makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
257TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Modernizm, sanayileşme, aydınlanma felsefesi ile birlikte bugünkü
çocukluk paradigmasının da temelleri atılmıştır. Günümüzün çocuğa
bakış biçimi, büyük ölçüde Rousseau’nun yolunu açtığı, insanın ve
dolayısıyla çocuğun doğal olarak “iyi” kabul edildiği, çocuğun ilk
günahın sembolü olarak görülmeyip “kötülüğün” nedeninin toplumda
aranmaya başlandığı 18. yüzyılın ikinci yarısından mirastır. Bu yıllar,
eğitim ile modern anlamda “yurttaş”ın birbirleri için vazgeçilmez
görülmeye başlandığı, politik düşünce tarihinde “toplumsal sözleşme”
olarak ifadesini bulan yeni bir toplum ve iktidar ilişkisinin şekillendiği
yıllardır (Bumin 1983: 16).
Hümanist çocukluk anlayışına yönelik olan Avrupa kökenli akım,
çocukların refahı konusunda devletin sorumluluk almasını etkilemiştir.
19. yüzyılda devletin çocukların bir koruyucusu olarak yasa yapma
hakkı olması fikri, hem yeni, hem de radikaldir (Postman 1995: 75). Bu
aynı zamanda paternalist ya da korumacı anlayışın ürünü olarak da
kabul edilebilir. Paternalistler, çocukların iyiliği için yalnız ana babasının
değil, devletin de müdahalesinin gerektiğini savunmuşlardır (Franklin
1993: 235). Başka bir deyişle modern devletin görevi, çocuğun güvenli-
ğine özen göstermek bakımından yalnızca ana babayı desteklemek ve
denetlemek değil, aynı zamanda çocukların yetenekleri doğrultusunda
gelişmelerini güvence altına alarak, onların ekonomik ve sosyal refahını
da sağlamak olmalıdır (Akyüz 1999: 491).
TUTUKLU ÇOCUKLARIN GÖZÜYLE
ÇOCUK ADALET SİSTEMİNİN
DEĞERLENDİRİLMESİ
Özlem CANKURATARAN ÖNTAŞ
*
* HÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü.
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
258TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Bugünkü çocukluk paradigması anlayış, düşünce ve uygulama
bağlamında kendisini Çocuk Hakları Sözleşmesi çerçevesinde gös-
termektedir. Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuğun yaşaması, gelişmesi,
korunması ve katılımı açısından toplumlara yeni amaç, ilke, yaklaşım
ve standartlar sunmaktadır. Taraf devletler, sözleşmenin ortaya koy-
duğu çerçeve doğrultusunda çocukla ilgili politika, yasal-örgütsel yapı,
hizmet modeli, gereksinme ve beklentilerini yeniden gözden geçirmek
zorundadır (Uluğtekin 1999:1; Cılga 1999:306 ).
Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun bir bütün olarak ve sistemler
içinde ele alınmasını öngörmektedir. Ailesi, arkadaşları, öğretmenleri,
sağlık çalışanları, sosyal hizmet uzmanları çocukla ilgili bu sistemler
bütününün en önemli parçalarındandır. Ancak bu sistemler içinde ço-
cuğun sokakta yaşaması ve çalışması, sosyal risklere açık olması, suça
yönelmesi ve suç işlemesi sürecinde başka kurumların ve kişilerin de
sorumlulukları ortaya çıkmaktadır. Modern toplumlarda polis, mahke-
me, tutukevi ve ıslahevi gibi kurumlar da yer almaktadır.
Suça yönelen çocukların haklarını uluslararası düzeyde ele alan
belli başlı belgeler başta Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere Öz-
gürlüğünden Yoksun Bırakılmış Küçüklerin Korunması İçin Birleşmiş
Milletler (Havana) Kuralları, Riyad Kuralları ve Çocuk Mahkemelerinin
Yönetimi Hakkında Birleşmiş Milletler Asgari Standart Kuralları (Beijing
Kuralları)dır. Burada Çocuk Hakları Sözleşmesi (ÇHS)’nin 40. maddesi,
Beijing Kuralları ve Havana Kuralları’nın bazı maddeleri özellikle ele
alınacaktır. ÇHS’nin 40. maddesi suça yönelen çocuklar için şu güven-
celeri sıralamaktadır: Güvencelerden birincisi “haklarındaki suçlama yasal
olarak sabit oluncaya kadar masum sayılma”dır. İkinci temel güvence “hakla-
rındaki suçlamalardan kendilerinin hemen ve doğrudan doğruya; ya da uygun
düşen durumlarda ana babaları ya da yasal vasileri kanalı ile haberli kılınmak
ve savunmalarının hazırlanıp sunulmasında gerekli yasal ya da uygun olan
başka yardımdan yararlanma”sıdır. Bir başka güvence ise “çocuğun tanıklık
etmesi ya da suç ikrarında bulunması için zorlanmaması; çocuğun aleyhine
ve lehine olan tanıkların eşit koşullarda sorgulanmasının sağlanması” dır.
Bir diğer önemli güvence de “kovuşturmanın her aşamasında özel hayatın
gizliliğine tam saygı gösterilmesi”dir.
Daha önce belirtildiği gibi Beijing Kuralları’nda da çocuk-polis
ilişkisi ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu kuralların 8. maddesinde “her
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
259TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
aşamada küçüğün afişe olması, damgalanması gibi zarara yol açabilecek durum-
ların ortadan kaldırılması için gizliliğe azami özen gösterilmelidir” hükmüne
yer verilmiş; aynı maddenin ikinci fıkrasında “küçük suçlunun kimliğine
ilişkin hiçbir bilginin yayınlanmasına izin verilmemelidir” ilkesi ile polis
dahil her aşamada gizlilik ilkesinin önemine dikkat çekilmiştir.
