makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
339TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
1. Karşılaştırmalı Hukuk
I. Genel Olarak
Günümüzde modern hukuk sistemlerinin hemen hepsinde şüphe-
li ve sanık olarak ceza muhakemesine dahil olan kişiler bir süje olarak
bazı haklara sahiptir. Bunların en önemli olanları anayasal haklar de-
recesine ulaşmıştır. Bu hakların en başında doğaldır ki, kişinin “hakla-
rını öğrenme hakkı” gelmektedir. Bu hak ABD Yüksek Mahkemesi’nin
1
1966 yılında verdiği ve “Miranda Kararı” olarak bilinen bir karardan
2
doğmuş ve gelişmiş olan bir haktır. Bu karar ile polis tarafından yaka-
lanan ve sorgulanan kişilere sahip oldukları anayasal hakların bildiril-
mesi gerektiği düşüncesi ortaya çıkmıştır.
Miranda Kararı, “kişinin kendisini suçlamaya zorlanamama ilkesi” ile
de yakından ilgilidir. ABD Yüksek Mahkemesi Miranda Kararı’ndan
önceki dönemde, 19. yüzyılın sonlarına doğru, zorlayıcı itirafları içe-
ren birçok mahkûmiyet kararını yeniden incelemiştir.
3
Bu kararlarda
yargıçlar içtihat hukukunun
4
kanıt ile ilgili kurallarına dayanarak ikna,
tehdit veya vaatlerle elde edilen itirafların kabul edilemeyeceğini ifade
*
Avukat, Ankara Barosu, Gazi Üniversitesi Master Öğrencisi.
1
The Supreme Court.
2
Miranda v. Arizona (1966).
3
Örneğin; Hopt v. Utah (1884), Bram v. United States (1897).
4
“Common Law”; Bu kavram Anglo – Amerikan Hukuku’nda, “Mahkeme kararları
ve dava hukuku ile gelişen ve kanunda yer almayan hukuk” anlamına gelmektedir.
Bkz., Davies, Malcolm/Croall, Hazel/Tyrer, Jane, Criminal Justice – An Introduction
To The Criminal Justice System In England And Wales, s. 420, Pearson Education Limi-
ted, Third Edition Published 2005.
MİRANDA HAKLARI
(Miranda v. Arizona 1966)
Ahmet Emrah AKYAZAN
*
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
340TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
etmişler ve böyle itirafların güvenilirliğinin şüpheli olduğuna işaret
etmişlerdir. Yüksek Mahkeme ABD Anayasası’nın ek 5. maddesinde-
ki; “kişinin kendisini suçlamaya zorlanamama ilkesi”ne dayanarak, federal
bir ceza duruşmasında sanığın iradi olmayan itirafının kabul edilme-
sini önlemiştir. Buna karşılık yargıçlar kısa bir süre sonra verdikleri
bir başka kararda,
ek 5. maddedeki ilkenin eyalet mahkemelerinde
uygulanmasını kabul etmemişlerdir. Hatta mahkeme daha sonraki yıl-
larda federal duruşmalarda da ek 5. maddenin esasını geliştirmekte
başarısız olmuştur.
S
Yüksek Mahkeme davalarında, ABD Anayasası’nın ek 14. mad-
desi
de önemli olmuştur.
Miranda Kararı’ndan önce Yüksek Mahke-
me, itirafların kabul edilebilirliğini ve kabulleri her olay için ayrı ayrı
değerlendiriyor ve anahtar kriter olarak, isteyerek gerçekleşmeyi esas
alıyordu. Buna göre, mahkemeler, itirafların zorlanarak alınıp alınma-
dığına ve zanlıların ABD Anayasası’nın ek 14. maddesinde öngörülen
“adil yargılanma” hakkından mahrum edilip edilmediğine göre karar
veriyordu.
9
Miranda v. Arizona (1966) davasında ise Yüksek Mahkeme,
bir suçla itham edilen bir kişinin, verdiği ifadeler sırasında, anayasal
sessiz kalma hakkından, “isteyerek, bilerek ve aklî durumu normal iken”
vazgeçmemiş ise, verdiği ifadelerin mahkemede kanıt olarak kullanı-
lamayacağına karar vermiştir. Bu karar, devrimci ve çok tartışmalı bir
karardır. Bu tarihe kadar, sessiz kalma hakkının sadece mahkemede
uygulanacağı düşünülüyordu. ABD Anayasası’nın ek 5. maddesi, ceza
davalarında zanlılara mahkemede, kendi aleyhlerine tanıklık yapma-
ma hakkını vermektedir. Miranda Kararı ile Yüksek Mahkeme, sessiz
kalma hakkını, mahkeme salonundan, polisin sorgulama odasına taşı-
mıştır.
10
Twining v. New Jersey (1908).
S
Acker, James R./Brody, David C., Criminal Procedure A Contemporary Perspective,
s. 220, Second Edition, Jones And Bartlett Publishers Inc., Sudbury – Massachusetts,
2004.
Bu ek madde Amerikan İç Savaşı’nın (1861 – 1865) bitiminden üç yıl sonra Anaya
sa’ya eklenmiştir.
Sonneborn, Liz, Supreme Court Cases Through Primary Sources – Miranda v. Arizona
– The Rights Of The Accused, s. 30, Rosen Publishing Group Inc., New York, 2004.
9
Del Carmen, Rolando V., Criminal Procedure, Law And Practice, s. 340 – 342, Thomson
Wadsworth, Sixth Edition, 2004.
10
Prentzas, G. S., Miranda Rights; Protecting The Rights Of The Accused, s. 4, Rosen Pub-
lishing Group Inc., First Edition, New York, 2006.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
341TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
II. Miranda Kararı
ABD’de 1966’dan beri yakalama ve sorgu ile ilgili en önemli konu,
kişinin kendini suçlamaya zorlanamama ilkesini ifade eden Miranda v.
