Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
I. GENEL AÇIKLAMALAR
İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi toplumuna karşı işlenen
insanlığa karşı suç olarak nitelenen eylemlerden sonra uluslararası
toplum, bir daha bu tür eylemlerle karşılaşılmayacağını ifade etmesi-
ne rağmen, 1950 yılından 1990 yılına kadar 17 soykırım olayına tanık
olunmuş ve yalnızca iki soykırım olayında bir milyonun üzerinde in-
san ölmüştür.
N
Soykırım terimi, 20. yüzyılın ortalarından itibaren kullanılmaya
başlanmıştır. Soykırım suçunu anlatmak için gerek uluslararası öğ-
retide, gerekse de uluslararası belgelerde kullanılan “genocide” teri-
mi, ilk olarak 1944 yılında Raphael Lemkin tarafından kullanılmıştır.
O
*
Kamu hukuku doktoru.
Talitha Gray, “To Keep You is No Gain, To Kill You is No Loss-Securing Justice Through
The International Criminal Court”, Arizona Journal of International and Comparative
Law, Vol.: 20, No.:3, s. 646.
Nina H.B. Jørgensen, “The Definition of Genocide: Joining the Dots in the Light of Re-
cent Practice”, International Criminal Law Review 1, 2001, s. 285; Madeline Morris,
“Genocide Politics and Policy: Conference Remarks”, Case W. Res. J.INT’L L., Vol.: 32,
s. 206; Lemkin, ailesini Yahudi soykırımı sırasında kaybettikten sonra 1944 yılında
çıkarmış olduğu “Axis Rule in Occupied Europe” adlı eserinde, Yunanca ırk veya
kabile anlamına gelen “genos” kelimesi ile Latin son eki olan ve öldürme anlamına
gelen “caedere (cide)” ibaresini birleştirerek “genocide” terimini ilk kez kullanmıştır
(Cynthia Sinatra, “The International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia and the
Application of Genocide”, International Criminal Law Review 5, 2005, s. 418); William
A. Schabas, Genocide in International Law. The Crimes of Crimes, Cambridge Uni-
versity Press, 2000, s. 26 (Schabas, Genocide olarak anılacaktır); Jeffrey S. Morton-
Veil Vijay Singh, “The International Legal Regime on Genocide”, Journal of Genocide
Research 5 (1), 2003, s. 50; Freda Kabatsi, “Defining or Diverting Genocide: Changing
the Comportment of Genocide”, International Criminal Law Review 5, 2005, s. 388;
ULUSLARARASI CEZA MAHKEMELERİNİN
KARARLARI IŞIĞINDA MUKAYESELİ
HUKUKTA VE TÜRK HUKUKUNDA
SOYKIRIM SUÇU
(TCK m. 76)
Olgun DEĞİRMENCİ
*
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
51TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
1944 yılındaki kullanımdan sonra, 1948 Soykırım Sözleşmesi’ne kadar
soykırım teriminin sınırlı olarak kullanıldığını görmekteyiz. Nitekim
Nürnberg yargılamaları esnasında, savcı tarafından iddianamede kul-
lanılmasına karşın,
3
ne Nürnberg
4
ve Tokyo mahkemelerini kuran Sta-
tülerde, ne de mahkeme kararlarında soykırım kelimesi kullanılma-
mıştır.
R
Soykırım suçu, 20. yüzyılın başlarında, müstakil bir suç yerine,
insanlığa karşı suçların bir alt sınıflandırılması olarak algılanmıştır.
S
Eichmann davasında,
T
Yahudilere karşı işlenen ve soykırım suçunu
oluşturan fiillerin, insanlığa karşı suçların en ağır tipleri olduğu ifade
edilmiştir.
8
Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCMR), Kayishema
ve Ruzindana davasında, soykırımın, insanlığa karşı suçların bir çeşidi
olduğunu ve soykırım tanımının insanlığa karşı suçları temel alan bir
tanım olduğunu belirtmiştir.
9
Soykırım suçunu, insanlığa karşı işlenen
Jean Migabo Kalere, “Genocide in the African Great Lakes State. Challenges for the Inter-
national Criminal Court in the Case of the Democratic Republic of Congo”, International
Criminal Law Review 5, 2005, s. 467; Faruk Turhan, “Soykırım Suçunda Bir Grubu
Tamamen veya Kısmen Yok Etme Amacı ve Ermeni Tehciri Olayı”, Hukuki Perspektifler
Dergisi, S.: 9, Aralık 2006, s. 47 (Turhan, Soykırım olarak anılacaktır).
Morris, s. 206; Kabatsi, s. 389; Kalere, s. 467; Schabas, Genocide, s. 14.
Nürnberg Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni kuran Statü’nün 6. maddesi,
Mahkeme’nin hangi suçların yargılamasında görevli olduğunu belirtmektedir.
Buna göre Mahkeme; barışa karşı suçlar, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar-
da yargı yetkisine sahiptir (www.yale.edu lawweb/avalon/imt/proc/imtconst.
htm, Erişim: 1 Mart 2007); Soykırım suçu Uluslararası Nürnberg Askeri Mahkemesi
Statüsü’nde insanlığa karşı suçlar arasında düzenlenmiştir (Faruk Turhan, “Yeni
Türk Ceza Kanunu’na Göre Uluslararası Suçların Cezalandırılması”, Hukuki Perspektifler
Dergisi, S.: 3, Nisan 2005, s. 12 (Turhan, Uluslararası olarak anılacaktır)).
Morris, s. 206; Helmut Gropengießer, “The Criminal Law of Genocide: The German Per-
pective”, International Criminal Law Review 5, 2005, s. 329; Kabatsi, s. 389; Klearc-
hos Kyriakides-Stuart Weinstein, “Nuremberg in Resrospect”, International Criminal
Law Review 5, s. 373, 374.
Jørgensen, s. 287; Morris, s. 206; Lyn Graybill, “Responsible…by Omission: The United
States and Genocide in Rwanda”, Seton Hall Journal of Diplomacy and International
Relations, Winter/Spring 2002, s. 96; Sinan Kocaoğlu, “Uluslararası Ceza Hukuku
ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu Bağlamında Soykırım Suçu”, Ankara Barosu Dergisi,
2005/3, s. 148.
Eichmann davası ile ilgili bilgi için bkz., Tobias Lock-Julia Riem, “Judging Nurem-
berg: The Laws, the Rallies, the Trials”, German Law Journal, Vol.: 06, No.:12, s. 1820.
Jørgensen, s. 287; Soykırımın insanlığa karşı suçlardan olduğu ancak tüm insanlığa
karşı suçların, soykırım suçunu oluşturmadığı doktrinde ifade edilmiştir (John Ha-
gan-Wenona Rymond Richmond-Patricia Parker, “The Criminology of Genocide: The
Death and Rape of Darfur”, Criminology, Vol.: 43, Number: 3, 2005, s. 528).
Jørgensen, s. 287; Claus Kreß, “The Crime of Genocide under International Law”, Inter-
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
diğer suçlardan ayıran özellik, soykırım suçunun ırki, dini, etnik veya
milli bir grubu tamamen veya kısmen yok etme kastı ile işlenmesidir.
Buna karşılık insanlığa karşı suçlar bireye karşı ve bireyi yok etme
amacıyla işlenirler. Bu açıdan soykırım suçunu oluşturan fiiller, tanım-
da zikredilmeyen diğer gruplara veya bireylere karşı işlenen zalimce
hareketlerden yalnız başına daha vahim değildirler.
10
Soykırım konusunda ilk düzenleme 260 sayılı Birleşmiş Milletler
Genel Kurul Kararı doğrultusunda 1948 yılında kabul edilen Soykı-
rım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi
11
(Soykırım
Sözleşmesi)’dir.
12
Sözleşmenin taslağını hazırlayanlar, yeni soykırım
kavramı ile İkinci Dünya Savaşı sonrası hukukuna ait olan insanlığa
karşı suçlar kavramını birbiri ile irtibatlamaktan kaçınmışlardır. Nürn-
berg mahkemelerine referans vermekten imtina ederek ve insanlığa
karşı suçlar kavramını Sözleşme’nin dışında tutarak, insan grubunun
yok edilmesini amaçlayan özel bir suç olan soykırım suçu ile Nürnberg
mahkemeleri Statüsü’nde yer alan savaş ile bağlantılı suçların birbiri
ile karışması önlenmiştir.
13
Soykırım suçu, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi
(UCMY) ve UCMR’nin kurulmasına kadar teorik bir suç olarak kal-
mıştır. UCMY ve UCMR’nin kurulması ve yaptığı yargılamalardan
sonra, soykırım suçunun içeriğini dolduracak içtihatlar oluşmaya baş-
lamıştır.
14
Türkiye, 1950 yılında Soykırım Sözleşmesi’ni imzalamasına kar-
şılık, söz konusu suçu cezalandıracak bir hükme, 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’na kadar ceza hukukunda yer vermemiştir. 5237 sayı-
lı kanunun 76. maddesinde düzenlenen “Soykırım” suçu ile Türkiye,
uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmiştir. Çalışmamızda soykı-
rım suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK), mukayeseli hukukta-
ki düzenlemeler ve uluslararası ceza mahkemeleri tarafından verilen
national Criminal Law Review 6, 2006, s. 468.
10
Morris, s. 207; Diane Marie Amann, “Group Mentality, Expressivism and Genocide”,
International Criminal Law Review 2, 2002, s. 93.
11
Sözleşme 29 Mart 1950 tarih ve 7469 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir.
12
Başak, s. 72; James Meernik, “Proving and Punishing Genocide at the International Cri-
minal Tribunal for Rwanda” International Criminal Law Review 4, 2004, s. 65; Turhan,
Soykırım, s. 48.
13
Jørgensen, s. 287.
14
Sinatra, s. 425.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
53TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
kararlar ışığında incelenecektir. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza
Mahkemesi’nin vermiş olduğu Stakic, Krstic, Jelisic ve Brdjanin ile Ru-
anda Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin vermiş olduğu Akayesu, Kayis-
hema, Rutaganda, Bagilishema kararları
15
bu kapsamda incelenecektir.
II. ULUSLARARASI SUÇ KAVRAMI
Soykırım suçu, TCK’nın özel hükümlerinin ilk kısmında düzen-
lenmiştir. Kısım, “Uluslararası Suçlar”
16
başlığını taşımaktadır. Gerek
soykırım suçu, gerekse de düzenlendiği kısım olan “Uluslararası Suç-
lar”, Türk Ceza hukukunun yeni tanıştığı kavramlardır.
17
Soykırım
suçunun incelenmesine geçmeden önce, uluslararası suç kavramı ve
söz konusu kavram hakkında yapılan tasniflere değinmekte fayda
görmekteyiz.
Uluslararası toplum düzenini bozduğu için uluslararası toplumu
bir bütün olarak mağdur duruma getiren fiiller, uluslararası suç ola-
rak nitelendirilmektedir.
18
Uluslararası suçları diğer suçlardan ayıran
özellik, suçun zararlarının, uluslararası toplum üzerine etki etmiş ol-
masıdır. Başlangıçta deniz haydutluğu ve köle ticareti gibi suçlar ulus-
lararası suç olarak kabul edilmiş, daha sonraları, uluslararası suçun
kapsamı soykırımı da içine alacak şekilde genişletilmiştir.
19
Soykırım suçu, uluslararası toplum yararını tehlikeye atan bir suç-
15
Sinatra, s. 426; Kararlarla ilgili değerlendirme için bkz., Paul Kim, “The Law of Geno-
cide in the Jurisprudence of ICTY and ICTR in 2004” International Criminal Law Review
5, 2005, s. 431 vd.
16
Birinci Kısmın Adalet Komisyonu’nda kabul edilen başlığı “İnsanlığa Karşı Suç-
lar”, Birinci Bölüm başlığı ise “Soykırım” şeklinde idi. Meclis Genel Kurulu’nda
görüşmeler esnasında verilen önerge ile Kısım başlığı “Uluslararası Suçlar”, Bölüm
başlığı ise “Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar” şeklinde değiştirilmiştir (TBMM
Adalet Komisyonu ile Genel Kurulu’nda Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın Madde-
leri Üzerindeki Görüşmeler, TC Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, s.
274).
17
Turhan, Uluslararası, s. 9.
18
R. Murat Önok, “5237 sayılı Yeni TCK’ya Göre Uluslararası Suçlar”, Hukuk ve Adalet.
Eleştirel Hukuk Dergisi, Y.: 2, S.: 5, Nisan 2005, s. 177; Tezcan Durmuş, “Uluslararası
Suçlar ve Uluslararası Ceza Divanı”, Hukuk Kurultayı 2000, C.: 1, Ankara 2000, s. 271;
Başak Cengiz, Uluslararası Ceza Mahkemeleri ve Uluslararası Suçlar, Ankara 2003, s.
2; Durmuş Tezcan/Mustafa Ruhan Erdem/Murat R. Önok, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’na Göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2006, s. 42.
19
Canan Ateş Ekşi, Uluslararası Ceza Mahkemesinin İnsanlığa Karşı Suçlar Üzerindeki
Yargı Yetkisi, Ankara 2004, s. 2.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tur.
20
Bu açıdan, soykırım suçu etkilerini uluslararası kamu düzenini
ihlal etmek suretiyle gösterir. Uluslararası Adalet Divanı, Soykırım
Sözleşmesi ile ilgili Danışma Görüşünde, soykırımın yasaklanmasının
bağlayıcı etkisine değinmiş ve söz konusu bağlayıcılığın, Sözleşme’ye
taraf olmayan ülkeler açısından da geçerli olduğunu belirtmiştir.
21
Ay-
rıca Divan, soykırımın önlenmesinin erga omnes etkisinden bahsetmiş
ve her devletin soykırımın önlenmesinde hukuki yararının olduğuna
değinmiştir.
22
UCMY aynı şekilde Kupreškić davasında, soykırımın ön-
lenmesinin ius cogens niteliğini belirtmiştir.
23
Uluslararası suç konusunda değişik çalışmalar yapılmış olsa da,
üzerinde uzlaşı sağlanmış bir tasnifin bulunduğundan söz etmek güç-
tür.
24
Doktrinde uluslararası suç konusunda yapılan değişik tasnifler-
den ilki, suçun taşıdığı yabancılık unsuruna göre yapılan tasniftir. Bu
tasnifte; uluslararası kamu düzenini ihlal eden ve anlaşmalarda veya
örfi hukukta yer alan eylemlerin yanı sıra, ulusal hukuklarda suç ola-
rak tanımlanan ancak ilave olarak ihtiva ettiği yabancılık unsurundan
dolayı uluslararası kamu düzenini etkileyen eylemler de uluslararası
suç olarak nitelendirilmiştir. Bu tasnifte, biri iç hukuka, diğeri de ulus-
lararası hukuka dayalı yabancılık unsuru taşıyan iki tür uluslararası
suç kavramı yer almaktadır.
25
Soykırım, insanlığa karşı suçlar, savaş
suçları ve saldırı suçu, anlaşmalarda veya uluslararası örf hukukun-
da tanımlanan suçlar olmasından dolayı uluslararası hukuka dayalı
yabancılık unsuru taşıyan uluslararası suçları oluştururken; insan tica-
reti gibi içinde yabancılık unsuru taşıyan ve iç hukuklarda tanımlanan
suçlar da, iç hukuka dayalı yabancılık unsuru taşıyan uluslararası suç-
lardır. Yapılan ikinci tasnif; uluslararası suçları, “uluslararası hukuk suç-
ları” ve “diğer uluslararası suçlar” olarak iki gruba ayırmaktadır. Ulusla-
20
Jan Wouters-Sten Verhoeven, “The Prohibition of Genocide as a Norm of Ius Cogens and
Its Implications for the Enforcement of the Law of Genocide”, International Criminal Law
Review 5, 2005, s. 403.
21
Wouters-Verhoeven, s. 404.
22
Wouters-Verhoeven, s. 404, 405; Alexandar Jokic, “Genocidalism”, The Journal of Ethi-
cs 8, 2004, s. 280.
23
Prosecutor v. Zoran Kupreškić, Case No. IT-9-16, Trial Chamber III, 14 Ocak 2000,
paragraf 520, www.un.org/icty/Kupreškić/trialc2/judgement/kup-tj000114e.pdf,
Erişim: 12 Şubat 2007; Uluslararası Adalet Divanı 2006 yılında soykırımın önlenme-
sinin, jus cogens niteliğinde olduğunu belirtmiştir (Wouters-Verhoeven, s. 404; aynı
şekilde bkz., Kreß, s. 468).
24
Başak, s. 2.
25
Tezcan, s. 272.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
55TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
rarası hukuka karşı suçlar olarak da isimlendirilen uluslararası hukuk
suçları ile doğrudan uluslararası hukuka göre cezalandırılan eylemler
kastedilmektedir. Uluslararası hukuk suçları; Roma Statüsü’nde dü-
zenlendiği gibi soykırım suçu, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve
saldırı savaşı suçu olarak dört grup altında incelenmektedir. “Diğer
uluslararası suçlar” ise doğrudan uluslararası hukuk tarafından düzen-
lenmeyen, uluslararası anlaşmalarla cezai yükümlülük altına alınması
için devletlerin yetkili kılındığı fiillerdir.
26
Uluslararası suçu belirlemek
için yapılan üçüncü tasnif ise uluslararası ceza mahkemelerinin statü-
lerinde uluslararası suç olarak ele alınan gerçek anlamda uluslararası
suçlar ve diğer uluslararası suçlar şeklindedir.
27
III. SOYKIRIM SUÇUNUN TANIMI
Soykırım insanlığa karşı işlenen en büyük suçlardan birisi olması-
na rağmen, doktrinde üzerinde uzlaşılan bir tanımı bulunmamaktadır.
Yapılan bir tahmine göre 20 nci yüzyılda soykırıma maruz kalan insan
sayısı 19-28 milyon arası iken,
28
başka bir tanım aynı dönem için kat-
ledilen kişi sayısını 60 milyon olarak vermektedir.
29
Bu değişik rakam-
ların, soykırım tanımındaki farklılıklardan kaynaklandığını söylemek
kanaatimizce doğru olacaktır. Zira aynı olay bazılarına göre soykırım
olarak nitelenirken, başkalarına göre diğer suçları oluşturacaktır.
Soykırım, 1948 tarihli Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalan-
dırılması Sözleşmesi’nin II. maddesinde tanımlanmıştır
30
. Aynı tanım,
Roma Statüsü’nün 6. maddesine de alınmıştır. Sözleşme ile Statü ara-
26
Turhan, Uluslararası, s. 9; Tezcan/Erdem/Önok, s. 42.
27
Önok, s. 176, 177.
28
Isidor Walliman - Michael N. Dobkowski, Genocide And the Modern Age: Etiology and
Case Studies of Mass Death, Syracuse University Pres 1987, s. ix.
29
Roger Smith, “Human Destructiveness and Politics: the Twentieth Century as an Age of
Genocide” in Isidor Walliman - Michael N. Dobkowski, Genocide And the Modern Age:
Etiology and Case Studies of Mass Death, Syracuse University Pres 1987, s. 21.
30
II. madde şu şekildedir “Bu Sözleşmenin amaçları bakımından “soykırım”, bir ulusal, et-
nik, ırki veya dini grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak niyetiyle gerçekleştirilen
aşağıdaki eylemleri kapsamaktadır;
a. Grubun üyelerini öldürmek,
b. Grup üyelerine ciddi fiziksel veya bedensel zarar vermek,
c. Grubun kısmen veya tamamen fiziksel olarak yok olmasına neden olacağı hesaplanan
yaşam şartlarına kasten maruz bırakmak,
d. Grup içinde doğumları önlemeye yönelik tedbirleri almak,
e. Grubun çocuklarını zorla başka bir gruba nakletmek.”
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sındaki tek fark, Sözleşme’de “bu Sözleşmeye mahsus olarak” ibaresinin
kullanılmasına karşılık, Statü’de “bu Statüye mahsus olarak” ifadesi-
nin zorunlu ve yerinde olarak tercih edilmiş olmasıdır.
31
Sözleşme ve
Statü’de benimsenen tanım, UCMY Statüsü m. 4’de ve UCMR Statüsü
m. 2’de de tekrarlanmıştır.
Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan soykırım tanımının üç esaslı un-
suru mevcuttur; a. Diğerlerinden ayrılabilir ulusal, etnik, ırki ve dini
bir grubun varlığı, b. Böyle bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek
kastı (mens rea) ve c. Söz konusu grup ile bağlantılı olarak, maddenin
a-e bentlerinde belirtilen eylemlerin icrası (actus reus).
32
Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan tanım, doktrinde çeşitli açılar-
dan eleştirilmiştir. Tanıma getirilen eleştiriler, çok dar olmasından do-
layı, normalde soykırım kabul edilebilecek birçok vakanın, soykırım
olarak tanımlanamaması noktasına odaklanmıştır. Özellikle korunan
grupların içine siyasal ve sosyal grupların dâhil edilmemesi, tanımın
bireylere karşı gerçekleştirilen eylemlerle ilgili olması, grubun yaşa-
dığı çevreye karşı işlenen eylemlerin tanımda yer almaması, makul
şüphenin ötesinde özel kastın ispatının çok güç olması, “kısmen” kav-
ramının tanımlanması ve ölçülmesinin imkânsızlığı, hangi sayıdaki
ölümün soykırım olacağının belirlenmesindeki güçlükler, Soykırım
Sözleşmesi’nde yer alan tanıma getirilen eleştirilerdendir.
33
Gerek
Sözleşme’de, gerekse Statü’de soykırım suçunu oluşturan fiiller sayı-
lırken kullanılan “as such” ifadesinin, soykırım suçunu oluşturan fiille-
rin sınırlı sayıda “numerus clausus” olmadığı anlamına geldiği, söz ko-
nusu grubun tamamen veya kısmen yok edilmesine neden olabilecek
diğer fiillerin de, soykırım suçunu oluşturacağı ifade edilmiştir.
34
Soykırım suçunun ilk tanımı, aynı zamanda kavramın isim babası
olan Lemkin
35
tarafından yapılmıştır. Lemkin, soykırımın; bir milletin
31
Ekşi, s. 45; Leanne McKay, “Characterising the System of the International Criminal
Court: An Exploration of the Role of the Court Through the Elements of Crimes and the
Crime of Genocide”, International Criminal Law Review 6, 2006, s. 259.
32
Jokic, s. 281; Stephen R. Kifer, Invididual Responsibility in the Context of Genocide, The
Degree of Master of Arts Departmenf of Philosophy (Yayınlanmamıştır), University
of Colorado, 2006, s. 7.
33
Kabatsi, s. 391.
34
Ekşi, s. 46.
35
Lemkin, 1933 yılında iki yeni uluslararası suç tanımı yapmıştır. Bunlar vandalizm
ve barbarlıktır. Vandalizm, genel olarak kültür ve sanatın yok edilmesi suçudur.
