44; Çelikel A., Yabancılar
Hukuku, B. 13, İstanbul 2007, s. 37; Osmanağaoğlu, s. 85.
Banu ŞİT hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
şilerdir.
13
Aslında böylece Osmanlı’da bugünkü anlamı ile vatandaşlık
kurumunun var olmadığı ortaya çıkmaktadır; zira teknik anlamda va-
tandaşlar arasında olması gereken hukuk önünde eşitlik esası Osmanlı
tebaası bakımından geçerli değildir. Müslümanlarla gayri müslimler
arasında çeşitli hak ve yükümlülükler bakımından statü farkı vardır.
14
Osmanlı’nın 1800’lü yılların ortalarında tâbiiyet konusunu huku-
ki açıdan düzenleme aşamasına geçmesi, aslında Müslüman tebaa ile
gayri müslim tebaa arasındaki bu statü farklılığını giderme gereğin-
den değil; gayri müslim tebaanın yabancı devletlerin tâbiiyetine geç-
mek suretiyle Osmanlı’nın bu devletlere tanıdığı kapitülasyonlardan
yararlanma eğiliminin önüne geçmek gayretinden doğmuştur.
15
İşte
bu amaçla 1869 yılında yürürlüğe konulan Tâbiiyet-i Osmaniyye Ka-
nunnamesi,
16
Müslüman olup olmamanın tâbiiyet üzerindeki etkisini
sona erdirmiş; Osmanlı tâbiiyetinin kazanılma esaslarını ana hatları ile
düzenlemiştir. Kanunnamede Osmanlı tâbiiyetinin kazanılması kan
esası ve toprak esası üzerine inşa edilirken, Osmanlı ülkesinde ikamet
eden herkes ilke olarak Osmanlı tebaası sayılmış ve yabancı bir devle-
tin tebaası olduğunu ileri sürenlerin bunu kanıtlamaları gerektiği hük-
me bağlanmıştır (m. 9). Bu esas, Osmanlı’da tâbiiyetin zaten ikamet
etme koşulu ile atfedilmiş olması gerçeği ile uyumludur.
17
1876 yılında
yayımlanan ve ilk Osmanlı anayasası olan Kanun-u Esasi
18
de tâbiiyete
ilişkin olarak düzenleme getirmiş ve bu düzenlemede Osmanlı tâbiiye-
tinde bulunan herkese din ve mezhep farkı gözetilmeksizin “Osmanlı”
denileceği belirtilmiştir (m. 8).
Görülmektedir ki, Osmanlı İmparatorluğu, bugünkü anlamda pek
çok ulustan oluşan tebaası arasında dine dayalı bir ayırım yapmış iken,
son döneminde hem bu ayırımı ortadan kaldırmış hem de dünya ça-
pında hareketlenen ulusçuluk akımları karşısında güç kaybetmemek
arzusu ile tebaası ile arasındaki ilişkiyi “Osmanlılık” statüsü ile formü-
le etmeye çalışmıştır.
13
Çelikel, s. 37; Osmanağaoğlu, s. 85-86. Müslim-gayri müslim ayrımının hukuki bir
ayırım olduğu (Kıta Avrupa’sı ve İngiltere feodalitesindeki hukuki sınıf ayrımları
ile karşılaştırıldığında) yönünde bkz.: Osmanağaoğlu, s. 60-61.
14
Aybay, R., Vatandaşlık Hukuku, B. 2, İstanbul 2004, s. 68.
15
Bu konuda bkz., Unat, 8; Seviğ, M. R., Devletler Hususi Hukuku, Giriş, Vatandaşlık ve
Yabancılar Hukuku, İstanbul 1983, s. 72–74; Aybay, s. 42. 106 vd.; Osmanağaoğlu, s.
173 vd.
16
Metin için bkz.: Unat, s. 8.
17
Göğer, E., Türk Tabiiyet Hukuku, B. 4, Ankara 1979, s. 19.
18
Metin için bkz.: Unat, s. 14.
hakemli makaleler Banu ŞİT
71TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
Cumhuriyet ile kurulan ulus-devletin getirdiği Türk vatandaşlığı,
özellikle teorik anlamda Fransız ya da Alman vatandaşlık statüleri ile
ortak özellikleri paylaşmış olsa da, imparatorluktan gelen siyasal ve
toplumsal yapının etkisi altında şekillenmiştir. Irk ve din ayırımı göze-
tilmeksizin Türkiye ahalisine vatandaşlık itibarı ile Türk denileceğini
hükme bağlayan 1924 Anayasası’nın 88. maddesi ve daha sonra 1961
Anayasası’nın 54. maddesinde ve 1982 Anayasası’nın 66. maddesinde
ifade edilen
19
Türk vatandaşlığı kavramı, Osmanlı’nın çok uluslu ve
çok dinli yapısının üstüne kurulan ulus-devletin vatandaşlık anlayışını
yansıtmaktadır. Bu anlamda Osmanlı’dan gelen toplumsal ve siyasal
yapının özelliklerinin, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ve arkasından gelen
devrimin ulusçu ve laik karakteri ışığında ele alınması bir zorunluluk-
tur. Fransız Devrimi’nde olduğu gibi Türk Devrimi’nde de ulus bilinci
devrim sonrasında yaratılmaya çalışılmıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı
ve devrimi gerçekleştiren ulusa bir bütün olarak, içindeki farklı ırk ve
dine dayalı gruplar yok sayılarak değil; bunların oluşturduğu toplulu-
ğa Türk ulusu denilerek yeni kurulan devletin insan unsuru hukuken
ifade edilmiştir. Bu nedenle “Türk” sıfatı, Türkiye Cumhuriyeti vatan-
daşlığını ifade eder.