Arizona (1966) davası olmuştur.
11
Bu karar Yüksek Mahkeme’nin en iyi
bilinen kararlarından biridir.
12
3 Mart 1963’te ABD’nin Arizona eyale-
tinde bir kişi genç bir kadını arabası ile kaçırmış, ellerini ve ayaklarını
bağlayıp tecavüz ettikten sonra, evinin yakınlarında bir yere bırakmış-
tır. Olay polise bildirilmiş ve soruşturma başlatan polis, 23 yaşında,
Ernesto Miranda adında bir Meksikalı’nın evine gitmiştir. Bu kişi daha
önce, ev soyma, tecavüze teşebbüs ve saldırı suçları nedeniyle çocuk
nezarethanesi yetkililerine teslim edilmiş olan ve suç kayıtları bulu-
nan bir sabıkalıdır. Polis merkezinde, dört diğer Meksikalı ile birlikte,
sanık teşhis odasına alınmış ve burada şikâyetçi tarafından teşhis edil-
miştir. Bunun üzerine sorgulama odasına alınarak, polisler tarafından
iki saat süre ile sorgulanmış ve sözlü olarak itirafta bulunduktan sonra
yazılı bir ifade imzalamıştır.
13
Yoksul bir kişi olan Miranda’ya sorgulamadan önce bir avukatla
görüşme hakkı bulunduğu hiçbir aşamada söylenmemiştir. İfadeyi im-
zalarken şöyle bir kabul ifadesine de yer vermiştir: “Bu ifademi isteyerek,
serbest irademle, hiçbir tehdit, baskı veya dokunulmazlık vaadi olmaksızın ve
bütün yasal haklarımı bilerek, verdiğim her ifadenin bana karşı kullanılabi-
leceğini anlayarak yapıyorum.” Miranda’nın yaptığı itiraf, şikâyetçinin
anlattıkları ile uyumlu bulunmuştur. Ayrıca şikâyetçiyi serbest bırak-
tıktan sonra ona; “Benim için dua et” dediği de ifadede yer almaktadır.
Miranda, iddianamede, insan kaçırma ve tecavüz ile suçlanmış,
sözlü ve yazılı ifadeleri kanıt olarak mahkemeye sunulmuştur. Miran-
da, savunması için hiçbir kanıt ortaya koyamamış ve her iki suçtan da
mahkûm edilerek, 20 ve 30 yıllık hapis cezalarına çarptırılmıştır. Daha
sonra Eyalet Yüksek Mahkemesi
14
temyiz edilen kararı onaylayarak
sanığın, “avukat bulundurma hakkının kendisine söylenmediği ve itirafları
sırasında bir avukat bulunmadığı için itiraflarının kanıt olarak kabul edil-
memesi gerektiği” şeklindeki itirazlarını reddetmiştir. Mahkeme sanığın
11
Zalman, Marvin, Criminal Procedure Constitution And Society, s. 266, Fourth Edition,
Pearson Education Inc., New Jersey – United States, 2005.
12
Issues Of Democracy, Landmark Decisions, s. 29 – 30, April 2005, Volume 10, The
Supreme Court Of The United States, Highest Court In The Land.
13
Bkz. Acker, James R./Brody, David C., s. 226.
14
State Supreme Court.
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
342TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
avukat konusundaki itirazını reddederken de, Escobedo v. Illinois (1964)
kararındaki şu kuralı gerekçe göstermiştir: “Şüpheli talep ettiği halde,
avukatına danışmasına izin verilmemesi durumunda, avukat hakkının kul-
landırılmadığına karar verilebilir.” Oysa Miranda ifadelerini verirken hiç
avukat talebinde bulunmamıştır.
15
Miranda davası ile birlikte, People v. Vignera (1965), Westover v.
United States (1965) ve People v. Stewart (1965) davaları da ABD Yüksek
Mahkemesi’ne gönderildi. Bu dört davanın müşterek yönleri vardı:
Dördünde de ciddî suçlar söz konusuydu; insan kaçırma – tecavüz,
soygun, banka soygunu, soygun – cinayet. Dördünde de olaylar ben-
zer şekilde cereyan etmişti: Zanlılar polis tarafından nezarete alınmış,
sorgulanmış ve sessiz kalma ve/veya avukat haklarından açık şekilde
haberdar edilmemişlerdi. Dördünde de suçun ispatı için, sanıkların
itirafları mahkemede kullanılmıştı. Yüksek Mahkeme bu dört dava-
yı karar sırasında tek bir çatı altında toplayarak değerlendirdi ve tüm
dünyada bilinen Miranda v. Arizona kararları ortaya çıktı.
III. Kararın Değerlendirilmesi
109 sayfalık Miranda Kararı, Yüksek Mahkeme’de 5 – 4 oy çokluğu
ile alınmıştır. Miranda Kararı’nda yer verilen düşünceler, sadece poli-
sin ceza davalarında hazırlık olarak yaptığı sorgulama uygulamaları
ve alınan itiraflara karşı yöneltilen eleştirilerle ilgili yaklaşım ve değer-
lendirmeleri değil, aynı zamanda kanunda ve olaylarda ortaya çıkan
çeşitli iç içe girmiş konular arasında uyum sağlayabilmek açısından
getirilen yaklaşımları da içermektedir.
16
ABD Anayasası’nın ek 5. maddesi pek çok hakkı kapsamaktadır.
Bunlar arasında polislerin sorgulama sırasında şüphelilere karşı dav-
ranışlarıyla ilgili olanlar da vardır.
17
Bu madde bir ceza davasında hiç
kimsenin kendi aleyhine tanıklığa zorlanamayacağı kuralını getirmek-
tedir. Meşhur Miranda v. Arizona davasında, Yüksek Mahkeme, bu ku-
ralın nezaretteki soruşturmaya uygulanmasına açıklama getirmiştir.
