makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
339TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Kamu gücü kullanarak, bireylerin iradelerine ihtiyaç duymaksı-
zın, onların hukuksal statülerinde değişiklik yapma yetkisine sahip
İdarenin, geniş anlamda devletin; yaptığı tüm işlem ve eylemlerin yar-
gısal yolla denetlenmesi modern tüm demokrasilerde kabul edilen bir
kuraldır.
Hukuk devleti ilkesinin gerçekleşmesinin en büyük şartı ve mü-
eyyidesi olan idarenin yargısal yolla denetlenmesi
N
19. yüzyılda,
Almanya’da hukuk devleti uğrunda yapılan mücadelenin başlıca he-
deflerinden olmuştur. Hukuk devleti kavramı, varlığını idare hukuku-
nun doğuşuna ve gelişimine borçludur.
2
Kendisini hukuka bağlı sayan
idarenin, işlem ve eylemlerinin yargısal yolla denetlenmesi, hukuk
devletinin olmazsa olmazıdır. Anayasa Mahkemesi de bir kararında;
“Hukuk devletinde, yönetimin tüm eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğu
zorunludur. Bu nedenle hukuk devletinin vazgeçilmez koşullarından birisi de
idarenin yargısal yolla denetimidir.” demektedir.
3
İdarenin, yargısal denetim mekanizması dışında var olan denetim
araçlarıyla denetlenmesi, birey-devlet ilişkilerinde “uzlaşma” değil,
“didişme” esasının kabul edildiği ülkelerde işlerliği olmayan denetim
yollarıdır. Bu nedenle, idarenin asıl denetimi, bağımsız ve tarafsız
mahkemelerce yapılacak olan, yargısal denetimdir. Bu denetimi ha-
rekete geçirmek demokratik kültürün ve bilincin yerleşmesinde de
*
Stajyer Avukat, Ankara Barosu
N
Onar, Sıddık Sami, İdare Hukuku’nun Umumî Esasları, 3. Baskı, C. II, İsmail Akgün
Matbaası, İstanbul 1966, s. 230.
2
Azrak, Ülkü, Hukuk Devleti, İdare Hukuku ve Danıştay, II. Ulusal İdare Hukuku
Kongresi, İdari Yargının Dünyada Bugünkü Yeri, Ankara-1993, s. 11
3
AYMK, E.1990/40, K.1991/33, RG, 7.2.1992, S. 21135.
İDARİ YARGIDA
DAVA AÇMA EHLİYETİ
Mehmet Altundiş
*
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
340TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
önemli bir yere sahiptir.
Esasında insan haklarına saygılı bir idareden
beklenen, ilgilisinin başvurusu üzerine, hukuka aykırılığını tespit etti-
ği işlemleri geri almak, değiştirmek veya düzeltmektir. Maalesef, idare
ancak yargısal denetim sonucunda mahkemenin vereceği iptal kararı
sonunda yaptığı işlemin hukuka aykırı olduğuna ikna olur.
Bu ne-
denle, yargısal denetim yoluna başvurmadan, soruna idari yollardan
çözüm aramak, hak ihlaline uğrayan bireye, zaman kaybettirmesinin
yanında, açacağı davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonucu-
nu dahi doğurabilir.
Bu çalışmada öncelikle TC 1982 Anayasası ve onun getirmiş oldu-
ğu idari yargı sisteminin temel özelliklerine yer verilecek, daha sonra
idarenin yargısal yolla denetimini harekete geçirebilecek davacıların,
çeşitli menfaat gruplarının, idari dava türlerinden olan iptal davasını
açarken ne tür bir ehliyete sahip olmaları gerektiği ele alınacak ve ko-
nuya ilişkin mahkeme kararlarına yer verilecektir.
1. İdari Yargı Denetiminde Uygulanan Sistemler
Bugün anayasal demokrasilerde idarenin yargısal denetimi kabul
görmüş durumdadır. Ancak, her ülkenin benimsemiş olduğu yargısal
denetim sistemi ve modeli birbirinden farklıdır. Bu farklılığın tarihsel
kökeni olabileceği gibi, uzmanlaşma, işbölümü gibi teknik nedenler
de olabilir.
“…katılımcılığı bir görev olarak duyumsayan yurttaşlar, hem görülmekte olan bir
dava dolaysıyla kendilerine uygulanabilecek olan demokrasi dışı yasalara karşı her
fırsatta anayasaya aykırılık itirazında bulunmalı; hem de devletin kendilerine da-
yatmaya kalkıştığı baskıcı karar ve uygulamaları durdurmak ve iptal ettirmek için,
yine her fırsatta idare mahkemelerine başvurmalıdırlar. Yargı işlevine bu tür bir
katılmacıkla sağlanacak demokratik kazancı küçümsemek olanaksızdır…”. Bkz.,
Eroğul Cem, Devlet Yönetimine Katılma Hakkı, Ankara 1991, s. 141.
“…İdare, hasta ruhlu ve insanlıktan uzak bir varlıktır. Dostluk yoluyla varılabilecek
çözümleri reddeder. Didişme konusunda o denli açgözlüdür ki, idare mahkemeleri
işten başlarını alamazlar. Yargı yerleri kendisini haksız çıkardığında da, genellikle
bu kararları uygulamaktan kaçar. İdari uyuşmazlıkların o kadar eski bir tarihi var-
dır ki, bundan bir zevk mi alıyor diye sorulabilir. Müsaadeye dayanan gücü, sanki
en görkemli noktasına, kendisinden isteneni geri çevirdiği zaman ulaşıyor sanılır.
Biraz daha cana yakın olamaz mı diye düşünmez bile çünkü böyle bir olasılık onu
kahreder”. Yazarın eşanlamlı gözüken buna karşılık zıt sözcükleri ustaca kullana-
rak çok güzel bir Fransızca ile yazmış olduğu bu gözlemde biraz zalim davrandığı
düşünülse bile, aslında bu sözlerde büyük bir gerçek payı vardır…”. Bkz., Özay
İlhan, Günışığında Yönetim, İstanbul 1996, s. 307.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
341TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
İdarenin yargısal yolla denetiminde belli başlı iki sistem kabul
edilmektedir. Bunlardan ilki, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri ve
Kanada gibi Anglo-Amerikan ve Anglo-Sakson ülkelerinde uygulanan
“yargı birliği” sistemidir.
Bu sistemde, idarenin yargısal yolla deneti-
minde görevli mahkemeler, “adliye mahkemeleridir”. İdareyi denetleyen
ayrıca örgütlenmiş idare mahkemeleri bulunmamaktadır. Bu sistem-
de, adli ve idari yargı bir bütün teşkil etmektedir. İdarenin yargısal
denetiminde kabul edilen ikinci sistem ise, başta Fransa olmak üzere
pek çok Kıta Avrupası ülkesinde uygulanan “idari yargı sistemi”dir.
Bu sistemde, yargı birliği sisteminden farklı olarak idarenin yargısal
denetimi için kurulmuş ve adliye mahkemelerinden ayrı bir biçimde
teşkilatlanmış idari mahkemeler bulunmaktadır. İdari yargı sistemini
benimsemiş ülkelerde, idarenin yargısal denetimini sağlamakla görev-
li mahkemelerin uyguladığı usul ve kurallar, adliye mahkemelerinin
uyguladığı usul ve kurallardan farklıdır.
İdari yargı sistemini benimsemiş olan ülkelerde, idarenin yargısal
yolla denetlenmesinde görevli olan mercilerin, kuruluşları ve görevle-
ri yönünden çeşitli tasniflere ayrıldığı görülmektedir.
1. A. Kuruluş Yönünden Farklılıklar
a. Danıştay Biçiminde Örgütlenme
Danıştay biçiminde örgütlenmiş ülkelerde, idarenin yargısal dene-
timinde, kurulmuş ve örgütlenmiş en yüksek mahkeme “Danıştay” adı
verilen bir mahkemedir. Danıştay’ın, yüksek mahkeme olarak, yargı-
sal fonksiyonun yanı sıra, tamamen idari nitelikte görevleri de bulun-
maktadır. Başta Fransa olmak üzere, Belçika, Yunanistan ve İspanya’da
idari yargı sistemi Danıştay biçiminde örgütlenmiştir.
b. Mahkeme Biçiminde Örgütlenme
Mahkeme tipi örgütlenmeye giden ülkelerde, idarenin yargısal
denetimiyle görevli kılınan ve “Yüksek İdare Mahkemesi” adı verilen
mahkemeler bulunmaktadır. Bu örgütlenmeye giden ülkelerin başın-
da Almanya gelmektedir
T
.
Gözübüyük, A. Şeref, Yönetsel Yargı, 17. Baskı, Ankara 2003, s. 3.
T
Gözübüyük, s. 10.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
342TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
1. B. Görevleri Yönünden Farklılıklar
a. Geniş Görevli İdari Yargı Mercileri
İdarenin, idare hukukundan kaynaklanan tüm uyuşmazlıklarında
genel görevli kılınan, yargı mercileri “geniş görevlidir”. Geniş görev-
li idari yargı mercileri, idareyi ilgilendiren tüm uyuşmazlıkları kararı
bağlar.
b. Dar Görevli İdari Yargı Mercileri:
İdari yargının görev alanın dar tutulduğu Belçika, İtalya gibi ül-
kelerde idari mahkemelerinin görevi, sadece idari işlem ve eylemlerin
hukuka uygunluğunu denetlemekle sınırlıdır
. Bu sistemde, idarenin
mali sorumluluğunu gerektiren davalar (tam yargı davaları), idari yar-
gı mercilerinde değil, adliye mahkemelerinde görülür ve karara bağ-
lanır.
2. Türk İdari Yargı Sistemi ve Temel Özellikleri
Türk idari yargısını “idari yargı sistemi” olarak ele alıp, incelemeye
başlamak 1961 Anayasası’yla mümkün olabilmiştir. 1961 Anayasası’nın
hazırlanması evresinde İstanbul tasarısı olarak bilinen Anayasa tasarı-
sında, “mahkeme tipi örgütlenme” önerilmiş, fakat bu öneri kabul gör-
memiştir.
1961 Anayasası, idari yargı sistemini, kuruluş yönünden “Danıştay
tipi örgütlenme” biçiminde düzenlenmişken, görev yönünden benimse-
diği model, “Geniş görevli idari yargı sistemi”dir.
1982 Anayasası dönemine gelindiğinde, Milli Güvenlik Konseyi
tarafından bugünkü idari yargı sisteminin üç temel yasal düzenlen-
mesi yapılmıştır. Bunlar 2575 sayılı Danıştay Kanunu (Da. K),
9
2576
sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare ve Vergi Mahkemeleri Kuruluş
ve Görevleri Hakkında Kanun (BİİVMHK)
10
ve 2577 sayılı İdari Yargı-
lama Usulü Hakkında Kanun’dur (İYUK).
11
A.Şeref Gözübüyük/Turgut Tan, İdare Hukuku, C. II, İdari Yargılama Hukuku, Anka-
ra 1999, s. 786.
9
RG, 20.1.1982, S. 17580.
10
RG, 20.1.1982, S. 17580.
11
RG, 20.1.1982, S. 17580.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
343TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
1982 Anayasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte, idari yargı ala-
nında yeniden bir örgütlenmeye gidilmiştir. Buna göre, idare ve vergi
mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri bünyesinden ayrılarak, müs-
takil yargı mercileri haline getirilmiş ve idare mahkemeleri genel gö-
revli idari yargı mercileri olarak kabul edilmiştir. İlk derece mahke-
mesi olarak görev yapan idare ve vergi mahkemelerinin temyiz merci
olarak da Danıştay hem temyiz mahkemesi hem de belli bazı davalara
bakan ilk derecede görevli bir mahkeme haline getirilmiştir (AY m.
155). İdare ve vergi mahkemelerinin bazı kararlarına karşı temyiz yolu
kapatılmış, bunun yerine itiraz yoluyla Bölge İdare Mahkemelerine
başvurma kuralı öngörülmüştür (İYUK m. 45).
Yukarıda kısaca açıklanmaya çalışılan Türk idari yargı sisteminin
genel özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:
a. 1982 Anayasası’nın öngördüğü idari yargı sistemi, kuruluş yönün-
den hem “Danıştay tipi örgütlenmeyi” hem de, “Mahkeme tipi örgütlenmeyi”
içermektedir. Zira ilk derece mahkemesi olarak görev yapan idare ve
vergi mahkemeleri yanı sıra, belli bazı davaları ilk derece mahkemesi
sıfatıyla inceleyen Danıştay, aynı zamanda temyiz mahkemesidir. Bu-
nun yanı sıra Danıştay’ın salt idari görevleri de bulunmaktadır (Da. K.
m. 23/c).
b. Türk idari yargı sistemi, kaynağını doğrudan 1982 Anayasası’ndan
almaktadır (AY m. 155). Nitekim Türk Anayasa Mahkemesi de, 1982
Anayasası’nda, adli ve idari yargı sistemi olarak iki yargı düzeninin
varlığını açıkça kabul etmektedir.
12
c. Türk idari yargı sisteminde, idari yargı mercilerinin görev alanı ge-
niş tutulmuştur. Açık bir yasal düzenleme bulunmadıkça, idari bir
uyuşmazlık adli yargı mercilerince çözüme kavuşturulamaz. Nitekim
Anayasa Mahkemesine göre; “Yasama Organı, ancak haklı neden ve kamu
yararının bulunması halinde, idari yargının görev alanına giren bir uyuş-
mazlığı adli yargının görev alanına dâhil edebilir”.
13
d. Türk idari yargı sistemi, sivil idari yargı-askeri idari yargı şeklinde
parçalanmış bir görünüm arz etmektedir. Askeri makamlarca tesis edilmiş
olmasa bile, askeri kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin olan
işlem ve eylemlerin yargısal denetiminde görevli mahkeme Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’dir (AY m. 157).
12
AYMK, E.2003/72, K.2004/24, RG, 29.7.2004, S. 25537.
13
AYMK, E.1989/29, K.1990/19. Karar için bkz., http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KA-
RARLAR/IPTAL/ITIRAZ/K1990-19.htm. (Erişim Tarihi: 05.06.2006).
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
344TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
3. Ehliyet Kavramı
Ehliyet, genel olarak hukukta, bir hukuk süjesinin haklara sahip
olması, haklarını kullanması, vazife, mükellefiyet ve mesuliyetler yük-
lenebilmesi hali olarak tanımlanmaktadır
14
Bu tanım, hem “hak ehli-
yeti” hem de “fiil ehliyeti” tanımını içermektedir. Hak ehliyeti, hak ve
borçlara sahip olabilme iktidarıdır. Fiil ehliyeti ise, kişinin kendi dav-
ranışlarıyla kendi lehine haklar kazanma veya borçlar yaratabilme eh-
liyetidir.