20
Genel olarak görüldüğü üzere, devletin insan unsurunun ve va-
tandaşlığın tesisi, her devletin siyasal, toplumsal yapısına, hukuk
düzeninin temel değerlerine bağlı olarak değişkenlik gösterebilmek-
19
1982 Anayasası m. 66’ya göre, “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan her-
kes Türk’tür…” bu hüküm Anayasal düzeyde ilk defa 1961 Anayasası’nda ifade
edilmiştir. 1961 Anayasası’nın hazırlanması aşamasında, Siyasal Bilgiler Fakültesi
İdari İlimler Enstitüsü’nün Gerekçeli Anayasa Tasarısı’nda önerilen ve nihai olarak
1961 Anayasası’nın 54. maddesinde kabul edilen “Türk Devletine vatandaşlık bağı
ile bağlı olan herkes Türk’tür…” hükmü hakkında, bu hükmü 1924 Anayasası’nın
88. maddesi hükmü ile karşılaştırılarak bazı değerlendirmeler yapmak mümkün-
dür. 1924 Anayasası’nın 88. maddesindeki ifade tarzının vatandaşlar arasında ırk
ve dine dayanan bir ayrılık fikrini tescil ettiği düşüncesinin 1961 Anayasası’nda
bu ırk ve din ayrımına işaret edilmemesi gereğini doğurduğu; bugün Türkiye
Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı oldukları halde ırk, din, dil bakımın-
dan birbirinden farklı grupların var olduğu gerçeğinin inkar edilemeyeceği; ancak
hukuken önemli olanın kişilerin ırkları, dinleri veya dilleri değil, onların devlete
vatandaş sıfatı ile bağlı bulunmaları olduğu yönünde değerlendirme için bkz.: Fi-
şek, s. 40. 1961 Anayasası’nın Temsilciler Meclisi Görüşmeleri’nde de vatandaşlığa
ilişkin hükmün çeşitli yönleri tartışılmış ve bu hükmün çıkarılması teklifine karşı
Komisyon Sözcüsü Muammer Aksoy tarafından söz konusu hükmün, “Atatürk’ün
Türkçülük ve milliyetçilik mefhumunu izah ederken kullandığı formülün ta kendi-
si” olduğu ifade edilmiştir. Bkz.: Unat, s. 256. Ayrıca Bkz.: Osmanağaoğlu, s. 10.
20
Nomer, agt., s. 68.
Banu ŞİT hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
tedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında ve sonrasında
vatandaşlık kavramının anayasalara yansıyan görüntüsünün, Kıta
Avrupa’sı ülkelerinde kabul edilen vatandaşlık anlayışına ana hatla-
rı ile benzer olduğu; geçmişten gelen toplumsal ve siyasal yapı fark-
lılıklarına rağmen hukuki çerçevenin benzer şekilde çizilmiş olduğu
söylenebilir. Amerikan ve İngiliz hukuk sistemlerinde de, modern va-
tandaşlık kurumunun gelişimine ilişkin olarak Kıta Avrupa’sı ile ortak
noktalar bulunmakla birlikte, çeşitli açılardan farklı bir seyir izlendiği
görülmektedir. Aşağıda Amerikan ve İngiliz hukukunda vatandaşlık
kurumu konuya ilişkin temel hukuki düzenlemeler çerçevesinde ince-
lenerek, bu hukuk sistemlerinde ortaya çıkan özellikler belirlenmeye
çalışılacaktır.
II. Amerikan Hukukunda Vatandaşlığın Anayasal Temeli
A. Genel Olarak Amerika Birleşik Devletleri
Hukukunda Vatandaşlık
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) hukukunda vatandaşlığın (ci-
tizenship) anayasal temeli 1868 yılına ait 14. ek maddede
21
bulunmak-
tadır. 14. ek madde öncesinde Amerikan Anayasası’nda vatandaşlığa
ilişkin bir hüküm yer almamakta idi. ABD hukukunda vatandaşlığa
ilişkin ilk düzenleme 1866 Medeni Haklar Kanunu
22
(Civil Rights Act)
ile yapılmış; ancak kanunun anayasal düzeyde hükme bağlanması ge-
rekli görüldüğünden 14. ek madde hazırlanıp yürürlüğe konulmuş-
tur.
Hukuki düzenlemeleri incelemeye geçmeden önce ABD’de fark-
lı etnik kökenlere sahip pek çok Amerikalının kendisini ABD tebaası
olarak değil; ABD vatandaşı (citizen) olarak gördüğü ve “ulusal bağ -
milliyet” (nationality) teriminin daha çok etnik kökene işaret ettiği be-
lirtilmelidir.
23
Anglo-Amerikan dünyası ile Avrupa arasında devlet oluşumu sü-
21
14. ek madde (Amendment)’nin İngilizce metni için bkz.: http://www.archives.
gov/national-archives experience/charters/constitution_amendments_11-27.html
(erişim tarihi: 28.01.2008).
22
Civil Rights Act 1866’nın İngilizce metni için bkz.: http://search.ebscohost.com/
login.aspx?direct=true&db=a9h&AN=21212244&site=ehost-live (erişim tarihi: 28.
01.2008).
