hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
43TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
I. Giriş
Bireyin şerefine saldırı teşkil eden fiiller, bir takım suçların oluş-
masına sebebiyet vermekle birlikte, bunlardan bazıları sadece insan
şerefinin ihlalini yaptırıma bağlarken, diğer bazıları ise, şerefin dışında
başka bazı değerlere zarar verilmesini de cezalandırırlar. Buna göre,
sadece insan şerefini ihlal eden suç tipleri “genel tahkir suçları”; şereften
başka bir takım değerler e tecavüz edenleri ise, “özel tahkir suçları” olarak
isimlendirmek mümkündür.
N
Genel tahkir suçu olan hakaret, 5237 sayılı TCK’nın ikinci kitabı-
nın, ikinci kısmının, “Şerefe Karşı Suçlar” başlıklı sekizinci bölümünde
125-131. maddeler arasında düzenlenmiştir. Buna mukabil aynı eylem,
765 sayılı TCK’nın dokuzuncu babının “Hakaret ve Sövme Cürümleri”
başlığını taşıyan yedinci faslında 480 ve 482. maddelerde yer almıştı.
ETCK’da hakaret ve sövme suçları bağımsız birer suç kabul edilerek
farklı maddelerde düzenlenmişken, 5237 sayılı TCK’da bu iki suç tipi
125. maddede seçimlik hareketler olarak yaptırıma bağlanmıştır.
765 sayılı TCK’nın 480 ve 482. maddelerinde yer alan genel nitelik-
teki hakaret suçlarının yanı sıra, “Hürriyet Aleyhinde İşlenen Cürümler”
babında 175. maddede, “kutsal varlıklara hakaret”; “Devlet İdaresi Aleyhinde
İşlenen Cürümler” babında 266. maddede “memura hakaret”, 267. mad-
*
MÜ Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi.
**
MÜ Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Anabilim Dalı öğretim elemanı.
N
Bkz., Erman, Sahir, Hakaret ve Sövme Suçları, 2. Baskı, İstanbul, 1989, s. 3; Önder,
Ayhan, Şahıslara ve Mala Karşı Cürümler ve Bilişim Alanında Suçlar, İstanbul 1994, s.
229; Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 5. Baskı, Ankara 2005, s. 231.
BİREYİN ŞEREFİNE KARŞI SUÇLAR
Ahmet Caner YENİDÜNYA
*
Mehmet Emin ALŞAHİN
**
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
44TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
dede, “memura vazife esnasında hakaret ve sövme”, 268. maddede, “resmi
heyetlere, hâkime hakaret” suçları da mevcuttu.
5237 sayılı TCK’da ise hakaret suçunun yer aldığı bölümün başlığı
korunan hukuki değer göz önünde bulundurularak “Şerefe Karşı Suç-
lar” olarak belirlenmiş ve genel tahkir niteliğindeki hakaret suçları 125.
maddede düzenlenmiştir. Kamu görevlisine ve kutsal değerlere karşı
yapılan tahkir edici fiiller de aynı maddede daha ağır cezayı gerektiren
nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Görüldüğü gibi 5237 sayılı TCK,
genel tahkir suçlarını “şerefe karşı suçlar” bölümünde toplamak suretiyle
bu suçlarda korunan hukuki değerin mağdurun şerefi olduğunu ortaya
koymuştur. Buna karşılık yukarıda da değinildiği gibi 765 sayılı TCK’da
bu suçlar farklı bölümlerde (hürriyet aleyhinde işlenen suçlar, devlet
idaresi aleyhinde işlenen suçlar) yer almaktaydı.
TCK’nın “Cumhurbaşkanı’na hakaret” başlıklı 299, “Devletin egemen-
lik alametlerini aşağılama” başlıklı 300, “Türklüğü, Cumhuriyeti, Devletin
kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı 301, “Yabancı devlet bayrağına
karşı hakaret” başlıklı 341. maddelerinde ise “özel tahkir suçları” dü-
zenlenmiştir. Kanun koyucu mağdurun şerefinin yanı sıra devletin
egemenliğini ve diğer devletlerle olan ilişkilerini korumak istediği
için bu suçları, “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı
dördüncü kısımda sevk etmiştir.
Aşağıda TCK’nın 125-131. maddeleri arasında yer alan genel tahkir
suçları (şerefe karşı suçlar) incelenecek, özel tahkir suçlarına değinil-
meyecektir.
II. Hakaret Suçu
TCK’nın ikinci kısmının “şerefe karşı suçlar” başlıklı sekizinci bö-
lümünde 125. maddede hakaret suçu ve bu suçun daha ağır cezayı
gerektiren nitelikli halleri, 126. maddede mağdurun belirlenmesi için
kabul edilen ölçü, 128. maddede iddia ve savunma dokunulmazlığı,
129. maddede ise, cezanın kaldırılması veya azaltılmasını gerektiren
bir takım sebepler düzenlenmiştir.
Yasa’nın 130. maddesi “kişinin hatırasına hakaret” başlığını taşımakla
birlikte, esasen ölünün hatırasına hakaret ve ölüyü tahkir olmak üzere iki
Bkz., Soyaslan, s. 231.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
45TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
bağımsız suç tipine yer vermiştir. 131. madde ise, kovuşturma usulüne
dairdir. Aşağıda öncelikle hakaret suçunun unsurları ve arz ettiği diğer
özellikler değerlendirilecektir.
1. Korunan Hukuki Değer
Hakaret suçu ile korunan hukuki değer, onur, şeref ve saygınlıktır.
TCK’nın 125. maddesinin gerekçesinde de, fiilin yaptırıma bağlanmasıy-
la kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fert-
ler nezdindeki saygınlığının korunmasının amaçlandığı belirtilmiştir.
Şeref, bir insanın kendine yönelik beslediği iyi duygu (iç şeref) ve
diğer kişilerin o insana verdiği değer ve saygı (dış şeref) şeklinde karma
bir özellik göstermektedir. Bu açıdan bakıldığında TCK, “onur, şeref ve
saygınlık” terimlerinden bahsetmek suretiyle hem iç hem de dış şerefi
korumayı amaçlamıştır.
2. Fail
Hakaret suçunun faili herkes olabilir. TCK m. 125’te “kişi” terimi
kullanılarak faile yönelik bir sınırlama getirilmemiştir. Bununla bera-
ber failin gerçek kişi olması gerekir, tüzel kişilerin suç faili sayılmaları
mümkün değildir.
Faaliyetlerini temsilcileri aracılığıyla yürüten hükmi
şahısların, maddi bir bünyeleri ya da hareket yetenekleri bulunmadı-
ğından, cezai sorumluluk, suç teşkil eden eylemi icra eden gerçek kişiye
aittir. Gerçek kişilerin hareketleri sonucu tüzel kişilerin cezalandırılması,
cezaların şahsiliği prensibine de aykırıdır.
TCK tüzel kişilerin suç faili olamayacaklarını açıkça belirtmiştir.
Suç faili olamayan tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı (hapis ve adli
para cezası) tatbik edilemez. Nitekim TCK’nın 20. maddesinde; “(1) Ceza
sorumluluğu şahsidir. Kimse başkasının fiilinden dolayı sorumlu tutulamaz.
Tezcan, Durmuş/Erdem, Mustafa Ruhan/Önok, Murat, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’na Göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 4. Baskı, Ankara, 2006, s. 344; So-
yaslan, s. 229; Özbek, Veli Özer, Şerefe Karşı Suçlar, Hukuk ve Adalet, Eleştirel Hukuk
Dergisi, Y. 2, S. 5, Nisan 2005, s. 257.
Tezcan/Erdem/Önok, s. 345.
Bu konuda bkz., Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, A. Caner, 5237
Sayılı Yeni TCK’ya Göre Hazırlanmış Ceza Hukuku Genel Hükümler I, 2. Bası, Ankara,
2006, s. 466 vd.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
46TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
(2) Tüzelkişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz, ancak suç dolayı-
sıyla kanunda öngörülen güvenlik tedbiri niteliğindeki yaptırımlar saklıdır”
hükmüne yer verilmektedir.
Hakaret suçunun basın yoluyla işlenmesi halinde, sorumlular 5187
sayılı Basın Kanununun “Cezai Sorumluluk” başlıklı 11. maddesine göre
belirlenir. Buna göre, süreli yayınlar ve süresiz yayınlar yoluyla işlenen
suçlardan eser sahibi sorumludur. Süreli yayınlarda eser sahibinin belli
olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya
da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya
verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle
mahkûm olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve
yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi
sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur. Ancak bu eserin
sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı
çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk
yayımlatana aittir.
Süresiz yayınlarda eser sahibinin belli olmaması veya yayım sı-
rasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında olması
nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser
sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkûm olduğu ce-
zaya etki etmemesi hallerinde yayımcı; yayımcının belli olmaması veya
basım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında
olması nedeniyle Türkiye’de yargılanamaması hallerinde ise basımcı
sorumlu olur.
5187 sayılı Kanundaki bu hükmün Anayasa’nın 38. maddesinin
7. fıkrasında yer alan ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine (TCK m.
20/1) aykırı olduğu kanaatindeyiz.
3. Mağdur
Kanunda “bir kimseye”, “bir kimsenin” denilmek suretiyle, hakaret
suçunun mağdurunun herhangi bir kimse olabileceği kabul edilmiştir.
Ancak mağdurun sıfatı bazı durumlarda özellik arz eder. Örneğin,
mağdurun Cumhurbaşkanı olması halinde uygulanacak hüküm TCK
m. 299’dur.
Aynı doğrultuda bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 345.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
47TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Kusur yeteneği bulunmayan küçükler ve akıl hastalarının da ko-
runmaya değer bir saygınlığı (dış şeref) vardır. Bu nedenle bu kişilere
karşı söylenen onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikteki
sözler, bu kişiler tarafından algılanıp, hissedilemese dahi, hakaret suçu
kapsamında değerlendirilmelidir.
Aynı şekilde geçmişi, sosyal durumu veya işi dolayısıyla şerefsiz
kabul edilenlerin de korunması gereken bir saygınlığı olduğu için, buna
aykırı davrananların cezalandırılmaları gerekir.
Buna karşılık korunan
bu saygınlığın kapsamı dışındaki tecavüzlerde artık bulunmayan bir
şerefin ihlali söz konu olamayacağından, hakaret suçu oluşmaz. Bu iti-
barla “hırsıza, hırsız”; “katile, katil” demek suç değilse de, “hırsıza, katil”;
“katile de hırsız” demek suçtur.
Kişinin bedeni bir rahatsızlığının ifade edilmesi veya kişiye bir has-
talık yakıştırılması durumunda da hakaret suçu oluşur. Örneğin; kişiye,
“kör”, “topal”, “kel”, “psikopat”, “frengili”, “aidsli” denilmesi gibi.
10
Ölülerin bu suçun mağduru olmaları mümkün değildir. Buna kar-
şılık kişinin ölümünden sonra (hatırasına) yapılan hakaret 125/1 değil,
130/1 (kişilerin hatırasına hakaret suçu) kapsamında değerlendirilme-
lidir. Ölünün ceset ve kemikleri hakkında gerçekleştirilen tahkir edici
fiiller ise, 130/2’teki suçu oluşturur.
Atatürk’ün hatırasına karşı gerçekleştirilen tahkir edici fiiller, 5816
sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun”un 1. maddesinde
düzenlenmiştir. Maddede; “Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret eden veya
söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
Atatürk’ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk’ün kab-
rini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar
… hapis cezası verilir” denmektedir. Hakaret suçunun bu özel şeklinin
soruşturulması ve kovuşturulması m. 125/1’in aksine, şikâyete tabi
değildir. Bu gibi hallerde takibat resen yapılır.
11
Erman, Hakaret, s. 53; Önder, s. 226, 227; Tezcan/Erdem/Önok, s. 345; Soyaslan, s.
235.
Erman, Hakaret, s. 54; Önder, s. 226.
Erman, Hakaret, s. 54.
10
Yargıtay CGK 28.11.1988 tarih ve 2-449/494 sayılı içtihadında; “sanığın sarf ettiği
“dört gözlü” sözü, o kişinin gözlüklü olduğunu ifade edip, hakaret teşkil etmez”
demiştir. Karar için bkz., Savaş, Vural/Mollamahmutoğlu, Sadık, Türk Ceza Kanu-
nunun Yorumu, 3. Baskı, 4. Cilt, Ankara 1999, s. 5072.
11
Bkz., Gündel, Ahmet, Atatürk’e, Cumhurbaşkanı’na, Cumhuriyete, Hükümete Hakaret
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
48TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Mağdurun sıfatı suçun temel şekli bakımından önem arz etmezse
de, 125. maddenin 3. fıkrasının (a) bendinde mağdurun kamu görevlisi
olması daha ağır cezayı gerektiren nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir.
Kamu görevlisi teriminin ne anlama geldiği TCK’nın “tanımlar” başlıklı
6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilmiştir. Buna göre,
“kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya se-
çilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan
kişi” anlaşılır. Suçun mağdurunun kamu görevlisi olması durumunda
soruşturma ve kovuşturma re’sen yapılır (TCK m. 131/1).
Mağdurun belirli veya belirlenebilir olması gerekir. Mağdurun ismi-
nin açıkça belirtilmesine ihtiyaç yoktur. Mağdurun kim olduğunun failin
ifadelerinden anlaşılabilmesi yeterlidir.
12
Bu husus, TCK’nın “mağdurun
belirlenmesi” başlıklı 126. maddesinde; “hakaret suçunun işlenmesinde
mağdurun ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa
bile, eğer niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksan-
mayacak bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış
sayılır” şeklinde belirtilmiştir.
13
Buna göre, bir kimsenin isminin sadece
baş harflerinin veya herkesçe bilinen bir sıfat veya lakabının zikre-
dilmesi durumunda mağdurun belirlenmiş olduğu kabul edilir.
14
Bu
düzenleme çerçevesinde kolektif hakaretin varlığı halinde nasıl hareket
edileceği üzerinde de durulmalıdır. Bir arada bulunan birkaç kişinin
hakarete uğraması halinde, suçların içtimaına ilişkin hükümler tatbik
edilir.
15
Buna karşılık mağdurun bireysel olarak tayin ve teşhis edil-
mesinin mümkün olmadığı bir topluluğa hakaret edilmesinde durum
farklıdır.
16
Fiilin yöneldiği topluluk ne kadar geniş olursa, mağdurun
tayin ve teşhisi o nispette imkânsız hale geleceğinden suç oluşmaz. Şu
halde, bu ihtimalde suçun oluşabilmesi için ilgili kişi topluluğu açıkça
sınırlandırılmış ve belirlenmiş olmalı ve fiil belirli ve teşhis edilebilir
kişilerle ilişkilendirilmelidir
17
. Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 09.02.1982
Suçları, Ankara 1997, s. 9 vd.
12
Erman, Hakaret, s. 31.
13
Maddede geçen “…duraksanmayacak bir durum varsa…” hükmünün anlamının pek
belirgin olmadığı, bu ifadenin tereddüde yer vermeyecek derecede karineler varsa
şeklinde anlaşılması gerektiği ifade edilmiştir. Bkz., Hafızoğulları, Zeki/Kurşun,
Günal, Türk Ceza Hukukunda Şerefe Karşı Suçlar, Emniyet Genel Müdürlüğü Polis
Dergisi, Y. 12, S. 48-49, Nisan-Eylül 2006, s. 41-42.
14
Erman, Hakaret, s. 31.
15
Önder, s. 228.
16
Önder, s. 228; Erman, Hakaret, s. 34.
17 Erman, Hakaret, s. 33; Önder, s. 228; Tezcan/Erdem/Önok, s. 346.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
49TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
tarih ve 810/781 sayılı içtihadında bu husus vurgulanmıştır. Kararda;
“tüzel kişiliği haiz olmayan bir topluluğa karşı hakarette mağdur; belirli ve
müşahhas bulunduğu takdirde… suç oluşur ve toplulukla ilişkili herkes, dava
açmaya yetkilidir. Sanık, mağduru muhatap tutarak (siz, Egeli değil misiniz,
hepiniz ibnedir, Egeliler orospu çocuğudur) diye sövdüğü… Ege’li toplulu-
ğu içerisinde mağduru da açıkça belirttiği cihetle… Egelileri temsile yetkisi
olmadığı ve bu bakımdan dava ehliyeti de olmadığı ve ona hitap eder nitelikte
bulunmadığından bahisle, sanığın beraatına karar verilmesi, bozmayı gerek-
tirmiştir” denilmektedir.
18
Halkın bir kesimini oluşturan sayısı belirsiz bir topluluğun sosyal
sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak aşa-
ğılanması halinde TCK’nın 216. maddesinin 2. fıkrası tatbik edilir.
125. maddenin 5. fıkrasında; “Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine
görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere
karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde
hükümleri uygulanır” denilmektedir. Bu hükmün karşılığını 765 sayılı
TCK’nın 268 ve 483. maddeleri oluşturmaktaydı. Buna göre kurul
halinde çalışan kamu görevlilerine karşı (örneğin bilirkişi heyeti) gö-
revlerinden dolayı hakaret edilmesi halinde zincirleme suç (m. 43/2)
hükümleri tatbik edilir.
Tüzel kişiler hakaret suçunun mağduru olamazlar.
19
Tüzel kişiler
ancak suçtan zarar gören olabilir. Bu ihtimalde tüzel kişinin organını
oluşturan veya temsilcisi olan gerçek kişilere yönelik hakaretin bulunup
bulunmadığı araştırılmalıdır. Bu itibarla suçtan zarar gören ile mağdu-
run aynı şey olmadığını da belirtmek gerekir.
20
Son olarak “dolaylı hakaret” konusu üzerinde de durulmalıdır. Bu
ihtimalde bir kimseye karşı gerçekleştirilen hakaret, başka bir kimsenin
de şeref ve haysiyetini ihlal edebilir. Örneğin, (A)’ya annesinin fahişe
olduğunun söylenmesi hem (A)’nın hem de annesinin şeref ve haysi-
yetini ihlal eder. 765 sayılı TCK döneminde Yargıtay, isnada muhatap
olanın hakaret suçunun, dolayısıyla şeref ve haysiyeti ihlal edilenin ise,
18
Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5099.
19
Soyaslan, s. 234. Karşı görüş için bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 346; Özbek’e göre,
TCK’nın 125. maddesinin 5. fıkrası, tüzel kişilerin suç mağduru olmalarını engelle-
memektedir. Özbek, s. 258.
20
Bu konuda bkz., Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, s.
473.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
50TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
sövme suçunun mağduru olduğunu belirtmekteydi.
21
Kanımızca 5237
sayılı TCK’nın 125. maddesi uyarınca bu ihtimalde, içtima hükümlerinin
uygulanması (TCK m. 43/2) gerekir.
4. Maddi Unsur
a. Genel Olarak
“Hakaret” başlığını taşıyan TCK’nın 125. maddesinde; “(1) Bir kim-
seye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya
olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına
saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin en az üç kişiyle
ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle
işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur”
denilmektedir.