Bu karara göre: “Savcılık, kendi aleyhine tanıklığa zorlanamama ile ilgili
15
Acker, James R./Brody, David C., s. 226 – 227.
16
Acker, James R./Brody, David C., s. 228.
17
Cole, George F./Smith, Christopher E., Criminal Justice In America, s. 138, Thomson
Wadsworth, 2004.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
343TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
koruyucu usul ve esaslara uyulduğunu kanıtlayamadığı takdirde, nezaretteki
sorguda
18
zanlıdan alınan ifadeleri kullanamayacaktır.”
19
Bir kişi nezarete alındığı veya başka bir şekilde hürriyetinden
yoksun bırakıldığı zaman, kişinin kendini suçlama yasağı konusun-
da sahip olduğu güvence tehlikeye girmektedir.
20
Bu nedenle Miranda
Kararı zanlıya en az aşağıdaki hususların sağlanmış olmasını öngör-
mektedir:
“Sorgulamadan önce kişiye; sessiz kalma hakkına sahip olduğu, her be-
yanının aleyhine delil olarak kullanılabileceği ve kendi tutacağı veya kendisi
için atanacak bir avukat isteme hakkına sahip bulunduğu söylenecektir. Zan-
lı, kendi isteğiyle, bilerek ve aklî kontrolü yerinde olarak, bilinçli şekilde bu
haklarından feragat edebilir. Bununla birlikte, soruşturmanın herhangi bir
aşamasında, konuşmadan önce bir avukata danışmak istediğini herhangi bir
şekilde ifade ederse, soruşturmaya devam edilmez. Aynı şekilde; kişi yalnız ise
ve herhangi bir şekilde sorgulanmak istemediğini belirtirse, polis onu sorgu-
lamamalıdır.”
21
Yüksek Mahkeme Miranda Kararı ile biraz karışık bir konu olan
kendini suçlama yasağı ilkesine açıklık getirmeye çalışarak, bu konu-
da geçerli kurallar hakkında polise ve mahkemelere yol göstermiştir.
22
Şüpheliye kendini suçlayan bir kabulde bulunup bulunmama konu-
sunda bir seçim hakkı verildiğinde, itiraf etmek için duyulacak ahlâkî
içgüdü ile cezadan kurtulma isteği arasında bir çatışma ortaya çıka-
caktır. Sorgulama öncesi avukatından tavsiye alan şüpheliye, polisin
sorularına cevap vermemesi gerektiği söylenebilecektir. Suçlu olan
şüpheliler, bu şekilde, kendi çıkarlarının sessiz kalmak olduğunu an-
layacaklardır. Netice itibariyle Miranda Kararı, kanunun zorlayıcılığı
üzerindeki ve suça karşı savaş üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle
geniş ölçüde endişe ile karşılandı. Ancak polis ve mahkemeler uygu-
lamaları ile, şüpheliler için gerçek seçim hakkına tam olarak olanak
sağlamadılar.
23
18
Custodial Interrogation.
19
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, Criminal Evidence, s. 405, Oxford University
Pres Inc., New York – United States, 2004.
20
Acker, James R./Brody, David C., s. 235.
21
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, s. 405.
22
Acker, James R./Brody, David C., s. 238.
23
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, s. 405 – 407.
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
344TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
IV. Kararın Etkileri
Yüksek Mahkeme’nin “devrim niteliğinde” olduğu ifade edilen
24
bu kararı, yeni bir usul yaratmakla, kanun uygulamasına büyük bir
etki yapmıştır. Bu yeni usul ile polis memurları, itiraf alabilmek için
şüphelilerin sorgulanmasından önce yeni kuralları uygulayacaklardır.
Miranda Kararı’ndan sonra, polisin şüphelileri, sessiz kalma ve sor-
gulama başlamadan önce bir avukatın bulunmasını isteme hakları bu-
lunduğu konularında bilgilendirmesi isteniyordu.
25
Bu nedenle polis
memurlarının sorgudan önce şüpheliye Miranda Kararı’nda yer alan
belirli sözcük ve ifadeleri içeren bir uyarıda bulunmaları gerekliliği or-
taya çıktı.
26
Polis memurlarının kendi sorgu usullerini bu doğrultuda
düzenlemeleri ve Miranda Kararı’nda yer alan hakları şüpheliye sor-
gudan önce duyurmaları gerekiyordu.
27
Hukuk uzmanları, Miranda Kararı’nın hassas noktalarını tartışır-
ken, polis yetkili bölümleri, polis merkezlerinde uygulanacak Miranda
Kararı ile ilgili değişiklikler konusunda gerekli düzenlemeleri yapmak-
la uğraşıyorlardı. Yüksek Mahkeme, polisin zanlıları sorgulamadan
önce onlara ne söylemesi gerektiğini tam olarak belirtmemişti. Ancak,
pek çok polis merkezi, kısa bir süre sonra, polis memurlarının aşağı
yukarı söylemeleri gerekenleri şu makul kelimelerle ifade etmişlerdi:
28
“Sessiz kalma hakkına sahipsiniz. Söyleyeceğiniz her şey mahkemede aleyhi-
nize delil olarak kullanılabilecektir. Bir avukatla konuşma hakkına sahipsi-
niz. Sorgulanırken avukatın da yanınızda bulunmasını isteyebilirsiniz. Eğer
avukat tutacak imkânınız yoksa istediğiniz takdirde her türlü sorgulamadan
önce yanınızda bulunması için size bir avukat tayin edilecektir.”
29
“Miranda
Uyarıları” olarak kabul edilen
30
bu ifadeler, genellikle “Miranda Hak-
ları” olarak bilinmekte ve şüphelilere okununca, şüphelilerin “Miran-
dalaştırıldığı” söylenmektedir.