Yargılama hukuklarında, “ehliyet” denilince, bundan iki husus
anlaşılmaktadır. Birincisi bir davada, davacı veya davalı olabilme ye-
teneğini; yani “taraf ehliyetini”, ikincisi bir davayı, davacı veya davalı
olarak bizzat veya vekil aracılığıyla takip edebilme, dava için gerekli
usul işlemlerini yapabilme yeteneğini, yani “dava ehliyetini”. Bu açıdan
bakıldığında, taraf ehliyeti, medeni hukuktaki hak ehliyetinin mede-
ni usul hukukundaki büründüğü şekildir. Dava ehliyeti ise, medeni
hakları kullanma ehliyetinin, medeni usul hukukundaki büründüğü
şekildir.
15
Medeni usul hukukunda, ehliyet konusu Hukuk Usulü Muha-
kemeleri Kanunu (HUMK) m. 38’deki atıf uyarınca, Türk Medeni
Kanunu’na (TMK) göre tespit olunur (TMK 8 vd). 2577 s. İYUK 31.
maddesi ise, ehliyet konusunda, HUMK’a yollamada bulunmaktadır.
Bu yollamanın, HUMK’un taraf ve dava ehliyeti konusundaki hüküm-
lerinden, sadece davacı ile ilgili kısımlarına yapıldığını kabul etmek
gerekmektedir.
16
a. Davacı Olabilme Ehliyeti
İdari yargıda kimlerin davacı olabileceği sorusuna, 2577 s. İYUK m.
31’deki atıf nedeniyle, HUMK’a göre cevap aranmaktadır. HUMK’un
ehliyete ilişkin 38. maddesi ise, ehliyet konusunda TMK’ya atıf yap-
maktadır. TMK 8 vd. incelendiğinde ise, hak ehliyetine sahip her ger-
çek ve tüzelkişinin, idari yargıda davacı olabileceğini kolaylıkla söyle-
yebiliriz.
14
Çelikkol Hüseyin, İdari Yargıda Ehliyet ve Husumet, AD, S. 3, 1985, s. 750.
15
Kuru Baki/ Yılmaz Ejder/ Arslan Ramazan, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2003, s.
275.
16
Çelikkol, s. 750.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
345TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
aa. Gerçek Kişilerin Davacı Olabilme Ehliyeti
Gerçek kişilerde, kişilik çocuğun sağ olarak doğduğu anda başlar.
Bu andan, ölüm anına kadar, kişi davacı olma ehliyetine sahiptir. Hat-
ta cenin, sağ ve tam doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü anda,
davacı olma ehliyetini kazanır.
Gerçek kişilerde, kişilik ölümle son bulur. Bu nedenle, ölmüş kişi
adına dava açılamaz, dava açılmış olması halinde, dava ehliyet yö-
nünden reddedilir. Kişi, dava açarken sağ olmasına karşın, davanın
devam ettiği süreçte, ölürse nasıl bir yol izleneceği İYUK m. 26’da dü-
zenlenmiştir. İYUK m. 26’ya göre; Yalnız öleni ilgilendiren davalar,
davacının ölümü ile konusuz kalacağından, bu davalara ait dilekçe-
ler iptal edilir. Davacının ölümüyle birlikte, konusuz kalan davalar,
özellikle mirasçılara intikali elverişli olmayan hakları ilgilendiren da-
valardır. Özellikle, davacının şahsıyla doğrudan doğruya ilişkili olan
davalar bu niteliktedir. Danıştay’ın, “yalnız öleni” ilgilendiren davalar
konusunda verdiği eski tarihli kararlar incelendiğinde, “yalnız öleni
ilgilendiren davalar” kavramını dar yorumlama eğiliminde olduğunu
görülecektir. Örneğin Danıştay 10. Dairesi’ne göre; “Vatandaşlığın kay-
bettirilmesi işlemiyle doğrudan menfaat ilişkisi bulunan hakkında, işlem tesis
edilen kişinin dava açma konusunda herhangi bir iradesi bulunmadığı halde,
doğrudan menfaati olmayan eşinin, kardeşinin veya yakının söz konusu karar
hakkında dava açma ehliyeti bulunmamaktadır”.
17
Aynı şekilde Danıştay
5. Dairesi’ne göre de; “Bir kamu kurumunda bekçi olarak çalışmakta iken,
görevine son verilen kimsenin açtığı iptal davasında, davacının ölmesi üzeri-
ne, dava yalnız öleni ilgilendirdiğinden dolayı, dava dilekçesi iptal edilmeli-
dir”.
18
Danıştay’ın, yalnız öleni ilgilendiren davalar kavramını, bu denli
dar yorumlaması, ölen kişinin mirasçılarına yapılan haksızlıktır. Çün-
kü ölen kişinin, örneğin bir memurun, memuriyetten çıkarma işlemi
aleyhine açtığı iptal davasının mahkemece kabul edilmesi halinde,
memura yolsun kaldığı mali hakların idarece tazmin yükümlülüğü
ortaya çıkacaktır. Bu mali hakların, sadece ölen kişinin şahsıyla ilgili
olduğunu iddia etmek mümkün değildir.
17
Da. 10. D. E.1986/1906, K.1987/769. Karar için bkz. http://www.danistay.gov.tr/
e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 10.06.2006)
18
Da. 5. D. E.1964/1740, K.1965/110. Karar için bkz., GÖZÜBÜYÜK/TAN, s. 849.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
346TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ab. Tüzelkişilerin Davacı Olabilme Ehliyeti
Tüzelkişiler, kanunun öngördüğü kurallara göre kuruldukları
anda, yani hak ehliyetlerini kazandıklarında davacı olma ehliyetini
kazanırlar. Bu bakımdan tüzelkişiliğin kazanılma anının belirlenmesi,
tüzelkişilerin davacı olma ehliyetleriyle yakından ilişkilidir. Bu neden-
le, davanın açıldığı tarihte tüzelkişiliğe sahip bir kuruluşun, davanın
devamı sırasında tüzelkişiliğini devam ettirip ettirmediği, idari yargı
mercilerince, davanın her aşamasında göz önüne alınır.
19
Dava devam
ederken, tüzelkişiliği sona ermiş olan bir derneğin açtığı davayı Da-
nıştay 8. Dairesi, ehliyet yönünden reddetmiştir.
20
Tüzelkişiliği sona
ermiş olan bir tüzelkişi, o andan itibaren dava açma ehliyetini yitirir.
21
Tüzelkişiliğin bir idari işlemle sona erdirilmiş olması halinde, bu
işlem aleyhine açılan davanın, ehliyet yönünden reddedilmeyerek işin
esasının incelenmesi gerekmektedir. Aksi halde, tüzelkişiliği huku-
ka aykırı bir işlemle sona eren tüzelkişinin, söz konusu karar aleyhi-
ne yargısal denetim mekanizmasını harekete geçirme hakkı ortadan
kaldırılmış olur. Bu durum AY m. 36’da güvence altına alınmış olan
hak arama hürriyetinin, idari yoldan ihlali olarak da nitelendirilebilir.
Danıştay 12. Dairesi’nin konuya ilişkin bir kararında; “Cizvit Rahipleri
Müessesi tarafından, Dışişleri Bakanlığı’na yapılan ve tüzelkişiliğin bulu-
nup bulunmadığı yönündeki bir başvurunun, Bakanlıkça tüzelkişilik olma-
dığı yönündeki işlemin iptali istemiyle açtığı davada, davacı Cizvit Rahipler
Müessesinin, dava açmaya ehil olduğu yolunda bir vesika ibraz etmeksizin,
müesseseyi temsil yetkisi olup olmadığı tespit edilemeyen başrahibin vermiş
olduğu vekâletnameye müsteniden iki avukat vasıtasıyla açılan dava, ehliyet
yönünden reddedilmiştir”.
22
Danıştay 10. Dairesi de, Enerji, Yol, Yapı, Altyapı, Tapu Kadas-
tro, Kamu Emekçileri Sendikası tarafından açılan bir davada, davacı
sendikanın tüzelkişiliği ve hak ehliyeti olduğunu kabul etmiş, ancak
sendikanın 4688 sayılı kanuna göre, kendisini uyarlamaması nedeniy-
19
“…Bu hukuki durum karşısında; feshedilmekle tüzelkişiliği sona eren şirketin
medeni haklardan yararlanma ve bu hakları kullanma ehliyeti de son bulacağın-
dan, münfesih tüzelkişiliğin gerek yargı mercilerinde, gerekse diğer resmi merciler
önünde temsil edilebileceğinden bahsetmek olanaklı değildir. Dolayısıyla, tasfiyesi
tamamlanıp ticaret sicilden silinmek suretiyle hukuk âlemindeki varlığı sona eren
şirketin, temyiz dahil yargılamanın hiçbir aşamasında taraf olma ehliyeti de bulun-
mamaktadır…”. Bkz., Da. 7 D. E.2000/7111, K.2003/23, DKD, S. 1, 2003, s. 289; Aynı
yönde bkz. Da. 10. D. E.2000/6026, K.2003/5391, DKD, S. 5, 2004, s. 263.
20
Da. 8. D. E.1961/3878. Karar için bkz. Gözübüyük, s. 363.
21
Da. 10. D. E.2000/6026, K.2003/5391, DKD, S. 5, 2004, s. 263.
22
Da. 12. D. E.1966/1167, K.1966/2310. Karar için bkz., Gözübüyük/Tan, s. 819.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
347TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
le, fiil ehliyeti bulunmadığından, davanın ehliyet yönünden reddine
karar vermiştir. Davanın temyiz incelemesini yapan, Danıştay İdari
Dava Daireleri Genel Kurulu da (DİDDGK) Danıştay 10. Daire kararı-
nı onamıştır. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu’na göre “…
Anayasa’nın 53. maddesine 4121 sayılı kanunun 4. maddesiyle eklenen fıkra
ile kamu görevlilerinin ancak kanunla kurulmalarına cevaz verilecek sendika-
ların, üyeleri adına yargı mercilerine başvurması, idareyle amaçları doğrultu-
sunda toplu görüşme yapabilmesi esası getirilmiş olup, Anayasada öngörülen
Kanun henüz çıkmadığı dönemde kurulan kamu görevlileri sendikalarının
tüzelkişiliği ve dava açma ehliyeti Anayasa’da yapılan değişiklik gereğince,
Danıştay içtihatlarıyla kabul edilmiş, devamında kamu görevlileri sendikala-
rının kuruluş, usul ve esaslarını belirlemek amacıyla 12.7.2001 günlü 24460
sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu çı-
karılmış, kanunun 5. maddesinde sendikaların kurulabilecekleri hizmet kolla-
rı düzenlenmiş, geçici 6. maddesinde ise, kanunun yayımı tarihinde faaliyette
bulunan kamu görevlileri kuruluşlarının kanunun yürürlüğe girmesinden
itibaren 8 ay içinde kanuna uygun olarak, yeni tüzelkişiliklerini düzenle-
memişse ve ilk genel kurullarını yapmamış olmaları halinde bu kanunda ta-
nımlanan sendikaların hak ve yetkilerini kullanmayacaklarını öngörmüştür.
Davacı sendika, 4688 sayılı kanunun geçici 6. maddesinde öngörülen şartları
yerine getirmeyerek kendisini kanuna uyarlamaması nedeniyle Anayasa’nın
öngördüğü kanun olan 4688 sayılı kanunun ‘cevaz verdiği’ kamu görevlileri
sendikası niteliğinde olmadığına göre, yine Anayasa hükmü gereği üyeleri
adına yargı mercilerine başvurma ve idareyle amaçları doğrultusunda toplu
görüşme yapabilme hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle, davacı sendikanın
dava açma ehliyeti bulunmamaktadır…”.
23
b. Dava Açma Ehliyeti
Dava açma ehliyeti, davacı olabilme ehliyetinden farklı olarak, da-
vayı bizzat veya vekil vasıtasıyla açma ve takip etme ehliyetine verilen
isimdir. İdari yargıda, dava açma ehliyetine sahip olabilmek için bir
yandan HUMK ve TMK’nın aradığı şartları taşımak, bir yandan da
idari yargıda var olan dava türlerine göre aranan diğer şartları taşımak
gerekmektedir. Bu anlamda, birinci manada ehliyete “objektif ehliyet”,
ikinci manada ehliyete “sübjektif ehliyet” denilmektedir.
24
Objektif ehliyet, HUMK m. 38’deki atıf dolayısıyla, TMK hükümle-
rine göre tespit edilmektedir. TMK m. 9’a göre; “Fiil ehliyetine sahip olan
23
DİDDK, E.2004/2320, K.2004/1949, DD, S. 110, 2005, s. 69.
24
Çelikkol, s. 752.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
348TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir”. Bu hükümden
de anlaşılacağı üzere, fiil ehliyetine sahip her gerçek ve tüzelkişi dava
açma ehliyetine sahiptir.
ba. Gerçek Kişilerde Objektif Dava Açma Ehliyeti
Gerçek kişilerde dava açma ehliyetini, fiil ehliyetinde olduğu gibi
üç kısımda incelemek gerekmektedir.
bb. Fiil Ehliyeti Tam Olan Kişilerin Objektif Dava Açma
Ehliyeti
Fiil ehliyetinin unsurlarından; ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı
olmayan her ergin kişinin objektif dava açma ehliyeti tamdır.
bc. Fiil Ehliyeti Sınırlı Olan Kişilerin Objektif Dava Açma
Ehliyeti
Ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların kural olarak dava
açma ehliyetleri yoktur. Bunlar adına yasal temsilcileri tarafından
dava açılır. Ancak ayırt etme gücüne sahip küçük ve kısıtlıların şahsa
sıkı sıkıya bağlı hakların kullanılmasıyla ilgili olan davaları tek baş-
larına açabilecekleri kabul edilmektedir. Şahsa sıkı sıkıya bağlı olan
haklar olarak, kişinin resim, beden ve manevi dünyası üzerindeki hak-
larını sayabiliriz. İdari yargıda, şahsa sıkı sıkıya bağlı hakların kulla-
nılmasıyla ilgili olarak, “öğrenim hakkı” veya “sağlıklı bir çevrede yaşama
hakkı”nın bu bağlamda düşünülmesi gerekir.
