Serkan AĞAR makaleler
360TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
f. Haciz
6183 sayılı kanunun ikinci kısmının, “Cebren Tahsil ve Takip Esasları”
başlığını taşıyan birinci bölümünde yer alan 54. maddesinde; ödeme
süresi içinde ödenmeyen kamu alacaklarının tahsil dairesince cebren
tahsil olunması ve bu tahsilatın, teminat gösterilmişse teminatın paraya
çevrilmesi, gösterilmeyen hallerde borçlunun borca yetecek miktarda
malının haczedilerek paraya çevrilmesi ya da gerekli şartlar varsa
borçlunun iflasının istenmesi şekillerinden birinin uygulanması yoluyla
gerçekleştirilmesi öngörülmüştür. Teminat gösterilmeyen hallerde tahsil
dairesi, süresi içinde kamu borcunu ödemeyen borçlunun, borca yetecek
miktarda malını haczederek satmak ve borcu karşılamak durumundadır.
Bu yol izlendiğinde ise kamu borçlusuna, öncelikle ödeme emri tebliği
ve borçlunun borcu karşılamaya yeter miktarda mal alacak ve hakla-
rını bildirmeye çağrılması gerekir. 6183 sayılı kanunun 62. maddesine
göre, kural olarak, mal bildiriminde gösterilen, ayrıksı olarak da tahsil
dairesince saptanan mal, alacak ve hakları haczedilebileceğinden bu
yolun izlenmesi zorunludur.
Haciz, idari bir kararla, ödeme emri tebliğine karşın kamu alacağını
ödemeyen borçluların kendi ellerinde bulunan ya da üçüncü kişilerin
ellerindeki taşınır ve taşınmaz mallarına, alacağın asıl ve ferileri ile ta-
kip giderlerini karşılayacak miktarda alacaklı tahsil dairesi tarafından
el konulmasıdır.
1
Görüldüğü üzere, kamu alacağının muaccel olması,
* Bu çalışmanın ilk bölümü için bkz., Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 67 (Kasım/
Aralık 2006), s. 285-316.
** Avukat (Ankara Barosu), Ankara Üniversitesi Kamu Hukuku (Vergi Hukuku) ABD
doktora öğrencisi.
VERGİ YARGISINDA DAVAYA
KONU İCRAİ İŞLEM-II
*
Serkan AĞAR
**
makaleler Serkan AĞAR
361TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
haczin uygulanması için yeterli değildir; haczin ön koşulu, borçluya
ödeme emri tebliği ile kamu alacağının teminata bağlanmamış olma-
sıdır. Kamu alacağı teminata bağlanmış ise, ilk önce, teminatın paraya
çevrilmesi yoluna başvurulur; teminat alacağı karşılamaya yetmez ise,
yetmeyen miktarla sınırlı olmak üzere, borçlunun mallarının haczi
yoluna başvurulabilir.
Vergi icra hukukunda, özel hukuktaki ödeme emrinin kesinleşmesi
durumu, haczin uygulanması için gerekli değildir; zira ödeme emrine
karşı 7 günlük yasal sürede açılacak dava yürütmeyi kendiliğinden
durdurmayacağından, dava aşamasında haczin uygulanmasında bir
engel yoktur.
Haciz işleminin konusunu, kamu borçlusuna ait taşınır ve taşınmaz
mallar oluşturur; ancak kimi durumlarda haczedilen bir malın gerçekten
borçluya ait olup olmadığı konusunda kuşkular ortaya çıkabilir. İşte,
mahcuz mallar üzerinde mülkiyet ya da rehin hakkına sahip olundu-
ğunun ileri sürülmesi, istihkak iddiası olarak adlandırılır.
İstihkak
iddiasına konu malların haczi, ilke olarak, en sona bırakılır. İstihkak
davalarına bakmak konusunda haczi yapan tahsil dairesinin bulundu-
ğu yer mahkemesinin yetkili olduğuna ilişkin 6183 sayılı kanunun 68.
maddesinin 1. cümlesinde geçen “mahkeme” ibaresini, adli yargı bün-
yesinde örgütlenmiş yargı organı olarak anlamak gerekir; dolayısıyla,
mülkiyetten doğan bir uyuşmazlık niteliğindeki istihkak iddialarının
idari yargı organları tarafından incelenmesi olanaklı değildir.
3
6183 sayılı kanunun 64. maddesi gereğince mahallin en büyük
mülki amirinin onayı alınmadan haciz varakası
düzenlenip haciz işle-
mi yapılamaz. Cebri takip yollarından biri olan haciz işleminde “haciz
varakası” düzenlenmesi ve söz konusu haciz varakasının 6183 sayılı
kanunun anılan maddesi gereğince mahallin en büyük mülki amirinin
onayına sunulmasının ardından vergi borçlusunun taşınmaz kaydına
haciz şerhi verilmesi olanaklıdır.
1
Dönmez, R., Vergi İcra Hukukunda İhtiyatî Haciz, Eskişehir, 1998, s. 142-143.
Dönmez, s. 177.
3
Dan. 4. D., 29/05/1991, E. 1990/4206, K. 1991/2013, in DD, S. 84-85, s. 202, nak.
Gözübüyük, AŞ., Tan, T., İdare Hukuku, C. II, İdari Yargılama Hukuku, Ankara, 1999,
s. 194-195.
“Haciz varakası, idari davaya konu olabilecek bir işlemdir.”, Dan. 7. D., 16.09.2004, E.
2002/3307, K. 2004/2237.
Dan. 9. D., 20/03/2001, E. 1999/2350, K. 2001/798.
Serkan AĞAR makaleler
362TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
6183 sayılı kanunun 64. maddesinin son fıkrasında Maliye
Bakanlığı’na verilen yetki uyarınca, şekli ve kapsamı anılan bakanlıkça
belirlenen haciz varakalarında; “Borçlunun mal bildiriminde gösterdiği
veya tahsil dairesince saptanan menkul ve gayrimenkul malları ile alacak ve
haklarının amme alacağına yetecek miktarının haczine karar verilmiştir.” açık-
laması yer alır. Bu niteliği ile haciz varakaları, tahsil dairesine borçlunun
malvarlığı üzerine, borca yetecek miktarda ve paraya çevrilmek üzere
haciz konulmasına izin veren, idarenin kesin, icrai (yürütülmesi gerekli,
etkili) ve tek yanlı işlemlerindendir. Borçlunun mal varlığı üzerine haciz
konulması, sadece bu işlemlerin uygulanmasını gösterir. 6183 sayılı
kanunda, haciz varakasının borçluya bildirilmesi öngörülmemiştir.
Borçluya bildirimi zorunlu olmayan bu işlemler, kural olarak, haczin
uygulanması suretiyle borçlunun bilgisine sunulur. Haczin uygulanması
yoluyla hakkında haciz varakası düzenlenerek haciz kararı verildiğini
öğrenen kamu borçlusunun, 6183 sayılı kanunun 78. maddesinde ya-
zılı haciz tutanağının düzenlenmesi veya tebliği üzerine açtığı dava ile
tebliği zorunlu olmayan haciz varakasının bildirimi üzerine açtığı dava
arasında konu bakımından da bir ayırım bulunmaz. 6183 sayılı kanunun
78. maddesinin ikinci fıkrasında, düzenlenen haciz tutanağında hacze
dayanak olan haciz varakasının tarih ve numarasının yazılması zorunlu
kabul edildiğinden, haciz kararının kaçınılmaz sonucu olan tutanakla
hakkındaki haciz kararını öğrenen kamu borçlusu gibi kendisine haciz
varakası tebliğ edilen borçlu da haciz kararının yasal dayanağının bulun-
madığı itirazını yargı yeri önüne götürmek, yargı yeri de haciz kararının
hukuka uygunluğunu incelemek durumundadır. Buna karşılık, daha
önce haciz varakasına ilişkin bildirime karşın bu işlemi dava konusu
yapmayan borçlunun, haciz tutanağının bildirimi üzerine açtığı dava-
nın konusu, hacze konu malın haczi caiz olmayan mallardan olduğu
ya da istihkak iddiaları gibi çok sınırlı alanları içerir. Bu nedenle, idari
işlemlerin temel özelliklerini taşıyan haciz varakaları, idarenin kesin ve
icrai işlemlerinden sayılır.
S
S
Dan. VDDK, 02.06.1989, 1989/40-45. Kararın karşı oy gerekçesi, kendi içerisinde
tutarlı olması itibariyle dikkate değerdir: “Anlaşmazlık, haciz varakasının idari davaya
konu yapılacak nitelikte bir idari işlem olarak kabul edilip edilmeyeceğine ilişkindir. 6183
sayılı kanunun 54. maddesi ve devamı madde hükümlerinde amme alacağının cebren tahsil
ve takip esasları düzenlenmiştir. Söz konusu kanunun 54. maddesine göre cebren tahsilat
teminatın paraya çevrilmesi veya kefilin takibi; borçlu mallarının haczi veya borçlunun
iflasının istenmesi yoludur. Bu işlemlerin ne şekilde yapılacağı kanunla belirlenmiştir.
Yasa koyucu haciz işlemini 6183 sayılı kanunun 62. maddesinde düzenlemiştir. Bu madde
hükmüne göre haciz işlemi ‘borçlunun, mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince
makaleler Serkan AĞAR
363TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Haciz yolu ile takip, mahcuz malların satılarak paraya çevrilmesi
ve bu şekilde kamu alacağının karşılanması ile son bulur. Haczedilen
her türlü mallar satılarak paraya çevrilir. Satıştan elde edilen bedel-
den, takip masrafları ve takip edilen kamu alacağı düşüldükten sonra
geriye kalan kısım borçlunun ödeme zamanı gelmiş veya muacceli yet
kazanmış borçlarına mahsup edilir ve artanı, hacze iştirak etmiş başka
kamu alacaklısı yoksa borçluya verilir; hacze iştirak etmiş başka kamu
alacaklısı varsa, artan kısımdan öncelikle bu dairelerin alacakları ayrıl-
dıktan sonra, bakiyesi borçluya verilir. Satıştan elde edilecek bedelin
kamu alacağından önce ödenmesi gereken borçlarla takip giderlerini
geçmeyeceği kesin olarak biliniyorsa, hacizli malın satışını tahsil dai-
resi erteleyebilir; ancak alacağı, kamu alacaklısının alacağından önce
gelenlerin takip hakları saklıdır.
6183 sayılı kanunun 75. maddesinin 1. fıkrasına göre; yapılan takip
sonunda, kamu borçlusunun haczedilebilir nitelikte malı bulunmaz ya
da bulunan malların satış bedeli kamu borcunu karşılamaya yetmez ise
kamu borçlusu “aciz hali”nde sayılır.
Aciz halindeki kamu borçlusu hakkında teminat ve faiz aranmadan
6183 sayılı kanunun 48. maddesinde hükme bağlanan tecil hükümleri
uygulanır; bir başka deyişle bu durumda, kamu borçlusu borcunu,
taksitler halinde ödeyebilir, ancak alacaklı tahsil dairesi aciz halindeki
tespit edilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ile gayrimenkullerinden,
alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarın tahsil dairesince haciz olunması’
şeklinde tanımlanmıştır. Haciz varakası ise, haciz işleminin yapılabilmesi için gerekli
ön işlemdir (6183 sayılı kanunun 63. maddesi). Haciz varakası bağımsız vergi daireleri
işlem yönergesine göre karşı tarafa tebliği gerekmeyen idarenin bir iç işlemidir. Haciz
varakasında dava konusu işlemlerde aranan derhal yerine getirilme vasfı bulunmamaktadır.
Bu varaka icrai niteliğe, haciz işlemiyle kavuşmaktadır. Haciz işleminin yerine getirilmesi
ise, amme borçlusunun hacizden önce borcunu ödeyip ödememesi koşuluna bağlıdır. Şayet
haciz işleminden önce amme borçlusu borcunu ödemeyi kabul eder ve öderse haciz işlemi
yapılamayacaktır. Oysa icrai nitelikte bir karar idare tarafından mutlaka yerine getirilmesi
gereken bir karardır. Nitekim aynı nitelikte bulunan ihtiyati haciz işleminde yasa koyucu dava
konusu işlemin ihtiyati haciz kararı değil ihtiyati haciz uygulaması olduğunu vurgulamak
suretiyle bu hususu açıklığa kavuşturmuştur (6183 sayılı Kanun’un 15. maddesi). Kaldı
ki, haciz kararları muhataplarına bildirilecek kararlardan olmadığı cihetle amme borçluları
haciz kararlarına haciz işlemiyle muttali olmaktadır. Olaydaki tebliğ alacaklı amme idaresi
ile borçlunun menfaatlerini mümkün olduğu kadar telif etmekle yükümlü bulunan tahsil
dairesinin bir kamu kuruluşu olan davalıyı uyarmak amacıyla yazılmış bir yazı tebliğidir.
Haciz kararının tebliği değildir. Açıklanan bu nedenlerle ve mahkeme kararının dayandığı
gerekçelerle haciz varakasının idari davaya konu olacak icrai bir işlem niteliği taşımaması
nedeniyle açılan davayı incelenmeksizin reddeden vergi mahkemesi ısrar kararının onanması
gerektiği görüşünde olduğumuzdan bozma kararına karşıyız.”
