hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
135TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Giriş
Ceza hukukunda kural üzerinde hata konusu özellikle 2005 ta-
rihli Türk Ceza Kanununun (TCK) kabul edilmesi ile birlikte önem
kazanmıştır. Söz konusu Kanunun 30. maddesine 5377 sayılı Kanunla
eklenen, “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz hataya
düşen kişi, cezalandırılmaz.” şeklindeki hüküm ile birlikte aynı Kanunun
4. maddesinde yer alan “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.” ku-
ralı yumuşatılmıştır. Buna karşın Kanunla getirilen yeni düzenlemenin
kural üzerinde hata konusundaki soru işaretlerini bütünüyle ortadan
kaldırdığını savunmak güçtür.
Bu çalışmada esas olarak bir ceza hukuku ilkesi haline gelmiş olan
ve bu nedenle pek çok ceza kanununda yer alan, kanunu bilmemek maze-
ret sayılmaz kuralının anlamı, kapsamı ve sınırları üzerinde duracağız.
Aynı şekilde kural üzerinde hatanın hangi hallerde mazeret sayılıp ceza
sorumluluğunu kaldırdığı konusunu da yine bu çalışmada ele almaya
çalışacağız.
I. Konu Hakkında Genel Açıklamalar
A. Genel Olarak
Kural üzerinde hata bir ceza normunun veya ceza normu dışında
kalan bir normun bilinmemesinden veya yanlış yorumlanmasından
CEZA HUKUKUNDA
KURAL ÜZERİNDE HATA
Devrim GÜNGÖR
*
*
Dr., Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Usulü Hukuku Anabilim
Dalı araştırma görevlisi.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kaynaklanan bir hata türüdür. Bununla beraber kural üzerinde hatanın
kanun metninde geçen bir sözcüğün yanlış görülmesi gibi algılama
hatasından kaynaklanması da mümkündür.
1
Kişinin yaptığının hukuk
düzeniyle çatışmadığını zannetmesi, yani fiilini yasaklayan bir normun
bulunduğunu bilmemesi veya bilmesine rağmen normu yanlış yorum-
layarak somut fiile uygulanmayacağını düşünmesi hali “doğrudan kural
üzerinde hata” olarak ifade edilir. Öte yandan kişinin, fiilini yasaklayan
normu ve kapsamını doğru bilmesine rağmen davranışını hukuka uy-
gun hale getiren bir nedenin bulunduğunu zannetmesi durumunda ise
“dolaylı kural üzerinde hata”dan bahsedilir. Dolaylı kural üzerinde hata
ya gerçekte olmadığı halde fiile ilişkin bir hukuka uygunluk nedeninin
yanlışlıkla varsayılması halinde ya da gerçekte var olan bir hukuka
uygunluk nedeninin yanlış yorumlanması sonucu somut olayda uy-
gulanacağının zannedilmesi halinde söz konusu olur.
Kural üzerinde hatanın konusu olan kurallar ceza normları olabi-
leceği gibi diğer hukuk normları hatta sosyal, kültürel ve ahlaki alana
ait normlar da olabilir.
Kural üzerinde hata ile ilgili sorunları ele almaya başlamadan önce
hatanın konusu olan ceza normu kavramı üzerinde durmak ve ceza
normunu diğer hukuk normlarından ayıran özelliklere kısaca değinmek
gerekir. Bu ayrımın kural üzerinde hatanın ceza sorumluluğuna etkisi-
nin belirlenmesi açısından büyük önemi vardır. Ceza normları dışında
kalan normlara ilişkin hata bazı durumlarda, fiil üzerinde hataya neden
olup sorumluluğu kaldırırken, bazı durumlarda kural üzerinde hata
olarak kalıp ceza sorumluluğunu etkilememektedir. Fiil üzerinde hataya
neden olan hata konusu çalışmamızın kapsamı dışında kalmaktadır. Bu
nedenle bu çalışmada sadece doğrudan doğruya kural üzerinde hata
konusunu ele alacağız.
B. Ceza Normu ve Özellikleri
1. Ceza Normu
Ceza hukukunu meydana getiren normlar,
4
çeşitli kanunlarda yer
1
Mantovani, Diritto Penale, Parte Generale, Milano 2001, s. 376.
Keedy, Ignorance and Mistake in The Criminal Law, 22 Harvard Law Review
(1908), s. 77.
Mantovani, s. 377.
4
Bu konuda bkz., Hafızoğulları, Ceza Normu, Normatif Bir Yapı Olarak Ceza
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
137TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
alan hükümlerin bütününden oluşmaktadır. Bundan da anlaşıldığı üzere
ceza kanunu dışında başka kanunlarda da ceza normlarının bulunması
mümkündür. Bu tür kanunlarda yer alan her bir hüküm ceza normu
olarak adlandırılır. Ceza normunun başlıca özelliği emredici olması bir
başka deyişle kendisine uyulmasının zorunlu olmasıdır. Ceza normunun
temel işlevi bazı fiilleri yasaklamak bazılarının yapılmasını ise emretmek
suretiyle kişilerin davranışlarını düzenlemektir. Bu şekilde ceza hukuku
düzeninin nihai amacı olan toplum yaşamının korunması ve geliştiril-
mesi sağlanmak istenir. Ceza normunun ayrıca değerlendirme işlevi de
vardır. Bazı fiillerin yasaklanmasının nedeni bunların devlet tarafından,
toplum yaşamı için zararlı veya tehlikeli olarak değerlendirilmiş olma-
sıdır. Ceza normunun, sözü edilen değerlendirme ve emretme işlevleri
birbirinden ayrılamaz. Bir başka deyişle hukuk normu emretmeden
değerlendirmediği gibi değerlendirmeden de emretmez.
Ceza normu ancak devlet tarafından konulabilir. Bu nedenle çeşitli
kurumların statülerinde yer alan kurallar gerçek anlamda ceza normları
değildir. Çünkü bu kurallar ancak kendi rızasıyla bu kurumlara üye
olan kişiler üzerinde etki doğurmaktadır. Bu yüzden bir normun ceza
normu niteliği kazanabilmesi için devletin yetkili organı aracılığıyla
ortaya çıkmış olması gerekir.
Ceza normu genellikle kural ve yaptırım olmak üzere iki unsurdan
meydana gelir. Ceza normunun kural unsuru ya bir hareketin yapıl-
masının veya belirli bir sonuca neden olunmasının yasaklanması ya da
belirli bir hareketin yapılmasının emredilmesi şeklinde ortaya çıkar.
(Örneğin TCK md. 279’da yer alan “kamu görevlisinin suçu bildirmemesi”
suçu belirli bir hareketin yapılmasının emredildiği bir ceza normudur.)
Ceza normu tarafından kuralın ne olduğu çoğunlukla dolaylı yoldan
ifade edilir. Örneğin kasten adam öldürme suçunu düzenleyen ceza
normu, açıkça adam öldürülmemesini emretmemekte, bir kimseyi kas-
ten öldüren kişi cezalandırılır demek suretiyle adam öldürme fiilinin
yasak olduğu kuralını dolaylı biçimde ifade etmektedir.
Öte yandan kurala karşı gelinmesi halinde doğacak hukuki sonu-
cun ne olduğu normun yaptırım unsuru tarafından belirlenir. Bu sonuç
genellikle, ceza adı verilen bir kötülük tehdidini içerir. Ceza özünde
Hukuku Düzeni, Ankara 1996, s. 275 vd.
Antolisei, Manuale di Diritto Penale, Parte Generale, Milano 2003, ss. 53-54.
Antolisei, s. 54.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
daima bir kötülük yani zarardır ve söz konusu bu zarar veya kötülük
sonunda kişiye karşıdır.
Söz konusu kötülük tehdidinin amacı bir arada
yaşayan insanlara bir acıyı muhtemel göstererek psikolojilerini zorlamak
ve böylece ceza kuralına uymalarını sağlamaktır.
8
2. Ceza Normu ve Diğer Hukuk Normları
Ceza normu ile diğer hukuk normları arasında maddi açıdan bir
fark bulunup bulunmadığı konusu doktrinde tartışılmış ve bu konuda
çeşitli görüşler ortaya atılmıştır. Doktrinde ceza normu ile diğer normlar
arasında maddi açıdan bir takım farklar bulunduğu görüşünü savu-
nanlar, suç fiilini hukuka aykırı diğer fiillerden ayıran çeşitli farklar
üzerinde durmuştur.
Bunların başında hukuka aykırı bir fiilin daima kusursuz olarak
gerçekleştirildiği buna karşılık suç fiilinin kusurla işlendiği düşüncesi
gelmektedir. Ayrıca hukuka aykırı fiillerin, suç fiilinden farklı olarak
maddi çıkarlara zarar verdiği öne sürülmüştür. Son olarak hukuka ay-
kırı fiillerin telafisi mümkün zararlara yol açmasına karşın suç fiilinin
verdiği zararın giderilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
9
Suç fiilini hukuka aykırı fiillerden ayırdığı ileri sürülen bu düşünce-
lerin gerçeği yansıttığını söylemek güçtür. Zira en başta hukuka aykırı
bir fiilin de kusurlu biçimde işlenmesi mümkündür. Yine aynı şekilde
“hırsızlık”, “mala zarar verme” gibi maddi çıkarlara zarar veren suç fiilleri
de bulunmaktadır.
Son olarak, yasaya uygun biçimde gerçekleşmeyen evliliğin geçer-
siz sayılması gibi hukuka aykırı her fiilin verdiği zararın giderilmesi
mümkün olmadığı halde, özellikle malvarlığına zarar veren suçların
yol açtığı zararların telafisi mümkündür.
10
Suç fiili ile diğer hukuka aykırı fiillerin maddi açıdan farklı oldu-
ğunu düşünenler tarafından ortaya atılan bir başka ölçüte göre ise, suç
fiilinin ayırıcı özelliği toplum düzenine diğer hukuka aykırı fiillere
oranla daha çok zarar vermesidir. Bu varsayım pek çok suç açısından
doğru olmakla birlikte bunun bütün suç fiilleri açısından geçerli olduğu
söylenemez. Örneğin bir kimsenin bir sözleşmeye kasten aykırı davra-
Hafızoğulları, Ceza Normu, ss. 206-207.
