Hüseyin DENİZHAN makaleler
214TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
1. Kavram
“Erteleme”, Arapça “tecil” kelimesinin Türkçe karşılığıdır. Ertele-
me, “başka zamana bırakmak”
1
şeklinde açıklanırken, tecil kelimesi
de, “sonraya bırakma, belli bir zamana kadar geciktirme” anlamında kul-
lanılmıştır.
2
Çağdaş ceza hukukunda, cezanın amacının genel ve özel önleme
olduğu ileri sürülmüştür. Kişinin cezalandırılması sonucunda, cezanın
korkutucu özelliği ile suç işlenmesi önlenirken, diğer yandan da, suçlu
uslandırılarak onun resosyalizasyonu sağlanmaktadır.
3
Mahkemece hükmolunan cezanın infazının ertelenmesi, deneme
süresi boyunca hükümlüyü tehdit altında tutar. Tehdit altında kalan
hükümlü, kendi kendini ıslah edip, cezaevine düşmekten ve toplum
tarafından kınanmaktan kurtulmuş olur. Bundan dolayı, erteleme ku-
rumunun bir uslanma karinesine dayandığı da ileri sürülmüştür.
4
Öte yandan, özgürlüğü bağlayıcı cezaların korkutucu nitelikleri
sayesinde genel önleme yönüyle etkin olduğu kabul edilirken, özel
önleme işlevi itibariyle ise cezaların etkinliği kuşkuyla karşılanmıştır.
YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NDA
ERTELEME KURUMU
ÜZERİNE BİR İNCELEME
Hüseyin DENİZHAN
*
*
Hakim.
1
Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, İkinci Baskı, Ankara 2000, s. 338.
2
Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat, 9. Baskı, Ankara 1990, s.
1258.
3
Kayıhan İçel, “Hürriyeti Bağlayıcı Cezalara Seçenek Olan Müesseselerdeki Geliş-
meler ve Türk Ceza Sisteminin Bu Yönden Değerlendirilmesi”, Değişen Toplum ve
Ceza Hukuku Karşısında TCK’nın 50 Yılı ve Geleceği Sempozyumu, (22-26 Mart 1976),
İstanbul, 1977, s. 321.
4
Faruk Erem, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Genel Hükümler, C. I, Ankara 1993, s. 745-746.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
215TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
2. Tarihsel Gelişim
Hükümlülerin uslandırılarak topluma kazandırılmaları, XVI.
yüzyılın sonlarından itibaren Batı Avrupa’da üzerinde önemle duru-
lan bir konu olmuştur.
5
XIX. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, ceza
kavramında ve güvenlik tedbirlerinde önemli gelişmeler görülmüştür.
Cezanın amaç ve nitelikleri konusunda yeni görüşlerin ortaya çıkması
ve çağdaş ceza hukukunun faydacı yönünün benimsenmiş bulunması,
yepyeni düşünce ve kurumları ortaya çıkarmıştır.
Erteleme, ilk ve orta çağda bulunmayıp, son çağlarda ortaya çı-
kan bir kavramdır.
6
Ancak, modern anlamında olmasa bile, erteleme
benzeri uygulamalara ortaçağda da rastlanmıştır. Avrupa ülkelerinde,
XIX. yüzyılın sonlarında kanunlarda düzenleme konusu olmaya baş-
layan erteleme kurumunun yaygınlaşarak uygulanması XX. yüzyılda
olmuştur.
7
Osmanlı Devleti’nin ceza mevzuatında erteleme kurumu bulunma-
maktaydı. Her ne kadar, padişahlar tarafından özel ve genel nitelikte
aflar çıkarılmış ise de, bunların çağdaş anlamda bir erteleme olmadığı
açıktır.
8
Ertelemenin ceza hukuku sistemimize girişi, 1926 yılında İtalyan
Ceza Kanunu’nun iktibasıyla olmuştur. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu
(765 sayılı TCK) ertelemeyi müstakil bir fasıl olarak 89-95. maddele-
ri arasında düzenlemiştir. Erteleme konusundaki ikinci düzenleme,
13.07.1965 tarih ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un
(CİHK) 6. maddesi ile yapılmıştır. Anılan kanundaki erteleme ile ilgili
ilk değişiklik 03.05.1973 tarihli ve 1712 sayılı Kanun’un 1 ve 4. maddesi
ile yapılarak, 6. madde değiştirilmiş, kanuna ertelemeyle ilgili olarak ge-
çici 1 ve 9. maddeleri eklenmiştir. İkinci değişiklik, 3506 sayılı Kanun’un
8. maddesi ile CİHK’nın 6. maddesinde yapılmıştır. İnfaz hukukunda
özel bir düzenleme olan CİHK’nın erteleme hükümleri karşısında, ar-
tık genel hüküm olan TCK’nın 89 ve 90. maddeleri uygulanamaz hale
gelmiştir.
5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli
Hakkında Kanun’un 12/b maddesi ile 765 sayılı TCK bütün ek ve deği-
5
K. İçel, 1977, s. 321.
6
Faruk Erem, Türk Ceza Hukuku, Cilt II, Genel Hükümler, AÜHF Yayınları No: 285,
Ankara 1971, s. 289.
7
Ayhan Önder, Ceza Hukukunda Tecil ve Benzeri Müesseseler (Mukayeseli Hukukta
ve Hukukumuzda), İstanbul, 1963, s. 19.
8
A. Önder, 1963, s. 59.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
216TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
şiklikleriyle birlikte yürürlükten kaldırılmıştır. CİHK ise 5275 sayılı Ceza
ve Güvenlik Tedbirleri Hakkında Kanun’un (CGTİHK) 122. maddesi
ile yürürlükten kaldırılmıştır. Böylece, 765 sayılı TCK ile CİHK’daki
erteleme ile ilgili hükümler yürürlükten kaldırılmıştır.
Bugün, yürürlükteki erteleme ile ilgili genel hüküm 5237 sayılı Türk
Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı TCK) “hapis cezasının ertelenmesi” başlıklı
51. maddesidir. Bunun yanı sıra, 12-18 yaş grubundaki çocuklar hakkında
uygulanan 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun (ÇKK) 19. maddesinde
“kamu davasının açılmasının ertelenmesi”, 23. maddesinde ise “hükmün
açıklanmasının geri bırakılması” başlıklı düzenlemeler bulunmaktadır.
Erteleme konusundaki bu genel hükümler dışında, bazı özel ka-
nunlarda da ertelemeye ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Bunlar
aşağıdaki gibidir:
— 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 47/A maddesi,
— 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluk-
larla Mücadele Kanunu’nun 16. maddesi,
— 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 13/1. maddesi,
— 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nun
12. maddesi,
— 1072 Sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve Makineleri
Hakkında Kanun’un 2/3. maddesi.
Ayrıca, ertelemeyle ilgili olarak çıkarılan özel kanunlarda bulun-
maktadır. Bunlar:
— 21.12.2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar
İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Erte-
lenmesine Dair Kanun,
— 28.8.1999 tarihli ve 4454 sayılı Basın ve Yayın Yoluyla İşlenen
Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun.
5237 sayılı TCK’nın “özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5. maddesine göre,
5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri, özel ceza kanunları ve ceza içeren
kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacaktır. Ancak, 5349 sayılı
Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesi ile 5237 sayılı TCK’ya
geçici 1 madde eklenmiştir. Bu maddeye göre, diğer kanunlarda 5237
sayılı TCK’ya aykırı hükümler, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler
yapılıncaya ve en geç 31.12.2006 tarihine kadar uygulanacaktır. Söz ko-
makaleler Hüseyin DENİZHAN
217TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
nusu bu değişiklikler yapılıncaya kadar, özel kanunlardaki erteleme ile
ilgili düzenlemeler uygulanmaya devam edilecektir.
3. Amaç
Erteleme, ceza olmadığı halde ceza sistemini tamamlayan bir kişi-
selleştirme kurumudur.
9
Kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların sakın-
calarının giderilmesi amacıyla öngörülen düzenlemelerin en gelişmişi
ve en çok uygulananıdır.
10
Erteleme, cezanın infaz şekline değil, hükümlü ile devlet arasındaki
ceza ilişkisinin maddi kapsamına yöneliktir. Hükümlünün kişiliği ve
işlediği suç gözetilerek uygulanması nedeniyle de usul hukukuna değil,
maddi ceza hukukuna ait bir kurumdur.
11
Erteleme kurumu geçirdiği evrim süreci sonunda, artık birkaç amaca
birden hizmet eder hale gelmiştir.
Ertelemenin en başta gelen amacı, iyi bir ceza siyaseti aracı olması-
dır. Bir taraftan hükümlünün iyi halli davranışı sonucunda kalan ceza
infaz edilmezken; iyi hallilik bulunmaması durumunda da ceza tehdidi
ile cezanın “özel önleme” amacı sağlanmaktadır. Ertelemenin ikinci amacı,
cezanın kişiselleştirilmesinde önemli bir aşama olması iken; son amaç
ise kısa süreli hapis cezalarının sakıncalarını önlemek hususunda en
etkin çözümlerden biri olmasıdır.
12
4. Çeşitleri
Erteleme, hükmolunduğu aşamaya göre, yeni bir suç işlenme-
mesi durumunda kamu davasının açılmamasını, duruşmanın yapıl-
mamasını, mahkumiyet kararı verilmemesini; hüküm verilmiş ise de,
mahkumiyetin meydana gelmemiş sayılmasını sağlamaktadır.
Erteleme kurumunun genel tanımından da anlaşılacağı üzere, bu
kavramın, “kamu davası açılmasının ertelenmesi”, “duruşmanın ertelenme-
si”, “hükmün açıklanmasının ertelenmesi” ve “cezaların infazının ertelen-
mesi” olmak üzere farklı biçimde uygulamaları bulunmaktadır.
9
A. Önder, 1963, s. 59.
10
Eralp Özgen, Ceza ve Ceza Muhakeme Hukuku Bilgisi, Eskişehir, 1988, s. 91.
11
F. Erem, 1993, s. 746; A. Önder, 1963, s. 91–92.
12
F. Erem, 1993, s. 746.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
218TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi, kamu davasının açılma-
sında ihtiyarilik ilkesinin kabul edildiği sistemlerde uygulanır. Bu sis-
temde, iyi halli olan fail hakkında Cumhuriyet Başsavcılığı belirli bir
süre için kamu davasını açmamakta; bu süre içinde iyi halliliği devam
eden ve yeni bir suç işlemeyen fail hakkında artık kamu davası aç-
maktan vazgeçilmektedir.
13
ÇKK’nın 19. maddesinde “kamu davasının
açılmasının ertelenmesi” hali düzenlenmiştir.
14
Duruşmanın ertelenmesinde ise, kamu davası açılan sanıkta bulu-
nan bazı özellikler nedeniyle açılmış olan davaya devam edilmemekte,
aranan koşulların gerçekleşmesi durumunda artık dava düşürülerek
yargılamaya son verilmektedir.