Ayrıca kendisine vesayet makamı tarafından bir meslek veya sa-
natla uğraşmak için izin verilen vesayet altındaki kimsenin, dava açma
ehliyeti bulunmaktadır. Bu nedenle, vesayet altında bulunan bu kim-
selerin, uğraştıkları bir faaliyetin idari izninin kaldırılması veya iptal
edilmesi halinde, tek başlarına idari yargıda dava açabilme ehliyetleri
bulunmaktadır.
bd. Fiil Ehliyeti Olmayan Kişilerin Objektif Dava Açma Ehliyeti
Ayırt etme gücü bulunmayan kimselerin fiil ehliyetleri yoktur. Bu
kişiler ancak yasal temsilcileri vasıtasıyla dava açabilirler.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
349TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
be. Tüzel kişilerin Objektif Dava Açma Ehliyeti
Tüzelkişilerde, fiil ehliyetine sahip oldukları anda, yani yetkili or-
ganlarını oluşturdukları anda dava açma ehliyetine sahip olurlar.
Tüzelkişiliği bulunmayan adi ortaklığın bu anlamda, dava açma
ehliyeti bulunmamaktadır.
25
Ancak adi ortaklığın ortaklarından olan
birinin, menfaatini etkileyen kararlar için tek başına dava açma ehliye-
ti bulunmaktadır.
26
4. İdari Yargıda Dava Türleri
İdari yargı sistemimizde var olan davalar, 2577 s. İYUK m. 2’de
tahdidi olarak sayılmıştır. Buna göre idari dava türleri şunlardır;
a. İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yön-
lerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı, menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan iptal davaları,
b. İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muh-
tel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
c. Tahkim yolu öngörülmeyen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmele-
rinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yü-
rütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar
arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.
Yukarıda sayılan davalar dışında, bir dava çeşidi idari yargı mev-
zuatımızda bulunmamaktadır.
27
521 s. eski Danıştay Kanunu’nda yer
alan “yorum davası” ve “temyiz davası”, 2577 s. İYUK’da öngörülmemiş-
tir. Bu nedenle, idari yargı sistemimizde, “tespit” veya “yorum” davası
adı altında dava türleri bulunmamaktadır.
28
Doktrinde, idari sözleşmelerin hiçbir zaman iptal davasına konu
teşkil etmeyeceği iddia edilmektedir. Bu görüşe göre, hiçbir zaman
yalnız menfaati ihlal edilenler, hukuka aykırılığı önlemek amacıyla
da olsa, idari sözleşmelerin feshini ya da idari bir işlemmiş gibi, ida-
25
Da. 7. D. E.2005/1018, K.2005/1227, DD, S. 111, 2006 s. 223; Aynı yönde bkz., Da. 7.
D. E.2001/4997, K.2003/555, DKD, S. 2, 2003, s. 252.
26
Da. 10. D. E.2003/3379, K.2003/4036, DKD, S. 3, 2004, s. 286.
27
Gözler, Kemal, İdare Hukuku, C. I, Bursa 2003, s. 901. Buna karşılık, “yok hükmün-
de” olan işlemlere karşı, tespit davası açılabileceği de savunulmaktadır. Bkz., Gö-
zübüyük/Tan, s. 298, Metin Günday, İdare Hukuku, 9. Baskı, Ankara 2004, s. 151.
28
Da. 13. D. E.2005/208, K.2005/1561, DD, S. 110, 2005, s. 403.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
350TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ri sözleşmelerin iptalini isteyemezler.
29
Bu görüşe katılmak olanaklı
değildir. Zira idari sözleşme nedeniyle, menfaati ihlal edilen kişiler,
sözleşmenin belirli maddelerinin iptali için iptal davası açabilecekleri
gibi, şartları oluştuğu takdirde, tam yargı davası da açabilirler.
5. İdari Yargıda Sübjektif Dava Açma Ehliyeti
İdari yargıda sübjektif dava açma ehliyeti, iptal davalarında ara-
nan “menfaat ihlali” şartını ifade etmektedir. Öncelikle, idari yargıda
önemi büyük olan iptal davalarının genel özellikleri ele alınacak sonra
bu davayı açmada aranan “menfaat ihlali” kriteri açıklanmaya çalışıla-
caktır.
a. İptal Davalarının Genel Nitelikleri
İptal davası, idarenin hukuka aykırı işleminin, idari yargı mercile-
rince iptal edilmesini sağlayan bir idari dava türüdür. İptal davasının
genel nitelikleri şunlardır;
1. İptal davası, idarenin yargısal yolla denetlenmesinde kullanılan
en etkili silahtır. Bu nedenle, hukuk devleti ilkesini benimsemiş bir ül-
kede, iptal davası açma yönünde getirilen sınırlamalar, hukuk devleti
ilkesini zedeler.
2. İptal davası, idarenin hukuka aykırı olduğuna inanılan işlemleri
aleyhine açılabilir. Bir idari işlemin, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat
yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu hallerde işlem iptal davası-
na konu teşkil edebilir.
3. İptal davasının konusunu her idari işlem değil, ancak icraî iş-
lemler oluşturur. Yani ilgilisinin hukuksal statüsünde değişiklik getir-
meyen idari işlemler, iptal davasının konusunu oluşturmazlar.
4. İptal davası, objektif niteliği ağır basan bir davadır. Bu nitelik
iptal davasını, diğer davalardan ayırır. Aslında iptal davası sadece,
davacıyı ilgilendirmez. Davacı açtığı iptal davasıyla bir yandan kendi
aleyhine sonuç doğuran bir işlemi iptal ettirir, diğer yandan ise, idare-
yi hukuka uygun davranmaya sevk eder. Bu ikinci sonuç, iptal dava-
sını, davacının kişiliğinden bağımsızlaştırır, hukuk devleti tarafından
sahiplenilir konuma getirir.
29
Gözübüyük, s. 277.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
351TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
5. İptal davası açma imkânının sınırlanması veya tamamen orta-
dan kaldırılması Anayasaya aykırıdır. Zira Anayasa m. 125/1 uyarın-
ca, “İdarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolu açıktır”.
6. İptal davası açılabilmesi için “kişisel hakkın” ihlal edilmiş olması
gerekmez. Davacının “menfaatinin ihlal” edilmiş olması yeterlidir.
7. İptal davası kapsam olarak genişleme eğilimi gösteren bir dava-
dır. İlk zamanlar, birçok yönetsel işlem yargı denetimi dışında tutul-
masına karşın günümüzde iptal davasının kapsamı genişlemiştir.
30
İptal davası tanımının yer aldığı 2577 s. İYUK m. 2/1-a bendinde,
10.6.1994 tarih ve 4001 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle, iptal da-
vasının tanımı şu şekilde değiştirilmiştir; “İptal davaları, idari işlemler
hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için, çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korun-
ması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar
hariç olmak üzere, kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan davalardır”.
Bu değişikliğin Anayasa’nın 2, 36, 125 ve 142. maddelerine aykırı ol-
duğu savıyla Danıştay 5. Dairesi, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş-
tur. Yüksek mahkeme, iptal davaları açısından bir dönüm noktası sa-
yılabilecek kararında aynen; “…idare, özel hukuk kişilerinin sahip olduğu
yetkilerin dışında ve üstünde birçok yetkilere sahiptir. İdareye özgü olan bu
yetkilerle kişilerin üzerinde, tek yanlı irade açıklaması ile hukuksal etkiler do-
ğuracak eylem ve işlemler yapabilir. Bu işlemlerin yerine getirilmesi için, bir
makam ya da merciin yardımına gereksinim olmadan kişiler çeşitli yükümlü-
lükler altına sokulabilirler.
Öte yandan, idari işlemler yasallık karinesinden yararlanırlar ve bu ka-
rine gereği, idari işlemlerin yerindeliği ve hukuka uygun olduğu varsayılır.
İdari davalar, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal
yolla denetlenmesi, kamu hizmetlerinin hukuk kurallarına ve hizmetin gerek-
lerine uygun biçimde yapılmasının sağlanması, kamu hizmetlerinin getirdiği
yarar ve zararların bireyler üzerindeki etkilerinin adaletli bir suretle denge-
lenmesi için vatandaşlara tanınmış bir haktır. İdari davalar, idare hukukuyla
birlikte, hukukun üstünlüğü, devletin hukuka bağlılığı ilkesinin sonucu ola-
rak hukuk alanına girmiştir.
İdari yargıda, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat
yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı, menfaatleri ihlal edi-
lenler tarafından açılan davalar biçimde tanımlanan iptal davaları, idarenin
30
Gözübüyük, s. 135.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
352TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
hukuka uygun davranmasını sağlayarak, hukuk devleti ilkesini gerçekleştiren
önemli yollardandır. İptal davası kolay işleyen ve karmaşık olmayan niteliğiy-
le yargısal bir denetim yolu olarak öngörülmüştür.
İptal davaları ile idari işlemlerin hukuk kurallarına uygunluğu incelenir.
Aykırılığın saptanmasında işlem ortadan kaldırılır. Böylece, idarenin hukuk
kurallarına uygun şekilde hareket etmesi sağlanarak hukuk düzeni korunur.
İtiraz konusu yasa kuralıyla getirilen “kişisel hak ihlali”, genel, soyut ve
gayri şahsi düzenleyici kuralların kişilere uygulanarak somutlaşması ve hu-
kuksal sonuç doğurmasıdır. İdari yargıda kişisel hak ihlali, tam yargı davası
açabilmenin ölçütüdür.
Hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren, bu hakları koruyucu, ada-
letli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, bütün
etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı
denetimine bağlı olan devlet demektir. Böyle bir düzenin kurulması, yasama,
yürütme ve yargı alanına giren tüm işlem ve eylemlerin hukuk kuralları için-
de kalması, temel hak ve özgürlüklerin, Anayasal güvenceye bağlanmasıyla
olanaklıdır.
İptal davalarının koşullarını belirleme yetkisi kuşkusuz ki, Anayasa’da
belirtilen kurallar içinde kalmak koşuluyla özellikle “hukuk devleti” ilkesi ve
hak arama özgürlüğüyle çelişmeden, yasa koyucunun takdirindedir. Ancak,
devletin hak arama özgürlüğünü daraltan bütün sınırlamaları kaldırması ve
bu yolla yargı denetimini yaygınlaştırarak, adaletin gerçekleşmesini sağlama-
sı hukuk devleti ilkesine yer veren Anayasa’nın 2. maddesinin gereğidir.
Anayasada Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik hukuk devleti niteliği
vurgulanırken, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı
olması amaçlanmıştır. Çünkü yargı denetimi, hukuk devletinin “olmazsa ol-
maz” koşuludur.
İtiraz konusu yasa kuralıyla, idari işlemlere karşı iptal davası açabilmek
için, idare hukukunun genel esaslarına aykırı biçimde, idari işlemin davacının
“kişisel hakkını ihlal” etmiş olması koşulu getirilerek, hak arama özgürlüğü
kısıtlanmış ve birçok işleme karşı dava yolu kapatılmıştır.
İdari yargı denetimini sınırlayan, itiraz konusu kuralın hukuk devleti
ilkesi ile bağdaştığı söylenemez. Bu nedenle Anayasanın 2 ve 36. maddelerine
aykırıdır, iptali gerekir...”
31
demektedir.
Yüksek Mahkeme’nin, iptal davası açmada aranan “kişisel hak
ihlali”ni hukuk devleti ilkesine aykırı bulurken dayandığı gerekçele-
31
AYMK, E.1995/27, K.1995/47, RG, 10.4.1996, S. 2267.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
353TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
rin, aynen “menfaat ihlali” koşulu için de kabul edilerek “menfaat ihla-
li” koşulunun da Anayasa’ya aykırı bulunabileceği dile getirilmiştir.
32
Yüksek mahkeme bu kararla, yasa koyucunun müdahale edemeyece-
ği, deyim yerindeyse, “zırhlı bir özün” bulunduğunu; bunun da, “idare-
nin yargısal denetiminin engellenememesi” olduğunu ortaya koymuştur.
Yani yasa koyucu, idarenin yargısal denetiminin kapsamını genişlete-
bilir, fakat daraltamaz.
Anılan iptal kararı, 10 Temmuz 1996 tarihinde yürürlüğe girmiş ol-
masına karşılık, bu konudaki yasal boşluk, 8 Haziran 2000 gün ve 4577
sayılı, “Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin
Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un 5. maddesiyle doldurulmuştur.
Anılan değişiklikle birlikte, İYUK m. 2/1-a bendine göre, iptal dava-
ları “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri
ile hukuka aykırı olduklarından dolayı, menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan” davalar olarak tanımlanmıştır. Bu düzenlemeyle, madde metni,
4001 sayılı kanun ile değiştirilmeden önceki halini almıştır.
İptal davası açılabilmesi için aranan sübjektif ehliyetin “menfaat ih-
lali” olduğu tespit edildikten sonra, şimdi “menfaat ihlali” kavramının
ne anlama geldiğini belirlememiz gerekmektedir.
Öncelikle tespit edilmesi gereken nokta, menfaat ihlali kavramı-
nın, hak ihlali kavramından daha geniş bir anlamı ifade ettiğidir. Bu
nedenle menfaati bir yarar veya çıkar olarak düşünmek hatalıdır.
33
İdari yargıda dava açma ehliyetinde aranan menfaat ihlali, davacının
32
Erhürman Tufan, “İdari Yargıda Özel Yetenek Koşulu”, 2000 Yılı İdari Yargı Sempoz-
yumu, http://www.danistay.gov.tr/Sempozyumlar (Erişim Tarihi: 30.11.2006).
33
“…Hak ile menfaat arasında fark vardır. Hak ferdin haiz olduğu bir kudrettir. Yani
hak sahibinin başkalarından bir şey talep edebilme kudretidir. Hak hukuken hima-
ye edilir, dava ile teyit olunur ve korunur. Hak sahibi zorla hakkını başkalarını ria-
yet ve hürmet ettirebilir. Hâlbuki alelade menfaat, şahsa tanınmış bir kudret değil-
dir. Bir şahıs alelade menfaatine dayanarak başkalarından bir şey talep edebilmek
kudretinde değildir. Alelade menfaat dava hakkı ile teyit olunmamakta ve himaye
edilmemektedir. Bir menfaat sahibi zorla menfaatine riayet ve hürmet ettiremez.
Bunları bir örnekle açıklayalım. Bir daire kadrosunda münhal bir memuriyet açıl-
dığında o dairede çalışan bir memurun o boş bulunan kadroya terfian tayin edilme-
sinde menfaati vardır. Zira o mevkie geçmekle bir takım istifadeler temin edecektir.
Kendisi yerine hariçten bir başkasının bu memuriyete tayini onun menfaatini ihlal
eder. Ancak bu memur, söz konusu olan makama kendisinin getirilmesini talep
etmek, tayin istemek kudretinde değildir. Mevzuat onun bu menfaatini korumuş
değildir. Hâlbuki memurun işlemiş maaşı üzerindeki menfaati bir haktır. Bu hak
hukuken himaye edilmiştir...”. Bkz., Sarıca, Ragıp, İdari Kaza, C. I, İstanbul 1949, s.