8
Antolisei, s. 55; Mantovani, s. 51, dp. 9.
9
Bkz., Antolisei, s. 172.
10
Antolisei, s. 172.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
139TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
narak borcunu ödememesi, birinin değeri hafif bir malı çalmasından
daha ağır haksızlığa ve zarara yol açar.
11
Ceza hukukuna aykırılık ile özel hukuka aykırılığı ayıran teorile-
rin başarısız kalması da göstermektedir ki, her iki tür hukuka aykırı
fiil arasında maddi açıdan bir fark bulunmamaktadır. Aradaki fark
sadece dışsal yani objektiftir. Buna göre suç fiili için ceza yaptırımı
öngörülürken özel hukuka aykırı bir fiil için çeşitli hukuk yaptırımları
öngörülmektedir. Bu da ortaya koymaktadır ki, kural kadar yaptırım da
ceza normunun aynı öneme sahip bir unsurudur. Zira ceza normunun
ayırıcı özelliği yaptırımın niteliğinden ileri gelmektedir.
12
3. Ceza Yaptırımı
Ceza normu ile diğer normlar arasındaki farkı ceza yaptırımı be-
lirlemektedir. Ceza kavramı özü gereği uygulandığı kişiye acı ve ıstı-
rap veren bir durumu ifade eder. Gerçekten de uygulandığı kişiye acı
vermeyen bir cezanın gerçek anlamda bir ceza olduğu iddia edilemez.
Ceza kavramı bir kişiye devlet tarafından suç işlediği için uygulanan
bir yaptırım olarak tanımlanabilir. Cezanın suç karşılığı uygulanması
onu yine devlet tarafından uygulanan başka yaptırımlardan ayırmak-
tadır.
13
Bir yaptırımın ceza olarak nitelendirilebilmesi, bir başka deyişle ceza
hukuku yaptırımı sayılabilmesi için kanun tarafından belirlenmesi ve
yetkili adli organ tarafından yine kanunda belirlenen usule uygun olarak
verilmesinin öngörülmüş olması gerekmektedir. Ancak bu türden bir
yaptırıma sahip olan bir norm ceza normu olarak adlandırılır.
14
Ceza olgusu, sosyal yaşamın zorunlu bir sonucu olarak bütün za-
manlarda ve hatta ilkel toplumlarda bile var olmuştur. Geçmişte uygu-
lanan cezalardan bazıları, doğrudan insan onurunu yaralarken (suçlu
kabul edilen kişinin damgalanması gibi), bazıları ise beden bütünlüğüne
zarar veren cezalar (kamçılamak, vücudun organlarını kesmek gibi) ol-
muştur. Günümüzde ise cezalar genel olarak üç değeri etkilemektedir.
11
Antolisei, s. 173; Ersoy, Ignoranza Ed Errore Nel Diritto Penale, Ankara 1968,
s. 53.
12
Antolisei, s. 173; Ersoy, s. 54.
13
Antolisei, s. 676.
14
Antolisei, s. 676; Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Ankara 2005, s. 358. Ay-
rıntılı bilgi için ayrıca bkz., Hafızoğulları, Ceza Normu, s. 205 vd.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bu değerler yaşam (ölüm cezasında olduğu gibi), özgürlük (hapis cezası
gibi) ve mal varlığı (müsadere, para cezaları gibi) dır.
15
TCK.’de (md. 45) suç karşılığında uygulanan cezaların hapis ve para
cezasından ibaret olduğu belirtilmiştir. Bir sonraki maddede ise, hapis
cezaları, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, müebbet hapis cezası ve
süreli hapis cezası olarak üçe ayrılmıştır. Bu türden bir yaptırımın ceza
yaptırımı sayılabilmesi için, suç işlediği iddia olunan kişiye karşı dev-
letin yetkili yargı organı tarafından yapılan muhakeme faaliyeti sonucu
uygulanması gerekir. Başta da belirttiğimiz üzere bu türden yaptırımlara
yer veren ceza kanunu dışındaki kanunlarda yer alan hükümler de ceza
normu olarak adlandırılır.
4. Çeşitli Ceza Normları
Ceza normunun yukarıda üzerinde durduğumuz kural ve yaptırım
unsuru her zaman aynı kanun hükmünde birlikte yer almayabilir. Kural
ve yaptırım unsurlarından sadece birini içeren hükümlere eksik veya
tam olmayan hükümler denir.
Asıl ceza normları, bir başka deyişle eksik olmayan ceza normları
hem kuralı hem de yaptırımı içeren ve kanunun suç saydığı fiilin un-
surlarını gösteren normlardır.
Şimdiye kadar belirttiğimiz normların dışında bir de ne kuralı ne
de yaptırımı içeren, diğer normları açıklamak, sınırlandırmak veya
nasıl uygulanacaklarını göstermek amacıyla konulmuş normlar vardır.
“Tamamlayıcı” veya “ikincil normlar” olarak adlandırılan bu normlar
bağımsız bir karaktere sahip olmamakla birlikte bütün hukuk norm-
ları gibi emredicidirler. Bunlar genellikle izlenmesi gereken ilkeleri
belirten, kanun hükmünde geçen deyim ve kavramları tanımlayan
veya yorumlayan, diğer normların kapsamını belirleyen normlardan
meydana gelmektedir.
II. Kanunu Bilmemek Mazeret Sayılmaz Kuralını
Açıklayan Çeşitli Teoriler
A. Genel Olarak
Geçmişten günümüze kadar pek çok hukuk düzeni tarafından
mutlak bir biçimde benimsenen kanunu bilmemek mazeret sayılmaz (error
15
Mantovani, s. 762; Antolisei, s. 676.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
141TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
iuris nocet) kuralını açıklamak üzere çeşitli teoriler ortaya atılmıştır.
Bu teoriler, aynı zamanda, ortaya çıktıkları dönemde benimsenen
sosyo-politik anlayışı yansıtmakta ve bu doğrultuda söz konusu kural
açıklanmaya ve yorumlanmaya çalışılmaktadır.
B. Ceza Kanunlarının Herkesçe Bilindiği Varsayımı
Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralı başlangıçta kanunların her-
kes tarafından bilindiği şeklindeki varsayıma dayandırılıyordu. Örneğin
liberal-muhafazakâr bir ideolojinin ürünü olan 1889 tarihli İtalyan Ceza
Kanunu (İCK)nun 44. maddesinde yer alan hüküm, ceza kanunlarının
sadece ahlaki içeriğe sahip ve herkesçe bilinmesi zorunlu olan ihlalleri
cezalandırdığı düşüncesinin bir sonucudur.
16
Aynı şekilde Almanya’da 1871 tarihinde Alman Ceza Kanunu kabul
edildiğinde kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralı temel bir hukuk
ilkesi olarak kabul ediliyordu.
17
İtalya’da olduğu gibi Almanya’da da
bu ilkenin amacı kural üzerinde hatanın mazeret sayılmasını önlemek
olmayıp, ceza hukuku yasaklarının bilinmemesinin tasavvur edileme-
mesidir. Bu anlayışa göre, her normal vatandaşın neyin yasak olduğunu
doğru biçimde bildiği kabul ediliyordu ve ancak akıl hastalarının kural
üzerinde hata yapabileceği düşünülüyordu.
18
Öte yandan liberal devletten otoriter devlete geçiş döneminin ürünü
olan 1930 tarihli İtalyan Rocco Ceza Kanununun 5. maddesinde yer alan
aynı nitelikteki hüküm ise devlet egemenliğinin ve kanun otoritesinin
bireyler üzerinde mutlak biçimde sağlanmasına ilişkin politik ihtiyaca
16
Dönemin Adalet Bakanı Giuseppe Zanardelli’nin de üyesi olduğu ceza ka-
nununu hazırlayan komisyon, aynı dönemdeki başka Kanunlarda bir benzeri
olmayan 44. maddeyi tasarıdan çıkararak, geleneksel düşünce doğrultusunda,
ihlal edilen ceza normunun bilinmesi olanağı bulunmayan kimi hallerde,
hâkime sanığı beraat ettirme yetkisini vermeyi düşünmüşlerdir. Buna karşın
sonunda Kanunda söz konusu hükmün bırakılmasına karar verilmiştir. Ancak
kural üzerinde hata ile ilgili problemin kusurluluğu ilgilendirdiği düşünüle-
rek, kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralına Kanunun “isnat edilebilirliği”
düzenleyen bölümünde (md. 44) yer verilmiştir. Bu düzenleme yapılırken,
hukuki hatanın mazeret sayılmasına bazı durumlarda olanak tanınmak
istenmiştir. Bkz., Jescheck, “Lerrore di Diritto nel Diritto Penale Tedesco e
Italiano”, L’indice Penale, Anno XXII 1988, s. 186 vd.
17
Arzt, Ignorance or Mistake of Law, The American Journal of Comparative Law, 1976,
s. 647.
18
Arzt, s. 647.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
dayanmaktadır. Bu Kanunda kural üzerinde hatayı düzenleyen hükmün
ceza kanununa ilişkin genel hükümlerin bulunduğu bölümde yer alma-
sı, kanunun uygulanması bakımından herhangi bir sınırlamanın kabul
edilmediği ve kural üzerinde hata konusunun kusurluluğun tamamen
dışında bırakılmak istendiğini göstermektedir.
19
Almanya’da da birinci dünya savaşının bitmesiyle birlikte, özellikle
ekonomik yaşamın düzenlenmesinde devletin etkin rol almak zorunda
kalması bu alanda ceza yaptırımlarına başvurma ihtiyacını arttırmış-
tır. Bunun sonucu olarak, geleneksel suçların yanında tamamen yeni
ve hızla genişleyen bir alanda başka yasakların da gündeme gelmesi
karşısında, her normal vatandaşın ceza hukuku kurallarını bildiği
varsayımı gerçeği yansıtmaktan uzaklaşmıştır. Alman İmparatorluk
Mahkemesi (Reichgericht) ve yerel mahkemeler, bu gelişme karşısında,
kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralının kapsamını sadece moral
değerlerle de çatışan geleneksel suçlarla sınırlamış ve diğer yasaklar ile
ilgili olarak, kanunu bilmeyen kişilerin mazeretini kabul etme eğilimini
benimsemişlerdir.
