makaleler Rona AYBAY
111TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Giriş
Bütün insanların, belli bir takım temel haklardan ve özgürlüklerden
eşitçe yararlanabilmesi gerektiği anlayışının, soyut bir ilke ve özlem
olmaktan çıkıp, yaşanan somut bir gerçeklik olması için, yüzyıllardan
beri bir savaşım verilmektedir. “Adalet” ülküsünün, evrensel ölçüde
benimsenmesi açısından “insan hakları” kavramı, çağımızda, özel bir
anlam kazanmıştır. Ancak, bu alanda aşılması gereken daha pek çok
güçlüğün varlığı da tartışmasız bir gerçektir.
Bu güçlüklerin aşılması ve insan haklarının yaşanan bir gerçek hali-
ne gelebilmesi için harcanan çabalar arasında, devletlerin insan hakları
alanındaki uygulamaları üzerinde hukuksal bir denetim yapılmasını
sağlayan düzenekler özel bir yer tutar.
Bu düzeneklerin bir bölümü, denetim kapsamına giren devletlerin,
bir “mahkeme” önünde yargılanmasına olanak verir niteliktedir.
Ancak, hemen belirtmek gerekir ki, bu tür “mahkeme”lerin sayısı
son derece sınırlıdır. Buna karşılık insan hakları alanında etkinlikte
bulunan ama “mahkeme” niteliği taşımayan kuruluşların sayısı pek
çoktur. Genellikle “komite”, “komisyon”, “ombudsman”, “komisyoner” gibi
adlar verilmiş olan bu kuruluşların kimisine, “bireysel başvuru” yoluyla
başvurulması yolu da açıktır. Ama bunların işlevinin “yargısal” nitelik
taşıdığı söylenemez. Olsa olsa, bu kuruluşların bazılarının “yargı-ben-
zeri” (quasi judicial) bir işlevi olduğundan söz edilebilir.
1
*
Prof. Dr., TBB İnsan Hakları Araştırma ve Uygulama Merkezi Başkanı.
1
İnsan hakları alanında uluslararası düzeyde denetim yapan kuruluşların çoğu,
“mahkeme” niteliği taşımayan kuruluşlardır. Bunlar, yargılama yapıp “hüküm”
veren değil, başka türde denetim yapan kuruluşlardır. Bu kuruluşların etkinlikleri
AİHM’İN İŞ YÜKÜNÜN
AZALTILMASI İÇİN BİR ÖNERİ:
“ZORUNLU UZLAŞTIRMA”
Rona AYBAY
*
Rona AYBAY makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
İnsan hakları alanında görev yapan mahkemelerin en önemlisinin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) olduğunda kuşku yoktur.
Amerika kıtasında, AİHM’in bir benzeri olarak kurulmuş olan Amerikan
İnsan Hakları Mahkemesi, muhtemelen ABD’nin ve kıtanın kuzeyindeki
öteki büyük devlet olan Kanada’nın bu sisteme katılmaması
2
nedeniyle,
AİHM karşısında çok zayıf bir gelişme göstermiştir. Amerikan İnsan
Hakları Mahkemesi’nin baktığı dava sayısı ve kararlarının etkisi, AİHM
ile karşılaştırılamayacak kadar küçüktür.
3
AİHM Sistemi
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, AİHM insan haklarının yargı yoluyla
korunması alanında, dünyadaki benzerleri arasında hiç kuşkusuz en
öndeki örnektir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle güvence altına
alınmış hakların ve özgürlüklerin çiğnendiğini ileri süren gerçek kişilere,
kuruluşlara ya da kişi topluluklarına,
4
ilgili üye devlet aleyhine AİHM’e
başvurabilme olanağı tanınmıştır.
Günümüzde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni onaylamak ve
dolayısıyla AİHM’in yargı yetkisini kabul etmek, Avrupa Konseyi’ne üye
olmanın bir ön-koşulu haline gelmiştir. Bu sistem, Avrupa Konseyi’ne
üye
5
46 devlet aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’yle ve taraf
olunan ek protokollerle
S
güvence altına alınmış bir hakkın ihlali iddia-
arasında, ilgili ülkelere ziyaretler yapıp, raporlar yazma, devletlere tavsiyede bulun-
ma, ulusal organlarla işbirliği yaparak, insan hakları alanında gelişmelere katkıda
bulunma gibi çalışmalar vardır.