Serkan AĞAR makaleler
364TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kamu borçlusunun mali durumunu zamanaşımı süresi içinde takip
etmeyi sürdürür.
Kamu borçlusunun aciz hali ortaya çıktığında, borçlu hakkında
girişilen takip aşamaları ile borçlunun bakiye borç miktarı bir aciz fişin-
de gösterilerek aciz hali belirlenir; ancak uygulamada, kanun koyucu
tarafından kamu borçlusunun lehine konulmuş bulunan acze ilişkin
hükümlerin işletilmediği görülür. Aciz hali, haciz işleminin tesisi aşa-
masında saptanması gereken bir durumdur; bu cümleden olarak, hacizle
ilgili 6183 sayılı kanunun 62. maddesinin son fıkrası gereğince, haczin
uygulanması sırasında tahsil dairesi, kamu alacaklısı ile kamu borçlu-
sunun çıkarlarını olabildiğince telif etmekle yükümlüdür.
Dolayısıyla,
acze düşmüş bir kamu borçlusunun bu durumunun derhal belirlenmesi
ve yasal hükmün uygulanması 6183 sayılı kanun gereğidir.
Eylem yönü de bulunan bir idari işlem olduğunda kuşku bulunma-
yan haciz işleminin dava konusu edilip edilemeyeceğine ilişkin olarak
6183 sayılı kanunda açık bir hüküm yoktur. Hukuki niteliği itibariyle
tek yanlı, kesin ve icrai bir işlem olan haciz işlemine karşı dava yoluna
başvurulabilmesi gerekir. 6183 sayılı kanunda bir hüküm bulunmadığın-
dan, dava açma süresi bakımından genel hükümlere başvurulur. Buna
göre, vergi mahkemelerinin görevi içindeki kamu alacakları bakımından
30 gün, idare mahkemelerinin görevi kapsamındaki kamu alacakları
bakımından 60 günlük süreye uymak gerekir. Diğer yandan, ödeme
emrine karşı 7 gün içinde dava yoluna başvurulması gerekirken, diğer
aşamalara göre kristalize olmuş bir kamu alacağını mündemiç haciz
işlemine karşı 7 gün yerine 30 ya da 60 günlük dava açma sürelerinin
uygulanması da ilginç bir durumdur.
Uygulamada, haciz aşamasında çeşitli idari işlemler tesis edildiği
ve bunların iptal edilebilirliği ile ilgili olarak çelişkili kararlar verildiği
görülür. Örneğin; haciz işlemi, haczin sürdürüleceğini belirten bilgilen-
dirme niteliğindeki idare yazısı ile öğrenilse dahi, söz konusu yazı ile
birlikte bu yazının dayanağını teşkil eden haciz işleminin de iptalinin
istenmesi olanaklıdır.
8
Bir başka olayda ise Danıştay; vergi borcu bu-
lunan şirketin, davacı şirketten olan alacağına haciz konulduğuna dair
tebliğ edilen bildirimden sonra, haczin gereklerinin yerine getirilmesi
Tahsil dairesinin söz konusu yükümlülüğünü vergi icra hukukunun temel bir ilkesi
olarak saymak olanaklıdır, Dönmez, s. 29.
8
Dan. 4. D., 30.11.1992, E. 1991/4352, K. 1992/5134.
makaleler Serkan AĞAR
365TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
aksi halde 6183 sayılı kanun hükümlerine göre işlem yapılacağına
ilişkin yazının iptali istemini, dava konusu edilen yazının tek başına
hakkın kaybına neden olan kesin nitelikte yürütülmesi gerekli bir idari
işlem olmayıp kamu alacağının sürüncemede kalmadan tahsili amacına
yönelik haciz işleminin yerine getirilmesiyle ilgili bir ön işlem olduğu
gerekçesiyle reddeden vergi mahkemesi kararını onamıştır.
Oysa anılan
yazıda, kamu alacağının tahsilinin sağlanabilmesi için belirtilen miktarın
derhal vergi dairesine yatırılması gerektiği, aksi takdirde 6183 sayılı
kanun hükümleri gereğince işlem yapılacağı hususu belirtildiğinden
söz konusu yazının, muhatabın hukuki durumunu etkileyen kesin ve
icrai bir işlem niteliğini taşıdığı kuşkusuzdur.
g. Tahsil Aşamasına İlişkin Özel Durumlar
aa. Tecil İsteminin Reddi
Tecil, cebri icra yetkisi ile donatılmış kamu alacaklısının tahsil
işlevini yerine getirirken, kamu borçlularının ekonomik faaliyetlerinin
sona ermesi ile acze düşmelerini önlemek amacını taşıyan ve bu yönü
ile kamu yararını gözeten hukuki bir kurumdur.
10
6183 sayılı kanunun 48. maddesinin 1. fıkrasına göre; kamu bor-
cunun vadesinde ödenmesi veya haciz uygulanması ya da mahcuz
malların paraya çevrilmesi kamu borçlusunu çok zor duruma düşüre-
cekse, borçlu tarafından teminat gösterilmesi koşulu ile alacaklı kamu
kuruluşu
11
ya da yetkili kıldığı makamlar tarafından, vergi, resim, harç,
ceza tahkik ve takiplerine ait yargılama gideri, vergi cezası, para cezası
ve gecikme zammı alacakları 2 yılı, sayılanlar dışında kalan kamu ala-
cakları ise 5 yılı geçmemek üzere ve faiz alınarak tecil olunabilir.
Tecil istemi reddedilen kamu borçlusu, istem konusu borcunu, ret
kararının tebliğ tarihinden itibaren, alacaklı kamu kuruluşu tarafından
verilecek en fazla 30 günlük süre içerisinde ödediği takdirde, anılan
kamu alacağı ödendiği tarihe kadar faiz alınmak suretiyle yine tecil
olunabilir.
Dan. 4. D., 12.03.1999, 1999/77-1951.
10
Dönmez, R., Vergi İcra Hukukunda Haciz Yolu İle Takip (Haciz), Ankara, 2005, s. 76.
11
Tecil yetkisini kullanacak ve bu yetkiyi devredecek olanlar; Devlete ait kamu
alacaklarında ilgili bakanlar, il özel idaresine ait kamu alacaklarında valiler,
belediyelere ait kamu alacaklarında ise belediye başkanıdır.
Serkan AĞAR makaleler
366TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Tecil olunan kamu borcu miktarı ve tecil süresi her bir kamu
borçlusu bakımından farklılık taşıdığından öznel birer idari işlem olan
tecil
12
ya da reddi işlemlerinin tesis edilebilmesi için kamu borçlusu-
nun tecil istemli bir başvuru yapması gerekir. Kamu alacaklısı tecilde
re’sen harekete geçmez, kamu borçlusunun bu konudaki başvurusuna
gereksinim duyar.
Kanun koyucu, kamu alacaklısının tecil istemini karara bağlamasın-
dan önce, uzlaşmada olduğu gibi, kamu borçlusu ile yapılması gereken
bir müzakere sürecini öngörmemiştir; kamu alacaklısı bu konuda, ko-
şulların gerçekleşip gerçekleşmediğini ve kamu borçlusunun mali ve
ekonomik durumunu inceleyerek takdir hakkını kullanır ve sonuçta ya
tecil istemini kabul eder ya da buna gerek görmeyerek kamu alacağının
tahsili yoluna gider.
Vergi idaresi, tecil işlemini tesis edip etmemek ve özellikle çok
zor durum koşulu ile tecilin diğer yasal koşullarının gerçekleşip ger-
çekleşmediğini ve taksit zamanlarını belirlemek konusunda takdir
yetkisine sahiptir. Bilindiği gibi, vergi idaresi, kural olarak, bağlı yetki
ile donatılmıştır; dolayısıyla vergi hukukunda takdir yetkisi istisnai-
dir ve tecil işlemi de bu istisnai hallerden biridir; zira vergilendirme
işlemlerinde takdir yetkisi ancak sebep ve konu unsurları bakımından
kullanılabilir.
Tecil işleminde vergi idaresinin takdir yetkisi, salt tecil isteminin
kabul edilip edilmemesinde değil, istemin kabulü durumunda aynı
zamanda taksit zamanlarının ve diğer koşulların belirlenmesinde de
kendini gösterir. İşte, tecil işlemi, tıpkı ihtiyati tahakkukta olduğu gibi,
vergi hukukunda sayılan özellikleri haiz sınırlı takdir yetkisinin kulla-
nılmasının somut bir örneğini teşkil eder. Vergi idaresi, tecil işleminde
takdir yetkisini, aynı zamanda, genel amaç olan kamu yararına yönelik
olarak kullanmalıdır.
6183 sayılı kanunun 48. maddesinin 5. fıkrasına göre, tecilde taksit
zamanları ile diğer koşullar tecile yetkili makamlar tarafından belirlenir.
Bu hükme istinaden, 249 seri numaralı Tahsilat Genel Tebliği,
13
tecil
isteminin kabul edilmesi bakımından 6183 sayılı kanunun 48. madde-
sinde yer almayan “kamu borçlusunun iyi niyeti” koşulunu öngörmek
12
Özel hukukta tecil, alacaklı ile borçlu arasında yapılan ve borç ilişkisinin içeriğini
değiştiren bir sözleşmedir.
13
RG, 25.01.1955.
makaleler Serkan AĞAR
367TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
suretiyle kamu hukukuna yabancı ve tecil koşullarına yeni bir unsur
eklemiştir.
14
Kamu borçlusunun tecil istemi ile alacaklı tahsil dairesinin söz
konusu bu istemi uygun görerek kamu alacağının tahsilini vadeye
bağlayarak ertelemesi biçiminde gerçekleşen tecil işlemi, kamu borç-
lusu ile alacaklı tahsil dairesi arasında gerçekleşen bir anlaşma değil,
salt alacaklı tahsil dairesinin, kamu borçlusunun dürtüsü ile ve kamu
borçlusu yararına hareket ederek tesis ettiği bir idari işlemdir. Tecil iş-
leminin kamu borçlusunun istemi üzerine tesis edilmesi kamu borçlusu
ile kamu alacaklısı arasındaki bir anlaşma olarak görülemez;
15
zira “tek
yanlı” olmaları, bir diğer deyişle tesis edilmeleri bakımından başka bir
iradeye gereksinim duymamaları idari işlemlerin karakteristik özelliği-
dir. Dolayısıyla, idari bir işlem olan tecil işleminin de başka bir iradeye
ihtiyaç duyması düşünülemez.
Burada kamu borçlusunun tecil istemi, olsa olsa tecil işleminin ha-
zırlık aşamasında kamu alacaklısının tecil işlemini tesis edip etmemeye
ilişkin takdir hakkını kullanmasını sevke yönelik bir dürtü olarak kabul
edilebilir.
Tecil işlemi ile kamu alacağının tahsili ertelenir; ancak bunun geçer-
liliği, kamu borçlusunun tecilin koşullarına uymasına bağlıdır. Dolayı-
sıyla burada, şarta bağlı bir işlem olarak belirlenen tecil işleminin “taliki”
bir etkisinin bulunduğundan söz edilebilir. Tecilin hüküm ve sonuç
doğurmasının, kamu borçlusunun tecilin koşullarını yerine getirmesine
bağlı olması, tecil için “zorunlu şart (conditio sine qua non)” hükmünde-
dir. Başka bir anlatımla, kamu borçlusunun tecilden yararlanması, tecil
koşullarını yerine getirmesine bağlıdır; tecil, bu koşullara uyulduğu
takdirde hüküm ve sonuç doğurur. Bu bakımdan, tecil işleminin kamu
alacağının tahsiline etkisi, “taliki (geciktirici)” bir nitelik arz eder. Tecilin
koşullarının yerine getirilmemesi ise, cebren tahsil bakımından “infisahı
(bozucu) şart”tır;
16
ancak bu husus, bir idari işlem olarak tecilin değil,
14
249 seri numaralı TGT’nin 4 numaralı paragrafı aynen şu şekildedir: “Tecil hakkında
karar verilirken borçlunun öteden beri borçlarını ödemede hüsnüniyet sahibi olup olmadığına
bakılacak ve ayrıca borçlunun tecil talebi tarihi ile tecilin yapıldığı tarih arasında geçen müddet
zarfında tecil talebinde ileri sürdüğü taksit şartlarına göre kendiliğinden tediyede bulunup
bulunmadığı da gözönünde bulundurulacak ve borçlunun tecil talebinin kabulünü beklemeden
tediyelerine başlaması ve devam etmesi hüsnüniyetinin bir delili olarak alınacaktır.”
15
Dönmez, Haciz, s. 76-77.
16
Age., s. 79.
Serkan AĞAR makaleler
368TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
bu idari işlemle ilgili olarak kamu borçlusunun üzerine düşen yüküm-
lülükleri yerine getirmemesinin bir sonucudur, dolayısıyla doğrudan
doğruya tecil işlemine izafe edilemez.