Beijing Kuralları’nın 10. maddesi “Bir küçük gözaltına alınır alınmaz,
durum derhal ebeveynine veya yasal veli ya da vasisine bildirilir.” hükmü ile
çocuğun özgürlüğünün esas olduğunu belirtmiştir. Aynı kuralın ikinci
fıkrasında “hakim yahut yetkili makam gecikmeksizin serbest bırakma çaresini
düşünmelidir” ilkesine yer vermiştir. Üçüncü fıkra usul hükümlerinin
bazı yönleri ile çocukların işlediği suçlarla ilgili polisin davranışına
ilişkindir: “Yasayı uygulamakla görevli makamlarla küçük suçlunun ilişki-
leri, daima küçüğün yasal durumunu gözetir tarzda ve onun iyiliği ve olayın
özelliğinden dolayı zarar görmemesi esasına dayalı olarak düzenlenmelidir.”
Beijing Kuralları’nın 12. maddesinde çocuğun karşı karşıya geldiği
meslek elemanlarından birisi olan polisin özel yetişmiş ‘’çocuk polisi’’
olmasını öngördüğü bilinmektedir. 12. madde küçük suçlularla sık sık
temas halinde olan polis görevlilerinin özel olarak eğitilmesini gerekli
kılmakta ve büyük kentlerde özel polis birimlerini oluşturulmasını ön-
görmektedir. Özel polis birimlerinin oluşturulmasının bir diğer nedeni
de çocukların suçtan korunması ve suç işlemelerinin önlenmesidir.
Beijing Kuralları’nın 13. maddesinde tutuklu yargılama en son çare
olarak vurgulanmıştır. Tutukluluk yerine alternatif önlemler öneril-
miştir. Tutuklu yargılanan küçüklerin yetişkinlerden ayrı tutulması ve
ihtiyaç duydukları her türlü yardımdan yararlanmaları bir ilke olarak
ortaya konmuştur.
Havana Kuralları özgürlüğünden yoksun bırakılmış çocuklarla ilgili
bir takım düzenlemeleri içermektedir. Belgenin III. Bölüm’ü gözaltında
bulunan ve tutuklu çocuklarla ilgilidir. Buna göre 17. maddede gözal-
tında olan veya muhakeme devam ederken tutuklu bulunan (“yargılan-
mamış”) çocukların masum sayılacağı ve buna göre muamele göreceği;
çocukları tutuklamaktan mümkün olduğu kadar kaçınılması gerektiği
ve istisnaî hallerle sınırlı olarak tutuklama kararı verileceği; bu amaçla
alternatif tedbirlerin uygulanması için her türlü çaba gösterileceği”
belirtilmiştir. Aynı maddede tutukluma kararının alındığı durumlarda
tutma süresini mümkün olan en kısa süreye indirmek için, bu işlemlerin
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
260TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
süratle yapılmasına öncelik verileceği; tutuklu çocukların, hükümlü
çocuklardan ayrı yerlerde tutulacağı vurgulanmıştır.
Yukarıda sözü edilen uluslararası belgeler değerlendirildiğinde
çocukların polisle ilişkilerinin düzenlenmesinin temelinde yer alan ve
çocuğun yararına olan bazı önemli noktalar şunlardır:
1. Çocuklara süreç hakkında bilgi verilmesi,
2. Polis tarafından alıkonulan çocuğun anında anne ve babasına ya
da vasisine bilgi verilmesi,
3. Çocuklarla ilgili yapılacak işlemlerin en kısa sürede yapılması,
4. Çocuğun kimliğinin medya ve kamuya karşı saklı tutulması,
5. Çocukların fotoğraf ve parmak izinin alınmasına ilişkin sınırla-
maların olması,
6. Çocukla ilgili kayıtların yetişkinlerin kayıtlarından ayrı tutul-
ması,
7. Çocuğa zarar verecek muameleden sakınılması (kelepçe kul-
lanılmaması, adli tıp incelemelerinde çocukların mühürlenmemesi,
hastanede yatağa zincirlenmemesi gibi),
8. Çocuğun adalet süreci içine çekilmeden, toplumdaki diğer kay-
naklara yönlendirilmesi,
9. Çocuğun suç işlemesini önlemeye yönelik hizmetlerde yer al-
ması.
Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuk adalet sisteminin yeniden yapılan-
masını gerektirmiştir. Bu yeniden yapılanmada politika ve uygulamalara
yol gösterecek araştırmalara gerek vardır.
YÖNTEM
Bu araştırmada çocuk hakları perspektifiyle tutuklu yargılanan
çocukların polisten başlayarak tutukevine kadar nasıl bir süreç yaşadık-
ları niteliksel araştırma yöntemi kullanılarak eleştirel bir bakış açısıyla
ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
261TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Veri Toplama Süreci
Bu araştırma sırasında, Ankara’da bulunan çocuk tutukevinde, 2001
Ağustos-Aralık ayları arasında yargılanan 40 çocukla derinlemesine
görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmelerde, çocukların suç davranışı ile
birlikte polisten başlayarak tutukevine kadar nasıl bir deneyim geçir-
diklerini ortaya koymak amaçlanmıştır.
Araştırmanın tutukevinde gerçekleştirilmiş olması çocukların
yaşadıklarını olduğu gibi anlatmalarını görüşmelerin başlangıcında
bir güçlük olarak ortaya çıkmış, ancak çocukların araştırmacıya güven
geliştirmesi ile üstesinden gelinmeye çalışılmıştır. Görüşmelere başlan-
madan önce çocuklarla koğuşlarına gidilerek tanışılmıştır. Araştırmacı
çocuklara görüşmeye katılımın gönüllü olduğunu ve bu görüşmelerin
yargılama sürecini etkilemeyeceğini özellikle belirtmiştir. Bazı çocuklar
özellikle anlattıklarının yargı sürecini etkileyip etkilemeyeceği konusun-
da araştırmacıya sorular sormuşlardır. Çocuklar sorulara yanıt verirken
“işte benim ifadem budur” diyerek görüşmeyi ifade alma ile karıştırmışlar,
araştırmacı ise bunun bir araştırma olduğunu ne kadar gerçekleri yan-
sıtırsa o kadar yarar getireceğini çocuklara anlatmaya çalışmıştır.
Çocuklarla görüşmeler tutukevinin yönetim ve sosyal hizmet
uzmanlarının olduğu idare katında daha çok fotoğraf çekimleri için
kullanılan bir masa ve üç sandalyenin olduğu bir odada yapılmıştır.
Çocuklar odaya koğuşlarından infaz memuru tarafından getirilmiştir.