20
Özetlemek gerekirse, kanunların herkesçe bilindiği varsayımı
günümüzden çok önce yaşamış devlet düzenlerinde geçerli olabilir.
Gerçekten de sınırlı bir nüfusun belirli toprak alanı üzerinde yaşadığı
(Yunan polis devleti, ortaçağ komün devleti gibi) basit yönetim şekline
sahip devlet düzenlerinde herkesin yasalardan haberdar olması müm-
kündür. Aydınlanma döneminin tabii hukuk anlayışı da bu varsayımı
desteklemiştir. Bu anlayışa göre, yasaların tabii hukuk rasyonalizmine
sahip olması gerektiğinden ve suçlar çoğunlukla, açık, anlaşılır yasalar
tarafından düzenlenen ve “tabii suçlar” olarak adlandırılan anti-sosyal
niteliği herkesçe bilinen sınırlı sayıda fiillerden oluştuğundan bunların
herkesçe bilindiğinin varsayılması mümkündür.
21
Oysa günümüz toplum yapısının giderek karmaşıklaşması ve devlet
örgütünün artan ihtiyaçları nedeniyle yasama organının ürünü olan ve
toplum vicdanını rahatsız etmeyen suçların çoğalması ve kimi zaman bu
ihtiyaçların karşılanması amacıyla aceleyle yapılan kanun metinlerinde
sıkça rastlanan teknik yanlışlıklar, kanunların hukukçular tarafından
bile doğru olarak bilinmesini imkânsız kılmaktadır. Dolayısıyla bugün
19
Mantovani, s. 309.
20
Arzt, ss. 650-651.
21
Mantovani, s. 309; Toroslu, s. 221 vd.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
143TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
için artık kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesinin, kanunun bilindiği
şeklindeki varsayıma dayandığının ileri sürülmesi gerçeği yansıtmaz.
Zira olayların büyük çoğunluğu kanunların herkesçe bilindiği varsa-
yımını doğrulamamakta aksine pek çok olayda kanunun bilinmediğini
ortaya koymaktadır.
22
C. Kanunu Bilme Ödevi
Kanunu bilmemek mazeret sayılmaz ilkesini, kanunun bilindiği var-
sayımına dayandıran düşüncenin terk edilmesiyle birlikte ceza hukuku
doktrini tarafından söz konusu ilke, “kanunu bilme ödevi”ne dayanarak
açıklanmaya çalışılmıştır. İtalyan doktrininde yaygın biçimde destek-
lenen bu görüşü savunanların başında gelen Manzini’ye göre, belirli
bir yerde yaşayan bir kimse faaliyette bulunduğu alanı düzenleyen
kuralları öğrenmekle yükümlüdür.
Buna aykırı davranarak ödevini ihmal eden kişi ise bunun sonuç-
larını kabul etmiş sayılır; kanunları bilmemekten kaynaklanan hatası,
işlediği fiilden dolayı sorumlu olmasını engellemez. Devletin görevi,
suçta kanunilik ilkesi gereğince önceden suçları belirlemektir; buna
karşılık vatandaşların görevi de kendi yaşamlarını güvence altına alan
ceza kanunlarını öğrenmektir. Ancak yayınlandıktan sonra yürürlüğe
girmeleri de kanunların herkes tarafından öğrenilmesini mümkün
kılar.
23
Kısacası kanunu bilme ödevi, devlet egemenliğinin bir sonucu
olarak kanunların ülke topraklarında bulunan herkes için bağlayıcı
olmasından kaynaklanır. Buna göre yabancılar da dâhil olmak üzere
İtalya’da bulunan herkes İtalyan yasalarını öğrenmekle yükümlüdür.
Manzini, bu görüşünün pozitif dayanağı olarak, İtalyan Ceza Kanunu-
nun 3. maddesinde yer alan, “İtalyan Ceza Kanunu, ulusal ve uluslararası
hukuktan kaynaklanan istisnalar dışında, İtalyan Devleti topraklarında yaşayan
herkesi bağlar.” şeklindeki hükmü göstermiştir. Bu maddede İtalyan Ceza
Kanununun, İtalyan Devleti topraklarında yaşayan herkes için bağlayıcı
olduğu hükme bağlanmış olsa da Manzini’ye göre, yurt dışında bulu-
nan İtalyan vatandaşlarının da “kanunu bilme ödevi” vardır. Zira yurt
dışında olsalar bile devletin hukuki ve siyasi himayesinden yararlanan
22
Antolisei, ss. 414-415; Mantovani, Ignorantia Legis Scusabile ed Inescusabile, Rivista
Italiana di Diritto e Procedura Penale, Fasc 2, Aprile-Giugno, 1990, s. 380 vd.; Toroslu,
s. 224 vd.
23
Manzini, Trattato di Diritto Penale Italiano, Torino 1981, Vol. II, s. 29 vd.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
vatandaşların, bunun karşılığında devletin koyduğu kanunları öğrenme
ödevini yerine getirmeleri gerekir.
24
Her ödev gibi “kanunu bilme ödevi” de ödevi yerine getirme imkânı
olduğu sürece geçerlidir. Kanunun bilinmesinin mutlak biçimde im-
kânsız olması ve bilmemenin konusu olan suç fiillerinin ahlaka aykırı
bir karakter taşımamaları halinde kanunu bilmemekten kaynaklanan
hatanın doğal olarak mazeret sayılması gerekir.
Manzini, ülkenin bir bölümünün düşman işgaline uğraması halinde
işgal süresince o bölgede oturan kişilerin ülkedeki yasalardan haberdar
olamamasını bu duruma örnek olarak göstermektedir.
25
Öte yandan
yine aynı yazar, okur-yazar olmayan veya yasanın yayımlandığı tarihte
askerlik görevini yapan kişilerin kanunu bilmeme mazeretine sığına-
mayacakları, zira bu hallerin kanun metninin öğrenilmesini mutlak
biçimde imkânsız hale getirmediği dolayısıyla “kanunu bilme ödevi”ni
kaldırmadığı düşüncesindedir.
26
Görüldüğü üzere Manzini, “kanunu bilme ödevi”ni bir tür vatandaşlık
görevi olduğu düşüncesiyle açıklamaya çalışmaktadır. Öte yandan bu
düşüncenin yabancılar açısından kanunların bağlayıcılığını açıklayama-
dığı gerekçesiyle kanunu bilmenin “normatif ödev”den kaynaklandığı ile-
ri sürülmüştür. Bu düşünceyi öne süren Frosali’ye göre, kural üzerinde
hatayı düzenleyen İCK’nin 5. maddesi bağımsız olmayıp, bütün özel suç
tiplerini düzenleyen ceza normlarının bir parçasını oluşturmaktadır. Bu
itibarla özel suç tipini düzenleyen hükümlerden kaynaklanan normatif
ödeve aykırı davranarak suç işleyen kimse bunun sonuçlarına katlanır
ve işlediği fiil nedeniyle cezalandırılır.
27
Gerek Manzini’nin gerekse Frosali’nin bu konudaki düşüncesi
doktrinde çeşitli eleştirilerle karşılaşmıştır.
28
Manzini’nin, bir yandan
çok sayıda ve çeşitte kanun olmasının, kanunların herkesçe bilindiği
varsayımını çürütmeye yeteceğini öne sürmesi, öte yandan ise “kanunu
bilme ödevi”nden bahsetmesi bir çelişki olarak görülmüştür. Çok sayıda
ve çeşitte olması nedeniyle, kanunu bilme imkânının ortadan kalktığı
kabul edildiği takdirde kanunu bilmek şeklinde bir ödev olduğunu
24
Manzini, Vol. II, s. 35.
25
Manzini, Vol. II, s. 32.
26
Manzini, Vol. II, s.33.
27
Frosalı, L’errore nella Teoria del Diritto Penale, Roma 1933, s. 84 vd.
28
Söz konusu eleştiriler için bkz., Frosalı, s. 85 vd.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
145TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ileri sürmek mümkün değildir. Mümkün olmadığı halde “kanunu bil-
me ödevi” olduğunu savunmak ise kanunun bilindiğinin varsayılması
anlamına gelir.
29
Öte yandan kanunu bilme şeklinde bir ödev olsaydı buna uyulma-
masının da özel bir yaptırımının olması gerekirdi. Hâlbuki kanunun
bilinmemesini suç sayan bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durumda
yerine getirilmesi istenemeyen bir yükümlülükten bahsetmek mümkün
değildir. Bu türden bir bilme görevi yine aynı şekilde kanunun bilindiği
varsayımına eşittir.
30
Gerçekten de Frosali’nin ileri sürdüğü gibi, suç
işlediği takdirde kanunu bilmemesine rağmen kişinin cezalandırılma-
sını, kanunu bilme ödevine aykırı davranmanın yaptırımı olarak değer-
lendirmek mümkün değildir. Zira kanunda yer alan somut bir suç fiili
için öngörülen yaptırım suç işleyen kişinin kanunu bilip bilmediğine
bakılmaksızın uygulanır.
31
D. Kanunu Bilmemek Mazeret Sayılmaz Kuralının Politik
Bir İhtiyacı Karşılaması
Görüldüğü üzere kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralını ka-
nunun bilindiği şeklindeki kesin karineye veya kanunu bilme ödevine
dayandırmak gerçeği ifade etmekten uzaktır. Bugün için halen ceza
kanunlarında yer verilen bu kural, kanunların otoritesini sağlamaya
yönelik ortaya çıkan ihtiyaca dayanmakta ve böylece mevcut hukuk
düzeninin korunması amaçlanmaktadır.
32
Kısacası söz konusu kural
ceza kanunlarının bağlayıcılığını sağlamak konusundaki politik ihti-
yacın zorunlu bir sonucudur. Sanıklara kanunu bilmediklerini ispatla-
ma imkânı verildiği takdirde, her somut olayda kanunu bilmedikleri
iddiasında bulunmalarının adaletin işleyişi açısından ortaya çıkaracağı
engelleri önlemek için bu ilkenin korunması zorunludur. Carrara’nın
da ifade ettiği üzere, sanığa böyle bir hakkın verilmesi, kanunun uy-
gulanmasını şartlı hale getirerek ceza adaletinin sağlanmasında tamiri
güç sorunlara yol açar.
