Mehmet ERDEM hakemli makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
I. Genel Olarak Ailenin Yasal Yoldan Korunması Gereği
Toplumsal hayatın her alanında görülen şiddet, en önemli etkileri-
ni ve en kalıcı sonuçlarını aile içinde gerçekleştiğinde gösterir. Şiddet
aile içinde meydana geldiği takdirde, şiddetin öznesi olan aile bire-
yinin, özellikle, bu bireyin ebeveynden biri olması durumunda onun
bu pozisyonu şiddeti, şiddet uygulanan aile bireyi açısından daha ağır
hale getirmektedir. Özellikle, şiddet uygulanan çocuklar üzerinde şid-
detin etkileri çok uzun yıllar devam edebilmekte hatta bazen ömür
boyu sürmektedir.
1
Bu durum, sosyal ve psikolojik bir gerçekliktir.
Şiddet sevgi, şefkat ve ilginin temeli olması gereken bir kurumda ger-
çekleştiği takdirde bu durum doğal karşılanmalıdır. Başka bir sosyal
gerçeklik ise, aile içinde şiddet uygulayan bireylerin, çocukluklarında
aile içinde şiddete maruz kalmış ve/veya şiddete tanık olmuş olmala-
rıdır.
2
Aile içi şiddet Ceza Kanunları anlamında suç oluştursa veya Me-
deni Kanun anlamında boşanma sebebi olsa bile, şiddet uygulanan
∗
Yrd. Doç. Dr., Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk Anabi-
lim Dalı öğretim üyesi.
1
Karş. Bilgel Nazan/Orhan Hasan, Aile İçi Şiddet, in Bilgel Nazan (editör), Aile
Hekimliği, Bursa 2006, s. 643 vd., s. 652; Polat Oğuz, Klinik Adli Tıp, Adli Tıp Uygu-
lamaları, Ankara 2004, s. 148; Uçar Mehmet Ali, Aile İçi Şiddet ve Aile Koruma Yasası,
Ankara 2003, s. 102.
2
Bilgel/Orhan, s. 643; Aksoy E./Çetin G./İnancı M.A./Polat O./Sözen M.Ş./Ya-
vuz F., İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Ders Notları, http://www.ttb.org.tr/eweb/
adli/6.html. Aile Araştırma Kurumu’nun “Aile İçi Şiddetin Sebep ve Sonuçları
(1994)” ve “Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet (1998)” konulu araştırmaları-
nın sonuçları bu sonucu açıkça ortaya koymaktadır.
Aİle İçİ Şİddet
ve
4320 sa yılı Aİlenİn Korunmasına
Daİr Kanun
Mehmet ERDEM
*
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
47TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
aile bireyinin bu haklarını kullanması her zaman mümkün olmamak-
ta, bazen de çeşitli nedenler, onun bu haklarını kullanmasına engel
olmaktadır.
Türk toplumsal yapısında ailenin durumu ve eş/kocaya
ekonomik anlamda bağımlılık dikkate alındığında, bu hakların kulla-
nılamamasının nedeni daha iyi anlaşılmaktadır.
Medeni Kanun ve ilgili diğer kanunlarda şiddete yönelik olarak
dikkate alınabilecek olan koruma ve ceza hükümlerinin kullanılama-
masının bir diğer nedeni de, özellikle şiddet uygulanan eşin, kendisine
uygulanan şiddeti tam olarak kavrayamaması ve/veya bunu rasyo-
nelleştirmesidir.
Öyle ki, şiddete karşı tepki vermenin şiddeti arttı-
racağına olan inanç, geleneksel anlayışlar, özellikle şiddet uygulanan
kadının ailesinin kendisine sahip çıkmaması veya bu durumu olağan
görmesi, uygulanan şiddete mümkün olduğunca dayanma gibi bir so-
nuç doğurmaktadır.
Şiddet uygulanan aile bireyinin bu şiddeti hak
ettiğini düşünmesi de, uygulanan şiddete karşı bir şey yapılamaması
nedenlerinden biridir.
T
Şiddetin nadir aralıklarla gerçekleşmesi duru-
munda, şiddetin yok sayıldığı bile görülmektedir.
Şiddetin ilk defa gerçekleşiyor olması şiddetin var olmadığını gös-
termez.
İlk şiddet eyleminin arızî bir durum olup olmadığını tahmin
etmek çok zordur. Ancak ilk şiddet eylemine karşı tepkisiz kalınması,
3
Karş. Doğan İzzet, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine İliş-
kin Yasaya Göre Aile Mahkemeleri, in Legal Hukuk Dergisi, Kasım 2006, s. 3395 vd.
(atıf: Aile Mahkemeleri), s. 3400; Uçar, s. 89.
4
Bkz., Uçar, s. 89.
5
Karş. Polat, s. 153; Uçar, s. 93 vd; Aktaş Aliye Mavili, Aile İçi Şiddet, Ankara 2006,
s. 46 vd. (ayrıca bkz., 50 vd.)
S
Bkz., Polat, s. 153. Aile Araştırma Kurumu’nun “Aile İçi Şiddetin Sebep ve
Sonuçları (1994)” araştırmasına göre şiddete maruz kalanların %80’i yapacak faz-
la bir şey olmadığına inanmaktadırlar.
T
Aksoy/Çetin/İnancı/Polat/Sözen/Yavuz, http://www.ttb.org.tr/eweb/adli/6.
html.
8
Bkz., Uçar, s. 94.
9
Bilgen Işıl, Kadın ve Şiddet, s. 103, in Töre Cinayetleri, T.C. Başbakanlık, Kadının
Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü, Ankara 1999, s. 103 vd. Ayrıca karş. Uluğ
İlknur, Ailenin Korunmasına Dair Kanun Çerçevesinde Aile İçi Şiddetin Önlenmesi, in
Sosyal Bilimler Araştırma Dergisi, Eylül 2005, s. 437 vd., s. 439 vd. Bireyin bir defa
şiddete maruz kalması halinde 4320 sayılı kanun uygulanmayacağı düşüncesi ile
aksi görüşte, Ayan Serkan, Evlilik Birliğinin Korunması, Ankara 2004, s. 308. Ancak
yazar yine de, şiddetin devam etmesi olasılığının bulunması halinde kanunun uy-
gulanması gerektiğini belirtmektedir. Bu durumda da yazar, haklı olarak, şiddete
maruz kalan bireyin bu olasılığı ispat yükümlülüğü olmadığını söylemektedir.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
şiddet uygulayan aile bireyinin (genelde eşin) şiddete devam edebil-
mesinin önemli nedenlerinden biridir. Çoğu durumda da ilk şiddet
eylemine karşı şiddet uygulanan aile bireyi (genelde karı) hareketsiz
ve suskun kalmakta, olaya nasıl tepki vereceğini bilememekte ve sade-
ce beklemekle yetinmektedir. Böyle bir suskunluk ise şiddetin devam
etmesine neden olmaktadır.
10
Şiddet, daha çok eğitim düzeyi düşük ailelerde görülmesine karşı-
lık, genel kanının aksine, eğitim düzeyi yüksek ailelerde de son derece
yaygındır.
11
Eğitim düzeyi yüksek ailelerde şiddete uğrayan kadının
bu durumu gizlediği, sosyal ve ekonomik konumu gereği bundan uta-
narak bunu yok saydığı veya en azından çevresine veya koruma sağla-
yabilecek olan bir makama bildirmediği de bilinmektedir.
12
Aile içi şiddetin şiddet, şiddet uygulanan birey üzerinde çok derin
izler bırakır. Bu etkiler basit ve geçici psikolojik rahatsızlıklardan, inti-
har ve ölüme kadar giden bir alanda çok değişik şekilde görülebilir
13
.
Şiddetin bu şekilde etkileri ve şiddete uğrayan bireyin bununla müca-
dele edememesi, kendisine tanınan hakları çeşitli nedenlerle kullana-
maması özellikle batı toplumlarında sadece aile bireylerini, aile içinde
meydana gelen şiddeti önlemeye yönelik düzenlemeler yapmaya yö-
neltmiştir.
Aslında Medeni Kanun Aile Hukukuna yönelik İkinci Kitabın
“Evliliğin Genel Hükümleri” başlığı altında İkinci Bölümünde evlilik
birliğinin korunmasına yönelik bir düzenlemeye sahiptir. Evlilik birli -
ğinin korunmasına yönelik bu düzenlemenin niteliği ve bu korunma-
nın hangi halleri kapsadığı MK m.195’te belirtilmektedir. İlgili hüküm
aşağıdaki şekildedir:
“Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi veya
evlilik birliğine ilişkin önemli bir konuda uyuşmazlığa düşülmesi hâlinde, eş-
ler ayrı ayrı veya birlikte hâkimin müdahalesini isteyebilirler.
Hâkim, eşleri yükümlülükleri konusunda uyarır; onları uzlaştırmaya ça-
lışır ve eşlerin ortak rızası ile uzman kişilerin yardımını isteyebilir.
10
Bkz., Bilgel/Orhan, s. 644 vd.
11
Karş. Uçar, s. 87 vd. Aile Araştırma Kurumu’nun “Aile İçinde ve Toplumsal Alan-
da Şiddet (1998)” araştırmasına göre bireylerin eğitim düzeylerindeki artışa bağlı
olarak şiddet eğilimleri azalmaktadır”.
12
Bkz., Uçar, s. 82 vd. ve 93 vd.
13
Bkz., Uçar, s. 99 vd.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
49TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Hâkim, gerektiği takdirde eşlerden birinin istemi üzerine kanunda öngö-
rülen önlemleri alır.”
Söz konusu hüküm ve devamında korumaya yönelik alınacak
tedbirlere bakıldığında, bu düzenlemenin, eşlerin evlilik birliğinden
doğan yükümlülüklerine aykırı davranmaları halinde evlilik düzenini
korumak için getirilmiş olduğu hemen görülür. Bu korumaya ilişkin
alınacak tedbirlerden bir tanesi olan “Birlikte Yaşamaya Ara Verilmesi”
başlıklı MK m.197 kısmen aile içi şiddetin mevcut olduğu durumlarda
da devreye girebilecek olan bir hükümdür.
14
Zira, şiddet, hükümde
bahsedildiği şekilde şiddete uğrayan eşin kişiliğini ve ailenin huzuru
tehlikeye düşürmektedir. Tek ve yetersiz bir tedbir olarak bu hükmün
uygulanabilmesi için bile eşlerden birinin, şiddete uğrayan eşin talep-
te bulunması gerekir. Oysaki aile içi şiddetin bulunduğu durumlarda,
şiddete uğrayan eşin, şiddeti rasyonelleştirmesi, haklı bulması, maruz
kaldığı bu durumu bildirmekten utanması, geleneksel algılayışlar ve
ekonomik kaygılar gibi çeşitli nedenlerle bu yönde hâkimin müdaha-
lesini isteyemediği de bir gerçektir. Bu nedenlerle, kısmen dahi olsa
aile içi şiddet halinde de uygulanabilecek olan söz konusu hükümlerin
arzu edilen korumayı sağlayamadığı ve sağlayamayacağı bir gerçek-
tir.
Yukarıda söz edilen nedenlerle, aile içi şiddetin olduğu durumlar-
da, şiddete uğrayan bireylerin taleplerine bile gerek olmadan bu şid-
dete karşı aile bireylerini korumak gerekmektedir. İnsana özgü ve in-
sanoğlunun başlangıcından beri var olan şiddeti tamamen kaldırmak
mümkün olmamakla birlikte, onu asgariye indirecek tedbirleri almak,
özellikle aile içi şiddete karşı aile bireylerini korumak devletin temel
görevlerinden biridir. Bu görevin bilincinde olan devletler, özellikle
son otuz yılda, bu yolda adımlar atmaya başlamışlardır
15
. Bu görev
Anayasa’da da “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocuk-
ların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak
14
Konu hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Dural Mustafa/Öğüz Tufan/Gümüş Al-
per, Türk Özel Hukuku, Cilt III, Aile Hukuku, İstanbul 2005, s. 254 vd.
