hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
135TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
GİRİŞ
Genellikle tahkim yargılaması ve ceza hukukunun birbirinden çok
farklı alanlar oldukları ve kesişim noktalarının bulunmadığı düşünül-
mektedir. Nitekim tahkim her iki tarafın rızası üzerine ve özel uyuş-
mazlıklara ilişkin olarak
N
gidilebilen ihtiyarî ve alternatif bir çözüm
yolu iken, ceza hukuku taraf rızası aranmaksızın uygulanabilen mec-
burî bir hukuk dalıdır.
O
Ayrıca her suç doğrudan ihlâl ettiği bireysel,
toplumsal veya kamusal varlık veya menfaatin yanı sıra, devlete ait
olan kamusal nitelikteki genel menfaati de ihlâl ettiğinden, ceza huku-
kunda sadece suçtan doğrudan zarar gören özel pasif süjeye ait özel
menfaatler değil, her suç bakımından genel pasif süjeyi teşkil eden
devlete ait genel nitelikteki kamusal menfaatler de söz konudur.
3
Ceza
hukuku sorunları bakımından, kural olarak, bireyler arasında ya da
bireylerle devlet arasında bir uyuşma ya da kendiliğinden cezaya tabi
olma söz konusu değildir; aksine, bu konuda daima bir uyuşmazlık
*
Ar. Gör., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Ana-
bilim Dalı.
N
Burada özel uyuşmazlık ifadesi ile kastedilen, tarafların üzerinde serbestçe tasar-
ruf edebilecekleri işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklardır (Tanrıver, Yabancı Hakem
Kararlarının Türkiye’de Tenfizi Bağlamında Kamu Düzeninin Etkisi, Makalelerim I, An-
kara 2005, s. 104.).
O
Ceza kanunlarının mecburîliği ilkesi ile ilgili olarak bkz., Toroslu, Ceza Hukuku Ge-
nel Kısım, Ankara 2006, s. 77. Ceza normlarının ülkede bulunan herkese uygula-
nacağı konusunda bkz., Antolisei, Manuale di diritto penale, Parte generale, Milano
1997, s. 55-56. Nitekim söz konusu ilke uyarınca, ülkede bulunan herkes, sosyal ve
psikolojik durumu ne olursa olsun ceza kanunlarının muhatabıdır.
3
Toroslu, Cürümlerin Tasnifi Bakımından Suçun Hukukî Konusu, Ankara 1970, s. 178;
Toroslu, Genel Kısım, s. 95-96.
TAHKİMDE CEZA
HUKUKU SORUNLARI
Güneş OKUYUCU-ERGÜN
*
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
olduğu ve bunun da devletin bu işle görevli yargılama makamları
(mahkemeler) tarafından çözümleneceği kabul edilir.
İşte bu sebeple
“muhakemesiz ceza olmaz” ilkesi kabul olunarak, devlete de, bir kimse-
yi cezalandırabilmek için mahkemeye gidip bu yönde bir karar alma
mecburiyeti getirilmiştir.
R
Oysa tahkim yargılamasının söz konusu
olabilmesi, tarafların bu yöndeki iradelerine bağlıdır; yani her ne ka-
dar artık tahkim son derece yaygın ve sıkça tercih edilen bir çözüm
yolu haline gelmiş olsa da ihtiyarî ve mahkemelerin genel yetkisine
alternatif bir çözüm yoludur.
Tahkim ve ceza hukukunun ilk bakışta kesişim noktalarının olma-
dığı düşüncesinin bir diğer nedeni ise, cezalandırma yetkisinin hâlâ
devlet tarafından kullanılan ve devletin egemenliğinden kaynaklanan
bir tekelci yetki olması ve günümüzde her alanda yaşanan küreselleş-
me eğilimlerine rağmen, devletlerin bu yetkilerini paylaşmaya pek ya-
naşmamalarıdır.
Esasen ceza hukuku söz konusu olduğunda, devlet-
ler diğer hukuk dalları bakımından gösterdiklerinden çok daha fazla
hassasiyet ve kıskançlık göstermektedirler.
Şu halde, ceza hukukunun yukarıda belirtilen mecburî olma, dev-
lete ait genel menfaatleri ilgilendirme ve devletlerin bu alandaki yetki-
lerini paylaşma konusunda son derece isteksiz hatta kıskanç davran-
maları gibi özellikleri karşısında, ihtiyarî bir çözüm yolu olan tahkim
yargılamasında devlete ait olduğu kabul edilen adalet dağıtma işlevini
gerçekleştiren hakemler bir ceza hukuku sorunu ile karşılaştıklarında
ne yapacaklardır? Başka bir deyişle, aslında devletin yargıcı olmadık-
ları halde, yargıçlara benzer bir görev icra eden hakemler, suç teşkil
eden bir fiille karşılaşırlarsa (bu fiilin suç teşkil ettiği bir mahkeme
Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2006, s. 22; Kunter/Yenisey/
Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul 2006, s.
125. Cezai bir uyuşmazlığın, mahkeme dışında fakat adil ve mağdurun zararının
giderilmesini sağlayacak biçimde halledilmesi olarak tanımlanan uzlaşma kurumu
hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hu-
kuku, s. 1064 vd.; Yenisey: Ceza Muhakemesi Hukukunda Uzlaşma, İstanbul 2005.
R
Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 65, 67, 125.
Ancak bazı istisnai hallerde zorunlu tahkim de söz konusu olabilir. Türk huku-
kunda zorunlu tahkime örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında
Kanun’un 22. maddesi uyarınca Tüketici Sorunları Hakem Heyeti ve iş sözleşme-
lerinin feshine ilişkin uyuşmazlıklara ilişkin olarak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20.
maddesi.
Delmas/Marty, The European Union and Penal Law, European Law Journal, Cilt 4,
Sayı 1, Mart 1998, s. 87-115.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
137TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
kararıyla önceden tespit edilmiş olsun ya da olmasın), bunun tahkim
yargılamasına konu uyuşmazlığın çözümüne etkisi ne olacaktır?
Bu çalışmada, özel hukuk alanındaki tahkim yargılamalarında ve
özellikle uluslararası tahkimde, hakemlerin karşılaştıkları ceza huku-
ku sorunlarının tahkim yargılamasına etkisi incelenmektedir. Başka
bir ifadeyle, tahkim yargılamasının asıl konusunu oluşturmamakla
birlikte, dolaylı olarak ortaya çıkan ceza hukuku sorunlarının hakem
kararı üzerindeki etkileri konu alınmaktadır. Buna karşın, tahkim ile
ceza hukukunun bir başka kesişim noktası olan hakemlerin doğrudan
ceza yargılaması yapmaları sorunu bu çalışmanın kapsamı dışında
kalmaktadır. Gerçekten de, ulusal mahkemeler yerine hakemlerin de
bazı suçlar açısından ceza yargılaması yapmasının yararlı olacağını
düşünenler olmakla birlikte
, bu çalışmada ceza hukuku sorunlarının
doğrudan değil, dolaylı olarak tahkim yargılamalarında gündeme gel-
diği durumlar incelenmektedir.
I. CEZA HUKUKU KURALLARININ TAHKİMDE DİKKATE
ALINMASININ DAYANAĞI
A. Uluslararası Kamu Düzeni
Yaşadığı acı tecrübeler sonunda insanoğlu, hukuku sadece dev-
letlerin kendi sınırları içinde uygulamanın yetmeyeceğini anlamış ve
uluslararası bir kamu düzeninin de oluşturulması için çalışmaya baş-
lamıştır. Uluslararası ceza hukukunun asıl amacı da uluslararası kamu
düzeninin oluşturulmasına ve korunmasına çalışmaktır. Bu şekilde
oluşturulan bir uluslararası kamu düzeni, millî hukuk sistemlerinden
bağımsız ayrı bir yargılama sisteminin kurulmasını da gerektirmekte-
dir. Hatta bu noktada, uluslararası ceza hukukunun tahkim yargılama
sisteminin bir parçası olduğu da iddia edilmiştir.
9
Bu açıdan bakıldığında hakemlerin uluslararası ticaret hukuku
alanında hukuk ve ahlak kurallarının koruyucusu oldukları ve sade-
Örn. Türk ceza hukukunda uzlaşma için bkz., Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukukunda
Uzlaşma, İstanbul 2005. Ayrıca bkz., Kole, Arbitration as an Alternative to the Criminal
Warrant, 56 Judicature 295 (1972-1973) (Hein Online Veri Tabanı “http://heinonline.
org”); ayrıca bkz., Rice, Mediation and Arbitration as a Civil Alternative to the Criminal
Justice System – An Overview and Legal Analysis, 29 Am. U. L. Rev. 17 1979-1980 (Hein
Online Veri Tabanı “http://heinonline.org”).
9
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 115.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ce kendilerini seçen taraflara karşı değil, aynı zamanda uluslararası
iş ve ticaret topluluğuna karşı da sorumluluklarının bulunduğu söy-
lenebilir.
10
Uluslararası tahkim davalarında uluslararası kamu düzeni
standartlarının oluşturulduğu kabul edilmektedir.
11
Gerçekten, eğer
tahkim yargılaması hukuka aykırılığa göz yumulan bir çözüm yolu
olsaydı, bu çözüm yolu devletler tarafından kabul edilmeyeceği gibi,
iş ve ticaret topluluğuna faydalı ve uluslararası ticarî uyuşmazlıkların
çözümünün normal yolu da olmazdı.
12
Çünkü iş adamlarının ulusla-
rarası ticarî piyasalarda iş yapabilmesi için iyi yönetim, etik kurallara
bağlılık ve şeffaflık vazgeçilmez unsurlardır.
Birçok hakem kararında, ceza hukuku sorunlarının dikkate alın-
masının dayanağı olarak uluslararası kamu düzeni kullanılmaktadır.
Özellikle rüşvet ve kara para aklama suçları, uluslararası hukukta son
derece önemli suçlar olarak görülmektedir. Dolayısıyla, bu suçların
uluslararası kamu düzenini ihlal ettikleri kabul edilerek, hakemler ta-
rafından dikkate alınmaları gerekmektedir.