33
Öte yandan kanunu bilmemek mazeret sayılmaz kuralının katı
29
Petrocelli, La Colpevolezza, Lezioni Introduttive, Napoli 1948, s. 166.
30
Antolisei, s. 414. Diğer eleştiriler için bkz., Frosalı, s. 86 vd.
31
Ersoy, s. 62.
32
Mantovani, s. 309; Toroslu, s. 223.
33
Carrara, Opuscoli di Diritto Criminale, Firenze 1887, Vol. VII, s. 389.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
146TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
biçimde uygulanması bazı adaletsiz sonuçlar da doğurabilir. Bunların
önüne geçmek için geçen yüzyılın ortalarından başlayarak kuralın
yumuşatılması gerektiği düşüncesi ceza hukuku doktrini tarafından
benimsenmiştir. Bu konuda ortaya çıkan temel problem, kural üzerinde
hatanın hangi hallerde mazeret sayılacağı etrafında toplanmıştır.
III. Kural Üzerinde Hatanın Kanunlardaki Düzenlenişi
Gerek mülga gerekse yürürlükteki Türk Ceza Kanunlarında fiil
üzerinde hatanın aksine kural üzerinde hata konusu açık hükümlerle
düzenlenmiştir. Kural üzerinde hataya ilişkin 1926 tarihli TCK’nin 44.
maddesi, “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz” şeklinde idi. Buna karşın
aynı kural yürürlükteki TCK’nin “kanunun bağlayıcılığı” başlıklı 4/1.
maddesinde, “ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” şeklinde ifade
edilmiştir. 1926 tarihli TCK’de “kanun”dan bahsedilmesine karşın 2004
tarihli TCK’de sadece “ceza kanunları” denmiş olması uyma zorunlu-
luğu açısından kanunlar arasında bir fark yaratmamaktadır. Zira ceza
kanunları dışında kalan kanunlar üzerinde hata ya fiil üzerinde hataya
neden olup mazeret sayılmakta ya da ceza normu üzerinde hata olarak
kalmakta ve bu nedenle mazeret sayılmamaktadır.
2004 tarihli TCK’nin 4. maddesinin ilk halinde şu hüküm de yer
almakta idi:
“Ancak sakınamayacağı bir hata nedeniyle kanunu bilmediği için meşru
sanarak bir suç işleyen kimse cezaen sorumlu olmaz.”
34
34
26.9.2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun TBMM Adalet Komisyonunca
kabul edilen 4. madde gerekçesi şu şekildedir: “Tasarıda kişinin bir fiilin hukuk
düzenince yasaklandığına ilişkin kaçınılamayacak hatası dikkate alınmamaktaydı.
Anayasamızda güvence altına alınan kusur ilkesiyle açık biçimde çelişen bu durumun
düzeltilmesi zorunluluğu nedeniyle maddeye ikinci fıkra eklenmiştir.
Bu hükümle, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi
için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna
göre, kişi, işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde
olmalıdır. Ancak, işlenen fiilin kanunlarda suç olarak tanımlanmış olduğunu bilmek
gerekmez.
İşlenen fiilin hukuken kabul görmez bir davranış oluşturduğu hususundaki
hatanın kaçınılamaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz
olduğunun belirlenmesinde ise, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulun-
duğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bulundurulur.
Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel
cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.”
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
147TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Ancak daha sonra Kanun henüz yürürlüğe girmeden yapılan de-
ğişiklikle 4. maddenin 2. fıkrası kaldırılarak Kanunun 30. maddesine
şu fıkra eklenmiştir:
“İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya
düşen kişi cezalandırılmaz.”
35
Bu değişiklikle kural üzerinde hataya ilişkin hüküm Kanunun “ceza
sorumluluğunun esasları”nı düzenleyen ikinci kısmına taşınmıştır. 1926
tarihli TCK’de, kural üzerinde hataya ilişkin hükme, mehaz Kanun olan
1889 tarihli İtalyan Ceza Kanunda olduğu gibi “cezaya ehliyet ve bunu
35
27.05.2005 tarih ve 5357 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda Değişiklik Yapıl-
masına Dair Kanunun 1 ve 4. maddeleri. Kanunun gerekçesinde, değişikliğe
neden gerek duyulduğu şu şekilde açıklanmıştır: “Madde 1- Kusurluluk açı-
sından önemli olan, kişinin, işlediği fiilin hukuken tasvip edilmez bir fiil olduğunun
bilincinde olmasıdır. Ancak, işlenen fiilin pozitif hukuk metinlerinde cezalandırıla-
bilir bir fiil olarak, yani suç olarak tanımlanmış olduğunu bilmek gerekmez. Hatta
işlenen fiilin bir haksızlık teşkil ettiğinin bilincinde olduktan sonra; ayrıca cezaya
layık bir haksızlık olduğunun bilinip bilinmediğinin araştırılmasına gerek yoktur.
Bu bakımdan, 19. yüzyılda ceza hukukuna hakim olan “Error iuris nocet” (“ka-
nunu bilmemek mazeret sayılmaz”) kuralı, 2004 tarihli Türk Ceza Kanununda “ceza
kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz” şeklinde ifade edilmiştir. Böylece, klasik
ceza hukuku anlayışının bir sonucu olan “kanunu bilmemek mazeret sayılmaz”
kuralının kapsamı, büyük ölçüde daraltılmış olmaktadır.
Ancak, bu kural, Anayasamızla da güvence altına alınan ceza hukukunda kusura
dayalı sorumluluk ilkesini bertaraf eder şekilde yorumlanmamalıdır.
Kişi, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğunu bilememiş olabilir. Bu durumda,
haksızlık oluşturan fiil açısından kişinin kastı varlığını devam ettirir. Ancak, söz
konusu hata, kişinin işlediği haksızlık açısından sadece kusurunun belirlenmesinde
bir rol oynamaktadır.
Bu hatanın kişi açısından kaçınılamaz olması halinde, kişi işlediği fiille ilgili olarak
kusurlu telakki edilemez. Bu hata halinin, 30. madde kapsamında değerlendirilmesi
gerektiği düşüncesiyle; kanunun bağlayıcılığı hükmünü düzenleyen 4 üncü maddenin
ikinci fıkrasının madde metninden çıkarılması gerekmiştir.
Madde 4- 30. maddeye dördüncü fıkra olarak eklenen bu hükümle, kişinin işlediği
fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutulabilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluştur-
duğunu bilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre, kişi, işlediği fiilin hukuken
kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Kişinin, işlediği fiilin
haksızlık oluşturduğunu bilmesine rağmen, bunun kanunda suç olarak tanımlandığı-
nı bilmemesinin bir önemi bulunmamaktadır. Ceza hukuku bakımından sorumluluk
için önemli olan, işlenen fiilin haksızlık oluşturduğunun bilinmesidir.
Ancak, işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususundaki hatasının kaçınılamaz
olması halinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenme-
sinde ise, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel
çevre koşulları göz önünde bulundurulur.
Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel
cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.”
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
148TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kaldıran veya hafifleten sebepler” başlıklı bölümde yer verilmiştir. 1930
tarihli halen yürürlükte olan İtalyan Ceza Kanununda ise söz konusu
hüküm “ceza kanunu”na ilişkin genel hükümlerin yer aldığı 5. maddede
düzenlenmiştir. Bir hükmün ceza kanununun şu veya bu bölümünde
düzenlenmiş olması, hükmün yorumunda bazı kısıtlamaları beraberinde
getirse de hükmün esasına büyük ölçüde bir etkisinin bulunmadığını
kabul etmek gerekir. Bu açıdan bakıldığında, hangi bölümde düzenle-
nir ise düzenlensin kural üzerinde hata suç genel teorisi içinde suçun
manevi unsuru, yani kusurluluk ile bağlantılıdır.
36
Zira kanunu/ceza
kanununu bilmemenin mazeret sayılmadığı şeklinde bir hüküm ceza
kanununda olmasaydı, kural üzerinde hata suçun manevi unsurunu,
yani kusurluluğu kaldırmak suretiyle ceza sorumluluğuna etkide bu-
lunurdu. Kural üzerinde hatanın mazeret sayılmaması ve kusurluluğu
kaldıran bir neden olarak kabul edilmemesi ve bunun genel bir hüküm
olarak kanunda düzenlenmesi, hükmün herkes hakkında ve her koşul-
da uygulanacağı anlamına gelir. Bu itibarla örneğin, tam olmayan akıl
hastası, yaşı on iki yaşından büyük olup on sekiz yaşından küçük olan
kimseler gibi ceza ehliyeti tam olmayanlar bakımından da söz konusu
kural uygulanır. Dolayısıyla anlama ve isteme yeteneği tam olmayan-
ların kanunu bilmeden suç işlemeleri kendilerini sorumlu olmaktan
kurtarmayacaktır.
37
1926 tarihli Türk Ceza Kanununun yürürlükte olduğu dönemde
Kanunun 44. maddesi, kural üzerinde hatanın bazı hallerde mazeret
sayılmasını engellememiştir.
38
2004 tarihli TCK’de yer alan söz konusu
hüküm ise bu konuya açıklık getirmekte ve bu arada kural üzerinde
hatanın kapsamını da genişletmektedir. Öte yandan Kanuna bu konuda
açık bir hüküm konulmasının yerinde ve gerekli olup olmadığı tartış-
malıdır. Zira sadece kural üzerinde hatanın mazeret sayılmayacağının
belirtilmesiyle yetinilmesi halinde de uygulamada bu nitelikteki hatanın
kimi durumlarda kusurluluğu kaldırdığının kabul edilmesi mümkün-
dür.
39
İtalyan Anayasa Mahkemesi verdiği bir kararda, 1930 tarihli halen
36
Bu konuda bkz., Hafızoğulları, Hukuki Bilmeme ve Açık Ceza Normları, Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ellinci Yıl Armağanı, Ankara, 1977, s. 195.
