hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
37TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
I. Giriş
403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu (TVK)
N
1964 yılında yü-
rürlüğe girmiş ve günümüze kadar bazı hükümlerinde değişiklik-
ler yapılmıştır. 2006 yılının Nisan ayında yeni bir Türk Vatandaşlığı
Kanunu’nun hazırlandığı kamuoyuna açıklanmıştır. TVK Tasarısı’nın
“Genel Gerekçe”sinde
yeni bir vatandaşlık kanununun hazırlanmasına
niçin ihtiyaç duyulduğu açıklayan muhtelif gerekçeler yer almaktadır.
Bu çalışmada tasarının hazırlanma gerekçeleri ayrı ayrı ele alınarak
değerlendirilecektir.
II. Tasarıdaki Gerekçeler
TVK Tasarısı’nın “Genel Gerekçesi”nde hangi sebeplerle yeni bir ka-
nun hazırlanmasına ihtiyaç duyulduğu ayrıntılı olarak açıklanmakta-
dır. Gerekçede vatandaşlık kavramı ve devletin vatandaşını belirleme
yetkisine değinildikten sonra, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda
vatandaşlığı asli kazanma yolları ile, doğum dışı sebeplere dayanılarak
vatandaşlığın kazanılmasında uluslararası alandaki gelişmelerin göz
önünde bulundurulduğuna işaret edilmiştir. Bu genel açıklamalardan
sonra iki paragraf “Avrupa Birliği vatandaşlığı” kavramına ayrılmıştır.
Türk vatandaşlığını düzenleyecek olan bir kanunun gerekçesinde Av-
*
Doç. Dr., Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Devletler Özel Hukuku öğretim üyesi.
N
RG 22.2.1964-11638.
2
Metin için bkz., http://basbakanlik.gov.tr/docs/kkgm/kanuntasarilari/101-1195.
doc (8.5.2006)
TÜRK VATANDAŞLIĞI KANUNU
TASARISININ HAZIRLANMASI NEDENLERİ
ÜZERİNE
Feriha Bilge TANRIBİLİR
*
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
38TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
rupa Birliği vatandaşlığına yer verilmesinin sebebi anlaşılamamıştır.
3
Çünkü anılan kavram, gerekçede de belirtildiği üzere birlik içinde üye
devlet vatandaşlarının bazı haklardan yararlanmasına ilişkin olup üye
devletlerin Birlikten müstakil olarak kendi vatandaşlığını düzenleme
yetkisini etkilememektedir. Dolayısıyla birlik üyesi dahi olmayan bir
devletin vatandaşlık kanunu tasarısında böyle bir kavrama yer veril-
mesi yerinde olmamıştır.
Gerekçede yeni bir kanun hazırlanmasına mesnet teşkil etmek üze-
re birçok neden sayılmıştır: 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda
pek çok değişiklik yapılarak yapısının bozulması, Anayasa’nın 66.
maddesinin değiştirilmesi, Türk Medeni Kanunu ile uyumun sağlan-
ması, Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’ne uyum, vatandaşlığa alınmayı
kolaylaştırma.
Gerekçede son olarak, yukarıda geçen Avrupa Birliği vatandaşlı-
ğında olduğu gibi gerekçeye yazılma sebebi anlaşılamayan bir başka
husus yer almaktadır. Bu bölümde yurt dışında yaşayan Türk vatan-
daşlarının yaşadıkları ülke vatandaşlığını kazanmalarından bahsedil-
mektedir:
“Yine bu dönemde yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısında
büyük artışlar olmuştur. Türkiye dışında yaşayan Türk vatandaşları, bulun-
dukları ülkelerde siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal açıdan daha etkin olabil-
mek için yaşadıkları ülkelerin vatandaşlığına sahip olma çabası içindedirler.
Bazı devletler ülkesinde yaşayan Türk vatandaşlarına, Türk vatandaşlığını
kaybetmeden kendi vatandaşlığını vererek çok vatandaşlığa sahip olmalarına
imkân tanımaktadır. Almanya ve Avusturya gibi ülkelerde yaşayan Türk va-
tandaşları ancak Türk vatandaşlığından izinle çıkarak bulundukları ülkelerin
vatandaşlığını kazanabilmektedirler.”
TVK’da muhtelif tarihlerde yapılan değişiklikler ile yurt dışında
yaşayan Türk vatandaşlarının yaşadıkları devletin vatandaşlığını ka-
zanmalarını ve Türkiye ile bağlarını devam ettirmelerini sağlayacak
uygulamalar geliştirilmeye çalışılmıştır. Aşağıda da inceleneceği üze-
re, Türk vatandaşlığından “çıkma” ve “çıkmanın sonuçları” bu amaca
yönelik olarak kanun koyucu tarafından muhtelif tarihlerde ele alın-
mıştır. Bu itibarla, anılan halin vatandaşlıkla ilgili yasal düzenlemenin
3
Nitekim Avrupa Birliği Uyum Komisyonu raporuna karşı oy yazısında AB müza-
kere süreci yeterince açıklığa kavuşmadan bu tip vatandaşlık kavramının tasarının
genel gerekçesine mesnet oluşturması yerinde görülmemiştir.
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
39TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
yeniden gözden geçirilmesini ve yeni bir kanun hazırlanmasını zaruri
kılması söze konu edilemez.
A. Yürürlükteki TVK’da Günümüze Kadar
Pek Çok Değişiklik Yapılmış Olması
1964 yılında günün ihtiyaçlarına ve bu alandaki modern eğilimlere
uygun olarak hazırlanan 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu, kendi
içinde tutarlı, bölümler arasında uyumu, simetrisi bulunan ve kullanı-
lan kavramlar itibariyle yeknesak olma özellikleri taşıyan bir kanundu.
Ancak Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda 1981 yılından itibaren altı defa
muhtelif hükümlerde değişiklik yapılmış ve yeni bazı hükümler ilave
edilmiştir. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yapılan değişiklikler ve bu
kanuna yapılan ilaveler, ilk metnin kendi içinde barındırdığı insicamı
büyük ölçüde zedelemiştir.
1. 2383 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler
4
1981 yılında 2383 Sayılı Kanunla Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun
pek çok maddesi değiştirilmiş ve bazı maddelere yeni fıkralar eklen-
miştir. Yapılan değişiklik ve eklemeleri başlıca üç grupta toplamak
mümkündür:
Birinci gruba vatandaşlığın ana veya babadan kan esasıyla kazanıl-
ması bakımından mevcut olan farklılığı kaldırmaya yönelik hükümler
dahil edilebilir. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 1. maddesinde yer alan
anadan Türk vatandaşlığının kazanılmasını belli şartlara tabi kılan dü-
zenleme yürürlükten kaldırılmış, vatandaşlığın Türk anadan doğma
veya Türk babadan olma şartıyla kazanılması esası getirilmiştir. Buna
paralel olarak 12. maddenin (a) bendinde yer alan “Türk anadan doğup
da Türk vatandaşlığını kazanamayanlar”a tanınan seçme hakkı yürürlük-
ten kaldırılmıştır. Türk vatandaşlığından seçme hakkının kullanılarak
ayrılma hakkına sahip olanlar arasında bulunan “analarına bağlı ola-
rak Türk vatandaşlığını kazananlar” muhafaza edilmekle beraber, çifte
tabiiyeti önlemek üzere doğumla yabancı babalarının vatandaşlığını
kazanan çocuklara da bu hak tanınmıştır. Çıkmanın çocuklara olan et-
kisinin düzenlendiği 32. maddeye de Türk vatandaşlığından çıkan ba-
4
RG, 17.2.1981-17254.
