hakemli makaleler Hakan HAKERİ
55TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Prof. Dr. Dr. h.c.mult Hans Joachim Hirsch
und / ve
Prof. Dr. Dr. h.c.mult. Hans Ludwig Schreiber’e
in Dankbarkeit gewidmet...
***
Örnek Olay ve Kararlar
1. “Sanığın yol kenarında bulunduğu anlaşılan müştekiye ait bahçeden
yemek amacıyla az miktarda fıstık alması eylemi, gelenek ve göreneklere göre,
süregelen toplumsal bir alışkanlığın ve genel hoşgörünün doğal ve olağan bir
sonucu olup duruşmada belirlenen miktarı itibarıyla hırsızlık suçunun mane-
vi unsurunun oluşmadığı anlaşıldığından…”.
2. “Adet veçhile bayram günü misafirlerin yararlanmasına sunulan şe-
kerlerden az miktarda almanın hırsızlık cürümünün yeterliliği açısından ni-
celik boyutlara ulaşmadığı gözetilmeden hükümlülük kararı verilmesi yasaya
aykırıdır”.
*
Bu çalışma Türkiye Bilimler Akademisi’nin tarafıma sağlamış bulunduğu bir araş-
tırma bursu sayesinde mümkün olmuştur. Türkiye Bilimler Akademisi’ne bu çok
değerli katkısından dolayı teşekkür ediyorum.
**
Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.
***
Toplumsal uygunluk teorisinin kurucusu Hans Welzel’in öğrencileri doktora da-
nışmanım Prof. Dr. Dr. h.c.mult Hans Joachim Hirsch ve postdoc çalışmalarımı des-
tekleyen Prof. Dr. Dr. h.c.mult. Hans Ludwig Schreiber’e.
11. CD., 11.10.2001, 9309, Taşdemir, Kubilay/Özkepir, Ramazan, Hırsızlık Suçları,
Ankara 2002, 44.
6. CD., 25.03.1986, 361/3227, Gündel, Ahmet, Zimmet, Sahtecilik, Hırsızlık, Gasp, Do-
landırıcılık, Emniyeti Suiistimal Suçları, Ankara 2002, 584.
CEZA HUKUKUNDA ÖNEMSİZ
HAREKETLER
*
Hakan Hakeri
**
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
3. “Arkadaşlarıyla, mağdura ait bahçenin yakınında oyun oynamakta
olan sanığın, bahçesindeki elma ağaçlarından bir kaç elma koparıp yemesin-
den ibaret olan eylemin törelere, örf ve adetlere göre
süregelen toplumsal bir
alışkanlığın ve genel hoşgörünün doğal ve olağan bir tezahürüdür. Bu eylem-
de suça yönelik irade varlığından söz edilemeyeceği gibi, hırsızlık suçunun
oluşması için suçun nicelik yeterliği açısından gereken boyutlara ulaşmadı-
ğı neticesine varılmalıdır“.
Yargıtay’ın bu kararında bir yandan kastın
yokluğu esas alınırken, öte yandan “suçun nicelik yeterliği açısından ge-
reken boyutlara ulaşmadığı” ifadesi ile esasen hareketin önemsizliğine
işaret edilmektedir.
4. “Söz konusu eylemin suç olarak cezalandırılabilmesi ve öngörülen ce-
zanın haklılık kazanabilmesi için ceza normuyla korunan ve suçun hukuki
konusunu oluşturan varlık, yarar ya da değerin toplumda yaygın ortak ve
genel yargı ve anlayışa göre, belli ve gözetilebilir düzeyde zarara uğraması
veya tehlikeye düşmesi zorunludur”.
5. “Sanığın çaldığı iddia edilen banka cüzdanının ekonomik değeri bulunan
bir mal olup olmadığı ve dolayısıyla suçun ‘nicelik açısından yeterli boyut’a ula-
şıp ulaşmadığı saptanmadan hükümlülük kararı verilmesi yasaya aykırıdır”.
S
Örf ve adetin vergi yargısındaki rolüne ilişkin bir mahkeme kararı için bkz., Sam-
sun Vergi Mahkemesi, 21.10.1997, 307/422 (karar yayınlanmamıştır). Karara konu
olayda davacı hakkında, oğluna düşük değerle dükkân sattığı iddiasıyla vergi ce-
zası uygulanmıştır. Vergi cezasına karşı davacının açtığı davada, mahkeme “Türk
toplumunun örf ve adetlerine göre belli bir nakdi değeri olan iktisadi ticari bir kıy-
metin (varlığın), baba-evlat, anne-evlat, amca, dayı-yeğen gibi birbirleriyle yakın
akrabalık ilişkisinde olan insanlar arasında alışverişe konu olması halinde daha dü-
şük tutarlar üzerinden satış işleminin yapılabileceği keyfiyeti bilinen bir gerçektir.
Örf ve adetler, hukukun yazılı kaynakları kadar bağlayıcı nitelikte olmasalar da, bir
ihtilafta hukuka uygun bir yargıya varabilmek için yararlanılması gereken bir de-
ğerler sistemidir” şeklinde karar vermiş ve karar Danıştay tarafından onanmıştır.
CGK 26.10.1987,406/499, YKD 1988, 265; Karşı oy:
“Çalınan şeyin miktarının az olması çocukluk çağında herkesin başkasının bah-
çesinden 3-4 elma çalmış olduğunun kabulü, suçun “nicelik” gibi mücerret bir ta-
birin suçu ve suçluluğu ortadan kaldırmayacağı, genel suç unsurları arasında da
nicelik diye bir unsurun bulunmadığı görüşü ile çoğunluk kararına muhalifim.
Filhakika, hırsızlık suçu unsurları da belirtilerek 491. maddede tarif edilmiştir.
İhtiyaç hali suçu bertaraf etmediği gibi çalınanın adedi ve değeri de suçun oluşması
yönünden bir hüküm ifade etmemektedir.
Suç oluşmuştur. Alınan şeyin değeri pek cüzi olsa dahi suç mevcuttur. Çalınan
şeyin adedi ve değeri suçun oluşması yönünden değil, TCY 522. maddesinin tatbiki
bakımından önem arz etmektedir. Yoksa hırsızlık suçunun oluşması ve unsurları
için bir de bin de birdir” (Kadri Keskin).
6. CD., 14.6.1984, 3548/5184, YKD 1984, 1443.
S
6. CD., 3.10.1986, 7783/8668, YKD 1987, 140.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
57TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
6. “Çağdaş ceza hukuku ve dolayısıyla Türk Ceza Yasası, eylemin koru-
nan yararı/değeri/varlığı ihlal edicilik ilkesine” dayanmaktadır. O nedenle
her ceza normunda korunan yararın/değerin/varlığın ve bunun ‘ihlal
boyutuna’ ulaşıp ulaşmadığının saptanması zorunludur.
TC yasasının 495. ve onu izleyen maddelerindeki yağma cürüm-
leri bileşik (mürekkep) suçlardandır. Korunan yarar/değer/varlık ise,
hem malvarlığı ve hem de irade (karar) özgürlüğüdür. Bu yüzden de
zorla yağma cürümleri çok hukuki konulu suçlardandır ve bu cürüm-
lerin oluşması için hem irade (karar) özgürlüğü ve hem de malvarlığı
değerlerinin ihlal boyutlarına ulaşması gerekir. Ancak, “maddi hukuka
aykırılık” gerçekleşmemiştir. Bu nedenle failin cezalandırılması nor-
mun konuluş amacına ve özüne ters düşer.
Nitekim Yargıtay da boş bir çek yaprağının çalınmasının malvarlı-
ğını; herkesin kolayca sahteciliğini ayırt edebileceği nitelikte belge dü-
zenlemenin kamu güvenini ihlal boyutuna ulaşmadığı için hırsızlık ve
sahtecilik cürümlerinin oluşmayacağına haklı olarak karar vermiştir.
Olayımızda oluşa uygun kabule göre, sanık mağdurdan yalnızca
10.000 lira istemiş ve bununla sınırlı olarak yağma cürümünü işlemiş-
tir. 10.000 lira ise günümüzdeki ekonomik şartlara göre malvarlığını
ihlal edici boyutta bir değer değildir. Bu durumda sanık yalnızca ka-
rar özgürlüğünü ihlal etmiş olmaktadır ve eylem, TC yasasının 188/3.
madde ve fıkrasına uymaktadır. Kuşkusuz sanık belli bir parayı değil
de mağdurun belirsiz de olsa, tüm paralarını yağmalamaya kalkışmış
ve sadece 10.000 lirayı eline geçirmiş olsaydı değer ihlal boyutuna
ulaşmadığından eylem zorla yağmaya eksik kalkışma olacaktır. Böyle
bir durum ise olayımızda söz konusu değildir.
Bütün bu nedenlerle, sanığın 10.000 lirayla sınırlı olarak yaptığı
yağma cürümünden cezalandırılması ihlal boyutunu gözetmediğin-
den “maddi hukuka aykırılık” öğesine ters düşecek, sadece biçimsel hu-
kuka aykırılık öğesiyle yetinilmiş olunacaktır.
“Belirttiğim nedenlerle kararın bozulması görüşündeyim”.
7. Sanıkta elde edilen esrar, 32 santigram gibi cüzi bir miktarda ol-
duğuna göre, bu halin (765 s.) TCK’nın 59. maddesinin uygulanmasını
gerektirip gerektirmeyeceğinin tartışmasız bırakılması yasaya aykırı-
dır.
Sami Selçuk, Karşı Oy Yazısı, 6. CD., 24.8.1993, 5887/6145.
5. CD., 26.01.1984, 213/175.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
8. Bir mahkeme kararına konu olayda, haczedilen eşyalar icra me-
muru tarafından borçlunun deposunda emanete alınmış, bir müddet
sonra borçlu deposunu kiralayacağı için, icra dairesine başvurarak,
eşyaları başka yere aktarmak istediğini belirtmiştir. İcra dairesi bu ko-
nudaki izni beklemesi gerektiğini söylemesine rağmen, borçlu eşyaları
bir başka depoya nakletmiştir. Yerel mahkeme borçlunun, haciz altın-
daki eşya üzerinde icra dairesinin hâkimiyetini tamamen veya kısmen
kaldırma suçunu düzenleyen Alman CK 136. maddesinden dolayı hü-
kümlülüğüne karar vermiş; ancak yüksek mahkeme haczedilmiş olan
eşyaları bıraktığı yerde bulamayan icra dairesinin, taşınma planların-
dan haberdar olması dolayısıyla yeni yerinde bulmasının zor olmadı-
ğına, bu itibarla da eşya üzerindeki hâkimiyetin olsa olsa geçici ve kıs-
men kalktığına işaret ederek, 136. maddenin uygulanmasının, ancak bu
hâkimiyet engellemesinin esaslı bir derecede, ağırlıkta olması halinde müm-
kün olacağına karar vermiştir. Yüksek Mahkeme’ye göre, çok önemsiz,
hafif derecedeki hukuksal yarar ihlalleri şekli olarak suç tipi kapsamında
olsa bile maddi olarak ceza normunun tipikliğini gerçekleştirmeyeceği
birçok suçta (yaralama, mala zarar verme, hürriyeti tehdit, rüşvet gibi)
açıkça kabul edilen bir husustur. Mahkeme bu hususun ayrıca genel
bir prensip olduğunu da vurgulamaktadır.
9. “Almanya’da Müslümanların erkek çocuklarını sünnet ettirmeleri,
önemsizlik dolayısıyla müessir fiil olarak kabul edilmemekte; buna karşın, kız-
ların belirli gruplar tarafından sünnet edilmeleri esaslı bir saldırı olarak kabul
edilip, ağır müessir fiil olarak cezalandırılmaktadır”.
10
Giriş
Çalışmamıza bir soru ile başlayalım: Vücut bütünlüğüne yönelik ey-
lemlerde mağdurun rızası geçerli olmadığı halde, vücutlarına dövme, piercing
yaptıranların rızası neden geçerli sayılmakta ve failler cezalandırılmamakta-
dır?
Ceza hukukunda tartışılan konulardan biri, bir ceza normunun
lafzına açıkça uymasına rağmen, neden tipikliği gerçekleştiren her
eylemin cezalandırılmadığıdır? Bu çalışmada, bu somut sorudan yola
çıkarak, cezalandırmama sonucuna hangi gerekçelerle ulaşıldığı soru-
suna cevap aranacaktır.
OLG Hamm, NJW 1980, 2537.
10
Erlangen Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mathias
Rohe’nin, Göttingen Üniversitesi’nde 18.06.2004 tarihinde verdiği konferansta ifa-
de edilmiştir.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
59TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Ceza hukukunda suç, “toplumun değer verdiği yararlara ‘tahammül
edilemeyecek’ zarar ve tehlikenin yaratılması şeklinde de tanımlanabilir”.
11
Toplum düzenini “önemli” bir şekilde ihlal eden fiil suçtur.
12
“Her hu-
kuki konunun zarar görmesi veya tehlikeye maruz kalması, fiilin suç olarak
kabul edilmesinde yeterli değildir; fiilin toplum düzenini ‘önemli ve ağır bir
şekilde’ ihlâl etmiş olması da aranacaktır”.
13
Hukuk düzeninin korunma-
sı ödevini üstlenmiş bulunan hukuk dallarından birisi ceza hukuku
olup, bu hukuk dalı, “konusuna giren ve düzeni ‘önemli’ bir şekilde bozan
eylemlerin neler olduğunu, bu eylemlere karşı ne gibi yaptırım uygulanaca-
ğını tespit eder. Ceza hukukunun yaptırımları hayata, hürriyete yönelik et-
kilerinin olması, bu hukuk dalını, hangi fiillerin hukuk düzenini ‘önemli’ bir
şekilde ihlâl etmiş olduğunun baştan itibaren tespitine zorlar”.
14
Hürriyeti
tehdit suçunda hareketin belirli bir süre devam etmiş, ağır, ciddi ve
‘önemli’ olması gerekir.
15
Alman hukukunda, basit iğne batırma, çizik,
sıyrık, hafif öksürüğe neden olma, zararsız mor lekelere neden olma
gibi ‘önemsiz’ nitelikteki sonuçlara neden olma durumunda yaralama
suçunun işlendiği kabul edilmemektedir.
16
Yukarıdaki ifadelerde koyu karakterde olarak belirtmiş bulundu
-
ğum “tahammül edilemeyecek”, “önemli” ve “önemli ve ağır şekilde” kav-
ramları üzerinde düşünülmek gerektiği kanısındayım. Bu noktada, il-
kin kanun koyucunun esasen bazı fiilleri suç olarak tespit konusunda
serbest olduğuna dikkat çekmek gerekir.
17
Ancak, kanun koyucu bu
11
Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. 1, İstanbul 1991, 6.
12
Önder, C. 1, 8. Amerikan model ceza kanununda şöyle bir çerçeve önerilmektedir:
“Suçların tanımını düzenleyen hükümlerin genel amaçları: a) Bireysel veya kamu-
sal menfaatlere (yararlara) haksız ve mazeretsiz esaslı zarar verici veya tehdit eden
davranışı yasaklamak ve önlemektir (s. 1.01 (1))” Yücel, Mustafa Tören, Türk Ceza
Kanunu Reformu, 1. Kitap, Panel, Ankara 2004, s. 74, 75.
13
Önder, C. 1, 9.
14
Önder, Ayhan, Ceza Hukuku Genel Hükümler, C. 2, İstanbul 1989, 3.
15
Gülşen, Recep, Hürriyeti Tahdit Suçları, Ankara 2002, 58; Odadan çıkmak üzere
olan bir kimseyi kısa bir süre kapıda tutan kimse hürriyeti tahdit suçundan dolayı
cezalandırılamaz. Buradaki ihlal tipiklik bakımından önemli bir dereceye ulaşma-
maktadır, Haft, Fritjof, Strafrecht, Fallrepetitorium zum Allgemeinen und Besonde-
ren Teil, 2. B., Münih 1991, 46, 47.
16
Rengier, Rudolf, Strafrecht Besonderer Teil II, 6. B., München 2005, 81, 82.
17
Alman Hukuku’nda kanun koyucunun her ceza normunu orantılılık prensibi çer-
çevesinde, korunan hukuksal yararın ağırlığına göre düzenlemesi gerektiğine işaret
edilmektedir, Ostendorf, Heribert, “Das Geringfügigkeitsprinzip als strafrechtliche
Auslegungsregel”, GA 1982, 341; Her ne kadar Türk Anayasa Mahkemesi “yasa
koyucu, cezayı saptarken, ceza yaptırımının suçlu üzerinde doğuracağı elem ve
acının, bu suçun toplumda neden olduğu tepkiyle orantılı bulunması gereğini göz
önünde tutmak durumundadır” demekteyse de (18.11.1980, 34/-58), birçok kara-
rında kanun koyucunun bu konudaki yetkisini mutlak görmekte ve kendi denetim
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
serbestiye rağmen, her türlü fiili suç olarak tespit etmez, bu fiillerin
yukarıda da ifade edildiği gibi, toplum düzenini önemli ve ağır bir
şekilde bozmasını ve hukuksal yararlara tahammül edilemeyecek de-
recede zarar veya tehlike oluşturmasını bir kıstas olarak kabul edip, bu
çerçevede suç teşkil eden eylemleri belirler.