15
Aile içi şiddetin en önemli bölümünü oluşturan kadına yönelik şiddete, uluslara -
rası alanda ilk defa öncelikli sorun olarak 1995 yılında Dördüncü Dünya Kadın
Konferansında değinilmiştir. Bu konferansta kabul edilen Pekin Eylem Platfor-
munun teklifleri, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 189 ülke tarafından kabul
edilmiştir. Bu konuda bkz., Kocacık Faruk, Aile İçi İlişkilerde Kadına Yönelik Şiddet,
Sivas 2004, s. 43 vd.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar” şeklinde ifade edilmiştir (m.41/
II). Türk kanunkoyucusu da bu akımı dikkate alarak 14 Ocak 1998 ta-
rihinde 4320 sayılı “Ailenin Korunmasına Dair Kanun” ile aile içi şiddeti
önlemeye yönelik düzenleme getirmiştir.
Aile içi şiddete karşı mücadelede son derece yerinde ve gerekli
olan bu düzenlemeye rağmen, sadece kanuni bir düzenleme ile aile
içi şiddetin tamamen sona ereceğini düşünmek son derece iyimser bir
yaklaşım olur. 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’un yürür-
lüğe girmesinden bu güne kadarki durum kanunun uygulanması ve
aile içi şiddete yönelik veriler de bu yaklaşımın gerçekçi olmadığını
doğrulamaktadır.
16
Bununla birlikte, kanunun kısmen dahi olsa belli
işlevleri yerine getirdiği ve aile içi şiddetle mücadelede köşe taşların-
dan biri olduğu da unutulmamalıdır.
Biz bu makalemizde 4320 sayılı kanun çerçevesinde aile içi şiddeti
inceleyeceğiz. Bu bağlamda, öncelikle 4320 sayılı kanunda dikkate alı-
nan ailenin kapsamına kimlerin girdiğine değinecek, yine ilgili kanun
tarafından bahsedilen şiddetin ne olduğu, kapsamı ve çeşitlerini be-
lirteceğiz. Daha sonra kanunun öngördüğü tedbirleri anlatacak, usul,
yetkili ve görevli mahkemeye değinecek ve tedbir kararının niteliğini
tartışacağız. Tedbir kararına uymayan eşe uygulanacak yaptırımların
anlatılmasıyla çalışmamız sona erecektir.
II. 4320 Sayılı Kanun Kapsamında Aile
4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun, şiddete maruz kala-
rak korunması istenebilecek olan kişiler olarak eşlerden biri, çocuklar
ve aynı çatı altında yaşayan diğer aile bireylerinden bahsetmektedir (m.
1/I). Aslında 4320 sayılı kanunun hükümet tasarısında sadece “eşlerden
birinin veya çocukların” şiddete maruz kalmasından bahsedilmekteydi.
Ancak, kanunun Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerinde koruma
altına alınacak kişilerin kapsamı genişletilerek aynı çatı altında yaşayan
diğer aile bireylerinde buraya dâhil edilmiştir. Koruma kapsamındaki
ailenin içinde eşlerden biri ve çocukların olduklarına kuşku yoktur.
16
Sadece bir izlenim vermesi için belirtirsek, Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine
göre 2001 yılında 4 bin 586 aile içi şiddet sonucu 2 ölüm, 2 bin 836 yaralanma, 2002
yılında 5 bin 142 aile içi şiddet sonucu 4 ölüm, 3 bin 150 yaralanma, 2003 yılında 5
bin 682 aile içi şiddet sonucu 2 ölüm, 3 bin 529 yaralanma, 2004 yılında 5 bin 284
aile içi şiddet sonucu 5 ölüm, 3 bin 548 yaralanma meydana gelmiştir.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
51TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Zaten kanun, bu kişileri ailenin diğer bireyleri ifadesinden önce açıkça
belirtmektedir. Kanunun gerçekten korumak istediği kişinin kadınlar
olduğu da bilinmektedir. Asıl sorulması gereken, kanunun bahsettiği
ailenin diğer bireylerinin kimler olduğudur. Diğer bir ifade ile ailenin
kapsamına kimlerin gireceği, kanunun uygulanması açısından temel
noktalardan birisidir.
Öncelikle, bir aileden söz edebilmek için Medeni Kanun anlamın-
da kurulmuş bir evliliğin mevcut olması gerekir. Aile gibi bir arada
yaşıyor olsa bile, nikahsız birliktelikler ve nikâhsız birlikteliklerin bir
görünümü olan sadece dini nikâha dayanan birliktelikler, 4320 sayılı
kanunun tam anlamıyla kapsamında sayılamazlar.
17
Birlikte yaşayan
çiftler arasında resmî nikâh olmadığından aralarındaki birliktelik ev-
lilik olarak adlandırılamayacağı için birlikte yaşayan eşler 4320 sayılı
kanun kapsamında korunmazlar. Ancak taraflar arasında resmi nikâh
olmamakla birlikte, tarafların ortak çocukları şüphesiz Kanunun ko-
runmasından yararlanırlar. Tarafların ortak olmayan çocuklarının du-
rumu ise tartışılabilir. Tarafların ortak olmayan çocukları ve bir arada
yaşayan diğer kişiler, maruz kaldıkları şiddete karşı, ancak kendi anne
veya babalarına karşı korumaya tabidirler. Birlikte yaşayan diğer eşin
kendisinden olmayan çocuklara uyguladığı şiddet ise kanun kapsa-
mında olmayacaktır. Bir arada yaşayan diğer kişiler de, çocuklar gibi,
kendi yakınlarından uğradıkları şiddete karşı koruma altındadırlar.
Ortak olmayan çocuklara veya diğer bireylere karşı birlikte yaşayan
diğer kişi (eş) tarafından şiddet uygulanması halinde, her ne kadar ona
karşı bir korunma istenemezse de, diğer eşin hareketsiz kalması, ger-
çekleştirilen şiddete engel olmaması durumunda, onun bu davranışı
da ihmal suretiyle şiddet olarak nitelendirilebildiği durumlarda, ona
karşı tedbirler uygulanabilir. Ancak, burada uygulanacak tedbirler
17
Kanunen yok olarak kabul edilen imam nikâhlı evliliklerin (birlikteliklerin) de
4320 sayılı kanunun kapsamında olduğu düşüncesi ile karşı görüşte Ayan, s. 303.
Yazar bu görüşünü 4320 sayılı kanunda aynı çatı altında yaşayan bir aileden bah-
setmesine dayandırmaktadır. Yazarın dikkate aldığı menfaatleri kabul etmekle
birlikte, 4320 sayılı kanun çerçevesinde böyle bir yorum kabul edilemez. Medeni
Kanun anlamında olmayan birlikteliklerde (nikâhsız birliktelikler), eşlerin birbir-
lerinin şiddetine karşı koruma talep edebilmeleri mümkün değildir. Medeni Ka-
nun anlamında bir evlilik mevcut değilse, 4320 sayılı kanun anlamında da birlikte
yaşayan kişiler açısından bir aileden bahsetmek mümkün olmaz.
Bazı
mahkemelerin de Medeni Kanun anlamında kabul edilen bir evlilik olmayan,
sadece dini nikâha dayalı birliktelikler için de 4320 sayılı kanunu uyguladıkları
görülmektedir. Bkz., Hürriyet Gazetesi, 22 Nisan 2007, s. 6.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
durumun özelliği ve ihmal suretiyle yapılan şiddet göz önünde bulun-
durarak belirlenmelidir.
Nikâhsız birliktelik ölüm gibi bir nedenle sona ermişse, sağ kalan
diğer kişiyle birlikte yaşamaya devam eden ve bu kişinin öz olmayan
çocukları veya diğer kişiler artık kanunun kapsamında değerlendiril-
melidir.
Bir evlilik mevcut olmakla birlikte bu evliliğin butlanını gerektiren
bir nedenin olması önemli değildir. Böyle bir evlilik, butlanına karar
verilene kadar kanunun kapsamındadır. 4320 sayılı kanunun eşlerin
birbirlerine uyguladıkları şiddetine karşı uygulanabilmesi için evlili-
ğin halen devam etmesi gereklidir. Evlilik boşanma veya iptal gibi bir
nedenle sona erdikten sonra artık eşler (eski eşler) kanunun kapsamın-
dan çıkar.
18
Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi, evlilik butlan, boşan-
ma veya ölüm gibi bir nedenle sona erse bile, eşler dışında halen aile
olarak bir arada yaşayan kişiler için kanunun koruması devam eder.
19
4320 sayılı kanun, ailenin diğer bireyleri demekle yetinmiş, ancak
ailenin bir tanımını vermediği gibi, bu diğer kişilerin kimler olabile-
ceğini de belirtmemiştir. Bu nedenle, ailenin içine kimlerin girdiğini
belirlemek öğretiye ve uygulamaya düşmektedir.
Ailenin kapsamını belirlerken Medeni Kanun hükümleri dikkate
alınabilir. Ancak bu da çok belirleyici olmayacaktır. Öncelikle, Mede-
ni Kanun’da da ailenin bir tanımı verilmemiş ve kapsamına kimlerin
gireceği belirtilmemiştir. Medeni Kanun’un çeşitli hükümlerinde aile-
nin kapsamı, hükmün amacı ve korumak istediği menfaatler açısın-
dan farklı şekilde belirlenmektedir. Örneğin, aile, eşlerin hakları ve
yükümlülükleri, yükümlülüklerin yerine getirilmemesi, önemli bir
konuda uyuşmazlığa düşülmesi, konutun seçimi, evlilik birliğinin yö-
18
Kanunun kapsamının, boşanmadan sonra gerçekleşen şiddeti de kapsamına ala-
cak şekilde genişletilmesinin yerinde olacağı düşüncesinde Ayan, 303. Bizce, sona
eren bir evlilik sonrasında artık boşanmış eşler açısından 4320 sayılı kanunun uy-
gulanmasını gerektirecek bir menfaat kalmamaktadır. Evlilik sona erdikten sonra
meydana gelen şiddete karşı eşlerin başka kanuni imkânları kullanmaları yeter-
lidir. Bu konudaki tereddütleri ortadan kaldırmak amacıyla 5636 sayılı kanun ile
4320 sayılı kanuna bazı eklemeler yapılmıştır. 5636 sayılı kanun “mahkemece ay
rılık kararı verilen veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarına
rağmen fiilen ayrı yaşayan aile bireylerinden (burada aile bireyleri ifadesi yerine
eş ifadesinin kullanılması yerinde olurdu)” bahsederek, mevhumu muhalifinden,
boşanma durumunda, 4320 sayılı kanun uygulanmayacağını belirtmektedir.
19
Karş. Ayan, s. 310.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
53TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
netimi, giderlere katılma ve temsil açısından evlilik birliği olarak ifade
edilmiş ve böylelikle aile, evlilik birliği olarak belirtilerek sadece eşler
dikkate alınmıştır (MK m. 185, 186, 188-191, 195). Sadece eşleri dikkate
alan aile yanında, bazı hükümler, ailenin içine eşlerden başka çocuk-
ları da katmaktadır (MK m.335 vd.). Medeni Kanun’da daha geniş an-
lamda aile ise “Ev Düzeni”ni konu edinen hükümlerde belirtilmiştir
(MK m. 367 vd.). Bu çok geniş anlamda aile MK 367/II’de ev halkı
olarak belirtilmiş, ailenin kapsamında eşler ve çocuklardan başka, kan
ve sıhrî hısımlık, işçilik, çıraklık veya benzeri sebeplerle ya da koruma
ve gözetme ilişkisi içinde bir arada yaşayan kişiler de gösterilmiştir.
20
Eşler ve çocuklar doğal olarak ailenin kapsamında yer alan asıl
kişilerdir. 4320 sayılı kanun açısından eşlerin ve çocukların aileden sa-
yılmaları konusunda her hangi bir ihtilaf olamaz. Zaten 4320 sayılı ka-
nun diğer aile bireyleri ifadesinden önce eşler ve çocuklar diyerek bu
kişileri ayrıca belirtmiştir. Burada sorulması gereken, MK m. 367/II’de
belirtilen kişilerin hepsinin 4320 sayılı kanunun korumasına tabi olup
olamayacağıdır.