37
Bu konuda bkz., Manzini, Vol. II, ss. 28-29, dn. 8.
38
Bu konuda bkz., Hafızoğulları, Hukuki Bilmeme, ss. 193-211.
39
1926 tarihli TCK yürürlükte iken Yargıtay, verdiği bir kararla kural üzerinde
hatayı mazeret saymıştır. Söz konusu karar şu şekildedir: “Milli Korunma Ka-
nunu hükümlerine dayanılarak, şahsi ihtiyaç için verilen kömürün başkasına devrinin
men edilmesinden sonra, Ankara’da Ahmet isimli bir şahsa ait zati ihtiyaç kömürünü,
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
149TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
yürürlükte olan İtalyan Ceza Kanununun 5. maddesinde yer alan, “Hiç
kimse ceza kanununu bilmediği mazeretine sığınamaz.” hükmünü, hatanın
kaçınılamaz olduğu halleri kapsamadığı şeklinde yorumlamış ve uy-
gulama da bu yorum doğrultusunda şekillenmiştir.
40
Öte yandan pek çok Avrupa ülkesinin ceza kanununda kural
üzerinde hatanın belirli koşullarla mazeret sayıldığı açıkça hükme
ödünç olarak satın almasından ötürü Maden Tetkik Arama Enstitüsünde Mühendis
Veborski hakkında, Ankara Milli Korunma Mahkemesi tarafından verilen beraat ka-
rarını, Savcılığın temyizi ve Hususi dairenin bozması üzerine, mahalli mahkemenin
ısrar kararına karşı, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu 10.10.1942 günlü kararı
ile mahalli mahkemenin, iştirak mevcut olmadığı gibi, iktisadi mahiyette bulunan,
bu suçun henüz Türkçeyi bilmeyen ve konuşmayan bir şahsın fiilin memnuiyetini
bilmemesini mazeret sebebi saymasını tasdik etmiştir.” Sezgin, Ceza Hukukunda
Bilmeme ve Hata, Adalet Dergisi, Yıl 42, Mayıs 1951, Sayı 5, s. 732.
40
Söz konusu karar için bkz., Corte Costituzionale sentenza 24 marzo 1988, n. 364,
FORO ITALIANO, 1988, I, s. 1385. İtalyan Anayasa Mahkemesinin 23 Mart 1988
tarihinde vermiş olduğu kararla birlikte söz konusu ilke mutlak olmaktan çıkmış ve
böylece katılığı büyük ölçüde giderilmiştir. Mahkemenin, İCK md. 5’te düzenlenen
“kimse ceza kanununu bilmediği mazeretine sığınamaz” hükmünün anayasaya aykırı
olup olmadığı konusunda verdiği kararda, cezanın kişiyi ıslah etme işlevini yerine
getirebilmesi için kişinin yaptığından ötürü kınanabilmesi, bunun için ise yaptığının
yasak olduğunu bilebilecek durumda olması gerektiğini hükme bağlamıştır. Bu
karara göre, kusurlu olunması için fiil ve fail arasındaki psişik bağ yeterli olmayıp
aynı zamanda somut durumun kınanabilir olması da gerekmektedir (Vassalli,
“L’inevitabilita dell’ignoranza della Legge Penale Come Causa Generale Di Esclu-
sione Della Colpevolezza”, Giurisprudenza Costituzionale, Parte Seconda,1988, s.
10). İtalyan Anayasa Mahkemesinin İCK’nin 5. maddesinin anayasaya aykırılığına
karar vermesinin başlıca nedeni İtalyan Anayasasının 27. maddesinde yer alan
“ceza sorumluluğunun kişisel olduğu” kuralıdır. Bu kurala göre, bir kişinin bir suç
fiilinden dolayı sorumlu tutulabilmesi için kusurlu olması gerektiğinden hareket
edilerek, kaçınamayacağı bir hataya bağlı olarak yaptığı fiilin hukuka aykırı oldu-
ğunu bilmeyen kişinin kusurlu sayılamayacağı sonucuna varılmıştır. Ayrıca cezanın
ıslah etme işlevi düşünüldüğünde kaçınılamayan bir hatanın etkisiyle yaptığının
hukuka aykırı olduğunu bilemeyen kimseyi cezalandırmak suretiyle ıslah etmeye
çalışmanın gereksiz olduğu hükme bağlanmıştır. İtalyan Anayasa Mahkemesi’nin
verdiği hükmün bir başka dayanağı ise Anayasanın 3. maddesinde yer alan “eşitlik”
ilkesidir. Buna göre hukuka aykırılık bilincine tam olarak sahip olan bir kimse ile
yasaklayıcı kural hakkında kaçınamayacağı bir hata nedeniyle bu bilinçten yoksun
olan kimsenin fiillerinin aynı cezai sonuçla değerlendirilmesi eşitlik ilkesine aykırılık
oluşturur. Çünkü her iki hipotezde failin fiile ilişkin yaklaşımı temel açıdan farklılık
gösterir. Bir başka gerekçe ise yasalarda yer alan ifadelerin yetersizliğinden ve her
geçen gün ceza yasalarının artmasından dolayı vatandaşlar bakımından yasaların
kesin biçimde bilinmesinin zorluğu gibi nedenlerle kural üzerinde hatanın sıklıkla
yapılmasının mümkün olmasıdır. Bu gibi nedenlerle kural üzerinde hata yapan
kimseleri cezalandırmak adaletin gerçekleşmesi bakımından sakınca taşımaktadır
(Jescheck, ss. 203-204).
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
150TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
bağlanmıştır.
41
Örneğin İsviçre Ceza Kanununun “hukuki hata” başlıklı
20. maddesinde 1957 yılında yapılan değişiklikle konu, “Eğer failin dav-
ranışının hukuka uygun olduğuna inanmakta yeterince haklı olması halinde,
yargıç vereceği cezadan indirim yapmayı serbestçe takdir edebileceği gibi, hiç
cezaya gerek görmeye de bilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
1974 tarihli Avusturya Ceza Kanunu’nun yine “kural üzerinde hata”
başlıklı 9. paragrafı ise, “hata sonucu davranışının hukuka aykırı olduğunu
bilmeyen kimse bu hatası nedeniyle kınanamadığı takdirde kusursuz sayılır.”
şeklindedir. Yine aynı maddenin ikinci fıkrası ise şu şekilde devam
etmektedir: “Davranışın hukuka aykırılığının herkes tarafından kolayca bili-
nebileceği veya hatanın failin mesleği, işi veya içinde bulunduğu diğer şartlar
gereği öğrenmekle yükümlü olduğu kuralların bilinmemesinden kaynaklandığı
hallerde hata kınanabilirdir.”
1975 tarihli Alman Ceza Kanunu’nun kural üzerinde hatayı dü-
zenleyen 17. paragrafında, “fail fiili işlediği sırada hukuka aykırı bir fiil
gerçekleştirdiği bilincine sahip değilse ve bu hatası kaçınılmaz ise kusursuz
hareket etmektedir. Hatanın kaçınılabilir olması halinde cezadan indirim ya-
pılır.” hükmü yer almaktadır.
1978 tarihli Macaristan Ceza Kanunu’nun 27. maddesinde yer alan
kural üzerinde hataya ilişkin hüküm ise şu şekildedir: “Toplum için
tehlikeli olmadığını varsayarak bir fiili gerçekleştiren kimse, söz konusu hatalı
varsayımı ciddi nedenlere dayanması koşuluyla cezalandırılmaz. Bu cezasızlık
nedeni taksirle işlenmesi halinde de cezalandırılan bir fiil söz konusu ise geçerli
değildir.”
1983 tarihli Portekiz Ceza Kanunu’nun “hukuka aykırılık üzerinde
hata” başlıklı 17. maddesinde, “Fiilin hukuka aykırı olduğu bilincine sahip
olmayan kimse hatası nedeniyle kınanamadığı takdirde kusursuz olarak hare-
ket etmektedir. Hatanın kınanabilir olması halinde fail kastından dolayı ancak
indirim yapılarak cezalandırılır.” hükmü yer almaktadır.
İspanya’da öğretide ve uygulamada uzun süre devam eden tar-
tışmaların ardından 1983 yılında ceza kanununda yapılan değişiklikle
kaçınılmaz olan kural üzerinde hata kusurluluğu kaldıran bir neden
olarak kabul edilmiş ve hatanın kaçınılmaz olması halinde ise failin
fiilin kasıtlı şekli için öngörülen cezadan indirim yapılarak cezalandı-
rılacağı hükme bağlanmıştır. Kural üzerinde hata konusunda Kanunda
41
Bu konuda bkz., Vassalli, ss. 2-15.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
151TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
yapılan bu değişikliğe 1995 tarihli yeni İspanyol Ceza Kanunu’nda da
yer verilmiştir.
IV. Kural Üzerinde Hatanın Kusurluluğa Etkisi
A. Genel Olarak
“Ceza kanununu bilmemek mazeret sayılmaz” kuralının birtakım istis-
nalarla ancak geçerliliğini sürdürebileceği görüşü ağırlık kazanmaya
başladıktan sonra kural üzerinde hatanın esası üzerinde çeşitli tartış-
malar ortaya çıkmıştır. Bu tartışmalarda temel noktayı kural üzerinde
hatanın doğrudan kusurluluğu mu yoksa kusurluluğun bir türü olan
kastı mı kaldırdığı oluşturmaktadır.
42
Kural üzerinde hatanın ceza so-
rumluluğuna etkisi konusunda zaman içinde “kast” ve “kusur” teorisi
adıyla iki anlayış ortaya çıkmıştır.
B. Kast Teorisi
Kast (Vorsatz) teorisine göre kural üzerinde hata fiil üzerinde hata
gibi değerlendirilerek, fiili yasaklayan normun bilinmediği her du-
rumun kastın gerçekleşmesini önlediği kabul edilir. Buna göre, fiilin
suç olduğunu bilmeyen kimse haksızlık bilincine sahip değildir ve bu
kimseyi yaptığı hatanın kaçınılabilir olması halinde bile fiilden dolayı
kasten sorumlu tutmak mümkün değildir; böyle bir durumda ancak
kanunda öngörüldüğü takdirde suçun taksirli şeklinden sorumluluk
söz konusu olabilir.