Her kamu borçlusu bakımından tecil olunan kamu alacağı tutarı ve
vadesi farklılık arz ettiğinden öznel bir idari işlem olarak nitelendirilebi-
lecek tecil işlemi, hukuki görünüm itibariyle kamu borçlusu lehine tesis
edilmesi nedeni ile yararlandırıcı işlemler kategorisinde yer alır. Aynı
zamanda, kamu alacaklısı ile kamu borçlusu arasında yeni bir hukuki
ilişki ortaya çıkardığından, bir başka deyişle tecil isteminde bulunan
kamu borçlusu bakımından yeni bir hukuki durum tesis ettiğinden tecil
işlemi, kamu alacağının tahsili bakımından taliki bir etki doğuran yapıcı
(inşaî) bir idari işlemdir; zira tecil işlemi, kamu alacağı yönünden yasal
ödeme zamanı dışında bir vade ve taksitlendirme getirerek yeni bir
hukuki durum yaratır. Tecil işlemi ile birlikte kamu alacağının niteliği
bir tür başkalaşım geçirir; örneğin; tecile konu kamu alacağına gecikme
faizi değil, tecil faizi uygulanır; ancak tecil koşullarına uyulmaması,
değerini kaybeden teminatın ya da mahcuz malların tamamlanmaması
veya yerlerine başkalarının gösterilmemesi hâllerinde kamu alacağı
muaccel olur ve bu kez normal vade tarihinden itibaren kamu alacağına
gecikme zammı yürütülür.
Yükümlünün tecil isteminin idarece reddi üzerine söz konusu
işlemin iptal davasına konu edilebilmesi olanaklıdır. Öte yandan, tecil
istemi hakkında kabul veya ret işlemi tesis edilmeden yahut tecil iste-
minin kabulü veya reddi üzerine yeni vadeler belirleneceğinden tecil
isteminin sonucu beklenmeden kamu alacağının vadesinde ödenmedi-
ğinden bahisle ödeme emri düzenlenmesi olanaklı değildir.
17
Yine, tecil
için yapılan başvuruya yanıt verilmeden ve 30 güne kadar ödeme süresi
tanınmadan kamu alacağının tahsili amacı ile ödeme emri düzenlene-
mez.
18
Bunun gibi, tecil ve taksitlendirme yoluyla borcunu ödemek için
başvurmuş olan yükümlü hakkında vadesi gelmeden borcun ödeneme-
yeceği kabul edilerek ödeme emri düzenlenmesi olanaklı değildir.
19
Vadesinde ödenmeyen vergi borçlarına karşılık taşınmazına haciz
uygulanan yükümlünün tecil isteminin kabul edilmesi ile 6183 sayılı
17
Dan. 4. D., 18.10.1990, E. 1989/1715, K. K. 1990/2810. Dan. 4. D., 07.06.1989, E.
1988/3943, K. 1989/2585.
18
Dan. 3. D., 07.04.1993, E. 1992/1833, K. 1993/1330
19
Dan. 4. D., 11.03.1999, E. 1998/4548, K. 1999/1021.
makaleler Serkan AĞAR
369TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
kanunun 48. maddesi uyarınca haczedilen taşınmazı teminat yerine
geçeceğinden, haczin kaldırılması istemi ile yaptığı başvurunun reddi
işleminde hukuka aykırılık olmadığı
20
gibi idarece önerilen tecil koşul-
larına uyulmaması durumunda teminat karşılığı temin edilen kamu
alacağının teminatın paraya çevrilmesi yoluyla cebren tahsilinde de
hukuka aykırılık yoktur.
21
Öte yandan, yalnızca tecil ve taksitlendirme isteminde bulunul-
ması, vergi alacağının haciz yoluyla tahsilini durdurmaz;
22
ancak tecil
isteminin kabul edilerek borcun takside bağlanması ve satış işleminin
durması, satış öncesi işlemlerde kanuna aykırılık bulunduğu iddiası ile
açılan davanın incelenmesine engel değildir.
23
bb. Takas İsteminin Reddi
6183 sayılı kanunun 23. maddesine göre, kamu kuruluşlarınca
yükümlüden tahsil edilen, fakat yasal nedenlerle ret ve iadesi gereken
kamu alacakları, yükümlünün, reddi yatı yapacak kamu kuruluşuna
olan muaccel borçlarına mahsup edilmek suretiyle reddolunur. Bu hü-
kümde her ne kadar mahsup kelimesi kullanılmış olsa da, aslında murat
edilen “takas işlemi”nden başka bir şey değildir;
24
ancak bu noktada,
takas ve mahsup kavramlarının hukuki nitelikleri itibariyle birbirinden
farklı olduğunu belirtmekte yarar vardır. Öncelikle takas işlemi, vergi
icra hukukunun kapsamına girdiği, bir başka deyişle kamu alacağının
tahsil aşamasında gerçekleştiği halde, mahsup tarh aşamasına ilişkin-
dir.
25
Bunun yanında, “ödeşme” ya da “sayışma” olarak da adlandırılan
takas, aynı cinsten ve ikisi de muaccel karşılıklı iki alacağın birbirine
sayılması olduğu hâlde, mahsup, “hesaplaşma” anlamına gelmek üzere,
bir alacak miktarının kimi nedenler yüzünden indirime tâbi tutulması-
dır. Görüldüğü gibi mahsupta, takasta olduğu gibi, alacakların karşılıklı
olması gerekmez.
Vergi icra hukukunda takas işleminin gerçekleşmesi, yükümlünün
alacağının kesinlik kazanmış bulunmasına ve aynı zamanda kamu
20
Dan. 3. D., 12.04.2004, E. 2004/574-2478.
21
Dan. 3. D., 17.11.1988, 1988/209-2691.
22
Dan. 4. D., 19.04.1994, E. 1993/5915, K. 1994/2341.
23
Dan. 4. D., 24.04.1995, E. 1994/5341, K. 1995/1892.
24
Öncel, M., Vergi Hukukunda Takas, AÜHFD, C. 35, S. 1-4, s. 9.
25
Age., s. 9.
Serkan AĞAR makaleler
370TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
borcunun da muaccel olmasına bağlıdır; örneğin, henüz tahakkuk et-
memiş bulunan bir kamu borcu ile yükümlünün muaccel alacağı takas
edilemez; ancak yükümlünün vergi idaresinden olan alacağı kesinlik
kazanmış, bir başka anlatımla kamu alacağı tahsil edildikten sonra ya-
sal nedenlerle iadesine karar verilmiş ve bu husus yükümlüye tebliğ
edilmiş ve aynı zamanda kamu borcu da muaccel ise, verginin vadesi
gelmeden önce yapılan takas isteminin kabulü gerekir.
26
6183 sayılı kanun ile kamu borçlusuna tanınan takas isteminde
bulunabilme hakkı, sınırlı bir hak olarak anlaşılır; zira vergi idaresinin
ve yükümlülerin karşılıklı ve muaccel her türlü alacaklarının birbiriyle
takas edilmesi olanaklı değildir, bunların kamu hukuku ilişkisinden
doğması gerekir; örneğin, iki taraf için de özel hukuk ilişkisinden veya
taraflardan biri için özel hukuka, diğeri için kamu hukukuna dayanan
ilişkiden doğan alacaklar takasa konu edilemez. Takası istenebilen ala-
caklar, tahsil edildikten sonra yasal nedenlerle yükümlüye ret ve iadesi
gereken paralar ile yükümlünün reddi yatı yapan kamu kuruluşuna
olan muaccel kamu borcudur.
27
Yükümlülerin, vergi dairesi nezdindeki KDV alacaklarının, kendile-
rinin muhtelif vergi borçları ile takas edilmesini istemeleri durumunda,
istemin, inceleme raporu ve teminat aranmaksızın yerine getirilmesi
gerekir.
28
Takas, hukuki niteliği itibariyle infisahı (bozucu) etki doğurur; bir
başka deyişle takas, borçlardan az olanı oranında borç ilişkisini sona
erdirir. Takasın gerçekleşebilmesi; takas edilecek alacakların karşılıklı ve
aynı türden
29
olmalarının yanı sıra takası ileri sürülen alacak muaccel
30
ve dava edilebilir olmalıdır.
Yükümlünün yaptığı başvurusu üzerine vergi idaresince takas iş-
leminin gerçekleştirilmesinin ardından yükümlüden takasa konu vergi
borcunun istenmesi olanaklı değildir. Örneğin; KDV iade alacağı ile
gelir (stopaj) vergisi borcunun takas edilmesi istemi kabul edilip, takas
26
Öncel, M., Kumrulu, A., Çağan, N., Vergi Hukuku, 13. Bası, Ankara, 2005, s. 147.
27
Age.
28
Dan. 7. D., 31.10.2001, 2001/2740-3329, Dan. 7. D., 23.10.1997, E. 1996/1562, K.
1997/364, Dan. 7. D., 19.11.1993, E. 1990/3095, K. 1993/4928, Dan. 7. D., 09.03.1993,
E. 1989/2749, K. 1993/884.
29
Takas edilecek alacaklardan birinin özel hukuktan, diğerinin kamu hukukundan
doğması mümkündür.
30
Takas için her iki alacağın da muaccel hale gelmiş olması gerekli değildir.
makaleler Serkan AĞAR
371TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
işlemi tesis edildikten sonra, KDV iade alacağının olmadığı sebebine
dayanılarak takas edilen gelir (stopaj) vergisi doğrudan ödeme emri ile
tahsil edilemez;
31
zira mahsup alındısının düzenlenip tebliğinden sonra
takas isteminin reddini gerektiren sebepler saptanmışsa, takas işlemi
geri alınıp tersine işlem kurulması gerekir.
32
Vergi borcunun vergi idaresinde bulunan alacağı ile takas edilmesi
suretiyle tahsili için süresinde başvuran yükümlünün takas talebine kar-
şı idarece olumlu veya olumsuz bir yanıt verilmeden kamu alacağının
kesinleştiğinden söz edilemeyeceğinden söz konusu alacak için ödeme
emri düzenlenmesi olanaklı değildir.
33
Kamu borçlusu borcunu, kamu alacaklısından olan alacağı ile
takas edemez. Kamu hukukundan doğan borçlar bakımından takas
iradesi, kamu borçlusunun değil, kamu alacaklısının yetkisindedir. Bu
arada, 6183 sayılı kanun uygulamasında kamu alacaklısı sayılan kamu
kuruluşlarının sözleşmeden, haksız fiilden ya da sebepsiz zenginleş-
meden, bir başka deyişle özel hukuktan doğan alacakları kamu alacağı
niteliğini taşımadığından, üçüncü kişilerin, bu kuruluşlara olan anılan
nitelikteki borçlarını, bu kuruluşlardan olan alacakları ile takas etmele-
rinde bir engel yoktur. Alacaklı-borçlu sıfatlarının birleşmesi nedeni ile
yükümlünün takas isteminde bulunması, ödemenin hukuki sonuçlarını
doğuracağından kamu borcunu ortadan kaldırır.
Vergi dairesinden olan alacağın aynı holding bünyesinde yer alan
şirketin vergi borcu ile takas edilmesi isteminin reddedilmesi işlemi,
iptal davasına konu yapılabilecek kesin ve icrai nitelikte bir işlemdir;
zira bu tür bir istemde bulunulmasında hiçbir yasal engel yoktur.
34
cc. Terkin İsteminin Reddi
Kamu alacağı; bir yargı kararına dayanılarak, vergi hataları dolayı-
sıyla, tabii afetler ya da tahsil imkansızlığı nedenleri ile terkin edilebilir.
Kamu borcunu sona erdiren nedenlerden olan terkin işlemi, asli ve/veya
feri nitelikteki kamu alacakları hakkında tesis edilebilir, bir başka de-
yişle, terkin işlemi ile terkin edilen kamu alacağının aslı kadar bunlara
31
Dan. VDDK, 18.02.2005, E. 2004/157, K. 2005/6.
32
Dan. VDDK, 11.12.1992, 1992/63-454.
33
Dan. 3. D., 27.02.2001, E. 1999/4636, K. 2001/734.
34
Dan. 4. D., 23.03.1999, E. 1998/2920, K. 1999/1201.
Serkan AĞAR makaleler
372TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
ilişkin cezalar da ortadan kaldırılır. Kamu alacağının tabii afetler dolayı-
sıyla terkini, özel hukuktaki borcu sona erdiren nedenlerden “borçlunun
sorumlu olmadığı sonraki imkansızlık” kavramına benzetilebilir.
Yükümlü aleyhine doğmuş olan vergi hatalarının düzeltilmesi
durumunda, vergi borcu henüz tahakkuk etmemiş ise hatalı işlemin
düzeltilmesi ile yetinilmesine karşılık, vergi tahakkuk etmiş ise vergi
alacağının terkini gerekir; ancak vergi, tahakkuk etmesinin yanı sıra aynı
zamanda tahsil edilmiş ise, terkin edilen vergi, yükümlüye ret ve iade
edilmelidir.
35
Yine bunun gibi, vergi yargısının kesinleşmiş kararları
gereğince, tarh veya tahakkuk etmiş vergiler de terkin olunabilir.