Bu düzenleme çerçevesinde hakaret suçunun maddi unsuru altı
başlıkta incelenebilir. Bunları; “1-Somut bir fiil veya olgu isnat edilmesi,
2-Sövmek suretiyle onur, şeref ve saygınlığa saldırılması, 3- İsnadın şeref ve
saygınlığı rencide edici olması, 4- İsnadın mağdura isnat ve izafesi, 5-İsnat
gıyapta ise, ihtilatın bulunması, 6- Mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya
görüntülü bir iletiyle işlenmesi” şeklinde belirtebiliriz.
b. Somut Bir Fiil ya da Olgu İsnat Edilmesi
Hakaret suçunun mevcudiyeti için, failin mağdura belirli bir fiil
ya da olgu isnat etmesi gereklidir. Öncelikle “somut bir fiil” tabirinin
anlamı üzerinde durulmalıdır. İsnat olunan fiilin “somut” (belirli)
sayılabilmesi için şahsa, konuya, yere, zamana ve şekle ait birtakım
tamamlayıcı unsurların gösterilmiş olması gereklidir.
22
Bununla beraber
21
“Anası için belli bir olayı yükleyerek yapılan hakaretin… yakınanın kızı adına sövme
suçunu oluşturacağı gözetilmeden…” Yarg. 4. CD. 05.05.1993, 3167/3707 (Yaşar,
Osman, İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Ankara 2001, s. 1134); “Sanık tarafından söyle-
nen “kız kardeşinin ırzına geçtim” tarzındaki sözlerin yakınan için sövme suçunu
oluşturacağı gözetilmeden…” Yarg. 4. CD. 12.02.1992, 230/882 (Yaşar, s. 1134); “Suça
konu edilen mektupların içeriğine göre, eşi ve kızı için belli bir olayı yükleyerek
yapılan hakaretin, şikayetçi eş ve baba adına sövme suçunu oluşturduğu…” Yarg.
4. CD. 21.11.1991, 5733/7121 (Yaşar, s. 1134).
22
Soyaslan, s. 237. Keza Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 23.11.1992 tarih ve 283/306
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
51TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
unsurların hepsinin birlikte ve teker teker söylenmesi lazım gelmeyip,
fiil veya maddeyi teşhise yetecek miktarda açıklık bulunması kâfidir.
Somut bir olgunun isnadı bulununca, bu maddenin hakikate uygun
olup olmaması, suçun teşekkülüne tesir etmez.
23
Somut bir olay veya belirli bir fiil olan isnadın, geçmişte veya
halde meydana gelmiş bir vakıa olması aranır. Bu nedenle gelecekte
gerçekleşecek olaylar somut bir fiil kavramına girmez. Ancak ileride
gerçekleşecek olayların haldeki olaylarla bir bağlantısı kurulabiliyor
ise, somut bir fiil isnadının varlığı kabul edilir.
24
İsnat, bir olay olunca, bunun devam etmiş veya kesilmiş olması
veya icrai ya da ihmali bir hareketle oluşması arasında fark yoktur, an-
cak kişinin ahlaki niteliklerindeki eksiklik veya kötü bir huy ve âdete
sahip olduğunun isnadı, somut bir fiil veya olgu isnadı değildir.
25
Örneğin, birine karşı alçak, serseri gibi beyanlarda bulunmak bir
değer yargısı ifade etmekle birlikte seçimlik hareketlerden sövme
kapsamında değerlendirilir.
26
Her ne kadar 5237 sayılı TCK’da hakaret
suçunu oluşturan seçimlik hareketleri gerçekleştiren kişiye verilecek
ceza aynı ise de, isnadın ispatı (m. 127) açısından hakaret-sövme ayrımı
önemini korumaktadır.
27
İsnat edilen fiilin bir mahkeme kararı gibi olayın bütün ince-
liklerini ve ayrıntılarını belirtmiş olması aranmaz. İsnat edilen olayın
esaslarının belirtilmiş olması ve açıklanması durumunda tarafsız
kişilerin bunun hakaret niteliğinde bir fiil olduğunu ihtimal dâhilinde
görebilmesi ile gerçek olup olmadığının ispata elverişli olması yeter-
lidir. Yoksa isnadın doğru olup olmaması, herkes tarafından bilinip
bilinmemesi veya bir suç olup olmaması önemsizdir.
28
sayılı kararında; … sanığın “yediniz yediniz kızımı bulamadınız” sözlerinde yer,
zaman, şahıs belirtilmemiştir. Ne zaman, nerede, nasıl, kimden, ne şekilde çıkar
sağlandığı söylenmemiş belirli bir somut fiil isnat edilmemiştir. Mücerret olarak
söylenen bu sözlerin madde tayini suretiyle hakaret suçunu oluşturduğu kabul
edilemez. . ” denmektedir. Karar için bkz., Yaşar, s. 1130.
23
Bkz., Erman, Hakaret, s. 69 vd. Dönmezer, Sulhi, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, 16.
Bası, İstanbul 2001, s. 273 vd.
24
Önder, s. 240.
25
Önder, s. 240.
26
Önder, s. 240; ayrıca bkz., Hakeri, Hakan, Alman Federal Anayasa Mahkemesinin Bir
Kararı Işığında Düşünceyi Açıklama Özgürlüğü ve Kollektif Hakaret, Prof. Dr. Sahir
Erman’a Armağan, İstanbul 1999, s. 411 vd.
27
Tezcan/Erdem/Önok, s. 346.
28
Önder, s. 240.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
52TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
c. Sövmek Suretiyle Onur, Şeref ve Saygınlığa Saldırılması
Sövme, somut bir fiil isnadı ihtiva etmeyen, her hangi bir olayla
ilişkilendirilmeyen, şeref ve haysiyeti rencide eden, aşağılayan, hor
gören her türlü isnatlardır.
29
Böylece “sövme”nin varlığı açısından kişi-
yi toplum nezdinde küçük düşüren, inciten, şeref ve itibarı zedeleyen
hareketlerin mevcudiyeti aranacaktır.
Sövme, somut olayda türlü şekillerde işlenebilir. Keza yazı, söz,
resim, işaret veya müstehcen bir el hareketi ile bu fiil gerçekleştirilebi-
lir.
30
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 08.04.1985 tarih ve 5-576/209 sayılı
içtihadında, kendisine “senin karını kocama alacağım” diyen mağdura,
failin tenasül organını göstermesini sövme kapsamında nitelendir-
miştir.
31
Yine Yargıtay 2. Ceza Dairesi’nin 05.03.1991, 1577/2351 sayılı
kararında da; müştekinin duvarını neden yıktığını sorması üzerine
sanığın erkeklik organını göstererek “…sen bunu al…” demesi sövme
olarak değerlendirilmiştir.
32
Fiilin ihmal suretiyle işlenebileceği de kabul edilmiştir. Örneğin
mağdurun sözüne cevap vermemek, uzattığı eli sıkmamak gibi.
33
Sövme teşkil ettiği hususunda tereddüde düşülen tabirlere anlam
verilirken bölgesel özellikleri, fiilin gerçekleştirildiği bölgede o kelime-
lere verilen anlamı, örf ve âdeti, kamuoyunu, fiilin işlenmesi sırasındaki
hal ve şartları dikkate almak lazımdır.
34
Örneğin, bir kimseye “serseri”,
“alçak”, “hayvan”, “fahişe”, “hırsız”, “manyak” denmesi sövme kapsa-
mındadır. Yargıtay verdiği kararlarda; “senin geçmişini sinkaf edeceğim,
seni düzeceğim”,
35
“O... polis i...ne söyle, müdürünü getirip onun yüzüne
tükürteceğim, anasını avradını.. edeceğim”,
36
“senin kocan maymuna benzi-
29
Erman, Hakaret, s. 111 vd.; Dönmezer, s. 312, 313; Önder, s. 243; Gündel, s. 10.
30
Dönmezer, s. 313.
31
Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5075 vd.
32
Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5097.
33
Erman, Hakaret, s. 124; Önder, s. 244.
34
Bkz., Önder, s. 243; Erman, Hakaret, s. 114; Gözübüyük, A. Pulat, Alman, Fransız,
İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Mukayeseli Türk Ceza Kanunu Gözübüyük Şerhi,
C.: II, (Hususi Kısım-Cürümler), 5. Bası, İstanbul tarihsiz, s. 231, 232; Özütürk, Nejat,
Türk Ceza Kanunu Şerhi ve Tatbikatı, C.: I, 2. Bası, İstanbul 1970, s. 518, 519.
35
Yarg. 2. CD. 04.02.1999, 12497/740 (Kubilay Taşdemir-Ramazan Özkepir, Son Deği-
şikliklerle İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Ankara 1999, s. 1158).
36
Yarg. 09. 04. 1999, 2302/3265 (Malkoç, İsmail, Açıklamalı-İçtihatlı Türk Ceza Kanunu,
Ankara 1999, s. 1095).
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
53TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
yor”,
37
“soyguncular, hırsızlar”
38
tarzındaki ifadeleri sövme kapsamında
değerlendirmiştir.
Beddua niteliğindeki fiillerin sövme niteliğinde olup olmadığı üze-
rinde de durulması gerekir. Yargıtay 765 sayılı TCK döneminde verdiği
müstakar içtihatlarında “Allah belanı versin”, “cezanı versin” tarzındaki
ifadelerin “Tanrısal ceza dileme, beddua anlamında olup, şeref ve haysiyeti
incitici mahiyette olmadıklarını” belirtmiştir. Keza Yargıtay Ceza Genel
Kurulu’nun 03.07.2001 tarih ve 9-132/155 sayılı kararında; “inceleme
konusu somut olayda; Türk Metal-İş Sendikası Genel Başkanı olan sanık
30.01.2000 tarihli genel kurul toplantısında ülkenin gündemiyle ilgili
çeşitli konularda görüşlerini açıklamış, Hizbullah olaylarında yetkilile-
rin aczini kastederek, “ben bir Türk vatandaşı olarak bu ülkeyi yönetenlere
soruyorum, bu kadar insan kesilip yere gömülüyor, sizin istihbaratınız MİT’iniz
nerede? şeklinde yönetenlere tepki göstermiş, akabinde ülkenin bu zor durumda
olmasının tek nedeninin ülkeyi uzun yıllardır Başbakan olarak yöneten ve ha-
len de Cumhurbaşkanı olan S. Demirel olduğunu öne sürerek, parlamentonun
onun görev süresinin uzatılması veya ikinci kez seçilmesini sağlamak yönünde
Anayasada değişiklik yapılmasına yönelik çalışmalarına tepki olarak; ‘hala çıkıp
toplumun karşısına konuşabiliyorsan, hala o insanlar da seni alkışlayabiliyor-
larsa bizim diyeceğimiz bir şey yok, seni de cumhurbaşkanı seçerlerse o parla-
mentonun Allah belasını versin! Ne diyeyim’ şeklindeki sözleri sarf etmiştir.
Sarf edilen ‘Allah belanı versin’ sözleri, tanrısal ceza dileme, beddua anlamında
olup, tahkir ve tezyif içerdiğinden söz edilemez” denmiştir.
39
Doktrinde seçimlik hareketlerden somut bir fiil veya olgu isnadının,
sövmeye göre daha fazla haksızlık içerdiği belirtilmiş ve TCK’nın her iki
fiil için aynı ceza öngörmesinin yerinde olmadığı ileri sürülmüştür.
40
37
Yarg. 4. CD. 07.10.1997, 7847/7997 (Yaşar, s. 1145).
38
Yarg. 4. CD. 07. 05. 1997, 1630/1878 (Yaşar, s. 1146).
39
Karar için bkz., Artuk, Mehmet Emin/Gökcen, Ahmet/Yenidünya, A. Caner, Uy-
gulamalı Ceza Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2003, s. 330;331; “Müdahil ile sanığın annesi
arasında gündüz meydana gelen olayı konuşmak için müdahile ait evin camını
tıkırdatarak konuşma isteğini belirten sanığa hakaret eden müdahile karşı sanığın
“. . . Allah cezanızı versin. . . ” şeklindeki sözlerinin beddua teşkil ettiği, müdahilin
namus, şöhret, vakar ve haysiyetine taarruz niteliği taşımadığı, hakareti içermediği
gözetilmeden TCK’nın 482/3 maddesi uyarınca mahkûmiyetine hükmolunması,
yasaya aykırıdır Yarg. 2. CD. 1.4.1993, 3114/4093 (Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s.
5094); “Beddua mahiyetinde söylenen sözlerin hakaret suçunu teşkil edip etmeyeceği
düşünülmeden mahkûmiyet kararı verilmesi yolsuzdur” Yarg. 4. CD. 9. 6. 1949,
4235/4017 (Köseoğlu, Cemal, Haşiyeli Türk Ceza Kanunu, İstanbul 1955, s. 576).
40
Tezcan/Erdem/Önok, s. 349. Bir kişinin şerefini en çok sarsan hareketlerin gıyabında
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
54TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
d. İsnadın Şeref ve Saygınlığı Rencide Edici Olması
Fiil, mağdurun şeref ve saygınlığına tecavüz teşkil etmelidir. Nite-
kim TCK’nın 125. maddesinin 1. fıkrasında; “..şeref ve saygınlığı rencide
edebilecek… şeref ve saygınlığına saldıran…” denilmek suretiyle bu hususa
işaret edilmiştir. Kişinin manevi tamamlığını ifade eden şeref kavramı,
biri sübjektif (iç şeref) diğeri ise objektif (dış şeref) olmak üzere iki anlam
ifade eder. Sübjektif veya iç şeref; ferdin kendi haysiyeti hakkında bes-
lediği fikir ve düşüncedir. Objektif veya dış şeref; insanların ve özellikle
vatandaşların o kişi hakkında düşündüklerinden ibarettir.
41
Her iki manada da şeref sosyal bir kavramdır ve kaynağını sosyal
yaşayışta bulur ve özellikle sosyal bir menfaat olarak göze çarpar. Ka-
nunumuz şerefin bu ve iki anlamını dikkate alarak gerek dış gerekse
iç şerefi korumuştur.
Gerçekten 125. maddede geçen “onur, şeref ve saygınlık” bir yandan
bireyin iç dünyasını, diğer yandan ise toplum içindeki itibarını ve diğer
fertler nezdinde onun hakkındaki değer yargılarını karşılamakta ve
bunlara yönelik saldırıları cezalandırmaktadır.
42
İsnat edilen fiil veya olgunun ne zaman tahkir edici olduğunu
tespit etmek zordur. Bunun için bazı ayrımlarda bulunmak gerekir:
Bir kere bazı fiiller vardır ki, bunlar özlerinde ahlaka aykırı ve tahkir
edici sayılır ve bunların isnadı mutlak surette suç teşkil eder.
43
Mesela;
hırsızlık, dolandırıcılık, sahtekârlık fiilleri bu kabildendir.
Yine bir kimseye suç teşkil eden bir eylemin isnat edilmesi halinde
de hakaret suçu oluşur. İsnadın başkasının onur, şeref ve saygınlığını
rencide edebilecek nitelikte olması yeterlidir. Suçun oluşması için
mağdurun onur, şeref ve saygınlığının rencide edilmiş olması da ger-
ekmez.
44
söylenip yayımlananlar olduğu, bu nedenle gıyapta hakaret ile huzurda hakaretin
cezalarının eşit olmaması gerektiği belirtilmiştir. Bkz., Özbek, s. 260.
41
Önder, s. 220 vd. Ayrıca bkz., Soyaslan, s. 239.
42
Ayrıca bkz., Erman, Sahir/Özek, Çetin, Ceza Hukuku Özel Bölüm. Kişilere Karşı
İşlenen Suçlar, İstanbul 1994, s. 255.
43
Bkz., Erman, Hakaret, s. 79, 80; Önder, s. 242.
44
“Sanığın kahvehanede “benim odunlarımı sen çalmışsındır, sarıp götürmüşsündür”
diyerek kişisel davacının yüzüne karşı hakaret eyleminin TCK’nın 480/3’. madde
ve fıkrasına uyduğu gözetilmeden, genel kast ile işlenen bu suçta özel kast aranarak
beraatine hükmolunması yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD. 04.06.1999 tarih ve 5305-6443
(Çetin, Erol, Yeni Türk Ceza Yasası’ndaki Hakaret Suçları, 2. Baskı, Ankara 2005, s.
42).
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
55TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Failin hareketinin bu nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde
esas kriter kamuoyu, örf ve adet olduğu için isnat olunan fiilin mut-
laka suç teşkil etmesi lazım gelmez. Nitekim kimi hallerle mağdura
yöneltilen isnatlar kullanıldıkları koşullar, kullanılış nedenleri, çevrede
hatırlattıkları hadiseler dolayısıyla, objektif olarak onur kırıcı görülm-
eseler de hakarete sebebiyet verebilir.
45
Şu halde, kanunun yapılmasına
izin verdiği bir fiilin isnadı da hakaret teşkil edebilir. Mesela, fuhşa
kanuni sınırlar dairesinde cevaz verildiği halde -bir genelev kadınının
kötü bir hayat sürdüğünü söylemek- isnat olunan fiil belirli olmak
şartıyla hakaret teşkil eder.
46
Buna karşılık, örf ve adet kurallarına göre tahkir edici olmayan bir
fiile, mağdurun aşırı alınganlığı, tahkir edici bir nitelik kazandırmaz.
47
Ayrıca isnat edilen fiilin tahkir edici olup olmadığı konusunda,
mağdurun sıfatı da göz önünde bulundurulur.
48
Bu itibarla topluma
mal olmuş, çeşitli alanlarda isim yapmış, görevi dolayısıyla birçok
kimse tarafından tanınan kişilerin özel hayat alanları daha dardır.
Aynı husus politikacılar için de geçerlidir. Toplum bu kişileri daha iyi
tanımak istediği için bu kişilerin özel hayatına ilişkin haberler hakaret
suçunu oluşturmaz.
49
Yargıtay verdiği kararlarda, “polis memurunun gömlek düğmelerini
ve apoletlerini koparma”,
50
“bir kimseye tükürmek”,
51
“ceza makbuzunu yırtıp
45
Dönmezer, s. 278. Örneğin, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.11.1964 tarih ve 2-
35/481 sayılı kararına konu olayda; önceki bir davanın duruşması sırasında hakim,
akraba olduklarını zannettiğinden, taraflara “madem ki akrabasınız, neden aranızda
üzücü olaylar geçiyor” şeklinde bir soru yöneltmiş; buna karşılık veren sanık ise,
“benim onunla bir akrabalığım yoktur, onun anası Ermenidir” diye cevap vermiştir.
Genel Kurul; Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermeniler ile Türkler arasında tatsız
olayların geçtiği bir bölgede söylenmiş bulunan sözlerin, objektif olarak hakaretamiz
nitelik taşımasalar da, söz konusu hava ve şartlar içerisinde değerlendirildiklerinde,
hâkim tarafından yöneltilen soruya, kısaca “hayır, akrabalığım yoktur” demekle
yetinmek gerekirken, sarf edilen sözleri cevabına katmak suretiyle özel bir kastla
diğer tarafın tahkiri amacının güdüldüğünü gösterebileceğine karar vermiştir. Karar
için bkz., Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5048.
46
Erman, Hakaret, s. 80.
47
“…Ne tür hareketlerin şeref ve itibarı ihlal edici olduğu, toplumda hakim olan
ortalama düşünüş ve anlayışa göre belirlenmelidir. Bunu tayinde ölçü bireyin özel
duyarlılığı değildir. . ” Yarg. CGK. 03.07.2001, 9-132/155 (Artuk/Gökcen/Yenidünya,
Uygulamalı Ceza Hukuku, s. 332).
48
Erman, Hakaret, s. 83.
49
Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5032, 5033.