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
40TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
baya bağlı olarak küçük çocukların otomatik olarak vatandaşlıklarını
kaybetmelerini önleyecek şartlar getirilmiştir. Görüldüğü üzere, Türk
Vatandaşlığı Kanunu’nda yapılan ilk değişiklik ile ilk sistemi bozan
hükümler de kanuna girmiştir. Zira değişiklik yapan kanun koyucu-
nun iradesi eğer Türk vatandaşlığını kan esasıyla kazanmada ana baba
arasında eşitlik getirmek idiyse, bunu anadan vatandaşlığın kaybında
da sağlaması gerekirdi. Bu yön ihmal edilmiştir.
İkinci grup değişiklik ve ekler ise, daha ziyade çıkma ile ilgili hü-
kümlerde görülmektedir. Değişiklik, özellikle yurt dışında yaşayan
Türk vatandaşlarının Türk vatandaşlığını muhafaza ederek ikinci bir
devlet vatandaşlığını kazanmalarına imkan veren hükümler (m. 21, 22,
23) içermektedir. Çifte tabiiyetli olmaya izin veren bu değişiklik ne-
deniyle kaybettirme sebeplerinin sayıldığı 25. maddenin (a) bendinde
daha genel bir ifade kullanılmıştır; sadece çıkma izni olmadan değil,
izin almadan kendi isteğiyle bir başka devlet vatandaşlığının kazanıl-
dığı her hal kaybettirme sebebi olarak kabul edilmiştir. Türk Vatan-
daşlığı Kanunu’nun ilk halinde bulunmayan bir müessesenin, “Türk
vatandaşlığını muhafaza ederek yabancı devlet vatandaşlığını kazanmaya
iznin”, kanunun çıkma hükümleri arasında düzenlenmiş olması bir
başka sistemi bozan durumdur.
Üçüncü grupta ise vatana bağlılıkla bağdaşmayan eylemler nede-
niyle vatandaşlığın kaybı yollarına ilişkin değişiklik ve ilaveler yer
almaktadır. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun kaybettirmeye ilişkin 25.
maddesine dönemin şartları nedeniyle (g)
ve (h)
S
bentleri ilave edilmiş,
çıkarmayı düzenleyen 26. maddenin kapsamı genişletilmiştir. TVK’ya
göre savaş hali dışında asli Türk vatandaşları hakkında, Türkiye’nin iç
ve dış güvenliğe veya iktisadi ve mali güvenlik aleyhine davranışları
nedeniyle çıkarma kararı verilemez. TVK’nın 25. maddesine eklenen
R
Anılan hüküm (TVK mülga 25/g) aşağıdadır.
“Yurt dışında bulunup da Türkiye Cumhuriyetinin iç ve dış güvenliği ile kanunun suç
saydığı şekilde iktisadi veya mali güvenliği aleyhine faaliyette bulunan veya yurt içinde
bu tür faaliyetlerde bulunup da her ne suretle olursa olsun yurt dışına çıkan ve hakkında
Türkiye’de bu nedenle kamu davası açılmasına veya ceza kovuşturmasına veya hükmün
infazına olanak bulunmayan ve gelmesi için yapılan duyuruya rağmen üç ay içinde, savaş,
sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde bir ay içinde yurda dönmeyenler”
S
TVK’nın 25. maddesine eklenen (h) bendinde şu hüküm yer almaktadır:
“Herhangi
bir yolla yabancı bir Devlet vatandaşlığını kazanmış olup, kesintisiz olarak
en az yedi yıl Türkiye dışında oturan ve Türkiye ile ilgisini ve bağlılığını kesmediğine
ve Türk vatandaşlığını muhafaza etmek isteğine delalet edecek resmi temas ve işlemlerde
bulunmayanlar”
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
41TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
(g) bendiyle idareye belirtilen sebeplere dayanılarak asli Türk vatan-
daşlarının Türk vatandaşlığının kaybettirilmesine karar verebilme im-
kanı sağlanmıştır. Bu nedene dayanılarak haklarında kaybettirme ka-
rarı verilen kişilerin mallarının hazinece tasfiyesi de öngörülmüştür.
T
TVK’nın 25. maddesine eklenen (h) bendiyle ise, yabancı devlet vatan-
daşlığını herhangi bir yolla kazananların Türkiye ile ilgi ve bağlılığının
kesilmesi, kaybettirme sebebi haline gelmiştir.
2. 3540 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler
1989 yılındaki değişiklik, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun yetki-
li makam kararıyla vatandaşlığa alınma hükümlerinde esaslı sistem
bozukluğuna, hatta Anayasa’nın 66/III. maddesine aykırılığa yol aç-
mıştır.
9
3540 sayılı kanunla TVK’nın vatandaşlığa alınma usulünde
(m.10) yapılan değişiklik neticesinde “şarta bağlı olarak vatandaşlığa
alınma” müessesesi vatandaşlık hukukuna girmiştir. Ancak kanun ko-
yucu hangi şart veya şartların ilgiliden isteneceği konusunda hiçbir
açıklama getirmemiş, bu hususu idarenin takdirine bırakmıştır. Oysa
Anayasa’nın 66. maddesine göre, vatandaşlığın kazanılması ve sona
ermesi şartlarının kanunla açıkça düzenlenmesi icap eder (kanunilik il-
kesi).
10
Anılan kanun ile ayrıca İçişleri Bakanlığına vatandaşlığa alınma
şartlarını taşımayan talepleri reddetme yetkisi tanınmış (TVK m.11/
III) ve vatandaşlığa alınma kararlarının hangi andan itibaren hüküm
ifade edeceği de açıklığa kavuşturulmuştur (TVK m. 10) .
T
Dikkat edilirse, sebepler aynı olmakla beraber, kaybettirme ve çıkarma kararlarının
hüküm ve sonuçları bakımından önemli bir farklılık bulunmaktadır. Türk vatan-
daşlığından çıkarılanlar bir daha hiçbir suretle Türk vatandaşlığını kazanamazlar.
Buna mukabil, Türk vatandaşlığı kaybettirilenler için böyle bir yasak söz konusu
değildir.
8
RG, 29.4.1989-20153.