13
Hakemlere uluslararası ticaret alanında hukuka aykırılıklarla sa-
vaşma görevi yüklenirken, onları millî hakimlere benzetme ya da taraf-
ların bir yardımcısı haline getirme tehlikesine dikkat etmek gerekmek-
tedir. Bu noktada cevaplanması gereken soru, Sieghart’ın ifadesiyle,
“hakemler taraflara mı yoksa gerçeğe mi hizmet ederler?” sorusudur.
14
Bu
sebeple hakemlerin hukuka aykırılıklarla savaşma, uluslararası kamu
düzenini koruma görevi ile tahkim yargılamasının otonomluğu/ba-
ğımsızlığı arasında bir denge kurmak gereklidir.
15
Bu denge ise, cezaî
nitelikte olanlar da dâhil olmak üzere, ulusal hukuk kuralları ile dün-
ya toplumunun yüksek menfaatlerini ve uluslararası kamu düzenini
korumayı amaçlayan evrensel prensiplerin, tarafların seçtiği hukuktan
bağımsız olarak hakemlerce dikkate alınmasıyla sağlanabilir.
16
10
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 115.
11
Böckstiegel, Public Policy and Arbitrability, ICCA Congress Series, Sayı 3, New York
1986, s. 204.
12
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 115.
13
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
s. 4.
14
Sieghart, Viewpoint (1982) 48 Arbitration, s. 135 (Martin, International Arbitration and
Corruption, An Evolving Standard, s. 4’ten naklen) .
15
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 116.
16
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 116.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
139TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
B. Uluslararası Hukuk Düzenlemeleri
Uluslararası kamu düzeni, yukarıda açıklandığı üzere, birçok ha-
kem kararında ceza hukuku sorunlarının dikkate alınmasının dayana-
ğı olarak kullanılmaktadır. Özellikle eski tarihli kararlarda uluslararası
kamu düzenine aykırılığın gerekçesi olarak belirli hukuki düzenleme-
lere aykırılık değil, ahlak kurallarına veya uluslararası kamu düzenine
aykırılık gösterilmiştir. Buna karşın, yakın tarihli tahkim kararlarında,
uluslararası düzeyde yolsuzlukla mücadeleye yönelik düzenlemeler
dayanak gösterilerek, ceza hukuku ihlallerinin (suçların) tahkim yar-
gılamalarında dikkate alınacağı ifade edilmektedir.
17
Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi
18
ve Avrupa Kon-
seyi Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi
19
hakemlerin ceza hukuku
ihlallerini tahkim yargılamasında dikkate almalarının dayanağı olarak
gösterilen uluslararası hukuk düzenlemelerinin başında gelmektedir.
C. Ceza Hukuku Kurallarının Sözleşmenin Hukuku
Kapsamına Girip Girmediği Sorunu
Bilindiği üzere taraflar, aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan ih-
tilafların çözümünde hangi hukukun uygulanacağını belirlemekte ser-
besttirler. Taraflar, esasa uygulanacak hukuk olarak belli bir ülkenin
hukukunu seçtiklerinde, o ülkenin hukukunu bir bütün olarak seçmiş
olurlar ve dolayısıyla, ceza hukuku da buna dâhildir. Hakemler, bu
kuralları kendiliklerinden (re’sen) göz önünde bulundurma yetkisine
sahiptirler.
20
Ancak, burada asıl tartışılması gereken sorun, bunu yap-
mak zorunda olup olmadıklarıdır.
Bununla ilgili olarak, hakemlerin seçilen ülkenin hukuk sistemi-
ne dâhil olan ceza hukuku kurallarını kendiliklerinden dikkate alabil-
17
Martin, International Arbitration and Corruption: An Evolving Standard, s. 3.
18
Türkiye, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ni, 02.10.2006 tarih
ve 26327 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2006/10885 sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı’yla onaylamıştır.
19
Türkiye’nin 27.09.2001 tarihinde imzalamış olduğu Avrupa Konseyi Yolsuzluğa
Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi’nin onaylanması, 20.01.2004 tarih ve 25352 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan 5065 sayı ve 14.01.2004 tarihli kanunla uygun bulun-
muştur.
20
MTO Tahkim Kuralları’nın 15. maddesinin 1. fıkrası ve 20. maddesinin 1. fıkrası,
hakemlere tahkim yargılaması sırasında geniş yetkiler veren maddelere örnek ola-
rak gösterilebilir.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
mesi için, söz konusu hukuka aykırılığın derecesinin ve bu kuralların
göz ardı edilmesi halinde hakemlerin kararlarının geçerliliği üzerinde
olumsuz etkide bulunma ihtimalinin yüksekliğinin değerlendirilmesi
gerektiği ve bu durumlarda hakemlerin millî ceza hukuku kurallarını
kendiliklerinden değerlendirmeye almak zorunda oldukları savunul-
muştur.
21
Ancak, bize göre böyle bir ayırım yapmak gereksizdir. Yukarıda da
belirtildiği gibi taraflar sözleşmelerinde, çıkacak uyuşmazlığa uygula-
nacak hukuku seçtiklerinde o ülke hukukunu bir bütün olarak seçmiş
olurlar. Başka bir deyişle, seçilen ülkenin millî hukuk kurallarının ta-
mamı sözleşmenin hukuku (lex contractus) halini almış olur. Hakem-
ler, lex contractus’u uygulamak zorunda olduğuna göre, lex contractus’a
dahil olan ceza hukuku kurallarını da kendiliklerinden dikkate almak
zorundadırlar.
Sözleşme ile seçilen hukukun bir parçası olmadıkları halde, bazı
kuralların hakemler tarafından dikkate alınıp alınmayacakları ise ay-
rıca incelenmelidir. Hakemlerin, uyuşmazlığa bir ülke hukukunu uy-
gulama yükümlülüğünün dayanağının, tarafların iradeleri ile sözleş-
mede o ülke hukukunu seçmiş olmaları olduğu söylenmişti. İşte bu
nedenle kural olarak hakemler, uyuşmazlığa tarafların seçtiği hukuk-
tan farklı kuralları uygulamamalıdırlar. Ancak bu kuralın da istisna-
ları bulunmaktadır. Buna göre, tarafların seçtiği hukukun bir parçası
olmasa bile, bir ceza hukuku kuralı, olayla yakından ilişkili ve uygu-
lanmaması düşünülemeyecek kadar o alanda ağırlığı olan evrensel bir
kuralsa ya da uluslararası kamu düzenine ilişkin bir kuralsa, hakemler
tarafından dikkate alınmalıdır.
22
II. HAKEMLERİN CEZA HUKUKU KURALLARINI
GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURMA YETKİSİ
A. Hakemlerin Genel Çıkarları Koruma Yetkisi
Suç, yasa koyucunun değerlendirmesine göre devletin amaçları
ile çatışan ve cezaî yaptırımlara bağlanan insan davranışıdır.
23
Cezaî
yaptırımlar çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir ve hakemlerin bu cezaî
21
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 109.
22
Bu kuralların sadece dikkate alınması değil, hakemler tarafından doğrudan olaya
uygulanması önerilmektedir (bkz., Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 110.).
23
Antolisei, Parte generale, s. 168.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
141TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
yaptırımları uygulayamayacağı konusunda bir tereddüt yoktur. Çün-
kü modern ceza hukuku sistemlerinde muhakemesiz ceza olmaz ilke-
si geçerlidir ve söz konusu muhakeme, ortaya çıkan bir uyuşmazlığa
devletin belli makamlarının devletin egemenliğine dayanarak kesin,
yerine getirilebilir ve göz önünde tutulabilir bir kararla son vermesi-
dir.
24
Hakemler, bir olayda ceza hukuku kurallarının bu şekilde doğru-
dan sonuçlarına hükmedemezlerse de önlerindeki olaya uygulanabilir
ceza hukuku kurallarının olay üzerindeki cezaî nitelikte olmayan so-
nuçlarını belirleyebilirler. Ceza hukuku ihlallerinin özel hukuk açısından
etkileri olarak adlandırabileceğimiz bu sonuçlar, ileride inceleneceği
üzere, birçok hakem kararında sözleşmenin geçersizliği biçiminde or-
taya çıkmaktadır.
Uluslararası tahkim
25
davalarında, hakemlerin genel çıkarları da
değerlendirmeye alabilecekleri ve bunun ceza hukuku bakımından da
geçerli olduğu savunulmaktadır.
26
Esasen uluslararası ticarette hukuka
aykırı davranışların önlenmesine yönelik normlar giderek artmakta ve
bu yönde pek çok uluslararası metin kabul edilmektedir.
27
Dolayısıyla
uluslararası ticarette hukuka aykırı fiillerle savaşmaya yönelik düzen-
lemeler, uluslararası hukukun parçası ve uluslararası kamu düzeninin
bir gereği haline gelmekte ve uluslararası hakemlerin bu gerekleri de-
ğerlendirmeye alma zorunlulukları ortaya çıkmaktadır.
28
Bu noktada tahkimin özerk yapısı ile uluslararası ticaret alanında
suçlarla savaşmanın bağdaşıp bağdaşmayacağı değerlendirilmelidir.
Uluslararası ticarî uyuşmazlıkların çözümünde rol oynayan hakemler,
24
Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 21; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu,
Ceza Muhakemesi Hukuku, , s. 113.
25
Türk hukukunda 2675 sayılı ve 20 Mayıs 1982 tarihli Milletlerarası Özel Hukuk ve
Usul Hukuku Hakkında Kanun’da yabancı hakem kararı terimi kullanılırken, 4686
sayılı ve 21 Haziran 2001 tarihli Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda milletlerarası
hakem kararı terimi kullanılmaktadır. Bu çalışmada, uluslararası tahkim terimi, söz
konusu kanunlardaki yabancı tahkim ve milletlerarası tahkim terimlerinin ikisini
de kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.
26
Örneğin, Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 97.
27
Örneğin, Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesiyle Mücadeleye İlişkin
OECD Sözleşmesi; kara paranın aklanmasıyla mücadele etmek üzere kurulan bir
organizasyon olan Kara Paraya İlişkin Mali Eylem Görev Gücü; Avrupa Birliği’nin
91/308 ve 97/2001 sayılı Yönergeleri ve Uluslararası Organize Suça Karşı 2001 ta-
rihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi.