Kültür ve sanat eserleri, bütün olarak insanlığa ait olduğundan ve tüm insanlığın,
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
57TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tüm üyelerinin kitlesel ölümü hariç, bir milletin doğrudan yok edilme-
si anlamına gelmediğini belirtmiştir. Bir ulusun yok edilmesini amaç-
lamak şartıyla, milli grupların yaşamları için gerekli olan kaynakların
yok edilmesini hedefleyen farklı eylemlerden oluşan koordine bir plan
da soykırım anlamına gelmektedir. Böyle bir planın gerekçeleri, birey-
sel olmalarından ötürü değil, ulusal bir grubun üyeleri olmalarından
dolayı bireylere karşı gerçekleştirilen, bir grup olarak onurunun, sağ-
lığının, özgürlüğünün yok edilmesi ve grubun ekonomik varlığının,
dininin, ulusal duygularının, dilinin, kültürünün, politik ve sosyal
kurumlarının parçalanması olabilecektir.
36
Lemkin’in soykırım tanımı,
kültürel soykırımı da içermektedir.
37
Lemkin’in tanımı oldukça geniş
ve birçok soykırım tanımını birleştirmesinden dolayı doktrinde eleşti-
rilmiştir.
38
Fein, Lemkin gibi soykırım suçunu oluşturan eylemlerin bir dev-
let tarafından icra edilmesini şart koşmamaktadır.
39
Bununla birlikte
Horowitz, soykırım tanımında yer alan fiillerin ancak bir devlet tarafın-
dan işlenebileceğini belirtmektedir. Horowitz’e göre “soykırım ve siyasi
cinayetler (politicides), grubun önemli bir kısmının ölümü ile sonuçlanan, bir
devlet veya onun görevlileri tarafından desteklenen ve icra edilen eylemler-
dir. Soykırım ve siyasi cinayetler arasındaki fark, devlet tarafından belirlenen
grup üyelerinin özelliklerinde yatmaktadır. Soykırımda, mağdur gruplar et-
nik köken, dini inanç veya milliyet gibi toplumsal özelliklerine göre belirlenir.
Siyasi cinayetlerde, mağdur gruplar hiyerarşik pozisyonlarına veya rejime
bu eserlerin korunmasında menfaati olduğundan dolayı uluslararası suç olarak ni-
telendirilmiştir. Barbarlık ise savunmasız ırki, dini veya sosyal topluluklara karşı
yöneltilen katliam, kadınlara ve çocuklara karşı işlenen toplu zalimce davranışlar,
erkeklere yöneltilen ve insanlık onurunu aşağılayan hareketlerdir (Schabas, Geno-
cide, s. 26; Adam Jones, Genocide: A Comprehensive Introduction, Routledge/Taylor &
Francis Publishers 2006, s. 9 (Jones, Genocide olarak anılacaktır); Timuçin Köprülü,
“Soykırım Suçu Üzerine Tartışmalar”, Hukuki Perspektifler Dergisi, S.: 6, Mayıs 2006, s.
96).
36
Morton.-Singh, s. 50; Schabas, Genocide, s. 25; Kyriakides-Weinstein, s. 374; Nic-
holas A. Jones, Adjudicating the Perpetrators of Genocide: A Preliminary Investigation
into the Judicial Response to Genocide in Rwanda, The Degree of Doctor of Philosopy
(Yayımlanmamıştır) , Univesity of Calgary, 2006, s. 8; Jones, Genocide, s. 11; Powell,
s. 422.
37
Kreß, s. 466; Robert Gellately-Ben Kiernan, “The Study of Mass Murder and Genocide”,
The Specter of Genocide Mass Murder in Historical Perspective (Edited by Robert Gella-
tely-Ben Kiernan), Cambridge University Press 2003, s. 3; Schabas, Genocide, s. 26;
Jones, Genocide, s. 11.
38
Morton.-Singh, s. 50; Schabas, Genocide, s. 26.
39
Morton.-Singh, s. 50; Jones, Genocide, s. 18; Powell, s. 420.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
veya hâkim gruplara karşı politik duruşlarına göre belirlenir”.
40
Chalk ve Jonassohn soykırımı; “grubun veya üyeliğin fail tarafından
belirlendiği, bir devlet veya diğer otoritenin grubu yok etmek niyetiyle gerçek-
leştirdiği tek taraflı kitlesel ölümler” olarak tanımlamaktadır.
41
Bu tanım,
devletin yanı sıra diğer otoriteleri de fail olarak tanımladığından dola-
yı Horowitz’in tanımına göre daha geniştir. Ancak söz konusu tanım,
bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek isteyen kişileri kapsama-
dığından, başka bir anlatımla kişileri fail olarak kabul etmediğinden
eksik bir tanımdır.
42
Charny soykırımı; “sadece belli bir düşmanın askeri kuvvetleri ile ça-
tışmalar esnasında değil, mağdurun savunmasız ve yardıma muhtaç duru-
munda, kişilerin önemli bir miktarının kitlesel öldürülmesidir” şeklinde
tanımlamaktadır. Charny’nin tanımı, failin yok etme saikine önem
vermemesinden ve mağdurun karakteristiklerinin belli olmamasından
dolayı geniş bir tanımdır.
43
Uluslararası öğretide yapılan soykırım çalışmalarında, birden faz-
la soykırım tipi olduğu üzerinde durulmuştur. Lemkin tarafından öne-
rilen tipoloji çalışması, üç farklı soykırım çeşidi üzerinde durmuştur.
Birinci tür soykırım, antik çağlarda ortaya çıkmış ve orta çağa kadar
devam etmiştir. Bu soykırım türünde mağdur grup veya milletlerin,
tamamen veya tamama yakın kısmının yok edilmesi fail tarafından
amaçlanmaktadır. İkinci soykırım türü modern zamana aittir ve hedef
grubun fiziksel yok edilmesinden ziyade kültürel olarak ortadan kal-
dırılmasına çalışılmaktadır. Lemkin’in 1930’lardaki Nazi soykırımını
yansıtan son soykırım türü, bazı gruplar için fiziksel yok etmeyi amaç-
larken, diğer gruplar için etnik asimilasyonu gerektirmektedir.
44
Horowitz, soykırımı farklı açılardan tasniflemektedir. Horowitz’e
göre soykırım; faile, mağdura, korunan gruplara, suçlama türlerine,
failin toplumu için ortaya çıkan sonuçlara ve zarar görenlerin sayısına
40
Morton.-Singh, s. 51; Jones, Genocide, s. 16; Powell, s. 420.
41
Frank Chalk and Kurt Jonassohn (eds), History and Sociology of Genocide, Yale Uni-
versity Press, New Haven, 1991, p. 23; aynı tanım için bkz., Morton.-Singh, s. 51;
Deborah Haris, “Defining Genocide: Defining History” Eras Online Journal, http://
www.arts.monash.edu.au/eras/edition_1/harris.htm#7, paragraf 7, Erişim: 12
Mart 2007; Jones, Genocide, s. 17; Powell, s. 418.
42
Morton.-Singh, s. 51.
43
Morton.-Singh, s. 51; Jones, Genocide, s. 18; Powell, s. 418.
44
Morton.-Singh, s. 48.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
59TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
göre farklı tasniflere tabi tutulabilir.
45
Chalk ve Jonassohn, Lemkin’e benzer şekilde, soykırımı failin sa-
ikine göre türlere ayırmaktadır. Soykırım suçunun failinde; (a) olası
veya mevcut bir tehdidin ortadan kaldırılması, (b) olası veya mevcut
düşmanlar arasında korkunun yayılması, (c) ekonomik menfaat elde
etme, (d) bir ideolojiyi, inancı veya teoriyi benimsetme saikleri buluna-
bilir. Saikler arasında çeşitli farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin, ilk üç
saik antik çağlarda dahi karşımıza çıkarken, son saik modern zaman-
lara özgüdür. Aynı şekilde ilk üç saik, failin ülkesine somut faydalar
sağlarken, son saik, failin ülkesine bir maliyet getirdiği halde uygulan-
maktadır.
46
Kuper da, soykırımı failin motivasyonuna göre gruplamaktadır.
Yazar, Chalk ve Jonassohn’un tasnifine üç modern soykırım türü daha
eklemektedir. Bunlar; a. ırki, dini ve etnik farklılıkları yerleştirmek
suretiyle soykırım, b. fethedilen yerlerdeki insanları, sömürge impa-
ratorluk yoluyla korkutmak, c. politik bir ideolojiyi zorla uygulamak
veya yerine getirmek suretiyle soykırımdır.
47
Kuper daha sonra (1985), soykırımı, egemenlik alanında bir ülke
tarafından kendi vatandaşlarına uygulanan iç soykırım ve uluslararası
bir çatışma esnasında uygulanan soykırım olarak iki ana gruba ayır-
mıştır.
48
Görüldüğü üzere, soykırım konusunda uluslararası öğretide üze-
rinde uzlaşılan bir tanım mevcut değildir. Kanaatimizce soykırım ta-
nımında, sözleşme ve sözleşme doğrultusunda yapılan mukayeseli
hukuk düzenlemelerini göz önüne almak gerekmektedir. Buna göre
soykırımı; sözleşmede özellikleri belirtilen dört grubu tamamen veya
kısmen yok etmek maksadıyla, yine sözleşmede belirtilen sınırlı sayı-
daki hareketlerin gerçekleştirilmesi olarak tanımlayabiliriz. Failin, bir
organizasyona üye olması veya devlet ajanı olması gerekmediği gibi
grubu değil de, kültürünü, örf ve adetlerini yok etmeye yönelik hare-
ketler soykırım suçunu oluşturmayacaktır.
45
Morton.-Singh, s. 49.
46
Morton.-Singh, s. 49.
47
Morton.-Singh, s. 49.
48
Morton.-Singh, s. 49.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
IV. TARİHSEL GELİŞİM
Jean-Paul Sartre, soykırım gerçeğinin insanlığın tarihi kadar eski
olduğunu belirtmiştir.
49
Bununla birlikte, “soykırım suçu” kavramı, 20.
yüzyılın ilk yarısının sonlarına doğru uluslararası toplumun tanıştığı
bir kavram olmuştur.
İnsanlık tarihinde avcılık ve toplayıcılık döneminde soykırım su-
çunu oluşturan hareketlerin işlendiğine dair tarihi bir kanıt bulunma-
maktadır. Bununla birlikte, Homeros’un, Truva Savaşı’nın ünlü Akha-
lı komutanı Agamemnon’a dayandırdığı ve Truvalı’lar için söylediği
“onların hiçbirini sağ bırakmayacağız, annelerin rahimlerindeki çocukları bile
alacağız” sözleri, aslında tamamen yok etme kastının belirtisi olarak
gösterilebilir.
50
Dünyanın, göçmenler ve yerleşikler olarak ikiye ayrıl-
masının ardından soykırım hareketlerinin arttığı görülmektedir. Özel-
likle tarım ürünlerinin mülkiyeti konusundaki ihtilaflar giderek yok
edici bir hal almıştır.
51
Yok etmeye ilişkin eylemler genellikle savaşlardan sonra, galip-
ler tarafından gerçekleştirilmiştir. Özellikle gücün devletlerin elinde
merkezileşmesi, askeri teknolojilerdeki gelişmelerden dolayı kitlelerin
topluca yok edilme imkân ve kabiliyetlerinin artması, kitlesel yok etme
eylemlerini daha yaygın kılmıştır.
52
Ulusal, ırksal, etnik ve dini grupların zalimce davranışlardan ko-
runmasında uluslararası hukukun rolü 1648 yılında imzalanan Westp-
halia Barış Anlaşması’na kadar gitmektedir. Söz konusu Anlaşma, dini
azınlıklar için bir takım haklar sağlamıştır. Azınlıklara sağlanan hak-
lar, söz konusu grupların haklarının korunmasında insancıl hukukun
gelişmesine yol açtı ve bu durum silahlı çatışma hukuku ve uluslara-
rası insancıl hukukun doğmasına neden olmuştur.
53
II. Dünya Savaşı’na kadar “soykırım kavramı” kullanılmamıştır.
Nitekim II. Dünya Savaşı sırasında özellikle Almanlar tarafından ger-
çekleştirilen eylemlerin, Winston Churchil tarafından “isimsiz bir suç”
54
olarak nitelendirilmesinin sebebi de budur. Söz konusu eylemlerin
49
Kreß, s. 466.
50
Conversi, s. 4.
51
Morton.-Singh, s. 48.
52
Morton-Singh, s. 48.
53
Schabas, Genocide, s. 15, 16.
54
Conversi, s. 8.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
61TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
isimlendirilmesi ancak II. Dünya Savaşı’ndan sonra mümkün olmuş-
tur. Soykırımın bir suç olarak kabul edilmesi, soykırımı oluşturan ey-
lemlerin belirlenmesi ve devletlere belirlenen grupları yok etmeye yö-
nelik hareketleri soykırım suçu altında düzenleme yükümlülüğünün
getirilmesi 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi ile gerçekleştirilmiştir.
Özellikle II. Dünya Savaşı esnasında uluslararası toplumun karşılaştı-
ğı soykırım niteliğindeki eylemlere rağmen, kurulan ceza mahkemele-
rinde soykırım suçundan yargılama yapılmamış ve ceza verilmemiştir.
Soykırım suçundan mahkûmiyetler, 1990’lı yıllarda Eski Yugoslavya
ve Ruanda’da gerçekleştirilen eylemlerden dolayı UCMY ve UCMR
tarafından verilmiştir.
V. SOYKIRIM SUÇU İLE İLGİLİ ULUSLARARASI
DÜZENLEMELER
A. Uluslararası Anlaşmalarda Soykırım Suçu
Soykırım suçunu ve kovuşturulmasını düzenleyen tek uluslara
rası anlaşma 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi
55
’dir.
56
Soykırım Sözleş
mesi’nin üç amacı vardır. Bunlar; a. öncelikle, Sözleşme’nin oluşturul-
ması aşamasında hâlâ etkileri sıcak olarak hissedilen, II. Dünya Savaşı
sırasında Yahudilere karşı gerçekleştirilen yok etme eylemlerine karşı
tepkiyi dile getirmek, b. hukuki bir altyapı oluşturmak suretiyle ge-
lecekte işlenecek soykırım niteliğindeki eylemlere engel olmak ve c.
uluslararası alanda, tanınan grupların hayatlarını sürdürebilme hak-
kını korumaktır.
57
Soykırım Sözleşmesi’nin 4. maddesi, soykırım suçunu işleyen ki-
şilerin cezalandırılması gerektiğini belirtmektedir. Ancak bu yüküm-
lülükte iki açıdan kısıtlama bulunmaktadır; öncelikle söz konusu yü-
kümlülük sadece Soykırım Sözleşmesi’ne taraf olan ülkeler açısından
geçerlidir. Sözleşme’ye taraf olan ülke sayısının yüksek olmasından
dolayı, bu kısıtlamanın pratikte önemi olmadığı belirtilmektedir. İkin-
55
United Nations Treaty Series, Vol.: 78, s. 277; Sözleşmeye 141 ülke taraftır (bkz.,
http://untreaty.un.org Erişim:3 Mart 2007)
56
Helmut Kreicker, “National Prosecution of Genocide from a Comparative Perpective”,
International Criminal Law Review 5, 2005, s. 315.
57
Peter Quayle, “Unimaginable Evil: The Legislative Limitations of the Genocide Conven-
tion”, International Criminal Law Review 5, 2005, s. 365; David Alonso-Maizlish, “In
Whole or In Part: Group Rights, the Intent Element of Genocide and Quantitavie Criteri-
on”, New York University Law Review 77 (5), November 2002, s. 1377.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ci kısıtlama ise Sözleşme’nin soykırım suçunu işleyen kişiler üzerin-
de kullanılacak yargı yetkisini, sadece suçun işlendiği ülke veya yargı
yetkisine sahip uluslararası ceza mahkemesine tanımış olmasıdır.
58
Soykırım Sözleşmesi, nitelikleri 4. maddede belirtilen sınırlı sayı-
daki grubu koruma altına almaktadır. Koruma altına alınan grupların
özellikleri, kalıcı ve durağan bir yapıya sahip olmalarıdır. Söz konusu
gruplar, tarih boyunca insanlık dışı muamelelere maruz kalmış olma-
larından dolayı seçilmişlerdir.
59
Soykırım Sözleşmesi’nin tanımında iki ibarenin anlamının ortaya
çıkarılması gereklidir. Bunlar; “whole” ve “as such” ibareleridir Soykırı-
mın tanımında yer alan “tamamen” (whole) ibaresinin, küresel anlam-
da grubu kastettiği ifade edilmiştir. Quayle’a göre; küresel anlamda
gruba soykırım uygulamak imkânsızdır. Örneğin, “tüm dünyadaki Ya-
hudiler” şeklinde belirlenen grubun tamamen yok edilmesi imkânsız-
dır. Küresel anlamdaki grup, farklı ancak yine korunan gruplar içinde
sayılan bir kategori tarafından sınırlanabilir. Örneğin “Alman olan Ya-
hudiler”, küresel anlamda tüm Yahudileri ifade etmemesine rağmen,
başka bir korunan kategori olan “milliyet” tarafından sınırlandığından
korunmuş gruplar içinde sayılmaktadır. Bununla birlikte, “Berlin’de
yaşayan Yahudiler” şeklinde belirlenen bir grup, Sözleşme’nin koruma
alanının dışında olduğu belirtilmektedir. Zira küreselliği sınırlayan
kategori olan “Berlin’de yaşamak” korunan gruplar arasında değildir.
60
“as such” ibaresi ise yukarıda değinildiği üzere, soykırım suçunu oluş-
turan hareketlerin sınırlı sayıda olmadığı şeklinde değerlendirilmek-
tedir. Kanaatimizce söz konusu ibare, soykırım suçunu oluşturan ey-
lemlerin sınırlı sayıda olmadığı, soykırımın serbest hareketli bir suç
olduğu yönündeki düşünceyi doğrulayacak anlama haiz değildir. Söz-
leşmede kullanıldığı yer itibariyle ibare, soykırımın beş farklı eylem-
den oluştuğunu belirtmektedir.
Soykırım suçu ile ilgili tanımı, Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza
Mahkemesi ve Rwanda Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüleri ile
58
Kreicker, s. 316; Uluslararası Ceza Hukukunda bireylerin cezai sorumluluğu için
bkz., Elies Vand Sliedregt, “Criminal Responsibility in International Law; Liability Sha-
ped By Policy Goals and Moral Outrage”, European Journal of Crime, Criminal Law and
Criminal Justice, Vol.: 14/1, 2006, s. 81 vd.; Michael Duttwiler, “Liability for Omission
in International Criminal Law”, International Criminal Law Review 6, 2006, s. 1 vd.
59
Quayle, s. 367.
60
Quayle, s. 368.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
63TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü (Roma Statüsü)’nde de aynı şe-
kilde görmekteyiz.
B. Mukayeseli Hukukta Soykırım Suçu
1. Genel
Mukayeseli hukukta soykırım suçunun düzenlenmesinde gerek
sistem, gerekse düzenleme yeri açısından farklılıklar bulunmaktadır.
Soykırım suçunun, uluslararası bir suç ve uluslararası hukukun em-
redici bir kuralı olmasının sonucu olarak, uluslararası hukuk düzen-
lemelerinin doğrudan uygulanması yolu ile müeyyide altına alınması
imkânı mevcuttur. Doğrudan uygulanma modeli olarak benimsenen
söz konusu sistemin, mukayeseli hukukta örneği bulunmamaktadır.
2. Düzenleme Sistemleri Açısından
a. Doğrudan Uygulanma Modeli
Doğrudan uygulanma modeli, soykırım fiillerinin aynı zamanda
uluslararası hukukun emredici kuralına aykırılık teşkil etmesi nokta-
sından hareket etmektedir. Dolayısıyla, soykırım suçunu işleyen fail,
ulusal düzenlemelere bağlı kalmaksızın, uluslararası hukukun emre-
dici kuralı gereği cezalandırılabilir. Bununla birlikte doğrudan uygu-
lanma modelinin iki ön şartı mevcuttur. Öncelikle doğrudan uygu-
lanma modelinde, uluslararası hukukun, modeli benimseyen ülkenin
hukukunda bağlayıcı ve uygulanabilir olması gereklidir. Örneğin Al-
man Anayasası’nın 25. maddesi uluslararası örf hukukunun, Alman
Federal Hukukunun bir parçası olduğunu açıkça kabul etmiştir. Ben-
zer bir şekilde, Common Law ülkelerinde de, uluslararası hukukun ada
hukukunun bir parçası olduğu kabul edilmiştir. Doğrudan uygulan-
ma modeli için ikinci şart; ulusal hukukun, yazılı olmayan ceza huku-
ku hükümlerinin uygulanmasına olanak sağlamasıdır. Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi
61
’nin 7 (1) (1) maddesi, Medeni ve Siyasi Haklar
Sözleşmesi
62
’nin 15 (1) (1) maddesi ve benzer şekilde Taslak Avrupa
Anayasası’nın II-109 (1) maddesi, ceza hukuku hükümlerinin yazılı
olup olmadığına bakılmaksızın, bir eylemin ulusal veya uluslararası
61
United Nations Treaty Series, Vol.: 213, s. 221.
62
United Nations Treaty Series, Vol.: 999, s. 171.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
hukukta suç olması halinde, kovuşturma yapılabileceğini belirtmekte-
dir. Dolayısıyla yazılı olmayan uluslararası örf hukukunun hükümle-
ri, soykırım suçunun cezalandırılmasında doğrudan uygulanabilir ve
bu uygulama yukarıda zikredilen sözleşmelere ve Anayasa’ya uygun-
dur. Bununla birlikte, uluslararası örf hukukunu, kendi hukukunun
parçası olarak kabul eden birçok ülke, hukukilik prensibini daha katı
uygulamaktadır. Örneğin Alman Anayasası’nın 25. maddesi, uluslara-
rası örf hukukunu ancak yazılı ve açık şekilde tanımlanması halinde
doğrudan uygulanmasına imkân verir.
63
Her ne kadar yazılı olmayan uluslararası örf hukukunun uygu-
lanması suretiyle kişilerin eylemlerinin suç olduğuna karar verilmesi
insan haklarını ihlal etmese de, kişilere verilecek cezaların açıkça ta-
nımlanması ve yazılı olması tercih sebebidir. Bundan dolayı, hukuken
uygulanma olanağı söz konusu olsa da, mukayeseli hukukta doğru-
dan uygulanma modelini benimseyen ülke bulunmamaktadır.
64
b. Ulusal Ceza Hukukuna Göre Cezalandırma Modeli
(1) Uluslararası Örf Hukukuna Dinamik Referans Modeli
Bu modeli benimseyen ülkeler, genel veya özel ceza kanunlarında
soykırım suçunun cezasını belirlerler ve soykırım suçunun tanımını
uluslararası örf hukukuna referans vererek belirtirler. Kanada, İnsan-
lığa Karşı Suçlar ve Savaş Suçları Kanunu’nda, söz konusu modeli be-
nimseyen ülkeler arasındadır. İnsanlığa Karşı Suçlar ve Savaş Suçla-
rı Kanunu’nun 4 (3). maddesi soykırım suçunu uluslararası hukuka
gönderme yaparak “… soykırım, işlendiği zaman ve yerde yürürlükte olan
hukukun ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın, belirli bir insan topluluğunu
tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen, devletler topluluğu tara-
fından tanınan hukukun genel ilkelerine uygun olarak suç oluşturan veya
uluslararası örf hukukuna veya sözleşmeden doğan uluslararası hukuka uy-
gun olarak soykırım oluşturan hareket veya eylemdir”.