23
Neuman, s. 249.
hakemli makaleler Banu ŞİT
73TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
recinde görülen farklılıklar devletin insan unsuru konusundaki varsa-
yımların da farklılaşmasına yol açmıştır. İngilizce konuşulan ülkelerde
devletle ulus eşit görülmekte olup; halk belli bir devleti veya ulusu
oluşturan insan topluluğu olarak algılanır. Başka bir deyişle devlet,
insan unsurunu tanımlar.
24
Buna karşılık Avrupalılar insan unsuru-
nu, yani ulusu devletten ayrı görürler ve ulusu veya halkı dil, din,
kültür, tarih ve köken gibi ortak özelliklerin birleştirdiği; devlet or-
ganizasyonundan ayrı bir bütün olarak değerlendirirler. 19. yüzyılın
romantik milliyetçiliğine kaynaklık eden bu yaklaşım özellikle İtalya
ve Almanya’nın siyasi birliğinin sağlanmasında da ideolojik temel ol-
muştur. Ulus devletin, toplumun kendi kaderini tayin etmede bir araç
olarak görüldüğü ve politik ve hukuki düşüncede toplumcu geleneğin
hakim olduğu bu yaklaşım karşısında, ABD’de liberal bireyci gelenek
ağır basmıştır ve vatandaşlık (citizenship) etnik kökenden bağımsız ola-
rak gelişmiştir.
B. Amerikan Vatandaşlık Hukukunun Temelleri
Amerikan vatandaşlık hukukunun anayasal dayanağı olan 14. Ek
Madde’nin yürürlüğe girmesine kadar Amerikan Anayasası’nda va-
tandaşlığın ne tanımı verilmiş ne de vatandaşlığı oluşturan unsurlar
belirtilmiştir.
25
14. ek madde paragraf 1’de vatandaşlığın bir tanımı
verilmemekle birlikte, vatandaş (citizen) statüsü kazanmak için gerek-
li olan koşullar belirlenmiştir. Buna göre, “Birleşik Devletler’de doğan
veya vatandaşlığa kabul edilen ve Birleşik Devletler yetkisine tâbi olan herkes,
Birleşik Devletler’in ve ikamet ettikleri Eyaletin vatandaşıdır.”
26
Görüldü-
ğü gibi paragraf 1, teknik olarak bir “vatandaş” (citizen) tanımı yapma-
makla beraber, bir eyaletin ve Birleşik Devletler’in vatandaşı olmanın
koşullarını ifade etmektedir.
27
14. ek madde ile bu şekilde bir düzenleme yapılmasının çeşitli ne-
denleri sayılmaktadır. Bunlardan en önde geleni, vatandaş statüsüne
24
Neuman, s. 249.
25
Smith, D. G.: Citizenship and the Fourteenth Amendment, San Diego L. R., 1997, Vol.
34, s. 691.
26
“All persons born or naturalized in the United States, and subject to the jurisdiction thereof,
are citizens of the United States and of the State where in they reside” (U.S. Constitution,
amend 14, Section 1 [adopted 1868]).
27
Smith, s. 683.
Banu ŞİT hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
ilişkin koşulların anayasa metni içine alınarak anayasal güvenceye ka-
vuşturulması; böylece eyaletlerin (ve kongrenin) bu koşulları yerine
getiren kişilerin vatandaşlık haklarını reddetme yetkisinin ortadan
kaldırılmasıdır.
28
Aslında bu sonucu gerekli kılan neden, 1856 yılında
Amerikan Yüksek Mahkemesi (Supreme Court)’nin Dred Scott v. Sand-
ford
29
davasında verdiği karar ile karşımıza çıkmıştır. Bu davada Yük-
sek Mahkeme özgür siyahların vatandaş statüsünde olmadıklarına ve
anayasanın değiştirilmesi (amendment) dışında hiçbir yolla vatandaş
olamayacaklarına hükmetmişti. Dred Scott davası sonrasında 1866 Ci-
vil Rights Act’te siyahların vatandaşlık haklarından söz edilmiştir. An-
cak Yüksek Mahkeme’nin söz konusu davada anayasanın değiştiril-
mesi dışında hiçbir yolla özgür siyahlara vatandaşlık verilemeyeceğini
karara bağlamış olması nedeniyle, 14. ek madde ile gerekli değişiklik
yapılmış ve Civil Rights Act ile getirilen düzenleme anayasal güvence
altına alınmıştır. Bu düzenlemenin yapılmasında kongrenin ve eya-
letlerin olası kısıtlayıcı düzenlemelerinin önüne geçilmek istenmesi
önemli rol oynamıştır.
30
14. ek maddeden önce de bazı girişimlerde bulunulmuştur. Ör-
neğin, 13. ek madde ile kölelik yasaklanmıştır. Ancak 13. ek madde
kölelik ile vatandaşlık arasında bir ara statü yaratılmasını engelleyici
olmamıştır. Benzer şekilde 1866 Civil Rights Act ile siyahların vatan-
daşlık hakkına sahip oldukları öngörülmüş olmasına karşın, Yüksek
Mahkeme Dred Scott davasında yukarıda sözü edilen karara varmış-
tır. Dolayısıyla 14. ek maddenin vatandaşlık düzenlemesi Yüksek
Mahkeme’nin verdiği karara bir cevap niteliğindedir. 14. ek maddede
yer alan vatandaşlık düzenlemesinin Afrika kökenli kişilerin vatandaş
olmadıkları ve olamayacakları yargısını içeren Yüksek Mahkeme ka-
rarını etkisiz kılmaya yaradığı kabul edilir. Bunu yaparken ek madde,
ırkın hiçbir rolünün olmadığı bir vatandaşlık statüsü getirmiştir.