29-30.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
354TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
dava konusu yaptığı işlemle arasında kurulabilecek minimum düzey-
de de olsa, ilgiyi, alakayı ifade etmektedir. İptal davasıyla bütünleşen
“menfaat ihlali” kavramının, hak ihlalinden daha geniş bir anlam taşı-
ması, iptal davalarının niteliklerinden sayılan, objektif bir dava olma-
sıyla doğrudan alakalıdır. İptali talep edilen bir işlemden dolayı, doğ-
rudan bir hak kaybı olmamasına rağmen, eğer kişinin dolaylı olarak
etkilenmesi söz konusu olacaksa ve bu onun menfaatini etkileyecekse,
kişinin idari yargıda dava açmasında ehliyeti tamdır. Örneğin, bir ilçe
meydanında yer alan parkın veya yeşil alanın, kaldırılarak onun ye-
rine camii yapılmasına dair belediye meclis kararı aleyhine, o ilçede
yaşayan herkesin iptal davası açmada ehliyeti tamdır. Çünkü o parkın
kaldırılması, o ilçede yaşayan herkesin durumunda etkiler meydana
getirecektir. Örneğin, emekli olan bir kişi, her sabah yürüyüş yapa-
mayacak veya bir anne çocuklarını oyun için parka götüremeyecektir.
Bu nedenlerle, iptal davalarında, menfaat ihlali kavramı daha geniş
bir anlamda düşünülmesi gereken bir kavramdır ve bu nedenle, iptal
davaları idarenin yargısal denetiminde etkin bir silah olabilmektedir.
Burada yeri gelmişken yapılan bir hatayı da belirtmek isteriz. Bir
idari işlemin “hukuka aykırı olmasıyla”, kişinin “menfaatinin ihlali” ara-
sında doğrudan bir bağlantı bulunmamaktadır. Davacının, sübjektif
dava açma ehliyetinin bulunmaması halinde, idari yargı merci işin
esasına girmeksizin, davayı ehliyet yönünden reddeder.
34
Bu nedenle,
işlemin hukuka uygun olup olmadığının tespiti mümkün olmaz. Ay-
rıca, işlemin hukuka uygun olması halinde de, idari yargı mercii, da-
vacının dava açma ehliyeti olmasına halinde, davayı ehliyet yönünden
reddetmez. İşlemin hukuka aykırı olup olmadığı, ancak işin esasına
girildikten sonra anlaşılabilir. Davanın esasına girişilebilmesi için de;
davacının dava açmada “menfaatinin ihlal” edilmiş olup olmadığının
tespiti zorunludur.
Menfaat ihlalinin ne anlama geldiği konusunda Danıştay kararla-
rında istikrarlı bir uygulama olduğu söylenemez. Ancak, Danıştay’ın,
ehliyetle ilgili kararlarında, eskiden olduğu gibi, yeni kararlarında da,
kabul ettiği bazı ölçütler bulunmaktadır. Danıştay’a göre, iptal davası
34
İYUK m. 15/1-b, bendinin açık hükmüne rağmen, ehliyet noksanlığı halinde, “dava-
nın değil”, “dilekçenin” reddedildiğine de rastlanılmaktadır. Belki, bu çözüm tarzı
yasa koyucunun iradesine aykırıdır, fakat hak kayıplarının önüne geçilebilmesi için
bu tür bir uygulama söz konusu olabilir. Bkz., VDDK, E.1989/140, K.1990/9. Karar
için bkz., bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası
(Erişim Tarihi: 05.12.2006)
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
355TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
açacak olan kişinin ihlal edilen menfaatin, “meşru”, “kişisel” ve “gün-
cel” bir menfaat olması gerekmektedir.
35
aa. Meşru Menfaat:
Meşru menfaat, iptal davasını açan kişinin, hukuka uygun bir ko-
runmadan faydalanmak istemesi anlamına gelmektedir. Meşru men-
faatin varlığından söz edebilmek için, menfaatin hukuken ileri sürüle-
bilir olması şarttır.
Meşru menfaatin konu edildiği Danıştay 10. Dairesi kararına konu
olan bir olayda; “…Liman İşletmeleri A. Ş. tarafından, 23.1.2002 tarih ve
24649 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Kamu İktisadi Teşebbüslerince
İşletilen Limanların, Deniz Sınırlarının ve Koordinatlarının Belirlenmesi-
ne İlişkin Tebliğin 4, 5, 6, 7 ve 8. maddelerinin iptali ve yürütmesinin dur-
durulması istemiyle açılan davada, mahkeme, …Liman İşletmeleri A. Ş.’ye
ait olan, …Limanının, işletme hakkı verilmesine ilişkin Özelleştirme İdaresi
Başkanlığı’nın, 7.4.1997 günlü, 97/13 sayılı kararını iptal eden Trabzon İdare
Mahkemesi’nin, 22.4.1998 günlü, E.1997/1068, K.1998/289 sayılı kararı ile,
…Limanının, işletme hakkının verilmesi ve ihale yapılmak suretiyle özelleş-
tirileceğine ilişkin işlemi iptal eden Ordu İdare Mahkemesi’nin 29.12.1998
günlü, E.1998/365, K.1998/177 sayılı kararının, Danıştay 10. Dairesi’nce
onandığı; yukarıda anılan Trabzon ve Ordu İdare mahkemelerinin kararla-
rının gereğinin gecikmeksizin uygulamak zorunda olan Başbakanlık Özelleş-
tirme İdaresi Başkanlığı’nın, ‘özelleştirilmesine karar verip, devir ve teslim
işlemleri yapılan kuruluşlarla ilgili olarak verilen yürütmeyi durdurma ve
iptal kararları nedeniyle geriye veya ileriye doğru işlem yapılamayacağı’ içe-
rikli, 6.12.1997 günlü, 1997/66 sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararını
dayanarak göstererek, kararların gereklerini yerine getirmediği anlaşılmıştır.
Bu durumda; davacı şirketin, …Limanının işletmeciliği yapmasına ola-
nak veren işlemlerin yargı kararı ile iptal edildiği halde, Başbakanlık Özelleş-
tirme İdaresi Başkanlığı’nca kararların gerekleri yerine getirilerek, işlem veya
eylemler yapmaması nedeniyle, …Limanının işletmeciliğinin halen sürdürü-
lebildiği dikkate alındığında, sözü edilen şirketin bu sıfatıyla açtığı davadan
elde etmek istediği menfaatin, hukuken korunması gereken meşru bir nitelik
taşımadığı açıktır. Bu nedenle, davanın ehliyet yönünden reddine, oybirliğiy-
le karar verilmiştir”.
36
35
DİDDGK, E.2004/2163, K.2004/788, DKD, S 6, 2005, s. 38; Da. 7D. E.2000/7111,
K.2003/23, DKD, S. 1, 2003, s. 289; Da. 6. D. E.2003/5595, K.2004/179, DKD, S. 4,
2004, s. 181.
36
Da. 10. D. E.2002/1407, K.2002/4320, DKD, S. 1, 2003, s. 397.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
356TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Davaya konu olan olayda davacının içinde bulunduğu hukuka
aykırı durumun nedeni, kendisinin eyleminden kaynaklanıyorsa da,
İYUK m. 28, Mahkeme kararlarının gereklerine yerine getirme yüküm-
lülüğünü, bireylere değil, idareye yüklemiştir. Yani, iptal davası so-
nucunda verilen kararı, gecikmeksizin yerine getirmek yükümlülüğü
idareye aittir. Bu nedenle, idarenin yerine getirmediği yükümlülüğü
nedeniyle, bireylere sorumluluk yüklenemez. Ancak olayda, mahke-
me kararını gecikmeksizin yerine getirmek zorunda olan Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, AY m. 138/son fıkrasını ihlal ederek;
“özelleştirilmesine karar verip, devir ve teslim işlemleri yapılan kuruluşlarla
ilgili olarak verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararları nedeniyle geriye
veya ileriye doğru işlem yapılamayacağı”na dair 6.12.1997 günlü, 1997/66
sayılı Özelleştirme Yüksek Kurulu kararını dayanarak göstererek,
“mahkeme kararlarını yerine getirmediği” anlaşılmaktadır. Her türlü
mahkeme kararını gecikmeksizin uygulamak zorunda olan, idarenin
yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle, bireylerin hak arama
özgürlüğünün kısıtlanması, “meşru” hiçbir gerekçeyle açıklanamaz.
ab. Güncel Menfaat
Güncel menfaat, davanın açılması sırasında var olan, aktüel ilgi-
yi, alakayı ifade etmektedir. Davanın açılması sırasında var olan, bu
aktüel ilginin, dava sonuçlanıncaya kadar devam edip etmeyeceğine
ilişkin olarak Danıştay kararlarında istikrar bulunduğu söylenemez.
Danıştay, bazı kararlarında, davanın açıldığı anda var olan, menfaatin
yeterli olduğunu, davanın sona ermesine kadar devam etmesinin ge-
rekmediğine karar vermiştir.
37
Bazı kararlarında ise, davanın açıldığı
sırada var olan, menfaatin, dava sonuçlanıncaya kadar devam etmesi-
nin zorunlu olduğunu karara bağlamıştır.
38
ac. Kişisel Menfaat
Kişisel menfaat, kişinin doğrudan kendisiyle ilgili olmayan konu-
larda dava açamaması anlamına gelmektedir. Örneğin, memuriyetten
çıkarma cezası almış bir memurun eşinin, bu cezanın iptali için, aç-
tığı davada kişisel bir menfaatinin bulunduğu söylenemez. Danıştay
5. Dairesi’ne göre, “Danıştay’da dava açabilmek için, dava konusu yapılan
37
Da. 5. D. E.1986/1099, K.1988/1908. Karar için bkz. bkz., http://www.danistay.
gov.tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 05.12.2006).
38
Da. 6. D. E.1984/233, K.1984/2499, DD, S. 56-57, s. 237.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
357TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
idari işlemlerden dolayı davayı açanın, dolaylı veya dolaysız kişisel bir menfa-
atinin ihlal edilmiş olması gerekir”.
39
Başlarda Danıştay’ın kişisel menfaatin tespitinde daha sınırlayıcı
bir uygulama içinde olduğu görülmekteydi. Örneğin Danıştay 10. Da-
iresi, Erzincan Pamuklu Sanayi İşletmesi’nde çalışan işçilerin, Sümer
Holding A.Ş. Erzincan Pamuklu Sanayi İşletmesi’nin özelleştirilmesi
yolundaki Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali için açtığı da-
vayı, “…işçilerin çalıştığı kurumun özelleştirilmesine yönelik idari tasarruf-
larla menfaat ilgisi kurulabilmesi için ancak o işletmeye tabi olmaları gerek-
tiği, aksi yaklaşımın idari dava tehdidi nedeniyle idari istikrarı engelleyecek
sonuçlar doğuracağı gerekçeleriyle davayı ehliyet yönünden reddeden…” ye-
rel mahkemenin kararını, bozmuştur.
40
Danıştay 6. Dairesi, “Faaliyet konusu itibariyle şehirleşme ve imarla
ilgisi bulunmayan parti il teşkilatının, imar planı yapılmasına ilişkin işleme
karşı dava açmasında menfaatinin bulunmadığı, dolayısı ile dava açma ehli-
yetinin olmadığı sonucuna varmıştır”.
41
Ancak son yıllarda Danıştay’ın kişisel menfaatin tespitinde daha
genişletici bir uygulama içine girdiği görülmektedir. Örneğin “İlçe
sınırları içinde, eğitim ve öğretime ilişkin konularda idarenin temsilcisi ko-
numunda olan kaymakamın, ilköğretim okulu yapılması için inşaat izni
verilmemesi ve okul inşaatının durdurulması yolunda tesis edilen işlemlere
karşı iptal dava açmakta menfaatinin bulunduğuna hükmeden”, Danıştay 6.
Dairesi, davayı ehliyet yönünden reddeden yerel mahkeme kararını
bozmuştur.
42
Yine Danıştay 8. Dairesi’ne göre de, “Öğretim üyesi olarak çalışmakta
olan davacının, görev yaptığı birimde emekli bir öğretim üyesinin görevlendi-
rilmesiyle ilgili fakülte yönetim kurulu kararının iptali istemiyle, dava açma
39
Da. 5. D. E.1969/4390, K.1970/3355, DD, S. 2, s. 175.
40
Da. 10. D. E.1997/2003, K.1997/2445. Aynı yönde bkz., Da. 10. D. E.1997/7246,
K.1998/1989. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-hizmetler/Danıştay
Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 15.11.2006). Kararın gerekçesinde yer alan “idari dava
tehdidi altında, idari istikrarın engellenmesi”, amacı 1982 Anayasası dahil olmak üzere
hiçbir mevzuatta yer almamaktadır. Kaldı ki, hukuk devleti ilkesinin kabul edildiği
bir ülkede, hukuka aykırı olan idari işlemlerin ortadan kaldırılmayarak, idari istik-
rarın sağlanması ulaşılması istenen bir hedef olmamalıdır.
41
Da. 6. D. E.2000/3480, K.2001/4259. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/
e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 05.11.2006)
42
Da. 6. D. E.2001/5614, K.2002/5850. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/
e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 05.11.2006)
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
358TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ehliyeti bulunmaktadır”.
43
Danıştay 5. Dairesi’nin kararına konu bir diğer
olayda; “…Üniversitesi Tıp Fakültesi Kütüphanesi’nde memur olarak görev
yapan, davacı, 1.derece kadroya atanmak için defalarca başvuruda bulunmuş,
ancak bir başka kişi, 1.dereceli yüksekokul sekreterliğine atanmıştır. Davacı,
bu atama işleminin iptali için İzmir 3. İdare Mahkemesi’ne başvurmuştur. İz-
mir 3. İdare Mahkemesi, davayı ehliyet yönünden reddetmiş, ancak Danıştay
5. Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozmuştur”.
44
6. Çeşitli Menfaat Grupları Açısından Menfaat İhlali
a. Dernekler
Dernekler, Dernekler Kanunu m. 2/a’ya göre; “Kazanç paylaşma
dışında, kanunlarla yasaklanmamış belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek
üzere, en az yedi gerçek veya tüzelkişinin, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak
birleştirmek suretiyle, oluşturdukları tüzelkişiliğe sahip kişi topluluklarıdır”.
Her derneğin bir tüzüğünün bulunması zorunludur.
Dernekler Kanunu m. 4/b’ye göre; “Derneğin amacı ve bu amacı ger-
çekleştirmek için dernekçe sürdürülecek çalışma konuları ve çalışma biçimleri
ile faaliyet alanının” gösterileceği yer almaktadır. Buna göre, derneğin,
üyeleri adına veya amacı doğrultusunda dava açma imkânına sahip
olabilmesi için, tüzüğünde bu yönde bir düzenlenme bulunması zo-
runludur.