Çocukların kaldıkları koğuşta görüşme yapılmak istenmiş ancak odada
tek başına bir çocukla görüşme yapma olanağı olmadığından görüşme
sözü edilen odada yapılmıştır. Görüşme odasına gelen çocuklar mutlaka
pencereden dışarıya bakıp “Şimdi dışarıda olmak vardı” demişlerdir. Bazı
çocuklar da “Ankara nasıl abla?” diye sormuşlardır. Görüşmelere katılan
dört çocuk son on beş günlerini tek kişilik müşaade odasında geçirdik-
lerinden soruları anlamakta ve yanıtlamakta oldukça zorlanmışlardır.
Görüşmelerin tamamı çocukların izinleri alınarak kayda alınmıştır. Ço-
cuklar görüşme sonrasında seslerini dinlemek istemiş ve kayıt cihazına
da özel ilgi göstermişlerdir. Görüşmeler sırasında çocukların bazılarının
kış olmasına rağmen çorapsız ve sadece bir gömlek giyinmiş olmaları
dikkat çekicidir. Bunun yanı sıra çocukların kollarındaki kesikler ve bazı
özel dövmeleri oluşu da araştırmacının ilgisini çekmiş ve çocuklarla bu
durumlar da konuşulmuştur.
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
262TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Bulgular ve Yorumlanması
Niteliksel araştırmanın bir gereği olarak veri toplama süreci ile
bulguların yorumlanması eşzamanlı yapılmıştır. Görüşmenin yapıldığı
gün kayıtlar çözümlenmiş ve bazı yeni sorular eklenmiştir. Bir yandan
çocukların gözaltı sürecinde yaşadıkları benzerlikler ortaya çıkarken
diğer yandan da farklılıklar da ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Görüş-
melerin dökümleri araştırmacı dışında iki kişi tarafından okunup de-
ğerlendirilmiştir. Araştırmacı görüşme dökümlerini birkaç kez yeniden
okumuş ve analizini yapmıştır (Creswell 1994, Neuman 2000).
Araştırmaya ilişkin bulgular verilirken çocuklar anonimleştirilerek
çocuklara çiçek ismi verilmiştir. Bunun bir nedeni de çocukların kim-
liklerini saklamaktır.
Bulgular ve Tartışma
Bulgular ve tartışma bölümünde öncelikle araştırmaya gönüllü
olarak katılan çocukların tanıtıcı bulguları verilmektedir. Çocuklarla
yapılan derinlemesine görüşmelerden elde edilen bulgular bölümünde
polisle başlayıp tutukevine kadar giden bir süreçte algılamaların ve
analizler bulunmaktadır.
Tanımlayıcı Bulgular
Tutukevinde en fazla sayıda 17 yaş grubu, en az sayıda ise 14 yaş
grubundan çocuk bulunmaktadır. Bu durum, çocuklar hakkında tu-
tuklama kararının, genelde 15 yaş sonrası suç işlendiğinde verildiğinin
göstergesi olarak yorumlanabilir. Çocukların suç türlerine bakıldığında
ilk sırada hırsızlık (%74.5) yer almaktadır. Bu bulgular literatürle de
uyumludur.
Çocukların çoğunluğunun ailesinde Türkçe konuşulmakta buna
karşın iki çocuğun evinde Kürtçe konuşulmaktadır. Çocukların tama-
mına yakınının ailesi İç Anadolu Bölgesi’nden göç etmişlerdir.
Çocukların tamamına yakını kentin gecekondu bölgelerinde ya-
şamaktadırlar. Üç çocuk ise kente başka bölgelerinden çalışmak için
gelmişlerdir. Araştırmaya katılan çocukların babalarının çalışmadığı
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
263TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
ya da informal sektörde çalıştıkları görülmektedir. Annelerin daha çok
evlere temizlik işine giderek çalıştıkları görülmektedir. Çocukların da
çok küçük yaşlardan itibaren çalışmaya başladıkları ve ağırlıkla mobilya
işkolunda, oto sanayinde ya da hizmet sektörünün diğer dallarında yani
küçük ve orta büyüklükteki işletmelerde çırak statüsü ile çalıştıkları
görülmektedir. Çocukların sekiz tanesi sokakta çalışmaktadır.
Çocukların çoğunun ana babasının birlikte olduğu, kırk çocuktan
sadece sekizinin ana babasının ayrı olduğu görülmektedir. Kardeş
sayılarına bakıldığında iki ile yirmi arasında değişen sayılarda kardeş-
leri vardır. Ailede ana baba dışında akrabalar ile birlikte yaşayan dört
çocuk vardır. Çocukların yakın akrabaları ile aynı semtte yaşadıkları
görülmektedir.
Çocukların hemen hepsinin aile ve akrabalar içinde suça yönelen
modeller bulunduğu görülmektedir. Çocukların, suç davranışı gösteren
bu modellerin, adam öldürme ve yaralama gibi cezaevi kültürü içinde
statüsü yüksek suç türlerini belirtmiş olmaları ilgi çekicidir.
Çocukların bir bölümü ilkokul dördüncü sınıfta, bir başka bölümü
ise orta ikide terk etmişlerdir. Çocukların baba ve anneleri de en çok
ilkokul mezunudur.
Görüşme yapılan 40 çocuktan yarısı “tiner” ve “Bally” gibi uçucu
maddeler kullandıklarını belirtmişlerdir.
Çocukların biri hariç hepsinin polisle birden fazla karşılaştıkları ve
gözaltına alındıkları görülmektedir. Toplam gözaltı sürelerine bakıldı-
ğında ise bir ile yedi gün arasında değiştiği ifade edilmiştir. Bununla
birlikte üç çocuğun da daha önce tutukevinde hırsızlık nedeniyle kaldığı
görülmektedir.
ANALİTİK BULGULAR
Polisle Karşılaşma, Üç Maymun Oyunu ve
Kısır Döngünün Oluşması
Tutuklu çocuklar için polis, bir yandan kaybolduklarında, aç kal-
dıklarında yardım istedikleri bir kişi olarak yer alırken diğer yandan
daha çok cezalandıran ve korkulan bir kişidir.