4320 sayılı kanun açısından aile geniş olarak ele alınmakla birlikte,
MK m. 367/m.II’de belirtilen kişilerin hepsinin bu kapsamda değerlen-
dirilmeleri, kanunun korumak istediği menfaatler dikkate alındığında
mümkün değildir. Bu nedenle, 4320 sayılı kanunun dikkate aldığı ai-
lenin kapsamını, kanunun amacı ve korumak istediği menfaatler gö-
zetilerek belirlenmelidir. Böyle olunca, 4320 sayılı kanun kapsamında
ailenin içine, eşler ve çocuklardan başka şu kimseler girmelidir:
•Eşlerin üst soyları;
•Eşlerin ortak olmayan çocukları;
•Eşlerin vesayeti altında olan ve ev içinde birlikte yaşayan kişiler;
•Eşlerden birinin vesayetinde olmamakla birlikte devamlı suret-
te
21
aile ile birlikte yaşayan ve eşlerin koruması altında olan kimseler;
•Eşlerin üst soyları veya ayrı çocukları olmamakla birlikte, ahlaki
20
Öğretide Ayan (s. 313), 4320 sayılı kanun uygulamasında ailenin, Medeni Kanun
(MK 367 II) anlamında en geniş anlamda aileye kadar genişletildiği görüşündedir.
Bu konuda belirsiz Uluğ, s. 439 ve 455.
21
Birlikte yaşamanın sürekli nitelik taşıması gerektiği düşüncesi ile aynı yönde,
Ayan, s. 312; Uçar, s. 151.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
vazifenin ifası amacıyla devamlı surette
22
ailenin koruması altında ya-
şayan uzak hısımlar.
Yukarıda sayılan kişiler dışındakiler 4320 sayılı kanunun kapsa-
mında kabul edilerek kanunun korunmasına dâhil edilemez. Aslında
sayılan kişiler dışındaki kişilerin, ilgili kanunun korumasına da ihtiya-
cı yoktur. Başka yasal yaptırımlar ve sözleşmesel ilişkilerden kaynak-
lanan talepler, bu kişilerin aile içinde şiddete uğramaları halinde, geçi-
ci veya sürekli surette aile içinde yaşıyor olsa bile, koruma sağlamaya
yeterlidir. Örneğin, ev düzenine ilişkin MK m.367/II’de geçen işçilik,
çıraklık gibi nedenlerle ev halkı olarak aile içinde yaşayan kimseler,
aile içinde şiddete maruz kalsalar bile, 4320 sayılı kanunun koruması
kapsamında değerlendirilemezler. Bunlar içinde bulundukları hukuki
ilişki, çoğunlukla bir sözleşme veya genel hükümlerden (Ceza Kanun-
ları) yararlanarak uğradıkları şiddete karşı korunabilirler.
III. Şiddet Kavramı, Kapsamı ve Çeşitleri
Şiddet kavramının zihinlerde uyandırdığı ilk izlenim fiziksel cebir
olmakla birlikte; şiddet, sadece bundan ibaret değildir. Şiddet kavramı
ve onun kapsamı fiziksel cebirden çok daha geniştir.
Şiddet farklı alanların ilgi ve araştırma konularına giren bir kav-
ramdır. Böyle olunca onu ve özellikle aile içi şiddeti tanımlamak, kap-
samını ve sınırlarını belirlemek, hukukçulardan çok sosyologların,
psikologların, sosyal psikologların, aile hekimlerinin, adli tıp uzman-
larının ve belki de antropologların alanına girmektedir. Dolayısıyla
hukuki anlamda şiddeti belirlerken, bu alanların uzmanlarının yaptığı
tanımlamalar ve belirlemeler dikkate alınmalıdır. İlk planda dikkate
alınması gereken kişiler ise aile hekimleri ve adli tıp uzmanlarıdır.
Aile içi şiddet, ailenin bir bireyi tarafından diğer bir aile bireyine
karşı yapılan ve onun fiziksel veya psikolojik olarak ciddi bir zarar gör-
mesine neden olan hareket veya ihmallerdir.
23
Aile içi şiddetin tanımı
bu olmakla birlikte, 4320 sayılı kanun bu tanımda kabul edilen şid-
22
Birlikte yaşamanın sürekli nitelik taşıması gerektiği düşüncesi ile aynı yönde
Ayan, s. 312; Uçar, s. 151.
23
Karş., Bilgel/Orhan, s. 643; Polat, s. 145; Uçar, s. 95; Ayan, s. 307; Uluğ, s. 441. Ay-
rıca bkz., “Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi”, Birleşmiş Milletler
Genel Kurul Kararı 48/104, 20 Aralık 1993, m. 2.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
55TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
deti bütünüyle kapsamına almış değildir. 4320 sayılı kanunun “Genel
Gerekçe”sinde şiddet, aileden bir bireyin diğer bireye yönelik fiziki, sö-
zel ve duygusal kötü davranışı olarak tanımlanmaktadır. 4320 sayılı
kanunun ilk halinde her hangi bir aile bireyi tarafından yapılan şiddeti
değil, sadece eşlerden biri tarafından yapılan şiddet konu edinilmek-
teydi. Ancak 5636 sayılı kanun ile yapılan değişiklik sonrası, sadece
eşler tarafından değil, diğer aile bireyleri tarafından da uygulanan şid-
det kanun kapsamına alınmıştır. Ayrıca aile içi şiddetin kapsamına,
her türlü hareket ve ihmal girmekle birlikte, tüm bu hareket ve ihmal-
lerin 4320 sayılı kanun kapsamında olduklarını söylemek zordur. Ka-
nunun ratio legis’i, korumak istediği menfaatler dikkate alınarak, hangi
hareket veya ihmallerin bu kapsamda oldukları belirlenmelidir.
Öncelikle, bir hareket veya ihmalin 4320 sayılı kanun kapsamında
olduğunun kabulü için, o hareket veya ihmalin Ceza Kanunları anla-
mında suç oluşturması gerekli değildir.
24
Hangi hareket ve ihmallerin
kanun kapsamında olduğunu belirlemek için, önce şiddetin türlerini
belirlemek ve daha sonra da etkilerini incelemek, bir sonuca varmak
açısından daha yararlı olacaktır. Aile içi şiddetin en temel olarak üç
farklı tipi olduğu kabul edilmektedir. Bunlar; fiziksel şiddet, psikolojik
şiddet ve ekonomik şiddettir.
A. Fiziksel Şiddet
En yoğun olarak ortaya çıkan aile içi şiddet biçimi olan fiziksel şid-
det, şiddet uygulanan bireyi dövme, hırpalama, sarsma, sürükleme, bağla-
ma, üzerine yürüme, yaralama, yakma, öldürme, zorla cinsel ilişkide bulunma
gibi eylemlerdir.
25
B. Psikolojik Şiddet
Bu çeşit şiddet, bağırma, aşağılama, fiziksel şiddet uygulama konusun-
da tehdit etme, aşırı kıskançlık gösterme, kişisel özgürlüğü aşırı bir şekilde
sınırlama, makul olmayan surette aile bireyleri ve arkadaşlarıyla iletişim kur-
masını yasaklama gibi şekillerde ortaya çıkar.
26
24
Balo Yusuf Solmaz, Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve Uygulanması, in Aile ve
Toplum, Ekim-Aralık 2003, s. 23 vd., s. 26.
25
Karş., Polat, s. 146; Aksoy/Çetin/İnancı/Polat/Sözen/Yavuz, http://www.ttb.
org.tr/eweb/adli/6.html; Uçar, s. 85; Bilgel/Orhan, s. 646.
26
Karş., Aksoy/Çetin/İnancı/Polat/Sözen/Yavuz, http://www.ttb.org.tr/eweb/
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
C. Ekonomik Şiddet
Bireylerin çalışmalarının ve gelir sağlamalarının engellenmesi, çalışma-
ya zorlanmaları, kişisel kazançlara veya malvarlıklarına el koymak, bunları
yönetmelerine engel olmak şeklinde ortaya çıkan davranışlar ekonomik
şiddet olarak tanımlanmaktadır.
27
Şiddetin etkileri her bir şiddet türüne göre değişiklik gösterebilir.
Fiziksel şiddette etkiler, daha çok vücudun çeşitli yerlerinde ortaya çı-
kan bedensel zararlar biçiminde görülür. Hatta bu çeşit şiddet ölüme
kadar giden ağır etkiler de gösterir.
28
Çocuk istismarı veya ihmali ola-
rak da tanımlanan çocuklar üzerindeki şiddet, fiziksel olduğu takdirde
onlarda gelişme bozukluklarına da neden olabilir. Her türlü şiddette
görülmesi muhtemel sonuçlardan bir tanesi de şiddete maruz kalan
bireyin intihara yönelmesidir.
29
Şiddet fiziksel olsa bile, etkileri salt fiziksel boyutta kalmayabilir.
Hem fiziksel şiddette hem de psikolojik ve ekonomik şiddette dep-
resyon, korku ve çaresizlik, iletişim bozuklukları, kişilik bozuklukları
gibi psikolojik etkiler de ortaya çıkabilir.
30
Çocuklar üzerinde ortaya
çıkan psikolojik etkilerin, büyüklere kıyasla daha ağır ve kalıcı olduğu
bilinmektedir.
Aile içi şiddet sadece şiddete maruz kalan üzerinde değil, şiddet
uygulayan birey üzerinde de çeşitli etkiler bırakabilir. Pişmanlık duy-
ma, utanma, özgüven kaybı gibi psikolojik etkileri nedeniyle hekimler,
aile içi şiddet uygulayan bireyin psikolojik destek ve tedaviye ihtiyaç
duyduğunu belirtmektedirler.
31
Şiddet kavramı ve türleri bu şekilde gösterildikten sonra, 4320 sa-
yılı kanunun kapsamına hangi tür şiddetin girdiğini belirleyebiliriz.
4320 sayılı kanunun “Genel Gerekçe”sinde şiddet, aileden bir bireyin
adli/6.html; Polat, s. 146; Uçar, s. 80; Bilgel/Orhan, s. 646.
27
Karş., Aksoy/Çetin/İnancı/Polat/Sözen/Yavuz, http://www.ttb.org.tr/eweb/
adli/6.html; Polat, s. 146; Uçar, s. 81; Bilgel/Orhan, s. 647.
28
Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre aile içi şiddet sonucu 2001 yılında 2
ölüm, 2 bin 836 yaralanma, 2002 yılında 4 ölüm, 3 bin 150 yaralanma, 2003 yılında
2 ölüm, 3 bin 529 yaralanma, 2004 yılında 5 ölüm, 3 bin 548 yaralanma meydana
gelmiştir
29
Bkz., Uçar, s. 100 vd.
30
Bkz., Uçar, s. 100 vd.; Bilgel/Orhan, s. 652 vd.
31
Karş. Aksoy/Çetin/İnancı/Polat/Sözen/Yavuz, http://www.ttb.org.tr/eweb/
adli/6.html.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
57TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
diğer bireye yönelik fiziki, sözel ve duygusal kötü davranışı olarak ta-
nımlanmaktadır.
Her şeyden önce, fiziksel şiddetin kanunun kapsamında olduğun-
dan şüphe etmemek gerekir. Zaten kanun asıl ve ilk planda bu çeşit
şiddeti dikkate almaktadır. Psikolojik şiddetin bazı boyutları ve eko-
nomik şiddet konusunda ise tereddütler doğmaktadır. Ancak, ifade
etmeliyiz ki, psikolojik ve ekonomik şiddet, fiziksel şiddetin haberci-
sidir.
32
Bilindiği gibi 4320 sayılı kanun şiddeti tam ve kesin olarak ortadan
kaldırmayı amaçlamamaktadır. Kanunun amacı şiddete maruz kalan
bireyi bir an önce bu şiddetten kurtarmaktır. Şiddeti kesin olarak orta-
dan kaldıracak çareler ise daha sonraki aşamada ve çoğunlukla şidde-
te maruz kalan bireyin talepleriyle gerçekleştirilebilir.
Şiddet tanımına giren her türlü hareket ve ihmal kanun kapsa-
mında değerlendirilemez. Ayrıca bu şiddetin belirli bir önemde olması,
şiddete maruz kalan bireyin ciddi zararlar görmesine neden olması ge-
rekir.
33
Ciddi bir zararın neler olduğuna karar verecek olan, tedbiri uy-
gulayacak olan hâkimdir. Şüphesiz ciddi zarar, sadece fiziksel bir etki
ve/veya mevcut bir zarar olarak anlaşılmamalıdır. Fiziksel olmamakla
birlikte, psikolojik zararlar, çocukların gelişimini etkileyebilecek olan
muhtemel gelişme bozuklukları da bu kapsamda değerlendirilmeli-
dir.