213 sayılı VUK’un, 1. maddesinde belirtilen vergi ve resimler hak-
kında uygulanan ve borçlanılan edimin yerine getirilmesinin objektif
ve sürekli olarak mümkün olmaması
36
(sonraki imkansızlık) hallerini
düzenleyen BK’nin 117. maddesinde sayılan nedenlere benzer bir düzen-
leme getiren 115. maddesine göre;
37
yangın, yer sarsıntısı, yer kayması,
su basması, kuraklık, don, zararlı hayvan ve haşarat istilası ve bunlara
benzer tabii afetler yüzünden, varlıklarının en az üçte birini kaybeden
yükümlülerin bu afetlerin zarar verdiği gelir kaynakları ile ilgili bulunan
vergi borçları ve vergi cezaları, ürünlerinin en az üçte birini kaybeden
yükümlülerin afete uğrayan arazi için zararın tahakkuk ettiği hasat ve
devşirme zamanına tesadüf eden yıla ait olarak tahakkuk ettirilen arazi
vergisi borçları ve vergi cezaları, Maliye Bakanlığı tarafından zararla
mütenasip olmak üzere, kısmen veya tamamen terkin olunur; ancak
Maliye Bakanlığı bu yetkisini mahalline devredebilir.
213 sayılı VUK’a göre, tabii afete uğrayan vergi yükümlülerinin
tabii afetin zarar verdiği gelir kaynakları ile ilgili vergi borçları ve vergi
cezalarının afetin meydana geldiği tarihe kadar geçen yükümlülük dö-
nemleri ile ilgili olması ve söz konusu tarihe kadar ödenmemiş olması
gerekir.
213 sayılı VUK kapsamındaki vergiler dışındaki kamu alacakları
hakkında hüküm ifade eden 6183 sayılı kanunun 105. maddesinde ise,
yine sonraki imkansızlık hallerini düzenleyen BK’nın 117. maddesinde
35
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 150.
36
Eren, F., Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 6. Bası, C. II, İstanbul, 1998, s. 1285.
37
Bu madde ile ilgili işlemlerde halen, Resmi Gazete’nin 16.03.1950 günlü nüshasında
yayımlanan 1 sıra numaralı VUK Genel Tebliği uygulanmaktadır. 5432 sayılı eski
VUK’a ilişkin olarak yayımlanan işbu Tebliğ’in uygulanmasına halen ısrarla devam
edilmesi, ilginç olduğu kadar düşündürücüdür.
makaleler Serkan AĞAR
373TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
sayılan nedenlere benzer bir biçimde, yangın, yer sarsıntısı, yer kayması,
su basması, kuraklık, don, zararlı hayvan ve haşarat istilası ve bunlara
benzeyen afetler yüzünden zarara uğrayan varlıklarının ve ürünlerinin
en az üçte birini yitirenler adına tahakkuk ettirilmiş ve afetlerin zarar
verdiği gelir kaynakları ile ilgili kamu alacaklarının Bakanlar Kurulu
kararı ile kısmen veya tamamen terkin olunacağı hükme bağlanmıştır.
38
Belirtilen hükümden yararlanma, tabii afetin gerçekleşme tarihinden
itibaren 6 ay içinde ilgili kamu alacaklısına başvurulmasına bağlıdır.
Görüldüğü üzere, 6183 sayılı kanunda düzenlenen terkin hükümle-
rinden yararlanmak 6 aylık başvuru koşuluna bağlıyken, 213 sayılı VUK
kapsamındaki vergiler bakımından böyle bir koşul öngörülmemiştir.
39
Ayrıca, 6183 sayılı kanuna tabi kamu alacaklarının terkininde Bakanlar
Kurulu yetkili iken, 213 sayılı VUK’a tabi vergiler bakımından bu yetki
Maliye Bakanlığı’na aittir.
Kamu alacağının bir başka terkin türü, “tahsil olanaksızlığı nedeni
ile terkin”dir. Buna göre; yapılacak takip sonunda tahsili olanaksız ya
da tahsili için yapılacak giderlerin alacaktan fazla bulunduğu anlaşılan
8,00 YTL’ye kadar
40
(8 YTL dahil) kamu alacakları, kamu kuruluşların-
da terkin yetkisine sahip olanlar tarafından tahsil zamanaşımı süresi
beklenilmeksizin terkin olunabilir.
Terkin yetkisine sahip olanlar, bu yetkilerinin tamamını ya da bir
kısmını mahalli makamlara bırakabilirler. Kamu alacaklarının takip
ve tahsilinde; posta ile yapılacak tebligatta posta masrafı, ilan yoluyla
yapılacak tebligatta ilan giderleri, kırtasiye giderleri, tahsilat için araç
kullanılması gereken durumlarda benzin, mazot gibi giderler, kamu
alacağının tahsilini masraflı hâle getirebilir. Bu düşünce ile sevk edilen
anılan hüküm çerçevesinde, her bir kamu alacağı türü ve dönemi itiba-
riyle, asıl alacak, gecikme zammı, gecikme faizi ve varsa bağlı cezaları
38
Tabii afet olarak nitelendirilerek kamu alacağının terkinini sağlayan nedenler,
aslında, 213 sayılı VUK’un 13. maddesi anlamında yükümlülüğün yerine getirilmesini
engelleyen birer mücbir sebeptir.
39
“213 sayılı VUK’un 115. maddesine göre yapılacak terkinler için kanunda bir müddet tayin
edilmediği gibi bu terkinlerin, mükelleflerin müracaatları hâlinde yapılacağı hakkında da bir
hüküm mevcut değildir. Bu itibarla mükellefler, mezkûr maddede yazılı sebepler ve şartlar
mevcut olduğu takdirde tahakkuk etmiş vergi borçları ve cezalarından tahsil edilmemiş olan
kısımlarının terkini için tahsil bakımından zamanaşımı vaki oluncaya kadar vergi dairelerine
müracaatla terkin talebinde bulunabilirler.”, 1 sıra numaralı VUK Genel Tebliği.
40
Bakanlar Kurulu kararı ile 5.000.000 Türk Lirası olan terkin tutarı 8,00 Yeni Türk
Lirası’na yükseltilmiştir, RG, 31.12.2004, mük. 25687.
Serkan AĞAR makaleler
374TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
toplamı 8,00 YTL tutarını (8,00 YTL dahil) aşıyorsa, alacaklı tahsil dai-
relerince terkin edilir.
Tahsil olanaksızlığı nedeni ile terkin hükmüne benzer bir biçimde,
213 sayılı VUK’un mükerrer 115. maddesinde; ikmalen, re’sen veya ida-
rece tarh edilen vergi ve bunlara ilişkin
41
cezaların toplam miktarı 14.00
YTL’yi
42
aşmaz ve tahakkukları için yapılacak giderlerin bu miktardan
fazla olacağı belirlenir ise, Maliye Bakanlığı tarafından belirlenecek usul
ve esaslar dahilinde bu alacakların tahakkuklarından vazgeçilebileceği
hükme bağlanmıştır.
Tahakkuktan vazgeçme, ne tahakkuk eden ne de tahsil edilen bir
vergi hakkında uygulanması nedeni ile tahakkuk etmiş ya da tahsil
edilmiş kamu alacakları hakkında tesis edilen diğer terkin işlemleri
karşısında farklılık arz eder.
43
Terkin, kimi koşulların gerçekleşmesi ile birlikte, bütün hukuki
sonuçları ile kamu alacağını ortadan kaldıran bir idari işlemdir.
44
Ter-
kin işleminin tesisi için gerekli koşullar oluşmuş ise, yükümlünün bu
konudaki başvurusu ile tahakkuk eden kamu alacağı silinir ya da tahsil
edilen kamu alacağı yükümlüye ret ve iade edilir. Bir kamu alacağı
bakımından terkin işleminin tesisi, tecil işleminde olduğu gibi, yüküm-
lünün bu konuda bir başvurusuna ihtiyaç gösterse de, bu husus işlemin
hazırlık aşamasına ilişkindir; dolayısıyla terkin işlemi, bir idari işlemde
bulunması gereken tüm özellikleri bünyesinde taşıyan, bir başka anla-
tımla tek yanlı, kesin ve icrai (yürütülmesi zorunlu) nitelikte öznel bir
işlemdir. Vergi idaresinin terkin konusundaki yetkisi bağlıdır; yukarıda
belirtilen nedenlerin gerçekleşmesi durumunda terkin işleminin tesis
edilmesi gerekir. Tüm koşulların gerçekleşmesine karşın terkin işleminin
tesis edilmemesi durumunda zımni ya da sarih ret işleminin iptalinin
istenmesi olanaklıdır.
Bir kamu alacağının terkin işlemine konu edilebilmesi için tahsil
edilmiş olması gerekmez; terkin koşullarının gerçekleşmesi durumun-
41
“Vergiye ilişkin vergi cezasından neyin amaçlandığı açık değildir.‘İlişkin olma’ hali, vergi
ile ceza arasındaki gevşek bir bağı ifade ettiğinden; tahakkuktan vazgeçmeyi, vergi zıyaına
bağlı vergi cezaları ile sınırlı tutmak doğru değildir. Bu yüzden; verginin ikmalen, re’sen
veya idarece tarhını gerekli kılan sebep dolayısıyla kesilen her türlü vergi cezasının ‘ilişkin
olma’ hali içinde mütalaası uygun olur.”, Candan, Uzlaşma, s. 199-200.
42
354 sıra numaralı VUK Genel Tebliği, RG, 17.12.2005, 26026.
43
Bilici, N., Vergi Hukuku, 10. Baskı, Ankara, Mart, 2005, s. 122.
44
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 149.
makaleler Serkan AĞAR
375TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
da tahakkuk etmesine karşın henüz tahsil edilmemiş kamu alacakları
da terkin edilebilir. Örneğin; yukarıda belirtildiği gibi, yapılacak takip
sonunda tahsili olanaksız ya da tahsili için yapılacak giderlerin ala-
caktan fazla bulunduğu anlaşılan 8 YTL’ye kadar (8 YTL dahil) kamu
alacakları, kamu kuruluşlarında terkin yetkisine sahip olanlar tarafından
tahsil zamanaşımı süresi beklenilmeksizin tahsil olanaksızlığı nedeni
ile terkin edilebilir, bu halde terkin işleminin konusu, tahakkuk etmiş
ve kesinleşmiş bir kamu alacağıdır.
Bir işlemi tesis etmek konusunda yetkisi bulunan idari organ ya
da makam, o işlemin tersi söz konusu olduğunda, eğer bu konuda aksi
bir yasal düzenleme yoksa, kural olarak yine yetkilidir; söz konusu
bu duruma “aksine işlem” ya da “yetkide koşutluk” adı verilir. İçtihat ile
geliştirilen söz konusu yetki kuralına göre, bir idari işlemi yapmış olan
idari makam, aksine bir hüküm bulunmadıkça, o idari işlemi değiştir-
meye, kaldırmaya ve geri almaya da yetkilidir.
45
,
46
İşte, kamu alacağını
tarh ve tahsil etmeye yetkili bulunan tahsil dairesi, aynı şekilde terkin
etme yetkisine de sahiptir.
5. İdari Çözüm Aşamalarının Tüketilmesinden
Doğan İcrai İşlemler
a. Düzeltme ve Reddiyat
Vergilendirme işlemlerinde, hesap hatası ve vergilendirme hata-
sı olarak gerçekleşen kimi hataların giderilmesini temin maksadı ile
VUK’un 116 ile 126. hükümleri arasında düzenlenen “düzeltme”, uzlaşma
gibi, vergi uyuşmazlıklarının idari yoldan çözümünü amaçlayan bir
imkan olmasının yanı sıra vergi gelirlerinin idari denetimini sağlaması
bakımından da önem arz eder.
47
45
Günday, M., İdare Hukuku, 8. Baskı, Ankara, 2003, s. 124.
46
“Kamu hukukunda bir makama verilen yetkinin, aksine bir hüküm bulunmadıkça o makam
tarafından kullanılacağı, bir makamın yetkisinin başka bir makama devredilmesi için
mevzuatla yetkili kılınması gerekeceği tartışmasızdır.”, Dan. 5. D., 15.04.2003, E. 2000/1711,
K. 2003/1421, in DKD, Y. 1, S. 2, 2003, s. 211.
47
213 sayılı VUK’un 112. maddesinin 4. fıkrasına göre; fazla veya yersiz olarak
tahsil edilen ya da vergi yasaları uyarınca iadesi gereken vergiler, ilgili mevzuatı
gereğince yükümlü tarafından tamamlanması gereken bilgi ve belgelerin tekemmül
ettiği tarihi izleyen 3 ay içinde iade edilmelidir; aksi halde, 213 sayılı VUK’un 120.
maddesi hükmüne göre ret ve iadesi gereken vergi ile birlikte, bu tutarlara 3 aylık
sürenin sonundan itibaren düzeltme fişinin yükümlüye tebliğ edildiği tarihe kadar
geçen süre için aynı dönemde 6183 sayılı kanuna göre belirlenen tecil faizi oranında
Serkan AĞAR makaleler
376TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Şekli vergi hukuku penceresinden bakıldığında vergi usul hukuku-
nun vergi uyuşmazlıklarını idari yolla çözen kurumlarından biri olan
düzeltme yolu, aynı zamanda, düzeltilen vergi miktarı oranında vergi
borcunu sona erdiren, bir başka deyişle infisahi etkili bir idari işlemdir
ve idare hukukunun yasal idare, bağlı yetki ve idari işlemin geri alınması
gibi konularının bir yansımasıdır. Düzeltme işlemi, bu anlamda, öznel
(dar anlamda sübjektif) vergilendirme işlemleri bakımından vergilerin
yasallığı ilkesinin gerçekleşmesini sağlar.
