hakemli makaleler Yaşar ÇOR
63TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Giriş
İnsan haklarının uluslararası düzeyde korunması ikinci dünya sa-
vaşından itibaren büyük bir önemle hız kazanmıştır. Dolayısıyla ulus-
lararası koruma, tarihsel olarak insan hakları düşüncesi ve kavramı
kadar eski bir olgu değildir.
İkinci Dünya Savaşı öncesinde uluslararası hukuk, yalnızca dev-
letler arasındaki ilişkileri düzenliyor, “devlet ve vatandaş” arasındaki
ilişkilerin düzenlenmesi ise ülkelerin iç hukukuna bırakılıyordu. An-
cak İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren başlayan insan hakları alanın-
daki örgütlenmeler ve sözleşmeler neticesinde birey, ulusal hukuk öz-
nesi olmanın yanında, uluslararası hukuk öznesi durumuna gelmeye
başlamıştır.
Bu maksatla, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere Avrupa Kon-
seyi ve bölgesel alanlar çerçevesinde sözleşmeler ve hukuki belgeler
hazırlanmış kurumsal yapılanmalar oluşturulmuş ve denetim meka-
nizmaları kurulmuştur.
Bu çalışmada, kısaca sözleşmelere değinildikten sonra, özellikle
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’nin “işkence görmeme hakkı”nı düzenleyen 3. maddesiyle il-
gili verilen kararlar ele alınacaktır.
AVRUPA İNSAN HAKLARI
MAHKEMESİ’NİN
SÖZLEŞME KAPSAMINDA
İŞKENCE GÖRMEME HAKKINA
BAKIŞ AÇISI
Yaşar ÇOR*
* Emniyet amiri.
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
İkinci Dünya Savaşı sırasında insanlığa karşı işlenen suçlar, yöne-
tici ve devlet adamlarına karşılıklı anlayışa dayanan birliğin oluşturul-
ması, yeni bir Avrupa kurulması düşüncesini benimsetmiştir.
1
İşte bu
anlayış içinde Avrupa’nın ilk siyasal kuruluşu olan Avrupa Konseyi,
“Üyeleri arasında ortak varlıkları olan, ülkü ve ilkeleri korumak ve yaymak,
ekonomik ve toplumsal girişimleri sağlamak” amacıyla 1949 yılında kurul-
muştur.
AK’nin amaçları arasında yer alan en önemli ilke, insan hakları-
nın ve temel özgürlüklerinin geliştirilmesi ve korunmasıdır. Bu ilkeler
çerçevesinde 4 Kasım 1950 tarihinde imzalanan sözleşme, 3 Eylül 1953
tarihinde yürürlüğe girmiş, Türkiye sözleşmeyi 1954 yılında onayla-
mıştır.
AİHS’nin en önemli özelliği, koruma altına aldığı temel hak ve
özgürlükleri kapsamlı olarak düzenlemesi, hangi koşullarla ve nasıl
sınırlanabileceklerinin ölçütlerini koyması ve işlevselliğini sağlaya-
cak denetim organlarını kurmasıdır.
O
Bu yapılanmaya katılan Avrupa
Konseyi ülkeleri ulusal düzenlemelerinde, sözleşmeye aykırı yasalar
çıkarmama ve varolan hukuklarını sözleşmeye uygun bir biçimde ye-
nileme yükümlülüğü altındadırlar.
AİHS’yi, diğer bildiri ve sözleşmelerden ayıran önemli bir özellik,
sözleşmede öngörülen temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla
kurulan denetim mekanizmasının bulunmasıdır. Böylelikle sözleşme,
insan haklarının korunmasının ulusal düzeyden, uluslararası düzeye
geçmesini sağlamış, bireyi uluslararası hukukta söz sahibi yapmıştır.
Bu sözleşmenin 3. maddesinde, hiç kimsenin işkenceye, insanlık
dışı ya da onur kırıcı cezaya veya işlemelere tabi tutulamayacağı hü-
küm altına alınmıştır. Ayrıca, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin
verdiği kararlarda görüleceği gibi, sözleşmenin 2. maddesinde dile ge-
tirilen yaşama hakkı ve 13. maddesindeki etkili başvuru hakkı da 3.
madde ile yakından ilişkilidir.
Ünal, Şeref, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, TBMM Basımevi, Ankara, 2001, s. 66.
Doğan, Bülent ve Seven, Huriye, “İnsan Hakları Sorunu Olarak İşkence”, Türk İdare
Dergisi, Sayı 438, Mart 2003, s. 101.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
65TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
AİHS’nin en önemli özelliği, öngörülen hak ve özgürlüklere riayet
edilmesini sağlamak amacıyla kurulan uluslararası denetim mekaniz-
masının varlığıdır. Bu sözleşme ile kurulan uluslararası denetim or-
ganlarından “Avrupa İnsan Hakları Komisyonu” 18 Mayıs 1954 tarihin-
de, “Avrupa İnsan Hakları Divanı” da 21 Ocak 1959 yılında çalışmaya
başlamıştır.
Sözleşme, Türkiye tarafından 1954 yılında onaylanmasına rağmen,
komisyona bireysel başvuru hakkı ve divanın yargı yetkisi uzun süre
tanınmamıştır. 11 nolu protokolden önce yürürlükte olan Sözleşme-
nin 25. maddesinde yer alan “bireysel başvuru hakkı” 27 Ocak 1987 ta-
rihinde kabul edilmiştir. Ancak, divanın yargı yetkisinin tanınmama-
sından dolayı bu hakkın kabul edilmesi pratik olarak bir anlam ifade
etmemiştir. Çünkü komisyonun, başvuruları sadece inceleme yetkisi
bulunmaktaydı.
Sözleşme ile öngörülen haklardan herhangi birisinin
ihlal edildiği iddiasına dayanarak bir başvuru yapıldığında, komisyon
gerekli incelemeyi yaptıktan sonra başvurunun kabul edilebilir olup
olmamasına göre, AİHD’na rapor halinde sunulmaktaydı.
Divanın
yargı yetkisinin 22 Ocak 1990 tarihinde tanınması ile bu durumun orta-
dan kaldırılması sağlanmıştır.
Bunun neticesinde Türkiye, sözleşme-
nin bütün hükümlerinden sorumlu bir taraf devlet haline gelmiştir.
Avrupa Konseyi üyesi olan devlet sayısının ve komisyona yapılan
bireysel başvuru sayısının artması nedeniyle, sözleşmedeki denetim
mekanizmasının günün koşullarına uygun hale getirilmesi amacıyla
hazırlanan ve önemli yapısal değişiklikler içeren AİHS’ye Ek 11 nolu
protokol ile komisyon ve divan birleştirilerek, 1 Kasım 1998 tarihinde
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kurulmuştur. 11 nolu protokol ile
mahkemenin oluşumu, yetki ve yargılama usulünde çok önemli deği-
şiklikler yapılmıştır.
Ulusal üstü denetim mekanizmasının “devlet başvurusu” ve “birey-
sel başvuru” olmak üzere iki unsuru bulunmaktadır. AİHM’de, söz-
Atar, Yavuz, “Ulusal ve Uluslararası Düzeyde İnsan Haklarının Korunması”, Yeni
Türkiye Dergisi, Sayı 22, 1998, s. 1298.
Tezcan, Durmuş ve Diğerleri, AİHS Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, Seçkin
Yayınları, Ankara, 2004, s. 97.
Gölcüklü, Feyyaz “Uluslararası Belgeler ve Koruma Amaçlı Mekanizmalar” Yeni
Türkiye Dergisi, Sayı 22, 1998, s. 1272.
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
leşmeye üye devletlerden bir veya bir kaçının, diğer bir üye devlette
insan haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle yapılan devlet başvuruları
veya her gerçek kişi, hükümet dışı bir kuruluş veya kişi gruplarının
hak ihlallerine yönelik başvuruları ile yargılama başlamaktadır. Ancak
başvurular için sözleşmede bazı ön şartlar getirilmiştir.
Mahkeme bünyesinde şikayet başvuruların kabul edilebilirliği ko-
nusundaki ilk incelemesi kabul edilebilirlik ve esas olmak üzere iki
aşamada yapılmaktadır. Komite, görevlendirilen bir raportör yargıcın
raporunu da göz önünde bulundurarak başvurunun kabuledilmezlik
veya düşme kararını verebilir.
Bu karar kesindir. Komitenin oybirli-
ği ile kabuledilmezlik kararı vermediği başvurular daireye gönderilir.
Daire gerekli ön incelemeleri yaparak başvurunun kabul edilir olup
olmadığına karar verir.
Daire, başvuruyu kabul edilebilir bulduğu takdirde dostane çö-
züm arayışlarına girer. Eğer dostane çözüm gerçekleşirse daire, olay-
larla ve varılan çözümle sınırlı olan kısa bir açıklamayı içeren kararını
vererek başvuruyu kayıttan düşürür. Tarafların dostane bir çözüme
ulaşamamaları halinde duruşma başlar. Daire, gerekçeli karar ile o ana
kadar tespit edilen olay hakkında kararını verir. Daire, sözleşme hü-
kümlerinin ihlal edildiğine karar verirse, zarar gören tarafın hakkani-
yete uygun bir şekilde zararının karşılanmasına hükmeder.
Dairede görüşülen başvuru, sözleşme hükümlerinin yorumu ko-
nusunda ciddi sıkıntılar doğuruyorsa veya sorunun çözümü mahke-
me tarafından önceden verilmiş bir karar ile çelişme ihtimali taşıyorsa,
başvuru tekrar görüşülmek üzere on yedi hakimden oluşan “Büyük
Daire”ye gönderilebilir. Bu durumda Büyük Daire’nin beş hakiminden
oluşan bir kurul, olayın yeniden incelenmesi talebinin kabulü husu-
sunda karar vermeye yetkili kılınmıştır.
T
AİHS, mahkemece verilen kararın bağlayıcı olduğunu belirtmekle
kalmamış, temel hak ve özgürlüklerin korunmasını güvence altına al-
mak için verilen kararların uygulanmasını sağlamak amacıyla ayrı bir
denetim mekanizması öngörmüştür. Sözleşmenin 46. maddesine göre,
mahkemenin kesinleşmiş son kararı, bunun uygulanmasını denetleye-
Gölcüklü, Feyyaz ve Gözübüyük, Şeref, AİHS ve Uygulaması,Turhan Kitabevi, An-
kara, 2002, s. 101.
Gözlügöl, Said Vakkas, AİHS ve İç Hukukumuza Etkisi, Usta Matbaacılık, Ankara,
1999, s. 197.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
67TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
cek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir. Maddeden anlaşılacağı gibi
Bakanlar Komitesi, kesin hüküm taşıyan, devletlerin uyma yükümlü -
lüğü olan mahkeme kararlarının, sözleşmeyi ihlal eden devletçe yerine
getirilmesini denetlemekle yetkilidir.
Bakanlar Komitesi, sözleşmenin 46. maddesinin 2. fıkrası gereğin-
ce, AİHM’nin ihlale yönelik tespitini yaptığı üye ülkelerin, mahkeme
kararlarının yerine getirilmesini sadece denetler. Bakanlar Komitesi’nin
bu konuda aldığı kararlar da, AİHM kararları gibi kesindir. Bu neden-
le, Bakanlar Komitesi kararlarına karşı ne Bakanlar Komitesi’ne, ne de
AİHM’ne başvurmak mümkündür.
1 Kasım 1998 tarihinde yürürlüğe giren 11 no.’lu protokol, bireysel
başvuru yolunun basitleştirilmesini ve başvurulara ilişkin yargılama
sürelerinin kısaltılmasını amaçlamaktaydı. Ancak, mahkemeye ilişkin
veriler incelendiğinde bunlardan sadece bireysel başvuru yolunun, bir
başka deyişle mahkemeye başvuru usulünün basitleştirilmesi amacı-
nın yerine getirildiğini buna karşın yargılama sürelerinde arzulanan
kısalmanın gerçekleşmediği görülmektedir.
