makaleler Serkan AĞAR
285TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
I. Giriş
Bilindiği üzere vergi hukukunda, kural olarak, vergi idaresi tara-
fından tesis edilen idari işlemler, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu (VUK),
4458 sayılı Gümrük Kanunu ve 6183 sayılı Amme Alacakları’nın Tah-
sil Usulü Hakkında Kanun’da gösterilmiştir. Bunlar, verginin tarh ve
tahakkukuna, itirazın reddine ilişkin işlemler ile tahsil edilebilir hale
gelen verginin tahsiline yönelik işlemlerdir. VUK, ayrıca, vergi mat-
rahının tespiti amacına yönelik olarak, takdir komisyonlarınca alınan
kararlar ile vergi hatalarının düzeltilmesi isteklerinin reddi üzerine
Maliye Bakanlığı’na şikayet yoluna başvurulması üzerine, bakanlıkça
tesis olunan işlemleri de, vergi davasına konu edilebilecek icra işlemleri
olarak saymıştır.
Vergi yargısında davaya konu yapılabilecek idari işlem, vergi ida-
resinin idari işleviyle ilgili olarak vergi hukuku alanında tesis ettiği, icra
(doğrudan uygulanabilir) ve yükümlünün hukukunu etkiler nitelikte,
bir başka anlatımla onların hukuki statülerinde, hak ve yükümlülük-
lerinde değişiklik ya da yenilik yaratan irade açıklamalarıdır. Bunun
yanında, herhangi bir makamın onayına tabi olmayan, matrahın ve
verginin hesabını değiştirme, muhasebe kayıt ve nizamına ait işlem-
lerde değişiklik yapma gibi bir takım mali ve hukuki yükümlülükleri
beraberinde getiren uyulması zorunlu, kesin ve yükümlünün hukukunu
etkiler nitelikte işlemler de vergi davasına konu edilebilir.
VERGİ YARGISINDA
DAVAYA KONU İCRAİ İŞLEM - I
Serkan AĞAR
*
*
Avukat (Ankara Barosu), A.Ü. Sos. Bil. Ens. Kamu Hukuku (Vergi Hukuku) ABD,
Doktora Öğrencisi.
Serkan AĞAR makaleler
286TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Öte yandan, vergi hukuku açısından bir idari işlemin dava konusu
edilebilmesini, yalnızca verginin doğması ile sınırlı tutmamak ve bu
işlem dolayısıyla beyannamenin düzenlenmesi, muhasebe kayıt ve
nizamında değişiklikler yapılması, istisna ve muafiyet oran ve miktar-
larında düzenlemelere gidilmesi gibi doğrudan yükümlüyü zorlayacak
ve hukukunu etkileyecek sonuçlar doğurması durumlarında da icra
işlem niteliğini kazandığını kabul etmek gereklidir. Kaldı ki, vergi
mahkemelerinde açılacak davaları yalnızca tarh, tahakkuk ve tahsil
aşamasına ulaşmış işlemlere hasretmek de olanaklı değildir; vergi
idaresinin vergilemeden önce ya da sonra tesis ettiği vergiye ilişkin bir
takım kesin ve icra işlemlerin vergi davasına konu edilmelerinde bir
engel yoktur.
İki bölüm halinde yayımlanacak bu çalışmada, yukarıda özetlenen
kapsam dahilinde, kategorik bir bölümlemeye de göz kırpmak suretiyle
vergi yargısı ile uygulaması olabildiğince net bir biçimde resmedilmeye
çalışılacaktır.
II. Vergi Davasına Konu İcrai İşlem
A. Genel Olarak
Vergilendirme sürecinde birden fazla işlem yer aldığı gibi bunların
her birinin idari işlem kategorilerine göre konumu da farklılık arz eder.
Vergi hukukunda vergilerin yasallığı ilkesi egemen olduğundan, genel
düzenleyici işlemlerle yeni hukuki durumlar yaratılması olanaklı değilse
de, kimi zaman, bakanlar kurulu kararları ya da diğer genel düzenle-
yici işlemlerle (örn. genel tebliğler) vergilerin yasallığı ilkesine aykırı
durumlara sebebiyet verilebilir. Bilindiği üzere, 1982 Anayasası’nın 73.
maddesinde öngörülen “vergilerin kanuniliği ilkesi” uyarınca, vergilen-
dirme yetkisi yasama organına ait olup yürütme organının yasal daya-
nak olmaksızın bir idari işlemle vergi koyma, değiştirme ve kaldırma
yetkisi bulunmaz; ancak yasama organının, vergi alanında her konuyu
bütün kapsam ve ayrıntıları ile düzenlemesinin olanaklı bulunmadığı
hallerde, vergilendirmenin temel öğelerini belirleyerek, uygulamaya,
tekniğe ve uzmanlığa ilişkin konularda yürütme organına düzenleyici
idari işlemlerde bulunma yetkisi verilebilir. Yürütme organına verilen
yetkinin, vergilendirmenin temel öğelerine ilişkin olmayıp yasayla
getirilen düzenlemeyi açıklayıcı ve tamamlayıcı nitelikte olması ge-
makaleler Serkan AĞAR
287TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
rektiği unutulmamalıdır. Bu bakımdan yürütme organı, vergilendirme
tekniğine ve ayrıntılara ilişkin konuları düzenlerken vergi yasalarının
sınırları içinde kalmak zorundadır.
Vergi hukukunda, vergiyi doğuran olay nedeni ile bir kimsenin
yükümlü durumuna girmesi sonucunu doğuran işlemler “koşul/durum
işlem”, buna karşılık bir matrahın belirlenmesi “iç işlem/hazırlık işlemi”,
ardından yapılan tarh işlemi ise “öznel” nitelikli bir idari işlemdir.
Soyut yükümlü durumundaki kişinin vergi borcunun somut olarak
saptanması için gereken işlem “verginin tarhı”dır, söz konusu işlemin
tesis edilebilmesi için ise vergi konusunun, matrah olarak nitelendirilen
üzerinden vergi hesaplanacak ekonomik biriminin bilinmesi gerekir.
İşte, vergiyi doğuran olay ile birlikte başlayarak çeşitli yöntemlere göre
hesaplanan matraha vergi oranının uygulanması ile vergi borcunun
(hazine için vergi alacağının) belirlenmesi olan tarh işlemi ile devam
eden vergilendirme süreci, tarh edilen verginin yükümlüye tebliğinin
4
ardından yasal süresi içerisinde dava açılmaması ya da açılan davanın
reddi ile tarh edilen vergi borcu ödenmesi gereken bir aşamaya gele-
rek tahakkuk eder; tahakkuk eden verginin süresinde ödenerek tahsil
edilmesi
R
üzerine, vergilendirme ilişkisi/süreci sona ererek somut vergi
borcu ortadan kalkar.
Tarh ve tahakkuk aşamaları VUK’da düzenlenir-
ken tahsil aşaması 6183 sayılı kanunda düzenlenmiştir.
Vergi hukuku uygulaması ile ilgili olarak vergi idaresi tarafından
tesis edilecek idari işlemler, VUK, Gümrük Kanunu ve 6183 sayılı ka-
nunda gösterilmiştir. Bunlar, verginin tarh ve tahakkukuna, itirazın
reddine ilişkin işlemler ile tahsil edilebilir hale gelen verginin tahsiline
yönelik işlemlerdir. VUK, ayrıca, vergi matrahının tespiti amacına yö-
nelik olarak, takdir komisyonlarınca alınan kararlar ile vergi hataları-
nın düzeltilmesi isteklerinin reddi üzerine Maliye Bakanlığı’na şikayet
yoluna başvurulması üzerine, bakanlıkça tesis olunan işlemleri de,
Any. Mah., 14.05.1997, E. 1996/75, K. 1997/50.
Özay, İ. H., Günışığında Yönetim, İstanbul, 1996, s. 462.
Öncel, M., Kumrulu, A., Çağan, N., Vergi Hukuku, 13. Bası, Ankara, 2005, s. 87.
Beyan usulüne göre alınan vergilerde, tarh ve tahakkuk aşamaları birlikte gerçek-
leştiğinden tarh işleminin ayrıca yükümlüye tebliği gerekmez.
Tahakkuku tahsile bağlı vergilerde, tahakkuk ve tahsil aşamaları birlikte gerçekle-
şir.
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 88
Serkan AĞAR makaleler
288TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
vergi davasına konu edilebilecek icra işlemler olarak saymıştır.
Yukarıda da belirtildiği gibi, vergi hukukunda idari işlem, vergi ida-
resinin idari işleviyle
ilgili olarak vergi hukuku alanında tesis ettiği, icra
(doğrudan uygulanabilir) ve yükümlünün hukukunu etkiler nitelikte,
bir başka anlatımla onların hukuki statülerinde, hak ve yükümlülükle-
rinde değişiklik ya da yenilik yaratan irade açıklamalarıdır.
8
Örneğin;
6183 sayılı kanunun 37. maddesi uyarınca gönderilen ve muhatabına
borcu ilk kez duyuran borç doğurucu nitelikteki yazı
ya da muhatabına
tebliğ olunan teminat isteme yazısı,
10
götürü usulde gelir vergisine tabi
olma koşullarının kaybedilmesi nedeni ile gerçek usulde gelir vergisi
İdarenin çeşitli görev, ödev ve işlerinin idari yetki ve usullerle beraber kaynaştırılmış
bileşimi olan idare işlevi; devletin yasama ve yürütme erklerinin saptadığı siyasi
yönde ve hukuksal çerçeve içerisinde, toplumun düzenli ve uygarca yaşamasını
sağlamak ve sürdürmek için, kural olarak kamu gücü ve usulleri kullanılarak doğ-
rudan, devamlı ve ahenkli surette kamusal faaliyetlerin yürütülmesidir, Duran, op.
cit., s. 10. Öğretide işlev yerine “görev” terimi de kullanılır ve idari görev, idari işlev
anlamına gelecek biçimde, belli bir ülkede toplum halinde bir arada yaşayan tüm
bireylerin ortak, kolektif, genel, günlük, basit, yalın, teknik ve sürekli gereksinimle-
rini karşılamak olarak tanımlanır, Sarıca, R., İdare Hukuku, Çoğaltma Ders Notları,
s. 15-17, nak. Özay, s. 318.
Dan. 4. D., 16.10.1991, E. 1988/4887, K. 1991/3142, DD, S. 84-85, s. 226.
Dan. 7. D., 01.03.2001, E. 2000/4091, K. 2001/707, nak. Candan, T., Açıklamalı İdari
Yargılama Usulü Kanunu (İdari Yargılama), Ankara, Ekim, 2005, s. 78.
10
Dan. 3. D., 11.03.1998, E. 1997/361, K. 1998/849, nak. a.g.e., Davacı şirketin muhtelif
yıllara ilişkin vergi borçlarını vadesinde ödememesi sebebiyle hesaplanan gecikme
zamlarında hesap ve mahsup hatası bulunduğundan söz edilerek düzeltilmesi iste-
miyle yapılan başvurunun vergi dairesi müdürlüğünce reddedilmesine ilişkin yazının
iptali istemi ile açılan bir başka davada ise Danıştay; “idari işlem, genellikle ‘idari bir
yetkinin kullanılması sırasında kamu idaresinin bir organ tarafından açıklanan irade beyanı’
olarak tarif edilmektedir. Tarifte yer alan, işlemin ‘idari bir yetkinin kullanılması sırasında’
yapılmış olması unsuru işlemin hukuki sonuç doğuracak, kesin ve doğrudan uygulanabilir
nitelikte olmasını gerektirir. Davacı şirketin muhtelif yıllara ilişkin vergi borçlarını vadesinde
ödememesi nedeniyle hesaplanan gecikme zammında hesap ve mahsup hatası yapıldığı belirtile-
rek, bu hatanın düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddi üzerine dava açılmıştır. Vergi
dairelerinin, idari işlemleriyle ilgili olarak vergi hukuku alanında tesis ettikleri, uygulanabilir
nitelikte, yükümlünün hukukunu doğrudan etkileyen ve onların hak ve yükümlülüklerinde
değişiklik veya yenilik yaratan irade açıklamalarının idari davaya konu teşkil edeceğinden
kuşku duyulmaz. İdarenin vergi tarhı, tahakkuku ve tahsiline ilişkin işlemleri ile birlikte, idari
işlem tarifindeki unsurları taşıyan diğer işlemleri hakkında dava açılabileceği muhakkaktır.
Davacı şirketin başvurusu üzerine vergi dairesi gecikme zammından kaynaklanan belirli bir
miktar borcu bulunduğunu bildirmiştir. Gecikme zammına ilişkin olarak idarece verilen bu
cevap nihai bir karar olup, aynı zamanda, davacı şirketin hukukunu etkileyen, icra nitelikte
bir işlem niteliğindedir ve dava konusu edilmesine bir engel bulunmamaktadır.” biçiminde
karar vermiştir., Dan. 4. D., 06.10.1997, E. 1996/5234, K. 1997/2887.
makaleler Serkan AĞAR
289TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
mükellefiyetinin tesis edildiğini bildiren yazı,
11
mükellefin vadesinde
ödenmeyen vergi borçları için haczedilen taşınır ve taşınmazlarının
değerlemesine ve satış için ilanına ilişkin işlemler,
12
uzlaşmanın temin
edilemediğine ilişkin uzlaşma komisyonu bildirimi
13
ya da 6183 sayılı
kanun uyarınca haczedilen malın satışı için alınan karar
14
gibi işlemler
vergi yargısında yürütülmesi zorunlu (icra) işlemlerden sayılır.