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
264TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Çocuklara suçları sorulduğunda avukatla birlikte hazırladıkları
senaryo ifadeyi anlatmaktadırlar. Çocukların çoğunluğu tutukevine
kadar yaşadıkları bu süreci kısaca anlatmışlar ve “işte ifadem budur”
biçiminde bitirmişlerdir. Özellikle birçok kez suç işlemiş çocuklar son
suçlarını anlatmışlar, diğerlerini görüşme süresinde sorulan sorularla
anlatmışlardır Olayı anlatırken mahkemeye benzer şekilde anlatımda
bulundukları “efendim” gibi kelimelerle cümlelerini tamamladıkları
gözlenmiştir.
Tutuklu çocuklar arasında basit hırsızlık yaptıklarında polis ya-
kalarsa “bir tokat atıp bırakacaklarını” öğrenenler bulunmaktadır. Ço-
cuklar ilk suçu işlediklerinde korktuklarını ancak parasını harcayıp,
gezip eğlendiklerinde çok hoşlarına gittiğini belirtmişlerdir. Bunu da
özellikle suç davranışının devamını sağlayan bir haz kaynağı olarak
görmek mümkündür. Genellikle on beş yaşına kadar basit suçlar işle-
yen bu çocuklar, giderek daha ağır suçlar işlemeye başlamışlardır. Polis
tarafından yakalanıp savcılığa çıkarılan çocuklar hakkında tutuksuz
yargılama kararı verilmiştir. Bu kararı çocuklar serbest kaldıkları biçi-
minde anlamışlardır. Çocukların çoğunluğu bu ilk suçu işlediklerinde
ailelerine haber verilseydi, bir daha yapmayacaklarını belirtmişlerdir.
Çocuklar yaptıkları suç davranışını “artık kaşar olmuştuk, bu işler bizim
için hobi oldu” diye ifade etmektedirler.
Tutuklu çocuklar, polisin kendilerini gözaltına almalarıyla birlikte
yaşadıkları süreci genelde “polis aldı sonra mahkemeye çıktık, işte buraya
geldik” biçiminde ifade etmişlerdir. Gözaltı sürecinde yaşadıklarını her
aşamayı tek tek sorulduğunda ayrıntıları anlatmışlardır. Çocukların
polisle başlayıp tutukevine kadar geldikleri süreci böyle anlatmalarının
nedenlerinden biri gözaltı sürecinin karmaşık olmasıdır. Yine sürekli suç
işleyen çocukların süreci daha iyi anlattıkları söylenebilir. Bazı çocuklar,
polis tarafından evlerinden özellikle akşamları gözaltına alınmışlardır.
Polisler, evden alırken çocukların yalnızca ifadelerini alıp bırakacak-
larını belirtmişlerdir. Bu çocukların bazılarının önce arkadaşları polis
tarafından gözaltına alınmış, arkadaşının kendi ismini polise söylemesi
ile kendileri de gözaltına alınmışlardır. Bazı çocukların da aile üyele-
rinden biri polis tarafından gözaltına alınmış, böylece çocuğun teslim
olması sağlanmıştır. Bir çocuk ise kendisi gidip polise teslim olmuştur.
Görüşülen çocukların çoğunluğu yargı süreci sonunda cezaevine gire-
ceklerini hiç akıllarına getirmediklerini ifade etmişlerdir. Bunun çocuk-
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
265TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
ların yargı sürecinde yeterince bilgilendirilmedikleriyle ilgili olduğu
düşünülmektedir. Bazı çocuklar kendilerine karakolda suçlarını itiraf
ederlerse bırakılacağının söylendiğini belirtmişlerdir.
Suç isnadı ile yakalanan çocuğun gözü ile çocuk adalet sisteminin
üç aktörü vardır. Bunlar polis, savcı, ve hakimdir. Çocuklar tutuke-
vine gelene kadar yaşadıkları süreçte çoğunlukla bu üç aktörden söz
etmektedirler.
“İlk gittim beni bir sorguladılar. ...Bir sabah vardiyasına anlatıyon. İki
vardiya oldukları için sabah anlatıyon, bir de akşam anlatıyon... Sen söylüyon
o bilgisayarda yazıyor. Bunu bir götürün, aşağıya bırakın diyor. Götürüp
nezarethaneye atıyorlar. …küçük, leş gibi pis pis kokuyor. 7 tane vardı, ayrı
ayrı tutuyorlar. Benle cürümümü (suç ortağı) aynı yere atmıyorlar. Uykuya
dalıyon, tekrar alıyorlar. Gidip bir kağıt imzalatıyorlar, geri indiriyorlar. Hiç
uyuyamıyorsun, 5 dakikada bir gelip kaldırıyorlar. Ondan sonra Adli Tıp’a
götürüyorlar. Polisin biri oğlum bak dövdüğümüzü bir söyleyin diyor, sav-
cılıktan alırız, sizi 3-5 gün daha yatırırız diyor. Kimse anlatmıyor. Dövdü
diyemiyoz. Akşama kadar dakka başı kağıt imzalatıyorlar. Okuyamıyon da,
ne olduğunu bilmiyon mecbur imzalatacağın diyor. Ertesi gün adliyeye sevk
ettiler. (Sorular üzerine), Parmak izi, resim falan çektiler. Şubeye (Hırsızlık
Şubesi) bir baro avukatı gelmiş ben görmedim. Adliyeye gittik biz yapmadık,
biz etmedik diyin, başka birinin üzerine atın dedi. Biz de firar cürümün üzerine
attık. İlk savcılıkta yapmadık dedik. Hakimin önüne çıktık. Hakim E. İle beni
tahliye etti. İkinci mahkemede özel avukatlar biz yaptık ama gasp olduğunu
bilmiyorduk diyin dedi öyle anlatınca hakim de bizi tutukladı“ (Karanfil,
Doğum Yılı: 1985).
Çocukların gözaltı süreçlerinin ayrıntılarına bakıldığında polisin
çocukların hepsine kelepçe taktığı söylenebilir. Çocuklar özellikle işyer-
lerinden ya da evlerinden alındıklarında polis arabasına bindirildikten
sonra kelepçe takıldığını belirtmişlerdir. Kelepçe çocukların çok rahatsız
oldukları bir semboldür:
“Transite bindirince hemen kelepçeyi taktılar, koltuğun ayaklığına
bağladılar” (Ortanca, Doğum Yılı: 1986).