14 no.’lu protokolün getirdiği yeni hükme göre, mahkemeye su-
nulan başvurulara ilişkin yargılama, tek yargıçlı oluşum olarak adlan-
dırılan tek bir yargıç tarafından yürütülebilecektir. Yargıç, inceleme
sonucunda başvuru hakkında kabul edilmezlik veya kayıttan düşür-
me kararı verebileceği gibi, komiteye ya da daireye de gönderebile-
cektir.
10
14 no.’lu protokolün getirdiği bir yenilik de, komitenin, bir baş-
vuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verebilme yetkisinin yanında
kabul edilmezlik veya kayıttan silme kararı verebilme yetkisiyle de
donatılmasıdır. Değişiklik ile verilen yetkilerden en önemlisi mahke-
meye sunulan başvurunun mahkemenin kökleşmiş içtihatları ile çö-
zümlediği bir meseleyi ihtiva etmesi halinde, komitenin başvurunun
esası hakkında karar verebilecek olmasıdır.
11
Gölcüklü ve Gözübüyük, AİHS ve Uygulaması, 2003, s. 128.
Cengiz, Serkan, “14 Nolu Protokol İle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Geti-
rilecek Olan Değişiklikler” http://www.turkhukuksitesi.com/hukukforum/art_
showarticle.php?s=f4af527f715db3b5fb2ff1d928c7d42c&id=185.
10
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini Tamamlayıcı 14 nolu protokol (13/5/2004-
Strazburg/ETS-194), Türkiye tarafından 6/10/2004 tarihinde imzalanmış, ancak
halen yürürlüğe girmemiştir.
11
Arslan, Zühtü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde Din Özgürlüğü, Avrupa
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Ayrıca, protokolün 15. maddesine göre, yargılamanın her aşama-
sında taraflar arasında dostane çözüme gidilebileceği öngörülmekte-
dir.
3. AİHM’nin, Sözleşmenin 3. maddesindeki Kavramları
Yorumu
Bütün hak ve özgürlüklerin korunması ve güvence altına alınma-
sında olduğu gibi, 3. madde kapsamında işkence, insanlık dışı ve onur
kırıcı ceza ve muamele yasağının uygulanmasında da, gerek sözleş-
menin metninde, gerekse komisyon kararlarından, gerekse AİHM’nin
içtihatlarından bazı temel ölçüler çıkmış ve ulusal hukuk ve davranış-
ların sınırlarını oluşturmaya başlamıştır.
3. maddenin sadece işkence ile mücadele nedeniyle uygulandığını
iddia etmek yanıltıcı olur. Madde hükmünün getirdiği koruma, insan
onuruna ve fiziksel bütünlüğüne karşı pek çok farklı saldırıyı kapsa-
maktadır.
12
3. maddede yer alan yasağın ne kadar geniş kapsamlı ol
duğu ve uygulamanın nasıl olması gerektiği verilen kararlarda gö-
rülmektedir.
Diğer yanda, her türlü kaba ve sert muamele 3. madde kapsamına
girmemektedir. Baştan beri AİHM, kötü muamelenin 3. madde kapsa-
mına girebilmesi için belli bir asgari şiddet düzeyinde olması gerekti-
ğini açıkça belirtmiştir. Ancak, sert ve kaba muamele ile 3. maddenin
ihlal edilmesi arasındaki sınırı saptamanın zaman zaman zor olabile-
ceği de kabul edilmektedir.
13
Bir kötü muamelenin 3. madde kapsamı-
na girmesi için asgari düzeyde bir ağırlığın bulunması gerekliliğine
işaret eden mahkeme, bu asgari düzeyin; muamelenin süresi, fiziksel
ya da ruhsal etkileri ve mağdurun yaşı, cinsiyeti, sağlık durumu gibi
özelliklerine göre farklılık arz edeceğini belirtmektedir.
14
Mahkemenin yorumuna göre, işkence, insanlık dışı ve onur kırı-
Konseyi&Liberal Düşünce Topluluğu, Ankara, 2005, s. 14.
12
Reidy, Aisling, İşkencenin Yasaklanması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3.
maddesi’nin Uygulanmasına İlişkin Kılavuz, Adalet Bakanlığı Yayınları, 2002, s. 7
13
A. g. e., s. 8.
14
Tekin/ Türkiye Kararı, 9 Haziran 1998, par. 52, http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/
aihmtr/tekin.htm; Selçuk ve Asker/ Türkiye Kararı, 24 Nisan 1998, par. 69, http://
www.inhak-bb.adalet.gov.tr/aihmtr/selcukveasker.htm; Algür/ Türkiye Kararı, 2
Ocak 2002, par. 37, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 4, Ocak 2003, s. 201.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
69TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
cı muamele türleri, aralarında düzey farkı olan ve gerek uygulama-
ları, gerek ağırlıkları, gerekse sonuç ve etkileri ile birbirinden farklı
eylemlerdir.
15
Mahkemeye göre, eğer bir ceza veya muamele, korku
ve şiddetli üzüntü yaratıyor, utanma ve aşağılanma duygusuna neden
oluyor, fiziksel ve moral direncini kırıyorsa onur kırıcı, kasıtlı, fiziksel
ve zihni acı veriyor ve psikolojik bir tahribata yol açıyorsa, insanlık dışı
sayılmaktadır. Buna karşılık işkence; kişinin kasıtlı yapılan çok ciddi
ve zalimane, insanlık dışı muameleye maruz bırakılmasıdır.
16
Buradan
şu anlaşılmaktadır ki; onur kırıcı ceza ve muamele, 3. madde kapsa-
mında en hafif ihlali oluştururken, işkence ise en ağır ihlal durumunu
oluşturmaktadır.
Bu kavramların yanı sıra AİHM, sözleşmenin 3. maddesinin yasak-
ladığı kötü muamele ve ceza türleriyle ilgili, her olayın somut özellik-
lerine göre bir değerlendirme yöntemi benimsemiştir. Bu madde anla-
mındaki ceza kavramı ise klasik özgürlüğü bağlayıcı cezalar yanında,
yaptırım niteliği taşıyan diğer tedbirleri de içermektedir. Buna karşı-
lık “muamele” deyimi, diğer her türlü egemenlik yetkisine dayanarak
gerçekleştirilen işlemleri ifade etmektedir.
17
Özgürlüğünden mahrum
bırakılan bir kişi ile ilgili olarak, (bu kişinin) kendi eylemi nedeniy-
le mutlaka gerekli olmadıkça fiziksel güce başvurulması, insan onu-
runun küçültülmesine ve prensip olarak sözleşmenin 3. maddesinde
açıklanan hakkın ihlaline neden olmaktadır.
18
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en kısa maddesi olan 3.
maddesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarında birçok
defalar belirttiği gibi, “demokratik toplumların en temel değerlerinden bi-
rini içermekte olup, bireyin beden bütünlüğünü ve kişilik onurunu mutlak
surette korumayı amaçlamaktadır.”
19
Sözleşmenin 3. maddesi, 15. maddede belirtilen savaş ve olağa-
nüstü hal durumlarında dahi geçerli olmak üzere hiçbir istisna tanı-
15
Batum, Süheyl, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi, AİHM ve Türki-
ye”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı 22, 1998, s. 1356.
16
İrlanda/ Birleşik Krallık Kararı, 18 Ocak 1978, par. 162 ve 167, Karar metni için Bkz.
Doğru, Osman, İnsan Hakları Avrupa İçtihatları, Beta Yayınları, İstanbul, 2002, s. 215,
216.
17
Tezcan, Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 2004, s. 248.
18
Aktaş/ Türkiye Kararı, 24 Nisan 2003, par. 311, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 6, Tem-
muz 2003, s. 160; Tekin/ Türkiye Kararı, par. 53; Batı ve Diğerleri/ Türkiye Kararı (özet),
http://www.yargitay.gov.tr/aihm/tcyabatıvediger.html
19
Aksoy / Türkiye Kararı, 18 Aralık 1996, par. 62, Ankara Barosu Dergisi, Sayı 2, 1997,
s. 158.
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
mamaktadır. AİHS’nin 15. maddesi savaş ve ulusun varlığını tehdit
eden diğer olağanüstü durumlarda sözleşme ve ek protokoller ile gü-
vence altına alınan diğer hakların çoğunda, sözleşmeci taraf devletlere
normal koruma standardından gereken ölçüde feragat edebilme izni
verdiği halde, 3. maddeyle ilgili istisna öngörülmemekte ve ulusun
yaşamını tehdit eden olağanüstü durumlarda bile 15. maddeye göre
yükümlülüğün sınırlanması (derogation) yoluna gidilememektedir.
Terör ve organize suçla mücadele gibi en zor koşullarda bile Sözleşme,
işkenceyi, insanlık dışı ya da onur kırıcı muameleyi ve cezayı mutlak
terimlerle yasaklamaktadır.
20
3.1. Maddeye Yönelik Hak İhlallerinde İspat Yükümlülüğü
Mahkemenin 3. maddeyle ilgili yerleşmiş içtihadına göre, bir kişi-
nin polis tarafından gözaltına alındığı zaman sağlıklı, fakat salıveril-
diği zaman yaralı olduğunun tespit edilmesi halinde, o kişinin nasıl
yaralandığı hususunda mantıklı ve kabul edilebilir bir açıklama ge-
tirme yükümlülüğü ilgili devlete aittir.
21
Hukukun, özellikle de ceza
hukukunun temel prensiplerinden birisi, iddia sahibinin iddiasını
kanıtlaması külfetidir. Ancak, devletin imkanlarına nazaran daha
zayıf durumda olan başvurucuların durumlarını göz önüne alan mah-
keme, ispat külfetine ilişkin bu yerleşik prensibi değiştirmiştir. Bu tür
davalarda başvurucudan beklenen, bu yaralanmanın gözaltına alın-
madan önce meydana gelmediğini kanıtlamasıdır.
AİHM, 3. maddenin ihlal edildiği iddialarının “sağlam bir delille
desteklenmesi gerektiğini”
22
belirtmekte, fakat bu iddianın taraflardan
20
Mahkeme, bazı kararlarında, hiçbir şart altında işkence görmeme hakkının meş-
rulaştırılamayacağını dile getirmektedir. Bkz. Aksoy/ Türkiye kararı, par. 62; Öca-
lan/ Türkiye kararı, 12 Mart 2003, par. 218, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 5, Nisan
2003, s. 354; Sevtap Veznedaroğlu / Türkiye kararı, 11 Nisan 2000, par. 28, http://
www.yargitay.gov.tr/aihm/tcyasevtapveznedaroglu.html; Aydın / Türkiye kara-
rı, 25 Eylül 1997, par. 81, http://www.yargitay.gov.tr/aihm/tcyaaydin.htm; Algür/
Türkiye kararı, par. 36; Ayder ve Diğerleri/ Türkiye kararı, 8 Ocak 2004, par. 107,
http://www.barobirlik.org.tr/insanhaklari/makaleler/index.aspx; Bilgin/ Türki-
ye kararı, 16 Kasım 2000, par. 101, http://www.inhak-bb.adalet.gov.tr/aihmtr/bil-
gin.htm
21
Aksoy/ Türkiye kararı, par. 61; Selmouni/ Fransa Kararı, 28 Temmuz 1999, par. 87,
AİHM Kararları Dergisi, Sayı 2, Temmuz 2002, s. 29; Ayşe Tepe / Türkiye kararı, 23
Temmuz 2003, par. 35, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 7, Kasım 2003, s. 117
22
Satık ve Diğerleri / Türkiye kararı, 10 Ekim 2000, par. B. 8, http://www.yargitay.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
71TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
herhangi biri tarafından ispatlanmasını şart koşmamaktadır.
23
Özellik-
le, sağlık durumunu raporla belgeleyen kişilerin başvurularında, ispat
yükümlülüğünün devlete geçtiği kuralı verilen kararlarda görülmek-
tedir.