15
Vergi hukuku açısından bir idari işlemin dava konusu edilebilmesi-
ni, yalnızca verginin doğması ile sınırlı tutmamak ve bu işlem dolayısıyla
beyannamenin düzenlenmesi, muhasebe kayıt ve nizamında değişiklik-
ler yapılması, istisna ve muafiyet oran ve miktarlarında düzenlemelere
gidilmesi gibi doğrudan mükellefi zorlayacak ve hukukunu etkileyecek
sonuçlar doğurması durumlarında da kesin ve icra işlem vasfını kazan-
dığını kabul etmek gereklidir.
Buna karşılık, vergi inceleme elemanları tarafından düzenlenen
raporlar
16
gibi soruşturma ve denetim raporları,
17
görüş bildiren yazı
18
ve kararlar, açıklamalar, ön karar ve işlemler, teklif yazıları, iç yazış-
11
Dan. 4. D., 16.10.1991, E. 1988/4887, K. 1991/3142, nak. Candan, İdari Yargılama, s.
78-79.
12
Dan. 4. D., 24.04.1995, E. 1994/5341, K. 1995/1892, nak. a.g.e., s. 79.
13
Dan. 4. D., 16.10.1986, 1986/5182-3057. Uzlaşma komisyonu kararının iptali istemi
ile açılan bir davada Danıştay; “uzlaşma temin edilemediği takdirde bu hususun ilgiliye
bildirimi, uzlaşma isteminde bulunan kişinin hukukunu etkileyen idarenin tek yanlı ve
icra bir işlemi niteliğinde olduğundan iptal davasına konu yapılabilir.” biçiminde karar
vermiştir, Dan. 4. D., 16.10.1986, 1986/5182-3057.
14
Dan. 3. D., 20.01.1988, E. 1987/1573, K. 1988/130, nak. Candan, İdari Yargılama, s.
80.
15
A.g.e., s. 78-80.
16
Dan. 4. D., 24.03.1995, E. 1994/474, K. 1995/1308, nak. a.g.e.
17
Yükümlünün, sahte ve muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge ticareti yaparak komis-
yon geliri elde etmesiyle ilgili vergi tekniği raporunun iptali istemiyle açtığı davada
Danıştay; “Vergi inceleme raporlarının, idarenin iç işleyişine ilişkin düşünce bildiren nitelikte
işlemler olduğundan, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliğine sahip bulunmadıklarından
dava konusu yapılmalarının mümkün olmadığına” hükmetmiştir, Dan. 4. D., 02.03.2004,
E. 2003/1163, K. 2004/358.
18
“Davacının, vergi dairesinin vergileme yönünden üst makamı sayılamayacak olan defterdar-
lığa yaptığı başvurunun, tarh, tahakkuk, tahsil uygulamasına ilişkin bir görüş almak üzere
defterdarlığa yöneltilmiş bir soru ve buna verilen cevabın da bu soruya karşı görüş bildiren
bir yazıdan ibaret olduğu anlaşılmaktadır. İdarenin ancak kesin, yürütülmesi gerekli nitelik-
teki işlemleri idari davaya konu teşkil edebilir. Yükümlülerin bir konuda aydınlanmak için
idareye yaptıkları başvuruya verilen cevapları iptal davasına konu teşkil edecek idari işlem
niteliğinde sayma olanağı yoktur.”, Dan. 4. D., 17.01.1985, E. 1984/1818, 1985/127.
Serkan AĞAR makaleler
290TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
malar, tahakkuk cetveli,
19
kişinin ölen babasının mükellefiyet kaydının
kapatılma tarihini öğrenmek amacıyla vergi dairesine yapmış olduğu
başvuru üzerine verilen cevabi yazı
20
gibi bilgilendirme amacıyla kaleme
alınan yazılar, verginin vadesinde ödenmemesi üzerine vergi dairesin-
de gönderilen görüşmeye davet mektubu,
21
vergi borcunun belirlenen
süre içerisinde ödenmesi, aksi takdirde 6183 sayılı kanuna göre işlem
yapılacağı yolundaki ödemeye çağrı mektubu,
22
vergi dairesinin yok-
lama memurları tarafından düzenlenip taraflarca imzalanan yoklama
tutanakları
23
doğrudan uygulanabilir nitelik taşımadıklarından icra
sayılmazlar.
24
Öte yandan, VUK’un, “Mükellefler, Maliye Bakanlığı’ndan veya Maliye
Bakanlığı’nın bu hususta yetkili kıldığı makamlardan vergi durumları ve vergi
uygulanması bakımından müphem ve tereddüdü mucip gördükleri hususlar
hakkında izahat isteyebilirler. Yetkili makamlar yazı ile istenecek izahatı yazı
ile veya sirkülerle cevaplamak mecburiyetindedirler. Alacakları cevaplara göre
hareket eden mükelleflerin bu hareketleri cezayı istilzam etse dahi ceza kesil-
mez.” biçimindeki 413. maddesi çerçevesinde vergi idaresi tarafından
verilecek yanıtlar, kural olarak, vergi davasına konu yapılamaz;
25
zira
belirli konularda bilgi edinmek için idareye sorulan sorular ve yapılan
başvurulara karşılık olarak idarenin verdiği cevap ve açıklamalar, belirli
bir hukuki durumu ya da olguyu belirtmekle yetinen icralık niteliğinden
yoksun, mütalaa niteliğindeki işlemlerdir.
Bu itibarla, bu türden istişare nitelikteki bir işlemin vergi davası-
na konu edilmesi olanaklı değildir;
26, 27
ancak örneğin, vergi dairesinin,
19
“Kesin ve yürütülmesi zorunlu icrai işlem niteliği taşımayan, sadece davacı adına işgaliye
ücretinin hesaplanış biçimini gösteren tahakkuk cetvelinin tebliğine ilişkin belediye başkanlığı
yazısı, borçluya borcunu göstermekte, onu ödemeye davet etmekte, ancak icra niteliği olmayan,
bu nedenle de idari davaya konu edilebilecek bir içerik taşımayan bir işlemdir.”, Dan. 9. D.,
26.02.1987, E. 1985/657, K. 1987/669.
20
Dan. 4. D., 07.06.2000, 2000/679-2840, nak. Candan, İdari Yargılama, s. 81.
21
Dan. 7. D., 19.10.2000, 2000/679-2840, nak. a.g.e.
22
Dan. 3. D., 10.04.1986, 1986/68-1182, nak. a.g.e.
23
Dan. 4. D., 16.01.1993, E. 1992/1673, K. 1993/2426, nak a.g.e., s. 82.
24
A.g.e., s. 80-82.
25
Dan. 3. D., 24.12.1986, 1986/734-2674.
26
Dan. 7. D., 26.05.1998, E. 1997/2574, K. 1998/2036; Dan. 7. D., 30.09.1998, E. 1997/2452,
K. 1998/3120.
27
İşletilmekte olan kahvehane nedeniyle salınan eğlence vergisinin düzeltme yoluyla
makaleler Serkan AĞAR
291TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
ödenen damga vergisinin yükümlüye iadesinin mümkün olmadığını
bildiren cevabı yazısı nedeniyle damga vergisinin yükümlüye iade
edilmemesi durumunda, yükümlünün hukuki durumunu doğrudan
etkileyen ve vergi davasına konu edilebilecek icra bir işlemin varlığın-
dan söz edilir.
28
Vergi yargılama hukuku ilkelerine göre, ancak, objektif veya süb-
jektif hukuki sonuçlar doğurmak üzere, öngörülen idari usul kuralları
yerine getirilerek yürürlüğe konulan genel düzenleyici işlemler vergi
davasına konu olabilir. Uygulamadaki tereddütlerin giderilmesi ama-
cıyla bildirilen görüşler, tavsiye ve danışma yazıları, kesin ve yürütül-
mesi gereken işlemler olmadıkları gibi hukuki sonuç doğuracak nitelik
taşımadıkları için idari davaya konu olamazlar. Örneğin; defterdarlık
tarafından, noterlikler ortak cari hesabına yatırılan paralardan elde
edilen faiz gelirlerinin ne şekilde vergilendirileceği konusunda Maliye
Bakanlığı’nın görüşünün sorulması üzerine, adı geçen bakanlığın no-
terlerin söz konusu hesaptan elde ettikleri gelirlerin serbest meslek ka-
zancı olarak vergilendirilmesi gerektiği yolundaki bilgilendirme yazısı,
hem Noterler Birliği Başkanlığı’na, hem de defterdarlığa gönderilmiş,
Noterler Birliği Başkanlığı da bakanlık görüşünü bir genelge ile noter-
lere duyurmuştur; oysa Maliye Bakanlığı işlemi ile Türkiye Noterler
Birliği’nin aynı konuya ilişkin genelgesi, borçluya borcunu bildirmek,
ödemeye davet etmek gibi vergileme konusunda icra niteliği olmayan,
bu nedenle de vergi davasına konu edilemeyecek bir içerik taşır.
29
İdari prosedür içerisinde halka işlemlerin hukuki varlıklarını koru-
dukları dikkate alındığında, bunlar ile temel (sonuç) işlem arasındaki
hukuki bağın çözülemez niteliğinin ortaya konulabilmesi oldukça güçtür
ve icralık özelliğini de haiz bir halka işlemin zincirden her an koparılabil-
me olasılığını artırır; bu bakımdan, vergilendirme sürecinde ihbarname
kaldırılması isteminin reddine ilişkin belediye başkanlığı işleminin iptali istemiyle
açılan davada Danıştay; “iptali istenilen yazının, sayılı kanunun 413. maddesi uyarınca
bilgi verme niteliğinde olup iptal davasına konu olabilecek kesin ve yürütülmesi zorunlu
idari işlem niteliğinde bulunmadığından” davanın reddine karar vermiştir, Dan. 9. D.,
20.02.1984, E. 1982/900, K. 1984/1258.
28
Dan. VDDK, 03.12.2004, 2004/84-154.
29
Dan. VDDK, 25.10.2002, 2002/203-340. Kararın karşı oy gerekçesi dikkat çekicidir:
“Tesis edilen ve vergiyi tarh ve tahakkuk ettirmekle görevli birimin yapacağı işlemi belirleyici
nitelikte olan Maliye Bakanlığı işlemi ile buna dayalı olarak hazırlanan Noterler Birliği genel-
gesini kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliğinde saymamak dolayısıyla iptal davasına
konu edilemeyeceğini söylemek hukuka uygun düşmemektedir.”
Serkan AĞAR makaleler
292TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
ya da ödeme emri tebliği, düzeltme ya da şikayet başvurularının yetkili
makamlarca reddi, ihtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz ve haciz biçiminde
ortaya çıkan işlemlerin tümü birer icra işlemdir ve zincirden ayrılarak
bağımsız olarak dava konusu edilebilir.
B. Vergilendirme Sürecinde Tesis Edilen Birtakım
İdari İşlemlerin İcralık Perspektifinden Değerlendirilmesi
1. Tarh İşlemi
Vergi borcunun/alacağının doğumu bakımından en önemli aşama
olarak nitelendirilebilecek olan tarh işlemi, vergi kanunlarında göste-
rilen vergi oranına göre bulunan matrah üzerinden vergi miktarının
hesaplanmasıdır.
VUK’un 20. maddesinde verginin tarhı; “vergi alacağının kanunlar-
da gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından hesapla-
narak bu alacağı miktar itibariyle tespit eden idari muamele” biçiminde ta-
nımlanmıştır. Bu tanım çerçevesinde VUK tarh işlemini “idari muamele
(idari işlem)” olarak belirlediğinden, idare hukukunda idari işlemler
için yapılan saptamaların tümünün tarh işlemi için de geçerli olduğu
söylenebilir.
30
Tek bir idari organın (vergi dairesi) irade açıklaması ile ortaya çık-
tığından yalın (basit) işlemlere örnek teşkil eden tarh işlemi, tek bir
yükümlü hakkında tesis edildiğinden ve bu şekilde yükümlüyü genel,
kişilik-dışı bir hukuksal durumdan özel ve kişisel bir duruma soktu-
ğundan birel işlemlerden “öznel (sübjektif) işlemler” kategorisinde yer
alır.
Tarh işleminin dayanağı olan vergi kanunu ile ortaya çıkan vergi
yükümlülüğü bir şart (koşul) işlemken, belli hesaplamalardan sonra
vergi borcunun somutlaşarak vergi tarh edilmesi bir öznel (sübjektif)
işlemdir; ancak vergilendirme sürecinde kişinin yükümlü statüsünü
kazanması için idarenin ayrıca bir işlem tesis etmesi gerekmez; bir şart
işlemin yarattığı etki vergilendirme ilişkisinde kanun koyucunun ver-
gi borcunun doğumu için varlığını öngördüğü koşullar bütünü
31
olarak
30
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 89.