„ ... şeyde (kelepçe) takıyorlardı kemiğimi kıracaklardı neredeyse öyle bir
sıkıyorlardı ki bileğimi oynatamıyordum“ (Itır, Doğum Yılı: 1986).
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
266TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Son çocuğun ifadesinden de anlaşılacağı üzere kelepçe bir kötü mu-
amele aracı olarak da kullanılmaktadır. Gözaltına alınan çocuklar eğer
karakol polisi tarafından gözaltına alınmış ise karakola getirilmektedir.
Çocukların suç türü, yaşları ve polis kaydının olup olmaması gözaltı
süreçlerini değiştirmektedir.
İlk kez gözaltına alınan çocuklar ile bir kaç kez gözaltına alınan
çocukların gözaltı süreçleri değişmektedir. Çocuk hırsızlık ya da gasp
yapmış ise ve bunu birkaç kez özellikle de bir grupla birlikte yapmışsa
çocuğu mutlaka karakol yerine il emniyet müdürlüğünün asayiş şubesi
hırsızlık/gasp büro amirliğine bağlı çalışan sivil polisler sorgulamakta-
dırlar. Çocuklar burayı “2. Şube” olarak ifade etmektedirler. Görüşülen
çocukların tamamı karakol polisinin iyi davrandığını, sivil polislerin ise
çok kötü davrandıklarını belirtmişlerdir.
Çocukların gözaltı sürelerine bakıldığında, en az bir gün en çok
yedi gün kalan çocuk vardır. Gözaltı süresinin bu kadar uzun olmasının
nedeni, çocuğa suçunu itiraf ettirmek olarak düşünülebilir. Çocuğun
gözaltı süreci, işlediği suç türüne bağlı olarak da değişmektedir. Bir
yaralama ve bir de cinsel suç işleyen çocuğun gözaltı işlemleri karakolda
yapılmıştır ve çocukların gözaltı süreleri de 24 saat sürmüştür.
Gözaltı süresince çocuklar polisin “doğruyu anlat, sizi kurtaracağız”
biçiminde önerilerde bulunduklarını belirtmişlerdir. Çocuklar, polisin
kendilerini kurtaracaklarına gerçekten inanmışlardır. Polisler, çocuk-
lara “kaç işin var?” sorusuyla sorgulamaya başlamaktadırlar. “iş” hem
çocukların hem de polislerin özellikle hırsızlık suçu için kullandıkları
bir tanımlamadır.
Polisin bu süreçte çocuklardan kendi çevrelerinde suç işleyenlerle
ilgili bilgi istedikleri, yani işbirliği teklif ettikleri görülmektedir.
“İlk tutukevinden girip çıktıktan sonra polis benim cezaevinde iken olan
olaylarla ilgili ağzımı aradı. Beni muhbir gibi kullanmak istedi” (Lale, Doğum
Yılı: 1985).
Bazı çocuklar ise gözaltı sürecinde yaptıkları diğer suçları öğrenmek
için polisin kendilerini kurtaracaklarını belirtmişlerdir.
“Bir adam bize sigara uzattı. Benim arkadaşım sigara içmiyor dedi. Oğlum
bu olaylardan başka var mı eğer başka bir arkadaşın varsa sizi gözcü yaparım
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
267TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
dedi. Gözcü her şeyden yırtar okudun mu avukata hiçbir şey anlatmayın dedi”
( Nergis, Doğum Yılı: 1985).
Bazı çocukların tanıdıkları polis olduğu görülmektedir. Bu tanıdık
polisler aracılığı ile karakoldan bırakıldıklarını belirtmişlerdir.
Bu süreçte çocuğun suç davranışının gerçekleştiği yere götürüldü-
ğü, suçu birlikte işlediği arkadaşlarının evlerine gidildiği belirtilmiştir.
Çocuklar bu uygulamayı “keşif” olarak tanımlamaktadırlar. Büyük
bir ihtimalle polisler yer gösterme için bu kavramı kullanmaktadır.
Yer göstermeye götürülen bir çocuk “kelepçe ile insanların arasında do-
laştırdılar. Çok utandım” (Mine, Doğum Yılı: 1985) diyerek bu sürecini
anlatmıştır.
Bir başka çarpıcı nokta bu süreçte çocuklar aileleri ile görüştürül-
memektedir. Polis, çocuktan istediği bilgileri aldıktan sonra çocuklara
ailelerine haber vermek isteyip istemediklerini sormaktadır. Çocuklar
ailelerinden utandıkları ya da ilişkileri koptuğu için bunu istemedikle-
rini söylemektedirler. Ancak, çocuğun tutuklanacağı kanısı oluşur ise
mahkemeye çıkarılırken, eğer çocuğun ailesine ulaşılabilecek bir telefon
numarası varsa ailesine haber verilmektedir. Bazı çocukların ailelerine,
tutukevine geldikten sonra ulaşılmıştır.
Gözaltı süresince, çocukların temel gereksinimlerinin karşılanma-
sında olumsuzluklar belirgindir. İlginç olan, çocuk polise suçunu itiraf
ederse, bu temel ihtiyaçlar kolaylıkla giderilmektedir. Dikkat çekici bir
başka nokta ise polisin çocuklara sigara vermesidir.
Sürecin aşamalarına baktığımızda, çocukların parmak izlerinin
alındığı ve fotoğraflarının çekildiği görülmektedir. Çocuklar parmak
izinin neden alındığı ve fotoğrafın neden çekildiği konusunda bilgi
vermemişlerdir.
“Bak şimdi meşhur olacaksın dedi. Boynuma numara asıp fotoğrafımı
çektiler” (Ortanca, Doğum Yılı: 1986).
Bu süreçte vurgulanması gereken bir başka nokta, çocuğun suç
davranışı ne kadar şiddet dolu ve toplumun ilgisini çekecek noktadaysa,
o zaman medyaya haber verilmektedir.