28
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 97.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
bu alandaki etik ve iyi niyet kurallarını ve uluslararası kamu düzeni-
nin parçası oldukları ölçüde uluslararası hukuk düzenlemelerini gö-
zetmek zorundadırlar. Öğretide baskın olan ve bizim de katıldığımız
görüş, hakemlerin kararlarını verirken uluslararası kamu düzenini ko-
ruyan hukuk kurallarını, bu kuralları ihlal eden ve ulusal mevzuatlar-
ca suç olarak kabul edilen fiilleri dikkate almaları gerektiği ve hakem
mahkemelerinin bunun için uygun bir ortam olduğu yönündedir.
29
Esasen uluslararası ticaret alanında karşılaşılan suçlarla mücadele et-
mek bakımından hakemlerin, bu alandaki ihtilaflar daha çok uluslara-
rası tahkimde çözümlendiği için, millî yargıçlara oranla daha elverişli
bir konuma sahip oldukları savunulmaktadır.
30
Ancak, her ne kadar
uluslararası ticaret alanında işlenen suçlarla karşılaşma ihtimalleri
daha yüksek olsa ve dolayısıyla bunlarla mücadele etmek için daha
elverişli bir konumda bulunsalar da nihayet özel nitelikteki uyuşmaz-
lıkları çözümlemek üzere atanan hakemlerin bu konudaki yetki ve ola-
naklarının aynı ölçüde elverişli olduğu söylenemez.
B. Tarafların İleri Sürmedikleri Ceza Hukuku İhlallerinin
Tespit Edilmesi
Bilindiği gibi hakemler tarafların talepleriyle bağlı olmalarına kar-
şın, gerekçeleriyle bağlı değildirler. Bu sebeple, hakemlerin tarafların
dilekçelerinde yer almayan unsurları uyuşmazlığa taşırken son derece
titiz olmaları ve bir polis yahut savcıya dönüşmemeleri gerektiği; ha-
kemlerin birincil rolünün kamu düzenini korumak değil, sözleşmenin
gereklerini yerine getirmek olduğu ifade edilmiştir.
31
Örneğin, Westacre hakem kararında, tarafların ileri sürmedikleri
olası bir rüşvet fiilinin hakemler tarafından kendiliğinden araştırıla-
mayacağına hükmedilmiştir.
32
Buna karşın, sözleşmenin hukuka aykırı olabileceğini veya ceza
hukuku ihlâlleri bulunduğunu gösteren emarelerin söz konusu oldu-
ğu durumlarda tahkim mahkemesini hukuka aykırı sözleşme ile bağlı
29
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
Dispute Resolution Journal, Kasım 2003 - Ocak 2004, s. 4, “http://www.findarticles.
com/p/articles /mi_qa3923/is_200311/ai_n9463706/pg_1”.
30
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 97.
31
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 111.
32
Adı geçen karar için bkz., Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy
and the Duties of Arbitrators, s. 1.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
143TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
saymanın doğru olmayacağı savunulmuştur.
33
Örneğin, MTO (Milletlerarası Ticaret Odası) nezdinde yürütülen
ve 1998 yılında karara bağlanan 8891 sayılı tahkim davasında, yolsuz-
lukların genellikle taraflarca iddia edilmesinin çok zor olduğu ve do-
layısıyla hakemlerin bu yolsuzlukları tespit edebilmek için esasında
sağlam delil niteliğinde olmayan ipuçlarını kullanmaktan başka çare-
lerinin olmadığı ve yolsuzlukları tespit edebilmek için aktif bir rol oy-
namalarının gerektiği belirtilmiştir.
34
Uygulanabilir bir hüküm verme yükümlülüğü bulunan hakemle-
rin taraflardan bu konuda bilgi ve belge isteme yetkilerinin bulundu-
ğu kabul edilmelidir. Ancak, hakemler, ortada hiçbir delili olmayan
ve taraflarca da ileri sürülmemiş ceza hukuku ihlâllerini araştırmama-
lıdırlar; zira tarafların ileri sürmediği ve ortada delili de bulunmayan
ceza hukuku ihlâllerini kendiliğinden araştırmak tahkim mahkemele-
rinin görevi değildir.
35
Gerçekten de, hakemlere tanınan kendiliğinden
araştırma başlatma yetkisi, basit bir şüpheye ya da söylentilere değil,
bir ceza hukuku ihlâlinin bulunabileceğini gösteren somut verilere,
kuvvetli şüpheye dayanmalıdır.
36
Bu nedenle hakemler, bir ceza hu-
kuku ihlalinin bulunduğunu gösteren somut veriler ve kuvvetli şüphe
mevcutsa, taraflarca ileri sürülmemiş olsa da böyle bir ihlalin varlığını
araştırabilmelidirler.
III. CEZA HUKUKU KURALLARININ TAHKİMDE
DİKKATE ALINMASININ SONUÇLARI
A. Ceza Hukuku Tespitlerinin Uyuşmazlığın Çözümüne Etkisi
Bir ceza hukuku ihlalinin hakemler tarafından tespit edilmesi
üzerine, bunun dava konusu uyuşmazlığa nasıl bir etkisinin olacağı
sorunu, daha çok dava konusu sözleşmenin bu ceza hukuku ihlaline
rağmen geçerliliğini koruyup korumayacağı sorusunun cevaplandırıl-
masına bağlıdır.
33
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 111.
34
Adı geçen karar için bkz., Martin, International Arbitration and Corruption : An Evol -
ving Standard, s. 4.
35
Aynı yönde bkz., Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 111.
36
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
s. 5.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Ceza hukuku ihlallerinin tahkim yargılamalarına etkisi sorunu,
ilk olarak 1963 tarihli ünlü ve son derece tartışmalı Lagergren kara-
rında en çarpıcı biçimde kendisini göstermiştir.
37
MTO Tahkim Mah-
kemesi bünyesinde gerçekleştirilen tahkim davasına konu olayda,
bir sözleşmenin imzalanması için Arjantinli kamu görevlilerine özel
şirket tarafından rüşvet verildiği tahkim yargılaması sırasında her iki
tarafça da kabul edilmiştir. Hakem Lagergren, tarafların Peron döne-
mi Arjantin’inde rüşvet verilerek iş yapılmasının rutin hale geldiği
ve aralarındaki ihtilafı etkilemediği yönündeki ifadelerini dikkate al-
mayarak, rüşvet ile imzalanan sözleşmeden kaynaklanan bir ihtilafı
çözmeye yetkisi olmadığına hükmetmiştir.
38
Her ne kadar hakem La-
gergren davayı esastan karara bağlamamış ise de yetkisizlik kararı-
nın gerekçesinde “uluslararası kamu düzeninin ve ahlak kurallarının bu
derecede büyük bir ihlalini içeren bir olayın ... herhangi bir medeni ülkenin
mahkemesinde veya herhangi bir hakem huzurunda tasvip edilmesi mümkün
değildir” ifadesine yer vererek, davanın esasına girseydi sözleşmenin
geçersiz olduğuna hükmedeceğini ima etmiştir.
39
Dünya Bankası bünyesinde faaliyet gösteren ve özellikle yatırım-
cı-devlet uyuşmazlıklarının çözümünde kullanılan Washington’daki
Uluslararası Yatırım Uyuşmazlıklarının Çözümü Merkezi (ICSID)
bünyesinde gerçekleştirilen bir tahkim yargılamasında, 2006 yılı Ekim
ayında verilen bir karar da bu konudaki güncel eğilimi gözler önüne
sermektedir.
40
World Duty Free Company Limited isimli bir şirket ile
Kenya Cumhuriyeti arasındaki tahkim davasına konu olayda, şirket,
Kenya’daki bazı havaalanlarında mağaza kompleksleri kurabilmek
için dönemin Kenya Devlet Başkanı’na 2 milyon ABD Doları rüşvet
vermiştir. Bu mağazaların gerekli izinleri alarak faaliyete geçmele-
rinden bir süre sonra hükümet tarafından mağazaların faaliyetlerine
son verilmiştir. Bunun üzerine, şirket ICSID tahkimine başvurmuş-
tur. Tahkim yargılaması sırasında söz konusu rüşvetin gerçekleştiği
hakemlere beyan edilmiş ve bu beyan sonucu hakemler, uluslararası
kamu düzeni açısından rüşvetin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini
37
MTO Dava No. 1110 (1963).
38
Wetter, “Issues of Corruption Before International Arbitral Tribunals: The Authentic Text
and True Meaning of Judge Gunnar Lagergren’s 1963 Award in ICC Case No. 1110”, Ar-
bitration International, Cilt 10, Sayı 3 (1994), s. 277-281 (Kluwer Tahkim Veri Tabanı
“http://www.kluwerarbitration.com”)
39
Martin, International Arbitration and Corruption: An Evolving Standard, s. 11.
40
ICSID Dava No. ARB/00/7, Karar Tarihi: 4 Ekim 2006.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
145TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
incelemiş ve rüşvetin evrensel standart ve normlara göre suç teşkil et-
tiğini belirterek davacı şirketin rüşvet ile elde edilmiş sözleşmeye isti-
naden ileri sürdüğü taleplerinin kabul edilemeyeceğine hükmetmiş ve
davacı şirketin 500 milyon ABD Doları tutarındaki talebini reddetmiş-
tir. Hakemler bu kararlarını, yukarıda anlatılan 1963 tarihli Lagergren
kararına da atıf yaparak, “bir yolsuzluğu birlikte gerçekleştiren tarafların,
aralarındaki ihtilafların çözümünde adaletten (mahkemeler veya hakemler-
den) yardım talep etme haklarından vazgeçmiş olduklarının farkında olmaları
gerekmektedir” şeklinde gerekçelendirmişlerdir.
41
Ceza hukuku ihlalleri
dolayısıyla hakemlerin sözleşmenin batıl olduğuna karar verdikleri
haller bununla sınırlı olmayıp, buna ilişkin pek çok hakem kararı bu-
lunmaktadır.