50
Yarg. 4. CD. 04.02.2000, 10196-425 (Çetin, s. 41).
51
Yarg. 2. CD. 25.12.1988, 617-860 (Çetin, s. 55).
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
56TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
mağdur polislerin yüzüne atmak”
52
fiillerini, “vergi sülükleri, utanç rekort-
menleri”,
53
“sen mühendis olmuşsun, adam olamamışsın”,
54
“komünist”;
55
“avukata hitaben, avukat olmamıştır, yeniden hukuk tahsili yapması gerekir”,
56
sözlerini onur, şeref ve saygınlığı rencide eder nitelikte bulmuştur.
e. İsnadın Mağdura İsnat ve İzafesi
TCK m. 125/1’de kanun, “bir kimseye”, “bir kimsenin” dediğine
göre, burada önemli olan “mağdurun tayin ve teşhis edilmiş” olmasıdır.
Şayet hakaret müşahhas bir kimseye yönelik değilse, kimsenin şeref ve
haysiyeti tecavüze uğramış değildir.
57
Mağdurun tayin ve teşhisi için
onun ad ve soyadının belirtilmesine gerek yoktur. Ancak kullanılan
ifadelerden hüviyetinin anlaşılabilir olması gerekir. Şu halde önemli
olan tayin ve teşhise imkân tanıyacak şekilde isnatta bulunulmasıdır.
Nitekim TCK m. 126’da “Hakaret suçunun işlenmesinde mağdurun
ismi açıkça belirtilmemiş veya isnat üstü kapalı geçiştirilmiş olsa bile, eğer
niteliğinde ve mağdurun şahsına yönelik bulunduğunda duraksanmayacak
bir durum varsa, hem ismi belirtilmiş ve hem de hakaret açıklanmış sayılır”
denmektedir.
f. İhtilatın Bulunması
Hakaret suçunun beşinci unsuru ihtilattır. Kanunumuzun 125.
maddesi “Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için, fiilin en
az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir” demek suretiyle bu hususa
işaret etmiştir. Şeref, özellikle dış şeref ve itibar, ancak üçüncü kişilerin
hakaretamiz isnattan haberdar olmaları halinde haleldar olur. Gıyapta
hakaretin oluşması için ihtilatın varlığı şarttır.
58
En az üç kişinin isnat olunan belirli maddeyi öğrenmesi ile ihtilat
unsuru gerçekleşir. Ayrıca kendileriyle ihtilat edilen kimselerin bir arada
bulunup, aynı zamanda hakarete vakıf olmaları şart değildir. Bu itibarla
52
Yarg. CGK. 26.11.1996, 4-192-250 (Çetin, s. 49).
53
Yarg. 4. CD. 03.03.1999, 617-2108 (Çetin, s. 42-46).
54
Yarg. 4. CD. 20.04.1998, 3426-3739 (Çetin, s. 47).
55
Yarg. 4. CD. 21.10.1996, 9965-10863 (Çetin, s. 49).
56
Yarg. CGK. 06.07.1981, 2-204/275 (Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5080).
57
Bkz., Önder, s. 231.
58
Erman-Özek, s. 279, 280.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
57TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
fail değişik zamanlarda, değişik kimselere ayrı ayrı ve teker teker isnat
ettiği belirli maddeyi bildirse, yine ihtilat unsuru gerçekleşir.
59
Kanunumuz ihtilatın şeklinden bahsetmemiştir. Bu itibarla mağdura
isnat edilen belirli maddeyi üçüncü şahısların bilgisine ulaştırmaya uy-
gun ve elverişli olan herhangi bir vasıtanın kullanılması mümkündür.
Keza Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 05.12.1998 tarih ve 4-473/517
sayılı kararında; “sanığın, müştekiye hakaret teşkil eden sözleri, apartman
dairesi holü gibi başkalarının duyabileceği bir yerde yüksek sesle ve etraftakiler
duyabilecek biçimde söylemiş ve tanıklarca duyulmuş olması nedeniyle, ihtilat
unsuru oluşmuştur” denilmiştir.
60
Resmi makamlara gönderilen yazılı belgelerde hakaret niteliğinde
bir isnadın mevcudiyeti halinde, bu dilekçe içeriklerinin ikiden fazla
kimsenin bilgisine ulaşması suçun oluşumu için yeterlidir.
61
Nitekim Yargıtay aynı koşulu içeren 765 sayılı TCK’nın 480. mad-
desiyle ilgili verdiği kararlarda bu hususa işaret etmiştir: “Boşanma
davasında maznun tarafından verilen cevap layihasının hâkim tarafından gö-
rülerek kayda havale edildiği ve kaydiye harcının yapıldığı ve kâtip tarafından
da görülerek diğer tarafa tebliğ edildikten sonra dosyasına konulduğu ve mahke-
mece tetkik edilmiş bulunduğu nazara alınmadan ihtilat unsurunun tekevvün
etmemiş olduğundan bahisle ve bu sebebe müsteniden beraat kararı verilmesi
yolsuzdur”;
62
“... Bir ferdin namus ve şöhreti veya vakar ve haysiyetine taarruzu
mutazammın resmi makamlara ita olunan istida ve arzuhaller, birkaç daireye
havale edilmek suretiyle münderecatına birkaç kişi muttali olarak aleniyet ve
ihtilat unsurları hasıl olduğu takdirde hakaret cürmünü teşkil edeceğine mutlak
ekseriyetle karar verildi”;
63
“Dilekçe ile yapılan hakaretlerde dilekçenin birkaç
59
Erman/Özek, s. 280; ayrıca bkz., Önder, s. 232, 233; Soyaslan, s. 238 vd.; Savaş/Mol-
lamahmutoğlu, IV, s. 5024 vd.; “Sanığın yakınıcının anneannesi P. D.’ye yazdığı
mektupla yakınıcıya hakaret etme eyleminin, yakınıcı açısından yoklukta hakaret
suçunu oluşturacağı, bu suçun oluşması için iletişim (ihtilat) öğesinin bulunması ve
bu öğenin de sanıktan kaynaklanması gerektiği, üçüncü kişiye yazılan mektubun
ikiden çok kişiye okunmasının suçun oluşumunu etkilemeyeceği gözetilmeden,
olayda uygulama yeri bulunmayan TCY’nin 480/2 madde ve fıkrasıyla hükümlülük
kararı verilmesi yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD. 27.01.1997, 263/426 (Çetin, s. 29).
60
Karar için bkz., Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5071.
61
Bkz., Önder, s. 234.
62
Yarg. 4. CD. 15.10.1955 tarih ve 11008-16280 sayılı karar (Savaş/Mollmahmutoğlu,
IV, s. 5055).
63
Yarg. Tevhidi İçtihat Kararı, 13.5.1942 tarih ve 41-13 sayılı (Perinçek, Sadık/Özden,
Cahit, Türk Ceza Kanunu ve Buna ait Seçilmiş Temyiz Mahkemesi Kararları, Ankara
1953, s. 630).
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
58TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
daire veya memur tarafından görülmesi ile ihtilat unsurunun teşekkül edeceği
ve dilekçede yazılı sözlerin yargıcın vakar ve haysiyetini ihlal edecek mahiyette
olduğu düşünülmeksizin beraat kararı verilmesi yolsuzdur”.
64
Fail hakaretamiz sözlerin yer aldığı mektubu veya mesajı ya da
e-postayı ikiden fazla kişiye ulaştırma kastıyla tek bir kişiye gönderse
ve bu kişi bu sözleri diğer kişilere iletse, ihtilat unsurunun gerçekleş-
tiği kabul edilir. Buna karşılık failin böyle bir kastı olmaksızın tek bir
kişiye gönderdiği mektup, ikiden fazla kişi tarafından okunsa, ihtilat
unsuru gerçekleşmiş olmaz.
65
Konuyla ilgili olarak Yargıtay Ceza Ge-
nel Kurulu’nun 07.11.1988 tarih ve 4-342/430 sayılı kararında; “sanığın
Pülümür A.. Partisi İlçe Başkanına yazdığı özel mektupla müdahile hakaret
ettiği iddia edilmişse de, mektup muhatabı dışında başka kişilerce okunup içeriği
öğrenilmemiştir. İhtilat unsuru fiilin mağdurdan başka ikiden ziyade kimse
tarafından duyulup bilgi edinilebilecek şartlar içinde işlenmesiyle gerçekleşe-
ceğinden, bu şartlar içinde işlenmeyen vaki hakaret suçunda ihtilat unsuru
bulunmamaktadır” denmiştir.
66
İhtilat edecek kişilerin, söylenen sözün hakaret suçunu oluştur-
duğunu algılayabilecek durumda olmaları gerekir. Bu nedenle yaş
küçüklüğü,
67
akıl hastalığı, sarhoşluk gibi nedenlerle, söylenen sözün
hakaret olduğunu algılayamayanlar, ihtilatın belirlenmesinde dikkate
alınmazlar.
68
g. Fiilin Mağduru Muhatap Alan Sesli, Yazılı veya
Görüntülü Bir İletiyle İşlenmesi
Hakaret suçu, mağdurun huzurunda veya gıyabında işlenebilir.
Gıyapta hakaretin gerçekleşmesi yukarıda ifade edildiği gibi ihtilatın
varlığına bağlıdır. Huzurda hakaretin varlığı bakımından ise, eyle-
min mağdurun mevcudiyetinde, işitebileceği, görebileceği şekilde
yapılması gerekir. Hakaretin yapıldığı anda mağdur orada bulunmalı
64
Yarg. 4. CD. 11.2.1949 tarih ve 1157-2155 sayılı karar (Perinçek/Özden, s. 632).
65
Erman, Hakaret, s. 101; “Tanıklar kişisel davacının yokluğunda söylenen hakareti
içerir sözleri sanıktan değil, tanık N. D.’den duyduklarını belirtmeleri karşısında
sanığın en az üç kişiyle iletişimde bulunma öğesinin oluşmadığı gözetilmeden be-
raat yerine hükümlülük kararı verilmesi yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD. 10.07.1997,
5551/6287 (Çetin, s. 28).
66
Karar için bkz., Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5073.
67
Bkz., Yarg. 4. CD. 05.03.1968, 1087/1282 (Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5053).
68
Erman, Hakaret, s. 100; Özbek, s. 262.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
59TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ve isnadı algılamalıdır. Ancak yüz yüze olunması şart değildir,
mağdurun duyabileceği tarzda filin işlenmesi yeterlidir. Keza Yargıtay
2. Ceza Dairesi’nin 02.12.1992 tarih ve 11486/12035 sayılı kararında;
“apartmanın üst katında oturan sanığın alt katta oturan yakınana salondaki
soba deliğinden sövmesi..yüze karşıdır”.
69
Mağdura sesli (telefon, teyp, radyo, kaset vb) yazılı, (mektup, tel-
graf, faks vb) veya görüntülü (televizyon, video, kamera vb) bir iletiyle
yapılan hakaret de huzurda yapılmış sayılır.
70
Nitekim TCK m. 125/2
bu hususu düzenlemektedir. Hükme göre; “fiilin mağduru muhatap alan
sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkrada
belirtilen cezaya hükmolunur”. Burada önemli olan, söz konusu araçlarla
yapılan hakaretin, mağduru muhatap almış bulunmasıdır.
5. Manevi Unsur
Hakaret suçu kasten işlenebilen suçlardandır. Failin belli bir saikle
hareket etmesi şart değildir,
71
yaptığı hareketin, mağdurun onur, şeref ve
69
Karar için bkz., Çetin, s. 105.
70
“Sanığın mağdur hekime görevi sırasında ve görevi dolayısıyla telefonla sövdüğü-
nün oluşa uygun kabulü karşısında, bu durumun TCY’nin 268/3 madde ve fıkrası
aracılığıyla yani Yasanın 266/1. madde fıkrasına girdiği gözetilmeden, “yüzyüzelik”
öğesinin oluşmadığı gerekçesiyle yazılı biçimde karar verilmesi yasaya aykırıdır”
Yarg. 4. CD. 27.05.1997, 4123/4421 (Çetin, s. 70).
71
“Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına ne diyeceği sorulan sanık avukatın “bizim
söyleyecek bir şeyimiz yok, sizin konuyu bilmezliğiniz karşısında ne diyeceğinizi
merak ediyoruz” biçimindeki sözlerin yasal direnme yetkisini kullanan yargıca karşı
açık duruşmada söylendiği ve savunma ve iddia açısından gereksizliği gözetilerek,
kişiliği küçük düşürüp düşürmediğinin tartışılması gerekirken, söylenen sözlerin
ne olduğunu bilme ve özgür iradeyle söylemekten ibaret olan genel kasıtla işlenen
sövme/hakaret cürmünde özel kasıt aranarak, yasal dayanaktan yoksun gerekçeyle
hüküm kurulması yasaya aykırıdır (Yarg. 4. CD. 18.05.1994, 2460/5299 (Çetin, s. 38);
“Hakaret suçlarında, özel bir kastın varlığını koşul olarak aramak, faili suç işlemeye
sevk eden saike itibar etmek demektir. Halbuki TCY bu suçlarda failin saikini göz
önünde almamış ve aranmasını da doğal olarak kabul etmemiştir. Genel kasıt yeterli
görülmüştür. Failin tahkir edici olduğunu bildiği bir fiili mağdura isnat eylemesi ve
bunu ikiden ziyade kimsenin duyulabilmesine isteyerek sebebiyet vermesi halinde
hakaret kastı ve hakaret suçu oluşmuştur” Yarg. CGK. 12.05.1980, 133/208 (Çetin, s.
38); “Hesabından para çekmek üzere gittiği bankada görevli olan sanığın telefonla
konuşması ve telefon görüşmesinin uzaması nedeniyle “lütfen kısa keser misiniz”
diyen davacıya “terbiyesizlik etmeyin” diyen sanığın bu sözlerinin sövme suçunu
oluşturacağı ve suçun gerçekleşmesi için genel kast yeterli olduğu cihetle sanığın
sövme suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken, sanığın bu sözleri sövme
kastı olmadan söylediği ve sövme suçunun unsurlarının oluşmadığı gerekçesi ile
beraat kararı verilmesi yasaya aykırıdır” Yarg. 2. CD. 06.12.1999, 11838-15969 (Çetin,
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
60TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olduğunu ve gıyapta hakarette
ihtilat unsurunun gerçekleştiğini bilmesi ve bunu istemesi yeterlidir. Suç
olası kast ile de işlenebilir. Bu durumda verilecek ceza, 21. maddenin
2. fıkrasına göre indirilir.
Bu suçun taksirle işlenen şekli kanunda açıkça belirtilmediği için,
failin taksirli hareketleri cezalandırılmaz (TCK m. 22/1). Örneğin ya-
bancı ülke vatandaşı olan fail Türk örf ve adetlerini veya Türkiye’yi
iyi bilmese ve mağdura iltifat ettiğini düşünerek, tahkir içeren sözler
söylese veya gıyapta hakaret halinde fail bir veya iki kişiyle ihtilat et-
mek istemesine rağmen, bilgisi dışında başka kişilerin de hakaret içeren
fiilleri öğrenmeleri durumunda fail söz konusu taksirli hareketlerden
dolayı cezalandırılmaz.
72
Yargıtay çeşitli kararlarında hakaret suçunun manevi unsuruna
temas etmiştir. Bu kararlara örnek olarak aşağıdakiler zikredilebilir:
“Sanığın davacıya hitaben kahvede söylediği sözlerin ‘anneme kim sövmüş
ise ben de aynen iade ediyorum’ …demesinde, davacının namus ve şöhretine
veya vekar ve haysiyetine taarruz kastının bulunduğunu kabule imkân yok-
tur”.
73
“Soruşturma yapan müfettişin veya hakkında soruşturma yapılan sanığın
suallere verdiği cevap veya müdafaa sadedinde yazılan yazılarda hakaret suçu
ve kastı yoktur”.
74
6. Hukuka Aykırılık Unsuru
a. Genel Olarak
Kural olarak, 5237 sayılı TCK’nın 125 vd. maddelerinde yer alan
unsurların gerçekleşmesi ile hukuka aykırılık da ortaya çıkmış olur.
Ancak hukuka uygunluk sebeplerinin varlığı durumunda hukuka ay-
kırılıktan söz edilemez. Nitekim bir eylemde hukuka uygunluk sebep -
lerinin bulunması, fiilin doğrudan doğruya hukuka uygun bir biçimde
gerçekleşmesini sağlar. Aşağıda hakaret suçuna ilişkin özellik arz eden
hukuka uygunluk sebeplerinden ihbar ve şikâyet hakkı, basının haber
s. 41, 42).
72
Erman, Hakaret, s. 180.
73
Yarg. CGK. 03.07.1972, 2-228/265 (Savaş/Mollamahmutoğlu, IV, s. 5085).
74
Yarg. 4. CD. 07.4.1954, 1716/3935; Yarg. 4. CD. 02.05.1952, 4671/4671 (Önder, s.
239).
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
61TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
verme hakkı ve savunma dokunulmazlığı üzerinde durulacaktır. Bilin-
diği üzere, bahsi geçen hukuka uygunluk sebepleri hakkın kullanılması
(5237 sayılı TCK m. 26/1) kapsamındadır.
b. İhbar ve Şikâyet (Dilekçe) Hakkı
1982 Anayasası’nın 74. maddesinde vatandaşların, kendileri veya
kamu ile ilgili konularda dilek ve şikâyetlerini yetkili makamlara
bildirebileceğinden bahsedilmiştir. TCK m. 128’de de; “..yargı mercileri
veya idari makamlar nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia..” de-
nilmek suretiyle aşağıda temas edeceğimiz savunma dokunulmazlığının
yanında “dilekçe hakkına” da işaret edilmiştir.
75
Burada ceza soruşturması veya kovuşturmasını ya da idari yaptırımı
gerektiren hukuka aykırı bir fiili ya da failini yetkili mercilere bildirme
şeklinde gerçekleşen ihbar ya da şikâyet hakkı ile kişilerin bir takım
istek ve arzularını bildirmelerinden ibaret olan dilekçe hakkının idrak
edilmesi söz konusudur (TCK m. 26/1).
76
Nitekim her ferdin öğren-
diği hukuka aykırı fiilleri bunları takiple görevli mercilere bildirmesi,
toplumun bu fiiller karşısında tepkisiz kalmamasını, bu yolla kamu
düzeninin korunmasını sağlar. Bu açıdan ihbar ve şikâyet hakkının ve temelde dilekçe hakkının fertlere tanınmasında büyük bir sosyal fayda
olduğu ifade edilmiştir.
77
Hukukumuzda 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu “dilekçe hak-
kını” güvence altına almış, TCK da söz konusu hakkın kullanılmasının
engellenmesini yaptırıma bağlamıştır (m. 121).
İhbar ve şikâyet hakkı kullanılırken (ya da yetkili mercilere dilek ve
şikâyetlerde bulunulurken) doğal olarak belirli kimselere suç teşkil eden
bir fiil (ya da şeref ve haysiyeti ihlal eden başka bir eylem) isnat edilir ve
aslında böyle bir isnat yapılmadıkça da ihbar ve şikâyette bulunulmuş
(ya da dilekçe hakkı idrak edilmiş) olmaz.
78
Bazen bu hak karşımıza
görev olarak da çıkabilir (örneğin, TCK m. 278, 279, 280).
75
Bkz., Soyaslan, s. 252 vd; Malkoç, İsmail, Açıklamalı Yeni Türk Ceza Kanunu, Birinci
Cilt, Ankara 2005, s. 515.
