makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
97TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Giriş
İnsan ticareti olgusu Türkiye’de ve dünyada son yıllarda giderek
yükselen bir oranda gündeme gelmektedir. Bu konu hakkında kesin
rakamların tespit edilmesi mümkün olmasa da her yıl oldukça fazla
sayıda insanın insan ticareti mağduru olduğu tahmin edilmektedir.
Tüm dünyada gündeme gelen bu durum neredeyse bütün hükümetle-
rarası örgütlerin bu konu hakkında çeşitli çalışmalar yürütmesine yol
açmıştır.
N
Türkiye de insan ticareti açısından hedef ülkelerden birisidir.
2
Birleşmiş Milletler’in açıkladığı istatistikler açısından Türkiye bu suç
açısından transit ülke olarak yüksek, hedef ülke olarak ise en yüksek
sınıflandırılmasında değerlendirilmektedir.
3
İnsan ticareti köle işgücü,
dilencilik, suç aracı olarak kullanmak, zorla askerlik, zorla evlendirme
* İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi, öğretim görevlisi.
** Uzman, İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Uygulama ve Araştırma
Merkezi.
1
Birleşmiş Milletler için bakınız, http://www.unodc.org/unodc/en/trafficking_hu-
man_beings.html , Avrupa Konseyi için bakınız, http://www.coe.int/T/E/human_
rights/trafficking/ , Avrupa Güvenlik ve İşbirliği teşkilatı için bakınız, http://www.
osce.org/activities/13029.html, Amerikan Devletler Örgütü için bakınız, http://
www.oas.org/main/main.asp?sLang=E&sLink=http://www.oas.org/atip ve Av-
rupa Birliği için bakınız, http://europa.eu/scadplus/leg/en/s22009.htm (erişim:
14.07.2006).
Victims of Trafficking and Violence Protection Act of 2000: Trafficking in Persons Re-
port, 2005. US. Department of State. http://www.state.gov/g/tip/rls/tiprpt/2005/
(erişim: 20.07.2006)
Trafficking in Persons: Global Patterns, United Nations Office of Drugs and Crime,
April 2006, s. 19-20, http://www.unodc.org/pdf/traffickinginpersons_report_
2006ver2.pdf (erişim:14.07.2006)
TÜRK CEZA ve CEZA USUL HUKUKU
ve FUHUŞ AMAÇLI İNSAN TİCARETİ
SUÇUNDA YAŞANAN SORUNLAR
Galma JAHIC*
Ulaş KARAN**
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
ve organ kaçakçılığı gibi farklı şekillerde gerçekleşebilmektedir. Ancak
kamuoyunda en çok “fuhuş”la bağlantılı olarak gündeme gelmekte ve bu
anlamda seks işçiliği ile karıştırılabilmektedir. Bu şekilde bir yaklaşım
ise beraberinde insan ticareti suçunun fuhuş suçu ile karıştırılmasına
ve bu suç kapsamında değerlendirilmesine yol açıyor.
İnsan ticareti ile mücadele alanında gerek ulusal, gerekse uluslara-
rası ölçekte yasal ve idari birçok düzenleme yapılmaktadır. Özellikle
Türkiye açısından insan hakları alanında diğer birçok konuda atılan
adımlar daha yavaş olmasına karşın, insan ticareti bağlamında önemli
değişiklikler yaşanıyor. Bu anlamda yazının amacı ceza hukuku açı-
sından insan ticareti suçunu insan hakları bağlamında ve bu suçun
mağdurları açısından incelemektir. Bu noktada belirtilmesi gereken bir
nokta da uygulamada insan ticareti suçu ile fuhuş suçunun birbirine
karıştırılarak bir kafa karışıklığı yaşanması ve davaların genellikle fu-
huş suçundan açılmasıdır. Karışıklığın altında yatan nedenlerden biri
ise insan ticareti suçu ile fuhuş suçunun ayrı düzenlenmesi ve insan
ticareti suçunun kapsamında olması gereken fuhuş amaçlı insan ticare-
tinin fuhuş suçunun ağırlaştırıcı sebebi olarak düzenlenmiş olmasıdır.
Bu durum aşağıda daha ayrıntılı belirtilecek üzere, kanunlarda insan
ticareti için özel olarak öngörülmüş bazı hükümlerin uygulanamaması
ve suçluların cezalandırılmaması ile sonuçlanmaktadır. Yazıda ceza ve
ceza usul hukuku bağlamında genel olarak fuhuş amaçlı insan ticareti
suçunun ne şekilde düzenlendiği ve bu suçun mağdurlarına yönelik
yaklaşımı üzerinde durulacaktır.
4
Uluslararası Hukuk Açısından Türkiye’de İnsan Ticareti Suçu
İnsan ticareti açısından yapılacak bir değerlendirme açısından
uluslararası hukuktaki standartların ortaya konulması ve daha sonra
iç hukukta yer alan düzenlemelerle karşılaştırılması daha doğru ola-
caktır. Türkiye’de varolan hukuksal hiyerarşi bu şekilde bir yaklaşımı
zorunlu kılmaktadır. Bu sebeple üst norm olan Anayasa’dan başlayarak
farklı düzeylerde bağlayıcı olan yönetmelik ve genelgelere kadar inen
bir hukuki piramit söz konusudur. Türk hukukunda en üst norm olan
İnsan ticareti suçunun ceza hukuku anlamında kapsamlı bir incelemesi için bakınız,
Çetin Arslan, “İnsan Ticareti Suçu”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.