48
Kesin ve yürütülmesi gerekli birer öznel idari işlem niteliğini ta-
şıması gereken düzeltme kapsamındaki vergilendirme işlemlerinin,
doğrudan vergi miktarını etkileyerek haksız yere fazla veya eksik vergi
tarh, tahakkuk ve tahsiline yol açan maddi bir yanlışlık (hesap hatası)
49
ya da değerlendirme yanlışlığı (vergilendirme hatası)
50
olarak tanımla-
eklenen faiz yükümlüye ödenmek zorundadır. Öte yandan, 2577 sayılı İYUK’un 28.
maddesi ile 213 sayılı VUK’un 112. maddesinin 4. fıkrası birbiri ile çelişen hükümler
içermektedir. Vergi mahkemesi, uyuşmazlık konusu verginin yükümlüden fazla veya
yersiz olarak tahsil edildiğine ve iadesine karar verdiğinde, vergi dairesi söz konusu
vergiyi 2577 sayılı İYUK’un 28. maddesinin 1. fıkrası gereğince en geç 30 gün içinde
iade etmeli iken, bu süre 213 sayılı VUK’un 112. maddesinin 4. bendinde 3 ay olarak
belirlenmiştir. Bu konuda hangi sürenin uygulanacağı bir sorun olarak gözükse de,
2577 sayılı İYUK’a göre özel bir kanun niteliğinde olan 213 sayılı VUK’un değinilen
hükmüne riayet etmek gerekir. Ayrıca yine, 2577 sayılı İYUK’nun 28. maddesinin
6. fıkrasına göre, tazminat ve vergi davalarında infazın gecikmesi nedeni ile kararın
idareye tebliğinden itibaren yasal gecikme faizi hesaplanırken, 213 sayılı VUK’un
söz konusu maddesinde yasal gecikme faizi yerine 6183 sayılı kanuna göre tecil faizi
uygulanması öngörülmüş ve tecil faizinin de öngörülen 3 aylık sürenin sonundan
düzeltme fişinin yükümlüye tebliğ edildiği tarihe kadar hesaplanacağı hükme
bağlanmıştır.
48
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 173-174.
49
213 sayılı VUK’un 117. maddesi: “Hesap hataları şunlardır: 1. Matrah hataları:
Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda
matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış
olmasıdır. 2. Vergi miktarında hatalar: Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması,
mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması birinci bentte yazılı vesikalarda verginin
eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır. 3. Verginin mükerrer olması:
Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah
üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.”
50
213 sayılı VUK’un 118. maddesi: “Vergilendirme hataları şunlardır: 1. Mükellefin
şahsında hata: Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınmasıdır;
2. Mükellefiyette hata: Açık olarak vergiye tâbi olmayan veya vergiden muaf bulunan
kimselerden vergi istenmesi veya alınmasıdır; 3. Mevzuda hata: Açık olarak vergi mevzuuna
girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler
üzerinden vergi istenmesi veya alınmasıdır; 4. Vergilendirme veya muafiyet döneminde
hata: Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya
süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olmasıdır.”
makaleler Serkan AĞAR
377TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
nabilecek olan vergi hatası kapsamında incelenebilmesi için kanuna, bir
başka deyişle vergiyi doğuran olayın gerçekleşmesi sırasında yürürlükte
bulunan kanun hükümlerine sebep ve konu öğeleri bakımından aykırı
olması gerekir.
51
Düzeltme yoluna, vergi asıllarına olduğu kadar 213 sayılı VUK’un
375. maddesi hükmü çerçevesinde, vergi cezaları hakkında da başvur-
mak olanaklıdır. Vergi cezalarında hata, vergi aslına bağlı ya da ondan
bağımsız olarak yapılabilir. Düzeltme isteme hakkı doğuran vergi
hataları, kendisinden düzeltme isteminde bulunulan idari makamın
ya da uyuşmazlık halinde yargılama makamının yorum tekniklerine
başvurmadan, ilk bakışta anlayabileceği açıklıktaki yanlışlıklardır.
Uyuşmazlığın çözümü hukuki bir sorun ise, bir başka deyişle, yargı
organı tarafından delillerin değerlendirilmesi ile yasaların hukuki ana-
lizi ve yorumu sonunda çözümlenebilecek bir nitelikte ise, vergi hatası
iddiası ile düzeltme yoluna başvurulması olanaklı değildir.
Haksızlığı açık olan verginin, her zaman düzeltme yolu ile vergi
hatası kapsamında değerlendirilerek incelenmesi olanaklı değildir;
ancak haksız alınan verginin düzeltme hükümleri kapsamı dışında
bulunması nedeni ile bu yolla düzeltilemeyecek olması vergi idaresinin
söz konusu vergiyi iade etmeyeceği anlamına da gelmez. Haksız vergi
işlemi nedeni ile ortaya çıkan ve açıkça görülen bir haksızlığın usulüne
uygun olarak dava edilmesi durumunda, vergi hatalarının düzeltilmesi
ile ilgili prosedürün tamamlanması için konunun bir defa da şikayet
makamı tarafından incelenmesine gerek yoktur.
52
Vergilendirme sürecinde, genel olarak, tarh aşamasındaki vergi
borçları hakkında başvurulan düzeltme yoluna, tahsil aşamasına ulaşmış
vergi borçları bakımından da başvurulması olanaklıdır. Örneğin; ilgili
dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımayan kişinin takibata tâbi tutulması
açık bir vergilendirme hatası (yükümlünün şahsında hata) olduğundan
bu husus düzeltme ve şikayet başvurusuna konu yapılabilir; bir başka
anlatımla bu tür açık bir hatanın varlığı durumunda ödeme emrine karşı
da düzeltme ve şikayet yoluna başvurulması olanaklıdır.
53
Yine, vergi borcunu ödeyen bir yükümlünün, anılan işlemin hatalı
olduğu ve verginin iade edilmesi gerektiği yönündeki istemi, ödeme
51
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 175.
52
Dan. 4. D., 22.04.1994, E. 1992/1353, K. 1994/1081.
53
Dan. VDDK, 13.06.2003, E. 2002/611, K. 2003/320.
Serkan AĞAR makaleler
378TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
emrine karşı açılacak bir davada değil, bu işleme karşı düzeltme yolu-
na başvurulması suretiyle ileri sürülebilir. Öte yandan, uygulamada,
ödeme emri aşamasındaki uyuşmazlıklar bakımından düzeltme yoluna
başvurulamayacağına ilişkin kararlara da rastlanır.
Örneğin; ödeme emrine ilişkin dava yolunu düzenleyen 6183 sayılı
kanunda ödeme emrine itiraz dolayısıyla vergi hatalarının düzeltilme-
sine izin veren bir hükmün yer almaması ve aynı zamanda 213 sayılı
VUK hükümlerinin bu aşamada kıyas yolu ile uygulanmasına hukuki
olanak bulunmaması gerekçeleri ile ödeme emrine karşı dava açılması
üzerine vergi hatalarının düzeltilmesi yoluna gidilemeyeceği belirtile-
rek, yükümlü beyanına göre ödeme emri tebliğ edilen kesinleşmiş bir
kamu alacağı için düzeltme istenemeyeceğine hükmedilmiştir.
54
Böylece, tarh işlemi sırasında ve tahsil işleminden sonra istenmesi
olanaklı bulunan düzeltmenin, bu iki aşama arasında tahsil işlemleri
yürürken istenememesi gibi ilginç bir durum ortaya çıkar; söz konusu
bu durumun nedenini, 213 sayılı VUK ile 6183 sayılı kanunun getirdiği
düzenlemelerin uyumsuzluğunda aramak gerekir.
55
Özetle, uygula-
mada aksi yönde kararlar bulunmasına karşın, ödeme emri aşamasına
gelmiş bir vergi borcu hakkında da düzeltme yoluna başvurulması
olanaklıdır.
213 sayılı VUK’un 125. maddesine göre, vergi mahkemesi, bölge
idare mahkemesi ve Danıştay incelemesinden geçmiş olan vergilendirme
işlemlerinde vergi hataları bulunduğu takdirde, söz konusu hatalar, yar-
gı kararları kesinleşmiş olsa bile, düzeltme yoluna konu edilebilir; ancak
bu halde düzeltme yolunun işletilebilmesi için vergi hataları hakkında
sayılan yargı organları tarafından bir karar verilmemiş olması gerekir.
Vergi hatasının esası hakkında vergi yargısında verilen bir karar mevcut
ise, uyuşmazlığın düzeltme yolu ile incelenmesi olanaklı değildir.
Vergi hataları, yükümlünün
56
vergi muamelelerindeki hataların
düzeltilmesini vergi dairesinden istemesi ile anlaşılabileceği gibi, ilgili
memurun hatayı fark etmesi, üst memurların yaptıkları incelemeler
sonucunda hatanın görülmesi, teftiş sırasında hatanın anlaşılması ya
da vergi incelemesi sırasında hatanın farkına varılması ile de ortaya
54
Dan. 7. D., 02.04.1982, E. 1980/1487, K. 1982/671.
55
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 181-182.
56
213 sayılı VUK’un 8. maddesi muvacehesinde, yükümlü tabiri vergi sorumlularını
da kapsadığından, sorumlular da düzeltme başvurusunda bulunabilir.
makaleler Serkan AĞAR
379TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
çıkarılabilir. Tereddüt gerektirmeyen açık ve mutlak vergi hataları ver-
gi dairesi tarafından re’sen düzeltilir; ancak kendi aleyhine düzeltme
işlemi tesis edilen yükümlü, bu işleme karşı dava açabilir. Bu yönü ile
düzeltme aşamasında, vergi dairesinin hatayı kendiliğinden saptayıp
düzeltmesi durumunda iç denetim, yükümlünün başvurusu üzerine
düzeltme işlemini tesis eden idari makama göre ise, istinaf denetimi
57
ya da hiyerarşik denetim
58
söz konusu olur.
59
213 sayılı VUK’un 124. maddesinde, yükümlülere, bu işlemlere karşı
dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme taleplerinin red-
dedilmesi üzerine “şikayet” yolu ile Maliye Bakanlığı’na başvurabilme
olanağı tanınmıştır; aynı şekilde, il özel idare vergileri hakkında valiliğe
ve belediye vergileri hakkında belediye başkanlığına başvurulabilir.
Anılan hükümde, dava açma süresini geçirenlerin izleyebilecekleri yol
düzenlenmiştir.
Dolayısıyla, bu hükümden sadece dava açma süresi geçtikten sonra
düzeltme ve şikayet yoluna başvurulabileceği anlamı çıkarılamaz; zira
dava yolunun, 30 gün olarak öngörülen vergi mahkemesinde dava
açma süresi geçtikten sonra düzeltme isteminde bulunanlar tarafın-
dan kullanılabileceği, dava açma süresi içinde başvurup bu istemleri
reddedilenlerin, dava yolunu kullanamayacaklarını kabul etmek,
düzeltme müessesesinin vergi hukukundaki düzenleniş amacına ters
düşer. Kanun hükmü ile dava açma süresini geçirenlere başvuru hakkı
tanındığına göre, bu süreyi geçirmeyenler de evleviyetle bu haktan
yararlanabilmelidir.
Vergi yükümlüsü, hatalı olduğunu düşündüğü vergi işlemine karşı
doğrudan yargı yoluna başvurabileceği gibi, düzeltme yolunu da tercih
edebilir; bu noktada muhayyerdir.
Vergi hatalarının düzeltilmesi istemlerinde vergi davasına konu
edilen idari işlem, düzeltme isteminin reddine ilişkin vergi dairesi işle-
mine karşı şikayet yolu ile başvuru sonucu Maliye Bakanlığı tarafından
57
İstitaf denetimi, kararından hoşnut olunmayan idari makamın bizzat kendisine
başvurularak kararın düzeltilmesini istemek anlamına gelir.
58
Hiyerarşik denetim, hiyerarşi (silsile-i merâtip/sıralıdüzen) ilişkisine istinaden alt
makamın işlemini bir üst makamın incelemesidir.
59
Kumrulu, A. G., Vergi İşlemlerinde Hata ve Düzeltme (yayınlanmamış doktora tezi),
Ankara, 1979, s. 15, nak. Akkaya, M., Vergi Sorumlusunun Vergi Yargısı ve Vergi İdaresi
Karşısındaki Konumu (Vergi Sorumlusu), AÜHFD, C. 46, S. 1-4, Ankara, 1997, s. 199.