31
Netice itibariyle, Miranda Kararı’ndan
doğan bu dört konuda kişinin sorgudan önce uyarılması gerekmek-
tedir. Bu uyarılar yapıldıktan sonra kişi, bilerek ve bilincinde olarak
bu haklarından feragat ederek soruları cevaplandırabilir veya yazılı
24
Acker, James R./Brody, David C., s. 228.
25
Prentzas, G. S., s. 5.
26
Zalman, Marvin, s. 285.
27
Cole, George F./Smith, Christopher E., s. 140.
28
Sonneborn, Liz, s. 45.
29
Issues Of Democracy, s. 29, Cole, George F./Smith, Christopher E., s. 138.
30
Sonneborn, Liz, s. 45.
31
Prentzas, G. S., s. 5.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
345TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
ifade verebilir. Ancak, savcılık mahkemede, bu uyarıların yapılmış
olduğunu ve kişinin bu haklarından feragat ettiğini kanıtlayamazsa,
sorgulamada elde edilen hiçbir kanıt mahkemede bu kişi aleyhine kul-
lanılamayacaktır.
32
ABD’de tüm polis memurları, kısa sürede Miranda Uyarıları’nı
okumanın önemini öğrenmişlerdir.
33
Ancak bu karar aynı zamanda
önemli bir hukukî konuda şiddetli tartışmaları da ortaya çıkarmıştır.
34
ABD Hukuk Sistemi, hükümetin kanuna uyan vatandaşları koruma
görevi ile sanıkların anayasal haklarını nasıl dengeleyebilecektir?
V. Karardan Sonraki Dönem
Yüksek Mahkeme’nin, Miranda Kararı’ndan sonra verdiği karar-
lar, Miranda Kararı’ndaki iyi niyetli prensip kararlarına ters yönde ol-
muştur. Bu kararlar, Yüksek Mahkeme’nin, zanlılar üzerindeki polis
baskısını azaltma eğiliminde yeterince samimî olmadığını göstermiş-
tir. Örneğin, bir davada zanlı polis merkezinde sorgulandığı halde,
Yüksek Mahkeme, zanlının teknik olarak tutuklanmamış olduğu ge-
rekçesiyle Miranda prensiplerinin bu zanlı için uygulanamayacağına
karar vermiştir.
35
Yüksek Mahkeme 1984’te, Berkemer v. McCarty da-
vasında, bir trafik kontrolü sırasında durdurularak yolda sorgulanan
bir sürücünün, sorgulanması “nezaretteki sorgulama” olmadığı için,
Miranda’daki koruyucu şartların uygulanmayacağına hükmetmiştir.
Yüksek Mahkeme, “polise soruşturmasında yardımcı olan” veya kendi
isteğiyle polis merkezine giden zanlıların da soruşturmada Miranda
Hakları korumasında olduğunu benimsememiştir. Yine, zanlının bazı
suçlamaları kabul etmesi için, polisin zanlıyı aldatarak, olay yerinde
parmak izinin bulunduğunu söylemesi de, Yüksek Mahkeme’nin,
zanlı lehine Miranda korumasını kabul etmesini sağlayamamıştır.
1980 yılında Rhode Island v. Innis davasında ise, zanlı tutuklandığında
bir avukat istemiş, suçta kullandığı silahın yerini söylememiştir. Polis
merkezine giderken yolda polislerin, silah bulunamazsa civardaki bir
çocuğun silahı bulup kendisini yaralayabileceği şeklindeki konuşma-
ları sırasında zanlı, silahın yerini açıklamıştır. Yüksek Mahkeme Rhode
32
Acker, James R./Brody, David C., s. 235.
33
Del Carmen, Rolando V., s. 46.
34
Prentzas, G. S., s. 5.
35
Oregon v. Mathiason (1977).
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
346TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Island v. Innis kararında da Miranda koruyucu haklarının ihlâl edil-
diğini kabul etmemiştir.
36
Daha sonraki Yüksek Mahkeme kararların-
da, zanlının polis tarafından temin edilen avukata güvenmediği için,
gözaltına alma memuru ile konuşma talebinin, polisçe kabul edilme
zorunluluğu bulunmadığına hükmedilmiştir. Zanlının bu talebini red-
deden polis, yeni sorularla zanlıyı sıkıştırmaya devam etme konusun-
da yetkili görülmüştür.
37
Üstelik Yüksek Mahkeme’nin “Önlenemez Ke-
şif”
38
doktrini uyarınca, savcı, zanlının Miranda Hakları’na tam olarak
riayet edilseydi bile yine ortaya çıkarılabilecek (keşfedilebilecek) bir
kanıt olduğuna yargıcı ikna edebilirse, Miranda kuralları ihlâl edilerek
elde edilmiş gerçek kanıtın
39
kabul edilebileceği de öngörülmüştür.
40
Böylece, savcı olasılıkları karşılaştırarak, özel bir kanıt oluşturan şeyin,
zanlının hakları ihlâl edilmeden de ortaya çıkarılmasının mümkün ol-
duğunu kanıtladığı takdirde, Miranda Hakları ihlâl edilerek elde edi-
len gerçek kanıt mahkeme tarafından kabul edilmektedir.