Kanun koyucu bazı davranışları ceza hükümleri haline getirmekte
ve bu ceza hükümleri de şekli ceza hukuku uygulamasında esas alın-
maktadır. Ancak bazen bu bağlamda bir sorun ile karşı karşıya kalın-
maktadır. O da, suç tipinin hareketin haksızlık tipini içermesi ve fakat
hareketin cezalandırılmasının toplum nezdinde kabul görmeyebilecek
olmasıdır.
18
Dolayısıyla hareketin tipik olmasına rağmen cezalandırıl-
masının toplum nezdinde olumlu karşılanmayacağı durumlar söz ko-
nusu olabilmektedir.
Yukarıda hangi eylemlerin suç olarak belirleneceğine ilişkin ola-
rak ifade ettiğim mülahazalar, konunun kanun koyucuyu ilgilendiren
yönüdür. Konunun bir de uygulamacıyı ilgilendiren yönü vardır ki,
bu çalışmanın ana temasını oluşturan husus budur. Kısaca özetlemek
gerekirse, “tahammül edilemeyecek nitelikte olma”, “önemli ve ağır olma”
gibi özellikler, ceza hukukunun ultima ratio (son araç) olma niteliği
dolayısıyla, kanun koyucunun yapmak durumunda olduğu bir değer-
lendirmede esas alınacak hususlardır. Ancak, bazen kanun koyucu-
nun bu nitelikte görüp de, suç olarak belirlediği ve suç tipinde tanım-
ladığı bir eylemin, somut olayda “tahammül edilemeyecek” veya “önemli
ve ağır” nitelikte olmadığı görülebilir. O zaman burada hâkim ayrıca
bir değerlendirme yaparak, bu tip eylemlerin kanundaki tipe uysa bile
“tahammül edilemeyecek, önemli ve ağır” nitelikte olup olmadığını araştı-
rabilir mi? Dolayısıyla bir yandan kanun koyucu “tahammül edilemeye-
cek, ağır ve önemli” ihlalleri suç olarak belirlerken, öte yandan hâkimin,
tipik bir eylemi, “tahammül edilemeyecek, önemli veya ağır” nitelikte gör-
meyip, cezalandırılmasına gerek görmemesinin mümkün olup olma-
dığının incelenmesi gerekir.
Bu dar kapsamlı yazıda ele almak istediğim husus, hâkimin tipik
bir eylemi önemsiz görmesi dolayısıyla cezalandırmaktan sarfı nazar
etmesinin mümkün olup olmadığı, yani bir bakıma hâkimin kanun ko-
yucunun ödevini eksik yaptığı hallerde ya da kanun koyucunun soyut
alanı içinde kabul etmemektedir (Anayasa Mahkemesi, 06.04.1971, 2/36; 11.12.1980,
63/68; 11.09.1986, 33/22; istisnaen aksi yönde, 18.7.2001, 22/332).
18
Baumann/Weber/Mitsch, Strafrecht, Allgemeiner Teil, 11. B., Bielefeld 2003, §16, kn.
34.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
61TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
olarak ve “dayanılmazlık, tahammül edilemezlik, önemlilik ve ağır olma”
nitelikleri çerçevesinde belirlediği kalıbın, somut olayda çok geniş gel-
mesi durumunda hâkimin bir nevi kanun koyucunun yerine geçerek
ek bir değerlendirme yapabilip yapamayacağıdır. Yukarıdaki kısa ör-
nek olaylarda gördüğümüz ve aşağıda ayrıntılı örneklerini vereceğim
gibi, böyle bir değerlendirmenin uygulamada ve öğretide yapıldığını
görmekteyiz. O takdirde, bu değerlendirme yapılırken neler göz önün-
de bulundurulmalıdır, bu da ayrıca ele alınmalıdır.
Burada ele alacağım konu, öğretide “hukukça önemli olmayan ha-
reketler” olarak nitelendirilen ve hukukça düzenlenmemiş, hukukun
bünyesine alınmamış hareketler olmayacaktır. Bu hareketler suç tip-
lerinin ne yasak ne de emir normunu ihlal eder nitelik taşımayan ha-
reketlerdir.
19
Bunlar hukukun kapsama sahası dışında olduğu gibi, bu
çalışmadaki “önemsiz hareketler” bu anlamdaki hareketler olmayıp, biz-
zat hukukun kapsama alanı içinde bulunan, bir suç tipinin tipikliğini
ihlal eden hareketlerdir.
Ön Sorun: Hâkim Tipik Eylemin Cezaya Layıklığı Konusunu
Ayrıca Değerlendirebilir mi?
Bu konudaki görüşümü hemen baştan ifade etmek istiyorum.
Evet, hâkim böyle bir değerlendirme yapabilir. Hâkim, soyut hukuk
kuralını somut olaya uygulamak durumunda olan kişi olarak, böyle
bir değerlendirme yapmak kendi görev alanı içindedir. Önemsiz veya
ağır olmayan eylemlerin tipikliği oluşturup oluşturmadığını araş-
tırmak, kanun koyucunun da esas itibarıyla bu amaç içinde hareket
ettiği, suç tiplerini bu çerçeve içinde belirlediği düşünülecek olursa,
kanun koyucunun soyut eleğinden ultima ratio prensibine rağmen ge-
çerek kanunun lafzına uyma şanssızlığına uğramış eylemlere, hâkimin
somut eleğini uygulayarak, bunları ceza hukukunun kapsamı dışına
çıkarmak mümkün olmak gerektir.
Nitekim öğretide hukuku uygulamanın, “hukuki ‘öneme sahip’ ha-
yat olaylarını ve ilişkilerini hukuk normunun içine, kapsamına sokmak” ol-
duğu isabetle ifade edilmektedir. “Hukuk normları düzenlemek istedikleri
olayların neler olduğunu tümüyle saptayamazlar ve bu noktadan itibaren de
yorum başlar”.
20
19
Önder, C. 2-3, 150.
20
Işıktaç, Yasemin/Metin, Sevtap, Hukuk Metodolojisi, İstanbul 2003, 180.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Kaldı ki, hâkim kanunu uygularken, kanunu yorumlamak da du-
rumundadır. “Yargı organları kanunları tatbik ederken onlara bir mana
vermek mecburiyetindedirler”.
21
Yorum yapılmaksızın hiçbir hukuk ku-
ralı adil olarak uygulanamaz.
22
Bugün mahkeme kararlarına baktı-
ğımızda tartışmaların çoğunun yorumda odaklandığı ve hâkimlerin
doğru yorumun hangisi olduğunu belirlemek durumunda olduklarını
görmekteyiz.
23
Gerçekten de, bu yorum hâkimin hem hakkı, hem de
görevidir. Hareketin önemsizliği noktasında yapılacak bir yorum da,
hâkimin doğal görev alanı içinde yer alan bir yorumdur. Sonuç olarak,
hareketin önemli ve ağır olması gereği, kanun koyucunun da bu amaç
içinde hareket ettiği gerçeği karşısında, kanunu uygularken, hâkime
bu tür bir yorum yapma olanağını sağlamaktadır. Kaldı ki, bu faaliyet
kanunumuzun 2/3. maddesinde düzenlenmiş bulunan ve failin lehine
olan, “suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumla-
namaz”
24
şeklindeki emre de aykırılık teşkil etmemekte, aksine bu yön-
deki yorum faaliyeti daraltıcı bir mahiyet arz etmektedir.
Nitekim özellikle Fransız Öğretisi’nin etkisiyle ceza kanunları-
nın yorumunda daraltıcı yorumun tercih edilmesi gerektiği ileri sü-
rülmektedir. Bunun nedeni olarak da “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi
açıklanmaktadır. Kanun metni açık olmadığı takdirde sanığın aleyhine
gitmenin doğru olmayacağı ve dar yorumun tercih edilmesi gerektiği
haklı olarak savunulmaktadır.
25
Öğretide de, kanunun lafzı ile yorumlanması arasında farklılıklar
olmasının doğal olduğu, kanun koyucunun yaptığı normatif tipikleş-
tirme ile pratikteki uygulamanın farklılaşmasının, ceza hukuku yo-
rumunun temeli olduğu ve bunların sonucu olarak kanunun lafzının
kapsadığı “kenar, uç, yan alanlar”ın uygulamada cezaya layıklık nok-
tasında değerlendirilmesinin bir zorunluluk olduğuna işaret edilmek-
tedir. Bunun arkasında yatan neden de, ceza hukukundaki hukuksal
yarar korumasının son araç olması prensibidir. Gerçekten de, esasen
ceza hukuku tarafından korunan önemsiz hukuksal yarar ihlalleri,
devletin elindeki bir araç olan bu ağır hukuk dalının müdahalesini her
21
Tosun, Öztekin, “Ceza Hukukunda Tefsir ve Yanlış Tefsir”, İÜHFM C. XXVIII, S. 1,
İstanbul 1962, 24
22
Ünver, Yener, Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk, İstanbul 1998, 125.
23
Işıktaç,/Metin, 179.
24
Fransız Ceza Kanunu’nun 111-4 maddesinde “ceza kanunu dar yorumlanır” hük-
mü yer almaktadır.
25
Tosun, 26; aynı yönde, Işıktaç/Metin, 209.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
63TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
zaman gerektirmemektedir.
26
Hâkimin kanun koyucu tarafından ön-
ceden öngörülemeyen olguları somut olayda göz önünde bulundur-
ması sırasında, kanun koyucunun hükmü koyarken neyi amaçladığı
(ratio legis) ve bu kapsamda verdiği değer yargısı ifade eden kararlar
hâkim için yol gösterici olmalıdır.
27
Bu bakımdan, kanunda yer alan
bir suç tipindeki ifadeler değil, kanun metni dışındaki olgular ön pla-
na alınmalı ve pozitif normun ötesinde ratio legis esası gözetilmeli ve
kanun metninin yorumunun hangi somut sonuçlara yol açacağı dikka-
te alınmalıdır. Bundan sonra, hangi yorumun kanunun ratio legisine
uygun olacağı, en yakın düşeceği belirlenmelidir.
28
Keza “işin doğası”
prensibi de yorumda kullanılabilir. Bu prensip, hukuk güvenliği, ilgi-
linin beklentilerinin göz önünde tutulması, amaca uygunluk esasları
çerçevesinde, kanun hükmünün toplumsal bünyenin işleyişini engel-
lememesi, aksine desteklemesi gerektiğini ifade etmektedir.
29
Önem-
siz hukuksal yarar ihlalleri konusunda ise kanun koyucunun “ultima
ratio” esası çerçevesindeki iradesinin, çok geniş kapsamlı kanun hük-
münün, bu iradeye uyumlu kılınmak amacıyla dar yorumlanmasını
gerektirdiği kanısındayım.
30
Hukukun genel prensipleri manasında da yorumda “ultima ratio”
prensibi bize yardımcı olabilir. Öncelikle vurgulamak gerekir ki, ka-
26
Ostendorf, 341, 342.
27
Larenz, Karl, Methodenlehre der Rechtswissenschaft, 4. B., Berlin, Heidelberg, New
York 1979, 315; Nitekim şu kararında Yargıtay konuya normun “ratio legis”i ve
“hukuka aykırılık kavramı” açısından yaklaşmıştır, Ünver, İzin Verilen Risk, s. 120,
121: “Sırf biçimsel bir hukuka aykırılık kavramı, hukuka uygunluk sebeplerini sa-
dece müsbet hukukta aramak ve kanunun sustuğu yerlerde, yapılan hareket ne
derece haklı ve meşru görülürse görülsün, fili cezalandırmak sonucuna götürür.
Biçimsel hukuka aykırılık esasını kabul etmek, teknik hukuk açısından doğru ve
yerindedir, fakat sosyal hayatın gereklerine bazı hallerde tam anlamıyla cevap
verecek nitelikte değildir. Böyle olunca, kanunun suç saydığı bir fiil işlendikte, o
fiili suç saymakta güdülen amaca kanunun asıl fikrine “ratio legis”e bakmak gere-
kir. Yapılan hareketin bu amaca girdiğine kanaat getirildiği anda hukuka aykırılık
vardır ve bir takım düşüncelerle aynı hareketin “adil” veya “haklı” sayılabilmesi-
nin hiçbir rolü yoktur; buna karşılık hareketin sözü geçen amaca uygun olmadığı,
kanunun bu türden hareketleri yasaklayıp cezalandırmak amacını güdemeyeceği
sonucuna varıldıkta, fiil hukuka uygundur ve hukuka uygunluğu belirtilen halin
kanunlarda yazılı olup olmaması bakımından bir ayırım yapmaya gerek yoktur.
Ceza hukukunun da zımni sınırları vardır. Maksatsız hukuk ve suç olamayacağı gibi;
amacın ötesinde bir hukuka aykırılık da bulunamaz”, CGK, 28.03.1983, 56/144.
28
Bydlinski, Franz, Juristische Methodenlehre und Rechtsbegriff, Wien, New York 1982,
449.
29
Bydlinski, 459, 460.
30
Bkz., Engisch, Karl, Einführung in das juristische Denken, 7. B., Stuttgart 1977, 100
vd.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
nun metinlerinin yorumunda hukukun genel prensiplerinin de göz
önünde tutulması gerektiği ceza hukukunda kabul edilmektedir.
31
Bu
itibarla, özellikle ceza hukukunda geçerli genel bir prensip olarak “ul-
tima ratio” esası da kanun metinlerinin yorumunda gözetilebilecektir,
hatta gözetilmek durumundadır.
Kanun metinlerinin gai (amaçsal) yorumu ilkeleri çerçevesinde de
“önemsiz hareketler” göz önünde bulundurulabilir. Gerçekten de, ka-
nun koyucunun amacının bu kadar önemsiz hareketlerin de mi ceza-
landırılması olduğu özellikle araştırılmak gerekir.
Hâkim kanunun kör bir uygulayıcısı, bir robot; kanun, hâkimin
elinde rasgele kullandığı bir silah değildir. Hâkimin verdiği kararın
kanun koyucunun hukuksal yararı koruma amacına uygun ve adil ol-
ması gerekir. Bu noktada kanunların yorumunda kanun koyucunun
iradesini esas alan sübjektif teorinin
32
burada uygulama alanı bulma-
sı gerekmektedir. Keza, “prensip ve norm çatışmasında, yararlar tartısını
esas alan yorum yöntemi”
33
de konumuz ile ilgili olarak kullanılabilecek
bir yorum türüdür. Gerçekten, ultima ratio prensibine; yani suç ile bir
hukuksal yararın önemli ölçüde ihlal edilmesi gerektiği prensibine ay-
kırı bir normun bulunması durumunda, hâkim yararlar arasında bir
tartı yaparak, kanun hükmünün tipik olaya uygulanıp uygulanmaya-
cağına karar verebilmelidir.
Ayrıca önemle ifade etmek gerekir ki, ceza hukuku manasında
hareketin ne olduğu açıklanırken hareket kavramının açıklığa kavuş-
ması, ceza hukuku bakımından önemsiz ve cezalandırılmaya gerek
görülmeyen hallerin neler olduğunu tespite yarayan bir işlevi yerine
getirir ki, buna da “hareketin ayırıcı, eleyici, sınırlayıcı fonksiyonu” denil-
mektedir.
34
Bu işlev de esasen bir yorum faaliyetinden başka bir şey
değildir. Bu itibarla, ceza hukuku manasında hareketin ne olduğunu
belirlemek konusunda hâkim ne ölçüde yetkili ise, aynı ölçüde de han-
gi hareketlerin önemsiz olduğunu da belirlemeye yetkilidir. Ancak
öğretide ceza hukuku manasında hareketin özelliği olarak belirtilen
“önemlilik” kıstası ile bu çalışmanın konusunu oluşturan “önemlilik”
meselesini birbirine karıştırmamak gerekir. Nitekim “hareketi tabii veya
illi anlamda kabul edenler, hareketin iradi ve bir neticenin sebebi olması ile
yetinirler. Böylece, ceza hukukunda önem taşımayan hareketlerin baştan iti-
31
Tosun, 32–34.
32
Larenz, 302.
33
Larenz, 392 vd.
34
Önder, C. 2, 20.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
65TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
baren ayıklanabilmesinin mümkün olduğu da belirtilir”
35
ve “insan davra-
nışlarının iradi olması gereği aynı zamanda hangi hareketlerin ceza hukuku
bakımından önemsiz olduğunu da ortaya koyar. Buna karşı hareketin ceza
hukukunda önemli olabilmesi için iradi olmasını da açıklamış olur”
36
ifadele-
rindeki “önemlilik” tamamen farklı anlamda ele alınmaktadır. Burada
önemlilik, bir hareketin ceza hukuku manasında hareket olmasını ifa-
de ederken, bu çalışmanın konusu bakımından “önemlilik”, hareketin
bir suç tipine uymasına rağmen cezalandırılmamasının sebebi anla-
mında kullanılmaktadır.