43
Kastın varlığı için fiilin bilinmesinin ve istenmesinin yanında, or-
tak yaşamın gereklerine aykırı biçimde davranma, başkalarına zarar
42
Kural üzerinde hatanın kastı kaldırdığı düşüncesine göre; ceza sorumlulu-
ğunun temeli kast sorumluluğuna dayandırıldığı takdirde, kişinin meydana
getirdiği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için davranışının meydana
getirdiği sonucu bilmesi ve istemesi gerekmektedir. Fiilinin yasaklandığını
haklı olarak bilmeyen kimsenin kasıtlı davrandığı söylenemez. Bkz., Manzini,
Vol. II, s. 35; Özek, Ceza Normunun Varlığında Hata, Ünal Tekinalp’e Armağan,
Cilt III, İstanbul 2003, ss. 821-822. Özek’e göre, ‘kanunu bilmemek mazeret
sayılmaz’ kuralı, “ceza sorumluluğu için, failin kanunu bilip bilmediğinin
araştırılması zorunluluğunu kaldıran, ‘kastın şümulü’ kuralını sınırlayan,
‘hukuka aykırı fiilin tipikliğinin’ bilinmesi konusunda objektif sorumluluk
yaratan bir kuraldır.” Aynı eser s. 822.
43
Arzt, s. 654; Özgenç, Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, Ankara 2006, s. 318.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
152TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
verme, kısacası fiilin anti sosyal niteliğinin bilincinde olmayı gerekli
sayan anlayış, doktrinde önemli yazarlarca savunulmaktadır.
44
Öte
yandan failin, toplumdaki diğer insanlardan farklı olarak, fiilinin ortak
yaşamın gereklerine ters düşmediğine inanması da mümkündür. Böyle
bir durumda, hukukun kendi kurallarına karşı geleni hoş görmesi bek-
lenemeyeceğinden failin, fiilinin toplumun geneli tarafından anti sosyal
olarak kabul edildiğini bilmesi kastın gerçekleşmesi için yeterli sayılır.
Ayrıca fail, fiilinin yasak olduğunu bildiği her durumda hukuka bilinçli
olarak karşı geldiğinden kasıtlı sayılır.
45
Kast teorisi çeşitli açılardan eleştirilmiştir. Her şeyden önce fiilin
suç olduğunu bilmenin, fiilin maddi nitelikteki unsurlarını bilmemekle
aynı sonucu doğurarak kastı kaldırdığını kabul eden bu teorinin bir
ispat sorunu yaratacağı savunulmuştur. Öyle ki, failin haksızlık bilin-
cine sahip olarak fiili işlediğini, her türlü makul şüpheyi yenerek ispat
etmenin zorluğu açıktır.
46
Kast teorisini savunanlardan bir bölümü, failin kural üzerinde
hata mazeretine ancak sınırlı hallerde sığınabileceğini ileri sürmüş,
bir diğer bölümü ise ceza kanununda değişiklik yapılarak taksirle iş-
lenen fiillerin kapsamının genişletilmesini önermiştir. Böylece, hataya
düşmekte kusurlu olan kişiyi işlediği fiilin taksirli şeklinden sorumlu
tutmak mümkün olacaktır. Öte yandan bu konuda en ilginç öneri, ceza
kanununun bilinmemesinde taksirli olunmasını cezalandıran yeni bir
suçun yaratılması gerektiği görüşüdür. Buna göre, fail hataya düşmekte
taksirli olduğu ispatlandığı takdirde, işlediği fiil ne olursa olsun sadece
kanunu bilmemekte taksirli davranmak suçundan cezalandırılacaktır.
47
Öte yandan, böyle bir düzenlemenin amacı toplumun ceza kanunlarını
bilip bilmediğini test edip, bilmeyenleri sadece bu nedenle cezalandır-
mak olmadığından failin böyle bir suçtan mahkûm edilebilmesi için
öncelikle kanunda suç sayılan bir fiili işlemesi gerekmektedir.
48
44
Bkz., Antolisei, s. 360; Mantovani, s. 328 vd.; Toroslu, s. 186 vd.
45
Antolisei, s. 361; Mantovani, s. 330; Toroslu, s. 187.
46
Bkz., Arzt, s. 655.
47
Arzt, s. 656.
48
Arzt, s. 656. Bu durum Alman hukukuna tamamen yabancı değildir. Şöyle ki; Al-
man hukukunda, sarhoşluk ceza sorumluluğunu kaldıran bir neden olarak kabul
edilmektedir. Buna göre, sarhoş olduğu için ne yaptığını bilmeyen kimse kasıtlı
davranamaz. Fakat bu kimseyi, kasten veya taksirli olarak sarhoş olunmasını suç
sayan hükme göre cezalandırmak mümkündür. Ancak bunun için kişinin sarhoş
halde bir suç işlemesi gerekir. Bkz., Arzt, ss. 656-657.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
153TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
C. Kusur Teorisi
Kast teorisinin kastın tespit edilmesi konusunda yol açtığı çeşitli
sorunlar ve buna bağlı olarak failin mahkûmiyetini zorlaştırması kar-
şısında, özellikle kusurluluğun normatif anlayışının etkisiyle ortaya
çıkan kusur teorisine göre, kural üzerinde hata kastı kaldıran bir neden
olarak kabul edilmemekte, ancak kusurluluğu kaldıran veya azaltan
ayrı bir neden olarak değerlendirilmektedir.
49
Buna göre kural üzerinde
hata kaçınılmaz olduğu takdirde kusurluluğu kaldırmakta ve mazeret
sayılmakta, kaçınılabilir olduğu takdirde ise kusurluluğu azalttığı için
sadece cezayı etkileyebilmektedir.
50
Kast teorisinden farklı olarak kusur teorisinde ceza kanununun
bilinebilir olması yeterli olduğundan hatanın kaçınılabilir olması ha-
linde faili fiili nedeniyle kasten sorumlu tutmak mümkündür. Zira
kişinin yaptığı hata nedeniyle kınanabilmesi kusurlu sayılmasına yol
açmaktadır.
51
Pek çok ülkenin ceza kanunu tarafından benimsenen kusur teorisi-
nin gelişmesinde önemli etkisi olan Alman Federal Yüksek Mahkemesi
(Bundesgerichtshof) nin 1952 yılında, kural üzerinde hata konusunda
verdiği kararın üzerinde de kısaca durmak gerekir.
52
Öncelikle belirtmek gerekir ki; Alman İmparatorluk Yüksek Mah-
kemesi (Reichsgericht)nin çalışmalarına başladığı 1879 yılından faaliye-
tinin sona erdiği 1945 yılına kadar geçen sürede kural üzerinde hata ile
ilgili Alman ceza mevzuatında hiçbir düzenlememe bulunmamaktaydı.
Yüksek Mahkeme geleneksel ayrıma bağlı kalarak fiil üzerinde hata ve
kural üzerinde hatayı birbirinden ayırmış ve yalnız birincisinin kastı
49
Farklı biçimde hüküm altına alınmış olsa da kusurluluğun psikolojik ve
normatif olarak adlandırılan iki anlayışından psikolojik anlayışı benimseyen
kanunların hepsinde yasağa karşı gelme bilincinin kusurluluğun kapsamı
içinde değerlendirilmediği ve yasak olan fiilin istenmiş olması şeklindeki
psikolojik ilişkinin kusurluluk için yeterli sayıldığı görülmektedir. Bir başka
deyişle fail ve norm arasındaki her türlü ilişkinin dışlanması doğal olarak
hukuka aykırılık bilincinin kusurluluğun bir unsuru olmasını önlemektedir
(Petrocelli, ss. 141-142).
50
Arzt, The Problem of Mistake of Fact, Brigham Young University Law Review (1986),
s. 714; Özgenç, s. 318.
51
Mantovani, s. 331; Arzt, The Problem of Mistake of Fact, s. 714.
52
Bu konuda bkz., Belfiore, Contributo Alla Teoria Dell’Errore In Diritto Penale,
Torino 1997, ss. 117-230; Piacenza, Errore ed Ignoranza di Diritto in Materia
Penale, Torino 1960, ss. 104-115; Jescheck, ss. 185-204.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
154TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kaldırdığını kabul etmiştir. Yine aynı Mahkeme, ceza kanunu dışında
kalan bir kanunun bilinmemesinden kaynaklanan hatayı, vatandaştan
hukuk düzeninde yer alan bütün normları bilmesinin istenemeyeceği
gerekçesiyle mazeret saymıştır.
53
Alman Federal Yüksek Mahkemesi’nin 18 Mart 1952 tarihinde ver-
diği bir karar Alman ceza hukukunda kural üzerinde hata konusunda
bir dönüm noktası olmuştur. Mahkemenin kararına konu olan olayda,
bir ceza davasını yürüten avukat hakkında, müvekkilini aksi takdirde
savunmayı bırakacağını ileri sürerek ücretini ödemesi için tehdit ettiği
gerekçesiyle dava açılmıştır. Sanık avukat ise savunmasında, müvek-
kiline, kendisine olan borcunu ödemesi için baskı yapmasının hukuka
aykırı bir yanı olduğunu düşünmediğini ileri sürmüştür
54
. Mahkemenin,
sanığın mazeretini kabul ederek kural üzerinde hata konusundaki tu-
tumunu değiştirdiği kararın gerekçesi şu şekilde özetlenebilir. En başta
Mahkeme, Alman İmparatorluk Mahkemesi (Reichsgericht) tarafından
benimsenen ve fiil ve kural üzerinde hata şeklinde, hatanın kaynağına
dayalı olarak yapılan ayrımı terk ederek, tipik suç fiili ile yasak üzerin-
de hata şeklinde yeni bir ayrım yapmıştır. Buna göre tipik suç fiilinin
kapsamına normatif unsurlar (başkasına ait bir mala, belgeye zarar
verilmesi gibi) da girmekte ve bunlar üzerindeki hata da fiil üzerinde
hataya neden olmaktadır. İkinci olarak, kural üzerinde hatanın kaçını-
lamaz olması hali kusurluluğu kaldıran doğal bir neden olarak kabul
edilmiştir; zira böyle bir durumda failden hukuka uygun davranması
beklenemeyeceğinden, yaptığı hata nedeniyle faili kınamak mümkün
değildir. Üçüncü olarak ise, hatanın kaçınılabilir olması durumunda
“kusur teorisi” (Shuldtheorie) ne göre, failin kasten sorumlu tutulması
ancak verilecek cezadan bir miktar indirim yapılması gerekir. Bu indi-
rimin nedeni, kaçınılabilir bir hataya bağlı olarak bir suç fiilini işleyen
kimsenin, hukuka aykırı olduğunu bilerek aynı fiili gerçekleştiren kişiye
göre daha az kusurlu olmasıdır.