53, S. 4, Ankara, 2004, s. 19-84.
makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
99TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Anayasa çerçevesinde uluslararası andlaşmaların iç hukukta diğer
yasal düzenlemelere göre üstünlüğü söz konusudur. Anayasa’nın 90.
maddesinin son fıkrası “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası
andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa’ya aykırılık iddiası
ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların
aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda
milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” ifadelerine yer vermektedir.
Bu madde ile birlikte, genelde insan hakları alanında özelde ise insan
ticareti konusunda yapılan uluslararası sözleşmelerin insan hakları hu-
kukunun bir parçası olarak iç hukukta doğrudan uygulanabilmesinin
önü açılmıştır. İç hukuktaki karmaşık düzenlemelerin insan ticareti
boyutunda uygulanmasında ortaya çıkabilecek insan haklarına aykırı
durumlar Anayasa’nın bu maddesi ile ortadan kaldırılabilecektir. Ni-
tekim insan ticareti açısından yasal düzenlemeler sadece ceza hukuku
bağlamındadır ve bununla sınırlıdır. İnsan ticareti suçu mağdurunun
statüsünü düzenleyen herhangi bir yasa düzeyinde düzenleme mevcut
değildir. Uygulamada bu suçun mağdurları açısından atılan adımların
hukuksal temeli genellikle ilgili bakanlıklarca yayınlanan genelgelere
dayanmakta ve insan ticareti alanında Türkiye’nin de taraf olduğu
“Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İnsan
Ticareti’nin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticareti’nin Önlenmesine, Durdu-
rulmasına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol” (Palermo Protokolü),
gerçekleşen uygulamalar açısından yol gösterici olmaktadır.
Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde ortaya çıkan uluslararası
sözleşmelerinin birçoğunu imzalamış ve onaylamıştır. Bunlar arasın-
da 1926 tarihli Kölelik Sözleşmesi, temel andlaşma yapıları içinde yer
alan ve insan ticareti olgusu ile bağlantılı olabilecek hükümler içeren
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesine Dair Uluslararası
Sözleşme, Medeni ve Siyasi Haklar Uluslararası Sözleşmesi, Ekonomik,
Sosyal ve Kültürel Haklar Uluslararası Sözleşmesi ve Çocuk Hakları
Sözleşmesi de bunların arasındadır. Ayrıca Çocuk Haklarına Dair
Sözleşme’ye Ek Çocuk Satışı, Çocuk Fahişeliği ve Çocuk Pornografisi
ile İlgili İhtiyari Protokol’de Türkiye tarafından imzalanmış ve bağlayıcı
Palermo Protokol’ünün resmi Türkçe metni için bkz., 18.03.2003 tarihli ve 25052 sayılı
Resmi Gazete.
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
hale gelmiştir.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 1930’da kabul ettiği,
“Zorla Çalıştırma Hakkında 29 Sayılı Sözleşme” 1998 yılında, 1957 yılında
kabul ettiği “Zorla Çalıştırmanın Kaldırılması Hakkında 105 Sayılı Sözleşme”
1960 yılında ve 1999 yılında kabul ettiği “182 sayılı En Kötü Biçimdeki
Çocuk İşçiliğin Yasaklanması ve Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Acil Eylem
Sözleşmesi”, 2001 yılında Türkiye tarafından imzalanmıştır.
Bunların
dışında Avrupa Konseyi bünyesinde de uluslararası sözleşmelerin bir-
çoğu Türkiye tarafından imzalanmış ve bağlayıcı hale gelmiştir. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi 1954 yılında onaylanmıştır ve Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’nin yargılama yetkisi yaklaşık 15 yıl önce tanın-
mıştır. Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi de Türkiye tarafından 1999 yılında imzalanmıştır.
Bu açıdan uluslararası
insan hakları hukuku açısından ortaya çıkan ve insan ticaretine dair
düzenlemeleri de içeren belgelerin hemen hepsi iç hukukumuz açı-
sından bağlayıcı hale gelmiştir. Ancak Türkiye, insan ticareti alanında
kapsamlı hükümler içeren 2005 yılı Mayıs ayında imzaya açılan “İnsan
Ticaretine Karşı Mücadele Avrupa Sözleşmesi”ni ise ne imzalamış ne de
onaylamıştır.
Uluslararası alanda insan ticareti konusunda uluslararası standart-
ları ortaya koyan, “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler
Sözleşmesi” de Türkiye tarafından onaylanmış ve iç hukuka aktarılmıştır.