Konunun buraya kadarki kısmı, basit olan kısmıydı. Asıl çetin
olan mesele, bir hareketin önemsiz olduğunun neye göre belirleneceği
meselesidir. Dolayısıyla, bu çalışmada üzerinde ayrıntılı olarak du-
rulacak konu, “bir hareket ne zaman önemsiz kabul edilerek, ceza hukuku
kapsamı dışında tutulacaktır?” konusudur. Özetle ifade etmek gerekirse,
bu çalışmada ele alınacak konular, ceza hukuku bakımından önemsiz
hareketler var mıdır? Varsa bunlar nasıl belirlenebilir, ölçütleri neler-
dir? Bunlara tanınacak sonuçlar var mıdır? Bu sonuçlar neler olabilir?
Maddi ve şekli ceza hukukundaki etkileri nelerdir? Soruları olacaktır.
Öncelikle, “önemsiz hareketler” meselesini açık bir biçimde düzenle-
yen yasa hükümlerinin bulunup bulunmadığı konusuyla başlayalım:
Karşılaştırmalı Hukuk
Yabancı hukukçuların önemsiz hareketler konusuna değişik ve-
silelerle değindikleri görülmektedir. Yunan ceza hukukçusu Mylono-
poulos, “toplumsal etik açıdan cüzi bir olumsuz değerlilik teşkil eden eylemin
cezalandırılmasının orantılılık ve ceza tepkisinin gerekliliği açılarından elve-
rişsiz olduğu”, Polonyalı ceza hukukçusu Gostynski, “kanunilik ilkesinin
aşırı anlamda ele alındığında yargı organlarına aşırı yük yükleme tehlikesi
içermesi dolayısıyla bu ilkeye getirilen istisnaların genelde fiilin cüzi’liği ile
bağlantılı olmasının şaşırtıcı olmadığını”, İspanyol ceza hukukçusu Lu-
zon Pena da bazı suçlarda sorumluluğu kaldırdığı kabul edilen fiilin
toplumsal uygunluğu teorisine “cüzi haksızlık” veya “toplumsal tole-
rans” adı verildiğini aktarmaktadır.
37
35
Önder, C. 2, 20.
36
Önder, C. 2, 22.
37
Ünver, Yener, Uluslar Arası Bir Ceza Hukuku Sempozyumundan Notlar, KHukA
2-3 (2000), 161, 171.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Kural olarak,
38
ceza hukukunda önemsiz hareketler meselesinin
yasal düzenlemelerin konusunu teşkil etmediği söylenebilir. Ancak,
“önemsizlik kriteri”, sosyalist ceza hukukunun maddi suç kavramında
yer almıştır.
39
Maddi suç kavramından anlaşılması gereken, bir eyle-
min sadece kanundaki tipe uymasının cezalandırılma için yeterli ol-
maması, eylemin ayrıca somut durumuyla toplum için tehlikeli olması
gerektiğidir.
40
Maddi suç kavramı, SSCB’nin sosyalist ceza hukukundan Doğu
Alman ceza hukukuna alınmıştır. 1954 yılında Hilde Benjamin SSCB
Ceza Kanunu’nu esas alarak, bir hareketin kanunun lafzına göre bir
suç tipine uymakla beraber, önemsiz olması veya zararlı sonuçlarının
olmaması ya da failin toplumsal tehlikeliliğinin ortadan kalkması do-
layısıyla artık toplum bakımından tehlike oluşturmasının söz konusu
olmayabileceğini ve bu durumda da kesinlikle bir suçun oluşmayaca-
ğını açıklamıştır.
41
Uygulama Benjamin’in bu görüşüne dört elle sarıl-
mış ve özellikle de yeni kanunların çok şiddetli cezalarını aşmak için
bu görüşü kullanmıştır.
42
Bu kavram, sosyalist ceza hukukunun temel kurumlarından biri
olup, bu kurum 50’li yılların sonunda cezalandırmayı sağlayıcı kıya-
sın yasaklanmasından sonra sadece failin lehine olarak, önemsizlik,
değersizlik (Geringfügigkeit) durumunda, suçun ortadan kalkması-
nı sağlayıcı bir fonksiyon görmüştür.
43
1950’li yılların ortasında eski
38
Alman Ceza Kanunu’nun anayasaya aykırı örgütlerin propaganda araçlarının da-
ğıtılması, yayılması suçunu düzenleyen 86. maddesinin 3. fıkrasında, bilim, araştır-
ma, tarih ve vatandaşların anayasaya aykırı faaliyetler hakkında bilgilendirilmesi
amacına yönelik olarak bu fiilin işlenmesinin suç oluşturmayacağı açıklanmaktadır.
Bu maddeye ilişkin olarak Alman Federal Meclis tutanaklarında, bu hükmün, ilgili
yayınların bilimsel veya sanat amacı gibi sosyal uygun olarak kullanılması duru-
munda suçun oluşmayacağı belirtilmiştir. Bu suretle, pozitif bir hüküm olarak açık
bir şekilde yer almasa dahi, sosyal uygunluk, meclis tutanaklarında, raporlarında
yer almış bulunmaktadır, Deutscher Bundestag, 5. Wahlperiode, Schriftlicher Bericht des
Sonderausschusses für die Strafrechtsreform, BT-Drucksache V/2860, S.9.
39
Jescheck/Weigend, 139.
40
Solnar, Vladimir, “Kriminalpolitische Tendenzen des neuen tschechoslowakischen
Strafrechts im Vergleich mit dem modernen deutshen Strafrecht”, ZStW 82 (1970),
231.
41
NJ 1954, S. 455, Lyon, Thea, Der Verbrechensbegriff in der Strafrechtswissenschaft der
DDR, Bonn 1960, 34, dn. 31’den.
42
Lyon, 35.
43
Schroeder, Friedrich-Christian, “Das Strafrecht der DDR und der Sowjetunion”,
ZStW 91 (1979), 1087.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
67TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Doğu Almanya’da ayrıca “ceza politikası” kavramı esas alınmak sure-
tiyle de aynı sonuca ulaşıldığı gözlenmektedir.
44
Görüldüğü üzere, maddi suç kavramı, eski Doğu Alman huku-
kunda da, kanundaki bir suç tipine uyan bir hareketin önemsizliği
veya toplum bakımından tehlikesinin söz konusu olmaması dolayısıy-
la cezalandırılmasını engelleyen bir rol oynamakla, ceza hukukunda
önemsiz hareketler kavramı ile aynı sonuçları ortaya koyan bir uygu-
lamaya neden olmuştur.
Önemsiz hareketlerin tipik olsalar dahi cezalandırılmayacağı-
na ilişkin olarak, Alman Ceza Kanunu ile gerek eski ve gerekse yeni
Türk ceza kanunlarında genel nitelikli bir hüküm bulunmamaktadır.
Bununla beraber, tespit edebildiğim birkaç kanun olarak komünist
dönem kanunları olan, Doğu Alman, Federe Rus Sovyet Cumhuriyeti
Ceza Kanunu ve Küba Ceza Kanunu’nda kanunun genel hükümler
kısmında bir düzenleme yapılmıştı. Bunların dışında, bu çalışmada
Polonya, İtalyan ve Avusturya Ceza Kanunu’ndaki bazı hükümlere ve
Alman Ceza Kanunu’nun özel kısmında yer alan bazı düzenlemelere
bu kapsamda işaret etmekte yarar görüyorum:
1960 tarihli eski Federe Rus Sovyet Cumhuriyeti Ceza Kanunu’nun
7. maddesinin birinci fıkrasında suç kavramının tanımı yapılmakta ve
ikinci fıkrada, bu kanunun özel bölümündeki düzenlenmiş hareket-
lerden birinin unsurlarını şekli olarak içermekle beraber, önemsizlik
(Geringfügigkeit) dolayısıyla sosyal bakımdan tehlikeli olmayan icrai
veya ihmali hareketlerin suç olmadığı hükme bağlanmaktaydı.
45
Böy-
lece önemsiz hareketlerde bir suçun söz konusu olmadığı açıklanmak-
taydı.
46
1996 tarihli yeni Rus Ceza Kanunu da, 14/2. maddede benzer
hükmü muhafaza etmektedir. Buna göre, şekli olarak ceza kanununda
gösterilmiş olan bir suçun unsurlarını içeren ve fakat önemsizlik dola-
yısıyla toplum açısından bir tehlike oluşturmayan fiiller, başka ifadeyle
kişiler, toplum ve devlete yönelik bir zarara yol açmayan ve bir zararın
meydana gelmesi tehlikesini de içermeyen eylemler suç sayılmazlar.
44
Schroeder, Friedrich –Christian, “Renaissance der “Kriminalpolitik” in den sozia-
listischen Staaten”, Festschrift für Thomas Würtenberger, Berlin 1977, 285, 286.
45
Bkz., Pusylewitsch, Teresa, Strafgesetzbuch der Russischen Sozialistischen Föderativen
Sowjet-Republik, Sammlung außerdeutscher Strafgesetzbücher in deutscher Über-
setzung, Berlin 1964; Ünver, Yener, “Çeşitli Ülkelerdeki Güncel Ceza Hukuku Ge-
lişmeleri”, Çetin Özek Armağanı, İstanbul 2004, 972, 973.
46
Schroeder, Friedrich/Christian, Strafgesetzbuch der Russischen Föderation, Sammlung
ausländischer Strafgesetzbücher in deutscher Übersetzung, (çeviri, Thomas Bed-
narz ile birlikte), Freiburg im Breisgau 1998, 10, 11.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Eski Doğu Alman Ceza Kanunu’nun 3. maddesine göre, bir hare-
ket kanunun tipine uymakla beraber, fiilin vatandaşların ve toplumun
hak ve yararlarına etkisi ile failin kusuru önemsiz derecede ise, suç
oluşmaz. Doğu Alman öğretisinde, bir hareketin sadece şekli dış görü-
nüşüne göre izole edilmiş bir şekilde değil, hareketin maddi içeriğine
göre değerlendirilmesinin Sosyalist ceza hukukunun önemli bir pren-
sibi olduğu ifade edilmektedir.
47
1 Mart 1979 tarihli Küba Ceza Kanunu, suç başlığını taşıyan IV. kıs-
mın, suç kavramı başlığını taşıyan I. bölümünde, 8. maddenin ikin-
ci fıkrasında konuya ilişkin açık hüküm getirmiştir. Öncelikle ifade
etmem gerekir ki, söz konusu 8. maddenin birinci fıkrasında suçun
tanımı yapılmıştır ve burada açıkça “sosyal bakımdan tehlikeli” ifadele-
rine yer verilmiştir. Bunun sonucu olarak ikinci fıkrada, “bir icrai veya
ihmali hareketin bir suç tipinin unsurlarını gerçekleştirse dahi, sonuçlarının
önemsiz olması veya failin kişisel durumlarından ötürü toplum açısından teh-
likeli olmaması durumunda suç olarak kabul edilemeyeceği” hükme bağlan-
mıştır.
48
Önemsiz, komünist toplum açısından tehlikeli olmayan fiillerin
suç teşkil etmeyeceğine yönelik maddi hukuka ilişkin bu hükmün, eski
Doğu Alman Ceza Kanunu’nun 3. maddesinde de bulunduğu, Batı Al-
manya bakımından ise bu sorunun daha çok hafif suçlara reaksiyon
bakış açısı altında ve çoğunlukla da ceza muhakemesi araçlarıyla (Al-
man CMK m. 153 vd.) halledildiği aktarılmaktadır.
49
Komünizm sonrası demokratik sisteme geçildikten sonra hazırla-
nan 6 Haziran 1997 tarihli Polonya Ceza Kanunu’nda yukarıdaki sosya-
list ceza kanunlarına benzer bir hükmün muhafaza edildiği gözlen-
mektedir. Polonya Ceza Kanunu’nun 1/2. maddesine göre, toplumsal
zararlılığı çok az olan bir yasak fiil suç oluşturmaz. Kanunun 115/2. mad-
desinde toplumsal zararlılığın belirlenmesi konusunda kıstaslar ortaya
konmuştur. Buna göre, ihlal edilen hukuksal yararın türü ve karakteri; mey-
dana gelen veya gerçekleşmesi tehlikesinin bulunduğu zararın kapsamı; suçun
işleniş şekli ve buna ilişkin diğer olgular; fail tarafından ihlal edilen yükümlü-
lüklerin ağırlığı ve önemi; kastın şekli; failin saiki; ihlal edilen özen yükümlü-
lüklerinin türü ve bunların ihlalinin derecesi göz önünde tutulacaktır.
47
Strafrecht der Deutschen Demokratischen Republik, Kommentar zum Strafgesetzbuch, Ber-
lin 1987, 49.
48
Bkz., Semon, Hans M., Das kubanische Strafgesetzbuch vom 1 März 1979, Sammlung
außerdeutscher Strafgesetzbücher in deutscher Übersetzung, Berlin New York
1983.
49
Semon, 4.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
69TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Polonya Ceza Kanunu, komünist ceza kanunlarında yer alan top-
lumsal tehlikelilik kavramı yerine “toplumsal, sosyal zararlılık” kavra-
mını benimsemiştir. Fiilin sosyal zararlılığı az ise o takdirde ortada suç
yoktur ve dolayısıyla failin cezalandırılması da söz konusu olmayacak-
tır. Sosyal zararlılık kovuşturmanın şartlı sona erdirilmesi (m. 66/1) ve
cezanın tayininde de (m. 53/1) göz önünde bulundurulacaktır. Bu su-
retle Alman Ceza Kanunu’ndan farklı olarak sosyal zararlılık düşün-
cesi, açık bir şekilde basit suçlara ilişkin maddi ceza hukuku kavramı
olarak düzenlenmiş olmaktadır.
50
Bu ilke sorumluluk alanında etkisini
gösterirken, kanun koyma faaliyetinde bu ilkeyi destekleyen ilke ulti-
ma ratio ilkesidir.
51
Bir başka örnek, İtalyan Ceza Kanunu’nun iştirake ilişkin hüküm-
lerinde bulunabilir. İtalyan Ceza Kanunu’nun 114. maddesinde, hâ-
kimin suç oluşturan bir eyleme iştirak etmiş bulunan kimsenin suça
katkısının sadece az bir öneme (minima importanza) sahip olduğu ka-
naatine varmış olması durumunda, bu kimsenin cezasının indirilebile-
ceği düzenlenmiş bulunmaktadır.
Avusturya Ceza Kanunu’ndaki bu konuya ilişkin hükümler ikiye
ayrılabilir. Genel hükümler kısmında yer alan 42. maddeye göre, failin
kusuru az; fiilin olumsuz neticesi yok veya önemsiz ise ve failin ceza-
landırılması onu yeni suçları işlemekten alıkoymak veya başkalarının
cezalandırılan eylemleri işlemesini önleme bakımından da gerekli gö-
rülmüyorsa, ceza verilmekten sarfı nazar edilebilir.
52
Avusturya Ceza Kanunu’nun özel hükümler bölümünde ise, “me-
murların hediye alması suçu”nu düzenleyen 304. maddesinin 4. fıkrasına
göre, “önemsiz bir yarar” kabul eden fail, fiili ticarete dönüştürmediği
takdirde cezalandırılmaz. Ne kadar bir miktarın “önemsiz” sayılaca-
ğı, uygulamanın bir malın veya bir zararın ya da bir fiilin neticesinin
önemsizliği konusunda ele aldığı kriterlere göre belirlenecektir. 1991
yılında verilen bir kararda 1.000 şiline (yaklaşık 75 Euro) kadar miktar-
lar önemsiz kabul edilirken, 1985 yılında verilen bir kararda da 2.000
şilinlik menfaatin önemsiz kabul edilemeyeceğine karar verilmiştir.
53
50
Weigend, Ewa, Das polnische Strafgesetzbuch, Sammlung außerdeutscher Strafge-
setzbücher in deutscher Übersetzung, Freiburg im Breisgau 1998, 7.
51
Ünver, KHukA 2-3 (2000), 162.
52
Hakeri, Hakan, Avusturya Ceza Hukuku’nun 25 Yılı, MHB 2003, Gülören Tekinalp Ar-
mağanı, 451.
53
Mayerhofer, Ch./Rieder, S., Das österreichische Strafrecht, Erster Teil, 4. B., Wien 1994,
§304, n. 8, 8a.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Bakım ve gözetim altında bulunanlara yönelik cinsel suçlara ilişkin
Alman Ceza Kanunu’nun 174. maddesinin 4. fıkrasında, eylemin haksız-
lığının az olması halinde cezadan sarfı nazar edilebileceği hükmü yer
almıştır (benzer, Alman CK, m. 175). Çevre kirletme suçunun düzen-
lendiği 326. maddede de, eylemin çevreye etkisinin çöpün miktarının
azlığı dolayısıyla açık bir şekilde söz konusu olmaması durumunda
eylem cezalandırılmaz. Keza bazı trafik suçları ile çevre suçlarında Al-
man Ceza Kanunu bir kimsenin yaşam veya sağlığının veya başkaları-
na ait eşyalarını önemli ölçüde zarara uğrama tehlikesi ile karşı karşıya
olmasını aramakta ve bu şekilde, önemsiz tehlikelerin suç oluşturma-
yacağı açıkça hükme bağlanmış olmaktadır (bkz., Alman CK, m. 315,
315a, 315b, 315c, 330). Bunların dışındaki birçok hükümde de Alman
Ceza Kanunu değerin azlığını göz önünde bulundurmaktadır (bkz.,
248a, 243/2, 263/4, 265a/3, 266/2, 257/4, 259/2).
