S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Türkiye’nin son 25 yılına damgasını vuran tartışmalardan biri
“türban sorunu”dur. Çözümün yasama organına odaklanmış olması ve
yasama organını siyasi partilerin oluşturması sebebi ile dini bir konu
olan türbanın siyasete bulaşması ve laiklik tartışmaları peşpeşe gel-
mektedir. Bu tartışmaların odağında, son günlerde önerilen ve muh-
temel bu makale yayınlanıncaya kadar kabul edileceği söylenen ana-
yasa değişikliklerinin çözüm olup olamayacağını ise gelecek günlerde
göreceğiz.
Bu makale ile amaçlanan iki unsur bulunmaktadır. İlki, daha uzun-
ca bir süre gündemdeki yerini koruyacak “türban sorunu”nun, tarihsel
gelişimi bilmeyenler için “hukuken” ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı
olup, ikinci unsur ise, üzerinde uzlaşıldığı söylenen Anayasa’daki iki
madde değişikliğinin ve YÖK Kanunu’ndaki değişikliğin “sorunu” hu-
kuken sona erdirebilir nitelikte olup olmadığıdır.
1. “Türban Sorununun” Hukuksal Boyutu
“Türban sorunu” kavramını tırnak içinde belirtmemin sebebi, ko-
nunun aslen bir sorun olarak yansıtılmış olmasından rahatsız olmam
ve kanımca ortada bir sorun olmadığına inandığımdandır. Cumhuri-
yetin kurulmasından bu yana 60 senelik bir süre ortada olmayan bir
konunun, son çeyrek yüzyılda ortaya çıkması ve bu konunun, kanım-
“TÜRBAN SORUNU”NUN
HUKUKSAL BOYUTU
ANAYASAL DEĞİŞİKLİK
ÇÖZÜM OLUR MU?
S. Alp Lİmoncuoğlu *
* Yrd. Doç. Dr., İzmir Ekonomi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
öğretim üyesi.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
139TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ca kasıtlı olarak siyasilerce gündemde tutulması, ne yazık ki oy kay-
gısı ile dinin siyasete konu yapılması sonucunu doğurmuş ve Türkiye
Cumhuriyeti’nin en önemli temellerinden biri olan laiklik ilkesini ze-
delemiştir. Dini inanç dolayısı ile başörtüsü kullanımının Türkiye’nin
bir gerçeği olduğu yadsınamaz. Muhtemelen, farklı bir dinden olan
vatandaşlarımız dışında, Müslüman tüm vatandaşlarımızın ailesin-
de başörtüsü takan biri vardır veya olmuştur. Özellikle gençlerimizin
çoğu bu konuda aile büyüklerini örnek vermektedirler. Aile büyükle-
rinin kiminin yaşı, Cumhuriyet’in yaşı ile bir olup, büyük bir çoğun-
luğu ise XX. yüzyılın son yarısını görmüşlerdir. Bu zaman zarfında,
eğitimde ve kamusal alan diye tabir edilen diğer alanlarda başörtüsü
kullanımı olmadığından, hukuken bu hususta bir düzenleme yapılma-
sı ihtiyacı bile hissedilmemiştir.
N
Bu noktadan değerlendirildiğinde,
Cumhuriyet’in başından beri vatandaşlarımızın kullandığı başörtüsü,
hangi eylem ile bir sorun halini almıştır?
Tartışmaların odağında, 12 Eylül darbesinin Türkiye’nin sosyal
yapısını değiştirmeye yönelik etkileri olmakla birlikte, Amerika Birle-
şik Devletleri’nin “ılımlı İslam projesi”nin de rol oynadığı birçok yazar-
lar tarafından iddia edilmekte, televizyon programlarında dile getiril-
mektedir. Buna 1979 İran Devrimi’nin etkileri ile türbanın ülkemizde
algılanmasındaki değişiklik de eklenebilir.
O
Bununla birlikte, kanımca
imam hatip okullarına alınan kız öğrencilerin başlarını örtmelerine iliş-
kin verilen iznin, sorunun başlangıcı ile ilgili önemli bir dönüm nokta-
sı olduğudur. Bir başka yönden bakıldığında, imam hatip okullarının
eğitim sisteminin veya daha doğru bir deyişle eğitim sistemimizin so-
runun ana kaynağı olduğu gözükmektedir.
İmam hatip okullarına kız öğrenci alınmasına 1960’lı yılların so-
nunda başlanmış olup, 1972 yılında yürürlüğe konan İmam Hatip Okulu İdare Yönetmeliği’nin 117. maddesi ile kız öğrencilerin kayıt
yaptırmaları yasaklanmış, Danıştay 11. Dairesi’nin 14 Aralık 1976 yı-
lında 1976/4374 sayılı kararı ile yönetmeliğin ilgili maddesi iptal edile-
rek kız öğrenciler için imam hatip okullarına kayıt olma imkanı sağlan-
mıştır. Bu gelişmeyi, erkek öğrenciler ile birlikte okula giden kızların
dini inanç gereği başlarının örtülerek okutulması izlemiştir.
N
Özlem Doğan, The Turban Issue, s. 54 vd., Boğaziçi Üniversitesi, 1994.
O
Funda Gençoğlu, National Identity, Citizenship And Pluralism in Turkey: The Turban
Question, s. 58, Bilkent Üniversitesi, 1997.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Bu gelişmeler yaşanırken, eğitimin gücünün yadsınması veya gör-
mezden gelinmesi, gerektiğinde alınması gereken önlemlerin alınma-
ması, bugün yaşadığımız sorunun kaynağını teşkil etmektedir.
İmam hatip okullarından yetişen öğrencilerin düşünce yapısı ile
ilgili bir anketi aktarmadan evvel, bir ülkede laik yönetim ve hukuk
sisteminin devamı için, ülke vatandaşlarının bu laiklik ilkesine inan-
ması gerektiğinin önemine dikkat çekmek isterim. Laiklik, aslen dini
devlet olgusunun karşısında yer alan bir ilkedir. Laiklik, ortaçağ ka-
ranlığında, dinin egemen olduğu devletlerin yarattığı özgürlüksüz ve
haklardan bahsedilmeyecek düzenin Rönesans ile birlikte yıkılması
ile bir daha eski devlet düzenine dönülmemesi için yaratılan bir mü-
essesedir. En kısa tabiri ile, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrıl-
masını, dinin devlet yönetiminin hiçbir aşamasında belirleyici kriter
olarak kullanılmamasını ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında, la-
iklik, devlet yönetiminde dinin değil, akıl ve bilimin ön planda olması
sonucunu doğurur.
İşte bu olgu ise, laikliği, dini kuralların karşısına
bir rakip olarak çıkarır. Çünkü koyu bir dini inanış, aklı değil dini ve
dinin kurallarını ön plana çıkardıktan sonra, aklın dine hizmetini esas
alır. Bir başka deyişle, dünya üzerinde genel anlamı ile iki ayrı devlet
düzeni var ise, biri dini devlet düzeni, ikincisi ise laik devlet düzenidir.
Ne yazık ki, tarihsel gelişim içinde dini devlet düzenleri, modern ve
çağdaş yaşamın olmazsa olmazı olarak gördüğümüz insan haklarının
vatandaşlarına temini konusunda sınırlayıcı olmuşlar ve bu sınırlama-
ların insan faktörü ile birleşmesi ile oldukça baskıcı bir devlet düzeni
ortaya çıkmıştır. Laiklik ise, bunun karşısında özgürlüklerin esas alın-
dığı ve korunabildiği en iyi sistem olarak yerini almıştır.
Aynen cumhuriyet rejiminde olduğu üzere, nasıl ki tüm eksiklik-
lerine rağmen Cumhuriyet diğer yönetim biçimlerine nazaran en iyi
yönetim biçimi kabul edilmişse, laiklik de tarihsel süreçte eksiklikle-
rine rağmen dini devlet düzenine nazaran daha iyi bir devlet düzeni
olarak modern ve çağdaş dünya tarafından kabul edilmiştir.
Yüzyıllar süren acı tecrübeler sonrası ortaya konan laiklik ilkesi ve
laik devlet düzeni, demokrasi kavramı ile birlikte özgürlüklere azami
saygı prensibini benimsemekle birlikte, tüm rejimlerde olduğu gibi,
kendine karşı olan, kendi etkisini azaltacak veya değiştirecek düzen-
Serhat Güven, Laiklik ve Anayasa Mahkemesi, s. 3 vd., Başkent Üniversitesi, 2006.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
141TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
lemelere ve gelişimlere karşı kısıtlayıcı olmak zorundadır. Aksi halde,
ortaya çıkan sonuç, en iyi şekilde İran ve Malezya örneğinde görül-
mektedir.
Kaldı ki, laik düzenin kendini korumaya yönelik kısıtlayıcı olabil-
me özelliği tabi ki soyut bir ifade olup, bunu hayata geçirecek olan ku-
rum ve kuruluşlar kişiler tarafından yönetilmekte olduğundan ve yine
laikliğin korunmasında kişilerin çıkarı bulunduğundan, laik düzenin
korunması aslen laik düzene inanan kişilerin yetiştirilmesi anlamına
da gelir. Bu tespit bizi, laiklik ilkesinin laik bir eğitim sisteminin varlı-
ğını zorunlu kıldığı gerçeğine götürür. İşte bu inançla, “türban sorunu-
nun” asıl kaynağını, eğitim sistemimiz ve buna bağlı olarak imam hatip
okullarının eğitim sistemi olarak gördüğümü yukarıda söylemiştim.