31
Akkaya, M., Vergi Hukuku’nda Ekonomik Yaklaşım (Ekonomik Yaklaşım), Ankara, 2002,
s. 19.
makaleler Serkan AĞAR
293TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
tanımlanan vergiyi doğuran olay ile kendiliğinden ortaya çıktığından,
kişi bu olay ile yükümlü statüsüne girer.
Vergilendirme sürecinde ilk idari işlem olarak ortaya çıkan “tarh”,
vergi borcunu belirlemesi nedeni ile hem vergilendirmenin “konu” un-
surunu oluşturur,
32
hem de yasal düzenlemeler ile çerçevesi çizilen bir
alanda vergi yükümlüsünün borcunu herkes için ayrı ayrı uygulanan
matrah ve oranlar yoluyla belirlediğinden “öznel” niteliklidir.
33
Verginin tarhı kişilere belli yükümlülükler getirdiğinden “yüküm-
lendirici idari işlemler” kategorisinde yer alır; vergi muafiyeti tanınması
ya da teşvik gibi işlemler “yararlandırıcı işlemler”den sayılır. Bu bakım-
dan vergi tarhı, kural olarak yükümlendirici, istisna en yararlandırıcı-
dır.
34
Vergi borcunun doğup doğmadığına ya da doğdu ise miktarının
ne olduğuna ilişkin bir vergisel sonucun meydana gelmesi, kanunda
tipleştirilen “soyut vergiyi doğuran olay” ile yaşamda gerçekleşen “so-
mut vergiyi doğuran olay”ın unsurlarının örtüşüp örtüşmemesine göre
bir karar verilmesini gerektirir. İşte bu noktada ortaya çıkan tarh işle-
minin, yapıcı (inşa) ya da belirleyici idari işlem kategorilerinden han-
gisinin özelliklerini taşıdığı tartışmalıdır; ancak tarh işlemi, Türk vergi
sistemi bakımından, bu karardan önce ortaya çıkmış bulunan hukuki
durumun teyidi anlamına geldiğinden “belirleyici” niteliktedir.
35
Ayrıca,
VUK’un 19. maddesinin 1. fıkrası
36
dikkate alındığında, tarh işleminin
yapıcı (inşa) olmaktan ziyade belirleyici bir nitelik taşıdığı ortadadır.
37
32
Vergilendirmenin sebep öğesi, “vergiyi doğuran olay”dır.
33
Özay, s. 461.
34
Ağar, S., “İdari İşlem Kuramı Perspektifinden Verginin Tarhı”, http://www.idare.gen.
tr/tarh.htm, 15/10/2006.
35
Akkaya, Ekonomik Yaklaşım, s. 21.
36
VUK’un 19. maddesi: “Vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu
veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar.”
37
“Vergi borcu vergiyi doğuran olay ile doğduğuna göre, uygulanacak yasa hükümlerinin sap-
tanmasında, zamanaşımının hesabında ve ceza yaptırımlarının işlemeye başlamasında vergiyi
doğuran olayın vukuu zamanı esas tutulacaktır. Böyle olmayıp da pozitif hukukumuzda tarh
işlemi yapıcı nitelik taşısa idi (...) (sayılan) hususlarda tarh işleminin tamamlanması zamanı
esas alınırdı. Başka bir anlatımla, bu son durumda o vergi ilişkisine vergiyi doğuran olay
sırasında değil, tarh işlemi sırasında yürürlükte olan yasa hükmü uygulanırdı; zaman aşımı
tarh işleminin tarihine göre işlemeye başlardı. Oysa (...) bugünkü hukuki düzenleme, vergi
borcunu vergiyi doğuran olaya bağlamak suretiyle tarh işlemine belirtici (belirleyici) işlem
niteliği vermiş olmaktadır.”, Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 90-91.
Serkan AĞAR makaleler
294TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Tarh işleminin kimi türlerinde (resen, ikmalen, idarece tarh), beyana
dayalı tarhiyatın aksine, matrah vergi dairesince saptanır. Matrahın
vergi dairesi tarafından saptanması, asli işlem görünümündeki tarh
işleminin hazırlayıcısı niteliğindedir.
38
Verginin tarhında asli idari işlem,
diğer bir deyişle “kesin ve yürütülmesi zorunlu (icra) işlem” tarh işlemidir;
ancak kendisi hazırlayıcı nitelikteki matrah saptaması için de birtakım
ön (hazırlayıcı) işlemlere gereksinim vardır.
Vergilendirme sürecinde tipik bir idari işlem olarak karşımıza çıkan
tarh işleminin, yukarıda belirlenen anlamı ile icra nitelik taşıması, bu
işleme karşı yargı yoluna başvurulabilmesi için gerekli ve yeterlidir. Bu
bakımdan, hukuk düzeninde herhangi bir değişiklik getirmeyen, bir baş-
ka anlatımla salt idarenin iç işleyişine yönelik işlemler ile icra nitelikteki
idari işlemlerin hazırlık işlemleri,
39
“kesin ve yürütülmesi zorunlu olmayan”
işlemlerden olmaları nedeni ile dava konusu yapılamazlar. Örneğin;
belediye tarafından ödenen verginin yükümlüden istenilmesine ilişkin
ihtarname, borçluya borcunu gösteren, onu ödemeye davet eden ve icra
niteliği olmayan, bu nedenle de vergi davasına konu olamayacak bir
işlemdir;
40
zira bu tür bir özel hukuk uyuşmazlığının çözüm yerinin adli
yargı olması gerekir. Bunun gibi, incelemeyle bulunan matrah farkının
yükümlüye bildirildiği; ancak istisna nedeniyle vergi hesaplanamadığı
için ek tarhiyat yapılamadığı bir durumda, bu farkın gelecek yıllarda
göz önüne alınacağı ve yükümlünün gelecek yıl hesaplarını bu hususu
dikkate alarak yapması gerektiğini kesin olarak bildiren vergi dairesi
müdürlüğü yazısı, yükümlünün hukuki güvenliğini zedeleyen kesin
ve yürütülmesi zorunlu bir niteliğe sahip olduğundan, bu işleme karşı
38
Cebren tahsil aşamasında satış işleminden önce bilirkişi raporları ve bunlara dayalı
kıymet takdirleri, asıl işlemi hazırlayıcı işlemlerdendir. Söz konusu kıymet takdiri,
hazırlayıcı (ihzarî) işlem niteliğinde olup, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlemlerden
değildir.
39
“Vergi mahkemesi kararıyla; vergi inceleme raporu düzenlenmesinin sadece tarh ve tahakkuk
öneren bir ön işlem olduğu, kesin ve yürütülmesi gerekli idari işlem niteliğinde olmadığı, bu
nedenle inceleme raporunda belirtilen “Yeminli Mali Müşavirin Sorumlu Olduğu” ifadesinin
kaldırılması talebinin zımnen reddi yolundaki işlemin idari dava konusu olmayacağı, yeminli
mali müşavirin sorumluluğunun mükellef adına tarh edilecek vergilerin kesinleşmesi ve tah-
silinin imkansızlığından sonra meydana geleceği ve bu aşamada açacağı davaya olayın esası
hakkındaki iddiaların inceleneceği gerekçesiyle idari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi
gerekli bir işlem bulunmaması nedeniyle davayı reddetmiştir. Temyiz dilekçesinde ileri sürü-
len iddialar, bozulması istenilen kararın dayandığı gerekçeler karşısında, yerinde ve kararın
bozulmasını sağlayacak durumda görülmemiştir.” Dan. 4. D., 21.03.2001, 2001/237-987.
40
Dan. 11. D., 17.01.1996, E. 1995/4616, K. 1996/203.
makaleler Serkan AĞAR
295TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
dava hakkının kullanılması hem yükümlünün hukukunun korunması
hem de vergide belirlilik ilkesinin doğal sonucu olarak kabul edil-
melidir.
41
Belediyeler tarafından alınmakta olan bina vergisine ilişkin
beyannamenin merkez ilçe belediyesine bağlı vergi dairesince kabul
edilmediği ve üzerine arsa vergisi beyannamesi düzenlenmesi gerektiği
konusunda meşruhat verilerek yükümlüye iade edildiği, başka bir ifade
ile yükümlü isteğinin reddedildiği bir durumda, beyanname üzerine
“adınıza kayıtlı gayrimenkulleriniz için arsa beyannamesi vermeniz yasal
zorunluluktur.” meşruhatı verilerek altının imzalanması da, yükümlü
isteğinin reddedildiğini kanıtlayan bir belge durumunda olduğundan,
icra niteliği haizdir.
42
Vergi dairesinin bir konu hakkındaki görüşünü belirten bir özelge
(mukteza) ya da bir yoklama tutanağı veya bir vergi inceleme raporu,
doğrudan vergi davasına konu yapılamaz; ancak bu türdeki işlemlere
dayanılarak icra nitelikte bir işlem tesis edilirse (örn. bir vergi/ceza
ihbarnamesi düzenlenir ve tebliğ edilirse), bu durumda bunların da
“icra işlemle birlikte” dava edilebilecekleri açıktır. Verginin tarhından
önce vergi idaresinin bu işleme dayanak oluşturmak üzere yaptığı
işlemler, kural olarak, tarh işleminden ayrılarak bağımsız olarak vergi
davasına konu yapılabilecek nitelik taşımazlar;
43
ancak kimi özel du-
rumlarda, hazırlayıcı nitelikteki bu işlemlerin de bağımsız olarak dava
konusu yapılabilmeleri olanaklıdır. Örneğin; yoklama fişine dayanıla-
rak gerçek usulde mükellefiyet tesis edilmesine ilişkin işlem, herhangi
bir makamın onayına tabi bulunmadığı gibi yükümlüyü defter tasdik
ettirme, fatura ve fiş kullanma, beyanname verme gibi vergi ile ilgili
ödevleri yerine getirme zorunluluğunda bıraktığından, yükümlünün
menfaatini etkileyen, vergi davasına konu olabilecek nitelikte, kesin
ve yürütülmesi zorunlu bir işlemdir;
44
ancak vergi dairesinin yoklama
memurları tarafından düzenlenip taraflarca imzalanan yoklama tuta-
nakları,
45
hukuk düzeninde ve ilgililerin hukukunda henüz değişikliğe
yol açmadıklarından icra sayılmazlar.
41
Dan. 4. D., 21.05.1993, E. 1990/4275, K. 1993/2446.
42
Dan. 9. D., 25.12.1987, 1987/107-4170.
43
Dan. 4. D., 18.04.1988, E. 1986/2004, K. 1988/1564.
44
Dan. 3. D., 11.03.2004, E. 2003/1501, K. 2004/703, in DKD, Y. 2, S. 4, 2004, s. 120.
45
Dan. 4. D., 16.01.1993, E. 1992/1673, K. 1993/2426, nak. Candan, İdari Yargılama, s.
82.
Serkan AĞAR makaleler
296TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Yukarıdaki örneklerde olduğu gibi, kimi durumlarda, “tahakkuk
ihbarı” da tek başına vergi davasına konu yapılabilir. Örneğin; yükümlü
şirketin üretmiş olduğu ürünlerle ilgili olarak, kimi televizyon kanal-
larından çok defa reklam yapıldığı, fakat reklam vergisine tabi olan bu
hususla ilgili olarak belediyeye herhangi bir bildirimde bulunulmadığı-
nın saptandığı ve tahakkuk miktarı yazının tebliğ tarihinden itibaren 30
gün içinde belediyenin ilgili banka şubesindeki hesabına yatırılmasının
tahakkuk ihbarı olarak tebliğ edildiği durumlarda, belediye tarafından
tesis edilen işlem kesin ve icra bir işlem niteliğini taşıdığından kuşku
duymamak gerekir.
46
Gelinen noktada, “takdir komisyonlarınca matrah saptanması”
47
du-
rumuna da ayrıca değinmek yararlı olacaktır. Bilindiği üzere takdir
komisyonları, yetkili makamlarca istenen matrah ve servet takdirle-
rini yapmakla görevli, vergi idaresi ve yükümlü kesiminin temsilci-
lerinden oluşan sürekli ya da geçici komisyonlardır.
48
Komisyonların
matrah saptama konusundaki görevleri, “genel/objektif ” ya da “birey-
sel/sübjektif” nitelikteki matrah saptamaları olmak üzere iki noktada
toplanabilir.
49
Takdir komisyonları, kanunla kendilerine kamu görevi verilen ve
bu görevin yürütülmesi sırasında kamu gücü kullanarak tek yanlı, kesin
ve icra (yürütülmesi zorunlu) idari işlemler yapabilen ve geniş anlamda
idare tanımına giren kamu kuruluşlarıdır.
50
Takdir komisyonları, idare-
nin üç, yükümlü kesiminin ise iki temsilcisinden oluşan karma nitelikli
ve aynı zamanda merkezi idare teşkilatı dışında yer alan kuruluşlardır.