65
Bu modelin fayda ve mahzurları mevcuttur. Modelin en önemli
faydası, uluslararası hukuka dinamik referansından dolayı, ulusal hu-
kukta hukuki boşluğa sebebiyet vermemesidir. Ulusal ceza hukuku,
63
Kreicker, s. 319, 320.
64
Kreicker, s. 320, 321.
65
Kreicker, s. 321.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
65TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
her zaman uluslararası hukukta yer alan suçun kapsamına göre faile
ceza verebilme imkânını sağlamaktadır. Daha sonraki zamanda, ulus-
lararası hukukta soykırım suçu açısından meydana gelen gelişmeler,
örneğin politik grupların da korunan gruplar içine alınması gibi, ulu-
sal ceza hukukunda da otomatik olarak uygulanabilecektir. Modelin
mahzuru ise, cezai eylemin sadece uluslararası hukuk tarafından ta-
nımlanması, ulusal hukukta suçun yazılı bir belgede tanımlanmama-
sıdır. Bu özelliğinden dolayı, doğrudan uygulanma modeline getirilen
eleştiriler, dinamik referans modeli için de geçerlidir.
66
(2) Uluslararası Örf Hukukuna Statik Referans Modeli
Statik referans modelini benimseyen ülkeler, ceza kanunlarında
soykırım suçunu, Roma Statüsü’nün 6-8. maddelerine gönderme yap-
mak suretiyle belirlemektedirler.
67
Örneğin İngiltere ve Wales, 2001 ta-
rihli “Uluslararası Ceza Mahkemesi Kanunu
68
’nun 50 (1) maddesinde
soykırımı “…Roma Statüsü’nün 6. maddesinde tanımlandığı şekliyle soykı-
rım fiili” olarak tanımlamaktadır. Aynı tanım İskoç “Uluslararası Ceza
Mahkemesi Kanunu’nun 1. maddesinde
69
ve Yeni Zelanda 2000 tarih-
li Uluslararası Suçlar ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Kanunu
70
’nun
9. maddesinde de yer almaktadır. Belirtmeliyiz ki, söz konusu mo-
deli benimseyen ülkeler, soykırım suçunun tanımında sadece Roma
Statüsü’ne gönderme yapmaktadırlar.
Ulusal hukukun hangi eylemleri ve uluslararası suçları cezalan-
dırdığının çok açık olması, kişilerin hangi fiillerin suç olduğunu açık-
ça belirleyebilmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi içtihatlarının ulusal
hukukta kolaylıkla uygulanabilmesi, Roma Statüsü ile karşılaştırıldı-
ğında ulusal hukukta hukuki bir boşluğun doğma ihtimalinin bulun-
maması, bu modelin faydaları arasında sayılmaktadır.
71
Roma Statüsü’nün tüm uluslararası suçları kapsamaması, özellikle
66
Kreicker, s. 312, 322.
67
Kreicker, s. 322.
68
Kanun metni için bkz., http://www.opsi.gov.uk/acts/acts2001/20010017.htm,
Erişim: 03 Mart 2007.
69
Kanun metni için bkz., http://www.opsi.gov.uk/legislation/scotland/
acts2001/10013--b.htm#1, Erişim: 03 Mart 2007.
70
Kanun metni için bkz., http://rangi.knowledge-basket.co.nz/gpacts/public/
text/2000/se/026se9.html, Erişim: 03 Mart 2007.
71
Kreicker, s. 322, 323.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
bazı savaş suçlarını Statü dışında bırakması, Statü’yü esas alan ulusal
hukukta da aynı boşlukların oluşmasına neden olacağı yönünde eleş-
tiriler gelmiştir. Ancak, soykırım suçu açısından, çoğunlukla uluslara-
rası örf hukukunun esas alınmasından dolayı, söz konusu eleştiriler
soykırım suçu açısından geçerlilik taşımamaktadır.
72
c. Özerk Ulusal Ceza Hukuku Modeli
Mukayeseli hukuk incelendiğinde, çoğu ülkelerin soykırım suçu-
nu tanımlarken ne uluslararası örf hukukuna, ne de Roma Statüsü’ne
gönderme yapmayan düzenlemeler oluşturduğu görülmektedir. Bu
ülkelerde, en azından prensip olarak, soykırım suçunun cezalandırıl-
masında uluslararası hukuk göz önüne alınmamaktadır. Özerk Ulu-
sal Ceza Hukuku Modeli’nin benimsendiği ülkelerin uygulaması iki
gruba ayrılmaktadır. Bazı ülkeler, soykırım suçu için özel hükümler
bulundurmamakta, ceza kanunlarında yer alan diğer hükümleri, soy-
kırım suçunun cezalandırılmasında da kullanmaktadırlar. Diğer bazı
ülkeler ise soykırım suçu için genel veya özel ceza kanunlarında dü-
zenlemeler bulundurmaktadırlar.
73
Ulusal ceza hukuklarında soykırım suçu için özel hüküm bulun-
durmayan ülkelere Yunanistan ve Çin Halk Cumhuriyeti örnek göste-
rilebilir. Bu ülkeler, uluslararası hukukta tanımlanan ve soykırım oluş-
turan birçok eylemi, ulusal ceza hukuklarına göre cezalandıramama
riski ile karşı karşıyadır. Örneğin, kişilerin öldürülmesi suretiyle soy-
kırım suçunun cezalandırılmasında, ceza kanunlarında yer alan “ci-
nayet” suçu; kişilere fiziki zararlar verilmesinde ise “etkin eylem” suçu
olaya uygulanacaktır. Ancak, grup içinde doğumların önlenmesine
yönelik eylemler çoğunlukla cezasız kalacaktır.
74
Belirtmeliyiz ki, Tür-
kiye, 5237 sayılı kanunun kabulüne kadar, bu grupta yer almakta idi.
Soykırım suçu için özel ceza hükümleri bulunan ülkeler arasında
Avustralya, Avusturya, Hırvatistan, Estonya, Fransa, Polonya, Rusya
ve ABD sayılabilir.
72
Kreicker, s. 323.
73
Kreicker, s. 323.
74
Kreicker, s. 323.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
67TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
3. Düzenleme Yeri Açısından
Soykırım suçunun düzenlendiği yeri çalışmamızda iki açıdan ele
alacağız. Öncelikle soykırım suçunun genel ceza kanununda diğer
suçlarla beraber mi, yoksa özel ceza kanunda mı düzenlendiği husu-
sunu uygulamaları göz önüne alarak açıklığa kavuşturmaya çalışaca-
ğız. İkinci olarak, genel ceza kanunlarında suçu düzenleyen ülkelerin,
hangi başlık altında söz konusu suçu düzenledikleri, yani ceza kanunu
sistematiğinde suçu nerede yaptırım altına aldıklarını değerlendirece-
ğiz.
Mukayeseli hukuk incelendiğinde, soykırım suçunun özel veya
genel ceza kanunlarında düzenlenmesi açısından iki ihtimalin de söz
konusu olduğu görülmektedir. Bir grup ülkeler, soykırım suçunu, ge-
nel ceza kanunlarına eklediği özel hükümlerle müeyyide altına alma
yolunu seçmişlerdir. İkinci gruptaki ülkeler ise, soykırım suçunu özel
ceza kanunlarında düzenlemişlerdir.
Almanya, Uluslararası Hukuka Karşı Suçlar Kanunu; Belçika, 10
Şubat 1999 tarihli Uluslararası İnsancıl Hukukun Ciddi İhlallerinin
Önlenmesi Kanunu;
75
Brezilya, 1 Ekim 1956 tarih ve 2889 sayılı ka-
nun;
76
Danimarka 29 Nisan 1955 tarih ve 132 sayılı Soykırımın Ceza-
landırılması Kanunu;
77
İrlanda, 18 Aralık 1973 tarih ve 28 sayılı Soykı-
rım Kanunu;
78
İsrail, 1950 tarih 5710 sayılı Soykırım Suçu (Önlenmesi
ve Cezalandırılması) Kanunu;
79
İtalya, 9 Ekim 1967 tarih ve 962 sayılı
kanunu ile soykırım suçunun düzenlenmesinde özel ceza kanunu ile
düzenleme yolunu seçen ülkelerdendir.
Arnavutluk, Ceza Kanunu’nun 73. maddesinde;
80
Çek Cumhuri-
yeti, Ceza Kanunu’nun 259. maddesinde;
81
Estonya, Ceza Kanunu’nun
75
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/bel-
gium.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
76
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/brasil.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
77
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/den-
mark.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
78
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/ireland.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
79
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/israel.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
80
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/albania.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
81
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/czech.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
611. maddesinde;
82
Finlandiya, Ceza Kanunu’nun 6. kısmında;
83
Fransa,
Ceza Kanunu’nun 211-1 maddesinde;
84
İspanya, Ceza Kanunu’nun 607.
maddesinde;
85
İsviçre, Ceza Kanunu’nun 264. maddesinde;
86
Kolom-
biya, Ceza Kanunu’nun 101. maddesinde;
87
Küba, Ceza Kanunu’nun
116. maddesinde;
88
Litvanya, Ceza Kanunu’nun 99. maddesinde;
89
Meksika, Ceza Kanunu’nun 149 bis maddesinde;
90
Nikaragua, Ceza
Kanunu’nun 549. maddesinde;
91
Paraguay, Ceza Kanunu’nun 319.
maddesinde;
92
Peru, Ceza Kanunu’nun 319. maddesinde;
93
Polonya,
Ceza Kanunu’nun 118. maddesinde;
94
Portekiz, Ceza Kanunu’nun 239.
maddesinde;
95
Romanya, Ceza Kanunu’nun 356. maddesinde;
96
Rusya,
Ceza Kanunu’nun 357. maddesinde
97
soykırım suçunu düzenlemişler-
dir.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
82
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/estonia.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
83
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/finland.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
84
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/french.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
85
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/spain.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
86
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/suisse.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
87
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/colom-
bia.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
88
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/cuba.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
89
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/lithu-
nia.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
90
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/mexico.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
91
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/nicara-
gua.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
92
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/para-
guay.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
93
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/peru.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
94
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/poland.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
95
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/portu-
gal.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
96
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/roma-
nia.htm, Erişim: 1 Mart 2007.
97
Kanun metni için bkz., http://www.preventgenocide.org/fr/droit/codes/russia.
htm, Erişim: 1 Mart 2007.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
69TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Soykırım suçunu genel ceza kanunlarında düzenleyen ülkelerden;
Arnavutluk, Ceza Kanunu’nun Özel Hükümlerinde Birinci Başlıkta
“İnsanlığa Karşı Suçlar”ın altında; Burkina Faso, aynı şekilde Özel Hü-
kümlerinde “İnsanlığa Karşı Suçlar” başlığı altında; Çek Cumhuriyeti
10. Bölümde aynı başlık altında; Fransa, Ceza Kanunu’nun Özel Hü-
kümler bölümünde “İnsanlığa Karşı Cürümler” başlığı altında; İspanya,
Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabında “Uluslararası Topluma Karşı Suç-
lar” başlığında; İsviçre, Ceza Kanunu’nun Özel Hükümler bölümün-
de “Uluslararası Toplumun Menfaatlerine Karşı Suçlar” başlığı altında;
Kolombiya, Ceza Kanunu’nun İkinci Kitabında “Kişinin Bütünlüğüne
ve Hayatına Karşı Suçlar” başlığı altında; Meksika, Ceza Kanunu’nun
İkinci Kitabında “İnsanlığa Karşı Suçlar” başlığı altında; Nikaragua,
Ceza Kanunu’nun Özel Bölümünde “Uluslararası Karakterli Suçlar”
başlığı altında; Polonya, Ceza Kanunu’nun Özel Bölümünde “Barışa,
İnsanlığa Karşı Suçlar ve Savaş Suçları” başlığı altında; Portekiz, Ceza
Kanunu’nda “İnsanlığa Karşı Suçlar” başlığı altında; Romanya, Ceza
Kanunu’nun Özel Bölümünde “Barışa ve İnsanlığa Karşı Suçlar” başlı-
ğı altında; Rusya, Ceza Kanunu’nda “İnsanlığın Güvenliğine ve Barışa
Karşı Suçlar” başlığı altında soykırım suçunu düzenlemişlerdir. Mu-
kayeseli hukuktaki düzenlemelere bakıldığında, ülkelerin büyük kıs-
mı, soykırım suçunu insanlığa karşı suç olarak değerlendirmiş ve aynı
başlık altında düzenlemişlerdir. Bir kısım ülkeler ise suçun uluslara-
rası özelliğine vurgu yapmış ve uluslararası topluma karşı bir tehdit
olarak değerlendirmiştir.
C. Bazı Ülkeler Uygulaması
1. Slovenya
Slovenya’da Aralık 1990’da yapılan halkoylamasının ardından,
Slovenya Parlamentosu, Slovenya Cumhuriyeti’nin Anayasal Ege-
menlik ve Bağımsızlık Bildirgesi’ni kabul etmiştir. Bildirge’nin kabu-
lünden sonra, yeni ceza ve ceza usul kanunlarının yürürlüğe girme-
sine kadar, Slovenya’da Eski Yugoslavya Ceza ve Ceza Usul Kanunu
uygulanmıştır. Eski Yugoslavya’da, ceza usul kanunu ile ceza kanu-
nun genel hükümleri federal düzeyde düzenlenmesine rağmen, ceza
kanunlarının özel hükümleri federe düzeyde kabul edilmiştir. Ceza
kanunlarının özel hükümlerinin federe düzeyde düzenlenmesinde
istisnalardan birisi de, soykırım suçunu düzenleyen Eski Yugoslavya
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Ceza Kanunu’nun 141. maddesini de içine alan, uluslararası hukuka
ve insanlığa karşı suçlardır. Uluslararası hukuka ve insanlığa karşı
suçlar, Eski Yugoslavya’da federal düzeyde düzenlenmiştir.
98
Soykırım suçu, 1 Ocak 1995 tarihinde yürürlüğe giren Slovenya
Ceza Kanunu’nun 373. maddesinde düzenlenmiştir. 373. madde ince-
lendiğinde, düzenlemenin Soykırım Sözleşmesi ve 22 Kasım 2001 tari-
hinde Slovenya Parlamentosu tarafından onaylanan Roma Statüsü’ne
benzer olduğu görülmektedir. 373. madde; ulusal, etnik, ırki veya dini
grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi amacıyla, grubun üyele-
rinin öldürülmesi emrinin verilmesi, grup üyeleri üzerinde ciddi ya-
ralanmaya sebebiyet veren fiiller icra edilmesi, grup üyelerinin ciddi
şekilde bedensel veya ruhsal zarar görmesine sebep olunması, grubun
tamamen veya kısmen yok olmasına sebebiyet verecek şekilde yaşam
koşullarının değiştirilmesi, grup içinde doğumları önleyici tedbirlerin
uygulanması, nüfusun zorla başka yere yerleştirilmesi, grup içindeki
çocukların zorla başka gruplara nakledilmesi eylemlerini cezalandır-
maktadır.
99
Sloven Ceza Kanunu’nun 373. maddesi, Eski Yugoslav Ceza Kanu
nu’nun 141. maddesi ile karşılaştırıldığında aralarında fark olduğu gö-
rülmektedir. İki madde arasındaki birinci fark, suç karşılığı öngörülen
cezanın nevi ve miktarındadır. 141. madde suç karşılığında en az 5 yıl
hürriyeti bağlayıcı ceza ve bazı durumlarda ölüm cezası öngörmüş-
ken, 373. madde 10 yıldan, 20 yıla kadar hapis cezasını suç karşılığında
düzenlemiştir.
100
Sloven Ceza Kanunu’nun, gerek Eski Yugoslav Ceza Kanunu’ndan
gerekse de Soykırım Sözleşmesi ve Roma Statüsü’nden ayrıldığı nokta,
373. maddenin 2. fıkrasındaki düzenlemedir. Aşağıda da üzerinde du-
rulacağı üzere, gerek Soykırım Sözleşmesi ve gerekse de Roma Statüsü,
soykırım suçunda korunan grupları, ulusal, ırki, dini ve etnik gruplarla
sınırlamıştır. Diğer gruplar, mahkeme kararlarında da belirtildiği üze-
re Sözleşme ve Statü’nün kapsamında değildir. Bununla birlikte, 373.
maddenin 2. fıkrası, soykırım suçunda korunan grupları genişletmiş,
sosyal veya politik grupların da, zikredilen diğer dört grubun yanı sıra
98
Tatjana Markelj, “The Criminal Law of Genocide-The Slovenian Perpective”, Internatio-
nal Criminal Law Review 5, 2005, s. 343, 344.
99
Markelj, s. 345.
100
Markelj, s. 345.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
71TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
koruma altında olduğunu belirtmiştir.
101
Ayrıca, grubun zorla başka
yere nakli, Sözleşme’de, Statü’de ve mahkeme kararlarında soykırım
olarak nitelendirilmemesine rağmen, 373. madde, söz konusu hareketi
soykırım suçunu oluşturan hareketler arasında saymıştır.
Sloven Ceza Kanunu’nun 373. maddesi, yürürlüğe girdiği 1995
yılından beri iki kez değişikliğe uğramıştır. 1999 yılında yapılan de-
ğişiklikte, suç karşılığı öngörülen cezanın üst sınırı 20 yıldan, 30 yıla
çıkarılmıştır. Bu süre, Sloven Ceza Kanunu’nda yer alan maksimum
hürriyeti bağlayıcı cezadır. İkinci değişiklik ise 2005 yılında yapılmış-
tır ve bu değişiklikte, 373. maddeye, 3. fıkra eklenmiştir. Eklenen 3.
fıkra, soykırım suçuna teşvik eden veya azmettiricinin, soykırım su-
çunun cezası ile cezalandırılacağını belirtmektedir.
102
Sloven kanun
koyucusunun, suça iştiraki, ceza kanunun genel hükümlerine bırak-
mayıp, soykırım suçu için özel olarak düzenlemesi aynı zamanda ka-
nun koyucunun, soykırım suçuna gösterdiği hassasiyeti vurgulaması
açısından önemlidir.
Son olarak, Slovenya tarafından iç hukukuna uyarlanan Roma Sta-
tüsü ile Sloven Anayasası arasında meydana gelen çatışmalara değin-
mek gerekecektir. Bilindiği üzere, Roma Statüsü’nün 20. maddesi “ne
bis in idem” kuralını düzenlemekte ve iki durumda, söz konusu kurala
istisna getirmektedir. 20. maddeye göre önceki yargılamanın Divanın
yargı yetkisine giren suçlardan dolayı cezai sorumluluğu bulunan şah-
sı korumak amacıyla yapılması veya önceki yargılamanın, uluslararası
hukuk tarafından tanınan usul kurallarına göre bağımsız ve tarafsız şe-
kilde yapılmaması ve söz konusu şahsı adalet önüne getirme niyetiyle
bağdaşmayacak şekilde yapılması halinde, beraat kararı verilmiş olsa
dahi yeniden yargılama yapılabilecektir. Ancak Sloven Anayasası’nın
31. maddesi hiçbir şekilde “ne bis in idem” kuralına istisna getirmemek-
tedir.
103
İkinci çatışma hali ise Statü’nün 27. maddesinde düzenlenen ve
devlet ve hükümet başkanları dâhil hiç kimsenin Statü’nün yargı yet-
kisi dışında tutulamayacağı kuralına ilişkindir. Bununla birlikte, Slo-
ven Anayasası’nın 83. maddesi parlamento üyelerinin, 100. maddesi
bakanlar kurulu üyelerinin, 134. maddesi hâkimlerin ve 167. maddesi
101
Markelj, s. 345.
102
Markelj, s. 346.
103
Markelj, s. 348.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ise Anayasa Mahkemesi üyelerinin bağışıklığını düzenlemektedir.
104
Bu durum, Anayasa’nın söz konusu maddeleri ile Sözleşme arasında
hukuki ihtilafın doğması demektir.
2. Almanya
1954 yılında Soykırım Sözleşmesi Almanya tarafından onaylan-
mış
105
ve Almanya uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmek için
Ceza Kanunu’nun 220a maddesinde soykırım suçunu düzenlemiştir.
220a maddesi kabulünden sonra kırk yıl boyunca kullanılmamış ve
doktrinde soykırım suçu “sembolik suç” olmasından dolayı eleştirilmiş-
tir.
106
Eski Yugoslavya’da işlenen fiillerden dolayı bazı faillerin Alman
Mahkemelerinde “soykırım” suçundan cezalandırılmaları ancak on yıl
boyunca süren yargılamaların sayısının az olması Almanya’da kanun
değişikliğini gündeme getirmiştir.
107
2002 yılında kabul edilen “Uluslararası Hukuka Karşı Suçlar Ka-
nunu” (Völkerstrafgesetzbuch), Alman Ceza Kanunu’nun 220a mad-
desinde düzenlenen soykırım suçunu, içeriğinde önemli bir değişik-
lik yapmaksızın 6. maddesinde düzenlemiştir. 6. madde, Soykırım
Sözleşmesi’nden farklı şekilde düzenlenmiş, Alman kanun koyucusu
uluslararası modeli, kendi ulusal hukukuna uyarlarken bazı değişik-
likler yapmıştır.
108
Uluslararası hukuka karşı suçların, Alman Ceza Ka-
nunu yerine yeni bir kanunda düzenlenmesi, doktrinde bazı yazarlar
tarafından doğru bir yaklaşım olarak kabul görmüştür. Söz konusu ya-
104
Markelj, s. 348, 349.
105
Almanya daha sonraları Roma Statüsü’nü hayata geçirebilmek için Alman
Anayasası’nın (Gerundgesetz) 16 ncı maddesini değiştirerek Alman vatandaşları-
nın Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılamasına göndermeyi mümkün kılmış-
tır (Helmut Satzger, “German Criminal Law and the Rome Statute-A Critical Analysis of
the New German Code of Crimes Against International Law”, International Criminal Law
Review 2, 2002, s. 262).
106
Gropengießer, s. 331.
107
Gropengießer, s. 331.
108
Gropengießer, s. 332; 6. maddenin 1. fıkrasının metni şu şekildedir “Her kim, ulusal,
ırki, dini veya etnik grubu tamamen veya kısmen yok etmek kastı ile; 1. grubun bir üyesini
öldürürse, 2. Ceza Kanunu’nun 226. maddesinde belirtilen türde, grubun bir üyesine be-
densel veya ruhsal ağır zarar verirse, 3. Grubu, tamamen veya kısmen fiziksel yok olmasına
sebep olacak yaşam koşullarında yaşamaya zorlarsa, 4. Grup içerisinde doğumları önlemek
amacıyla önlemler uygularsa, 5. Grubun bir çocuğunu, başka bir gruba zorla naklederse
müebbet hapis cezası ile cezalandırılır.” Kanun metni için bkz., Gropengießer, s. 332,
333.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
73TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
zarlara göre, uluslararası suçlar için ayrı bir kanunun kabul edilmesi,
uluslararası hukuka karşı suçlara kanun koyucunun verdiği önemin
bir göstergesidir. Ayrıca yeni bir kanunda suçları düzenleme yakla-
şımı, uluslararası suçların karmaşık doğasını, anlaşılabilir bir yapıya
oturtmayı mümkün kılmaktadır.
