makaleler STEFAN RAPP LL. M./UTA KUCHKELKORN
377TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
Bu makale, Berlin İstinaf Mahkemesi’nin avukatların reklam yap-
malarına ilişkin olarak vermiş olduğu karar üzerine yazılmış olup,
ABD yargılamasından alınmış ilginç örneklerin Almanya adli siste-
minde verilmiş kararların bir karşılaştırılması anlamındadır. Diğer
bir ifade ile iki sistem arasındaki farklılıklar ile Almanya’da avukatlık
mesleğinin içinde bulunduğu ve avukatların karşılaştıkları güçlüklere
işaret edilmektedir. Makale ayrıca, avukatların reklam hakkına ilişkin
yargısal bakış açısındaki zafiyetlere ışık tutmaktadır.
Berlin, Almanya: Ele alınan dava, bir avukatlık firmasının hasımla-
rını gösterir bir listeyi web-sitesinde yayımlamasından kaynaklanmak-
tadır. Söz konusu listede bankalar ve finansal hizmet sunan kurumlar
yer almaktadır. Bu bağlamda avukatlık firmasının amacı ve gerekçesi;
bünyesinde bulunan avukatların iştigal alanlarını göstermekti. Söz ko-
nusu listede yer alan ve ticari itibarının zedelenmesi bakımından kaygı
duyan bir hasım, ismini/unvanını önceden izin almadan yayımlayan
hukuk firması aleyhine dava açmıştır. Davaya ilişkin karar veren Ber-
lin İstinaf Mahkemesi (Berlin Kammergericht) de kararında; temyiz
edenin (hukuk firması) yeni müşteriler edinmek için, karşı tarafın un-
vanını haksız olarak ifşa ettiğine ve bu davranışın temyiz eden hukuk
firmasının ticari iş hürriyetinin korunması sınırlarını aşmaktadır.
Ticari iş yapma serbestisi/hürriyetinin yasal dayanağını Alman
Anayasa’sının 2. maddesinin ikinci fıkrası oluşturmaktadır. Söz konu-
su madde; pek çok diğer haklar yanında, bir kişinin kişisel bilgilerinin
BERLİN İSTİNAF MAHKEMESİ’NİN
“AVUKATIN REKLAM YAPMA HAKKI”NA
İLİŞKİN KARARININ
DEĞERLENDİRİLMESİ
*
Stefan Rapp LL. M.
Uta Kuchkelkorn
Çev. Av. D. Derya Yeşiladalı
**
*
Journal of Academic Legal Studies 39-41 (2006).
**
TBB, CCBE Temsilcisi.
STEFAN RAPP LL. M./UTA KUCHKELKORN makaleler
378TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ne ölçüde kamuya açıklanabileceğine kendisi tarafından karar verile-
bileceğine ilişkin temel hürriyete ilişkin düzenleme getirmektedir.
Hemen belirtelim ki Amerikalı bir avukat yukarıda değinilen ka-
rarı hayretle karşılayacaktır. Bir kıyaslama yapmak ve aradaki fark-
ları tespit etmek adına ABD’de avukatların reklam yapmasına ilişkin
iki örnek verilecektir. Ayrıca, vereceğimiz bu örnekler Alman hukuk
bürolarının ABD’de ambulans kovalayan avukatların öyküsünden ne
kadar etkilendiğini ve aynı zamanda ne kadar rahatsızlık duyduğunu
da açıklar niteliktedir.
İlk örnek Alabama eyaletinde görülen bir davaya dayanmaktadır.
Şöyle ki; bir avukat anaokulunda meydana gelen bir kazada ölen
çocuğun ebeveynine çiçek göndermiştir. Bu haliyle olay duygusal bir
jest görünümündedir. Ancak çiçeğe iliştirilmiş mektup tüm dikkatle-
ri çekmiştir. Zira söz konusu mektupta avukat taziyetleri ile birlikte
eğer aile isterse anaokulu aleyhine dava açarak hukuki hizmet vere-
bileceğini de ifade etmektedir. Bu davranış; kendi içinde hem sosyal
olarak hem de profesyonel açıdan sorgulanabilir nitelikte iken “Rahibe
Mary” adlı bir kişi ortaya çıkarak, Tanrı’nın kendisini aileye bir mesaj
iletmekle görevlendirdiğini; buna göre ana babanın adı geçen avukatı
aramaları gerektiğini bildirmiştir.
Diğer taraftan, Maryland eyaleti mevzuatı benzer olaylarda limit-
ler öngörmektedir. Buna göre; avukatlar 30 günlük bir tecil (morator-
yum) süresi içinde haksız fiil sonucu maddi zarara uğrayan veya ölen
kişiler veya yakınları ile; diğer bir deyişle “muhtemel müvekkiller”le te-
masa geçemezler. Bu süre doğrudan posta göndererek reklam yapma-
yı da kapsamaktadır.
Avukat Robin Ficker ve bir reklam şirketi sahibi olan Natalie Boehm
bu mevzuatın; avukatların reklam yapmalarının ABD Anayasası’nın
birinci değişikliği kapsamında güvence altında (korunduğu) olduğu-
nu ileri sürerek, ilgili bölümlerinin iptali için dava açmıştır. Mahkeme
bu iddiayı kabul etmiştir.