Kore Ceza Kanunu’nun hukuka uygunluk sebeplerini düzenleyen
20. maddesi kanun hükmünü icra gibi klasik hukuka uygunluk sebep-
lerinin yanı sıra konumuzu da ilgilendiren bir hüküm içermektedir:
“…toplumda hâkim olan gelenekleri ihlal etmeyen bir hareket, cezalandırıl-
maz”.
Kore öğretisinde, toplumsal geleneklerin tipikliği ortadan kaldır-
dığını, baştan itibaren cezalandırılabilir bir haksızlığın bulunmadığını
savunan yazarlar vardır. Bununla beraber, “toplumsal gelenekler” kav-
ramını savaşta düşmanı öldürme örneğinde olduğu gibi sadece tipikli-
ği kaldıran değil, aynı zamanda bir hukuka uygunluk sebebi olarak da
kabul eden yazarlar da bulunmaktadır.
54
Ölçütler
Yukarıda, ceza hukukunda önemsiz hareketlerin bulunduğunu ve
kimi zaman öğretinin kimi zaman da açık bir hükümle olmasa dahi
bazı kanunların da bu kavramı kabul ettiğini açıkladım. Burada ele
alınması gereken husus ise, “ceza hukukunda önemsiz hareketler” kavra-
mına ilişkin teorik bir takım temellerin bulunup bulunmadığı, başka
anlatımla bu kavramın hangi teoriler, ölçütler çerçevesinde açıklana-
bileceğidir.
Bu çerçevede önerilen bazı kriterler olduğu görülmektedir. Bunla-
rın önemsizlik, değersizlik, toplumsal uygunluk, geleneklere uygun-
luk, hafif değerde, önemsiz miktarda olmak gibi kriterler olduğunu
54
Choi, Ou-Chan, Notwehr und “gesellschaftliche Siten”, Freiburg i.Br. 1988, 138.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
71TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
görmekteyiz. Bu çalışmadaki esas çabam, öğretide ve uygulamada yu-
karıda belirttiğim türden eylemlerin cezalandırılmayacağı ittifakla ka-
bul edilmekle beraber, bu cezasızlığın gerekçesini açıklamak olacaktır.
Acaba bu cezasızlığın dayanağı olarak hangi hususlar ele alınabilir?
Bu kapsamda, Alman öğretisinde ileri sürülmüş olan “Sosyal Ha-
reket Teorisi”ni, daha sonra toplumsal uygunluk kriterini ve nihayet
Türk hukukunda uygulanan örf ve adet kriterini ele alacağım.
Sosyal Hareket Teorisi
“Sosyal Hareket Teorisi” Eberhard Schmidt tarafından ortaya atılmış-
tır. Schmidt, Liszt’in harekete tabii bakış açısından saparak, hareke-
tin bizi doğa bilimlerine ilişkin bir fiziki fenomen olarak değil, sosyal
bir fenomen olarak ve sosyal gerçekliğe etkisi itibarıyla ilgilendirdiği
fikrini ortaya atmıştır.
55
Schmidt teoriyi bizzat Liszt’in eserinin, 26. ba-
sısını 1932 yılında yeniden yayınlarken ortaya atmıştır. “Teorinin taraf-
tarlarının, esas aynı olmak üzere, bu teoriyi formüle ediş şekilleri farklıdır.
Yapılan bazı tariflere şunlar örnek gösterilebilir. Hareket; ‘insanın toplumsal
önemi olan davranışıdır’; ‘insanın ihmal veya icra şeklindeki sosyal önemi
olan davranışıdır’; ‘kişiye yüklenebilen toplumsal önemi olan ve neticeye sebe-
biyet vermiş bulunan davranıştır’; ‘objektif olarak öngörülebilen sosyal önemi
olan davranıştır’. Görülüyor ki, bütün bu tariflerde davranışın sosyal yönü
ve ‘önemi’ ön plandadır”.
56
Sosyal hareket teorisi, objektif, genelleyici hareket kavramından
yola çıkmaktadır.
57
Teori esas itibarıyla ceza hukuku anlamında hare-
ketin neler olabileceğini açıklamakta ve bu çerçevede hareketin sos-
yal bakımdan önemli davranış olduğu sonucuna varmaktadır. Maiho-
fer sosyal hareket kavramının unsurları olarak, başkaları için objektif
olarak önceden görülebilir olması, sosyal neticelere yönelmiş bulun-
ması ve objektif olarak insanlar tarafından hükmedilebilmesini gös-
termektedir. Böylece insanlar tarafından hükmedilemeyen hareketler
olan refleks hareketleri ve önceden görülebilir nitelikte olmayan batıl
inançlara dayanan hareketler (büyüyle insan öldürmeye çalışma gibi)
58
55
Jescheck, Hans/Heinrich, “Der strafrechtliche Handlungsbegriff in dogmengeschi-
chtlicher Entwicklung”, Festschrift für Eberhard Schmidt, Göttingen 1961, S. 139–
155, s. 150.
56
Önder, C.2, 35.
57
Jakobs, Günther, Strafrecht, Allgemeiner Teil,2. B., Berlin New York 1991, 6. Abs. kn.
23.
58
Örnek tarafımdan verilmiştir.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
hareket kavramı dışında kalacaktır.
59
Teoriyi savunan bir diğer yazar
olan Jescheck’e göre, sosyal hareket kavramı ceza hukuku bakımından
önemsiz olayların ayrılmasına da hizmet etmektedir. Böylece refleks
hareketleri, şuur kaybı halinde yapılan hareketler ile karşı konulamaz
bir cebrin etkisiyle yapılan hareketler ceza hukuku manasında hareket
olarak kabul edilemezler.
60
Burada ileri sürülebilecek bir itiraz, uygulamada önemsiz hare-
ketlerle ortaya çıkan bunların cezalandırılabilirliği sorununun, sosyal
hareket kavramı gibi içi boş bir kavramın yardımıyla çözülmeye çalış-
tığıdır. Bu düşünceye karşı Jescheck, bu kavramın içeriğinin de bulun-
duğunu ifade etmekte, sosyal hareket kavramının içi boş olmadığını,
somut bir içeriğe de sahip olduğunu açıklamaktadır. Yazara göre, sos-
yal hareket kavramı pratik çözümler sunmakta ve dogmatik gelişime
açık bir çözüm içermektedir.
61
Toplumsal Uygunluk Kriteri
Öğreti
Toplumsal uygunluk görüşü, yaklaşık 65 yıl evvel ilk önce Welzel
tarafından ortaya atılmıştır.
62
Teori daha sonraki yıllarda birçok yazar
tarafından savunulmuş veya eleştirilmiş, günümüzde artık eskimiş
olduğu, yeni fikirlerin bu teoriyi gereksiz kıldığı ve bu itibarla artık
ömrünü doldurduğu ileri sürülmüştür. Burada bu teorinin yukarıda
belirtmiş olduğum problemin çözümünde kullanılıp kullanılamayaca
-
ğını tartışacağım. Bu nedenle öncelikle teori hakkında kısa bilgi ver-
mekte yarar vardır:
Welzel,
63
o ana kadar geçerli olan hukuksal yararın korunması te-
orisinin çok statik olduğunu fark etmiştir. O zamanlar ağırlıklı olan
59
Maihofer, Werner, “Der soziale Handlungsbegriff”, Festschrift für Eberhard
Schmidt, Bonn 1969, S. 156-182, S. 178-181.
60
Jescheck, FS Schmidt, 151-153.
61
Jescheck, FS Schmidt, 153, 155.
62
Bugün bir çok yazar, ceza hukukunda hareketin tarifini yaparken, bu teoriden
yararlanmaktadır: “Ceza hukuku manasında hareket, insan iradesi tarafından
hükmedilen veya hükmedilebilir sosyal bakımdan önemli davranıştır”, Wessels, Jo-
hannes/Beulke, Werner, Strafrecht Allgemeiner Teil, 33. B., Heidelberg 2003, kn.93;
Ayrıca Bkz., Hirsch, Hans Joachim, “Zum 100. Geburtstag von Hans Welzel”, ZStW
116 (2004), S.1-14, S.10. Bu teoriyi savunan yazarlar: Schmidt, Engisch, Jescheck,
Kienapfel, Maihofer, Lange, Oehler, Wolff, Wessels.
63
Welzel, Hans, Das Deutsche Strafrecht, 11. B. Bonn 1969, s. 1-6; 55-58; Welzel, Hans,
Studien zum System des Strafrechts, ZStW 58 (1939), S. , 514-530.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
73TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
görüş, failin korunan bir hukuki yararı ihlal etmek suretiyle, bir suç
tipinin tipikliğini gerçekleştirdiğiydi. Buna karşılık Welzel, ancak fonk-
siyon gören hukuksal yararların bulunduğunu, yani etkili olan ve etki
kabul eden yararların bulunduğunu; hukuksal yararlar için rizikolar
oluşturulmasının günlük hayatın içinde olduğunu ve buna tipik örnek
olarak trenin kullanılmasını aktarmakta ve hukukun amacının bütün
saldırıları yasaklamak değil, hukuksal yararlara yönelik sayısız ihlal-
den, ancak toplumsal yaşam bakımından “dayanılamaz” nitelikte olan-
ları yasaklamak olması gerektiğini savunmaktadır. Bu itibarla, hareket
kavramı sosyal yaşam alanı içindeki hareket olarak algılanmak gere-
kir. Dolayısıyla bir halkın toplumsal yaşamının tarihsel olarak oluşan
düzeninin içindeki hareketler haksızlık kavramının dışında tutulma-
lıdır.
64
Buna Welzel “toplumsal açıdan uygunluk” demektedir. Toplum-
sal bakımdan uygun olan bir hareket, ihlali söz konusu olabilecek suç
tipinin tipikliğini gerçekleştiremez. Sosyal bakımdan uygun hareket
grubuna ilk örnek olarak izin verilen riziko gösterilebilir. Örneğin spor
karşılaşmaları gibi. Bir davranışın ne zaman sosyal bakımdan uygun
olduğu hususundaki kriter ise, o davranışın genel olarak alışılmış ve
toplum tarafından kabul edilmiş olmasıdır. Hafif suçlar suç olmaya
devam ederler.
Görüldüğü üzere, bazı hareketler, tipik olmakla beraber, “toplum-
sal yaşam içinde tamamıyla sorunsuz olan, zira sosyal hareket özgürlüğü kap-
samında bulunan hareketler” olabilirler.
65
Hareket belirli ve yararlı bir
amaca hizmet ettiğinden, bir hareketin toplumun üyeleri tarafından
genel olarak kabul edilmesi ve birlikte yaşamı bozan cezaya layık bir
davranış olarak görülmemesi mümkündür. Birçok olayda kanun ko-
yucu maddi davranış değerlendirmelerini ceza hükümleri haline ge-
tirmekte ve bu ceza hükümleri de şekli ceza hukuku uygulamasında
esas alınmaktadır. Burada ortaya çıkan problem, suç tipinin davranı-
şın haksızlık tipini içermesi ve fakat davranışın sosyal uygunluğunu
kuran olguları kapsamaması durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu ol-
guların ceza hukukunun uygulanması sürecinde göz önünde tutulma-
ması, sosyal uygun davranışın cezaya layık olarak değerlendirilmesini
sonuçlamaktadır. Bu tür bir değerlendirme yanlış bir değerlendirme
olurdu ve bu nedenledir ki, sosyal uygun davranışların cezaya layık
olmadığı kabul edilmektedir.
66
64
Kavram ve fiilin toplumsal uygunluğu teorisi hakkında ayrıntılı bilgi için Bkz., Ün-
ver, Yener, Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk, İstanbul 1998, 67 vd.
65
BGH 23, 228.
66
Baumann/Weber/Mitsch, §16, kn. 34; Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku, 7.B., Ankara
2005, 23, 24.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Toplumsal uygunluk kavramı ampirik değil, normatif bir kavram-
dır ve bu yönü itibarıyla örf ve adet hukuku ile paralellik söz konusu-
dur. Böylece bu kavram sosyolojik değil, hukuksal bir kavramdır.
67
Burada diğer yazarların konuya ilişkin görüşlerine geçmeden önce
Almanya’da verilen birkaç örneğe değinmekte yarar görüyorum:
68
A,
bir resmi dairede, işlerini kısa sürede yapacağını söyleyen memur
M’ye bir demet çiçek hediye eder ve M, bu çiçekleri kabul eder. Burada
A’nın cezalandırılabilirliğini değerlendirecek olursak:
1. Toplumsal uygunluk kriteri yardımıyla çözüm.
Lâfzî olarak bakıldığında eylem Alman Ceza Kanunu 333. madde-
de düzenlenmiş bulunan menfaat sağlama suçunun unsurlarını oluş-
turmuştur. Ancak çok az değerdeki şeylerin hediye edilmesi genelde
alışılmış olan ve nazikçe bir davranış olarak kabul edilen bir davranış-
tır. Çok az değerde bir hediye ile korunan hukuki yarar, yani halkın
memurun satın alınamayacağına olan güveni, önemli ölçüde tehlikeye
sokulmuş olmaz. Dolayısıyla A sosyal bakımdan uygun davranmıştır.
2. Neticenin önemsizliği esas alınarak çözüm. Alternatif olarak probleme netice açısından bakılarak yaklaşıla
-
bilir. Bunu Roxin yapmaktadır. Buna göre değersiz bir hediye netice
olarak memurun görevini ihlalini oluşturmaz ve kimse de buna inan-
maz.
Bir başka örnek evlilik içi zorla cinsel ilişki bakımından verilebi-
lir. Burada toplumsal uygunluk kıstası uygulanmak suretiyle, koca-
nın hareketinin sosyal açıdan uygun olduğu ve bu itibarla tipik olsa
da cezalandırılmayacağı söylenebilir.
69
Keza, bizzat teorinin kurucusu
Welzel tarafından verilen örneğe göre, akciğer hastası olan eşinin bir
hamilelik durumunda öleceğini düşünen kocanın bu amaçla onunla
cinsel ilişki kurması sosyal uygun bir harekettir.
70
Bir örnek daha vereyim: Hekimin tedavi hareketini Alman uygula-
ması hastanın rızası olmadığı takdirde yaralama olarak kabul etmekte-
67
Maurach, Reinhart/Zipf, Heinz, Strafrecht, Allgemeiner Teil, Teilband I, 8. B., Hei-
delberg 1992, §17 II, kn. 17.
68
Konuya ilişkin ayrıntılı örnek için Bkz., Ünver, İzin Verilen Risk, 79 vd.
69
Ancak, tarafımdan düşünülen bu örnek ile ilgili olarak bu sonuca ulaşılamayacağı
kanaatindeyim. Bu tip olaylarda sosyal uygunluk kriteri uygulansa dahi, kocanın
cezalandırılabilirliği neticesine varmak gerekir, zira sosyal açıdan uygun olan hare-
ket evlilik içi rızaya dayalı cinsel ilişkidir, yoksa zorla olanı değil. Nitekim yeni ceza
kanunumuz evlilik içi cinsel saldırıyı cezalandırmaktadır, m. 102/2.
70
Welzel, Das deutsche Strafrecht, 56.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
75TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
dir. Buna karşılık öğretide hekimin hareketinin hiçbir zaman yaralama
sayılamayacağı ileri sürülmekte ve burada da Engisch tarafından ileri
sürülen sosyal anlam kriteri esas alınmaktadır. Buna göre hekimin te-
davi hareketi saf objektif görünüşüne göre değil, sosyal anlamına göre
değerlendirilmelidir. Burada esas olan bir hastanın tedavisidir. Dola-
yısıyla dış görünüş olarak yaralama değil, vücut yararının ihlali esas
alınmalıdır.
71
Schmidt de hekimin hareketinin yaralama olarak kabul
edilmesinin, hekim hareketinin sosyal anlamının yanlış anlaşılmasın-
dan kaynaklandığını açıklamaktadır.