2
Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi’nin kurulmasını sağlayan Amerikan İnsan
Hakları Sözleşmesi, Amerika kıtasındaki 26 devletçe onaylanmış durumdadır.
3
Benim de kuruluşundan kapanışına kadar, 1995-2003 yılları arasında yargıç olarak
görev yaptığım Bosna-Hersek İnsan Hakları Mahkemesi de, insan hakları alanında
“mahkeme” sıfatıyla görev yapan nadir kuruluşlardan biri idi.
Avrupa Birliği çerçevesinde Lüksemburg’da görev yapan Avrupa Adalet Divanı
da, eşitlik ve ayrımcılık gibi konularda insan haklarını ilgilendiren kararlar verebil-
mektedir.
4
AİHM’e başvurma hakkı bakımından, uyrukluğun önemi yoktur; Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’ne taraf olmayan devletlerin uyrukları, giderek yurtsuzlar
(vatansızlar) da başvurabilir. Öte yandan, “tüzel kişiliği” olmayan oluşumlara da
başvuru hakkı tanınmıştır (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m.34).
5
Üye devletlerin sayısı, 2006 Haziranı itibariyle 46’dır. Karadağ’ın da üyeliğe kabulüyle
sayının 47’ye ulaşması beklenmektedir. Belarus’un üyelik başvurusu 1993 yılından
beri sonuçlandırılmamıştır.
S
Avrupa kıtasında insan haklarının yargı yoluyla korunması sistemini kuran ana
Sözleşme’ye Avrupa Konseyi’ne üye olan bütün devletler taraf ise de; sözleşmenin
makaleler Rona AYBAY
113TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
sıyla AİHM’e başvurabilme olanağı vermektedir. Dünya da güvencenin
etkinliği, kapsamı ve coğrafi alan bakımından bu kadar yaygın başka bir
“yargı yoluyla koruma” sistemi yoktur. Özellikle, Rusya Federasyonu’nun
da 1996’da Avrupa Konseyi’ne üye olarak kabulü üzerine, Avrupa
Konseyi üyesi devletler, Atlantik’ten Pasifik Okyanusu’na kadar uzanan
bir alana yayılmış durumdadır.
Bu alanda yaşayan insanların toplam
nüfusu 800 milyon kadardır.
AİHM’de İş Yükünün Olağanüstü Artışı
Yukarıda belirttiğimiz gibi, AİHM’in uygulanma alanı Atlantik’ten
Pasifik Okyanusu’na uzanan bir coğrafi alanda bulunan 46 ülkeyi
kapsamaktadır. Bir yandan bu geniş yetki alanı, öte yandan AİHM’in
bazı ülkelerde özellikle artmış görünen “popülerliği” sonucunda, bu
mahkemeye yapılan başvuruların sayısı olağanüstü bir artış göstermek-
tedir. Mahkemenin resmi istatistiklerine göre, 2006 yılı başı itibariyle,
incelenmesi gereken başvuru sayısı 81.000 kadardır.
Mahkemenin bu iş
yükünün ağırlığı altında ezilip, “tıkanması” ya da “kilitlenmesi” giderek
sistemin bütünüyle çökmesi olasılığı, gittikçe artan bir kaygı uyandır-
maktadır. Gelen başvuruların büyük çoğunluğu (%90’ından fazlası)
“dinlenmez”
bulunsa bile, her birinin okunup, değerlendirilmesi için
zaman ayıracak ve inceleme yapacak görevli gerekmektedir. AİHM’in
resmi açıklamalarına göre, iş yükü artışı 2007 yılında mahkemede çalı-
şanların sayısında bir misli artışı gerektirebilecektir.
kapsadığı hakları genişleten protokollerin bazısı, kimi üye devletlerce onaylanmış
değildir.
Bkz., AYBAY, Rona; Avrupa Nerede Başlar, Nerede Biter? Ya da Afganistan
Avrupa’nın Batısında mı? Bilgi ve Bellek Dergisi, İstanbul Bilgi Üniversitesi yayını, S.