Avukat, mutlaka mahkemeye çıkılacak son gün baronun CMUK
komisyonundan çağırılmaktadır. Çocuklar, avukatın “baro avukatı”
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
268TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
olması nedeniyle kendilerini savunmadıklarını düşünmektedirler. Bu
nedenle de özel avukat tuttuklarını belirtmişlerdir. Çocuklar, avukat-
ların kendilerine suçu kabul etmemeleri, gerekirse suçu başkasının üs-
tüne atmalarını telkin ettiklerini belirtmişlerdir. Avukatların çocuklara
daha az ceza almalarını sağlayacak senaryo ifadeler oluşturdukları da
çocuklar tarafından belirtilen bir başka noktadır. Cinsel suç işleyen bir
çocuğa çağırılan avukat ise, çocuğun avukatlığını kabul etmemiştir.
Cinsel suç işleyen çocukların avukatlar tarafından bile dışlanması dü-
şündürücüdür.
Değinilmesi gereken önemli bir nokta da gözaltı sürecinin başında
ve sonunda mutlaka “Adli Tıp Rapor”u alınmaktadır. Bu rapor, çocuğun
gözaltı süresince kötü muameleye maruz kalıp kalmadığını kanıtla-
mak için yapılan doktor muayenesinin sonucunu göstermektedir. Bu
raporlar, adli tıbbın bulunmadığı yerlerde hastanelerden ya da sağlık
ocaklarından alınmaktadır. Çocukların hemen hepsi kendilerine işkence
yapıldığını, ancak bunu adli tıp doktoruna söyleyemediklerini belirt-
mişlerdir. Bunun nedeni, polis tarafından tehdit edilmeleridir.
“Bir şeyiniz var mı diyor polis gözümün içine bakıyor. Var desek on katı
daha fazlasını yiyeceğiz mecbur geri gidiyoruz emniyet sarayına” (Nilüfer,
Doğum Yılı: 1986).
Çocukların polis ile adli tıp doktoru arasında bir işbirliği olduğu
kanısı da vardır.
Polisler gibi diğer aktörler de avukat, savcı ve hakim çocuklara
süreçle ilgili bilgi vermemektedirler. Bu nedenle özellikle ilk kez
yargılanmış tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş çocuklar serbest
kaldıklarını cezalandırılmadıklarını belirtmişlerdir. Çocuklar gözaltı
sürecinde neyle karşılaşacaklarını bilmediklerini, eğer bilseler bu “iş”lere
başlamayacaklarını belirtmişlerdir. Yine çocuklar bu davranışlara yeni
başladıklarında şu tür yanlış bilgilerle cesaretlendirilmektedir. “Polis
karakola alıp, iki tokat atıp, geri bırakıyor. Hırsızlığın cezası yok” gibi yanlış
bilgilerle bu tür kanun dışı eylemlere başladıklarını belirtmişlerdir.
Çocuklar yetişkin mahkemesinin ceza verdiği ve çocuk mahkemesinin
ise ceza vermediğini belirtmişlerdir.
Bu araştırmada tutuksuz yargılanmasına karar verilen çocuklar için
sistemde çok büyük bir boşluk tespit edilmiştir. Tutuksuz yargılanan
çocuklar, suç davranışına zemin oluşturan ortama yeniden dönmekte-
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
269TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
dirler. Böylece çocuk bir yandan yargılanırken diğer yandan suç davra-
nışını göstermeye devam etmektedir. Bu aşamada çocuğa uygun önleyici
sosyal hizmetlerin oluşturulmamış olması, çocukların suç davranışını
kronikleştirmesine neden olmaktadır.
Polisin davranışı, suç türleri açısından değişmektedir. Hırsızlık
ve özellikle gasp nedeni ile yakalanan çocuklar polis tarafından kötü
muameleye maruz kalmaktadır. Çocukların sıklıkla belirttikleri işkence,
fiziksel işkencedir. Bunun yanı sıra psikolojik işkence de yer almakta-
dır. Kaba dayak, soğuk suyla ıslatma en çok sözü edilen sorgulamada
kullanılan işkence yöntemlerinden birisidir.
“Polis seninle konuşalım dedi. Üstümü çıkart dediler televizyonun sesini
açıp hortumla dövüyorlar, emniyet sarayında konuşmazsan kafana silahla
vururum dedi. Beyaz gömleği gözüme bağladılar. Isladılar bir iki dakika geç-
ti testisleri sıkıyor kafama tas gibi bir şey indi, kafamın tepesi yandı benim
gözümün önünde arkadaşımı dövdüler. Bu olaylardan sonra polislere gıcık
oluyordum, dövüp küfür ettikleri için öldürmek istiyordum.” (Nergis, Doğum
Yılı: 1985).
Elektrik işkencesi, eğer çocuk suçunu itiraf etmemişse son noktada
kullanılmaktadır. Elektrik işkencesi ile korkutma da çok dile getiril-
miştir.
“İlk gözümü bağladılar dövdüler anlat dediler anlattık. Bak dedi siz iki
olay daha yapmışsınız. Bu yapmadığımız olaydı. Ondan sonra gözlerimizi şeyle
bağladılar, ayakkabı keçesi gibi bir şeyle. Eğ kafanı dedi, eğdik bam bum bam
bum hep dövdüler. Ondan sonra üst kata çıkardılar. Üst katta halıfleks gibi bir
şeyler var. Ortada bir tane masa var. Oraya yatırdılar. Yat dedi, elimi falan
bağladılar, dedi söylüyor musun. Efendim biz yapmadık, söyle dedi. Yoksa sana
elektrik vereceğiz. Dedim yapmadık efendim. Ondan sonra orda kablo vardı,
kabloyu elimize değdirmeye başladı, göbeğimize ondan sonra o işkencelerden
sonra yaptık dedik.” (Erguvan, Doğum Yılı: 1986).