24
Örneğin, Türkiye hakkında verilen Erdagöz kararında mahkeme,
başvuranın çelişkili ifadeleri ve alınan raporların gerçeği yansıtmadı-
ğını ve kötü muamelenin bir delili sayılamayacağını vurgulamıştır.
Çünkü başvuranın, kötü muamele yaptığı iddia edilen polis memurla-
rı hakkında emniyete şikayette bulunduğuna dair dosyada hiç bir bel-
ge bulunmamaktadır. Olaydan iki gün sonra tanzim edilmiş bulunan
doktor raporunda yaraların ne zaman ve nasıl meydana geldiğine dair
bir kayıt da bulunmamaktadır.
25
3.2. İşkence Görmeme Hakkı ile İç Hukuk Yollarının
Tüketilmesi İlişkisi
Sözleşmenin 35. maddesine göre, AİHM’ye başvurmadan önce
iç hukukta mevcut, etkin ve sonuç alınabilecek hukuki yolların tüke-
tilmesi gerekmektedir. Sözleşme’nin iç hukuk yolların tüketilmesi şartı-
nı getiren 35. maddesi, uluslararası teamül hukukunun bir ilkesi olup,
egemen devletlere, uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklerine
uygun davranıp davranmadıklarının incelenmesinden önce iddiala-
rın doğruluğunu, yerinde inceleme ve mağduriyetleri ülke sınırları için-
de giderme olanağı tanımaktadır.
AİHM, iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını, mağdur bakımından
elverişli, etkin işleyen ve somut sonuç veren nitelikte olmasını aramak-
tadır.
26
Ülkemizin Güneydoğu Bölgesi’ndeki terör olaylarına ilişkin
gov.tr/aihm/tcyasatikdigerleri.html
23
Çiçek / Türkiye kararı, 27 Şubat 2001, par. 154, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 1, Ni-
san 2002, s. 77.
24
Karakaş, Hakan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları ve Karşı Oylarında Türki-
ye, İstanbul Barosu Yayınları, 2001, s.141; Algür / Türkiye kararı, par. 44; Çolak ve
Filizer/ Türkiye kararı, 8 Ocak 2004, par. 30, 31, http://www.inhak-bb.adalet.gov.
tr/aihmtr/çolakfilizer.htm
25
Erdagöz / Türkiye kararı, 22 Eylül 1997, par. 17, 18, 41, http://www.yargitay.gov.
tr/aihm/tcyaerdagoz.html
26
Çalışkan, Bilal, “AİHM Ülkemize Karşı Başvurularda İç Hukuk Yollarının Tüke-
tilmesi Şartını Neden Aramıyor”, Adalet Dergisi, Sayı 14, Ocak 2003, s. 59; Ayrıca,
AİHM, iç hukuk yollarının tüketilme zorunluluğunun bulunmamasını şu şekilde
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
olarak inceleme konusu olan davaların tamamına yakını, Türkiye’de
iç hukuk yolları tüketilmeden kabul edilmiş ve sonuçlandırılmıştır.
AİHM’nin tespitlerine göre, dava konusu olaylarda ciddi ve etkin bir
soruşturma yapılmamıştır.
27
3.3. İşkence Görmeme Hakkı ile Etkili Soruşturma İlişkisi
AİHM, sözleşmenin 1. maddesinde yer alan devletlerin genel so-
rumluluk halini 3. madde yorumunda kullanmakta, etkili bir soruştur-
manın yapılması ve suçluların cezalandırılması hususlarını özellikle
dikkate almaktadır.
28
dile getirmiştir; “...Mahkeme bu açıdan Kurt’un şikayetine yönelik çözüm elde
etmek için kendisinden beklenebilecek her şeyi yaptığını da dikkate almaktadır...
Başvuranın şikayetine dair herhangi bir etkin araştırmanın yetkililer tarafından ya-
pılmamış olduğu dikkate alındığında, başvuranın Hükümet tarafından Mahkeme-
ye yapılan sunumlarda belirtilen iç hukuk yollarına makul başvurusu için herhangi
bir neden bulunmamaktadır.” Kurt/ Türkiye kararı, 25 Mayıs 1998, par. 83, http://
www.inhak-bb.adalet.gov.tr/aihmtr/kurt.htm
27
Ünal, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, s. 102.
28
Karakaş, AİHM ve Karşı Oylarında Türkiye, s. 141.; Mahkeme, 28 Ekim 1998 tarihli
Assenov/ Bulgaristan kararında, devletin sadece sözleşmenin 13. maddesine göre
değil, 3. maddesine göre de işkence iddialarını soruşturmakla yükümlü olduğu so-
nucuna varmıştır. Bu davada, polis tarafından tutuklanan genç bir Roman, dayak
yediğine ilişkin tıbbi veriler sunmuştur, ancak varolan kanıtlara dayanarak gen-
cin babası mı, yoksa polis tarafından mı dövüldüğünü değerlendirmek mümkün
değildir. Mahkeme “Bay Assenov’u muayene eden doktorun saptadığı çürükle-
rin, ister polis, ister babası tarafından yapılmış olsun, 3. madde kapsamına giren
kötü muameleye denk gelecek ağırlıkta olduğuna hükmetmiştir. 3. maddenin ihlal
edildiği görüşünde olmayan komisyonun aksine, mahkeme, o noktada da durma-
mıştır. Daha da ileri giderek bulguların, “yaralanmalara polisin sebep olduğuna
ilişkin gerçekçi bir şüphe yarattığı” görüşünü de belirtmiştir. Sonuç olarak mah-
keme şöyle hükmetmiştir: “Bir kişinin, sözleşmenin 3. maddesinin ve yasaların ih-
lal edilerek, polis veya devletin diğer yetkilileri tarafından ciddi bir biçimde kötü
muamele gördüğü iddiasını dile getirmesi durumunda sözleşmenin 3. maddesi,
Sözleşmenin 1. maddesinde dile getirilen “[devletlerin] kendi yargı alanlarında
bulunan herkese, sözleşmede yer alan hak ve özgürlükleri sağlaması” gerektiğini
belirten ibare ile birlikte okunduğunda, 3. maddenin etkin resmi bir soruşturma
yapılmasını gerektirdiği anlaşılır. Bu görev, sorumluların belirlenmesi ve cezalan-
dırılmasına yol açacak düzeyde olmalıdır. Bu yapılmazsa, işkence ve insanlık dışı
ve aşağılayıcı muamelenin veya cezanın hukuken yasaklanmış olması, temelde
çok önemli olmasına rağmen pratikte etkisiz kalacak ve kimi durumlarda, devlet
görevlilerinin zımnen cezadan muaf kalarak, kendi denetimleri altındaki kişilerin
haklarını çiğnemesi mümkün olacaktır.” Mahkeme bu davayla ilk kez tek başına
kötü muamelenin yapılmış olmasından değil, kötü muamele iddiaları üstüne etkin
bir resmi soruşturmanın yapılmamış olmasından dolayı 3. maddenin ihlal edildiği
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
73TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Bu bağlamda mahkemenin verdiği kararlarda, sözleşmenin 1.
maddesinde öngörülen devletin genel koruma yükümlülüğü ile bağ-
lantılı olarak bir bireyin, polis ya da diğer devlet görevlilerince hukuk
dışı ve 3. maddeye aykırı bir muameleye tabi tutulduğunu iddia etti-
ğinde, sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılmasıyla sonuçlanacak
etkili ve tarafsız bir soruşturmanın zorunlu olduğu belirtilmektedir.
Ancak yapılacak olan soruşturmanın, sorumlu kişileri teşhis et-
meye ve cezalandırmaya elverişli olması gerekir. İddia sahibi de, bu
amaçla yapılan soruşturmaya etkili bir biçimde katılma olanağına sa-
hip olmalıdır.
29
Bunun gerçekleşmemesi halinde 3. madde kapsamında
yasaklanan fiillerin, temel önemine rağmen, uygulamada etkisiz kala-
cağını ve bazı durumlarda ceza bağışıklığına sahip devlet görevlileri-
nin, denetimleri altındaki bireylerin haklarını çiğnemelerinin mümkün
olabileceği dile getirilmektedir.
30
Mahkeme, bu yükümlülüğün yerine getirilmediği durumlarda, 3.
maddeyle ilgili vermiş olduğu ihlal kararlarının çoğunluğunda, söz-
leşmenin hak ihlallerine karşı etkili başvuru hakkını düzenleyen 13.
maddesinin de ihlal edildiği yolunda kararlar vermektedir.
31
Mahke-
me, bir kişinin devlet görevlisi tarafından ağır bir kötü muameleye
veya işkenceye maruz bırakıldığına dair bir iddiası varsa, müştekinin
etkili bir şekilde katılımıyla sorumluların belirlenerek cezalandırılma-
larını sağlayacak tam ve etkili bir soruşturmanın gerekliliğine işaret
etmektedir.
32
AİHM, Aktaş / Türkiye kararında, il idare kurullarının görev suç-
larına ilişkin soruşturmalarda, soruşturmacı olarak görevlendirilen ki-
sonucuna varmıştır. Ergül, Ergin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Uygulaması,
Yargı Yayınları, Ankara, 2003, s. 115.
29
Selmouni/ Fransa kararı, par. 79 .
30
Selçuk ve Asker/ Türkiye kararı, par. 32; Tekin/ Türkiye kararı, par. 66.
31
Ergül, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Uygulaması, s. 114.
32
İç hukuk yollarının tam ve etkin bir şekilde işletilmesi halinde yapılan başvuru-
lar hakkında mahkeme, kabul edilmezlik kararı verebilmektedir. “...AİHM, dava
koşullarında ve kendisine intikal eden soruşturma dosyasında bulunan unsurlar
göz önünde bulundurularak, soruşturmadan sorumlu yetkililer ve güvenlik güç-
lerinin Y.N.’nin kayboluşundaki olası müdahalelerini göz önünde bulundurduk-
ları ve bu konu hakkındaki sorumlu kişi ve kişileri bulmak amacıyla bütün yolları
denemiş oldukları kanaatine varmıştır. Bu nedenlerden dolayı AİHM oybirliğiyle,
başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.” Bakınız, Sahibe Nergiz ve
Aysel Karaaslan / Türkiye (Kabul edilmezlik kararı), http://www.yargitay.gov.
tr/aihm/tcNergis_Karaaslan.html
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
şilerin bağımsız kişiler olmasına dikkat edilmemesini, etkin soruştur-
manın olmaması anlamında eleştirilmiştir. Aktaş kararında, jandarma
sorgusunda ölen şahısla ilgili soruşturma görevinin, soruşturma ya-
pacağı askeri birlikte aynı komuta zincirinde olan bir subaya verilmiş
olması, bu anlamda haklı olarak eleştirilmiştir. Ayrıca, aynı kararda
mahkeme, soruşturmacı olarak görevlendirilen subayın, cesetteki ya-
ralar hakkında sorguya katılanların ifadesini alıp almadığının açıkça
anlaşılamaması ve yine olayın geçtiği birlikteki görevlilerden herhangi
birisinin ifadesinin alınmamış olmasını da, etkili soruşturma yapılma-
dığına örnek göstermektedir.
33
4. Mahkemenin 3. Madde Kapsamında İşkence Yorumu
AİHM, işkence ile diğer kötü muamele türleri arasındaki ayrımın
“yoğunluk farkı’’ ve “amaca yönelik kasıt unsuru” olduğunu kararlarında
belirtmektedir. Ayrıca, kötü muamelenin şiddetini ve olayın şartlarını
dikkate alarak işkence olarak tanımlanabilecek fiillerin, “çok ciddi ve
zalimce” bir muamele olup olmadığını belirlemektedir.
Bu kriterler, davanın bütün şartlarına bağlı göreceli bir değerlen-
dirme olmaktadır. Yapılan eziyetin şiddeti veya yoğunluğu değer-
lendirilirken, muamelenin süresi, söz konusu muamelenin fiziksel ve
ruhsal etkileri ve bazı durumlarda mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık
durumu gibi koşullar değerlendirmeye alınmaktadır.