2, s. 18-23.
Başvuruların toplamı olan 81.000’nin, üye devletler arasındaki dağılımında Rusya
%17.2 ile başta gelmekte onu sırasıyla şu devletler izlemektedir: Türkiye (%13),
Romanya (%11.8), Polonya (%9.6), Ukrayna (%5.7), Fransa (%5.3), Almanya (%4.7),
İtalya (%4.3), Çek Cumhuriyeti (%3.2), İngiltere (Birleşik Krallık) (%3), Bulgaristan
(%2.8) geri kalan devletlerden gelen başvurular ise toplam olarak %19.4’tür.
İngilizce “admissible” sözcüğünün “kabul edilebilir” biçiminde çevirisi yanlış anla-
maya yol açabilmektedir. Türkçe de davanın kabulü, davacının lehine sonuçlanmayı
akla getirir. Oysa burada kast olunan, davanın incelenmesine engel bir durumun
olmadığı ya da başvurunun önemli eksiklikler içermediğinin saptanmasıdır.
Bu nedenle, eski dildeki davanın “mesmu” olması deyiminden de esinlenerek,
davanın “dinlenebilirliği” demek daha yerindedir.
Rona AYBAY makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
14. Protokol
AİHM’i bekleyen bu “kilitlenme” ya da “tıkanma” tehlikesi karşı-
sında, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde değişiklikler öngören bir
protokol hazırlanmış ve başvuruların değerlendirilmesinde ve mah-
kemenin çalışmasında hız sağlayacak bu metin, 14. Protokol olarak
kabul edilmiştir. Bu protokolle getirilmesi öngörülen değişikliklerin
değerlendirilmesini bu makalenin konusu dışında bırakıyorum.
10
Ancak,
14. Protokol’ün tek başına, AİHM’in iş yüküyle ilgili sorunları ortadan
kaldıramayacağı görüşünde olanlara katıldığımı belirtmek isterim.
Bizzat AİHM’in, deneme niteliğinde yaptığı çalışmalar, 14.
Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle, mahkemenin sonuca bağlayacağı
dosyalardaki artışın %20–25’den fazla olmayacağını göstermiştir.
14. Protokol,
11
1 Ekim 2006 itibariyle Avrupa Konseyi’ne üye bütün
devletlerce imzalanmıştır. Protokol bütün üye devletlerce onaylandıktan
3 ay sonra yürürlüğe girecektir (14. protokol, m. 19).
Türkiye, 14. Protokolü 6 Ekim 2004 tarihinde imzalamış ve onayla-
manın uygun bulunduğuna dair kanun, TBMM’ce kabul edilip Resmi
Gazete’de yayımlanmıştır. Bunun ardından, onay belgesi 2 Ekim 2006
tarihinde, protokolün 18/2 maddesi uyarınca Avrupa Konseyi Genel
Sekreteri’ne verilmiştir.
Polonya ve Rusya (makalenin son biçiminin yazıldığı 10 Ekim 2006
tarihi itibariyle) imzalamış, ama onaylamamış durumdadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin karşı karşıya olduğu “tıkan-
ma” ya da “kilitlenme” tehlikesi 14. Protokol’ün başlangıç bölümünde
bildirilmiştir.
Mahkemenin iş yükünün sürekli olarak artmasının, mahkemece
sağlanan denetim sisteminin etkenliğinin tehlikeye düşürdüğü; bu
tehlike karşısında acil olarak bazı tedbirler alınabilmesi için, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bazı hükümlerinin değiştirilmesi gerektiği
10
Bu konuda Deniz AKÇAY’ın TBB’nin yabancı dilde yayınlanan dergisi DIGESTA
TURCICA’nın 2. sayısında yayımlanan makalesine bakılabilir: Le Mechanisme de
Controle de la Convention européenne des Droits de l’Homme; un Processus de Reforme
contin .
11
Protocol No. 14 to the Convention for the Protection of Human Rights and Funda-
mental Freedoms Amending the Control System of the Convention, Strasbourg 13
May 2004 (CETS No. 194).