34
Derhal ortaya çıkmayan, ama ileride ortaya çıkabilecek olan za-
rarlar da şiddetin etkilerinden olarak değerlendirilmelidir.
Şiddetin ciddi zararlara neden olması şartının aranması gerekli-
ği, özellikle ebeveynin çocuklar üzerindeki tedip hakları açısından da
değerlendirilmelidir.
35
Çocukların eğitimi ve gelişimi için, ebeveynin
32
Polat, s. 146.
33
Karş., Ayan, s. 309.
34
Karş., Baktır Selma, Aile Mahkemeleri, Ankara 2003, s. 104; Doğan, Aile Mahkemele-
ri, s. 3400.
35
Tedip hakkı ile çocuğun, ölçüsüz ve amaçlarını aşan bir şekilde fiziki cezaya ma-
ruz bırakılması da anlaşılmamalıdır. Nitekim, tedip hakkının bu şekilde anlaşıl-
masından hareketle, “Ana baba, çocuklarını tedip hakkına maliktir” diyen eski
MK 267, yeni Medeni Kanun’a alınmamıştır. Ancak, tedip hakkının kanunda dü-
zenlenmemiş olması, velinin bu hakkının bulunmadığı anlamına gelmez. Kanaa-
timizce, tedip hakkı velayetin doğal bir sonucudur. Makul sınırlar içinde kaldığı
takdirde, çocuk gelişimi açısından da kaçınılmazdır. Farklı değerlendirme için
bkz., Akıntürk Turgut, Türk Medeni Hukuku, İkinci Cilt, Aile Hukuku, İstanbul 2004,
s. 402 vd.),
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
onlar üzerindeki kontrollerinin de bir gereği olarak, onların tedip edil-
melerine yönelik her türlü hareket şiddet olarak değerlendirilmemeli-
dir. Aksi halde tedibe yönelik en basit hareket bile 4320 sayılı kanun
kapsamında değerlendirilmek zorunda kalınır. Yukarıda verilmiş olan
geniş anlamda şiddet tanımı içine girmekle birlikte çocuğa ciddi ve ka-
lıcı zararlar vermeyen, asıl olarak onun gelişimi ve eğitimi için uygu-
lanan davranışlar kanunun kapsamında değerlendirilmemelidir. Aksi
halde, çocuğu cezalandırma amacıyla odaya kapatma, kulağını çekme,
hafif derecede dövme gibi yanlışı doğrudan ayırmalarına yönelik tüm
hareketlerin ebeveyne yasaklanmış olduğu gibi bir tereddüt doğabilir.
Bu durum ise çocukları şiddetten korumak olarak değerlendirilemeye-
ceği gibi, onların ahlaki gelişim ve eğitimlerinin mümkün olamaması
gibi vahim sonuçlara neden olur. Her zaman tayini çok kolay olmayan
şiddet ve tedip hakkı arasındaki sınırı hâkim tayin edecektir. Hâkim
bu konuda çocuk eğitimi uzmanlarından destek alabilir.
Fiziksel şiddet dışındaki şiddetin 4320 sayılı kanun kapsamında
olup olmadığını belirlemek için şu şekilde bir soru sorulabilir “bu şid-
detin derhal durdurulması şiddete maruz kalan birey için gerekli midir?”.
Eğer hâkimin, şiddeti kaldırabilecek, ailenin huzurunu sağlayacak ve
özellikle evliliğin devamını sağlayabilecek nitelikte bir tedbir alması
mümkün ise kanunun uygulanması kabul edilebilir. Özellikle bağırma
ve aşağılama gibi psikolojik şiddet hareketleri bu anlamda değerlen-
dirilebilir. Bununla birlikte, psikolojik şiddet fiziksel şiddet uygulama
konusunda bir tehdit olarak görünüyorsa, bu başlı başına kanunun
kapsamında değerlendirilebilir.
36
Aynı şekilde çocukların çalışma-
ya zorlanmaları da bu kapsamda değerlendirilmelidir. İhmal gibi bir
davranışın şiddet kapsamında değerlendirilmesi ise özellikle çocuklar
üzerinde mümkün, ancak çok istisnai durumlarda söz konusu olabi-
lir.
37
Psikolojik ve ekonomik şiddet örneklerinin çoğunda, 4320 sayılı
kanunun tedbirleri uygulanmadan başka kanuni imkânlar kullanılarak
çözüme varılabilir. Eşe karşı aşırı kıskançlık gösterme, kişisel özgürlü-
ğünü aşırı bir şekilde sınırlama, makul olmayan surette aile bireyleri
36
Benzer yaklaşım Karagülmez Ali/Ural S. Sezai, Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Gö-
rev ve Yargılama Usulleri, Ankara 2003, s. 143.
37
Pasif davranışların kesinlikle şiddet olarak nitelendirilemeyeceği görüşünde,
Ayan, s. 307.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
59TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
ve arkadaşlarıyla iletişim kurmasını yasaklama gibi psikolojik şiddet
veya bireylerin çalışmalarının ve gelir sağlamalarının engellenmesi,
kişisel kazançlara veya malvarlıklarına el koymak ve bunları yönetme-
lerine engel olmak gibi ekonomik şiddete yönelik davranışların varlığı
halinde boşanma, velayet ve vesayetin kaldırılması, ceza hükümlerine
başvurulması gibi imkânlar kullanılmalıdır. Yoksa 4320 sayılı kanu-
nun uygulanması tatmin edici bir çözüm sağlayamayacaktır.
IV. 4320 Sayılı Kanunun Öngördüğü Tedbirler
A. Genel Olarak
4320 sayılı kanun şiddet uygulayan eşe veya diğer aile bireylerine
karşı alınacak bazı tedbirler öngörmektedir (m. 1). Hâkim bu tedbir-
lerden sadece birine başvurabileceği gibi, birkaç tedbire de aynı anda
başvurabilir. Hâkim, uygulanacak tedbirler konusunda geniş bir tak-
dir yetkisine sahip olup, kanunda bahsedilen tedbirlerle de bağlı de-
ğildir.
38
Kanunun 1. maddesinde de açıkça bahsedildiği üzere hâkim,
meselenin mahiyetini dikkate alarak başka tedbirlere de başvurabilir.
Hâkim’in kanundaki bir tedbiri veya kanunun bahsettiğinden başka
bir tedbiri alırken dikkate alacağı ölçüt, alınacak olan tedbirin şiddeti
durdurmak konusunda uygun olup olmadığıdır.
Tedbirin niteliğini uygulanan şiddetin türü ve yoğunluğu belirler.
Daha hafif bir tedbir alınmak suretiyle şiddetin önlenmesi mümkün
iken, ağır bir tedbire karar verilmesi hâkim takdir yetkisini aşması de-
mektir. Alınacak olan tedbirlerin çoğunlukla kişi hürriyetini sınırlandı-
rabileceği dikkate alınınca hâkim bu konuda çok hassas davranmalıdır.
Hâkim, uygun olan tedbiri belirlerken, ayrıca bu tedbirin ne kadar
müddetle uygulanacağına da karar verecektir. Hâkim tedbir süresi açı-
sından sınırlı bir takdir yetkisine sahiptir. Kanunun açıkça bahsettiği
üzere, alınacak tedbir kararı altı ayı geçemez. Diğer bir ifade ile hâkim,
tedbiri ancak altı aylık maksimum bir süre için öngörebilir. Ancak, alı-
nacak tedbirin niteliği ve şiddet uygulayan eşin durumu dikkate alı-
narak tedbir kararının daha kısa bir süre için öngörülmesinde hâkim
serbesttir.
38
Uçar, s. 156.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Şiddet her iki eş veya ailenin diğer bireyleri tarafından karşılık-
lı olarak uygulanıyor olabilir. Örneğin, bir tarafın uyguladığı şiddete
karşı, diğer taraf da şiddet uyguluyorsa durum böyledir. Olayların ço-
ğunda bir tarafın fiziksel şiddetine karşı diğer tarafın, çoğunlukla ka-
dının sözel şiddet uyguladığı görülmektedir. Bunun tam tersi bir du-
rum, yani şiddet sözel olarak ilk olarak bir eşten, çoğunlukla kadından
kaynaklanmış; buna karşı, diğer eş, koca veya erkek diğer aile bireyi
fiziksel veya psikolojik şiddete yönelmiş olabilir. Böyle bir durumda
hâkim, tedbiri her iki taraf için öngörebilir. Ancak hâkim her iki taraf
için tedbir almak zorunda değildir. Hatta tedbirin alınacağı tarafın şid-
deti başlatan taraf olmasına da gerek yoktur. 4320 sayılı kanun öncelik-
le şiddet uygulanan eş olarak kadını dikkate almakla birlikte, koruma
altına alınan kişi sadece onunla sınırlı değildir. Hâkim tedbiri alırken,
ailenin diğer bireylerini, özellikle çocukları gözetmek zorundadır.
B. Hakkında Tedbir Uygulanacak Kişi Olarak Aile Bireyi
Aile içi şiddet, aile bireylerinden herhangi biri tarafından gerçek-
leştirilebilir. Bununla birlikte, 4320 sayılı kanunun ilk halinde aileyi
herhangi bir aile bireyi tarafından gerçekleştirilen şiddete karşı değil,
sadece eşlerden biri tarafından gerçekleştirilen şiddete karşı korumak-
taydı.
39
Bu sonuç kanunun tedbirin alınabileceği kişi olarak eş ifadesini
kullanmasından açıkça anlaşılmaktaydı. Öğretide, bu durumun yerin-
de olmadığı, şiddetin diğer aile bireyleri tarafından uygulanması ha-
linde de tedbir alınması gerektiği savunulmuş ve 4320 sayılı kanun dü-
zenlemesi eleştirilmiştir.
40
Bu eleştirilere rağmen, kanunun ilk halinde,
39
4320 sayılı kanun 5636 sayılı kanun ile değişiklikten önceki haline yönelik olarak,
aile tanımı içinde yer alan bir bireye yani kusurlu eşe bu müeyyide ve tedbirler
uygulanırken, kusurlu olabileceği durumlarda diğer aile fertlerine bu müeyyide
ve tedbirlerin uygulanmaması, Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilke-
sine ve özellikle 10. maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına açıkça aykırılık teşkil
ettiği gerekçesi ile kanunun ilgili fıkralarının itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi
tarafından iptali istenmiş, ancak mahkeme ilgili fıkraların Anayasa’ya aykırı ol-
madıklarına karar vererek itirazın reddine karar vermiştir. Kararda, çok haklı ola-
rak, “aile birliğinin korunması ve devamı yönünden eşlerle diğer aile bireylerinin görev
ve sorumlulukları aynı olmadığından bunlar arasında eşitlik karşılaştırılması yapılamaz”
denmektedir. Karar için bkz., RG 29.3.2003/25063.
40
Uçar (s. 151), kusurlu eş ifadesinin kusurlu aile bireyi olarak değiştirilmesi gerek-
tiği belirtmekteydi. Aynı görüş Ayan (s. 311), Öztürk Fatma Akyüz, 4320 sayılı
Kanun, in 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve 4721 sayılı Medeni Ka-
nuna İlişkin Uygulama Sorunları Sempozyumu, İstanbul 2003, s. 25 vd., s. 27 ve
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
61TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
metnin açık ifadeleri karşısında, tedbir alınacak kişi, eşler dışında şid-
det uygulayan bireyleri de kapsayacak şekilde genişletilemiyordu.
41
5636 sayılı kanun ile 4320 sayılı kanunda yapılan değişiklik son-
rası tedbir, sadece eşlerden birine karşı değil, şiddet uygulayan diğer
aile bireylerine karşı da alınabilir. Şiddet uygulayan aile bireyine karşı
tedbir alınabilmesi için o aile bireyinin, yukarıda bahsettiğimiz üzere
4320 sayılı kanun kapsamında ailenin tanımına giren kişilerden olması
gerekir. Dolayısıyla aile ile daimi surette bir arada yaşamayan veya bir
arada yaşasa bile aileden sayılmayan kişilere karşı tedbir alınamaz.