Hükmün açıklanmasının ertelenmesinde, yapılan yargılama so-
nunda suçu sabit görülen kişi hakkında bazı koşulların varlığı nede-
niyle hüküm verilmesi ertelenmekte ve öngörülen koşullara uyulması
halinde de mahkumiyet hükmü verilmesinden tamamen vazgeçilmek-
13
Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mah-
mutoğlu, Yener Ünver, Yaptırım Teorisi, 1. Bası, İstanbul, Nisan 2001, s. 383.
14
Kamu davasının açılmasının ertelenmesi
Madde 19. (1) Fiil için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı üç aydan fazla ve
iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektirir ise,
Cumhuriyet savcısı tarafından deliller toplandıktan sonra şüpheli hakkında açılacak
kamu davası;
a. Çocuğun daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,
b. Yapılan soruşturmanın, kamu davası açılmasının ertelenmesi hâlinde şüphelinin
suç işlemekten çekineceği kanaatini vermesi,
c. Kamu davası açılmasının ertelenmesinin, şüpheli ve toplum açısından kamu
davası açılmasından daha yararlı olması,
d. Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
Koşullarının birlikte gerçekleşmesi hâlinde, beş yıl süreyle ertelenebilir. Bu fıkra-
nın (d) bendindeki koşul çocuğun ailesinin veya kendisinin ekonomik durumunun
elverişli olmaması hâlinde aranmayabilir.
2. Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararın uygulanması, çocuk
hâkiminin onamasına bağlıdır. Bu husustaki karar beş gün içinde verilir.
3. Erteleme süresi içinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkum
olmadığı takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Erteleme süresi içinde
işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyet hâlinde kamu davası
açılır. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez.
4. Kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin kararlar, bunlara mahsus bir
sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı
olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu
maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
5. Fiili işlediği sırada on beş yaşını doldurmamış çocuk bakımından, birinci fıkrada
öngörülen hapis cezasının üst sınırı üç yıl (üç yıl dahil) olarak uygulanır.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
219TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
tedir.
15
ÇKK’nın 23. maddesinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılma-
sı” düzenlenmiştir.
16
15
K. İçel, F. Sokullu-Akıncı, İ. Özgenç, A. Sözüer, F.S. Mahmutoğlu, Y. Ünver, 2001, s.
384.
16
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması
Madde 23- 1. Çocuğa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda belirlenen
ceza, en çok üç yıla kadar (üç yıl dâhil) hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece,
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir.
2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilebilmesi için gerekli
koşullar şunlardır:
a. Çocuğun daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması.
b. Çocuğun yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaat gelmiş olması.
c. Çocuk hakkında, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları
itibarıyla bir cezaya hükmedilmesine gerek görülmemesi.
d. Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade,
suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi. Suçun işlen-
mesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının belirlenememesi hâlinde, mahkemece
takdir edilecek bir miktarda paranın bir defada Maliye veznesine yatırılması. Ancak
bu koşul, çocuğun ailesinin veya kendisinin ekonomik durumunun elverişli olmaması
hâlinde aranmayabilir.
3. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde, çocuk,
beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulur. Bu süre içinde çocuğun
bir eğitim kurumuna devam etmesine, belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli
yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka
yükümlülüğü yerine getirmesine karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava za-
manaşımı durur.
4. İkinci fıkranın (d) bendinde belirtilen koşulun yerine getirilememesi hâlinde;
denetimli serbestlik süresince sanığa aşağıdaki yükümlülüklerden biri yüklenerek,
hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir:
a) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aylık taksitler
hâlinde ödenerek tamamen giderilmesi.
b. Suçun işlenmesiyle kamunun uğradığı zarar miktarının belirlenememesi hâ-
linde, mahkemece takdir edilecek miktarda paranın aylık taksitler hâlinde Maliye
veznesine yatırılması.
5. Denetimli serbestlik süresi içinde işlediği kasıtlı bir suçtan dolayı hapis ceza-
sına mahkum olmadığı ve yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, davanın
düşmesine karar verilir.
6. Çocuğun denetimli serbestlik süresi içinde işlediği hapis cezasını gerektiren
kasıtlı bir suç nedeniyle mahkum olması veya yükümlülüklerine aykırı davranması
hâlinde, mahkeme geri bıraktığı hükmü açıklar. Ancak mahkeme, yükümlülüklerin
yerine getirilme durumunu göz önünde bulundurarak, çocuk hakkında belirlenen
cezada yarı oranına kadar indirim yapabilir.
7. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
8. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme
kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak
Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede
belirtilen amaç için kullanılabilir.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
220TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Cezaların infazının ertelenmesinde de, sanık hakkında verilen ce-
zanın infazı belirli bir süre ile ertelenmekte, öngörülen sürenin iyi halli
olarak geçirilmesi durumunda da mahkum olunan ceza infaz edilmiş
ya da mahkumiyet esasen vaki olmamış kabul edilmektedir.
17
5237 sayılı TCK, yukarıda incelenen dört erteleme çeşidinden biri
olan “cezaların infazının ertelenmesi”ni düzenlemekle beraber, öngörü-
len deneme süresinin iyi halli olarak geçirilmesine bağlanan hukukî
sonucu “cezanın infaz edilmiş sayılması” olarak kabul etmiştir.
18
2. Erteleme Hakkındaki Görüşler
Bugün birçok ülke ceza kanunlarında kabul edilmiş olan erteleme
kurumu, ortaya çıktığından bu yana doktrinde tartışılmıştır. Bu konu
hakkında olumlu görüşler olduğu gibi, olumsuz görüşlerde bulunmak-
tadır.
A. Olumlu Görüşler
Ertelemenin lehinde olanlar, özgürlüğü bağlayıcı cezaların sakın-
caları üzerinde ısrarla durmuşlardır. Bunun nedeni, ortaya koydukları
sakıncaların kaldırılabilmesinin yollarından biri olarak erteleme kuru-
munu göstermiş olmalarıdır.
İlk ileri sürülen sakınca, kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların
ıslah edici olmamasıdır. Gerçekten, birkaç gün veya birkaç ay cezaevi
ortamında kalmak, psikolojik ve pedagojik olarak cezanın ıslah etme
amacını da ortadan kaldırmaktadır. Bu nedenle, kısa süreli özgürlüğü
bağlayıcı cezalar sakıncalı olup; bu sakıncalar erteleme ile ortadan kal-
dırılmaya çalışılır.
19
Özgürlüğü bağlayıcı cezaların korkutucu olma özelliği daha çok
manevidir. Aşırı suçlu kişiliği olanların cezaevine girme korkusu az
olmakta ya da hiç bulunmamakta iken, dürüst bir kişi için sırf cezaevine
girmiş olma lekesi bile cezaevinde kapalı kalmaktan daha korkutucu
olabilir. Dürüst kişiler için, cezanın genel önleme özelliği bu korkudan
kaynaklanır. Böylece, cezası ertelenen dürüst kişilerin cezaevine girerek
17
K. İçel, F. Sokullu-Akıncı, İ. Özgenç, A. Sözüer, F.S. Mahmutoğlu, Y. Ünver, 2001, s.
384.
18
765 sayılı TCK’nın 95/2. maddesine göre ise ertelenen suç “vaki olmamış” kabul
edilmekteydi.
19
F. Erem, 1993, s. 746; A. Önder, 1963, s. 79.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
221TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
suç işlemeyi önleyen korkularının yok olması engellenmiş olur.
20
İlk kez
suç işleyen hükümlülere verilen bu ikinci şans, onların bir daha suç iş-
lemelerini ve birer suç makinesine dönüşmelerini önlemiş olacaktır.
21
Erteleme kurumu, özellikle kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezaların
hükümlüler üzerindeki olumsuz etkilerini önler. Bir yönüyle, cezaevinin
kalabalıklaşması önlenirken, diğer yandan da devlet gereksiz masraflar
yapmaktan kurtulacak, cezaevinin suçlu üzerindeki olumsuz psikolojik
etkileri de önlenmiş olacaktır.
22
Özgürlüğü bağlayıcı cezaların infazı, hükümlüyü ailesinden, iş-
yerinden ve çevresinden uzaklaştıracağından, zorunluluk olmadıkça
kapalı yerde infaz yoluna başvurulmamalıdır. Erteleme ile hükümlü ce-
zaevine konulmadan, cezanın korkutucu etkisi sürdürülebilecektir.
23
B. Olumsuz Görüşler
Erteleme kurumu aleyhinde görüş ileri sürenler, bu sistemin ceza
hukuku ilkelerini zedeleyeceği ve hatta ortadan kaldıracağı esasından
hareketle eleştirilerde bulunmuşlardır.
24
Kısa süreli de olsa özgürlüğü bağlayıcı cezalar, kişiler üzerinde
caydırıcılık etkisini göstererek, cezada bulunması gereken “genel
önleme” niteliğini sağlamaktadır. Kısa süreli cezalar, ileri sürüldüğü
gibi korkutuculuk özelliğini sağlamıyorsa, bu durum onların ortadan
kaldırılmasını değil, daha iyi ve etkin bir biçimde uygulanmalarının
çarelerinin aranmasını gerektirir.
25
Ertelemenin bir kurum olarak kabul edilmemesi gerektiği de ileri sü-
rülmüştür. Çünkü erteleme bir kurum olarak kabul edilirse, genel önleme
niteliğini ortadan kaldırmakta ve ilk kez suç işleyen kişiye ceza verilmez
anlayışının yerleşmesine yol açmaktadır. Böylece, suç işleyenler cezası-
nı çekmeyecek ve cezanın yerine getirilmemesi sonucunda da cezanın
toplum üzerindeki korkutuculuk özelliği kalmayacak; suçta bulunması
gereken “genel önleme” niteliği tamamen ortadan kalkacaktır.
26
20
F. Erem, 1993, s. 746–747.
21
İlhan Akbulut, “Cezaların Tecili”, Yargıtay Dergisi, C. 21, Ocak-Nisan 1995, S. 1-2, s.
86.
22
F. Erem, 1993, s. 747.
23
A. Önder, 1963, s. 75–76.
24
A. Önder, 1963, s. 76.
25
F. Erem, 1993, s. 746.
26
F. Erem, 1993, s. 746; A. Önder, 1963, s. 76.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
222TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Cezanın ertelenmesi, ceza kanununun farklı uygulanması sonu-
cunda, kanun önünde eşitlik ilkesinin bozulmasına neden olmaktadır.
27
Tehdit eden, ancak, infaz edilmeyen cezalar devlet otoritesini etkisiz
kılacağı gibi, pedagojik olarak cezanın ıslah etme amacını da ortadan
kaldıracaktır. Ayrıca, infaz edilmeyen cezalar kanunlara karşı saygısızlık
ve kanun tanımazlığı da teşvik edecektir.