76
Ayrıca bkz., Bayraktar, Köksal, İftira, İÜHFM., C.: XL, S. 1-4 (Ayrı Bası) İstanbul,
1974, s. 6; Kunter, Nurullah/Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza
Muhakemesi Hukuku, 11. Baskı, İstanbul 2000, s. 75.
77
Erman, Hakaret, s. 133.
78
Erman, Hakaret, s. 133.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
62TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Suç ve suçluların yargı makamlarına ya da işi bunlara aktarabilecek
makamlara bildirilmesi halinde kişi, yargı faaliyetine katılmakta ve
bu alanda bir işlev görmektedir. İşte bu nedenle ihbar ya da şikâyette
bulunan kimsenin ihbarı yanılma sonucu gerçeklere uygun değilse ya
da gerçeklik ile arasında bir zıtlık varsa, kişi “hakkını icra ettiği” veya
bazı durumlarda “görevini yerine getirdiği” için eylem suç teşkil etme-
mektedir.
TCK’nın 128. maddesinde bu hakkın sınırları; “isnat ve değerlendirme-
lerin gerçek ve somut vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması”
şeklinde gösterilmiştir. Aşağıda savunma dokunulmazlığı kapsamında
128. maddeyi ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.
Netice olarak kişi, hukuka uygunluğun ya da kendisine tanınmış
olan hakkın sınırlarını aşarak masum olduğunu bildiği bir kimsenin
onur, şeref ve saygınlığını rencide edecek nitelikte hukuka aykırı bir fiil
veya olgu isnat eder veya söverse, hakaret suçunu işlemiş olur.
79
c. Basının Haber Verme Hakkı
Haber verme hakkı, basın hürriyetinin ayrılmaz bir parçasıdır.
1982 Anayasası’nın 28. maddesinin 2. fıkrasında; “devlet, basın ve haber
alma hürriyetini sağlayacak tedbirleri alır” denilerek fertlerin haber almak
hakları korunmuştur. Haberi almak hakkının doğal bir sonucu olarak
haberi vermek hakkı da mevcuttur.
80
Nitekim bu hürriyet, düşünce ve
kanaatleri yayma hakkının da bir uzantısıdır. Haber verme hakkının
gerçekleşebilmesi için kamuya duyurulan hadisenin “haber” olması
gerekir. Açıklanan bir olayın haber niteliğini taşıyabilmesi için, öncelikle
bu olay gerçek ya da doğru olmalıdır. Zira basın hürriyeti gerçek olan
olayların duyurulması için tanınmıştır. Hayal mahsulü olan bir olay,
haber değildir ve bunun duyurulması konusunda bir hak ya da hürri
yetten bahsedilemez.
81
79
“Sanığın Trabzon Valiliğine gönderdiği ve Yerel Yönetimler Müdürlüğüne havale
edilen 10.12.1996 tarihli dilekçesinde Belediye İmar ve Planlama Müdürü olan yakı-
nan A. K.’ya görevi nedeniyle “…devlet yönetiminin hızla kirlenmesini kolaylaştıran
kişi…Trabzon’daki tarihi pislik” gibi sözlerle eleştiri boyutlarını aşarak sövmesine
karşın, TCY. nın 482/1, 273. maddesiyle cezalandırılması yerine, yasal olmayan
gerekçelerle beraatına karar verilmesi yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD. 20.04.2000,
2315-3229 (Çetin, s. 291).
80
Erman, Hakaret, s. 153.
81
Bu hukuka uygunluk sebebinin koşulları hakkında bkz., Erman, Hakaret, s. 154-170;
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
63TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Gerçeklik bakımından iki konunun üzerinde durulmalıdır: birin -
cisi haberin gerçekliği bakımından hangi zaman dilimine göre karar
verilmelidir, ikincisi ise, haber veren kişi haberin gerçekliği konusunda
yanılmış ise durum ne olacaktır. Haberin gerçekliği bakımından, doğal olarak haberin verildiği tarihteki mevcut hal ve koşullar dikkate alınma
-
lıdır. Zaman içerisinde bu hal ve koşulların değişmesi, haberin gerçek
olmadığını ifade etmez.
82
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 16.12.2002 tarih ve
15736/18418 sayılı kararında da; “gazetede yayımlanan yazının somut olay
ve belgelere dayandığı, haber üzerine yapılan soruşturma sonucunda belgelerin
gerçek olmakla birlikte olaylarda katılanın kanıt ve kusurunun bulunmaması
nedeniyle ‘soruşturmasızlık kararı’ verilmesi, ayrıca yazıda küçük düşürücü
değer yargılarında bulunulup katılanın kişiliğinin doğrudan hedef alınmaması
karşısında, suça konu yazının ‘haber verme ve eleştiri sınırları’ içinde kaldığı
gözetilmeden ..hüküm kurulması yasaya aykırıdır” denmiştir.
83
Her halükarda gazeteci, haberin veriliş zamanındaki durumu araş-
tırmakla yükümlüdür. Bu araştırma bir hâkim ya da savcının yapacağı
genişlikte olamayacağına göre, burada gazeteciye düşen yükümlülük hiçbir araştırma yapmaksızın ya da somut verilere dayanmaksızın, du
-
yuma veya tahmine dayalı haberler yapmamaktır.
Bu takdirde hukuka uygunluk sebebinden istifade edilemez.
84
Ancak
gazeteci mevcut koşullara göre gerekli araştırmaları yapmış ve haberi
yayınlamışsa, daha sonra kamuya duyurulan olayın gerçeğe uymadığı
anlaşılırsa, gazeteci “kaçınılamaz” nitelikte bulunan (5237 sayılı TCK m.
30/3) yanılmasından istifade edecektir.
Haber verme hakkının gerçekleşebilmesi için ikinci unsur ise, söz
konusu haberin güncel olmasıdır. Bir haberin hemen veya kısa bir süre içinde verilmesi durumunda kamu yararı bulunmaktadır.
Güncelliğini kaybetmiş, anımsanmasında yarar bulunmayan olay
-
ların gündeme getirilmesinde kural olarak kamu yararı bulunmaz ve
Artuk/Gökcen/Yenidünya, Uygulamalı Ceza Hukuku, s. 507 vd.; Hakeri, Hakan, Yeni
Türk Ceza Hukukunun Temel Kavramları, Ankara 2005, s. 144, 145.
82
Erman, Hakaret, s. 155-158.
83
Karar için bkz., Meran, Necati, Gerekçeli-Karşılaştırmalı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu,
Ankara 2004, s. 603.
84
“Basın verdiği haberin gerçekliğini, haber yayımlanmadan önce araştırmak açısın
dan gerekli dikkat ve özeni göstermelidir, gerçek dışı bir haberin yayınlanması ile
hukuka aykırı (haksız) bir fiil işlenmiş olur” (Yarg. 4. HD. 28.03.1980, 780/41538,
zikreden, Erman, Hakaret, s. 154, dn. 79).
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
64TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ayrıca böyle bir olay hakkında yapılan haber ve eleştiriler, üstün değer
olma niteliğini de ilke olarak taşımaz.
Üçüncü unsur ise, söz konusu haberin bilinmesinde kamu ilgi ve
yararının bulunmasıdır. Şu halde haberin verilmesinde ya da eleştiri hakkının kullanılmasında kamu yararı yoksa veya pek hafif ise, haber
verme hakkından veya bu hakkın üstünlüğünden bahsedilemez.
Belirtmek gerekir ki, belirli bir dönemde ve belirli bir toplumda
geçerli olan ahlak ve hukuk kaidelerine aykırı her davranışın bilinme sinde kamu yararı vardır. Çünkü bu gibi davranışların açıklanması sözü
edilen fiillerden çekinilmesine, çekinmemiş olanlara karşı da gerekli
manevi ve hukuki tedbir ve müeyyidelerin alınmasına yol açabilir. Bu
açıdan bir haberin verilmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığının
tespitinin gerektiği hallerde, haberin okuyucunun marazi merak duygu-
larını tatmine mi, yoksa üstün ahlaki ve hukuki değerlerin korunmasına
mı, yönelik olduğu araştırılmalı ve ona göre olayda kamu yararının
bulunup bulunmadığı neticesine varılmalıdır. Ayrıca verilen haberin
ilişkin bulunduğu kişinin sosyal mevkii ve fonksiyonu açısından da
kamu yararı olup olmadığı saptanabilir. Gerçekten bu mevkii ne kadar
önemli olursa, bu kişi ile ilgili haberlerin bilinmesinde de o kadar büyük
bir kamu yararı bulunur.
Sonuncu unsur ise, biçime ilişkindir. Verilen haberin yazılış şekli
kişilik hakkını zedeleyecek üslup ve tarzda olmamalıdır.
85
Kullanılan
ifadeler, cümle ve kelimeler haberin konusu kimseleri küçük düşürücü ve aşağılayıcı nitelikte bulunmamalıdır.
86
Bu bilgiler ışığında görsel ya da yazılı basında yer alan haberlerin
hukuka uygun olup olmadığının tespitinde esas sorun karşımıza “ger-
çeklik” öğesi bakımından çıkmaktadır. Somut olayda, gazetecinin haberi
verdiği dönemin koşulları, mevcut durumlar nazara alınarak, onun böy-
85
Nitekim Yarg. HGK’nin 13.01.1988 günlü kararında da aynı hususa değinilmiştir: “.
. . Bu konuda kullanılan ifade, cümle ve kelimeler incitici, küçük düşürücü, aşağı-
layıcı nitelikte bulunmamalıdır. Haber ve eleştiri doğru olsa ve bunda kamu yararı
bulunsa bile üslup, uygun ve nazik değilse ve özellikle aşağılayıcı, küçük düşürücü,
amaç dışı veya amacı aşan ya da abartılı nitelikte ise haber ve eleştiri salt bu yönü
ile hukuka aykırı olabilir” (Yarg. HGK. 13.01.1988 tarih ve 1987-47405 sayılı karar,
zikreden; Erman, Sahir/Özek, Çetin, Açıklamalı Basın Kanunu ve İlgili Mevzuat, 3. bası,
İstanbul, 1991, s. 157-158).
86
Erman, Hakaret, s. 160-170; Artuk/Gökcen/Yenidünya, Uygulamalı Ceza Hukuku, s.
508.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
65TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
le bir haberi yeterli araştırmalar sonucu gerçekliğine inanarak mı, yoksa
gerçek dışı olduğunu bilmesine rağmen mi verdiği saptanmalıdır.
87
d. Savunma Dokunulmazlığı
Tarafların dava ile ilgili olarak birbirlerine söylemiş oldukları
hakaretamiz sözlerin kovuşturmaya konu olamayacağını öngören
“savunma dokunulmazlığı” 5237 sayılı TCK’nın 128. maddesinde
düzenlenmiştir (765 sayılı TCK m. 486).
Savunma dokunulmazlığı, yargılamanın taraflarına (hak arama
hürriyeti, adil yargılanma hakkı kapsamında) tanınmış olan bir hu-
kuka uygunluk sebebidir (5237 sayılı TCK m. 26/1). Bu itibarla, sa-
vunma dokunulmazlığı çeşitli suçlarda ve özellikle hakaret suçunda
(5237 sayılı TCK m. 125,128) tatbik imkânı bulabilir.
88
5237 sayılı TCK’nın “iddia ve savunma dokunulmazlığı başlıklı”
128. maddesinde; “yargı mercileri veya idari makamlar nezdinde yapılan ya-
zılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar kapsamında, kişilerle ilgili olarak
somut isnadlarda ya da olumsuz değerlendirmelerde bulunulması halinde, ceza
verilmez. Ancak, bunun için isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut vakı-
alara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması gerekir” denilmektedir.
Bu hükmün 765 sayılı TCK’daki karşılığını oluşturan 486. maddede;
“Tarafların veya vekil, müdafi, müşavir yahut kanuni mümessillerinin bir dâva
hakkında kaza mercilerine verdikleri dilekçe, layiha veya sair evrakın yahut
yaptıkları iddia ve müdafaaların ihtiva ettiği hakareti mutazammın yazı ve
sözlerinden dolayı takibat yapılmaz.
Dava ile ilgili olmayan ve ilgili olduğu takdirde dahi, iddia ve müdafaa
hududunu aşan hakareti mutazammın yazı ve sözler yukarı ki fıkra hükmünden
hariçtir” denmekteydi.
87
“Katılanlar hakkında çıkan haberin içeriği karşısında, haberin gerçeklik derecesi araş-
tırılarak büyük ölçüde doğrulandığı takdirde, okurların gereksiz merak duygularını
doyurma yerine bilinmesinde kamu yararı bulunup bulunmadığının araştırılması,
bulunduğu kabul edildiğinde ise haberin içerdiği düşünceyle bağlantısı olmayan
küçültücü değer yargılarının habere eklenip eklenmediğinin incelenmesi, bu konu-
larda gerektiğinde bilirkişilerden görüş alınarak savunmaların değerlendirilmesi
gerekirken, suçun hukuka aykırılık unsuru göz ardı edilmek suretiyle hüküm ku-
rulması yasaya aykırıdır. ” Yarg. 4. CD. 03.02.1993, 7971-633 (Çetin, s. 278).
88
Bu konuda bkz., Artuk/Gökcen/Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, s. 842
vd.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
66TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Savunma dokunulmazlığı adli ve idari makamlar huzurunda hak-
kını savunma durumunda bulunan kimselerin, herhangi bir tereddüde
kapılmadan bunu tam olarak müdafaa etmelerini sağlamak maksadıyla
getirilmiştir. Fakat bir dava vesilesiyle ve hiç bir gerek de yok iken kişiye
başkalarını tahkir imkânının tanınmayacağı muhakkak olduğundan
89
sözü geçen dokunulmazlıktan yararlanmak için belirli şartlara uyulması
zorunludur:
Savunma dokunulmazlığı yargı mercileri veya idari makamlar
nezdinde yapılan yazılı ve sözlü iddia ve savunmalara münhasırdır.
90
128. maddede gösterilen bu haller dışında tahkir edici hareketlerde
bulunma hukuka uygunluk sebebi teşkil etmez. Bu bakımdan örneğin,
işaretlerle veya sair hareketlerle yapılan tahkirler madde kapsamına
girmediği gibi, yargılamayla irtibatı bulunmayan kimselerin fiilleri de
(örneğin, davayı izlemek için duruşma salonuna giren yakınların) suç
kapsamında mütalaa edilir.
91
Savunma dokunulmazlığı hem hukuk hem de ceza yargılamalarında
tanındığı gibi, ceza yargılamasının tüm safhalarında etki doğurur. Di-
siplin takibatına ilişkin soruşturmalarda da 128. madde tatbik edilir.
92
TCK’nın 128. maddesinde “kişilerle ilgili olarak… bulunulması ha-
linde ceza verilmez” denilmektedir. Buradaki “kişilerin” her halükarda
uyuşmazlıkla irtibatlı kimseler olması aranır. Örneğin, görülmekte
olan yargılamayla irtibatı bulunmayan üçüncü kişilerin bu vesileyle
tahkirinde hakaret suçu gerçekleşir.
Savunma dokunulmazlığının varlığı bakımından aranan en önemli
koşul, hakareti mutazammın yazı ve sözlerin uyuşmazlık konusu dava,
müracaat veya taleple ilgili olması ve iddia ve savunmanın sınırının
aşılmamış bulunmasıdır.
Hakaretin dava ile ilgili olmaması, hukuka uygunluk sebebiyle
işlenen suç arasında fikri bağ bulunmadığını, iddia ve müdafaa hudu-
dunun aşılması ise, sınırın tecavüz edildiğini ifade eder.
93
Bu sebeple
hakaretamiz sözlerin dava ile mantıki bir bağlantı arz etmesi gerekir.
89
Dönmezer, s. 325 vd.
90
Erman, Hakaret, s. 140 vd.; Centel, Nur Başar, Ceza Muhakemesi Hukukunda Müdafi,
İstanbul 1984, s. 66 vd.
91
Soyaslan, s. 253.
92
Malkoç, I, s. 516, 517.
93
Erman, Hakaret, s. 144; ayrıca bkz., Önder, s. 269.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
67TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bu isnatlar yapılmaksızın savunma hakkının kullanılmasının imkânsız
olması şart değildir. Aranan nokta vaki tahkirin iddia veya müdafaaya
bir suretle hizmet edebilmesidir.
94
TCK’nın 128. maddesinde de “isnat ve değerlendirmelerin uyuşmazlıkla
bağlantılı olması” aranmıştır. Uyuşmazlıkla bağlantılı olmak, mutlaka
uyuşmazlığın çözümüne yararlı olmak şeklinde anlaşılmamalıdır.
Bununla birlikte gerçek ve somut vakıalara dayansa bile, uyuşmazlık-
la ilgisi bulunmayan isnatlar savunma dokunulmazlığı kapsamında
değildir.
Yasa koyucu “isnat ve değerlendirmelerin gerçek ve somut vakıalara
dayanmasını” da aramıştır (m. 128). Bu noktada seçimlik hareketlerden
“sövmenin” söz konusu olduğu pek çok hadisede savunma dokunul-
mazlığının gerçekleşmeyeceğini söylemek yanlış olmaz.
95
Bilindiği üzere muhakeme bitip hâkim kararını verince artık mah-
kemenin kararı hakkında iddiada bulunulabilecek, eleştirilebilecek
bir olgu haline gelir (bkz.,TCK m. 285, 288). Hâkimin kararı hakkında
yazılan temyiz layihasında kararın bozulmasını sağlamak ve sadece bu
amaca bağlı olmak kaydıyla karar hakkında gayri adil, hukuka aykırı,
tarafgir, keyfi, indi gibi küçültücü ifadeler kullanılması savunma doku-
nulmazlığı içinde mütalaa edilmelidir. Aksi halde kişilerin Anayasanın
36. maddesinde yer alan hak arama hürriyeti önemli ölçüde ortadan
kaldırılmış olur.
96
Nitekim Yargıtay da benzer olaylarda verdiği kararlarda bu tarz
bir sonuca ulaşmaktadır;
“Ancak, sanığın 19.06.1997 tarihli dilekçesinde, kendisine iddianamenin
okunmadığını, tanıkların yönlendirildiğini, isteklerinin tutanaklara geçmediği-
ni açıklayıp, ‘... Tüm bu davranışlar karşısında mahkemenizin tarafsızlığından
şüpheye düşmekteyim, şüphenin ortadan kaldırılmasının temini bakımından
belirttiğim hususların istemime uygun biçimde yerine getirilmesini istemekte-
yim...’ biçimindeki sözlerinin mahkeme yargıcını ne suretle küçük düşürdüğü
açıklanıp tartışılmadan hükümlülük kararı verilmesi...yasaya aykırıdır”.
97
“Avukat olan sanığın davacılar vekili sıfatıyla Sulh Hukuk Mahkeme-
94
Erman, Hakaret, s. 145 vd.; Dönmezer, s. 326, 327.
95
Malkoç, I, s. 518.
96
Bkz., Soyaslan, s. 254.
97
Yarg. 4. CD. 23. 11. 1998, 9615/10495 (Malkoç, İsmail, Açıklamalı-İçtihatlı Türk Ceza
Kanunu, Ankara 1999, s. 560).