30.01.2003 tarihli ve 4800 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunan
Sözleşme ve 30.01.2003 tarihli ve 4803 sayılı kanunla onaylanması uygun
bulunan “Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne
Ek Kara, Deniz ve Hava Yoluyla Göçmen Kaçakçılığı’na Karşı Protokol” ve
30.01.2003 tarihli ve 4804 sayılı kanunla onaylanması uygun bulunun
“Sınıraşan Örgütlü Suçlara Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek İnsan
Ticareti’nin, Özellikle Kadın ve Çocuk Ticareti’nin Önlenmesine, Durdurulma-
sına ve Cezalandırılmasına İlişkin Protokol” (Palermo Protokolü), Bakanlar
Kurulu’nca 26.02.2003 tarihinde onaylanmış ve 18 Mart 2003 tarihli ve
Bu sözleşmelerin resmi Türkçe çevirileri için bkz., http://insanhaklarimerkezi.bilgi.
edu.tr/source/411.asp?r=7%2F14%2F2006+9%3A14%3A21+PM&oid=sub4-1&se-
lid=23 (erişim: 14.07.2006)
Türkiye’nin onayladığı ILO Sözleşmeleri’nin Türkçe çevirileri için bkz., http://
www.ilo.org/public/turkish/region/eurpro/ankara/sozlesme/onaylanan.htm
(erişim:14.07.2006)
Bu sözleşmenin resmi Türkçe çevirisi için bkz., 02.05.2002 tarihli ve 24743 sayılı Resmi
Gazete.
makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
101TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
25052 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. İç hu-
kukta benzer bir düzenleme olmadığı için sözleşme ve ek protokolleri,
Anayasa’nın 90. maddesi gereği iç hukukta doğrudan uygulanabilirlik
taşıdığı söylenebilir. Uygulamada da insan ticareti suçu mağdurları
için iç hukukta çerçeve bir yasa veya hukuki düzenleme olmadığı için
BM Sözleşmesi ve Protokolleri’nin doğrudan iç hukuk düzenlenmesi
gibi uygulanmaktadır. Ancak uluslararası standartların işler kılınması,
sözleşme ve protokollerin getirdiği standartların iç hukukta uygulan-
masını kolaylaştırmak ve olası kafa karışıklığının giderilmesi için ayrı
bir çerçeve kanunla düzenlenmesi daha doğru olacaktır.
Türk Ceza Hukuku Açısından İnsan Ticareti
İç hukukta çalışmanın konusu olan ceza hukuku bağlamında son
dönemde kapsamlı değişiklikler yaşanmaktadır. Birçok temel kanun
son bir kaç yıl içinde yeni baştan yazılmıştır. İnsan ticareti açısından
ise daha önce özel bir yasa hükmü bulunmuyordu ve 2002 yılında 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’ndaki değişiklikle beraber doğrudan bir dü-
zenlemeye gidilmiştir. 201/b başlığıyla getirilen bu madde ile Palermo
Protokolü’nde tanımlanan biçimiyle insan ticareti başlı başına bir suç ha-
line getirilmiş ve ağır cezalar öngörülmüştür. Ancak düzenleme Palermo
Protokolü ile tam bir uyum içerisinde değildir. Palermo Protokolü’nün
insan ticaretini tanımlayan 3. maddesi: “İnsan ticareti, kuvvet kullanarak
veya kuvvet kullanma tehdidi ile veya diğer bir biçimde zorlama, kaçırma, hile,
aldatma, nüfuzu kötüye kullanma kişinin çaresizliğinden yararlanma veya
başkası üzerinde denetim yetkisi olan kişilerin rızasını kazanmak için o kişiye
veya başkalarına kazanç veya çıkar sağlama yoluyla kişilerin istismar amaçlı
temini, bir yerden bir yere taşınması, devredilmesi, barındırılması veya teslim
alınması anlamına gelir. İstismar terimi, asgari olarak, başkalarının fuhuşunun
istismar edilmesini veya cinsel istismarın başka biçimlerini, zorla çalıştırmayı
veya hizmet ettirmeyi, esareti veya esaret benzeri uygulamaları, kulluğu veya
organların alınmasını içerecektir.” şeklinde bir düzenleme getirirken, eski
TCK’nın 201/b maddesi: “Zorla çalıştırmak veya hizmet ettirmek, esarete
veya benzeri uygulamalara tabi kılmak, vücut organlarının verilmesini sağ-
lamak maksadıyla, tehdit, baskı, cebir veya şiddet uygulamak, nüfuzu kötüye
kullanmak, kandırmak veya kişiler üzerindeki denetim olanaklarından veya
çaresizliklerinden yararlanarak rızalarını elde etmek suretiyle kişileri tedarik
eden, kaçıran, bir yerden başka bir yere götüren veya sevk eden, barındıran
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
kimseye beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve bir milyar liradan az olmamak
üzere ağır para cezası verilir...” şeklindedir.
2005 yılında yürürlüğe giren Yeni Ceza Kanunu’nda ise insan ticareti
suçu 80. madde de düzenlenmiş ve eski düzenlemeye bağlı kalarak sa-
dece cezalar artırılmıştır. Düzenlemenin gerekçesi Palermo Protokolü’ne
doğrudan atıf yapmış ve protokole bağlı kaldığını belirtmiştir. Yeni
düzenlemede ayrıca tüzel kişilerinde cezai sorumluluğu öngörülmüş
ve cezai sorumluluğun kapsamı genişletilmiştir.