31
14. ek maddeyi hazırlayanların bir diğer amacı, vatandaşlığın ulu-
sallaştırılması ve paragraf 1’in ikinci cümlesinde ifadesini bulan ABD
28
Smith, s. 693.
29
60 U.S. (19 How.) 393 (1856), Kararın metni için bkz.: http://caselaw.lp.findlaw.
com/scripts/getcase.pl?navby=CASE&court=US&vol=60&page=393
30
Smith, s. 693.
31
Bosniak, L.: Constitutional Citizenship Through the Prism of Alienage, Ohio State Law
Journal, 2002, Vol. 63, No. 5, s. 1295.
hakemli makaleler Banu ŞİT
75TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
vatandaşlarının “ayrıcalık ve muafiyetleri”
32
ibaresinin içeriğini oluştu-
ran hakların federal güvence altına alınmasıdır.
33
Gerçekten de 14. ek
madde ile vatandaşlık, ulusal (federal düzeyde) hukukun ve ulusal
menfaatin konusu haline gelmiştir. Bundan önce vatandaşlığın anla-
mının belirlenmesi ve düzenlenmesi eyaletlerin yetkisi içinde görülü-
yordu. 14. ek madde bu konuda eyalet egemenliğini kaldırarak, eya-
letlerle federal devlet arasındaki ilişkinin yeniden düzenlenmesinin de
işareti olmuştur.
34
Birleşik Devletler hukuk geleneğinde, 14. ek madde öncesinde
“vatandaş” (citizen) terimi kişilerin ABD’de doğmasından veya ABD’de
vatandaşlığa alınmasından daha fazlasını ifade etmiştir. Zira vatandaş
statüsüne belli ayrıcalık ve bağışıklıklar eşlik etmiştir. 14. ek maddenin
vatandaşlık kavramının içinde bulunan bu temel hakları da koruması-
nın amaçlandığı kabul edilmektedir.
35
Bu haklar, common law tarafından
tanınan temel haklar (common rights)’dır. 14. ek maddeden önce ana-
yasada vatandaşlığın tanımı yapılmış değildi. Kimlerin bu sınıfa girdi-
ği tartışmalı olmakla birlikte, “vatandaş” teriminin anlamı konusunda
hukuk camiasında görüş birliği bulunmakta idi. Buna göre vatandaş,
devlete sadakat borcu olan ve devletin korumasını talep etme hakkı
bulunan kişidir.
36
Sözü edilen haklar, vatandaşlığın içinde, yapısında
mevcut olan haklardır. Ancak vatandaşlığın içerik olarak anlamı ve
kapsamı tartışmalı bir konu olmuştur; zira başlangıçta vatandaşlığın
kapsamına giren hakların (14. ek maddede anılan ayrıcalık ve muafi-
yetlerin) temel haklar (natural rights, civil rights)’dan ibaret olduğu ve
siyasal hakların vatandaş statüsünün kapsamında yer almadığı yaygın
olarak kabul edilmiştir.
37
Bu anlamda vatandaşlık kavramının çok dar
kapsamlı olduğu ileri sürülmüştür.
38
1875 yılında verilen bir Yüksek
Mahkeme kararında da oy kullanmanın vatandaşlık haklarından ol-
32
“…No State shall make or enforce any law which shall abridge the privileges or immunities
of citizens of the United States; nor shall any State deprive any person of life, liberty, or pro-
perty, without due process of law; nor deny to any person within its jurisdiction the equal
protection of the laws” (U.S. Constitution, amend. 14, Section 1 [adopted 1868]).
33
Smith, s. 798.
34
Bosniak, s. 1295.
35
Smith, s. 798.
36
Smith, s. 691.
37
Bosniak, s. 1296–1297; Smith, s. 691. Siyasal haklar 20. yüzyılda vatandaşlığın bir
gereği olarak kabul edilmiştir. Bu konuda bkz. Smith, s. 691 vd.
38
Bkz. Bosniak, s. 1300.
Banu ŞİT hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
madığı hükme bağlanmıştır; fakat oy kullanmanın vatandaşlık statü-
süne de münhasır olmadığı; zira 19. yüzyıl sonlarında bazı eyaletler-
de yerel seçimlerde yabancılara seçme hakkı tanındığı görülmektedir.
Böylece vatandaşlık statüsü ile vatandaşlık hakları arasında bir ayırım
bulunduğu ve bu ikisinin birbirinden bağımsız olabileceği anlayışı ka-
bul görmüştür.
39
14. ek maddenin vatandaşlık ayrıcalık ve bağışıklıkları konusun-
daki genel ifadesine yönelik tartışmaların odak noktasını siyasal haklar
oluşturmuştur. Ancak 14. ek maddede siyasal haklardan söz edilme-
miş olup, anılan ayrıcalık ve bağışıklıkların da vatandaşlık kavramının
içinde yer alan haklardan ibaret olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.
Siyasal haklar ise bu anlamda vatandaşlık kavramının içinde mevcut
olan haklardan sayılmamıştır; aksine siyasal hakların kullanımının
başka olgu ve niteliklere bağlı olduğu ifade edilmiştir.