Belki de bu argümana en iyi desteği, PİAR-GALLUP’un Adana,
İçel, Erzurum, İstanbul, Bursa, Trabzon, Konya, Ankara, Gaziantep il-
lerindeki 1085 imam hatip okulu öğrenci arasında yaptığı 1997 tarihli
araştırma vermektedir.
Bu araştırma uyarınca ortaya çıkan bulgular
aşağıda verilmektedir.
PİAR-GALLUP Araştırma Sonuçları
İHL öğrencileri
Hukuk sisteminde islami hükümlerin yer almasını
destekleyenler
%80
Demokratik kurallarla birlikte İslami kurallara uyulabiliri
benimseyenler
%77
İsteyen çarşaf giymelidir %83
Kadın ve erkekler ayrı ayrı eğitim almalıdır diyenler %65
Toplu taşıma araçlarında kadın, erkek ayrı oturmalıdır % 59
Alkollü içecekler yasaklanmalıdır % 86
Gülden Aydın, Hürriyet, 09 Ağustos 1997.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Buna ilave olarak, Mustafa Kemal Coşkun’un 1999 yılında yapmış
olduğu yüksek lisans çalışmasında saha çalışması ile bulduğu sonuçla-
rı da belirtmekte fayda bulunmaktadır. 19 okulda toplam 1600 öğrenci
üzerinde yapılan araştırmada kadınların sosyal yaşam içindeki konu-
mu ile ilgili çıkan yüzdesel sonuçlar aşağıda verilmiştir.
5
Rakamların detaylı incelemeleri adı geçen eserlerde yapılmıştır. Ça-
lışmaların burada belirtilmesindeki amaç, özellikle imam hatip okulla-
rında okuyan öğrencilerin, eğitim sistemi sonucu, düşünce yapılarının
belirtilmesidir. Bu noktada, çıkan sonuçların sadece imam hatip okul-
larındaki eğitim sistemine bağlanmasının hata yaratacağı, çocukların
eğitiminde ailelerin de önemli bir rolünün bulunduğunu belirtmekte
fayda vardır. Rakamların kısaca değerlendirmesi ile imam hatipte oku-
yan öğrencilerin kadın-erkek eşitliği ve laik düzene ilişkin düşüncele-
rinin (kanunlarda İslami kuralların bulunmasına ilişkin % 80 oranında
bir yanıt da göz önünde bulundurulduğunda) diğer liselerde okuyan
öğrencilere nazaran daha olumsuz olduğu ortaya çıkmaktadır.
Sosyal Yaşam ve Kadın ( % )
Anadolu
Liseleri
Normal
Liseler
Meslek
Liseleri
Özel
Liseler
İmam Hatip
Liseleri
K E K E K E K E K E
Kadınlar yalnız
seyahat edebilirler
9879,780,458,167,644,295,58557,716,1
Kadın sadece
kocası ile
konuşabilir
46,28,832,21343,11,516,715,159,9
Kadın diğer erkek-
lerle konuşabilir
9685,979,461,446,646,996,982,566,524,9
5
Mustafa Kemal Coşkun, Comparative Study of Secondary Schools in Turkey,
example of imam-hatip schools [Türkiye’de orta dereceli okulların karşılaştırmalı
bir çalışması: İmam-hatip okulları örneği], Yüksek Lisans Tezi, Orta Doğu Teknik
Üniversitesi, 1999.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
143TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Bu sonuçlar karşısında varmaya çalıştığım iki nokta vardır:
• Şayet laik bir devlet düzeni içinde, laik devlet düzenine ihtiyaç
olmadığına inanan bireyler yetişirse, toplumda bu yönde bir çoğunluk
sağlandığında, laik düzen yerini dini düzene bırakacaktır. Bu değişim
ya bir halk hareketi ile aniden ya da kuralların teker teker değiştirilme-
si yavaş gerçekleşecektir.
• Şayet çocuklar, kadın erkek eşitsizliği gibi günümüz insan hak-
ları anlayışına ters veya hukuk düzeninin dini kurallara dayanması-
na ilişkin laik dışı inançlara yönelik değerler ile eğitilirler ise, yetişkin
bir birey olduklarında bu inanışları değiştirmek mümkün olamaz. Bu
değerler ile yetiştirilen kişiler, toplumda, hukuk düzeninde ve devlet
düzeninde, kendi değerleri doğrultusunda değişim yaratmak için ça-
lışacaklardır.
Bu noktada, imam hatip okullarından yetişen herkesin Türkiye
Cumhuriyeti’nin temel ilkelerinden biri olan laiklik ilkesi karşıtı oldu-
ğu gibi bir sonuç çıkarmadığıma veya çıkarmak istemediğime dikkat
çekmek istiyorum. Neticede, yukarıda vermiş olduğum araştırma so-
nuçları dikkatle incelendiğinde, özellikle imam hatip okullarında oku-
yan kız öğrencilerin, kadın-erkek eşitliğine ilişkin cevaplarının, diğer
okullarda okuyan erkek öğrencilere nazaran daha olumlu olduğu gö-
rülecektir. Yine, imam hatip okulları dışında, diğer okullarda okuyan
öğrencilerden ne kadarlık bir oranın, hukuk sisteminde dini kuralların
bulunmasına ilişkin istekleri olduğuna ilişkin bir araştırma da yoktur.
“Türban sorununun” kronolojik gelişimine dönersek, 1976 yılında
kız öğrencilerin imam hatip okullarına kabulü ve arkasından başörtü-
sü takma izninin verilmesi ile birlikte, yıllar geçip de, bu öğrencilerin
okul sonrası hayata atılmaları ile bugün yaşadığımız toplumsal sıkın-
tının da belirtileri başlamıştır. 11 yaşından itibaren başörtüsü bağla-
yan bir kimsenin, üniversiteye gelince başörtüsünü çıkarmak baskısı
ile karşı karşıya kalması veya 11 yaşından bu yana kız-erkek ayrı sınıf-
larda okumuş erkek öğrencilerin üniversitelerde daha farklı bir sosyal
çevrede öğretim görmeleri, o yaş grubunun psikolojik deneyimiyle
de birleşince, sorun da ortaya çıkmaya başlamıştır. Buna, kimi zaman
toplumsal bir sıkıntıyı çözmeye çalışan kimi zaman da oy kaygısı ile
davranan siyasi eylemler de katılınca, karşımızda “türban sorunu” be-
lirmiştir.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
a. Anayasa Mahkemesi’nin 07 Mart 1989 Tarihli
1989 / 1 Esas 1989 / 2 Karar Sayılı İlamı
“Türban sorununun” anayasal bir sorun haline gelmesi ise 1989 yı-
lına dayanır. 1988 yılında, 3511 sayılı yasa ile 2547 sayılı Yüksek Öğre-
nim Kurumu Kanunu’na ek 16. madde eklenerek, “Yüksekögretim ku-
rumlarında, dershane, laboratuar, klinik, poliklinik ve koridorlarında çagdas
kıyafet ve görünümde bulunmak zorunludur. Dini inanç sebebiyle boyun
ve saçların örtü veya türbanla kapatılması serbesttir.” hükmü getiril-
miştir. İlgili madde, Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa’ya aykırılık
savı ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderilerek, iptali için dava açılmış-
tır. Anayasa Mahkemesi özetle aşağıda satır başları ile belirtilen tespit-
leri yapmıştır:
• Temelde sosyal, kültürel ve estetik nedenlere dayalı bir toplum-
sal olgu niteliğini taşıyan giyim, çevre koşulları, kişisel görüşler, kültür
ve gelenekle biçimlenir. Değişip gelişmesi de bu nedenlere bağlıdır.
Bunların dışında dinsel inanç ya da dinsel kurallarla doğrudan ilişki
ve bağlantı kurularak yapılan düzenleme, hem devrim yasalarını hem
de lâiklik ilkesini ilgilendirir. Türkiye için lâiklik anlayışı, tarihsel ge-
lişim nedeniyle özellik taşımakta, Anayasa ile benimsenen yapısıyla,
batıdan ayrı biçimde ele alınsa da, özenle korunması zorunlu bir ilke
olarak yaşatılmakladır.
• Lâiklik din-devlet işleri ayrılığı biçiminde daraltılamaz... Lâik
düzende özgün bir sosyal kurum olan din, devlet kuruluşuna ve yöne-
timine egemen olamaz. Devlete egemen ve etkin güç, dinsel kurallar
ve gerekler değil, akıl ve bilimdir. Din, kendi alanında, vicdanlarda-
ki yerinde, Tanrı-insan arasındaki inanış olgusudur. Kişinin iç-inanç
dünyasının düzenleyicisi olan dinin, devlet işlerinde söz sahibi ve çağ-
daş değerlerle, hukukun yerine geçerek yasal düzenlemelerin kaynağı
olması düşünülemez.
• Din hürriyetinin kullanılmasının bir sonucu olarak bayanların
saç ve boyunlarını örtmeleri, ‘bireysel hayatta dinin tezahür biçimi olduğu
için,’ ‘özgür düşünce gereklerine’, ‘aklın ve bilimin gerekleri’ne ters düş-
mektedir.