Türk Ceza Kanunu’nda insan ticareti suçunun tanımı yapılırken
Palermo Protokolü’nün insan ticareti ile ilgili tanımlamasının önemli bir
unsuru ihmal edilmiştir. Türk Ceza Kanunu Palermo Protokolü’nden
farklı olarak “istismar”a yer vermemiş ve cinsel istismara ise hiçbir
gönderme yapmamıştır. Bu düzenleme de Palermo Protokolü ile tam
bir uyum taşımamaktadır. İleride ayrıntılı belirtileceği üzere TCK 227.
madde de düzenlenen fuhuş suçunun insan ticareti kapsamında değer-
lendirilmemesi, insan ticareti suçunun kapsamını daraltmış, neredeyse
uygulanamaz hale getirmiştir. TCK’nın 227. maddesinin 3 ve 4. fıkrası:
“...Fuhuş amacıyla ülkeye insan sokan veya insanların ülke dışına çıkmasını
sağlayan kişi hakkında yukarıdaki fıkralara göre cezaya hükmolunur... Cebir
veya tehdit kullanarak, hile ile ya da çaresizliğinden yararlanarak bir kimseyi
fuhşa sevk eden veya fuhuş yapmasını sağlayan kişi hakkında yukarıdaki fık-
ralara göre verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır...” şeklinde bir
düzenleme öngörmüştür. Bu şekilde bir düzenleme ile fuhuş amaçlı
insan ticareti suçu doğrudan fuhuş suçunun nitelikli haline dönüştü-
rülmüştür. Uygulamada karşılaşılan vakaların büyük çoğunluğu cinsel
istismar şeklinde gerçekleşmekte ve davalar fuhuş suçu kapsamında
açılmaktadır.
Bu durum insan ticareti suçu ile mücadelede zaafiyet
ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Bununla birlikte TCK’da bazı olumlu düzenlemeler de vardır. 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu, 13. maddesinde, insan ticareti suçunun vatan-
daş veya yabancı tarafından, yabancı ülkede işlenmesi halinde bile, Türk
kanunlarına göre yargılanacağını belirterek uluslararası cezasızlığın
önüne geçmek istemiştir. Bu sayede suç yabancı biri tarafından başka
Bu konuda insan ticareti suçunun Emniyet Genel Müdürlüğü’nün istatistiklerinde
de yoğunlaştığı dört büyük ilde (İstanbul, Antalya, Trabzon, Ankara) incelenen
mahkeme kayıtlarında insan ticareti ile ilgili olabilecek çok sayıda davanın fuhuş
suçu kapsamında açıldığı görülmüştür.
makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
103TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
bir ülkede işlense dahi kişi Türkiye’de yakalanıp cezalandırılabilecektir.
Bu düzenleme genellikle birden çok ülkede faaliyet gösteren organize
suç örgütlerinin işledikleri suçun cezasızlığını ortadan kaldırmak için
olumlu bir düzenlemedir.
Belirtilmesi gereken bir başka durumda, Türk Ceza Kanunu’nda
doğrudan olmasa bile insan ticareti ile ilgili başka suçlarında öngörül-
müş olmasıdır. 102. maddede tecavüz suçu, 103. maddede çocuğun
cinsel istismarı suçu, 104. maddede reşit olmayanla cinsel ilişki suçu, 105.
maddede cinsel taciz suçu, 106. maddede tehdit suçu, 107. maddede şan-
taj suçu, 109. maddede kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, 117. madde
de iş ve çalışma hürriyetinin ihlali ve en önemlisi 227. maddede fuhuşa
teşvik suçu düzenlenmiştir. Yine 91. maddede organ veya doku ticareti
düzenlenmiş ve ağır cezalar öngörülmüştür. Bu düzenlemelerin varlığı
genel olarak olumlu olsa da insan ticareti suçu ile karıştırılabilmekte ve
kimi durumlarda iddianameler bu suçlarla tanzim edilmektedir.
Türk Ceza Kanunu kapsamında olmasa da uygulamada karşılaşılan
cezalardan biri de idari ceza kapsamında bazı işyerlerinin süreli olarak
kapatılmasıdır. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 8.
maddesinde mevcut hükümlere aykırı davranışları görülen genelevlerin,
birleşme yerlerinin ve fuhuş yapılan evlerin ve yerlerin polis tarafından
kapatılacağı ve/veya faaliyetlerinin men edileceği belirtilmektedir.
Uygulamada da bu hüküm çerçevesinde insan ticareti suçunun ger-
çekleştiği yerlerden olan otellerin 30 gün vs. gibi sürelerle kapatılarak
idari cezalar verilebilmektedir.
Türk Ceza Kanunu insan ticareti ile ilgili doğrudan veya dolaylı
birçok düzenlemeye yer verirken genel olarak bir suçun “mağdur”unu
açıkça tanımlamamıştır. Ancak insan ticareti suçu kapsamında değer-
lendirildiğinde mağdurun fiilleri ayrıca suç teşkil ettiği durumlarda
mağdurların suç işlemediği kabulüne yol açan 28. madde düzenlemesi
vardır: “Karşı koyamayacağı veya kurtulamayacağı cebir ve şiddet veya muhak-
kak ve ağır bir korkutma veya tehdit sonucu suç işleyen kimseye ceza verilmez.
Bu gibi hallerde cebir ve şiddet, korkutma ve tehdidi kullanan kişi suçun faili
sayılır.” Bu madde ile insan ticareti mağdurlarının sıkça karşılaştığı
fuhuş veya pasaport kanununa muhalefet gibi suçlardan yargılanma-
larının önü kesilmiştir. Ancak uygulamada görüldüğü kadarıyla insan
ticareti mağdurları özellikle yabancı kişilerse mağdurluk statüsünün
tanımlanmasının ardından hazırlık soruşturması kapsamında ifadeleri
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
alındıktan sonra ülkelerine geri gönderilmektedir. Hatta bazı durum-
larda kişinin mağdurluk statüsü açıkça görülmesine karşın pasaport
kanununa muhalefet vb. suçlamalarla mağdurlar bir kez daha mağdur
hale getirilmektedir.