28
3. Yeni Türk Ceza Kanunu’nda Erteleme
5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde hapis cezasının ertelenmesi
hususu düzenlenmiştir. Buna göre cezanın ertelenmesi, işlenen suçtan
dolayı hapis cezasına mahkum olan kişinin bu cezasının yerine getiril-
mesinin belirli bir süre için geri bırakılmasıdır.
29
CİHK, kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezalar ve para cezaları için
erteleme öngörmekte iken; 5237 sayılı TCK’da erteleme, sadece hapis
cezası için kabul edilmiştir. Artık para cezalarının ertelenebilmesi ola-
nağı kalmamıştır.
Bu düzenlemede erteleme, artık koşullu bir af olmaktan çıkarılıp,
bir ceza infaz kurumu haline getirilmiştir. 5237 sayılı TCK, deneme
süresinin iyi halli olarak geçirilmesi halinde, cezanın infaz edilmiş sa-
yılmasını kabul ederken, 765 sayılı TCK ise, mahkumiyeti vaki olmamış
saymaktaydı.
A. Koşulları
a. Genel Olarak
5237 sayılı TCK’nın 51/1. maddesi uyarınca, daha önce kasıtlı bir
suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmeyen ve iş-
lemiş olduğu suçtan dolayı iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına
mahkum edilen kişinin cezası, yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık
dolayısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda mahkemede bir kanaatin
oluşması halinde ertelenebilir. İşlenmiş olan suçtan dolayı hükmoluna-
cak cezanın üst sınırı, fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış
veya altmış beş yaşını bitirmiş olan kişiler bakımından üç yıldır.
27
A. Önder, 1963, s. 77.
28
A. Önder, 1963, s. 79.
29
Ali Rıza Çınar, Türk Ceza Hukukunda Cezalar, Ankara 2005, s. 56; Veli Özer Özbek,
Yeni Türk Ceza Kanununun Anlamı, Cilt I, Genel Hükümler, Ankara 2005, s. 508.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
223TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Anılan maddeye göre, ertelemenin ilk ikisi objektif ve üçüncüsü
sübjektif olmak üzere üç temel koşulu bulunmaktadır. Bu koşullar
aşağıdaki gibidir:
— İşlenen suçun cezasına ilişkin (objektif) koşul,
— Failin geçmişine ilişkin (objektif) koşul,
— Erteleme kararı (sübjektif) koşulu.
Ertelemenin koşulları, 5237 sayılı TCK’daki hüküm doğrultusunda
ve yukarıda saydığımız üç başlık altında incelenmiştir.
b. İşlenen Suçun Cezasına İlişkin (Objektif) Koşul
aa. Ertelenen Suçun Konusu
5237 sayılı TCK süreli hapis cezalarında, ağır hapis, hapis ve hafif
hapis cezaları şeklindeki ayırımı kabul etmemiştir. Dolayısıyla, ceza
hukuku sistemimizde artık, özgürlüğü bağlayıcı ceza olarak sadece
hapis cezası bulunmaktadır.
Kanunkoyucu, ertelemeyi iki yıl ve daha az süreli hapis cezasına
mahkumiyet hali için kabul etmiştir. Bu düzenlemenin mefhumu mu-
halifinden çıkan sonuç ise iki yıldan fazla süreli özgürlüğü bağlayıcı
cezalar için erteleme olanağı bulunmadığıdır.
Ancak bu hükmün istisnası, hükümlünün fiili işlediği sırada on
sekiz yaşını doldurmamış veya altmış beş yaşını bitirmiş olması halleri-
dir. Kanunkoyucu, bu iki istisnaî halde, işlenen suçtan dolayı mahkum
olunan süreyi, iki yıl yerine üç yıl olarak kabul etmiştir.
Kanun metninde sadece hapis cezalarının ertelenmesi düzenlendi-
ğinden, bunun dışında yer alan “adli para cezası” ile “güvenlik tedbirleri”
hakkında erteleme hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.
Öte yandan, kanunkoyucunun işlenen yeni suç için öngördüğü
iki/üç yıllık süre ile hangi aşamadaki ceza kastedilmiştir? Ertelemede,
yargılama sonucunda hükmolunan süre mi, yoksa kanun maddesinde
öngörülen süre mi esas alınacaktır? 5237 sayılı TCK’nın 50/1. madde-
sinde kanunkoyucu, “…iki yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkum
edilen kişinin” erteleme hükümlerinden yararlanmasını öngörmüştür.
Bu durumda iki/üç yıllık süre ile kastedilen, kanun maddesinde dü-
zenlenen soyut ceza olmayıp, hakim tarafından tayin olunan somut
hapis cezasıdır.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
224TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
bb. İçtima Halinde Erteleme
Burada çözümlenmesi gereken bir diğer sorun ise, sanık hakkında
birden fazla suçtan dolayı ayrı ayrı cezalara hükmolunması halinde,
erteleme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağıdır. Yani, erte-
leme sanık hakkında hükmolunan toplam ceza üzerinden mi, yoksa
her bir ceza için ayrı ayrı mı uygulanacaktır? Nitekim, 5237 sayılı TCK
yargılama sırasında hükmolunan birden fazla cezanın toplanmasına
olanak sağlayan 765 sayılı TCK’nın 71. maddesi hükmüne benzer bir
düzenlemeye yer vermemiştir.
Öncelikle, hükmolunan bütün cezaların toplamının erteleme sınırı
altında bulunması halinde, cezaların ertelenmesinde sorun bulunma-
maktadır. Asıl sorun, hükmolunan cezalardan birinin ya da tümünün
erteleme sınırını aşmadığı, ancak, cezaların toplamının erteleme sını-
rını aştığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. Böyle bir durumda bu ce-
zalar ertelenebilir mi? Bu konu doktrinde tartışmalı olup ortak sonuca
varılamamıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu dö-
neminde Yargıtay, içtima halindeki suçlar için hükmolunan toplam
cezanın, erteleme için öngörülen miktarı aşması halinde, artık hüküm-
lünün ertelemeden yararlanamayacağına karar vermiştir.
30
30
CGK, 04.03.1991, 3-38/63: “İçtimaen verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların ertelene-
bilmesi için içtimaen verilen toplam ceza miktarının erteleme sınırını aşmaması
gerekir.”
Aynı yönde: CGK, 25.01.1971, 4–84/25 (Fahrettin Kıyak, A. Cebbar Şenel, Yargıtay
Ceza Genel Kurulu Kararları, Ankara 1974, s. 31): “647 sayılı Kanun’un 6. maddesinde,
ertelenmesine hükmolunabilecek hapis cezalarının yukarı haddi ise bir yıl olarak
gösterilmiştir. … İçtima sonucu bir yılı aşmış olan hapis cezasını gerektirecek şekilde
suç işleme eğilimi gösterenler hakkında bu hükmün uygulanması erteleme müesse-
sesinin maksat ve amacıyla bağdaştırılamaz. Ceza Genel Kurulu’nun 25.05.1959 gün
ve 39/39 sayılı kararıyla belirtilen bu görüş yerleşmiş bulunmaktadır.
Bu durum karşısında ertelenmesi süre yönünden kanunen mümkün olmayan top-
lam cezaların erteleme istemi hakkında mahkemece bir karar verilmemiş olmasında
sonuca etkili bir usulsüzlük görülmemiş ve özel daire bozma ilâmının (2) numaralı
bendindeki bozma sebebinin kaldırılması uygun bulunmamıştır.”
Aynı yönde: CGK, 23.06.1975, 8–152/175 (YKD, Kasım 1975, s. 18 vd.): İçtimaen
verilen cezaların 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca tecil edilebilmesi için,
içtimaen verilen ceza miktarının, tecil sınırını aşmaması gerekir. Ayrı ayrı her suçun
her suçun tecil sınırları içinde kaldığından bahisle, içtima sonucu erteleme sınırını
aşan cezaların ertelenmesi kanuna aykırıdır.”
Aynı yönde: 1. CD, 10.10.2001, 2900/3628: “Aynı hükümle, birden fazla suç nede-
niyle cezalandırılan sanığın ‘cezalarının ertelenmesi’ farklı cins ve nev’iden bulunsa
dahi toplam ceza süresinin engel oluşturmaması halinde olanaklıdır.
Adam öldürmekten verilen 20 yıl ağır hapis engel oluşturduğundan, yaralama
makaleler Hüseyin DENİZHAN
225TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Doktrinde, içtima halinde erteleme sınırının aşılması durumunda
uygulamanın nasıl olması gerektiği hususunda ortak bir görüş sağla-
namamıştır. Bir kısım yazarlar, içtima ile erteleme sınırının aşılması
halinde artık erteleme hükümlerinin uygulanmasını mümkün gör-
mezken,
31
aksi yönde görüş ileri süren yazarlarda vardır.
32
cc. Kasıtlı Suç-Taksirli Suç
5237 sayılı TCK’ya göre, mahkemece hükmolunan hapis cezasının,
kasten veya taksirle işlenen suçtan kaynaklanmasının erteleme açısın-
dan bir önemi yoktur. Kanunkoyucu, işlenen suçun manevi unsuru ile
ilgilenmemiştir. Erteleme koşulları sadece, cezanın türüne ve miktarına
göre belirlenmiştir. Yani işlenen suçtan dolayı hükmolunacak cezanın
türü için “hapis”, miktarı için ise “iki ve üç yıl”lık süreler kabul edilmiştir.
Burada, işlenen suçun niteliğine göre herhangi bir ayırım söz konusu
değildir.
33
dd. Özel Kanunlarda Erteleme
Ertelemeye ilişkin 5237 sayılı TCK’daki genel hüküm dışında, bazı
özel kanunlarda da düzenlemeler bulunmaktadır. Bu düzenlemelerde,
bazı suçlar nitelikleri nedeniyle erteleme kapsamı dışında tutulmuştur.
Örneğin 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 47/A maddesi, 3628 sa-
yılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele
Kanunu’nun 16. maddesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun
13/1, 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu’nun
12. maddesi ve 1072 sayılı Rulet, Tilt, Langırt ve Benzeri Oyun Alet ve
suçundan verilen ceza ayrılarak 647 sayılı Yasa’nın 6. maddesine göre ertelenmesi
yasaya aykırıdır.”
Aynı yönde: 4. CD, 11.11.2002, 14081/16476 (Necati Meran, Gerekçeli-Karşılaştır-
malı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Ankara 2004, s. 246.): “İki suçtan verilen toplam
cezanın erteleme sınırını aştığı gözetilmeden katılan AG’i yaralama suçundan verilen
cezanın ertelenmesi…”
31
Turhan Tufan Yüce, Ceza Hukukunun Temel Kavramları, Ankara 1985, s. 167; Faruk
Erem, Ahmet Danışman, Mehmet Emin Artuk, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara
1997, s. 818; İsmail Malkoç, Türk Ceza kanunu, Ankara 2004, s. 262; F. Erem, 1993, s.
763–764.