55
Kusur teorisi, kural üzerinde hatayı açık bir hükümle düzenleyen
1975 tarihli halen yürürlükte olan Alman Ceza Kanunu tarafından da
benimsenmiştir. Söz konusu Kanunun 17. maddesine göre, “fail fiili
işlediği sırada hukuka aykırı bir fiil gerçekleştirdiği bilincine sahip değilse ve
bu hatası kaçınılmaz ise kusursuz hareket etmektedir. Hatanın kaçınılabilir
53
Jescheck, s. 189.
54
Jescheck, s. 190; Arzt, s. 658.
55
Jescheck, s. 191; Arzt, s. 659.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
155TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
olması halinde cezadan indirim yapılır”.
56
56
Bu maddenin anlamının ve bugünkü Alman hukuku içindeki yerinin daha iyi
anlaşılabilmesi için Alman ceza hukukunun genel esaslarına kısaca değinmek
gerekir. Şöyle ki; Alman ceza hukukunda suçun manevi unsurunu suçun
yapısına ilişkin üç aşamayı dikkate almadan açıklamak mümkün değildir.
Alman ceza hukukunda suç, birbirinden kesin biçimde ayrılan üç ayrı aşa-
mada değerlendirilmektedir. Bu aşamalar şu şekilde sıralanır: Suçun yasal
unsurları (Tatbestand); hukuka aykırılık (Rechtswidrigkeit); kusurluluk (Schuld).
Bir fiilin cezalandırılabilmesi için öncelikle yasal unsurların oluşması, fiilin
hukuka aykırı olması ve failin kusurlu bulunması gerekir. Bu ayrımda yasal
unsurlar (Tatbestand), fiilin hem objektif hem de sübjektif unsurlarını kap-
samaktadır. Yasal unsurlar içinde yer alan sübjektif unsur geniş anlamda
kast (Vorsatz)ı ve manevi unsurun diğer türlerini içine almaktadır. Suçun
değerlendirilmesinde ikinci aşamada hukuka aykırılık (Rechtswidrigkeit)
unsurunun bulunup bulunmadığına bakılır. Bunun için ise fiili hukuka uygun
hale getiren bir nedenin bulunup bulunmadığı araştırılır. Bir hukuka uygun-
luk nedeninin bulunması halinde yasal unsurların varlığına rağmen fiilin
hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılır. Hukuka aykırılık unsuru suç fiilinin
objektif bir unsurunu teşkil etmediğinden bunun sübjektif unsur üzerinde
bir etkisi olmaz. Dolayısıyla failin fiilin hukuka aykırı olduğunu bilmemesi
kastını etkilemez. Alman ceza hukukuna göre, yasal unsurlar (Tatbestand)ın
ve hukuka aykırılık (Rechtswidrigkeit) unsurunun gerçekleşmesiyle birlikte
fiil yasadışı (Unrecht) bir nitelik kazanır. Buna karşın bu iki aşamanın ta-
mamlanması failin yaptığından ötürü cezalandırılması için yeterli olmayıp
ayrıca kusurlu olduğunun da ispatlanması gerekir. Suçun oluşmasında üçüncü
aşama olan kusurluluk (Shuld) için ise failin yaptığından ötürü kınanabilmesi
gereklidir. Söz konusu bu kınama koşulunun sağlanması için fail, hukuka
uygun biçimde davranma imkânı var iken suç fiilini işlemeyi istemiş olma-
lıdır. Bu itibarla bir fiilin kasten işlenmesi sadece kusurluluğu gösteren bir
belirtiden ibaret olup tek başına kusurluluk için yeterli değildir. Kusurluluk
olmadan yasadışı bir fiilden söz edilebilirken, yasal unsurlar oluşmadan
kusurluluk söz konusu olamaz. Örneğin kasten işlenen bir suçtan dolayı
bir kişinin kusurlu sayılması için (Vorsatzschuld), sadece davranışı istemiş
olması yetmez; aynı zamanda yaptığının hukuka aykırı olduğunu bilebilecek
durumda olması ve hukuka uygun bir davranışta bulunma imkânına sahip
olması gerekir. Görüldüğü üzere Alman ceza hukuku sistemi içerisinde failin
iradesi başlıca iki aşamada (Tatbestand- Schuld) değerlendirilmektedir. Bu
ayırımın bir sonucu olarak birinci aşamada ortaya çıkan manevi (sübjektif)
unsur ile kusurluluğun unsurları birbirinden ayrılmaktadır. Fiilin yasal un-
surlarına ilişkin olan fiil üzerinde hata her durumda kastı kaldırırken kural
üzerinde hatanın kast üzerinde bir etkisi yoktur. Kural üzerinde hata ise
bazı hallerde kusurluluğu kaldıran bir neden (Schulddausschließungsgrund)
olabilir. Alman ceza hukukunda önceleri kural üzerinde hata konusu kast
teorisi (Vorsatstheorie) içinde ele alınmıştır. Bu anlayış 1952 tarihli yukarıda
incelenen Alman Federal Yüksek Mahkemesinin kararıyla değişikliğe uğra-
mış ve 1975 tarihli Alman Ceza Kanunu (StGB)nun 17. paragrafına konan
hükümle tamamen terkedilmiş ve kusur teorisi benimsenmiştir. Kusur teorisi
(Schuldtheorie) olarak adlandırılan anlayışın etkisini yansıtan Alman Ceza
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
156TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
V. Kural Üzerinde Hatanın Kaçınılmaz Olması
Kural üzerinde hatanın ceza sorumluluğunu kaldırması için ka-
çınılmaz olması aranmaktadır (TCK md. 30/4). Buna göre önlenebilir
olmayan ve dolayısıyla hata nedeniyle failin kınanamadığı durumlar
ceza sorumluluğunu kaldırmaktadır. Kural üzerinde hatanın hangi
durumlarda kusurluluğu kaldırdığının belirlenmesi ise çözümü hiç de
kolay olmayan bir sorundur.
Kural üzerinde hatanın önlenemez olması ve mazeret sayılması için
en başta failin yaptığının yasak olduğunu bilmemesi ve aynı zamanda
fiilin sosyal açıdan değersiz olduğu bilincine sahip olmaması gerekir.
Bir diğer şart ise fiilin yasak olduğunun bilinebilir olmamasıdır.
Kural üzerinde hatanın kaçınılamaz olarak değerlendirilebilmesi
için öncelikle fiili yasaklayan kuralın fail tarafından bilinmemesi, ayrıca
söz konusu kuralın bilinebilir olmaması gerekir.
Fiili yasaklayan kanunun fail tarafından bilinmemesi iki nedenden
kaynaklanabilir. Birinci neden resmi gazetenin dağıtılamaması, ka-
nun metninin kendi içinde çelişkili hükümler barındırması, kanunun
yorumlanması konusunda genel bir kargaşanın yaşanması, kanunun
mahkemeler tarafından sürekli biçimde yanlış yorumlanıp uygulanmış
olması gibi objektif nedenlere bağlı olarak yasaklayıcı kuralın içeriğinin
hiç kimse tarafından doğru bilinmesinin mümkün olmadığı durum-
lardan oluşmaktadır.
57
Bu gibi durumlarda fail, fiilin suç olduğunu
bilmediği için kınanamamakta, dolayısıyla hataya düşmekte bir kusuru
bulunmamaktadır.
Kuralın bilinmemesine rağmen bilinebilir olduğu durumlarda ise
faili düştüğü hata nedeniyle kınamak mümkündür; zira failin kuralı
öğrenme imkânına sahip olduğu böyle bir durumda hata kaçınılabilir
Kanunu (par. 17)na göre, kural üzerinde hatanın kusurluluğu kaldırması için
kaçınılamaz olması gerekmektedir. Hatanın kaçınılamaz olması halinde, hu-
kuka uygun olduğunu düşünen kişi davranışından ötürü kınanamaz. Alman
ceza hukukunda suçun tespitinde kusurluluğun değerlendirilmesi üçüncü
aşamayı oluşturduğundan, hatanın kaçınılabilir olması halinde kişiyi, davra-
nışı nedeniyle kınamak mümkün olur ve bu durumun kusurluluğa bir etkisi
olmaz. Bu durumda ancak cezanın indirilmesi mümkündür (BADAR, “Mens
Rea-Mistake of Law&Mistake of Fact in German Criminal Law: A Survey for
International Criminal Tribunals”, International Criminal Law Review 5, 2005,
ss. 203-246).
57
Mantovani, s. 312; Manzini, Vol. II, s. 40.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
157TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
değildir. Gerçekte kural üzerinde hatanın kaçınılabilir olmasına yol açan
ve faili sorumlu kılan hata hipotezlerinin pek çoğu kuralın bilinebilir
olmasından kaynaklanmaktadır. Kuralın bilinebilir olması, failin bilerek
veya taksirli olarak kuralı öğrenmemesi halinde söz konusu olur. Böyle
bir durumda failin kusurlu sayılması ve dolayısıyla cezalandırılması
mümkündür.
58
Bu durum üç biçimde ortaya çıkabilir. Birincisi, “planlı
kural üzerinde hata”dır. Planlı kural üzerinde hata halinde kişi, fiilini
düzenleyen bir kuralın varlığını bilmesine karşın, içeriği hakkında
bilerek bilgi sahibi olmamakta, böylece hatasına mazeret sağlamak
istemektedir. Daima kaçınılabilir olan planlı kural üzerinde hata duru-
munda, kişinin bu hatasına dayanarak kusursuz olduğunu ileri sürmesi
mümkün değildir.