Palermo Protokolü’nün insan ticareti tanımı ile TCK’nın tanımı ara-
sındaki farklar uygulamada çok fazla sayıda soruna neden olmaktadır.
İnsan ticareti suçundan açılan davaların büyük kısmı beraatla sonuç-
lanmaktadır.
10
Son zamanlarda davaların bir bölümü de görevsizlik
kararı ile 227. maddeden yargılama yapılması gerekildiği belirtilerek
asliye ceza mahkemelerine gönderilmektedir. Mahkemeler fuhuş suçu
ile insan ticareti suçunu karşılaştırmakta, ceza kanununun 80. madde
düzenlediği insan ticareti suçu düzenlemesini dar yorumlamakta ve
vakaların 227. madde de yer alan fuhuş suçunu oluşturduğu yönünde
kararlar vermektedir. Bu durum giderek yüksek bir eğilim kazanmak-
tadır. Ortada fiilen fuhuş amaçlı insan ticareti suçunun ağır ceza mah-
kemelerinin görev alanına değil, asliye ceza mahkemeleri görev alanına
girdiği şeklinde bir uygulama oluşmuştur. Hatta ağır ceza mahkemeleri
yazı işleri müdürleri yanlış bir şekilde bu suçun artık ağır ceza mahke-
melerinin değil asliye ceza mahkemelerinin görev alanında olduğunu
belirtmektedir. Bir diğer uygulama ise insan ticareti mağduru olduğu
açıkça ortadayken bazı mağdurların “sahte pasaport düzenlemek”, “evrakta
sahtecilik” gibi suçlamalarla suçlu konuma düşürülmek istenmesidir.
Bu durumda insan hakları açısından kabul edilemez bir durumdur ve
TCK’nın 28. maddesinde açıkça belirtilmesine karşın mağdurlardan bu
şekilde suçlu yaratılmaya çalışılmaktadır.
Türk Ceza Usul Hukuku Açısından İnsan Ticareti
İnsan ticareti ile mücadele açısından ceza kanununda yapılan
değişiklikler ceza usul hukukunda da yer almış ve insan ticareti suçu
faillerinin soruşturulmasında farklı düzenlemeler getirilmiştir. CMK’nın
128. maddesinde şüpheli veya sanığın insan ticareti suçunu işlediğine
10
İnsan Ticareti açısından Adalet Bakanlığı 2002 yılı sonundan itibaren 3 aylık dönemler
halinde istatistiksel bilgi toplamaktadır. Ancak ADİS 34 formu olarak adlandırılan
formlarla mahkemelerin esas defterleri karşılaştırıldığında bir uyumsuzluk göze
çarpmaktadır. Bu açıdan dört ilde (İstanbul, Antalya ve Trabzon) bu makalenin ya-
zarları tarafından yapılan bir araştırmada neredeyse %90’dan fazla oranda beraatla
karşılaşılmıştır.
makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
105TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
dair kuvvetli bir şüphe bulunduğu durumlarda şüpheli veya sanığa
ait her türlü menkul, gayrimenkul, değerli kağıt, para, alacak gibi
malvarlığına elkonulmasının yolu açılmıştır. Hatta bu malvarlığı 3. bir
kişinin elinde dahi bulunsa el koymaya konu olabilmektedir. Ancak
insan ticareti suçunun fuhuş suçu olarak değerlendirildiği durumda
bu madde uygulanamamaktadır. Bu durumda insan ticareti suçu ile
mücadele açısından öngörülmüş bir tedbir fiilen uygulanamaz hale
gelmektedir.
CMK’nın 133. maddesi ise insan ticareti suçunun bir şirketin faaliyeti
çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebepleri-
nin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması
halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hakim veya mahkeme,
şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atanabileceğini
öngörmüştür. İnsan ticareti suçu ile pratikte oldukça fazla karıştırılan
ve 227. madde de düzenlenen “fuhuşa teşvik” suçuda bu kapsamda
değerlendirilmiş ve cezasızlığın ortadan kaldırılması açısından olumlu
bir düzenleme olmuştur. Bu açıdan fuhuş suçu ile olası bir karışıklık en
azından bu düzenleme açısından önemini yitirmektedir.
İnsan ticareti suçunun süreciden ve organize bir suç olma niteliği
nedeniyle soruşturmada farklı düzenlemelere gidilmiştir. Bunlardan
biri de iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması açısından söz
konusudur. CMK’nın 135. maddesi insan ticareti veya fuhuş suçu do-
layısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin
kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi
imkanının bulunmaması durumunda, hakim veya gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde Cumhuriyet Savcısı’nın kararıyla şüpheli veya sanığın
telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda
alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir düzenlemesini getirmiştir.
Ancak yine 227. madde de düzenlenen fuhuş suçu bu kapsamda değer-
lendirilmemiştir. Uygulamada yine insan ticareti yerine fuhuş suçuna
göre adım atıldığı takdirde bu düzenleme kullanılamayacaktır.