9
Bu konuda bkz., Tanrıbilir, “Türk Vatandaşlığı Kanununda 3540 Sayılı Kanunla
Yapılan Değişiklikler”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, C. 6(1990),
S. 2, 518 vd.
10
3540 sayılı kanunun gerekçesinde şartın, ilgilinin taşıdığı vatandaşlığı terk olacağı
belirtilmiş olmakla beraber kanun metnine bu ifade yazılmamıştır (Bu konuda ay-
rıntılı bilgi ve hükmün eleştirisi için Tanrıbilir, 523 vd.). Uygulamada idare, vatan-
daşlığa alınmayı talep eden kişilerden, taşıdığı vatandaşlığı terk şartını ileri sürmüş
ve bu konuda çıkan uyuşmazlıklar yargıya intikal etmiştir. Maalesef Danıştay, ida-
renin kanunda bulunmayan bir şartı ileri sürmesini, vatandaşlık hukukunun ana-
yasal esaslarını göz ardı ederek, yasal bulmuş ve işlemi iptal eden yerel mahkeme
kararlarını bozmuştur. (Yargı kararları için bkz., Doğan/Odabaşı, Yargı Kararları
Işığında Vatandaşlık ve Yabancılar Hukuku, Ankara 2004, 113-115).
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
42TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
3. 3808 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler
11
1980 sonrasında, dönemin şartlarına göre Türk Vatandaşlığı Kanu
nu’nun kaybettirmeyle ilgili 25. maddesine eklenen (g) bendi ve tasfi-
ye hükmü 1992 yılında yürürlükten kaldırılmış ve 3808 sayılı kanunla
bu maddeye göre vatandaşlığını kaybetmiş olanların haklarını (vatan-
daşlık ve mallarını) iadeye yönelik hükümler getirilmiştir. Anılan ka-
nunla, haklarında TVK’nın 25/g maddesine göre kaybettirme kararı
alınmış olanların nüfus kütüklerindeki kayıtlarının, müracaatlarına ve
herhangi bir işleme gerek kalmaksızın İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Va-
tandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nce canlandırılması öngörülmüştür.
Ayrıca bu gibi kişilerin Türkiye’de bulunan ve hazinece tasfiye edilen
malları veya bu malların bedelleri hak sahiplerine iade edilecektir.
4. 4112 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler
12
1995 yılında çıkarılan bu kanun ile Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun
çıkma ile ilgili hükümlerinde yine değişiklik yapılmıştır. Öncelikle
vatandaşlıktan çıkma için askerlik hizmetinin tamamlanmış olmasını
arayan şart yürürlükten kaldırılmış ve sonra da çıkmanın sonuçlarını
düzenleyen 29. madde esaslı olarak değiştirilmiştir.
13
Asli Türk vatan-
daşı iken Türk vatandaşlığından izin alarak çıkanlar, özel statülü ya-
bancılar kategorisine dahil edilmişlerdir. Bu kişilerin bazı sınırlamalar
dışında ikamet, seyahat, çalışma, miras ve mal edinme haklarından
aynen Türk vatandaşı gibi yararlanmaya devam edecekleri bir sistem
oluşturulmaya çalışılmıştır.
14
5. 4866 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklikler
15
2003 yılında çıkarılan 4866 sayılı kanunla Türk Vatandaşlığı
Kanunu’nun evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasını ve
çıkmayı düzenleyen hükümlerinde değişiklik yapılmıştır.
16
11
RG, 4.4.1992-21248.
12
RG, 12.6.1995-22311.
13
Bu konuda bkz., Turhan, Türk Vatandaşlığından Çıkanların Hakları, Vatandaşlık ve
Yabancılar Hukukunda Gelişmeler, İstanbul 24-25 Eylül 1998, 101 vd.
14
Bu kişilere İçişleri Bakanlığı tarafından özel bir kimlik kartı verilerek TVK m. 29
dolayısıyla haklarını kullanabilmeleri temin edilmeye çalışılmıştır.
15
RG, 12.6.2003-25136.
16
Bu konuda bkz., Doğan, “Vatandaşlık Kanunun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi-
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
43TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
4866 sayılı kanunla TVK’nın 5. maddesinde yapılan değişiklikle,
evlenme yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması konusunda kadın-
erkek farkı kaldırılmıştır. Artık sadece Türk vatandaşı erkekle evlenen
yabancı kadın değil, Türk vatandaşı kadınla evlenen yabancı erkek
de bu madde uyarınca Türk vatandaşlığını kazanabilecektir. Ayrıca
TVK’nın 5. maddesindeki evlenmenin sadece taleple vatandaşlık ka-
zanımına yol açan düzenlemesi yürürlükten kaldırılmış, gerçek evlilik
bağının varlığı halinde taleple vatandaşlığın kazanılmasını mümkün
kılan bir düzenleme getirilmek istenmiştir.
17
TVK’nın yeni 5. mad-
desinin uygulanması usul ve esaslarının yönetmelikle düzenlenmesi
öngörülmüştür. Çıkarılan yönetmelik,
18
kanun koyucunun gerekçede
belirtmekle beraber, maddeye yazmadığı hususları da ihtiva edecek
şekilde hazırlanmıştır. Gerekçede evlenme nedeniyle vatandaşlık için
başvuran kişinin güvenlik soruşturmasına tabi tutulması uygulaması-
na geçileceği ifade edilmiştir. Güvenlik soruşturmasına ilişkin yeni 5.
maddede hiçbir hüküm bulunmazken yönetmeliğin 2. maddesinde ka-
nunda belirtilen şartların yanı sıra ilgilinin vatandaşlığı kazanmasında
“kamu düzeni, milli güvenlik ve genel ahlak açısından sakıncalı olmaması”
şartı aranmıştır. Dolayısıyla kanunda aranmayan bir şart yönetmelikle
getirilmiş ve bu sefer de yönetmeliğin Anayasa m. 66/III’e (kanunilik
ilkesine) aykırı olması durumu ortaya çıkmıştır.
Değişikliğin yarattığı sorunlar bununla sınırlı değildir; evlenmey-
le vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin hükümde değişiklik yapılırken
bu yolla vatandaşlık kazanmanın çocuklara etkisini
19
düzenleyen 14.
ne İlişkin Kanun Tasarısı Çerçevesinde Bir Değerlendirme”, GHFD, 3(1999), S. 1-2,
31 vd.; Güngör, “The Acquisition of Turkish Nationality by way of Marriage Fol-
lwing the June 2003 Amendment”, Ankara Law Review, 1(2004), S. 1, 33 vd.; Sargın,
“Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda Değişiklik Yapan 2003 Tarihli 4866 Sayılı Kanun
kapsamında Bir Değerlendirme”, AHFD, 53(2004), S. 1, 29 vd.
17
Yeni TVK m. 5’e göre, yabancı eş, en az üç yıldır bir Türk vatandaşıyla evli olması,
fiilen eşiyle birlikte yaşaması ve evliliğinin de talep tarihinde devam ediyor olması
şartlarının gerçekleşmesi halinde evlenme yoluyla Türk vatandaşlığını kazanır.
18
RG, 24.5.2004-25471.