14. Protokol’ün Osman DOĞRU tarafından yapılmış Türkçe çevirisi için bkz.,
http://ihami.anadolu.edu.tr/belgegoster
makaleler Rona AYBAY
115TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
ve bunun, AİHM’in Avrupa’da insan haklarının korunması alanında
oynadığı seçkin ve belirgin rolün devam edebilmesi için de gerekli
olduğu da aynı yerde belirtilmiştir.
Yukarıda da değindiğim gibi, 14. Protokol’le getirilecek yeniliklerin,
AİHM’in iş yükündeki artışı bir ölçüde azaltacağı umulmakla birlikte,
sorunun çözümü için tek başına yeterli olmadığı da kabul edilmektedir.
Nitekim bu düşünceyle 14. Protokol’ün yürürlüğe girmesinden önce
bu konuda görüş geliştirmek ve AİHM’in uzun dönemde etkenliğini
arttırmak amacıyla çözüm önerilerinde bulunmak üzere bir Akil Kişiler
Grubu oluşturulmuştur.
12
Aşağıda gerekçeleriyle ve açıklamalarıyla sunduğum metnin esa-
sını, üye seçildiğim “Akil Kişiler Grubu”na yaptığım önerilerden biri
oluşturmaktadır.
Öneri
13
Önerimin, şu temel inanca yada varsayıma dayanmaktadır: Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi sistemine eklenecek ve bu sistemle bütünleşe-
cek bir “uzlaştırma” düzeneği kurulması gereklidir. Öneri, AİHM’in iş
yükünün azaltılması çabalarına önemli bir katkı sağlayabileceği inan-
cıyla yapılmaktadır. Başka bir deyişle, AİHM’in olası başvurucuları,
“uzlaştırma” usulüyle tatmin olacaklar ve mahkemeye başvurmalarına
12
Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin Devlet ve Hükümet Başkanları’nın, 16-17 Mayıs
2005 tarihlerinde Varşova’da yapılan doruk toplantısında kabul edilen Eylem Planı
uyarınca Bakanlar Komitesi’nce oluşturulan bu Akil Kişiler Grubu, aralarında be-
nim de bulunduğum 11 kişiden oluşmaktadır. Bakanlar Komitesi’nin 14 Eylül 2005
tarihli toplantısında seçilen 11 üyenin (alfabe sırasına göre) adları ve uyruklukları
şöyledir:
Bay Rona AYBAY, Türkiye (Bosna Hersek İnsan Hakları Mahkemesi eski yargıcı);
Bayan Fernanda CONTRI, İtalya (Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili); Bay Marc
FISCHBACH, Lüksemburg (AİHM eski yargıcı); Bayan Jutta LIMBACH, Almanya
(Anayasa Mahkemesi eski Başkanı); Bay Gil Carlos RODRIGUEZ IGLESIAS, İspanya
(AB Adalet Divanı eski Başkanı); Bay Emmanuel ROUCOUNAS, Yunanistan (Ulusla-
rarası Hukuk Profesörü); Bay Jacob SÖDERMAN, Finlandiya (AB eski Ombudsmanı);
Bayan Hanna SUCHOCKA, Polonya (eski Başbakan); Bay Pierre TRUCHE, Fransa
(emekli Savcı); Bay Lord WOOLF of BARNES, İngiltere (Birleşik Krallık) (Lordlar
Kamarası üyesi); Bay Veniamin Fedorovich YAKOVLEV, Rusya (Cumhurbaşkanı
Danışmanı)
13
Önerileri içeren İngilizce makale için bkz., AYBAY, Rona; A Proposal of the “Man-
datory Conciliation” Process to be Incorporated in the Protection Mechanism of the
European Convention on Human Rights, DIGESTA TURCICA, 2, s. 63 vd., (TBB
yayını)
Rona AYBAY makaleler
116TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
gerek kalmayacak; böylece mahkemeye gelen iş sayısı azalacaktır.
Önerinin, dikkatlerden kaçmamasını dilediğim ve kesinlikle uyul-
ması gerektiğine inandığın, iki temel ilkesi var: “eşitlik” ve “tekdüzelik”
(uniformity).
14
Belirtmem gereken bir başka nokta da şudur: Burada sunulan,
sadece bir öneridir; tartışmaya temel oluşturmayı amaçlamaktadır.