41
Bu şekilde ortaya çıkan iki yetki, Miranda Kararı’nın pratikteki de-
ğerini azaltan ölçüde ağırlık taşımaktadır. Birincisi, sanığın Miranda
Hakları ihlâl edilerek elde edilen bir itiraf, doğrudan sorgu sırasında
kullanılamamasına rağmen, tanık olarak sorgulanan sanığın güveni-
lirliğini sarsmak için yapılacak çapraz sorgu sırasında kullanılabil-
mektedir. Savcılar bu taktiği kullanarak jüriye sanığın daha önce suçu
itiraf ettiğini duyurmaktadır. Bu da, sanığın savunmasını mahvedecek
sonuçlar doğurmaktadır. İkincisi, ABD Federal Mahkemeleri, şüpheli
şartlarda sanığın haklarından feragat etmesi durumlarında savcıdan
yana değerlendirme yapmaktadırlar; Michigan v. Mosley (1975) dava-
sında, şüpheli, polis sorgusunda cevap vermeyi reddetmiş ve sorgu-
lama durmuştur. Ancak birkaç saat sonra, başka bir polis tarafından
sorgulanmıştır. Buna gerekçe olarak da, şüphelinin cevap vermeyi
reddetmiş olmasının, daha sonraki sorgulamayı sonsuza kadar önle-
yemeyeceği ve şüpheli fikir değiştirerek Miranda koruyucu hakların-
dan feragat ettiği için ikinci sorgulamanın yapıldığı ileri sürülmüştür.
Diğer iki davada ise polis, şüphelilerin ikinci sorgularında daha ağır
başka bir suçlama öne sürmüş ve bir suç ortağının kendisini ele verdi-
36
Karar için bkz. Zalman, Marvin, s. 292.
37
Fare v. Michael (1979).
38
Inevitable Discovery.
39
Real Evidence.
40
Nix v. Williams (1984).
41
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, s. 406.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
347TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
ğini söylemiştir. Oysa suç ortağının şüpheliyi ele verdiği doğru değil-
dir.
42
Bir başka davada ise polis, Miranda Hakları konusunda uyarıda
bulunup bilgi vermeksizin, şüpheliden bir itiraf almış sonra Miran-
da Hakları ile ilgili uyarıyı hatırlayıp bunları şüpheliye bildirmiş ve
şüpheliden bir itiraf daha almıştır. Miranda Hakları ile ilgili uyarıdan
önce itirafta bulunan şüpheli, bir kere itirafta bulunduğu için, Miranda
Hakları ile ilgili uyarı yapıldıktan sonra artık itirafını inkâr etme şan-
sını kaybetmiştir. Olayda, geçersiz olan ilk itiraftan sonra alınan ikinci
itiraf geçerli kabul edilmiştir.
43
Son olarak da, belirli bir suç ile ilgili olarak Miranda Hakları’ndan
feragat eden bir şüphelinin bu feragati genel bir feragat olarak kabul
edilmiştir. Bir şüpheli bir kere Miranda Hakları’ndan feragat etmişse,
polis bu şüpheliyi çok daha ağır başka suçlarla ilgili olarak da, Miran-
da Hakları’ndan feragat ettiğini kabul ederek sorgulamaktadır. Oysa
şüpheli, ilk suç ile ilgili olarak Miranda Hakları’ndan feragat ettiği sı-
rada, daha sonra sorgulandığı suçların da şüphelisi olduğu kendisine
söylenmemiştir.
44
Yüksek Mahkeme, Miranda Kararı’nın özünü oluşturan anlayışa
bağlı kalmayı gereksiz görmüştür. Şüphelilerin kendilerini suçlamama
konusundaki anayasal haklarını korumak yerine, Miranda Kararı’ndaki
esasların teknik yorumlarına sığınarak, Miranda Hakları’nın gelişme-
sinin önünü kesmiş ve pratikteki etkisini azaltmıştır. Şüphelilere sade-
ce,
45
“kendi isteğiyle bilerek ve aklî kontrolü yerinde olarak, bilinçli şekilde”
Anayasa’nın ek 5. maddesindeki haklarından feragat ettiklerini beyan
etme olanağı kalmıştır. Bu da Miranda öncesi durumuma göre, yine de
bir iyileşmedir.
2. Türk Hukuku
I. Genel Olarak
Türk Ceza Muhakemesi Hukuku’nda “haklarını öğrenme hakkı”nın
gelişimine bakıldığında, eski CMUK döneminde yakalanan kişiye hak-
larının ancak ifade ve sorgu sırasında bildirilmesi zorunluluğu bulun-
42
Brewer v. Williams (1977) ve Edwards v. Arizona (1981).
43
Oregon v. Elstad (1985).
44
Colorado v. Spring (1987).
45
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, s. 407.
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
348TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
maktaydı (CMUK m. 135). Bu düzenleme sanık hakları bakımından
çok geç bir evreyi ifade etmesi nedeniyle haklı olarak eleştirilmektey-
di.
46
Yeni CMK ise, kişiye haklarının “yakalama sırasında derhâl” bildiri-
leceği hükmünü getirerek çok önemli bir ilerleme sağlamıştır. CMK m.
90/4’e göre; “Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkasına
zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî
haklarını derhâl bildirir.” Bu hükme paralel olarak, Yakalama, Gözaltına
Alma Ve İfade Alma Yönetmeliği’ne göre; “Yakalanan kişiye, suç ayrımı
gözetilmeksizin yakalama sebebi ve hakkındaki iddialar ile susma ve müda-
fiden yararlanma, yakalanmaya itiraz etme hakları ile diğer kanunî hakları
ve itiraz hakkını nasıl kullanacağı, herhâlde yazılı, bunun hemen mümkün
olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl bildirilir” (m. 6/4).
47
Bu noktada uygulamada, özellikle soruşturmanın kolluk aşama-
sında, kişilere sahip oldukları anayasal ve yasal hakların bildirilmesi
işleminin sadece usulen ve evrak üzerinde yazılı bir paragraftan ibaret
olarak yapıldığı görülmektedir. Burada önemli olan şüphelinin sahip
bulunduğu hakları anlamış olmasıdır. Bu bakımdan sadece yakalama
veya ifade alma tutanağında kişiye haklarının bildirildiğinin belir-
tilmiş olması, hakların gerçekten bildirildiği ve şüphelinin de bunla-
rı anladığı anlamına gelmeyebilir. Özellikle bu aşamada, şüphelinin
psikolojik durumu ve içinde bulunduğu stresli ortam, sahip olduğu
hakları tam ve eksiksiz olarak anlamasını çoğu kez engellemektedir.