32
Nur Centel, Türk Ceza Hukukuna Giriş, 2. Bası, İstanbul, Kasım 2002, s. 680; V.Ö. Öz-
bek, 2005, s. 511; A. Önder, 1963, s. 157; İbrahim Şahbaz, “Cezanın Ertelenmesinde
İçtima Sorunu”, Yargıtay Dergisi, Yıl 2001, Sayı 1–2, s. 115 vd.
33
K. İçel, F. Sokullu-Akıncı, İ. Özgenç, A. Sözüer, F.S. Mahmutoğlu, Y. Ünver, 2001, s.
390.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
226TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Makineleri Hakkında Kanun’un 2/3 maddeleri uyarınca hükmolunan
cezalar ertelenemez. Kanunkoyucu burada suçların niteliği itibariyle
böyle bir istisnai düzenleme yapmıştır.
5237 sayılı TCK’nın “özel kanunlarla ilişki” başlıklı 5. maddesine göre,
5237 sayılı TCK’nın genel hükümleri, özel kanunlardaki suçlar hakkında
da uygulanacaktır. 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesi özel kanunlarda yer
alan ve genel hükümlere aykırı düzenlemeleri zımnen (örtülü olarak)
ortadan kaldırmıştır.
34
Ancak, 5349 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürür-
lük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 6. maddesi ile 5237 sayılı TCK’ya eklenen geçici 1. madde ile aynı
Kanunun 5. maddesinin yürürlük tarihi en geç 31.12.2006 tarihine kadar
ertelenmiştir. Bu maddeye göre, diğer kanunların, 5237 sayılı TCK’da yer
alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişik-
likler yapılıncaya ve en geç 31.12.2006 tarihine kadar uygulanacaktır. Bu
tarihe kadar özel kanunlarda gerekli değişikliler yapılmaması halinde, 5237
sayılı TCK’nın genel hükümleri bunlar hakkında da uygulanacaktır.
35
Söz
konusu bu değişiklikler yapılıncaya kadar, özel kanunlardaki erteleme
ile ilgili düzenlemeler uygulanmaya devam edilecektir.
Nitekim, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 352/b madde-
sindeki “bu Kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez” biçiminde
erteleme yasağı içeren düzenleme, 31.05.2005 tarihli ve 5358 sayılı İcra
ve İflas Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 23. mad-
desi ile yürürlükten kaldırılmıştır.
36
Böylece, İİK’nın 5237 sayılı TCK’da
yer alan erteleme ile ilgili düzenlemelere aykırı hükmü değiştirilmiştir.
Artık, 5237 sayılı TCK’nın ertelemeye ilişkin hükümleri, İİK hakkında
da uygulanabilecektir. Yargıtay da anılan kanun değişikliği üzerine,
erteleme yasağı konusundaki sınırlayıcı 352/b maddesinin kaldırılma-
sı sonrasında yeniden değerlendirme yapılması için yerel mahkeme
kararlarını bozmuştur.
37
Aynı biçimde, diğer kanunlardaki 5237 sayılı
34
Nevzat Toroslu, Ceza Hukuku, Ankara 2005, s. 279; A.R. Çınar, 2005, s. 65.
35
Aynı yönde: A.R. Çınar, 2005, s. 67.
36
RG, 01.06.2005, 25832 (Mük.).
37
Yargıtay 7. CD, 11.07.2005, 2003/13936–2005/12510: “2004 sayılı İcra ve İflas Kanu-
nu’nun ‘Bu Kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez, hürriyeti bağlayıcı
cezalar 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddesinde yazılı para
cezasına ve tedbirlere çevrilemez, failleri hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 119.
maddesi hükmü uygulanmaz’ hükmünü içeren 352/a maddesi hükümden sonra
17.07.2003 gün ve 4949 sayılı Kanun’un 100. maddesi ile teselsül ettirilerek 352/b
maddesi olarak değiştirilmiş, anılan madde ise 1 Haziran 2005 gün ve 25832 sayılı
Mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5358 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 23. maddesi ile yürürlükten
makaleler Hüseyin DENİZHAN
227TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
TCK’ya aykırı hükümlerin de 31.12.2006 tarihine kadar uyumlu hale
getirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla, Adalet Bakanlığı’nca oluşturulan
bir komisyon tarafından “Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla Çeşitli
Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” hazırlanarak Tür-
kiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuştur.
Burada, 5329 sayılı Askeri Ceza Kanunu ile Disiplin Mahkemelerin
Kuruluşu, Yargılama ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkındaki Kanun-
da Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dan bahsetmek gerekmektedir.
Çünkü bu kanun, 5237 sayılı TCK’nın 5. maddesinin bugün itibariyle
tek istisnasını oluşturmaktadır.
Anılan 5329 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile Askeri Ceza Kanunu’na
(ACK) eklenen ek 8. maddesi, 5237 sayılı TCK’nın genel hükümlerinin
ACK’da belirtilen suçlara da uygulanacağı ancak, ACK’nın fer’i askeri
cezalara ve cezaların ertelenmesine ilişkin hükümlerinin saklı olduğu
açıkça ifade edilmiştir. Bu hüküm karşısında artık, 5237 sayılı TCK’nın
genel hükümleri, dolayısıyla erteleme hükümleri askeri cezalara uy-
gulanamayacaktır. ACK’nın 47/A maddesinde askeri mahkemelerden
verilen cezaların tecil edilemeyeceğine dair düzenleme de uygulanmaya
devam edecektir. Ayrıca, 5329 sayılı Kanun’un 2/2. maddesine göre,
5237 sayılı TCK’nın erteleme hükümleri disiplin suç ve cezaları hakkında
da uygulanamayacaktır.
c. Failin Geçmişine İlişkin (Objektif) Koşul
aa. Hapis Cezasına Mahkumiyet
CİHK’nın 6. maddesinde, hükümlünün cezasının ertelenebilmesi
için para cezasından başka bir ceza ile mahkum edilmemiş olma koşulu
aranmaktaydı. Kanunkoyucu, 5237 sayılı TCK’nın 51/1-a maddesinde
hükümlünün geçmişine yönelik olarak sadece, daha önce kasıtlı bir
suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olma
koşulunu getirmiştir. Kanunkoyucu, erteleme yapılabilmesi için;
—Öncelikle sanığın daha önce hiç suç işlememesi,
—İşlemişse de bunun kasıtlı bir suç olmaması,
—Kasıtlı bir suçtan mahkumiyet halinde ise bunun üç aydan fazla
hapis cezası olmaması,
koşullarını aramıştır.
kaldırıldığı cihetle, sanıkların hukuki durumlarının takdir ve değerlendirilmesinde
zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.”
Hüseyin DENİZHAN makaleler
228TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
38
CGK, 29.02.2000, 6-36/ 41: “…sanığın önceki hükümlülüklerinin para cezalarına
ilişkin olması nedeniyle bu son suçundan verilen cezanın ertelenmesine yasal bir
engel bulunmadığı halde, tefhim edilmekle hükmün esasını oluşturan kısa kararda
erteleme hususunda bir karar verilmemesi de isabetsiz olup hükmün bu nedenle de
bozulmasına karar verilmelidir.”
39
V. Ö. Özbek, 2005, s. 511.
40
Bahri Öztürk, Mustafa Ruhi Erdem, Uygulamalı Ceza Hukuku ve Emniyet Tedbirleri
Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2005, 8. Baskı, s. 286.
5237 sayılı TCK’nın 51. maddesindeki düzenlemeye göre, erteleme-
ye sadece hapis cezası engel olmaktadır. Anılan maddede, hapis cezası
dışında ertelemeye engel herhangi bir ceza ya da tedbir gösterilmemiş-
tir. Bu nedenle, hükümlünün önceki mahkumiyeti para cezası
38
ya da
tedbire ilişkin ise ertelemeye engel olmayacaktır.
39
Ayrıca, daha önceki mahkumiyet nedeniyle verilen özgürlüğü
bağlayıcı cezanın adli para cezasına ya da bir tedbire çevrilmiş olması
halinde, çevrilen hapis cezası üç ayı aşmış da olsa, bu ceza ertelemeye
engel oluşturmaz. Çünkü, 5237 sayılı TCK’nın 50/5. maddesine göre,
uygulamada asıl mahkumiyet, anılan madde hükümlerine göre çevrilen
adlî para cezası veya tedbirdir. Bu nedenle, hükümlünün daha önceki
cezası olarak özgürlüğü bağlayıcı cezadan çevrilen adli para cezası veya
tedbir kabul edilecek; adli para cezası ya da tedbir de ertelemeye engel
teşkil etmeyecektir.
Hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle, infazın
adli para cezası yerine hapis cezası olarak yapılmış olması halinde, bu
ceza işlenen yeni suçun ertelenmesine engel değildir.
40
Öte yandan, 5237 sayılı TCK’nın 51/1-a maddesindeki “daha önce
kasıtlı bir suçtan dolayı üç aydan fazla hapis cezasına mahkum edilmemiş olma”
koşulu nedeniyle, sanığın ertelemeden yararlanabilmesi için, daha önce
kasıtla işlenen bir suçtan mahkumiyeti bulunmaması gerekir.
Daha önce işlenen suçun taksirle işlenmiş olması halinde, bu suç
nedeniyle hükmolunan cezanın miktarı ne olursa olsun sonraki suçta
ertelemeye engel olmaz. Taksirle işlenen suçlar ertelemeye engel suçlar
arasında sayılmamıştır.
Ayrıca, hükümlü, ertelenen cezasının denetim süresini, yükümlü-
lüklere uygun ve iyi hâlli olarak geçirirse, CGTİHK’nın 107/14. maddesi
uyarınca, cezası infaz edilmiş sayılır. Hükümlünün önceki cezasının
erteleme kapsamında böyle bir ceza olması durumunda, ceza infaz
edilmiş sayılacağından, artık işlenen yeni suç nedeniyle erteleme ya-
pılamayacaktır.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
229TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Öte yandan, hükümlünün üç aydan fazla hapis cezasına ilişkin
önceki mahkumiyetin kesinleşmesi halinde, artık yeni işlenen suçtan
hükmolunan cezanın ertelenebilmesi mümkün değildir. Eğer, önceki
mahkumiyete ilişkin ceza kesinleşmemiş ise, hükmolunacak olan yeni
ceza ertelenebilir. 5237 sayılı TCK, önceki cezanın yeni işlenen suç
tarihinden önce kesinleşip kesinleşmemesini aramamıştır.
41
Ayrıca,
kesinleşen önceki mahkumiyete ilişkin cezanın infaz edilmiş olması
da gerekmez.
42
bb. Af, Zamanaşımı ve Suç Olmaktan Çıkarılma
Önceki hükümlülüğün özel affa ya da ceza zamanaşımına uğramış
olması halinde, yalnızca ceza etkilenip mahkumiyet devam edeceğinden,
bu durumlarda hükümlünün işlediği yeni suçtan dolayı tayin olunan
cezanın ertelenebilmesi mümkün değildir.