19
Evlenmenin butlanı halinde batıl evlilik içinde dünyaya gelen çocukların vatan-
daşlık durumu TVK’nun 5. maddesinde düzenlendiği halde, kadının bu evlilik-
ten önce sahip olduğu ve onunla beraber Türk vatandaşlığını kazanan çocukları-
nın vatandaşlığı konusunda hâlâ kanunda herhangi bir hüküm yer almamaktadır.
Anayasa’nın 66/III. maddesine dayanılarak evlenme nedeniyle Türk vatandaşlığı-
nı kazanan analarına bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanan küçükler, aksine bir
düzenleme bulunmadığı için, bu evliliğin butlanına karar verilmesi halinde vatan-
daşlıklarını muhafaza edeceklerdir.
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
maddede gerekli düzenlemenin yapılması gerekirdi. Zira bu maddede
sadece Türk vatandaşı erkekle evlenen yabancı kadının evlenme ne-
deniyle Türk vatandaşlığını kazandığı takdirde, hangi hallerde çocuk-
larının ona bağlı olarak Türk vatandaşlığını kazanacakları düzenlen-
miştir. Yapılan değişiklik neticesinde Türk vatandaşıyla evlenen kadın
veya erkek bu yolla Türk vatandaşlığını kazanma imkanına sahip iken,
sadece kadının küçük çocukları ona bağlı olarak Türk vatandaşlığını
kazanabilecektir.
Bir başka sorun da, yetkili makam kararıyla vatandaşlığa alınma-
da karşımıza çıkmaktadır. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun ilk halinin
sistematiği gereği, evlenme yoluyla vatandaşlığa alınma yolundan
yararlanılamaması halinde “istisnai olarak vatandaşlığa alınmadan (m. 7/
b)” yararlanma yolu açık bırakılmıştı. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun
evlenme yoluyla vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin hükmünün yeni
hali karşısında bu yolun tatbik kabiliyeti kalmamıştır. Diğer bir sorun
da “seçme hakkıyla vatandaşlığın kaybında” kendini göstermektedir. Türk
vatandaşlığını evlenme yoluyla kazanan yabancı kadın, bu evliliğin
sona ermesinden itibaren üç yıl içinde seçme hakkını kullanarak Türk
vatandaşlığından ayrılabilir. TVK’nın sisteminin sonucu olarak sadece
kadın için öngörülen bu imkanı düzenleyen hükmün, TVK’nın 5. mad-
desinde yapılan değişiklikle beraber yeniden ele alınması gerekirdi.
4866 sayılı kanunla ayrıca vatandaşlıktan çıkmanın şartları yeni-
den düzenlenmiş ve çıkma iznini vermeye yetkili olan makam İçişleri
Bakanlığı olarak gösterilmiştir. Böylece uygulamada, kanunda olma-
dığı halde aranılan “güvenlik yönünden sakıncasının bulunmaması” şartı
kanun metnine girmiştir. Bu arada 20. maddede çıkma iznini verme
konusunda idareye takdir yetkisi tanıyan bir ifade kullanılmıştır.
6. 5203 Sayılı Kanunla Yapılan Değişiklik
20
Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda yapılan son değişiklik ise, çıkma-
nın sonuçlarını düzenleyen 29. maddeye ilişkindir. 4112 sayılı kanunla
izinle Türk vatandaşlığından çıkanların yararlanabilecekleri haklar sa-
yılırken, 5203 sayılı kanunla bu kişilerin yararlanamayacakları haklar
sayılmış ve bunların dışında kalan haklardan (bazı sınırlamalar dahi-
linde) yararlanmaları kabul edilmiştir. Buna göre, doğumla Türk va-
20
RG, 6.7.2004-25514.
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
45TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
tandaşı olup da, İçişleri Bakanlığından vatandaşlıktan çıkma izni alan-
lar ve bunların vatandaşlıktan çıkma belgesinde kayıtlı reşit olmayan
çocukları “özel statülü yabancı” konumuna sokulmuşlardır. Bu kişiler
Türkiye Cumhuriyeti’nin millî güvenliğine ve kamu düzenine ilişkin
hükümler saklı kalmak kaydıyla, askerlik hizmetini yapma yükümlü-
lüğü ve seçme-seçilme, kamu görevlerine girme ve muafen araç veya
ev eşyası ithal etme hakları dışında, sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış
hakları saklı kalmak ve bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki
hükümlere tâbi olmak şartıyla Türk vatandaşlarına tanınan haklardan
aynen yararlanmaya devam ederler.
7. Sonuç
TVK Tasarısının “Genel Gerekçe”sinde,
“Ülkemizde vatandaşlık hizmetleri ile ilgili temel kanun 403 sayılı Türk
Vatandaşlığı Kanunu’dur. Uygulamaya konulduğu 22/5/1964 tarihinden
beri bu Kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Dönemin şartları içerisin-
de ortaya çıkan güncel ihtiyaçların zorlamasıyla yapılan bu değişiklikler Ka-
nunun sistematiğinde bozulmalara neden olmuştur. Zaman içinde yapılan
değişiklerle Kanunun bozulan sistematiğinin, hukuk ilkelerine uygun şekilde
yeniden düzenlenmesi bir zorunluluk haline gelmiştir.”
ifadesi yer almaktadır. Yukarıda da belirtildiği üzere, Türk Vatandaş-
lığı Kanunu’nda yapılan değişiklikler, kanunun yapısı ve sistematiği
üzerinde durulmadan yapılmıştır. Dolayısıyla gerçekten de kanunun
yapısı zarar görmüştür. Ancak yine de TVK’da yapılan değişiklikler,
düzeltilemeyecek ya da asıl metin üzerinde giderilemeyecek nitelikte
görülmemektedir. TVK’nın kendi yapısı içinde gerekli düzeltmelerin
yapılmasının mümkün olduğu düşünülmektedir.
Bununla beraber, kanun koyucu Türk vatandaşlığının kazanılması
ve sona ermesi yollarını, 403 sayılı kanundan daha iyi, daha sistematik,
daha mantıklı ve güncel gelişmelere uygun olarak yeniden ele alma
iddiasında olabilir.
Kanun koyucu vatandaşlığın kazanılması ve sona ermesini farklı
yollara, şartlara ve usule tabi tutarak düzenlemeyi düşünüyor olabilir.
Bu takdirde hazırlanan tasarının gerekçesinde bu haklı ve kabul edile-
bilir iddianın dile getirilmesi beklenirdi.
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
B. Anayasa’nın 66. Maddesinde Yapılan Değişiklik
TVK Tasarısı’nın gerekçesinde getirilen bir diğer sebep, Anaya
sa’nın 66. maddesinde değişiklik yapılmış olmasıdır:
“Kanunun yürürlükte bulunduğu dönemde kabul edilen 1982 Anaya
sası’nın Türk vatandaşlığı ile ilgili 66 ncı maddesinde 2001 yılında değişiklik
yapılmış, vatandaşlığın kazanılmasında ana ile baba arasındaki ayrım orta-
dan kaldırılarak, Anayasa’nın temel ilkelerinden olan kanun önünde kadın
erkek eşitliği sağlanmıştır.”