42
Bu kararlara rağmen, bir ceza hukuku ihlalinin sözleşmeyi geçersiz
hale getirip getirmeyeceği üzerinde düşünülmelidir. Örneğin, rüşvet
almak ve vermek suretiyle gerçekleştirilen bir sözleşme sırf bu nedenle
geçersiz sayılabilir mi? Türk Borçlar Kanunu’nun 19 ve 20. maddele-
rinde sözleşme serbestisine ilişkin bir takım sınırlamalar getirilmiştir.
Buna göre bir sözleşmenin emredici kurallara, kamu düzenine, kişilik
haklarına veya ahlaka aykırı yahut imkânsız olmaması gerekmekte-
dir. Öğretide bu sınırlamaların sözleşmenin konusuna ilişkin olduğu
yönünde görüş birliği söz konusudur.
43
Buna göre şekil ve konu bakı-
mından belirtilen kurallara uygun sözleşmeler geçerli sayılmaktadır.
Ancak, sözleşmenin konusunun ve şeklinin söz konusu sınırlamalara
aykırı olmamasına rağmen, yapılışı aşamasında bir yolsuzluğun ger-
çekleştirilmiş olduğu her durumda bu sözleşmeyi geçerli ya da geçer-
siz saymak yerine, bir ayırıma gidilebilir. Eğer söz konusu yolsuzluk,
yapılması gereken bir şeyin yapılması ya da yapılmaması gereken bir
şeyin yapılmaması için gerçekleştirilmişse sözleşmenin geçerliliği-
ni etkilemez; diğer koşulları da taşıyorsa sözleşme geçerlidir. Çünkü
burada zaten yapılması gereken yapılmış veya yapılmaması gereken
yapılmamış olduğundan, sözleşmenin esasına etkili bir yolsuzluk yok-
41
Ostrowski, Recent Developments in International Dispute Resolution Around the World
– Developments at ICSID, International Dispute Resolution, Cilt 19, Sayı 4, Aralık
2006, s. 1 vd.
42
Örneğin, MTO Dava No. 3913 (1981), MTO Dava No. 3916 (1982) ve MTO Dava
No. 6248 (1990) (bkz., Martin, International Arbitration and Corruption : An Evolving
Standard, , s. 27-30 ve 39-41.).
43
Oğuzman, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1998, s. 71 vd.; Reisoğlu, Borçlar
Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2005, s. 110.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tur. Öte yandan yolsuzluk, yapılması gereken bir şeyin yapılmaması
veya yapılmaması gereken bir şeyin yapılması için gerçekleştirilmişse,
bu durumda sözleşmeye fesat karışmış olduğu kabul edilerek sözleş-
menin geçersiz sayılması düşünülebilir. İşte ancak böyle bir yolsuzluk
şüphesi söz konusuysa hakemler bunu araştırma konusu yapmalıdır-
lar. Hakemlerin sözleşmenin geçerliliğini etkilemeyecek ceza hukuku
ihlallerinin varlığını araştırmasına ise gerek yoktur.
Bu noktada, bir ceza hukuku ihlali ile karşılaşan hakemlerin bu
ihlali kendilerinin araştırmaları yahut söz konusu ihlalle ilgili olarak
ilgili yargı yerine başvurmaları ve söz konusu yargı yerinin kararını
beklemeleri ihtimalleri de değerlendirilmelidir. Daha teknik bir ifade
ile bir ceza hukuku ihlali ile karşılaşan hakemlerin bunu nisbî muha-
keme yoluyla kendilerinin araştırması ya da bekletici sorun saymaları
yollarından hangisinin benimsenmesi gerektiği üzerinde düşünmek
gerekir.
Bilindiği gibi nisbî muhakeme, hakimin, önündeki uyuşmazlığın
çözümü ile bağlantılı olarak karşısına çıkan bir başka uyuşmazlığı, asıl
uyuşmazlık yönünden geçerli olmak üzere ve gerekli olduğu oranda
çözmesidir.
44
Dolayısıyla, bağlantılı uyuşmazlığın yargılanarak esas-
tan çözülmesinin başka bir mahkemeye ait olması, nisbî muhakemeye
engel olmayacağı gibi, nisbî muhakeme ile çözülmüş olması da asıl
yetkili yargılama organının önüne götürülmesine engel değildir.
45
Bakmakta oldukları bir uyuşmazlıkla bağlantılı bir ceza hukuku ihlali
şüphesi ile karşılaşan hakemlerin bunu, önlerindeki uyuşmazlığın çö-
zümü için gerekli olduğu ölçüde ve sadece o uyuşmazlık bakımından
geçerli olacak biçimde çözmeleri önerilebilir. Ancak bağlantılı uyuş-
mazlığın nisbî muhakeme ile çözülmüş olması, bunun asıl yetkili yargı-
lama organının önüne götürülmesine engel olmadığından, söz konusu
uyuşmazlık asıl yetkili yargılama organının önüne götürüldüğünde,
söz konusu yargılama organı, hakemlerden farklı bir sonuca ulaşacak
olursa, hakemlerin kararlarının doğruluğunu ve itibarını zedeleyen,
kamu düzenini ve adalet duygusunu sarsan bir durum ortaya çıkabi-
lir. Bu söylenenlere, böyle bir ceza hukuku ihlalinin varlığı hakemlerce
araştırılırken tahkim süresinin dolma riski de eklenince, hakemlerin
44
Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 89; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu,
Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 269-270; Centel/Zafer: Ceza Muhakemesi Hukuku, İstan-
bul 2006, s. 513.
45
Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 89.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
147TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
bağlantılı uyuşmazlığı kendileri çözmek yerine bekletici sorun yapma-
ları, daha uygun bir çözüm yolu gibi görünmektedir.
Hakemler, bağlantılı uyuşmazlığı bekletici sorun sayarsa, söz
konusu uyuşmazlığın çözümü için yetkili yargı organının harekete
geçmesini sağlayacak ve tahkim yargılamasını da ilgili yargılama or-
ganının kararına kadar durduracaktır. Esasen Hukuk Usulü Muhake-
meleri Kanunu’nun (HUMK) 528. maddesinde benzer bir düzenleme
yer almaktadır. Buna göre, “Tahkikat esnasında ceza takibatına esas teşkil
eden bir sahtelik hadisesi zuhur ederse ceza mahkemesince bu bapta karar ve-
rilinceye kadar tahkikat tehir olunur ve tahkim müddeti cereyan etmez.” Söz
konusu 528. maddede sadece ceza takibatını gerektirecek bir sahtelik
şüphesinin ortaya çıkması durumu düzenlenmiş olsa da, özel hukukta
kıyas mümkün olduğundan, başka bir ceza hukuku ihlali ile karşıla-
şan hakemlerin, bu maddeye dayanarak söz konusu ihlali bekletici so-
run yapabileceği ve asıl yetkili yargılama organı karar verinceye kadar
tahkim yargılamasını durdurabileceği kabul edilebilir. Nitekim Yargı-
tay, sahtecilik iddiasının ileri sürüldüğü bir tahkim davasında, bunu
bekletici sorun yapmayan hakem kararını HUMK’un 528. maddesine
dayanarak ve “bu iddianın sonucu beklenerek neticesine göre bir karar veril-
mesi gerekir” demek suretiyle bozmuştur.
46
Öte yandan, ceza hukuku ihlali şüphesinin ortaya çıktığı her du-
rumda, bunun bekletici sorun sayılması gerektiği düşünülmemelidir.
Aslında bir ceza hukuku ihlali şüphesi ile karşılaşıldığı her durumda
bunun bekletici sorun sayılmasının gerektiğini savunmak, öncelikle
tahkim yargılamasının tercih edilmesindeki önemli etkenlerden biri
olan çabukluk özelliği ile bağdaşmaz. Nitekim bir ceza hukuku ihlali
şüphesi ile karşılaşan hakemlerin, bunu bekletici sorun sayarak tahkim
yargılamasını asıl yetkili yargılama organının kararına kadar erteleme-
leri, esasen yargının yavaş işleyişinin olumsuz etkilerinden kurtulmak
için seçilen tahkim yargılamasında aynı olumsuz etkilerin ortaya çık-
masına neden olacaktır. Bu nedenle, bir ceza hukuku ihlalinin bulunup
bulunmadığının asıl yargı yerince araştırılarak karara bağlanmak üze-
re bekletici sorun sayılması için, ileride ayrıntılı biçimde inceleneceği
üzere,
47
belirli bir delil standardı (standard of proof)
48
aranmalıdır. Buna
46
Y. 9. HD. E. 1967/7429, K. 1967/7811, T. 14.09.1967 (İstanbul Barosu Bilgi Bankası
Arşivi).
47
Bkz., III, B, aşa.
48
Delil standartları ile ilgili olarak bkz., Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kana-
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
göre, sadece, bir ceza hukuku ihlalinin bulunduğunu gösteren açık ve
ikna edici deliller mevcutsa bekletici sorun sayma yoluna gidilmelidir.
Bu söylenenlere karşın, bu gibi hallerde bekletici sorun sayma yo-
luna gitmenin sakıncaları da bulunmaktadır. Bunun başta gelen sakın-
cası, yukarıda da değinildiği gibi, tahkim yargılamasını uzatacak ol-
masıdır. Ayrıca HUMK’un sadece Türk ulusal tahkim yargılamalarına
ilişkin düzenlemeler içermesi nedeniyle, bu kanunun uygulanmadığı
uluslararası tahkim yargılamalarında benzer durumlarda bekletici so-
run sayma yoluna gidilip gidilemeyeceğinin her bir olayda değerlen-
dirilmesi gerekebilir. Bunlara ek olarak, uluslararası tahkimde ortaya
çıkacak bağlantılı bir ceza uyuşmazlığının esas çözüm yerinin belir-
lenmesi, çoğu kez hiç de kolay olmayacaktır. Tüm bu sakıncalarına
rağmen, tahkim yargılaması sırasında, bir ceza hukuku ihlalinin ger-
çekleşmiş olduğunu gösteren açık ve ikna edici delillerin bulunduğu,
söz konusu ihlalin sözleşmeye etkili olduğu ve bağlantılı uyuşmazlık
bakımından yetkili yargı merciinin belirlenebildiği hallerde, söz konu-
su tahkim yargılamasında uygulanan usul hukukunun bekletici sorun
saymaya cevaz vermesi durumunda, bağlantılı uyuşmazlık bekletici
sorun sayılmalı ve tahkim yargılaması, asıl yargı yerinin kararına ka-
dar durdurulmalıdır.