109
Uluslararası Hukuka Karşı Suçlar Kanunu, iki bölümden oluş-
maktadır. Birinci bölüm (m. 1-5), genel hükümlere yer vermekte olup,
Kanun’un 1, 3, 4 ve 5. maddelerinin özel durumlar ihtiva etmemesi
halinde, Alman Ceza Kanunu’nun genel hükümleri uluslararası hu-
kuka karşı suçlar içinde uygulanabilecektir.
110
Kanunun ikinci bölümü
özel hükümleri ihtiva etmektedir ve Roma Statüsü’nde olduğu gibi
soykırım suçu ile başlamakta (m. 6), insanlığa karşı suçlar (m. 7) ile
devam etmektedir. Son olarak 8-12. maddelerinde savaş suçlarını dü-
zenlemektedir.
111
Alman hukukunda, soykırım suçunun korunan hukuki yararı ko-
nusunda değişik fikirler ileri sürülmüştür. Alman Federal Ceza Mahke-
mesi (Bundesgerichtshof) Ceza Kanunu’nun 220a maddesi ile korunan
hukuki yararın, suça maruz kalan ulusal, ırki, dini veya etnik grubun
sosyal varlığının korunması olduğunu belirtmiştir. Mahkemeye göre
birey, nadiren soykırım fiilinin konusu olur. Bununla birlikte bazı ya-
zarlar bireyin yaşamının da soykırım suçundan korunan hukuki ya-
rarlar arasında olduğunu belirtmiştir. Bazı yazarlar ise failin, mağduru
bir kişi olarak değil grup üyesi olarak kabul etmekte ve onun kişiliğini,
grup üyeliğine indirdiğinden dolayı soykırım suçu ile insan onurunun
da korunduğunu ifade etmişlerdir. Son olarak Kreß, soykırım suçunda
üç korunan yarar bulunduğunu belirtmiştir. Bunlar; grubun varlığı,
bireyin yaşamı ve uluslararası barıştır.
112
Alman hukukunda, soykırım suçunda korunan hukuki gruplar,
Sözleşme’de olduğu gibi sınırlı sayıda belirtilmiş, politik ve ekonomik
gruplar, korunan gruplar arasında sayılmamıştır. Ayrıca, soykırım fi-
ilinin, yaygın ve sistematik bir saldırının parçası olmasına gerek yok-
tur. Karşılaşılması güç olsa bile, tek bir eylemin bile soykırım suçunu
109
Satzger, s. 266.
110
Satzger, s. 267.
111
Satzger, s. 267; Andreas Fischer-Lescano, “Torture in Abu Ghraib: The Complaint Aga-
inst Donald Rumsfeld Under the German Code of Crimes Against International Law”,
German Law Journal, Vol.: 06, No.:3, s. 695.
112
Gropengießer, s. 335.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
oluşturacağı ifade edilmektedir.
113
Völkerstrafgesetzbuch’un 6. maddesinde düzenlenen suçun mane-
vi unsuru kasttır. Suçun oluşumu için, korunan grupları yok etme özel
kastı bulunmalıdır. Alman hukukunda özel kast, grubun yok edilme-
sinin, failin sadece nihai amacı değil, nihai amacı gerçekleştirmek için
gerekli vasıta amacı olduğu zaman da var kabul edilir. Sonuç olarak,
herhangi bir ırkçı önyargıya sahip olmayan bir kimse, askeri amaçlarla
grubun yaşadığı bir bölgeyi fethetmek istese ve grup yok edilmeden
amacına ulaşması mümkün olmasa bile soykırım suçundan cezalandı-
rılabilecektir.
114
Alman hukukunda soykırım suçunun cezası, Alman hukukunun
izin verdiği en ağır ceza ile cezalandırılmıştır; müebbet hapis. Bununla
birlikte, kanun koyucu her olayın aynı yoğunlukta olmadığını kabul
etmiş ve 6. maddenin ikinci fıkrasında, failin doğrudan grup üyelerin-
den birinin ölümüne sebep olmadığı durumlarda, eylemin ağırlığına
bağlı olarak ceza indirimi uygulanmış ve hürriyeti bağlayıcı ceza 5 ila
15 yıl arasında belirlenmiştir.
115
3. İtalya
İtalya Parlamentosu, 1952 yılında Soykırım Sözleşmesi’ni onay-
laması hususunda Hükümete yetki vermesine rağmen, Soykırım Su-
çunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Kanunu
116
(Prevenzione e rep-
ressione del delitto di genocidio) 1967 yılında çıkarılmıştır. 15 yıllık
gecikmenin sebebi olarak, Sözleşme’nin uygulanması ile İtalyan Ana-
yasası arasındaki çelişkiler gösterilmiştir.
117
Sözleşme ile İtalyan Anayasası arasındaki temel sorun, Soykırım
Sözleşmesi’nin 7. maddesi ile ilgili çıkmıştır. 7. madde; soykırım ve 3.
maddede sayılan eylemlerin, suçluların iadesi kapsamında siyasi suç
olarak düşünülmemesi gerektiğini belirtmektedir. Bununla birlikte,
113
Gropengießer, s. 336; Steffen Wirth, “International Criminal Law in Germany; Case
Law and Legislation”, Presentation to the Conference Combating International Crimes Do-
mestically, 3
rd
Annual War Crimes Conference, Ottawa, 22-23 Nisan 2002, s. 10.
114
Gropengießer, s. 339.
115
Gropengießer, s. 340.
116
Kanun metni için bkz., Michela Miraglia, “Genocide: The Italian Perspective”, Interna-
tional Criminal Law Review 5, 2005, s. 361.
117
Miraglia, s. 351.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
75TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
İtalyan Anayasası’nın 10 ve 26. maddeleri, vatandaş olmayan kişilerin
siyasi suçtan dolayı iade edilemeyeceği, vatandaşın sadece uluslarara-
sı sözleşmelerde açıkça düzenlenmesi halinde iade edilebileceği ancak
siyasi suçtan dolayı vatandaşın da hiçbir şekilde iade edilemeyeceği
hususlarını düzenlemektedir. İtalya’daki tartışmalar “siyasi suç”un ta-
nımı noktasında yoğunlaşmıştır. Zira Anayasa, siyasi suçu tanımlama-
mıştır. Bazı yazarlar tarafından, Ceza Kanunu’nun 8. maddesinde yer
alan tanımın, Anayasa’nın 10 ve 26. maddeleri için de geçerli olduğu
ileri sürülürken, diğer bazı yazarlar birtakım nedenlerden dolayı farklı
bir tanımın yapılması görüşünde idiler.
118
İtalyan doktrininde soykırım suçunun, siyasi suç kapsamında dü-
şünülemeyeceği görüşü hâkim olmasına karşın,
119
mahkeme içtihat-
larında soykırım suçu, siyasi suç olarak mütalaa edilmiştir. Nitekim
Alman vatandaşı olan ve Alman mahkemeleri tarafından soykırım
suçundan hakkında hüküm verilen Kroger’in iadesi, Bologna Mahke-
mesi tarafından soykırımın siyasi bir suç olduğu ve Anayasa’nın 10.
maddesinin uygulanması gerektiği yönünde reddedilmiştir.
120
Soykırımın, siyasi bir suç olup olmadığı noktasında tartışmalar ke-
sin bir sonuca ulaşmamasına rağmen, Bologna Mahkemesi’nin kararın-
da olduğu gibi içtihatların gelecekte soykırımı, siyasi bir suç olarak ni-
telemesinden kaçınmak için Sözleşme’nin 7. maddesine uygun olarak
anayasa değişikliği yapılmış ve 1967/1 sayılı kanun ile Anayasa’nın 10
ve 26. maddelerinin, soykırım suçuna uygulanmayacağı açıkça belir-
tilmiştir.
121
Soykırım suçunu cezalandıran 962 sayılı kanun, Sözleşmede yer
alan tanımı benimsemiştir. Suçun manevi unsuru yani tamamen veya
kısmen yok etme kastı ve korunan gruplar, 962 sayılı kanunda, Sözleş-
mede olduğu gibi düzenlenmiştir. 962 sayılı kanun 9 maddeden oluş-
makta olup, soykırım suçunu oluşturan hareketleri farklı maddelerin-
de ayrı ayrı suç olarak düzenlemiştir.
Kanun’un 1. maddesinin 1. fıkrasında; tamamen veya kısmen yok
118
Miraglia, s. 352.
119
Nitekim İtalyan Hükümetine, Soykırım Sözleşmesini onaylama yetkisi veren 11
Mart 1952 tarih ve 153 sayılı kanunun Parlamento’da görüşmelerinde, soykırımın,
insanlığa karşı suçlar içinde değerlendirilmesi gerektiği, siyasi suç kategorisinde
düşünülemeyeceği raportör tarafından belirtilmiştir (Miraglia, s. 352, 353).
120
Miraglia, s. 353.
121
Miraglia, 2.353.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
etmek kastı ile ulusal, ırki, dini veya etnik grubun üyelerine doğrudan
ciddi bedensel veya ruhsal zarar vermek eylemi suç olarak düzenlen-
miştir. Fıkrada, suç karşılığı 10 ila 18 yıl hapis cezası öngörülmüştür. 2.
fıkrada ise aynı özel kast ile grubun üyelerinin ölümüne veya doğru-
dan daha ciddi bedensel veya ruhsal zarara sebep olmak, 24 ile 30 yıl
arasında hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Aynı fıkrada, grup üyeleri-
nin fiziksel olarak yok olmasına sebep verecek şekilde yaşam koşulla-
rının değiştirilmesi hareketi için aynı ceza öngörülmüştür.
Kanun’un 2. maddesi, Sloven Ceza Kanunu’nda olduğu gibi Söz-
leşme ve Statü’de düzenlenmeyen, aynı maksatla grubun üyelerinin
sınır dışı edilmesi hareketini, 15 ila 24 yıl arasında hürriyeti bağlayıcı
ceza ile cezalandırılmıştır. Kanun 3. maddesinde, 1 ila 2. maddelerin-
de yer alan eylemlerin, ölümle sonuçlanması halinde müebbet hapis
cezası verileceğini hükme bağlamıştır.
4. maddede, tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla grup
içindeki doğumları önleme veya sınırlamayı içeren her türlü önlemin
uygulamaya konması 12 ile 21 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırı-
lırken, 5. maddesinde 14 yaşını doldurmayan çocukların zorla kaçırıl-
ması veya başka gruplara nakledilmesi halinde aynı cezaya hükmolu-
nacağı belirtilmiştir.
962 sayılı kanunda, soykırım suçunu oluşturan en ilgi çekici ha-
reket 6. maddede düzenlenmiştir. Ayırıcı işaretler uygulama başlığı
altında, grup üyelerine, belli bir gruba ait olduğunu belirten ayırıcı
işaretlerin uygulanması soykırım suçu olarak nitelenmiş ve 12 ila 21 yıl
arasında hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Bu hareketin kanuna kon-
muş olmasının sebebi, İtalya’nın geçmişteki tecrübelerinden edinmiş
olduğu derslerdir. Almanların ve İtalyanların, Yahudileri grup ola-
rak tanımak ve ayırmak için “Davud Yıldızı” takmaya zorlaması, söz
konusu hareketin soykırım türü olarak düzenlenmesinin sebebidir.
122
Ayrıca belirtmeliyiz ki, 962 sayılı kanunda düzenlenen ve özel kast ge-
rektirmeyen tek suç, 6. maddede yer alan suçtur.
Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrasında, başka birini Kanun’un 1-5.
maddeleri arasında yer alan suçları işlemek için alenen kışkırtan kişi-
nin eylemi 3 ila 12 yıl arasında hapis cezası ile cezalandırılmıştır.
Kanunun ilginç hükümlerinden birisi 8. maddenin 2. fıkrasında
122
Miraglia, s. 355.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
77TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
yer almaktadır. Buna göre alenen soykırım suçunu öven kişi, 3-12 yıl
arasında hapis ile cezalandırılacaktır. Soykırım suçunu övme eylemi,
ceza kanununda düzenlenen “suçu övme” cürümünden daha farklı şe-
kilde yorumlanmaktadır. İtalya’da Cassazione kararı; soykırım suçu-
nu övme eyleminin, başka birini somut bir şekilde soykırım suçunu
işlemeye teşvik etmesine gerek kalmadan, soykırım eylemi hakkında
olumlu düşüncelerin açıkça ifadesi ile de işlenebileceğini belirtmiştir.
Ancak bu karar doktrinde, madde 8/2’de düzenlenen suçun, benzer
bir suç olan “suçu övme” cürümünden niçin farklı yorumlandığının an-
laşılamadığı yönünde eleştirilmiştir. 2001 yılında Milan Mahkemesi,
Cassazione kararında yer alan yorumu terk etmiş ve somut bir şekilde
bir başkasını suç işlemeye kışkırtma şartını aramıştır.
123
VI. SUÇ İLE KORUNAN HUKUKİ MENFAAT
Suç ile korunan hukuki menfaatin birden fazla olduğu belirtilmek-
tedir.
124
Bazı yazarlar suç ile üç farklı hukuki yararın korunduğunu
ifade etmektedir. Nitekim soykırım suçu ile gruba mensup bireylerin
maddi ve manevi varlıkları korunmaktadır. Bireye yönelen ve soykı-
rım oluşturan hareketin türüne göre yaşam hakkı, vücut bütünlüğü,
şahıs hürriyeti, bireyin şeref ve haysiyeti korunan değerler arasında-
dır. İkinci olarak, soykırım suçunun tamamen veya kısmen bir gru-
bu yok etmek niyetiyle icra edilmesi, korunan hukuki yararın grubun
fiziksel varlığı olduğu düşüncesini doğrulamaktadır. Son olarak da,
tüm uluslararası suçlarda olduğu gibi uluslararası kamu düzeni koru-
nan hukuki yararlardandır.
125
Kanaatimizce soykırım suçunda korunan hukuki menfaatler birden
fazladır. Korunan hukuki menfaatler, soykırım suçunu oluşturan
hareketlere göre belirlenmelidir. Grup üyelerinin öldürülmesinde,
grubun ve grubu oluşturan bireylerin maddi varlıkları korunmakta
iken, grup üyelerine bedensel veya ruhsal ağır hasar verilmesinde,
grubun ve grubu oluşturan bireylerin hem maddi ve hem de manevi
varlıkları korunan hukuki menfaatler arasındadır. Grubun yaşam
koşullarının ağırlaştırılmasında, grubun yaşamını sürdürebilme hakkı
korunmaktadır. Grup içindeki doğumların önlenmesinde ve gruba
123
Miraglia, s. 356, 357.
124
Tezcan/Erdem/Önok, s. 48; Önok, s. 184.
125
Önok, s. 184; Tezcan/Erdem/Önok, s. 48.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
mensup çocukların başka gruplara nakledilmesinde, grubun ayrı
kimliğini muhafazası ve yaşamını sürdürebilmesi esas alınmaktadır.
VII. SOYKIRIM SUÇUNUN UNSURLARI
A. Genel Olarak
Türk hukukunda soykırım suçu ilk kez, 2001 tarihli Dönmezer
Tasarısı’nın 128. maddesinde düzenlenmiştir.
126
5237 sayılı TCK, 2001
Tasarısı’nda yer alan tanımı bazı farklılıklarla 76. maddesine taşımıştır.
127
Maddenin son şekli 15 Eylül 2004 tarihinde Genel Kurul’da yapılan
görüşmeler esnasında verilen önerge sayesinde oluşturulmuştur.
128
5237 sayılı TCK’nın 76. maddesi şu şekildedir;
“(1) Bir planın icrası suretiyle, milli, etnik, ırki veya dini bir grubun
tamamen veya kısmen yok edilmesi maksadıyla, bu grupların üyelerine karşı
aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım suçunu oluşturur:
a. Kasten öldürme.
b. Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme.
c. Grubun, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak
koşullarda yaşamaya zorlanması.
d. Grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınması.
126
Köprülü, s. 98.
127
Adalet Komisyonu’nda kabul edilen metin şu şekildedir;
Soykırım
MADDE 76.– (1) Bir planın icrası suretiyle, millî, etnik, ırkî, dinî veya bunlar dı-
şında bir özellikle belirlenen bir grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi mak-
sadıyla, bu grupların üyelerine karşı aşağıdaki fiillerden birinin işlenmesi, soykırım
suçunu oluşturur:
a) Kasten öldürme,
b) Kişilerin bedensel veya ruhsal bütünlüklerine ağır zarar verme,
c) Grubun, tamamen veya kısmen yok edilmesi sonucunu doğuracak
koşullarda yaşamaya zorlanması,
d) Doğumların zorla engellenmesi,
e) Çocukların zorla başka yerlere götürülmesi.
(2) Soykırım suçu failine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. (3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine
hükmolunur.
(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.
128
TBMM Adalet Komisyonu ile Genel Kurulu’nda Türk Ceza Kanunu Tasarısı’nın
Maddeleri Üzerindeki Görüşmeler, TC Adalet Bakanlığı Yayın İşleri Dairesi Baş-
kanlığı, s. 274.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
79TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
e. Gruba ait çocukların bir başka gruba zorla nakledilmesi.
(2) Soykırım suçu failine ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
Ancak, soykırım kapsamında işlenen kasten öldürme ve kasten yaralama
suçları açısından, belirlenen mağdur sayısınca gerçek içtima hükümleri
uygulanır.
(3) Bu suçlardan dolayı tüzel kişiler hakkında da güvenlik tedbirine
hükmolunur.
(4) Bu suçlardan dolayı zamanaşımı işlemez.”
Madde metni incelendiği zaman, Türk kanun koyucusunun, soy-
kırım suçunu düzenlerken, Soykırım Sözleşmesi’ndeki düzenlemeye
sadık kaldığı açık şekilde görülmektedir. TCK’nın düzenlemesinin,
Soykırım Sözleşmesi’nden ayrıldığı nokta, 76. maddeye “bir planın ic-
rası suretiyle” ibaresinin eklenmiş olmasıdır.
B. Fail
Fail herhangi bir kimse olabilir.
129
Failin, devlette veya devlet ben-
zeri organizasyonda görevli olmasına gerek yoktur.
130
Nitekim Soykı-
rım Sözleşmesi’nin görüşmeleri esnasında soykırım suçunun yalnızca
devlet örgütü tarafından işlenebilen bir suç olması yönündeki öneri
kabul görmemiştir.
131
Bununla birlikte, yaygın görülen uygulama fai-
lin asker, polis, gerilla gibi bir grubun mensubu olmasıdır.
132
Soykırım suçunun, hedef seçilen gruba mensup birisi tarafından
işlenip işlenemeyeceği hususu doktrinde tartışmalıdır. Bir kısım yazar-
lar, korunan gruba mensup kişinin, söz konusu suçun faili olamayaca-
ğı, soykırım suçunun mutlaka korunan grup dışında bir kişi tarafın-
dan işlenmesi gerektiğini savunurken, diğer görüş soykırım suçunun,
hedeflenen gruba mensup bir kişi tarafından da işlenebileceği yönün-
dedir.
133
Kanaatimizce Türk hukukunda, suçun failinin, korunan grup-
lardan birine mensup olması yönünde bir engel bulunmamaktadır.
Türk hukukunda, tüzel kişi bakımından faillik kabul edilmemiş,
129
Önok, s. 184; Turhan, Uluslararası, s. 13; Tezcan/Erdem/Önok, s. 49.
130
Kreß, s. 473.
131
Kreß, s. 473.
132
Turhan, Uluslararası, s. 13.
133
Kreß, s. 473.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tüzel kişiler açısından 60. maddede yazılı güvenlik tedbirlerinin uygu-
lanacağı belirtilmiştir.
Mukayeseli hukukta, herkesin soykırım suçunun faili olabileceği
yönünde eğilim bulunmaktadır. Nitekim Almanya (m. 6), Arnavutluk
(m. 73), Brezilya (m. 1), Çek Cumhuriyeti (m. 259), Danimarka (m. 1),
Finlandiya (ks. 6), Fransa (m. 211-1), Küba (m. 116), Portekiz (m. 239),
soykırım suçunun failinde herhangi bir özellik aramayan ülkelere ör-
nek gösterilebilir. İncelediğimiz kanunlar içerisinde, soykırım suçunun
failinin herhangi bir gruba ait olması veya başka bir özellik göstermesi
yönünde düzenleme yapan ülke bulunmamaktadır.
C. Mağdur
Soykırım suçunun mağduru, maddede özellikleri belirtilen grup-
tur. Nitekim Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 11 Aralık 1946 tarihli
toplantısında, adam öldürme suçunun bireyin yaşam hakkının ihlali
olmasına karşın, soykırım suçunun tüm insan topluluğunun var olma
hakkının ihlali olduğunu kararlaştırmıştır. Soykırım eylemleri aslen
bireylere karşı irtikâp edilse de, söz konusu eylemde birey tek başına
değil, ait olduğu grubun üyesi olarak önem kazandığı belirtilmiştir.
134
Yine doktrinde soykırım, grubun kimliğine yönelen bir saldırı olarak
tanımlanmış ve insan haklarının korunmasından daha çok grubun
kendisinin korunmasının, soykırım suçu açısından önem kazandığı
belirtilmiştir.
135
Uluslararası Ceza Mahkemeleri de, soykırım suçunun mağduru-
nun bireyler değil grup olduğunu belirtmiştir. Brdjanin kararında, soy-
kırım suçunun belli bir gruba ait bireylere yani grup üyelerine karşı
işlenen bir suç olmasına karşın, soykırım suçunda nihai mağdurun söz
konusu grup olduğu belirtilmiştir.
136
Aynı şekilde Akayesu davasında,
soykırım suçunun mağdurunun birey değil, bizzat grubun kendisi ol-
duğu ifade edilmiştir.
137
134
Jørgensen, s. 303; Amann, s. 93.
135
Jørgensen, s. 304.
136
Human Rights Watch, Genocide, War Crimes and Crimes Againsts Humanity, A Topical
Digest of the Case Law of the International Criminal Tribunal for the Former Yugoslavia,
USA 2006, s. 147 (HRW olarak anılacaktır).
137
Jørgensen, s. 303; Mahkeme Rutaganda davasında da benzer şekilde karar vermiş-
tir.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
81TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan “grup” teriminin anlamı konu-
sunda uluslararası öğretide değişik görüşler öne sürülmüştür. Lem-
kin, grup terimi ile azınlıkların aynı anlama geldiğini belirtmektedir.
Robinson, grubun bireylerden oluştuğundan bahsetmektedir. Lerner
ise uluslararası hukukta grubun, grubu oluşturan bireylerin kon-
trolünden uzak, kalıcı, kendiliğinden oluşan ve birleştirici faktörleri
gerektirdiğini belirtmektedir.
138
Grup teriminden öncelikle azınlıklar
anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, özellikle işgal altındaki bölgelerde
bulunan çoğunlukların da, soykırım suçunun mağduru olabileceğine
işaret edilmektedir.