4320 sayılı kanuna 5636 sayılı kanunla yapılan bir ekleme de eş-
ler konusunda olmuştur. Kanunun açık ifadeleri karşısında, çocuklara
veya diğer eşe şiddet uygulayan eşe karşı tedbir alınabilmesi için bu
kişilerin aynı çatı altında yaşıyor olmaları gerekli değildir. Eşler fiilen
veya mahkemece verilen ayrılık kararı sonucu aynı çatı altında yaşıyor
olmasalar bile, şiddet uygulayan eşe karşı tedbir alınabilir. 5636 sayılı
kanunun yasal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarına rağmen
fiilen ayrı yaşayan aile bireylerinden birinin şeklindeki ifadeleri dilbilgisi
açısından hatalıdır. Burada aile bireylerinden birinin yerine eşlerden biri-
nin denmeliydi. Kanun bu şekilde okunmalıdır.
C. Kanunda Belirtilen Haller
1. Aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik söz ve davranışlarda
bulunmama
Kanunun öngördüğü ilk tedbir, şiddet uygulayan aile bireyinin,
bu şiddeti durdurması konusunda uyarılmasıdır. Şiddet uygulayan
aile bireyine karşı böyle bir uyarının ne kadar etkili olabileceği konu-
sunda tereddütler olabilir. Her türlü tereddüde rağmen, böyle bir uya-
rının faydasız olacağı bilinse bile bu uyarı yapılmalıdır. Ancak, bu ted-
birin tek başına yararlı olmayacağı anlaşılıyorsa, bu tedbirin yanında
başka tedbirlere de başvurulmalıdır. Şiddet uygulaması çok yeni ise,
yani şiddete ilişkin davranışlar henüz başlangıç aşamasındaysa sadece
Uluğ (s. 455) tarafından da ileri sürülmüştür. 5636 sayılı kanun, 4320 sayılı kanun,
yazarların önerdikleri şekilde değiştirmiştir.
41
Eski düzenleme zamanında Ayan (s. 310) karı ve koca dışında, aile ile birlikte
yaşayan ana ve babanın da şiddetine karşı tedbirin uygulanabileceğini belirtmek-
teydi. Yeni düzenleme ile artık bu konuda bir tereddüt kalmamıştır.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
uyarı etkili olabilir. Unutulmamalıdır ki, ilk şiddet hareketlerine sessiz
kalınması, şiddetin devamını tetikleyen en önemli etkendir.
42
Hâkim, tedbire uyulmaması halinde hapis cezası uygulanacağı
konusunda şiddet uygulayan aile bireyini ihtar eder. Sadece bu tedbi-
re başvurulması bile, şiddet uygulayan aile bireyinin kanunun öngör-
düğü hapis cezası baskısı ile şiddete son vermesini sağlayabilir.
2. Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer aile bireylerine tahsisi
ile bu bireylerin birlikte ya da ayrı oturmakta olduğu eve veya işyerlerine yak-
laşmama
Kanunun öngördüğü tedbirlerden bir diğeri, şiddet uygulayan aile
bireyinin diğer aile bireylerinin oturdukları eve ve/veya işyerlerine
yaklaşmaması konusunda uyarılmasıdır. Şiddet uygulayan aile bireyi
aynı evde oturuyorsa ev diğer aile bireylerine tahsis edilir.
Uygulanan şiddetin yoğunluğu bu tedbirin alınmasını haklı kıla-
bilir. Sadece fiziksel şiddet halinde değil, psikolojik ve hatta ekonomik
şiddetin olduğu durumlarda da bu tedbirin alınması uygun olabilir.
Şüphesiz bu tedbirin alınması gerekliliğini ve bunun uygun olup ol-
madığını hâkim takdir eder. Hâkim bu tedbiri alırken özellikle çocuk-
ların durumlarını (yaşları, cinsiyetleri, psikolojik durumları gibi) dik-
kate almalıdır.
Tedbir konuta yaklaşmanın yanında, diğer aile bireylerinin işyer-
lerine yaklaşmamayı da içerebilir. Kanun şiddetin gerçekleşebileceği
her alandan şiddet uygulayan aile bireyini uzaklaştırmak istemektedir.
Ancak, işyeri, şiddet uygulayan aile bireyi ile birlikte diğer aile birey-
lerine ait ise ve/veya aile bireylerinin ortak işyeri olduğu durumlarda
hâkim menfaatler durumunu ve hükmolunacak nafakayı dikkate ala-
rak bir karar vermelidir. Taraflar bir iş yerinde işçi olarak bulunuyor-
larsa, iş yerinin durumu da dikkate alınarak karar verilebilir. Özellikle,
büyük bir iş yerinde, iş yerinin durumu ve işin özelliği imkân verdiği
oranda, iş yerinde diğer aile bireylerine belli mesafelere kadar yaklaş-
mama konusunda tedbir alınabilir.
Tedbirde yaklaşılmaması istenilen konutun aile konutu olmasının
42
Karş., Bilgel/Orhan, s. 644.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
63TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
önemi yoktur.
43
Aile konutu olmasa bile, ailenin geçici olarak oturdu-
ğu konuta yaklaşılmaması da istenebilir.
Tedbir kararı, konuta ve işyerlerine yaklaşmamanın yanında diğer
aile bireylerinin okullarına ve/veya geçici olarak bulundukları (yurt,
hastane gibi) başka yerlere yaklaşılmamasını da içerebilir.
Hâkim tedbir kararında söz konusu yerlere hangi mesafelere ka-
dar yaklaşılmayacağını belirleyebilir. Böyle bir belirleme yoksa yak-
laşmama kararı, aile bireyleri tarafından görülemeyecek olan bir alanı
kapsar.
3. Aile bireylerinin eşyalarına zarar vermeme
Aile bireylerinin eşyalarına zarar verilmesi ekonomik şiddetin bir
görünümü olarak ortaya çıkabileceği gibi, fiziksel şiddetin bir sonucu
olarak da ortaya çıkabilir. Tedbir alınacağı hallerde, şiddet uygulayan
aile bireyi, henüz herhangi bir eşyaya zarar vermemekle birlikte, şiddet
uygulamaması konusunda uyarılması durumunda, şiddetini diğer aile
bireylerinin eşyalarına yöneltebilir. Hâkim böyle bir durumun meyda-
na geleceğini düşünüyorsa, bu tedbire başvurması yerinde olur.
Zarar verilmemesi istenilen eşyalar şiddet uygulayan aile bireyine
ait olmakla birlikte, ailenin ortak kullanımına tahsis edilmiş ise ted-
bir bu eşyalara yönelik olarak da öngörülebilir.
44
Eşyanın taşınır veya
taşınmaz olmasının veya sadece manevi değerinin olmasının önemi
yoktur.
45
Zarar verme ifadesi geniş olarak yorumlanmalıdır. Eşyanın değe-
rini azaltan veya kullanımını işlevsiz kılan herhangi bir davranış (malı
tahrip etme, kasten hasara uğramasına neden olma, satma, devretme
vs.) bu bağlamda değerlendirilmelidir. Ancak, satma ve devretme gibi
işlemler, ilgili eşyanın şiddet uygulayan aile bireyine ait olup ta aile-
nin ortak kullanımına tahsis edilmiş olması durumunda daha hassas
değerlendirilmelidir. Zira, böyle bir tedbir mülkiyet hakkının sınırlan-
masını konu edinmiş olacaktır (bk. Anayasa m. 35/II).
43
Ayan, s. 326; Uluğ, s. 445.
44
Uçar, s. 157; Uluğ, s. 446.
45
Uluğ, s. 446.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
4. Aile bireylerini iletişim araçları ile rahatsız etmeme
Kanun, başka tedbirler ile evden ve/veya iş yerinden uzaklaştırı-
lan şiddet uygulayan aile bireyinin iletişim araçlarıyla diğer aile birey-
lerine psikolojik şiddet uygulamasına engel olmak istemektedir. İleti-
şim aracının ne olduğunun önemi yoktur. Telefon, telgraf, faks, posta,
elektronik posta gibi tüm iletişim araçları bu kapsamdadır. Kanunun
bu konuda geniş yorumlanması gerekir. Bu nedenle, herhangi bir ki-
şiyle haber gönderilmesi de bu kapsama girer.
Ayan’ın da haklı olarak belirttiği üzere, kanun diğer aile birey-
leriyle kurulan her türlü iletişim yasaklamamaktadır.
46
Burada, ilgili
kişilerin iletişim araçlarıyla rahatsız edilmesi, onların huzurunun kaçı-
rılması yasaklanmaktadır. Şiddet uygulayan aile bireyi, rahatsız etme
niteliğinde olmamak şartıyla diğer aile bireyleri ile iletişim kurabilir.
Ancak, haklı nedenlerin varlığı halinde hâkim her türlü iletişimi ya-
saklayabilir.
5. Varsa silah veya benzeri araçlarını genel kolluk kuvvetlerine teslim
etme
Şiddet uygulayan aile bireyinin, silah ya da benzeri araçlarla diğer
aile bireylerine zarar verme tehlikesi varsa, hâkim tedbir olarak bu si-
lah veya benzeri araçların genel kolluk kuvvetlerine teslim edilmesini
emredebilir. Bu tedbire başvurulabilmesi için, şiddet uygulayan aile
bireyinin o zamana kadar şiddet uygulamalarında bu araçlara başvur-
muş olmasına gerek yoktur. Hatta, uygulanan şiddet fiziksel şiddet ol-
masa bile hâkim bir tehlikenin var olduğunu düşünüyorsa, bu tedbire
başvurabilir.
Silah benzeri araçların neler olduklarını takdir etmek hâkime dü-
şer. Ancak gerçek silah olmasa bile yaralayıcı nitelikteki ateşli silah
benzerleri, tüfek, bazı delici veya kesici aletler bu kapsamda değerlen-
dirilebilir.
Hâkim, bu araçların teslimi için şiddet uygulayan aile bireyine,
teslim konusunda bir süre tayin etmelidir. Belirlenen teslim süresinde
söz konusu araçlar teslim edilmediği takdirde, emre uyulmaması ne-
deniyle kanunda bahsedilen hapis cezasına karar verilir.
46
Karş., Ayan, s. 328.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
65TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
6. Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak şid-
det mağdurunun yaşamakta olduğu konuta veya işyerine gelmeme veya bu yer-
lerde bu maddeleri kullanmama
Bu tedbirin uygulanması, özellikle alkol ve/veya uyuşturucunun
şiddete neden olduğu, tetiklediği veya uygulanan şiddeti arttırdığı
hallerde önem ifade eder.
47
Tedbir bu maddelerin ortak konutta kul-
lanılmaması ile birlikte bu maddeleri kullanmış olarak, onların etkisi
altında konuta gelmemeyi de içermelidir. Koruma tedbirinin amacı al-
kol ve uyuşturucu kullanılmasını yasaklamak değil, bunların etkisiyle
ortaya çıkabilecek olan şiddeti engellemektir. Dolayısıyla bu iki tedbir
birbirinden ayrılamaz.
Tedbire rağmen ortak konutta alkol veya uyuşturucu kullanmak
ya da söz konusu maddelerin etkisi altında ortak konuta gelmek tedbi-
re aykırı davranılması anlamındadır. Yani, tedbire aykırı davranıldığı-
nın kabulü için bu maddelerin etkisi altında şiddet uygulanmış olması
aranmaz.
Kanaatimizce, şiddet uygulayan eşin hiçbir suretle alkol kullan-
mamasına ilişkin tedbir kararı vermek mümkün değildir. Bu tarz bir
tedbir kararı kişi özgürlüklerini, kanunun amacını aşan bir şekilde,
aşırı olarak kısıtlama anlamına geleceği için kabul edilemez.
Hâkim, şiddet uygulayan aile bireyinin ortak konuttan uzaklaş-
tırılması, diğer aile bireylerinin oturmakta olduğu konuta ve/veya iş
yerlerine yaklaşmaması konusunda bir tedbir almış ise, artık bahsedi-
len bu tedbire gerek yoktur.
7. Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurma
4320 sayılı kanunun ilk halinde böyle bir tedbir öngörülmemek-
teydi. 5636 sayılı kanun ile getirilmiş olan bu tedbir bizce son derece
yerinde olmuştur. Hatta 5636 sayılı kanun ile getirilen değişiklik ve
yenilikler içinde en uygun olanı bu tedbir olmuştur.