72
Öğretide hareketin sosyal anlam ve önemi esas alınarak suçun ti-
pikliğinin gerçekleşip gerçekleşmediği, dolaylı aktif ötenazi adı veri-
len, hekimin hastanın acılarını dindirmek amacıyla yaptığı müdahale -
nin, aynı zamanda kaçınılmaz sonuç olarak hastanın yaşamının sona
ermesini hızlandırması eyleminde de tartışılmaktadır. Wessels,
73
bu tip
bir hareketin yaşamın kısaltılması bakımından nedenselliği esas alın-
mak suretiyle karar verilmesinin yanlış olacağını, tipiklik bakımından
hukuksal değerlendirme yaparken, göz önünde tutulması gerekenin
olayın gelişiminin bir bütün olarak sosyal anlam ve önemi olduğunu
savunmaktadır. Yazar bu suretle, böyle bir eylemin tipik bir insan öl-
dürme suçu olarak kabul edilemeyeceğini, zira bu hareketin yaşama
yönelik olmayıp, zaten ölmek üzere olan hastaya hizmet amacının esas
olduğunu ve hekimin bu tip olaylarda hastanın ölüm sürecini dayanı-
lır kılmak için mevcut tek ve son imkânı kullandığını açıklamaktadır.
Görüldüğü üzere burada da yine tipikliğin gerçekleştiğini reddetmek
için hareketin sosyal anlam ve önemi kriteri kullanılmaktadır.
İlginç bir örnek olarak da şu olay verilebilir: Otobüsteki yolcuyu,
inmek istediği duraktan bir durak sonra indiren belediye otobüsünün
şoförü, hürriyeti tehdit suçunu işlemiş olmaz.
74
Diğer toplumsal uy-
gunluk örnekleri: Dar aile çevresinde onura yönelik ifadelerle haka-
71
Engisch, Karl, “Ärztlicher Eingriff zu Heilzwecken und Einwilligung”, ZStW 58
(1939), S.5.
72
Schmidt, Eberhard, “Der Arzt im Strafrecht”, Ponsold, Lehrbuch der gerichtlichen
Medizin, Stuttgart 1957, S. 35.
73
Wessels, Johannes, Strafrecht, Besonderer Teil 1, 18. B., Heidelberg 1994, kn. 26; Ay-
rıca Bkz., Wessels, Johannes/Hettinger, Michael, Strafrecht, Besonderer Teil 1, 27.B.,
Heidelberg 2003, kn. 32, 37; Wessels/Beulke, kn. 703; Aynı görüşte, LK-Jähnke, (11.
B.), Berlin 2002, vor §211, kn. 16; Tröndle, Herbert/Fischer, Thomas, Strafgesetzbuch
und Nebengesetze, 51. B., München 2003, vor §§211 bis 216, kn. 18; Krş. BGH, NJW
1997, 810.
74
Ebert, Udo/Kühl, Kristian, “Das Unrecht der vorsätzlichen Straftat”, Jura 1981,
226.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ret; tehlikeli işletmeleri çalıştırma (taş ocağı, kimya fabrikaları gibi),
boks gibi bazı spor türlerinde meydana gelen yaralamalar. Buna karşı-
lık bazı yazarlar tarafından verilen postacıya yeni yıl hediyesi; küçük
miktarda para ile oynanan şans oyunları veya karnavalda üniforma
giymek (TCK 264; Alm. CK 132 1/4. bent) gibi eylemlerin, ilgili suç
tipinin ihlalini gerçekleştirmediğinden, bahsedilen suç tiplerinin oluş-
madığı
75
savunulmaktadır.
Bu çerçevede örf ve adet de önem kazanmaktadır: “Gelenek hu-
kukunun bir normun uygulanmasına olan engelleyici etkisine daha başka
açıdan yaklaşıldığı da görülmektedir. Denilmektedir ki, gelenek artık sosyal
uygunluk halini almıştır; bu niteliği sebebiyle bir normun uygulanmamasına
olan etkisi, fiili hukuka uygun hale getirmiş olmasında görülmelidir”.
76
Türk
Hukuku’nda da zimmet suçunda zimmete geçirilen malın değerinin
az olması durumunda örf ve adet gereği olarak hukuka aykırılığın or-
tadan kalktığı ileri sürülmektedir.
77
Ancak örf ve âdetin hukuka ay-
kırılığı ortadan kaldıramayacağı, zimmete geçirilen malın değerinin
çok az olması durumunda failin eyleminin hoş görülebileceği; ancak
yine de haksız bir eylemin bulunduğu da ifade edilmektedir. Bu görü-
şe göre, yine de eylemin mazur addedilmesi mümkündür. Haksız bir
eylem bulunmakla beraber, fiilin ifade ettiği haksızlık içeriği cezaya
layık, cezayı gerektirici boyutta olmayabilir.
78
Önemsizlik yanında öğretide kullanılan bir başka terim “minimum”
terimidir. Özellikle yaralamada, mala zarar vermede, zararın, etkinin
minimum olması durumunda tipikliğin gerçekleşip gerçekleşmediği
bu çerçevede tartışılmaktadır. Bu noktada da, insanların belirli ölçü-
de eşya veya vücutları üzerindeki etkilere katlanmalarının alışılmış
olduğu, zira bunların önemsiz veya günlük yaşamda olağan olduğu
ve sosyal düzene aykırı olduğunun ciddi olarak düşünülmediği belir-
tilmektedir.
79
Bu nedenle, örneğin kalabalık içinde hafif dokunmalar,
yaralama olarak cezalandırılmamaktadır.
Sonuç olarak, toplumsal uygunluk bir suç tipinin müstakil unsur-
larının gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit ederken yapılacak yorum
faaliyetinde önemli bir yardımcı olarak fonksiyon görmektedir.
80
Top-
75
LK-Jescheck, (11.B.) vor §13, kn. 49.
76
Önder, C.1, 82.
77
Önder, Ayhan, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 3.B., İstanbul 1991, 91.
78
Özgenç, İzzet, Ekonomik Çıkar Amacıyla İşlenen Suçlar, Ankara 2002, 141, 142.
79
Haas, Robert, “Sachbeschädigung durch wildes Plakatieren?”, JuS 1978, 17, 18.
80
Maurach/Zipf, §17 II, kn. 21.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
77TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
lumsal uygunluk kriteri ratio legis çerçevesinde suç tipinin daraltıcı
yorumunu sağlamaktadır.
81
Toplumsal uygunluk teorisinin ceza hukukunun hareket dışında-
ki bazı konularıyla da yakından bağlantısı vardır. Nitekim “yansız yar-
dım” (neutrale Beihilfe) olarak adlandırılan hareketlerin cezalandırıla-
bilirliği sorununda sosyal uygunluk kriteri kullanılabilir. Buna göre,
eşinin ekmeğine zehir koyarak onu öldürmek için fırından ekmek alan
kimseye ekmek satan fırıncı kasten öldürme suçuna yardımdan dolayı
sorumlu tutulmaz, zira eylemi sosyal bakımdan uygun bir eylemdir.
Burada toplumsal uygunluk teorisi sosyal bakımdan alışılmış hareket-
lere ceza hukukunun müdahale etmemesi gerektiğini savunmaktadır.
Toplumsal uygunluk ölçütü eleştirilmiştir. Buna göre, teorinin,
doğru hedefi takip etmekle beraber, tipikliği ortadan kaldırıcı bir fonk-
siyon görmesi mümkün değildir ve yorum prensibi olarak da daha
net kriterlerin ortaya konmuş bulunması dolayısıyla işe yaramamak-
tadır.
82
Bu itibarla bu teorinin artık dogmatik bir önemi bulunmamak-
tadır. Sadece lafzi olarak çok geniş kapsamlı düzenlenmiş bulunan
suç tiplerinin yorumlanması konusunda teori tatmin edici çözümler
getirmektedir, ancak bu tip durumlarda da sorun bu teoriye başvur-
madan çözülebilir, zira bu olaylarda sadece “ratio legis”e göre tipik
yasağa uyan hareketlerin suç tipi kapsamında olduğunu kabul etmek
yeterli olacaktır.
83
Öğretide ayrıca, önemsiz hareketlerin suç oluşturup
oluşturmaması konusunda toplumsal uygunluk teorisine gitmeye ge-
rek olmadığı, kanunun tipikliğine lâfzî olarak uyan, ancak kanun tara-
fından kapsanmış olabileceği düşünülemeyecek olan fiillerin, koruma
amacını esas alan amaçsal sınırlayıcı genel yorum kuralları aracılığıyla
aynı sonuca varılabileceği ifade edilmektedir.
84
Bazı yazarlar da toplumsal uygunluk teorisini amaçsal yorumun
bir alt dalı olarak mütalaa etmektedirler.
85
Bir başka eleştiri ise, toplumsal uygunluk bakımından suç oluş-
turan bazı hareketlerin sıkça yapılmaya başlamasının, bunların artık
81
LK-Hirsch, vor §32, kn. 26.; Gropp, Walter, Strafrecht, Allgemeiner Teil, 2.B., Berlin
Heidelberg 2001, §6, kn. 228.
82
Roxin, §10, kn. 42.
83
Hirsch, Hans Joachim, “Soziale Adäquanz und Unrechtslehre”, ZStW 74 (1962), S.
133.
84
Schönke/Schröder-Lenckner, Strafgesetzbuch, Kommentar, 26. B., München 2001, vor
§13, kn. 70.
85
Bkz., Ostendorf, 344.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
toplumda alışkanlık yaratması ve dolayısıyla cezasız kalmalarından
ziyade, bunların cezalandırılması seçeneği üzerinde daha ısrarlı bir bi-
çimde durulmasını gerektiğini vurgulamaktadır.
86
Yukarıda karşılaştırmalı hukukta değindiğim Kore Ceza Kanu
nu’nun 20. maddesinde düzenlenen “toplumsal gelenekler” kavramı-
nın sosyal uygunluk teorisinden kaynaklandığını savunan yazarlar
vardır.
87
Aynı şekilde Kore Yüksek Mahkemesi de 27.4.1976 tarih ve
75/115 sayılı kararında bu kavramı açıklarken “sosyal uygunluğu” ölçü
olarak almıştır.
88
Gerçekten de, sosyal uygunluk teorisi ile “toplumsal
gelenekler” esası arasında benzerlikler olduğu görülmektedir. Nitekim
her ikisinin de temel çıkış noktası olarak haksızlık içeriğinin bulun-
madığı fiilleri ayırarak, bunları sosyal etik bakımdan cezasız açıklama
gayreti yatmaktadır. Ancak belirsizlikleri dolayısıyla her iki kavram da
profilsiz kalmakta ve zaman zaman tipikliği kaldıran bir sebep, zaman
zaman da hukuka uygunluk sebebi olarak değerlendirilmektedir.
89
Sosyal uygunluk teorisi ile Kore hukukundaki “toplumsal gelenek-
ler” kavramları karşılaştırıldığında, toplumsal gelenekler kavramının
belirsizliği ve soyutluğu dolayısıyla tipikliği ortadan kaldırma veya
bir hukuka uygunluk sebebini kabul noktasında en fazla bir yorum
aracı olarak kullanılabileceği görülmektedir. Yoksa müstakil bir tipik-
liği kaldıran veya hukuka uygunluğu sağlayan bir sebep olarak kabul
edilemeyeceği ileri sürülmektedir. Böylece olaya uygulanabilecek bir
hukuka uygunluk sebebinin bulunmadığı hallerde ultima ratio olarak
“toplumsal gelenekler” kavramının vazife görebileceği ifade edilmekte-
dir.
90
Uygulama
1970 yılında verilen bir yüksek mahkeme kararında, toplumsal uy-
gunluğun tanımı yapılmıştır: Alışılmış, genel tarafından onaylanan ve
bu nedenle de ceza hukuku bakış açısında sosyal yaşamda hiçbir şekil-
de şüphe uyandırmayan, sosyal hareket özgürlüğü içinde bulunan ha-
reketler, tipik veya en azından hukuka aykırı sayılamazlar. Mahkeme-
ye göre bu genel prensip sadece ceza hukukuyla sınırlı olmayıp, bütün
hukuk düzenini kapsamaktadır. Toplumsal uygunluğun belirlenmesi
86
Haas, 18.
87
Ryu, AT, 195, J. S. Lee, 185, Choi, 135, dn. 649’dan.
88
Choi, 137.
89
Choi, 164, 165.
90
Choi, 170, 171.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
79TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ise, anayasal düzen ve bu düzen ile sınırları belirlenmiş hareket özgür-
lüğüne göre yapılacaktır.
91
Yukarıda giriş kısmında vermiş olduğum kararda da, yüksek
mahkemenin çok önemsiz, hafif derecedeki hukuksal yarar ihlallerinin
şekli olarak suç tipi kapsamında olsa bile maddi olarak ceza normu-
nun tipikliğini gerçekleştirmeyeceğine karar verdiğini aktarmıştım.
Mahkemeye göre, önemsizlik prensibi, tipiklik değerlendirmesinde
kullanılacak olan genel bir yorum prensibidir. Hemen belirtelim ki,
mahkeme yukarıda açıklamış bulunduğum sosyal uygunluk kriterinin
tipiklikteki düzeltmeleri ne ölçüde sağladığı hususuna özellikle gir-
mediğini belirtmektedir. Ancak mahkeme, sosyal uygunluk kriterini
kullanmasa bile, çok önemsiz hukuksal yarar ihlallerinin tipiklik kap-
samında kabul edilmemesi esasının, anayasada düzenlenmiş bulunan
orantılılık prensibinden de çıkarılabileceğini vurgulamaktadır. Devle-
tin uyguladığı yaptırımın, eylemin yol açtığı hukuksal ihlal ile orantı
içinde olması gerekir. Aksi takdirde devletin uyguladığı ceza, o eyle-
min yol açtığı ihlalden daha ağır bir ihlale yol açacaktır. Böylece, bu
anayasal kriter içinde ve anayasaya uygun olarak yorumlandığında,
örneğin haczedilmiş mal üzerindeki hâkimiyetin çok önemsiz derece-
de engellenmesi Alman CK 136. maddedeki suçun tipikliğini gerçek-
leştirmemektedir.
92
Bir başka yüksek mahkeme kararına konu olayda, bir polis memu-
ru, sanık hakkında yapılan şikâyet üzerine, eylemin kendi düşüncesine
göre sigorta dolandırıcılığı oluşturduğu kanısıyla soruşturma işlemle-
rine başlamış, yaptığı işlemler sonucunda dosyayı savcılığa aktarmış-
tır. Savcılığın sigorta dolandırıcılığından dolayı dava açmaya gerek
görmemesi üzerine, sanık, polis memuru hakkında masum kimselerin
kovuşturulması (Alman CK m. 344) ve iftira suçlarından dolayı suç
duyurusunda bulunmuştur. Yüksek mahkeme, failin kastının bulun-
maması dolayısıyla iftira suçunun gerçekleşmediğine karar verirken,
masum kimselerin kovuşturulması suçunun, failin sosyal bakımdan
uygun hareket etmesi durumunda gerçekleşmeyeceğini açıklamıştır.
Mahkemeye göre, lafzı itibarıyla çok geniş olarak düzenlenmiş bulunan suç
tipleri toplumsal uygunluk teorisi gereğince sınırlandırılabilir. Mahkeme,
uygulamada, kanun hükmünü sınırlayıcı olarak yorumlayan ve sos-
yal uygun hareket esasına dayanan açık bir mahkeme kararının daha
önce verilmemiş olmasına rağmen, kendisinin masum kimselerin ko-
91
BGH 23, 228.
92
OLG Hamm, NJW 1980, 2537.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
vuşturulması suçu ile ilgili olarak sosyal uygunluk teorisini göz önün-
de bulundurduğunu ifadeyle, sanık polis memurunun beraatına karar
vermiştir.
93
Uygulamanın da, sosyal uygunluk kriterini tipikliğin sınırlanma-
sında kullandığını gösteren kararlar bulunmaktadır: Eşini terk eden
kocanın (eşin intihar etmesi durumunda), eşinin intihar tehlikesi için-
de olduğunu bilmesine rağmen, sosyal uygunluk içinde hareket etme-
si dolayısıyla sorumlu olmayacağına karar verilmiştir.
94
Keza meyha-
necinin alkollü içki vermesi genel olarak sosyal bakımdan tanınmış bir
davranıştır.
95
Bunun sonucu olarak toplumsal bakımdan uygun hare-
ketlerde bulunan kimseler garantör sayılmayacak ve bu suretle ihmali
davranışlarından ötürü de garantörsel ihmali suçlardan dolayı sorum-
lu tutulamayacaklardır (Bkz., TCK 83).
96
Sosyal Uygunluk Bir Hukuka Uygunluk Sebebi midir?
Tipikliğin hukuka aykırılığın bir karinesi olması, aslında günlük
yaşamda yapılan ve açıkça hukuka uygun olan birçok hareketin tipik
olması dolayısıyla cezalandırılma durumu ile karşı karşıya kalmasına
yol açmaktadır. Bu durum, bu tip hareketlerin özel bir takım hukuka
uygunluk nedenleri ile hukuka uygun kılınmalarını zorunlu kılmak-
tadır.
97
Bu sebeple, sosyal uygunluk görüşüne müracaat edilmek sure-
tiyle, bir hukuk düzeni tarafından tanınmış (örneğin, Karayolları Tra-
fik Kanunu vasıtasıyla) veya toplum tarafından kabul gören (örneğin,
spor faaliyetleri) ancak bir ceza kanununun da tipikliğini oluşturan ey-
lemlerin cezadan kurtulmasını sağlamak da amaçlanmaktadır.