• İncelenen kural, kamu kuruluşlarından sayılan yükseköğretim
kurumlarındaki bayanların giyimlerini düzenlerken, dinsel gereklere
uygunluğu nasıl olursa olsun, başörtüsü kullanımına dinsel inanç ne-
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
145TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
deniyle geçerlik tanımakla kamu hukuku alanındaki bir düzenlemeyi
dinsel esaslara dayandırmak suretiyle lâik ilkesine aykırılık oluştur-
muştur.
• Lâik eğitimde dinsel inançlara göre hiçbir ayırım gözetilemez.
Anayasa’nın “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesi-
nin üçüncü fıkrasında, “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları
doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve
denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerle-
ri açılamaz.” denildikten sonra dördüncü fıkrasında “Eğitim ve öğre-
tim hürriyeti, Anayasaya sadakat borcunu ortadan kaldırmaz.” kuralıyla
“Başlangıç”taki ilkelere bağlılık pekiştirilmiştir. Yükseköğretim ku-
rumları, bu yükümlülükler dışında tutulmamışlardır.
• Yasalar ilkelerini çağdaş yaşamdan ve hukuktan almayıp, din-
den alırlarsa hukuk devleti niteliği zedelenir... Böyle düzenlemeler din
kurallarını benimsemeyenler için baskı aracı sayılabileceği gibi ayrı
dinler için de ayrılık aracı olur.
• Anayasa, 174. maddesinde sayılan yasaların “Türk toplumunu
çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarma ve Türkiye Cumhuriyetinin lâik-
lik niteliğini koruma amacını güden devrim yasaları olduğunu” Anayasa’ya
aykırı olduğu biçiminde anlaşılamayacağını ve yorumlanamayacağını
öngörmüştür.
• Siyasal alanda dinsel çabalar, dinsel geleneklere uygunluğu ara-
nan düzenlemeler, eylem ve işlemler ne kadar geçersizse, öğretim ve
eğitim alanında da din buyruklarıyla ilişki kurulamaz.
• Anayasa’daki laiklik ilkesine ... karşı eylemlerin demokratik bir
hak olduğu savunulamaz. Anayasal ayrıcalığa sahip laiklik ilkesi, de-
mokrasiye aykırı olmadığı gibi tüm hak ve özgürlüklerin de bu temel
ilke ele alınarak değerlendirilmesi zorunludur... Laiklik ilkesine özel
bir önem ve üstünlük tanıyan Anayasa, özgürlüklere karşı, laiklik il-
kesini özenle korumayı amaçlamış ve bu ilkenin özgürlüklere kıydırıl-
masına olanak tanımamıştır.
• Giysi, salt bir biçimsel görünüm konusu değil, kişiliği yansıtan
bir araçtır… Çağa, güne, ortama, koşula, duruma uygun olarak her-
kes istediği biçimde giyinebilmektedir… Giyim konusu Türk Devrimi
ve Atatürk ilkeleriyle sınırlı olduğu gibi vicdan özgürlüğü konusu da
değildir.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
• Anayasa’daki laiklik ilkesine ve laik eğitim kurallarına aykırı
olan türbanın takılmasının “demokratik bir hak” olduğunu savunmak
mümkün değildir.
Anayasa Mahkemesi’nin, bu ifadelerle “dinin vicdanlara itilmesi”
şeklinde özetlenebilecek bir laiklik anlayışı bulunduğunu ve bunu açık
bir şekilde ortaya koyduğu da belirtilmektedir.
Bu tespitler doğrultu-
sunda, Anayasa Mahkemesi 07 Mart 1989 tarihli 1989/1 esas 1989/2
karar sayılı ilamı ile, YÖK Kanunu’ndaki değişikliği Anayasa’ya aykırı
bularak iptal etmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararında yer alan özgürlükler,
laiklik ve türban ile ilgili değerlendirmeler, Anayasa Mahkemesi’nin
konuya bakış açısını daha detaylı açıklamakla, bugünkü Anayasal de-
ğişiklik önerilerinin incelenmesinde yol göstericidir.
b. Anayasa Mahkemesi’nin 09 Nisan 1991 Tarihli ve
1990/36 Esas 1991/8 Karar Sayılı İlamı
“Türban sorununu” daha da karışık bir Anayasal sorun haline ge-
tiren bir başka olay ise, 1988 tarihli Kanun değişikliğinin iptalinden
sonra, 1990 yılında yeni bir düzenleme yapılarak, 25.10.1990 tarihli ve
3670 sayılı yasa ile YÖK Kanunu’na yeni bir madde eklenmesi ve bu
düzenlemenin de Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile dava açılması-
dır. Anılan değişiklik ile YÖK Kanunu’na eklenen madde “Yürürlükte-
ki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yüksekögretim kurumlarında
kılık ve kıyafet serbesttir.” şeklindedir.
Anayasa Mahkemesi, bu madde ile ilgili yaptığı incelemede, he-
men yukarıda belirtilen 1989 tarihli kararına atıf yaptıktan sonra,
“Anayasa’nın Başlangıç’ında, Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve
O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda; Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş
medeniyet düzeyine ulaşma azmi yönünde; hiçbir düşünce ve görüşün Ata-
türk milliyetçiliği, ilke ve inkılâplarıyla medeniyetçiliği karşısına korunma
göremeyeceği ve lâiklik ilkesi gereği kutsal din duygularının Devlet işlerine ve
politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı; ... Önyargılardan arındırılmış, araş-
tırıcı, akla ve bilime bağlı, bağnazlığa karşı, ulusal değerlere saygılı, özgür dü-
İlkay Okdemir, Din ve Vicdan Özgürlüğü ve Laiklik Bağlamında Üniversitelerde
Türban Sorunu, Yüksek Lisans Tezi, s. 122, Akdeniz Üniversitesi, 2005.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
147TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
şünceli, özgür vicdanlı, çağdaş görüşlü insan yetiştirme ereği Anayasa’nın 42.
ve 130. maddeleriyle de doğrulanmakta” olduğunu vurgulamıştır. Sonra,
yine 1989 tarihli kararındaki “... dinsel inanç ya da dinsel kurallarla doğ-
rudan ilişki ve bağlantı kurularak yapılan düzenleme, hem devrim yasalarını,
hem de laiklik ilkesini ilgilendirir ... incelenen kural, kamu kuruluşlarından
sayılan Yükseköğretim Kurumlarındaki bayanların giyimlerini düzenlerken,
... başörtüsü kullanımına dinsel inanç nedeniyle geçerlik tanımakla, kamu
hukuku alanındaki bir düzenlemeyi dinsel esaslara dayandırmak suretiyle
lâiklik ilkesine aykırılık oluşturmuştur... Dersliklerde ve ilgili yerlerde din-
sel inançları simgeleyen belirtilerden uzak kalınması zorunluluğu nedeniyle
yükseköğretim kurumlarında dinsel gereğe bağlanan başörtüleri lâik bilim or-
tamıyla bağdaştırılamaz... Derslere çağdaş görünüme aykırı giysi ve örtülerle
girmenin özgürlük ve özerklikle ilgisi olmadığı gibi devletin düzen sağlayacak
kurallar getirmesi de, özgürlük ve özerkliğe aykırı değildir ...” yorumunun
üzerinde durmuştur.
Bu kapsam dahilinde, kanun metnindeki “yürürlükteki kanunla-
ra aykırı olmamak kaydı ile” ibaresinin, en üst düzeydeki Kanun olan
Anayasa’ya da aykırı olmamak kaydı ile algılayan mahkeme 09.04.1991
gün ve 1990/36 E. 1991/8 karar sayılı ilamı ile, kanun değişikliği met-
ninin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.
Bunu yaparken de;
“Dava konusu “ek Madde 17” ise, “Yürürlükteki Kanunlara aykırı olma-
mak kaydı ile; Yükseköğretim Kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir” kura-
lını öngörmüştür. Bu maddeyle getirilen düzenlemenin, dini inanç se-
bebiyle boyun ve saçların örtü ve türbanla kapatılması serbestisini de
içerdiği söylenebilirse, kuşkusuz, “Anayasa’nın 153. maddesine açık bir
aykırılık vardır” denebilecektir. Ancak, bundan önceki bölümde ayrın-
tılı biçimde belirtildiği gibi, maddenin getirdiği serbesti, yürürlükteki
yasalara (Anayasa da bir yasa olduğuna göre aynı kapsam içindedir)
aykırı olmamak koşuluyla sınırlıdır. “Dini inanç sebebiyle boyun ve saç-
ların örtü ve türbanla kapatılması serbestisi”nin Anayasa Mahkemesi’nin
kararıyla Anayasa’ya aykırılığı belirlendiğinden, “yürürlükteki kanun-
lara aykırı olmamak” koşulunun araştırılmasında, Anayasa’ya aykırılı-
ğın var olup olmadığının öncelikle saptanması gerekir. Dava konusu
maddeyle getirilen serbestinin, “Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların
örtü ve türbanla kapatılmasını” içermediği kabul edilmelidir.”
gerekçesi ile, dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü ve türban-
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
la kapatılmasının, Anayasa’ya aykırı olduğunu özellikle belirterek,
madde metnindeki yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak ibaresinin
buna göre yorumlanacağını belirtmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin bu kararı, hukuk mevzuatımızda “yo-
rumlu ret” olarak bilinen tartışmaların da başlangıcı olmuştur. Tartış-
manın bir yanında, Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçelerinin
ve bu gerekçelerde yapılan yorumların bağlayıcı olmadığı savı yer al-
maktadır.