Aile hekimlerinin ve adli tıp uzmanlarının da belirttiği üzere şid-
detin kaynağında bazı biyolojik nedenler yer alabilir.
48
Bu nedenler,
47
Aile Araştırma Kurumu’nun “Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet (1998)” ko-
nulu araştırmasına göre alkol ile şiddet arasında da açık bir ilişki görülmektedir.
48
Bilgel/Orhan, s. 644; Aksoy/Çetin/İnancı/Polat/Sözen/Yavuz, http://www.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
özellikle erkeklik hormonlarının etkisi, şizofreni, paranoid şizofreni
gibi akıl hastalıkları ve anti-sosyal kişilik bozukluğu gibi ruhsal ra -
hatsızlıklar olabilir. Şiddetin temelinde böylesi rahatsızlıklar olması
ihtimali çok kuvvetlidir.
49
Bu nedenle, şiddet uygulayan eşin bu tür
rahatsızlıkların etkisinde olması şüphesi ile hâkim, şiddet uygulayan
eşin tıbbi destek alması konusunda tedbir almalıdır.
Yine, adli tıp uzmanlarının belirttiği üzere şiddetin, şiddet uygula-
yan aile bireyi üzerinde de etkileri olabilir. Bu etkiler de dikkate alına-
rak, onlara mutlaka psikolojik tedavi ve destek sağlanmalıdır
50
. Sağlıklı bir
ruh yapısına sahip olan bir bireyin şiddet uygulama gibi bir davranı-
şa girmesi çoğunlukla mümkün görülemeyeceği için, şiddet davranışı
gösteren bireylerin psikolojik destek ve tedaviye tabi tutulmaları son
derece yerinde olacaktır. Tedavi ve desteğin türü ve süresini hekim-
lerin görüşleri doğrultusunda hâkim belirler. Şayet şartları gerçekleş-
tiyse hâkim, MK m. 432 vd. hükümlerine göre şiddet uygulayan aile
bireyinin koruma amacıyla özgürlüğünün kısıtlanması suretiyle teda-
vi altına alınmasına da karar verebilir. Şiddet uygulama fiili MK m.432
anlamında serserilik olarak nitelendirilebilir.
D. Başka Tedbirler
Yukarıda da değindiğimiz gibi hâkimin alabileceği tedbirler ka-
nunda bahsedilenlerle sınırlı değildir.
51
Hâkim somut olayın özellik-
lerini dikkate alarak şiddetin durmasını sağlayabilecek olan tedbirleri
serbestçe takdir eder. Kanunda bahsedilen bir veya birkaç tedbiri aynı
anda öngörmesi mümkün olduğu gibi, kanundaki tedbirlerle birlikte
başka bir veya birkaç tedbire de karar verebilir.
Tedbir alınırken şiddetin seviyesi, sıklığı ve özellikle şiddetin türü
belirleyici olmalıdır. Ayrıca, şiddetin nedenleri de hâkim tarafından
özellikle incelenmelidir. Şiddetin uygulandığı bireylerin kişisel özel-
likleri ve korunma ihtiyaçları açısından da alınacak tedbir önem taşır.
ttb.org.tr/eweb/adli/6.html.
49
Karş., Bilgel/Orhan, s. 644.
50
Bilgel/Orhan, s. 653. Ayrıca bkz., Göktepe İnci, 4320 Sayılı Kanunun Uygulanma-
sına Dair Örnekler, in 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ve 4721 sayılı
Medeni Kanuna İlişkin Uygulama Sorunları Sempozyumu, İstanbul 2003, s. 31
vd., s. 33.
51
Karş., Uçar, s. 156 ve 159; Balo, s. 26.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
67TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Öncelikle şiddet hareketleri Ceza Kanunları anlamında kamu da-
vası açılmasını gerektiriyorsa, hâkim Cumhuriyet Savcılığı’na suç du-
yurusunda bulunmalıdır.
Yine şiddet uygulayan aile bireyinin, bu şiddet eyleminin teme-
linde yer alan ve şiddeti tetikleyen veya arttıran davranışları akıl has-
talığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı
gibi Medeni Kanun’da bahsedilen kişinin kısıtlanmasını gerektirecek
nedenlerden kaynaklanıyorsa, hâkim şiddet uygulayan kişinin kısıt-
lanmasına karar verebilir.
52
Tedbir kararını verecek olan mahkeme,
kısıtlama kararı vermek konusunda yetkili olan mahkeme değilse, hâ-
kim, durumu yetkili vesayet makamına bildirmelidir.
Şiddetin çocuklara uygulanması halinde hâkim, şiddet uygulayan
eşin çocuklar üzerindeki velayetinin MK m. 348 hükmüne binaen kal-
dırılmasına karar verebilir
53
. Bu durumda velayet kural olarak diğer
eşe bırakılır. Diğer eş, çocuk üzerinde uygulanan şiddet konusunda is-
teyerek veya istemeden sessiz kalmış olması durumunda hâkim onun
velayetini de kaldırabilir. Bu durumda çocuklara bir vasi atanır (MK
m. 348/II). Tedbir kararını uygulayan mahkeme velayet konusunda
yetkili mahkeme değilse durumu derhal yetkili mahkemeye bildirme-
lidir.
Aynı şekilde çocuklar üzerinde uygulanan şiddet halinde vela-
yetin kaldırılmasına gerek olmadan MK 347 I gereğince çocuk veya
çocukların ana ve babadan alınarak bir aile yanına veya bir kuruma
yerleştirilmesine karar verebilir.
54
Tedbiri uygulayacak olan mahkeme
MK m. 347/I’de belirtilen tedbirin alınması konusunda yetkili değilse
durumu yetkili mahkeme bildirmelidir.
Şiddet uygulayan aile bireyi herhangi bir kişinin (aile bireylerin-
den biri veya aile dışı bir kişi) vasisi ise, bu davranışı vesayet görevi-
nin yürütülmesi konusunda görevin ağır surette savsaklanması ve/veya
güven sarsıcı bir davranış olarak nitelendirilmelidir.
55
Bu nedenle, şiddet
uygulayan aile bireyinin MK m. 483/I gereğince vasilik görevinden
alınması gerekir. Tedbir kararını alan mahkeme durumu yetkili vesa-
yet makamına bildirmelidir.
52
Kısıtlama konusunda bkz., Dural/Öğüz/Gümüş, s. 577 vd.
53
Karş., Dural/Öğüz/Gümüş, s. 531 vd.
54
Karş., Dural/Öğüz/Gümüş, s. 529 vd.
55
Karş., Dural/Öğüz/Gümüş, s. 672 ve 673.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Şiddet uygulayan aile bireyinin değil, diğer aile bireylerinden bi-
rinin bir vasilik görevi varsa ve vesayet altındaki kişi aile ile birlikte
yaşıyorsa, bu durumda da vasi görevden alınmalıdır. Şiddet vesayet
altındaki kişiye yönelik olmasa bile, vasi görevden alınması bu halde
bir gereklilik olarak belirmektedir. Zira aile ile birlikte yaşayan vesayet
altındaki kişi, şiddet kendisine yönelmemiş olsa bile fiziksel ve ruhsal
olarak muhtemel ve hatta yakın bir tehlike içindedir. Vasinin bu du-
rumda kusuru olmasa bile, MK m.483/II anlamında görevini yapmak-
ta yetersizliği söz konusudur.
56
V. Tedbir Kararının Niteliği ve Kusurlu Eş İfadesinin
Anlamı ve Sonuçları
Şiddetin varlığını şiddete maruz kalan kişinin veya Cumhuriyet
Başsavcılığının bildirmesi üzerine öğrenen hâkim, 4320 sayılı kanun
gereği re’sen harekete geçer.
57
Şiddete maruz kalan kişinin talebinin
gerekli olmaması, aile içi şiddet olgusu dikkate alındığında, son derece
yerindedir.
58
Kanun şiddet gerçekleşmesi durumunda hâkimin acilen duruma
müdahale ederek bunun kaldırılması için gerekli olanları yapmasını,
bazı tedbirler almasını öngörmektedir. Şiddete ilişkin ciddi iddiaların
ve bilgilerin varlığı halinde şiddetin mutlak surette gerçekleştiğine iliş-
kin kapsamlı bir araştırma yapması hâkimden beklenilemez.
59
Haddi-
zatında şiddetin gerçekten olup olmadığına ilişkin böylesine kapsamlı
bir araştırma, acilen şiddetin durdurulmasına yönelik koruma sağla-
56
Karş., Dural/Öğüz/Gümüş, s. 674.
57
Bazı mahkemelerinin, davadan feragat edilmesi ve HUMK 409 uyarınca davanın
açılmamış sayılması, takipsizlik nedeniyle davanın müracaata kalması yönünde
4320 sayılı kanuna aykırı, son derece hatalı kararları da bulunmaktadır. Bu ka-
rarlardan bazıları için bkz., Uçar, s. 170, 171, 174 ve 175. Oysaki 4320 sayılı kanun
uygulamasında davadan feragat veya takipsizlik nedeniyle davanın müracaata
bırakılması söz konusu olamaz.
58
Ayan, s. 314.
59
Yargıtay 2. HD 18.9.2003, 9980/11604, in Şahin Emin, Aile Hukuku Davaları Tat-
bikatı, Ankara 2004, s. 1427 vd Başka kararlar için bkz., Şahin, s. 1428 vd. Ayrıca
bkz., Doğan İzzet, 4320 Sayılı Ailenin Korunması Hakkında Yasanın Uygulanmasına
İlişkin Bir İnceleme, in Legal Hukuk Dergisi, Ağustos 2004, s. 2235 vd. (atıf: İncele-
me), s. 2237; Ayan, s. 316. İhtiyati tedbirler açısından “yaklaşık ispatın yeterli ol-
ması” kuralı için bkz., Yılmaz Ejder, Geçici Hukuki Himaye Tedbirleri, Cilt I, Ankara
2001, s. 893 vd.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
69TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
yan bir kanun açısından da yerinde olmaz. Uygulamanın da bu yön-
de olduğu görülmekte, hâkimin şiddetin var olduğuna ilişkin kanaate
varması yeterli kabul edilmektedir.
60
Şiddetin var olduğu konusunda
ciddi bir şüphe tedbir almak açısından yeterlidir. Hâkim, şiddet uygu-
ladığı iddia edilen tarafı dinlemeden de karar verebilir.
61
Kanunun gerçekleştirmek istediği koruma ve koruma amacına yö-
nelik tedbirlerin geçici niteliği, mahkemenin verdiği koruma kararı-
nın niteliğini tartışmayı gerektirir. Sadece bahsettiğimiz bu nitelikleri
bile 4320 sayılı kanun dairesinde verilen kararların, diğer mahkeme
kararlarından farklı olduğunu göstermektedir. Aslında, burada nite-
lik ve kararın alınma tarzı açısından bir mahkeme kararından çok, bir
idari karar benzeri durumun var olduğu görülmektedir. Ancak, kişi
özgürlükleri ile doğrudan bağlantılı olması nedeniyle böyle bir kara-
rın, tedbirin her hangi bir idari makam tarafından alınmasını uygun
görmeyen kanunkoyucu, bu kararın alınmasını yerinde bir davranışla
hâkime bırakmıştır. Ancak, bu niteliği ile karar, etkileri bakımından
diğer mahkeme kararlarından ayrı değerlendirilmelidir. Belki tedbire
ilişkin hâkim kararı bağımsız bir kazaî sonucu olmayan bir işlem
62
olarak
değerlendirilebilir.
4320 sayılı kanun çerçevesinde alınan geçici hukuki koruma sağla-
yan tedbirler, Yargıtay’ın haklı olarak belirttiği üzere hukuki nitelik
itibarıyla ihtiyati tedbir niteliğindedirler.
63
Kanaatimizce, burada, dü-
zenleme amaçlı bir ihtiyati tedbir söz konusudur.
64
4320 sayılı kanun
gereği alınan tedbirler, kural olarak, ihtiyati tedbiri genel olarak dü-
zenleyen HUMK 101 vd. maddeleri uygulamasına tabi değildir. 4320
sayılı kanunun öncelikli olarak uygulanacağı bu tedbirler, ancak ilgili
kanunda uygulanacak bir hüküm bulunmaması halinde, HUMK 101
60
Bkz., Doğan, Aile Mahkemeleri, s. 3400.