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
68TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
sine verdiği hâkimi ret ve yeniden tedbir kararı verilmesi istemlerini içeren
28.8.1989 ve 29.8.1989 günlü dilekçelerde görevli hâkimlere yönelik olarak
‘Vukufiyetsizlik, tarafsızlık, adaletsizlik ve görevi savsama’ gibi sözcükler kul-
lanılmak suretiyle onlara hakaret ettiği iddiasıyla açılan davada özel daire ile
yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık sarf edilen bu sözlerin hakaret suçunu
oluşturup oluşturmayacağına ilişkindir. ... İncelenen maddi olayda sanığın
istemi doğrultusunda konulan tedbir kararının delillerde bir değişiklik olma-
dığı halde kaldırılmasına karar verilmiştir. Aynı delillere dayanılarak hukuki
sonuçları farklı iki karar verilmesini dosyaların yeterince incelenmesine ve
hâkimlerin taraflı davranmalarına bağlayan sanığın, bu durumu açıklamak
için suça konu sözleri kullandığı, kullandığı sözler ile iddiasını vurgulayıp
dikkat çekerek ret talebinin kabulünü sağlama çabasında olduğu saptandığına
göre bu oluşta müsnet suçun yasal unsurları yoktur. Bu itibarla yerel mahkeme
direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir”.
98
7. Suçun Özel Görünüş Şekilleri
a. Teşebbüs
Hakaret, tehlike suçudur.
99
Kanun koyucu suçun oluşabilmesi için
hakaretin mağdurun onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek ni-
telikte olmasını yeterli görmüş, rencide edilmiş olmasını aramamıştır.
Bu nedenle hakaret suçu soyut tehlike suçudur.
100
Gıyapta hakaret, ihtilat unsurunun gerçekleşmesi ile yani hakaret
teşkil eden sözlerin en az üç kişi tarafından öğrenilmesi ile tamamlanır.
Diğer bir ifadeyle son (üçüncü) kişinin öğrenmesi ile birlikte suç gerçek-
leşir. Bu nedenle, suçun mağdurun gıyabında işlenen şeklinde, teşebbü-
sün gerçekleşmesi mümkün değildir.
101
Huzurda hakaret ise, mağdurun
bizzat tahkir edici hareket veya sözü öğrendiği anda tamamlanır.
Hakaretin söz ile gerçekleştirildiği hallerde teşebbüs mümkün
değildir. Sözün muhatabı tarafından duyulması ile suç tamamlanır.
Gıyapta hakarette fail, tahkir edici sözü mağdur dışında birisine söylese
ve onu bu sözü başkalarına da iletmek hususunda görevlendirse, ancak
bu kişi bu sözleri başkalarına ulaştırmasa ihtilat unsuru gerçekleşme-
98
Yarg. CGK. 14. 2. 1994, 4-14/44 (Taşdemir, Kubilay/Özkepir, Ramazan, Son Deği-
şiklerle İçtihatlı Türk Ceza Kanunu, Aralık 1999, s. 1171).
99
Özbek, s. 272, Erman, Hakaret, s. 124.
100
Tezcan/Erdem/Önok, s. 344.
101
Tezcan/Erdem/Önok, s. 356.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
69TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
miş olur. Bu durumda failin eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı
söylenemez.
102
Kanun koyucu gıyapta hakarette “ihtilatın” varlığını
aradığından, bu şart vaki olmadıkça eylem suç teşkil etmez.
Yazı ile gerçekleştirilen hakaret suçlarının teşebbüs aşamasında
kalması mümkündür. Örneğin, failin gönderdiği mektubun mağdura
ulaşmadan kaybolması veya üçüncü bir kişinin eline geçmesinin ardın-
dan imha edilmesi durumunda icra hareketleri kısımlara bölündüğü
için teşebbüs hali söz konusu olabilir.
Ancak bu suç takibi şikâyete bağlı bir suçtur ve mağdurun eline
ulaşmayan bir mektuptan haberdar olma imkânı pek bulunmadığından,
uygulamada hakaret suçunun teşebbüs olasılığı yoktur.
103
Bu suç açısından gönüllü vazgeçme hükümleri uygulanabilir.
Örneğin, fail üçüncü bir kişi ile mağdura elden göndermekte olduğu
mektubu mağdura ulaşmadan alsa, fail cezalandırılmaz. Bu konuyla
ilgili olarak, TCK’nın 36. maddesinde; “Fail, suçun icra hareketlerinden
gönüllü vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını veya neticenin
gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; fakat tamam olan
kısım esasen bir suç oluşturduğu takdirde, sadece o suça ait ceza ile cezalan-
dırılır” denilmektedir.
Buna karşılık fail basın yoluyla mağdura hakaret ettikten sonra,
söz konusu mevkutenin sonraki sayılarında düzeltme yazısı yayınlasa
veya mağdurdan özür dilese suç tamamlanmış olduğundan failin ceza
almaması mümkün değildir.
104
Zira burada etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma imkânı bu-
lunmaktadır. TCK’da etkin pişmanlık bütün suç tipleri için değil, sadece
belli suçlar açısından öngörülmüş olup, hakaret suçu bunlar arasında
yer almamaktadır.
b. İştirak
Bu suç iştirak bakımından özellik göstermez. İştirakin her şeklinin
gerçekleşmesi mümkündür.
102
Erman, Hakaret, s. 125; Önder, s. 274.
103
Erman, Hakaret, s. 125, 126; Özbek, s. 272.
104
Erman, Hakaret, s. 128; Özbek, s. 273.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
c. İçtima
Fail bir suç işleme kararı ile değişik zamanlarda aynı kişiye karşı
hakaret suçunu birden fazla işlerse, zincirleme suç hükümleri uygulanır
(TCK m. 43/1). Failin farklı zamanlarda gerçekleşen birden fazla hareke-
tinin 125. maddede belirtilen “somut bir fiil veya olgu isnadı” veya “suçun
sövmek suretiyle işlenmesi” şeklinde olması mümkündür. Burada failin
hareketinin seçimlik hareketlerden oluşması durumunda da aynı suç söz
konusu olduğundan, 43/1. madde uygulama alanı bulur.
105
Zincirleme
suç hükümlerinin uygulanabilmesi için değişik zamanlarda işlenen ha-
karet suçunun mağdurunun aynı kişi veya kişiler olması gerekir. Bir suç
işleme kararı ile değişik zamanlarda işlenen hakaret suçunun mağduru
farklı ise, TCK m. 43/1’in uygulanması mümkün değildir.
Hakaret suçu, tek fiille birden fazla kimseye karşı işlenirse, yine
zincirleme suç hükümleri uygulanır (TCK m. 43/2). Bu durumda fail
tek bir hakaret suçundan dolayı cezalandırılır ancak verilecek ceza
43.maddeye göre artırılır.
Failin hakaret teşkil eden sözlerinin bir “topluluğu” hedef aldığı
durumlarda tek bir hakaret suçunun oluşacağı, buna karşılık topluluğu
oluşturan kişilerin hedef alınması halinde TCK m. 43/2’nin uygulanması
gerektiği ileri sürülmüştür.
106
Kanımızca tek fiille işlenen hakaret suçlarında birden fazla kişi bir
topluluk oluştursa bile, yine TCK’nın 43/2. maddesi uygulanmalıdır.
Zira hakaret suçu ile korunan hukuki değer kişilerin onur, şeref ve
saygınlığıdır. Bu gibi durumlarda suçun mağduru topluluğu oluşturan
kişiler olup, toplulukta bulunan her bir şahsın onur, şeref ve saygınlığı
rencide edildiğinden, failin hareketinin zincirleme suç hükümlerine
göre değerlendirilmesi gerekir. Nitekim kanun koyucu benzer bir
düzenlemeye 125. maddenin 5. fıkrasında; “Kurul hâlinde çalışan kamu
görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluştu-
ran üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin
madde hükümleri uygulanır” demek suretiyle yer vermiştir. Maddede
hakaret her ne kadar kurula karşı yapılmış gibi görünse bile, suç kurulu
105
Tezcan/Erdem/Önok, s. 357.
106
Tezcan/Erdem/Önok, s. 357; Yargıtay da 765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu
dönemde bir kararında topluluk teşkil eden jandarma erlerinin tümünü hedef
alarak söylenen sözlerin tek suç oluşturduğu sonucuna varmıştır. Bkz., Yarg. CGK
05.04.1987, 127/253 (Erman, Hakaret, s. 228).
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
71TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
oluşturan üyeler karşı işlenmiş sayılır ve bu durumda zincirleme suç
hükümleri uygulanır.
8. Suçun Daha Ağır Cezayı Gerektiren Nitelikli Unsurları
a. Suçun Kamu Görevlisine Karşı Görevinden Dolayı İşlenmesi
Bu nitelikli hal, TCK’nın 125. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendin-
de; “hakaret suçunun, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı” işlenmesi
şeklinde düzenlenmiştir. Kamu görevlisi teriminin ne anlama geldiği
TCK’nın tanımlar başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde be-
lirtilmiştir.
Bu hükmün 765 sayılı TCK’daki karşılığını 483
107
ve 266
108
vd. mad-
deler oluşturmaktaydı. 266. maddede hakaret suçunu işleyen kişiye
107
765 sayılı TCK’nın 483. maddesi; “Yukarıki maddede beyan olunan cürüm noter gibi
usulü dairesinde hidematı ammeden biri ile muvazzaf bulunan şahıslardan birinin huzurunda
ve ifa ettiği memuriyetten dolayı işlenmiş olursa fail hakkında altı aya kadar hapis cezası
hükmolunur.
Adli veya siyasi veya mülki veya askeri bir heyet veya siyasi bir parti yahut amme menfaatine
hadim bir cemiyet veya müesseseye tecavüz ve hakarette bulunanlar, fiillerinin mahiyetine
göre 480 veya 482. maddelerde yazılı cezalarla cezalandırılırlar” şeklindeydi.
108
765 sayılı TCK’nın 266. maddesinde; “Bir kimse resmi sıfatı haiz olan bir memurun hu-
zurunda ve ifa ettiği vazifeden dolayı şeref veya şöhretine veya vakar ve haysiyetine kavlen
veya fiillen taarruz ve hakarette bulunursa, aşağıda gösterilen suretlerle cezalandırılır:
1. Hakaret ve taarruz asker veya jandarma efradından veya iki veya üçüncü bentlerde
mezkûr memurlardan gayrı memurinden biri aleyhinde ise iki aydan sekiz aya kadar hapis
ve iki yüz elli liradan beş yüz liraya kadar ağır para cezası ile mahkum edilir.
2. Hakaret ve taarruz asker veya jandarma subaylarından veya polis komiserlerinden
veya amirlerinden yahut il genel meclisi veya belediye meclisi üyelerinden biri aleyhinde
ise üç aydan iki seneye kadar hapis ve beş yüz liradan bin liraya kadar ağır para cezası ile
cezalandırılır.
3. Hakaret ve taarruz Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri ile temsil sıfatını veya emir ve
idare salahiyetini haiz rüesadan veya hakim ve Cumhuriyet Savcılarıyla bunların yardımcıları
veya sorgu hakimlerinden biri aleyhinde vaki olursa altı aydan otuz aya kadar hapis ve bin
liradan iki bin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.
Eğer birinci fıkradaki hakaret fiili maddei mahsusa tayin ve isnadıyla vaki olursa:
Bir numaralı benddeki halde beş aydan üç seneye kadar hapis ve beş yüz liradan üç bin
liraya kadar ağır para cezasına;
İki numaralı benddeki halde altı aydan üç seneye kadar hapis ve bin liradan üç bin liraya
kadar ağır para cezasına;
Üç numaralı benddeki halde yedi aydan üç seneye kadar hapis ve bin beş yüz liradan üç
bin liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.
Bu maddede yazılı taarruz ve hakaret fiilinin resmi sıfat ve memuriyet sona ermiş olsa bile
ifa edilen görevden dolayı ve huzurda işlenmesi halinde de yukarıdaki fıkralar ve bentlerdeki
cezalara hükmolunur” denilmekteydi.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
verilecek ceza mağdur konumundaki kamu görevlisinin derecesine göre
üç bent halinde düzenlenmişti. 5237 sayılı TCK’nın 125. maddesinde ise
suçun mağduru olan kamu görevlilerinin sıfatına bakılarak herhangi
bir ayrım yapılmamıştır.
Bu nitelikli halin uygulanması açısından suçun huzurda veya gıyap-
ta işlenmesi arasında bir fark bulunmamaktadır. Yeter ki gıyapta haka-
retin cezalandırılabilmesi için gerekli olan ihtilat unsuru gerçekleşsin.
Buna karşılık 765 sayılı TCK’nın 483/1. maddesinde sadece huzurda
sövme suçu düzenlenmiş buna karşılık suçun gıyapta işlenen şekline
kanunda yer verilmemişti.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, suçun kamu görevlisine
karşı “görevinden dolayı” işlenmesi gerekir. Buna göre, hakaretin salt
kamu görevlisine yöneltilmesi yeterli değildir. Ayrıca bu fiil kamu
görevlisinin kanunlardan kaynaklanan görevinin gerçekleştirilmesi
sebebiyle işlenmelidir. Bu itibarla kamu görevlisinin göreviyle hakaret
teşkil eden fiil arasında nedensellik bağlantısı bulunmalıdır.
109
Örneğin,
belediyede zabıta olarak görev yapan (A), denetim amacıyla bir markete
girer. Market sahibi (M), denetim yapılmasına kızarak (A)’ya hakaret
eder. Bu durumda (M), TCK’nın 125/3-a maddesi uyarınca cezalandı-
rılmalıdır. Buna karşılık zabıta memuru (A), evine ekmek almak için
markete gitse, o sırada (M), (A)’ya daha önceden ödemediği borçları
dolayısıyla hakaret etse, (M), TCK’nın 125/3-a maddesindeki nitelikli
hale göre değil, TCK’nın 125/1 maddesinde yer alan suçun temel şek-
linden sorumlu tutulur.
Kamu görevlisine görevinden ayrıldıktan sonra görevinden dolayı
hakaret edildiğinde de yine bu nitelikli hal uygulanmalıdır. Zira kanun
koyucu “görev” ile “hakaret fiili” arasındaki bağa işaret etmiş olup, fii-
lin “görev sırasında işlenmesini” veyahut “görevin devamı esnasında
olmasını aramamıştır.
109
765 sayılı TCK’da memura görevinden dolayı yapılan hakaret 266. maddede, görevi
sırasında yapılan hakaret ise 267. maddede yaptırım altına alınmıştı. “Devriye görevi
yapan mağdur polislerin lokanta sahibine kapanış saatini hatırlatarak lokantadan
çıkacakları sırada orada yemek yiyen sanığın görevlilere sövmüş olması karşısında;
sövmenin sanığa karşı ifa edilen bir görevden dolayı olmayıp, görev sırasında işlen-
diği gözetilmeden yerinde olmayan gerekçeyle, TCY’nin 267. maddesinin uygulan-
masına yer olmadığına karar verilmesi” “Yarg. 4. CD. 05.04.2004 tarih ve 5970/4250
sayılı karar, Çetin, s. 96.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
73TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
b. Suçun Dini, Siyasi, Sosyal, Felsefi İnanç, Düşünce ve
Kanaatlerini Açıklamasından, Değiştirmesinden, Yaymaya
Çalışmasından, Mensup Olduğu Dinin Emir ve Yasaklarına
Uygun Davranmasından Dolayı İşlenmesi
Bu nitelikli halin 765 sayılı TCK’daki karşılığını 175. maddenin
3. fıkrası oluşturmaktadır. Ancak 175. maddede sadece “din ve ibadet
özgürlüğü” korunmaktayken, 5237 sayılı TCK’da, “siyasi, sosyal, felsefi
inanç özgürlüğü” de korunmuştur.
110
765 sayılı TCK’nın 175. maddesinin 3. fıkrasında; “Allah’a veya
dinlerden veya bu dinlerin peygamberlerinden veya kutsal kitaplarından veya
mezheplerinden birine hakaret eden veya bir kimseyi dini inançlarından veya
mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya yasaklarından
kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya alaya alan
kimseye … cezası verilir” denilmekteydi.
111
765 sayılı TCKnun 175. maddesinin 3. fıkrasının 1. kısmında yer
alan “kutsal varlıklara hakaret suçu” ile aynı fıkranın 2. kısmında yer alan
“kişiyi dini inançlarından dolayı tahkir ve tezyif suçu”, 5237 sayılı TCK’nın
125. maddesinin 3. fıkrasının (c) ve (b) bentlerinde düzenlenmiştir.
TCK’nın 125. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendine göre, hakaret
suçunun mağdurun dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve ka-
naatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından,
mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından do-
layı işlenmesi halinde faile verilecek ceza bir yıldan az olamaz. Böylece
kanun koyucu failin bu saikini, daha ağır cezayı gerektiren nitelikli bir
unsur olarak kabul etmiştir.
c. Suçun Kişinin Mensup Olduğu Dine Göre Kutsal
Sayılan Değerlerden Bahisle İşlenmesi
765 sayılı TCK’da “Din Hürriyeti Aleyhinde İşlenen Suçlar” arasında
yer alan bu hal, 5237 sayılı TCK’da hakaret suçunun nitelikli şekli olarak
düzenlenmiştir.
Bireyin inandığı kutsal değerlerden bahisle alaya alınması, hakarete
uğraması, hem onun din ve vicdan özgürlüğünü, hem de şeref ve hay-
110
Soyaslan, s. 264, 265.
111
Bu konuda bkz., Artuk, Mehmet Emin, Din Hürriyeti Aleyhinde Cürümler, İBD, C.:71,
S. 7-8-9, 1997, s. 467vd.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
siyetini incitmektedir. Bu sebeple, failin daha fazla cezaya çarptırılması
yerindedir.
112
d. Suçun Alenen İşlenmesi
TCK’nın 125. maddesinin 4. fıkrasında hakaret suçunun alenen
işlenmesi halinde, verilecek cezanın altıda biri oranında artırılacağı
belirtilmiştir. Madde 29.06.2005 tarih ve 5377 sayılı Kanunla değiştiril-
meden önce, “ceza, hakaretin alenen işlenmesi halinde altıda biri, basın ve
yayın yoluyla işlenmesi halinde üçte biri oranında artırılır” şeklindeydi.
“Aleniyet” sözlükte; “1-Bir şeyin zahir ve meydanda olması, gizli olmayıp
göz önünde bulunması, 2-Her şeyin zahir hali, dış görünüşü” anlamlarına
gelmektedir.
113
Ceza kanunlarında aleniyet, birçok suç bakımından bazen unsur
bazen de cezayı artıran nitelikli bir hal olarak yer aldığından aleniyetin
kanun tarafından tanımlanması gerektiği söylenebilir.
114
Aleniyetin ne anlama geldiği konusunda doktrinde çeşitli fikirler
ileri sürülmüştür. Bir görüşe göre, aleniyet, fiilin herhangi bir kimsenin
görüp işitebileceği bir yerde işlenmiş olmasıdır. Kavram fiilin umumi
veya umuma açık bir yerde işlenmesi şeklinde de tarif edilmiştir. Buna
göre aleniyet suçun göz önünde işlenmesi demek olmayıp, fiilin işlen-
diği yerin umumi bir yer olması ve görülebilmek imkânının mevcut
bulunması halinde gerçekleşir.
115
112
Tezcan/Erdem/Önok, s. 358.
113
Bkz., Devellioğlu, Ferit, Osmanlıca Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara, 1992, s. 28;
Hayat, Büyük Türk Sözlüğü, s. 38.