Bekletici sorun yapılan bağlantılı uyuşmazlıkla ilgili olarak, yetkili
yargı yeri, bir ceza hukuku ihlalinin bulunduğuna karar verirse, ha-
kemler, bu ihlalin önlerindeki uyuşmazlık üzerindeki etkilerini mut-
laka değerlendirmeli ve sözleşmenin geçersizliğine karar verebilme-
lidir.
Çeşitli hakem kararlarında, yolsuzluğa başvurarak yapılmış olan
sözleşmelerin geçersiz sayılması neticesinde taraflardan birinin bu
durumdan bir menfaat elde edebileceği belirtilerek, bunun haksızlık
yaratabileceği kabul edilmekte, ancak salt bu nedenle sözleşmelerin
geçerli kabul edilmelerinin, yolsuzluğa göz yumma anlamına geleceği
ve bunun da daha önemli bir hukuki menfaati zedeleyeceği gerekçe-
siyle hukuka uygun olmayacağı ifade edilmektedir.
49
Fakat hakemle-
rin “hiç kimse kendi hatasına dayanarak hak iddia edemez” ilkesine daya-
narak uluslararası kamu düzenine aykırı olmasına rağmen sözleşmeyi
at, Ankara 2002, s. 97 vd.
49
Örn. MTO Dava No. 8891 (1998) ve MTO Dava No. 6497 (1994), (Martin, Internatio-
nal Arbitration and Corruption: An Evolving Standard, s. 10-23’den naklen.).
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
149TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
geçersiz ilân etmemelerinin de mümkün olduğu ileri sürülmüştür.
50
Bunun nedeni, yolsuzluğun tarafı olan kişinin, yolsuzluğa dayanarak
sözleşmeyi feshettirmesi halinde, büyük yarar sağlayacak olmasıdır.
Öte yandan bunun aksi de düşünülebilir. Yani, sözleşmenin tarafları
yolsuzluğu karşılıklı olarak gerçekleştirmişlerse, hiç kimse kendi hata-
sına dayanarak hak iddia edemez ilkesine dayanarak sözleşme ayakta
tutulduğunda, bu kez de yolsuzluğun diğer tarafı hatasına dayanarak
yarar sağlamış olacaktır. Bu nedenle hakemler, söz konusu ilkeyi uy-
gularken, bu ihtimali de göz önünde bulundurarak, son derece titiz
davranmalıdırlar.
Hakemlerin, ceza hukuku kurallarına aykırılığın yalnızca cezaî
olmayan sonuçlarına değil, bazı doğrudan sonuçlarına da hükmede-
bileceği savunulmuş, buna örnek olarak da karma yapılı yaptırımlar
gösterilmiştir.
51
Buna göre, örneğin sözleşmede belli davranışlarda bu-
lunan tarafın belli bir miktar para ödeyeceğinin öngörüldüğü durum-
larda bu cezaî şartın ödenmesine ya da rekabet hukuku ihlali olması
durumunda rekabet kanununda öngörülen para cezalarına hakemle-
rin hükmedebileceği kabul edilmektedir.
52
Ancak söz konusu görüş
tartışmaya açıktır. Öncelikle belirtmek gerekir ki cezaî şart, ceza hu-
kuku anlamında bir ceza olmadığından, bunun ceza hukuku ihlalle-
rinin doğrudan sonucu ile bir ilgisi yoktur. Ayrıca hakemlerin sözleş-
mede öngörülen cezaî şarta hükmedebileceği hususunda bir kuşku da
bulunmamaktadır. Rekabet hukuku ihlallerine karşı öngörülen idarî
yaptırımların ceza hukuku anlamında ceza sayılmamaları dolayısıyla,
bu yaptırımların da ceza hukuku ihlallerinin doğrudan sonucu olarak
algılanmaması gerekmektedir.
53
50
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 101.
51
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 104-105.
52
Tahkimde rekabet hukuku ve rekabet mevzuatından kaynaklanan cezalara hakem-
lerin hükmetme yetkisi için bkz., Komninos, “Assistance to Arbitral Tribunals in the
Application of EC Competition Law”, European Competition Law Annual 2001: Effective
Private Enforcement of EC Antitrust Law, Ehlermann & Atanasiu (Eds. ), Hart Publis-
hing, Oxford/Portland, 2003, s. 363-385; Shelkoplyas, “The Application of EC Law in
Arbitration Proceedings”, Europa Law Publishing, Groningen 2003.
53
Ceza hukuku anlamında ceza, yargı organları tarafından yapılan yargılama sonucu
bir ceza kanununun emrinin ihlal edilmesi karşılığında verilen cezadır (Antolisei,
Parte generale, s. 672.). Oysa Rekabetin Korunması Hakkında Kanun uyarınca reka-
bet hukukunun ihlali ile ilgili olarak Kurul tarafından verilecek cezalar, söz konu-
su özellikleri taşımadıklarından bunların ceza hukuku anlamında ceza sayılmaları
mümkün değildir.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
B. Delil ve İspat
Öncelikle vurgulamak gerekir ki tahkim yargılaması da bir tür
yargılamadır ve adil yargılama ilkesi burada da egemen kılınarak, bu
ilkenin gerekleri yerine getirilmelidir.
Bilindiği üzere, ceza yargılamasında iddianın sabit olması
54
ve
şüpheden sanık yararlanır ilkesi
55
uyarınca, sanığın mahkum olmama-
sı için suçu işlemediğinin sabit olması gerekmez, o suçu işlediğinin
sabit olmaması yeterlidir. Acaba bu durum tahkim yargılamasında da
geçerli midir? Yani ceza hukukuna aykırılık iddiası söz konusu oldu-
ğunda, hakemlerin bunu bekletici sorun sayabilmesi için bu iddianın
sabit olması mı aranmalıdır; yoksa basit bir şüphe yeterli kabul edil-
meli midir?
Ceza yargılamasında hukuk yargılaması anlamında bir ispat kül-
feti yoktur. Yargıç sadece tarafların getirdiği delillerle bağlı olmayıp
kendi topladığı delilleri de göz önünde bulundurarak vicdani kanaa-
tine göre karar verir. İspat yükünün söz konusu olduğu medeni yar-
gılamada ise, kural olarak ispat yükü iddia edenin omuzlarındadır.
Eğer iddia sahibi iddiasını ispat edemezse yargılama onun aleyhine
sonuçlandırılır.
Tahkim yargılamasında ceza hukukuna aykırılığın şüpheli kaldığı
durumlarda ispat yükünün ters çevrilmesi önerilmiş hatta bu yönde
bazı kararlar da verilmiştir.
56
Bu kararlardan birinde, iddia sahibinin
getirdiği delillere karşılık olarak, karşı taraftan da eğer mümkünse
ve çok ağır bir yük teşkil etmeyecekse ve gerçekten sağlam bir neden
varsa karşı deliller getirmesinin istenebileceği ve karşı taraf bunu ya-
pamadığı takdirde iddianın ispat edilmiş sayılması gerektiğine karar
verilmiştir. Ancak bu kararı ve bu yöndeki öneriyi kabul etmek müm-
kün değildir. Eğer bir ispat yükü getirilecekse bu ancak iddianın ispatı
yönünde olabilir; adil yargılanma ilkesi de bunu gerektirir.
57
Zira karşı
54
Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 172.
55
Şüpheden sanık yararlanır ilkesi hakkında ayrıntılı bilgi için bkz., Feyzioğlu, Vicda-
ni Kanaat, s. 192 vd.; Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 173-174.
56
Tüm bu öneriler ve kararlar için bkz., Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 101.
Ancak çok sıkı koşullar altında yani iddianın çok ciddi olması durumunda karşı
taraftan da deliller getirmesinin istenebileceği ve reddederse bunun aleyhine bir
karine teşkil edebileceği yönünde bkz., Cremedes/Cairns, Corruption, International
Public Policy and the Duties of Arbitrators, s. 5.
57 Tahkim yargılaması sırasında yapılan ceza hukukuna aykırılık iddialarında ispat
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
151TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tarafın da delil getirmesi gerektiğini düşünen yazarlar bile, iddia sahi-
binin getirdiği delillerin belirli bir standarda (standard of proof) ulaşma-
sı gerektiğini kabul etmektedirler.
58
Öte yandan iddia sahibinin iddiasını ispatlayacak delilleri getir-
mek zorunda olması hakemlerin delilleri serbestçe değerlendireme-
yeceği şeklinde yorumlanmamalıdır.
59
Bu noktada hakemler, getirilen
delilleri, uygulanacak hukukta geçerli olan delil ve ispat kurallarına
göre serbestçe değerlendirmeli ve bu konudaki iddialarla ilgili olarak
ulaştıkları sonucu kararlarında gerekçeli olarak yazmalıdırlar.
60
Ceza
yargılamasında olduğu gibi, tahkim yargılamasında da ceza hukuku-
na aykırılık (suç) iddiaları ile ilgili olarak vicdani delil sistemi kabul
edilmelidir. Böylece hem her şey delil olarak kabul edilebilecek hem
de hakemler delilleri serbestçe değerlendirebileceklerdir.
61
Öğretide bazı durumların suçun oluştuğu yönünde emare teşkil
ettiği ileri sürülmüştür. Örneğin, yolsuzlukların sık görüldüğü bir ül-
kenin ya da iş sektörünün sözleşmeye dahil olması, sözleşmenin ola-
ğandışı ödeme şartları içermesi, mevcut olmayan harcamalara ilişkin
kayıtlar bulunması, sahte belgelerin kullanılması vb. durumların rüş-
vetin varlığına; banka aracılığıyla değil de nakit yapılan ödeme işlemle-
ri, şüpheli isimlerle açılan hesaplar, offshore şirketlerinin kullanılması,
büyük para transferleri ve hesap transferleri vb. durumların kara para
aklanmasının varlığına işaret eden emareler olduğu savunulmuştur.
62
Belirtmek gerekir ki, hakemlerin bir ceza hukuku ihlalini bekleti-
ci sorun yapabilmesi için basit bir şüphenin yeterli olmaması gerekir.