61
Yargıtay 2. HD 18.9.2003, 9980/11604, in Şahin, s. 1427 vd Başka kararlar için bkz.,
Şahin, s. 1428 vd.
62
EMK 132 hükmü çerçevesinde ihtar açısından yapılan aynı nitelendirme için bkz.,
27.3.1957 tarih ve 10/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı, RG 9641. 2001
tarihli MK 164 II, EMK 132’den farklı olarak bu konuda açıklık getirmiştir.
63
Yargıtay 2. HD 18.9.2003, 9980/11604, in Şahin, s. 1427 vd. Başka kararlar için
bkz., Şahin, s. 1428 vd. Bkz., Öztürk, s. 26. Ayrıca bkz., Yılmaz, s. 170 ve özellikle
s. 759 vd.
64
İhtiyati tedbirlerin amaçlarına göre yapılan ayırım konusunda bkz., Üstündağ
Saim, İhtiyati Tedbirler, İstanbul 1981, s. 13 vd., ve ayrıca bkz., s. 30 vd.; Pekcanıtez
Hakan/Atalay Oğuz/Özekes Muhammet, Medeni Usul Hukuku, 5. Baskı, İstanbul
2006, s. 619. Ayrıca bkz., Yılmaz, s. 170.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
vd. maddelerinin uygulamasını gerektirir.
65
Bununla birlikte, 4320 sa-
yılı kanun gereğince alınacak olan tedbirlerin özel niteliği, HUMK’nun
ihtiyati tedbire ilişkin bütün hükümlerinin uygulanmasına imkân ver-
mez. HUMK 101 vd. maddeleri, ancak 4320 sayılı kanunun niteliğine
uygun düşmesi halinde uygulanma imkânına sahiptir.
66
Yargıtay, 4320 sayılı kanuna göre alınan tedbirler açısından, HUMK
m.109 dışında, HUMK m. 105, 106, 107 ve 108’in uygulanmasını gerek-
tiğini kabul etmektedir.
67
Yargıtay’ın bu yöndeki içtihadı ilke olarak
kabul edilse bile, HUMK’nun bahsedilen ilgili hükümlerin tümünün
4320 sayılı kanun kapsamında uygulanması bizce mümkün değildir.
Öncelikle, HUMK m. 105’in uygulanması, 4320 sayılı kanunun tedbi-
rin nasıl alınacağını belirtmesi karşısında uygulama imkânına sahip
değildir.
68
Hâkim, tedbir almadan önce veya sonra duruşma açmaya
karar verse bile, HUMK m. 105, Tebligat Kanunu m. 5 ve Tebligat Tü-
züğü m. 6 uygulanamaz.
4320 sayılı kanun gereği yapılan başvuru gerçek anlamda bir dava
değildir. Dava açmak söz konusu olmadığı gibi, şiddet uygulanan kişi-
nin de başvurması gibi bir zorunluluk yoktur. Şiddetin varlığını Cum-
huriyet Başsavcılığı’nın bildirmesi üzerine öğrenen hâkim, 4320 sayılı
kanun gereği re’sen harekete geçer. Durum böyle olunca, davacının
talebini dikkate alan HUMK m. 105 ve diğer ilgili mevzuat hükümle-
rinin uygulanması 4320 sayılı kanunun amacına aykırıdır. Dolayısıyla,
tebligat masraflarının devlet tarafından karşılanması kabul edilmek
zorundadır.
Yine, HUMK m. 106, tedbir kararlarını uygulayacak makam 4320
sayılı kanunun 2. maddesinde belirtildiği üzere, uygulama alanına sa-
hip değildir. Bununla birlikte, ihtiyati tedbir kararlarına karşı itirazı
düzenleyen HUMK m. 107, 4320 sayılı kanun kapsamındaki tedbirlere
65
Bkz., Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 620.
66
Karş., Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 620. İhtiyati tedbirlere ilişkin özel hüküm-
lerin bulunması halinde, artık genel hükümlerin uygulama alanı bulamayacağı
düşüncesinde Üstündağ, s. 7. Kanaatimizce yazarın buradaki ifadesi, özel düzen-
lemenin bulunduğu durumlarda, genel düzenlemenin özeli dışlar biçimde ve ilk
planda uygulanamayacağı şeklinde anlaşılmak gerektir. Yoksa yazar, bizce, özel
hükümde boşluk bulunması halinde, genel hükmün uygulanamayacağını ifade
etmemektedir.
67
Yargıtay 2. HD 18.9.2003, 9980/11604, in Şahin, s. 1427 vd.
68
Öztürk, s. 26.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
71TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
karşı da uygulanma imkânına sahiptir. Kanaatimizce bu itiraz, HUMK
m. 108/I’de belirtildiği şekilde dilekçe ile yapılmak zorunda değildir.
Mahkemeye sözlü itiraz da geçerli kabul edilmelidir.
69
Ayrıca itiraz
herhangi bir süreye tabi değildir. Tedbir kararı geçerli olduğu sürece,
karara itiraz edilebilir. HUMK m.108/II’deki 10 günlük itiraz süresi
burada uygulanmaz.
70
4320 sayılı tedbir kararına uyulmaması halinde, cezai yaptırım
yine ilgili kanun tarafından öngörülmüş olup, HUMK m. 113/A’da
öngörülen cezai yaptırım, tedbir uygulanan aile bireyine karşı uygu-
lanmaz.
71
4320 sayılı kanuna göre verilen kararlar kesindir.
72
Bunlara karşı
herhangi bir kanun yoluna başvurulamaz. Daha üst bir mahkemeye
şikâyet yolu kapalıdır. Adalet Komisyonu’ndaki görüşmeleri esnasın-
da kanuna bir hüküm eklenerek, tedbir kararına karşı Asliye Hukuk
Mahkemesine itiraz imkânı getirilmişti. Ancak, kanunun Genel Kurul gö-
rüşmelerinde komisyon tarafından eklenen bu hükme karşı çıkılmış,
mahkemenin kararının kesin olması gerektiği görüşü dile getirilmiştir.
Yapılan eleştirilerin Genel Kurul’da kabul görmesi üzerine düzenle-
me, Adalet Komisyonu’nda eklenen Asliye Hukuk Mahkemesi’ne iti-
raz imkânı kaldırılarak, kanunlaşmıştır.
Kanunun amacının, son derece yerinde olarak, şiddeti bir an önce
durdurmak ve şiddete uğrayan bireylere bir an önce nefes aldırmak ol-
duğu ortadadır. Ancak tedbir kararının kişi hürriyetlerine müdahalesi
gözden uzak tutulmamalıdır. Üstelik tedbir kararları hâkimin re’sen
harekete geçtiği ve şiddet şüphesi halinde bile öngörülebilecek olan
bir usulü mümkün kılar. Böyle olunca, bu kararlara karşı herhangi bir
itiraz yolunun öngörülmemiş olması son derece sakıncalıdır. Kanaati-
mizce, Adalet Komisyonu tarafından kanuna eklenen Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne itiraz imkânı korunmalıydı. Hâkimin re’sen harekete
geçtiği ve mağdurun şikâyetine bakılmaksızın, üstelik Asliye Hukuk
Mahkemesi’ne yapılacak itirazın tedbir kararının yürütülmesini dur-
durmayacak olması durumu karşısında, bu eklemenin herhangi bir
69
Karş., Ayan, s. 318.
70
Aksi görüş Karınca Eray, Aile İçi Şiddet Mağdurunun Hukuki Korunmasına İlişkin
Düzenlemeler, in Terazi Hukuk Dergisi, Mayıs 2007, s. 127 vd, s. 132.
71
Ayan, s. 317 dn. 379.
72
Yargıtay 2. HD 18.9.2003, 9980/11604, in Şahin, s. 1427 vd. Başka kararlar için
bkz., Şahin, s. 1428 vd. Aynı yönde Uçar, s. 153.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
sakınca doğuracağı ve şiddeti arttıracağı şeklindeki eleştiriye katıla-
mıyorum. Temel hak ve özgürlükleri bu denli doğrudan etkileyen ka-
rarların, hiç bir kontrole tabi olmaması, hukuki güvenlik açısından son
derece sakıncalıdır.
73
4320 sayılı kanun tedbirlerin alınacağı kişi olarak eşi belirtirken,
şiddet uygulayan, uyguladığı şüphesi olan veya uyguladığı iddia edilen eş
ifadesi kullanmak yerine, doğrudan kusurlu eş ifadesini kullanmak-
tadır (m. 1). Böyle bir ifadenin kullanılması da yerinde olmamıştır. Bu
ifadenin kanunda kullanılmış olması karşısında, bunun hukuki sonuç-
larını değerlendirmek gerekir.
Tedbir kararının alınış biçimi, bu kararın başka kararlara etkisi ol-
maması sonucunu doğurur. Diğer bir ifade ile tedbir kararının maddi
anlamda kesin hüküm etkisi yoktur.
74
Bunun sonucu olarak, tedbir kara-
rı, örneğin eşler arasındaki boşanma davasında kesin delil olarak ileri
sürülemez.
75
Kendisi hakkında şiddet uyguladığı iddiası üzerine ted-
bir alınan eşe karşı boşanma davası açılması durumunda, tedbir ka-
rarındaki kusurlu eş ifadesi ile yetinilmeyerek, onun kusurlu olduğu
boşanma davasında ayrıca karşı tarafça ispatlanmalıdır. Uygulamada
kesin hükmün kesin delil olma etkisinden yararlanmak amacıyla, kötü niyetli
olarak boşanma davası açmak isteyen eşin, boşanma davasından önce
4320 sayılı kanun çerçevesinde şikâyette bulunduğu bilinmektedir. Bu
türlü suiistimallerin önüne geçmek açısından da, boşanma davasına
bakacak hâkim, alınan tedbir kararını ve kararda geçen kusurlu eş iba-
resini hiçbir surette dikkate almamalıdır. Boşanma davasında eşin
kusurlu olup olmadığı bağımsız olarak ayrıca değerlendirilme-
lidir.
76
Boşanma davası açacak olan eş, karşı tarafı kusurlu durumda
göstermek için, gerçek olmamasına rağmen, diğer eşin şiddet uygu-
73
Öğretide Ayan (s. 319), verilen tedbir kararlarına karşı temyize başvurulması im-
kânının getirilmesi gerektiği ileri sürmektedir. Bizce temyiz gerekli olmamakla
birlikte, en azından Asliye Hukuk Mahkemesine itiraz imkânı tanınmalıydı. Ay-
rıca bkz., Yılmaz, s. 925 vd.
74
Karş., Üstündağ, s. 54; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 622; Alangoya Yavuz/Yıl-
dırım M. Kamil/Yıldırım Nevhis, Medeni Usul Hukuku Esasları, 5. Bası, İstanbul
2005, s. 443;
75
Bkz., Doğan, İnceleme, s. 2238.
76
Vardığımız bu sonuç, davanın esasını çözümleyecek biçimde ihtiyati tedbir kararı
verilemez ilkesinin doğal bir sonucudur. Bu konu hakkında bkz., Kuru Baki, Hu-
kuk Muhakemeleri Usulü, 6. Bası, Cilt IV, İstanbul 2001, s. 4312 vd.
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
73TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
ladığını ileri sürerek 4320 sayılı kanun çerçevesinde tedbir alınmasını
istemiş veya kendi bilgisi altında üçüncü bir kişi böyle bir bildirimde
bulunmuş ise, sadece bu durumun varlığı bile kendisinin kusurlu ol-
duğunu göstermektedir. Böyle bir davranışın sonucunda evlilik birliği
temelinden sarsılmış olursa, şiddete maruz kaldığını iddia ederek 4320
sayılı kanun gereği tedbir alınmasını isteyen eşin kusurlu kabul edile-
ceği, çoğu durumda açık bir biçimde ortadadır.