40
Gerçekten gü-
nümüzde genel seçimlerde oy kullanma hakkından yoksun bulunan
fakat ABD vatandaşı (citizen) olan halk topluluklarının
41
varlığı, Ame-
rikan vatandaşlık hukukunda vatandaşlık haklarının algılanış şeklinin
tarihsel olarak farklılaştığının ve Kıta Avrupası’nda olduğu gibi va-
tandaşlık kavramının hak ve özgürlüklerden yararlanma bakımından
eşitlik esası çerçevesinde tanımlanmadığının bir göstergesidir.
39
Bkz. Bosniak, s. 1300 vd.
40
Bkz. Smith, s. 691 vd.
41
Puerto Rico, Guam, Virgin Islands, Northern Mariana Islands’da yaşayanlar ABD
vatandaşı (citizen) olmakla birlikte, istisnai olarak genel seçimlerinde oy kullanma
hakkından yoksundurlar. American Samoa ve Swain Islands’da yaşayanlar ise va-
tandaş statüsünde değil, Amerikan tâbiiyetinde (U.S. nationals) bulunmaktadırlar.
Amerikan vatandaşları kural olarak her türlü siyasal hakka sahip olmakla birlikte,
Amerikan tebaasının siyasal hakları yoktur. Bkz.: Neuman, s. 253; Sınırlı vatandaş-
lık (limited citizenship) konusunda bkz.: Johnson, K. R.: Puerto Rico, Puerto Ricans,
and Latcrit Theory: Commonalities and Differences Between Latina/O Experiences, Mi-
chigan Journal of Race and Law, 2000, Vol. 6, s. 108-117; Ayrıca ülkede bulunan
vatandaş olmayanların (yabancıların) oy kullanma hakkı konusunda bkz.: Ho, V.
H.: Noncitizen Voting Rights: The History, the Law and Current Prospects for Change,
Immgr. & Nat’lity, Law Rev., 2000, 21, s. 477-528, çevrimiçi: Heinonline. Vatandaş
olmayanlara siyasal haklar tanınması, vatandaşlık kavramı çerçevesinde tartışıl-
maktadır. Vatandaşlığı bir haklar toplamı olarak gören anlayış ile bir hukuki statü
olarak gören anlayış dikkate alındığında bu konudan hareketle vatandaşlık kavra-
mının iki yönü bulunduğu; hukuken vatandaş olmanın vatandaşlık haklarının her
durumda güvence altında olması anlamına gelmeyeceği gibi, hukuken vatandaş
olmayanların da vatandaşlık hakları olarak nitelendirilen haklara sahip olabileceği
yönünde bkz.: Bosniak, s. 1293; Ayrıca bkz.: Bosniak, L.: Citizenship Denationalized,
Indiana Journal of Global Legal Studies, 2000, Vol. 7, s. 447-509.
hakemli makaleler Banu ŞİT
77TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
III. İngiliz Hukukunda Vatandaşlığın Temeli
A. Genel Olarak İngiliz Hukukunda Vatandaşlık
Hukukta vatandaşlık kavramı, vatandaşlığın kazanılmasına iliş-
kin kuralların gereğini yerine getiren kişilere siyasi birliğe üyelik ve-
rilmesini ifade eder. Bazı sistemlerde hukuk, devletle birey arasındaki
ilişkinin yapısını da saptar. Bu saptama genellikle vatandaşların hak
ve yükümlülüklerini öngören anayasal hükümlerde yer alır. Fakat
Birleşik Krallık anayasa hukuku, vatandaş ile devlet arasındaki iliş-
kinin normatif içeriğini açıkça belirlememektedir; bu nedenle vatan-
daşlık kavramının teorik açıdan incelenmesinin gerekli olduğu ileri
sürülmüştür.
42
Vatandaşlık fikri aslında farklı yorumlara açıktır. Bu
durumun temel nedeni, devletle birey arasındaki ilişkinin çeşitli yön-
lerinin bu ilişkiyi destekleyen bir siyasi teoriye dayanmasıdır. Gerçek-
ten, liberal geleneğe bağlı yazarların yaptığı vatandaş tanımı, örneğin
liberalizmin toplumcu eleştirilerini ifade edenlerin yaptığı tanımdan
farklıdır.
43
Vatandaşlık statüsü ile ulusal bağlılık veya etnik köken (nationa-
lity) arasındaki ayırım da Birleşik Krallık hukukunda pek net değildir.
Ulusal bağlılık, daha çok hukuken hangi vatandaşlığa sahip olduğuna
bakılmaksızın, bireyle ulusu arasındaki ilişkiyi ifade eder. Ulus, ortak
kimliği kendisi ve diğerleri tarafından tanınan, ortak bir geçmişi ve adı
bulunan insan topluluğu olarak tanımlanabilir. Buna karşılık vatandaş
statüsü, bireyle, birden fazla ulusu da kapsayabilecek (Büyük Britan-
ya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallık’ı örneğinde olduğu gibi) ülkesel
sınırlar içinde bir siyasi organizasyon şekli olan devlet arasındaki iliş-
kiyi ifade eder.
44
Tarihsel olarak, Birleşik Krallık’ta vatandaşlık (citizenship) ile ulu-
sal bağlılık (nationality) toplumsal yapının oluşumunda kıtada oldu-
ğundan daha sınırlı bir rol oynamıştır. Gerçekten, “İngiliz vatandaşı”
(British citizen) statüsü esas olarak 1981’de yaratılmıştır ve bu statü
Fransız veya Alman vatandaşlığının taşıdığı sembolik ağırlığı taşıma-
maktadır. Bir yazarın gözlemi şu yöndedir: “İngiliz vatandaşlığı hakkın-
da ilk söylenecek olan, böyle bir şeyin gerçekte var olmadığıdır –en azından
42
Lardy, H.: Citizenship and Right to Vote, Oxford Journal of Legal Studies, Vol 17, No.