Hukukçu olmayan ve belki de resmî makamlar karşısına ilk kez çı-
kan bir kişi, yakalama ve sonrasındaki ifade alma sürecinde çok çeşit-
li duygu, düşünce, kaygılar içerisinde bulunmakta ve aslında normal
olan tüm bu tepkiler nedeniyle haklarını anlama konusunda zorluk
çekmekte, çoğunlukla da haklarını tam olarak idrak edememektedir.
Bu nedenlerle kolluk memurlarının bu aşamada, şüphelinin sahip bu-
lunduğu hakları anlaması konusunda gösterecekleri özen, hem soruş-
turma aşamasının yasaya uygun şekilde ilerlemesini sağlayacak, hem
46
Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak
Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 836, 1050, On dördüncü Bası, Arıkan Basım Yayım Da-
ğıtım Ltd. Şti., Mart 2006, Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza
Muhakemesi Hukuku, s. 438, Seçkin Yayıncılık San. ve Tic. AŞ, Yeni CMK’ya Göre
Yenilenmiş 9. Baskı, Şubat 2006, Ankara, Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Huku-
ku, s. 259, Seçkin Yayıncılık San. Ve Tic. AŞ, Birinci Baskı, Kasım 2006, Ankara.
47
Ayrıca yönetmeliğe ek “sanık hakları formu”nda da (EK – A); “İsnat olunan suçla
ilgili tarafıma okunan ve form olarak bir nüshası verilen haklarımın neler olduğunu
anladım” şeklinde bir ibare, altında da şüphelinin imzasının alınacağı bir boşluk
bulunmaktadır.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
349TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
de daha sonraki aşamalarda “hukuka aykırı yöntemlerle delil elde edildiği
ve bu nedenle, yargılamada kullanılamayacağı” şeklinde ortaya çıkabilecek
iddiaların önüne geçebilecektir.
II. İspat Hukuku
Yeni CMK ispat hukuku konusunda da birçok yenilik getirmiştir.
Bu yeniliklerin en önemlilerinden biri de, hukuka aykırı yollarla elde
edilen delillerin, hiçbir surette ceza muhakemesinde kullanılamayacak
olmasıdır. Kişinin sahip olduğu hakların kendisine bildirilmemiş ol-
ması durumunda da hukuka aykırılık söz konusu olacağından, elde
edilecek delillerin hiçbir hukukî önemi bulunmayacaktır.
48
Örneğin,
yakalama anında şüpheliye haklarının hatırlatılmamış olması duru-
munda, şüphelinin söyleyeceği şeylerin ifade değeri olmayacaktır.
Aynı şekilde haklar hatırlatılmadan alınan bir ifade de, kişinin aleyhi-
ne bir ispat vasıtası olarak kullanılamayacaktır (Bkz., Any. m. 38/6).
Kişiye sahip olduğu hakların bildirilmemesi, savunma hakkının
özünü ortadan kaldırdığı için,
49
esaslı bir hukuka aykırılıktır. Bu ne-
denle bu şekilde elde edilen bir delilin ispat gücü olmayacağı gibi,
haklar bildirilmeden, hukuka aykırı bir şekilde alınan ifade üzerine
suçlanan şüphelinin, tazminat isteme hakkı da doğacaktır.
Hukuka aykırı olarak elde edilen bir ifade, her ne kadar daha en
baştan dava dosyasına giremeyecek olsa da,
50
uygulamada bunun
aksinin de mümkün olabileceğini düşünen kanun koyucu CMK m.
289/1-i ile, hükmün hukuka aykırı şekilde elde edilen delile dayanma-
sını “mutlak bozma nedeni” olarak düzenlemiştir.
51
Sonuç itibariyle yeni düzenlemeler ile hakların bildirilmesinin ifa-
de ve sorgu sırasında yapılacağını öngören Yargıtay içtihatları da CMK
m. 90/4 paralelinde değişecektir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun
48
Burada kullanılan “delil” kavramı “bulgu” anlamındadır. Delil, asıl olarak kovuş-
turma aşamasında mahkeme açısından geçerli bir terimdir.
49
Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, s. 1054.
50
Ancak böyle bir değerlendirmenin, delilin hukuka aykırı olup olmadığını denet-
leme olanağını ortadan kaldıracağından, her şeye rağmen, o delilin dosyada mu-
hafaza edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bkz., Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa
Ruhan, s. 445.
51
Bu hükme paralel olarak CMK m. 217/2’ye göre; “Yüklenen suç, hukuka uygun bir
şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” Ayrıca bkz., CMK m. 230/1-
b.
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
350TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
27.10.1995 ve 1995/6-238 E., 1995/305 K. sayılı kararı aynen şöyledir:
“… sanığa yargılamanın hiçbir aşamasında CMUK’nun 3842 sayılı yasayla
değişik 135. maddesinde yer alan hakları hatırlatılmamıştır. Bu durumda sa-
nık, yüklenen suçtan dolayı 135. madde uyarınca sorguya çekilmeli, bu madde
ile tanınan savunmaya ilişkin hakları hatırlatılmalı, bu husus tutanağa geçi-
rilmeli, sonra karar verilmelidir.”
52
3. Sonuç
ABD Yüksek Mahkemesi Miranda v. Arizona (1966) kararı ile şüp-
helinin sahip bulunduğu hakların kendisine bildirilmesi gerektiğine,
aksi halde alınan ifadenin hukuka aykırı olacağına karar vermiştir.