Tutuklu çocuklar işkence ile yapmadıkları suçları da kabullendikle-
rini belirtmişlerdir. Gözaltı sürecinde çocuğun işkence ile suç davranışını
kabul etmesinin, özellikle çocukların kendi suç davranışlarının önemsiz
olarak algılanmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Bunda, polisin
çocukların deyimiyle başka “işleri” de çocuğa işkenceyle kabul ettirme-
sinin önemli olduğu söylenebilir. Çünkü yapsın ya da yapmasın, bir ya
da daha fazla suç dosyasını kabul etmek zorunda kalan çocuğun, kendi
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
270TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
suçuyla ilgili dosyası ve suç davranışı, bu ortamda önemini yitirmekte-
dir. Böylece çocuk, kendi davranışı ile ilgili sorgulamaya gitmemekte
ve karşısındaki insandan bu şekilde görmüş olduğu davranış nedeniyle
kendi davranışını mazur görmektedir.
“... Karakolu önce o. İlk … Karakolu muydu neydi ismi oraya götürdüler.
Ondan sonra ….ye ordan işte şubeye götürdüler. Şubede bizim zaten iki su-
çumuz vardı. İki tane daha yıktılar, yapmadığımız iki suçu. İşkence zoruyla,
elektrik zoruyla onlardan aldık” (Hatmi, Doğum Yılı: 1985).
Çocuklar Ankara Emniyeti’nde sorgulandıkları yeri 2. şube ya da
“şube, yıkım yeri, ezim yeri” olarak adlandırmaktadırlar. Şubeyi anla-
tırken özellikle orada “burada Allah yok Peygamber izinde” yazdığını
belirtmektedirler. Cinsel işkence de özellikle sabıkalı ve gasp isnadı
ile yakalanan çocuklara polisin uyguladığı işkence yöntemlerinden
birisidir. Haya sıkmanın çoklukla kullanıldığını bir çocuk utanarak da
olsa ifade etmiştir.
“16 yaşında idim anlatılmayacak şeyler yaptılar. ...Ne bileyim söylenme-
yecek artık anlatıyım. Anadan doğma çırılçıplak soydular, daha sonra eline bir
eldiven geçirdi söylemesi ayıp benim hayalarımı sıktı böyle yani böyle beş gün
yattım ben buralarım (karnını gösteriyor, yüzü acı içinde) ağrıdı” (Menekşe,
Doğum Yılı: 1987).
Cinsel işkence diğerlerine göre daha zor anlatılabilecek işkence
türlerindendir. Bu nedenle cinsel işkenceden birkaç çocuk söz etmiştir.
Alıntı yapılan bu çocuk haya sıkmanın hırsızlık ve gasp nedeni ile gö-
zaltına alınan herkese yapıldığını belirtmiştir.
Çocukların polis tanımlamalarına bakıldığında, hep olumsuz cüm-
leler yer almıştır. Bir çocuk, “ayıdan post, polisten dost olmaz” (Fulya,
Doğum Yılı: 1984) demiştir. “Aç gözlü, bebeleri ezen kişiler” (İğde, Doğum
Yılı: 1985) olarak tanımlamıştır.
Çocukların bazıları polisin dövmekte haklı olduğunu söylerken,
bazıları da dövmemeleri gerektiğini belirtmişlerdir.
Tutuklu çocukların cezaevinde kaldıklarına ilişkin bir sembolleri
bulunmaktadır. Bu sembol, ellerinin üstünde üç nokta biçimindedir.
“Duymadım, görmedim, bilmiyorum” anlamına gelen bu üç nokta yani üç
maymun oyunu çocukların polis sürecinden başlayarak tutukevinde de
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
271TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
sürdürdükleri bir davranış biçimidir. Bu sembolün, çocukların hemen
hepsinde oluşu, bir anlamda onların cezaevi okulundan geçtiklerinin
anlatımı olduğunu düşündürmektedir.
Tutuklu tüm çocukların uykusuzluk sorunu olduğu görülürken,
Bunun polis sürecinde yaşadıklarıyla ilgili olduğu kadar, kaldıkları
koğuşta kendilerini güvende hissetmemeleriyle ilgili olduğu da düşü -
nülebilir. Bazı çocuklar, gözaltı sürecinde yaşadıkları işkencenin etki-
leriyle ilgili olarak rüyalarında polisin kendilerini ya da arkadaşlarını
öldürdüklerini belirtmişlerdir.
Tutukevi sonrası, sabıkalı olmaktan ve polisin damgalayıcı tutu-
mundan kurtulmak için, bulundukları kenti hatta ülkeyi değiştirmeyi
düşünen çocuklar bulunmaktadır.
Çocuklar için tutukevi “düştükleri” bir yerdir. Çocukların hepsi
“mahkumun rüyası tahliye rüyasıdır“ biçiminde isteklerini belirtmişlerdir.
Bazı çocuklar ise özellikle sokakta yaşayan çocuklar, tutukevini yetiş-
tirme yurduna benzetmektedir.
“Evi olmayan için tutukevi güzeldir. İyi desem iyi değil, kötü desem kötü
değil. Burada olmak daha iyi, ama annemi, arkadaşlarımı özlüyorum” (Nergis,
Doğum Yılı: 1985).
Bu çocuklar, özellikle suç işleyip tutukevine gelmektedirler. Böylece
çocuk adalet sisteminin bir kurumu çocuklar tarafından bir korunma
yeri haline dönüşmektedir. Burada çocukların aileleriyle kopan ilişki-
lerini yeniden kurma özlemi altta yatan en önemli nedenlerden biridir.
Tutukevinde çalışanlar, çocukların bazılarının tutukevinin verdiği
giyecekleri ailesine verdiğini belirtmişlerdir.
Orta sınıf ailelerden gelen bir çocuk, cezaevinde çocukluğunu
kaybettiğini belirtmiştir. Yine bu çocuklardan biri kapalı kalmaktan
artık kafasının çalışmadığını belirtmiştir. Diğer çocuklar ise bunların
farkında değildir. Onların çoğunluğunun çocukluk yaşantısının çok
kısa sürdüğünü söylemek mümkündür.
Tutukevi, çocuklar için bir yandan da yeni suç öyküleri öğrendik-
leri, yeni arkadaşlıklar edindikleri bir okul olarak da işlev görmektedir.
Böylece, suç zincirinin en önemli halkalarından birisinin de kapalı bir
kurum olan tutukevi olduğu söylenebilir.