34
1967 yılında Avrupa Konseyi üyesi olan Danimarka, Norveç, İs-
veç ve Hollanda, Yunanistan’da askeri darbe yapılarak yönetime el ko-
nulması ve hakların askıya alınmasıyla işkence ve kötü muamelenin
ülkede yaygın olarak ihlal edildiği iddiası ile komisyona başvurmuş-
tur. Komisyonun raporuna göre, siyasal nedenlerle işkence yapılması
ve yapılan işlemin yönetimin denetimi altında ve onun hoşgörüsü ile
yürütüldüğü kanaatine varmıştır. Komisyon, Yunanistan davasında
verdiği kararda işkenceyi, “bilgi ya da ikrar elde etmek ya da cezayı eza
verici duruma sokma gibi amaçlarla yapılan insanlık dışı muamelelerin şid-
detlendirilmiş biçimi” olarak tanımlamıştır. Fiziki olmayan işkence ise,
“bedene saldırının dışında bireyde stres ve derin keder yaratan, zihinsel acı
33
Aktaş /Türkiye kararı, par. 297, 301.
34
İrlanda / Birleşik Krallık kararı, par.162; Bilgin/ Türkiye kararı, par. 101.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
75TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
verici uygulamadır” şeklinde yorumlanmıştır.
35
Yunanistan olayında belirginleşen işkence tanımı, İrlanda kararın-
da yinelenmiş ve İngiliz güvenlik güçlerinin Kuzey İrlanda’daki ola-
ğanüstü hal çerçevesinde uyguladığı beş sorgu tekniğini, komisyon
işkence olarak nitelendirmiştir.
Komisyona, Birleşik Krallık hakkında İrlanda tarafından 1971 yı-
lında yapılan başvuruda, İngiltere’nin Kuzey İrlanda’daki terörist ey-
lemleri önlemek amacıyla aldığı olağanüstü tedbirler ve bunlar arasın-
da bazı bedensel ve manevi rahatsızlık ve baskıları içeren sorgulama
şekli ele alınmıştır. Bunlar; 1. Ayakta tutma: Şahıslar bir duvar önünde
saatlerce durmaya zorlanmışlardır. 2. Gözbağı; Şahıslar sorgu dışında,
kafasına geçirilmiş koyu renkli bir bağ ile tutulmuştur. 3. Gürültüye
maruz bırakmak; Sorgu dışında şahıslar bir odada sürekli bir sese ve
ıslık biçimindeki gürültüye maruz bırakılmıştır. 4. Uyutmama; Şahıs-
ların uyumasına izin verilmemiştir. 5. Yiyecek ve içeceğin azaltılması;
Şahıslar zorunlu bir diyete tabi tutulmuşlardır.
Bu başvuruda komisyon, güvenlik güçlerinin kullandığı beş sor-
gulama tekniğini 3. madde kapsamında işkence olarak nitelendirmiş-
tir. Mahkemeye göre ise, bu beş teknik, işkence sözcüğünün ifade et-
tiği anlamdaki şiddetlendirilmiş ve zalimce olan acı verme düzeyinde
değildir. Bu teknikler, buna maruz kalan kişinin bedensel olarak yara-
lanmasına yol açmasa bile, en azından fiziksel ve ruhsal açıdan acı çek-
mesine neden olmuş ve sorgu sırasında ağır psikiyatrik rahatsızlıklara
yol açmıştır. Bu nedenle bu teknikler, 3. maddedeki anlamıyla insanlık
dışı muamele kategorisinde değerlendirilmelidir. Ayrıca, fiziksel ve
moral dirençlerini kırarak, onlarda korku, şiddetli üzüntü ve aşağılık
duygusu uyandırdığından ayrıca onur kırıcı muamele olarak değer-
lendirilmelidir.
36
Uygulamanın bilgi ve ikrar elde etmek için yapılma-
sına rağmen neden olduğu acı işkence kapsamında görülmemiştir.
Mahkeme, süreç içerisinde yaşanan değişimi kararlarında da dile
getirmektedir. Mahkemeye göre, sözleşmenin “içinde bulunulan günün
şartlarına göre yorumlanması gereken yaşayan bir doküman” olduğu ger-
çeği hatırlandığında geçmişte “işkence” kabul edilmeyip “insanlık dışı
35
Gemalmaz, Semih, Yaşam Hakkı ve İşkence Yasağı, Kavram Yayınları, İstanbul 1993,
s. 208.
36
İrlanda / Birleşik Krallık kararı, par. 167.
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
veya aşağılayıcı muamele” olarak nitelenen bazı fiiller gelecekte farklı
tanımlanabilecektir. Mahkemeye göre, kişi hak ve özgürlüklerinin ko-
runmasında benimsenmesi gereken standartların oldukça yüksek ol-
ması gerekir ve demokratik toplumun temel değerlerinin çiğnenmesi
karşısında oldukça sağlam bir tavır sergilenmelidir.
37
AİHM, kötü muamele veya cezayı, işkence olarak belirleyen unsur-
ları içtihatlarında belirlemekle birlikte, bu kavramın ne anlama geldi-
ğini tam olarak tanımlamamıştır.
38
Buna karşılık, 26 Haziran 1987 tari-
hinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı Sözleşme’de
yer alan tanımı kısmen onaylamış ve bu tanımı ve unsurlarını esas al-
maya başlamıştır.
39
BM Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence; “bir şahsa veya bir üçün-
cü şahsa, bu şahsın veya üçüncü şahsın işlediği veya işlediğinden şüphe edilen
bir fiil sebebiyle, cezalandırmak amacıyla bilgi veya itiraf elde etmek için veya
ayrım gözeten herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu
sıfatla hareket eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatıyla
uygulanan fiziki veya manevi ağır acı veya ızdırap veren bir fiil” olarak ta-
nımlanmıştır.
Mahkeme, Aksoy kararında bu tanımı kısmen onaylamıştır. Bu
tanımdan, işkencenin, şiddetli ruhsal acı veya eziyet vermesi, acının
kasıtlı ve bilinçli olarak uygulanmasının yanı sıra, bilgi almak ve itiraf
sağlamak gibi belirli bir amacın izlenmesi gibi üç ana unsuru ortaya
çıkmaktadır.
40
Komisyon, delilleri değerlendirme sürecinde, 1992 tarihinde Kızıl
tepe’de gözaltına alınan Aksoy’un çırılçıplak soyularak, elleri arkadan
bağlı biçimde kollarından asıldığı kanaatine ulaşmıştır. Ayrıca, baş-
vurucunun savcı tarafından ifadesi alındığı sırada her iki kolundan
rahatsız olduğunu belirttiğini tespit etmiştir. Bu çerçevede iç hukuk
yollarının tüketilmeden yapılan başvuru kabul edilmiştir.
41
37
Selmouni / Fransa kararı, par. 101.
38
Reidy, İşkencenin Yasaklanması, s. 11.
39
Selmouni / Fransa kararı, par. 97, 100.
40
Aksoy / Türkiye kararı, par. 64; Batı ve Diğerleri / Türkiye kararı, (Hukuk Açısın-
dan Kısmı, C Bölümü).
41
Hükümet, komisyonun olayı değerlendirme usulü hakkında çeşitli itirazlarda bu-
lunmuştur. Hükümet yetkilileri, Aksoy’un, iddia ettiği gibi kötü muameleye maruz
kalıp kalmadığı konusunda, ciddi kuşku yaratacak bazı faktörler olduğu görüşünü
taşıdıklarına işaret etmişlerdir. Örneğin, şikayetçinin işkence gördüğü konusunda
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
77TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Divana göre, başvuranın gözaltında kötü muameleye maruz kal-
dığını şikayet etmese bile savcıyla görüşmesi esnasında sakatlığı gö-
rülebilecek halde olmasına rağmen bu sakatlık hakkında herhangi bir
araştırma yapılmaması etkili soruşturmanın eksikliğidir. Divan, “iç
hukuk yollarının tüketilmesiyle ilgili olarak yetersiz veya etkisiz olan yaptı-
rımlara başvuru zorunluluğu bulunmadığı” görüşünü dile getirmiştir.
Divan, başvuranın “çıplak bir vaziyette filistin askısına konulmasının”
ancak kasıtlı yapılabileceğini, gerçekten bu işi yapabilmek için büyük
bir hazırlık ve çaba gerektiğini vurgulamıştır. Bunun amacı ise bilgi ve
itiraf almaktır. Filistin askısı, o zaman sebep olduğu büyük acıya ila-
veten, tıbbi deliller göstermektedir ki, bir süre kollarda felce de sebep
olmuştur. Neticede bu davranışın sadece işkence olarak tanımlanabi-
lecek ciddi ve acımasız bir davranış olduğu kabul edilmiştir
Mahkeme akit devletlere; 3. maddede yasaklanan eylemlerin ya-
pılmasını önleyici tedbirler alma ve bütün tedbirlere rağmen eylem
gerçekleşmişse, yapanları tespit edip cezalandırılması ve mağdurların
mağduriyetlerinin telafi edilmesi yönünde teknik anlamda pozitif yü-
kümlülük olarak adlandırılan yükümlülükler yüklemiş ve bu yüküm-
lülüğe aykırı gördüğü olaylar yönünden 3. maddenin ihlali yönünde
kararlar vermiştir. Bu yönde örnek oluşturacak uygulamalardan en
önemlisi, akit devletler hakkında, yapılan işkence, insanlık dışı ya da
onur kırıcı muamelelere maruz kalındığı iddialarının yeterince soruş-
turulmaması nedeniyle verilen ihlal kararlarıdır.
Bu konudaki örnek kararlardan biri Sevtap Veznedaroğlu kara-
rıdır. Bu kararda başvuran, 4-15 Temmuz 1994 tarihleri arasında gö-
zaltında tutulduğunu ve bu süre içerisinde sözleşmenin 3. maddesine
aykırı olarak ellerinden asılarak, kendisine elektrik verilmek suretiyle
işkenceye maruz kaldığını, ölüm ve tecavüzle tehdit edildiğini iddia
etmiştir. 13 Temmuz 1994 tarihli adli tıp raporunda şahsın vücudun-
da çürükler saptanmıştır. 18 Temmuz 1994 tarihinde başvuran, Dicle
Savcıya neden şikayette bulunmadığını ve eğer gerçekten işkenceye maruz kalmış-
sa, neden suçlayıcı bir itirafta bulunmadığının, anlaşılması güç bir durum olduğu-
nu ileri sürmüşlerdir. Ayrıca salıverildikten sonra hastaneye gitmek için neden beş
gün beklediğinin de kuşku uyandırdığını ve bu süre içerisinde hiçbir kötü olayın
meydana gelmediğinin düşünülemeyeceğini öne sürmüşlerdir. Son olarak, tıbbi
delillerle ilgili bazı noktalara dikkat çekerek, şikayetçinin tıbbi kayıtlarını hastane-
den çıkarken yanında götürdüğünü ve elektrik şokları neticesinde hiçbir yanığın
veya yaranın, bu tıbbi delillerde bulunmadığını belirtmişlerdir. Aksoy / Türkiye
kararı, par. 59
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nden 20 gün iş göremezlik raporu
almıştır. Başvuran, Savcıya ve Diyarbakır DGM’ne bağlı yedek haki-
me işkence gördüğüne ilişkin iddiada bulunmuş, ancak başvurandan
daha ayrıntılı bilgi edinilmesi yönünde herhangi bir adım atılmadığı
gibi, işkence iddialarına yönelik herhangi bir işlem de yapılmamıştır.
Hükümet başvuranın iddiasını reddetmiş, adı geçen tıp fakülte-
sinin düzenlediği 20 günlük raporun sahte olup olmadığını incelemek
üzere soruşturma açıldığını vurgulamış, iki çürüğe bu uzunlukta bir
istirahat verilmesini abartılı bulduğunu ifade etmiştir. Ayrıca, hastane
kayıtlarında yapılan incelemede, başvurana verilmiş bu tür bir belge-
nin kaydına rastlanmamıştır. Hükümet yaptığı savunmada, başvuran
tarafından tek somut kanıt olarak sunulan bu belgenin sahte olduğunu
ve dolayısıyla dikkate alınmaması gerektiğini, neticede Savcının şika-
yeti incelemediği için kusurlu bulunamayacağını dile getirmiştir.