Ancak bu noktada iddianın ispatı ilkesinin ceza yargılaması hukukun-
da olduğu kadar katı uygulanması da haksız sonuçlara yol açabilir. Bu
nedenle, bu alanda, ceza hukukuna aykırılık iddiasının sabit olması
yükünün iddia sahibinin omuzlarında olduğu yönünde bkz., Cremedes/Cairns,
Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators, s. 5.
58
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 104.
59
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 103-104.
60
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
s. 6.
61
Delil serbestisi, delil değerlendirme serbestisi ve vicdani delil sistemi hakkında
ayrıntılı bilgi için bkz., Toroslu/Feyzioğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku , s. 168-170;
Feyzioğlu, Vicdani kanaat, s. 139-149; Kunter/Yenisey/Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi
Hukuku, s. 574-575, 584, 591; Centel/Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, s. 617-620; Öz-
türk/Erdem/Özbek, Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, Ankara 2004, s. 484-486.
62
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
s. 6.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
aranmamalı, bu yönde inandırıcı ve sağlam delillerin varlığı ve bu delil-
lerin hakemleri ikna edecek nitelikte olması gerekli ve yeterli sayılmalı-
dır.
63
Çünkü burada tam bir ceza yargılaması yapılmamakta, bağlantılı
uyuşmazlık, sadece, bekletici sorun sayılıp sayılmayacağını belirlemek
için gerekli olduğu ölçüde ele alınmaktadır.
Gerçekten de, tahkim yargılamasında ceza hukuku sorunlarına
ilişkin olarak yüksek bir delil standardının uygulanması gerektiği yö-
nünde çok sayıda hakem kararı bulunmaktadır. Örneğin, Westinghou-
se Kararı’nda MTO hakem heyeti, rüşvet iddiasının ispatı için delille-
rin üstünlüğü standardının yeterli olmadığına, yani daha baskın olan
delilin kabul edilmesinin doğru olmayacağına, buna karşın “açık ve
ikna edici delil standardının” uygulanması gerektiğine karar vermiştir.
64
Öğretide de tahkim davalarında ceza hukuku ihlali olduğu iddiasın-
da bulunan tarafın bu iddiasını ispatlamasında uygulanacak olan delil
standardının, tahkim yargılamasında da yüksek olması gerektiği ileri
sürülmektedir.
65
C. Hakemlerin Muhtemel Ceza Hukuku İhlâllerini Yetkili
Devlet Makamlarına İhbar Etme veya Tanıklık
Yapma Yükümlülüğü Var mıdır?
Öğretide, hakemlere karşılaştıkları ceza hukuku ihlâllerini ulusal
otoritelere ihbar etme yükümlülüğü yüklemenin, hakemlerin icra et-
tikleri görevin özerk niteliği, tarafların onlara duyduğu güven ve ha-
kemlerin gizlilik/sır saklama yükümlülüğü ile bağdaşmayacağı ileri
sürülmektedir.
66
Ayrıca, eğer taraflar söyledikleri herhangi bir şeyin
yetkili makamlara ihbar edilebileceğini düşünürse, hiçbir tahkim yar-
63
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 102-103 ; Cremedes/Cairns, Corruption, In-
ternational Public Policy and the Duties of Arbitrators, s. 5.
64
MTO Dava No. 6401 (1991), (Martin, International Arbitration and Corruption : An
Evolving Standard, s. 23-27’den naklen).
65
Rosel/Prager, “Illicit Commissions and International Arbitration: The Question of Pro-
of”, Arbitration International, Cilt 15, Sayı 4 (1999), s. 329-348 (Kluwer Tahkim Veri
Tabanı “http://www.kluwerarbitration.com”). Ceza hukuku ihlallerinin taraflarca id-
dia edildiği ancak ispatlanamadığı gerekçesiyle kararı etkilemediği bazı tahkim
davaları, MTO Dava No. 4145 (1984), MTO Dava No. 6401 (1991), MTO Dava No.
7047 (1994), MTO Dava No. 6497 (1994), MTO Dava No. 7664 (1996), ve MTO Dava
No. 8891 (1998)’dir (bkz., Scherer, International Arbitration and Corruption – Synopsis
of Selected Arbitral Awards, ASA Bulletin, Cilt 19, Sayı 4 (2001), s. 710-716.).
66
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 111, 113.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
153TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
gılaması güven ve işbirliği içinde gerçekleşemez.
67
Buna karşın, ha-
kemlerin suçu tespit etmeleri üzerine sözleşmeyi batıl saymak yerine
hakemlikten çekilmeyi tercih etmeleri durumunda bu suçu veya suç
şüphesini ulusal makamlara bildirmeleri gerektiği savunulmuştur.
68
Öte yandan, bir yolsuzluğun ispat edilmesi veya varlığından şüp-
helenilmesi durumunda, bunun hakemler tarafından ulusal makam-
lara iletilmesi ihtimalinin oldukça yüksek olduğu, hatta MTO Divanı
tarafından kararların imzalanmadan önce gözden geçirildiği, MTO
tahkiminde bu ihtimalin daha da yüksek olduğu savunulmaktadır.
69
Ayrıca, Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi ve Avrupa
Konseyi Yolsuzluk Hakkında Ceza Hukuku Sözleşmesi gibi yolsuzlukla
mücadeleye ilişkin uluslararası hukuk düzenlemelerinde yer alan ül-
kelerarası yardımlaşma yükümlülüklerinin hakemler için de geçerli
olup olmadığı öğretide tartışılmaktadır.
70
Bu açıklamalar doğrultusunda, denetleyicilere, vergi danışman-
larına, noterlere ve bağımsız çalışan hukukçulara şüpheli durumları
ihbar etme yükümlülüğü getiren Avrupa Birliği’nin 97/2001 sayılı
direktifinin kapsamına “bağımsız çalışan hukukçular” ibaresinden hare-
ketle hakemlerin de dahil olması gerektiğini savunanlar da bulunmak-
tadır.
71
Hakemlerin tahkim yargılaması sırasında karşılaştıkları ceza hu-
kuku ihlâllerini ulusal otoritelere ihbar etme yükümlülüklerinin bu-
lunup bulunmadığı sorununu, ulusal ceza kanunları açısından da de-
ğerlendirmek gerekmektedir. Zira ulusal ceza kanunları bakımından
hakemlerin kamu görevlisi kabul edilmeleri ve kamu görevlilerinin
ceza hukuku ihlallerini ilgili otoritelere bildirme yükümlülüğü dola-
yısıyla aynı yükümlülüğün hakemler için de söz konusu olması ya da
hakemler için ayrıca bu yönde bir yükümlülük kabul edilmesi düşü-
nülebilir.
72
67
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 111.
68
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 115.
69
Martin, International Arbitration and Corruption : An Evolving Standard , s. 7.
70
Martin, International Arbitration and Corruption : An Evolving Standard , s. 1-2.
71
Bkz., Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 112-113. Buna karşın yazar, söz konu-
su görüşü savunanlara katılmamaktadır.
72
Örneğin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 279. maddesi, “Kamu adına soruştur-
ma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip
de yetkili makamlara bildirimde bulunmayı ihmal eden veya bu hususta gecikme gösteren
kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır” hükmünü amirdir.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Hakemler, ulusal mahkemelerde ceza davası açıldığında ve bu da-
vada tanık olarak dinlenmek üzere çağrıldıklarında gelmek ve bildik-
lerini anlatmak zorunda mıdırlar? Hakemlerin böyle bir davete uyarak
mahkemeye gitmek zorunda oldukları, ancak gizlilik şartını ihlâl ede-
cek konularda ifade vermek veya tahkim yargılaması sırasında elde
ettikleri belgeleri ya da diğer delilleri açıklamak zorunda olmadıkla-
rı savunulmuştur.
73
Bu konuda, ulusal ceza kanunlarının da dikkate
alınması gerekmektedir. Gerçekten de ulusal ceza kanunlarında her-
kes bakımından genel bir tanıklık yapma yükümlülüğü öngörülmüş
olabileceği gibi, hakemler için özel olarak da böyle bir yükümlülük
öngörülmüş olabilir.
D. Ceza Hukukuna Aykırı Durumun Bölünebilirlik
İlkesine Etkisi
Ulusal tahkim kanunlarında
74
ve uluslararası tahkim kurumlarının
kurallarında
75
genellikle kabul edildiği üzere, bir sözleşmenin geçersiz
olması, o sözleşmenin içinde yer alan tahkim şartını geçersiz hale ge-
tirmemekte ve bu kural da öğretide tahkim şartının bölünebilirliği olarak
adlandırılmaktadır. Ceza hukukuna aykırı bir durumla karşılaşıldığın-
da, örneğin tahkim yargılamasında uyuşmazlığın kaynağını teşkil eden
sözleşmenin rüşvet sonucu imzalandığının ya da sözleşmenin konusu-
nun aslında bir suç teşkil ettiğinin anlaşılması halinde, bu durumun
hem sözleşmeyi hem de tahkim şartını birlikte mi geçersiz kılacağı,
yoksa sadece sözleşmeyi mi geçersiz kılacağı tartışmalı bir konudur.
76
İleride ayrıntılı biçimde açıklanacağı üzere (bkz., IV, A, aşa.) 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu bakımından hakemlerin bazı durumlarda kamu görevlisi kabul edilebile-
ceği söylenebilir. Bize göre, taraflar aralarındaki sözleşmede tahkim şartı öngör-
meselerdi o uyuşmazlığa Türk mahkemeleri bakacak idiyse, söz konusu tahkim
yargılamasındaki hakemlerin Türk Ceza Kanunu bakımından kamu görevlisi sa-
yılmaları uygun olacaktır. Zira bu gibi hallerde hakemler Türk mahkemeleri yerine
yargılama faaliyeti yapmaktadırlar.
73
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 115.
74
Örneğin, 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 4. maddesinin 4. fıkrası şu
hükme yer vermektedir: “Tahkim anlaşmasına karşı, asıl sözleşmenin geçerli olmadığı
veya tahkim anlaşmasının henüz doğmamış olan bir uyuşmazlığa ilişkin olduğu itirazında
bulunulamaz.”