139
Mukayeseli hukukta bazı kanunların “grup” terimini tercih et-
mediğini belirtmeliyiz. Örneğin 1982 Portekiz Ceza Kanunu, toplum
(community) kavramını tercih etmiştir. Bununla birlikte, Portekiz Ceza
Kanunu’nda 1995 yılında yapılan değişiklikle, toplum kelimesinin ye-
rine, Sözleşme’de olduğu gibi grup kelimesi getirilmiştir. 1976 Roman-
ya Ceza Kanunu, topluluk (collectivity) kelimesini kullanmış ancak bu
tercihin, Sözleşme’de yer alan grup teriminin anlamını yansıtmak için
yapıldığından dolayı, Romanya kanun koyucusu tarafından ayrı bir
değişiklik yapılmamıştır.
140
Soykırım suçunun mağduru herhangi bir grup değil, özellikleri
madde metninde belirtilen gruptur. Bu kapsamda grubun, milli, etnik,
ırki veya dini bir grup olması gereklidir. Soykırım suçunda belirtilen
gruplar tahdididir.
141
Belirtilen dört grup dışındaki gruplar, soykırım
suçunun mağduru olamazlar ve onlara karşı irtikâp edilen ve madde
metninde yer alan hareketler soykırım suçunu oluşturmaz. Bununla
birlikte şartları mevcut ise insanlığa karşı suçlar, öldürme veya yara-
lama suçlarının varlığı düşünülebilir. Mukayeseli hukukta çoğunlukla
Sözleşme paralelinde düzenleme yapılırken, bazı kanunlar Sözleşme
hükmünü daraltarak kendi iç hukuklarına aktarmış, bazı kanunlar
ise soykırım suçunun mağdurunu geniş düzenlemişlerdir. Örneğin
Nikaragua, soykırım suçunun sadece “etnik veya dini grup”lara karşı
işlenebileceğini belirtmiştir (m. 549). Litvanya Ceza Kanunu, ulusal,
etnik, ırki veya dini grupların yanı sıra sosyal ve politik grupların da
soykırım suçunun mağduru olabileceğini belirtmektedir(m. 99). Ko-
138
Schabas, Genocide, s. 106, 107.
139
Schabas, Genocide, s. 108.
140
Schabas, Genocide, s. 108.
141
Kreß, s. 473; Schabas, Genocide, s. 102; Turhan, Soykırım, s. 48.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
lombiya Ceza Kanunu, ulusal, etnik, dini veya ırki gruplara ek olarak
politik gruplara karşı gerçekleştirilen eylemleri soykırım olarak kabul
etmektedir (m. 101). Estonya Ceza Kanunu, diğer sosyal grupları da
soykırım suçu içinde düzenlemektedir (m. 611). Çek Ceza Kanunu,
soykırım suçunun mağdurları arasında etnik grupları saymamaktadır
(m. 259).
Soykırım Sözleşmesi’nin 1947-48 yıllarındaki görüşmeleri esnasın-
da, politik grupların, soykırım suçunda korunan gruplar arasına dahil
edilip edilmeyeceğine yönelik tartışmalar yapılmıştır. Sovyetler Birliği
tarafından ileri sürülen ve politik grupların, soykırım tanımına dâhil
edilmemesi gerektiği yönündeki fikir temel olarak üç esasa dayanmak-
tadır. Birinci olarak, politik grupların kalıcı ve durağan olmamasıdır.
Politik gruplara katılım isteğe bağlıdır. İkinci olarak, politik grupların
Sözleşme’ye dâhil edilmesi, egemen devletlerin, iç sorunlarına ulusla-
rarası otoriteler tarafından müdahale edileceği endişesi ile Sözleşme’ye
katılmaktan sakınmasına sebep olacağı ileri sürülmüştür. Son olarak,
politik grupların dâhil edilmesi halinde, ekonomik, profesyonel ve di-
ğer grupların da bunu izleyeceği belirtilmiştir.
142
Sözleşme’de sosyal
ve siyasal grupların, korunan gruplar içinde sayılmamasının sonucu
olarak 1970’lerde Kamboçya’da Kimer’lerin yürüttüğü sosyal ve siya-
sal grupları ortadan kaldırma hareketi, soykırım olarak nitelendirilme-
miştir.
143
Aynı tartışmalar Roma Statüsü’nün hazırlık çalışmaları sıra-
sında da yapılmış, sosyal ve politik grupların Soykırım Sözleşmesi’nde
olduğu gibi soykırım suçunda korunan gruplar arasında olmadığı ka-
bul edilmiştir. Roma Statüsü’nde sosyal ve politik gruplara karşı ger-
çekleştirilen eylemlerin soykırım suçunu oluşturmayacağının kabul
edilmesinin en önemli nedeni, sosyal ve politik grupların insanlığa
karşı suçları içeren Statü’nün 7. maddesinde koruma altına alınmış ol-
masıdır.
144
TBMM Adalet Alt Komisyonu’nda kabul edilen TCK Tasarısı’nda
da “bunlar dışında bir özellikle belirlenen” gruplar, korunan gruplar kap-
samına dâhil edilmiştir. Bu düzenlemesi ile Komisyon, korunan grup-
142
Morris, s. 208; Kabatsi, s. 390; Fransız Delegesi tarafından ifade edilen “Geçmişte
soykırım suçu ırki veya dini gruplara karşı işlenmiş olsa dahi, açıktır ki gelecekte
söz konusu suçun saiki siyasi olacaktır” düşüncesi, tartışmaların zeminini göster-
mesi açısından ilginçtir (Kabatsi, s. 390).
143
Amann, s. 94.
144
Kim, s. 77.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
83TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ların sınırlı olmadığını, madde metninde sayılan özelliklere benzer
özellikler sergileyen grupların da koruma kapsamına alınması gerek-
tiği yönünde fikrini beyan etmiştir. Ancak Sözleşme’ye ve UCM içti-
hatlarına ters olan bu düzenleme, TBMM Genel Kurulu’nda madde
metninden çıkarılmıştır.
145
TCK ve Soykırım Sözleşmesi; ulusal, etnik, ırki veya dini grubu
koruma altına almaktadır. Buna karşılık, TCK ve Soykırım Sözleşmesi
söz konusu grupları tanımlamamış ve kavramların içinin doldurulma-
sını doktrine ve mahkeme içtihatlarına bırakmıştır. Ulusal grup, üye-
lerinin öncelikle aynı vatandaşlığa sahip olduğu gruptur. Ortak tarih,
örf ve adet, kültür ve dil birliği de, ulusal grubu oluşturan etmenler-
dendir.
146
Etnik grup, belli bir kültürel geleneğe sahip ve zaman için-
de oluşmuş bir gruptur. Grup üyelerinde ortak olan özellikler; aynı
dili konuşuyor olmaları, ortak gelenek ve göreneklere sahip olmaları
ve hayat tarzlarının ortak olmasıdır.
147
Aynı ırka mensup olmak, etnik
grup sayılmak için yeterli değildir. Irka dayalı grup ise üyelerinin aynı
kalıtımsal özelliklere sahip olduğu gruptur. Aynı kalıtımsal özellikle-
re; deri rengi, bedensel özellikler gibi dışarıdan kolayca görülebilecek
farklılıklar dâhildir.
148
Dini grup ise; aynı inanca sahip, ortak manevi
değerleri ve ibadet şekilleri bulunan gruptur.
149
Ulusal, etnik, ırka dayalı ve dinsel grupların tanımlarına UCM’le
rinin kararlarında da rastlanmaktadır. Akayesu davasında UCMR, ko-
runan dört grubun tanımını yapmıştır. Buna göre ulusal grup; hak-
ların ve görevlerin birleştiği ortak vatandaşlık temelinde bir hukuki
bağı paylaşan insan topluluğudur. Etnik grup; üyelerinin ortak bir dili
paylaştığı grup olarak tanımlanmıştır.
150
Irka dayalı grup; dil, kültür,
milliyet ve din faktörlerine bakılmaksızın, çoğunlukla bir coğrafi bölge
ile belirlenen kalıtsal fiziksel özellikleri temel alan gruptur. Dini grup
ise; üyelerinin aynı dini, mezhebi veya ibadet biçimini paylaştığı grup-
tur.
151
145
Turhan, Uluslararası, s. 13.
146
Turhan, Uluslararası, s. 13; Tezcan/Erdem/Önok, s. 49.
147
Turhan, Uluslararası, s. 13; Tezcan/Erdem/Önok, s. 49.
148
Turhan, Uluslararası, s. 13; Tezcan/Erdem/Önok, s. 49.
149
Turhan, Uluslararası, s. 13; Tezcan/Erdem/Önok, s. 49.
150
Soykırım Sözleşmesi’ne ve Roma Statüsü’ne dâhil edilen etnik grup sadece dilbi-
limsel özelliklerine göre değil, gelenekleri ve kültürel miraslarına göre belirlenir.
Kabileler, etnik gruplar kavramına dâhil edilmektedir (Kim, s. 76).
151
Jørgensen, s. 288, dn.18.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
UCM, Akayesu davasında farklı bir karar vermiş ve açık olarak ko-
runan dört grup olduğunu ifade ettikten sonra, dört gruptan hiçbiri-
sinin kesin olarak Tutsileri ifade etmediğini belirtmiş ve II. maddede
açıkça korunmuş olmasa bile, kalıcı ve durağan grupların Sözleşme
tarafından korunduğunu ifade etmiştir.
152
Durağan gruplarda üyeliğin
doğumla belirlendiğine aynı kararda işaret edilmiş, Mahkeme’nin po-
litik gruplara ilişkin tanımının da altı çizilmiştir. Nitekim Mahkeme,
politik grupları, bireyin katılışının rızasına dayandığı “durağan olma-
yan” (mobile) gruplar olarak nitelemiş ve bu tür grupların Soykırım
Sözleşmesi’nin uygulama alanı dışında olduğunu belirtmiştir.
153
Mağdurun ait olduğu grubun tespiti, suçun soykırım olarak nite-
lenmesinde önemli rol oynamaktadır. Uluslararası Ceza Mahkemeleri
kararlarında mağdurun ait olduğu grubun belirlenmesinde iki farklı
ölçüt kullanılmaktadır. UCMY, Jelisic kararında korunan grubu belir-
lemek için pozitif ve negatif ölçüt olmak üzere iki yöntemin bulundu-
ğunu belirtmiştir. Pozitif ölçüt; ulusal, ırki, etnik veya dini özelliklere
göre suçun failinin belirlediği grubu ele alır. Negatif ölçüt ise; failin
düşündüğü grubu değil, bireylerin kendilerinin ait olduğu ve ulusal,
etnik, ırki veya dini özelliklerini gösterdiği grubu ele alır.
154
Bu bakış
açısından pozitif ölçüt failin zihninde oluşturduğu grubu, negatif ölçüt
ise mağdurların ait olduğu grubu esas alır.
Benzer bir karar Kayishema ve Ruzindana davasında da alınmış-
tır. Buna göre, etnik grubun suçun faili tarafından belirlendiği kabul
edilmektedir. Bu sübjektif yaklaşıma göre, fail grubu belirlemektedir.
Bununla birlikte soykırım tanımı, korunan grubun varlığı konusunda
failin inancını temel almamaktadır. Bu yüzden, korunan grup objektif
ölçüte göre belirlenmelidir.
155
Buna karşılık UCM, Rutaganda ve Musema davalarında farklı bir
yaklaşım içine girerek, korunmuş grupların belirlenmesinde objektif
yaklaşımından ziyade sübjektif yaklaşımının kullanılmasının gerekli
olduğunu, ancak sübjektif yaklaşımının tek başına grubu belirlemek
152
Jørgensen, s. 288; Noëlle Quénivet, “The Report of the International Commission of
Inquiry on Darfur: The Question of Genocide”, Human Rights Review, July-September
2006, s. 44.
153
Jørgensen, s. 288; William A. Schabas, “The International Legal Prohibition of Genocide
Comes of Age” Human Rights Review, July-September 2004, s. 48; Kabatsi, s. 393.
154
Jørgensen, s. 289.
155
Jørgensen, s. 289.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
85TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
için yetersiz olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, Soykırım Sözleşmesi’nin,
durağan ve kalıcı grupları kapsamı altında almak niyetinde olduğunu
ve bir grubun, soykırım suçu kapsamında koruma altında bir grup
olup olmadığını belirlemede, politik ve kültürel ortam ile bağlantılı
diğer delillerin de göz önünde bulundurulması suretiyle her davada
farklı şekilde değerlendirileceğini kararına eklemiştir. Ayrıca UCM,
Brdjanin kararında belirttiği üzere, birden fazla grubun hedef seçildiği
olaylarda, grubun belirlenmesinde negatif ölçütün kullanılamayacağı
görüşündedir. Örneğin “Sırp olmayanlar” gibi bir ölçüt, grubun belir-
lenmesinde uygun bir ölçüt değildir.
156
Eski Yugoslavya Uzmanlar Komisyonu, grubun belirlenmesinde
farklı bir bakış açısı üzerinde tartışmalar yürütmüştür. Buna göre, A
grubuna mensup fail tarafından B, C ve D grubunun yok edilmesi ka-
rarlaştırılmış ise B, C ve D grupları bu açıdan homojen bir grup gibi ka-
bul edilmeli ve suç buna göre belirlenmelidir. Başka bir anlatımla, soy-
kırım tanımında yok etme hareketlerinin üzerinde gerçekleştirildiği ve
ayrı olarak belirlenen grup, soykırım niyetinin ortaya çıkarılmasında
tek bir grup gibi kabul edilmelidir. Buna karşılık, Brdjanin ve Stakic da-
valarında UCMY, birden fazla grubun hedef seçildiği olaylarda, soykı-
rım suçunun unsurları açısından her bir grubun ayrı değerlendirilmesi
gerektiğini belirtmiştir.
157
Mağdurun, ulusal, etnik, ırki veya dini gruba ait olup olmadığının
değerlendirilmesinde objektif ölçütün kabul edilmesi yönünde dok-
trinde genel bir eğilim mevcuttur. Buna göre biyolojik, genetik köken,
kültürel farklılıklar veya dini farklılık gibi objektif kıstaslar dikkate
alınmalı, failin grubu nitelemesi veya mağdurun kendisini hangi gru-
ba ait olduğuna dair taşıdığı hisse itibar edilmemelidir.
158
Kanaatimizce, soykırım suçunun mağdurunun grup olduğu
159
ve
suç ile korunan hukuki menfaatin grubun maddi ve manevi varlığını
devam ettirmesi olduğunu göz önüne aldığımızda, grubun belirlen-
mesinde objektif ölçütün kullanılmasının gerekliliği öncelikle görü-
lecektir. Nitekim ulusal, etnik, ırki veya dini özelliklerine göre grup
oluşturan bireylere yönelik 76. maddede sayılan fiiller soykırım suçu-
156
Brdjanin kararı (HRW, s. 160).
157
HRW, s. 166.
158
Önok, s. 184.
159
Soykırım suçunun mağdurunun grup değil, gruba mensup bireyler olduğu da ifa-
de edilmektedir (Tezcan/Erdem/Önok, s. 49).
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nu oluşturacaktır. Bununla birlikte, grubun kendi kendini nitelemesi-
ne veya üçüncü kişiler tarafından yapılan nitelemeye de, faildeki sai-
kin belirlenmesi açısından itibar edilmelidir.
D. Suçun Maddi Konusu
Suçun maddi konusu hareketin yöneldiği kişi ya da şeydir.
160
İnce-
leme konumuz olan suç açısından maddi konu, suçu oluşturan ve 76.
maddede sayılan hareketlerin türüne göre belirlenecektir. Kasten öl-
dürme hareketinde maddi konu, öldürme fiilinin üzerinde gerçekleş-
tirildiği grup üye veya üyeleridir. Bedensel veya ruhsal ağır hasarlar
vermede, kendisine bedensel veya ruhsal zarar verilen üye veya üyeler
suçun maddi konusunu oluşturmaktadır. Grubun, tamamen veya kıs-
men yok edilmesi sonucunu doğuracak koşullarda yaşamaya zorlan-
ması durumunda, zorlama eylemleri grup üye veya üyeleri üzerinde
gerçekleştirilecektir. Bundan dolayı maddi konu, olumsuz koşullarda
yaşamaya zorlanan grup üye veya üyeleridir. Grup içinde doğumla-
ra engel olmaya yönelik tedbirlerde, tedbirlerin uygulandığı üye veya
üyeler maddi konuyu oluşturmaktadır. Örneğin kadın veya erkeklerde
kısırlaştırma yoluna gidilmiş ise kısırlaştırma uygulanan kişiler suçun
maddi konusunu oluşturacaktır. Gruba ait çocukların başka bir gruba
zorla nakledilmesinde maddi konu, gruba ait çocuklardır.
E. Maddi Unsur
Soykırım suçunun maddi unsuru, gerek Sözleşme metninde ge-
rekse de TCK’nın 76. maddesinde sayma yöntemiyle belirlenmiştir.
Soykırım suçunu oluşturan hareketler beş grup altında incelenmek-
tedir. Sözleşme’de yer alan hareketlerin sınırlı sayıda olmadığı, Söz-
leşme metninde geçen “as such” ibaresine dayanılarak doktrinde ileri
sürülmüştür. Kanaatimizce gerek Sözleşme metninde gerekse de 76.
maddede yer alan hareketler sınırlı sayıdadır
161
ve sayılan hareketlerin
dışındaki hareketlerin irtikâbında soykırım suçu oluşmayacaktır.
160
Mehmet Emin Artuk/Ahmet Gökcen/A. Caner Yenidünya, 5237 sayılı Yeni TCK’ya
Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler I, Yeniden Gözden Geçirilmiş 2. Bası,
Ankara 2006, s. 469; Yüksel Ersoy, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2002, s. 71;
Faruk Erem/Ahmet Danışman/Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler,
Ankara 1997, s. 236 vd.
161
Turhan, Soykırım, s. 48; Kocaoğlu, s. 151.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
87TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Soykırım suçunu oluşturan hareketler, grubun fiziksel veya biyo-
lojik olarak varlığını sürdürmesini engellemeye yöneliktir. Nitekim
UCMY, Krstic davasında, Soykırım Sözleşmesi’nin ve geleneksel ulus-
lararası hukukun, insan grubunun fiziksel ve biyolojik olarak yok edil-
mesini yasakladığını belirtmiştir. Mahkemeye göre, uluslararası örfi
hukuk, soykırım tanımını fizyolojik ve biyolojik yok etme hareketle-
riyle sınırlandırmıştır. Bir grubun, toplumun kalan kesiminden ken-
disini ayırarak, ona bağımsız bir kimlik veren kültürel ve sosyolojik
karakterine ve bu karakteri yok etmeye yönelik hareketler, soykırım
tanımı içinde değerlendirilmemektedir.
162
Soykırım suçundan söz etmek için, yok etmenin ölümle sonuçlan-
masına gerek yoktur. Grubun tamamen veya kısmen yok edilmesini
amaçlayan ve bireylerin vücut bütünlüğü ile grubun varlığını sürdür-
mesine yönelik birçok hareket soykırım suçunu oluşturacaktır. UCMR,
Akayesu davasında, bir grup olarak Tutsi’lerin yok edilmesi sürecinin
önemli bir parçası olarak irtikâp edilen cinsel şiddet ve tecavüz fiilleri-
nin soykırım suçunu oluşturduğuna karar vermiştir.
163
UCM, Krstic, Stakic davalarında, grup üyelerinin fiziksel olarak bir
yerden başka bir yere naklini soykırım olarak değerlendirmemiştir.
164
Bununla birlikte Blagojevic ve Jokic davasında, zorla göçün, Sırplar ta-
rafından Müslümanlardan kurtulmak ve Bosna-Hersek’in önemli bir
parçasını kontrol etmek amacıyla uygulandığını belirttikten sonra,
Sırplar tarafından irtikâp edilen bu eylemlerin, soykırım eylemlerin-
den farklı olduğunu söylemenin güç olduğu belirtmiştir.
165
162
Mahkeme, Brdjanin, Blagojevic ve Jokic kararlarında da benzer düşüncelere yer ver-
miştir, (HRW, s. 148).
163
“Bu tecavüzler, Tutsi kadınlarının, onların ailelerinin ve topluluklarının, fiziksel ve psiko-
lojik olarak yok edilmesi ile sonuçlanmıştır. Cinsel şiddet, özellikle Tutsi kadınlarını hedef-
leyen, onların ve bir bütün olarak Tutsi grubunun yok edilmesine katkı sağlayan sürecin
önemli bir parçasıdır. Cinsel şiddet, Tutsi grubunun-Tutsi ruhunun, yaşama isteğinin ve
bizzat yaşamın yok edilmesinin ilk adımıdır” (HRW, s. 150).
164
HRW, s. 151.
165
HRW, s. 151; UCMY, Skirica davasında, “Bir grubun fiziksel veya biyolojik olarak yok
edilmesi için grup üyelerinin öldürülmesi gerekli değildir. Grup üyelerinin önemli kısmının
öldürülmesi, bir grubun yok edilmesi için en etkili araç olmasına rağmen, diğer hareketler de
grubun yok edilmesine yol açabilir. Bir grup bireylerin yanı sıra, onların tarihi, gelenekleri,
üyeleri arasındaki ilişkileri, diğer gruplar ve üzerinde yaşadığı toprak parçaları ile ilişki-
lerinden oluşur. Grubun fiziksel veya biyolojik olarak yok edilmesi, zorla bir yerden başka
bir yere nakledilmesi sonucu olabilir, yeter ki bu nakil işlemi, grup üyelerinin ayrılmasını
gerektirecek şekilde grubun artık kendini yenilemesine imkân vermeyecek bir tarzda yapıl-
mış olsun. Bazı durumlarda, grup, ayrı bir grup olarak var olmasını durdurduğundan do-
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Soykırım suçunda grup üyelerinin sivil kişiler olması şart değildir.
Failin yok etme özel kastının bulunması durumunda esir askeri şahıs-
ların yok edilmesi de, soykırım suçu içinde düşünülebilir.
166
Soykırımı oluşturan maddi hareketlerin çok uzun süre önce tasar-
lanmasına gerek yoktur. Bu açıdan soykırım suçu mutlaka taammü-
den işlenmesi gerekli bir suç değildir.