Vergi idaresinin takdir komisyonunun kararlarını değiştirme yetkisi
yoktur; ancak vergi idaresi, bunlara karşı yargı yoluna başvurabilir.
46
Dan. 9. D., 18.11.1992, 1992/5-2713.
47
“Takdir komisyonlarına yasayla verilen görevlerin, kamu maliyesi hizmetinin önemli bir
bölümünü oluşturan vergi toplama işlevine yardımcı nitelikte olmalarına karşın takdir
kararları, vergi idaresinin iç işlemlerinden değildir. Komisyon kararlarının vergi idaresini
bağlayıcı özelliği, onları, bu idareler yönünden, yürütülmesi zorunlu (icra) kararlar haline
getirmektedir.”, Candan, T., Vergilendirme Yöntemleri ve Uzlaşma (Uzlaşma), Ankara,
Ocak, 2001, s. 145.
48
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 102.
49
Emlak vergisinde arsalar için kabul edilen asgari birim değerlerinin saptanması,
takdir komisyonlarının görevine giren bir genel matrah saptama işlemidir. Birey-
sel/sübjektif matrah saptamaları ise, tek yükümlü hakkında ikmalen, resen ya da
idarece vergi tarhına gidildiğinde söz konusu olmaktadır.
50
Candan, İdari Yargılama, s. 151.
makaleler Serkan AĞAR
297TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Vergi yükümlüsünün takdir komisyonunun kararına karşı dava hakkını
kullanabilmesi için, bu karara göre vergi dairesi tarafından vergi tarh
edilmesi ve ceza kesilmesi gerekir.
51
Türk vergi uygulamasında, vergi idaresinin resen yapacağı tarh
işleminin dayanağını oluşturan takdir komisyonu kararlarına karşı
vergi davası yoluna, ancak bu kararın vergi idaresince resen vergi tar-
hı biçiminde bir idari işlem durumuna getirilmesi koşulu ile gidilebi-
lir. Kimi durumlarda
52
ise, takdir komisyonu kararına karşı doğrudan
vergi davası açılması olanaklıdır. Tipik birer idari işlem olduklarından
takdir komisyonu kararlarına karşı açılacak davalarda kararın yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat öğelerinden biri ya da birkaçına aykırı
olduğu iddiasında bulunulur. O halde, kanun koyucunun, idari karar
sürecindeki nihai işlem teorilerinden zincir işlem ve ayrılabilir işlem-
leri, nihai ve kesin işlemin bağlandığı hukuki sonuçlar bakımından
vergi mükellefi ve vergi idaresi olmak üzere ayrı ayrı gruplandırdığını
söyleyebiliriz.
53
2. Tebliğ İşlemi
VUK’un 21. maddesine göre tebliğ; “vergilendirmeyi ilgilendiren ve
hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellefe veya ceza
sorumlusuna yazı ile bildirilmesi”dir. Tebliğ, vergi yükümlüsünün vergi
ödemeye çağrılması biçiminde tanımlanabilir.
54
Vergi yükümlüsünün
adına tarh olunan vergiden haberdar olabilmesi ve tarh işleminin
böylece hüküm ve sonuç doğurabilmesi ancak bu işlemin tebliği ile
gerçekleşeceğinden, vergilendirme sürecinde tebliğ aşaması, tarh işlemi
kadar önemli bir resmi bildirimdir.
55
51
Dan. 9. D., 26.06.1986, E. 1985/1155, K. 1986/2368.
52
VUK’un mükerrer 49. maddesi gereğince, arsa ve araziye ait asgari ölçüde birim
değer ve bina metrekare normal inşaat maliyet bedelleri takdirlerine karşı belli
kuruluşlar ve vergi daireleri tarafından açılan davalar ile VUK’un 267. maddesinde
öngörülen emsal bedeli takdirlerine karşı vergi daireleri ile yükümlüler tarafından
açılan davalar.
53
Saban, N., Vergi Hukuku, İstanbul, 2005, s. 129.
54
Erginay, A., Vergi Hukuku, Ankara, 1976, s. 76-77.
55
“İdari işlemlerin tesis edildikleri tarihte hukuken var olan geçerli bir işlem niteliği kazandığı ve
yazılı bildirimden amacın, ilgilileri işlemden haberdar etmek ve dava haklarını kullanmalarına
olanak sağlamak olduğu dikkate alındığında, hak ve menfaatini ilgilendiren bir idari işlem
tesis edildiğini yetkili makamlarca yapılan yazılı bildirim dışında tarhiyat öncesi uzlaşma
Serkan AĞAR makaleler
298TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Uygulamaya ilişkin bir işlem türü olan tebliğ, verginin tarhı ile ta-
hakkuku arasında köprü vazifesi gördüğünden ayrı bir öneme sahiptir;
bunun yanı sıra idari ve yargısal sürelerin işlemeye başlaması
56
da tebliğ
sayesinde gerçekleşir.
57,58
Ülkemizde tebliğ konusunda, 6183 sayılı kanunun 8. maddesi de-
laletiyle
59
tahsil aşaması da dahil olmak üzere, vergilendirme sürecinin
tümüne şamil olmak üzere VUK uygulanır;
60
ancak tarh ya da tahsil
aşamasında ortaya çıkan bir yargısal uyuşmazlık bakımından tebliğ iş-
lemleri, “Tebliğ İşleri ve Ücretler” başlıklı İYUK’un 60. maddesi uyarınca,
61
7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yürütülür.
Tebliğ işleminde “yazılı şekil” esastır; tebliğ, yükümlüye, yasal tem-
silciye, umumi vekile, ceza muhatabına, tüzel kişilerde yasal temsilcilere,
tüzel kişiliği olmayan kuruluşlarda idareci veya temsilcilere, kamu idare
ve müesseselerinde en büyük amirlere, bunların yardımcılarına ya da
yetkili kılınan memurlara yapılabilir.
62
İdari işlemlerin ilgililerine duyurulması amacıyla yapılan tebligat
işlemleri usulü işlemler olduğundan bu işlemlerdeki noksanlıklar ancak
idari işleme karşı yargı yoluna başvurulması hallerinde ve idari işlemi
görüşmesinde öğrenen davacının açtığı davanın incelenmesine bir engel bulunmamaktadır.”,
Dan. 11. D., 12.05.1998, E. 1997/1060, K. 1998/1681.
56
1982 Anayasası’nın 125. maddesinin 3. fıkrası: “İdari işlemlere karşı açılacak davalarda
süre, yazılı bildirim tarihinden başlar.”, İYUK’un 8. maddesinin 1. fıkrası: “Süreler, tebliğ
(...) tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar.”
57
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 103.
58
“İdari yargılama usulünde, yazılı bildirimin esas olacağına ilişkin kural, yönetilenlere men-
faatlerini ihlal eden nitelikteki işlemlerin idare tarafından açık ve anlaşılabilir bir biçimde
duyurularak bir yandan onlara bu işlemlere karşı idari yollara veya dava yoluna başvurma-
ları konusunda inceleme ve düşünme imkanı sağlamak, öte yandan gereksiz, müphem ve
mükerrer başvurulara meydan vermemek amacını taşımaktadır.”, Dan. 10. D., 15.10.2003,
2003/1377-3999, DKD, Y. 2, S. 3, 2004, s. 287.
59
6183 sayılı kanunun 8. maddesi: “Hilâfına bir hüküm bulunmadıkça bu kanunda yazılı
müddetlerin hesaplanmasında ve tebliğlerin yapılmasında Vergi Usul Kanunu hükümleri
tatbik olunur.”
60
“Bu hükümle, şekli vergi hukukuna ilişkin işlemlerde, genel süre hükümlerinin ve tebligat
hükümlerinin uygulanması bakımından bir birlik sağlanmıştır.”, Çağan, N., Vergi Huku-
kunda Süreler, Ankara, 1975, s. 93.
61
İYUK’un 60. maddesi: “Danıştay ile bölge idare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü
tebliğ işleri, Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait
ücretler ilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”
62
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 104.
makaleler Serkan AĞAR
299TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
kusurlandırmak için ileri sürülebilir. Bu nedenle, tebligat işlemlerinin
ilgililerine duyurulmalarına aracılık ettikleri asıl idari işlemlerden ay-
rılarak tek başlarına idari davaya konu edilmeleri söz konusu olamaz;
zira hukuki sakatlıklar taşıyan tebligat işlemlerinin ilgilileri açısından
hukuki sonuçlar doğurabilmesi olanağı bulunmamaktadır.
63
Yükümlü adına salınan gelir vergisi ve mali denge vergisinden
dolayı yükümlünün umumi vekillerince uzlaşma komisyonuna baş-
vurulduğu halde uzlaşmanın temin edilemediğine ilişkin tutanağın
yükümlünün eşine tebliği işleminin yasalara aykırı olduğundan işlemin
iptali istemiyle açılan davayı reddeden vergi mahkemesi kararını ince-
leyen Danıştay; “uzlaşmanın temin edilmediğine ilişkin tutanak uzlaşmaya
başvuruda bulunan yükümlünün umumi vekiline değil yükümlünün eşine
tebliğ edildiğinden anılan tebliğ işleminin iptali isteği ile defterdarlığa yaptığı
başvurunun defterdarlık tarafından sadece bilgi verici nitelikteki yazısı ile ce-
vaplandırıldığı ve bu yazının dava konusu edildiği anlaşılmaktadır. VUK’un
108. maddesinde, tebliğ olunan belgelerin, esası etkilemeyen şekil hatalarından
dolayı hukuki değerini kaybetmeyeceği ifade olunmuş; Tebligat Kanunu’nun
‘usulüne aykırı tebliğin hükmü’ başlıklı 32. maddesinde de, ‘Tebliğ usulüne
aykırı yapılmış olsa bile muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.
Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.’ denilmiştir. İdari da-
vaya konu edilebilecek bir işlemin usule aykırı olarak tebliğ edilmesi halinde,
ilgilisinin bu işleme muttali olduğu tarihi tebliğ tarihi sayarak, tebligatın
usulsüz olduğuna işaret ederek, süresi içinde işlemi dava etmesine sözü edilen
hükümler karşısında bir engel yoktur. Davacının tebligatın usulsüzlüğüne
ilişkin iddiasının ancak böyle bir davada incelenmesi mümkün olup, idarenin
icra işlemi niteliğinde bulunmayan bu hususun müstakil bir davaya konu
edilmesinde ve bu iddianın esası incelenerek karar verilmesinde isabet yoktur.”
64
biçiminde karar vermiştir.
3. Tahakkuk Aşaması
VUK’un 22. maddesinde verginin tahakkuku; “tarh ve tebliğ edilen bir
verginin ödenmesi gereken bir safhaya gelmesi” biçiminde tanımlanmıştır.
VUK’da yer alan söz konusu tanımdan anlaşılacağı üzere vergilendirme
sürecinde yer alan idari işlemlerden biri olmayan tahakkuk, aksine vergi
63
Dan. 4. D., 07.10.1999, E. 1998/4783, K. 1999/3374.
64
Dan. 4. D., 23.12.1986, E. 1985/1209, K. 1986/4141.
Serkan AĞAR makaleler
300TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
borcunun ödenecek duruma gelmesini, bir başka anlatımla verginin
talep edilebilir bir alacak haline gelmesini sağlar.
65
Anılan aşama, ya
süresinde vergi davası açılmaması ile kendiliğinden ya da vergi mah-
kemesinin açılan davayı reddetmesi üzerine gerçekleşir; işte, tahakkuk
aşamasının başka hiçbir idari muamele ya da tasarrufa gereksinim duy-
maksızın kendiliğinden gerçekleşme özelliği, bu aşamayı vergilendirme
sürecinin diğer aşamalarından önemli ölçüde farklılaştırır.
Vergi idaresinin tarh işlemi ile hesaplanarak ham bir şekilde ortaya
çıkan vergi borcu, tahakkuk aşamasında vergi yükümlüsünün yargı
yoluna başvurmaması ya da yargı organının ret kararına göre somut
bir nitelik kazanır; vergi yükümlüsünün ya da yargı organının vergi
idaresinin işlemine katılması suretiyle işlem, taşıdığı istem hakkı ba-
kımından daha sağlam bir nitelik kazandığından tahakkuk ile birlikte
vergi borcunun ödenmesi gerekir.
66
4. Tahsil Aşaması
Kamu alacaklarının tahsilindeki usul, idarenin imtiyazlarının belki
de en önemlisi olan icra karar alabilme ve resen hareket yetkilerine
dayanır.
67
Tahsil aşamasında kamu borcu, süresinde ödenmez ise vergi
idaresi, resen hareket yetkisine dayanarak birtakım idari işlemler ile
kamu alacağını tahsil eder.
Bilindiği gibi, idari işlemler, idarenin tek yanlı irade açıklaması, bir
başka deyişle ilgililerin rızasının olup olmadığına bakılmaksızın sonuç
doğurur. İdari işlemlerin tek yanlılığının nedeni, kamu hukukunda,
özel hukukta olduğu gibi iradelerin eşitliğinin değil, kamusal iradenin
üstünlüğünün söz konusu olmasıdır.