Tekrar incelediğimiz karara dönecek olursak; hemen belirtelim
ki Berlin İstinaf Mahkemesi hukuk bürosunun reklam yapmasının
Alman Anayasası’nın 5/1 maddesi (söz öyleme/ifade hürriyeti) kap-
samında değerlendirilebilme ihtimalini göz önüne almıştır. Diğer ta-
raftan konuya muhtemel müvekkillerin, hukuk bürosunun bu tür ihti-
lafları halletme deneyimi hakkında bilgi sahibi olma hakları yönünden
yaklaşılmıştır. Ancak Mahkeme reklam yapmanın birincil amacının
makaleler STEFAN RAPP LL. M./UTA KUCHKELKORN
379TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
ekonomik olduğuna karar vermiştir. Diğer bir ifade ile Mahkeme hu-
kuk bürosunun amacının, ne kamu menfaati nede müvekkil menfaati
olmadığına; amacın dikkatleri hukukun belli bir alanındaki beceriye
çekmek olduğu, dolayısıyla kendi finansal hedeflerini yükseltmek ol-
duğuna karar vermiştir. Bu bağlamda; hukuk bürosunun ticari iş yap-
ma/faaliyeti hürriyeti hakkı kapsamında korunamayacağına karar
verilmiştir. Diğer bir ifade ile karşı tarafın kamuoyunun gözleri önüne
konulmasına kendisinin karar verebileceği hususu hukuk bürosunun
konuşma/ifade hürriyetine üstün tutulmuştur.
Bir an için söz konusu davayı; Kammergericht’in göz önüne alma-
dığı, kamu menfaati yönünden değerlendirelim.
Bilindiği gibi, hukuk hizmeti geniş bir faaliyeti kapsamaktadır.
Şöyle ki; sunulan hizmetlerin niteliği değişmektedir. Bunun sonucu
olarak tüketici, doğrudan kişisel deneyimi olmadıkça hizmetin nite-
liğini değerlendiremez. Bu perspektiften bakıldığında hukuki rekla-
mın, kamu menfaati oluşturması bakımından, hiçbir ekonomik işleve
hizmet etmediği tartışılabilir. Bir müvekkil hukuki hizmetin kalitesini
önceden tahmin edemediği sürece reklamın müvekkilin seçimi üze-
rinde olumlu bir etkisi olmayacaktır ve hatta müşteriyi yanıltacaktır.
Tamamen faydasız olmasının yanında avukatların reklam yapması
avukatlık ücretlerine yansıyarak hukuki yardım talep eden müşteri-
den fazladan masraf talep edilmesine yol açacaktır.
Ancak, incelediğimiz olayda bu söylediklerimizin uygulanabilirli-
ği bulunmamaktadır: Öncelikle, hukuk bürosunun olayın karşı tarafını
oluşturanlara dava açmış olduğu bir gerçektir. Bu gerçek ise büronun
ihtilaf konusu hukuk alanında deneyim, uzman olduğunu belirtmek-
tedir. Dolayısıyla, potansiyel müvekkillere sunacakları muhtemel hiz-
metlerin kalitesi konusunda önemli bir bilgi sunulduğu tartışmasızdır.
İkinci olarak; bu bilginin açıklanması ne hukuk bürosuna nede muh-
temel müşterilere herhangi bir masraf yüklememiştir. Bu bilgi bedava
olduğu gibi müşteriler yönünden hukuk bürosunun geçmişteki per-
formanslarıyla ve sorumlu avukatlar ve tercih edilecek avukatla ilgili
önemli ipuçları veren bir bilgi niteliği taşımaktadır.
Yukarıdaki tartışmayı bir yana bırakacak olursak artık, Almanya’da
avukatlar için sağlıklı bir iş piyasası olmadığını ifade edebiliriz. Bunun
sebeplerinden birisi de profesyonel piyasanın yeni mezunlarla dolu
olmasından kaynaklanmaktadır. Hukuk fakültelerinde eğitim gören
ortalama 100.000 hukuk öğrencisinden her yıl 6.000 kişi avukat olarak
piyasaya girmektedir. 1954 ila 1974 yılları arasında serbest avukatların
STEFAN RAPP LL. M./UTA KUCHKELKORN makaleler
380TBB Dergisi, Sayı 69, 2007
oranı %44, 1970 ila 1986 arası %113, 2002 yılına kadar %142,7 oranında
artarak avukatların sayısı bugün 140.000 ulaşmıştır.
Kammergericht’in Kararına geri dönersek: eğer hukuk bürosu,
müvekkili ve davanın karşı tarafı arasında bir muhakeme söz konu-
su ise kanımızca bu mahkeme bilgilerine ulaşılabilecektir. Bu ise ya-
sal dayanağını Alman Anayasası’nın 5/1 maddesinde bulmaktadır.
Kammergericht’in Kararı’nda belirtildiği gibi bir davada davalı veya
davacı olmanın aşağılayıcı (hakaretamiz) bir yanı bulunmamaktadır.
Bu itibarla; liste halinde ifşa edile şirketler açısından durum pek
hoş olmamakla beraber söz konusu liste ne bir hakaret nede alay et-
mek anlamında yorumlanamaz.
Sonuç olarak; bir iletişimin kanuniliğini, o iletişimin saikini ince-
leyerek değerlendirmek ifade hürriyetinin iki tarafı değil kamuoyunu
da ilgilendirdiği gerçeğini gözardı etmektir.