Danıştay kararları incelendiğinde, dernek üyelerinin çoğunlu-
ğunu, hatta tamamını ilgilendiren konularda derneğin, üyeleri adına
açtığı davalar ehliyet yönünden reddedilmektedir. Örneğin, Fırıncılar
Derneğinin, fırıncıları ilgilendiren belediye meclis kararı aleyhine aç-
tığı iptal davası, Danıştay 6. Dairesi tarafından ehliyet yönünden red-
dedilmiştir.
45
Aynı şekilde, Erzurum Arabacılar ve Faytoncular Derneği tarafın-
dan, üyeleri adına açılan davada, Danıştay 11. Dairesi, “507 sayılı Es-
naf ve Küçük Sanatkârlar Kanunu’nun 22. maddesinin (m) bendinde
yer alan, “dernek üyelerinin çalışma konularına giren hususlarda haklarını
korumak için resmi ve özel kuruluşlarda gerekli teşebbüslerde bulunmak hük-
43
Da. 8. D. E.2004/3976, K.2005/123, DD, S. 109, 2005, s. 256.
44
Da. 5. D. E.2003/4666, K.2004/3214, DKD, S. 6, 2005, s. 149; Aynı yönde bkz., Da.
10D. E.1990/1213, K.1990/1115. Karar için bkz. bkz., http://www.danistay.gov.tr/
e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 08.11.2006)
45
Da. 6D. E.1952/603, K.1952/2191, DKD, S. 58, s. 215.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
359TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
mü”, derneğe, üyelerinin haklarını korumak için dava açmak yetkisi veren bir
hüküm niteliğinde olmadığından, açılan davanın ehliyet yönünden reddine
karar vermiştir”.
46
Danıştay 10. Dairesi de, yeni tarihli bir kararında 3.1.2004 tarih
ve 25335 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 2003/6668 sayılı Bakan-
lar Kurulu kararının iptali istemiyle dava açan derneğin, tüzüğünün,
banka mağdurları adına dava açma olanağı tanımadığı ve derneğin
meşru, güncel ve kişisel bir menfaatinin etkilenmediğinden bahisle,
açtığı davayı ehliyet yönünden reddetmiştir.
47
Derneğin üyeleriyle ilgili olmayan, doğrudan dernek tüzelkişili-
ğiyle ilgili olan davalarda ise, derneğin, sübjektif dava açma ehliyeti
tamdır. Danıştay 10. Dairesi’nin kararına konu olan bir olayda; “…İn-
san Hakları Derneği tarafından, insan hakları günü olan 10.12.1999 tari-
hinde yapılması düşünülen konsere izin verilmemesine ilişkin işlemin iptali
istemiyle açılan davada, gerek Gaziantep İdare Mahkemesi gerekse Danıştay
10. Dairesi, ehliyet hususunu hiç tartışmamış, davanın esasını incelemişler-
dir”.
48
Vakıflar ise, gerçek ve tüzelkişilerin yeterli mal ve hakları belirli ve
sürekli bir amaca özgülemesiyle oluşan tüzelkişilerdir (TMK m. 101).
Vakıflar, vakfın yerleşim yeri mahkemesinde tutulan sicile tescille tü-
zelkişilik kazanır. Bu andan itibaren, tüzelkişiliklerini ilgilendiren da-
valarda, davacı olma ehliyetini kazanırlar. Danıştay 10. Dairesi, Kamu
İşletmeciliğini Geliştirme Vakfı tarafından “...Çimento Sanayi Ticaret
AŞ’nin satışına ilişkin, Özelleştirme Yüksek Kurulu kararının iptali istemiyle
açılan davayı, esastan karara bağlayan, Edirne İdare Mahkemesi’nin kararı-
nı, ‘davacı vakfın amaçları arasında özelleştirme uygulamalarının izlenmesi
ve değerlendirilmesinin bulunması ve iptali istenilen işlemin özelleştirmeye
ilişkin olmasının, davacının hukuki statüsü karşısında dava açma ehliyeti ka-
zandırmayacağından’ bahisle, bozmuştur”.
49
46
Da. 11. D. E.1973/909, K.1973/1185, DD, S. 21-23, s. 525; Aynı yönde bkz. DDK.
E.1985/1885, K.1986/2093. Karar için bkz. Akyürek Akman, Danıştay Kararlarında
İptal Davalarının Menfaat İhlali Koşulunun Kişisellik Unsuru, DD, S. 81, Ankara-
1991, s. 42.
47
Da. 10. D. E.2004/5645, K.2004/6431, DKD, S. 6, 2005, s. 242.
48
Da. 10. D. E.2000/5570, K.2003/108, DKD, S. 1, 2003, s. 433.
49
Da. 10. D. E.1998/3993, K.1998/7250. Aksi yönde bkz. Da. 10D. E.1998/2251,
K.1999/4119. Kararlar için bkz., Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-
hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 10.06.2006)
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
360TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
b. Sendikalar
Sendika, Sendikalar Kanunu m. 2’ye göre; “İşçilerin veya işverenlerin
çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak
ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzelkişiliğe sahip kuruluşlardır”.
Sendikalar, Sendikalar Kanunu m. 32/2 uyarınca; “çalışma hayatın-
dan, mevzuattan, toplu iş sözleşmesinden, örf ve adetten doğan hususlarda
işçileri ve işverenleri temsilen veya adi şirket mukaveleleri ile hizmet akdinden
doğan hakları ve sigorta haklarında üyelerini ve mirasçılarını temsilen davaya
ve bu münasebetle açtığı davadan ötürü, husumete ehildir”. Danıştay eski
tarihli kararlarında, sendikaların, sadece üyelerinden birini ilgilendi-
ren konularda, dava ehliyeti olmadığını içtihat etmiştir.
50
Danıştay 12. Dairesi’nin yeni tarihli bir kararında ise; “…Sendikası
üyesi bulunan davacının 1/8 oranında aylıktan kesme cezasıyla cezalandırıl-
masına ilişkin işlemin iptali istemiyle, …Sendikası tarafından açılan davada,
İzmir 4. İdare Mahkemesi, ‘sübjektif idari işlemlerin belirli kişilere yönelik,
somut nitelikli, hukuk alanında yenilik getiren tek taraflı tasarruflar olduğu,
olayda kamu görevlisi olan davacının disiplin cezası ile cezalandırılmasına
ilişkin sübjektif, birel ve özgül nitelikte bir işlem olduğu, 4688 sayılı Kamu
Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 19/f bendi uyarınca, davacı sendikanın
ancak, ortak, ekonomik ve mesleki hak ve menfaatlerin korunması ve geliş-
tirilmesiyle ilgili olarak idarelerle doğacak uyuşmazlıklarda üyelerini yargı
organları önünde temsil etme yetkileri bulunduğu, bu durumda sendika üyesi
bulunan davacının disiplin cezası ile cezalandırılmasına ilişkin olarak tesis
edilen, sübjektif işleme karşı davacı sendikanın dava açma ehliyeti bulunmadı-
ğından, davayı ehliyet yönünden reddetmiş, Danıştay 12. Dairesi, yerel mah-
kemenin kararını onamıştır”.
51
Ancak Danıştay 5. Dairesi, 12. Daire kararının aksine, 4688 sayılı
Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 19/2-f maddesi uyarınca,
sendikaların üyeleri adına dava açabileceğine hükmetmiştir. Danıştay
5. Dairesi’nin yeni tarihli kararında; “…Davacı, Bağımsız Haberleşme,
Basın Yayın Hizmet Kolu Kamu Görevlileri Sendikasının, kurucu üyesi olan
ve… PTT Merkez Müdürlüğünde geçici olarak görevlendirilmesine ilişkin
20.3.2002 günlü, 3417 sayılı işlemin iptali istemiyle dava açmıştır. Dava-
50
Da. 12. D. E.1969/205, K.1970/117, DD, S.2, s. 334.
51
Ayrıca, davacı vekilinin, “4688 sayılı kanunun 19/f maddesinin yorumlanırken,
mahkemenin davayı reddetmek yerine, en azından 2577 s. İYUK m. 15/1-d madde-
si gereğince, dilekçe ret kararı vererek, kişinin dava açma hakkının engellenmemesi
gerektiğine” ilişkin itirazı da kabul görmemiştir. Da. 12D. E.2003/1891, K.2003/3322,
DKD, S. 5, 2004, s. 343; Aynı yönde bkz. Da. 12D. E.2003/5386, K.2004/1556, DKD,
S. 6, 2005, s. 317.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
361TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
yı ilk derecede gören, Sakarya İdare Mahkemesi, 2577 sayılı yasanın değişik
ikinci maddesinin 1/a fıkrasındaki, iptal davalarının idari dava türleri arasın-
da sayıldığı; 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 19/2-f
maddesinde, üyelerin idare ile doğacak ihtilaflarında, ortak hak ve menfaat-
lerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması du-
rumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecedeki, yönetim
ve yargı organları önünde temsil etme veya ettirmenin, dava açmanın ve bu
nedenle açılan davalarda taraf olmanın, sendika ve konfederasyonların yet-
ki ve faaliyetlerinden olduğunun hükme bağlandığı; bu iki yasa maddesinin
birlikte değerlendirilmesinden, kamu görevlileri sendikalarının, kuruluş ve
amaçlarına uygun olarak yasada tanımını bulan üyelerinin ortak ekonomik,
sosyal ve mesleki hak ve menfaatlerinin korunması noktasında dava açma eh-
liyetlerinin mevcut olduğu, tek tek üyelerinin şahsi menfaatlerini ilgilendiren
işlemlerle ilgili olarak dava açma ehliyetlerinin, hukuki yardımda bulunma
yetkilerinin olduğu sonucuna varıldığı, dava konusu uyuşmazlıkta, dava, da-
vacı sendikanın kurucu üyesi olan ….’ın geçici olarak görevlendirilmesine
ilişkin işleme karşı, davacı sendika vekili tarafından açılmış ise de, söz konusu
işlem doğrudan davacının şahsi menfaatini ilgilendirdiğinden, davanın bizzat
menfaati ihlal edilen…tarafından veya adı geçence yetkilendirilmiş avukatça
açılması gerektiği; bu durumda dava açma ehliyeti bulunmayan sendikanın
açmış olduğu bu davanın esastan incelenmesine olanak bulunmadığı gerekçe-
siyle, 2577 s. İYUK m. 15/1-b maddesi uyarınca, davanın ehliyet yönünden
reddine karar vermiştir”. Davanın temyiz incelenmesini gerçekleştiren,
Danıştay 5. Dairesine göre ise; “…4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendika-
ları Kanunu’nun 19/2-f maddesinde, sendikaların, idare ile doğacak ihtilafla-
rında, üyelerini yargı organları önünde temsil etme veya ettirme, dava açma
ve açılan davalarda, taraf olma durumlarının, “hukuki yardım gerekliliğinin”
ortaya çıkması durumunda, sendikaların üyeleri adına dava açabileceklerini
açıkça hükme bağlamış olması karşısında, Sakarya İdare Mahkemesi’nin aksi
yöndeki, yorumuna katılmaya hukuken olanak bulunmamaktadır”.
52
Konuya ilişkin, Danıştay 11. Dairesi’nin içtihadı da, 12. Daire iç-
tihadı yönündedir. Danıştay 11. Dairesi’nin yeni tarihli bir kararında,
“…Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nde sahne marangozu olarak
çalışan davacı adına, Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikası tarafından, da-
vacının 527 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 12. maddesi ile 657 sa-
yılı kanuna eklenen ek geçici 16. madde hükümlerinden yararlandırılması,
puan esasına göre belirlenen sözleşme ücretinin, 6388 sayılı kanunun emekli
keseneğine esas intibak unvanına göre belirlenmesi isteminin reddine ilişkin
işlemin iptali davasında, İstanbul 1. İdare Mahkemesi, davayı işin esasına gi-
52
Da. 5. D. E.2002/3906, K.2003/985, DKD, S. 5, 2004, s. 179.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
362TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
rerek incelemiş, davanın kısmen kabul, kısmen reddine karar vermiştir. Tem-
yiz incelemesi yapan, Danıştay 11. Dairesi, “…4688 sayılı Kamu Görevlileri
Sendikaları Kanunu’nun 19/2-f maddesinde, sendika ve konfederasyonların,
kuruluş amaçları doğrultusunda üyelerinin idare ile ilgili doğacak ihtilafla-
rında, ortak hak ve menfaatlerinin izlenmesinde veya hukuki yardım gerekli-
liğinin ortaya çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını her düzeydeki
ve derecedeki yönetim ve yargı organları önünde temsil edeceği veya ettirece-
ği, dava açabileceği ve bu nedenle açılan davalarda, taraf olabileceği kuralı ge-
tirilmiştir. Yukarıda belirtilen kanun hükmü uyarınca, sendika ve konfederas-
yonların sadece üyelerinin ortak hak ve menfaatlerinin korunması amacıyla
üyelerini temsile yetkili olduğu ve üyeleri adına bu amaç doğrultusunda, dava
açabileceği, bu yetkinin üyelerinin bireysel davalarını kapsamadığı açıktır. Bu
nedenle, davacı adına Kültür ve Sanat Emekçileri Sendikası tarafından açılan
davanın ehliyet yönünden reddi gerekmektedir”.
53
4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu’nun 19/2-f
maddesi incelendiğinde, sendikanın sadece sendika tüzelkişiliğini il-
gilendiren davalarda veya sendika üyelerinin tümünü ilgilendiren
davalarda dava ehliyetine sahip olduğunu iddia etmek, AY m. 36 ve
53 ile bağdaşmaz. Kaldı ki, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları
Kanunu’nun 19/2-f maddesinde, “…hukuki yardım gerekliliğinin ortaya
çıkması durumunda üyelerini veya mirasçılarını, her düzeyde ve derecedeki
yönetim ve yargı organları önünde temsil etmek veya ettirmek, dava açmak ve
bu nedenlerle açılan davalarda taraf olmak”, sendika ve konfederasyonla-
rın yetki ve faaliyet alanları içindedir.
Hak arama özgürlüğünün kısıtlanmaması ve gereksiz hak kayıplarına ne-
den olunmaması için, sendikaların, bizzat üyelerini ilgilendiren bireysel ko-
nularda da, dava açma ehliyetlerinin bulunduğunu işaret eden, Danıştay 5.
Dairesi’nin, içtihadının yerinde olduğunu belirtmek isteriz. Nitekim Danıştay
daireleri arasındaki bu görüş ayrılığı, 3.3.2006 tarih ve E.2005/1, K.2006/1
sayılı Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararı’yla çözüme kavuşturulmuştur.