1, s. 76.
43
Bkz. Lardy, s. 76.
44
Lardy, s. 76.
Banu ŞİT hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
diğer ülkelerde anlaşılan anlamda vatandaşlık değildir.”
45
Hatta İngiltere’de
genel seçimlerde oy kullanma hakkı, İngiliz vatandaşlığına bağlı de-
ğildir; Birleşik Krallık’ta ikamet eden bir İrlandalı veya Kanadalı, yerel
seçimlere, Avrupa Birliği seçimlerine ve hatta İngiliz genel seçimle-
rine katılabilir.
46
Bu durum, İngiliz vatandaşlık hukukunun kodifiye
edilmesinden önceye dayanan bir common law kuralından kaynaklan-
maktadır. Söz konusu kural uyarınca, Birleşik Krallık’ta ikamet eden
İngiliz tebaası (British subjects) parlamento seçimlerinde ve yerel seçim-
lerde oy kullanma hakkına sahiptir.
47
1914 yılında İngiliz vatandaşlık
hukukunu kodifiye eden ilk düzenleme olan British Nationality and
Status of Aliens Act
48
ile İngiliz tebaasının seçimlere katılma hakkı ko-
runmuştur. 1914 yılına ait bu kanun ile İngiliz vatandaşlık hukukunun
kodifiye edildiği ifade edilmektedir. Kanun, tâbiiyet bağını esas aldığı
için bugünkü anlamda vatandaşlık statüsünü düzenlemekten ziyade,
o güne kadar gelişen tâbiiyet hukuku normlarını kodifiye etmiştir.
Bu dönemde tâbiiyet bağının İngiliz İmparatorluğu’nun her yerinde
geçerli bir bağ olduğu varsayımı kabul görmüştür. Buna göre, kralın
yetkisi altında olan herkes İngiliz tebaasıdır. İngiliz tâbiiyeti, İngiliz
pasaportu almak için başvuruda bulunma ve İngiliz devletinden dip-
lomatik koruma talep etme hakkı verdiği için uygulamada vatandaşlık
gibi değerlendirilmiştir; ancak bir statü olarak diğer pek çok devlette
vatandaşlığa bağlanan hakları kapsamına almamıştır.
49
İngiliz modeli-
nin bir diğer özelliği, politik mensubiyet düşüncesinin, politik birliğin
bir üyesi olmaktan değil, kişisel olarak egemen olana sadakat bağı ile
bağlılıktan doğmuş olmasıdır.
50
Yani tâbiiyet, bir politik sisteme değil;
kişisel olarak krala tâbiiyettir. Özellikle kolonilerde yaşayan insanlar
için tebaa olmanın anlamı budur.
45
Bkz. Thomas, E. R.: Immigration and Changing Definitions of National Citizenship in
France, Germany, and Britain, Research Article, French Politics, 2006, 4, 251’den nak-
len: Dummett, A.: The Acquisition of British Citizenship, From Imperial Traditions
to National Definitions, in R. Bauböck (ed.) From Aliens to Citizens: Redefining the
Status of Immigrants in Europe, Vienna: Avebury, s. 75-80.
46
Thomas, s. 251; Lardy, s. 77 vd.
47
Lardy, s. 78.
48
British Nationality and Status of Aliens Act 1914 adlı kanunun değişik metni için
bkz.: http://www.legislation.gov.uk/RevisedStatutes/Acts/ukpga/1914/cuk
pga_19140017_en_1 (erişim tarihi: 14.02.2008).
49
Bkz. Thomas, s. 251.
50
Thomas, s. 251.
hakemli makaleler Banu ŞİT
79TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
B. İngiliz Vatandaşlık Hukukunun Genel Esasları
1948 yılına kadar İngiliz vatandaşlık hukukuna tâbiiyet bağı ha-
kim olmakla beraber, British Nationality Act 1948
51
ile “İngiliz tebaası”
yerine iki kategori öngörülmüştür: “Bağımsız bir İngiliz Uluslar Toplu-
luğu Ülkesinin Vatandaşı” ve “Birleşik Krallık ve Kolonilerinin Vatandaşı”.
Her iki kategori vatandaş statüsü aynı zamanda İngiliz tebaası sayıl-
makta; fakat İngiliz tebaası statüsü bu iki kategorinin altında ikincil bir
statü olarak yer almaktadır.
52
İngiliz Uluslar Topluluğu (Commonwe-
alth) ülkelerinin vatandaşları, aynı zamanda İngiliz tebaası olarak,
kendi ülkelerinin pasaportlarını taşımalarına karşın İngiltere’ye göç
etme hakkını korumuşlardır. Bu arada, Birleşik Krallık ve kolonileri-
nin vatandaşları İngiliz pasaportu taşımaya devam etmişlerdir.
53
Sözü
edilen kanuna göre her bir İngiliz Uluslar Topluluğu ülkesi, diğerinin
vatandaşlarını İngiliz tebaası olarak görmüş; bu ülkeler birbirlerinin
vatandaşlarına yabancı muamelesi yapmamıştır. Fakat göç kanunla-
rı ile getirilen kısıtlamalar saklı kalmıştır. Nitekim İngiltere özellikle
“Uluslar Topluluğu” ülkelerinden (Asya ve Afrika’dan) gelen göçmen-
lerin girişini kısıtlamak üzere göç düzenlemeleri yapmıştır.