CMK’nın 140. maddesinde “Teknik araçlarla izleme” başlığı altında
insan ticareti ve fuhuşa teşvik suçlarında, suçların işlendiği hususunda
kuvvetli şüphe sebepleri bulunması ve başka suretle delil elde edileme-
mesi halinde, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri
ve işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabileceği
öngörülmüştür. Bu madde de fuhuş suçunu içermemektedir.
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
CMK’nın 248. maddesi de insan ticareti suçunun sanığının kaçak
olması durumunda, sanığın duruşmaya gelmesini sağlamak amacıyla
Türkiye’de bulunan mallarına, hak ve alacaklarına amaçla orantılı ola-
rak mahkeme kararıyla el konulabileceğini ve gerektiğinde idaresi için
kayyım atabileceğini düzenlemiştir. İnsan ticareti değil de fuhuş suçu
şeklindeki bir soruşturmada bu önlem de geçerli olamayacaktır.
11
İnsan ticareti suçunun soruşturulması ve yargılama aşamasında ya-
şanan sorunlardan biri de suçun mağduru olanların aynı zamanda suçun
tanığı olmasından kaynaklanmaktadır. Mağdur/tanıkların büyük ço-
ğunluğu olaydan bir süre sonra vatandaşı olduğu ülkeye gönderilmekte
ve yargılama aşamasında tekrar dinlenilmeleri mümkün olmamaktadır.
Bu açıdan hazırlık aşamasında mağdur-tanığın ifadesinin mümkün
olduğunca kapsamlı ve ayrıntılı şekilde alınması önem kazanmaktadır.
CMK’nın tanıkların dinlenilmesi başlıklı 52. maddesinde duruşmaya
getirilmesi mümkün olmayan ve tanıklığı maddi gerçeğin ortaya çıkarıl-
ması açısından zorunlu olan kişilerin tanıklığında görüntü ve ses kaydı
alınacağını belirtmiştir. Bu düzenleme ile uygulamada ortaya çıkan
ve çıkabilecek sorunlar giderilmek istenmiştir. Ancak uygulamada bu
şekilde bir pratiğe rastlanmamıştır. Mahkemeler teknik olarak bu ka-
pasiteye henüz sahip değildir. Bu konuda Adalet Bakanlığı tarafından
çalışmalar başlatılmış ve bu anlamda insan ticareti suçu dışında başka
suçlar açısından bazı örnekler ortaya çıkmaya başlamış olsa da henüz
yaygınlık kazanmış değildir.
Tanıkların korunması açısından, kimliklerinin ve tanıklıklarının
açığa çıkmasından çekinen ya da bu durumun mağduru tehlikeye düşü-
receği durumlarda CMK’nın 58. maddesi tanıkların korunmasını öngör-
müştür. Maddede organize olarak bir örgüt tarafından işlenen suçlarda,
tanık olarak dinlenecek kişilerin kimliklerinin ortaya çıkması kendileri
veya yakınları açısından ağır bir tehlike oluşturacaksa; kimliklerinin
saklı tutulması için gerekli önlemlerin alınacağı belirtilmiştir. Kimliğinin
saklı tutulması için, tanığa ait kişisel bilgiler, Cumhuriyet Savcısı, hakim
veya mahkeme tarafından muhafaza edileceği de öngörülmüştür. Yine
mahkemede mağdur veya tanığın tanıklığında, hazır bulunanların hu-
11
Burada ifade edilmesi gereken başka bir nokta da, CMK’nın müsadere konusunu
düzenleyen 256 vd. maddelerinde müsadere düzenlenirken suçun mağdurunun
mağduriyetini giderecek bir düzenlemeye gidilmemiş olmasıdır. Mağdur suça konu
malvarlığından zararının giderilmesini talep edememekte ve bu anlamda mağduri-
yetinin devamı söz konusu olmaktadır.
makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
107TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
zurunda dinlenmesi, tanık için ağır bir tehlike teşkil edecek ve bu tehlike
başka türlü önlenemeyecekse ya da maddi gerçeğin ortaya çıkarılması
açısından tehlike oluşturacaksa; hakim, hazır bulunma hakkına sahip
bulunanlar olmadan da tanığı dinleyebilmektedir. Böyle durumlarda
tanığın dinlenmesi sırasında ses ve görüntülü aktarma yapılması öngö-
rülmüştür. Ancak Türkiye’de bu şekilde sesli veya görüntülü aktarma
yapacak teknik imkanlar mahkemelerde henüz yaygınlık kazanmamıştır
ve yaşanan pratikler tekil örneklerden ibarettir.
CMK’nın 180. maddesi tanığın hastalık veya malullük veya gideril-
mesi olanağı bulunmayan başka bir nedenle bir tanık veya bilirkişinin
uzun ve önceden bilinmeyen bir zaman için duruşmada hazır bulun-
masının olanaklı bulunmayacağı anlaşılırsa, mahkeme onun bir naiple
veya istinabe yoluyla dinlenmesine karar verebileceğini ve bu durumun
konutlarının yetkili mahkemenin yargı çevresi dışında bulunmasından
dolayı getirilmesi zor olan tanık ve bilirkişinin dinlenmesinde de uy-
gulanacağını belirterek yurt dışında bulunan tanığın dinlenilmesi için
bir hukuki imkan yaratmıştır. Türkiye’nin insan ticareti mağdurlarının
vatandaşı olduğu ülkelerin hemen hepsi ile bu şekilde adli yardım ant-
laşmaları mevcuttur. Adalet Bakanlığı’nın da yayınladığı genelgelerde
bu ülkeler ve uygulanacak usul ayrıntılı şekilde ifade edilmiştir. Ancak
uygulamada genelgelere uyulmamaktadır ve bu konuda diğer ülkelerle
mağdurun ifadesinin alınmasına yönelik bir adli veya diplomatik ya-
zışma olmamıştır.