Ancak, önceki mahkumiyetin nedeni olan eylemin suç olmaktan
çıkarılması ya da genel affa uğraması durumlarında hükmolunan ön-
ceki ceza bütün sonuçlarıyla birlikte ortadan kalkacağı için artık bu
mahkumiyet ertelemeye engel olmaz.
43
cc. Önceki Mahkumiyeti Veren Mahkeme
CİHK’nın 6. maddesinde, işlenen suçun ertelenebilmesi için “daha
önce adliye mahkemelerince” para cezasından başka bir ceza ile mahkum
edilmemiş olma koşulu aranmaktaydı. Bu hüküm nedeniyle, adliye
mahkemeleri dışındaki mahkemeler tarafından verilen mahkumiyet
hükümleri ertelemeye engel olmuyordu. Örneğin Askeri Mahkemeler
ile yabancı mahkemeler tarafından verilen cezalar ertelemeye engel
kabul edilmiyordu.
5237 sayılı TCK’nın 51. maddesinde böyle bir ayırım yapılmamıştır.
Bu nedenle, işlenen yeni suç nedeniyle erteleme hususu değerlendiri-
lirken, önceki mahkumiyetin mutlaka adliye mahkemelerince verilmiş
olması koşulu aranmayacaktır.
44
Adliye mahkemeleri dışındaki mah-
kemelerce verilen cezalar, diğer koşullarında bulunması halinde erte-
lemeye engel olabilecektir.
41
B. Öztürk, M.R. Erdem, 2005, s. 286; N. Toroslu, 2005, s. 279; A.R. Çınar, 2005, s. 62.
42
K. İçel, F. Sokullu-Akıncı, İ. Özgenç, A. Sözüer, F.S. Mahmutoğlu, Y. Ünver, 2001, s.
398.
43
K. İçel, F. Sokullu-Akıncı, İ. Özgenç, A. Sözüer, F.S. Mahmutoğlu, Y. Ünver, 2001, s.
399–400.
44
B. Öztürk, M.R. Erdem, 2005, s. 286.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
230TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
d. Erteleme Kararına İlişkin (Sübjektif) Koşul
aa. İşlenen Suçtan Duyulan Pişmanlık
CİHK’nın 6. maddesinde, failin “geçmişteki hali ve suç işleme hususun-
da eğilimine göre cezanın ertelenmesi ileride suç işlemekten çekinmesine sebep
olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse” yeni işlediği suçtan dolayı
hükmolunacak olan cezasının ertelenebileceği hususu düzenlenmek-
teydi. Bu yöndeki değerlendirmeler yapılırken, sanığın geçmişteki hali
ile suç işleme hususundaki eğilimi birlikte değerlendirilerek cezanın
ertelenmesi halinde ileride suç işlemekten çekinip çekinmeyeceğine
dair mahkemece kanaat edinilmesine çalışılmaktaydı.
5237 sayılı TCK’nın 51/1-b maddesinde ise, failin “suçu işledikten
sonra yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işlemeye-
ceği konusunda mahkemede bir kanaatin oluşması” halinde erteleme kararı
verilebileceği hüküm altına alınmıştır.
Bu son koşul ertelemenin mahkeme tarafından yapılması gereken
değerlendirmeye ilişkin sübjektif koşuldur. Buna sübjektif liyakat koşulu
da denilmektedir.
45
bb. Hakimin Kanaati
Hakim, failin yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığı değerlendi-
rerek tekrar suç işleyip işlemeyeceği hususunda bir kanaat edinecektir.
Kanunkoyucu, “geçmişteki hal” ve “suç işleme hususunda(ki) eğilim” unsur-
larının yerine “yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık” formülünü
geliştirmiştir. Artık, erteleme hususunda bir karar verilmesi sürecinde
sanığın “geçmişteki hali” değil “yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlı-
(ğı)” değerlendirme konusu yapılacaktır.
Hakim, yargılama sürecinde sanığın gözlemlenen pişmanlığı do-
layısıyla tekrar suç işlemeyeceği konusunda bir kanaat edinir ve diğer
sayılan objektif koşullar da bulunursa, işlenen suçtan dolayı vereceği
cezayı erteleyebilir. Cezanın ertelenebilmesinde aranan ve hakim tara-
fından bizzat tespiti istenilen sübjektif koşul, erteleme koşulları arasında
en önemlisi ve bu kurumun başarılı olmasında en etkin olanıdır. Bu
kadar önemli olan koşulun tespiti de son derecede zordur.
46
45
A. Önder, 1963, s. 186.
46
A. Önder, 1963, s. 186.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
231TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
cc. Sanığın Hazır Olması
Erteleme, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını sağlayan yargısal
bir kişiselleştirilme kurumudur. Bu nedenle hakim, yargılama sırasında
sanığın davranış ve sözlerini izleyerek suç işlemekten pişmanlık duyup
duymadığını anlamaya çalışacaktır. Hakimin suçluyu tanıması, yargıla-
ma sürecinde pişmanlık gösterip göstermediğini belirlemesi açısından
önemlidir. Nitekim hakim, sanığın yargılama aşamasında göstereceği
pişmanlık dolayısıyla tekrar suç işleme konusunda bir değerlendirme
yapacaktır.
Hakimi sanığın yeniden suç işleyip işlemeyeceği kanaatine ulaş-
tıracak ölçüt, yargılama aşamasında sanıkta gözlemlenecek olan piş-
manlığıdır. Nitekim Kanunkoyucunun, sanığın bir daha suç işleyip
işlemeyeceğine ilişkin kanaate ulaşmada öngördüğü tek unsur, sanığın
“yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlık” olarak karşımıza çıkar. Bunun
yanında, başka ölçütlerin sanığın bir daha suç işlemeyeceğine kanıt
olarak gösterilmesi mümkün değildir.
Sanığın yargılama sürecinde göstereceği pişmanlık, hakime suç
işleyip işlemeyeceğine dair bir kanaat vereceği için, hakimin sanıkla
yüz yüze gelmesi çok önemlidir. Bu nedenle, sanığın pişmanlığını de-
ğerlendirecek olan hakimin, sanığı duruşmalarda izlemiş olması çok
önemlidir.
Sanığın sorgusunun talimatla tespit edilmesi durumunda, hükmü
verecek olan hakim sanıkla yüz yüze gelmeden pişmanlığını nasıl
değerlendirecektir? Burada önemli olan, dosya kapsamındaki bilgi
ve belgelerden, duruşmada gözlemlenemeyen sanığın işlediği suç-
tan duyduğu pişmanlığa dair kanaat edinebilmektir. Hakim, dosya
kapsamından sanığın pişmanlığını gözlemliyorsa, erteleme kararı ve-
rebilecektir. Ancak hakim, görmediği sanık hakkında erteleme kararı
vermemesi durumunda, hükümde sanığın pişman olmadığına ilişkin
olumsuz kanaatin gerekçelerini açık ve dosyayla uyumlu bir biçimde
göstermelidir.
dd. Pişmanlık Ölçütü
Hakim, yapılan yargılama sırasında sanığın pişmanlığını hangi
ölçütlere göre belirleyecektir. Bu tespit sırasında elbette ki keyfilik söz
konusu olamaz. Kanunkoyucu sübjektif koşulu, sanığın “yargılama
sürecinde gösterdiği pişmanlık” ölçütüne bağlamıştır. Dolayısıyla, ya-
pılacak değerlendirmede, cezanın ertelenmesi halinde sanığın tekrar
Hüseyin DENİZHAN makaleler
232TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
suç işleyip işlemeyeceği kestirilmeye çalışılır. Bunun içinde sanığın
pişman olup olmadığı anlaşılmalıdır. Ancak, sanığın sırf pişman ol-
ması yeterli olmayıp; duyulan pişmanlığın sanığı bir daha suç işleme
düşüncesinden uzak tutacak şiddet ve etkinlikte olmalı ve buna dair
hakimde kanaat oluşturmalıdır.
Sanığın işlediği suçtan duyduğu pişmanlığı gösterecek olan söz
ve davranışlar neler olabilir? Örneğin, sanığın yargılama sırasında
işlediği suçu itiraf etmesi, pişman olduğuna ilişkin sözler söylemesi,
firari suç ortaklarının yakalanmasını sağlayıcı bilgileri vermesi, suç
delili aletlerin yerini söyleyerek bulunmasını sağlaması ve suçtan elde
edilen eşyaların iadesini sağlaması pişmanlık göstergesi olabilir mi?
Kanunkoyucu, bu konuda esas alınabilecek kalıplar öngörmemiştir.
Hakim bu konuda geniş bir takdir yetkisi ile donatılmıştır. Ancak,
hangi söz ve davranışın pişmanlık göstergesi olarak kabul edildiğinin
ve bu pişmanlığın sanığı bir daha suç işlemekten uzak tutacağına dair
duyulan kanaatin gerekçede gösterilmesi gerekir. Bu gerekçenin, dosya
kapsamına uygun olması gerektiği de açıktır. Yargıtay da vermiş oldu-
ğu kararlarda gerekçenin dosya kapsamına uygun olması gerektiğini
belirtmektedir.
47
Yargılama sırasında sanığın işlediği sabit olan suçunu sürekli ola-
rak ve ısrarla inkâr etmesi, işlediği suçtan pişman olmadığını söylemesi,
sanığın pişmanlığı konusunda olumsuz birer gösterge olarak değerlen-
dirilebilir. Ancak, somut olayda bu durum çok iyi tespit edilmelidir.
48
47
YCGK, 25.03.2003, 8-36/75: “Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun
7.6.1976 gün ve 4/3 sayılı kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yerleşik karar-
larında da vurgulandığı üzere erteleme, cezanın sanığın kişiliğine uydurulmasını
sağlayan yargısal bir kişiselleştirilme kurumudur. Mahkemelerce cezanın ertelenme-
sine veya ertelemeye yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin, sanığın
kişiliği ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde dosya
kapsamına uygun, yasal ve yeterli olması gerekir.
Yasal, yeterli ve geçerli bulunmayan bir gerekçeye dayanılarak erteleme isteminin
kabulü veya reddine karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği
gibi, cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine aykırılık oluşturabilecek ve keyfiliğe yol
açabilecektir. Bu nedenle, erteleme hususunda karar verilirken, sanığın olay öncesi
ve sonrası davranışları göz önünde bulundurularak gelecekteki yaşamı sezilmeli,
suç işleme hususundaki eğilimi değerlendirilmelidir.
Bu belirlemelerdeki amaç, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesinde öngörülen yasal nedenlere
dayandırılmak kayıt ve şartı ile gerekçede konuya ilişkin olarak gösterilen nedenle-
rin yalnızca yargıcın soyut kanılarını değil, ölçünün isabetle seçildiğini doğrulayıp
açıklayan, olaya ve dosyanın içeriğine, sanığın duruşmada gözlenen haline uygun
bir değerlendirme sonucu, takdir hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığının
saptanmasıdır.”