Bu görüşe göre, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayı-
cılığı, sadece, bir yasanın veya yasa hükmünün hukuken geçerli olup
olmadığını tespitle sınırlıdır. Bu nedenle, Mahkeme kararında bir ka-
nun hükmünün iptali açısından doğrudan gerekçe niteliği taşımayan,
hukuki dayanaklardan yoksun, siyasi ve ideolojik saiklerle açıklanan
görüşlerin bağlayıcılığı söz konusu değildir.
Karşıt görüş ise, Anayasa
Mahkemesi kararlarının bir bütünlük taşıdığı ve bu sebeple gerekçe-
li karardaki açıklamalarında bağlayıcılığının bulunduğu yönündedir. Ne var ki, hukuk literatürümüzde, yorumlu ret kararının tartışması
türban tartışmaları ile gündeme gelmekte, tartışmalar gündemden kal-
kınca bu konu da unutulmaktadır.
Kanımca, yorumlu ret kararı üzerine yapılan bu tartışmalar daha
çok siyasi görüşleri destekleme amaçlıdır. Yorumlu ret kararlarının
geçerliliği üzerine kanımca en iyi hukuki kaynak, yine bir başka Ana-
yasa Mahkemesi kararıdır. Anayasa Mahkemesi, 13.01.1987 tarihli ve
1985/22 esas 1987/2 karar sayılı ilamında “Anayasa Mahkemesi, gerek ip-
tal davası, gerekse itiraz yoluyla açılan davalarda bir yasa hükmünün anlamını
kendi hukuki görüş ve anlayışına göre yorumlayarak bir sonuca varmaktadır
ve bu sonuç bilindiği üzere Anayasa’nın 153. maddesi gereğince yasama, yü-
rütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağla-
maktadır. Ancak, az da olsa, kimi yargı yerleri bu yorumla kendilerini bağlı
saymamakta ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırı yorumların sürüp gitmesine ve
değişik uygulamalara neden olmaktadır...” diyerek, aslen Mahkeme gerek-
çeli kararlarının ve bu kararlardaki hukuki yorumların bağlayıcılığının
altını dikkatle çizmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu da,
türbanlı bir öğrencinin disiplin cezası ile ilgili bir davada, 17.06.1994 tarihli 1993/61 E. 1994/327 karar sayılı ilamı ile Anayasa Mahkemesi
kararının yorumlayıcı ret kararı yönünde gerekçelendirme yapmıştır.
M. Erdoğan, Dersimiz Özgürlük, Pınar Yay., İstanbul 2001
İlkay Okdemir, a.g.e., s. 127.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
149TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Uygulamada da, Anayasa Mahkemesi kararının, gerekçeleri ile
birlikte bağlayıcılığını kabul eden Rektörler tarafından, üniversitelere
türbanla girişin yasaklandığını görüyoruz.
Bu itibarla, yorumlu ret kararlarının geçerliliğinin sorgulanması
yerine, pozitif hukuk-ideal hukuk ekseni içinde tartışılmasının, hukuk
dünyamıza daha verimli sonuçlar getireceğine inanıyorum.
1991 tarihli, bu karar sonrası, konuyu Anayasa Mahkemesi’ne ta-
şıyacak bir değişiklik veya girişim olmamıştır. Buna rağmen, “türban
sorunu” düzenli olarak ülke gündemindeki tartışma konularından biri
olmuştur. Bu tartışmaların belki de en önemlisi, konunun bu süreç zar-
fında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşınmasıdır.
c. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Türban Kararı
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde okuyan Leyla
Şahin isimli bir öğrencinin, türban takması sebebi ile derslere ve sınav-
lara alınmaması, kayıt işleminin yapılmaması üzerine, açtığı davalar
ülkemizde sonuçsuz kalmıştır. Öğrenci, konuyu Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AİHM) intikal ettirmiş ve uygulamanın, Avrupa İn -
san Hakları Sözleşmesi’nin “özel hayatın ve aile hayatının korunmasını”
düzenleyen 8. maddesine, “düşünce - vicdan ve din özgürlüğünü” dü-
zenleyen 9. maddesine, “ifade özgürlüğünü” düzenleyen 10. maddesi-
ne, “ayırımcılık yasağını” düzenleyen 14. maddesine ve “eğitim hakkını”
düzenleyen 1. Ek Protokol’ün 2. maddesine aykırılık taşıdığını iddia
etmiştir.
AİHM, inceleme esnasında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde
korunan bir hakka yasayla öngörülmüş bir müdahalenin varlığına
işaret ederek, müdahalenin başkalarının hak ve özgürlükleri ile kamu
düzeninin korunmasına yönelik meşru amaçlar taşıdığını kabul etmiş
ve yasağın demokratik bir toplumda gerekli olduğunu belirtmiştir. Ka-
rardaki “Çok sayıda dinin tek ve aynı nüfus içerisinde bir arada bulunduğu
demokratik toplumlarda, çeşitli grupların çıkarlarını uzlaştırmak ve herkesin
inançlarına saygı gösterilmesini sağlamak için kişinin dinini veya inancı-
nı gösterme özgürlüğüne sınırlamalar getirmek gerekli olabilir.” gerekçesi
önemlidir.
Kadın haklarının korunması, kadın – erkek eşitliği, kamu
Serrhat Güven, a.g.e., s. 77 vd.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
düzeninin korunması, eğitim hakkı ve laiklik gibi hususları özellikle
değerlendiren AİHM, “Türkiye’de kendi dini sembollerini ve dini dogmalar
üzerine kurulmuş bir toplum kavramını toplumun tümüne empoze etmeye
çalışan aşırı siyasi hareketlerin olduğunu gözden kaçırmamıştır… Mahkeme,
daha önce taraf devletlerin sözleşme hükümlerine uygun olarak bu tür siyasi
hareketlere karsı tarihsel deneyimleri dikkate alarak tutum alabileceğini belirt-
miştir...” değerlendirmesi ile bu yönde bir kısıtlamanın demokratik bir
toplumda haklılığını vurgulayarak, uygulamanın Avrupa İnsan Hak-
ları Sözleşmesi’ne aykırı olmadığı sonucuna varmıştır.
Benzer konularda, Avrupa’da ortaya çıkan diğer olaylar incelen-
diğinde de, bu ülke hukuklarının aynı sınırlamayı kabul ettikleri gö-
rülür.
10
Yazının buraya kadar ki bölümünde, hukuksal açıdan “türban so-
rununun” nasıl ortaya çıktığı ve ne aşamada olduğu üzerinde durul-
muş, gerek bizim anayasal sistemimizin gerekse Avrupa İnsan Hak-
ları Mahkemesi’nin “türban sorununa” bakış açısı aktarılmıştır. Buraya
kadar ki bölümden kısaca çıkartılan sonuç, Anayasa Mahkemesi’nin,
Anayasa’mızda var olan laiklik ilkesini, “türbanın” kullanımında do-
ğal sınırlandırma kabul etmesidir. Bu itibarla, tartışmaların ışığında,
laiklik ilkesi ile birlikte türban kullanımının nasıl sağlanacağı olmakta,
konu yine siyasi partiler tarafından ele alınmakta, devlet yönetiminde
din konusunun öncelik olması sonucu meydana gelmektedir.
2. Anayasa Değişiklikleri Çözüm Olur mu?
Sorunun yapısını ortaya koyduktan sonra, güncel olarak açıkla-
nan ve iki siyasi partinin fikir birliğine vardığını söylediği anayasal
değişikliklerin, “türban sorununun” hukuksal çözümüne yardımcı olup
olamayacağının incelenmesi faydalı olacaktır. Yazımın başında belirt-
tiğim gibi, bu makale yayınlandığında önerilerin kabul edilmiş olması
ihtimali yüksektir.
Bu noktada, çözümden neyin anlaşılması gerektiği de ayrı bir tar-
tışma konusudur. Üniversitelerde ve kamusal alanlarda türban kullanı-
mının anayasal sistemimize tamamı ile aykırı olduğunun kabulü ile bu
konunun siyasal kullanımının veya istismarının sona erdirilmesi de bir
10
İlkay Okdemir, a.g.e., s. 110 vd.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
151TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
çözümdür. Ancak son günlerde medyada çözüm kelimesinin anlamı-
nın, Anayasa’da yapılacak hangi değişikliğin türban kullanımına yasal
dayanak sağlayacağı ile eşdeğer olduğu görülmektedir. Bu itibarla, aşa-
ğıdaki açıklamalar yapılırken inceleme, değişikliklerin türban kullanı-
mına Anayasal meşruluk getirip getirmeyeceği üzerinde olacaktır.
Siyasi partiler tarafından uzlaşıldığı söylenen metinler, Ana
yasa’nın iki maddesi ve YÖK Kanunu’nun Ek 17. maddesi üzerinde-
dir.
11
Bunlardan ilki, “Kanun Önünde Eşitlik” başlıklı 10. maddedir.