114
765 sayılı Türk Ceza Kanunu tatbikatında fiilin hangi hallerde aleni işlenmiş
sayılacağı, “askerleri itaatsizliğe tahrik” cürmünün düzenlendiği 153. maddenin
4. fıkrasında gösterilmişti. Buna göre; “Fiil; 1- Matbuat vasıtası ile veya herhangi bir
propaganda vasıtası ile; 2-Umumi veya umuma açık bir mahalde ve birden ziyade kim
seler huzurunda; 3-Toplanılan mahal veya içtimaa iştirak edenlerin adedi veya toplantının
mevzuu ve gayesi itibarıyla hususi mahiyeti haiz olmayan bir ictimada işlenmiş olursa Ceza
Kanununun tatbikinde aleni olarak işlenmiş sayılır”. Konu ile ilgili olarak bkz., Kıyak,
Fahreddin, Ceza Kanunu Tatbikatında Aleniyet, ABD., 1959, S. 4-5, s. 192 vd.; Artuk,
Mehmet Emin-Gökcen, Ahmet-Yenidünya, A. Caner, 5237 sayılı Kanuna göre hazır-
lanmış Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, Ankara, 2006, s. 453; Tosun, Öztekin, Türk
Ceza Kanununun 159. Maddesi ve Basın Hürriyeti ile İlişkisi, YD., C.:6, S. 3, 1981, s. 19;
Erman, Sahir, Hükümetin Manevi Şahsiyetini Tahkir ve Tezyif Suçu, İBD., C.:XXV, No:5,
İstanbul 1951, s. 276; Gündel, s. 10.
115
Gözübüyük, II, n. 615.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
75TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Yine aleniyet, kalabalık sayıda kimselerin fiili öğrenmelerini müm-
kün kılabilen herhangi bir vasıta ile eylemin işlenmesi olarak açıklan-
mıştır.
116
Bir başka düşünceye göre, yapılan hareketlerin belirli olmayan ve
birden çok kişi tarafından algılanabilme imkânının olması aleniyetin
tespitinde esas alınmalıdır. Hareketin yapıldığı yerin aleniyetin belir-
lenmesinde önemi bulunmamaktadır.
117
Diğer bir fikre göre ise, aleniyetin tespitinin fiilin işlendiği yere göre
yapılması gerekir. Buna göre, fiil genel yerlerde ika edilmişse başka-
larınca ister görünmüş ister görünmemiş olsun, gece karanlıkta ya da
gündüzün işlenmiş bulunsun aleniyet gerçekleşir. Fiil, özel bir mahalde
gerçekleştiriliyorsa bu fiilin işlenmekte olduğunun, üçüncü kişilerce
farkına varılabileceği durumlarda aleniyet varsayılmalıdır.
118
Hakaret suçu açısından aleniyet, hakaret teşkil eden fiilin belirli
olmayan birçok kişi tarafından algılanabilir bir mahiyette bulunması-
dır. Örneğin, kişinin bir konutun penceresinden sokakta bulunanlara
hakaret etmesi durumunda suç alenen işlenmiş sayılır.
Suçun basın ve yayın yoluyla işlenmesi alenen işlenmenin bir türü-
dür. TCK’nın 6/1-g maddesinde; “basın ve yayın yolu ile deyiminden; her
türlü yazılı, görsel, işitsel ve elektronik kitle iletişim aracıyla yapılan yayınlar”
anlaşılır denilmektedir. Bu itibarla bir gazete veya televizyon muha-
biri ile yapılan röportaj esnasında işlenen hakaret suçu, bunlar anılan
vasıtalarla neşredilmedikçe veyahut umuma arz edilmedikçe basın ve
yayın yolu ile işlenmiş sayılmaz. Bu gibi durumlarda ihtilat unsuru
gerçekleşmek kaydıyla gıyapta hakaret suçu oluşur.
119
Suçun “yazılı basın” yoluyla işlenmesi halinde kimlerin sorumlu
olacağı 5187 sayılı Basın Kanununun “cezai sorumluluk” başlıklı 11.
116
Erman, Hakaret, s. 207 vd.
117
Önder, s. 376.
118
Dönmezer, Sulhi, Ceza Hukuku Özel Kısım. Genel Adap ve Aile Düzenine Karşı Cürümler,
5. Baskı, İstanbul 1983, s. 144 vd.
119
“İl Koordinasyon Kurulu toplantısından erken ayrılan sanık belediye başkanının,
toplantıdan ayrılma nedenini soran Yeşil Giresun Gazetesi muhabirine yakınanı
amaçlayarak “zavallı vali yardımcısı müdahale edince toplantıyı terk ettim” diye
söylemesinin TCY’nin 482. maddesinin 4. fıkrasında yazılı yayın yoluyla sövme
suçunu oluşturmayacağı, iletişim (ihtilat) öğesinin gerçekleşmesi durumunda sanık
hakkında TCY’nin 482/1 ve 273. maddesinin uygulanabileceği gözetilmeden hüküm
kurulması yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD. 05.11.1997, 9087/9504 (Çetin, s. 36).
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
maddesinde düzenlenmiştir. Kanunda suçun işleniş şekline özgü usul
hükümleri de öngörülmüştür.
120
Hakaret suçunun “radyo-televizyon” yoluyla işlenmesi durumun-
da sorumluluk 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu ile
3984 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Kanun hükümlerine göre tespit edilmelidir. 2954 sayılı Kanunun 28.
maddesinde TRT görevlilerinin sorumlu oldukları ve olmadıkları
yayınlar gösterilmiştir. 3984 sayılı Kanunda ise, bu konuda her-
hangi bir düzenleme bulunmamaktadır. 2954 sayılı Kanun sadece
TRT görevlilerinin sorumlulukları düzenlendiğinden, özel radyo ve
televizyon kanallarında yayın yoluyla işlenen suçlarda sorumluluk
TCK’daki genel hükümler uyarınca belirlenmelidir. Bu konuda her-
hangi bir yasal düzenleme bulunmamakla birlikte, “Özel Radyo ve Tele-
vizyon Kuruluşları İdari ve Mali Şartlar Yönetmeliği”nin 18. maddesinde;
“yayından doğan sorumluluk, yayını yöneten ve programı yapanla birlikte
sorumlu müdüre aittir” hükmü yer almaktadır. Sorumlu müdürün ku-
suru olmaksızın yayından sorumlu tutulması ve bu konunun yönet-
melikle düzenlenmesi kanunilik ilkesine aykırıdır (TCK m. 2/2) ve bu
tür fiillerden sorumlu müdürün cezalandırılmaması gerekir.
121
9. Cezayı Hafifleten ya da Kaldıran Haller
a. Suçun Haksız Bir Fiile Tepki Olarak İşlenmesi
TCK’nın 129. maddesinin 1. fıkrasına göre, hakaret suçunun haksız
bir fiile tepki olarak işlenmesi halinde, faile verilecek ceza üçte birine
kadar indirilebileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.
Kanun koyucu burada hakaret suçuna ilişkin özel bir tahrik hali
öngörmüştür. TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen genel haksız
tahrik hükmünden farklı olarak, hâkim verilecek cezada indirim
yapabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçebilir. TCK’nın 129. mad-
desinin 1. fıkrasının uygulandığı durumlarda genel haksız tahrik hük-
münün uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.
122
120
Bu konuda kovuşturma başlığı altında yapılan açıklamalara bakınız.
121
Aynı doğrultuda bkz., Çetin, s. 262.
122
“TC. Yasasının 482/3. maddesiyle belirlenen cezanın aynı yasanın özel kışkırtmaya
ilişkin 485/1. maddesi yerine genel kışkırtmaya ilişkin 51/1. maddesiyle indirilmesi
yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD. 09.02.2000, 100/413 (Çetin, s. 125); “TCK’nın 482/2.
maddesiyle belirlenen cezanın aynı yasanın özel hüküm olan 485/1. madde ve fıkrası
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
77TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bu hükmün 765 sayılı TCK’daki karşılığını 485. maddenin 1.
fıkrası oluşturmaktaydı. Maddede; “Kendisine tecavüz olunan şahıs
480 ve 482. maddelerde yazılı cürümlere kendi haksız hareketiyle sebebiyet
vermiş ise failin cezası üçte birden üçte ikiye kadar azaltılır” denilmekteydi.
Görüldüğü gibi 765 sayılı TCK’da bu hükmün uygulanabilmesi için
haksız fiilin mağdurun şahsından kaynaklanması aranmaktaydı. 765
sayılı TCK’nın 272. maddesinde; “Eğer memur memuriyeti hududunu
tecavüz ederek veya keyfi hareketleriyle geçen maddelerde beyan olunan fi-
illerin vukuuna sebebiyet vermişse ceza dörtte bire kadar indirileceği gibi
icabına göre büsbütün de kaldırılabilir” denilmek suretiyle memurlara
karşı işlenen hakaret suçuna ilişkin özel tahrik hali düzenlenmişti.
5237 sayılı TCK’da hakaret suçuna ilişkin özel tahrik hükmü tek bir
başlık altında 129. maddede yer almaktadır.
129. maddenin 1. fıkrasının uygulanabilmesi için, a) mağdurun
haksız bir eyleminin bulunması, b) sanığın eyleminin hakaret olması,
c) hakaretin haksız eylemi yapan kişiye yönelik bulunması gerekir.
Buna göre, hukuka uygun bulunan bir fiile tepki olarak hakaret
suçunun işlenmesi durumunda, TCK’nın 129. maddesinin 1. fıkrası
uygulanmaz.
123
Genel tahrikten (m. 29) farklı olarak haksız bir fiilin failde hiddet
veya şiddetli elem meydana getirmiş olması gerekmez.
124
Haksız fiilin hakaret suçu olmaması gerekir. Aksi takdirde 129.
maddenin 1. fıkrası değil, 3. fıkrası uygulama alanı bulur.
125
Haksız
yerine genel hüküm olan 51. maddesiyle indirilmesi yasaya aykırıdır” Yarg. 4. CD.
30.06.1999, 6481/7673 (Çetin, s. 126).
123
Tezcan/Erdem/Önok, s. 360; Özen, Muharrem, Hakaret ve Sövme Suçlarında Özel
Haksız Tahrik Halleri, AÜHFD, C.:51, S. 3, 2002, s. 33.
124
Tezcan/Erdem/Önok, s. 360; Doktrinde Erman ve Özen ise, genel haksız tahrik için
aranan hiddet veya şiddetli elemin burada da aranması gerektiği ancak bu hususun
bulunduğunun ispatlanmasına gerek olmadığını ileri sürmektedirler. Erman, Hakaret,
s. 224; Özen, s. 34.
125
Özbek, s. 271; “Gece 23.00 sıralarında evinde fayans ve kalebodur inşaatı yaptırıp
duvarları matkapla delmek suretiyle gürültü yaparak olaya neden olan davacının bu
hareketlerinin sanıklar lehine TCK’nın 485. maddesinin 1. fıkrasının tatbikini gerek-
tirdiğinin gözetilmemesi yasaya aykırıdır. Yarg. 2. CD. 01.07.1993, 7226/8360 (Çetin,
s. 126); “Sanığın davacıya hakareti sırasında davacının da sanığa karşı sövdüğünün
anlaşılması karşısında, sanık hakkında TCK’nın 485/2. maddesinin uygulanıp uygu-
lanmayacağının tartışılmaması yasaya aykırıdır. Yarg. 4. CD. 02.06.1999, 3406/5405
(Çetin, s. 130).
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
hareketin kasten yaralama olduğu durumlarda ise 129/2 uygulanır.
126
Üçüncü kişiye yönelik haksız bir fiile tepki olarak işlenen hakaret
suçu açısından da, 129/1 uygulanır.
127
Haksız fiilin doğrudan hakaret
suçunun failine yönelmiş olması gerekmez. Ancak hakaretin haksız
eylemi yapan kişiye yönelik olması şarttır.
128
b. Suçun Kasten Yaralama Suçuna Tepki Olarak İşlenmesi
Kanun koyucu 129. maddenin 2. fıkrasında bir cezasızlık hali
öngörmüştür. Buna göre, hakaret suçunun kasten yaralama suçuna
tepki olarak işlenmesi halinde kişiye ceza verilmez. Bu husus 765
sayılı TCK’nın 485. maddesinin 3. fıkrasında, “şahsı hakkında şiddet
kullanılmasından dolayı hakaret eden kimsenin hakareti cezayı gerektirmez”
denilerek benzer şekilde düzenlenmişti.
Hakaretin kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesinin
cezasızlık nedeni sayılması, bu durumun fail üzerinde oluşturduğu
psikolojik etkiye dayandığından, hakaret teşkil eden hareketin yapıldığı
sırada kasten yaralamanın fail üzerindeki etkisinin devam ediyor
olması gerekir.
129
Doktrinde kanunun bu düzenlemesinin cezasızlık
nedeni değil, meşru savunma hali olduğu ileri sürülmüştür.
130
126
“Doktor raporuna göre yaralandığı anlaşılan sanığın, müştekinin vurmasından
sonra ona hakaret ettiği iddia, ikrar ve tanık beyanları ile sabit olduğu halde, şahsı
hakkında şiddet kullanılmasından dolayı, hakaret eden kimsenin hakaretinin cezayı
müstelzim olmadığı, TCK’nın 485. maddesinin son fıkrasının uygulanması gerektiği
gözetilmeksizin yazılı şekilde (TCK’nın 482/3. maddesiyle) mahkumiyetine karar
verilmesi yasaya aykırıdır. Yarg. 2. CD. 03.07.1991, 7299/8068 (Çetin, s. 132).
127
“Sövme suçunun sanığın oğluna ait bisikletin müşteki tarafından fırlatılmasından
kaynaklanan tahrik üzerine işlendiği kabul edildiğine göre bu suça özgün TCK’nın
485/1. maddesinin uygulanması gerekirken aynı kanunun 51/1. maddesi ile indi-
rim yapılması yasaya aykırıdır”. Yarg. 2. CD. 14.02.2000, 1169/1305 (Çetin, s. 125);
“Hakaret suçu, şahsi davacının sanığın kızına müessir fiilde bulunduğunun sanık
tarafından duyulması üzerine işlenmiş olup; şahsi davacı, sanığın kızına müessir fiil
ika etmekten dolayı mahkum edilmiş olmasına rağmen, bu durumun sanık lehine
TCK’nın 485/1. maddesinin uygulanmasını gerektireceğinin nazara alınmaması
bozmayı gerektirmiştir. Yarg. 2. CD. 16.01.1991, 222/37 (Savaş/Mollamahmutoğlu,
IV, s. 5115).
128
Özen, s. 31.
129
Dönmezer, s. 324, 325; Önder, s. 266 vd.
130
Gerçekten doktrinde bir görüşe göre, bu hüküm özel haksız tahrik hali (örneğin,
Demirbaş, Timur, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 4. Bası, Ankara 2006, s. 402) diğer bir
görüşe göre ise, özel meşru savunma halidir (örneğin, Erman, Hakaret, s. 221; Özen,
s. 43 vd. ).
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
79TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
129. maddenin 2. fıkrasının uygulanabilmesi için suçun kas-
ten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi gerekir. Buna karşılık
765 sayılı TCK’nın 485/3. maddesinde tepkinin kişinin yaşamına,
vücut bütünlüğüne, cinsel dokunulmazlığına veya özgürlüğüne
yöneltilebileceği kabul edilmekteydi.
131
Ayrıca maddede “şahsı hakkında
şiddet kullanılması”ndan bahsedildiği için, şiddetin mutlaka hakaret
suçunun failine yönelmiş olması aranmaktaydı. Failin dışında başka
bir kimseye örneğin failin yakınına yönelik şiddete tepki olarak ha-
karet edilmesi durumunda 485/3 değil, genel tahrik hükmü olan 51.
madde uygulanmaktaydı.
132
Buna karşılık 5237 sayılı TCK’nın 129/2. maddesinin uygulanabilm-
esi için, kasten yaralamanın bizzat hakaret suçunun failine veya üçüncü
bir kişiye yönelmiş olması arasında bir ayrım yapılmamıştır.
133
Mad-
dede kasten yaralamanın haksız olması gerektiği açıkça belirtilmemiş
olmasına rağmen, kasten yaralama açısından bir hukuka uygunluk
nedeni varsa, bu yaralamaya tepki olarak hakaret suçunu işleyen kişi
129/2. maddedeki cezasızlık nedeninden faydalanamaz.
134
Maddede hakaretin “kasten” yaralamaya tepki olarak işlenmesi if-
adesi yer aldığından, taksirle yaralamaya tepki olarak işlenen hakaret
suçunda 129/2. maddenin uygulanması mümkün değildir. Bu gibi
durumlarda TCK’nın 29. maddesindeki genel haksız tahrik hükümleri
uygulanmalıdır.
135
c. Suçun Karşılıklı Olarak İşlenmesi
TCK’nın 129. maddesinin 3. fıkrasında; “hakaret suçunun karşılıklı
olarak işlenmesi halinde, olayın mahiyetine göre, taraflardan her ikisi veya
biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza verme-
kten de vazgeçilebilir” denilmektedir. Bu hüküm bir hukuka uygunluk
131
Önder, s. 265; Özen, s. 44.
132
Tezcan/Erdem/Önok, s. 367.
133
Kanunda hakaretin doğrudan kasten yaralamaya maruz kalan kişi tarafından işlen-
mesi aranmadığından, kasten öldürme suçu bakımından da benzer bir düzenlemeye
gidilmesi gerektiği belirtilmiştir. Bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 367. TCK’da sadece
kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenen hakaret suçlarında ceza verilmeyeceği
belirtildiğinden, hakaretin kasten öldürmeye tepki olarak işlenmesi durumunda 29.
maddedeki genel tahrik hükümleri uygulanmalıdır.
134
Toroslu, Nevzat, Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2005, s. 120.
135
Tezcan/Erdem/Önok, s. 367.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
nedeni değil, kişisel cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerek-
tiren bir nedendir.
136
Bu hükmün uygulanabilmesi için üç koşulun bulunması gerekir.
aa. Karşılıklı Olarak İşlenen Suçların Sadece Hakaret
Suçu Olması
Her iki suçun da TCK’nın 125. maddesi anlamında hakaret suçunu
oluşturması gerekir. Bu hükmün özel tahkir suçları (örneğin, TCK m.
301) için uygulanması mümkün değildir. Taraflardan biri somut bir fiil
veya olgu isnat etse, diğeri sövmek suretiyle hakaret suçunu işlese yine
129. maddenin 3. fıkrası tatbik edilir.
137
Buna karşılık kendisine hakaret
eden kişiyi yaralayan failin 129/3’ten faydalanması olanaksızdır. Bu
durumda TCK’nın 29. maddesinde yer alan genel tahrik hükümleri
uyarınca kasten yaralamadan dolayı verilecek cezada indirime gidil-
melidir.
138
Kişinin kendisini kasten yaralayan kişiye hakaret etmesi ih-
timalinde ise 129/3 değil, 129/2 uygulama alanı bulur ve kişiye ceza
verilmez.
bb. İlk Hakaret Eden Kişinin Haksız Olması
İlk hakaret eden kişi bir hakkını kullanmakta veya bir görevini
yerine getirmekte ise, bu kişiye karşılık veren kimse 129/3’ten yararla-
namaz. Örneğin terbiye hakkı çerçevesinde oğlunu azarlayan babaya,
oğlunun hakaret ederek karşılık vermesi halinde bu hüküm uygu-
lanmaz.