Böylece “Miranda Hakları” ortaya çıkmıştır. Miranda Kararı
53
dünya-
daki önemli hukuk sistemlerini etkileyen ilginç bir karardır. Alman
Ceza Usul Kanunu’nun 163a maddesi de karar doğrultusunda değiş-
tirilmiştir. Türk CMUK’nda da bu yönde bir değişiklik yapılmışsa da
haklarını öğrenme hakkı ancak ifadenin alındığı sırada düzenlenmiş-
tir. Yeni CMK ile bu olumsuzluk giderilmiş ve hakların bildirilmesi
işlemi yakalama anına çekilmiştir.
ABD Hukuku’nda Miranda Kararı, nezarethanedeki sorgulamaya
uygulanmaktadır.
54
Nezarethanedeki sorgulamadan anlaşılması gere-
ken, kanunu uygulayan memurlar tarafından, kişinin nezarethaneye
konulması veya başka şekilde hareket etme hürriyetinden anlamlı bir
şekilde yoksun bırakılması suretiyle yapılan sorgudur.
55
Bu bakımdan,
örneğin bir polis memuru sokakta bir kişiye yaklaşıp; “Burada ne olu-
yor ?” diye sorduğu zaman, verilecek cevap önemli bir suçu da içerse,
mahkemede kanıt teşkil edebilmesi için bu kişiye mutlaka Miranda
Hakları’nın bildirilmiş olması gerekmemektedir.
Miranda Kararı’nda, sorgulama sırasında, sorulara cevap olarak
öylenenler dışında, kişinin “kendi isteğiyle”
56
verdiği ifadeler konusun-
52
Aynı nitelikteki kararlar için bkz., YCGK, 24.10.1995, 1995/7-165 E., 1995/302 K.,
YCGK, 17.12.1996, 1996/6-263 E., 1996/282 K., Y. 3. CD, 29.11.1995, 1995/12024 E.,
1995/13491 K., Y. 5. CD, 23.06.1994, 1994/1706 E., 1994/2153 K., Y. 10. CD, 08.03.1994,
1993/13697 E., 1994/3332 K., Y. 2. CD, 12.10.1993, 1993/9926 E., 1993/10797 K., Y.
9. CD, 05.10.1993, 1993/3097 E., 1993/3814 K., Y. 11. CD, 26.01.2004, 2003/7876 E.,
2004/119 K., Y. 6. CD, 18.09.2003, 2002/16127 E., 2003/5532 K.
53
Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, s. 1056.
54
Cole, George F./Smith, Christopher E., s. 139.
55
Acker, James R./Brody, David C., s. 238.
56
Volunteered.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
351TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
daki sınırlandırma da çok önemlidir. Miranda Kararı’nın öngördüğü ve
dikkate aldığı kaygı, polisin hâkim olduğu psikolojik baskı ortamında
“nezarethane” ve “sorgulama” şartlarıdır. Sorgulamanın ve öneminin ne
olduğunun iyi belirlenmesi gerekmektedir. Oregon v. Mathiason (1977)
ve Berkemer v. McCarty (1984) davaları ile ilgili kararlar, şüpheli “neza-
rethanede” değilse, polisin Miranda Hakları’nı bildirmeden sorgula-
ma yapabileceğini açıkça ifade etmektedir. Ayrıca, “nezarethanede” fa-
kat “sorgulama” sonucunda olmayan, kişinin kendini suçlayıcı ifadeleri
de, Miranda Uyarıları yapılmamış da olsa, geçerli kabul edilmektedir.
Diğer taraftan, “sorgulamada” verilen cevap ile “kendi isteğiyle” yapılan
açıklamanın (verilen ifadenin) de birbirinden ayrılması gerekir. Rhode
Island v. Innis (1980) kararındaki “sorgulama” tanımı da önemli bir kri-
ter olmuştur.
57
Belirtilmesi gereken diğer bir önemli nokta da polis sorgulama-
ları ile ilgili olarak, polisin bugün, şüphelilerin suçlarını kabulünü
sağlamak için ince psikolojik taktikler kullanmakta olduklarıdır.
Kaliforniya’daki polis merkezlerinde 1992 – 1993 yıllarındaki 182 sor-
gulama ile ilgili bir araştırma yapan Prof. Dr. Richard Leo’nun
58
bul-
gularına göre, polisin sorgulaması bir “güven oyunu”dur.
59
Şüpheliyi
ustalıkla idare edebilmesi için polisin suçu, kurbanı ve şüpheliyi çok
iyi tanıması gerekmektedir. Polis, şüpheliye dostça, samimi bir imaj
vermekte, kahve ikram etmekte ve şakalaşmaktadır. Sorgulamada
şüpheliye, doğruyu söylemesi konusunda tavsiyede bulunmakta, ger-
çeği söylerse her şeyin daha iyiye gideceğini ve kendisini daha iyi his-
sedeceğini belirtmektedir. İtiraf alabilmek için polis ikna,
60
aldatma
61
ve etkisizleştirme
62
teknikleri kullanmaktadır; yanlış verilen ifadeleri
çürütme, suçun gayri ahlakî yönünü hafifletme, ortaya yalan ifadeler
koyma, bu konuda uygulanan tekniklerdir.
57
Acker, James R./Brody, David C., s. 246 – 247.
58
Leo, Richard, Police Interrogation In America: A Study Of Violence, Civility And Social
Change, s. 258 – 268, 276 – 277, University Of California, Berkeley, 1995, Leo, Ric-
hard, Inside The Interrogartion Room, Journal Of Criminal Law And Criminology, 86, s.
266 – 303, 1996 ve Leo, Richard, Miranda’s Revenge: Police Interrogation As A Confiden-
ce Game, Law & Society Review, 30, s. 259 – 288, 1996’dan nakleden Zalman, Marvin,
s. 301.
59
Confidence Game.
60
Persuasion.
61
Deception.
62
Neutralisation.