Danıştay İçtihadı Birleştirme Kararında 2004 yılında 1982 Anayasası’nın
90. maddesinin son fıkrasında yapılan değişliğe atıf yapılmak suretiyle, kamu
görevlileri sendika ve üst kuruluşlarının, sendika üyesi olan kamu görevlisi-
nin isteği üzerine, statüsü ve bu statüsünden kaynaklanan hak, yükümlülük,
görev ve sorumlulukları ile atama, nakil, disiplin ve personel hukukuna ilişkin
diğer düzenlemelere dayalı olarak, üyeleri hakkında tesis edilen bireysel nite-
likli işlemlere karşı, üyelerini temsilen avukatları aracılığıyla dava açabilecek-
leri ve bu nedenle açılan davalarda taraf olabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır.
53
Da. 11. D. E.2004/5740, K.2005/1355, DD, S. 110, 2005, s. 326.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
363TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
İçtihadı Birleştirme Kararına göre, 4688 sayılı kanunun 19/f maddesi, sendika
ve üst kuruluşlarının, bizzat taraf oldukları hukuki ilişkiler dolayısıyla dava-
cı ve davalı oluş sıfatları ile ortak çıkarların korunması için tanınan davacı
olabilme sıfatından başka, hukuki yardım gerekliliğinin ortaya çıkması duru-
munda üyelerini veya bunların mirasçılarını her derecedeki yargı organları
önünde temsil etmek ve dava açma hakkı tanımaktadır. Bu bağlamda kanun
koyucu 19/f maddesi ile sendika ve üst kuruluşları, diğer tüzel kişiliklere ge-
nel hükümler uyarınca tanınan taraf olma ve dava açma ehliyetinin dışında,
üyelerini ve bunların mirasçılarını temsil etme ve ettirme yetkisi ile donat-
maktadır. Buna göre, söz konusu maddenin sendikalara ve üst kuruluşları-
na tanıdığı yetkinin ehliyet değil temsil bağlamında değerlendirilmesi gerek-
mektedir. Gerek metindeki terimlere bağlı olarak maddenin yorumu, gerekse
madde gerekçesi ile konuya ilişkin tarihsel süreç ve mevzuatımızda yapılan
değişiklikler dikkate alındığında 4688 sayılı kanunun 19/f maddesi uyarınca
kamu görevlileri sendikalarına, üyelerinin haklarını korumak amacıyla tanın-
mış olan dava açma hakkının kullanımında sınırlamaya gidilmesi, Anayasa-
nın hak arama hürriyetine ilişkin 36. maddesi kuralına uygun düşmeyeceği
gibi; 151 sayılı Sözleşmenin, yukarıda anılan 1. ve 3. maddelerine de aykırılık
oluşturacağı açıktır…”.
54
Yukarıda açılanan nitelikte, dava açmak veya yargı mercilerine
başvurmak, kamu görevlilerinin kuracakları “sendikalara” ve “üst ku-
ruluşlarına” tanınmış bir yetkidir. Bu nedenle, sendika ve üst kuruluş-
larının il temsilciklerinin, üyeleri adına dava açma ehliyeti bulunma-
maktadır.
55
Yine sendikaların kurulu buldukları iş kollarındaki işyerlerini ilgi-
lendiren konularda, dava açma ehliyetleri vardır. Danıştay 10. Dairesi,
“Uşak Yem Sanayi TAŞ’nin, özelleştirilmesi işlemine karşı, dava açan sendi-
kanın, dava açma ehliyetini olduğunu belirterek, aksi yöndeki Manisa İdare
Mahkemesi kararını bozmuştur”.
56
c. Kamu Kurumu Niteliğindeki Meslek Kuruluşları:
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, belli bir mesleğe
mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyet-
lerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlerine uygun olarak ge-
lişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan
54
RG, 18.6.2006, S. 26202.
55
DİDDGK, E.2000/751, K.2003/277, DKD, S. 2, 2003, s. 109.
56
Da. 10. D. E.1995/4319, K.1996/2743. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.
tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 10.06.2006)
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
364TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disipli-
ni ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları ken-
di üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi
altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişileridir (AY m. 135).
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, kuruluş amaç-
ları dışında faaliyette bulunmaları yasaklanmıştır (AY m. 135/3).
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının, devlet tüzel-
kişiliği dışında ayrı kamu tüzelkişilikleri bulunduğundan, kendi tü-
zelkişiliklerini ilgilendiren davalarda, dava açma ehliyetleri olduğu
konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Tarafı doğrudan doğruya kamu kurumu niteliğindeki meslek ku-
ruluşu olan davalarda, bu kurumların, dava açma ve davalı olabilme
ehliyetleri, onların, sahip oldukları kamu tüzelkişiliğinin bir sonucu-
dur.
Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından, barolar,
avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş
sahipleriyle olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek
düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan hakları-
nı savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak
amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzelkişiliği bulunan, çalışmalarını
demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşlarıdır (Avukatlık Kanunu m. 78).
Barolar, devlet tüzelkişiliği dışında ayrı bir kamu tüzelkişiliğine
sahip olduklarından dolayı, kendi tüzelkişiliklerini ilgilendiren, dava-
larda, dava açma ehliyetleri tamdır.
57
57
“…Ankara Barosu Başkanlığı’nca, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin ve ASKİ ida-
resinin 10 yılı doldurmuş su sayaçlarının ön ödemeli elektronik kartlı sayaçla değiş-
tirilmesine yönelik kararı ile sayaç bedeli olarak 200, montaj bedeli olarak 100 YTL
alınmasına yönelik işlemlerin iptali istemiyle dava açılmıştır. Davayı ilk derecede
gören, Ankara 7. İdare Mahkemesi 2005/2238 sayılı kararında, ehliyet hususunu
tartışmamış, Ankara kamuoyunda çok tartışılan belediye uygulamasının yürütme-
sini, özetle şu gerekçelerle durdurmuştur; “…Olayda, davalı idarelerce peşin öde-
meli sayaç takılmasını zorunlu kılan kararlar alındığı yine bu kapsamda 3516 sayılı
yasada bu yönde bir düzenleme olmamasına karşın 10 yıllık periyodik muayene
zamanı dolan mekanik su sayaçlarının yerine kartlı sayaç takılmasının zorunlu tu-
tulduğu, sayaç bedeli olarak 200, montaj bedeli olarak da 100 YTL’nin abonelerden
istenildiği, dolayısıyla kamu hizmetinin sunumu peşin ödemeye bağlanarak anı-
lan anayasal ve yasal kamu hizmeti anlayışına uymayan, ticari niteliği ağır basan
yeni bir ilişki biçimi oluşturulmak istendiği, bunun yanında ön ödemeli kartlı su
sayaçlarının standartlarının ise mecburi uygulamada olmadığı, başka bir deyişle
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
365TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Bunun yanı sıra, Danıştay içtihatları incelendiğinde, Baroların, çe-
şitli konularda, kendi tüzelkişiliklerini ilgilendirmeyen bazı konularda
da, açtıkları davaların dinlendiği, ehliyet noktasında reddedilmediği
görülmektedir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun yeni tarihli
bir kararına göre; “…Davacı İstanbul Barosu Başkanlığı, 13.7.2001 günlü
24461 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, Sağlık Bakanlı-
ğı Meslek Liseleri Ödül ve Disiplin Yönetmeliği’nin, ‘Örgün Eğitim Dışına
Çıkarma’ başlıklı 41. maddesinin (d) bendinde yer alan ‘Fuhuş yapmak ya da
cinsel ilişkiye girmiş olduğu tespit edilmiş olmak’ hükmü ile ‘uyarma, kına-
ma ve mahrumiyet cezalarına itirazda bulunulamaz’ hükmünün iptali iste-
miyle dava açmıştır. Gerek Danıştay 8.Dairesi, gerekse Danıştay İdari Dava
Daireleri Kurulu, davalı idarenin, ‘İstanbul Barosunun dava açma ehliyeti
bulunmadığı yönündeki itirazlarını’, dikkate almamış ve davanın esasına in-
celemiştir.”
58
Benzer bir kararda, İzmir Barosu Başkanlığı’nca, İzmir İli, Berga-
ma İlçesinin Ovacık Çamköy-Narlıca Köyleri mülki sınırları içerisin-
de… Madenciliği A. Ş. tarafından, siyanür içi yöntemiyle altın çıkartıl-
ması amacıyla kurulan işletmenin faaliyetine izin verilmesine ilişkin,
29.3.2002 günlü Bakanlar Kurulu prensip kararlarının iptali istemiyle
dava açılmıştır. Davayı ilk derecede gören, Danıştay 8 ve 6. Daireleri
Müşterek Kurulu’nun, 23.6.2004 günlü E.2004/27, K.2004/30 sayılı ka-
rarıyla, “…1136 sayılı Yasa’nın 76. maddesi uyarınca; avukatlık mesleğine
mensup olanlarının müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerine
uygun olarak gelişmesini, iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve gü-
veni hâkim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak amacıyla ku-
rulan, tüzelkişiliğe sahip kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşu olan
davacının belirtilen anlamda, meşru, kişisel ve güncel bir menfaatinin etkilen-
mediği, dolayısıyla işlemle menfaat ilişkisi bulunmadığından, davanın ehliyet
yönünden reddine karar verilmiştir”.
Temyiz aşamasında Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu,
“Hukukun üstünlüğünü savunmak ve korumakla görevi bulunan Baro’nun,
yargı kararını uygulamadığı ve çevre sorunlarına yol açtığını öne sürdüğü
bu sayacın ölçüler ve Türk Standartlarını düzenleyen mevzuatta tanımlanmadığı
görülmektedir. Bu durumda davanın konusuyla sınırlı olmak üzere davalı idarele-
rin 10 yılını doldurmuş su sayaçlarının zorunlu olarak ön ödemeli elektronik kartlı
sayaçla değiştirilmesine ve buna bağlı olarak sayaç bedeli olarak 200, montaj bedeli
olarak 100 YTL. İstenilmesine ilişkin işlem, karar ve tasarruflarında hukuka uyarlık
bulunmamıştır…”. Karar için bkz. http://www.ankarabarosu.oRG,tr/Pg_Pb_List.
aspx?Tip=Duyuru&Count=10 (Erişim Tarihi: 10.7.2006).
58
DİDDK, E.2003/417, K.2005/234, DD, S. 110, 2005, s. 66.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
366TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Bakanlar Kurulunca alınan prensip kararı ile menfaat ilgisinin bulunduğu-
nun açık olması nedeniyle, temyiz isteminin kabulüne karar vermiştir”.
59
Danıştay 10. Dairesi de, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuru-
luşlarından olan, Türkiye Barolar Birliği’nin, “kesinleşmiş yargı kararla-
rının uygulanmamasını öngörür nitelik taşıyan ve Resmi Gazete’de yayımla-
nan, Bakanlar Kurulu prensip kararının, iptali istemiyle açtığı davada, davalı
idarenin; Türkiye Barolar Birliği’nin, bu davada dava açma ehliyeti olmadığı-
na dair, savunmasına itibar etmemiş, davanın esasını incelemiştir”.
60
Danıştay 10. Dairesi, bir kararında ise, “Kamu kurumu niteliğin-
de meslek kuruluşu olan Elektrik Mühendisleri Odasının, Türkiye Elektrik
Kurumu’nun, iki ayrı anonim şirket olarak teşkilatlanmasına ilişkin Bakan-
lar Kurulu Kararı’nın, iptali istemiyle açtığı davayı, ehliyet yönünden red-
detmiştir”.
61
Ancak Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin,
15.12.1998 tarih ve 23554 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, “İpek Yolu
Vadisi Serbest Bölgesinin Yer ve Sınırlarının Belirlenmesi ve Kurulup İşletil-
mesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı”nın iptali istemiyle açtığı dava, Danış-
tay 10. Dairesi’nce, ehliyet konusu tartışılmaksızın, esastan incelenmiştir”.
62
Ayrıca, Türkiye Musiki Eser Sahipleri Meslek Birliği’nin, 24.9.2002
tarih ve 24886 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, “Fikir ve Sanat Eserleri
Sahipleri ile Komşu Hak Sahipleri Meslek Birlikleri ve Federasyonlar Hak-
kındaki Tüzükte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tüzüğün” 17. maddesinin,
iptali istemiyle açtığı dava, Danıştay 10. Dairesi’nce, esastan karara
bağlanmıştır.
63
Danıştay başlarda, kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşlarının, üyeleri adına dava açma yetkilerinin bulunmadığını
içtihat etmiştir. Örneğin, Türk Eczacılar Birliği’nin, üyeleri adına açtığı
davayı, Danıştay Dava Daireleri Kurulu, ehliyet yönünden reddetmiş-
tir.
64
Aynı şekilde, Danıştay 4. Dairesi, Türkiye Barolar Birliği tarafın-
dan, 31.8.1989 gün ve 20268 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, “197
sayılı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği’nin”, iptali istemiyle açtığı dava-
yı, “…1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesinde, Türkiye Barolar
Birliği’nin, 17 bent halinde sayılmış olan görevleri arasında, Baro mensupla-
rının genel menfaatleri ve mesleğin ahlak ve düzen ve geleneklerini korumak,
59
DİDDGK, E.2004/2163, K.2004/788, DKD, S. 6, 2005, s. 37.
60
Da. 10. D. E.2002/4061, K.2004/5219, DKD, S. 6, 2005, s. 236.
61
Da. 10. D. E.1993/4903, K.1993/4528. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.
tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 10.06.2006)
62
Da. 10. D. E.1999/474, K.2005/3949, DD, S. 111, 2006, s. 292.
63
Da. 10. D. E.2002/7366, K.2005/2483, DD, S. 111, 2006, s. 288.
64
DDDK, E.1968/197, K.1970/730, DD, S. 3, s. 173.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
367TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
bunun için gerekli mercilere başvurularda bulunmak, avukatların meslekte
gelişmesini teşvik edecek ve sağlayacak her türlü tedbirleri almak, kanunla-
rın avukatlara tanıdığı, hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam
ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak bulunmaktadır. Avukatlık
Kanunu’nun, yukarıda değinilen 110. maddesiyle, dava konusu yapılan teb-
liğ ile getirilen yükümlülüklerin, Türkiye Barolar Birliği’nin menfaatlerini
ihlal edici nitelikte bulunmadığı sonucuna varıldığından, iptal davasını açıla-
bilmesi için aranan, menfaat ihlali koşulu gerçekleşmediğinden, dava ehliyet
yönünden reddedilmiştir”,
65
Ancak Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Mimarlık
Odası’nın, hazinenin mülkiyetinde bulunan Beşiktaş-Vişnezade Ma-
hallesinde bulunan, 703 ada, 24 parsel sayılı Maçka Kışlası vasıflı ta-
şınmazı üzerinde, 49 yıl süreyle, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası
Başkanlığı lehine, irtifak hakkı kurulmasına ilişkin, 16.8.1990 günlü
Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nca onaylı işlemin, iptali istemiyle açılan
davada, İstanbul 2. İdare Mahkemesi, İstanbul Teknik Üniversitesi’ne
tahsisli olan, Maçka Kışlasının bir başka kamu kuruluşu olan, İstan-
bul Menkul Kıymetler Borsası Başkanlığı lehine, irtifak hakkı tesisine
ilişkin işlemin, 6235 sayılı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği
Kanunu’nun 2 ve 15. maddelerinin birinci fıkrasında belirtilen, amaç-
lardan, mimarlık mesleğinin genel menfaatini ilgilendiren bir işlem
olarak nitelendirilmesine olanak bulunmadığı, dolayısıyla Mimar
Odası’nın bu işleme yönelik dava açma ehliyeti bulunmadığından, da-
vayı ehliyet yönünden reddetmiştir. Temyiz aşamasında, Danıştay 10.