Maddenin 4. fıkrasındaki “Devlet organları ve idare makamları bütün iş-
lemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorun-
dadır” ifadesine ek olarak (bütün işlemlerinden) sonra gelmek üzere
“ve her türlü kamu hizmetlerinin yararlanılmasında” cümlesinin eklenme-
si tartışılmaktadır. Böylelikle maddenin nihai metninin;
“Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü
kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine
uygun olarak hareket etmek zorundadır.”
şeklini alması düşünülmektedir.
İkinci değişikliğin ise “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42.
maddede yapılması düşünülmüştür. Burada da maddenin “ Kimse eği-
tim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” olan lafzının,
“Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğ-
renim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kul-
lanılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir.”
şeklinde yeniden yazılması önerilmektedir.
Son olarak, Yüksek Öğretim Kanunu’nun ek 17. maddesinin “Yü-
rürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında
kılık ve kıyafet serbesttir.” şeklindeki mevcut hali için,
“Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim ku-
rumlarında kılık ve kıyafet serbesttir. Hiç kimse başının örtülü olması se-
bebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde
uygulama ve düzenleme yapılamaz. Ancak başın örtülmesi, kişinin
yüzü açık ve kimliğinin tanınmasına imkan verecek ve çene altından
bağlanacak şekilde olması gerekir.”
11
29 Ocak 2007 tarihli gazete ve televizyon haberleri esas alınmıştır.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
düzenlemesi önerilmektedir.
Bu değişiklikler ile iki hedefe varılmasının amaçlandığı söylen-
mektedir. Bunlardan ilkini, üniversitelerde öğrencilerin türbanla (veya
başörtüsü ile) eğitimlerinin önünün açılmasıdır. İkincisi ise, sağlık,
eğitim, hukuk vb. kamu hizmetlerinin alınmasında kişinin kıyafet ter-
cihinin engel teşkil etmemesini sağlamaktır.
Önerilen bu değişikliklerin hukuksal açıdan “türban sorununu”
çözüme kavuşturup kavuşturmayacağı anayasal bir konudur. Netice-
de, üniversitelerde türbanla eğitim yasağı bulunduğuna ilişkin uygu-
lama dayanağını Anayasa’dan ve Anayasa Mahkemesi kararlarından
almaktadır. Bu itibarla, Anayasa’da ve YÖK Kanunu’nda yapılacak
değişiklik sonrası, türbanla eğitimin serbest olup olamayacağının hu-
kuki değerlendirmesinde, Anayasa Mahkemesi’nin önceki incelediği-
miz 1989 ve 1991 tarihli kararlarının yapmış olduğu tespitler üzerinde
durulması gerekmektedir.
– Laiklik İlkesi İncelemesi
Yukarıda, kararları incelerken yaptığımız tespitler doğrultusun-
da, yürürlükteki Anayasa uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin türbanla
eğitimi düzenleyen kuralların, laiklik ilkesine aykırı olduğu kararına
vardığını biliyoruz. Burada, Anayasa Mahkemesi’nin laiklik ile ilgi-
li tespitleri ve bu doğrultuda yaptığı tanımları ön plana çıkmaktadır. Mahkeme, “
din hürriyetinin kullanılmasının bir sonucu olarak bayanların
saç ve boyunlarını örtmeleri, bireysel hayatta dinin tezahür biçimi olduğu için,
özgür düşünce gereklerine, aklın ve bilimin gereklerine ters düşmektedir” yo-
rumunu getirdikten sonra, devlette egemen gücün dinsel kurallar ve
gerekler değil, akıl ve bilim olduğunu belirtmiştir. Bunun sonucu ola-
rak, Mahkemenin, gelecekte de, dinsel kuralların devlet yönetiminde
akıl ve bilimin yerini aldığına ilişkin yorumlayacağı her olayda, laiklik
ilkesi gereğince Anayasaya aykırılık kararı vereceği söylenebilir.
Yukarıdaki paragraftan da anlaşılacağı üzere, Anayasa Mahke
mesi’nin laiklik ile ilgili tanımı, çoğumuzun bildiği ve basit hali ile bizle-
re öğretilen “din ve devlet işlerinin birbirinden” ayrılması ifadesinden ge-
niştir. Bu tanımın sınırlarının tespiti için yine Anayasa Mahkemesi’nin
kendi uygulamasına bakmakta fayda vardır.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
153TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Anayasa Mahkemesi, tarihi içinde laiklik ile ilgili bir sürü değer-
lendirme yapmış olup, sonraki kararlarında atıf yaparak kullandığı
21.10.1971 günlü, E. 1970/53, K. 1971/76 sayılı kararı, laikliğin tanı-
mını yapmakta, ayrıca batı ülkelerindeki lâiklik ile ülkemizdeki lâiklik
anlayışı arasındaki farklara da değinmektedir. Buna göre, laiklik, din
ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına gelmekle birlikte,
İslam’da, Hıristiyanlıkta olduğu gibi bir ruhban sınıfının bulunama-
dığı, mabetlerde görevli kimselerin kutsal nitelikte olmadıkları, her iki
dinin koşullarının farklı olduğu, din işleri ile uğraşan kimselerin ba-
ğımsızlığının veya özerkliğinin, gerek ülkemizde ve gerekse batı dev-
letlerinde farklı sonuçlar doğuracağı, bu nedenle her iki dine mensup
milletlerin kurdukları devletlerdeki laiklik anlayışında farklılık olma-
sının zorunlu olduğu, din işleri ile uğraşanların devletten bağımsız ol-
malarının ancak, Hıristiyan dininin kabul edildiği devletlerde laikliğe
ilişkin bir ilke olarak kabul edilebileceği, ülkemizde bu esasın uygu-
lanmasının sakıncalı olduğu belirtilmiştir.
12
Buna ilave olarak, laiklik ilkesi üzerinde açılımı yapan mahkeme,
a) dinin, devlet işlerinde egemen ve etkili olmaması esasını benimse-
me; b) dinin, bireyin manevi hayatına ilişkin olan dini inanç bölümün-
de, aralarında ayırım gözetilmeksizin sınırsız bir hürriyet tanımak
suretiyle dini, Anayasa güvencesi altına alma; c) dinin, bireyin Mane-
vi hayatını aşarak toplumsal hayatı etkileyen eylem ve davranışlara
ilişkin bölümlerinde, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak
amacıyla, sınırlamalar kabul etme ve dinin kötüye kullanılmasını ve
sömürülmesini yasaklama; d) devlete, kamu düzeninin ve haklarının
koruyucusu sıfatıyla dini hak ve hürriyetler üzerinde denetim yetkisi
tanıma; esaslarını ön plana çıkarmıştır.
Mahkeme, 1961 Anayasası kapsamında yaptığı bu laiklik açılımını
ve laikliğe ilişkin esasları, 1982 Anayasası’nın kabulünden sonra da
korumuştur.
13
04.11.1986 günlü, Esas 1986/11, Karar 1986/26 sayılı
12
Zafer Kanbur, Anayasa Mahkemesi’ne Göre Laiklik, s. 80, Hacettepe Üniversitesi,
2003.
13
1982 Anayasası sonrası, laiklik ile ilgili kararlar için, Anayasa Mahkemesi’nin,
25.10.1983 gün 1983/2 E. 1983/2 karar sayılı; 04.11.1986 gün ve 1986/11 E. 1986/26
karar sayılı; 11.02.1987 gün ve 1986/12 E. 1987/4 karar sayılı; 21.06.1995 gün ve
1995/17 E. 1995/16 karar sayılı; 02.02.1996 gün ve 1995/25 E. 1996/6 karar sayılı;
22.05.1997 gün ve 1996/3 E. 1997/3 karar sayılı; 16.01.1998 gün ve 1997/1 E. 1998/1
karar sayılı; 22.06.2001 gün ve 1999/2 E. 2001/2 karar sayılı ilamları incelenebilir.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
kararda, laiklik ilkesi ile ilgili yukarıdaki esasların üzerinde yeniden
duran Mahkeme, laiklik ile din özgürlüğü arasındaki ilişkiyi de tanım-
lamıştır. Buna göre, “Modern devlette din, kimi haklara sahip olmanın bir
şartı değildir. Günümüzde devlet, vicdan hürriyetine olabildiğince saygılı,
bünyesinde çeşitli din ve mezheplere inananlara ve bunlara ait teşekküllere
yer veren bir kurumdur. Lâik devlette herkes dinini seçmekte ve inançlarını
açığa vurabilmekte, tanınmış olan din ve vicdan özgürlüğünün sınırları içe-
risinde serbesttir. Hiçbir dine itikadı olmayanlar için de durum aynıdır. Lâik
bir toplumda herkes istediği dine ya da inanca sahip olabilir. Bu husus yasa
koyucunun her türlü etki ve müdahalesinin dışındadır. Gerçek vicdan hürri-
yetinden ancak lâik olan ülkelerde sözedilebilir. Dinlerden birini devlet olarak
tercih fikri ayrı dinlere mensup vatandaşların kanun önünde eşitlik ilkesine
aykırı düşer. Lâik devlet, din konusunda, inancına bakmaksızın, yurttaşlara
eşit davranan, yan tutmayan devlettir”.