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
352TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Prof. Dr. Richard Leo’ya göre Miranda Kararı’nın uzun vadeli ve
olumlu dört sosyal etkisi olmuştur: (1) Polisin, sorgulama odasındaki
davranışlarının daha uygarlaşmasını sağladı. Polis davranış standart-
ları yazılı şekilde belirlendi. (2) Polisin nezarethanedeki konuşma ve
düşünme şeklini yeniden şekillendirdi. (3) Halkın, anayasal haklara
olan ilgisini artırdı. (4) Polisin, sorgulamada, zanlılardan suçlamayla
ilgili ifadeler elde etmesinde, daha etkili teknikler geliştirmesine yol
açtı.
63
Netice itibariyle, ABD’de Miranda Kararı ile getirilen güvence
ile İngiltere ve Galler’de içtihat hukuku ile kendini suçlamaya karşı
oluşturulan güvence, doktrin olarak farklı olmakla birlikte, her iki-
si de uygulama alanında benzer güçlüklerle karşılaşmışlardır. ABD
mahkemeleri de İngiliz mahkemelerinin yaptığı gibi, kendini suçlama
yasağı konusunda verilen güvencenin uygulamada tam olarak uygu-
lanmasında, giderek gerileyen bir tutum göstermişlerdir. Bu güven-
ce konusunda, hukuk ideolojisi ve uygulama gerçeği çatışmaktadır.
64
Anglo – Amerikan hukukunun uygulamada yaşadığı bu soruna ben-
zer şekilde, Türk hukuku açısından son tahlilde söylenmesi gereken;
yasalar ile getirilen olumlu düzenlemelerin uygulamaya yeteri kadar
yansıtılamadığı tespitidir. Ülkemizde 1992 yılında CMUK’nda yapı-
lan değişikliklerle ifade alma ve sorgu konularında şüphelinin sahip
olduğu haklar bakımından olumlu bazı düzenlemeler yapılmış, yeni
CMK’nun yürürlüğe girmesi ile birlikte, bu yeni düzenlemeler daha
da ilerici bir yaklaşımla ve insan haklarını gözeten bir özen ile ortaya
konmuş bulunmaktadır. Ancak bu düzenlemelerin ceza muhakemesi-
nin özellikle soruşturma aşamasına yansıtılabilmesi, hukuk devleti il-
kesinin bir gereği olarak şüphelinin ifadesine adlî yollardan ve hukuka
uygun bir şekilde ulaşılabilmesi için, kolluk personelinin, şüphelinin
sahip olduğu anayasal ve yasal haklar ve bunların gerektiği şekilde
kullandırılması konularında görev öncesi ve görev sırasında yaygın,
etkin ve sürekli eğitime tâbi tutulmaları gerekmektedir.
Diğer taraftan, bu yeni ve ilerici yasal düzenlemelerin uygula-
mada yerleşebilmesi konusunda başta Yargıtay olmak üzere, bütün
hâkimlerimize ve diğer hukuk uygulayıcılarına önemli görev ve so-
rumluluklar düşmektedir. Eğer hukukun üstün olduğu, vatandaşların
63
Leo, Richard, Police Interrogation, s. 258 – 268, 276 – 277’den nakleden Zalman, Mar-
vin, s. 302.
64
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, s. 409.
makaleler Ahmet Emrah AKYAZAN
353TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
hukukî güvenlik içerisinde bulundukları ve bunu yaşamlarında bilfi-
il hissettikleri bir devlet düzenine ulaşılmak isteniyorsa, bunun için
yeni yasaların oluşturulması yanında, bu yeni ilke ve kuralların hukuk
uygulamasında da yerleşmesi sağlanmalı, yeni yasal düzenlemelerin
oluşturulması için gösterilen özen ve titizlik, bunların uygulanması
aşamasında da devam ettirilmelidir.
KAYNAKÇA
Acker, James R./Brody, David C., Criminal Procedure A Contempo-
rary Perspective, Second Edition, Jones And Bartlett Publishers Inc.,
Sudbury – Massachusetts, 2004
Cole, George F./Smith, Christopher E., Criminal Justice In America,
Thomson Wadsworth, 2004
Davies, Malcolm/Croall, Hazel/Tyrer, Jane, Criminal Justice – An In-
troduction To The Criminal Justice System In England And Wales, Pear-
son Education Limited, Third Edition Published 2005
Del Carmen, Rolando V., Criminal Procedure: Law And Practice, Thom-
son Wadsworth, Sixth Edition, 2004
Issues Of Democracy, Landmark Decisions, April 2005, Volume 10, The
Supreme Court Of The United States: Highest Court In The Land
Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun/Nuhoğlu, Ayşe, Muhakeme Huku-
ku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, On dördüncü Bası, Arıkan
Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti., Mart 2006
Özbek, Veli Özer, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin Yayıncılık San. Ve
Tic. AŞ, Birinci Baskı, Kasım 2006, Ankara
Öztürk, Bahri/Erdem, Mustafa Ruhan, Uygulamalı Ceza Muhakemesi
Hukuku, Seçkin Yayıncılık San. Ve Tic. AŞ, Yeni CMK’ya Göre Yeni-
lenmiş 9. Baskı, Şubat 2006, Ankara
Prentzas, G. S., Miranda Rights; Protecting The Rights Of The Accused,
Rosen Publishing Group Inc., First Edition, New York, 2006
Ahmet Emrah AKYAZAN makaleler
354TBB Dergisi, Sayı 71, 2007
Roberts, Paul/Zuckerman, Adrian, Criminal Evidence, Oxford Univer-
sity Pres Inc., New York – United States, 2004
Sonneborn, Liz, Supreme Court Cases Through Primary Sources – Miranda
v. Arizona – The Rights Of The Accused, Rosen Publishing Group Inc.,
New York, 2004
Zalman, Marvin, Criminal Procedure Constitution And Society, Fourth
Edition, Pearson Education Inc., New Jersey – United States, 2005