Dairesi, “…hukuk devletinin öğesi olan idarenin yargısal denetiminin sağ-
lanması, iptal davaları yolu ile olur. İptal davaları ile idari işlemlerin hukuka
uygun olup olmadığının saptanmasına, hukukun üstünlüğüne saygı duyul-
masına, sonuçta idarenin hukuka bağlılığının sağlanmasına çalışılmaktadır.
Bunun için, ülkede yaşayan herkesin, menfaat gereği, toplumun ve dolayısıy-
la bireyin menfaatini zedeleyen hukuk devleti esaslarına aykırı, kamu yararını
ihlal eden işlemlerin hukuk âleminden silinmesini sağlamak için, bu işlemlere
karşı bireylerin dava açma hakkını geniş yorumlamak gerekmektedir. 6235
sayılı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun 1. maddesin-
de; birlik ve odanın, kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olduğu
belirtilmiştir. Dolayısıyla, davacı birliğin kamu yararını koruma görevi ve
yükümlülüğü, bir kamu kurumu olmasının doğal sonucu olarak tanınmış
olmaktadır. Dava konusu taşınmaz, tescilli kültür varlığı ve mimari değeri
olan bir eser olduğu anlaşıldığından, bu taşınmazla ilgili alınan kararın “ka-
mun yararı”na uygun olmadığı açısından, yargı denetimine tabi tutulması
65
Da. 4. D. E.1989/2467, K.1980/3275, DD, S. 82, s. 345.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
368TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
amacıyla açılan davada, Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Mimar
Odası’nın, dava açma ehliyeti bulunduğuna karar vermiştir”.
66
Yine Danıştay 5. Dairesi, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin
Sağlık Bakanlığı’nca hazırlanıp 28.8.2003 günlü, 25213 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan “Eğitim Personelinin Nitelik ve Seçim Esasları Hak-
kında Yönetmeliğin” tüm maddeleri ile bu Yönetmeliğe dayalı olarak 5
Temmuz 2004 günü yapılacağı 7.4.2004 tarihinde ilan edilen şef ve şef
yardımcılığı sınavının, söz konusu Yönetmeliğe dayalı sınavsız atama
işlemlerinin iptalini ve yürütmenin durdurulması istemiyle yaptığı
başvuruda, Türk Tabipleri Merkez Birliği’nin dava açma ehliyetinin
var olduğunu kabul etmiştir. Mahkeme kararına göre “…Tabipliğin
kamu ve kişi yararına uygulanıp geliştirilmesini sağlamak, üyelerinin men-
faatiyle kamu yararını denkleştirmekle görevli Türk Tabipleri Birliğinin, il-
gili mevzuat hükümleri ve asıl atama yöntemi ihmal edilip bir kısım meslek
mensuplarını ayrıcalıklı konuma yükselten yönetmeliğe dayalı sınavsız atama
işlemlerini irdeleyip dava konusu etmesi, üstlendiği görevin doğal sonucu-
dur. 6023 sayılı Yasanın yukarıda sözü edilen hükümleri ve yapılan değer-
lendirmeler karşısında, davacı Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi’nin,
Birlik üyelerinin hukukunu korumak amacıyla dava açabileceğinin; esasen,
Yasa ile belirlenmiş olan kuruluş amacı göz önünde bulundurulduğunda, dü-
zenleyici işlemlerin yanı sıra, bu düzenleyici işlemlerin uygulama işlemleri
niteliğindeki sınavsız atama işlemlerine karşı da dava açma ehliyetinin var
olduğunun kabulü gerekmektedir…”
67
. Ancak Danıştay İdari Dava Daireleri
Genel Kurulu Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyinin, kanunla kendisine
verilen görevler bakımından Birliği temsilen genel düzenleme olan dava ko-
nusu Yönetmeliğe karşı dava açma ehliyeti bulunmakta ise de, Birlik tüzel
kişiliğini ve tabiplik mesleğini ilgilendiren meşru ve güncel bir menfaat iliş-
kisi bulunmayan, ayrıca üyelerinin hak ve menfaatleri arasında “birliktelik”
olmayan, mensupların “ortak” çıkarlarını zedelemeyen, farklı yerlerdeki ve
farklı ihtisas alanlarındaki klinik ve laboratuarlara atama yapılması nedeniy-
le ancak mensupların kişisel çıkarlarını etkilemesi söz konusu olan tamamen
bireysel nitelikteki şef ve şef yardımcılığı kadrolarına sınavsız yapılan atama
işlemlerine karşı subjektif anlamda dava açma ehliyeti bulunmadığına karar
vermiştir…”.
68
66
Da. 10. D. E.1993/4733, K.1994/4393. Karar için bkz. Gözübüyük, s. 171.
67
Karar için bkz., http://www.ttb.oRG,tr/eweb/guncel/karar_34.php (Erişim Tari-
hi: 30.11.2006).
68
Karar için bkz., http://www.ttb.oRG,tr/eweb/guncel/karar_39.php (Erişim Tari-
hi: 30.11.2006).
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
369TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
d. Belde veya Köy Sakini Olma
Belde veya köy sakini olma sıfatıyla, belirli bir belediye veya köy
sınırları içinde yaşayan insanların, yaşadıkları çevreyle ilgili olarak alı-
nan kararların, yapılan işlemlerin yargısal yolla denetlenme imkânına
sahip olmaları gerekir. Zira kişilerin yaşadıkları beldede, salt orada ya-
şamaktan kaynaklanan, bazı menfaatleri var olabilir. Örneğin, emekli-
liğini spor yaparak, daha sağlıklı geçirmek isteyen bir kişinin, satın al-
mayı düşündüğü evin, yeşil bir alana yakın olmasını istemesi sonucu,
aldığı evin civarında bulunan, yeşil alanın, belediyece yıkılarak, yerine
bir başka inşaatın yapılacağına ilişkin kararın iptali istemiyle açaca-
ğı davada, menfaati bulunmaktadır. Yine, aynı örnekte, yeşil alanının
çevresinde bulunan ve küçük çocuklarını zaman geçirmek için oraya
götüren annenin dahi, belediyenin yeşil alanın yıkılması hakkında al-
dığı kararın iptali istemiyle açacağı davada, menfaati bulunmaktadır.
Danıştay uzun süre, salt belde sakini olmanın, idari yargıda ip-
tal davası açabilmek için, yeterli olmadığını içtihat etmiştir.
69
Ancak,
Danıştay’ın bu içtihatlarını değiştirme eğiliminde olduğunu sevine-
rek görmekteyiz. Danıştay 6. Dairesi’nin kararına göre; “beldenin ve
beldede yaşayanların hayatını yakından ilgilendiren fiziksel çevreyi sağlıklı
kılmak amacı ile yapılması öngörülmüş aktif yeşil alanın (çocuk bahçesinin),
tamamının kaldırılması sonucunu doğuran, imar planı değişikliği işlemini
en azından beldede yaşayan bir kişi olarak davacını menfaatini ihlal ettiği
gözetilmeksizin, mülkiyet ilişkisinden söz edilerek davanın ehliyet yönünden
reddedilmesi, usul ve yasaya uygun olmadığından, aksi yöndeki İdare mahke-
mesi kararını bozmuştur”.
70
Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu da, bir kararında,
“Köy halkının, mera harman yeri olarak kullanılmasına tahsis edilen, taşın-
mazların, sadece bir kişinin kullanımına verilmesi işleminin köy sakini olan
davacının, menfaatini ihlal ettiğine karar vermiştir”.
71
Danıştay 6. Dairesi’nin yeni tarihli diğer bir kararında ise; “…dava
İzmir, Gümüldür… Pafta… Parsel sayılı mülkiyeti hazineye ait taşınmazın,
arıtma tesisi alanı olarak ayrılmasına ilişkin, 24.10.2001 günlü 4 sayılı Be-
lediye Meclis kararının ve bu işlemin değiştirilmesi istemiyle” açılmıştır.
69
Da. 6. D. E.1968/2553, K.1970/835. Karar için bkz., Gözübüyük, s. 177.
70
Da. 6. D. E.1987/931, K.1988/417, DD, S. 72-73, s. 361; Aynı yönde bkz., Da. 6. D.
E.1991/3829, K.1992/1435, DD, S. 86, s. 319; Da. 6. D. E.1993/1858, K.1993/5451,
DD, S. 89, s. 370.
71
DİDDGK, E.1995/396, K.1996/598. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-
hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 16.08.2006).
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
370TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Davacılar, arıtma tesisinin kurulduğu taşınmazın zilyedi konumunda-
dırlar. Davacılar, davalarını da, bu sıfatlarına dayandırmışlardır. Da-
nıştay 6. Dairesi, “taşınmaz maliki olmayan ve dava açma ehliyetini belde
sıfatına değil, taşınmaz zilyedi olma olgusuna dayandıran, davacıların, ilerde
doğması ihtimali bulunan bir hak iddiasına dayandırdıkları davayı, ehliyet
yönünden reddetmiştir”.
72
e. Milletvekilliği Sıfatı-Belediye Meclis Üyeliği
1982 Anayasasının 80.maddesine göre, “Türkiye Büyük Millet Mecli-
si üyeleri, seçildikleri bölgeyi değil veya kendilerini seçenleri değil, bütün Mil-
leti temsil ederler”. Bu esastan hareket edilerek, milletvekilinin, salt bu
sıfatına dayanarak iptal dava açması, günümüzdeki idari yargı anlayı-
şı karşısında pek kabul görecek bir esas değildir, nitekim, Danıştay 5.
Dairesi, “bir milletvekilinin, Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü’ne
yapılan atama işleminin dayanağı olan 19.12.1989 günlü 1989-14901 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararının iptali için açtığı davayı, ehliyet yönünden reddet-
miştir”.
73
Bir başka olayda ise Milletvekili olan davacı, milletin vekili
olduğunu, hukukun üstünlüğünü sağlayacağına and içtiğine göre, ya-
sal düzenlemelere, Anayasa’ya ve hukuka aykırı olan Bakanlar Kurulu
Kararı’nın iptali istemiyle açtığı davada menfaatinin bulunduğunu id-
dia etmiştir. Bu iddia Danıştay 10. Dairesi’nce yerinde görülmemiştir.
Daireye göre, “milletvekilliği hukuksal bir statüdür. Bir milletvekilinin bu
sıfatla dava açabileceği haller Anayasa’nın 85 ve 150. maddelerinde özel olarak
düzenlenmiş olup, Anayasa Mahkemesi’ne anılan maddelerde öngörüldüğü
biçimde iptal davası açılabilmesi, milletvekillerine milletin “vekaletini” aldık-
ları gibi bir düşünce ile iptal davası açabilmek yetkisi tanınamaz. Aksine bir
düşünce kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetkinin kullanılması anlamını
taşır ki bunun da hukuken kabul edilmesine olanak bulunmamaktadır”.
74
72
Da. 6. D. E.2004/6309, K.2005/2411, DD. S. 110, 2005, s. 207.
73
Da. 5. D. E.1990/509, K.1990/1087, DD, S.81, s. 181; Aksi yönde bkz., Da. 10. D.
E.1990/2308, K.1992/3555; Da. 10. D. E.1990/1742, K.2328. Kararlar için bkz.,
http://www.danistay.gov.tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi:
05.12.2006)
74
Da. 10. D. E.1995/2009, K.1995/3001. Kararın verildiği tarihte yürürlükte bulunan
2577 sayılı İYUK m. 2/1-a bendinde, iptal davası açmada “kişisel hakları ihlali edi-
len” koşulu yer almaktaydı. Buna karşılık temyiz incelemesi yapan İdari Dava Da-
ireleri Genel Kurulu, Anayasa Mahkemesi’nin, İYUK m. 2/1-a bendinde yer alan
“kişisel hakları ihlal edilenler” ibaresini iptal etmiş olmasına rağmen, bu durumda
dahi, davacı milletvekili sıfatı ile dava konusu Bakanlar Kurulu Kararının iptalini
arasında menfaati alakasının kurulamayacağına karar vermiştir. Karar için bkz.,
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
371TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Buna karşılık Danıştay 10. Dairesi dönemin ana muhalefet par-
tisinin üst yöneticisi olan bir milletvekilinin, Toplu Konut ve Kamu
Ortaklığı Kurulu’nun 30.4.1987 tarih ve 54 sayılı kararı ile özelleşti-
rilmesine karar verilen Uçak Servisi A. Ş. (USAŞ)’nin 10.000.000.000
TL nominal değerli sermayesinin %70’ine tekabül eden 7.000.000.000
TL nominal değerli hisselerinin SAS Service PartnerA/S (SSP) veya
SSP’nin belirleyeceği SAS Şirketler grubundan bir şirkete satılması
hakkında, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı’na bu sa-
tışla ilgili anlaşmalar yapmak yetkisi verilmesine ilişkin Yüksek Plan-
lama Kurulu’nun 9.2.1989 gün ve 89/3 sayılı kararı ile Toplu Konut ve
Kamu Ortaklığı İdaresi’ne verilen satış yetkisine dayanılarak USAŞ’ın
satışına ilişkin 10.8.1989 tarih ve 89/21 sayılı Yüksek Planlama Kurulu
kararının iptali istemiyle açtığı davada, dava açma ehliyetinin bulun-
duğunu içtihat etmiştir.
75
Yine bir milletvekilinin Türkiye Çimento ve Toprak Sanayi
T.A.Ş.’nin bağlı ortaklıklardan olan Söke, Balıkesir, Pınarhisar, Anka-
ra Çimento fabrikalarının Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu’na
devredilen hisselerinin tamamı ile Afyon Çimento Fabrikasının hisse-
lerinin %51’inin “Seciete Ciments Francais” isimli bir Fransız şirketine
satışına ilişkin Yüksek Planlama Kurulu Kararının iptali istemiyle açtı-
ğı davada, dava açma ehliyetinin bulunduğu içtihat etmiştir.