167
Mukayeseli hukukta soykırım suçunun maddi unsuru konusunda
çoğunlukla, Sözleşme’de yer alan hareketlere sadık kalınmıştır. Ancak
bazı kanunlar, Sözleşme’de yer almayan hareketleri de düzenlemek
suretiyle soykırım suçunu genişletmişlerdir. Örneğin Arnavutluk, Bel-
çika, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka gibi ülkeler maddi unsu-
ru, Sözleşme’de düzenlenen şekline benzer bir şekilde iç hukuklarına
aktarmışlardır. Buna karşılık, Paraguay, gruba ait çocukların yanı sıra
yetişkinlerin de başka gruplara zorla transferini, grubu zorla dağıtma-
yı cezalandırmıştır (m. 319). Aynı şekilde Paraguay hukukunda gru-
bun veya toplumun kendi gelenek veya kültürünü yok etmeye yönelik
hareketler soykırım suçunun içinde düzenlenmek suretiyle “kültürel
soykırım” da cezalandırılmıştır. Nikaragua Ceza Kanunu, soykırım su-
çunun mağdurunu etnik veya dini grup ile sınırladıktan sonra, grup
üyelerinin bütünlüğüne zarar vermeyi, Paraguay Ceza Kanunu’nda
olduğu gibi çocukların yanı sıra yetişkinlerin de başka gruplara dâhil
edilmesi ve kitlesel olarak ülke dışına çıkarmayı soykırım olarak ka-
bul etmiştir (m. 549). Estonya Ceza Kanunu, yerli nüfusun ülke dışına
çıkarılması ve sürgüne göndermeyi de soykırım suçu içinde düzenle-
miştir (m. 611). Finlandiya, soykırım suçunu oluşturan bazı hareketleri
saydıktan sonra, grubun varlığını sürdürmesini önleyen diğer hareket-
lerin de soykırım suçunu oluşturacağını belirtmek suretiyle soykırım
suçunu, serbest hareketli bir suç düzenlemiştir (ks. 6). Kolombiya Ceza
Kanunu, zorla hamile bırakmayı da soykırım olarak değerlendirmiştir
(m. 101). Türk hukukunda soykırım suçunu oluşturan hareketler beş
grup halinde aşağıda incelenmiştir.
layı, bireylerin zorla nakli, grubun maddi olarak yok edilmesine yol açabilir” demektedir.
Ayrıca mahkeme kararında zikrettiği hususların kültürel soykırımın tanımlanması
tartışması olmadığını, sadece fiziksel veya biyolojik yok etmenin anlamını açıklama
girişimi olduğunu belirtmiştir (HRW, s. 152, 153).
166
UCMY, Krstic davası (HRW, s. 153).
167
Krstic davasında Mahkeme, soykırım suçunu düzenleyen Statü’nün 4 ncü maddesi-
nin, soykırım suçunu oluşturan hareketlerinin önceden planlanmasını gerektirme-
diğine karar vermiştir (HRW, s. 148).
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
89TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
1. Kasten Öldürme
Failin icrai veya ihmali hareketinin neticesinde grup üye/üyeleri-
nin ölmesi, soykırım suçunu oluşturan fiillerden ilkidir. Sözleşme met-
ni, grup üyelerinin öldürülmesinden bahsetmek suretiyle, ancak bir-
den fazla kişinin öldürülmesinin soykırım suçunu oluşturacağı fikrini
ilk bakışta uyandırmaktadır. Ancak Roma Statüsü Suçun Unsurları
168
6 (a) maddesinde, grup üyelerini öldürmenin soykırım olabilmesi için
“a. failin bir veya birden fazla kişiyi öldürmesi, b. mağdurların, belli bir ulu-
sal, etnik, ırki ya da dini gruba bağlı olması, c. failin, söz konusu grubu tama-
men veya kısmen yok etme kastıyla hareket etmiş olması, d. fiilin, söz konusu
özel kast kapsamında gerçekleştirilmesi gereklidir” denmek suretiyle, bir
kişinin ölümünün de diğer şartlarının varlığı halinde soykırım suçunu
oluşturacağını belirtilmiştir.
169
TCK’nın 76. maddesinde kasten öldür-
meden bahsedilmesinden dolayı, diğer şartların da varlığı halinde tek
kişinin öldürülmesi bile soykırım suçunu oluşturacaktır.
170
Gerek TCK’nın 76. maddesine göre gerekse de Sözleşme metnine
göre soykırım suçunun oluşması için neticenin gerçekleşmesi gerekli-
dir.
171
“Öldürme” fiili, “grup üyelerinin ölümüne sebep olma” şeklinde ta-
nımlanmaktadır.
172
Öldürme fiili, bireyin öldürülmesi veya grup üye-
lerinin kitlesel imhası şeklinde gerçekleşebilir. Akayesu davasında
Mahkeme, öldürme fiilinin iki maddi unsurdan oluştuğunu belirtmiş -
tir. Buna göre; mağdurun ölümü gerçekleşmeli ve ölüme, sanığın veya
onun astlarının hukuka aykırı eylemleri neden olmalıdır.
173
2. Kişilerin Bedensel veya Ruhsal Bütünlüklerine
Ağır Zarar Verilmesi
Grup üyelerine ağır zihinsel veya bedensel zararlar verilmesi, özel
kastla gerçekleştirilmesi durumunda soykırım suçunu oluşturacaktır.
168
Suçun Unsurları (Elements of Crimes), 1998 yılında Birleşmiş Milletler Genel
Kurulu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin çalışma sistemini hazırlama-
sı için oluşturduğu Hazırlık Çalışmaları Komitesi tarafından, Uluslararası Ceza
Mahkemesi’nin daha etkin çalışması için hazırlanmıştır.
169
Başak, s. 103.
170
Turhan, Uluslararası, s. 14.
171
Bkz., Bdjanin kararı (HRW, s. 179).
172
Kalere, s. 470.
173
Kalere, s. 470; Schabas, Genocide, s. 157, 158.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Zararın ağır olması gereklidir ancak UCMR, Akayesu davasında söz
konusu ağır zararın, fiziki bütünlüğe verilen kalıcı veya iyileşemez bir
yara olmasına gerek olmadığını belirtmiştir.
174
Blagojevic ve Jokic kara-
rında UCMY bedensel zararı; vücut şeklinin bozulmasına sebebiyet
veren veya iç ve dış organlar ile duyu organlarına ciddi zararlar veren
hareket olarak tanımlanmıştır.
175
Aynı kararda Mahkeme, zararın kalı-
cı ve iyileşemez bir zarar anlamına gelmediğini, kişinin normal haya-
tını idame ettirebilme yeteneğini kısıtlayan ağır ve uzun süreli bir za-
rar olmasının yeterli olduğunu belirtmiştir. Krstic kararında, kalıcı ve
iyileşemez bir zarar olmasına gerek bulunmadığını belirttikten sonra,
kişiyi geçici olarak mutsuz eden, rahatsızlık veren ve gururunu kıran
bir zarardan daha vahim olması gerektiğini belirtmiştir.
176
Kişiye veri-
len bedensel veya zihinsel zararın ağırlığı, soykırım suçunu oluştura-
cak nitelikte olup olmadığı her olaya göre ayrı değerlendirmeye tabi
tutulacaktır.
177
UCMY, Blagojevic ve Jokic kararında, bedensel ve zihinsel ağır za-
rar kavramına; işkence, insanlık dışı ve küçük düşürücü muameleler,
tecavüzün de dâhil olduğu cinsel şiddet, dayak ile birlikte uygulanan
sorgular, ölüm tehditleri ve sınır dışı etmenin de dâhil olduğunu be-
lirtmektedir.
178
Tecavüz veya diğer cinsel şiddet uygulanması sonucu verilen “ağır
zarar”, soykırım suçunu oluşturmaktadır.
179
Blagojevic ve Jokic davasın-
da Mahkeme, tecavüzlerin, Tutsi kadınlarının, ailelerinin ve toplukla-
rının fiziksel ve psikolojik olarak yok edilmesi ile sonuçlandığını, Tutsi
grubunun bir bütün olarak yok edilmesine katkıda bulunan, özellikle
Tutsi kadınlarını hedef olarak seçen cinsel şiddet eylemlerinin, yok
etme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu, cinsel şiddetin grubun
yaşama isteğini, ruhunu ve grubun kendisini yok etme sürecinin bir
adımı olduğunu belirlemiştir.
180
Grup üyelerine bedensel ve zihinsel ağır zarar verilmesi hareketi-
174
Başak, s. 104; Obote-Odora, s. 394.
175
HRW, s. 180.
176
HRW, s. 180.
177
Blagojevic ve Jekic kararı (HRW, s. 180).
178
Bdjanin, Krstic davalarında da aynı konuya Mahkeme kararında değinmiştir (HRW,
s. 181).
179
McKay, s. 261.
180
Mahkeme aynı sonuca Kayishema ve Ruzindana ile Musema kararlarında da var-
mıştır (HRW, s. 150).
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
91TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nin, soykırım suçunu oluşturması için neticenin gerçekleşmesi gerek-
mektedir.
181
3. Grubun Tamamen veya Kısmen Yok Edilmesi Sonucunu
Doğuracak Koşullarda Yaşamaya Zorlanması
Grubun hayat şartların zorlaştırılması, failin grup üyelerini hemen
öldürmesini gerektirmediği ancak sonuç olarak grubun fiziksel olarak
yok edilmesini amaçladığı bir yok etme yöntemidir.
182
Soykırım su-
çunun bu şekli; yiyecek kıtlığına tabi tutmak, mağdurları evlerinden
çıkarmak ve tıbbi yardım hakkını reddetmek gibi hareketlerle işlene-
bilir.
183
Ayrıca, aşırı çalışma ve fiziksel efor sarf etme, uygun hijyen,
giyinme ve barınma koşullarının olmaması gibi grubun yavaş yavaş
ölümüne yol açacak durumlarda, grubun hayat şartlarının zorlaştırıl-
ması kavramına dahildir.
184
Madde metninden anlaşılacağı üzere, grup
üyelerinden sadece birinin hayat şartlarının zorlaştırılması, soykırım
kabul edilemeyecektir.
185
Uluslararası Hukuk Komisyonu’na, zorunlu göçe tabi tutma uy-
gulamasının da soykırım suçu sayılması yönünde getirilen teklifler
uygun görülmemiş ancak zorunlu göçün grubun tamamen veya kıs-
men yok edilmesi amacıyla hayat şartlarını zorlaştırdığı durumlarda
soykırım olarak kabul edilebileceği belirtilmiştir.
186
Grubun hayatını zorlaştırmada, neticenin ispatına gerek yoktur.
Neticenin gerçekleşmesi durumunda yukarıda zikredilen iki fiilden
dolayı da cezalandırılma yoluna gidilebilir.
187
UCMR, Kayishema ve Ruzindana kararında, ırza tecavüz, açlığa
mahkûm etme, ihtiyaç duyulan sağlık hizmetlerinin asgari düzeyin-
den mahrum bırakma, kayda değer bir zaman dilimi içinde asgari
yaşamaya yetecek barınma imkânlarından yoksun kılma gibi fiillerin
grubun hayatını zorlaştırma olduğuna karar vermiştir.
Devletin, vatandaşları için tıbbi yardım ve asgari yiyecek maddesi
181
Brdjanin kararı (HRW, s. 181); Schabas, Genocide, s. 160.
182
Bkz., Stakic kararı (HRW, S. 184); Obote-Odora, s. 395.
183
Bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 52.
184
Brdjanin kararı (HRW, S. 184).
185
Kreß, s. 481; Turhan, Uluslararası, s. 14.
186
Başak, s. 107.
187
Başak, s. 108.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
temin etme zorunluluğu, sosyal devlet ilkesinden kaynaklanan bazı
gereklilikler hariç olarak bulunmamaktadır. Dolayısıyla, vatandaşları
için asgari yiyecek temin etmeyen bir devletin soykırım suçunu işledi-
ğinden bahsedilemeyecektir. Bununla birlikte, ülke içinde bazı grup-
lara yiyecek yardımı yapılırken, diğer gruplara yapılmaması; yiyecek
yardımı yapılmamasının sebebinin söz konusu grubun açlığa maruz
bırakılmak suretiyle yok edilmesi niyeti olması durumunda, devletin
yiyecek yardımı yapmaması, diğer şartların da varlığı halinde soykı-
rım suçunu oluşturacaktır.
188
Soykırım Sözleşmesi’nin İngilizce metninde geçen ve önceden he-
saplamak anlamına gelen “calculated” kavramının, grubun hayat şart-
larını zorlaştırma yönünde failde bulunan bir niyet olduğu yönünde
doktrinde görüş belirtilmiştir.
189
4. Grup İçinde Doğumlara Engel Olmaya Yönelik
Tedbirlerin Alınması
Bu hareket, biyolojik soykırım olarak adlandırılmakta ve grubun
çoğalma kabiliyetinin yok edilmesini amaçlamaktadır.
190
Suçun oluşu-
mu için hareketin planlama aşamasında kalması yeterlidir ve niyetle-
nen doğumun önlenmesi sonucunun gerçekleşmesine gerek yoktur.
191
Grup içerisindeki doğumların önlenmesine yönelik tedbirler fiziki ola-
bileceği gibi kişilerin zihni veya ruhsal yeteneklerinde bırakılan tesirler
sonucu da olabilecektir.
192
Örneğin, tecavüze uğrayan kişinin bundan
sonra çocuk doğurmayı reddetmesi durumunda sistematik tecavüz,
grup içerisindeki doğumları önlemeye yönelik tedbirdir. Bununla bir-
likte tecavüz sonucu grup üyelerinde oluşan travmalar, grubun çoğal-
ma isteğini etkilemesi durumunda, çocuk doğurmayı önleyici tedbir-
lerden bahsedilecektir.
193
Grup içindeki doğumları önleyici tedbirlerin uygulanması hem
doğrum kontrol yöntemlerinin uygulanmasını hem de uygulama yö-
188
David B. Kopel-Paul Gallant-Joanne D. Eisen, “Is Resisting Genocide A Human
Right?”, Notre Dame Law Review, Vol.: 81, No.:4, s. 147.
189
Kreß, s. 481.
190
Kreß, s. 481; Schabas, Genocide, s. 172; Turhan, Uluslararası, s. 14.
191
Kreß, s. 481.
192
Obote-Odora, s. 396.
193
Obote-Odora, s. 396.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
93TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nündeki emirlerin astlar tarafından icra edilmesini içermektedir.
194
UCMR, Akayesu kararında; kısırlaştırma, zorunlu olarak doğum kon-
trolü uygulama, erkek ve kadınların birbirinden ayrı tutulması ve ev-
liliklerin yasaklanmasını korunan grup içinde doğumların önlenmesi
olarak değerlendirmiştir.
Tecavüz fiilleri, normal şartlarda soykırım suçunu oluşturmamak-
tadır. Bununla birlikte, siyasi ve askeri liderler tarafından desteklenen
ve yaygın bir hale ulaşan tecavüz fiillerinin, toplumun üremesini en-
gellemek amacıyla icra edilmesi durumunda soykırım suçunu oluştu-
racaktır.
195
5. Grup İçindeki Çocukları Başka Bir Gruba Zorla Nakletmek
Uluslararası Hukuk Komisyonu’na göre “biyolojik soykırım” olarak
da nitelenen, grubun çocuklarını başka bir gruba nakletmek eylemi,
grubun gelecekteki varlığını ciddi biçimde etkilemektedir.
196
Bu hare-
kette yer alan “zorla” (forcibly) kavramı, fiziksel zor kullanımı içerme-
mektedir. Zorla kavramına, korku yarattığı sürece şiddet tehdidi, psi-
kolojik baskı ve nüfuzun kötüye kullanılması da dâhil olmaktadır.
197
Uluslararası Ceza Mahkemesi Suçun Unsurları, “çocuk” terimin-
den 18 yaşın altındaki kişilerin anlaşılması gerektiğini belirtmektedir.
Bu Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 1. maddesi ile
uyumlu olması açısından doğru bir yaklaşımdır. Suç, tek bir çocuğun
dahi olsa, söz konusu özel kast ile gruptan ayrılması ile oluşacaktır.
Suçun oluşumu için çocuğun başka bir gruba katılmasını sağlamaya
gerek yoktur.
198
Yok etme kastı olmadan grubun zorla başka bir yere nakledilmesi
soykırım suçunu oluşturmamaktadır. Bununla birlikte, zorla başka bir
yere nakledilme eylemi, soykırım niyetinin belirlenmesinde maddi va-
kıa olarak kullanılabilecektir.
199
194
Kreß, s. 481.
195
Kopel- Gallant- Eisen, s. 147.
196
Başak, s. 111.
197
McKay, s. 261.
198
Kreß, s. 484; Obote-Odora, s. 398.
199
Krstic davası, (HRW, s. 151).
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
F. Manevi Unsur
1. Genel Olarak
Soykırım suçunun manevi unsuru kasttır. Fail, bilerek ve isteyerek
madde metninde belirtilen hareketleri gerçekleştirmelidir. Soykırım
suçunun taksirle işlenmesi mümkün değildir.
Soykırım suçunda genel kastın yanında failde bir grubu tamamen
veya kısmen yok etme özel kastı (special intent-dolus specialis) mevcut
olmalıdır.
200
Bir gruba karşı sadece zalimce hareketleri tamamlama ni-
yeti ile hareket edilmemeli, aynı zamanda grubu yok etme niyeti de
bulunmalıdır.
201
Nitekim Jelisic, Blagojevic ve Jokic, Stakic ve Brdjanin
kararlarında mahkeme, suçun oluşumu için ulusal, etnik, ırki ve dini
grubun tamamen veya kısmen yok edilmesini amaçlayan özel kastın
failde mutlaka bulunması gerektiğini belirtmiştir.
202
Yok etme özel kastı, grubun bağımsız ve ayrı kimliğini yok etme-
ye yönelmelidir. Bu anlamda, grubun gelenek ve göreneklerini, geniş
anlamda kültürünü yok etmeye yönelik hareketler soykırım suçunu
oluşturmayacaktır. UCMY, Blagojevic ve Tokic kararında özel kastın,
grubun bağımsız ve ayrı kimliğini yok etmeye yönelmesi gerektiğini
belirtmiştir.
203
Yok etme özel kastının, failin gruba ait bireylere karşı soykırım
suçunu oluşturan fiilleri irtikap etmeye başladığı zaman failde bulun-
masına gerek yoktur. Fiillerin irtikâbı esnasında da sonradan eklenen
özel kast, soykırım suçunu oluşturmaya yetecektir.
204
Nitekim UCMY,
Krstic kararında; failin, soykırım suçunu oluşturan fiilleri işlemeye
başladığı anda yok etme özel kastının bulunmamasına rağmen, fiille-
rin icrası sırasında yok etme özel kastının varlığını yeterli saymıştır.
205
200
Jørgensen, s. 292; Önok, s. 186; R. Murat Önok, Tarihi Perspektifiyle Uluslararası Ceza
Divanı, Ankara 2003, s. 151 (Önok, Perpektif olarak anılacaktır); Kalere, s. 471; Jokic,
s. 281; Kreß, s. 485; Quénivet, s. 47; Turhan, Uluslararası, s. 14; Tezcan/Erdem/
Önok, s. 53.
201
Jørgensen, s. 292.
202
Blagojevic ve Jokic kararında mahkeme “Statünün 4 ncü maddesi, soykırım suçunun
özel kastını “ulusal, etnik, ırki veya dini grubu tamamen veya kısmen yok etmek
kastı” olarak tanımlamaktadır” demektedir. (HRW, s. 146).
203
HRW, s. 147.
204
Turhan, Uluslararası, s. 15.
205
HRW, s. 147.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
95TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Soykırım suçunun doğrudan kast ile işlenmesi gereklidir.
206
Fai-
lin, gruba karşı gerçekleştirdiği eylemlerinin, grubun tamamen veya
kısmen yok olmasına neden olacağını görmesi ancak buna rağmen ey-
lemlerine devam etmesi durumunda soykırım suçu oluşmayacaktır.
Soykırım suçunun olası kast ile işlenmesi mümkün değildir. UCMY,
Blagojevic ve Jokic kararında; failin, soykırım suçunu oluşturan fiillerin
işlenmesinin grubun imhası ile sonuçlanma olasılığını görmesi veya
grubun kesin olarak imha olacağını bilmesinin, failde özel kastın bu-
lunduğu yönünde yorumlamak için yetersiz olduğunu, grubun tama-
men veya kısmen imhasının, soykırım suçunu oluşturan fiilin amacı
olması gerektiğini belirtmiştir.
207
Soykırım suçunun oluşması için özel kastın gerekli olmasına kar-
şın, grubun tamamen veya kısmen yok edilmesinin gerçekleşmiş ol-
ması gerekmez. Bununla birlikte grubun tamamen veya kısmen yok
edilmesi, failde özel kastın bulunduğu şeklinde yorumlanabilir. Bu
durum UCMY’nin Brdjanin kararında belirtilmiştir.
208
Soykırım suçunun oluşması için kaç kişinin yok edilmesi gerek-
tiğine dair tartışmalar uluslararası ceza mahkemelerinde yapılmıştır.
UCMY, Stakic kararında, soykırım suçunu diğer suçlardan ayıran nok-
tanın failde bulunması gereken yok etme özel kastı olduğu, fiziksel
olarak yok etmenin gerçekleşmesine gerek olmadığını belirttikten son-
ra soykırım suçunun oluşması için kaç grup üyesinin mağdur olması
gerektiği konusuna değinmiştir. Mahkeme’ye göre, soykırım suçunun
oluşması için grubun fiziksel olarak zarar görmesine gerek olmadığı
için mağdur sayısına ilişkin bir eşik sayı mevcut değildir.
209
Soykırım suçunun oluşması için eylemlerin daha önceden tasar-
lanmasına gerek yoktur. Bu anlamda tasarlama kastının mevcudiyeti,
suçun oluşumu için şart değildir. UCMY, Krstic davasında, benzer bir
şekilde Statü’nün 4. maddesinin, yok etme fiillerinin uzun bir zaman
periyodunda tasarlanmasını gerektirmediğini belirtmiştir.
210
Yok etme kastının ispatında, yok etmenin gerçekleştirilmesi için
en etkili aracın seçildiğinin ispat edilmesi gerekli değildir. Seçilen yön-
206
Turhan, Soykırım, s. 48.
207
HRW, s. 147.
208
HRW, s. 148.
209
HRW, s. 148.
210
HRW, s. 148.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
temin yetersizliği, failin yok etme kastının bulunmadığı yönünde bir
veri değildir. UCMY, Krstic davasında, soykırım suçunda, failin hedef-
lediği grubun tamamen veya kısmen yok edilmesi için en etkili aracı
seçtiğinin ispatına gerek olmadığı, seçilen metodun, failin niyetini ta-
mamen gerçekleştirmeye yeterli olmamasının, tamamen veya kısmen
yok etmeyi gerçekleştirememesinin, yok etme kastının bulunmadığı
olarak yorumlanamayacağını belirtmiştir.
211
Nitekim Mahkeme bu ka-
rarı, uluslararası toplumun ilgisinin Srebrenika kentine yoğunlaşması
ve BM birliklerinin bölgedeki varlığının, Sırp Ordusu’nu soykırım pla-
nını tam olarak uygulamaya koyamaması üzerine vermiştir.
Mukayeseli hukukta, tamamen veya kısmen yok etme kastının he-
men hemen tüm ülkelerde düzenlendiği görülmektedir. İncelediğimiz
ülke kanunlarından sadece İtalya’da, yukarıda da belirtildiği üzere,
ayırıcı kıyafetler giymeye zorlamaya ilişkin harekette özel kast aran-
mamıştır.