139
Bununla birlikte ilk hakaretin haksız olması yeterli olup, ayrıca
cezalandırılabilir olması gerekmez. Örneğin ilk hakaret eden kişinin
milletvekilliği sorumsuzluğundan yararlanıyor olması, bu fiile karşılık
veren kişinin 129/3’ten yararlanmasına engel teşkil etmez.
140
136
Tezcan/Erdem/Önok, s. 364; Özen, s. 37; karşılıklı hakaretin hukuki mahiyeti konu-
sunda bkz., Erem, Faruk, Karşılıklı Tahkir, Ankara Barosu Dergisi, Y. 15, S. 2, 1958, s.
60; Akgüner, Kemal, Karşılıklı Hakaret Müessesesi, Adalet Dergisi, Y. 43, S. 6, s. 809.
137
Tezcan/Erdem/Önok, s. 364.
138
Tezcan/Erdem/Önok, s. 365; Özen, s. 38.
139
Erman, Hakaret, s. 214.
140
Demirbaş, s. 151; Centel, Nur/Zafer, Hamide, Çakmut, Özlem, Türk Ceza Hukukuna
Giriş, Dördüncü Bası, İstanbul 2006, s. 153.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
81TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
cc. Hakaretlerin Karşılıklı Olması
Hakaretin karşılıklı olduğundan söz edilebilmesi için, ilk hakaret
kime karşı işlenmiş ise, karşılığın da o kişi tarafından yapılması ger-
ekir.
141
Karşılıklı hakaretin aynı anda ve yerde yapılması şart değildir.
Huzurda hakaret halinde karşılığın derhal verilmesi zorunlu değildir.
İlk hakaretin ardından ilk fırsatta karşılık veren kişinin eylemi 129/3
kapsamında değerlendirilebilir.
142
Gıyapta hakaret veya basın yayın
yoluyla işlenen hakaret suçlarında, mağdurun derhal karşılık vermesi
imkân dâhilinde bulunmadığından, mağdurun bunu öğrenmesinden
sonra karşılık vermesi halinde de hakaret karşılıklı sayılır.
143
Hakaret suçunun karşılıklı olarak işlenmesi durumunda, hâ-
kime, “olayın mahiyetine göre”, her iki tarafın veya taraflardan birinin
cezasını indirmek veya ceza vermekten vazgeçmek konusunda takdir
yetkisi verilmiştir.
144
Hâkim karşılıklı hakaretin oluştuğu sonucuna
vardığında mutlaka cezada indirim yapmak veya ceza vermekten
vazgeçmek zorunda değildir. Eğer hâkim karşılıklı hakaret suçunu
işleyenlerden yalnız bir tarafın cezasını indirecek veya kişiye ceza ver-
mekten vazgeçecekse, bu kişinin ilk hakaret eden değil, karşılık veren
taraf olması gerekir.
145
Bununla birlikte TCK’da hâkimin bu hükmü
uygularken “olayın mahiyetine” bakması arandığından, eğer karşılık
verenin hareketi ilk hakarete oranla daha ağır ise, sadece ilk hakaret
eden kişinin cezasında indirim yapılabilir veya bu kişiye ceza verme-
kten vazgeçilebilir.
146
Son olarak belirtelim ki, hükmün tatbiki için, tarafların şikâyetçi
olması veya dava açılmış olması gerekmez.
147
10. Hakaret Suçunda Gerçeğin İspatı
Gerçeğin ispatı halinde faile, ceza verilmemektedir. Bu hak sadece
hakaretin içeriğinin somut bir fiil veya olgu olması halinde mümkün-
141
Erman, Hakaret, s. 211vd.
142
Aynı doğrultuda bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 365.
143
Dönmezer, s. 322; Önder, s. 263 vd; Soyaslan’a göre, hakaretin karşılıklı kabul edi-
lebilmesi için her iki suçun da huzurda işlenmiş olması gerekir. Soyaslan, s. 258.
144
Tezcan/Erdem/Önok, s. 366.
145
Bkz., Malkoç, I, s. 522.
146
Tezcan/Erdem/Önok, s. 366.
147
Soyaslan, s. 257; Özen, s. 42.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
dür. Aksi durumda kullanılamaz. Çünkü somut isnatta ispat edilmesi
mümkün olabilecek bir olgu vardır. Buna göre hakaret suçunun söv-
mek suretiyle işlenmesi durumunda bu hüküm tatbik edilmez. Kural
olarak hukuk düzenleri isnadın ispatına yer vermezler. İspata bazı is-
tisnai hallerde imkân tanınır.
148
TCK m. 127 de konuyu bu şekilde ele
almıştır. Buna göre “(1) İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş
olması halinde kişiye ceza verilmez. Bu suç nedeniyle hakaret edilen hakkında
kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmesi halinde, isnat ispatlanmış sayı-
lır. Bunun dışındaki hallerde isnadın ispat isteminin kabulü, ancak isnat olu-
nan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılmasında kamu yararı bulunmasına
veya şikâyetçinin ispata razı olmasına bağlıdır”.
149
Böylece yasanın kabul
ettiği sisteme göre ispat hakkı üç halde tanınmıştır:
1. İsnat olunan fiilin içeriğinin suç olması ve failin bu suçtan mah-
kûm olması;
2. İsnat olunan fiilin ispatında kamu yararı bulunduğuna mahke-
mece karar verilmesi;
3. Hakarete maruz kalan müşteki mağdurun isnat olunan fiilin
doğru veya yanlışlığını tartışmayı mahkemeden talep etmesi ve ispat
hakkını faile tanımasıdır.
Hakaret içeriğinin suç olması ve bu suçtan sanığın normal mahke-
mesinde yargılanması ve mahkûm olması halinde faile ceza verilmeye-
cektir. İsnadın ispat edilmiş kabul edilmesi için mahkûmiyetin kesin-
leşmiş olması gerekir (m. 127/1). Böylece bu ihtimalde ispat hakkından
bile söz etmek mümkün değildir. Çünkü burada içeriği suç teşkil eden
isnadın doğruluğu bu iddia ile ilgili mağdur hakkında işlem yapan
148
Bkz., Önder, s. 249 vd.
149
765 sayılı TCK’nın 481. maddesinde mağdurun bir memur veya kamu hizmeti gören
bir kimse ve isnat olunan fiilin de mağdurun yerine getirdiği göreve veya gördüğü
kamu hizmetine ilişkin olması ispat hakkının kullanılabileceği bir hal olarak öngö-
rülmüştür. Bu hale, 5237 sayılı TCK’da yer verilmemiştir. Bu konuda Anayasanın 39.
maddesinde; “Kamu görev ve hizmetinde bulunanlara karşı, bu görev ve hizmetin
yerine getirilmesiyle ilgili olarak yapılan isnatlardan dolayı açılan hakaret davala-
rında, sanık, isnadın doğruluğunu ispat hakkına sahiptir. Bunun dışındaki hallerde
ispat isteminin kabulü, ancak isnat olunan fiilin doğru olup olmadığının anlaşılma-
sında kamu yararı bulunmasına veya şikayetçinin ispata razı olmasına bağlıdır”
denilmektedir. Anayasada, kamu görevlilerine yöneltilen isnatlar açısından başka bir
koşul aranmaksızın isnadın ispatına imkan tanınmışken, bu düzenlemeye TCK’nın
127. maddesinde yer verilmemesi eleştirilmiştir. Bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 362;
Ayrıca ispat hakkının kapsamının sanık aleyhine olacak biçimde daraltılmış olduğu
ileri sürülmüştür. Hafızoğulları/Kurşun, s. 45.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
83TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Cumhuriyet Savcılığı ya da mahkeme tarafından tespit olunacaktır.
Şöyle ki; iddialarla ilgili savcılık makamınca kovuşturmaya yer olma-
dığı kararı verilmişse ya da kamu davası açılıp mahkemece beraat, ceza
verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın
reddi veya davanın düşmesine hükmedilmişse, iddia ispatlanmamış
olduğundan hakaret suçunun faili cezalandırılır. Bununla beraber haka-
retin muhatabı olan mağdur hakkında bu iddia dolayısıyla kamu davası
açılmış ve mahkûmiyet vaki olmuşsa isnat ispat edilmiş olacağından
hakaret suçunun faili cezalandırılmaz. Şu halde, bu ihtimalde iddianın
ispatı hakaret suçuna bakan mahkeme önünde cereyan etmemekte,
sadece bu mahkeme konuyu açılmış bir dava varsa bekletici mesele
yapmaktadır.
İspat hakkının tanındığı ikinci hal isnat edilen fiilin ispatında kamu
yararı bulunmasıdır. Kamu yararı bulunup bulunmadığı davaya bakan
mahkemenin takdirindedir. İfade edelim ki, kamu yararı kavramı ol-
dukça geniş olup sınırları belirsizdir. Ancak burada isnadın ispatının ve
bu yolla cezadan kurtulmanın kural değil, istisna olduğu hususu unu-
tulmamalıdır.
150
Esas olan bireyin şeref ve haysiyetinin korunmasıdır.
Genellikle isnadın ispatında kamu yararı olup olmadığı değerlendirilir-
ken iddianın toplumun belirli bir kesimini veya bütününü ilgilendirip
ilgilendirmediği, mağdurun sosyal statüsü, toplumda üstlendiği görev
dikkate alınır. Örneğin mağdurun özel hayatına ilişkin iddiaların ispa-
tında kamu yararı olmadığı söylenebilir.
151
İspat hakkının tanındığı üçüncü hal mağdurun, isnadın doğru
veya yanlışlığını tartışmak için faile ispat hakkı tanımasıdır. Ancak
bu düzenleme mağdurun gerçeğin anlaşılmasından kaçtığı şeklinde
yorumlanmaya elverişli olduğu için eleştirilmiştir.
152
İsnadın gerçeğe uygunluğu hakaret davasının görüldüğü mahkeme
huzurunda yapılır ve istemden sonra artık geri dönülemez. Yasada ispat
hakkının mağdur tarafından kabulü için belli bir süre konulmamıştır.
Hüküm kesinleşinceye kadar, davanın her aşamasında ispat hakkı
tanınır. İspat sadece failin görevi değildir. Muhakeme makamlarının
işbirliği ile gerçekleştirilir.
TCK’nın 127. maddesinin 2. fıkrasında, ispat edilmiş fiilinden söz
150
Bkz., Soyaslan, s. 261, 262.
151
Erman, Hakaret, s. 262.
152
Erman, Hakaret, s. 263; Tezcan/Erdem/Önok, s. 364.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
edilerek kişiye hakaret edilmesi halinde, cezaya hükmedileceği belirtil-
miştir.
153
Böylece daha önce işlediği bir suçtan dolayı mahkûm edilmiş
kişinin, sürekli olarak hakarete uğraması, tahkir edilmesi engellenmek
istenmiştir. Doğaldır ki, hakkında soruşturma yapılıp kovuşturmaya
yer olmadığı kararı verilen, yargılanıp beraat eden ya da davanın düş-
mesi kararı verilen kişilerin bu fiillerinden bahisle tahkir edilmeleri de
hakaret suçunu oluşturur.
154
İsnadın ispatı halinde, mahkeme tarafından düşme kararı verilmeli-
dir.
155
765 sayılı TCK’nın 481/7. maddesinde isnadın ispatı durumunda,
düşme kararı verileceği açıkça belirtilmesine karşın, 5237 sayılı TCK’da
bu konuda bir düzenleme bulunmamaktadır.
156
11. Kovuşturma
Hakaret suçu şikâyete tabi bir suçtur. Ancak suçun kamu görevlisine
karşı görevinden dolayı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma
re’sen yapılır (TCK m. 131/1).
Mağdur, şikâyet etmeden önce ölür veya bu suç ölmüş bir kişinin
hatırasına karşı işlenirse, ölenin ikinci dereceye kadar üstsoy ve altsoyu,
eş veya kardeşleri şikâyette bulunabilir (TCK m. 131/2).
157
Şikâyet hakkı olan kişi fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya
öğrendiği günden itibaren altı ay içinde şikâyette bulunmalıdır. Fail
tek fiille birden fazla kimseye hakaret etmiş ise, mağdurlardan her biri
bağımsız şikâyet hakkına sahiptir.
Aynı zamanda bu suç uzlaşmaya tabi bir suçtur. TCK’nın 73. mad-
desinin 8. fıkrasında; “Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel
kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlar-
da, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir
153
Bkz., Erdağ, Ali İhsan, İsnadın İspatı, Hukuki Perspektifler Dergisi, S. 2, Sonbahar
2004, s. 139 vd.
154
Soyaslan, s. 261; Malkoç, I, s. 514, 515.
155
Soyaslan, s. 264.
156
Tezcan-Erdem-Önok, s. 364.
157
765 sayılı TCK’nın 488. maddesinde ise şikayette bulunabilecek üstsoy ve altsoy için
5237 sayılı TCK’daki gibi bir sınırlama öngörülmemiştir. Kişilerin hatırasına hakaret
suçunun (TCK m. 130) takibinin şikayete tabi kılınmasının yerinde olmadığı, zira
ölenin maddede sayılan yakınlıkta akrabasının bulunmaması durumunda, yargıla-
maya geçilemeyeceği belirtilmiştir. Özbek, s. 279; Hafızoğulları/Kurşun, s. 37.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
85TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile
uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından sap-
tandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir”
denilmektedir. Buna göre hakaret suçunun kamu görevlisine karşı
görevinden dolayı işlenen şekli hariç, bu suçta uzlaşma hükümlerinin
uygulanması mümkündür (bkz., CMK m. 253 vd.).
Hakaret suçu ile ilgili olarak görevli mahkeme, 5235 sayılı “Adlî
Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin
Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun “Sulh ceza mahkeme-
sinin görevi” başlıklı 10. maddesine göre belirlenmelidir. Maddede;
“Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki
yıl dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adlî para cezaları ile bağımsız olarak
hükmedilecek adlî para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin
uygulanması, sulh ceza mahkemelerinin görevi içindedir” denilmektedir.
Hakaret suçunun temel şeklinin cezası, üç aydan iki yıla kadar hapis
veya adli para cezası olarak öngörüldüğü için, görevli mahkeme Sulh
Ceza Mahkemesidir.
158
12. Müeyyide
Hakaret suçunun 125. maddenin 1. fıkrasında düzenlenen temel
şeklinin yaptırımı üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezasıdır.
Kanun koyucu bu suç için seçenek yaptırım öngörmüştür. Yasada adli
para cezasının alt ve üst sınırı belirtilmemiştir. Bu durumda adli para cezasının alt ve üst sınırı 52. maddeye göre tespit edilecektir. 52. mad
-
dede, “adli para cezası, beş günden az ve kanunda aksine hüküm bulunmayan
hallerde yedi yüz otuz günden fazla” olamaz denilmektedir. Yargılama
sonunda hâkim seçimlik cezalardan adli para cezasını tercih edebilir.
Bununla beraber, suç tipinde adli para cezası, hapis cezasına seçimlik
olarak düzenlendiğinde, takdiri açıdan hapis cezasının alt ve üst sınırı
gözetilerek gün biriminin belirlenmesi gerekir. Böylece para cezasının
ödenmemesi halinde tatbik edilecek tazyik hapsinin süresi (CGTİHK
m. 106) bakımından dengesiz ve adaletsiz sonuçların ortaya çıkması
engellenmiş olur.
159
158
765 sayılı TCK’nın 482. maddesinde düzenlenmiş olan sövme suçunda Sulh Ceza,
480. maddede yer alan hakaret suçunda ise Asliye Ceza Mahkemesi görevlidir.
159
Nitekim makalemizin hazırlanması aşamasında henüz Resmi Gazete’de yayımlanma-
mış olmakla birlikte TBMM’de kabul edilen 06.12.2006 tarih ve 5560 sayılı “Çeşitli
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
125. maddenin 3. fıkrasında yer alan daha ağır cezayı gerektiren
nitelikli hallerin varlığı halinde hâkim tarafından öngörülecek olan
cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. Kanımızca bu nitelikli hallerin
varlığı halinde hâkime, adli para cezasına müracaat edilebilme imkânı
tanınmamıştır.
160
Suçun alenen işlenmesi halinde verilecek ceza altıda biri oranında
artırılır.
Yargılama neticesinde fail kısa süreli hapis cezasına mahkûm edi-
lirse, bu ceza TCK’nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi gereğince
adli para cezasına çevrilemez. Bu husus 50. maddenin 2. fıkrasında,
“Suç tanımında hapis cezası ile adlî para cezasının seçenek olarak öngörül-
düğü hallerde, hapis cezasına hükmedilmişse; bu ceza artık adlî para cezasına
çevrilmez” şeklinde belirtilmiştir.
Suçun basın yoluyla işlenmesi halinde, mahkeme sadece adli
para cezasına hükmetse ve hükümlü bu cezasını ödemese acaba adli
para cezası hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilebilir mi? 5187 sayılı Basın
Kanunu’nun 28. maddesinde; “18. ve 22. maddelerdeki suçlar dışında bu
Kanunda öngörülen suçlar için hükmedilen para cezaları, hürriyeti bağlayıcı
cezaya çevrilemez” denilmektedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbir-
lerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesinin 3. fıkrasında ise;
“Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezasını
ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün
miktarınca hapsedilir” hükmüne yer verilmiştir. Görüldüğü gibi 106/3’te
düzenlenen genel kurala, özel kanun niteliğindeki 5187 sayılı Kanunun
28. maddesi ile bir istisna getirilmiştir. Buna göre, Basın Kanunu’nun 18
ve 22. maddelerinde düzenlenen suçlar dışında kalan fiiller için hükmo-
lunan para cezalarının, hapis cezasına çevrilmesi mümkün değildir.
Ancak çalışmamızın konusunu oluşturan hakaret suçu Basın
Kanununda değil, TCK’da düzenlenen bir suç tipi olduğu için, Basın
Kanunu’nun 28. maddesi hakaret suçu bakımından uygulanmaz. Bu
sebeple hakaret suçunu işlediği için para cezasına mahkûm edilen kişi,
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun”un 1. maddesi ile 5237 sayılı
TCK’nın 61. maddesine sekizinci fıkradan sonra gelmek üzere bir fıkra eklenmesi
ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesi öngörülmüştür. Sözü geçen fıkra-
da; “Adli para cezasının seçimlik ceza olarak öngörüldüğü suçlarda bu cezaya ilişkin gün
biriminin alt sınırı, o suç tanımındaki hapis cezasının alt sınırından az, üst sınırı da hapis
cezasının üst sınırından fazla olamaz” denmektedir.
160
Aynı doğrultuda, Hafızoğulları/Kurşun, s. 53; Aksi görüş için bkz., Özbek, s. 277.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
87TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
tayin olunan miktarı belli süre içinde devlet hazinesine ödemezse,
Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün
miktarınca hapsedilir (CGTİHK. m. 106/3).
III. Kişilerin Hatırasına Hakaret (TCK m. 130)
1. Genel Olarak
Bu suç TCK’nın 130. maddesinde, “(1) Bir kimsenin öldükten sonra
hatırasına en az üç kişiyle ihtilat ederek hakaret eden kişi, üç aydan iki yıla
kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Ceza, hakaretin alenen
işlenmesi halinde, altıda biri oranında artırılır.