Serkan AĞAR makaleler
380TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
tesis edilen ret işlemidir;
60
yoksa vergi dairesinin tarh ya da tahsil işlemi
değildir.
Bu noktada, bir hususa daha değinmekte yarar vardır. Bilindiği
üzere yükümlüler, 213 sayılı VUK’un 378. maddesinin 2. fıkrası ge-
reğince, beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh
edilen vergilere karşı dava yoluna başvuramazlar; anılan madde, aynı
zamanda, vergi hatalarına ilişkin beyanları, değinilen kapsam dışında
tutmuştur. Bir başka anlatımla, yükümlüler, beyan ettikleri matrahlarda
ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilerde vergi hatası bulunması
durumunda bunlara karşı dava yoluna başvurabilirler. Örneğin; 7338
sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, miras
yolu ile gerçekleşen intikallerde değerlemenin, malların hukuken iktisap
edildiği tarihteki durumu dikkate alınarak yapılması gerektiğinden,
2005 yılında iktisap edilen bir taşınmaz için, 2005 yılına ait vergi değeri
yerine, 2006 yılı için hesaplanan vergi değerinin beyan edilmesinde,
vergilendirmede hesap hatasının bir türü olarak matrah hatası bulunur
ve bu beyana dayanılarak dava yoluna başvurulabilir.
“Düzeltme Yetkisi ve Reddiyat” başlıklı 213 sayılı VUK’un 120. madde-
si gereğince, vergi hatalarının düzeltilmesinde yetki, ilgili vergi dairesi
müdürüne aittir. Vergi hataları, düzeltme fişine dayanılarak düzeltilir.
Vergi hatası yükümlü aleyhine gerçekleşmiş ve fazla vergi, düzeltme
fişine dayanılarak terkin ve tahsil olunmuş ise, yükümlü adına reddo -
lunur. Reddedilecek miktarla başvuracağı muhasebe ve müracaat süresi
belirtilmek suretiyle düzeltme fişinin bir örneği yükümlüye tebliğ olu-
nur. Yükümlü, tebliğ tarihinden itibaren 1 yıl içinde adına reddolunan
miktarı geri almak üzere vergi dairesine başvurmalıdır; aksi halde bu
hakkını yitirir.
213 sayılı VUK’un 126. maddesi delaletiyle 213 sayılı VUK’un 114.
maddesinde yazılı, vergiyi doğuran olayı takip eden takvim yılının
60
“Her ne kadar, doktrinde vergi davalarının, idare hukukuna özgü tam yargı davaları içinde
sayılması gerektiği yolunda görüşler var ise de, bu düşünce, daha doğru bir ifade ile böyle bir
sınıflandırma, vergi davalarında rakamla ifade edilen bir miktarın söz konusu olmasından
kaynaklanmaktadır. Yoksa vergi davalarında tam yargı davalarının esas unsurlarından olan
bir zararın giderilmesi ve ihlal edilen bir hakkın yerine getirilmesi bahis konusu olmamaktadır.
Bu nedenle vergi davalarında, idare hukukunun tam yargı ile ilgili genel hükümlerini de
uygulama olanağı bulunmamaktadır. Verginin geri verilmesi isteğinin reddine ilişkin idari
işlemin yargı kararı ile iptal edilmesi, bu verginin, özel yasasında belirtilen usulde ret ve
iadesinin gerektiği hususunu da beraberinde getirmektedir.”, Dan. 7. D, 18.03.1983, E.
1982/2796, K. 1983/445.
makaleler Serkan AĞAR
381TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
başından itibaren 5 yıllık tahakkuk zamanaşımı süresi geçtikten sonra
ortaya çıkarılan vergi hatalarının düzeltilmesi olanaklı değildir. Aslında
hak düşürücü bir süre niteliğini taşıyan düzeltme zamanaşımı süresi,
kimi durumlarda, 6 seneye kadar uzayabilir; düzeltme zamanaşımı sü-
resinin son yılı içinde tarh ve tebliğ edilen vergilerde hatanın yapıldığı,
ilan yolu ile tebliğ edilip vergi yargısında dava konusu yapılmaksızın
tahakkuk eden vergilerde yükümlüye ödeme emrinin tebliğ edildiği,
ihbarname ve ödeme emri ilan yoluyla tebliğ edilen vergilerde ise 6183
sayılı kanuna göre haczin uygulandığı tarihten başlamak üzere 1 yıldan
aşağı olamaz. Kanun koyucu, sayılan durumlar bakımından tamamlayıcı
bir süre öngörmüştür.
b. Uzlaşma Komisyonunun Uzlaşma Başvurusunu
Yetkisizlik veya Süreaşımı Nedeniyle Reddi İşlemi
213 sayılı VUK’un Ek 7. maddesinin 1. fıkrasına göre, vergi yükümlü-
sü veya ceza muhatabı, uzlaşma isteminde bulunduğu vergi ve ceza hak-
kında, ancak uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava yoluna başvurabilir.
Aynı maddenin 3. fıkrasına göre de, uzlaşmanın vaki olması durumunda
yükümlü, uzlaşılan vergi ve cezaya (bunlardan biri üzerinde uzlaşılsa
bile her ikisine), adına sadece ceza kesilmiş bulunan ceza muhatabı ise
uzlaşılan cezaya karşı dava açamaz. Yükümlü ya da ceza muhatabı aynı
vergi ve/veya ceza için uzlaşma isteminden önce dava açmışsa dava,
vergi mahkemelerinde uzlaşma işleminin sonuca bağlanmasından önce
incelenmez; incelenip karara bağlansa bile hükümsüz sayılır.
Kimi zaman uzlaşma başvurusu, ön inceleme aşamasında reddedi-
lir. Uzlaşma Yönetmeliği’nin
61
10. maddesine göre ön inceleme, uzlaşma
başvurusunun, Uzlaşma Yönetmeliği’nin 7. maddesi çerçevesinde şekil
(yazılı olarak yükümlü tarafından bizzat ya da resmi vekaletnameye
sahip vekili ya da tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve
cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin yasal temsilcileri ta-
rafından yapılması) koşuluna uygun olarak 30 günlük süresi içerisinde
yapılıp yapılmadığı ve uzlaşma komisyonunun yetkisi bakımından
incelenmesidir. Uzlaşma Yönetmeliği’nin 7. maddesine uygun olarak
yapılmadığı saptanan ya da yapıldığı komisyonun yetkisine girmediği
görülen
62
uzlaşma başvurusu, esası incelenmeksizin reddedilir.
61
RG, 03.02.1999, 23600.
62
Uzlaşma başvurusunun ön inceleme aşamasındaki reddi gerekçelerine örnek olarak;
Serkan AĞAR makaleler
382TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
İdari işlemler kuramı bakımından ön incelemede verilen uzlaşma
başvurusunun reddine ilişkin kararlar “tek yanlı, kesin ve icrai (yürütü-
lebilir)” niteliktedir ve dolayısıyla vergi davasına konu edilebilirler.
63
Danıştay’ın içtihadı da bu yöndedir.
64
Ret kararının dava açma hakkı üzerinde birtakım etkileri bulunur:
Ret kararının ilgiliye tebliği tarihinde, “uzlaşma başvurusu ve vergi davası
açma süreleri henüz dolmamış ise”, ilgili, kararda dayanılan aykırılığın
giderilmesi olanaklı ise bu aykırılığı gidererek yeniden uzlaşma başvu-
rusunda bulunma ya da tarh edilen vergi ve kesilen vergi cezasını vergi
davasına konu etme bakımından seçimlik hakka sahiptir. Ret kararının
ilgiliye tebliği tarihinde “hem uzlaşma başvurusunda bulunma hem de vergi
davası açma süresi dolmuş ise”, ilgilinin, ne uzlaşma başvurusunu yenile-
me ne de bu başvuruya konu ettiği vergi ve vergi cezasına karşı vergi
mahkemesinde dava açma olanağı vardır. Uzlaşma görüşmeleri yapılıp
uzlaşmanın vaki olmaması ya da temin edilmemiş sayılması durumu da
ortaya çıkmadığından 213 sayılı VUK’un Ek 7. maddesinde öngörülen 15
günlük ek dava açma süresinin kullanılması da olanaklı değildir; ancak
uzlaşma başvurusunun vergi yükümlüsü tarafından bizzat, vekili ya da yasal
temsilcisi tarafından yapılmaması, vergi yükümlüsünün yasal temsilcisi gibi hareket
eden kişinin bu niteliğinin usulüne uygun biçimde belgelendirilememesi, uzlaşma
başvurusunun otuz günlük yasal başvuru süresi geçirildikten sonra yapılması ya da
otuz günlük süresi içerisinde yetkisiz uzlaşma komisyonuna yahut idari makama
yapılan başvurunun bu süre geçtikten sonra intikal ettirilmesi ve bu nedenle başvuru
süresinin geçmiş bulunması, uzlaşma başvurusunun adi postayla yapılması nedeni
ile komisyonun kayıtlarına otuz günlük süre dolduktan sonra geçmesi, uzlaşmanın
konu, yer ve miktar itibariyle komisyonun yetkisine girmemesi ya da üzerinde
uzlaşılmak istenen vergi ve cezasının (ya da her ikisinin) tarh yöntemi ve ceza türü
bakımından uzlaşmanın konusuna girmemesi gösterilebilir, Candan, T., Vergilendirme
Yöntemleri ve Uzlaşma (Uzlaşma), Ankara, Ocak, 2001, s. 282.
63
Ret kararı yürürlükte kaldığı sürece yeniden uzlaşma başvurusunda bulunulamaz;
ancak, 30 günlük süresi içerisinde olmak kaydı ile uzlaşma başvurusunun; vergi
yükümlüsü tarafından bizzat yapılmadığı gerekçesi ile reddi durumunda, vergi
yükümlüsü tarafından bizzat ya da resmi vekaletnameye sahip vekili ya da yasal
temsilcisi aracılığıyla vekilin, vergi yükümlüsünün resmi vekaletnamesine sahip
olmadığından bahisle reddi durumunda, resmi vekaletname ile tayin edilecek
vekil aracılığıyla veya bizzat ilgili tarafından ya da yasal temsilcisi vasıtasıyla, yasal
temsilci niteliğinin belgelendirilmemiş olunması nedeni ile reddi durumunda, bu
durum belgelendirilerek, uzlaşma komisyonunun konu, yer ve miktar itibariyle
yetkisi dışında bulunması nedeni ile reddedilmiş bulunması durumunda, konu, yer
ve miktar itibariyle yetkili uzlaşma komisyonuna başvuru suretiyle yeniden uzlaşma
başvurusunda bulunulabilir, age., s. 285-286.
64
Bkz., Dan. 3. D., 21.05.1986, 1986/1079-1373; Dan. 4. D., 22.02.1990, E. 1987/3627, K.
1990/660; Dan. 9. D., 15.10.1985, 1985/1674-795; Dan. 4. D., 24.06.1996, 1996/842-
2765, nak. age., s. 284.
makaleler Serkan AĞAR
383TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
bu durumda bile ilgili, verilen ret kararının yetki, şekil, sebep, konu ve
maksat öğelerinden biri ya da birkaçı bakımından hukuka aykırı olduğu
iddiası ile genel görevli idare mahkemesinde dava açabilir.
65
c. Uzlaşmanın Vaki Olmaması ya da Temin Edilememesi
Türk vergi uygulamasında, uzlaşma başvurusunda bulunan
uzlaşma komisyonunun çağrısına uymayarak toplantıya haklı bir ne-
den olmaksızın gelmezse, çağrıya uyarak toplantıya gelmesine karşın
düzenlenen tutanağı imzalamazsa ya da tutanağı “ihtirazi kayıtla” im-
zalamak isterse, uzlaşma temin edilememiş sayılır. Uzlaşmanın vaki
olmaması ise, “uzlaşmaya varılamaması” anlamına gelir ve “komisyon
teklifinin yükümlü tarafından kabul edilmemesi” durumunu belirtir. Bu
durumda komisyon nihai teklifini tutanağa geçirir.
Tutanağın düzenlenmesi uzlaşma olanağının tamamen tükendiği
anlamına gelmez. Buna göre, ilgili, isterse, “dava açma süresinin son
gününe kadar” komisyonun nihai teklifini kabul edebilir. Bu durumda,
kabule ilişkin dilekçenin vergi dairesine verildiği tarihte uzlaşma vaki
olmuş sayılır.
Uzlaşmaya varılamaması durumunda yükümlü ya da ceza muhata-
bı, tarh olunan vergiye veya kesilen cezaya karşı, uzlaşmaya varılama-
dığına ilişkin tutanağın kendilerine tebliğinden itibaren genel hükümler
dairesinde ve yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilir.
66
Uzlaşma
başvurusuna konu edilen vergi ve/veya vergi cezasına karşı daha önce
dava açıldığı hallerde, uzlaşma başvurusunda bulunulması durumunda
mahkemece yargılama durdurulur ve açılan dava uzlaşma işleminin so-
nuca bağlanmasına kadar incelenmez. Uzlaşmaya varılamaması halinde
durdurulan yargılamaya, vergi dairesinin iş’arı üzerine devam edilir.