77
VI. Görevli ve Yetkili Mahkeme
4320 sayılı kanun m. 1/I’de görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahke-
mesi olarak belirtilmekteydi. Ancak, daha sonra 4787 sayılı “Aile Mah-
kemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun” ile Sulh
Hukuk Mahkemesi’ne verilen görev, aile mahkemelerine devredilmiş-
tir. 4787 sayılı kanunun m. 9 b. 1 “14.1.1998 tarihli ve 4320 sayılı Ailenin
Korunmasına Dair Kanun’un 1. maddesinin birinci fıkrasındaki ‘Sulh Hâ-
kimi’ ibaresi ‘Aile Mahkemesi Hâkimi’ olarak değiştirilmiştir” hükmü ile
görevli mahkemeyi belirtmektedir. Aile Mahkemesi bulunmayan bir
yerde görevli mahkeme Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belir-
lenen Asliye Hukuk Mahkemesi’dir (4787 m. 2/II).
4320 sayılı kanun uygulanmasında yetkili mahkeme konusunda
herhangi bir sınırlama söz konusu değildir. Herhangi bir yer mahke-
mesi 4320 sayılı kanun kapsamında tedbir almaya yetkilidir.
78
VII. Tedbirle Birlikte Nafakaya Hükmolunması
Hâkim gerekli gördüğü takdirde tedbir kararı ile birlikte, re’sen
tedbir nafakasına da karar verebilir. Tedbir nafakasına kural olarak, aile
bireyinin konuttan uzaklaştırılması halinde hükmedilecektir. Bunun-
la birlikte hâkim, durumun özelliklerine göre, aile bireyinin konuttan
77
Benzer bir durumda Yargıtay, çok eski bir kararında kadının kocası aleyhine hır-
sızlık ihbarında bulunması ve bunun doğru çıkmaması halinde evlilik birliğinin
temelinden sarsıldığını ve ihbarda bulunan kadının kusurlu olduğunu kabul et-
miştir, Yargıtay 2. HD, 2.5.1933, 770/665, in Olgaç Senai, Türk Medeni Kanunu Şer-
hi, İstanbul 1967, mad. 130 N 48.
78
Doğan, Aile Mahkemeleri, s. 3400 (ve ayrıca İnceleme, s. 2238); Şahin, s. 1427; Ayan,
s. 306; Uluğ, s. 450.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
uzaklaştırılmadığı durumlarda da tedbir nafakasına karar verebilir.
79
Tedbir nafakası konusunda hâkim, MK m.169’u kıyasen uygular.
80
Şiddet uygulayan eş aleyhine daha önceden Türk Medenî Kanunu
uyarınca nafaka bağlanmasına karar verilmiş ise artık 4320 sayılı ka-
nun gereğince ayrıca nafakaya hükmedilemeyecektir (m. 2/ III).
Nafakaya karar verilmesi halinde, bunun ödenmesi icra hukuku
kurallarına göre talep edilir.
81
4320 sayılı kanunun 5636 sayılı kanunla
değişmeden önceki halinde nafaka taleplerinin icraya konulmasında,
genel icra hukuku kuralları gereği harç yatırmak gerekiyordu. Ancak
yapılan değişiklik ile artık tedbir kararında belirlenen nafaka talepleri-
ne yönelik icra işlemlerinden harç alınmayacaktır.
Tedbir nafakası sadece eş aleyhine değil, şiddet uygulayan diğer
aile bireyleri aleyhine de hükmolunabilir. Ancak, eşler dışındaki aile
bireyleri aleyhine nafakaya hükmolunabilmesi için, o bireyin ailenin
geçimini sağlayan veya ailenin geçimine katkıda bulunan bir kişi ol-
ması gerekir. Bu kişiler aleyhine hükmolunacak nafaka miktarı, onla-
rın önceden yaptıkları harcamalardan ve katkılardan daha fazla takdir
edilmemelidir.
VIII. Karara Uyulmamasının Yaptırımları
Kanunun belirttiği üzere tedbir kararında, tedbire uyulmaması
halinde, aleyhine tedbir verilen kişinin tutuklanacağı ve hürriyeti bağ-
layıcı cezaya hükmedileceği hususu ihtar olunur (m. 1/II in fine). Ted-
bir kararının ihtarı, şiddet uyguladığı iddia edilen kişiye tefhim veya
tebliğ suretiyle gerçekleştirilir.
82
Kendisine ihtarda bulunulmamış olan
kişi hakkında, tedbir kararına uymadığı gerekçesi ile ceza davası açıla-
maz.
83
Tedbir kararının başlangıç anı eşe ihtar anıdır.
Tedbir kararına uyulmaması halinde Cumhuriyet Başsavcılığı ko-
ruma kararın aykırı davranan eş hakkında Sulh Ceza Mahkemesi’nde,
herhangi bir şikâyete gerek olmadan, kamu davası açar (mad. 2 III).
84
79
Uluğ, s. 453. Aksi görüş Ayan, s. 331.
80
Tedbir nafakası konusunda bkz., Dural/Öğüz/Gümüş, s. 130 vd.
81
Uçar, s. 153.
82
Karardan haberdar olmanın yeterli olduğu görüşünde Karınca, s. 134.
83
Bkz., Yargıtay 7. CD 25.5.2001, 8757/9614.
84
Bazı mahkemelerin 4320 sayılı kanuna aykırılıktan açılan davalarda zarar gören
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
75TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Açılan kamu davası üzerine tedbire uymama davranışı başka bir suç
oluştursa bile, ayrıca 3 aydan altı aya kadar hapis cezasına hükmolu-
nur (m. 2 IV).
4320 sayılı kanun ile getirilen bu cezanın, suçta ve cezada kanu-
nilik ilkesinin ihlali olduğu ileri sürülmektedir. Bu fikre göre hâkim,
sadece kanunda belirtilen tedbirleri değil, kanunda öngörülmeyen
başka tedbirlere de karar verebildiği için, bu karar uyulmaması halin-
de öngörülen suç kıyas yasağını ihlal etmektedir.
85
4320 sayılı kanun
ile öngörülen suçun maddi unsuru mahkeme tarafından verilen ka-
rara uyulmamasıdır.
86
Maddi unsur bu şekilde belirlendikten sonra,
mahkeme kararının içeriği, suçun maddi unsurunda herhangi bir de-
ğişiklik yaratmaz. Mahkeme kararının içeriği kanunda öngörülen bir
tedbir veya hâkimin takdirine bırakılan başka bir tedbir olabilir. Bura-
da kıyastan bahsetmek de söz konusu değildir. Haddizatında bu nite-
likte bir suç, ilk defa 4320 sayılı kanunla getirilmiş değildir. Örneğin,
eski TCK’nın “Buyruğu Dinlememek” başlıklı 526. maddesi de benzer
bir hüküm içermekteydi. Yine 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32.
maddesi “Emre Aykırı Davranış” başlığı ile aynı nitelikte, benzer bir hü-
küm içermektedir. Hatta bu hükme göre, riayet edilmeyen emir sadece
bir mahkeme kararı olmak zorunda değildir. Verilen emir herhangi
bir idari makam tarafından verilmiş olsa da suç gerçekleşmektedir. Bu
hallerde, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini iddia et-
mek yerinde değildir. Mahkeme kararının içeriği ne olursa olsun, suç
o karara uyulmaması halinde gerçekleşir.
4320 sayılı kanunun 3. maddesi, ceza davasının duruşmasının
“Meşhut Suçların Muhakeme Usulü Kanunu” hükümlerine göre yapı-
lacağını belirtmektedir. Ancak, 8.6.1936 tarihli ve 3005 sayılı “Meşhud
kişinin şikâyetinden vazgeçmesini dikkate alarak, yerinde olmayan bir şekilde,
beraat kararı verdiği görülmektedir. Bu kararlardan bazıları için bkz., Uçar, s. 180
ve 183. 4320 sayılı kanun tedbir kararına aykırılık halinde kamu davası açılacağını
öngörmektedir. Kamu davasında suçtan mağdur olan kişinin şikâyetinden vaz-
geçmesi nedeniyle beraat kararı verilmesi mümkün değildir. Aynı yönde Adalet
Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 20.8.1998 tarihli ve 3.2.55.1998 sayılı
Görüş Yazısı.
85
Hacıoğlu Burhan Caner, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun’la İhdas edilen
‘Ailenin Korunmasına Dair Kanun’a Muhalefet Suçu’ Üzerine Bir İnceleme, http://
www.jura.uni-sb.de/turkish/BHacioglu.html, N 17 (aynı zamanda in Erzincan
Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt III, Sayı 1, s. 40 vd).
86
Karş. Hacıoğlu, N 17.
Mehmet ERDEM hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
Suçların Muhakeme Usulü Kanunu” 23.3.2005 tarih ve 5320 sayılı “Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun”un
18. maddesi ile 1 Haziran 2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış-
tır. Dolayısıyla, artık yargılama 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
hükümlerine göre yapılacaktır.
AİLENİN KORUNMASINA DAİR KANUN
Kanun Numarası : 4320
Kabul Tarihi : 14/1/1998
Yayımlandığı R. Gazete : Tarih: 17/1/1998 Sayısı: 23233
Madde 1 – (Değişik: 26/4/2007-5636/1 md.)
Türk Medenî Kanununda öngörülen tedbirlerden ayrı olarak, eş-
lerden birinin veya çocukların veya aynı çatı altında yaşayan diğer aile
bireylerinden birinin veya mahkemece ayrılık kararı verilen veya ya-
sal olarak ayrı yaşama hakkı olan veya evli olmalarına rağmen fiilen
ayrı yaşayan aile bireylerinden birinin aile içi şiddete maruz kaldığını
kendilerinin veya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bildirmesi üzerine Aile
Mahkemesi hâkimi meselenin mahiyetini göz önünde bulundurarak
re’sen aşağıda sayılan tedbirlerden bir ya da birkaçına birlikte veya
uygun göreceği benzeri başka tedbirlere de hükmedebilir:
Kusurlu eşin veya diğer aile bireyinin;
a. Aile bireylerine karşı şiddete veya korkuya yönelik söz ve davranış-
larda bulunmaması,
b. Müşterek evden uzaklaştırılarak bu evin diğer aile bireylerine
tahsisi ile bu bireylerin birlikte ya da ayrı oturmakta olduğu eve veya
işyerlerine yaklaşmaması,
c. Aile bireylerinin eşyalarına zarar vermemesi,
ç. Aile bireylerini iletişim araçları ile rahatsız etmemesi,
d. Varsa silah veya benzeri araçlarını genel kolluk kuvvetlerine
teslim etmesi,
e. Alkollü veya uyuşturucu herhangi bir madde kullanılmış olarak
şiddet mağdurunun yaşamakta olduğu konuta veya işyerine gelmeme-
si veya bu yerlerde bu maddeleri kullanmaması,
hakemli makaleler Mehmet ERDEM
77TBB Dergisi, Sayı 73, 2007
f. Bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması.
Yukarıdaki hükümlerin uygulanması amacıyla öngörülen süre altı
ayı geçemez ve kararda hükmolunan tedbirlere aykırı davranılması
halinde tutuklanacağı ve hakkında hapis cezasına hükmedileceği hu-
susu şiddet uygulayan eş veya diğer aile bireyine ihtar olunur.
Eğer şiddeti uygulayan eş veya diğer aile bireyi aynı zamanda aile-
nin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise hâkim bu konuda
mağdurların yaşam düzeylerini göz önünde bulundurarak daha önce
Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş ol-
ması kaydıyla talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.
Bu Kanun kapsamındaki başvurular ve verilen kararın infazı için
yapılan icraî işlemler harca tâbi değildir.
Madde 2 – (Değişik: 26/4/2007–5636/2 md.)
Koruma kararının bir örneği mahkemece Cumhuriyet Başsavcı
lığı’na tevdi olunur. Cumhuriyet Başsavcılığı kararın uygulanmasını
genel kolluk kuvvetleri marifeti ile izler.
Koruma kararına uyulmaması halinde genel kolluk kuvvetleri,
mağdurların şikâyet dilekçesi vermesine gerek kalmadan re’sen so-
ruşturma yaparak evrakı en kısa zamanda Cumhuriyet Başsavcılığı’na
intikal ettirir.
Cumhuriyet Başsavcılığı koruma kararına uymayan eş veya diğer
aile bireyleri hakkında Sulh Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açar.
Fiili başka bir suç oluştursa bile, koruma kararına aykırı davranan
eş veya diğer aile bireyleri hakkında ayrıca üç aydan altı aya kadar
hapis cezasına hükmolunur.
Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin hususlar yönetmelikle düzen-
lenir.
Madde 3 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
Madde 4 – Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.