“Bütün dertlerin ilacı” (eski deyimle “deva-yı kül”) olması gibi bir savım
yoktur.
Önerinin Dayandığı Temel Varsayım
Etkili bir uzlaştırma sistemi, AİHM’e yapılacak başvuruların sayı-
sının azalmasına yardım edecektir. Çünkü:
i. “Uzlaştırma” usulü, ihtilafların (üye devletlerce insan haklarına
aykırı davranılmış olduğu savlarının) uzun ve karmaşık AİHM usulle-
rine başvurulmasına gerek kalmadan çözüme kavuşmasını sağlayacağı
için, olası başvurucularca tercih edilecektir.
ii. Uzlaştırma usulü, aleyhine AİHM’e başvurulması söz konusu
olan devletlerce de tercih edilecektir. Çünkü, böylece devletler, insan
hakkı ihlalinde bulundukları savları karşısında, AİHM önünde savunma
yapma külfetinden ve ihlalde bulunduklarının yargı kararıyla hükme
bağlanmış olması gibi sıkıcı bir olasılıktan kurtulmuş olacaklardır.
İlkeler
Önerdiğim “zorunlu uzlaştırma” sürecinin, uluslararası insan hakları
hukuku açısından kabul edilebilir sayılması, bir takım temel ilkelerle
uyumlu olmasına bağlıdır. Bu ilkeler şöyle özetlenebilir:
i. Hangi türden bir “uzlaştırma” sistemi benimsenirse benimsensin,
sistemin uygulanması AİHM içtihatlarıyla oluşmuş bulunan ölçütlerle
uyumlu olmalı; başka bir deyişle insan hakları konusunda halen sağ-
lanmış bulunan koruma düzeninin altına iniş hiçbir biçimde söz konusu
olmamalıdır.
ii. Tekdüzelik (uniformity) ve eşitlik kesinlikle sağlanmalı; yani,
sözleşme kapsamındaki ihlal savları için bütün üye devletlere karşı
14
Bunları aşağıda “ilkeler” başlığı altında açıklıyorum.
makaleler Rona AYBAY
117TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
kullanılabilecek başvuru hakkı bakımından, herkese tam anlamıyla eşit
olanaklar tanınmalıdır.
Sadece belli birkaç üye devlete karşı işleyebilecek başvuru olanakları
sağlayan bir düzenleme, başvurucular arasında eşitlik ilkesine aykırı
olur. Bir başvurucu için, bir üye devlete karşı kullanılması söz konusu
olan her türlü olanak, bütün başvurucular için ve bütün üye devletlere
karşı kullanılabilmelidir.
Aynı ilke, coğrafi anlamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
uygulanma alanına giren her yerde, söz konusu olabilecek ihlaller ba-
kımından geçerli olmalıdır.
iii. Uzlaştırma sistemi, Strazburg merkezli bir organın gözetimi
altında işlemelidir. Strazburg merkezli organ, bütün üye devletlerde,
uzlaştırma yöntemlerinin AİHM içtihatlarıyla belirlenmiş olan, insan
haklarının korunması temel standartlarına uygun biçimde işlemesini
sağlamalıdır.
“Uzlaştırma”nın Uygulanmasına İlişkin Bazı Sorunlar
Etkili ve iyi işleyen bir uzlaştırma sisteminin kurulabilmesi için
bazı teknik konular üzerinde ciddiyetle düşünülmesi ve gerekli yasal
ve yönetsel düzenlemelerin yapılması zorunludur.
Aşağıda bu konuya ilişkin bazı sorunlar konusunda görüşlerimi
açıklıyorum:
i. “Zorunlu” mu; yoksa “seçimlik” uzlaştırma mı?
AİHM önüne bir dava götürülmeden önce başvurulabilecek bazı
“uzlaştırma” olanakları, bazı üye devletlerde halen de vardır ve işle-
mektedir.