CMK’nın 234. maddesi genel çerçeve içerisinde mağdurun ceza
yargılaması içerisinde haklarını düzenlemiştir. Mağdurun soruşturma
evresinde: Delillerin toplanmasını isteme, soruşturmanın gizlilik ve
amacını bozmamak koşuluyla Cumhuriyet Savcısı’ndan belge örneği
isteme, vekili yoksa baro tarafından kendisine bir avukat görevlendi-
rilmesini isteme, vekili aracılığı ile soruşturma belgelerini ve el konu-
lan ve muhafazaya alınan eşyayı inceletme, Cumhuriyet Savcısı’nın,
kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule
göre itiraz hakkını kullanma hakları vardır. Kovuşturma evresinde
ise: Duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve
belgelerden vekili aracılığı ile örnek isteme, tanıkların davetini isteme,
vekili yoksa baro tarafından kendisine avukat atanmasını isteme, davaya
katılmış olma koşuluyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun
yollarına başvurma hakları vardır. CMK 234. madde de mağdurun
on sekiz yaşını doldurmamış, sağır veya dilsiz ya da meramını ifade
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
edemeyecek derecede malul olduğu ve bir vekilinin de bulunmadığı
durumlarda, istemi aranmaksızın bir vekil görevlendirilir. Mağdurun
sahip olduğu bu hakların, suçun mağdurları ile şikayetçiye anlatılıp
açıklanacağı ve bu hususun tutanağa yazılacağı da ayrıca belirtilmiştir.
Ancak uygulamada mağdura vekil olarak avukat atanmasından sorumlu
olan baroların bu alanda çalışan servis veya komisyon kayıtları ince-
lendiğinde neredeyse hiç vekil atamasına rastlanılmamaktadır. Hazırlık
soruşturması sırasında ifadesi alınan mağdurların yanlarında genellikle
sadece tercüman bulunmaktadır.
Tanıkların ulaşım ve diğer masraflarının karşılanması konusunda
ise CMK’nın 61. maddesi, “Cumhuriyet Savcısı veya mahkeme başkanı veya
hakim tarafından çağrılan tanığa, her yıl Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan ta-
rifeye göre kaybettiği zaman ile orantılı bir tazminat verileceğini, tanık hazır
olmak için seyahat etmek zorunda kalmışsa, yol giderleriyle tanıklığa çağrıldığı
yerdeki ikamet ve beslenme giderleri de karşılanır” şeklinde düzenlenmiştir.
İnsan ticareti konusunda mağdurların büyük bir kısmının yabancıdır.
Mağdurların büyük çoğunluğu ülkelerine geri dönmekte ve yurt dışında
ikamet etmektedir. Böyle bir durumda, bu maddenin yurtdışında ika-
metine ulaşılabilecek tanıkların Türkiye’ye geliş gidişlerinde uygulanıp
uygulanamayacağı belli değildir.
Mağdurun suçun etkisi altında olduğu veya psikolojik olarak ken-
dini hazır hissetmediği durumlarda CMK’nın 84. maddesi, keşif, tanık
veya bilirkişinin dinlenilmesinde sanığın varlığının tanığın gerçeğe
uygun tanıklık etmesine engel olabilecekse, o işte şüpheli veya sanığın
bulunmamasına karar verilebileceği düzenlenmiş ve mağdurun ikinci
bir mağduriyeti giderilmek istenmiştir. Yine 236. maddede, işlenen su-
çun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin
soruşturma veya kovuşturmada tanık olarak bir defa dinlenebileceğini
ancak maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından zorunluluk arz eden
haller saklı olduğunu belirtmiştir. Ancak yine aynı madde de mağdur
çocukların veya işlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer
mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp
veya eğitim alanında uzman bir kişi bulundurulacağı da belirtilmiş-
tir.
Genellikle yabancı olan insan ticareti mağdurlarının dil problemleri
hazırlık soruşturmasında büyük problemler yaratabilecektir. CMK’nın
202. maddesi gerek hazırlık aşamasında gerekse yargılama aşamasında
makaleler Gamla JAHIC / Ulaş KARAN
109TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
mağdurun ücretsiz tercüman hakkından yararlanabileceğini belirtmiş
ve bu anlamda uluslararası standartları yakalamıştır.
CMK’nın 235. maddesi mağdur, şikayetçi veya vekilinin, dilekçele-
rinde veya tutanağa geçirilmiş olan beyanlarında belirttikleri adresleri
tebligata esas alınacağını belirtmiştir. Bu yüzden mağdurların hazırlık
aşamasında adreslerinin tespiti ya da bir vekil tarafından temsil edilme-
sinin sağlanması önem kazanmaktadır. Aksi durumda sabit ikametgahı
bilinmeyen mağdurun ifadesine başvurulamaması sonucu suçluların
cezalandırılamaması durumu ortaya çıkabilecektir.