75
Örneğin, UNCITRAL Uluslararası Ticari Tahkim Model Kanunu madde 16, fıkra 1
ve MTO Tahkim Kuralları madde 6, fıkra 4 tahkim şartının bölünebilirliği ilkesini
öngörmektedir.
76
Böyle bir ceza hukuku ihlalinin varlığının sözleşmeyi hangi hallerde geçersiz kıla-
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
155TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Bu konuda farklı yönlerde kararlara rastlamak mümkündür. Örneğin,
Milletlerarası Ticaret Odası (MTO) nezdinde yürütülen tahkim yargı-
lamasında verilen 1963 tarih ve 1110 sayılı kararda
77
Yargıç Lagergren
bonos mores’e
78
ağır aykırılık durumunda, ister Fransa’da ister başka bir
ülkede gerçekleştirilmiş olsun, gerek hakimlerin gerekse hakemlerin
böyle bir sözleşmenin uygulanmasına katkı sağlayamayacağına hük-
metmiştir. Bu kararı yorumlayan Mourre, adı geçen kararda, yargıç
Lagergren’in hile iddiasında bulunulması durumunda, tahkim şartı-
nın geçersiz olacağını veya bunu inceleme yetkisinin mahkemelere ait
olduğunu söylemediğini, ancak bu tarz iddiaların ne mahkeme ne de
hakem önüne götürülebileceğine, çünkü bu tarz sözleşmelerin hukukî
bakımdan geçersiz olacağına hükmettiğini düşünmektedir.
79
Benzer konuya ilişkin Westacre kararını inceleyen İngiliz Mahke-
mesi ise, tahkim şartını geçersiz kılıp kılmadığını belirlemek için hu-
kuka aykırılıklar arasında bir derecelendirme yapılacağına, bu dere-
celendirmenin üst basamaklarında yer alan bir hukuka aykırılık söz
konusu ise (uyuşturucu madde ticareti gibi) bölünebilirlik ilkesinin
burada işlemeyeceğine ve bu ağır hukuka aykırılığın sözleşme ile bir-
likte tahkim şartını da geçersiz kılacağına; hukuka aykırılığın bu denli
ağır olmadığı durumlarda ise tahkim şartının geçerli olmaya devam
edeceğine hükmetmiştir.
80
Ancak, hukuka aykırılığın ağır ya da hafif
olduğunu belirleyebilmek için hakemin işin esasına girmek zorunda
olduğu, bunun için de geçerli bir tahkim şartına veya sözleşmesine ge-
rek olduğu haklı olarak belirtilmiştir.
81
Dolayısıyla, bölünebilirlik ilke-
sine sıkı biçimde bağlı kalınmalı, hukuka aykırılığa dayanan talepler
kabul edilebilir olmasalar da tahkime elverişli oldukları kabul edilme-
lidir.
82
Aslında hukuka aykırılıklar arasında bir derecelendirme yapa-
rak ağır hukuka aykırılıklar ve tahkim şartını geçersiz kılacak derecede
ağır olmayan hukuka aykırılıklar ayırımı yapmak belirginlikten uzak
sübjektif bir değerlendirmenin ürünü olacaktır. Kaldı ki, tahkim şartı-
bileceği yukarıda ele alınmıştı (bkz., Bölüm III, A, yuk.).
77
Bkz., Bölüm III.A yuk.
78
Ahlak kurallarına aykırı veya suç içeren sözleşmeler bu kapsamda kabul edilmek-
tedir.
79
Adı geçen karar hakkında yorumlar için bkz., Mourre, Arbitration and Criminal Law,
s. 98.
80
Adı geçen karar ve yorumu için bkz., Martin, International Arbitration and Corrupti-
on : An Evolving Standard, s. 31-39.
81
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 99.
82
Martin, International Arbitration and Corruption : An Evolving Standard , s. 3.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
nın geçersiz kabul edileceği durumlarda dahi bunun tespit edilebilme-
si için belli ölçüde işin esasına girilmesi ve bu yönde bir değerlendirme
yapılması zorunludur.
Yatırımların iki taraflı
83
veya çok taraflı
84
teşviki ve korunmasına
ilişkin devletlerarası anlaşmalara istinaden görülen tahkim davaların-
da ise, tahkime sözleşmede yer alan bir tahkim şartına istinaden gidil-
mediğinden, sözleşmenin suç teşkil eden herhangi bir fiil dolayısıyla
geçersiz hale gelmesi, tahkime dayanak teşkil eden yatırım anlaşması-
nın geçerliliğini etkilemeyecek, sadece yatırımcının taleplerini geçersiz
kılacaktır.
85
Çünkü yatırımların iki taraflı ya da çok taraflı korunması
ve teşvikine ilişkin devletlerarası anlaşmalar, bu anlaşmalara daya-
narak tahkime giden taraflardan bağımsız biçimde devletler arasında
yapılırlar. Dolayısıyla bu anlaşmalara dayanarak tahkime gidenlerin
kendi aralarında imzaladıkları sözleşmede herhangi bir biçimde yol-
suzluk yapmış olmalarının devletler arasında imzalanan bu anlaşma-
ların geçerliğini etkilemesi söz konusu değildir. Bu nedenle, sözleşme-
de yer alan tahkim şartına istinaden değil, yatırımların iki taraflı veya
çok taraflı teşviki ve korunmasına ilişkin devletlerarası anlaşmalara
istinaden görülen tahkim davalarında, taraflar arasındaki sözleşmenin
herhangi bir suç nedeniyle geçersiz olması o ihtilafın tahkime elveriş-
siz hale gelmesine sebep olmayacaktır.
IV. CEZA HUKUKUNUN TAHKİM YARGILAMASINDAKİ
BAZI FARKLI YANSIMALARI
A. Hakemlerin Tahkim Yargılaması ile Bağlantılı Olarak
Bir Suç İşlemeleri
Hakemlerin de tahkim yargılaması ile bağlantılı olarak suç işle-
meleri söz konusu olabilir. Örneğin, hakemler, belli bir yönde karar
83
Örneğin, Türkiye’nin taraf olduğu 50’den fazla yatırımların iki taraflı korunması
ve teşviki anlaşması bulunmaktadır. Bu anlaşmalara istinaden, anlaşmaya taraf ül-
kenin vatandaşı olan bir yatırımcının anlaşmaya taraf diğer ülkede gerçekleştirdiği
yatırıma ilişkin uyuşmazlıkları -söz konusu yatırıma ilişkin sözleşmelerde tahkim
şartı olmasa bile- iki ülke arasındaki yatırımların korunması ve teşviki anlaşmasına
istinaden tahkime götürmesi mümkündür.
84
Örneğin, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 50’yi aşkın ülkenin taraf olduğu
Enerji Şartı Anlaşması, yatırımcı ile yatırımın gerçekleştirildiği ülke arasında bir
tahkim sözleşmesi veya şartı bulunmasa dahi söz konusu yatırıma ilişkin uyuşmaz-
lıkların tahkime götürülmesine imkan tanıyan çok taraflı bir yatırımların korunma-
sı ve teşviki anlaşmasıdır.
85
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 99.
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
157TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
vermek için taraflardan birinden maddî menfaat sağlamış olabilirler.
Böyle bir durumda hakemin cezaî sorumluluğu yoluna gidilebilip gi-
dilemeyeceği ve bu suçun özel hukuk açısından etkilerinin ne olacağı
tartışılması gereken bir konudur.
Kamu görevlisi ve kamu görevi terimlerinin içeriğinin tartışılması
bu çalışmanın sınırlarını fazlasıyla aşacağından, konunun ayrıntısına
girmeksizin, bu çalışma bakımından gerekli olduğu ölçüde bazı değer-
lendirme ve tespitler yapmakla yetinilecektir. Türk Ceza Kanunu’nun
6. maddesinin 1. fıkrasının c bendi uyarınca, kamu görevlisi, kamusal
faaliyetin yürütülmesine herhangi bir surette katılan kişidir. Hakem-
lerin yerine getirdikleri faaliyet de kamusal faaliyet niteliğinde oldu-
ğundan, hakemlerin de kamu görevlisi sayılması gerekir.
86
Nitekim
tahkim yargılaması sonucunda hakemler de tıpkı millî yargıçlar gibi
hukukî bir uyuşmazlığı nihaî bir biçimde çözümlemektedirler. An-
cak burada bir ayırım yapmak gerekmektedir. Zira her tahkim yargı-
lamasında görev alan hakemin kamu görevlisi sayılması söz konusu
değildir. Daha önce de belirtildiği üzere, tahkim yargılaması devletin
mahkemelerine alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olduğundan,
tahkim yargılamasıyla çözümlenmeseydi, bir Türk mahkemesi tarafın-
dan çözümlenecek olan uyuşmazlıklara bakan hakemlerin Türk ceza
hukuku bakımından kamu görevlisi sayılması gerekir. Çünkü ancak
bu durumda söz konusu hakemler, esasen bir Türk Mahkemesi yerine
yargılama görevini yerine getirmiş olmaktadırlar. Hakemlerin kamu
görevlisi sayıldıkları bu gibi durumlarda, tahkim yargılamasına ilişkin
olarak işleyecekleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezaî sorum-
luluklarına gidilebilmelidir.
Uganda Ceza Kanunu’nda tahkim yargılaması ile bağlantılı olarak
ortaya çıkabilecek suçlarla ilgili ayrıntılı düzenlemeler getirilmiştir.
Söz konusu kanunda tahkim yargılaması sırasında işlenmesi halinde
cezaî sorumluluk doğuracak fiiller tek tek sayılmaktadır. Buna göre,
hakemlerin yetkilerini kötüye kullanmaları, tahkim yargılaması sıra-
sında tarafların hakemleri yanıltmak amacıyla yanlış bilgiler verme-
leri, tarafların hakemlerin talimatlarına aykırı davranmaları, hakem-
lerin içeriğinin doğru olmadığını bildiği kararlar vermesi, hakemleri
86
Malinverni, “Pubblico ufficiale ed incaricato di pubblico servizio”, Novissimo digesto
italiano, vol. XIV, s. 566. Aksi yönde bkz., SEGRETO/De Luca, Delitti dei pubblici uf-
ficiali contro la pubblica amministrazione, Milano 1999, s. 16; Santoro, Manuale di diritto
penale, II, Roma 1962, s. 237.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
tehdit etmek, tarafların kendilerinden talep edilen belgeleri sunmama-
ları ve bilgileri vermemeleri ve hakem olmayan kişilerin hakem gibi
davranmaları (bu suç için öngörülen ceza 3 yıl hapis cezasıdır) gibi
bir takım fiiller Uganda Ceza Kanunu’nda tek tek ve her biri ayrı bir
maddede düzenlenerek cezai yaptırımlara bağlanmıştır.