Anayasa Mahkemesi tarihinde, laiklik ile ilgili bir diğer önem-
li karar, 25.10.1983 gün 1983/2 E. 1983/2 K. sayılı Huzur Partisi’nin
kapatılmasına ilişkin verilen karardır. Bu kararda da laiklik ile ilgili
yukarıda belirttiğimiz açıklamalar paralelinde değerlendirme yapan
mahkeme, Atatürk devrimlerinin hareket noktasında laiklik ilkesinin yattı-
ğını ve devrimlerin temel taşını bu ilkenin oluşturduğunu, laiklik ilkesi açı-
sından verilecek en küçük bir ödünün, Atatürk devrimlerini yörüngesinden
saptırarak yok olması sonucunu doğurabileceğini, bu nedenle hiçbir düşünce
ve mülahazanın Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğin
karşısında koruma göremeyeceğini ve laiklik ilkesi gereği kutsal din duygula-
rının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağını beyan ede-
rek, Atatürk devrimleri ile laikliğin birbirinden ayrı düşünülemeyece-
ğini vurgulamıştır.
14
Buraya kadar yapılan açıklamalardan çıkan sonuç şudur: Din hür-
riyetinin kullanılmasının bir sonucu olarak bayanların saç ve boyunla-
rını örtmeleri, özgür düşünce gereklerine, aklın ve bilimin gereklerine,
Atatürk devrimlerine ve laiklik ilkesine ters düşmektedir; bu sebeple
eğitimde (ve diğer kamusal alanlarda) kullanımı Anayasa’ya aykırılık
teşkil etmektedir.
Bir başka deyişle, Anayasa Mahkemesi, bu zamana kadar yaptı-
ğı değerlendirmeler ve verdiği kararlar sonucunda, türbanın kamusal
14
Zafer Kanbur, a.g.e, s. 90.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
155TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
kapsamda kullanımının Anayasa’nın özüne aykırı olduğunu belirt-
mektedir. Bunu yaparken de, Anayasa’nın başlangıç hükümlerini ve
laiklik ilkesini ön plana çıkartarak, temel hak ve hürriyetlerin, bu kap-
samda değerlendirilmesi gerektiğini anlatmaktadır.
Bu halde, türbanla eğitim her şeyden önce Anayasa’nın başlan-
gıç hükümlerine ve 2. maddesine açık aykırılık teşkil etmektedir.
- Meşruluk İncelemesi
Bu yönde bir karar var iken, gündemdeki hukuki soru aslen,
Anayasa’nın 10. ve 42. maddelerinde yapılacak bir değişiklik ile türban
ile eğitim Anayasa’ya uygun hale getirilebilinip getirilemeyeceğidir.
Yapılmak istenen maddeler incelendiğinde, değişikliğin, a) YÖK
Kanunu’nda ve kamusal hizmetlerin alınmasında yapılacak düzenle-
meye anayasal dayanak yaratılması ve b) Laiklik ilkesinin Anayasal
yorumunda esnekliğe gidilmesi amaçlı olduğu anlaşılmaktadır.
Burada, dikkat edilmesi gereken nokta, yukarıda Anayasa
Mahkemesi’nin laiklik ile ilgili değerlendirmesi ve görüşü anlatılırken,
soyut noktaların tarihsel ve evrensel değerlendirme yolu ile somut-
laştırıldığıdır. Bir başka deyişle, Anayasa Mahkemesi, laiklik ilkesinin
yorumunda, aslen Anayasa’nın diğer maddelerine göre bir yorum
yapmamakta, laiklik ilkesini sadece Atatürk devrimleri ile ilişkilendi-
rip, tarihsel gelişim süreci ve Islam’daki anlamı üzerinde durmaktadır.
Yapmış olduğu bu tanımlamayı da, Anayasa’nın diğer maddelerinin
yorum ve uygulamasında dayanak almaktadır.
Bu tespiti yapmamın sebebi, Anayasa’nın 10. ve 42. maddesinde
yapılacak herhangi bir değişikliğin, Anayasa Mahkemesi’nin laik-
lik ilkesini yorumlamasında bir farklılık yaratmayacağını belirtmek
istememdir. Çünkü bu tespit yapıldıktan sonra, Anayasa ve YÖK
Kanunu’nda önerilen değişikliğin yapılması, hukuken sadece iki so-
nuç çıkarabilir:
1. YÖK Kanunu’nda, üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakıl-
masına ilişkin yapılacak bir madde değişikliği için anayasal dayanak
sağlanacak olup, bu halde YÖK Kanunu’nun Ek 17. maddesi düzenle-
mesi, Anayasa’nın 10 ve 42. maddeleri uyarınca geçerli olacak, ancak
Anayasa’nın başlangıç hükümleri ve 2. maddesine aykırılığı devam
edeceğinden, konunun Anayasa Mahkemesi’ne intikali halinde iptali
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
mümkün olabilecektir. Buna kamusal hizmetlerin alınmasında başör-
tüsünün kullanılmasının da dahil edilmesi mümkündür.
2. Anayasa’ya konacak maddelerin azcık daha keskinleştirilmesi
ile başörtüsünün, kamusal hizmetlerden yararlanmada ve eğitimde
kullanımına ilişkin Anayasa’da birbirleri ile çelişen karşıt hükümlerin
varlığı yaratılacaktır.
Bu kapsamda, öncelikle 42. maddede yapılmak istenen değişikliği
dikkate almakta fayda vardır. Değişiklik için önerilen madde metni
“Kimse, kanunda açıkça yazılı olmayan hiçbir sebeple eğitim ve öğre-
nim hakkından yoksun bırakılamaz. Öğrenim hakkının kapsamı ve kulla-
nılmasının sınırları kanunla tespit edilir ve düzenlenir” şeklindedir.
Eğitim ve öğrenim hakkı, temek hak ve hürriyetlerdendir. Bu yönü
ile “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması” başlıklı Anayasa’nın
13. maddesinde, bu hakkın nasıl sınırlandırılabileceği zaten düzen-
lenmiş durumdadır. İlgili 13. madde de sınırlamanın “ancak kanunla
yapılabileceği” belirtilmiştir. Bu bağlamda, istenen değişikliğin neden
13. madde içine alınmadığı sorusu akla gelebileceği gibi, iki madde
arasındaki genel anlamda tek farkın “yazılı olma” kriteri olduğunu da
belirtmekte fayda var. Bu hali ile “eğitim ve öğrenim hakkı” kanunda
açıkça yazılı olarak sınırlandırılabilecek, “diğer temel haklar ve hürriyet-
ler” ise ancak kanunla sınırlandırılabileceklerdir. Siyasi partilerin bu-
rada niye bir ayırım yapmaya çalıştıkları anlaşılamamaktadır.
Önerilen madde metninden anlaşılacağı üzere, değişiklik ile yapıl-
mak istenen, eğitim hakkının düzenlenmesinde getirilecek sınırlama-
ların, sadece kanunlarla, yazılı ve açıkça yapılmasını sağlamaktır. Bu
halde, mevzuattaki düzenlemede türban ile eğitimin sınırlandırılması
konusunda açıkça yazılı bir düzenleme olmadıkça, türbanın okullar-
da serbest kalacağı söylenebilir. Bu düşünce, hali hazırdaki mevzu-
atımızda, Anayasa hariç kanun seviyesinde açıkça yazılı şekilde tür-
banı veya başörtüsünü yasaklayan bir hüküm bulunmadığı tespitine
(veya bir görüşe göre inanışa) dayanmaktadır. Buna ek olarak, YÖK
Kanunu’nun ek 17. maddesinde başörtüsünün tanımı yapılarak, üni-
versite eğitiminde başörtüsü kullanımının yasal dayanağı kuvvetlen-
dirilmeye çalışılmaktadır.
Dışarıdan bir bakış ile buradaki düzenlemeler arasında bir çeliş-
kin mevcut olduğu söylenebilir. Her şeyden önce, anayasal değişikli-
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
157TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
ğin lafzı dikkate alındığında, türbanı açıkça yazılı olarak yasaklayan
bir madde bulunmadığı takdirde, türbanın eğitimde serbest kalacağı
anlamı çıkmaktadır. YÖK Kanunu’ndaki madde düzenlemesi dikkate
alındığında ise, ek 17. madde ile başörtüsüne açıkça yazılı olarak izin
verilmeye çalışıldığı görünmektedir. YÖK Kanunu’nda veya herhangi
bir başka kanunda başörtüsünü yasaklayan açıkça yazılı bir hüküm
bulunmadığından, ek 17. maddedeki “Hiç kimse başının örtülü olması se-
bebiyle yükseköğrenim hakkından yoksun bırakılamaz ve bu yönde uygulama
ve düzenleme yapılamaz.” hükmünün getirilmesinin hukuki bir yararı
olmadığı söylenebilir.