59
Failin hataya düşmekte kusurlu olduğu bir başka durum ise “bi-
linçli kural üzerinde hata” denilen ve sıkça gerçekleşen, bilmemenin bi-
linçli bir davranıştan kaynaklanmış olmasıdır. Böyle bir durumda kişi
kanundan haberdar olmasına karşın, tembelliği veya umursamazlığı
nedeniyle kuralın içeriğini öğrenmemektedir. Kanunun varlığı, içeriği
veya yorumu konusunda şüphe duyulan haller de“bilinçli kural üzerinde
hata” sayılır. Şüphe duyan kişi fiili işlemekten kaçınmayarak suç teşkil
eden bir fiili işleme riskini kabul etmiş sayılır. Özellikle failin, mesleki
ve teknik faaliyetlerini düzenleyen kuralları bilmemesi halinde bilinçli
kural üzerinde hata söz konusu olur.
60
Kural üzerinde hataya düşülmesinde “taksirli” olunması da müm-
kündür. Bu durumun varlığı için ise taksire özgü üç koşulun bulunması
gerekir. En başta hatanın yapılmak istenmemiş olması gelir. İkinci olarak
ise, kural hakkında bilgi veren, kuralın içeriği konusunda kişileri uyaran
ve dolayısıyla hataya düşülmesini önleyici düzenlemelere uyulmamış
olması gerekir. Bu koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilirken,
uyulması gereken kuralların herkesin kendi faaliyet alanına göre belir-
lenmiş olmasına dikkat edilir. Üçüncü olarak ise kural üzerinde hataya
düşülmesini önleyici kurallara uymamanın faile isnat edilebilir olması
gerekir. Bunun için faille aynı durumdaki bir model ajan ölçütüne göre,
hataya düşülmesini önleyici kurallara uyulmasının failden beklenip
beklenemeyeceği araştırılır.
61
58
Bu konuda bkz., Mantovani, s. 312 vd.
59
Mantovani, s. 312.
60
Mantovani, s. 312; Toroslu, s. 227.
61
Mantovani, ss. 312-313.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
158TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Son olarak kural üzerinde hata konusunda sıkça karşılaşılabilecek
bazı somut durumların kusurluluğu kaldırıp kaldırmadığı üzerinde
durmak gerekir. Buna göre en başta idare tarafından kanun hakkında
yapılan yanlış yoruma güvenerek suç oluşturan bir fiili işleyen kimsenin
hatasının kaçınılamaz olmadığını ve dolayısıyla kusurluluğu kaldırma-
dığını belirtmek gerekir. Zira idarenin, kanunun uygulanmasına engel
olacak bir yetkiye sahip olması düşünülemez. Aynı şekilde bir avukatın
verdiği yanlış bilgiye dayanarak suç işleyen kimse de sorumluluktan
kurtulamaz. Kanunu uygulamakla ve kanuna uyulmasını sağlamakla
görevli kurumların bu görevlerini yerine getirmemeleri halinde, buna
güvenerek kanunu ihlal eden kişiler bu durumu mazeret olarak ileri
süremezler. Kanunun uzun süre uygulanmaması onun hukuki geçer-
liliği etkilemez. Ancak bu durumun kusurluluğu azaltan bir hal olarak
değerlendirilmesi ve faile verilecek cezada bir miktar indirim yapılması
mümkündür.
62
Bir kimsenin bir fiilin suç teşkil etmediği şeklindeki bir mahkeme
hükmüne güvenerek aynı fiili işlemesi halinde kural olarak ceza so-
rumluluğunun kalkacağı söylenemez. Zira her hüküm, ilişkin olduğu
somut durum bakımından geçerli olup genel bir etkiye sahip değildir.
Dolayısıyla herkesin mahkeme kararlarının değişmez ve yargıçların
yasa koyucu olmadığını bilmesi gerekir.
63
Sonuç
Kanunu/ceza kanununu bilmemek mazeret sayılmaz şeklindeki
ceza hukuku ilkesi, günümüzde pek çok ceza kanunu bakımından
mutlak olmaktan çıkmış ve bu konuda bazı istisnaların tanınması
yönünde genel bir eğilim benimsenmiştir. Ceza kanunlarını etkileyen
böyle bir eğilimin ortaya çıkmasında, ceza kanunlarının sürekli bir artış
içinde olması sonucu, söz konusu ilkenin katı biçimde uygulanmasının
doğurduğu sakıncaların önemli rolü olmuştur. Ceza hukukunda kural
üzerinde hata konusu, özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kabul
edilmesinden sonra ülkemiz açısından da önem kazanmıştır. Söz konusu
Kanunun 4. maddesinde, “Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.”
şeklinde yer alan hüküm, yine aynı Kanunun 30/4 maddesinde yer
62
Manzini, Vol. I, s. 42.
63
Manzini, Vol. I, s. 45.
hakemli makaleler Devrim GÜNGÖR
159TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
alan, “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya
düşen kişi, cezalandırılmaz.” hükmü ile birlikte değerlendirildiğinde, ceza
kuralı üzerinde gerçekleşen hatanın bazı durumlarda mazeret sayılabi-
leceği anlaşılmaktadır. Belirtmek gerekir ki; fiilin haksızlık oluşturması
hukuka aykırı olması anlamına gelir. Söz konusu hukuka aykırılık kuş-
kusuz ceza hukukuna aykırılıktır. Hukuka aykırılık ise, fiil ile normun
çatışmasını ifade eder. Hukuka aykırı olduğu bilincine sahip olunması
için, fiili yasaklayan ceza kuralının bilinmesi gerekir. Ceza kuralının
bilinmediği kimi durumlarda da, fiilin anti sosyal niteliği nedeniyle
söz konusu fiili yasaklayan kuralın varlığına sezgisel olarak ulaşılması
mümkündür. Şüphesiz böyle bir durum da fiilin hukuka aykırı olduğu
bilincine sahip olunması için yeterlidir.
Kural üzerinde hatanın ceza sorumluluğunu kaldırması için kaçı-
nılmaz olması gereklidir (TCK m. 30/4). Buna göre, hataya düşmekte
kusurlu olan fail, fiilden dolayı kasten sorumlu olacaktır. Zira kural
üzerinde hata, fiil üzerinde hatanın aksine kastı kaldıran değil, kusur-
luluğu etkileyen bir neden olarak kabul edilmektedir. Kusurluluğu
kaldırması için ise hataya düşülmesinde taksir düzeyinde bir kusurun
bulunmaması gerekir. Hataya düşülmesini kaçınılmaz kılan, herkes
bakımından geçerli olabilecek objektif nitelikte nedenler olabileceği gibi,
kişinin içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan sübjektif nitelikteki
nedenler de yapılan hatayı mazur gösterebilir. Kural üzerinde hatanın
kaçınılabilir olması durumunda, fiilden dolayı kasten sorumlu tutulan
failin cezasında bir miktar indirim yapılması mümkündür.
Türk Ceza Kanununun kural üzerinde hatanın mazeret sayılmasını
mümkün kılan düzenlemesinin, uygulamada ne sonuçlar doğuracağı
henüz bilinmemektedir. Buna karşın kanunların mutlak biçimde uygu-
lanmasının gerekliliği karşısında, Türk Ceza Kanununun 30/4. madde-
sinin ancak sınırlı hallerde uygulama alanı bulacağı kanaatindeyiz.
Devrim GÜNGÖR hakemli makaleler
160TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
KAYNAKÇA
Antolisei, Manuale di Diritto Penale, Parte Generale, Milano 2003.
Arzt, Ignorance or Mistake of Law, The American Journal of Comparative Law,
1976, ss. 646-679.
Arzt, The Problem of Mistake of Fact, Brigham Young University Law Review
(1986), ss. 711-732.
Badar, Mens Rea-Mistake of Law&Mistake of Fact in German Criminal Law: A
Survey for International Criminal Tribunals, International Criminal Law
Review 5, 2005, ss. 203-246.
Belfiore, Contributo Alla Teoria Dell’Errore In Diritto Penale, Torino
1997.
Carrara, Opuscoli di Diritto Criminale, Firenze 1887, Vol. VII.
Ersoy, Ignoranza Ed Errore Nel Diritto Penale, Ankara 1968.
Frosalı, L’errore nella Teoria del Diritto Penale, Roma 1933.
Hafızoğulları, Hukuki Bilmeme ve Açık Ceza Normları, Ankara Üniversitesi
Hukuk Fakültesi Ellinci Yıl Armağanı, Ankara, 1977, ss. 193-211.
Hafızoğulları, Ceza Normu, Normatif Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku Dü-
zeni, Ankara 1996.
Jescheck, Lerrore di Diritto nel Diritto Penale Tedesco e Italiano, L’indice
Penale, Anno XXII 1988, ss. 185-204.
Keedy, Ignorance and Mistake in The Criminal Law, 22 Harvard Law Review
(1908), ss. 75-96.
Mantovani, Diritto Penale, Parte Generale, Milano 2001.
Mantovani, Ignorantia Legis Scusabile ed Inescusabile, Rivista Italiana di Diritto
e Procedura Penale, Fasc 2, Aprile-Giugno, 1990, ss. 379-397.
Manzini, Trattato di Diritto Penale Italiano, Torino 1981, Vol. II.
Özek, Ceza Normunun Varlığında Hata, Ünal Tekinalp’e Armağan, Cilt III,
İstanbul 2003, ss. 817-830.
Özgenç, Türk Ceza Hukuku, Genel Hükümler, Ankara 2006.
Petrocelli, La Colpevolezza, Lezioni Introduttive, Napoli 1948.
Piacenza, Errore ed Ignoranza di Diritto in Materia Penale, Torino 1960.
Sezgin, Ceza Hukukunda Bilmeme ve Hata, Adalet Dergisi, Yıl 42, Mayıs
1951, Sayı 5.
Toroslu, Ceza Hukuku, Genel Kısım, Ankara 2005.
Vassalli, L’inevitabilita dell’ignoranza della Legge Penale Come Causa Generale Di
Esclusione Della Colpevolezza, Giurisprudenza Costituzionale, Parte Secon-
da,1988, ss. 3-15.