Anayasa’nın 66. maddesinin ikinci fıkrası 2001 yılında değiştiril-
meden
21
önce şu hükmü ihtiva ediyordu: “Türk babanın veya Türk ananın
çocuğu Türktür.
22
Yabancı babadan ve Türk anadan olan çocuğun vatandaşlı-
ğı, kanunla düzenlenir.” Doktrinde birbirini takip eden iki cümlenin bir-
biriyle çeliştiği tartışmasız olarak kabul edilmekteydi.
23
2001 Anayasa
değişikliğinde, bu hükmün ikinci cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.
Böylece Anayasa’nın 66. maddesi ile, 1981 yılında 2383 sayılı kanunla
değişik Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 1. maddesi uyumlu hale gel-
miştir. Çünkü kanun koyucu, Anayasa’nın bu hükmü değiştirilmeden
çok önce gerekli değişikliği yaparak, Türk vatandaşlığının kan esasıyla
kazanılması bakımından ana ile baba arasındaki farkı sona erdirmiştir.
Dolayısıyla 2001 yılında Anayasa’nın 66. maddesindeki birbiriyle çeli-
şen hükmün kaldırılması şeklindeki değişikliğin yeni bir vatandaşlık
kanunu hazırlanması için gerekçe gösterilmesinin sebebi son derece
anlaşılmazdır.
C. Yeni bir Türk Medeni Kanununun Hazırlanmış Olması
Gerekçede;
“2002 yılında yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun ge-
21
RG, 17.10.2001-24556 (3.10.2001 gün ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa
sı’nın Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun m. 23)
22
Türk Vatandaşlık Hukukunda, Anayasa’nın 66. maddesinin ikinci fıkrasında yer
alan “Türk babanın veya Türk ananın çocuğu Türktür”, hükmüyle kan esasıyla va-
tandaşlığın kazanılmasının anayasal esas olarak kabul edildiği sonucuna varılmak-
tadır. Anayasada sadece kan esasının belirtilmiş olması, kanun koyucunun diğer
vatandaşlığı kazanma yollarını sınırladığı anlamına gelmez. Nitekim, TVK’da kan
esasının yanı sıra vatansızlığı önleme gayesiyle toprak esasıyla Türk vatandaşlığı-
nın kazanılması da düzenlenmiştir.
23
Uluocak, 24; Nomer, Vatandaşlık Hukuku, 11. B, İstanbul 1997, 46-47; Aybay,
Yurttaşlık(Vatandaşlık) Hukuku, Ankara 1982, s. 28-29.
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
47TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
tirdiği düzenlenmeler ile Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun hükümlerinin bir-
birine uyumunun sağlanması açısından da yeni bir düzenleme zaruret halini
almıştır.” İfadesiyle, her iki kanun arasında uyumun sağlanmasının
hedeflendiği görülmektedir. İki kanun arasında kullanılan kavramlar
itibariyle farklılık yaratan bir kaç ifade mevcuttur. Bunlardan birisi
“nesebin tashihi” müessesesidir.
Önceki Medeni Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde hazırlanan
TVK nesebin tashihine, yabancı anadan Türk babadan evlilik dışı olan
çocuğun babası ile arasında soy bağını kuran bir yol olarak çocuğun
Türk vatandaşlığını kazanması neticesini bağlamıştır (TVK m. 2/a).
Eski Medeni Kanun’a göre ana babanın evlenmesi ve hakim kararıyla
evlilik dışında doğan çocukla babası arasında soy bağı tesis edilebili-
yordu. Yeni Türk Medeni Kanunu’nda ise, nesebin tashihi ifadesi yer
almamaktadır. Ancak kanunun 292-294. maddelerinde çocuğun anası
ile babasının birbiriyle evlenmesinin çocukla babası arasında soy bağı-
nı kurması öngörülmüştür.
Nesebin tashihi ifadesi dışında nesep, hüsnüniyet, reşit olma, ika
metgah ve mümeyyiz olma gibi tabirler de yeni Türk Medeni Kanu
nu’nda bulunmamakta, bu tabirler yerine sırasıyla soy bağı, iyiniyet,
ergin olma, yerleşim yeri ve ayırt etme gücü tabirleri kullanılmaktadır.
Bunların dışında, TVK’nın tamamı incelendiğinde, yeni Türk Medeni
Kanunu ile uyuşmayan ve kanunun toptan değiştirilmesini gerektire-
cek hükümler bulunmamaktadır. Bir başka deyişle, sadece yeni tarihli
bir kanunda bazı kavramların eşanlamlı karşılıklarının kullanılması
önceki kanunun değiştirilmesi sebebi olamaz.
D. Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesiyle Uyum
TVK Tasarısı’nın hazırlanmasına getirilen bir diğer gerekçe de,
vatandaşlık mevzuatımızın Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’yle
24
uyu-
mudur:
“Ayrıca, uluslararası düzeyde vatandaşlık konularında bağlayıcı dü-
zenlemelere gidilmeye başlanmıştır. 1 Mart 2000 tarihinde yürürlüğe giren
24
European Treaty Series-No.166 ve International Legal Materials, Vol. 37(1998), S. 1-3,
47-55. Sözleşme hakkında bkz., Güngör, Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi, MHB, Yıl
17-18(1997-1998 ), S. 1-2, 231 vd.; sözleşmenin Türk Vatandaşlık Hukukuyla karşı-
laştırılması için bkz. Tanrıbilir, Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi ve Türk Hukuku, MHB,
Yıl 22 (2002), S. 2, 791 vd.
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi vatandaşlığın kazanılması ve kaybedilmesi
konularında önemli ilkeler benimsemiştir. Sözleşme, vatandaşlık hukukunun
cinsiyet, din, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken açısından ayrımcılık
oluşturan herhangi bir uygulama içeremeyeceğini kabul etmiştir. Diğer yan-
dan Sözleşme, devletlerin çok vatandaşlık olgusuna olumlu yaklaşımda bu-
lunmalarını öngörmektedir.
Bu sözleşmeyi Avrupa Konseyi üyesi 12 ülke onaylamış, 27 ülke de imza-
lamıştır. Ülkemiz bu sözleşmeyi henüz imzalamamakla birlikte, Avrupa Birli-
ği üyeliği sürecinde ülkemizin gündemine gelmesi muhtemel görünmektedir.
Çünkü Avrupa Birliği düzeyinde yapılan değerlendirmelerde vatandaşlık ala-
nında Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesinin temel alınması gerektiği yönünde
eğilim ağırlık kazanmıştır.”