Bu hali ile değerlendirildiğinde, YÖK Kanunu’ndaki yapılmak is-
tenen değişikliğin iptali için Anayasa Mahkemesi’nde dava açıldığını
varsayarsak, konunun incelenmesinde Anayasa Mahkemesi’nin önün-
de birbiri ile çelişen iki ayrı maddenin bulunacağını söylemek yanlış
olmaz. Her şeyden önce, YÖK Kanunu’nun ilgili maddesi, Anayasa’nın
42. maddesine uygunluk teşkil edecektir. Çünkü kanunlar bazında,
başörtüsü kullanımını açıkça yazılı olarak yasaklayan bir madde bu-
lunmamaktadır. Bu noktada, Anayasa Mahkemesi’nin 1991 tarihli ka-
rarında “kanun” tabirinden Anayasa’nın da anlaşılması gerektiği yö-
nündeki tespitini hatırlatmakta fayda vardır. Gerçekten de, mahkeme,
anılan kararda “Dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü ve türbanla
kapatılması serbestisi”nin Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla Anayasa’ya ay-
kırılığı belirlendiğinden, “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak” koşulu-
nun araştırılmasında, Anayasa’ya aykırılığın var olup olmadığının öncelikle
saptanması gerekir.” tespiti ile Anayasa’nın hiyerarşik yapıda kanunla-
rın üstünde olmasının, kendisinin “kanun” niteliğini etkilemeyeceğini
vurgulamıştır. Anayasa’mızda türbanla ilgili açıkça yazılı bir sınırla-
manın var olup olmadığının incelenmesinde ise, kolaylıkla iki görüşün
hakim olacağı söylenebilir.
Anayasa’nın hiçbir maddesinin lafzında eğitim ve öğrenim hak-
kının başörtüsü kullanımı sebebi ile sınırlanabileceği yazmamaktadır.
Bu itibarla, açıkça bir yazılı sınırlama olmadığından, başörtüsünün
ve türbanın okullarda serbest olacağı yorumu yapılabilir. Bu nokta-
da, Anayasa’da yapılmak istenen değişikliğin, söylendiği üzere sade-
ce üniversiteler ile ilgili bir sınırlama getirmediğini belirtmekte fayda
vardır. Bu halde yukarıdaki şekilde bir yorum halinde, türban veya
başörtüsünün her yaşta eğitim ve öğrenim hakkı için serbest olacağı
sonucu çıkmaktadır.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Buna karşılık 1991 yılındaki yorumlu ret kararı, gerekçesi, Anaya-
sa Mahkemesi kararları ile yorumlu ret kararlarının bağlayıcılığı dik-
kate alındığında ise, Anayasa’nın başlangıç hükümleri, 2. maddesi, 24.
maddesi ve 174. maddesinin açıkça başörtüsü ile eğitimi yasakladığı
sonucu çıkacaktır.
Bununla birlikte, YÖK Kanunu’ndaki yapılmak istenen değişikli-
ğin, Anayasa’nın 42. maddesindeki önerilen düzenlemeden bağımsız
denetlenmesi halinde, Anayasa’nın başlangıç hükümleri ve laiklik ile
ilgili 2. maddesi kapsamında ve yine 10, 24 ve 174 . maddeler kapsa-
mında, 1989 yılındaki mahkeme kararında açıkça yer alan sebeple ile,
düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna varılabilecektir.
Netice itibarı ile bakıldığında, yeni düzenleme ile 1988 tarihli düzen-
leme arasında hukuksal tek farkın, yeni düzenlemeye Anayasa’nin 42.
maddesi ile dayanak yaratılmasıdır.
– Anayasal Normlar Hiyerarşisi
Bu kapsamda değerlendirilmesi gereken bir başka konu da,
Anayasa’mızda birbiri ile çelişen iki ayrı madde olması halinde, hangi
maddenin uygulanacağı ile ilgilidir. Bu durum hukuk literatüründe
anayasal normlar arasındaki hiyerarşi sorunu olarak adlandırılmakta-
dır.
15
Literatürde bir takım normlara hiyerarşik açıdan öncelik tanıyan
görüşler mevcut ise de, konumuz açısından bu tezlerin burada ince-
lenmesi doğru değildir. Anayasa’mızda hiyerarşik yapının var olup
olmadığının tespiti için uygulamayı incelemek yerinde olacaktır. Kaldı
ki, burada, Anayasa’mızın tüm maddeleri 07 Kasım 1982 tarihinde hal-
koylaması ile kabul edildiğinden, değiştirilemez hükümlerinin diğer
maddelere nazaran hiyerarşik bir üstünlük taşımadığına ilişkin Kemal
Gözler görüşünü belirtmekte fayda görüyorum.
Uygulamaya bakıldığında ise, başkaca bir inceleme yapılmadan,
türban konusunda yukarıda detaylı olarak belirttiğimiz 1989 ve 1991
tarihli kararlar ve yine yukarıda bahsi geçen 25.10.1983 gün 1983/2 E.
1983/2 karar sayılı incelenerek bu konuda yorum yapmak mümkün-
dür. Tüm kararlarda görüleceği üzere, Anayasa Mahkemesi, “Atatürk
milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliği ile laiklik ilkelerini” diğer
15
Konunun ayrıntıları için Kemal Gözler, Anayasal Normların Geçerliliği Sorunu, s. 153
vd., Ekin Kitabevi, 1999 kitabı incelenebilir.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
159TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Anayasa maddelerinin üstünde gördüğünü kabul etmektedir. Zaten
Anayasamızın lafzına bakıldığında, “laik Cumhuriyet” ilkesinin tüm
hakların sınırlandırılmasında veya kullanılmasında dikkate alınacağı-
nın yazıldığını görmekteyiz. Bu kapsamda değerlendirildiğinde, Ana-
yasa Mahkemesi’nin uygulamada, özellikle laiklik ile ilgili kararların-
da, “Anayasa başlangıç hükümleri” ve “laiklik ilkesini” tüm temel hak ve
hürriyetlerin hiyerarşik olarak üstüne çıkardığını söyleyebiliriz. Bu
yönde bir görüşün hakimiyeti ise, siyasi partiler tarafından önerilen
Anayasa değişikliklerinin, çözülmeye çalışılan “sorunu” çözmekten
uzak olduğu anlamını taşır.
Anayasa maddelerinin arasında hiçbir hiyerarşik üstünlük bulun-
madığı kabul edilse dahi (ki Anayasa Mahkemesi kararları haricinde,
Anayasa’nın maddelerine dayanılarak yapılan bir incelemede bu gö-
rüş hakim olabilir; Kemal Gözler’in yukarıda belirtilen savı da dikkate
alınmalıdır), bu halde de çelişkili ve/veya birbirine zıt iki madde aynı
anda yürürlükte bulunacak ve birbirinin geçerliliğini etkilemeyecektir.
Böyle bir durumda, kanunların Anayasa’ya uygunluğu her bir madde
için ayrı ayrı denetlenecek olup, türban veya başörtüsü ile eğitim ve
öğretim hakkı bir maddeye uygun iken, diğer bir maddeye aykırılık
teşkil edeceğinden, iptali gerekecektir.
Bu açıklamayı yaptıktan sonra, Anayasa’nın 10. maddesinde ya-
pılmak istenen değişikliğin değerlendirmesi kapsamında, yukarıda
belirttiğimiz hususlardan hiçbir farklılık içermediğini söylemek gere-
kir. Bu hali ile kanun önünde eşitliği düzenleyen 10. maddeye “ve her
türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresinin getirilmesi,
Anayasa Mahkemesi’nin laiklik ilkesi yorumunu değiştirecek nitelikte
olmayıp, kamusal alanda hizmet alımında başörtüsünün kullanımının
Anayasa Mahkemesi’ne taşınması halinde, mahkeme uygulamanın
yukarıda belirtilen maddelere aykırı olacağına karar verebilecektir.
Bu değerlendirme ışığı altında, siyasi partiler tarafından yapılan,
Anayasa’nın 10, 42. ve YÖK Kanunu’nun ek 17. maddelerindeki deği-
şiklik önerilerinin, “türban sorununun” hukuki çözümüne yardımcı ol-
mayacağı yani anayasal meşruluk sağlamayacağı ortaya çıkmaktadır.
– Meşruluk Doğurucu Düzenleme Sorunu
Bu noktada, nasıl bir anayasal değişikliğin türbanın ve/veya ba-
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
şörtüsünün kullanımına anayasal meşruluk sağlayabileceği sorusu
akla gelebilir.
Yukarıda açıklandığı üzere, türbanın kamusal alanlarda ve eği-
timde kullanılmasının meşruluğunun önündeki en büyük engelin,
Anayasa’nın başlangıç hükümleri ve laiklik ilkesi olduğu, Anayasa
Mahkemesi kararlarından açıkça anlaşılmaktadır. Yine açıklandığı
gibi, Anayasa Mahkemesi laiklik ilkesini sadece Atatürk devrimleri ile
ilişkilendirip, tarihsel gelişim süreci ve İslam’daki anlamı şeklinde yo-
rumlamakta, bu yorumunu yaparken, Anayasa’da başka maddelerin
düzenleme usul ve şekillerini hiç dikkate almamaktadır. Anayasa’nın
başlangıç hükümleri içinde yorumlama tekniği aynıdır. Bu hali ile
Anayasa’da yapılacak hiçbir değişiklik, başlangıç hükümlerinin ve
laiklik ilkesinin yorumlanmasına etki etmeyeceğinden, türbanın Ana-
yasal meşruluğunu sağlamanın bir yolunun Anayasa’nın başlangıç
hükümlerini ve laiklik ile ilgili hükmünü değiştirmek olduğu ortaya
çıkmaktadır. Anayasa’nın 4. maddesinde bu hükümlerin değiştirile-
meyeceği ve değiştirilmesinin de teklif edilemeyeceği yazılmaktadır.