42
Mahkeme, “Hükümetin, başvuranın gözaltında tutulduğu sırada mey-
dana gelen çürükleri inkar etmediğine dikkat çekmektedir. Lakin Hükümet, bu
çürüklerin küçüklüğüne işaret ederek bunların şikayetçi olunan muamelenin
ağırlığıyla bağdaşmadığını vurgulamaktadır. Mahkeme, kendisine sunulan
kanıtlarla, başvuranın yaralanmasına polisin yol açıp açmadığına ya da iddia
edildiği ölçüde işkenceye maruz kalıp kalmadığına karar vermeyi olanaksız
bulmaktadır. Mahkemeyi ikna edecek, davaya esas teşkil eden olayları açıklı-
ğa kavuşturacak ya da başvuranın iddialarını kanıtlayacak bir tanık dinleme
duruşması da gerçekleşmemiştir. Aynı zamanda Mahkeme, başvuranın vücu-
dundaki çürüklerin makul bir açıklamasının olup olmadığının ya da maruz
kaldığını iddia ettiği muamelenin yetkililerin, şikayetleri incelemeyi savsakla-
masından kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesindeki zorluğa dikkat
çekmektedir. Mahkeme, başvuranın işkence gördüğüne ilişkin ısrarının, dos-
yadaki tıbbi kanıtlarla birlikte, Savcının soruşturma açması için yeterli olması
gerektiği” kanaatindedir.
43
Başvuranın, yargılama aşamasında da iddialarında ısrar etme-
si ve başvuranın iddialarına yönelik, yetkililerin sergiledikleri atalet,
Sözleşmenin 3. maddesinin taraf devlete yüklediği usuli sorumluluğa
aykırıdır. Sonuç olarak, mahkeme, başvuranın işkence iddialarına yö-
nelik soruşturma görevinin yerine getirilmediği için 3. maddenin ihlal
edildiği kararını vermiştir.
42
Sevtap Veznedaroğlu / Türkiye kararı, par. 25.
43
Sevtap Veznedaroğlu /Türkiye kararı, par. 30, 34.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
79TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
5. Mahkemenin 3. Madde Kapsamında
İnsanlık Dışı Muamele Yorumu
Yeterli yoğunluk ve amaç unsuru taşımaması nedeniyle işkence
sayılmayan, 3. madde kapsamında “asgari düzeydeki” diğer kötü mu-
ameleler, ”insanlık dışı” veya “onur kırıcı” olarak sınıflandırılmaktadır.
Mahkemeye göre, işkence ile insanlık dışı ve onur kırıcı uygulama
arasındaki ayırım, verilen acının yoğunluğundaki farklılıklardan doğ-
maktadır. Her işkence insanlık dışı ve onur kırıcı olmakla beraber, her
onur kırıcı muamele işkence veya insanlık dışı olmayabilir.
İnsanlık dışı muamele, uygulandığı ortama göre gerekçesi bulun-
mayan ve kasti olarak uygulanan şiddetli fiziksel veya ruhsal eziyet
veren muameleyi kapsamaktadır. Mahkeme, 3. maddenin sınırları
içinde kalabilmesi için kötü muamelenin en az ağırlık düzeyinde ol-
ması gerektiğini belirtmektedir.
Yunanistan kararında AİHM şu saptamayı yapmıştır; İnsanlık
dışı muamele kavramı, isteyerek yapılmış, kasti olarak şiddetli fiziksel
veya ruhsal eziyet veren muameleyi kapsar.
44
Muamelenin AİHM tarafından “insanlık dışı” olarak kabul edil-
mesinin nedeni taammüt içermesi, kesintisiz olarak saatler boyunca
uygulanması ve bedensel yaralanmaya veya yoğun fiziksel ve ruhsal eziyete yol açmasıdır. Burada alıkonulan kişiler şiddetli kötü mua
-
meleye maruz kalmakla birlikte, bu muamelenin yoğunluğu işkence olarak sınıflandırılmak için yeterli düzeyde değildir.
45
Tomasi/ Fransa kararında mahkeme, daha önceki benzer davalarda
belirttiği gibi muamelenin “asgari düzeye ulaşması” veya “en az belli bir
ağırlıkta” olmasından bahsetmeyerek, kullanılan fiziki kuvvetin “yo-
ğunluğu ve devamlı tekrarı” ifadesini kullanmıştır. Bu ifade değişikliği,
ağırlık eşiğinin daha aşağı çekildiği şeklinde yorumlanmaktadır.
46
AİHM’nin 1992 yılında Tomasi kararında insanlık dışı ve onur kırı-
cı muamele yapıldığı kararını vermiştir. Fransız vatandaşı olan Tomasi,
polis tarafından terörist bir saldırıda bulunduğundan dolayı gözaltına
44
Yokuş, Sevtap, AİHS’nin Türkiye’de Olağanüstü Hal Rejimine Etkisi, Beta Yayınları,
İstanbul, 1996, s. 62
45
Reidy, İşkencenin Yasaklanması, s. 16
46
Tomasi/ Fransa Kararı, 27.8.1992, par.108,114, Doğru, İnsan Hakları Avrupa İçtihatları,
1996, s. 266
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
alınmıştır. Gözaltında tutulduğu sürece tokatlandığını, tekmelendiği-
ni, uzun süre elleri arkadan kelepçeli ve çıplak olarak bekletildiğini ve
silahla tehdit edildiği iddiası ile komisyona başvurmuştur.
Bu kararda, Fransız Hükümeti, şahsın bedeni üzerinde tespit edi-
len izlerin gözaltına alınmasından önceki bir tarihte meydana gelmiş
olabileceğine veya başvurucunun kendi kendine yaptığı eylemden
kaynaklanmış olabileceğine dair hiçbir savunma yapamamış, ancak
bunların başvurucunun şikayet ettiği muameleden kaynaklanmadığı-
nı ileri sürmüştür.
Komisyon yaptığı inceleme sonucunda, polis nezaretinde tutulan
bir kişinin hırpalanma olasılığını vurgulamış, tespit edilen yaraların kıs-
men hafif olarak görülse de, özgürlüğünden yoksun bırakılmış ve bu
nedenle utanma duygusu içinde olan bir kişinin üzerinde fiziksel bir
zor kullanımın, görülebilen izlerini oluşturduğunu, bu nedenle yapılan
muamelenin hem insanlık dışı, hem de onur kırıcı davranış olduğu ka-
naatine varmıştır. Mahkeme de, komisyonun kararını kabul etmekte,
bağımsız tıp pratisyenleri tarafından düzenlenen tıbbi belge ve rapor-
ların başvurucuya çok sayıda darbe vurulmuş olduğunu ve darbelerin
şiddetini doğrulayan delil olduğunu, böyle bir muamelenin insanlık dışı
ve onur kırıcı olarak nitelendirmenin doğruluğuna karar vermiştir.
47
Sözleşmenin 3. maddesi, bir suçtan dolayı gözaltına alınan, tutuklu
ve hükümlülerin yaşam koşulları ve içinde bulundukları şartlar açısın-
dan önemli bir rol oynamaktadır. Alıkoymanın koşulları bazen gayri
insani veya haysiyet kırıcı muameleye varabilmektedir. Alıkoymanın
koşulları değerlendirildiğinde, başvuru sahibinin sunduğu somut id-
dialar gibi bu koşulların gittikçe artan etkilerine önem verilmiştir.
Bununla ilgili olarak, hücre hapis uygulaması mahkeme tarafın-
dan tek başına 3. maddeye aykırı bulunmamıştır. Fakat, hücre hapsinin
uygulama süresi, amacı, hücre koşullarının kişinin sağlığı üzerindeki
etkileri gibi faktörler değerlendirilerek insanlık dışı veya küçültücü
nitelikte olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir.
Hükümlülere kelepçe takılması, açık havaya çıkma veya görüş hak-
larından yoksun bırakılmaları gibi disiplin uygulamalarının gerekli
olabileceği kabul edilmekte, ancak sürekli takip edilmesi ve uygulanış
biçimi itibariyle insanlık dışı ve küçültücü olmamasının sağlanması
47
Tomasi/ Fransa kararı, par. 113, 114
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
81TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
gereği üzerinde durulmaktadır.
48
Van Der Ven/Hollanda kararında başvuru sahibi, “kaçma teşebbü-
sünde bulunabilecek mahkumların konulduğu özel bir yönetime sahip” bir
cezaevindeki uygulamalardan şikayetçi olmuştur. Birincisi, haftalık
ve bazen daha sık aramaya maruz kalmasıdır. Onur kırıcı olarak ifa-
de ettiği üst arama, tamamen soyunmayı, yoklamayı ve dokunmayı,
utandırıcı bulduğu pozisyonda durmayı kapsamaktadır. İkincisi ise,
ziyaret düzenlemesinin bir sonucu olarak, yakın akrabası ile fiziksel
teması da kapsayan, olağan insani ilişkilerden alıkonulmasıdır. Bu
uygulamaların, kendisi üzerinde psikolojik olarak çok büyük etkileri
olduğunu, çok fazla kilo kaybettiğini ileri sürmüştür.
Mahkeme, sosyal yalnızlıkla birleşen duygusal yalnızlığın, kişili-
ği bozabileceğini ve bunun güvenlik veya başka bir sebebin gerekleri
olarak haklı kabul edilemeyecek insanlık dışı muamelenin bir çeşidini
oluşturduğunu kabul etmiştir. Mahkemeye göre, başvuru sahibinin
çok fazla kontrol tedbirlerine maruz kaldığı durumun ve inandırıcı
güvenlik gereklerinin azlığı içinde, başvuru sahibine yaklaşık üç bu-
çuk yıl uygulanan haftalık arama uygulaması insani saygınlığını azalt-
mış ve kendisinin gururunu kırmaya ve alçaltmaya yönelik kedere ve
aşağılık duygularına sebep olmuştur.
49
Bunlardan dolayı, mahkeme, rutin arama ile birleşen cezaevindeki
diğer katı güvenlik tedbirlerinin, sözleşmenin 3. maddesi kapsamında
insanlık dışı veya onur kırıcı muameleye vardığı sonucuna ulaşmıştır.
Mahkeme uygulamada 3. maddenin sağladığı korumayı, sözleş-
mede açıkça ifade edilmeyen bazı haklara da genişletmiştir. AİHS’ye
taraf ülkelerin hasta tutuklu ve hükümlülerin cezaevi ve hastahane or-
tamında tedavilerine ve cezalarının infazı usullerine ilişkin standartları
içermemektedir. Ancak, hasta bir kişinin mahpusluğunun sözleşmenin
3. maddesi anlamında bazı problemlere yol açması ve bu hakkın ihlali-
ne sebep olabileceği yine verilen kararlarda görülmektedir. Sözleşme-
nin 3. maddesi çerçevesinde verilen bu kararlarda, devleti özellikle ge-
rekli tıbbî tedavileri sağlama yoluyla özgürlüğünden yoksun bırakılan
kişilerin bedensel bütünlüğünü korumaya mecbur tutmaktadır.
48
Reidy, İşkencenin Yasaklanması, s. 27
49
Van Der Ven / Hollanda kararı, 4 Şubat 2003, par. 51, 62, 63, AİHM Kararları Dergisi,
Sayı 6, Temmuz 2003, s. 84, 85
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
5.1. Gözaltında Kayıp İddiaları Sonucu
İnsanlık Dışı Muamele Yorumu
Türkiye hakkında yapılan bazı başvurularda AİHM’nin verdiği
kararlar, sözleşmenin 3. maddesine yönelik yeni kriterlerin ortaya çık-
masına sebep olmaktadır. Gözaltında kayıp iddialarında, mağdurun
yakınlarına 3. madde kapsamında insanlık dışı muameleye maruz kal-
dığına yönelik kararların verilmesi bunun en tipik örneklerindendir.