15
Önerdiğim sistemin etkili ve sağlıklı işleyebilmesi için ise, kanıma
göre, “seçimlik” değil “zorunlu” olması gerekir. “Zorunlu” bir uzlaştır-
manın, uzlaşma kavramına ters düştüğü, uzlaşmada gönüllülüğün daha
uygun olacağı elbette doğrudur. “Zorunluluk” ile “uzlaşma” arasında,
kavramsal olarak karşıtlık olduğu bile ileri sürülebilir.
Ancak, bütün bunlara karşın benim inancıma göre, AİHM önün-
deki yığılmayı ve tıkanmayı önleyecek bir “uzlaştırma” ancak “zorunlu”
15
Ayrıca, AİHM önünde görülmekte olan davalarda da “dostça çözüm” yolları açıktır.
Bkz., Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, m. 33/b ve 39.
Rona AYBAY makaleler
118TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
olması halinde sonuç verebilir. Ama herhalde şunu belirtmem yerinde
olur: Bu “zorunlu” uzlaştırma, AİHM’e başvurmadan önce tüketilmesi
gereken iç hukuk yollarına bir yenisini ekleyecektir. (Bu zorunluluğun
yaratabileceği sakıncaları giderme yolları konusundaki düşüncelerimi
aşağıda açıklıyorum).
ii. Ulusal düzeyde harcanması gereken ek zaman
Yukarıda belirttiğim gibi, “zorunlu” bir uzlaştırma sisteminin kabu-
lü, yeni bir iç hukuk yolu yaratacak; bu da, başvurunun AİHM önüne
götürülmesinde kaçınılmaz bir gecikmeye yol açacaktır.
Bu gecikmeden, başvurucu aleyhine doğabilecek sakıncaları önle-
yebilmek için şu ilke benimsenmelidir:
Belirlenmiş bir süre içinde “uzlaştırma” sonuç vermez ise, başvurucu,
AİHM’e başvurmakta özgür olmalıdır. Bu sürenin “kabul edilebilir” bir
uzunluğu aşmaması gerekir. Örneğin 3–6 ay arasında bir süre uygun
olabilir.
Ayrıksı (istisnai) ve acil durumlarda, başvurucuya “uzlaştırma”
sürecinden geçmeksizin doğrudan doğruya AİHM’e başvurma yolu
açık tutulabilir.
Öte yandan, aleyhine süreç başlatılmış bulunan üye devlete de,
konunun özel niteliği nedeniyle ayrıntılı inceleme ve çalışma gerekti-
ren durumlarda, Strazburg’daki merkezi organa başvurarak, sürenin
uzatılmasını isteme olanağı tanınmalıdır.
iii. Hangi ulusal organ (Otorite)
Her üye devlet, “uzlaştırma” sürecinin yürütülmesinde başvuruların
yapılacağı bir organ ya da makam belirler. Bu organın (ya da maka-
mın) görevi, uzlaşmayı sağlamak değil taraflar arasında görüşmelerin
yapılması için ortam hazırlamak ve uzlaşmayı kolaylaştırıcı çalışmalar
yapmak olmalıdır.
Halen etkili bir kamu denetçiliği (ombudsmanlık) sisteminin
işlemekte olduğu ülkelerde, görev bu organa verilebilir. Birden çok
kamu denetçisi bulunan ülkelerde, bunlardan biri bu işle özel olarak
görevlendirilebilir. Kamu denetçisi ya da benzeri bir organ bulunmayan
ülkelerde ise, “zorunlu uzlaştırma” işini kolaylaştırıcı çalışmaları yapacak
bir makam, o devletin kendi hukukunun usulleriyle belirlenmelidir.
Bir sonraki başlık altında açıklanacak “Strazburg Organı”, gereğinde
ulusal resmi makamlarla ve ilgili sivil toplum örgütleriyle de danışarak,
makaleler Rona AYBAY
119TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
her üye devlet için bir olası uzlaştırıcılar (arabulucular) listesi hazırla-
yabilir
iv. Strazburg’da hangi organ?
Böyle bir organın yaratılması ya da var olan bir organa, ulusal
düzeydeki “uzlaştırma” uygulamalarını denetleme görevi verilmesinin
kararı, elbette, Avrupa Konseyi’nin yetkili organlarınca alınacaktır.