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
272TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
“Arkadaşlarımı kıskanarak bazı toplumun kabul etmediği suçları işlediğim
için hırsızlık olaylarına karıştım yanı onların herşeyi var benim niye olmasın
diye bazı arkadaşlarla tanışıp onlarla yukarıda belirttiğim gibi hırsızlık. Olayla-
rına karıştım …sonra ceza evinde deyişik suçlardan yatan arkadaşlarla tanışıp
deyişik suçları onlardan öğrendik örneğin, araba çalmayı çelik kasa açmayı ve
bunu gibi” (Lale, Doğum Yılı: 1985).
Çocukların çoğunluğu Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni duymadığını
söylerken birkaç çocuk tutukevinde ve karakolda duyduklarını belirt-
miştir.
“Karakolda da vatandaşlık hakları yazıyor ama hiç biri yapılmıyor”
(Nergis, Doğum Yılı: 1985).
Bazı çocuklar ise Çocuk Hakları Sözleşmesi denildiğinde sokakta
yaşayan çocuklardan söz etmişlerdir.
Sokakta yaşayan bir çocuk ise sözleşmeyi bildiğini, ancak çocukların
hala kötü muameleye maruz kaldıklarını aşağıdaki cümleyle çarpıcı bir
biçimde ifade etmiştir.
“Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 27. maddesi 18 yaşından küçüklere polis
hiçbir şekilde işkence yapamaz der ama kağıt üzerinde kalır“ (Papatya, Do-
ğum Yılı: 1985).
Çocuklar, tutukevinden ve ıslahevinden çıktıktan sonra kendileri
için suç işlemeyecekleri yeni bir yaşama başlamaları konusunda umut-
suz olduklarını belirtmişlerdir. Burada özellikle “toplumun önyargıs” ve
“sicillerinin bozuk” olması nedeniyle iş bulamayacaklarını belirtmişler-
dir.
“Sabıkalı bir yere ortama girdiğinde barınamaz dışlanır” (Arslanağzı,
Doğum Yılı: 1986).
Çocuk Hakları Sözleşmesi bağlamında çocuğun yararına işleyen bir
çocuk adalet sisteminin misyonu çocuklar için yeniden sosyal adaleti
sağlamak olmalıdır.
Bir başka deyişle çocuğu nesneleştiren ve şeyleştiren bir mekanizma
yerine onun özne olmasını sağlayacak yani özgürleştirecek sistemler
oluşturmak gerekir.
makaleler Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ
273TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Sonuç ve Değerlendirme
Bugün çocukların İnsan Hakları Anayasa’sı olan Çocuk Hakları
Sözleşmesi suça itilen çocukların haklarını koruyan bir anlayışla dü-
zenlenmiş bir çocuk adalet sistemi kurmayı zorunlu hale getirmektedir.
Öyleyse bu sistemin polisten başlayarak kapalı bir kurum olan tutuke-
vine kadar nasıl işlediğini çocukların değerlendirmesiyle ele alan bu
çalışmanın sonuçları ön soruşturma süreci ve yargılama sürecini yeniden
yasal örgütsel düzeyde yapılandırmayı gerektirmektedir.
Bugün var olan sistemin çocukları kronik suç işleyen kişiler haline
dönüştürdüğü görülmektedir. Polisten başlayarak hakları ihlal edilen
çocuklar bu süreçte bir ezme ezilme döngüsü içinde sıkışıp kalmışlardır.
Bu döngüde var olabilmenin ilk şartı şiddet kullanmaktır. Suç davranışı
bu süreçte son nokta olan tutukevinde kendini yenilemekte ve yeni suç
davranışları üretmektedir.
KAYNAKÇA
Akyüz, Emine, “Cumhuriyet Döneminde Çocuk Hukukundaki Gelişmeler” B.
Onur (Ed.), Cumhuriyet ve Çocuk 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, Ankara:
Ankara Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi
Yayınları, No:2, 1999: 491-506.
Bumin, Kürşat, Batı’da Devlet ve Çocuk, Alan Yayıncılık, İstanbul 1983.
Cankurtaran, Öntaş, Özlem, “Çocuk Hakları ve Güçlendirme Yaklaşımı Bağlamında
Suça Yönelen Çocuk ve Polis İlişkisi” HÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal
Hizmet Anabilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2004.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve İlgili Mevzuat, 2559 Polis Vazife ve Selahiyet
Kanunu, Seçkin Yayınevi, 2001.
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve İlgili Mevzuat, Yakalama, Gözaltına Alma
ve İfade Alma Yönetmeliği, Seçkin Yayınevi, 2001.
Cılga, İbrahim, “Türkiye’de Çocuk Hakları Çalışmaları”, B. Onur (Ed.),
Cumhuriyet ve Çocuk 2. Ulusal Çocuk Kültürü Kongresi, Ankara: Ankara
Üniversitesi Çocuk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları,
No:2, 1999: 506-517.
Creswell, John W, Research Design Qualitative and Quantitative Approaches, New
Delhi, Sage Publications 1994.
Özlem CANKURTARAN ÖNTAŞ makaleler
274TBB Dergisi, Sayı 66, 2006
Çağlar, Ali, “Türk Polisi’nde Sosyalleşme ve Polis Kültürü”, İ. Cerrah ve Emin S.
(Ed.), Türkiye’de Suç ve Polislik, Ankara, Güner Matbaacılık, 2000:115-144.
Franklin, Bob, Çocuk Hakları, (Çev.: Alev Türker), Ayrıntı Yayınları, İstanbul
1993.
Neuman, Lawrence, (2000), Social Research Methods- Qualitative and Quantitative
Approaches, Allyn and Bacon, USA.
Postman, Neil, Çocukluğun Yokoluşu, (Çev.: Kemal İnal), Ankara: İmge Kitapevi,
1995.
Türkiye İnsan Haklari Vakfi Tedavi Ve Rehabilitasyon Merkezleri Raporları,
Ankara, 1990-2003.
Uluğtekin, Sevda. “Çocuk Suçluluğu ve Hizmet Modelleri” Adli Tıp Anabilimdalı
Adli Psikoloji Programı Ders Notları, Ankara Üniversitesi 1999-2000.
Yıldırım, A. ve Hasan Ş. Sosyal Bilimlerde Nitel Araştırma Yöntemleri, Seçkin
Yayıncılık, Ankara 2000.