Uzlaşmaya varılamaması dolayısıyla uzlaşma başvurusunda bulu-
nana tanınan ek dava açma süresi 213 sayılı VUK’un Ek 7. maddesinin
65
Age., s. 286-287.
66
“Uzlaşma temin edilemediği takdirde bu hususun ilgiliye tebliğ olunacağı (213 sayılı VUK’un
Ek 5. maddesinde) belirtilmiştir. Bu bildirim uzlaşma isteminde bulunan kişinin hukukunu
etkileyen idarenin tek yanlı ve icrai bir işlemi niteliğinde olduğundan iptal davasına konu
yapılabilir.”, Dan., 11. D., 07.04.1999, E. 1997/4611, K. 1999/1172; “Uzlaşma temin
edilemediği takdirde bu hususun ilgiliye bildirimi, uzlaşma isteminde bulunan kişinin
hukukunu etkileyen idarenin tek yanlı ve icrai bir işlemi niteliğinde olduğundan iptal davasına
konu yapılabilir.”, Dan. 4. D., 16.10.1986, 1986/5182-3057.
Serkan AĞAR makaleler
384TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
4. fıkrasında 15 gün olarak belirlenmiştir. Uzlaşmanın vaki olmadığına
(temin edilememiş sayıldığına) dair tutanağın uzlaşma başvurusunda
bulunana tebliğinden itibaren işleyecek olan ek dava açma süresinin
varlığı, anılan tebliğin yapıldığı tarih itibariyle genel dava açma sü-
resinin bulunduğu duruma bakılarak belirlenir: Tebliğ tarihinde, 30
günlük vergi davası açma süresinin dolmasına 15 gün veya 15 günden
fazla zaman varsa ek dava açma süresi işlemez. Dava, kalan süre içinde
açılmalıdır. Tebliğ tarihinde 30 günlük vergi davası açma süresi dolmuş
veya dolmasına 15 günden az bir zaman kalmışsa tebliğden itibaren ek
15 günlük süre içinde dava açılabilir.
67
Bir vergi incelemesi sonucu düzenlenen raporda inceleme elema-
nı tarafından, tarhı gereken verginin matrahı ve miktarı ile kesilecek
cezanın türü ve miktarının gösterildiği durumlarda vergi dairelerinin,
bu vergi ve cezaların yükümlülere duyurulmasına yarayan araçlar olan
vergi ve ceza ihbarnamelerini düzenlerken inceleme raporu doğrul-
tusunda işlem yapmaları gerektiğinden ve tarhiyat öncesi uzlaşmaya
varılmadığını saptayan tutanağın düzenlenmesiyle de vergi ve cezanın
belirliliği amacı gerçekleştiğinden, vergi davasının açılmasından sonra
tebliğ edilen ihbarnamelerde istenen vergi ve cezalarla, tarhiyattan önce
uzlaşmaya varılamadığına ilişkin tutanakta gösterilen vergi ve cezaların,
vergi inceleme raporunda salınması ve kesilmesi öngörülen vergi ve
cezalarla aynı olması ile yükümlünün, hakkında yapılacak tarhiyattan
bilgi sahibi olduğu ve bu vergi ve cezaya ilişkin ihbarname tebliğinin
yükümlünün durumunda bir değişiklik yaratmamış olması karşısında,
ihbarnamenin tebliği beklenmeksizin ve tarhiyattan önce uzlaşmaya va-
rılamadığı yolundaki tutanağın düzenlenmesi üzerine açılan davaların
da vergi mahkemesince incelenmesi olanaklıdır.
68
C. İdari İşlem Kuramlarının Vergilendirme
Aşamalarına Yansımaları
İdari işlem kuramlarından zincir işlemler ile ayrılabilir işlemler
kuramları vergisel işlemlerden müteşekkil idari prosedüre uygulan-
dığında, bu uygulamanın ilginç ve dikkat çekici çeşitli yansımalarının
olduğu görülecektir.
67
Candan, Uzlaşma, s. 306-307.
68
Dan. VDDK, 06.12.1996, E. 1995/173, K. 1996/406.
makaleler Serkan AĞAR
385TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
20. yüzyıl başlarında ortaya atılan zincir işlemler kuramı, belirli ve
nihai bir sonucu doğurmak amacı ile birbirini takip eden ve tamamlayıcı
bir dizi işlem olarak tanımlanır
69
ve idari prosedür, belirli işlemlerin art
arda ve zincirleme olarak yapılması ile tamamlanır.
70
Bir başka anlatımla, zinciri oluşturan halka işlemin amacı, nihai işle-
min ortaya çıkmasını sağlamaktır ve halka işlemlerin ayrıca dava konusu
yapılması olanaksızdır. Halka işlemlerle ilgili hukuka aykırılık iddiaları,
ancak nihai işleme karşı açılan bir iptal davasında ileri sürülebilir.
Danıştay, kesin ve yürütülebilir bir nitelik taşıyabilmesi için idari
işlemin, tüm idari prosedürü tüketmiş, bir başka deyişle gerekli prose-
dürün son aşamasını geçirmiş, başka bir idari makamın onay ve iznine
tabi olmaksızın hukuk düzeninde değişiklik meydana getirebilecek ve
ilgililerin hukuki durumunu doğrudan etkileyebilecek bir işlem olması
gerektiğini belirtmiştir.
71
Örneğin; yoklama fişine dayanılarak gerçek usulde yükümlülük
tesis edilmesine ilişkin bir idari işlem, herhangi bir makamın onayına
tabi bulunmadığı gibi yükümlüyü defter tasdik ettirme, fatura ve fiş
kullanma, beyanname verme gibi vergi ile ilgili ödevleri yerine getirme
zorunda bıraktığından, idari davaya konu olabilecek nitelikte, icrai,
kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olarak kabul edilmiştir.
72
İdari işlemin kesinliğini, başka bir idari makamın onay ve iznine
tabi olmama biçiminde anlayan Danıştay’ın değinilen yaklaşımı, birden
fazla işlemin birbirini takip ederek nihai işlemi oluşturması biçiminde
özetlenebilecek zincir işlemler kuramı perspektifinden değerlendirildi-
ğinde tatmin edici değildir; zira bir idari prosedür içinde yer alan çeşitli
aşamalarda tesis edilen işlemler ilgilinin hukukunu etkiler nitelikte,
bir başka deyişle icrai ise, prosedürün o aşamasının tamamlandığı ve
ortada kesin bir idari işlemin bulunduğu kuşkusuzdur;
73
dolayısıyla
bu durumda, zincir işlemin son sırasındaki nihai (temel) işlemin tesis
69
Günday, s. 122.
70
Tercinet, M-R., L’Acte Conservatoire en Droit Administratif, Paris, 1979, s. 19, nak. Erkut,
C., İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdari İşlemin Kimliği (İdari İşlem),
Ankara, 1990, s. 122.
71
Dan. 12. D., 07.07.2003, 2003/380-2077, in DKD, Y. 2, S. 3, 2004, s. 344.
72
Dan. 3. D., 11.03.2004, E. 2003/1501, K. 2004/703, DKD, Y. 2, S. 4, 2004, s. 120.
73
Erkut, C., “İdari Davaya Konu Olabilecek Kesin ve Yürütülebilir İşlem Kavramı (Kesin ve
Yürütülebilir İşlem)”, I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, I. Kitap, İdari Yargı, 1-4
Mayıs 1990, Ankara, s. 113.
Serkan AĞAR makaleler
386TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
edilmesini beklemek gerekmez, icrai işlem zincirden ayrılarak bağımsız
olarak dava konusu edilebilir.
Uygulamada zincir işlemler, “amaç işlemin oluşumuna kadar, aynı ya
da değişik merci ve organların irade açıklamalarını gerektiren işlemler” biçi-
minde tanımlanmıştır.
74
Bu tanımda dikkati çeken en önemli husus, nihai
(temel) işleme giden süreçte zinciri oluşturan işlemlerin aynı makam
tarafından da tesis edilebileceğine işaret edilmesidir.
İdari prosedür içerisinde tesis edilen tüm işlemlerin ortak amacı,
temel işlemi ortaya çıkarmaktır. Dolayısıyla, temel işlem gerçekleş-
medi ise, temel işleme kadar idari prosedür içerisinde yer alan diğer
işlemlerin hukuki varlık kazanması söz konusu değildir; ancak temel
işlemden bağımsız ve ayrı olarak hukuki değer taşıyabilen ve yapıldığı
anda birtakım hukuki sonuçlar doğurabilen işlemler, idari prosedürden
ayrılarak dava konusu edilebilir.
75
Zincir işlemin halkaları durumundaki işlemler, temel işlem gerçek-
leşene kadar bir süreklilik içinde birbirini izler;
76
dolayısıyla tesis edilen
işlemler arasında, doğrudan ve zorunlu bir hukuki bir bağlılık vardır,
bir başka deyişle, zincirin halkalarını oluşturan her işlem bir sonra-
kinin hukuki dayanağıdır. Halka işlemler arasındaki bu hukuki bağ,
doğrudan ve zorunludur. Buna dayanarak, halka işlemlerin amacının
temel işlemin ortaya çıkarılması olduğu ve bu nedenle de ancak temel
işlemle birlikte dava konusu edilebilecekleri söylenebilirse de, bir göm-
leğin ilk düğmesinin yanlış iliklenmesinin diğer düğmelerin de yanlış
iliklenmesi sonucunu doğurması gibi, zincir işlemlerde temel işlem
ortaya çıkmadan önce, bir başka deyişle, gömleğin tüm düğmelerinin
iliklenmesini beklemeden, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen halka
işlemlerin de zincirden ayrılarak iptal davasına konu edilebileceğini
kabul etmek gerekir.
77
Halka işlemlerin ancak temel işleme karşı açılacak davada incele-
nebileceği ve bağımsız olarak dava konusu yapılamayacağı biçimin-
deki yukarıdaki anlayışı savunan zincir işlemler kuramının, ayrılabilir
işlem kuramının geliştirilmesi ile önemini yitirdiği ileri sürülebilirse
74
Dan. DDK, 25.05.1973, E. 1972/166, K. 1973/330, AİD, C. 8, S. 1, s. 226.
75
Erkut, İdari İşlem, s. 121.
76
Chevallier, J., “La fonction contentieuse de la théorie des opérations administratives
complexes”, AJDA, 1981, s. 335, nak. Erkut, İdari İşlem, s. 122.
77
Bkz., Dan. İBK, 28.06.1979, E. 1976/1, K. 1979/10, RG, 12.06.1980, 17015.
makaleler Serkan AĞAR
387TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
de, ayrılabilir niteliğe sahip işleme karşı süresinde dava açılamaması
durumunda, temel işleme karşı açılacak davada temel işlemle birlikte
halka işlemin hukuka aykırılığının da değerlendirilmesi olanağı vardır.
Halka işlemlerdeki hukuka aykırılığın, dava açma süresi geçmiş olsa
bile, temel işlemin tesis edilmesinden sonra ve onunla birlikte dava
konusu edilerek incelenmesinin sağlanması olanaklıdır.
78
6183 sayılı Kanun’a göre ödeme emri düzenlenebilmesi için,
tahakkuk etmiş, ancak vadesinde ödenmemiş bir kamu alacağının,
haciz işlemi tesis edilebilmesi için tahakkuk etmiş, ancak vadesinde
ödenmemiş bir kamu alacağının, haciz işlemi tesis edilebilmesi için
de usulüne göre tebliğ olunmuş bir ödeme emrinin, haczedilen malın
satışının yapılabilmesi için de, usulüne uygun olarak yapılmış bir haciz
işleminin bulunması gereklidir. Bir başka anlatımla, tarh işlemi ödeme
emrinin (tahsil işleminin), ödeme emri haciz işleminin, haciz işlemi de
satış işleminin sebep unsurunu oluşturan işlemlerdendir. Bu işlemler,
hep birlikte bir zincir oluştururlar ve zincirin her halkası, diğerinden
bağımsız olarak dava konusu edilebilecek niteliktedir. Burada, zincirden
ayrılabilen işlemler söz konusudur.
79
Vergilendirmede tahsil aşamasında özellikle cebren tahsil süreci,
idari işlem kuramlarının uygulanması bakımından bir laboratuar özelliği
gösterir. İhtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz, teminat, ödeme emri düzen-
lenmesi, kamu alacağını karşılamak üzere yükümlünün mallarının haczi
ve satışı ya da teminatın paraya çevrilmesi gibi idari işlemlerin her biri
birbirine bağlı olarak bir zincirin halkaları biçiminde gerçekleşirler.
Dolayısıyla, bu süreçte halka işlemlerin birinde gerçekleşen bir hukuka
aykırılık, kendinden sonra gelen halka işlemin ya da işlemlerin hukuka
uygunluğunu olumsuz biçimde etkileyebilir.