Bir devletin egemenlik sınırları içerisinde, devlet görevlileri veya
resmi yetkililer adına veya onların onayı ile hareket eden kimselerce,
bir kişinin kayıtlara geçmeksizin alıkonulması durumunda 3. madde
kapsamında kayıp olaylarından söz edilmektedir.
Kayıp olayları sonucunda ya bu kişinin öldüğü anlaşılmakta veya
uzun süre bulunamaması nedeniyle ailesi tarafından öldüğüne kanaat
getirilmektedir. Bu durumda, kayıp olaylarının sözleşmenin 3. mad-
desi anlamında kayıp kişinin hakları ve kayıp kişinin ailesi ve yakınla-
rının haklarının değerlendirilmesi gündeme gelmektedir.
AİHM, sözleşmenin yaşama hakkını düzenleyen 2. maddesi kap-
samında verdiği ihlal kararlarının yanında, gözaltına alınan kişilerin
kayıp olması halinde belirli şartlara bağlı kalmak üzere bu fiilin mağ-
durunun yakınları bakımından da 3. maddenin ihlal edilmiş olacağı
sonucuna varmaktadır. Ancak, bu genel bir kural olarak ortaya çıkma-
maktadır. Bir aile bireyinin mağdur olup olmadığı belirlenirken, aile
bağlarının yakınlık derecesi, başvuranın çektiği sıkıntı ve üzüntüye
bazı faktörlerin etkileri de göz önünde bulundurulmaktadır.
Ayrıca, aile bağlarının yakınlık derecesi de önem kazanmaktadır.
Bu bağlamda, aile çocuk bağına özel bir önem verilmekte, bireyin söz
konusu olaylara ne kadar tanık olduğu, kayıp kişi hakkında bilgi edin-
mek için gösterdiği çaba ve bu çabalara karşılık yetkililerin ne şekilde
cevap verdiği önem arzetmektedir. Mahkeme, böyle bir ihlalin özünü,
aile bireyinin kayboluşunun değil, kayıp olayının yetkililerin dikkati-
ne sunulduğunda gösterdikleri tepkinin oluşturduğunu vurgulamış-
tır. Bu bağlamda söz konusu kimsenin yakını, yetkililerin olay karşı-
sında gösterdikleri tepkiden dolayı doğrudan mağdur olduğunu iddia
edebilmektedirler.
50
50
Çakıcı / Türkiye kararı, par. 98; Taş/ Türkiye kararı, 14 Kasım 2000, par.77-80, http://
www.inhak-bb.adalet.gov.tr/aihmtr/tas.htm; İpek / Türkiye kararı, 17.02.2004,
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
83TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Bu kıstasla ilgili olarak verilen Kurt kararında, başvuran oğlunun
yetkililerin ellerinde kaybolması ile ilgili olarak kendisinin insanlık
dışı ve onur kırıcı muameleye maruz kaldığını ileri sürmüştür. Mahke-
me, başvuranın oğlunun gözaltına alındığına yönelik kesin bir inançla,
oğlunun kaybolmasını takip eden günlerde C. Savcısı ile temaslarda
bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ancak, C. Savcısı başvuranın şikaye-
tini ciddi bir şekilde ele almamış ve bunun yerine jandarmaların baş-
vuranın oğlunun PKK tarafından kaçırıldığına yönelik varsayımına
itibar etmeyi tercih etmiştir.
51
Sonuç olarak, başvuran oğlunun tutuk-
landığını ve oğlunun daha sonraki akıbetine ilişkin resmi bir bilginin
olmadığını bilmenin acısı ile baş başa bırakılmıştır. Bu acı uzun süreli
olarak devam etmiştir. Bunun yanı sıra, şikayet sahibinin insan hakları
ihlali mağdurunun annesi olması ve kendisinin de acı ve sıkıntısı kar-
şısında yetkililerin sergilemiş oldukları rahat tutum nedeniyle mağdur
olduğu dikkate alınarak, mahkeme başvuran açısından sözleşmenin 3.
maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
52
Ayrıca mahkeme, kayıp kimselerin devlet makamlarınca kayıt dışı
tutulmaları sırasında işkence veya insanlık dışı ya da onur kırıcı mu-
ameleye maruz kaldığına ilişkin kanıtların bulunması durumunda bu
kişi bakımından 3. madde ihlalini de değerlendirmektedir.
Ancak, mahkeme gözaltında kayıp olayında, mağdurun bu süreç-
te 3. maddenin ihlali sayılabilecek muamelelere maruz kaldığına yöne-
Özet çeviri, http://www.ihd.org.tr/aihm/ipek.html; Orhan / Türkiye
kararı, 18
Haziran 2002, par. 357-360, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 3, Ekim 2002, s. 171
51
Kurt/Türkiye kararı, par. 83, Mahkeme, başvuranın şikayetine yönelik çözüm elde
etmek için kendisinden beklenebilecek her şeyi yaptığını da dikkate almaktadır.
Başvuran Bismil’deki Cumhuriyet Savcısı ile değişik tarihlerde iki kez temasa
geçmiştir. Ayrıca, Diyarbakır’daki Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne de dilekçe ile
başvuruda bulunmuştur. Başvuranın oğlunun köyündeki askerler ve PKK arasın-
daki çatışmadan sonra göz altına alındığı konusunda ısrar etmesine rağmen hiç-
bir aşamada yetkililer başvuranın ifadesini almamışlardır. Hem Bölge Jandarma
Komutanlığı hem de İl Komutanlığı yetkilileri başvuranın ilk dilekçesini sunduğu
günde Üzeyir Kurt’un PKK tarafından kaçırıldığı görüşünde olduklarını belirtil-
miştir. Ancak, bu alelacele varsayımı destekleyen hiçbir sebep gösterilmemiştir ve
Cumhuriyet Savcısı esasları daha ayrıntılı olarak incelememiştir. Başvuranın resmi
açıklamayı kabul etme konusundaki isteksizliği, oğlunun gözaltına alındığını ileri
sürerek iki kez daha başvuranın yetkililerle temasa geçip oğlunun akıbeti hakkında
bilgi verilmesine ilişkin ısrarı ile de teyit edilmektedir. Ancak, başvuranın bu iddia-
sı ciddi bir şekilde ele alınmamış ve yetkililer oğlunun PKK tarafından kaçırıldığına
ilişkin olarak dayanaktan yoksun bir soruşturmayı sürdürmeyi tercih etmişlerdir.
52
Kurt / Türkiye kararı, par. 130-134.
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lik iddialarda, buna yönelik bir delil yoksa, tahmin ve varsayımlarla 3.
madde ihlalinin kayıp kişi bakımından söz konusu olmadığını, ancak
kayıp kişinin hukuka aykırı biçimde özgürlüğünden mahrum edilme-
sinin 5. madde kapsamında incelenmesi gerektiğini kabul etmektedir.
5.2. Köy Boşaltma ve Ev Yakma İddiaları Sonucu
İnsanlık Dışı Muamele Yorumu
İnsanlık dışı muamele, gözaltı koşullarının dışında kalan ve mağ-
durları sıkıntıya düşüren, kasıtlı ve acımasız bir dizi başka davranışı
da kapsamaktadır. Sözleşmenin 3. maddesi kapsamında ve ilk olarak
Türkiye’ye yönelik başvurularda ortaya çıkan köylerin boşaltılması
ve ev yakma sonucu yapılan başvurularda, Güneydoğu bölgesinde
evlerin, eşyaların yakılması ve kişilerin başka yerlerde yerleşime
zorlanmalarına yönelik iddiaları insanlık dışı muamele olarak nite-
lendirilmiştir.
Köy boşaltma ve ev yakma başvurularının tipik bir özelliği bu-
lunmaktadır. Yapılan başvurularda, iddia sahiplerinin adli veya idari
makamlara herhangi bir müracaatları bulunmamaktadır. Neticede iç
hukuk yollarının tüketilmeden AİHM’ne yapılan başvurular, etkili ve
yeterli bir iç hukuk yolu bulunmadığından dolayı kabul edilmiştir.
Mahkeme buna gerekçe olarak şu hususlar üzerinde durmaktadır:
Öncelikle bu tür iddialarda mülkün güvenlik güçleri tarafından kasten
yıkılmış olduğu veya bu iddialar konusunda açılmış davalar hakkında
bedel olarak ödenen karşılığa dair hiçbir örnek bulunmadığı belirtil-
mektedir. Bu iddialara yönelik, sorununun boyutlarına rağmen gü-
venlik güçlerinin mülke kasten zarar verdiği iddialarıyla ilgili olarak
tazminata hükmedildiğine ya da bu iddialar nedeniyle güvenlik güçle-
ri üyeleri hakkında takibat yapıldığına dair hiçbir örnek bulunmadığı
ve yetkililerde güvenlik güçlerince böyle bir eylemin yapıldığını kabul
etmede genel bir isteksizlik görüldüğü kanaatinin mahkemeye hakim
olduğu görülmektedir.
53
53
Dulaş / Türkiye kararı, 09 Ocak 2001, par. 46, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 1, Ni-
san 2002, s.15; Menteş/ Türkiye kararı, 28 Kasım 1997, par. 59, http://www.inhak-
bb.adalet.gov.tr/aihmtr/mentes.htm; Selçuk ve Asker / Türkiye kararı, par. 61;
Gündem / Türkiye kararı, par. 47; Ayder ve Diğerler / Türkiye kararı, par. 97;
Bilgin / Türkiye kararı, par. 112; Yöyler/ Türkiye kararı, 24 Temmuz 2003, par. 92,
AİHM Kararları Dergisi, Sayı 7, Kasım 2003, s.146
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
85TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Bunun yanında mahkeme, başvurucuların şikâyetçi oldukları olay-
ların gerçekleştiği dönemde Türkiye’nin güneydoğusundaki, güven-
lik güçleriyle terör örgütü arasındaki şiddetli çatışmalarla belirlenen
durumun göz önünde bulundurulması gerektiğini dile getirmektedir.
Başvuranların evlerinin yıkımını takiben kendilerinin güvensiz ve sal-
dırıya açık durumda oldukları, böyle bir durumda adaletin gerektiği
gibi işlemesinin önüne engeller çıkacağı, özellikle de böyle güç bir du-
rumda yürütülen yerel adli davalar için gerekli olan kanıtları güvence
altına alma hususunda güçlüklerle karşılaşılacağı ve adli yollara baş-
vuru arayışının etkili olmayacağı belirtilmektedir.
54
Selçuk ve Asker hakkında, 1998 yılında verilen kararda, başvurucu-
lar evlerinin 1993 yılında güvenlik güçlerince yakıldığını iddia etmişler,
Hükümet ise belirtilen tarihte bir askeri operasyonun yapılmadığını,
evlerin PKK örgütü tarafından yakıldığını ileri sürmüştür. Mahkeme,
Bayan Selçuk ve Bay Asker’in o dönemde sırasıyla 54 ve 60 yaşların-
da olduklarını ve tüm yaşamları boyunca İslamköy’de oturdukları-
nı, evleri ve malvarlıklarının büyük bölümü güvenlik güçlerince yok
edildiğini dile getirmiştir. Mahkemeye göre bu durum, başvurucuları
geçimlerini sağlayamayacak duruma sokmuş ve köylerini terk etme-
ye zorlamıştır. Bu uygulama, önceden tasarlanmış ve başvurucuları
hor görerek ve duygularına aldırmaksızın yapılmış görünmektedir.
Başvurucular hazırlıksız yakalanmışlar ve evlerinin yanışını izlemek
zorunda kalmışlardır. Şahısların güvenliğini sağlamak için yeterli ön-
lemler alınmamıştır ve itirazlarına önem verilmemiştir. Sonrasında
başvuruculara yardım sağlanmamıştır. Özellikle başvurucuların evle-
rinin yakılış biçimi ve kişisel durumları dikkate alındığında, güvenlik
güçlerinin fiilleri nedeniyle 3. madde anlamında insanlık dışı muame-
le olarak nitelendirilecek derecede ağır bir muameleye maruz kalmış
olduklarına karar verilmiştir.