Eğer bu sözleşme kanunun yeniden hazırlanmasının bir gerekçesi
olarak gösteriliyorsa, buna katılmak mümkün değildir. Bir kere anılan
sözleşme, Türk hukukunda gözetilmeyen hiç bir önemli ilke getirme-
mektedir
25
. İkinci olarak, sözleşmenin “vatandaşlık hukukunun cinsiyet,
din, ırk, renk ya da ulusal veya etnik köken açısından ayrımcılık oluşturan
herhangi bir uygulama” içermemesi esası, Türk Vatandaşlık Hukuku-
nun temel ilkesidir. Anayasa’nın 10. maddesinde bu husus açıkça
hükme bağlanmıştır.
26
Üçüncü olarak, âkit devletlerin çok vatandaşlık
olgusuna olumlu yaklaşmalarının sözleşmeyle hedeflendiği ve Türk
hukukunun da bu hedefe uydurulacağı gerekçede belirtilmektedir.
Ülkemizin temel kanunlarından birini değiştirmeye kalkan iradenin
yürürlükten kaldırdığı kanunun hükümlerinden habersiz olması gibi
bir ihtimal düşünülemez (düşünmek istemiyoruz). Türk Vatandaşlı-
ğı Kanunu’nun kan esasından seçme hakkıyla vatandaşlıktan ayrılma
yoluna kadar muhtelif hükümleri çok vatandaşlık hallerine cevaz ver-
mekte ve Türk vatandaşı olmak isteyen hiç kimseyi önceki vatandaşlı-
ğını terke zorlamamaktadır.
27
Kaldı ki, kanunun 22. maddesinde açıkça
Türk vatandaşlığını muhafaza ederek başka bir devlet vatandaşlığını
kazanma düzenlenmiştir. Kısacası Türk hukukunun çok vatandaşlığa
yaklaşımı olumludur.
25
Bkz., Tanrıbilir, 795-797.
26
Bu konuda bkz., Tanrıbilir, 797-800.
27
Aslında vatandaşlığını terke zorlama özellikle Batı Avrupa vatandaşlık kanunları-
nın yöntemidir ve bu nedenle zor durumda kalan Türk vatandaşları için kanunun
çıkma ve sonuçlarıyla ilgili hükümlerde değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca bkz. Ay-
bay, 201 vd.
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
49TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
Gerekçede Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’nin imzalanması yö-
nündeki eğilimden ve zorlama ihtimalinden bahsedilmektedir.
28
Yalnız
unutulmamalıdır ki, bu sözleşme sadece vatandaşlık hukukunun ilkele-
rini, vatandaşlığın kazanılması ve kaybındaki esasları düzenlememek-
tedir. Bu konuların yanı sıra, Türk hukukunda tarihi bir bilgi olarak
kalmasını temenni ettiğimiz arazi terk ve ilhakı da düzenlenmektedir.
Bundan başka, askerlik yükümlülüğünden muafiyet veya alternatif sivil
hizmet gibi Türk hukukunda bulunmayan ve son zamanlarda tartışma-
ya açılan hususlar da bulunmaktadır.
29
Dolayısıyla bu sözleşmeye taraf
olmamızın oldukça fazla tartışılması gerekecektir. Ancak vatandaşlık
kanunumuzda değişik nedenlerle sistemi bozan veya sadece kadına ve
onun çocuklarına imtiyazlı konum sağlayan hükümlerin “ayırım yasa-
ğı” ilkesi çerçevesinde yenilenmesi isteği yerindedir.
E. Vatandaşlıkla İlgili İşlemlerde Kolaylık
Gerekçede son olarak yeni bir vatandaşlık kanunu hazırlamanın
nedeni olarak vatandaşlığa alınma usulünü kolaylaştırma sayılmıştır:
“Diğer yandan, küreselleşmenin bir sonucu olarak ulaşım imkânlarının
artması ile Türkiye ile tarihi ve sosyolojik bağları bulunan veya bulunmayan
ve Türkiye dışında yaşayan bir çok yabancının Türk vatandaşlığını kazanma-
ya yönelik başvurularında büyük artışların olduğu gözlemlenmiştir. Başvu-
ruların sağlıklı ve hızlı bir şekilde incelenmesi ve değerlendirilmesi için yeni
düzenlemelere ihtiyaç duyulmaktadır.
Gelişmiş ülkelerin de uyguladığı bir yol olarak Türkiye’nin ekonomik ve
sosyal hayatına katkıda bulunabilecek yabancılara Türk vatandaşlığının daha
kolay verilmesi suretiyle, bu kişilerin ülkemize kazandırılmaları da önem arz
etmektedir.”
Eğer kanun koyucunun amacı, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal
hayatına katkıda bulunacak kişilere daha kolay yoldan vatandaşlık
vermek ise, bu yol zaten 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda
düzenlenmiştir. Anılan kişiler, Kanunun “istisnai vatandaşlığa alınma”
başlığını taşıyan 7. maddesinin, (d) bendinde “Türkiye’ye sanayi tesisleri
28
Bu husus Avrupa Birliği Uyum Komisyonu raporunda da ifade edilmektedir. Ay-
rıca raporda Türkiye’nin Avrupa Birliği Müktesebatı’na uyum çalışmaları içinde
vatandaşlık konusunun yer almadığı da belirtilmektedir.
29
Bu konudaki tereddütler tasarı hakkında hazırlanan rapor ve karşı oy yazılarında
da ifade edilmiştir.
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
getiren sosyal, ekonomik alanlarda veya bilim, teknik veyahut sanat alanla-
rında olağanüstü hizmeti geçmiş veya hizmeti geçeceği düşünülen kimseler”
olarak düzenlenmiştir.
Bu kişiler ikamet ve yerleşme niyeti dışındaki diğer vatandaşlı-
ğa alınma şartlarını taşımaları şartıyla bu yoldan yararlanabilirler.
403 sayılı kanunun 7. maddesinin (d) bendi dışında (e) bendinde de
vatandaşlığa alınması zaruri görülen kişiler düzenlenmiştir. Anılan
hükümlerin, özellikle takımların yabancı oyuncu kontenjanına katkı-
da bulunma amacıyla ülkemizde birkaç aydır bulunan ve tek kelime
Türkçe bilmeyen sporcular için sıklıkla kullanıldığı bilinen bir gerçek-
tir. Dolayısıyla mevcut düzenleme “vatandaşlığa alınmak istenen kişiler”
için herhangi bir sıkıntı yaratmamaktadır.
Tasarının 12. maddesinde Türk vatandaşlığını istisnai olarak kaza-
nabilecek kişiler arasında 403 sayılı kanunun 7. maddesinin (d) ve (e)
bentlerinde sayılan yabancılar yer almaktadır. Tasarının, “Türk vatan-
daşlığının kazanılmasında istisnai haller” başlığını taşıyan 12. maddesine
göre, maddede sayılan kişiler tasarının 11. maddesinin (g) bendinde
aranan şartı taşımak kaydıyla Türk vatandaşlığını kazanabilirler. Ta-
sarının 11. maddesinin (g) bendinde sayılan şart ise, vatandaşlığa alın-
mak isteyen kişinin milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından engel
teşkil edecek bir hali bulunmamasıdır. Böylece tasarıyla uygulamada-
ki fiili durum yasalaştırılmış olmaktadır. Kanaatimizce, 403 sayılı ka-
nunun 7. maddesinin ilk cümlesinde yapılacak bir değişiklikle de bu
kolaylık sağlanabilirdi.