(2) Bir ölünün kısmen veya tamamen ceset veya kemiklerini alan veya ce-
set veya kemikler hakkında tahkir edici fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlenmiştir. Görüldüğü
gibi maddenin birinci fıkrasında “ölülerin hatırasına hakaret”, ikinci
fıkrasında ise, “ölüleri tahkir” suçu yer almaktadır.
130. maddenin 1. fıkrasına benzer bir düzenleme 765 sayılı TCK’nın
488. maddesinin 2. fıkrasında bulunmaktaydı. Maddede; “Eğer kend-
isine tecavüz olunan kimse şikâyetname vermezden evvel vefat eder veya bu
cürümler ölmüş bir adamın hatırasına karşı irtikab olunursa bundan dolayı
müteveffanın karısı ve usul ve füruu veya kardeş ve kız kardeşleri ve usul ve
füruu derecesinde sıhrî akrabası ve doğrudan doğruya veresesi bulunan kim-
seler tarafından şikâyetname verilebilir” denilmekteydi. Burada her ne ka-
dar ölülere karşı işlenen hakaret suçunda sadece şikâyet hakkına sahip
kişilerden bahsedilmekteyse de, kanun koyucunun ölülerin hatırasına
karşı yapılan hakareti cezalandırdığı kabul edilmekteydi.
161
5237 sayılı TCK’da ise ölülerin hatırasına hakaret 130. maddenin
1. fıkrasında bağımsız olarak düzenlenmiştir. Ancak dikkat edilecek
olursa her ne kadar bu suç tipi ayrı bir maddede düzenlenmiş ise de,
suçu işleyen kişiye verilecek ceza, 125. maddedeki genel hakaret suçu
ile aynıdır.
130. maddenin 2. fıkrasının 765 sayılı TCK’daki karşılığını ise 178.
madde oluşturmaktadır. Maddede; “Bir kimse, bir ölünün naaş ve ke-
mikleri hakkında hakaret yapar veya tahkir maksadıyla veya meşru olmayan
diğer bir maksatla birinin naaşını yahut kemiklerini alırsa, üç aydan bir yıla
161
Bkz., Önder, s. 226, 227; Dönmezer, s. 282; Erman, hakaret, s. 54 vd.; Özbek, s. 278.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kadar hapis ve beş bin liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır para cezasıyla
cezalandırılır.
Bunların dışında, her kim bir ölünün naaşını tamamen veya kısmen alır
veya ruhsat almaksızın bir naaşı mezardan çıkarır yahut kemiklerini alırsa, iki
aydan altı aya kadar hapis ve beş bin liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır
para cezası ile cezalandırılır.
Eğer bu cürüm kabristanda veya ölü gömülmeye veya muhafazasına mah-
sus diğer yerlerde görevli olan yahut kendilerine naaş ve kemikler tevdi olunan
kimseler tarafından işlenirse, yukarıda yazılı cezalar bir misli artırılarak hük-
molunur” denilmekteydi. İki kanun arasındaki en önemli fark suçun bu
şeklinin 765 sayılı TCK’da “Din Hürriyeti Aleyhinde Cürümler” arasında
yer almasına karşın, 5237 sayılı TCK’da bu suç “Şerefe Karşı Suçlar”
arasında düzenlenmesidir.
Aşağıda 130. maddenin 1. fıkrasında yer alan “ölülerin hatırasına
hakaret” ve 130. maddenin 2. fıkrasında düzenlenen “ölüleri tahkir”
suçlarını ayrı başlıklar altında inceleyeceğiz. Yukarıda “hakaret” suçu
kapsamında geniş açıklamalar yapıldığından bu suçların temel özel-
likleri üzerinde durmakla yetineceğiz.
2. Ölülerin Hatırasına Hakaret
Bilindiği gibi “Şerefe Karşı Suçlar” TCK’nın ikinci kitabının,
“Kişilere Karşı Suçlar” başlıklı ikinci kısmının sekizinci bölümünde yer
almaktadır. Ölülerin hatırasına hakaret suçu da TCK’da “şerefe karşı
suçlar” arasında düzenlenmiştir.
Doktrinde kişiliğin doğumla başlayıp, ölümle sona erdiği, bu
nedenle ölen insanın, ölümle şeref hakkının sona erdiği belirtilmiştir.
Ancak ölenin manevi varlığına karşı yapılan hakaretin şerefi ihlal
ettiği ve bu tür tecavüzlerin de yaptırım altına alınması gerektiği
belirtilmiştir.
162
130. maddenin 1. fıkrasında ölülere karşı hakaretin sadece
gıyapta işlenebileceği göz önünde bulundurularak, suçun bu şeklinin
oluşabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi şartı
aranmıştır.
163
162
Özbek, s. 277.
163
Bu konuda gıyapta hakaret ile ilgili olarak yapılan açıklamalara bakınız.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
89TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Ölülerin hatırasına hakaret suçuna ilişkin daha ağır cezayı ger-
ektiren nitelikli unsura 130. maddenin 1. fıkrasının 2. cümlesinde yer
verilmiştir. Buna göre suçun alenen işlenmesi halinde, faile verilecek
ceza altıda biri oranında artırılır.
3- Ölüleri Tahkir
TCK’nın 130. maddesinin 2. fıkrasında; “Bir ölünün kısmen veya tam-
amen ceset veya kemiklerini alan veya ceset veya kemikler hakkında tahkir edi-
ci fiillerde bulunan kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”
denilmektedir.
164
Bu suç ile ölünün manevi şahsiyeti korunmak istendiğinden, fiilin
şerefe karşı suçlar bölümünde düzenlenmesi yerinde olmuştur.
165
Bu suçun konusunu ölünün ceset ve kemikleri oluşturmaktadır.
Ceset, ölmüş bir kişinin bedeni, naaşıdır. Ölü doğan veya doğduktan
sonra ölen insan vücudu cesettir. Ancak henüz insan şeklini almamış
foetus (düşük) ceset sayılmaz.
166
İnsan küllerinin ve mumyaların ceset sayılıp sayılmayacağı konu-
su ise tartışmalıdır. 24.04.1930 tarih ve 1593 sayılı Umumi Hıfzısıhha
Kanunu’nun 225. maddesinde ölülerin yakılmasına imkân tanındığın-
dan, Türk Hukukunda insan külleri de ceset sayılmalı ve bu küllerin
alınması veya tahkir edilmesi durumunda TCK’nın 130. maddenin 2.
fıkrası uygulanmalıdır.
167
Ölülerin cesedi ile bozulmadan kalan mumyalaşmış ceset arasında,
ölülere karşı bulunması gereken saygı açısından bir fark bulunmadığı
için, mumyaların ceset ve kemiklerinin de TCK’nın 130/2. maddesi
kapsamında korunması gerekir.
168
Suçun maddi unsurunun hareket kısmı, “almak” veya “tahkir edici
164
Bu suçun 765 sayılı TCK’daki karşılığını oluşturan 178. madde “din hürriyetine karşı
suçlar” faslında yer almaktaydı. Kanun koyucunun ölülere karşı duyulması gereken
saygı hissinin dinsel nitelik taşıması nedeniyle din hürriyetine karşı suçlar arasında bu
suça yer verdiği, ancak bunun yerinde bir düzenleme olmadığı ileri sürülmekteydi.
Bkz., Artuk, s. 472 vd.
165
Tezcan/Erdem/Önok, s. 372; karşı görüş için bkz., Hafızoğulları/Kurşun, s. 37,
38.
166
Artuk, s. 498.
167
Artuk, s. 499; Tezcan/Erdem/Önok, s. 373.
168
Artuk, s. 500; Tezcan/Erdem/Önok, s. 373.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
fiillerde bulunmak” şeklinde kanunda seçimlik olarak belirtilmiştir. 765
sayılı TCK’nın 178. maddesinde yer alan “mezardan çıkarma” fiiline, 5237
sayılı TCK’da yer verilmemiştir.
169
Maddi unsurun hareket kısmı olan almak, bir kişinin hakkı ol-
madığı halde cesedi veya ölünün kemiklerini zilyetliği altına alması
anlamına gelir. Suç, ceset üzerinde failin fiili hâkimiyet kurmasıyla
tamamlanır.
170
Ceset başkasına ait bir mal olmadığından, ölünün ceset veya ke-
miklerinin alınması durumunda hırsızlık suçu oluşmaz. Buna karşılık,
cesetle gömülmüş eşya hırsızlık suçunun konusunu oluşturabilir.
171
Buna göre fail cesedin yanında, cesetle birlikte gömülmüş eşyayı da
alırsa, hem TCK m. 130/2, hem de TCK m. 141 vd. maddelerinden
dolayı cezalandırılır.
172
Ölünün ceset ve kemikleri hakkında tahkir edici fiillerde bulun-
maktan maksat, ölüye saygı ile bağdaşmayan, sözlü nitelikte olmayan,
maddi fiillerin işlenmesidir.
Ölüye karşı tahkir edici fiillerin gerçekleştirilmesi sırasında, ha-
karetamiz ifadeler kullanılmış olabilir. Ancak ölüye hakaretin sadece
sözlü olarak işlenmesi durumunda, 130. maddenin 2. fıkrası değil (765
sayılı TCK m. 178), 130. maddenin 1. fıkrası (765 sayılı TCK m. 488/2)
uygulanmalıdır.
173
Buna göre, cesedi parçalama, cesedin altın dişlerini
sökme, cesedin üzerindeki kefeni yırtma, cesede tükürme, cesetle cinsel
ilişkide bulunma fiillerini işleyen kişi 130. maddenin 2. fıkrası uyarınca
cezalandırılmalıdır.
174
TCK’nın 130/2. maddesindeki suçun oluşabilmesi için failin bilerek
169
Umumi Hıfzısıhha Kanununun 300. maddesinde; kanunun 227. maddesinde belirtilen
istisnalar dışında belediyeden izin almaksızın herhangi suretle olursa olsun mezarları
açanların altı aydan bir seneye kadar hapsedileceği belirtilmiştir. Kanımızca suçun
seçimlik hareketlerinden “almak” şeklinde işlenebilmesi için mezardan çıkarmak
şart olduğu için 5237 sayılı TCK’da “mezardan çıkarma” fiiline yer verilmemesi bir
eksiklik oluşturmaz. Ayrıca bkz., Tezcan/Erdem/Önok, s. 373.
170
Artuk, s. 501; Hafızoğulları/Kurşun, s. 55.
171
Artuk, s. 500.
172
Tezcan/Erdem/Önok, s. 374.
173
“Türk Ceza Kanununun 178/1. maddesinin saptadığı ölünün naaş ve kemikleri
hakkındaki hakaret, maddi eylemlerle yapılan hakareti kapsar. Sözlü hakaret ise,
aynı yasanın 488/2. maddesine uygun olup, kovuşturulması şikâyete bağlıdır” Yarg.
4. CD. 18.06.1975 tarih ve 3417/3467 sayılı kararı, YKD., S. 10, Y. 1975, s. 88.
174
Artuk, s. 504.
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
91TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ve isteyerek hareket etmiş olması yeterlidir. Failde her hangi bir saikin
bulunması gerekmez. Suçun olası kast ile işlenmesi de mümkündür.
Bu suçun 765 sayılı TCK’daki karşılığında suçun tahkir maksadıyla
veya meşru olmayan bir maksatla işlenmesi hali 178/1’de, failde saikin
aranmadığı durum ise 178/2’de düzenlenmişti.
175
Son olarak belirtelim ki, ceset veya kemiklerin tedavi, teşhis ve
bilimsel amaçlarla alınması hukuka uygunluk sebebi oluşturur. Keza
CMK’nın 87. maddesinin 4.fıkrasındaki hal de bu kapsamdadır.
IV. Sonuç
5237 sayılı TCK’nın ikinci kitabının ikinci kısmının, sekizinci bö-
lümünde 125 ila 131. maddeler arasında; hakaret (m. 125), mağdurun
belirlenmesi (m. 126), isnadın ispatı (m. 127), iddia ve savunma doku-
nulmazlığı (m. 128), haksız fiil nedeniyle veya karşılıklı hakaret (m. 129),
kişilerin hatırasına hakaret (m. 130), soruşturma ve kovuşturma koşulu
(m. 131) başlıkları altında “şerefe karşı suçlar” düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’nın hakaret ve sövme suçlarını ayrı maddelerde
düzenlemesine rağmen, 5237 sayılı TCK bu iki suçu 125. maddede bir
arada düzenlemiş ve aynı yaptırıma bağlamıştır. Bu iki fiilin tek bir
maddede düzenlenmiş olması yerinde olmakla birlikte, aynı yaptırıma
bağlanması yerinde olmamıştır. Zira mağdura belirli bir olgu isnat et-
mek ile her hangi bir şekilde sövmek hareketleri arasında fiilin ağırlığı
bakımından fark mevcuttur.
Hakaret suçu ile korunan hukuki değer, kişinin onur, şeref ve say-
gınlığıdır. Suçun oluşabilmesi için failin hareketinin mağdurun onur,
şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte olması yeterlidir. Ayrıca
mağdurun onur, şeref ve saygınlığının rencide edilmiş olması aranmaz.
Bu nedenle hakaret suçu soyut tehlike suçudur. Bu suç sadece sözle de-
ğil aynı zamanda yazıyla veya mağdurun onur, şeref veya saygınlığını
rencide edebilecek her türlü fiille işlenebilir. Örneğin, mağdurun yüzüne
tükürülmesi, saçının veya sakalının uygunsuz bir biçimde kesilmesi.
Hakaret suçunun faili herkes olabilir. Tüzel kişilerin bu suçun faili
ve mağduru olabilmeleri mümkün değildir. Mağdurun belli veya be-
lirlenebilir olması şarttır. Mağdur bakımından kanunda herhangi bir
175
Bu konuda bkz., Artuk, s. 501 vd.
Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
sınırlamaya gidilmemiştir. Ölülere karşı yapılan hakaret fiilleri, 125.
madde değil, 130. madde kapsamında değerlendirilmelidir. Bununla
birlikte Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret edilmesi veya sövülmesi
durumunda TCK m. 130 uygulanmaz. Bu durumda 5816 sayılı “Atatürk
Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un” 1. maddesi tatbik edilir.
Hakaret suçu, huzurda ve gıyapta hakaret olmak üzere iki şekilde
işlenebilir. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için
fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir. Ayrıca TCK’nın
125. maddesinin 2. fıkrasında, hakaretin huzura eş sayılan vasıtalarla
işlenmesi haline de yer verilmiştir.
Bu suç kasten işlenebilen bir suçtur. Failin her hangi bir saikle ha-
reket etmesi gerekmez. Suçun taksirle işlenmesi mümkün değildir. Bu
suç olası kastla da işlenebilir.
Suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hallerine 125. maddenin
3 ve 4. fıkralarında yer verilmiştir. 765 sayılı TCK’nın “Din Hürriyeti
Aleyhinde Suçlar” ve “Devlet İdaresi Aleyhinde İşlenen Suçlar” kısmında
düzenlediği bazı suç tipleri, 5237 sayılı TCK’da hakaret suçunun nitelikli
hali olarak öngörülmüştür. Hakaret suçunu ve nitelikli hallerini tek
bir bölümde toplayan 5237 sayılı TCK’nın sisteminin yerinde olduğu
kanaatindeyiz.
TCK’nın 128. maddesinde, yargı mercileri veya idari makamlar
nezdinde yapılan yazılı veya sözlü başvuru, iddia ve savunmalar
kapsamında, kişilerle ilgili olarak somut isnatlarda ya da olumsuz
değerlendirmelerde bulunulması halinde, faile ceza verilmeyeceği ön-
görülmüştür. Maddede, isnat ve değerlendirmelerin, gerçek ve somut
vakıalara dayanması ve uyuşmazlıkla bağlantılı olması şartıyla, idari
makamlar önünde yapılan hakaretler de hukuka uygun sayılmıştır.
765 sayılı TCK’da ise, iddia ve savunma dokunulmazlığı sadece adli
merciler önündeki uyuşmazlıklarda kabul edilmekteydi.
İsnat edilen ve suç oluşturan fiilin ispat edilmiş olması halinde de
faile ceza verilmez. Bu cezasızlık halinin varlığı için, isnat olunan fiilin
içeriğinin suç olması, failin bu suçtan mahkum olması, isnat olunan
fiilin ispatında kamu yararı bulunması, müştekinin ispata rıza göster-
mesi gereklidir. Buna karşılık, ispat edilmiş fiilden söz edilerek kişiye
hakaret edilmesi halinde TCK’nın 127/1. maddesinin uygulanması
mümkün değildir. Buna göre, hırsızlık suçundan mahkum olmuş ve
hakemli makaleler Ahmet Caner YENİDÜNYA / Mehmet Emin ALŞAHİN
93TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
cezasını çekmiş bir kişiye, hırsız denilmesi halinde, bu sözü söyleyen
kişi hakaret suçundan cezalandırılır.
TCK’nın 129. maddesinin 1. fıkrasında, hakaret suçuna ilişkin özel
bir haksız tahrik hükmüne yer verilmiştir. 129/1. maddenin uygulan-
dığı hallerde ayrıca 29. maddedeki genel tahrik hükmü tatbik edilmez.
Üçüncü kişiye yönelik haksız bir fiile tepki olarak hakaret edilmesi
durumunda da, 129. maddenin 1. fıkrası uygulanır.
Hakaret suçunun kasten yaralama suçuna tepki olarak işlenmesi
halinde, faile ceza verilmez. Kanunda açıkça “kasten yaralama suçu”ndan
bahsedildiğinden, taksirle yaralama veya kasten öldürme suçuna tepki
olarak hakaret edilmesi durumunda 129. maddenin 2. fıkrası uygu-
lanmaz, diğer şartlar bulunduğu takdirde 29. maddedeki genel tahrik
hükümlerine göre faile verilecek cezada indirime gidilebilir.
Karşılıklı hakaretin düzenlendiği 129. maddenin 3. fıkrasında, ha-
kime takdir yetkisi tanınmıştır. Buna göre, hakaret suçunun karşılıklı
işlenmesi halinde, “olayın mahiyetine göre”, taraflardan her ikisi veya
biri hakkında verilecek ceza üçte birine kadar indirilebileceği gibi, ceza
vermekten de vazgeçilebilir.
765 sayılı TCK’nın “Din Hürriyetine Karşı Suçlar” faslında yer alan
ölüleri tahkir suçuna, 5237 sayılı TCK’nın “Şerefe Karşı Suçlar” bölü-
münde yer verilmesi yerinde olmuştur. Zira ölülerin hatırasına hakaret
edilmesi veya ölülerin ceset ya da kemiklerine karşı gerçekleştirilen tah-
kir edici fiillerin de yaptırıma bağlanması gereklidir ve bu hükümlerin
yerinin şerefe karşı suçlar bölümü olması yerindedir.
Son olarak, hakaret suçunun kamu görevlisine karşı görevinden
dolayı işlenen şekli dışında, soruşturulması ve kovuşturulması mağ-
durun şikâyetine bağlıdır. Mağdurun şikâyet etmeden ölmesi veya
suçun ölmüş bir kişinin hatırasına karşı işlenmesi halinde, ölenin ikinci
dereceye kadar üstsoy ve altsoyu, eş veya kardeşi şikâyette bulunabilir.
Bu düzenleme, ölenin yakınının bulunmaması ve şikâyet şartının gerçek-
leşememesi durumunda hakaret suçunu işleyen kişinin yargılanmasını
engelleyeceği için failin cezasız kalmasına neden olabilecektir.