68
Cebren tahsile ilişkin idari işlemleri tesis ederken vergi idaresi,
“cebri icra” ya da bir başka deyişle “cebren tahsil” yetkisini kullanır.
Vergi idaresi, olağan usullerle kamu alacağını karşılayamazsa, ilgili
kişi ya da kişilerin malvarlığı üzerinde cebri önlemlere başvurur. As-
lında, kural olarak, idarenin cebri icra yetkisi yoktur; ancak idareye bu
65
Kaneti, S., Vergi Hukuku, 2. Bası, İstanbul, 1989, s. 139.
66
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 106.
67
Onar, S. S., İdare Hukuku’nun Umumi Esasları, C. III, 3. Bası, İstanbul, 1966, s. 1645.
68
Özay, s. 306.
makaleler Serkan AĞAR
301TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
konuda kanun ile ayrıca ve açıkça yetki verilmesi halinde idare cebri
icra yetkisini kullanabilir. İşte, vergilendirmede tahsil aşamasında ver-
gi idaresi, 6183 sayılı kanundan kaynaklanan cebren tahsil yetkisi ile
donatılmıştır; ancak, kendisine verilen bu istisnai yetkiyi kullanırken,
1982 Anayasası’nın temel hak ve özgürlüklerin korunması ile ilgili hü-
kümlerini de gözetmek zorundadır, aksi halde, idarenin sorumluluğu
çerçevesinde cebren tahsilin muhatabının tazminat isteme hakkı doğar.
Bu bakımdan, “idare, kararlarını her türlü riski ve tehlikeyi kendi üzerine
alarak icra eder”
69
biçiminde ifade edilen temel ilke, tahsil aşamasında
kendini daha çok hissettirir.
İdari işlemlerin icra olması, onların idare tarafından resen icra edi-
lebileceği anlamına gelmez; çünkü “resen icra”, doğası gereği icra nitelik
taşıyan bir idari işlemin ortaya çıkardığı yenilik ya da değişikliğin,
idarenin kimi davranışları ile maddi olarak gerçekleşmesidir. Çizilen
bu çerçevede, hukuk devleti ilkesinin bir unsuru olan “yasal idare ilkesi”
gereğince idarenin almış olduğu bir idari işlemi resen icra edebilmesi
için yasal bir izne gereksinim vardır; aksi durumda idare, her ne kadar
icra nitelik taşısa da, tesis ettiği işlemini resen icra edemez.
a. Tahsil İşlemi
Hazine açısından tahsil, yükümlü açısından ödeme olarak ad-
landırılan işlem ile vergilendirme sürecinde ortaya çıkan muaccel bir
vergi borcu
70
ve dolayısıyla vergi ödevi ilişkisi sona erer. VUK’un 23.
maddesinde tahsil; “verginin kanuna uygun surette ödenmesi” biçiminde
tanımlanmıştır; ancak bu tanımlama, tahsil aşamasının idari bir işlem mi
ya da idari bir eylem mi olduğu konusunda, tarh işleminin tanımında
olduğu kadar açık bir ifade taşımaz. Her şeyden önce, vergilendirme
sürecinde tahsil aşaması kamu borcunun ortadan kalkması sonucunu
doğurduğundan bir idari işlemdir, bu aşamanın özünü oluşturan mad-
di/teknik faaliyet ise tahsilin eylem yönüne ilişkin kimi genel ilkelere
bağlanmıştır.
71
Tahsil aşamasında kamu borçlusunun ödemede bulun-
69
Gözler, K., İdare Hukuku, Bursa, 2003, C. I, s. 952.
70
Vergi alacağının muacceliyeti, vergi idaresinin alacağın ödenmesini isteyebileceği
ve vergi borçlusunun bunu yerine getirmek zorunda olduğu durumu ifade eder ve
muacceliyette ölçüt verginin tahakkukudur, Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 123.
71
A.g.e., s. 108.
Serkan AĞAR makaleler
302TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
ması, ilk bakışta bir eylem gibi görünse de, söz konusu ödemeye ilişkin
belgelerin düzenlenmesi nedeni ile vergi idaresinin yazılı işlemi, aslın-
da, vergilendirme sürecinin son bulduğunu gösteren bir “belge-işlem”
niteliğindedir.
72
Verilen yasal tanım çerçevesinde tahsilin, bünyesinde
teknik bir faaliyeti de barındıran
73
idari işlem niteliğini taşıdığından
kuşku duymamak gerekir.
74
Verginin vade gününe kadar ödenmesi ile vergilendirme sürecinde
tipik bir idari işlem olarak karşımıza çıkan tahsil işleminin, yukarıda
belirlenen anlamı ile icra nitelik taşıması, bu işleme karşı yargı yoluna
başvurulabilmesi için gerekli ve yeterlidir.
b. İhtiyati Tahakkuk
Her bir vergi yükümlüsü, kendi borcu ile ilgili olarak aynı zamanda
bir vergi sorumlusu olup istisnalar dışında borç ve sorumluluk durum-
ları hep bir arada bulunur.
75
İhtiyati tahakkuk, borç ve sorumluluğun bir
arada bulunmadığı, aksine henüz borç doğmadan sorumluluğun ortaya
çıktığı istisnai hallerden biridir.
76
İhtiyati tahakkuk (ve ardından ihtiyati
haciz) yoluna başvurulması, özellikle yükümlünün yeterli teminat ya
da kefil gösterememesi durumunda önem taşır.
77
VUK’un 344. maddesi uyarınca vergi ziya cezası kesilmesini gerekti-
ren mali nitelikli vergi suçları ile yine VUK’un 359. maddesinde hükme
bağlanan vergi kaçakçılığı suçlarına temas eden bir kamu alacağının
alınması için gerekli işlemlere başlandığında vergi incelemesine yetkili
memurlarca yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil
dairelerince kamu borçlusundan teminat istenmesi ya da Türkiye’de
ikametgahı bulunmayan yükümlünün mali durumu kamu alacağının
tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesinin borçludan
teminat talep etmesi, borçlunun belli bir ikametgahının bulunmaması,
72
Özay, s. 463.
73
Tahsilin teknik faaliyet boyutu, VUK’un “Vergilendirme” başlıklı birinci kitabının
“Vergi Alacağının Kalkması” başlıklı altıncı kısmının “Ödeme” başlıklı birinci bölü-
münde 110 ile 112. maddeleri arasında düzenlenmiştir.
74
Öncel, Kumrulu, Çağan, s. 108.
75
A.g.e., s. 76.
76
A.g.e.
77
Bilici, N., Vergi Hukuku, 10. Baskı, Ankara, Mart, 2005, s. 104.
makaleler Serkan AĞAR
303TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
borçlu kaçmışsa veya kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara
sapması olasılığının bulunması, mal bildirimine çağrılan borçlunun
verilen sürede mal bildiriminde bulunmaması ya da noksan bildirimde
bulunması hallerinde vergi dairesi müdürünün yazılı isteği üzerine def-
terdar, yükümlünün henüz tahakkuk etmemiş vergi ve resimlerinden
Maliye Bakanlığı tarafından tespit ve ilan edilecek olanlarla bunların
zam ve cezalarının derhal tahakkuk ettirilmesi hususunda yazılı emir
verebilir.
Yukarıda sayılan durumlar, aynı zamanda, ihtiyati haczin uygu-
lanabilmesi için gerekli koşullardır. İhtiyaten tahakkuk ettirilen vergi
borcunun, vadesi gelmeden ödenmesi olanaklı değilse de, bu borç hak-
kında ihtiyati haciz uygulanabilir; işte ihtiyati tahakkukun en önemli
pratik sonucu da budur.
İhtiyati tahakkuk için öngörülen koşullara ek olarak, yükümlü hak-
kında, kamu alacağının tahsiline engel olanlar ile ilgili olarak sevk edilen
6183 sayılı kanunun 110. maddesi gereğince takibata girişilmişse
78
ya da
teşebbüsün muvazaalı olduğu ve gerçekte başkasına aidiyeti hakkında
deliller elde edilmişse, yine yukarıda belirtilen usulle yükümlünün ta-
hakkuk etmemiş vergi asıl ve cezaları ihtiyaten tahakkuk ettirilebilir.
6183 sayılı kanunun 17. maddesinin 1. fıkrası delaletiyle 359 seri
numaralı Tahsilat Genel Tebliği
79
uyarınca ihtiyati tahakkuk; gelir ver-
gisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi dahil gider vergileri, damga
vergisi, veraset ve intikal vergisi ile sayılan vergi türlerine ait zam ve
cezalar hakkında uygulanır.
Kural olarak, henüz tahakkuk etmemiş kamu alacakları hakkın-
da ihtiyati tahakkuk işlemi yapılmadan ihtiyati haciz uygulamasına
geçilemez; ancak kimi hallerde, kamu alacağını güvenceye alan ted-
birlerden ihtiyati tahakkuk ile ihtiyati haciz birlikte uygulanabilir. Ör-
78
6183 sayılı kanunun 110. maddesi: “Amme alacağının tahsili için hakkında takip muame-
lelerine başlanan borçlu kısmen veya tamamen tahsile engel olmak veya tahsili zorlaştırmak
maksadı ile mallarından bir kısmını veya tamamını,
1. Mülkünden çıkararak, telef ederek yahut değerden düşürerek gerçek surette,
2. Gizleyerek, kaçırarak muvazaa yolu ile başkasının uhdesine geçirerek veya aslı olmayan
borçlar ikrar ederek yahut alındılar vererek gerçeğe aykırı surette, varlığını yok eder veya
azaltır ve geri kalan mallar borcu karşılamaya yetmezse üç aydan üç yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır ve tevellüt eden zarar az ise verilecek ceza yarısına kadar indirilerek, eğer
pek fahiş ise yarısına kadar artırılarak hükmolunur.”
79
RG, 05.01.1981, 18210.
Serkan AĞAR makaleler
304TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
neğin; 6183 sayılı kanunun 9. maddesi gereğince teminat istenilmesini
gerektiren haller gerçekleştiğinde ihtiyati tahakkuk, henüz tahakkuk
etmemiş kamu alacakları bakımından uygulama alanı bulur. Kamu
borçlusunun teminat göstermesi gereken hallerde, tahakkuk etmemiş
borçlarından ihtiyati tahakkuk kapsamında olanlar hakkında, 6183 sa-
yılı kanunun 17. maddesi gereğince ihtiyati tahakkuk ve ihtiyati haciz
uygulanır; ancak henüz tahakkuk etmemiş kamu alacaklarından ihti-
yati tahakkuka konu edilemeyenler hakkında ihtiyati haciz de uygu-
lanamaz.
İhtiyati tahakkuk, ihtiyati haczin uygulanması için bir aşama ola-
rak görülebilir;
80
zira kural olarak, ihtiyati tahakkuk, ihtiyati haciz ile
birlikte uygulanır. Vergilendirme sürecinde bir idari işlem sayılmayan
tahakkuk, tarh işleminin ardından kendiliğinden gerçekleşen bir hukuki
durum/aşama olarak kabul edilir. Oysa ihtiyati tahakkuk, bir aşama
değil, aksine bir idari işlem olarak ortaya çıkar; ancak niteliği itibariyle
kesin ve icra (yürütülmesi zorunlu) değildir. Bir başka anlatımla, ihtiyati
tahakkuk, verginin tarhında ön işlemlerden yoklama, inceleme, arama,
bilgi toplama ve takdir komisyonlarının matrah belirlemesi gibi “hazır-
layıcı” bir nitelik arz eder. Sayılan ön işlemlerin, kesin ve icra (asli) tarh
işleminin hazırlayıcısı niteliğinde olması gibi,
81
henüz tahakkuk etmemiş
vergi borçları hakkında uygulanan ihtiyati tahakkuk da, kesin ve yü-
rütülmesi zorunlu nitelikte bir idari işlem olan ihtiyati haciz işleminin
hazırlayıcısı niteliğindedir. Bir başka anlatımla, ihtiyati tahakkukun,
ihtiyati haciz işlemi tesis edilmeksizin, hukuki sonuç doğurma yeteneği
bulunmaz.
82
Dolayısıyla, ihtiyati tahakkuk işlemine karşı ancak ihtiyati
haciz işlemi ile birlikte dava açılabilir.
83
Danıştay içtihadı da, genel ola-
rak, bu yöndedir.
Koşulları gerçekleşse dahi ihtiyati tahakkuk işlemi tesis edilme-
yebilir; zira ihtiyati tahakkuk, takdiri bir işlemdir. Bilindiği gibi vergi
idaresi, kural olarak, bağlı yetki ile donatılmıştır; dolayısıyla vergi hu-
kukunda takdir yetkisi istisnaidir.
84
Söz konusu sınırlı takdir yetkisinin
80
Karakoç, Y., Kamu Alacaklarının Tahsili Aşamasında Ortaya Çıkan ve Vergi Yargısı’nda
Çözümlenen Uyuşmazlıklar, Ankara, 2000, s. 97.
81
Ağar, 15.10.2006.
82
Dan. 9. D., 13.11.1980, E. 1979/3972, K. 1980/4239.
83
Karakoç, s. 101.