55
AİHM’nin köy boşaltma ve ev yakma iddialarına yönelik verdi-
ği mahkumiyet kararlarında, dile getirilen iddiaların C. Savcıları ta-
rafından yeterince araştırılmadığı ve başvuranların ifadelerinin alın-
masına yönelik bir gayret gösterilmediği ortaya çıkmaktadır. Bunun
54
Dulaş / Türkiye kararı, par. 45, Selçuk ve Asker / Türkiye kararı, par. 60; Menteş /
Türkiye kararı, par. 59; Gündem/ Türkiye kararı, par. 46; Ayder / Türkiye kararı,
par. 93
55
Selçuk ve Asker / Türkiye kararı, par. 70, 71
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
yanında, gerçeği ortaya çıkarmak amacıyla araştırılan olaylara tanık
lık edebilecek diğer köylülerin ifadelerinin alınması için bir girişimde
bulunulmaması ve güvenlik güçlerinin faaliyetlerine yönelik ifadele-
rine başvurulmaması, başvuranların iddialarına ilişkin tam ve etkili
bir soruşturma yapılmadığını göstermektedir. Ayrıca yapılan soruş-
turmalarda güvenlik görevlileri hakkında idare kurullarınca soruş-
turma izninin verilmemesi veya bu sürecin uzun zaman alması da bu
tür iddiaların mahkumiyetle sonuçlanmasında diğer bir etken olarak
gözükmektedir.
6. Onur Kırıcı Muamele veya Ceza Yorumu
Onur kırıcı muamelenin mağdur üzerindeki etkisi; mağdurda kor-
ku, endişe ve aşağılık duygusu yaratması ve onları kendisi veya baş-
kaları karşısında alçaltıcı nitelikte olmaktadır. Mağdurun fiziksel veya
moral direncini kırmaya yönelik uygulamalar
56
yahut mağduru ira-
desine veya vicdanının aksine hareket etmeye yönelten uygulamalar
bu kapsamdadır.
57
Bununla birlikte, kişiyi kamu önünde teşhir etme,
kamu gücünün veya görevlilerinin oyuncağı haline getirme, fiziki ceza
verme gibi muameleler onur kırıcı muamele kavramı içerisine girmek-
tedir. Onur kırıcı davranışlar sadece moral değerleri üzerinde etkili
değildir. Mağdurun manevi bakımdan olduğu kadar maddi bakımdan
da zarar görmesi mümkündür.
Bir ceza veya muamelenin 3. madde kapsamında taşıdığı anlama
göre “onur kırıcı” olup olmadığının saptanmasında dikkate alınması
gereken hususlar, söz konusu ceza veya muamelenin amacının ilgili
kişiyi küçük düşürmek veya alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları iti-
barıyla mağdurun kişiliğini 3. madde ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediğidir.
58
Bir kişinin onur kırıcı bir muameleye tabi tutulup tutulmadığının
değerlendirilmesi daha sübjektif olduğu için, bir muamelenin onur kırıcı olup olmadığının değerlendirilmesinde mağdurun yaşı ve cin
-
siyeti gibi göreceli faktörler, insanlık dışı muamele veya işkence değer-
56
İrlanda / Birleşik Krallık kararı, par. 167
57
Nakleden, Reidy, İşkencenin Yasaklanması, s. 16
58
Raninen / Finlandiya kararı, 16 Aralık 1997, par. 55, AİHM Kararları Dergisi, Sayı
3, Ekim 2002, s. 90; Öcalan / Türkiye kararı, 12 Mart 2003, par. 220, AİHM Kararları
Dergisi, Sayı 5, Nisan 2003, s. 355
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
87TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lendirmesine kıyasla daha önemli görülmüştür. Bu bağlamda AİHM,
mağdurun başkalarının gözünde olmasa bile kendi gözünde küçük
düşürülmesinin yeterli olabileceği görüşünü savunmuştur.
59
İrlanda kararında divan, onur kırıcı muameleyi mağdurlarda kor-
ku, huzursuzluk ve aşağılık duygusu yaratan ve onları küçük düşü-
recek veya alçaltacak nitelikte olan muamele
60
olarak nitelemiş, ancak
daha sonraki davalarda maruz kalan birey için göreceli bir mahremi-
yet içinde bile icra edilen davranışların onur kırıcı olabileceğini kabul
etme noktasına ulaşmıştır.
Bu konudaki örnek kararlardan biri Tyrer / Birleşik Krallık kararıdır.
Başvurucu Tyrer, 15 yaşında bir öğrenci olup Birleşik Krallık vatanda-
şıdır. Başvurucu ve diğer üç arkadaşı okula bira soktukları gerekçesi
ile bir başka öğrenci tarafından okul idaresine şikayet edilmişlerdir.
Okul yetkilileri bu davranışları nedeniyle başvurucu ve arkadaşlarına
kamışla vurmuşlardır. Daha sonra başvurucu ve arkadaşları kendile-
rini şikayet eden öğrenciyi yakalayıp dövmüşlerdir. Bunun üzerine
çocuk mahkemesi başvurucuyu aynı okuldaki bir öğrenciye müessir
fiil uygulamaktan suçlu bulmuş ve kaba etine 3 kez sopa ile vurulma
cezası vermiştir.
Divan, bir cezaya çarptırılma eyleminin onur kırıcı nitelikte olma-
dığını, fakat fiziksel cezanın şiddeti kurumsallaştırması ve çocuğun
“otoritenin elinde bir obje haline getirilerek” vücut bütünlüğü ve onuru-
nun ayaklar altına alındığı bir pozisyona düşürülmesini göz önünde
bulundurmuştur.
Mahkeme kararında, uygulanan cezanın işkence kavramında va-
rolan acı düzeyine ulaşmadığını, ayrıca bu cezanın insanlık dışı ceza
olarak kabul edilebilmesi için çekilen acının belirli bir düzeyde olması
gerektiğini ve dayak cezasının bu düzeye ulaşmadığını, fakat “3. mad-
denin korumayı amaçladığı insan onuruna ve insanın fiziksel bütünlüğüne
açık bir saldırı oluşturduğuna” karar vermiştir.
61
Mahkeme, Tyrer kararında, iç hukukun, demokrasi ve insan hakları
ilkesine uygun olup olmadığının saptanmasında, uluslararası hukukun
59
Tyrer / Birleşik Krallık kararı, par. 32, Doğru, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi İçti-
hatları, 2002, s. 230
60
İrlanda / Birleşik Krallık kararı, par.167
61
Tyrer / Birleşik Krallık kararı, 25 Nisan 1978, par. 35, Doğru, İnsan Hakları Avrupa
Mahkemesi İçtihatları, 2002, s. 231
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
vazgeçilmez bir ölçü olduğunu açıklıkla ortaya koymuştur. Hüküme-
tin, verilen cezanın bölgede yerleşik halkın gerekli ve caydırıcı olduğu-
na dair kanaate sahip olduğunu ileri sürmesi üzerine, mahkeme değer-
lendirmesinde, kamu düzeninin korunmasına ilişkin olarak hiçbir yerel
ihtiyaç veya inanış, herhangi bir ülkeye sözleşmenin 3. maddesine ay-
kırı bir cezayı kabul etme hakkını veremeyeceğini belirtmiştir.
62
Bazı mahkumların özel gereksinmeleri olabileceğine işaret eden
mahkeme, bunların yerine getirilmemesi halinde onur kırıcı muamele-
ye yol açabileceğini dile getirmektedir. Cezaevi koğuşlarının çok kala-
balık olması, ısıtma, hijyen, uyuma yerleri, gıda ve dış dünya ile temas
koşullarının yetersiz olduğu bir ortamda alıkonulmanın da AİHM ta-
rafından onur kırıcı muamele olarak değerlendirildiğini görmekteyiz.
Yakalama anında kelepçe takma olayından dolayı AİHM önüne
getirilen bir başka başvuru ise Türkiye hakkındaki Öcalan kararıdır.
Başvuru sahibi, Kenya’da Türk görevliler tarafından kaçırıldığını ve
bu kaçırmanın zorunlu olarak fiziksel bütünlüğüne saygı hakkının ih-
lalini oluşturduğunu iddia etmektedir. Yakalamanın gerçekleştirildiği
koşulların da (gözü ve elleri bağlanmıştır, ilaç verilmiştir, uçakta ka-
meraya alınarak görüntüler basın ve televizyonlara verilmiştir, arkada
Türk bayrakları bulunduğu halde gözleri bağlanmıştır) onur kırıcı ve
insanlık dışı muamele anlamına geldiğini eklemektedir
Hükümet başvuru sahibinin, kendisine eşlik eden güvenlik güçleri
üyelerini tanımasına, gizli askeri bölgeleri görmesine ve kendi kendini
yaralanmasına engel olmak için Kenya’dan Türkiye’ye transferi sıra-
sında kısa bir süre için gözlerinin bağlandığını açıklamıştır Uçak Türk
hava sahasına girer girmez göz bağı çıkartılmıştır. Resmi yetkililerin
izni olmaksızın, polisin kullanımı için çekilen fotoğrafları ve video ka-
yıtlarını basın elde etmeyi başarmıştır. Başvuru sahibinin sağlık duru-
mu uçakta bulunan bir doktor tarafından devamlı olarak izlenmiştir.
63
Mahkemeye göre bu davada şikayet edilen muamele şekillerinden
biri olan kelepçeleme; hukuka uygun yakalamaya veya tutuklamaya
bağlı olarak uygulandığı ve bu koşullarda makul olarak gerekliliği aş-
mayan, kuvvet kullanımını veya kamuya teşhir edilmeyi içermeyen
yerlerde normal olarak sözleşmenin 3. maddesine göre bir sorun oluş-
62
Tyrer / Birleşik Krallık kararı, par. 30
63
Öcalan / Türkiye kararı, par. 217
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
89TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
turmamaktadır. Bu bakış açısından, ilgili kişinin yakalamaya direnç
göstereceği veya kaçacağı yahut yaralanmaya veya hasara neden ola-
cağına inanmak için bir neden bulunup bulunmadığı önem taşımak-
tadır. Bu bağlamda, muamelenin kamusal doğası ilgili bir faktördür.
Ayrıca, muameleyi reklam etme veya tek başına kurbanın kendi bakış
açısına göre küçük düşürülmesi, dikkate alınması gereken hususlar-
dır.
64
Mahkeme, başvuru sahibinin Türk güvenlik güçlerine karşı silahlı
bir mücadeleye girişmiş olan silahlı ayrılıkçı hareketin lideri olmasın-
dan şüphelenildiğini ve tehlikeli olduğunun düşünüldüğünü ifade et -
mektedir. Mahkeme, yakalama anında alınan güvenlik tedbirlerinden
biri olarak başvuru sahibinin ellerinin kelepçelenmesin tek amacının,
kaçmaya teşebbüs etmesini veya kendisini yahut başkalarını yarala-
masını ya da zarar vermesini engellemek olduğu yolundaki hükumet
sunumunu kabul etmiştir.
Başvuru sahibinin Kenya’dan Türkiye’ye yaptığı yolculuk sıra-
sında gözlerinin kapatılması ile ilgili olarak mahkeme, başvuru sahibi
tarafından güvenlik güçlerinin tanınmalarını engellemek için alınmış
bir tedbir olduğunu görmektedir. Başvuru sahibi gözleri bağlı iken
güvenlik güçleri tarafından sorgulanmamıştır. Mahkeme, önlemin
amacının başvuru sahibini küçük düşürmek veya aşağılamak değil,
problem çıkarmadan transferin gerçekleşmesini sağlamak olduğu şek-
lindeki hükümet açıklamasını makul görmüştür. Başvuru sahibinin
niteliği ve yakalanmaya tepkisi göz önüne alındığında, operasyonun
başarılı olması için büyük bir dikkatin ve uygun önlemlerin gerekli
olduğunu kabul etmektedir.