87
Japon Tah-
kim Kanunu’nda da tahkim yargılamasına ilişkin olarak hakeme ve-
ya üçüncü bir kişiye rüşvet verilmesi suçu ayrıca ve detaylı bir biçimde
düzenlenmektedir.
88
ICSID Tahkim Kuralları da hakemlerin görevleri-
ni kötüye kullanıp kullanmadıklarının incelenmesi için ICSID Genel
Sekreterliğine taraflarca başvurulmasına olanak vermektedir.
89
Türk
Ceza Kanunu’nun rüşvet suçunu düzenleyen 252. maddesinin 2. fıkra-
sı, rüşvet alan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin yargı görevi
yapan kişi ya da hakem olmasını ağırlaştırıcı neden olarak öngörmüş-
tür. Ancak Türk ceza hukuku bakımından hakemlere uygulanabilecek
hükümler bununla sınırlı değildir. Ayrıca Türk ceza hukukuna göre
kamu görevlisi sayıldıkları durumlarda, Türk Ceza Kanunu’nda veya
diğer özel ceza kanunlarında yer alan kamu görevlileri tarafından ya
da bunlara karşı işlenecek suçlara ilişkin hükümler hakemler bakımın-
dan da uygulama alanı bulacaktır.
B. Ceza Hukukuna İlişkin İddiaların Taraflarca
Kötüye Kullanılması
Bizzat ceza hukuku da tahkim yargılamasını sabote etmek, boz-
mak için kullanılabilir. Örneğin, hakemler yerel otoriteler tarafından
cezaî takibata uğrama tehdidi altına sokulabilir. Böyle bir durumda,
yargılama başka bir yere nakledilebilmelidir.
90
Ayrıca hakemler, tarafların suç iddialarını, ödemeleri gereken pa-
rayı ödememek ya da sözleşmenin gereklerini yerine getirmediklerini
dikkatlerden saklamak veya benzeri taktik sebepler için kullanama-
malarına dikkat etmelidir.
91
87
Muyanja, A Note on Arbitration and Criminal Liability in Uganda, Journal of Interna-
tional Arbitration, Cilt 16, Sayı 3 (1999), s. 119-126 (Kluwer Tahkim Veri Tabanı
“http://www.kluwerarbitration.com”).
88
Japon Tahkim Kanunu, madde 50-55. Japon Tahkim Kanunu için bkz., “www.jseinc.
org/en/laws/new_arbitration_act.html”.
89
ICSID Tahkim Kuralları Madde 50(1).
90
Mourre, Arbitration and Criminal Law, s. 114.
91
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
159TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Taraflar, tahkim yargılamasını ceza hukukuna aykırı fiillerini giz-
lemek için de kullanabilirler. Örneğin, aslında ortada bir uyuşmazlık
olmadığı halde bir uyuşmazlık varmış gibi tahkime gidilerek oradan
elde edilen kararın daha sonra kara para aklanmasında kullanılması
durumunda olduğu gibi.
92
Hakemler, bu ve benzeri durumlarda da-
valı taraf davacının iddiasını kabul etse bile, talebi kabul etmemelidir.
Esasen bir uyuşmazlık bulunmadığını ve tahkime hukuka aykırı bir
menfaate ulaşmak için gidildiğini tespit eden hakemler, davacının ta-
leplerine itibar etmemelidir. Tabii ki hakemlerin ortada bir uyuşmaz-
lık bulunmadığı gerekçesiyle davacının taleplerini reddedebilmeleri
için, yukarıda açıklanan açık ve ikna edici delil standardını kullanmaları
gerekir.
SONUÇ
İlk bakışta ceza hukukunun ve tahkim yargılamasının yollarının
asla kesişmeyeceği düşünülebilirse de aslında tahkim davalarında da
ceza hukuku sorunları gündeme gelebilmektedir. Tahkim yargılama-
sı sırasında gündeme gelebilecek suçlar çoğunlukla rüşvet, yolsuzluk,
kara para aklama gibi ekonomik suçlar veya uyuşturucu ticareti ya da
terör suçlarıdır.
Uluslararası ticarette ceza hukuku ihlallerinin özel hukuka ilişkin
sonuçları sorununun mahkeme kararlarında incelenmesi çok eskiye
dayanmaktadır. Örneğin, Osmanlı Devleti’ne 19. yüzyılın sonların-
da yapılan bir silah satışına ilişkin olarak Amerika Birleşik Devletleri
Yüksek Mahkemesi’nin 1881 tarihli Oscanyan V. Arms Co. kararına
konu olayda, bir Amerikan şirketi olan Arms Co. tarafından Osman -
lı Devletine silah satışı yapılmasına ilişkin sözleşmenin imzalanması
için Osmanlı Devleti’nin o zamanki New York Limanı Genel Konso-
losu olan Oscanyan, hukuka aykırı biçimde kendi etkisini kullanmış
ve bunun karşılığında Arms Co. Şirketi ile 136 milyon ABD Doları ko-
misyon alacağına ilişkin bir sözleşme imzalamıştır. Şirketin, Osmanlı
Devletiy’le silah satış sözleşmesi imzalanmasına rağmen Oscanyan’ın
komisyonunu vermemesi üzerine ihtilaf Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi’nin önüne gelmiş ve söz konusu davada Yüksek
s. 5.
92
Cremedes/Cairns, Corruption, International Public Policy and the Duties of Arbitrators,
s. 5.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
Mahkeme rüşvet ve yolsuzluğa dayanan sözleşmenin batıl olduğuna
ve ona istinaden tarafların hak iddiasında bulunamayacağına hükmet-
miştir.
93
Buna karşın, ceza hukuku ihlallerinin özel hukuka ilişkin sonuç-
larının hakem kararlarında incelenmesi çok daha yakın bir geçmişe
dayanmaktadır. Yukarıda incelendiği üzere, ceza hukuku ihlallerinin
tahkim yargılamasına etkisi sorunu, ilk olarak 1963 tarihli ünlü Lagerg-
ren kararında en çarpıcı biçimde kendisini göstermiştir. Bu karardan
başlayarak günümüze kadar birçok tahkim davasında ceza hukuku
ihlallerinin özel hukuk açısından etkileri, yani bu ihlallerin tarafların
yükümlülükleri üzerindeki etkileri incelenmiş ve hemen hepsinde söz
konusu suçun işlendiğini gösteren yeterli delil olması durumunda bu
suça istinaden kurulan sözleşmenin batıl olacağı, bunun uluslararası
kamu düzeninin bir gereği olduğu ve dolayısıyla bu tür bir sözleşme-
ye dayanarak tarafların hak iddiasında bulunamayacaklarına karar
verilmiştir.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, bize göre, bakmakta olduğu uyuş-
mazlıkla bağlantılı bir ceza hukuku ihlali şüphesiyle karşılaşan ha-
kemler, eğer bu şüphe somut verilere dayanan kuvvetli bir şüphe ise,
söz konusu ceza hukuku ihlalinin sözleşmeye etkili bir ihlal olması
şartıyla, gerçekten böyle bir ihlalin bulunup bulunmadığını araştır-
malıdırlar. Yaptıkları araştırma sonucunda, açık ve ikna edici delillere
dayanarak sözleşmeye etkili bir ceza hukuku ihlalinin bulunduğunu
tespit ederlerse, bu yönde uluslararası metinlerde açık düzenlemeler yapı-
lıncaya dek, usule uygulanan hukukun bekletici sorun saymaya cevaz
vermesi koşuluyla bu bağlantılı uyuşmazlığı kendileri çözmeyip bek-
letici sorun yapmalıdırlar. Tahkim yargılaması sırasında karşılaşılan
bağlantılı bir uyuşmazlığın bekletici sorun sayılmasının yukarıda sa-
yılan sakıncalarına rağmen, daha büyük sorunlara ve tereddütlere yol
açmamak, hukuk güvenliğini ve adalet duygusunu sarsmamak açısın-
dan bir ceza hukuku ihlaline ilişkin bağlantılı uyuşmazlığı bekletici
sorun saymak yoluna gidilmelidir.
Bekletici sorun saymanın belirtilen sakıncaları nedeniyle, bu sorun
bakımından en uygun çözüm yolu, hakemlere açıkça karşılaştıkları
93
ABD Yüksek Mahkemesi Oscanyan v. Arms Co. Kararı, 103 U.S. 261 (1881) “http://
www.vlex.us/caselaw/U-S-Supreme-Court/Oscanyan-v-Arms-Co-103-U-S-261-
1881/2100-20062018,01.html”
hakemli makaleler Güneş OKUYUCU-ERGÜN
161TBB Dergisi, Sayı 70, 2007
ceza hukuku ihlallerine ilişkin bağlantılı uyuşmazlıkları nisbî muha-
keme yoluyla çözme görev ve yetkisi veren uluslararası düzenleme-
ler yapılması olacaktır. Belirtmek gerekir ki bu tarz uluslararası me-
tinlerde hakemlere verilecek görev ve yetki sıkı koşullara bağlanarak
bu koşullar ayrıntılı biçimde düzenlenmelidir. Böylece, bekletici sorun
saymanın doğuracağı sakıncaların bertaraf edilmesi bir yana, uluslara-
rası ticaret alanındaki uyuşmazlıklar daha çok tahkim yargılamasıyla
çözümlendiğinden, bu alanda karşılaşılan suçlarla mücadele etmek
bakımından hakemler daha elverişli bir konuma getirilmiş olacak ve
dolayısıyla, bu alandaki suçlarla daha etkin biçimde mücadele edile-
bilecektir.
Güneş OKUYUCU-ERGÜN hakemli makaleler
162TBB Dergisi, Sayı 70, 2007