84
İstisna en kullanılan takdir yetkisi durumlarına örnek olarak verginin tecili, kefaletin
makaleler Serkan AĞAR
305TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
genel amaç olan kamu yararına yönelik olarak kullanılması esastır. Öte
yandan takdir yetkisi, vergilendirme işlemlerinin ancak sebep ve konu
unsurları bakımından söz konusu olabilir.
6183 sayılı kanunun 20. maddesi gereğince, haklarında ihtiyati
tahakkuk üzerine ihtiyati haciz uygulananların, ihtiyati tahakkuk ne-
denlerine ve miktarına,
85
huzurda yapılan ihtiyati hacizde uygulanma,
gıyapta yapılan hacizlerde ise haciz tutanağının tebliği tarihinden iti-
baren 7 gün içinde yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilmeleri
olanaklıdır.
6183 sayılı kanunda öngörülen teminat istenmesini gerektiren du-
rumların mevcut olup olmadığı yönünde yargı mercilerince yapılacak
inceleme sonucunda söz konusu işlemin iptal edilmesi durumunda,
ihtiyati haczi gerektiren sebep ortadan kalkacağından, ihtiyati haciz
uygulanması da söz konusu olmayacaktır. İşte böyle bir durumda
ihtiyati tahakkuk kararı, yükümlünün hukukunu etkileyen, kesin ve
icra nitelikte bir işlem niteliğine kavuşur; ancak Danıştay, bu kanaatte
değildir.
86
kabulü, mühlet verme ve uzlaşma gösterilebilir.
85
İhtiyati tahakkukta vergi borcu, normal vergilendirme prosedürü içerisinde tahakkuk
etmediğinden, ihtiyati tahakkuka dayanan ihtiyati haczin ne miktar bir vergi borcu
için uygulandığını kamu borçlusu ilk kez ihtiyati haczin uygulanması ile öğrendi-
ğinden bu durumda kamu borçlusu, ihtiyati tahakkuk işleminin nedenleri yanında
miktarını da dava konusu edebilir.
86
Dan. VDDK, 23.02.2001, E. 2000/326, K. 2001/96. Bu kararın karşı oy gerekçeleri,
Danıştay’ın gelecekteki muhtemel içtihadını göstermesi bakımından dikkat çekici-
dir: “6183 sayılı yasada öngörülen teminat istenmesini gerektiren durumların mevcut olup
olmadığı yönünden yargı mercilerince yapılacak inceleme sonucunda söz konusu işlemin
iptal edilmesi halinde, ihtiyati haczi gerektiren bu sebep ortadan kalkacağından, ihtiyati haciz
uygulaması da söz konusu olmayacaktır. Bu durumda ihtiyati tahakkuk kararı davacının
hukukunu etkileyen kesin ve icra nitelikte bir işlem niteliğinde olduğundan bu işleme karşı
açılan davanın esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, davanın ortada
kesin bir işlem olmadığından bahisle reddedilmesinde hukuka uyarlık görülmemiştir.”; “He-
nüz kesin miktarı bilinmeyen ve ilk hesaplamalara dayanılarak ilgililer hakkında henüz tarh
işlemi dahi yapılmamışken bir miktar vergi, ceza ve bunlara ait zammı tahsil edilebilir hale
getiren bir işlem olan ihtiyati tahakkuk, etkili bir idari işlemin tüm niteliklerini taşımaktadır.
Bu nedenle, ihtiyati tahakkuk üzerine ihtiyati haciz uygulanmamış olsa bile idari davaya
konu yapılabilir. Kaldı ki, ihtiyati haciz uygulanan hallerde ihtiyati tahakkukun nedeni veya
miktarına ilişkin iddiaların, ihtiyati hacze karşı açılan davada incelenebilmesi, bu davaların
ihtiyati tahakkuka karşı ileri sürülebilecek tüm iddiaların incelenmesine elverişli olmadığını
göstermektedir.”
Serkan AĞAR makaleler
306TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
c. İhtiyati Haciz
Vergi icra hukukunda ihtiyati haciz, kamu alacağının elde edilmesi
bakımından yasada öngörülen nedenlere dayanarak kamu borçlusunun,
malvarlığına dahil kıymetlerin kamu alacağını karşılayacak kısmının
üzerindeki zilyetliğinin kaldırılarak, bunlara idari bir kararla el ko-
nulmasıdır. Özel hukukta bir ihtiyati tedbir uygulaması olarak aynı
isimle anılan, ancak kamu alacağının korunması önlemi olarak ondan
tümüyle farklı bir nitelik taşıyan ihtiyati haciz, 6183 sayılı kanunun 13.
maddesinde düzenlemiştir. Kamu alacağının tarh ve tahakkukuna ilişkin
işlemlerin tamamlanmış olması ya da teminata bağlanması, ihtiyati hac-
zin uygulanması bakımından, kural olarak, gerekli değildir.
87
Verginin
tahsili aşamasında ihtiyati haczin konusu, henüz tahakkuk etmemiş
ya da tahakkuk etmiş, fakat vadesi gelmemiş yahut vadesi geçmesine
karşın ödeme emri düzenlenerek kamu borçlusundan istenmemiş kamu
alacaklarıdır.
İhtiyati haciz, kamu alacağının cebren tahsil sürecine başlanılması
beklenmeden kötü niyetli kamu borçlusunun mallarını elden çıkarması-
nı ya da hileli yollarla başkasına devretmesini önlemek amacı ile hacze-
dilebilir malları üzerindeki tasarruf haklarının sınırlandırılmasıdır.
88
Bu
kapsamı ile ihtiyati haciz, tahsil aşamasındaki alacaklara olduğu kadar,
tahakkuk aşamasındaki alacaklar için de uygulanabilir.
89
6183 sayılı kanunun 13. maddesinde ihtiyati haczin hangi durum-
larda uygulanacağı belirtilmesine karşın ihtiyati haczin konusuna hangi
alacakların girdiği açıkça ifade edilmemiştir. Buna göre ihtiyati haciz;
6183 sayılı kanunun 9. maddesi gereğince teminat istenmesini gerekti-
ren hallerin bulunması,
90
borçlunun belli bir ikametgahının olmaması,
87
Henüz tahakkuk etmemiş kamu alacakları hakkında ihtiyati tahakkuk işlemi yapıl-
madan ihtiyati haciz uygulamasına geçilemez.
88
Bayraklı, H. H., Türk Vergi Yargılama Hukuku’nda Yürütmenin Durdurulması, in K. Ü.
İİBF Yıllığı, Afyon, 1991, s. 139.
89
Bilici, s. 105.
90
İhtiyati haczi gerektiren 6183 sayılı kanunun 9. maddesi muvacehesinde teminat
istenmesini gerektiren haller, aynı zamanda, 6183 sayılı kanunun 17. maddesinde
ihtiyati tahakkuk nedeni olarak sayılır. VUK’un 344. maddesi uyarınca vergi ziya
cezası kesilmesini gerektiren haller ile 359. maddesinde sayılan hürriyeti bağlayıcı
cezalar ile cezalandırılacak vergi suçları ile birlikte doğan bir kamu alacağının tahsili
için gerekli işlemlere başlandığında, vergi incelemesine yetkili memurlar tarafın-
dan yapılan ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden 6183 sayılı kanunun 9.
makaleler Serkan AĞAR
307TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
borçlunun kaçmış ya da kaçması, mallarını kaçırması ve hileli yollara
sapması olasılıklarının bulunması, borçludan teminat göstermesi isten-
diği halde borçlunun verilen sürede teminat ya da kefil göstermemiş
yahut şahsi kefalet teklifinin veya gösterdiği kefilin kabul edilmemiş
olması,
91
mal bildirimine çağrılan borçlunun verilen sürede mal bil-
diriminde bulunmaması ya da noksan bildirimde bulunması, hükme
bağlansın bağlanmasın kamu borçlusu hakkında para cezasını gerektiren
bir eylem nedeni ile kamu davası açılması, iptali istenen iş ve işlemlerin
konusunu oluşturan mallar, bu mallar elden çıkarılmışsa elden çıkaranın
diğer malları hakkında uygulanmak üzere, 6183 sayılı kanunun 27, 29 ve
30. maddelerinin uygulanmasını gerektiren durumların gerçekleşmesi
halinde, takdirinde hiçbir süre ile sınırlı olmaksızın, kamu alacaklısının
mahalli en büyük memurunun kararı ile haczin ne şekilde yapılacağına
ilişkin hükümlere göre derhal uygulanır.
Kamu alacağı, 6183 sayılı kanunun 62. maddesi gereğince eğer kesin
hacze konu edilmemişse, herhangi bir ayrıma gidilmeksizin 6183 sayılı
kanun kapsamındaki tüm kamu alacakları için, yukarıda sayılan koşul-
ların varlığı halinde ihtiyati haciz hükümleri uygulanabilir. İhtiyati haciz
uygulamasında kamu alacağı teminatsız alacak gibi takip edilir.
Vadesinde ödenmeyen kamu alacağı hakkında 6183 sayılı kanunun
55. maddesi gereğince düzenlenen ödeme emrinin tebliğine karşın kamu
borcu tahsil edilemez ya da ödeme emrine karşı yargı yoluna başvurul-
mazsa, 7 günlük dava açma süresinin bitimiyle birlikte ihtiyati haciz,
kesin hacze dönüştürülerek, mahcuz mallar satışa çıkarılır ve paraya
çevrilerek kamu alacağı karşılanır.
Borçlunun belli bir ikametgahının olmaması, hem ihtiyati haciz,
hem de ihtiyati tahakkuk nedenidir; bu nedenle, kamu borçlusunun
tahakkuk etmiş borçları bakımından sadece ihtiyati haciz uygulanırken,
maddesi mucibince tahsil dairelerince teminat istenir. Ayrıca, 6183 sayılı kanunun
9. maddesinin 2. fıkrasına göre, Türkiye’de ikametgahı bulunmayan kamu borçlu-
sunun durumu, kamu alacağının tahsilinin tehlikede olduğunu gösteriyor ise, tahsil
dairesi kendiliğinden teminat isteyebilir. İşte değinilen durum gerçekleştiğinde,
kamu borçlusunun tahakkuk etmiş; ancak ödeme aşamasına gelmemiş bulunan
borçları belirlenerek, anılan borçlar için 6183 sayılı kanunun 13. maddesinin 1. fık-
rasına dayanılarak ihtiyati haciz uygulanabilir. Bu halde, kamu alacağının güvence
önlemlerinden ihtiyati haciz ile teminat birlikte yürür.
91
Bu durumda ihtiyati hacze konu miktar, kamu borçlusundan talep edilen teminat
tutarıdır.
Serkan AĞAR makaleler
308TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
henüz tahakkuk etmemiş ve ihtiyati tahakkuk kapsamına giren borçları
hakkında hem ihtiyati tahakkuk, hem de ihtiyati haciz uygulamasına
gidilebilir.
Yine, aynı zamanda bir ihtiyati tahakkuk nedeni olarak, kamu borç-
lusu kaçmışsa ya da kendisinin kaçması, mallarını kaçırması ve hileli
yollara sapması olasılığı bulunuyorsa, ihtiyati haciz uygulanır. Alacaklı
tahsil dairesi, kamu borçlunun kaçması, mallarını kaçırması ve hileli
yollara sapması olasılığını değerlendirirken takdir hakkını kullanır.
Mal bildirimine çağrılan kamu borçlusunun verilen sürede mal
bildiriminde bulunmaması ya da noksan bildirimde bulunması, yine
hem ihtiyati haciz, hem de ihtiyati tahakkuk nedenidir; dolayısıyla, he-
nüz tahakkuk etmemiş ve aynı zamanda ihtiyati tahakkuk kapsamına
giren kamu alacakları bakımından ihtiyati haciz ve ihtiyati tahakkuk
birlikte uygulanabilir.
6183 sayılı kanunun 14. maddesine göre, haklarında ihtiyati haciz
uygulanan borçluların daha sonra teminat göstermesi durumunda
ihtiyati haciz işlemi kaldırılır. İhtiyati hacze konu edilen mallar, iste-
nildiği zaman para veya ayın olarak verilmek ve bu hususu temin için malların kıymetleri depo edilmek yahut tahsil dairesinin bulunduğu
yerde ikametgah sahibi bir şahıs müteselsil kefil gösterilmek koşulu ile
borçluya ve mal üçüncü şahıs yedinde haczedilmişse bir taahhüt senedi
alınarak kendisine bırakılabilir.
İhtiyati haciz işleminin tesis edilip edilmemesi bakımından alacaklı
tahsil dairesinin yetkisi bağlıdır; bir başka deyişle, koşulları gerçekleşti
ise kamu alacaklısı ihtiyati haciz işlemini tesis etmek zorundadır, burada
alacaklı tahsil dairesinin takdiri bir yetkisi bulunmaz.
Kamu borçlusunu belli yükümlülükler altına sokması nedeni ile
yükümlendirici özellik arz eden ihtiyati haciz işlemi, aynı zamanda,
kamu borçlusu bakımından yeni bir hukuki durum yarattığından ve
özellikle kamu borçlusunun ihtiyati hacze konu varlıkları üzerindeki
tasarruf yetkisini kaldırdığından yapıcı (inşa) nitelikte öznel bir idari
işlemdir.