54
Zira Bri-
tish Nationality Act 1948 ile getirilen rejim, 1950’lerde İngiliz Uluslar
Topluluğu ülkelerinden yeni bir göç dalgasına yol açmış ve 1960’a ka-
dar imparatorluğun yaklaşık 600 milyon sakini, İngiltere’ye girme ve
orada kalma hakkından (right of abode) yararlanmıştır.
55
İngiltere’ye göçün sınırlandırılmasında ilk adım, 1962 yılında yü-
rürlüğe giren Commonwealth Immigrants Act ile atılmış ve bu kanun-
la eski kolonilerin çoğunluğu göç denetimine tâbi tutulmuştur.
56
1968
yılında da “Birleşik Krallık ve kolonilerinin vatandaşı” olanlar için göçe
ilişkin sınırlamalar getirilmiştir.
57
Böylece özellikle eski bir koloni ül-
kesi ile olan ilişkiye dayalı olarak kazanılan bu tür vatandaşlığa sahip
51
British Nationality Act 1948 adlı kanunun metni için bkz.: http://www.uk-legis-
lation.hmso.gov.uk/RevisedStatutes/Acts/ukpga/1948/cukpga_19480056_en_1
(erişim tarihi: 14.02.2008).
52
Lardy, s. 78; Thomas, s. 252.
53
Thomas, s. 252.
54
Blake, C.: Legislation – Citizenship, Law and the State: The British Nationality Act
1981, Modern Law Review, 1982, Vol. 45, s. 180.
55
Thomas, s. 252.
56
Shah, P.: British Nationals Under Community Law: The Kaur Case, European Jour-
nal of Migration and Law, 2001, 3, s. 272.
57
Shah, s. 272.
Banu ŞİT hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
olanlar için giriş kontrolleri uygulanmaya başlamıştır.
58
Bu kontrollerin
uygulanmasında ırk ve etnik köken gibi etkenlerin rol oynadığı; göç-
menlik haklarının artan oranlarda vatandaşlık statüsünden koptuğu
ve etnik köken esasına dayandırıldığı kaydedilmiştir.
59
Vatandaşlığın
hukuki anlamı üzerinde durulmak yerine, ırk ve etnik köken dikkate
alınmıştır. Nitekim 1971 yılında yürürlüğe giren yeni bir kanun (Im-
migration Control Act) ile bu sefer menşe ülke ve “patriality” (sadece
Birleşik Krallık ile güçlü bağları olan İngiliz tebaasının Birleşik Kral
lık’ta yaşama ve çalışma hakkına sahip olması kriterini ifade eder
60
)
kriteri getirilmiş ve Birleşik Krallık’a göçü ırk temelinde sınırlandırma
eğilimi ağırlık kazanmıştır. Bu kanun İngiliz vatandaşlığını ırka dayalı
olarak tanımladığı için eleştiri konusu olmuştur.
61
İngiliz hukukunda görülen eğilim, vatandaşlık hukukunun göç
hukukuna uydurulması yönünde gelişmiştir. Bu nedenle İngiliz va-
tandaşlık hukuku göç politikalarının etkisi altında kalmıştır. 1980’li
yılların başında yeni bir kanun hazırlanması yolunda ortaya atılan
öneriler, patriality kriterini taşımayanlar için ülkeye giriş hakkının
daha da sınırlandırılması, common law’un temel prensiplerinden olan
toprak esasının, ebeveynin İngiliz vatandaşı olması şartına bağlanmak
yoluyla gevşetilmesi gibi hususları içeriyordu.
62
1971 Immigration
Control Act’e yönelik ırka dayalı sınırlamalar getirdiği eleştirileri ve
vatandaşlık hukukunu göç hukukuna uydurma çabaları 1981 yılında
yürürlüğe giren British Nationality Act’e
63
varlık kazandırmıştır. Bu
kanun, göçmenlik haklarındaki ayırımları, vatandaşlık statüsünün
yeni getirilen ayırımlarına veya kategorilerine dönüştürmüştür. Dola-
yısıyla 1981 kanunu ırk temeline dayanan göç haklarına ilişkin ayırım-
ları farklı vatandaşlık kategorilerine özgü ayırımlara dönüştüren yeni
bir hukuki statü yaratmıştır.
64
Bu doğrultuda vatandaşlık statüleri her
ne kadar doğrudan doğruya ırk temeline dayalı olarak belirlenmemiş
ise de, yeni öngörülen “İngiliz vatandaşı” (British citizen) statüsünde
58
Blake, s. 180; Thomas, s. 252.
59
Thomas, s. 253.
60
Parry, C.: British Nationality Law and the History of Naturalization, Milano 1954,
çevrimiçi: http://www.uniset.ca/naty/parry.htm (erişim tarihi: 15.02.2008).
61
Thomas, s. 253.
62
Blake, s. 181.
63
British Nationality Act 1981 adlı kanunun metni için bkz.: http://www.uniset.ca/
naty/BNA1981revd.htm (erişim tarihi: 15.02.2008).
64
Thomas, s. 253.
hakemli makaleler Banu ŞİT
81TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
olanların çoğunluğu beyazlardan oluşmakta; diğer kategorilerde yer
alan İngiliz tebaasının ise %95’i beyaz olmayan ırklara mensup bulun-
maktadır. Diğer ülkeler, kendi tebaası olmayan kişilerin göç etmelerini
sınırlamak üzere göç kanunları hazırlarken, İngiltere göçe ilişkin sınır-
lamaları ulusal vatandaşlığı yeniden tanımlamak üzere kullanmıştır.