98
Esa-
sen kanımca, bu suretle, eylemi toplumsal bakımdan uygun ve dolayı-
sıyla hukuka uygun (rechtskonform) kabul etme sonucuna ulaşılmak
suretiyle, toplumsal uygunluktan bir çıkarım yapılmakta ve fiilin artık
hukuka aykırı olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.
99
93
OLG München, NStZ 1985, 549, 550. Kanımca olayda kast ve kanun hükmünü yeri-
ne getirme (mecburilik sistemi) esaslarına dayanılarak da, polis memurunun hare-
ketinin söz konusu suç tiplerini oluşturmadığı sonucuna varılabilirdi.
94
BGH 7, 271.
95
BGH 19, 154.
96
Hakeri, Hakan, Ceza Hukukunda İhmal Kavramı ve İhmali Suçların Çeşitleri, Ankara
2003, 138, 170.
97
Maurach/Zipf, §24 I, kn. 6.
98
Maurach/Zipf, §17 II, kn. 14 vd.
99
Bkz., Zipf, Heinz, “Rechtskonformes und sozialadäquates Verhalten im Strafrecht”,
ZStW 82 (1970), 644 vd.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
81TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Her ne kadar, müstakil bir hukuka uygunluk sebebi olarak “top-
lumsal uygunluk” düşünülebilirse de, böyle bir hukuka uygunluk se-
bebini reddetmek gerekir.
100
Toplumsal uygunluğun fiilin hukuka ay-
kırılığını kaldırıcı etki yapması kabul edilemez. Toplumsal uygunluk
düşüncesi sadece suç tiplerinin yorumunda bir bakış açısı olabilir; hu-
kuka uygunluk sebebi olamaz.
101
Toplumsal uygunluk düşüncesinin,
ancak müstakil suç unsurlarını sınırlayıcı, tipikliği daraltan şekilde
kullanılması kabul edilebilir. Sonuç olarak kanun koyucu suç tiple-
rini daha belirgin şekilde düzenleyecek olursa, toplumsal uygunluk
kriterine gerek kalmayacaktır. Bu nedenle genel nitelikli bir hukuka
uygunluk nedeni olarak sosyal uygunluk esasının düzenlenmesi red-
dedilmelidir.
102
Sosyal uygunluk teorisinin mucidi Welzel dahi, genel hükümler
kitabının çeşitli baskılarında görüşünü değiştirmiş, zaman zaman top-
lumsal uygunluğun bir hukuka uygunluk nedeni olduğunu savunur-
ken, 9. baskıdan itibaren, tipikliği ortadan kaldırıcı bir unsur olduğu-
nu ileri sürmüştür.
103
Sosyal Mutabıklık Görüşü
Klug tarafından ileri sürülen sosyal mutabıklık görüşü de kayna-
ğını toplumsal uygunluk kriterinden almakla beraber, yazar bazı nü-
anslar öngörmektedir. Ancak baştan ifade etmem gerekir ki, sonuçta
yazar da sosyal mutabık davranışların cezalandırılmayacağını savun-
maktadır.
Yazara göre, sosyal etik emirlerden sapma bazı davranışlarda o
kadar hafif, önemsiz olabilir ki, neredeyse tespit etmek bile güç olur
ve dolayısıyla da sosyal mutabık, yani suç tipini gerçekleştirmeyen bir
hareket olarak görülebilir.
104
Bir suç tipinin şekli uygulama alanının sınırlanmasının tartışma
konusu olduğu her yerde, sosyal mutabık bakış açısı göz önünde tutu-
100
Baumann/Weber/Mitsch, §16, kn. 35; Zipf, 645; Lackner, Karl/Kühl, Kristian,
Strafgesetzbuch, 24.B., München 2001, vor §32, kn. 29; Roxin, Claus, “Bemerkungen
zur sozialen Adäquanz im Strafrecht”, Festschrift für Ulrich Klug, C.II, Köln 1983,
304.
101
LK-Jescheck, (11.B.) vor §13, kn. 49.
102
Baumann/Weber/Mitsch, §16, kn. 35.
103
Peters; Karl, “Sozialadäquanz und Legalitätsprinzip”, FS Welzel, Berlin New York
1974, 419.
104
Klug, Ulrich, “Sozialkongruenz und Sozialadäquanz im Strafrechtssystem”, Fests-
chrift für Eberhard Schmidt, Bonn 1969, S. 248–265, S. 261.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
labilir. Her ne kadar suç tipleri esasen sosyal etik prensiplerin kanun-
lardaki bir yansıması ise de ve bu yönüyle bir hareket tipik olduğunda
bu hareketle sosyal bakımdan mutabık olunmadığı karinesinden yola
çıkılabilecek ise de, sosyal mutabıklık suretiyle tipikliğin gerçekleşme-
diğini söylemek de mümkündür.
105
Yazara göre sosyal mutabık hareketlerde, toplumsal uygun ha-
reketlerden farklı olarak bu hareketlerin yapılması emredilmektedir.
Toplumsal uygunluk aynı zamanda sosyal etik açıdan emredilen ol-
maksızın, sadece sosyal önemsizlik dolayısıyla sosyal etik açıdan mü-
saade edilen bir hareketi ifade etmektedir.
106
Yazarın sosyal mutabık
davranışlara verdiği örnekler şunlardır: Çocukların pedagojik eğitimi
amacıyla ebeveynler tarafından hürriyetlerinin kısıtlanması halinde
sosyal mutabıklık dolayısıyla tipikliğin kalktığını kabul etmek gere-
kir.
107
Sosyal mutabıklık bakış açısında ayrıca hayvanlara zarar ver-
me (TCK 151/2) suçunun sineklere karşı işlenmesi de tipik değildir.
Hâlbuki sineklerin kimyasal veya mekanik yöntemlerle öldürülmesi
çoğu kez tipe uymaktadır (Alman Hayvanları Koruma Kanunu; krş.
24.6.2004 tarih ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu).
108
Son ola-
rak postacıya yeni yıl hediyesi verilmesi, davranışın sosyal mutabık
olması dolayısıyla tipik değildir.
109
Yazar buna karşılık, spor karşıla-
malarında, modern trafikte (izin verilen riziko) ve hakaret suçlarında
toplumsal uygunluk dolayısıyla tipikliğin kalktığının değil, toplumsal
uygunluk nedeniyle hukuka uygunluğun söz konusu olduğunu sa-
vunmaktadır. Bunun gerekçesi, buralarda kural olarak sosyal bakım-
dan önemsiz bir harekete müsaade edilmesinden söz edilebileceği,
yoksa bunların emredilmesinin söz konusu olmamasıdır.
110
Yazarın yaptığı diğer bir ayırım, sosyal önemsizlik bakış açısıyla
hareketin sosyal bakımdan mutabık olmasıdır. Yazara göre, tipikliğin,
ancak hareketin belirli bir önem derecesinde olması şartıyla kabul edil-
diği hallerde, tipikliğin sosyal mutabıklık suretiyle sınırlanması söz
konusudur. Örneğin, basit hürriyeti tehdit suçları (TCK 109) ve şans
oyunlarında bu geçerlidir. Çok önemsiz hürriyeti tehdit veya çok az
miktarda para ile oynanan şans oyunları, sosyal zararsızlıkları dola-
105
Klug, FS Schmidt, 261, 262.
106
Klug, FS Schmidt, 262.
107
Klug, FS Schmidt, 263.
108
Klug, FS Schmidt, 263.
109
Klug, FS Schmidt, 263.
110
Klug, FS Schmidt, 264.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
83TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
yısıyla sosyal mutabıktırlar ve dolayısıyla da artık tipik olarak görü-
lemezler.
111
Son olarak yazar, toplumsal uygunluğun bir hukuka uygunluk se-
bebi, sosyal mutabıklığın ise tipikliği kaldıran bir sebep olduğunu sa-
vunmaktadır.
112
Hukuka uygunluk sebebi olarak toplumsal uygunluk
kriteri aşağıda ele alınacaktır.
Hukuksal Yararın İhlal Edilmemesi Kriteri
Roxin, toplumsal uygunluk kriterinin tipikliğin yorumunda kul-
lanılabileceğini savunmaktadır. Yazara göre, suç tipleri o şekilde yo-
rumlanmalıdır ki, ancak sosyal bakımdan uygun olmayan hareketlerin
bu suç tiplerini gerçekleştirdiği kabul edilebilsin.
113
Toplumsal açıdan uygun davranışa örnek olarak gösterilen davra-
nışlar incelendiğinde, bunların iki büyük gruba ayrıldıkları görülmek-
tedir. İlk grupta hukuken önemsiz olan hareketler veya izin verilen
riziko göze çarpmaktadır
114
. Bu kapsamda, izin verilen riziko üzerin-
111
Klug, FS Schmidt, 263.
112
Klug, FS Schmidt, 262.
113
Roxin, Claus, Strafrecht, Allgemeiner Teil, C. I, 3. B., München 1997, §10, kn. 37. Öğ-
retide ayrıca, korunan hukuki yararı tehlikeye sokmayan ve bu nedenle tipikliğin
gerçekleşmediğinin kabul edilmesi gereken hareketlerden bahseden yazarlar var-
dır, Sax, Walter, “Tatbestand und Rechtsgutsverletzung I”, JZ 1976, 9; Ayrıca Bkz.,
Schönke/Schröder-Lenckner, vor §13, kn. 70a.
Türk Hukuku’nda bu yönde savunulan görüşler için Bkz., Ünver, Yener, Ceza
Hukukuyla Korunması Amaçlanan Hukuksal Değer, Ankara 2003, 590 vd.; Ayrıca: “Çağ-
daş ve çağcıl ceza hukukunun üç temel ilkesi vardır: Bunlar, somutluk (maddilik),
kusurluluk ve ihlal edicilik ilkeleridir. İhlal edicilik ilkesine göre, her suç bir varlığı,
menfaati, değeri korumak içindir. Dışa yansıyan somut ve kusurlu eylem, korunan
bu varlığı, değeri, menfaati ya tehlikeye düşürmeli ya da ona zarar vermeli; tek
sözcükle onu ihlal etmelidir. Bu yüzden ceza hukukunun meşruluğu ve cezalan-
dırmanın haklılığı, “ihlal yoksa suç yoktur (nullum crimen sine iniuria)” temeline
dayanır. Bu nedenlerle, tipe uygun, kusurlu ve hukuka aykırı bir eylemin (biçimsel
hukuka aykırı) suç olabilmesi için, o suçla korunan varlığın, menfaatin, değerin
ihlal edilmesi ve bu ihlalin nicelik açısından belli boyutlara ulaşması zorunludur.
Maddi hukuka aykırılık da adı verilen bu boyut gerçekleşmemiş ise, suçun yapısına
göre, fail ya cezalandırılmayacak ya da kalkışma aşamasında kalmış suçtan cezalan-
dırılacaktır”, Selçuk, Sami, Karşı Oylarım, Ankara 2001, 367. Hemen belirtmeliyim
ki, bu çalışmada belirtilen prensipler çerçevesinde tipiklik oluşmasına rağmen fiilin
cezalandırılmayacağının kabul edildiği veya eylemin hukuka uygun kabul edildiği
durumlarda, teşebbüsten ötürü de cezalandırma söz konusu olamaz.
114
Jakobs bu kapsamda, izin verilen riziko, güven prensibi, garantörlükle ilgili işleme
ve rücu yasağını belirtmektedir, Abs. 7, kn. 4b.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
de Türk öğretisinde ayrıntılı çalışmalar bulunduğundan
115
, hukuken
önemsiz hareketler kategorisi üzerinde durmak istiyorum. Buna veri-
len örnek, kendisine miras bırakacak olan amcasını yoğun yağmurda
dışarıya göndererek, yıldırım düşmesi suretiyle ölmesini temin etmek
isteyen yeğen örneğidir. Burada sorumluluğu kısıtlayıcı kural olarak,
yeğenin davranışının sosyal açıdan uygun olup olmadığı esas alın-
maktadır.
116
İkinci grup olarak, önemsiz, sosyal bakımından genel olarak hoş-
görüyle karşılanan davranışlar grubu karşımıza çıkmaktadır. Bunun
için verilen örnek ise postacıya verilen küçük bir yeni yıl hediyesi ola-
yıdır. Burada kanunun sıkı lâfzî yorumundan farklı olarak, davranışın
toplumsal bakımdan uygun olması dolayısıyla Alman CK 331. madde
kapsamında olmadığı kabul edilmektedir. Yine az miktarda para ile
oynanan şans oyunlarının da Alman CK 284. maddeyi ihlal etmeye-
ceği savunulmaktadır. Aynı şekilde aile içindeki alçaltıcı ifadeler de
hakaret suçunu oluşturmamaktadır. Roxin, bu ve benzeri örneklerde
ilgili suç tipinin gerçekleşmeyeceğine ilişkin sonucun onaylanması ge-
rektiğini savunmaktadır. Buna karşılık, yazar, bu davranış şekillerinin
sosyal bakımdan uygun olması dolayısıyla tipikliği gerçekleştirme-
diği şeklindeki görüşün çok genel olduğunu açıklamakta ve değişik
normlar ile korunan hukuksal yararların verilen örneklerde ihlal edil-
mediğini ve bu nedenle (toplumsal bakımdan uygun olduklarından
değil) eylemin normun içerdiği yasağı ihlal etmediğinin kabul edildi-
ğini belirtmektedir.
117
Buna göre postacıya verilen küçük hediye, ka-
munun memura olan güvenini sarsmamakta; küçük miktarlarla oyna-
nan kumar 284. maddenin koruduğu hukuksal yarar olan halkın oyun
oynama isteğini kullanma yönünde bir ihlale neden olmamakta; aile
içindeki tahkir içeren ifadeler 185. maddenin koruduğu ilgilinin sosyal
bakımından tahkirine neden olmamaktadır.
118
Roxin’in bu görüşü değerlendirildiğinde, çıkış noktasının aynı ol-
duğu, yalnız yazarın, toplumsal uygunluk değil “hukuksal yararın ihlal
edilmemesi” prensibini ortaya attığını görmekteyiz. Bu suretle yazar
115
Ayrıntılı bilgi için Bkz., Ünver, Yener, Ceza Hukukunda İzin Verilen Risk, İstanbul
1998.
116
Roxin, §10, kn. 38. Bu örneğe benzer ilk örneği Welzel vermiştir. Örnek şöyledir:
Amcasının ölmesini temin için bir ulaşım aracı kullanmasını isteyen yeğen, bu sıra-
da kaza geçerek öleceğini düşünür, Das deutsche Strafrecht, 56; ZStW 58, 517.
117
Aynı görüşte, Jescheck, Hans Heinrich/Weigend, Thomas, Strafrecht, Allgemeiner
Teil, 5. B., Berlin 1996, §25 IV 2.
118
Roxin, §10, 40.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
85TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
sonuçta tipikliğin gerçekleşmediğini kabul etmekte ve fakat gerekçe
olarak hukuksal yararın ihlal edilmemiş olmasını ileri sürmektedir.
Roxin bu görüşün toplumsal uygunluk kriterine nazaran üstün-
lüğü olarak da, isabetli bir biçimde, bu görüşü esas almak suretiyle
toplumsal uygunluk görüşünde söz konusu olabilecek duygulara
göre hareket etme veya genel olarak yaygınlaşmış ihlallerin tipikli-
ği oluşturmadığı şeklinde bir sonuca ulaşmanın engellenebileceğini
açıklamaktadır. Yazar, Türk uygulamasından farklı olarak önemsiz
değerdeki malın çalınmasının tipikliği gerçekleştireceğinde şüphe ol-
madığına, zira mülkiyet ve zilyetliğin değersiz şeylerin çalınmasıyla
da ihlal edileceğini, buna karşılık başka hukuksal yararlarda belirli bir
yoğunluğun arandığını ifade etmektedir.
119
Bu kapsamda öğretide verilen bir diğer örnek, tiyatro gösterisi sıra-
sında oyuncuların üniforma giymesi olayıdır (TCK 264). Burada ceza-
ya layık bir hukuksal yarar ihlali söz konusu değildir, zira oyuncunun
üniforma giymeye hakkı olduğu izlenimi uyandırılmamaktadır.
120
Roxin’in sosyal uygunluk kriterine yönelttiği “belirsizlik” eleştirisi
haklı olmakla beraber, aynı eleştirinin kendisinin geliştirdiği “hukuksal
yararın ihlal edilmemesi” kıstasına da yöneltilebileceği açıktır. Dolayı-
sıyla burada da hukuksal yararın zarar görmediğinin neye dayanarak
kabul edileceği sorusu ile karşı karşıya kalınmaktadır. Esasen huku-
kun birçok alanında ortaya konulan ölçütlerin belirsizliği genel bir so-
run olarak ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla, başından beri ele aldığımız
bütün çözüm önerileri açısından geçerli bu eleştiriyi çok ciddiye alma-
mak ve bu konuda uygulamaya bir kapı açmak ve hâkimlerin uygula-
mayı şekillendirmesine olanak tanınması gerektiği görüşündeyim.