92
Haklarında ihtiyati haciz uygulanan kişiler, esas yönünden sadece
ihtiyati haczin sebepleri ile sınırlı olmak üzere, haczin gerçekleştirildiği,
92
Dönmez, R., Vergi İcra Hukuku’nda İhtiyati Haciz, Eskişehir, 1998, s. 14.
makaleler Serkan AĞAR
309TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
yokluklarında yapılan hacizlerde haczin tebliği tarihinden itibaren 7
gün içinde
93
ihtiyati haciz işleminin yetki, şekil, sebep, konu ya da amaç
yönlerinden hukuku aykırı olduğu gerekçesi ile yetkili vergi mahkeme-
sinde iptal davası açabilirler.
İhtiyati haciz kararı idari işlemin tüm unsurlarını taşıdığından vergi
davasına konu edilmesine bir engel bulunmaz. 6183 sayılı kanunun
15. maddesinde dava süresinin haczin tatbikinde başlayacağının ifade
edilmiş olması ve ihtiyati haciz kararının ayrıca tebliğ zorunluluğunun
bulunmaması, ilgililerin bu kararı en geç uygulama tarihinde öğrenebile-
cek olmalarından kaynaklanır. Kararın varlığını uygulamadan önce öğ-
renen ilgililerin bu işlemi dava konusu etmeleri de olanaklıdır. Örneğin;
uygulanan ihtiyati haciz işleminin varlığını vergi dairesi müdürlüğünün
teminat gösterilmesini isteyen yazısından öğrenen yükümlü, dava di-
lekçesinde açıkça ihtiyati haciz işleminin iptalini talep edebilir.
94
d. Vergi Dairesince Teminat İstenmesi ya da Gösterilen
Teminatın Çözülmemesi İşlemleri
6183 sayılı kanunun 9. maddesi çerçevesinde; VUK’un 344. maddesi
uyarınca vergi ziya cezası kesilmesini gerektiren mali nitelikli vergi
suçları ile aynı kanunun 359. maddesinde hükme bağlanan vergi ka-
çakçılığı suçlarına temas eden bir kamu alacağının tahsili için gerekli
işlemlere başlandığında vergi incelemesine yetkili memurlarca yapılan
ilk hesaplara göre belirtilen miktar üzerinden tahsil dairelerince kamu
borçlusundan teminat istenir. Ayrıca, Türkiye’de ikametgahı bulunma-
yan yükümlünün mali durumu kamu alacağının tahsilinin tehlikede
olduğunu gösteriyorsa, tahsil dairesi kendisinden teminat isteyebilir.
Yükümlü, kamu alacağına karşılık olmak üzere teminat gösteremez
ise, bir kişiyi müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu olarak da
gösterebilir.
Teminat istenecek hallerde, yükümlünün henüz “kamu borçlusu”
93
Uygulamada, yedi günlük dava açma süresinin salt ihtiyati haczin sebeplerine yö-
nelik itirazlar hakkında geçerli olduğu kabul edilir. Bir başka anlatımla, 6183 sayılı
kanun m. 13’te yedi bent halinde sayılan sebeplerin dışında bir sebebe, örneğin
yükümlünün vekili sıfatı ile ihtiyati haciz kararına muhatap kişilerden olunmadığı
sebebine dayanan davada dava açma süresi yedi gün değil, vergi davaları için geçerli
genel dava açma süresi olan otuz gündür, bkz., Dan. 4. D., 02.03.1994, E. 1993/1302,
K. 1994/1296.
94
Dan. 4. D., 19.01.1993, E. 1990/3260, K. 1993/196.
Serkan AĞAR makaleler
310TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
sıfatı bulunmaz; zira henüz tahakkuk etmiş bir borcu yoktur. Daha
sonra tahakkuk eden kamu borcu rıza en ödenmez ise, kamu alacaklısı,
gösterilen teminatın paraya çevrilmesi ya da kefilin takibi sonucunda
kamu alacağını karşılar.
Kamu borçlusu, 6183 sayılı kanunun 10. maddesinde sayılan bir
teminatı gösteremez, aynı kanunun 11. maddesine göre şahsi kefalet
isteminde bulunmaz ya da şahsi kefalet teklifi yahut gösterdiği kefil
alacaklı tahsil dairesi tarafından kabul edilmez ise, 6183 sayılı kanu-
nun 13. maddesinin 1. fıkrasına (1 ve 4. bentlere) göre ihtiyati haciz
uygulanır.
Kamu borçlusundan teminat istenmesi, kamu borçlusunun hukuki
durumunu etkileyen, kesin ve yürütülmesi zorunlu (icra), yükümlen-
dirici ve öznel nitelikte bir idari işlemdir. Bu nedenle, teminat talep
edilmesi işlemi, kamu borçlusu tarafından tek başına vergi davasına
konu edilebilir.
95
Teminat istenmesini gerektiren koşulların mevcut olup olmadığı
yönünde vergi yargısı organları tarafından yapılan değerlendirme
sonucunda teminat istenmesi işlemi iptal edilirse, ihtiyati haciz gerek-
tiren neden de ortadan kalkmış olur ve ihtiyati haciz işleminin tesisi
olanaksızlaşır.
6183 sayılı kanunun 9. maddesi gereğince teminat istenmesini
gerektiren hallerin varlığı durumunda, alacaklı kamu idaresinin ma-
halli en büyük memurunun kararı ile hiç bir süre ile sınırlı olmaksızın
haczin ne suretle yapılacağına ilişkin hükümlere göre derhal ihtiyati
haciz uygulanır.
Görüldüğü üzere, teminat istenmesini gerektiren hallerin varlığı
durumunda ihtiyati haciz uygulanması doğrudan kanundan doğan bir
zorunluluktur ve bu halde kamu alacaklısının takdir hakkı bulunmaz;
ancak yükümlü, kamu alacağına karşılık olmak üzere teminat göstere-
mez ise, bir kişiyi müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu olarak
da gösterebilir; işte bu durumda, alacaklı tahsil dairesi, şahsi kefaleti ve
gösterilen şahsı kabul edip etmemekte takdir hakkına sahiptir.
Teminat mektuplarının çözülmemesi işlemleri de, yükümlülerin
teminatı veren banka nezdinde ticari itibarını zedeleyeceğinden ve te-
95
Dan. 3. D., 11.03.1998, E. 1997/361, K. 1998/849.
makaleler Serkan AĞAR
311TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
minat mektubu alma olanaklarını sınırlandıracağından, yükümlünün
talebi ile idarece gönderilen teminatın çözülmeyeceğine ilişkin ret yazısı,
uygulamada, yükümlünün hukukunu olumsuz yönde etkileyen, kesin
ve icra bir idari işlem olarak kabul edilir ve bu nedenle vergi davasına
konu yapılabilmesi olanaklıdır.
96
e. Ödeme Emri
Ödeme emri; kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere, borçlarını
7 gün içinde ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları gereğinin
bildirildiği bir idari işlemdir. 6183 sayılı kanunda öngörülen cebri icra
sürecini başlatan ödeme emri; kamu borçlusunun borcunu ödemeye
zorlanması anlamında tahsil işleminin kamu borçlusuna yazı ile bildi-
rilmesidir. 6183 sayılı kanunun 55. maddesine göre, tahsil dairesince
tek yanlı iradeyle ve kamu gücü kullanılarak tesis edilen ve kamu
borçlusunun ödemede bulunmaması durumunda cebren tahsili gere-
ken kamu alacağına ilişkin olarak düzenlenen ödeme emrinin, hukuki
niteliği itibariyle kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlem olduğu
kuşkusuzdur.
97
Ödeme emri, ödeme süresi içinde ödenmeyen kamu alacağının
tahsil dairesi tarafından cebren tahsili yoluna başvurulmasından önce,
ilgililerin kamu borcunu ödemeleri konusunda uyarılması, aksi takdirde
karşılaşacakları yaptırımların duyurulması amacına yönelik, kamu ala-
cağının cebren takibi ve tahsili yolunda tesis edilen bir idari işlemdir.
Bir belgenin ödeme emri niteliği kazanabilmesi için yasal unsurları
taşıması gerekir; bu unsurları taşımayan bir belge, ödeme emri olarak
nitelendirilemeyeceğinden, olsa olsa “ödemeye çağrı mektubu” olarak
kabul edilebilir. Bu halde anılan belge, bir idari işlem olmadığından
dava konusu yapılamaz; zira ödeme emri niteliğini taşımayan bir belge,
cebri icra sürecini başlatmaya elverişli değildir. Bu anlamı ile ödeme
emrinin şekle bağlı bir idari işlem olduğu söylenebilir; ancak bir bel-
genin hukuken ödeme emri sayılması, belgede “ödeme emri” tabirinin
bulunmasına bağlı değildir, 6183 sayılı kanunun 55. maddesinde buna
ilişkin bir hüküm yoktur. Örneğin; tebliğ alındısına ekli bir takip yap-
96
Dan. 11. D., 28.05.1996, 1996/1175-2221.
97
U.M., 09.07.2001, 2001/49-61, RG, 14.10.2001, 24553.
Serkan AĞAR makaleler
312TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
rağının ödeme emrinde bulunması gereken yasal bilgi ve açıklamaları
taşıması durumunda, takip yaprağı dahi ödeme emri olarak kabul edi-
lebilir.
98
Özetle, kamu alacağının asıl ve ferilerinin nitelik ve miktarını
göstermeyen bir belge, ödeme emri olarak kabul edilemez.
Bir idari işlem olan ödeme emrinin iptali istemi ile yargı yoluna baş-
vurulması olanaklıdır; ancak bu aşamada büyük ölçüde belirginleşmiş
bulunan kamu alacağının süratli bir biçimde tahsil edilmesini isteyen
kanun koyucu, yargılama usulüne ilişkin genel düzenlemelerden ayrı-
larak farklı hükümler getirmiştir.
99
Örneğin; idare mahkemelerinde 60,
vergi mahkemelerinde 30 gün olarak saptanan dava açma süresi, ödeme
emrine karşı açılan davalar bakımından 7 gün olarak belirlenmiştir;
vergi mahkemelerinde dava açılması kural olarak işlemin yürütülmesini
kendiliğinden durdurduğu halde, ödeme emrine karşı açılan davada
yürütme ancak talep edilmesi halinde mahkemenin vereceği karara
göre durdurulabilir.
Ödeme emirlerine karşı açılan davalarda, dava sebepleri de sınırlan-
dırılmıştır. 6183 sayılı kanunun 58. maddesinin 1. fıkrası gereği, kamu
borçlusu, kendisine tebliğ olunan ödeme emrine karşı ancak “böyle bir
borcunun olmadığı”, “borcunu kısmen ödediği” ya da “borcunun zamanaşı-
mına uğradığı” nedenlerine dayanabilir. Ödeme emrine karşı açılacak
davada, kural olarak, vergi tarhı ya da ceza kesme işlemlerine karşı
açılan olağan nitelikteki davalarda incelenen iddialar ileri sürülemez.
İdari işlemlerin, yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarından
biri ya da birkaçı ile hukuka aykırı oldukları iddiası ile iptalleri için
menfaati ihlal edilenler tarafından açılan davaların idari yargı düzeni-
ne dahil yargı organları tarafından çözümlenmesi, idari yargılamanın
ve pozitif hukukun bir gereğidir. 6183 sayılı kanunun 58. maddesi
ile 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi
Mahkemeleri’nin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 13. mad-
desi, ödeme emirlerini konu edinen davaların görüm ve çözüm yerinin,
idari yargı olduğunu gösterir. Konusu vergi, resim, harç ve benzeri mali
yüküm olmayan ödeme emrine karşı açılan dava ise, 2576 sayılı kanunun
5. maddesi uyarınca, idari yargı düzeninin genel görevli mahkemeleri
olan idare mahkemelerince karara bağlanmalıdır.
98
Dan. 3. D., 10.12.1986, 1986/1143-2547.
99
Dönmez, s. 124.
makaleler Serkan AĞAR
313TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
Vergi dairesi müdürlüğünce, ödenmemiş geçmiş dönem vergi
borçlarının ödenmesini, ödenmediği takdirde İller Bankası tarafından
belediyelere ödenen paylara haciz uygulanacağını bildiren yazının
iptali istemi ile açılan davada Danıştay; ödeme emirlerinde ne tür bilgi
ve bildirimlerin bulunacağının 6183 sayılı kanunda açıklandığı, ancak
ödeme emrinin belli bir şekil ve düzeni taşıyacağına dair bir hüküm
getirilmediği, kanunun bir ödeme emrinde bulunmasını öngördüğü
tüm bilgilerin söz konusu yazıda mevcut olması karşısında, dava ko-
nusu yazının ödeme emri niteliğinde ve yükümlünün güncel ve aktüel
menfaatini ihlal eden icra bir idari işlem olduğu sonucuna ulaşmıştır.