III. Tasarının Yapısı ve Çeşitli Hükümleri
Türk Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı
Kanunu’ndan farklı bölümlemeye sahiptir. 403 sayılı kanun, beş bö-
lümden oluşmaktadır ve ilk iki bölüm kendi arasında birbirine simet-
rik alt başlıklara sahiptir. İlk iki bölüm kanun yoluyla, yetkili makam
kararıyla ve seçme hakkının kullanılması yollarıyla vatandaşlığın ka-
zanılması ve kaybının gerçekleşmesini öngörmektedir. Ancak bu si-
metri kaygısı bazı hallerde alt başlıkla bağdaşmayan durumların orta-
ya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin, TVK m. 5/I’deki evlenme ile
vatandaşlığın kazanılması, kanun yoluyla vatandaşlığın kazanılması
olarak düzenlenmekle beraber, esasen seçme hakkını kullanmak su-
retiyle vatandaşlığın kazanılmasıdır. Keza, TVK m. 19’daki evlenme
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
51TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
yoluyla vatandaşlığın kaybı da, üst başlığının kanun yoluyla vatan-
daşlığın kaybı olmasına rağmen, seçme hakkının kullanılmasıyla va-
tandaşlığın kaybıdır. Zira belirtilen hallerde vatandaşlık, kanunda
öngörülen şartları taşıyan kişinin talebi ile kazanılmakta veya sona
ermektedir. Eğer gerçekten bu yollar kanun yoluyla vatandaşlığın ka-
zanılması veya kaybı olsalardı değişiklik, ilgilinin talebine veya yetkili
makamın karar vermesine ihtiyaç olmaksızın kendiliğinden, kanunda
belirtilen hukuki olay veya işlemlerin neticesinde ortaya çıkardı. Türk
Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı simetri kaygısını bir tarafa bırakmış ve
Türk vatandaşlığını altı bölümde düzenlenmiştir.
Birinci Bölüm, kanunun amacını, kapsamını, tanımları ve bu ka-
nunla ilgili idari organları düzenlemektedir (m. 1-4). Görüldüğü üzere,
son zamanlarda kanunların hazırlanmasında izlenen yöntem, burada
da aynen uygulanmıştır.
İkinci Bölümde, “Türk Vatandaşlığının Kazanılması” başlığı altın-
da bütün vatandaşlığın kazanılması yolları ele alınmaktadır (m. 5-
22). Vatandaşlığın kazanılması başlıca iki şekilde gerçekleşmektedir:
(1) Doğumla kazanılan vatandaşlık (m. 6) ve (2) Sonradan kazanılan
vatandaşlık (m. 9). Doğumla vatandaşlığın kazanılması da iki halde
mümkündür: Soy bağı esası ve toprak esası. Vatandaşlığın sonradan
kazanılması ise şu hallerde mümkündür: Yetkili makam kararıyla va-
tandaşlığın kazanılması, evlenme, evlat edinme ve seçme hakkının
kullanımıyla vatandaşlığın kazanılması.
Üçüncü Bölümde ise, Türk vatandaşlığının kaybı yolları düzenlen-
mektedir (m. 23-35). Üçüncü bölüme göre vatandaşlık, yetkili makam
kararıyla veya seçme hakkının kullanılmasıyla sona ermektedir. Tasa-
rıda yetkili makam kararıyla vatandaşlığın kaybı çıkma, kaybettirme
ve vatandaşlığa alınmanın iptali halinde mümkündür.
Dördüncü Bölümün konusu, Türk vatandaşlığının ispatı ve vatan-
daşlık ihtilaflarıdır (m. 36–37).
Beşinci Bölümde, vatandaşlığın kazanılması ve kaybıyla ilgili bazı
işlemler “ortak hükümler” başlığı altında yer almaktadır (m. 38-42).
Altıncı ve son bölüm, “çeşitli hükümler” başlığını taşımakta olup, bu
bölümde (1) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları (m.43), (2)
403 sayılı kanuna göre Türk vatandaşlığını kaybedenler (m. 44), (3)
çifte vatandaşlık talebi (m. 45), (4) masraflar ile intikal hükümleri (m.
46-47) yer almaktadır.
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
(1) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının Türk vatan-
daşlığına alınmalarına ilişkin ilk düzenleme 2003 yılında 403 sayı-
lı kanuna eklenen bir madde
30
ile olmuştur. Anılan ek madde, Türk
vatandaşlığına geçmek isteyen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti va-
tandaşlarının yetkili makama başvurarak Türk vatandaşı olmak iste-
diklerini beyan ettikleri takdirde, Türk vatandaşlığını kendiliğinden
kazanmalarını öngörmektedir.
31
Tasarı da ise, taleple Türk vatandaş-
lığını kazanma imkanı, sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatan-
daşlığını asli olarak kazanan kişilere tanınmaktadır(m. 43/1). Anılan
devlet vatandaşlığını sonradan kazananların yetkili makam kararıyla
vatandaşlığa alınma yolundan yararlanabilecekleri de ayrıca hükme
bağlanmaktadır (m. 43/2).
(2) Tasarıda Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 25. maddesinin izin
almaksızın yabancı devlet vatandaşlığını kazanma (a bendi) ve asker-
likle ilgili kayıp halleri (ç, d ve e bentleri) hakkında bir hüküm yer
almaktadır. Sayılan sebeplere dayanılarak vatandaşlığı kaybettirilen-
lerin başvurmaları halinde, milli güvenlik ve kamu düzeni açısından
engel teşkil edecek bir hali bulunmamak kaydıyla, Türkiye’de ikamet
etme şartı aranmaksızın Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden Türk va-
tandaşlığına alınabilmeleri imkanı getirilmektedir (m. 44). 403 sayılı
kanununa göre, 25. madde uyarınca vatandaşlığı hangi sebeple olursa
olsun kaybettirilen kişilerin, ikamet şartı aranmaksızın yeniden vatan-
daşlığa alınma yolundan yararlanmaları mümkündür (m. 8). Bu du-
rumda kanun koyucu, kaybettirme sebepleri arasında bir ayırım yap-
makta, 403 sayılı kanunun 25. maddesinin (a), (ç), (d) ve (e) bentlerine
göre vatandaşlığı kaybettirilenlere ayrıcalık tanımaktadır. Tasarının 44.
maddesindeki ayırıma gerekçe olarak, bu sebeplere dayanılarak kay-
bettirme
32
uygulamasına son verilmesi gösterilmektedir. Öte yandan,
30
RG, 3.6.2003 - 25127.
31
Ayrıca maddenin uygulanmasını göstermek üzere bir de yönetmelik çıkarılmıştır.
Bkz., RG, 24.5.2004-25471.