48
A. Önder, 1963, s. 188.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
233TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
5237 sayılı TCK’da erteleme kurumu düzenlenirken, her ne kadar
sanığın “suç işleme eğilimi” ve “geçmişteki hali” gibi ölçütlere yer veril-
memiş ise de, sanığın yargılama sırasında duyduğu pişmanlığı göster-
mesi açısından üstü örtülü biçimde bu ölçütlerin kullanılabileceği de
ileri sürülmüştür.
49
Gerçekten, daha önce işlediği hırsızlık suçunun cezası adli para
cezasına çevrilen sanığın işlediği yeni hırsızlık suçu karşısında hakim,
sanığın bir daha suç işlemeyeceğine kanaat getirebilecek midir? Tabii
ki Kanunkoyucu çok isabetli olarak, bu gibi durumlar için örnekse-
me yolunu tercih etmemiştir. Çünkü, gerek daha önce işlenen suçun,
gerekse yeni işlenen suçun niteliği ve tehlikeliliği, oluşacak kanaat
ile verilecek olan kararı etkileyecektir. Sonraki suçun taksirle işlenen
bir suç olduğunu düşünürsek, erteleme halinde sanığın bir daha suç
işlemeyeceğine dair bir kanaat oluşabilir. Ancak, işlenen her iki suçun
da kasıtla işlenen suçlar olması halinde, erteleme konusunda olumlu
bir kanaat oluşması doğal olarak güçleşecektir. Ayrıca, işlenen suçun
mütemadi veya müteselsil suç olması sanığın suç işleme kararlılığını,
kastın yoğunluğunu ve dolayısıyla yargılama sırasında göstereceği
pişmanlığı etkileyebilir. Sanığın, erteleme sonrasında bir daha suç işle-
mekten kaçınacağına ilişkin kanaat oluşturacak bir pişmanlık gösterip
göstermediğini en isabetli biçimde değerlendirebilecek olan yargıla-
mayı yapan hakimdir.
Erteleme kurumu genel önleme değil, özel önleme görevini yerini
getirmektedir. Bu nedenle, hakim, sanığın işlediği suç nedeniyle veri-
lecek cezanın ertelenmesi halinde cezanın “özel önleme” işlevini sağla-
mayacağı kanaatine sahip olursa, yeni suçtan dolayı vereceği cezayı
ertelemeyebilir.
50
4. Erteleme Kararı
A. Erteleme Kararını Verecek Mahkeme
Kanunkoyucu, sanığın yargılama sürecinde gösterdiği pişmanlığın
hakim tarafından değerlendirilerek tekrar suç işleyip işlemeyeceği hu-
susunun tespit edilmesini istemektedir. Sanığın işlediği suçtan duyaca-
ğı pişmanlığı tespit görevi yargılamayı yapan mahkemeye verilmiştir.
Bu nedenle, Yargıtay’ın temyiz incelemesinde erteleme kararı vermesi
mümkün değildir.
51
49
V.Ö. Özbek, 2005, s. 513.
50
F. Erem, 1993, s. 770.
51
F. Erem, 1993, s. 772.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
234TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Öte yandan, Yargıtay’ın ilk derece mahkemesi olarak yargılama
yaptığı durumlarda, erteleme kararı verebilmesi mümkün müdür? Ör-
neğin, 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması
Hakkında Kanun’un “yetkili ve görevli mahkeme” başlıklı, 13. maddesinde
sayılan kişilerin yargılamasında Yargıtay ilk derece mahkemesi olarak
görevlidir. Anılan maddeye göre, “Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,
Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri, Müsteşarlar ve Valiler için
yetkili ve görevli mahkeme Yargıtay’ın ilgili Ceza Dairesi”dir.
Aynı şekilde, 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 15/3. maddesi
uyarınca, “Yargıtay başkan ve üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ile yargılama görevi özel kanunlarınca
Yargıtay Genel Kurullarına verilen kişilere ait davaları ilk mahkeme olarak
görmek ve hükme bağlamak” görevi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve
Ceza Genel Kuruluna aittir.
Yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi Yargıtay’ın ilk derece
mahkemesi olarak yargılama yaptığı durumlarda, hükümle birlikte
erteleme kararı verebilmesi de mümkündür.
52
Anayasa Mahkemesi, erteleme kararı verebilir mi? 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 18/3. maddesi bazı kişilerin işlediği suçlardan dolayı doğru-
dan yargılama yapmak görevini Anayasa Mahkemesi’ne vermiştir. Bu
maddeye göre, Anayasa Mahkemesi’nin ilk derece mahkemesi olarak
Yüce Divan sıfatıyla yargılayabileceği kişiler aşağıdaki gibidir:
“Cumhurbaşkanını, Bakanlar Kurulu üyelerini, Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başkan
ve üyelerini, başsavcılarını, Cumhuriyet başsavcıvekilini, Hakimler ve Savcılar
Yüksek Kurulu ve Sayıştay başkan ve üyeleri…”
Anayasa Mahkemesi, yukarıda belirtilen bu kişiler hakkındaki
yargılamayı ilk derece mahkemesi olarak yapacağından, yargılama
sonunda koşulların varlığı halinde, hükmolunan cezanın ertelenmesi-
ne de karar verebilir.
53
B. Birlikte Suç İşleyen Sanıklar Hakkında
Erteleme ve Bölünmezlik İlkesi
Erteleme kurumu, cezanın kişiselleştirilmesi yollarından biri olup,
sanığın kişiliğiyle sıkı ilişki içerisinde bulunduğundan, ertelemenin
52
A. Önder, 1963, s. 212.
53
A. Önder, 1963, s. 213.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
235TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
koşulları, birlikte suç işleyen her bir sanık hakkında ayrı ayrı değerlen-
dirilecektir. Bu nedenle, aynı suçu birlikte işleyen birden fazla sanıktan
bir kısmının cezası ertelenirken, diğerlerinin cezası ertelenmeyebilir.
Çünkü, yargılama sırasında suçtan duyulan pişmanlık sonucunda bir
daha suç işleyip işlememe hususu her bir sanık açısından farklı şekil-
de ortaya çıkabilir.
54
Yargıtay, birlikte suç işleyen sanıklar hakkında
erteleme kararı verilirken, durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi
gerektiği hususunu belirtmektedir.
55
Erteleme kurumunda bölünmezlik ilkesi hakimdir. Birden fazla
suç işleyen sanık hakkında erteleme kararı verilecekse, işlenen bütün
suçları hakkında bu karar uygulanmalıdır. Aynı sanığın işlediği bir
kısım suçlar ertelenirken, kalanlarının ise erteleme dışı tutulması bir
çelişki oluşturur. Yargıtay da bu doğrultuda kararlar vermektedir.
56
C. Ertelemede Talep
Kanunkoyucu, mahkemece erteleme hususunda bir karar verile-
bilmesini bu konuda sanığın bir talepte bulunması koşuluna bağlama-
mıştır. Sanık cezasının ertelenmesi talebinde bulunmasa da, koşulların
varlığı halinde erteleme uygulanabilir.
Cezanın ertelenebilmesi için talep koşulunu aramak bu kurumun
bünyesine aykırıdır. Kanunkoyucu, cezanın ertelenebilmesini talep
54
A. Önder, 1963, s. 192.
55
CGK, 09.06.1998, 4-56/209: ...dosyada mahkumiyetine karar verilen on üç sanık hak-
kında aynı gerekçe ile cezanın paraya çevrilmesine ve ertelenmesine yer olmadığına
karar verilmiştir. Sanıkların kişilikleri ile geçmişteki halleri, suç işleme eğilimleri ayrı
ayrı değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırı olup, itirazın
değişik bu gerekçe ile kabulüne ve sanıklar HB, MÖ, Mİ hakkındaki Yerel Mahkeme
kararının bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
56
CGK, 20.11.2001, 7-251/261: “...doğrudan verilen para cezasının ertelenemeyeceğini,
buna karşılık hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilen para cezasının ertelenebileceğini
ileri sürmek, tek bir suç nedeniyle verilen ve içtima edilen aynı tür iki ayrı cezadan
birinin ertelenebilmesi diğerinin ertelenememesi anlamını taşır ki, bu durum erte-
lemenin bölünmezliği ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.”
Aynı Yönde: 2. CD, 10.04.1990, 3293/3813 (YKD, Ekim 1990, s. 1550): “Sanık
hakkında müessir fiil suçundan verilen ceza ertelendiği halde sarhoşluk nedeniyle
verilen cezanın ertelenmemesi bozmayı gerektirir.”
Aynı yönde: 6. CD, 11.03.1975, 2175/2257 (YKD, Ekim 1975, s. 100): “Cezaların
kişiselleştirilmesi ilkesinin uygulama biçimlerinden birisi olan ertelemenin sanığın
kişiliğiyle sıkı sıkıya ilişkili bulunması nedeniyle mahkemece teker teker değil de kül
halinde mütalaa edilmesi gerekeceği gözetilmeden aynı zamanda işlediği üç suçtan
birisinin cezasının ertelenmesine, diğerlerinin ertelenmesine yer olmadığına karar
verilmesi doğru değildir.”
Hüseyin DENİZHAN makaleler
236TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
koşuluna bağlasaydı, sanığın bunu bilmemesi ya da unutması ha-
linde, koşullarının bulunmasına rağmen sadece talep yokluğundan
dolayı hakkında erteleme hükümlerinin uygulanmaması söz konusu
olabilecektir. Ayrıca, toplum yararına suçluların ıslahını sağlayan bir
kurumun, sanığın talebine bağlı tutulma olanağı da bulunmamalıdır.
57
Bunun gibi, kamu yararına ilişkin olan ertelemeden sanığın feragati de
mümkün değildir.
Erteleme talebi nasıl olmalıdır? Kanunkoyucu, talebin bulunması
konusunda olduğu gibi, şekli konusunda da bir kural koymamıştır.
Erteleme talebinin açık bir biçimde ifade edilmesi halinde bir sorun
bulunmamaktadır. Ancak, açık olmayan hangi talepler erteleme talebi
olarak kabul edilmelidir? “Lehe hükümlerin uygulanması talebi”,
58
“647
sayılı Kanun’un lehe hükümlerinin uygulanması talebi”
59
erteleme talebi
olarak kabul edilmektedir.
E. Erteleme Kararında Gerekçe
Erteleme, çok önemli bir ceza politikası ve kişiselleştirme kurumu
olduğundan, bunun yerinde ve doğru kullanılıp kullanılmadığının
57
A. Önder, 1963, s. 222.
58
Yargıtay 7. CD, 02.02.2005, 28510/164 (Yayınlanmamış Karar): “Sanık müdafiinin
05.08.2004 tarihli celsede lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebinin cezanın
ertelenmesini de içerdiği gözetilerek bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar
verilmemesi, yasaya aykırıdır.”