100
Ödeme emrinin hukuki niteliği hakkındaki açıklamalara son verme-
den önce, 7 günlük dava açma süresi içerisinde ödeme emri hakkında
İYUK’un 11. maddesinde düzenlenen “üst makamlara başvuru” yolunun
işletilip işletilemeyeceğinin tartışılması yararlı olacaktır.
Bilindiği gibi, İYUK’un “Üst Makamlara Başvurma” başlıklı 11. mad-
desinde, idari dava açılmadan önce ilgililer tarafından idari işlemin
kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi ya da yeni bir işlem yapılma-
sının üst makamdan, üst makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan,
101
idari dava açma süresi içinde istenebileceği, bu başvurunun işlemeye
başlamış olan idari dava açma süresini durduracağı, 60 gün içinde bir
yanıt verilmez ise isteğin reddedilmiş sayılacağı, isteğin reddedilmesi
ya da reddedilmiş sayılması durumunda dava açma süresinin yeniden
işlemeye başlayacağı ve başvurma tarihine kadar geçmiş sürenin de he-
saba katılacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin 4. fıkrasında
yer alan; “Bu madde hükümleri, vergi, resim ve harçlarla benzeri mali yü-
kümlerin tarh, tahakkuk ve tahsilinden ve bunların zam ve cezalarından doğan
uyuşmazlıklarda uygulanmaz ” hükmü 4001 sayılı kanunun 6. maddesi
ile 18.06.1994 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. 4001 sayılı kanunun
100
Dan. 4. D., 15.10.1990, E. 1988/5350, K. 1990/2775.
101
Maddede geçen ve idari başvurunun muhatabı “üst makam”ın, vergi işlemleri ile
ilgili olarak Maliye Bakanlığı ya da il defterdarlıkları olduğu düşünülebilirse de,
VUK’un 122. maddesinde vergi işlemleri ile ilgili hataların düzeltilmesi istemleri-
nin vergi dairelerine yapılması öngörülmüştür. Bu nedenle, İYUK’un 11. maddesi
çerçevesinde yapılacak idari başvuruların, “istitaf” yolu ile işlemi tesis eden vergi
dairesine yapılması gerekir. VUK’un 120. maddesi muvacehesinde düzeltme yetkisi
il defterdarlıklarında ya da Maliye Bakanlığı’nda değil, vergi dairesi müdürlerinin
inhisarındadır; ancak 30 günlük vergi davası açma süresi geçtikten sonra yapılan
düzeltme istemlerinin reddi durumunda, VUK’un 124. maddesi gereğince, şikayet
yolu ile Maliye Bakanlığı’na başvurulması gerekir.
Serkan AĞAR makaleler
314TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
gerekçesinde, İYUK’un 11. maddesinin 4. fıkrasının yürürlükten kaldı-
rılması ile amaçlananın, tıpkı diğer idari işlemlerde olduğu gibi, tarh ve
tahsil işlemleriyle karşılaşan yükümlülere, bu işlemlerin kaldırılması,
geri alınması, değiştirilmesi ya da yeni bir işlem yapılması için dava
açma süresi içinde vergi idaresine başvurma olanağının verilmesi, bu
başvuru ile dava açma süresinin durdurulması ve böylece hak kayıp -
larının önlenerek uyuşmazlıkların, dava aşamasına gelmeden, idari
süreç içerisinde çözümlenmesi olduğu belirtilmiştir. Bu şekilde, dava
sayısının azalacağı da ümit edilmiştir; ancak Danıştay, bu ümitleri boşa
çıkarırcasına, aksi yönde kararları
102
olsa da halen, temelsiz gerekçelerle
ödeme emirlerine karşı idareye başvurulmasının dava açma süresini
durdurmayacağına hükmetmektedir.
103
İdareye başvurunun, vergi uyuşmazlıklarında dava açma süresini
durdurucu etkiye sahip olduğunu kabul etmek gerekir. İlgililer anılan
işlemlere karşı doğrudan doğruya idari dava açabilecekleri gibi, idari
itiraz yoluna da başvurabilmelidirler. Sonuç olarak, yargılama makam-
ları önünde vergi davasının konusunu oluşturmak bakımından ödeme
emrinin bir idari işlem olması ve 18.06.1994 tarihinden bu yana İYUK’un
11. maddesinde vergi uyuşmazlıklarında üst makama başvuru hakkı-
nın bulunmadığı biçiminde açık bir hükmün yer almaması karşısında,
yükümlünün, ödeme emrinin tebliğinden itibaren 7 günlük dava açma
süresi içerisinde idareye başvurması, dava açma süresini durdurucu
etkiye sahiptir. 6183 sayılı kanun çerçevesinde ve bu kanunun idareye
tanıdığı yetkiye dayanarak vergi kanunlarına göre tahakkuk etmiş ve
vadesinde ödenmemek suretiyle kesinleşmiş bir verginin cebren tahsili
aşamasında tesis edilen ödeme emrinin, idari itiraza konu diğer idari
102
Dan. 7. D., 05.10.2004, E. 2003/2031, K. 2004/2338; Dan. 7. D., 21.11.1997, 1997/2994-
4176.
103
“Ödeme emri 6183 sayılı kanunda öngörülen cebren tahsil ve takip usullerinden biridir. Bu
haliyle vergi dairelerinin idari işlevleriyle ilgili olarak tesis ettikleri uygulanabilir nitelikte
ve yükümlülerin hukukunu doğrudan etkileyen onların hak ve yükümlülüklerinde yenilik
yaratan irade açıklaması suretiyle tesis edilen işlemlerden farklılık arz eder. Bu özelliği iti-
bariyle kanunda ödeme emri hakkında açılacak davalarda sürenin 7 günle sınırlandırılmış
olması nedeniyle bu süreden sonra açılan davaların süresinde kabul edilmemesi gerekmektedir.
Ödeme emirlerine karşı açılacak davalar, özel düzenleme ile 7 günlük süre ile sınırlandığına
ve bu sürenin durması ve kesilmesi hakkında herhangi bir yasa hükmü özel kanunlarında bu-
lunmadığına göre vergi mahkemesince davanın süresinde olduğunun kabulü suretiyle verilen
kararda isabet bulunmamaktadır.”, Dan. 9. D., 12.04.1996, E. 1995/3087, K. 1996/1404,
Dan. 4. D., 21.12.1995, 1995/1902-5748. Ayrıca Dan. 4. D., 17.11.1998, 1998/2746-4282;
Dan. 4. D., 03.02.2005, E. 2004/1655, K. 2005/146.
makaleler Serkan AĞAR
315TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
işlemlerden ayrı tutulması izah edilemez; aksine düşüncenin, İYUK’un
11. maddesine ve bu maddenin konuluş amacına aykırı sonuçlar doğu-
racağı kuşkusuzdur.
Yargı organları, tahsil aşamasında, tarh aşamasına ilişkin hukuka ay-
kırılıkların ancak belli konularla sınırlı olmak üzere ileri sürülebileceğini
kabul eder; örneğin, usulüne uygun olarak tarh ve tebliğ edilmeyen bir
verginin tahakkuk ettiğinden ve yükümlüler açısından ödenmesi gere-
ken aşamaya geldiğinden söz etmek mümkün olmadığından, kendisine
ödeme emri tebliğ edilen bir yükümlünün, vergi idaresince hesaplanan
vergiye ilişkin ihbarnamenin VUK’un 93. ve devamı maddelerine uygun
biçimde tebliğ edilmediğini, ilan yoluyla yapılan tebliğin de hükümsüz
sayılması gerektiğini ileri sürerek dava açması ve yapılan inceleme so-
nucunda ihbarnamenin tebliğinde usulsüzlük olduğunun anlaşılması
durumunda, tahakkuk etmiş, yani ödenmesi zorunlu hale gelmiş bir
kamu borcunun varlığından söz edilemeyeceğinden borcun doğmadığı
ve bu iddiaları içeren dilekçelerin 6183 sayılı kanunun 58. maddesinin 1.
fıkrasında belirtilen “böyle bir borcun olmadığı (ödeme emri ile istenebilecek
bir borcun bulunmadığı)” ifadesi içinde değerlendirilmesi gerektiği kabul
edilir.
104
Yine bunun gibi, borcun tahakkuk zamanaşımına uğradığı ya
da ticari faaliyetin bulunmadığı
105
iddiaları, ödeme emrine itiraz neden-
lerinden biri olan “böyle bir borcu olmadığı” hususunu da kapsar.
Kamu alacağının kesinleşmesinden sonra ortaya çıkan yeni durum-
lara veya tarh işlemine ilişkin hukuka aykırılık iddiaları, ödeme emrinin
iptali istemiyle açılan vergi davasında ileri sürülemeyeceği gibi, bunların
vergi yargıcı tarafından kanunda sayılan hukuka aykırılık halleri için-
de değerlendirilmesi de olanaklı değildir; ancak bir idari işlem olması
nedeni ile idari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarını
taşıması gereken ve bu unsurların tümünün hukuka uygun olarak
gerçekleşmesi durumunda cebri icra sürecini başlatmaya muktedir
olan ödeme emrinin, 6183 sayılı kanunun 58. maddesinin 1. fıkrasında
sayılan ve sebep ve konu öğelerini karşılayan nedenlerin yanında yetki,
şekil ve amaç unsurları bakımından da hukuka aykırı olduğu iddiasın-
da bulunulabilmelidir; zira yasal unsurları harfiyen taşımasına karşın
yetkisiz bir makam tarafından tebliğ edilen ödeme emrinin hukuka
104
Dan. VDDK, 17.01.1997, E. 1995/136, K. 1997/16; Dan. VDDK, 17.05.1996, E. 1995/122,
K. 1996/167.
105
Dan. VDDK, 22.04.2005, 2005/1-106.
Serkan AĞAR makaleler
316TBB Dergisi, Sayı 67, 2006
uygun olduğunu ve cebren tahsil sürecinde tüm hukuki sonuçları ile
doğduğunu söylemek makul bir yorum tarzı olmasa gerektir.
“Böyle bir borcu olmadığı” ifadesinin; borcun tamamen ödendiği,
borcu kalmadığı, adına tarh ve tebliğ edilerek kesinleşmiş ve ödenecek
aşamaya gelmiş vergi ve ceza olmadığı veya kamu borcunun henüz
vadesinin gelmediği gibi durumları kapsadığı kabul edilmelidir; örne-
ğin Danıştay, tarhiyatın dayanağı olan yoklama tutanağının usulüne
uygun olmadığı yolundaki iddianın, ancak tarh aşamasında açılacak
bir davada incelenebilecek iddialardan olduğu ve tahsilat aşamasında
ödeme emrine karşı açılan davada incelenemeyeceğine karar vermiştir.
106
Buna karşılık, ilgili dönemde kanuni temsilci sıfatı taşımayan kişinin
takibata tabi tutulması açık bir vergilendirme hatası (yükümlünün
şahsında hata) olduğundan bu husus düzeltme ve şikayet başvurusu-
na konu yapılabilir; bir başka anlatımla bu tür açık bir hatanın varlığı
durumunda ödeme emrine karşı da düzeltme ve şikayet yoluna baş-
vurulması olanaklıdır.
107
Yükümlünün, kamu borcu gerçekte zamanaşımına uğradığı hal-
de bu borcu ödediği savunması ile açtığı davada vergi yargıcı, hem
6183 sayılı kanunun ödeme emrine itirazın şekli, incelenmesi ve itiraz
incelemelerinin iadesi hususlarında VUK hükümlerinin uygulanaca-
ğına ilişkin 58. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi gereğince ve hem
de İYUK’un 20. maddesinin 1. bendi delaletiyle sahip olduğu resen
araştırma yetkisinin
108
bir yansıması olarak, yükümlü tarafından ileri
sürülmediği halde, kamu borcunun zaman aşımına uğraması hususunu
kendisi saptar ve hükmünü buna göre kurar.
109
106
Dan. VDDK, 10.06.1988, 1988/20-78.
107
Dan. VDDK, 13.06.2003, E. 2002/611, K. 2003/320.
108
“Resen araştırma ilkesi”, dava malzemesinin hazırlanmasında, tarafların yanında
yargıcın da görevli olması anlamına gelir. Vergi yargılama hukuku bütününde
geçerlilik taşıyan söz konusu ilkeye göre vergi yargıcı, taraflardan bağımsız olarak
davanın maddi temelini aydınlatmak ve bunun için gerekli bütün olayları ve ispat
araçlarını yargılamaya getirerek incelemek zorundadır, Kumrulu, A. G., Vergi Yar-
gılama Hukuku’nun Kuramsal Temelleri, Ankara, 1989, s. 84-85.
109
“Vergi yargısı, idarenin hukuka bağlılığı sorunu ile yakından ilgilendiğinden tüm toplum
çıkarı, dolayısıyla kamu düzeni ile yakından ilgilidir. Resen araştırma usulünde yargıç, vic-
dani kanaatine göre tesis edeceği hüküm ile kamu düzenini korumaya çalışır; vicdani kanaate
ulaşırken yargıcın, tarafların iddia ve istemleri ile bağlı tutulmaması gerekmektedir.”, Öncel,
Kumrulu, Çağan, s. 206.