TCK’nın 76. maddesi soykırım suçuna ilişkin düzenlemeyi yapar-
ken, maddeye kaynak teşkil eden Soykırım Sözleşmesi’nde bulunma-
yan bir kavramı bünyesine dahil etmiştir. Türk hukukuna göre soy-
kırım suçu “bir planın icrası suretiyle” işlenmelidir. Gerek mevcut bir
planın varlığını şart koşması gerekse de tamamen veya kısmen yok
etme amacıyla işlenmesi, soykırım suçunun manevi unsuruna yönelik
özelliklerdir. Suçun “bir planın icrası suretiyle işlenmesi” ve “tamamen
veya kısmen yok etme” kavramlarının anlamları üzerinde ayrıca duru-
lacaktır.
2. Plan veya Politikanın Varlığı
Soykırım Sözleşmesi’nde, soykırım suçunun unsurları arasında,
soykırımı bir plan veya politikanın tatbiki suretiyle icrası bulunma-
maktadır. Sözleşme görüşmeleri esnasında, suçun oluşumu için hükü-
met tarafından yapılan bir planın varlığının eklenmesine ilişkin öneri
reddedilmiştir. Bununla birlikte, bir devlet veya devlet benzeri olu-
şum tarafından organize edilmeyen veya planlanmayan soykırımın
icrasının mümkün olmayacağı doktrinde savunulmaktadır. Lemkin,
“plan”ın, soykırım suçunun olmazsa olmaz unsuru olduğunu belirt-
miştir. Aynı şekilde Jelisic davasında UCMY, bireylerin soykırım suçu-
211
HRW, s. 150.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
97TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nu işlemelerinin teorik olarak mümkün olduğunu, soykırım suçunun
bir devlet veya benzeri oluşum tarafından organize edilmesine veya
planlanmasına gerek kalmadan oluşacağını belirtmiştir.
212
Soykırım Sözleşmesi gibi, soykırım suçunun oluşumu için “bir
plan veya politikanın varlığı” şartını içermeyen Roma Statüsü’nün hazır-
lık çalışmalarında, Birleşik Devletler tarafından yapılan ve “sistematik
veya yaygın bir politika veya uygulamaya konulması” şartına ilişkin öneri
kabul görmemiştir.
213
Türk hukukunda soykırımın, tasarlanmış belli bir plan çerçeve-
sinde işlenmesi gereklidir. Nitekim bu durum, 76. madde metninde
“bir planın icrası suretiyle” ibaresi ile belirtilmiştir. Ancak, bu planın,
resmi bir devlet politikası olmasına gerek yoktur. Devlet ile bağlantısı
olmayan kişiler tarafından da bu suç işlenebilir.
214
Failin, böyle bir plan
veya politikanın detaylarına vakıf olması aranmamaktadır.
215
Madde
metninde yer alan “bir planın icrası suretiyle” ibaresi, soykırım suçunun
maddi unsuruna yeni bir unsur ilave etmemiştir. Söz konusu ibare,
manevi unsurun ispatını kolaylaştırmaktadır.
216
Mukayeseli hukukta
sadece Fransız Ceza Kanunu önceden düzenlenmiş bir plandan bah-
setmekte, diğer ülke kanunları soykırım suçunun oluşumu için bir
plan veya politikanın varlığını zorunlu kılmamaktadır.
Uluslararası Ceza Mahkemesi, bir plan veya politikanın varlığı-
nın suçun oluşumu açısından önem taşımadığı ancak özel kastın ispatı
konusunda iddia makamına yardımcı olduğunu çeşitli kararlarında
belirtmektedir. Örneğin Krstic davasında, bir plan veya politikanın
varlığının soykırım suçunun unsurlarından olmadığı, çoğu olayda bir
plan veya politikanın varlığının, yok etme kastının ispatında önem ka-
zandığını belirtmiştir. Benzer kararlar, Jelisic, Blagojevic ve Jokic davala-
rında da göze çarpmaktadır.
217
3. Tamamen veya Kısmen Yok Etme
Soykırım suçunun tanımında yer alan “tamamen veya kısmen” ibare-
212
Schabas, s. 53.
213
Kim, s. 77.
214
Önok, s. 185; Tezcan/Erdem/Önok, s. 51.
215
Turhan, Uluslararası, s. 13.
216
Turhan, Uluslararası, s. 13.
217
HRW, s. 155.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
si, soykırım kastını ifade etmektedir.
218
“Tamamen veya kısmen” ibaresi
fiziksel hareketi işaret etmemektedir. Bununla beraber, seri cinayetle-
rin ne zaman soykırıma dönüşeceği, bunun için bir eşik sayının bulu-
nup bulunmadığı, soykırıma dönüşme aşamasının failin niyetine göre
mi belirleneceği konusunda değişik görüşler mevcuttur. İbarenin anla-
mı konusunda doktrinde dört farklı yaklaşım hâkimdir. İlk yaklaşım,
çok fazla destek görmeyen sınırlı bir yaklaşımdır. Buna göre, soykırım
kastının grubun tamamını yok etmeye yönelmesine karşın, grubun
kısmen yok edilmesi fiziksel olarak gerçekleştirilmelidir.
219
Soykırım
suçunun oluşması için grubun tamamen yok edilmesine gerek yok-
tur.
220
Bu durum, soykırım suçunun tanımında yer alan “tamamen veya
kısmen yok etme” ibaresinden kolayca anlaşılmaktadır. Tamamen veya
kısmen ibaresi, nitelik veya nicelik olarak grubun önemli bir kısmının
yok edilmesi anlamına gelmektedir.
İkinci yaklaşım, “kısmen” kelimesi yerine “önemli” kelimesinin kul-
lanılmasını temel alır. Nehemiah Robinson tarafından benimsenen bu
yaklaşıma göre, sayının önemli kalması şartıyla, soykırım aynı gruba
mensup çok sayıda kişinin yok edilmesini amaçlamalıdır. Bu yakla-
şım, UCMR’nın Kayishema ve Ruzindana davasında, “kısmen” kelimesi-
nin önemli sayıda kişinin yok edilmesi kastını gerektirdiğini belirtme-
si suretiyle benimsenmiştir. Ayrıca, UCMY bir kararında; soykırımın,
grubun önemli bir kısmını yok etme kastını içerdiğini, çok önemli bir
kısmın yok edilmesinin kastedilmesine gerek kalmadığını belirtmiş-
tir.
221
Üçüncü yaklaşım, niceliksel bir bakış açısından daha çok nitelik-
sel bir bakış açısını içermektedir. Benjamin Whitetaker’ın 1985 yılında
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu’na verdiği raporunda,
kısmen kelimesinin, bir bütün olarak grubun tamamı veya grubun li-
derleri gibi önemli bir kısmı ile bağlantılı “makul kayda değer bir sayı”
anlamına geldiği belirtilmiştir. Jelisic davasında verilen ve yok edilme-
218
“Tamamen veya kısmen” ibaresi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Statüsü’nün ha-
zırlık çalışmalarında da tartışılmış ve söz konusu ibarenin özel kastı ifade ettiği,
kısmen ibaresinden gruba ait bireylerin cüzi bir miktarından daha fazlasının yok
edilmesi gerektiği belirtilmiştir (Young Sok Kim, The International Criminal Court: A
Commentary of the Rome Statute, the Degree of Doctor of Science of Law (Yayımlan-
mamıştır), University of Illinois, 2000, s. 76.)
219
Schabas, s. 49.
220
Jørgensen, s. 299.
221
Schabas, s. 49.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
99TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
leri halinde grubun yaşamı üzerinde etkileri olan kişilerin yok edil-
mesinin, soykırım maksadına işaret edebileceği görüşü, söz konusu
yaklaşımı temel alır.
222
Sonuncu yaklaşım ise “tamamen veya kısmen” ibaresini, belli bir
bölgedeki grup üyelerini göz önüne alarak belirlemektedir.
223
Uluslararası Ceza Mahkemeleri de, “tamamen veya kısmen” kavra-
mını anlamlandıracak kararlar vermişlerdir. Krstic kararında, “kısmen”
ibaresinin grubun hem niteliksel hem de niceliksel olarak önemli bir
kısmını ifade ettiği belirtilmiştir. Kayishema kararında, soykırım suçu-
nun oluşabilmesi için grup üyelerinden kayda değer bir sayının yok
edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
224
Grubun önemli bir kısmının (a substantial part of the group) be-
lirlenmesi birkaç açıdan mümkündür. Niceliksel açıdan grubun belir-
lenmesi ilk yöntemdir. Niceliksel belirlemede, kesin sayılarla belirle-
me yerine, grubun tümünün göz önüne alınması ve sayının, tüm grup
için önemli olup olmadığının belirlenmesi gereklidir. Niteliksel açıdan
grubun önemli kısmının belirlenmesinde, nitelikli kısmın grup üzerin-
deki simgesel önemi ve grubun yaşamı için gerekliliği esas alınmakta-
dır. Grubun önemli kısmına ilişkin bu belirlemeler, ele alınan vakıaya
göre değişecektir.
225
Tek bir kişinin öldürülmesinin bile soykırım suçunu oluşturaca-
ğı ileri sürülmüştür.
226
Roma Statüsü Suçun Unsurları 6 (c) (1) mad-
desi, failin bir veya birden fazla kişiyi öldürmesinin soykırım suçunu
oluşturacağını belirtmek suretiyle bu görüşü desteklemektedir. Bun-
dan dolayı, en azından prensip olarak, eylemin, hedef alınan grubun
önemli bir kısmının yok edilmesi ile sonuçlanacak bir planın parça-
sı olması şartıyla, fail soykırım suçundan sorumlu tutulabilir.
227
Türk
kanun koyucusu 76. maddede soykırım suçunu oluşturan hareketleri
222
Schabas, s. 50.
223
Schabas, s. 51.
224
HRW, s. 159.
225
Grubun önemli bir kısmının belirlenmesine ilişkin bkz., Krstic, Blagojevic ve Jokic,
Brdjanin kararları (HRW, s. 159,160)
226
Birleşmiş Milletler çalışmaları esnasında Fransız delegesi Chaumont “Özel kast mev-
cut ise, tek bir kişinin yok edilmesi bile soykırım suçunu oluşturur” demiştir. Ancak bu
görüş diğer delegeler tarafından, soykırım suçu ile adam öldürme suçu arasındaki
ayırımın silikleşmesinden dolayı kabul edilmemiştir (Jørgensen, s. 299).
227
Jørgensen, s. 299; Kalere, s. 471.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sayarken, “kasten öldürme” kavramına yer vermesinden, Sözleşmede
yer alan “grup üyelerinin öldürülmesi” gibi çoğul bir anlam çıkarılacak
düzenlemeyi tercih etmemesinden dolayı, Türk hukukunda soykırım
kastıyla tek bir kişinin öldürülmesi dahi soykırım suçunu oluşturmak-
tadır.
228
Soykırım suçu sınırlı bir bölge, belediye veya il sınırları içinde iş-
lenebilir. Suçun oluşması için hedeflenen grubun, ülke içindeki tüm
üyelerine karşı eylemin gerçekleştirilmesine gerek yoktur. Ancak bu
durumda, söz konusu bölge, belediye veya il sınırları içinde bulunan
grup üyelerinin, grubun tamamına göre önemli bir kısmını oluşturma-
sı gereklidir. Nitekim Jelisic davasında mahkeme, Soykırım Sözleşme-
sinin ve uluslararası örf hukukunun, soykırım suçunun belli bir bölge-
de gerçekleştirilmesine imkân tanıdığını belirtmiştir.
229
Yok edilmeleri halinde, söz konusu grubun bekasını tehlikeye ata-
bilecek olan grup liderlerinin yok edilmesi de soykırım kapsamında
değerlendirilmektedir.
230
Uluslararası Ceza Mahkemesi Brdjanin, Ski-
rica, Jelisic kararlarında grup liderlerinin yok edilmesinin, grubun yok
edilmesi özel kastının bir kanıtı olacağını belirtmiştir.
231
“Yok etme” kavramından, grubun sosyal kimliğinin sona erdiril-
mesi anlaşıldığı gibi grup üyelerinin fiziksel olarak ortadan kaldırıl-
ması da anlaşılmaktadır. Alman içtihatlarında, grubun sosyal kimli-
ğinin sona erdirilmesi, yok etme kavramı içinde mütalaa edilirken,
Uluslararası Ceza Mahkemesi, Krstic kararında yok etme kavramının,
grubun fiziksel olarak ortadan kaldırılması şeklinde anlaşılması gerek-
tiğini belirtmiştir.
232
4. Yok Etme Kastının İspatı
Soykırım suçunda en önemli sorun, failin, soykırım suçunu oluş-
turan hareketleri, madde metninde belirtilen gruplardan herhangi bi-
rini tamamen veya kısmen yok etme kastı ile hareket ettiğinin ispat
edilmesidir. Söz konusu durumun ispatı çok güçtür. Yok etme kastı,
doğrudan ispat yoluyla veya belirti yoluyla ispat yöntemi kullanılarak
228
Turhan, Uluslararası, s. 14.
229
Jørgensen, s. 300.
230
Jørgensen, s. 302.
231
HRW, s. 160.
232
Kreß, s. 486.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
101TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
fiilin irtikabına ilişkin durumlardan çıkarılabilir.
233
Eski Yugoslavya Uzmanlar Komisyonu Raporu’nda, soykırım
niyetinin belli durumlardan çıkarılabileceği belirtilmiştir. Soykırım
niyetinin belli durumlardan çıkarılması fikri ilk olarak 1985 yılında
Whitaker tarafından hazırlanan “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Ceza-
landırılması Sorunu Hakkında Güncellenmiş ve Gözden Geçirilmiş Rapor”da
yer almıştır. Rapora göre soykırım niyeti, mahkeme tarafından belli
kanıtlar ve durumlardan çıkarılabilir. Akayesu davasında da mahkeme
Tutsi’lere karşı işlenen zalimce eylemlerin sayısına, yaygın eylemlerin
sadece Taba komününe değil, Ruanda’nın tamamındaki Tutsi’leri he-
def almasına, mağdurların belli bir sistem içinde ve kasten Tutsi gru-
bunun üyeleri arasından seçilmesine, diğer gruplara karşı eylemlerin
gerçekleştirilmemesine bağlı olarak, makul şüphenin ötesinde sanığın
soykırım niyetinin bulunduğuna kanaat getirmiştir.
234
Soykırım suçunda manevi unsurun oluşması açısından, yok etme
kastının tüm gruba yönelmesine gerek yoktur. Kayishema ve Ruzindana
davasında da belirtildiği üzere yok etme kastının, grubun önemli bir
kısmına yönelmesi halinde de manevi unsurunun oluştuğundan bah-
sedilecektir. Aynı şekilde Jelisic davasında grubun önemli bir kısmını
veya grubun önemli temsilcilerini yok etme kastı, manevi unsur açı-
sından yeterli sayılmıştır.
235
Yok etme özel kastı, faili suç işlemeye iten motivasyondan ayrıl-
ması gereklidir. Failin farklı motivasyonlarının bulunması, grubu yok
etme kastının varlığını veya yokluğunu doğrudan işaret etmeyecektir.
Örneğin faili suça iten, ekonomik menfaat, politik avantaj veya güç
elde etme isteği olabilir ancak bu failde, soykırım suçu için gerekli özel
kastın olmadığını göstermeyecektir.
236
Uluslararası Ceza Mahkemeleri, soykırım suçunun oluşması için
gerekli olan özel kastın vakıalardan, somut olaylardan veya amaçsal
eylemin yapısından çıkarılabileceğini muhtelif kararlarında belirtmiş-
tir.
237
233
Turhan, Soykırım, s. 49.
234
Jørgensen, s. 298.
235
Jørgensen, s. 302.
236
Kayishema ve Ruzindana, Krnojelac, Jelisic, Brdjanin ve Tadic kararları (HRW, s.
154).
237
Krstic, Brdjanin kararları (HRW, s. 155); Obote-Odora, s. 397; Quénivet, s. 48.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
G. Hukuka Aykırılık Unsuru
Hukuka aykırılık, işlenen ve kanuni tarife uygun bulunan fiilin
yalnız ceza hukuku ile değil, tüm hukuk düzeni ile çatışma halinde
olması, hukukun bu fiile onay vermemesidir.
238
Ceza normunun mü-
eyyide altına aldığı fiile, başka bir hukuk kuralı izin veriyorsa ve iş-
lenmesini mümkün kılıyorsa “hukuka uygunluk sebebi” söz konusudur.
Çalışma konumuz olan suçta herhangi bir hukuka uygunluk sebebi
bulunduğu kanaatinde değiliz.
239
VIII. SUÇUN ÖZEL GÖRÜNÜŞ ŞEKİLLERİ
A. Teşebbüs
Soykırım suçunun oluşabilmesi için suçu oluşturan fiillerin bir ya
da birkaçının işlenmiş olması yeterlidir. Ayrıca grubun tamamen veya
kısmen yok edilmesine gerek yoktur.
240
Maddi unsur bölümünde izah
edildiği üzere, soykırım suçunu oluşturan maddi hareketlerin bazıla-
rında neticenin gerçekleşmesi aranırken, bazıları soyut tehlike suçu
olarak düzenlenmiştir. Örneğin kasten öldürme fiilinin, özel kastın
varlığında, soykırım suçunu oluşturması için en az bir bireyin ölümü-
nün gerçekleşmesi gereklidir. Bedensel veya ruhsal ağır zararlar ver-
me hareketi de bir zarar suçudur ve neticenin gerçekleşmesi gereklidir.
Buna karşılık, grup içinde doğumlara engel olunması veya grubun ya-
şam koşullarının kötüleştirilmesinde, grubun tamamen veya kısmen
yok edilmiş olmasına, başka bir anlatımla neticenin gerçekleşmesine
gerek yoktur.Suçun oluşması için neticenin gerçekleşmesinin arandığı
eylemlere teşebbüs mümkündür. Ancak neticenin gerçekleşmesinin
aranmadığı eylemler olan grubun yaşam koşullarının kötüleştirilmesi
ve grup içinde doğumlara engel olmaya yönelik tedbirlerin alınmasına
teşebbüs mümkün değildir.
TCK’nın 76. maddesinin 4. fıkrası gereğince, soykırım suçu açısın-
dan zamanaşımı hükümleri uygulanmayacağından dolayı, suçun ne
zaman işlendiğinin tespitinin de önemi azalmıştır.
241
Soykırım Sözleşmesi 3 (d) maddesi, soykırım suçuna teşebbüsün
238
Artuk/Gökcen/Yenidünya, s. 479.
239
Bkz., aynı yönde Tezcan/Erdem/Önok, s. 53.
240
Önok, s. 187.
241
Tezcan/Erdem/Önok, s. 55.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
103TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
cezalandırılır bir eylem olduğunu belirtmiştir. Sözleşme doğrultusun-
da bazı ülkeler, soykırım suçuna teşebbüsü, soykırım suçunu düzenle-
yen madde içinde cezalandırmışlardır. Örneğin Danimarka (132 sk 2.
maddesinde), Finlandiya (CK 6 ks.), İsrail (5710 sk 3. md.), teşebbüsü
özel olarak düzenleyen ülkeler arasında sayılabilir. Diğer bazı ülkeler
ise soykırım suçuna teşebbüs için özel bir hüküm koymamış, teşebbü-
sü ceza kanunlarının genel hükümlerine bırakmışlardır.
B. İçtima
Soykırım suçu, bünyesinde barındırdığı özel kasttan dolayı, müs-
takil bir suç tipi olarak ülkelerin ceza kanunlarında düzenlenmiştir.
Soykırım suçunu oluşturan eylemlerin birçoğu, soykırım suçunu dü-
zenleyen özel hükümler bulunmasa bile ülke kanunlarında cezalandı-
rılan eylemlerdendir. Bununla birlikte, grup içinde doğumların önlen-
mesine yönelik tedbirleri uygulamak gibi eylemler, soykırım suçunu
özel olarak düzenlemeyen ülkelerde, cezasız kalan eylemler olmuştur.
Soykırım suçunda fail, soykırım suçunun cezasını aldıktan sonra ay-
rıca kasten öldürme ve yaralamadan dolayı ceza almayacaktır. Ancak
TCK’nın 76/2. fıkrasında belirtildiği üzere, soykırım suçunu oluşturan
fiillerden kasten öldürme ve kasten yaralama açısından, mağdur sayısı
kadar suç oluşacak ve gerçek içtima hükümleri uygulanacaktır.
242
76.
maddenin 2. fıkrası, TBMM Genel Kurulu’nda verilen bir önerge ile
eklenmiştir. Maddeye göre fail, soykırım kastıyla birden fazla kişiyi öl-
dürmüş ise öldürdüğü kişi sayısı kadar ağırlaştırılmış müebbet hapis
cezası alacaktır. Aynı şekilde, birden fazla kişiyi yaralaması durumun-
da da, yaraladığı kişi sayısı kadar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası
alacaktır. Doktrinde, bu düzenlemenin özellikle yaralama suçları için
kabul edilemez olduğu, failin saiki ne kadar ağır olursa olsun, söz ko-
nusu cezanın failin kusuru ile orantılı olmadığı belirtilmektedir.
243
Ka-
naatimizce düzenlemeye getirilen bu eleştiri yerindedir.
C. İştirak
Soykırım Sözleşmesi’nin III. maddesinin (e) bendi, soykırıma iş-
tirakin de cezalandırılabilir bir eylem olduğunu belirtmek suretiyle,
soykırım suçunun işlenmesine yardım eden kişilerin cezasız kalması-
242
Önok, s. 187.
243
Turhan, Uluslararası, s. 15.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nı engellemiştir.
244
Sözleşme’nin hazırlık çalışmalarında, soykırım su-
çuna iştirakin ve iştirak fiillerinin tanımı konusunda değişik öneriler
sunulmuştur. Amerika Birleşik Devletleri delegesi; soykırım suçunun
veya soykırım fiillerine isteyerek katılmanın hukuka aykırı ve cezalan-
dırılması gereken bir eylem olduğunu teklif etmiş; Fransız delegesi soy-
kırım suçunun doğrudan failleri ve şeriklerinin sorumlu olduklarını,
soykırıma teşebbüsün, suça teşvikin de suç olduğunu belirtmiş; Sovyet
Delegesi, Sözleşmenin soykırım ile eşit şartlarda olmak üzere iştirakin
ceza özelliğini belirtmesi gerektiği yönünde fikir beyan etmiştir.
245
Soykırım Sözleşmesi’nin, soykırım suçuna iştiraki ülkelerin ceza
hukuku genel hükümlerine bırakmayarak, ayrı bir suç olarak düzenle-
mesi, Sözleşmenin iç hukuka aktarımı sırasında bazı ülkeler tarafından
kabul görmemiştir. Örneğin Birleşik Krallık, soykırım suçuna iştirakin
de cezalandırılacağını belirten hükmü iç hukukuna dâhil etmemiş, iş-
tiraki oluşturan fiillerin zaten mevcut hukuk sistemlerin de cezalandı-
rıldığını belirtmiş ve ayrı bir hükme gerek görmemiştir.