Aynı Yönde: 9. CD, 19.04.2005, 1411/1683: “Sanık vekilinin 17.11.2003 tarihinde
sanık lehine tüm hükümlerin uygulanmasını talep etmiş olması ve bu talebin TCK’nın
59 ve 647 sayılı Yasa’nın 6. maddesini de içermesi karşısında bu hususlarda olumlu
ya da olumsuz bir karar verilmemesi,
Aynı Yönde: 7. CD, 27.12.2004, 16457/16083 (Yayınlanmamış Karar): “Sanık mü-
dafiinin lehe hükümlerin uygulanmasına ilişkin talebinin TCK’nın 59 ve 647 sayılı
Kanun’un 6. maddelerinin uygulanması istemini içerdiği gözetilerek, bu konuda
olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemesi, yasaya aykırıdır.”
Aynı Yönde: 7. CD, 13.11.2002, 17094/16061 (Yayınlanmamış Karar): “Sanık müda-
fii 29.04.2002 tarihli oturumda “lehe hükümlerin uygulanmasını talep ettiği” cihetle
TCK’nın 59. ve 2253 sayılı Yasa’nın 38. maddesi gözetilerek 647 sayılı Kanun’un 6.
maddesinin uygulanıp uygulanmaması hususunda hüküm tesisi edilmemesi, yasaya
aykırıdır
59
Yargıtay 7. CD, 02.11.2004, 5164/12467 (Yayınlanmamış Karar): “Sanık müdafii
647 sayılı Kanun’un lehe hükümlerinin uygulanmasını talep etmiş olup, cezanın
ertelenmesi isteği karşısında 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 38. maddesi uyarınca, suç tarihinde 15
yaşını doldurmayan sanığa hükmolunan hafif para cezasının şartlı olarak ertelenip
ertelenmeyeceği hususunda bir karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi, yasaya
aykırıdır.”
makaleler Hüseyin DENİZHAN
237TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
kontrol edilebilmesi gerekçeli olmasına bağlıdır. Bu nedenle erteleme
talebinin kabulü ya da reddi kararlarının gerekçeli olarak verilmesi
zorunludur.
Erteleme talebi hakkında, yasal, yeterli ve geçerli bulunmayan bir
gerekçeye dayandırmadan bir karar verilmesi, Kanunkoyucunun ama-
cına uygun düşmez. Ayrıca gerekçenin yokluğu, cezanın kişiselleştiril-
mesi ilkesine aykırılık oluşturabileceği gibi, keyfiliğe de yol açabilir.
Yargıtay kararlarında gerekçenin önemi sıkça vurgulanmaktadır.
60
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 230/ 1-d mad-
desine göre, mahkumiyet hükmünün gerekçesinde, “cezanın ertelenme-
sine… veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul veya reddine ait dayanaklar”
gösterilir. Bu düzenleme, mülga 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun (CMUK) 260/2. maddesinin paralelidir.
Anılan düzenlemeye göre, cezanın ertelenmesine ya da buna iliş-
kin talebin kabulü veya reddine ilişkin kararların gerekçeli olarak ve-
rilmesi zorunludur. Burada bir tereddüt söz konusu değildir. Ancak,
erteleme konusunda sanığın bir talebinin bulunmaması halinde hakim
olumlu ya da olumsuz bir karar vermek zorunda mıdır?
Sanık hakkında cezalandırılmasına dair hüküm kurulurken, yü-
rürlükte olan tüm kanun hükümleri kendiliğinden uygulanacaktır.
Nitekim, sanığa ceza verilirken aynı zamanda bu cezanın kişiselleşti-
rilmesi de gerekir.
61
F. Erteleme Kararının Şekli ve Zamanı
5237 sayılı TCK’nın 51/1. maddesinde “…hapis cezasına mahkum edi-
len kişinin cezası ertelenebilir” hükmü bulunmakta olup; buna göre, sanık
60
CGK, 25.03.2003, 8-36/75: “Yasal, yeterli ve geçerli bulunmayan bir gerekçeye da-
yanılarak erteleme isteminin kabulü veya reddine karar verilmesi yasa koyucunun
amacına uygun düşmeyeceği gibi, cezanın kişiselleştirilmesi ilkesine aykırılık oluş-
turabilecek ve keyfiliğe yol açabilecektir. Bu nedenle, erteleme hususunda karar
verilirken, sanığın olay öncesi ve sonrası davranışları göz önünde bulundurularak
gelecekteki yaşamı sezilmeli, suç işleme hususundaki eğilimi değerlendirilmelidir.
Bu belirlemelerdeki amaç, 647 sayılı Yasa’nın 6. maddesinde öngörülen yasal
nedenlere dayandırılmak kayıt ve şartı ile gerekçede konuya ilişkin olarak gösteri-
len nedenlerin yalnızca yargıcın soyut kanılarını değil, ölçünün isabetle seçildiğini
doğrulayıp açıklayan, olaya ve dosyanın içeriğine, sanığın duruşmada gözlenen
haline uygun bir değerlendirme sonucu, takdir hakkının yerinde kullanılıp kulla-
nılmadığının saptanmasıdır.”
61
Sedat Bakıcı, Olaydan Kesin Hükme Kadar Ceza Yargılaması ve Ceza Kanunu Genel Hü-
kümler, 3. Baskı, Ankara 2000, s. 1253.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
238TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
hakkında mahkumiyet kararı ile birlikte erteleme kararı da verilebilir.
Dolayısıyla, erteleme kararı asıl kararın mütemmim cüzüdür.
62
Erteleme kararı hükümle birlikte verilebileceğinden, artık hü-
kümden sonra cezanın ertelenmesi mümkün değildir. Aynı biçimde,
hükümden önce de erteleme talebi reddedilemez.
63
Çünkü hakim, yar-
gılama süresince sanığın işlediği suçtan dolayı pişman olup olmadığını
gözlemleyecektir. Yargılama bitmeden önce, sanığın aleyhine olacak
biçimde olumsuz bir karar vermesi olanağı bulunmamaktadır. Böyle
bir karar erteleme kurumunun niteliğine de ters düşer.
Ceza muhakemesi hukukunda, “reformatio in peius” (aleyhe değiş-
tirme yasağı) kuralı gereğince, sanık lehine temyiz edilerek Yargıtay’ca
bozulan hüküm, artık eskisinden daha ağır biçimde yeniden kurulamaz.
Bu bağlamda, ilk hükümde ceza ertelenmiş ise, bozma üzerine yapılan
yargılama sonucunda kurulan hükümde sanığın cezası yeniden ertelen-
melidir. Eğer ilk hükümde erteleme kararı verilmemiş ise, yeni hükümle
birlikte erteleme kararı da verilebilir.
64
5. Ertelemenin Koşula Bağlanması
5237 sayılı TCK’nın 51/2. maddesi uyarınca, sanık hakkında hük-
molunan cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı
zararının aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle
tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabilir. Bu durumda, koşul
gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam
edilir. Koşulun yerine getirilmesi halinde, hakim kararıyla hükümlü
infaz kurumundan derhal salıverilir.
5237 sayılı TCK’nın 51/2. maddesindekine benzer bir düzenleme,
765 sayılı TCK’nın 93. maddesinde, “cezaların tecili kararının infazı hukuku
şahsiyenin mahkum tarafından rızasıyla ifasına veya teminine talik olunabilir”
şeklinde yapılmıştır. Ancak 5237 sayılı TCK, öncekinden farklı olarak
artık hükümlünün rızasını aramamaktadır. Ertelemenin koşula bağlan-
ması, tamamen hakimin takdirine bırakılmıştır.
Zararın giderilmesi, hukuk düzenine aykırı hareketin kabul edilmesi
ve zararlarının karşılanması anlamına gelir. Bu hüküm ile suçtan zarar
gören kimsenin tatmin edilmesi amaçlanmıştır.
62
A. Önder, 1963, s. 225.
63
A. Önder, 1963, s. 224-225.
64
N. Centel, 2002, s. 684; A. Önder, 1963, s. 225.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
239TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
Ertelemede suçtan meydana gelen zararın tazmini zamanı bakımın-
dan bazı sistemler bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hakimin erteleme
kararı verirken suçtan meydana gelen zararın ne zamana kadar öden-
mesi gerektiğinin tespit edilmesidir. İkinci sistemde, deneme süresinin
tespiti ve zararın giderilmesi koşulunun hükmolunması ile hakimin iş
bitmekte, hükümlü deneme süresi içinde olmak koşuluyla istediği za-
man zararı tazmin edebilmektedir. Son sistemde ise, erteleme kararında
zararın ödenmesi koşulu düzenlemekle hakimin işi bitmekte, tazmin
koşulunun ne zamana kadar ifa edilmesi gerektiğine ilişkin düzenleme
kanunda gösterilmektedir.
65
Ertelemenin zararın tazmini koşuluna bağlanması, mağduriyetin
giderilmesi bakımından iki işlevi yerine getirmektedir. İlk işlevi, zararın
giderilmesi ile sanık hatasını anlaşılmakta, eyleminden pişmanlık duy-
makta ve dolayısıyla da ertelemeyi hak ettiğini kanıtlamaktadır. Burada
zarar, suçun işlenmesinden sonra ve hükümden önce karşılanmaktadır.
Ertelemenin ikinci işlevi ise, erteleme kararı sonrasında ve deneme süresi
içinde zararın karşılanması koşulu yerine getirilmektedir.
66
6. Denetimli Serbestlik
A. Denetim Süresi
Deneme süresi, erteleme kurumunun en önemli unsurlarından
biridir. Çünkü, deneme süresinin, hükümlü hakkında öngörülen yü-
kümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirilmesi halinde, ceza infaz
edilmiş sayılacaktır.
Deneme süresinin belirlenmesinde birbirinden farklı sistemlerin
uygulandığı görülür. Bazı kanunlar deneme süresini sabit bir biçimde
belirlemeyi tercih etmektedir. 765 sayılı TCK’nın 95. maddesinde de
kabahatler için bir yıl; cürümler için ise beş yıllık deneme süreleri sabit
olarak düzenlenmişti. İkinci olarak, kanunlarda deneme süresinin sa-
dece alt ve üst sınırlarının belirlendiği sistemler bulunmaktadır. 5237
sayılı TCK’da, deneme süresinin alt ve üst sınırları belirlenerek bu sis-
tem kabul edilmiştir. Hakim, öngörülen alt ve üst sınırlar arasında, bir
deneme süresi belirleyecektir. Buraya kadar saydığımız sistemlerden
ilki 765 sayılı TCK’da, ikinci sistem ise 5237 sayılı TCK’da kabul edilen
uygulamalardır. Bunlar dışında, deneme süresinin sadece üst sınırının
65
A. Önder, 1963, s. 284.
66
A. Önder, 1963, s. 194-198; V.Ö. Özbek, 2005, s. 515.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
240TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
belirlendiği ya da karma sistemin uygulandığı veya ceza zamanaşımı
ile beş yıl arasında bir sürenin belirlendiği toplam beş sistem bulun-
maktadır.