Vergilendirmede cebren tahsil aşamasında tesis edilen ihtiyati
tahakkuk, ihtiyati haciz gibi işlemler, dış görünüşleri ve amaçları
çerçevesinde aslında birer hazırlık işlemidir ve bu açıdan değerlendi-
rildiğinde ancak temel işlemle birlikte dava edilmeleri gerekir. Temel
işlem, kamu alacağının tahsilidir; bu da cebren tahsil sürecinde haciz
(ve satış) işlemi olarak görülebilir; bir başka deyişle haciz ve ardından
satış işlemlerinin, ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz bakımından temel
78
Charles, H., Actes Rattachables et Actes Détachables en Droit Administratif Français, Paris,
1968, s. 27, nak. Erkut, İdari İşlem, s. 123.
79
Candan, İdari Yargılama, s. 82.
Serkan AĞAR makaleler
388TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
işlem niteliğini taşıdığı söylenebilir; işte kamu alacağının cebren tahsil
edilmesi sürecinde ortaya çıkan ve kamu borçlusunun hukukunu etki-
leyen ödeme emri, ihtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz gibi işlemler, temel
işlemden bağımsız olarak dava konusu edilebilir. Bu konuda kanunda
ayrıca bir hüküm bulunmasına da gerek yoktur; zira anılan işlemlerin
icrai niteliği bunu gerektirir. Son halka işlemin iptal edilmesi, kural
olarak, öncekini etkilemese de, önceki işlemde gerçekleşen sakatlıklar
temel (amaç) işlemin hukuki dayanağını ortadan kaldırdığından iptaline
neden olabilir.
80
Bu noktada, 6183 sayılı kanunun, ödeme emrine itirazı üç husus ile
sınırlayan 58 inci maddesini değerlendirmek gerekir. Kamu borçlusu
ödeme emrine karşı dava yoluna başvurabilir; ancak yerleşik kanı,
idare hukuku ve vergi hukukuna ilişkin hiyerarşik başvuru yolları ile
düzeltme gibi denetim yollarının ödeme emrine karşı işletilemeyeceği
yönündedir.
81
Bu kanıya ulaşmadaki temel gerekçe ise, tahsil işleminin
temelindeki hukuka aykırılıkların, vergiyi doğuran olay ile başlayan
vergilendirme sürecinin ilk işlemi olan tarh işleminin tamamlanması
aşamasında ileri sürülmesi gerektiğidir; zira tahsil işlemi, tarh işlemine
bağlıdır.
82
Bir başka anlatımla, uygulamada, kamu borcu henüz doğ-
muşken tarh aşamasında ileri sürülmeyen hukuka aykırılıkların, kamu
borcunun kesinleştiği tahsil aşamasında ileri sürülememesi gerektiği
kabul edilmiştir. Dolayısıyla, ödeme emrine karşı açılacak bir davada,
kamu borçlusunun dayanak noktaları sınırlandırılmıştır; 6183 sayılı
kanunun 58. maddesinin 1. fıkrası gereği, kamu borçlusu, kendisine
tebliğ olunan ödeme emrine karşı ancak, böyle bir borcunun olmadı-
ğı, borcunu kısmen ödediği ya da borcunun zamanaşımına uğradığı
nedenlerine dayanabilir. Bu nedenle kamu borçlusu, tarh aşamasına
ilişkin bir hukuka aykırılığı, ödeme emrine karşı açacağı davada ileri
süremez; deyiş yerinde ise, tahsil aşamasında kamu borçlusu, tarh
aşamasındaki ihmalkârlığının bedelini öder; örneğin kamu borçlusu,
ticari faaliyetini terk ettiği ve gelir vergisi beyannamesini kendisinin
vermediği yolundaki iddiaları ancak tarh aşamasında ileri sürebilece-
ğinden bu iddiaların ödeme emrine karşı açılan bir davada incelenmesi
olanaksızdır.
83
Oysa zincir işlemler kuramının uygulanması ile tarh
80
Karakoç, Y., Kamu Alacaklarının Tahsili Aşamasında Ortaya Çıkan ve Vergi Yargısında
Çözümlenen Uyuşmazlıklar, Ankara, 2000, s. 59.
81
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 163.
82
Age.,
83
Dan. VDDK, 12.04.2002, 2002/57-227, Dan VDDK, 30.04.1999, E. 1998/266, K.
makaleler Serkan AĞAR
389TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
işlemine karşı dava aç(a)mamış olan ilgilinin, ödeme emrine karşı dava
yoluna başvurması halinde tarh işlemine ilişkin hukuka aykırılıkları da
ileri sürebilmesi gerekir.
Cebren tahsil aşamasında tesis edilen her biri öznel nitelikteki ihti-
yati tahakkuk, ihtiyati haciz ve yurt dışına çıkış yasağı işlemleri, idari
prosedür içerisinde gerçekleşen ve kamu alacağının tahsilini temine
yarayan tedbir işlemleri niteliğini taşırlar. Söz konusu işlemler, özel
hukuktaki gibi herhangi bir yargı kararına gereksinim göstermeksizin,
vergi idaresinin, kanunla çerçevesi çizilmiş idari prosedür içerisinde
re’sen aldığı geçici ve koruyucu önlemler biçiminde ortaya çıkar. Cebren
tahsil aşamasının niteliğinden doğan bu gibi işlemlerin etkisi, kamu
alacağının tahsilini öngören idari prosedürün tamamlanması ile birlikte
kendiliğinden sona erer. Bir başka deyişle, cebren tahsil süreci ile hedef
tutulan amaç, yani kamu alacağının tahsili gerçekleştiğinde koruyucu
nitelikteki bu işlemler de işlevlerini yitirirler. Anılan türdeki işlemlerin,
nihai işlemi etkileme güçlerinin yanı sıra, ilgilileri üzerinde doğrudan,
kısıtlayıcı ve sınırlayıcı hukuki sonuçlar doğurabilme yeteneğine sahip
oluşları, bunların bağımsız olarak dava konusu edilebilmelerine de
olanak sağlar; zira bu tür işlemler, kendine özgü ve idari prosedürden
ayrı(labilir) bir hukuki değere sahiptir.
84
İdari prosedür içerisinde halka işlemlerin hukuki varlıklarını ko-
rudukları dikkate alındığında, bunlar ile nihai (temel) işlem arasındaki
hukuki bağın çözülemez niteliğinin ortaya konulabilmesi oldukça
güçtür ve icrailik özelliğini de haiz bir halka işlemin zincirden her an
koparılabilme olasılığını artırır; bu bakımdan, vergilendirme sürecinde
ihbarname ya da ödeme emri tebliği, düzeltme ya da şikayet başvu-
rularının yetkili makamlarca reddi, ihtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz,
yurt dışına çıkış yasağı, haciz biçiminde ortaya çıkan işlemlerin tümü
birer icrai işlemdir ve zincirden ayrılarak bağımsız olarak dava konusu
edilebilir.
III. Sonuç
Vergi yargısında herhangi bir makamın onayına tabi olmayan, mat-
rahın ve verginin hesabını değiştirme, muhasebe kayıt ve nizamına ait
işlemlerde değişiklik yapma gibi bir takım mali ve hukuki yükümlülük-
1999/265.
84
Erkut, İdari İşlem, s. 127-128.
Serkan AĞAR makaleler
390TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
leri beraberinde getiren uyulması zorunlu, kesin ve icrai (yükümlünün
hukukunu etkiler nitelikteki) işlemler vergi davasına konu edilebilir.
Vergi davasına konu yapılabilecek idari işlem, vergi idaresinin idari
işleviyle ilgili olarak vergi hukuku alanında tesis ettiği, icrai (doğrudan
uygulanabilir) ve onların hukuki statülerinde, hak ve yükümlülüklerin-
de değişiklik ya da yenilik yaratan irade açıklamalarıdır.
Vergi hukuku açısından bir idari işlemin dava konusu edilebilmesi,
sadece verginin doğması ile sınırlı tutulamaz. Bu işlem dolayısıyla be-
yannamenin düzenlenmesi, muhasebe kayıt ve nizamında değişiklikler
yapılması, istisna ve muafiyet oran ve miktarlarında düzenlemelere
gidilmesi gibi doğrudan yükümlüyü zorlayacak ve hukukunu etkile-
yecek sonuçlar doğurması durumlarında da işlemin icrailik niteliğini
kazandığını kabul etmek gereklidir.
Sonuç olarak, vergi yargısında dava konusu icrai işlem, verginin
tarh ve tahakkukuna, itirazın reddine ilişkin işlemler ile tahsil edilebilir
hale gelen verginin tahsiline yönelik işlemlerdir. VUK, ayrıca, vergi
matrahının tespiti amacına yönelik olarak, takdir komisyonlarınca alı-
nan kararlar ile vergi hatalarının düzeltilmesi isteklerinin reddi üzerine
Maliye Bakanlığı’na şikayet yoluna başvurulması üzerine, bakanlıkça
tesis olunan işlemleri de, vergi davasına konu edilebilecek icrai işlem-
ler olarak saymıştır. Bununla birlikte, vergi mahkemelerinde açılacak
davaları sadece tarh, tahakkuk ve tahsil aşamasına ulaşmış işlemlere
hasretmek de olanaklı değildir; vergi idaresinin vergilemeden önce ya
da sonra tesis ettiği vergiye ilişkin kesin ve icrai birçok işlemin de vergi
davasına konu edilebilmeleri olanaklıdır.
KAYNAKÇA
85
I. KİTAPLAR
Akkaya, M., Vergi Hukukunda Ekonomik Yaklaşım (Ekonomik Yaklaşım),
Ankara, 2002.
Balta, T. B., İdare Hukuku I, Genel Konular, Ankara, 1970/72.
85
Naklen alıntı yapılan eserlere kaynakçada yer verilmemiş; aynı yazarın birden fazla
eserine yapılan atıflarda kullanılan kısaltmalar parantez içinde belirtilmiştir.
makaleler Serkan AĞAR
391TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
Bilici, N., Vergi Hukuku, 10. Baskı, Ankara, Mart, 2005
Candan, T., Vergilendirme Yöntemleri ve Uzlaşma (Uzlaşma), Ankara,
Ocak, 2001.
Çağan, N., Vergi Hukukunda Süreler (Süreler), Ankara, 1975.
Dönmez, R., Vergi İcra Hukukunda İhtiyatî Haciz, Eskişehir, 1998.
Dönmez, R., Vergi İcra Hukukunda Haciz Yolu İle Takip (Haciz), Ankara,
2005.
Duran, L., İdare Hukuku Ders Notları, İstanbul, 1982.
Eren, F., Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt I-II, 6. Bası, İstanbul,
1998.
Erginay, A., Vergi Hukuku, Ankara, 1976.
Erkut, C., İptal Davasının Konusunu Oluşturma Bakımından İdari İşlemin
Kimliği (İdari İşlem), Ankara, 1990.
Gözler, K., İdare Hukuku, Cilt I, Bursa, 2003.
Gözübüyük, A. Ş., Tan, T., İdare Hukuku, Cilt II, İdari Yargılama Hukuku,
Ankara, 1999.
Günday, M., İdare Hukuku, 8. Baskı, Ankara, 2003.
Kaneti, S., Vergi Hukuku, 2. Bası, İstanbul, 1989.
Karakoç, Y., Kamu Alacaklarının Tahsili Aşamasında Ortaya Çıkan ve Vergi
Yargısında Çözümlenen Uyuşmazlıklar, Ankara, 2000.
Kumrulu, A. G., Vergi Yargılama Hukukunun Kuramsal Temelleri (İşlev-
Yapı-İlkeler-Nitelik), Ankara, 1989.
Onar, S. S., İdare Hukukunun Umumi Esasları, Cilt III, 3. Bası, İstanbul,
1966.
Öncel, M., Kumrulu, A., Çağan, N., Vergi Hukuku, 13. Bası, Ankara,
2005.
Özay, İ. H., Günışığında Yönetim, İstanbul, 1996.
Saban, N., Vergi Hukuku, İstanbul, 2005.
Serkan AĞAR makaleler
392TBB Dergisi, Sayı 68, 2007
II. MAKALELER
Akkaya, M., Vergi Sorumlusunun Vergi Yargısı ve Vergi İdaresi Karşısındaki
Konumu (Vergi Sorumlusu), Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Cilt 46, Sayı 1-4, Ankara, 1997.
Bayraklı, H. H., Türk Vergi Yargılama Hukukunda Yürütmenin Durdu-
rulması, Kocatepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi
Yıllığı, Afyon, 1991.
Erkut, C., İdari Davaya Konu Olabilecek Kesin ve Yürütülebilir İşlem Kavramı
(Kesin ve Yürütülebilir İşlem), I. Ulusal İdare Hukuku Kongresi, I.
Kitap, İdari Yargı, 1-4 Mayıs 1990, Ankara.
Öncel, M., Vergi Hukukunda Takas, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Dergisi, Cilt 35, Sayı 1-4.
III. ŞERH ve AÇIKLAMALAR
Candan, T., Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İdari Yargılama),
Ankara, Ekim, 2005.
ELEKTRONİK KAYNAKÇA
Ağar, S., İdari İşlem Kuramı Perspektifinden Verginin Tarhı (Verginin Tarhı),
http://www.idare.gen.tr/tarh.htm, 15.10.2006.