Avrupa Konseyi İnsan Hakları Ombudsmanı’nın (Human Rights
Commissioner) görev tanımı biraz geniş yorumlanarak, bu görev ona veri-
lebilir. Bu vesileyle şunu belirtmekte yarar olduğunu düşünüyorum:
14. protokol, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Ombudsmanı’na
(Commissioner) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin işleyişinde daha
aktif bir rol vermektedir. Bu ombudsmana, AİHM’in bir dairesinin ya
da büyük dairenin önündeki bütün davalarda yazılı görüş sunma ve
duruşmalara katılma yetkisi verilmiştir.
Bu görev kendisine verilirse, Strazburg’daki Ombudsman, her
üye ülkede, uzlaştırma sürecinin yürütülmesi için AİHM içtihatlarıyla
belirlenmiş standartlara uygun bir sistemin kurulup, işlemesini denet-
leyecektir.
Bu amacın gerçekleşmesi için, Avrupa Konseyi İnsan Hakları
Ombudsmanı’nın (Commissioner) üye devletlerdeki ulusal makamlarla
ve ilgili başka kuruluşlarla yakın işbirliğinde bulunması, toplantılar
düzenlemesi, ziyaretler örgütlemesi yararlı olacaktır.
SONUÇ:
AİHM’in, insan haklarının yargı yoluyla korunması alanında çok
büyük hizmetleri olduğunda kuşku yoktur. Dünya yüzünde AHİM’in
bu alandaki başarılarının bir benzerini gerçekleştirebilmiş bir başka
mahkeme kurulabilmiş değildir.
Ancak, AİHM’in başvuruların çokluğu karşısında “tıkanma” nok-
tasına geldiği, deyim yerindeyse sistemin “alarm işareti verdiği” de bir
gerçektir. Strazburg çevrelerinde söylendiği gibi AİHM, “kendi başarısı-
nın kurbanı” olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. İnsanların AİHM’i insan
haklarının korunması bakımından bir “umut kapısı” olarak görmeleri
elbette, çok güzeldir. Ama bu güven nedeniyle çığ gibi büyüyen başvuru
sayısı, mahkemeyi işlemez hale getirebilecektir.
Bu tehlikeyi göğüslemek ve (deyim yerindeyse) AİHM’i “kendi ba-
Rona AYBAY makaleler
120TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
şarısının kurbanı” olmaktan kurtarmak için köklü bir takım girişimlerde
bulunulması zorunludur.
Yakında yürürlüğe girmesi beklenen 14. Protokol bu yolda atılmış
önemli bir adımdır. Ama bütün sorunları çözmekte yetersiz kalacağı,
daha şimdiden belli olmuştur.
Önerdiğim “zorunlu” uzlaştırma sisteminin kabul edilmesi halinde,
AİHM önündeki yığılmayı ve iş yükünü önemli ölçüde azaltacağına
inanıyorum.
Ancak, görüşmelerim ve temaslarım, önerimdeki “zorunluluk”
öğesine karşı bir tepki olduğunu bana göstermiştir. Bu öğe dışında,
önerimin çok olumlu karşılanmış olduğunu söyleyebilirim. Bana öyle
geliyor ki, ulusal düzeyde yani her üye devlette, Strazburg’daki merke-
zin gözetiminde işleyecek bir “uzlaştırma sistemi” kurularak, davaların
AİHM önüne gitmeden çözüme bağlanması girişiminde bulunulması
Strazburg çevrelerinde kabul görecektir.
Dileğim, bunun gerçekleşmesi ve AİHM’in iş yükü altında ezilmesi
olasılığının ortadan kalkmasına yardımcı olmasıdır. Böylece, üye devlet-
lerde, zorunlu olmasa da “seçimlik” nitelikte bir “uzlaştırma” düzeneğinin
kurulması sağlanabilecektir.
Konunun Türkiye açısından da özellikle önemli olduğu açık bir ger-
çektir. Çünkü Türkiye AİHM’e yapılan başvuruların sayısı bakımından,
önde gelen birkaç devletten biridir. “Uzlaştırma” usulünün kabulünde ve
yaygın biçimde uygulanmasında; gerek Türk hükümetlerinin, gerek Tür-
kiye aleyhine AİHM’e başvuracakların yararı olduğuna inanıyorum.