Yine bu yönde bir tutum, demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kal-
dırmaya yönelik bir faaliyet olarak yorumlanacak olup, cezai yaptırım-
ları oldukça ağırdır. Kaldı ki bu yönde bir hareket, türbanın kamusal
alanda ve eğitimde kullanılmasına karşı çıkan bazı siyasi partilerin, bu
düzenlemeler yapılırken ana amacın laik Cumhuriyete karşı olduğunu
iddiasını kanıtlamaktan başka bir işe yaramayacaktır.
Kısaca belirtmek gerekir ki, Anayasa Mahkemesi’nin türban ve
laiklik üzerine yaptığı yorumlar aynı kaldığı sürece, herhangi bir ana-
yasal değişikliğin türbana meşruluk kazandırabilme imkanı hukuken
gözükmemektedir.
– Mahkemenin Yorum Değişikliği ve Yargı Bağımsızlığı
Bu tespit, bizi, türbanın kamusal alan ve eğitimde kullanılabilme-
sinin meşruluğu yönündeki tek yolun, Anayasa Mahkemesi’nin tür-
ban ve laiklik üzerine yaptığı yorumunu değiştirmesi olduğu sonucu-
na götürür. Peki bu mümkün müdür? Tüm yargı organlarında olduğu
gibi, anayasal yargıda da, mahkemenin daha önce yerleşik olan bir gö-
rüşten dönerek yeni bir görüş belirtmesi mümkündür. Birçok hukuk-
çunun, türban konusunda farklı hukuki yorum yaptıkları bilinmekte-
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
161TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
dir. Bu hali ile, Anayasa Mahkemesi’ndeki hakimlerin çoğunluğunun,
türbanın laiklik ilkesi ve Anayasa’nın başlangıç hükümlerine aykırılık
teşkil etmeyeceği yönünde değerlendirme yapmaları halinde, konu
meşruluk kazanmış olacaktır.
Konu burada, Anayasa Mahkemesi’nin oluşumuna; bu oluşum-
dan Cumhurbaşkanı’nın etkisine; Cumhurbaşkanı’nın her ne kadar ta-
rafsız olması ve siyasi partiye üye olmaması gerekmekte ise de, siyasi
geçmişi nedeni ile, Meclis’teki partilerden birine veya bir inanışa yakın
olması sebebi ile Anayasa Mahkemesi’ne yargıç seçerken siyasi düşün-
ceyle hareket edebileceği tartışmasına; Anayasa Mahkemesi hakimle-
rinin seçiminde siyasi tercihler etkili olabileceğinden bağımsızlığına
gelmekte olup, başka bir inceleme konusu oluşturmaktadır.
Ancak, bu konuda özet görüş bildirmek gerekirse, Anayasa Mah-
kemesi üyelerinin tamamını (bir kısmını kendisine gösterilen adaylar
arasından bir kısmını ise doğrudan) Cumhurbaşkanı seçmektedir.
16
Cumhurbaşkanı, Anayasa’nın 101 ve devamı maddeleri uyarınca bir
(en üst) Yürütme organıdır. Yine Anayasa’mızın 9. maddesi uyarın-
ca yargı yetkisinin, bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtilmiş
olup, yürütmenin başı olan makamın, bağımsız olması gereken Ana-
yasa Mahkemesi üyelerini seçmesi, bağımsızlığı kökten zedelemekte-
dir ve Türk yargısı ve Anayasal sistemi için ciddi bir tehlike oluştur-
maktadır.
3. Sonuç
Sonuç olarak özetlemek gerekirse;
• Türban veya başörtüsünün kamusal alanlarda ve eğitimde kul-
lanımı, bu yönde hukuki düzenleme yapılması ve bu düzenlemelerin 1988 ve 1990 yıllarında Anayasa Mahkemesi’ne taşınması ile birlikte
verilen 07 Mart 1989 tarihli, 1989/1 esas 1989/2 karar sayılı ilam ve
09.04.1991 tarihli, 1990/36 esas 1991/8 karar sayılı ilamlar ile bir Ana-
yasal sorun haline gelmiştir.
• Anayasa Mahkemesi, her iki karar ve diğer laiklik ile ilgili ka-
rarlarında, türban konusunun Anayasa’nın başlangıç hükümlerine ve
16
Anayasa Mahkemesi’nin oluşumu ile ilgili olarak Anayasa’nın 146. maddesi ince-
lenebilir.
S. Alp LİMONCUOĞLU hakemli makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Atatürk devrimlerinin hareket noktasında var olan laiklik ilkesine ay-
kırı olduğunu, Anayasa’nın diğer normlarından bağımsız olarak de-
ğerlendirmiştir.
• Siyasi partiler tarafından yapılan ve Anayasa’nın 10., 42. ve YÖK
Kanunu’nun Ek 17. maddelerindeki değişiklik tekliflerinin, eğitim ve
diğer kamusal alanlarda türban kullanımına hukuken meşruluk ka-
zandırmayacağı; konunun Anayasa Mahkemesi’ne intikali halinde,
uygulamaya ilişkin normların en azından Anayasa’nın başlangıç hü-
kümleri ve 2. maddesindeki laiklik ilkesine aykırılıktan dolayı iptal
edilebileceği görüşündeyim.
KAYNAKÇA
Aldıkaçtı, Orhan, Anayasa Hukukumuzun Gelişmesi ve 1961 Anayasası, İstanbul,
1982.
Aliefendioğlu, Yılmaz, “Laiklik ve Laik Devlet” adlı makale; Laiklik ve Demok-
rasi, İmge Kitabevi, 2001, Ankara.
Ardıçoğlu, Artuk, Anayasa Mahkemesi Kararlarının Yasama, Yargı ve İdare Üze-
rindeki Etkileri, Ankara Üniversitesi, Ankara, 1995.
Başgil, Ali Fuat, Din ve Laiklik, Yağmur Yayınları, İstanbul, 1991.
Bozan, İrfan, Devlet ile Toplum Arasında – Bir Okul: İmam Hatip Liseleri; Bir Ku-
rum: Diyanet İşleri Başkanlığı, TESEV Yayınları, İstanbul, 2007.
Coşkun, Mustafa Kemal, Comparative Study of Secondary Schools in Turkey,
example of imam-hatip schools [Türkiye’de orta dereceli okulların karşı-
laştırmalı bir çalışması: İmam-hatip okulları örneği], Orta Doğu Teknik
Üniversitesi, 1999.
Daver, Bülent, Türkiye Cumhuriyeti’nde Laiklik, Ankara, 1955.
Dinçkol, Bihterin (Vural), 1982 Anayasası Çerçevesinde ve Anayasa Mahkemesi
Kararlarında Laiklik, İstanbul Üniversitesi, İstanbul 1990.
Doğan, Özlem, The Turban Issue, Boğaziçi Üniversitesi,İstanbul 1994.
Erdoğan, Mustafa, M., Dersimiz Özgürlük, Pınar Yay., İstanbul, 2001.
Erdoğan, Mustafa, Anayasa Hukuku, Orion Yayınevi, Ankara, 2005.
Gençoğlu, Funda, National Identity, Citizenship And Pluralism in Turkey:
The Turban Question, Bilkent Üniversitesi, 1997.
Gözler, Kemal, Anayasal Normların Geçerliliği Sorunu, Ekin Kitabevi, 1999.
Gözübüyük, Şeref, Anayasa Hukuku, Turhan Kitabevi,Ankara, 1986.
hakemli makaleler S. Alp LİMONCUOĞLU
163TBB Dergisi, Sayı 75, 2008
Gözübüyük, Şeref, Açıklamalı Türk Anayasaları, Turhan Kitapevi, Ankara,
2000.
Güven, Serhat, Laiklik ve Anayasa Mahkemesi, Başkent Üniversitesi, 2006
Kanbur, Zafer, Anayasa Mahkemesi’ne Göre Laiklik, Hacettepe Üniversitesi,
2003.
Kili, Suna, Türk Devrim Tarihi, Kültür Yayınları, İstanbul, 2001
Okdemir, İlkay; Din ve Vicdan Özgürlüğü ve Laiklik Bağlamında Üniversite-
lerde Türban Sorunu, Yüksek Lisans Tezi, s. 122, Akdeniz Üniversitesi,
2005.
Ozankaya, Özer, Atatürk ve Laiklik, Tekin Yayınevi, Ankara, 1983.
Özbudun, Ergun, Türk Anayasa Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara, 1986.
Sabuncu, Yavuz, Anayasa’ya Giriş, İmaj Yayıncılık, Ankara, 2003.
Soysal, Mümtaz, 100 Soruda Anayasa’nın Anlamı, Gerçek Yayınevi, İstanbul,
1997.
Teziç, Erdoğan, Anayasa Hukuku, Beta Basım Yayım Dağıtım, İstanbul, 2006
Ulusoy, Ali, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Üniversitelerde Türban
Yasağına İlişkin Kararları Üzerine Notlar”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fa-
kültesi Dergisi, 2004.
Ünsür, Ahmet, Kuruluşundan Günümüze İmam Hatip Liseleri, Önder Yayınları,
İstanbul.
Yıldırım, Turan, “Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı”, İnsan Hak-
ları Merkezi Dergisi, C. 2, S. 1, Anakara 1994.