65
Neticede, yapılan muamelenin sözleş-
menin 3. maddesinin uygulanması için gerekli olan asgari şiddet düze-
yine ulaştığının ispatlanamadığını ve bu durumun 3. maddenin onur
kırıcı muamele hükmünün ihlali sayılamayacağını dile getirmiştir.
7. Mahkemenin “Sınır Dışı Etme ve Suçluların İadesi”
Hakkında 3. madde İhlali Yorumu
Komisyon suçlunun iade edileceği ülkenin siyasi rejimi ve ülkede-
ki mevcut şartlar dolayısıyla, sözleşmede güvence altına alınmış olan
64
Öcalan / Türkiye kararı, par. 221
65
Öcalan / Türkiye kararı, par. 223, 224
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
temel insan haklarının ihlal edilmesi ya da tamamen yok edilmesi teh-
likesi varsa, bunun iade taleplerinde sorun yaratabileceğini kabul et-
mektedir. Sığınma hakkı sözleşmede koruma altına alınmadığı halde,
komisyona göre; kişinin, insanlık dışı muameleye tabi tutulabileceği
bir ülkeye geri gönderilmesi, geri gönderen üye ülkenin 3. maddeyi
ihlal etmesi anlamını taşımaktadır. Suçluların iadesi kapsamında ya-
pılan başvurularda komisyon öncelikle ilgili hükümete sınır dışı etme
kararı uygulamasının ertelenmesini istemektedir.
66
3. maddenin, bireylerin ülkeden uzaklaştırılması ve sınırdışı edil -
mesi olaylarına uygulandığı birçok örnek vardır. Bu örneklerde, ül-
keler arasında suçluların iadesi anlaşmasının varlığı, sınır dışı eden
ülkenin yetki alanı veya terör zanlılarının adalete teslim edilmesi gibi
faktörler söz konusu olsa bile, bir devletin bir kişiyi kötü muamele gör -
mesi konusunda gerçek bir riskin bulunduğu üçüncü bir ülkeye gön-
dermeme sorumluluğundan kurtulması mümkün değildir.
67
Bir kişinin 3. maddeyi ihlal anlamına gelecek türde muameleye
maruz kalabileceği bir ülkeye gönderilmek üzere sınır dışı edilmesi
durumunda, kendisini ihraç veya sınır dışı eden devletin AİHS çerçe-
vesinde sorumluluk taşıyacağı yolunda görüş bildiren mahkeme, bu
alanda önemli ve giderek yaygınlaşan bir içtihat oluşturmuştur.
AİHM’nin Türkiye hakkında 2000 yılında vermiş olduğu Jabari ka-
rarı da sığınma hakkı ile ilgili verilmiş bir karardır. Başvuran İran’da
zina suçu işlediğini ve kendisine karşı cezai takibat başlamadan önce
oradan ayrılmak zorunda kaldığını söylemektedir. Muhtemelen, bun-
dan dolayı yargılanacağını ve insanlık dışı bir cezaya çarptırılacağını
da eklemektedir. Başvuran mahkemenin yerleşmiş içtihadına daya-
narak, İran hukukunda zina suçunun cezası olarak öngörülen falaka,
kırbaç ve taşlanarak öldürülme cezalarının sözleşmenin 3. maddesi
bağlamındaki yasaklanmış muamele tarzları içerisinde değerlendi-
rilmesi gerektiğini de iddia etmektedir. Bu iddiasını da desteklemek
için Uluslararası Af Örgütü’nün hazırladığı rapora dayanarak İran’da
zina suçu işleyen kadınların taşlanarak öldürülme cezasına çarptırıl-
dıklarını dile getirmektedir. Başvuran, kendisine, Birleşmiş Milletler
66
Ünal, AİHS, s. 110
67
Ergül, Ergin, “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Bağlamında İşkence Yasağı ve
Türk Mevzuatı” http://www.yayin.adalet.gov.tr/adaletdergileri_dosyalar/sayi
19/Dergi19-1.htm
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
91TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından ortada sağlam gerekçeli bir
öldürülme korkusu mevcut bulunduğu için sığınmacı statüsü verildi-
ğini vurgulamaktadır.
Mahkeme tarafından, başvuranın İran’a döndüğü takdirde 3.
maddeye aykırı bir muameleye maruz kalacağını kanıtladığı sonucu-
na varılmış, dolayısıyla İran’a sınır dışı edilmesi işleminin, eğer icra
edilirse 3. maddenin ihlaline yol açacağı şeklinde değerlendirme ya-
pılmıştır.
68
8. Adil Olmayan Yargılama Sonucu Ölüm Cezasının Verilmesi
Adil olmayan bir yargılama sonucu ölüm cezası verilmesi, kişiyi
yanlış bir biçimde, bu cezanın infaz edileceği korkusu ile karşı karşıya
bırakması olarak ilk defa Öcalan kararında karşımıza çıkmaktadır.
Ölüm cezasının, AİHS’nin 2. maddesinde dile getirilmesi ve daha
sonra çıkarılan ek protokoller ile ölüm cezasının seçmeli olarak kal-
dırılmasını taraf devletlerin tercihine bırakan sözleşme hükümlerine
rağmen mahkeme, ölüm cezasıyla ortaya çıkan geleceğe ilişkin korku
ve belirsizlik, cezanın gerçekten uygulanma ihtimali olduğu durum -
larda, insanın ciddi derecede acı çekmesine neden olacağını, bu acı ve
endişe, cezanın temelinde yatan ve insan yaşamının tehlikede oldu-
ğu göz önüne alındığında sözleşmeye göre hukuk dışı sayılan dava
sürecinin adaletsizliğinden ayrı tutulamayacağını ve günümüzde, ar -
tık demokratik bir toplumda meşru yeri olduğuna inanılmayan ölüm
cezasının sözleşmeci taraflarca reddedilmesi göz önüne alındığında, ölüm cezası verilmesinin insanlık dışı bir muamele biçimi olarak kabul
edilmesi gerektiğini dile getirmiştir.
69
Öcalan kararında mahkeme, ölüm cezasını veren mahkemenin,
bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olması, yaşam hakkından mahru-
miyetin “mahkemece hükmedilen bir cezanın yerine getirilmesine” uygun
olması ve hem yerel mahkemedeki, hem de temyiz aşamasındaki ceza
yargılamasında en sert biçimde adalet standartlarına uyulması 2/1.
maddedeki zorunluluk anlamına geldiğini, ölüm cezasının infazının
geriye getirilemez olması nedeniyle, keyfi ve hukuka aykırı yaşamı
68
Jabari / Türkiye kararı, 11.7.2000, par. 33-50, AİHM Kararları Dergisi, Sayı 4, Ocak
2003, s. 7-10
69
Öcalan / Türkiye kararı, par. 207
Yaşar ÇOR hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
sona erdirmeden kaçınılabilmesi, ancak böylesi yüksek standartların
uygulanması yoluyla olabileceğine işaret etmektedir.
Mahkemeye göre, adil olmayan bir yargılamadan sonra bir kişi-
ye ölüm cezası vermek, bu kişiyi kanuna aykırı olarak idam edileceği
korkusuna maruz bırakmak demektir. Mahkumiyetin infaz edileceği
gerçek bir ihtimalin bulunduğu koşullarda ölüme mahkum olmanın
getirdiği geleceğe ait belirsizlik ve korku; insanın ıstırabının önemli bir
derecede artmasına neden olur. Böyle bir ıstırap, insan yaşamı tehlike-
de olunca, sözleşmeye göre hukuka aykırı olan mahkumiyetin temeli-
ni oluşturan işlemlerin adaletsiz olmasından ayrılamaz.
Mahkeme, ölüm cezasını içeren davalarda gerekli olan sıkı ada-
let standartlarına uymayan, adalete aykırı bir yargılama sonucunda
başvuru sahibine ölüm cezası verildiğinden ve ayrıca başvuru sahi-
binin üç yıldan daha uzun bir sürede böyle bir cezanın sonuçlarına
katlanmak zorunda kaldığından dolayı mahkeme, adil olmayan bir
yargılama sonunda başvuru sahibine ölüm cezası verilmiş olmasının
3. maddenin ihlali ile insanlık dışı muamele anlamına geldiği sonucu-
na ulaşmaktadır.
SONUÇ
Ulusal mahkemeler, ülkelerin anayasa ve yasalarını da dikkate
almak suretiyle karar vermektedirler. Ancak TC Anayasası’nın 90.
maddesinde dile getirilen uluslararası sözleşmelere üstünlük tanıyan
hükmün göz önünde bulundurulmaması, neticesinde verilen yargı ka-
rarlarında ulusal mevzuatın baz alınması AİHM’nin ülkemiz aleyhine
verdiği kararların artmasına sebebiyet vermektedir. Nitekim, ülkemiz-
de son dönemde yapılan yasal değişikliklerde de AİHM kararlarının
etkisi azımsanamayacak ölçüdedir.
AİHM’nin yerleşmiş içtihatlarına göre; AİHM, ulusal mahkeme-
lerin mevzuatı doğru uygulayıp uygulamadığını denetleyen bir üst
mahkeme olmayıp, sadece taraf devletlerin kendi iç hukukunda ver-
dikleri kararlarda sözleşme hükümlerinin ihlal edilip edilmediğini
saptamaya yönelik çalışan bir kurumdur. Bunun neticesinde, AİHM
kararları iç hukukta doğrudan sonuç doğurmamakta, ulusal mahkeme
kararlarını iptal ederek veya değiştirerek onların yerine geçmemekte-
dir.
hakemli makaleler Yaşar ÇOR
93TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Ayrıca AİHM, sözleşme hükümlerinin ihlal edilip edilmediğini
re’sen değil, devlet başvurusu yada bireysel başvuru üzerine ince-
lemekte, buna karşılık bir konuda şikayet yapıldıktan sonra şikayete
konu fiillerin sözleşme karşısındaki durumunu kendi yetki sahası için-
de serbestçe değerlendirmektedir.
AİHM tarafından verilen kararlarda, Türkiye’ye ve hukuk sistemi-
mize yönelik değerlendirmelerine ve bu konudaki tüm karalara bakıl-
dığında ortak bir nokta dikkat çekmektedir. Özellikle, iç hukukta adli
ve idari organlara ilişkin etkili ve yeterli bir soruşturmanın yapılma-
ması kararların aleyhimize neticelenmesine sebep olmaktadır.
AİHM, 3. maddenin ihlal edildiği iddialarının “sağlam bir delil-
le desteklenmesi gerektiğini” belirtmekte, fakat bu iddianın taraflardan
herhangi biri tarafından ispatlanmasını şart koşmamaktadır. Dava
dosyasındaki bilgi ve belgelerden yola çıkarak mahkeme ispat edilebi-
lirliği bizzat değerlendirmektedir. Ayrıca mahkeme bazı durumlarda
3. maddenin ihlal edilmediğinin ilgili devlet tarafından ispat edilmesi
gerektiğini kabul etmektedir. Mahkeme ve komisyona göre; sağlıklı
bir biçimde gözaltına alınan kimseler gözaltından bir kısım yara bere
vb. belirtilerle çıkmışlarsa, şikayete konu yaraların nasıl oluştuğunun
(işkenceyle oluşmadığının) ispatı ilgili devlete düşmektedir.
Türkiye’de tüm çabaların Avrupa Birliği’ne tam üyeliğin elde
edilmesi üzerinde yoğunlaştığı bir dönemde, insan hakları alanında
mevcut durumun iyileştirilmesinin tam üyeliğin bir önkoşulu olması
nedeniyle, AİHM’nin Türkiye ile ilgili tespitleri büsbütün önem ka-
zanmaktadır. Dolayısıyla başta hakim ve Cumhuriyet Savcıları olmak
üzere, hukukçularımız için AİHM içtihatlarının rolünün tanınması ve
bu rol ekseninde uygulama alanının genişletilmesi büyük önem taşı-
maktadır.