32
Tasarının ilgi hükmüne göre, “MADDE 29- (1) Aşağıda belirtilen eylemler-
de bulundukları resmi makamlarca tespit edilen kişilerin Türk vatandaşlığı
Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulu kararı ile kaybettirilebilir.
a) Yabancı bir devletin, Türkiye’nin menfaatlerine uymayan herhangi bir
hizmetinde bulunup da bu görevi bırakmaları kendilerine yurt dışında dış
temsilcilikler, yurt içinde ise mülki idare amirleri tarafından bildirilmesine
rağmen, üç aydan az olmamak üzere verilecek uygun bir süre içerisinde
kendi istekleri ile bu görevi bırakmayanlar,
b) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin her türlü hizmetinde
hakemli makaleler Feriha Bilge TANRIBİLİR
53TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
tasarının askerlikle ilgili kaybettirme sebebi, izin almaksızın yabancı
bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapmadır (m. 29/1-c).
Muhtelif devletlerin vatandaşlık kanunlarında yabancı bir devletin
hizmetinde bulunma vatandaşlığı kayıp sebebi olarak öngörülmüş-
tür.
33
Tasarı hakkında Meclis Avrupa Birliği Uyum Komisyonu’nun
düzenlediği rapordan, komisyonun askerlik görevini yapmayanlara
ilişkin kaybettirme uygulamasına son verilmesinin sebebini araştırdığı
görülmektedir. Komisyona İçişleri Bakanlığı yetkilisinin verdiği bilgi-
ye göre bu değişikliğin dayanağı, Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’nin
“kimsenin rızası dışında vatandaşlığının kaybettirilmemesi” ilkesidir. Söz-
leşmenin 4. maddesinde vatansızlığı önlemek amacıyla bu ilkeye özel-
likle yer verilmiştir. Ancak yine aynı sözleşmenin 7. maddesinde de
vatandaşlığın ilgilinin rızası dışında sona erdirilebileceği haller sayıl-
mıştır. Bu hallerden birisi, kişinin yabancı bir devletin silahlı kuvvet-
lerinde kendi isteğiyle hizmette bulunmaktır (m. 7/c). Tasarı, raporlar
ve sözleşme hükümleri birlikte ele alındığında bazı hususlar dikkati
çekmektedir. Tasarıyı hazırlayanlar kimsenin rızası dışında vatandaş-
lığının kaybettirilmemesi ilkesine bu kadar önem atfediyorlarsa, niye
tasarının vatandaşlığın kaybı bölümünde kaybettirme ve vatandaşlığa
alınmanın iptaline yer vermişlerdir? Vatandaşlığın kaybettirilmesinin,
Anayasal bir yükümlülük olan askerlik yükümlülüğünü yerine getir-
memenin müeyyidelerinden biri olarak artık görülmek istenmediği
açıkça yazılamaz mıydı?
(3) Herhangi bir nedenle yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanan
kişilerin, bu durumlarına ilişkin belgeleri ibraz etmeleri ve yapılacak
inceleme sonucunda kayden aynı kişiler olduklarının tespiti halinde,
nüfus aile kütüklerindeki kayıtlarına çok vatandaşlığa sahip olduk-
larına dair açıklama yapılır (m. 45). 403 sayılı kanuna 2383 sayılı ka-
nunla getirilen izinle, yabancı bir devlet vatandaşlığını kazanma-çok
vatandaşlık hali (m. 22/III), tasarıda kaldırılmaktadır. Böylece, özellik-
le hükmün çıkmayı düzenleyen hükümler arasında bulunmasına yö-
nelik eleştiriler de karşılanmış bulunmaktadır. Türk vatandaşlığının
kazanılması veya kaybıyla ilgili olmayan çok vatandaşlık statüsünün
Bakanlar Kurulunun izni olmaksızın kendi istekleriyle çalışmaya devam
edenler,
c)
İzin almaksızın yabancı bir devlet hizmetinde gönüllü olarak askerlik yapan-
lar.
33
Bkz., http://opm.gov/extra/investigate/IS-01.pdf
Feriha Bilge TANRIBİLİR hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 72, 2007
ayrı bir başlık altında düzenlenmesi yerinde olmuştur.
(4) Son bölümde ayrıca masraflar ve intikal hükümleri (m. 46 vd.)
de bulunmaktadır. Burada dikkati çeken husus, yetkili makam kararıy-
la vatandaşlığa alınmada öngörülen beş yıllık ikamet süresinin, Türk
soylu yabancılar için 31.12.2010 tarihine kadar iki yıl olarak uygulan-
masına ilişkin hükümdür (Geçici madde 1). Bilindiği üzere, Türk soylu
yabancılar, istisnai olarak vatandaşlığa alınmadan yararlanabilecek ki-
şilerdendir (403 sayılı kanun m. 7/c). Bu yoldan yararlanacak kişiler-
den ikamet (ve yerleşme niyeti) şartı aranmaz. Tasarının Geçici Mad-
de 1’in gerekçesinde, uygulamada Türk soylu yabancılar için iki yıl
ikamet şartı arandığı ve maddede öngörülen geçiş süresinin sonunda
Avrupa Vatandaşlık Sözleşmesi’yle uyumun sağlanacağı belirtilmek-
tedir. Türk Vatandaşlığı Kanunu’nda aranmayan bir süre uygulamada
neye dayanarak aranıyor sorusu akla gelmektedir. Zira, Anayasa’nın
66. maddesinin III. fıkrası gereği, vatandaşlığın kazanılması ve kay-
bı şartlarının açıkça kanunla düzenlenmesi gerekir. O halde idarenin
Türk soylu yabancıları vatandaşlığa alma için iki yıl ikamet şartı ara-
ması bu anlamda Anayasa’ya aykırıdır.
IV. Sonuç
Yukarıda halen meclis gündeminde bulunan ve komisyon raporla-
rının tamamlanması beklenilen Türk Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı’nın
hazırlanması nedenleri üzerinde durulmuştur. Tasarının vatandaşlığın
kazanılması ve kaybına ilişkin hükümleri ayrı bir inceleme konusudur.
Tasarının gerekçesi ve muhtelif hükümlerinden anlaşıldığı kadarıyla,
kanunu hazırlayanlar kesinlikle 403 sayılı kanunu yürürlükten kaldır-
maya kararlıdırlar. Ancak bu kararlarını dayandırdıkları gerekçeler,
yukarıda da belirtildiği üzere çok haklı veya çok kuvvetli gerekçeler
değildir. Umarız, tasarı kanunlaşmadan önce bir kez daha gözden ge-
çirilebilir. Aksi halde son zamanlarda yürürlüğe giren pek çok kanun
gibi bu kanun da daha yürürlüğe girmeden değiştirilen bir kanun ol-
maktan kurtulamayacaktır. Bu da tam bir kısır döngüye yol açacaktır.
Çünkü tasarının hazırlanma nedenlerinin başında, mevcut kanunun
pek çok değişiklik geçirmesi ve yapısının bozulması gelmektedir.