Değerlendirme
Ceza hukuku bağlamında ortaya konulan düzenlemeler uygu-
lamada etkin bir şekilde uygulanmayarak cezasızlık ve mağduriyet
halinin devamı engellenemiyor. Suçtan zarar gören mağdurun vekili,
katılan sıfatını kazanması ile birlikte davanın taraflarının sahip olduğu
tüm haklara sahiptir. CMK’nın 234. maddesi gereği olarak mağdurun
yargılamanın her aşamasında hem hazırlık hem de soruşturma aşa-
malarında barodan ücretsiz avukat isteme hakkı vardır. Yargılamanın
her aşamasında müdahil (katılan) sıfatı ile usuli işlemlere katılabilirler.
Uygulamada genellikle mağduru yabancılar olan insan ticareti mağdur-
larının ifadelerinde avukat yardımından yararlanması durumu oldukça
düşük düzeylerdedir.
Yetkililerin mağdurlara yaklaşımları suçlulara yaklaşımları ile örtüş-
mekte ve mağdurları da suçlu olarak değerlendirildiği söylenmektedir.
Avukat yardımından yararlanılmaması kovuşturma aşamasında alınan
mağdur ifadelerinin yargılamada etkili bir şekilde kullanılmasını engel-
lemektedir. Bu durumun olağan sonucu ise sanıkların büyük oranda
delil yetersizliğinden beraatıdır.
Bir mağdurum davaya katılan sıfatı ile katılması için vekilinin bunu
yazılı veya sözlü olarak hakime bildirmesi ve hakimin bu konudaki
kararı yeterlidir. Ancak bunun için mağdurun ya bizzat kendisinin ya
da vekilinin bu talebi yerine getirmesi gerekmektedir. İnsan ticareti ile
ilgili davalarda mağdurun ülkesine dönmeden önce barolar tarafın-
dan ücretsiz avukat isteminden ya da kendi özel avukatı ile temsilinin
sağlanması gerekmektedir. Uygulamada bu şekilde barolar tarafından
insan ticareti davalarında mağdur için görevlendirilmiş avukat yok
denecek kadar azdır.
Gamla JAHIC / Ulaş KARAN makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Türkiye’de “suçtan zarar gören” deyimi dar olarak yorumlanmakta
ve suçtan doğrudan zarar gören kişiyi kapsamaktadır. Bazı yabancı hu-
kuk düzenlerinde olduğu gibi “amicus curiae” düzenlemesi Türkiye’de
olmadığından, örneğin kadın hakları örgütlerinin, baroların davalara
katılmaları mümkün olamamaktadır. Bu şekilde bir yaklaşımla ülke-
sine geri dönen ve kendisine ulaşılamayan mağdurlar yargılamaya
katılamadıkları için etkili bir yargılama yapılamamaktadır. Üçüncü
bir tarafın bu anlamda yargılamaya taraf olması bu suçla mücadele ve
mağduriyetlerin giderilmesi bakımından ilerletici olabilecektir.
Geçmiş düzenlemelerin aksine yeni TCK ve CMK insan ticareti suçu-
nu özel suç kategorisinde düzenlemiş ve bu suçların soruşturulmasında
ve kovuşturulmasında özel bazı imkanlar tanıyarak bu suçlarla mücade-
le açısından yol açıcı olmuştur. Yasaların sistematiği açısından da insan
ticareti suçu en başta düzenlenerek suça verilen önem biçimsel olarak
da ifade edilmiştir. Ancak uygulamada birçok sorun hala sürmektedir.
İnsan ticareti konusunda mahkemelere sevk maddeleri oldukça çeşitlilik
göstermektedir. Savcılıkların insan ticareti suçunun mahiyeti noktasında
hala eksiklikler taşıdıkları ortadadır. Bu konuda bazı eğitimler yapıl-
masına karşın yasal düzenlemelerin içselleştirilemediği görülmektedir.
Adliyelerde görülen davalar bir kısmı insan ticareti başlığını taşımakta
iken bazılarının da fuhuş suçu ile bağlandırıldığı hatta insan kaçakçılığı
suçlaması öne sürüldüğü görülmüştür. Bu durum tutarlı bir ceza adalet
sisteminin yokluğuna işaret etmektedir.
Sonuç olarak, Türk Ceza Kanunu’na göre insan ticareti suçu kap-
samına alınmayan fuhuş amaçlı insan ticareti uygulamada bu suçların
cezalandırılmaması ve mağdurların suç dolayısıyla ortaya çıkan mağ-
duriyetinde bir anlamda giderilmemesine yol açmaktadır. TCK’da yer
alan 80. madde düzenlemesinin fuhuş suçuyla karıştırılmaması ve bu
suçla etkin bir mücadele açısından 227. maddenin 4. fıkrasının kaldırıla-
rak fuhuş amaçlı insan ticareti suçunun 80. maddeye herhangi bir kafa
karışıklığına yol açmayacak şekilde konulması gerekmektedir.
12
Bu en
azından kağıt üzerinde var olan eksiklikleri ortadan kaldıracaktır.
12
Bu konuda Dışişleri Bakanlığı tarafından bir yasa değişikliği önerisinin hazırlandığı
ve Adalet Bakanlığı’na gönderildiğine dair bilgiler olmasına karşın bu çalışma henüz
kamuoyuna açıklanmamıştır ve içeriği bilinmemektedir.