Türk Öğretisi ve Uygulaması
Öğretide İçel/Ünver, “tipe uygunluk, hukuka aykırılık ve kusurluluk
suçun niteliği sayılırsa, ‘özel ağırlıkta olmak’ suçun niceliğidir. Ancak nice-
liksiz nitelik olmaz. Yani suçun sözü geçen özellikleri aynı gerçeğin iki ayrı
görünüşüdür. Bu iki cephe suçta yeterlilik sınırlarını ifade ederler. Başka bir
deyişle, suçun oluşturulabilmesi için bu yeterlilik sınırına ulaşılabilmesi ge-
rekmektedir. Bu sınırın altında faile ceza verilmez” demektedir.
121
119
Roxin, §10, kn. 41.
120
Ebert/Kühl, 227.
121
İçel, Kayıhan/Ünver, Yener, Karşılaştırmalı Ceza Hukuku Yasaları, 4. B., İstanbul
2005, s. XVIII.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Konuyu ayrıntılı olarak ele alan Ünver ise, ceza hukukundaki
önemsiz fiilleri fiilin toplumsal uygunluğu teorisine başvurarak açık-
lamaya gerek bulunmadığını, bu teori ile ulaşılacak sonuca “amaca göre
yapılan ve korunan hukuki yararı ön planda tutan bir yorumla” da ulaşıla-
bileceğini savunmaktadır. Yazara göre, çağa uygun yorum veya geli-
şimci yorum yöntemleriyle bu konuda bir çözüme ulaşılabilir. Doğru
bir yorumla neyin suç tipinin kapsamında olduğunun belirlenmesi
suretiyle önemsiz hareketlerin cezalandırılmasının önüne geçilebilir.
Fiilin toplumsal uygunluğu teorisinin yerine suç tipinin ratio legis’ine
uygun bir yorum ile de aynı sonuca varmak olanaklıdır. Bu bakımdan
dar yorum ilkesinden yararlanılmalıdır.
122
Uygulamamıza gelince, yukarıda aktardığım kararlar dışında Yar-
gıtay, memurun, taşınmazın nakil işlemlerini tamamlayıp tapularını
kendilerine verdikten sonra daireden çıkıp evine giderken iş sahibi-
nin hediye olarak verdiği yüzüğü ve başka bir tarihte bir taşınmazın
satış işlemini bitirip tapusunu verdikten sonra alıcı A’nın “gönlümden
koptu” diyerek masanın üzerine bıraktığı 2000 lirayı almasının suç
oluşturmadığına karar vermiştir. Yüksek mahkemeye göre, memurun,
görevini kanun ve nizamın gösterdiği usul ve esaslar dairesinde yapıp
bitirdikten sonra iş sahiplerinin duydukları memnuniyetin ifadesi ola-
rak verdikleri hediye ve parayı alması eylemi suç oluşturmayıp, ancak
disiplin hükümlerinin ihlali niteliğindedir.
123
Burada eylem aslında
765s. TCK’da yer alan yapmak zorunda olduğu işi yapmak için rüşvet
alma suçunun tipikliğine uymaktadır. Bununla beraber, gerek alınan
menfaatin zamansal olarak işin bitirilmesinden sonra alınması (rüşvet
anlaşmasının bulunmaması), gerek bunların hediye
124
olarak kabulü
ve gerekse miktarın azlığı dolayısıyla eylem suç olarak kabul edilme-
miş bulunmaktadır.
Yargıtay ayrıca, kumar suçunun bütün unsurları gerçekleşmiş olsa
dahi, ortadaki paranın önemsizliği ve oyuna iştirak edenlerin bu oyu-
nu eğlence amacı ile oynamaları halinde, fiilin suç oluşturmayacağına
karar vermiştir.
125
Burada asıl olarak söz konusu olan, kumara konu
paranın miktarının azlığından kaynaklanan önemsizliktir.
122
Ünver, İzin Verilen Risk, 122-125.
123
5.CD.30.4.1987, 4612/2622.
124
1840 Osmanlı Ceza Kanunnamesi’nin 5. faslının 6. maddesinde; 1851 Kanunna
mesi’nin 3. faslının 9. maddesinde memurların mutat olarak aldıkları hediyelerin
ancak padişahın iradesine uygun olması durumunda cezalandırılmayacağı hükme
bağlanmıştı, Bkz., Gökcen, Ahmet, Tanzimat Dönemi Osmanlı Ceza Kanunları ve Bu
Kanunlardaki Ceza Müeyyideleri, İstanbul 1989.
125
2. CD. 30.12.1981, 8132/ 8403, Önder, C.1, 117.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
87TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Bir başka kararda ise malın ekonomik değeri esas alınmış ise de,
sonuçta kastın yokluğuna dayanılarak beraat kararı verilmiştir: “Afşin
Elbistan Linyitleri İşletme Müdürlüğü’nce yüzeyden alınıp işe yaramayan ve
ekonomik değeri olmayan dış döküm sahasına bırakılan atık kömürlerden işe
yarayanları toplayıp götüren sanığın...”.
126
Öğretide de Yargıtay’ın “nicelik açısından suç boyutlarına ulaşma-
yan” eylemlerin cezalandırılmayacağına ilişkin kararları ile “tipik bir
eylemin varlığının yeterli olmadığını ve hukuksal değerle ilişkilendirilmiş bir
tipik eylemin varlığını aramak gerektiğine işaret ettiği” belirtilmektedir.
127
Ceza Yargılamasında “Önemsizlik”
Eski sosyalist bloğa dâhil ülkelerin ceza hukukunda kullanılan
maddi suç kavramı ve bu kavramın bir sonucu olarak önemsiz ha-
reketlerin suç teşkil etmeyeceği uygulamasına yöneltilen eleştirile-
rin başında, bu kavramı kullanmak yerine ceza yargılamasında “ceza
kovuşturmasının takdiriliği” ilkesi benimsenmek suretiyle aynı sonu-
ca ulaşılmasının mümkün olacağı eleştirisi gelmektedir. Ancak eski
sosyalist blok ülkelerindeki düzenlemede, suçun takibi değil, bizzat
cezalandırılabilirlik ortadan kalmakta ve bu husustaki yetki savcılığa
değil, mahkemeye tanınmaktaydı.
128
Eski Doğu Alman, SSCB ve Küba kanunları dışında, ayrıca Bulgar
Ceza Kanunu’nun 75 ve 76. maddelerinin
129
suçtan dolayı toplum için
önemli tehlikeli sonuçların meydana gelmemesi ve failin toplum için
büyük bir tehlike oluşturmaması durumunda şartlı olarak ceza sorum-
luluğundan kurtulmasına olanak tanıdığı ifade edilmektedir.
130
126
11.CD., 10.06.2002, 4993/5517, Meran, Necati, Gerekçeli Karşılaştırmalı 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu, Ankara 2004, 679.
127
Ünver, Hukuksal Değer, 590.
128
Grünwald, Gerald, “Die Strafrechtsreform in der Bundesrepublik Deutschland und
in der Deutschen Demokratischen Republik”, ZStW 82 (1970), 266. 5271 sayılı CMK
da değişiklik yapılmasına ilişkin olarak hazırlanan teklifin 171. maddedeye kamu
davasının ertelenmesine ilişkin fıkralar eklenmesine yönelik olarak hazırlanan 28.
maddesinin gerekçesinde, İsviçre kantonlarının sosyal yarar zorunlu kılmadıkça,
soruşturma yapmanın mecburi olmadığını kabul etmekte oldukları belirtilmekte-
dir. Bu teklifin diğer bir çok maddesi 5353 sayılı kanun ile yasalaştıysa da, bu hü-
küm yasalaşmamıştır. (03.05.3005 tarihli 5271 sayılı CMK değişiklik yapılmasına
dair kanun teklifi).
129
Bulgar Ceza Kanunu’nun güncel haline ulaşamadığımdan, bu hükümlerin muhte-
melen yürürlükten kalkmış olabileceği hususuna dikkat çekmek isterim.
130
Zlataric, Bogdan, “Kriminalpolitische Tendenzen der neuen Strafgesetzbücher eini-
ger sozialistischer Länder”, ZStW 82 (1970), 218.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Önemsizlik kriterinin esas alındığı bir başka alan ise yaptırım ala-
nıdır. Basit suçlar ikiye ayrılabilir: İlkin, çok hafif nitelikte olanlar ki,
bunlar hiçbir şekilde ceza hukuku yaptırımı gerektirmeyen eylemler-
dir. Buna karşılık daha önemli eylemler bakımından hafif bir yaptırım
düşünülebilir.
131
Çok hafif derecedeki ihlallerde bir suçun oluştuğu, nitelik ve mad-
di açıdan reddedilmektedir. Bu tip durumlarda, fiilin şekli olarak tipe
uygun, hukuka aykırı ve kusurlu olduğu hallerde bile hiçbir şekilde
kusur tespiti ve ceza tayini yoluna gidilmeyeceği kabul edilmektedir.
Bu hallerde kovuşturma takipsizlik kararı ile sona erdirilmelidir.
132
Bu-
rada “müstakil ihlalin o kadar minimum ölçüde olması söz konusudur ki,
bir ihlal niteliğinden bahsetmek mümkün olmamaktadır”, örneğin çok az
değerdeki malvarlığına yönelik ihlallerde olduğu gibi... Bu tip haller-
de ceza hukukuna ihtiyaç bulunmamakta, özel hukuk veya kabahatler
hukukundan kaynaklanan yaptırımlar yeterli görülmektedir Ancak
buradaki ölçünün ne olacağı ve nasıl somutlaştırılacağı bir problem
teşkil etmektedir.
133
Alman Hukuku’nda bu amaca yönelik olarak, ceza
kovuşturmasının mecburiliği ilkesinin yumuşatılmasının da bir örne-
ği olarak bu yöndeki kurumlara yer verilmiştir (Bkz., Alman CMUK
153 vd). Bunlardan Alman Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu m. 153
açık bir şekilde “önemsizlik dolayısıyla kovuşturmama kararı verilmesi”ni
düzenlemektedir.
Önemsiz Hareketler ve Yeni Ceza Kanunumuz
Yeni Türk Ceza Kanunu’nda önemsiz hareketler kavramına yer
verildiğini gösteren bazı hükümlere rastlamak mümkündür.
134
TCK
131
Köhler, Michael, Strafrecht,Allgemeiner Teil, Berlin,. Heidelberg, New York 1997,
609.
132
Bu konuda Bkz., Hakeri, Hakan, “Avusturya Ceza Hukuku’nun 25 Yılı”, Gülören
Tekinalp’e Armağan, İstanbul 2003, S. 511 vd.
133
Köhler, 611.
134
Ayrıca Bkz., Tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştir-
mesi (TCK 174):
(1) Yetkili makamlardan gerekli izni almaksızın, patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, ya-
ralayıcı, boğucu, zehirleyici, sürekli hastalığa yol açıcı nükleer, radyoaktif, kimya-
sal, biyolojik maddeyi imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde bir yerden diğer bir
yere nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişi, üç yıldan sekiz
yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Yetkili ma-
kamların izni olmaksızın, bu fıkra kapsamına giren maddelerin imalinde, işlenme-
sinde veya kullanılmasında gerekli olan malzeme ve teçhizatı ihraç eden kişi de
aynı ceza ile cezalandırılır.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
89TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
145’e göre, “hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı
nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve
özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir”.
Yapılan eyleme nazaran ceza vermenin büyük bir orantısızlık teşkil
edeceği düşüncesiyle konulmuş olan bu hüküm ile hâkime bu konu-
da takdir yetkisi tanınmış bulunmaktadır. Madde, kanunun “suç işle-
yen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine
hükmolunur” diyen 3. madde hükmünün de bir yansımasını oluştur-
maktadır (ayrıca bkz., TCK 150/2). Ancak hemen belirtmek gerekir ki,
hüküm sonuç itibarıyla bir cezasızlık veya cezada indirim öngörse de,
maddede düzenlenen husus, sosyal uygunluk teorisi anlamında veya
bir hukuksal yararın ihlal edilmemesi anlamında önemsiz hareket de-
ğildir. Özellikle dikkat çekmek gerekir ki, hâkimin faile bu maddeye
dayanarak ceza vermemesi, eylemin her zaman sosyal bakımdan uy-
gunluğu anlamına gelmeyecektir. Dolayısıyla bu maddenin kural ola-
rak sosyal uygunluk teorisinin konusunu oluşturduğu söylenemez.
Bu vesileyle, kanunumuzun cezasızlık noktasında yeni olan bu
hükmünü, biraz ayrıntılı ele almakta yarar görüyorum:
Öncelikle Alman hukukuna bakalım: Alman Ceza Kanunu’nun
248a maddesinde hırsızlık ve emniyeti suiistimal suçlarında suça konu
malın çok az değerde olması halinde suçun şikâyete tabi olacağı, ancak
savcılığın özel bir kamusal yarar görmesi durumunda re’sen de kovuş-
turma yapabileceği hükmü sevk edilmiştir. Bu suretle kanunumuzdan
farklı olarak Alman Kanunu malın değerinin azlığını kovuşturma ba-
kımından göz önünde bulundurulacak bir husus olarak düzenlemiş
bulunmaktadır. Esasen Alman hukukunda önemsiz hareketlerin esas
itibarıyla Ceza Muhakemesi Kanunu çerçevesinde değerlendirmeye
tutulduğu görülmektedir. Alman Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153
ve 153a maddeleri de malvarlığı aleyhine işlenen suçlarda meydana
gelen zararın azlığı, önemsizlik durumlarında savcının dava açma ko-
nusundaki takdir yetkisini genişletmektedir.
Malın değerinin azlığı suçun işlendiği tarihteki değere göre belir-
lenecek ve bu bakımdan suçtan zarar görenin konumu da göz önünde
bulundurulacaktır. Mal, belli bir ticari değeri dolayısıyla değil de, ör-
neğin delili yok etme gibi başka amaçlarla çalınmış olursa, malın de-
(2) Bu fiillerin suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde
işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(3) Önemsiz tür ve miktarda patlayıcı maddeyi satın alan, kabul eden veya bu-
lunduran kişi hakkında, kullanılış amacı gözetilerek, bir yıla kadar hapis cezasına
hükmolunur.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ğeri, gördüğü fonksiyon göz önünde bulundurularak belirlenmelidir.
Keza bir hırsızlık eylemi çerçevesinde birden fazla malın çalınması
durumunda, malın değeri, çalınan bütün malların toplam değeri göz
önünde bulundurularak değerlendirmeye alınmak gerekir.
135
Eylemin teşebbüs aşamasında kalması durumunda da madde uy-
gulanabilir. Bu durumda failin fiilini gerçekleştirmeyi hedeflediği ma-
lın, yani suçun normalde gerçekleşecek olan konusunun değeri esas
alınmalıdır.
136
Failin gerçekleştirdiği hırsızlık, nitelikli hırsızlık olduğu takdirde,
yine de bu maddenin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılabilir. Alman
Ceza Kanunu (m. 243/2) bu konuda açık bir hüküm sevk ederek, bu
tip hallerde nitelikli halin uygulanmayacağını açıklamıştır. Bu konuda
açık bir hüküm bulunmayan kanunumuz bakımından, maddenin dü-
zenlendiği yeri de göz önünde bulundurarak (nitelikli hırsızlığa ilişkin
142 ve 143. maddeden ve daha az cezayı gerektiren hallerin düzen-
lendiği 144. maddeden sonra) bu hükmün hırsızlığın basit ve nitelik-
li bütün halleri için geçerli olduğu sonucuna varmak gerekmektedir.
Dolayısıyla örneğin özel bir beceriyle değersiz bir mendilin bir kim-
senin cebinden çalınması durumunda 145. madde uygulanarak, 142.
maddede öngörülmüş bulunan cezadan indirim yapılabileceği gibi, ta-
mamen ceza verilmemesi de söz konusu olabilecektir. Burada şöyle bir
husus da düşünülebilir: Nitelikli hırsızlık durumunda cezanın miktarı
yüksek olduğundan, olsa olsa malın değersizliği dolayısıyla failin ce-
zasında ancak indirim yapılabileceği, buna karşılık cezasızlığın düşü-
nülemeyeceği ileri sürülebilir. Kanımca bu sonuç mantıki gözükse de,
bunu önceden kesin bir şekilde soyut olarak belirlemek yerine, somut
olayda hâkimin takdirini kullanmasına imkân tanımak gerekir.
Failin bu konudaki yanılgısını nasıl değerlendirmek gerekir? Bura-
da ikili bir ayırım yaparak genel kurallardan bir nebze ayrılmayı öneri-
yorum. Buna göre, öncelikle malın değersizliği dolayısıyla failin ceza-
sında indirim yapılacaksa, bu takdirde genel kurallar gereğince malın
objektif değersizliği yeterli görülmeli ve fail malı değerli zannetmiş
olsa da, bu indirimden yararlanmalıdır. Buna karşılık, maddenin ratio
legis’ini göz önünde bulundurarak, faile ceza verilmemesi için mutla-
ka failin malın değersiz olduğunu bilmesi gerektiğini savunuyorum.