246
Soykırım suçunda, şerikin sorumlu tutulabilmesi için şerikte ulu-
sal, etnik, ırki veya dinsel grubu tamamen veya kısmen yok etmek kas-
tının bulunduğunun ispat edilmesi gereklidir. Özel kastın bulunduğu,
makul şüphenin ötesinde ispatlanmalıdır. Özel kast ispat edilmezse,
şeriki ne soykırım suçundan ne de soykırım suçuna iştirakten cezalan-
dırma imkânı yoktur. Bununla birlikte özel kastın mevcut olmaması,
şerikin diğer suçlardan cezalandırılmasına engel değildir. Her ne ka-
dar soykırım suçuna iştirak, özel kast olmadığından söz konusu de-
ğilse de, özel kastı gerektirmeyen insanlığa karşı suçların varlığından
bahsedilebilecektir.
247
Türk hukuku açısından, soykırım suçuna iştirak
bir özellik arz etmemektedir.
248
IX. CEZAYI ETKİLEYEN HALLER
A. Ağırlatıcı haller
Türk hukukunda soykırım suçu için herhangi bir ağırlatıcı hal
244
Alex Obote-Odora, “Complicity in Genocide as Understood Through the ICTR Experien-
ce”, International Criminal Law Review 2, 2002, s. 378.
245
Obote-Odora, s. 379.
246
Obote-Odora, s. 380.
247
Obote/Odora, s. 377.
248
Tezcan/Erdem/Önok, s. 55.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
105TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
düzenlenmemiştir. Mukayeseli hukukta bazı ülke kanunlarının soy
kırım suçu için ağırlatıcı hal düzenlediğini görmekteyiz. Örneğin
Romanya, soykırım suçunun savaş esnasında işlenmesini ağırlatıcı hal
olarak düzenlemiştir (CK m. 356).
B. Hafifletici Haller
Türk hukukunda soykırım suçu için de herhangi bir hafifletici hal
düzenlenmemiştir. Mukayeseli hukukta ise incelediğimiz kanunlar
arasında, soykırım suçu için hafifletici hal düzenleyen kanun bulun
mamaktadır.
X. MÜEYYİDE VE KOVUŞTURMA
Türk hukukunda soykırım suçu için mevcut en ağır ceza olan ağır-
laştırılmış müebbet hapis cezası verilmektedir. Cezanın ağırlığı, kanun
koyucunun soykırım suçunun önlenmesine verdiği önemi göstermesi
açısından yerindedir. Türk hukukunda, soykırım suçunu oluşturan
eylemler arasında, eylemin karşılığında öngörülen ceza bakımından
bir fark yaratılmamıştır. 76. maddede yer alan beş farklı eylem için
de müebbet ağırlaştırılmış hapis cezası öngörülmüştür. Belirtmeliyiz
ki, soykırım suçunu oluşturan ve ağırlıkları aynı olmayan beş farklı
hareketin de aynı müeyyide ile cezalandırılmış olması, ceza politikası
açısından uygun bir çözüm tarzı değildir. Bu durumda, ulusal, etnik,
ırki veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek maksadıyla
grup üyelerinden birini kasten öldüren kişi ile grup içinde doğumları
önlemek amacıyla grup üyelerini, cinsel ilişkide bulunmamaya teşvik
eden, grubun kadınlarına hamile kalmayı önleyici ilaç dağıtan kimse-
nin eylemi aynı ceza ile yaptırım altına alınmış olmaktadır.
Mukayeseli hukukta çoğunlukla soykırım suçu, söz konusu hukuk
düzenindeki en ağır ceza ile cezalandırılmıştır. Örneğin Arnavut Ceza
Kanunu, soykırım suçunu oluşturan her eylem için ayrı ceza yerine, 10
yıldan, ölüm cezasına kadar aralıklı bir ceza öngörmüştür. Danimarka
Hukukunda tüm eylemler için 16 yıldan aşağı olmamak üzere, müeb-
bet hapise kadar ceza belirlenmiştir. Benzer düzenlemeleri Estonya,
Fin (4 yıldan müebbet hapse kadar) ve Paraguay Ceza Kanunları’nda
da görmekteyiz. Buna karşın bazı ülke kanunlarının, Sözleşmede yer
alan eylemler arasında cezai bakımdan farklılıklar yarattığı görülmek-
tedir. Örneğin Polonya Ceza Kanunu’nda grup üyelerinin öldürülme-
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
si veya sağlıklarına ciddi zararlar verilmesine sebep olunması eylemi
için 12 yıldan müebbet hapse kadar aralıklı bir ceza öngörülmüşken,
grubun yaşam koşullarının kötüleştirilmesi, grup içindeki doğumları
önleyici tedbirler alınması veya gruba ait çocukların başka gruplara
zorla nakli 5 yıldan 25 yıla kadar hapis cezası ile yaptırım altına alın-
mıştır. Aynı şekilde Meksika Ceza Kanunu da, her eylem için farklı
ceza öngörmüştür.
Uluslararası bir suç olan soykırım suçunun kovuşturulmasında
yetkinin Soykırım Sözleşmesi’nin 4. maddesi gereğince suçun işlendiği
ülke veya yetkili olan uluslararası ceza mahkemesine ait olduğunu be-
lirtmiştik. Bununla birlikte, henüz Soykırım Sözleşmesi’ni imzalama-
yan ülkeler için uluslararası örf hukukundan doğan bir yükümlülüğün
bulunduğu yönünde düşünce her geçen gün daha da güçlenmekte-
dir.
249
Roma Statüsü’nün önsözünün 6. paragrafında, uluslararası suç
faillerini yargılamanın her devletin görevi olduğunun ifade edilmesi
de, uluslararası örf hukukundan doğan bir yükümlülüğün bulunduğu
düşüncesini desteklemektedir. Ancak Roma Statüsü, böyle bir yüküm-
lülüğü uygulamamakta, sadece böyle bir yükümlülüğün uluslararası
örf hukukunun bir parçası olduğunu belirtmektedir. Ülkeler, Roma
Statüsü’nü imzalamak suretiyle, bu durumu kabul etmektedirler.
Roma Statüsü’nün imzalanması, uluslararası örf hukukunun kabulü
için gerekli olan ülke uygulamaları olarak kabul edilebilir. Bu durum-
da herhangi bir ülke, Soykırım Sözleşmesi’ni imzalayıp imzalamadı-
ğına bakılmaksızın, uluslararası örf hukukunun bir parçası olduğunu
iddia ederek, soykırım suçunun faillerini kendi ulusal mahkemelerin-
de yargılama hakkını ileri sürebilir.
250
Roma Statüsü’nün önsözünün 4. paragrafında ifade edilen ulus-
lararası topluluğu etkileyen suçların cezasız kalmaması ve etkin bir
kovuşturmanın mutlaka yapılması gerekliliğini öne süren devletler,
soykırım suçu faillerinin kendi ülkelerinde bulunması koşuluyla yargı
yetkisinin kendilerinde olduğunu belirtebilirler. Ancak bu durumda,
1948 tarihli Cenevre Sözleşmesi ve 1984 tarihli İşkence Sözleşmesi’nde
düzenlenen uluslararası suçların kovuşturulması görevini öne süre-
rek, faillerin kendi ülkelerinde bulunan devletlerin ya söz konusu fa-
illeri yargılamaları ya da diğer bir ülkeye iade etmeleri gerektiği ileri
249
Kreicker, s. 316.
250
Kreicker, s. 316.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
107TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sürülebilir (“aut dedere aut judicare”,
251
ya yargıla ya iade et ilkesi).
252
Uluslararası Adalet Divanı, 2002 yılında vermiş olduğu Democratic
Republic of Congo vs. Belgium kararında, uluslararası hukuk tarafından
ülkelere “evrensellik prensibi” çerçevesinde hangi sınıra kadar kovuş-
turma yetkisi tanındığına ilişkin kesin bir cevabın verilmesinin güç
olduğunu belirtmiştir. Divan kararında; “hâkim görüşe göre, mülkilik
ilkesi gereğince, failin sınırları içinde bulunduğu devletin ve failin milliye-
tine bakılmaksızın suçun işlendiği ülkenin yargı yetkisine sahip olduğu ka-
bul edilmektedir. Evrensellik ilkesi gereğince sınırsız bir yargı yetkisine karşı
olanlar, failin milliyetinde bulunduğu ve suçun işlendiği ülkenin egemenlik
haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. Bu görüş pek inandırıcı değil-
dir, çünkü diğer uluslararası suçların yanı sıra soykırım suçunun işlenmesi,
jus cogens’in ihlalidir ve erga omnes etkisine sahiptir. Bunun sonucu olarak
da her devlet, söz konusu suçtan etkilenmektedir. Soykırım suçu, bir ülkenin
ulusal sorunu değildir ve egemenlik hakları ile izah edilemez. Bundan dola-
yı, ülkelerin yargı yetkilerini sınırlamak için bir neden yoktur ve her devlet,
suç ile kendi arasında özel bir bağ bulunup bulunmadığında bakılmaksızın,
sınırsız evrensellik ilkesi gereğince uluslararası suçları kovuşturma yetkisine
sahiptir”
253
demektedir.
Türk kanun koyucusu, Uluslararası Adalet Divanı’nın kararına
uygun bir düzenleme yapmıştır. Soykırım suçunun düzenlendiği 76.
maddenin de içinde bulunduğu İkinci Kitabın Birinci Kısmında yer
alan suçlar, yabancı tarafından yabancı bir ülkede işlense ve hatta fail
Türkiye’de bulunmasa dahi Türk kanunları uygulanacaktır (TCK m.
13).
254
Görüldüğü üzere 13. maddeye göre soykırım suçu için sınırlan-
dırılmamış evrensellik ilkesi kabul edilmiştir.
255
Ancak sınırlandırılma-
mış evrensellik ilkesinde, dünyanın herhangi bir yerinde, yabancı kişi
tarafından işlenen tüm soykırım suçlarının kovuşturulmasının Türk
251
“aut dedere aut judicare” (ya yargıla ya iade et) ilkesi hakkında detaylı bilgi için bkz.,
Colleen Enache-Brown ve Ari Fried, “Universal Crime, Jurisdiction and Duty: The Ob-
ligation of Aut Dedere Aut Judicare in International Law”, McGill Law Journal/Revue de
Droit De McGill, Vol.: 43, s. 613 vd; Michael J. Kelly, “Cheating Justice by Cheating De-
ath: The Doctrinal Collision for Prosecuting Foreign Terrorists-Passage of Aut Dedere Aut
Judicare into Customary Law & Refusal to Extradite Based on the Death Penalty”, Arizona
Journal of International and Comparative Law, Vol.: 20, No.:3, 2002, s. 492 vd.
252
Kreicker, s. 316, 317.
253
Kreicker, s. 317, 318.
254
Turhan, Uluslararası, s. 12; Tezcan/Erdem/Önok, s. 47.
255
Turhan, Uluslararası, s. 12.
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
savcısı tarafından yapılması gibi fiilen imkânsız bir durumla karşıla-
şılmaktadır.
256
Ayrıca böyle bir kovuşturma, uluslararası ilişkilerde de
sorunlara yol açacaktır.
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye
Mahkemeleri’nin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12.
maddesi ağır ceza mahkemelerinin on yıldan fazla hapis cezalarını ge-
rektiren suçlarla ilgili davalara bakacağını belirtmesinden dolayı, Türk
hukukunda, soykırım suçu için görevli mahkeme Ağır Ceza Mahke-
mesidir.
XI. ERMENİ TEHCİRİ OLAYININ SOYKIRIM SUÇU
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Birçok uluslararası çalışma, soykırım suçunu tanımlarken Ermeni
tehcirine gönderme yapmakta ancak Ermeni tehcirinin niçin ve hangi
şartlar altında soykırım olarak adlandırılması gerektiği noktasını açık-
layamamaktadır.
257
Bazı çalışmalarda, 24 Mayıs 1915’te Fransa, Büyük
Britanya ve Rusya tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na verilen ortak
bildirge, soykırım fiillerinin işlenmesinin delili olarak gösterilmekte-
dir.
258
Ermeni tehcirine ilişkin tarihsel belgelerin ortaya çıkarılmasının
ve ortaya çıkarılan tarihsel belgelerin yorumlanmasının tarih bilimi
disiplini altında yapılması gerektiğini belirtmeliyiz. Bununla birlikte,
tarihsel verilerin ancak ceza hukuku bakış açısından anlam kazana-
bileceği, uluslararası bir suç olan soykırım suçunun mevcudiyetinin
ceza hukuku kurallarına göre belirleneceği de ayrı bir gerçeklik olarak
karşımıza çıkmaktadır. Ermeni tehcirinin soykırım suçunu oluşturup
oluşturmadığına ilişkin değerlendirmemizi; kanunilik veya kanunsuz
256
Turhan, Uluslararası, s. 12; Tezcan/Erdem/Önok, s. 47.
257
Developments in the Law International Criminal Law, Harvard Law Review, Vol:114,
May 2001, s. 1950 (Developments olarak anılacaktır); Schabas, Genocide, s. 16; Da-
niela Conversi, “Genocide, Ethnic Cleansing, and Nationalism”, in Handbook of Nations
and Nationalism (Ed.Gerard Delanty and Krishan Kumar), London 2006, s. 321; Ni-
cole Powell, Elite Perceptions and The Adoption of An Extremist Policy of Genocide: A
Comparative Case Study of Armenia and Rwanda, The Degree of Master of Art, Univer-
sity of New Hampshire (Yayımlanmamıştır), September 2004, s. 37 vd; Christopher
John Powell, Civilization and Genocide, The Degree of Doctor of Philosophy, Carleton
University (Yayımlanmamıştır), November 2004, s. 353 vd.
258
Schabas, Genocide, s. 16; Aynı zamanda bu bildirge, “insanlığa karşı suçlar” terimi-
nin ilk kez kullanıldığı belge olarak gösterilmektedir (Schabas, Genocide, s. 16).
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
109TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
suç veya ceza olmaz ilkesi, soykırım suçunun manevi unsuru ve soykı-
rım suçunu oluşturan hareketler açısından değerlendireceğiz.
1982 Anayasası’nın 38. maddesi “...kimse işlediği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz...” de-
mek suretiyle “suçta kanunilik ilkesi”ni ifade etmiştir. Bir fiilin suç ola-
bilmesi için kendisinden önce gelen bir kanun tarafından, suç olarak
tarif edilmiş olması gerekmektedir. Çağdaş ceza hukuku ilkelerinden
biri olan “suçta kanunilik ilkesi”, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
7. maddesinde de “Hiç kimse işlendiği zaman milli veya milletlerarası hu-
kuka göre suç teşkil etmeyen bir fiil veya ihmalden dolayı mahkûm edilemez...”
denmek suretiyle belirtilmektedir.
Bir eylemin uluslararası hukuka göre suç sayılması için söz konusu
eylemin anlaşmalarda veya uluslararası örf hukukunda suç olarak ta-
nımlanmış olması gerekir. Soykırım suçunun bir uluslararası anlaşma-
ya konu olması 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi ile mümkün olmuştur.
Ayrıca söz konusu Sözleşme’nin uygulanmaya başlaması ile soykırım
suçunun “ius cogens” niteliği vurgulanmıştır. Ermeni tehcirinin gerçek-
leştirildiği 1915 yılında, soykırım suçunu düzenleyen bir sözleşme veya
örf hukuku kuralı bulunmadığından dolayı, gerçekleştirilen bir takım
fiillerin soykırım suçunu oluşturduğunu ileri sürmek “suçta kanunilik
ilkesi” açısından mümkün değildir
259
. 1969 Viyana Anlaşmalar Hukuku
Sözleşmesi’ne göre, anlaşmalarda hükümlerin geriye yürüyebileceği
kararlaştırılabilir. Ancak Soykırım Sözleşmesi’nde, Sözleşmenin geriye
yürüyeceğini belirten herhangi bir hüküm yoktur.
260
Yukarıda açıklandığı üzere soykırım suçunun manevi unsuru kast-
tır ve suçun oluşması için failde belli bir grubu tamamen veya kısmen
yok etme özel kastı bulunmalıdır. Buna göre Ermeni tehcirinin, Ermeni
toplumunu tamamen veya kısmen yok etme kastı ile yapılıp yapılma-
dığını incelemek gerekir. Osmanlı İmparatorluğu, 1915 yılına kadar,
sadece Ermeniler’in teröre bulaşan kesimine yönelik tedbir almıştır.
261
Ermeni tehciri, Osmanlı ordusu savaşta iken cephe gerisinde mühim-
mat ve yiyecek konvoylarına saldırı düzenleyen, cepheye gönderilen
259
Köprülü, s. 99; Benzer şekilde bkz., Adem Sözüer, “Soykırım Değil, Çünkü...”, Hukuki
Perspektifler Dergisi, S.: 9, Aralık 2006, s. 6; Turhan, Soykırım, s. 50.
260
Köprülü, s. 98; Sözüer, s. 8.
261
Yusuf Halaçoğlu, Sürgünden Soykırıma Ermeni İddiaları, 3. Baskı, Ocak 2007, s. 20
(Halaçoğlu, Soykırım olarak anılacaktır); aynı yazar, Ermeni Tehciri, 9. Baskı, İstan-
bul 2006, s. 25 vd (Halacaoğlu, Tehcir olarak anılacaktır).
Olgun DEĞİRMENCİ hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
takviye birliklerine baskınlar yapan, bölgede karışıklık çıkaran Ermeni-
leri, yalnızca o bölgede yaşayanlar ile sınırlı kalmak üzere, bölge dışına
çıkarmak amacıyla yapılmıştır.
262
Ayrıca 28 Mayıs 1915 tarihli talimat-
namede, tehcir ettirilen Ermenilerin yol boyunca iaşelerinin sağlanma-
sı, can ve mal güvenliklerinin korunmasına önem verilmesi valilerden
istenmiştir.
263
Tehcir kararının; bir zorunluluğun sonucu alınması, sa-
dece belli bir bölgede yaşayan Ermenileri hedeflemesi ve tehcir esna-
sında can ve mallarının korunmasına özen gösterilmesine yönelik gö-
revlilerin talimatlandırılmasından dolayı, tamamen veya kısmen yok
etme kastı ile gerçekleştirilmediği açıktır. Özel kastın bulunmamasın-
dan dolayı tehcir, soykırım olarak nitelendirilemeyecektir.
264
Son olarak bir grubun, ülke içinde belli bir bölgeye yerleştirilmesi,
açık olarak yaşam koşullarının kötüleştirilmesi suretiyle yok edilmesi
amaçlanmıyorsa, soykırım suçunu oluşturan fiiller arasında sayılma-
maktadır. Soykırım tezini savunan uluslararası çalışmalar, Ermeni teh-
cirini, yurt dışına sürme (deportation) olarak adlandırmakta ve yurt
dışına sürmenin, insanın yaşaması için gerekli olan temel ihtiyaçların-
dan yoksun etmek suretiyle, onların hastalıktan, yetersiz beslenmeden
ve aşırı yorgunluktan kitlesel ölümlere sebep olduğunu belirtmekte-
dir.
265
Ancak Ermeni tehciri, Osmanlı topraklarında belli bir bölümün-
de yaşayan Ermenileri, savaş zorunluluklarından dolayı yine Osmanlı
topraklarında başka bir yere zorla göç ettirilmesi suretiyle gerçekleşti -
rilmiştir. Yoksa iddia edildiği gibi Osmanlı topraklarının dışına çıka-
rılmamışlardır. Tehcir sırasında bir kısım Ermenilerin öldüğü (sayıları
yaklaşık 50.000
266
) bir gerçektir. Ancak bu ölümler, tamamen veya kıs-
men grubu yok etme kastıyla gerçekleştirilen fiiller sonucu olmamıştır.
Ölümlerin ana sebepleri hastalık ve kafilelere yapılan saldırılardır.
XII. SONUÇ
Türk kanun koyucusunun, Soykırım Sözleşmesi’ni imzalamaktan
kaynaklanan uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmek için 5237
262
Halaçoğlu, Soykırım, s. 46; Halaçoğlu, Tehcir, s. 72; Turhan, Soykırım, s. 50, 51; Na-
zan Moroğlu, “Hukuki Açıdan Ermeni Soykırımı İddiaları”, Belgeler ve Tanıklarla Türk-
Ermeni İlişkilerinde Tarihi Gerçekler, (Ed.Aysel Ekşi), Kasım 2006, s. 80.
263
Halaçoğlu, Soykırım, s. 52, 53.
264
Bkz., Moroğlu, s. 80; Turhan, Soykırım, s. 55.
265
Schabas, Genocide, s. 168.
266
Halaçoğlu, s. 66.
hakemli makaleler Olgun DEĞİRMENCİ
111TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
sayılı TCK’nın 76. maddesinde soykırım suçunu düzenlemesi olumlu
bir gelişmedir. Soykırım suçunun düzenlendiği kısmın “Uluslararası
Suçlar” başlığını taşıması, suçun uluslararası bir suç olduğunu belirt-
mesi ve mukayeseli hukukta çoğunlukla ülkelerin, soykırım suçunu
“Uluslararası Suçlar” başlığı altında düzenlemiş olmasından dolayı ye-
rindedir. Ayrıca TCK’nın Özel Hükümler bölümünün çalışma konu-
muz olan suç ile başlaması, kanun koyucunun söz konusu suça verdiği
önemin de bir göstergesidir.
Soykırım suçu, Soykırım Sözleşmesi’nde yer alan düzenlemenin
birkaç ufak değişiklik dışında aynen alınması suretiyle TCK’na ithal
edilmiştir. Bu haliyle, statik referans modelini benimseyen kanun ko-
yucu, uluslararası ceza mahkemelerinin kararlarından da Türk huku-
kunun yararlanma olanağına kavuşmasını sağlamıştır. Düzenlemenin
birçok ülke kanunu ile benzer özellikler taşıdığı ve bu kapsamda uy-
gun olduğunu belirtmeliyiz.
Soykırım suçunda korunan grupların sınırlı sayıda olması ulusal
veya uluslararası doktrinde eleştirilmiş olmasına rağmen, Türk kanun
koyucusunun Sözleşme ve mukayeseli hukuktaki yaygın eğilime uy-
gun olarak korunan grupları sınırlı olarak düzenlemesi, uluslararası
hukuka uygunluk açısından yerindedir. Uluslararası ceza hukukun-
daki gelişmelere paralel olarak, ekonomik, sosyal ve siyasal grupların
da korunan gruplar içine alınması durumunda, mevcut gelişmelerin
Türk hukukuna yansıtılacağını ümit etmekteyiz.
Soykırım suçunu oluşturan hareketlerin sınırlı sayıda düzenlen-
mesini, kültürel soykırımın kanun metnine dâhil edilmemesini, koru-
nan gruplar açısından yapmış olduğumuz değerlendirmeler doğrultu-
sunda uygun bulmaktayız.
Soykırım suçunu oluşturan beş hareket bakımından aynı ceza-
nın öngörülmüş olması, eylem ile ceza arasında dengesizliğe neden
olmuştur. Mukayeseli hukuktaki düzenlemeler doğrultusunda, her
hareket türü için farklılaştırılmış ceza uygulanmasının yerinde olacağı
kanaatindeyiz.
Son olarak, soykırım suçu için kabul edilen sınırlandırılmamış ev-
rensellik ilkesinin, uluslararası ilişkilere zarar verebileceği ve savcılar
için icrası imkânsız bir durum yaratacağı eleştirilerine katıldığımızı
ifade etmeliyiz.