65
Bu nedenle göç hakkına ilişkin sınırlamalar vatandaşlık statüsüne iliş-
kin sınırlamalar olarak karşımıza çıkmıştır.
Bu çerçevede 1981 British Nationality Act’te öngörülen vatan-
daşlık kategorilerine bakılacak olursa, “İngiliz vatandaşlığı” (British ci-
tizenship), mevcut göç mevzuatı ile büyük ölçüde belirlendiği üzere,
Birleşik Krallık ile bağları bulunanlar için tesis edilmiştir. Sadece bu
kategori Birleşik Krallık’ta yaşama ve çalışma hakkına sahiptir. İkinci
kategori, “İngiliz Bağlı Bölgeler Vatandaşlığı” (British Dependent Terrri-
tories Citizenship), bağlı bölgelerle ilişkisi olanlar için öngörülmüştür.
Bu kategoride olanların Birleşik Krallık’ta yaşama ve çalışma hakkına
sahip olup olmadıkları, ilişkili oldukları bağlı bölgenin göç hukuku-
na tâbidir. Üçüncü kategori ise “İngiliz Denizaşırı Vatandaşlığı” (British
Overseas Citzenship) olup, bu tür vatandaşlığı ellerinde tutanlar, Bir-
leşik Krallık’ta yaşama ve çalışma hakkına sahip değildirler.
66
Her üç
vatandaşlığın kazanılması yolları çok karmaşık ve çeşitlidir. Şu kadarı
söylenebilir ki, vatandaşlığın alt kategorilerinde bulunanların Birleşik
Krallık’a girişleri sınırlandırılmıştır. Alt kategori olarak sözü edilenler
arasında sayılabilecek diğer bazı gruplar, İngiliz tebaası (British sub-
jects), İngiliz denizaşırı uyrukları (British Nationals – Overseas), İngiliz
koruması altındaki kişiler (British Protected Persons)’dir.
Vatandaşlığın ikinci kategorisi olan İngiliz Bağlı Bölgeler vatan-
daşlığı (British Dependent Terrritories Citizenship) mevcut bir denizaşırı
toprak ile olan bağlantı nedeniyle kazanılan vatandaşlıktır. 2002 yılın-
da yürürlüğe giren British Overseas Territories Act ile bu kategorinin
adı “İngiliz Denizaşırı Bölgeler Vatandaşlığı” (British Overseas Territories
Citizenship) olarak değiştirilmiştir.
67
1981 kanununda üçüncü kategori olan “İngiliz Denizaşırı vatan-
daşlığı” (British Overseas Citizenship), aslında bir geçiş statüsü olarak
tasarlanmıştır. Kanunun yürürlüğe girdiği dönemde İngiliz vatandaş-
65
Thomas, s. 253.
66
Blake, s. 182.
67
Blake, s. 190.
Banu ŞİT hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 76, 2008
lığı veya İngiliz Bağlı Bölgeler Vatandaşlığı kazanamayanlar için ikinci
sınıf bir vatandaşlık statüsü olarak öngörülmüştür.
2002 yılında yürürlüğe giren Nationality, Immigration and Asy-
lum Act ilk kısmında vatandaşlık konusunda düzenleme getirmiş ve
1981 kanununda bazı değişiklikler yapmıştır. Ancak vatandaşlık kate-
gorilerine ilişkin bir değişiklik olmamıştır.
Sonuç
Modern vatandaşlık kurumunun gelişimi ve hukuk sistemlerince
ele alınış biçimi, ülkeden ülkeye, sistemden sisteme değişen nedenle-
re dayalı olarak farklılık göstermiştir. Vatandaşlığın gelişiminde etken
olan unsurlar ve devletlerin kurulma süreçlerindeki özellikler, kimle-
rin vatandaş olduğunun ve vatandaşlık statüsünün içeriğinin düzen-
lenmesinde belirleyici olmuştur. Kıta Avrupası’nda Fransa ile İngiliz-
Amerikan sistemlerinde kurucu devrimlere dayanan devlet oluşumu
bakımından ortak olan özellikler, devletin insan unsurunun tespitinde
ortaya çıkan farklılaşma nedeniyle vatandaşlık kurumunun bu ülke-
lerdeki gelişiminin farklı bir seyir izlemesine engel olamamıştır. ABD
hukukunda Afrika kökenliler için de vatandaşlık ve eşitlik sağlanması
gereği devletin kurulması sonrasında karşımıza çıkarken, Fransa’da
eşitlik arayışları devrimin bir parçası olmuş ve vatandaşlık kurumu-
nun yapıtaşlarından biri olarak belirmiştir.
Görüldüğü üzere, vatandaşlık kurumu her ülkenin kendi koşul-
ları ve hukuk düzeni içinde gelişmektedir. Ancak bugün modern va-
tandaşlık statüsü ülkeden ülkeye ciddi bir farklılık göstermemektedir.
Modern vatandaşlık kurumunun en önemli özelliği ırk ve din ayırım-
cılığını reddetmesi olarak göze çarpmaktadır. Türk hukukunda da va-
tandaşlık kurumunun tarihsel gelişim süreci içinde bu tür ayırımları
dışlayıcı özelliği ağır basmıştır.