Uygulamada karşılaştığımız örneğin bir elma çalma gibi olaylarda, fa-
135
Lackner, Karl/Kühl, Kristian, Strafgesetzbuch, 24. B., München 2001, §248a, kn. 3.
136
Lackner/Kühl, §248a, kn. 5.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
91TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ilin cezasız kalabilmesi için malın değersiz olduğunu bilmesi gerekir.
Buna karşılık çok değerli bir mal çaldığını düşünerek, aslında değersiz
bir mal çalan kişinin maddenin öngördüğü cezasızlıktan yararlanma-
sı mümkün olmamak gerekir ve olay hâkimi de takdirini bu yönde
kullanabilir. Yargıtay ise konuya ilişkin değişik bir kriter benimsemiş
gözükmektedir: Yüksek mahkemeye göre, 5237 sayılı TCY’nin 145.
maddesindeki “malın değerinin azlığı” kavramının, 765 sayılı TCY’nin
522. maddesindeki “hafif” ve “pek hafif” ölçütleriyle her iki maddenin
de cezadan indirim sağlaması dışında benzerliği bulunmamakta olup;
“değerin azlığı kavramı; daha çoğunu alabilme olanağı varken, yalnızca ge-
reksinme kadar ve değer olarak da az olan şeyi alma durumunu ifade etmekte
olup olayın özelliği ve sanığın kişiliği de değerlendirilerek, yasal ve yeterli ge-
rekçeleri de açıklanarak uygulanabilir”.
137
Yukarıda belirttiğimiz görüşün
bu içtihat karşısında uygulama alanı bulamayacağı açıktır. Yargıtay
kanunda yeri olmadığı halde, maddeyi sınırlama yoluna gitmiştir.
Hürriyeti tehdit suçunun düzenlendiği TCK 109/4’de “bu suçun mağ-
durun ekonomik bakımdan önemli bir kaybına neden olması halinde, ayrıca
bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur” denilmektedir. Bu hükümde
ekonomik kaybın miktarı ayrıca belirtilmiştir. Basit bir ekonomik ka-
yıp yeterli görülmeyecek, ekonomik kaybın önemli miktarda olması
gerekecektir. Bu çalışmanın başından beri belirttiğim husus, kanun
koyucunun bu belirlemeyi yapmadığı yerlerde olay hâkiminin bu be-
lirlemeyi yaparak eylem tipik olsa da ilgili suç tipini uygulamayabile-
ceğidir. Burada ise kanun açıkça bu belirlemeyi yapmış ve ekonomik
kaybın önemsiz olması durumunda, nitelikli halin uygulanmayacağı-
nı bizzat kendisi belirlemiştir.
TCK 164’de “gerçeğe aykırı ‘önemli’ bilgiler”in verilmesi cezalandı-
rılmaktadır. Keza TCK 238’de de “‘önemli’ ölçüde azalma” kavramına
yer verilmiştir.
TCK 2003 Tasarısı’nın 32/2. maddesinde de şöyle bir hüküm sevk
edilmişti: “Taksirli suçlarda failin kusur derecesinin çok hafif olduğu ve fiilin
çok önemsiz neticeler meydana getirdiği hallerde kovuşturma yapılamaz ve
ceza verilmez”. Ancak bu hüküm kanunumuza alınmamıştır. Bu hük-
mün alınmaması ve yeni kanunda kusura göre cezanın belirlenmesi
söz konusu olduğundan, failin kusur derecesinin çok hafif olduğu ve
fiilinin çok önemsiz neticeler getirdiği hallerde de faile ceza verilmesi
söz konusu olacaktır. O nedenle uygulamada hakimlerin, failin kusu-
137
6. CD., 26.09.2005, 10859/8191.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
runun çok az olduğu hallerde, kusurunun bulunmadığına karar vere-
cekleri ve böylece az bir kusur dolayısıyla failin cezanın asgari had-
di ile dahi olsa cezalandırılmasını engelleme yönünde bir uygulama
geliştireceklerini tahmin ediyorum. Ancak şimdiye kadar yaptığım
açıklamalar gereğince, yukarıda belirtilen prensipler çerçevesinde,
kanunumuzda açık bir hüküm olmasa bile, bu tip hallerde failin ha-
reketinin önemsizliği dolayısıyla ceza verilmeyebileceğini söylemek
mümkündür.
Sonuç
Bu çalışmadaki fikirler kısaca özetlenerek, varılan sonuç aktarıl-
mak gerekir:
Ceza hukukunda “önemsiz hareketler kategorisi” vardır. Ceza huku-
kunda, tipik, hukuka aykırı ve kusurlu her eylemin cezalandırılması,
ceza hukukunun “ultima ratio” (son araç) özelliğine aykırıdır. Bu itibar-
la, önemsiz hareketlerde ceza hukuku dışındaki hukuk dallarının yap-
tırımlarının uygulanmasını tercih etmek, bu ilkenin bir sonucudur.
O takdirde, ortaya çıkan soru, önemsiz hareketlerin ceza hukukun-
daki yerinin ne olacağıdır. Kanımca, önemsiz hareketlerin cezalandı-
rılmayacağını kabul etmek gerekir. Bunun dayanağı, ceza hukukunun
hukuksal yararların korunmasında ultima ratio olmasıdır. Bu nedenle
önemsiz ihlaller, en ağır enstrümanı gerektirmezler, zira fail hukuk
düzeni bakımından önemli şekilde sosyal tehlikeli olmamıştır. Önem-
sizlik prensibi, ayrıca orantılılık prensibinden de kaynaklanmaktadır
ve bu prensibi sadece kanun koyucu değil, uygulama da göz önünde
bulundurmak durumundadır.
138
Önemsizlik prensibi olarak adlandırı-
lan bu kural, kanun koyucunun fonksiyonunu tamamlayan bir nitelik
arz etmektedir.
Önemsiz hareketler kurumu ve önemsiz hareketlerin tespiti bir
yorum faaliyetinden başka bir şey değildir. Gerçekten de, ceza kanun-
larının yorumu söz konusu olduğunda öğretide birçok metodun geliş-
tirildiği bilinmektedir. Bu metotlardan biri de önemsizlik prensibidir.
Bu prensibe göre ‘korunan hukuki yarara yönelik tamamen önemsiz ihlaller’
“bir ceza normunun tipikliğini maddi olarak oluşturamazlar”.
139
Bazı ülke-
138
Eser, Albin, “Sozialadäquanz”: Eine überflüssige oder unverzichtbare Rechtsfi-
gur?”, Festschrift für Claus Roxin, Berlin, New York 2001, 202. Ostendorf, 341.
139
OLG Hamm, NJW 1980, 2537; Jescheck/Weigend, 139.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
93TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
lerde olduğu gibi, bu konuya ilişkin açık bir hüküm olsa bile, hâkimin
somut olayda yorum yapması kaçınılmaz bir faaliyet olacaktır. Bu iti-
barla, önemsiz hareketler, ceza kanununun genel kısmına konulacak
bir hükümle düzenlenebilir.
140
Ancak ben bu hükmün gereksiz olduğu
ve hâkimin, somut olayın somut gelişimine göre, kanunu yorumlamak
suretiyle önemsiz hareketleri ceza hukuku kapsamı dışında tutması-
nın daha uygun olacağını savunmaktayım. Böylece, çok kapsamlı bir
genel hükmün ihdasının güçlüklerinin yanı sıra, somut olayın somut
koşullarını göz önünde bulundurmaksızın kanun koyucunun genel
bir değerlendirme yapmasının sakıncaları önlenmiş olacaktır.
Bu noktada önemli bir itiraz kanunilik ilkesi yönünde olabilir ki,
kanımca burada kanunilik ilkesinden bir sapma söz konusu olmayıp,
hâkimin her zaman yaptığı bir yorum faaliyeti söz konusudur. Esas-
lı bir itiraz hâkimin bu suretle kendini kanun koyucu yerine koydu-
ğu yönünde olabilir ki,
141
kanımca bu itiraz da geçerli değildir, zira
hâkimin yaptığı bir yorumdan ibarettir ve yorum kanun koyucunun
yaptığı bir faaliyet değildir. Kaldı ki, burada kanun koyucunun süz-
gecinden geçen, kanun koyucunun kazuistik düzenleme yapmaması/
yapamaması dolayısıyla ayrıntılı olarak düzenleyemediği, ultima ratio
prensibi dolayısıyla, esasen kanun koyucunun da aynı sonucu istediği
somut olaylarda, hâkimin yorum suretiyle, ceza hukukunun aşırı kul-
lanımını önlemesi söz konusu olmaktadır.
Burada başka bir problemle daha karşılaşmaktayız. Ceza huku-
kundaki önemsiz hareketleri, basit, hafif suçlarla birbirinden nasıl ayırt
edeceğiz? Gerçekten de, basit yaralama, hafif sonuçlu taksirli suçlar,
çok az zarara yol açan mala karşı işlenen suçlar ile önemsiz suçlar neye
göre ayırt edilecektir? Bu sorunun cevabı esasen “önemsizliğin kriteri-
nin ne olduğu” sorusuna verilecek cevaptır. Başka ifadeyle, tahammül
edilemeyecek, önemli, ağır gibi birer değer yargısı ifade eden husus-
ları neye göre belirleyeceğiz, kıstasımız ne olacaktır? Gerçekten de, bu
noktada belirleyici ve sınırlayıcı kriterlere ihtiyaç vardır ve “toplumsal
açıdan uygun hareket” esası, kamu vicdanında kabul görmeyecek ceza-
ları önlemek hususunda fonksiyon görmekte ve özellikle de bir suç
tipinin yorumunu kolaylaştırmaktadır. Sosyal açıdan uygun davra-
nış bir hukuksal yarar ihlali içerebilir, ancak bu hukuksal bakımdan
önemsiz görülmektedir.
140
Bu yönde, Hirsch, Hans Joachim, “Hauptprobleme einer Reform der Delikte gegen
die körperliche Unversehrtheit”, ZStW 83 (1971), S. 146, 147.
141
Bkz., Ostendorf, 341.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Kanaatimce, her ne kadar eleştirilse de, belirsiz olduğu, duygusal
değerlendirmelere dayandığı
142
ileri sürülse de; önemsiz, değersiz ol-
makla beraber tipikliği gerçekleştiren ve fakat korunan hukuksal ya-
rarın ihlalinin önemsiz derecede olduğu hareketlerin ceza hukukunun
müdahale sahasından çıkarılmasında bu kavramın, bu teorinin fonk-
siyon görmesi mümkündür. Nitekim Türk uygulama ve öğretisinde
yukarıda da işaret ettiğim gibi, “değersiz, az miktarda veya geleneklere uy-
gun, alışkanlık olduğu” gerekçeleriyle, tipik olmasına rağmen cezalan-
dırılmayan hareketlerin bulunduğunun savunulması, aslında sonuçta
bu hareketlerin sosyal bakımdan uygun olmasından kaynaklanmakta-
dır. Yine günümüzde artık cezalandırılmayacağı kabul edilen izin ve-
rilen riziko çerçevesindeki hareketler de, esasen toplumsal uygunluk
teorisinin kabul gördüğünü de göstermektedir.
Ancak ben burada ek olarak ikinci bir görüşün de yardımından
faydalanmayı kaçınılmaz görmekteyim. Bu da “önemsiz hareketlerde
hukuksal yarar ihlalinin söz konusu olmaması”dır.
143
Nitekim bir memu-
run bir adet ataşı özel/şahsi bir evrakı için kullanması durumunda
hukuksal yarar ihlalinin bulunmadığı görüşünü esas almak gerekir.
Aksi takdirde, bu tür hareketlerin sosyal alışkanlık olması dolayısıyla
cezalandırılmaması, örneğin, rüşvet de gümrükte artık sosyal alışkan-
lık olmuştur, itirazlarına neden olabilir.
Türk öğretisinde konuyu ayrıntılı olarak ele alıp tartışan Ünver’in
bu konudaki görüşleriyle sonuç bakımından mutabıkım. Nitekim ya-
zar, her zaman siyasi amaçlara alet edilebilecek ve bireyin özgürlük ve
güvenliğini tehlikeye düşürebilecek nitelikteki maddi hukuka aykırı-
lık kavramı oluşturmak veya her somut olayda ve sürekli değişen bir
hukuka uygunluk sebebi yaratarak kanun koyucunun iradesinin aşıl-
masına karşıdır.
144
Ancak savunduğum görüşe göre, önemsiz hareket-
ler bakımından maddi hukuka aykırılık kavramı esas alınmadığı gibi,
bir hukuka uygunluk sebebi de oluşturulmamaktadır.
145
Ben esasen
çözüme başka bir yoldan gidilmesi gerektiğini savunuyorum. Nitekim
yazar doğru bir yorumla neyin suç tipi kapsamında olduğunun be-
142
Nitekim toplumsal tehlikelilik ölçütünün kanunda açıkça yer aldığı Polonya’da da
“fiilin toplumsal zararlılığının derecesinin belirlenme ölçütlerinin kanunda sayıl-
masına karşılık, değerlendirmenin sübjektif bir karakter taşıdığı” belirtilmektedir,
Bkz., Ünver, KHukA 2-3 (2000), 172.
143
Hukuksal değerlerin yorum aracı olma fonksiyonu konusunda Bkz., Ünver, Hukuk-
sal Değer, 846 vd.; 909-925.
144
Ünver, İzin Verilen Risk, 122.
145
Bkz., yuk. “Sosyal Uygunluk Bir Hukuka Uygunluk Sebebi midir?”.
hakemli makaleler Hakan HAKERİ
95TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
lirlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Bu yönüyle yazarın görüşlerine
tamamen katılıyorum. İşte tam da bu yorumun yapılabilmesi ve doğru
bir sonuca ulaşılabilmesi bakımından da sosyal uygunluk teorisi ile
hukuksal yararın ihlal edilmesi esaslarının temel alınabileceği kanaa-
tindeyim.
Gerçekten de, yazarın verdiği gelin arabasının önünün kesilmesi
veya Nevruz bayramında komşu evinin dinlenmesi örneklerinde fail-
lerin eylemleri cezalandırılmamaktadır, zira hareketler sosyal bakım-
dan uygundur. Nitekim yazarın tespitine katılmamak elde değildir:
“Bu tür önemsiz fiiller, belirtilen suç tipleriyle yasaklanmak istenen fiiller
değildirler”,
146
zira kanun koyucunun amacına uygun düşmemekte ve
hukuksal bir yararın ihlali de söz konusu olmamaktadır.
Önemsiz hareketin belirlenmesi noktasında fonksiyon görebilecek
diğer düşünceler şunlar olabilir: Öncelikle önemsiz hareketlerin ceza-
sızlığı meselesini fazla abartmamak ve ancak uç örneklerde bu prensibi
kabul etmek gerekir.
147
Ayrıca, hareketin önemsizliğini sadece meyda-
na getirdiği zararın hafifliğine göre belirlememek gerekir. Tümsel bir
değerlendirme yapmak, eylemin tekrarlanması, suçun işlenmesinin
yoğunluğu da göz önünde bulundurulmak gerekir.
148
Bu noktada, bir çözüm önerisi olarak, belirli suçlarla ilgili olarak
kanun koyucunun açık bir miktar belirlemesi ve bu miktarın altındaki
fiillerin önemsiz olduğunun açıklanması düşüncesi, kanunilik pren-
sibi bakımından güvence sağlamakla beraber, somut olayda, kişilerin
maddi durumlarının bu suretle göz önünde tutulması imkânı ortadan
kalktığından
149
ve her suç için belirli bir miktarın belirlenmesi de ola-
naklı bulunmadığından, kanımca makul gözükmemektedir.
Keza, önemsiz hareketlere hukuksal sonuçlar tanınmasının, şekli
ceza hukukunda atılacak adımlarla da mümkün olabileceği de düşü-
nülebilirse de, mecburilik prensibinin yumuşatılması manasında ve
bir ceza muhakemesi işlemi olarak önemsiz hareketlerde takipsizlik
kararı verilmesine nazaran, önemsiz hareketlerde tipiklik yönünde
yapılacak bir değerlendirme ile hâkim tarafından beraat kararı veril-
mesinde, somut olaydaki, somut koşullara göre hâkim denetiminden
geçilerek karar verilmesi avantajı söz konusu olmaktadır.
146
Ünver, İzin Verilen Risk, 123.
147
Haas, 18.
148
Strafrecht der Deutschen Demokratischen Republik, 50.
149
Eser, 202.
Hakan HAKERİ hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Son söz: Almanya’da Alman CMK’nın tipik hareketin önemsizli-
ğine somut sonuçlar bağladığı hükümlerine rağmen, maddi ceza hu-
kukunda da önemsizlik kriterine ihtiyaç olduğu savunulmaktadır.
150
Ceza Muhakemesi Kanunu’nda böyle bir hükmün bulunmadığı Tür-
kiye için bu gereksinim daha şiddetli olsa gerektir.
150
Ostendorf, 345.