76
Belediye Meclis üyeliği sıfatına dayanarak, “Mülkiyeti belediyeye ait
olan taşınmazın, 2886 sayılı Yasa’nın 51/9 maddesi uyarınca, 49 yıl süreyle
kiraya verilmesine ilişkin, belediye encümen kararının iptali istemiyle, dava
açan, belediye meclis üyelerinin, açtığı davayı Antalya 1. İdare Mahkeme-
si, ehliyet yönünden reddetmiştir. Temyiz safhasında, Danıştay 10. Dairesi,
“davacıların, uyuşmazlık konusu taşınmazın, kiralanması konusunda, bele-
diye encümenine yetki veren belediye meclis kararının değil, taşınmazların
2886 sayılı Yasanın 51/9 maddesi uyarınca kiralanmasına ilişkin encümen
kararının dayanağı meclis kararında, usul hataları yapıldığı iddiasıyla iptali-
ni istediklerinden tesis edilen idari işlemin hukuka uygunluğunun saptanma-
sı ve idarenin hukuka bağlılığının tespiti yönünden bu davayı açmada, meşru
ve güncel menfaatleri bulunmaktadır. Ayrıca, davacıların, dava konusu en-
cümen kararlarında karşı oy kullanmalarından dolayı, belde halkını koruma
görevini yerine getirmedikleri gerekçesi, dava açma hakkını ortadan kaldırma-
Gözübüyük/Tan, s. 367.
75
Da. 10. D. E.1990/2308, K.1991/3355. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.
tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 06.12.2006)
76
Da. 10D. 1990/1742, K.1991/2328. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-
hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 06.12.2006).
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
372TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
yacaktır. Bu nedenlerle, davayı ehliyet yönünden reddeden Antalya 1. İdare
Mahkemesi’nin, kararını bozmuştur”.
77
f. Vatandaşlık ve Vergi Yükümlülüğü Sıfatı
Salt Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının, iptal davası açmada ye-
terli bir koşul olduğunu söylemek güçtür. Ancak bazı konularda, salt
vatandaşlık bağının, iptal davasını açmak için yeterli koşul sayılması
düşünülebilir. Özellikle, tüm ülkeyi ilgilendiren, bütün vatandaşlar
için etki ve sonuç doğuran hallerde, vatandaşlık sıfatı, iptal davası aç-
mada, yeterli bir kriter sayılabilir.
78
Ancak, Danıştay 10. Dairesi bir ka-
rarında, “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma dışında bir niteliği olmayan
kişinin, Sümerbank’ın, özelleştirilmesine ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulu
Kararını dava konusu edemeyeceğinden, davayı ehliyet yönünden reddeden,
Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin, kararını onamıştır”.
79
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun yeni tarihli bir kararına
konu olan bir olayda; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir kişi, bu
sıfatına dayanarak, şair Nazım Hikmet Ran’ın, Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlığından ıskatına ilişkin 25.7.1951 günlü, 3/13401 sayılı Ba-
kanlar Kurulu Kararı’nın, geçersiz kaldığı ve uygulanamayacağı hu-
susunun tespiti ile nüfus kaydında, 8.3.2002 günlü VGF 90 numaralı
form düzenleterek ve düzenleyerek vatandaşlıktan ıskat işleminin ip-
tali istemiyle dava açmıştır.
Davayı ilk derecede gören, Danıştay 10. Dairesi, “iptal davasının
içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idare
hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve yürütülmesi zorunlu
77
Da. 10. D. E.2002/4860, K.2002/80, DKD, S. 2, 2003, s. 323.
78
Örneğin bir Türk Vatandaşı’nın “Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine ortaya çıkan savaş
sırasında, Türkiye’de konuşlandırılmak amacıyla NATO’dan askeri kuvvet istenil-
mesine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararı’nın, iptali istemiyle açtığı davada, Danıştay
10. Dairesi, “Hukuk devleti esasının tüm kurum ve kuralları ile yerleştirilmesi, ül-
kede yaşayan herkesin menfaati gereği olduğundan, toplumun ve dolayısıyla bi-
reyin menfaatini zedeleyen, hukuk devleti esaslarına aykırı uygulamalara ilişkin
işlemlere karşı bireylerin dava açmakta menfaat ilişkisinin bulunmadığını söyle-
menin mümkün olmadığını, öte yandan, dava konusu Bakanlar Kurulu Kararı ile
yabancı silahlı kuvvetlerin yurda çağırılması olayını, savaşı doğurucu, kışkırtıcı bir
unsur olarak gören her Türk vatandaşının, hem hukuk devleti ilkesini yerleştirme
gereği olarak, hem de ülkede çıkabilecek bir savaş bakımından kişisel, meşru ve ak-
tüel bir menfaat bağı bulunmaktadır”. Da. 10. D. E.1990/4944, K.1990/3569. Karar
için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim
Tarihi: 05.12.2006).
79
Da. 10. D. E.1996/2608, K.1997/5233, DD, S. 96, s. 626.
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
373TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
nitelikte tesis edilen idari işlemlerin ancak bu idari işlemde meşru, kişisel ve
güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edile-
bileceğinin kabulünün zorunlu olduğu, Türk Vatandaşlık Kanunu’nun 34.
maddesinde yer alan; “Kaybettirme ve çıkarma kararları şahsidir, ilgilinin eş
ve çocuklarına tesir etmez” hükmü karşısında, dava açma hakkının esas
hak sahibine ait olacağı, vatandaşlık hakkının şahsa bağlı haklardan
olduğu ve dava konusu işleme dayanak oluşturan Bakanlar Kurulu
kararının, dava konusu edilmediği göz önüne alındığında, vatandaş-
lığın kaybettirilmesine ilişkin kararın nüfus kütüğüne tesciline ilişkin
işlem ile davacının, doğrudan bir ilişkisinin bulunmadığından, davayı
ehliyet yönünden reddetmiştir.
Temyiz incelemesi yapan Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na
göre; “iptal davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının
saptanmasına, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına, böylece de, idarenin
hukuka bağlılığının belirlenmesine, sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçek-
leşebilmesine olanak sağladığından bu davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç
doğrultusunda yorumlanması gerekmektedir. Nazım Hikmet Ran, Türk
Dünyasında ve 20. yüzyıl dünya edebiyatının en büyük şairlerinden olup,
milletlerarası bir kurum olan UNESCO’nun, şair için 100. Doğum yılı anı-
sına, 2002 yılını “Nazım Hikmet Yılı” ilan etmesi, bu gerçeğin bir tasdiki
olmaktadır. Nazım Hikmet’in, Türk ve Doğu halklarının şiirini büyük ölçüde
etkilemiş, şiirde yeni yollar açmış, geçmiş ve gelecek yüzyılların ebediyen ya-
şayacak bir klasik olması itibarıyla hakkındaki vatandaşlıktan ıskat kararının
nüfus kütüğüne tesciline ilişkin işlemin iptali istemi ile açılan bu davada, da-
vacının güncel menfaati bulunduğu gibi, adı geçen şairin, ulusal sınırları da
aşarak, dünya çapında kabul görmüş bir sanatçı olması nedeniyle, bir vatan-
daş olarak, davacının kişisel ve meşru menfaatinin de, ihlal edildiği anlaşıldı-
ğından, bakılan davada, davacının sübjektif ehliyetinin varlığı kabul edilmek
suretiyle, davanın esasına incelenmesi gerekmektedir”.
80
Vergi yükümlüsü sıfatı, vergi hukukundan doğacak bir uyuşmaz-
lıkta, dava açmak için yeterli bir ehliyet olduğu muhakkaktır. Özellik-
le, yerel yönetimlerin uygulanmasında, ortaya çıkabilecek masraflar
nedeniyle, mükellef sıfatıyla dava açabilmesi mümkündür.
81
80
DİDDK, E.2004/3, K.2005/2371, DD, S. 111, 2006, s. 74.
81
“…Belediye masraflarının artmasını mucip olacak mahiyetteki yolsuz kararlara kar-
şı belde sakinlerinden her biri iptal davası ikame edebilir. Çünkü belde sakinleri,
belde masraflarına bir takım vergi ve resimler vermek suretiyle iştirak etmektedir-
ler. Bu itibarla, hepsinin mükellef sıfatıyla, sarfiyatın yolsuz olmamasını istemekte
menfaatleri vardır…”. Sarıca, s. 40.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
374TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
g. Kiracılık ve Zilyetlik Sıfatı
Ayni hakkın, şahsi hakka olan üstünlüğü, kendisini iptal davası
açma sırasında da göstermektedir. Davacının, malik veya kiracı olma-
sı onun açacağı iptal davasının, dinlenip dinlenmeyeceğini doğrudan
etkilemektedir.
Danıştay bazı kararlarında, taşınmazlarla ilgili olarak açılan, iptal
davalarında, davacının taşınmazın kiracısı olması nedeniyle, davayı
ehliyet yönünden reddetmektedir.
82
Danıştay’ın bu nitelikte kararları-
na rağmen, Fransız Danıştay’ı, kiracılık sıfatını, iptal davasını açmada
yeterli saymaktadır
83
. Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu ise,
bir kararında, kiracılık sıfatının, iptal davasının açılabilmesi için yeterli
saymıştır.
84
Danıştay 6. Dairesi, yeni tarihli bir kararında ise, “Kiracının, sit
alanından çıkarma ile ilgili işlemin iptali istemiyle açtığı davada, dava açma
ehliyeti olmadığından”, davayı ehliyet yönünden reddeden Ankara 11.
İdare Mahkemesi’nin, kararını onamıştır.
85
Danıştay 6. Dairesi, “zilyedin, taşınmazın parselasyona tabi tutulması-
na ilişkin işleme karşı dava açma ehliyeti bulunmadığı”na hükmetmiştir.
86
Danıştay’ın, kiracılık sıfatının, iptal davası açmak için yeterli sayı-
lamayacağına ilişkin, kararlarına katılmak olanaksızdır. Menfaat iliş-
kisini mülkiyetle açıklayarak buna göre çözüme ulaşmak, iptal dava-
ları ile ulaşılmak istenen sonuç da göz önüne alındığında, daraltıcı bir
yorum olarak kabul edilir.
Kiracılık sıfatının, iptal davasını açmada yeterli saymayarak, dar
bir yorum yapan Danıştay 6. Dairesi, malik sıfatı söz konusu oldu-
ğunda ise, bu yorumu genişletmektedir. Danıştay 6. Dairesi’nin, yeni
tarihli kararına göre; “imar planı değişikliğine karşı uyuşmazlık konusu ta-
şınmazın yakınındaki taşınmaz maliki olan kişinin dahi dava açma ehliyeti
bulunmaktadır”.
87
Danıştay 6. Dairesi, “intifa hakkı sahibinin imar planı değişikliğine kar-
şı açılan davada ehliyetinin bulunduğu”na karar vermişken,
88
“belediyenin
82
Da. 6. D. E.1973/3117, K.1975/1330. Karar için bkz., Gözübüyük, s. 174.
83
Gözübüyük/Tan, s. 351.
84
DİDDGK. E.1987/47, K.1988/3, DKD, S. 72-73, s. 104.
85
Da. 6. D. E.2003/3450, K.2004/6401, DD, S. 109, 2005, s. 199.
86
Da. 6. D. E.1981/2303, K.1984/3079. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/
e-hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 16.08.2006).
87
Da. 6. D. E.2003/1712, K.2003/422, DKD, S. 3, 2004, s. 196.
88
Da. 6. D. E.1983/767, K.1984/2527. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-
hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 22.08.2006).
makaleler Mehmet ALTUNDİŞ
375TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
taşınmazında kiracı olan kişinin bu yerde yapılan parselasyon işlemine karşı
dava açma ehliyetinin bulunmadığı”na hükmetmiştir”.
89
h. Hizmetten Yararlanan Sıfatı
Bir kamu kurumundan ya da kamu hizmetinden yararlananların,
bu hizmetlerle ilgili kararlara karşı dava açmakla kişisel menfaatleri-
nin bulunduğunu genel olarak kabul edilmektedir.
90
Kamu hizmetle-
rinden yararlanan ilgililerin, bu hizmetlerin yürütülmesi ve dağıtıl-
masıyla ilgili olarak hazırlanan tarifeler için açtıkları iptal davaları,
Danıştay’ca kabul edilmektedir.
91
Fransız Danıştay’ının uygulaması da bu yöndedir. Conseil d’Etat,
“bir semtten tramvay yolunun kaldırılması”, “tramvay ücretinin artırılması,
kararlarına karşı” bu hizmetlerden yararlananların açtıkları davalara bak-
mış ve hizmetten yararlanmayı menfaat koşulu için yeterli saymıştır.
92
KAYNAKÇA
Akyürek, Akman, “Danıştay Kararlarında İptal Davalarının Menfaat
İhlali Koşulunun Kişisellik Unsuru”, DD, S. 81, 199.
Azrak, Ülkü, Hukuk Devleti, İdare Hukuku ve Danıştay, II. Ulusal
İdare Hukuku Kongresi, İdari Yargının Dünyada Bugünkü Yeri,
Ankara 1993.
Çelikkol, Hüseyin, “İdari Yargıda Ehliyet ve Husumet”, AD, S. 3,
1985.
Eroğul, Cem, Devlet Yönetimine Katılma Hakkı, Ankara 1991.
Gözler, Kemal, İdare Hukuku, C. II, Bursa 2003.
Gözübüyük, A. Şeref, Yönetsel Yargı, Ankara 2003.
Gözübüyük, A. Şeref/Tan, Turgut, İdare Hukuku, C. II, İdari Yargılama
Hukuku, Ankara 1999.
89
Da. 6. D. E.1991/1677, K.1991/44. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-
hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 22.08.2006).
90
Da. 6. D. E.1985/45, K.1985/966. Karar için bkz., http://www.danistay.gov.tr/e-
hizmetler/Danıştay Bilgi Bankası (Erişim Tarihi: 22.08.2006).
91
Da. 6. D. E.1950/726, K.1951/299, DKD, S. 53, s. 520.
92
Gözübüyük, s. 175.
Mehmet ALTUNDİŞ makaleler
376TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Günday, Metin, İdare Hukuku, Ankara-2004.
Kuru Baki/ Yılmaz Ejder/ Arslan Ramazan, Medeni Usul Hukuku, An-
kara 2003.
Onar, Sıddık Sami, İdare Hukuku’nun Umumî Esasları, 3. Baskı, C. II,
İstanbul 1966.
Özay, İlhan, Günışığında Yönetim, İstanbul 1996.
Sarıca, Ragıp, İdari Kaza, C. I, İstanbul-1949.