67
765 sayılı TCK’nın 51/3. maddesinde, hapis cezası ertelenen hü-
kümlü hakkında, bir yıldan az ve üç yıldan fazla olmamak üzere bir
denetim süresinin belirlenmesi öngörülmüştür. Benzeri bir düzenleme
olan, 765 sayılı TCK’nın 95. maddesinde, kabahatler için bir yıl; cürümler
için ise beş yıllık deneme süresi öngörülmüştür. 5237 sayılı TCK, alt ve
üst sınırlar arasında bir sürenin hakim tarafından belirlenmesini kabul
etmiştir. Ancak, 5237 sayılı TCK’da belirlenen denetim süresinin alt
sınırı, hükmolunan olunan hapis cezası süresinden az olamaz. Örneğin
sanık hakkında iki yıl hapis cezasına hükmolunması halinde, denetim
süresi iki yıl ile üç yıl arasında belirlenecektir. Kanunkoyucu, sadece
alt sınırla ilgili olarak bir genel süre belirlemiştir.
Hakim, deneme süresini belirlerken hangi uzunlukta bir süreye
hükmetmelidir? Deneme süresinin belirlenmesinde, daha önce başka
bir sanık ve olay hakkında hükmolunan sürenin kalıplaştırılarak uygu-
lanması hatalı olur. Hakim, durumun gereklerine göre en uygun süreyi
belirlemelidir. Ancak, erteleme koşullarının ortaya konulabilmesi açısın-
dan denetim süresinin uzun tutulması gerekir. Aksi halde, kısa tutulan
denetim süresinin geçmesi üzerine sanık yeniden suç işleyebilecek ve
ertelemeden beklenen yarar sağlanamayacaktır.
68
Kanunkoyucu, de-
neme süresinin kısa tutulmasını önlemek amacıyla, alt sınırın belirlen-
mesinde, mahkum olunan hapis cezasının süresinden az olamayacağı
kuralını öngörmüştür.
B. Denetim Süresinin Başlangıcı Sorunu
Deneme süresinin belirlenmesinde dört sistemin uygulandığı
görülür. İlk sistemde, mahkemenin verdiği erteleme kararı ile birlikte
deneme süresi işlemeye başlar. İkinci sistemde ise deneme süresi hük-
mün kesinleşmesinden itibaren başlar. Kanunların birçoğu bu sistemi
kabule etmiştir. Üçüncü bir sistemde deneme süresi kesinleşen hük-
mün sanığa tebliği üzerine başlarken; sonuncusunda ise bu konu ka-
nunlarda düzenlenmeyip tamamen hakimin takdirine bırakılmıştır.
69
67
A. Önder, 1963, s. 233-235.
68
A. Önder, 1963, s. 236.
69
A. Önder, 1963, s. 237-238.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
241TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
765 sayılı TCK’nın 95. maddesinde deneme süresi “hüküm tarihin-
den itibaren” başlatılmıştır. Anılan Kanun, deneme süresinin başlangıcı
hususunda ilk sistemi kabul etmiştir. Bu sistem erteleme kurumunun
niteliği itibariyle en uygun olan sistemdir. Çünkü, hükümlü, verilen
erteleme kararından itibaren başlayan deneme süresini iyi halli olarak
geçirmelidir. Deneme süresinin başlangıcının, kesinleşme koşuluna
bağlanarak geciktirilmesi halinde, karar tarihinden itibaren bir boşluk
oluşacak ve tecilden beklenen yarar kısmen gerçekleşecektir.
Yargıtay, deneme süresinin, kesinleşmiş olması koşuluyla karar
tarihinde başlaması gerektiğine hükmetmiştir.
70
5237 sayılı TCK, deneme süresinin başlangıcıyla ilgili olarak açık
bir düzenleme içermemektedir. Ancak, deneme süresinin karar ta-
70
CGK, 27.05.1997, 4-98/126: “Türk Ceza Yasası’nın 95/II. maddesinde, “Cürüm ile
mahkum olan kimse hüküm tarihinden itibaren beş sene içinde işlediği diğer bir
cürümden dolayı evvelce verilen ceza cinsinden bir cezaya yahut hapis veya ağır
hapis cezasına mahkum olmazsa, cezası tecil edilmiş olan mahkumiyeti esasen vaki
olmamış sayılır. Aksi takdirde her iki ceza ayrı ayrı tenfiz olunur.” hükmü yer almak-
tadır. Maddede, kabahatler için bir ve cürümler için beş yıl olarak kabul edilen süreler,
deneme ve intizar süreleridir. Bu süreler, hüküm tarihinden itibaren başlamaktadır.
Burada bahsedilen “kesinleşmiş hüküm” olmayıp, karar tarihidir. Aksi takdirde yasa
koyucu tarafından “hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren” denilmek suretiyle
sürenin başlangıç tarihinin, kararın kesinleştiği tarih olduğu açıkça belirtilirdi.
Öte yandan TCK’nın 17. maddesinde, şartla salıverildikten sonra, geri kalan süre
içinde işlenen kasıtlı bir cürümden dolayı hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olun-
duğunda şartlı salıverme kararının geri alınacağı hükme bağlanmıştır. 08.06.1970
gün 9/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda, suçun işlenmesinin yeterli olduğu,
hükmün kesinleşmesinin şart olmadığı belirtilmiştir. TCK’nın 17. maddesinde yer
alan “mahkum olursa” kavramı ile 95. maddede yazılı “mahkum olmazsa” kavra-
mı aynı hususun olumlu ve olumsuz halleridir. Bu nedenle, 17. maddede olduğu
gibi TCK’nın 95. maddesinde de hükmün kesinleşmesi aranmayacak, aynı nitelikte
bulunan deneme süresi, karar tarihinden itibaren başlayacaktır.
Ayrıca, TCK’nın 94. maddesi uyarınca hükmün tefhimi sırasında yapılacak ihtarat
da, deneme süresinin bu tarihten yani ihtarın yapıldığı karar tarihinden itibaren
başladığını göstermektedir.
TCK’nın 95. maddesinde yer alan “hüküm tarihinden itibaren” ibaresi, kararın
kesinleşmesi şeklinde yorumlandığında, aynı kararda birden fazla sanık hakkında
ve bir kısmının yüzünde, bir kısmının yokluğunda karar verilmesi halinde, hükmün
tefhim veya tebliğ edilmesine, değişik tarihlerde kesinleşmesine göre ayrı ayrı de-
neme süreleri kabul edilmiş olacaktır. Bu durumda, kararın geç kesinleşmesi sanık
aleyhine sonuç doğuracaktır. Böyle bir uygulama, erteleme müessesesinin bünyesine
aykırı olup adaletsizliğine neden olacağından, deneme süresinin; kesinleşmiş olmak
şartıyla hükmün verildiği tarihten itibaren başladığına karar verilmelidir. Yargıtay
Ceza Genel Kurulu’nun duraksamasız uygulaması da bu doğrultudadır.”
Aynı Yönde: CGK, 18.05.1987, 7–616/277: “Tecilde deneme süresi, hükmün ve-
rildiği tarihten başlar.”
Hüseyin DENİZHAN makaleler
242TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
rihinden itibaren başlatılması yöntemi, ertelemenin niteliğine daha
uygun olduğundan, denetim süresinin karar tarihinden başladığını
kabul etmek gerekir.
71
C. Denetim Süresince Öngörülebilecek Yükümlülükler
Yapılan yargılama sonucunda hakim, hükümlünün kişiliğini ve
sosyal durumunu göz önünde bulundurarak, denetim süresi boyunca
seçenek yükümlülüklerin yerine getirilmesine karar verebileceği gibi,
herhangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendir-
meden geçirilmesine de karar verebilir.
5237 sayılı TCK’nın 51/4. maddesine göre, mahkemenin denetim
süresi içinde yerine getirilmesine karar verebileceği yükümlülükler
sınırlı sayıda olup, genişletilmesi mümkün değildir. Hakim, erteleme
karında koşul olarak sadece Kanunkoyucunun öngördüğü yükümlülük-
lerin yerine getirilmesine karar verebilir. 5237 sayılı TCK’da öngörülen
yükümlülükler aşağıdaki şekilde sayılmıştır:
— Bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün, bu amaçla
bir eğitim programına devam etmesi,
— Bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir kamu kurumun-
da veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının
gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılması,
— On sekiz yaşından küçük olan hükümlülerin, bir meslek veya
sanat edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı
da bulunan bir eğitim kurumuna devam etmesi.
D. Uzman Kişi ve Görevleri
Deneme süresi içinde hapis cezası ertelenen hükümlüye uygulana-
cak rejim konusunda farklı sistemler bulunmaktadır. Bu sistemlerden
ilkinde, erteleme kararı veren hakim, deneme süresi içinde hükümlüyü
mutlak surette gözetime tabi tutmak zorundadır. Hakimin takdir hak-
kı bulunmamaktadır. Erteleme kararından itibaren deneme süresince
hükümlü gözetim altındadır. Bir diğer sistemde ise, denetim süresinde
hükümlünün gözetim altında tutulmasının takdiri hakime aittir. 765
sayılı TCK’da uygulanan sistemde ise hükümlü denetim süresince hiç
gözetim altında tutulmuyordu.
72
71
N. Toroslu, 2005, s. 281; A.R. Çınar, 2005, s. 72.
72
A. Önder, 1963, s. 252–253.
makaleler Hüseyin DENİZHAN
243TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
5237 sayılı TCK bu sistemler içinden takdiri sistemi kabul etmiştir.
Bu sistemde, hakim, hükümlünün kişiliğini ve sosyal durumunu göz
önünde bulundurarak, denetim süresiyle ilgili bir karar verecektir. Her-
hangi bir yükümlülük belirlemeden veya uzman kişi görevlendirmeden
geçirilmesine karar verebileceği gibi, aksi yönde de bir karar verebilir.
Takdir tamamen hakime aittir.
Hakim, yaptığı yargılama sonucunda, erteleme kararı ile suçlunun
denetim süresi içinde yalnız bırakılmaması için, hükümlüye rehberlik
edecek bir uzman kişiyi görevlendirebilir.
Rehber görevlendirme yöntemi, Denetimli Serbestlik ve Yardım
Merkezleri ile Koruma Kurulları Yönetmeliği’nin 46. maddesinde dü-
zenlenmiştir. Bu maddeye göre:
“5237 sayılı Kanun’un 51. maddesinin beşinci fıkrası gereğince mahke-
me… rehberlikle ilgili görevleri yerine getirmek üzere çocuk ve yetişkin ayrımı
gözeterek; suç türleri dikkate alınarak şube müdürlüklerinde veya bürolarda, bu-
lunmaması hâlinde aile veya çocuk mahkemelerinden, ceza infaz kurumlarından,
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü’ne bağlı
resmi kuruluşlardan, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi ve özel eğitim ku-
rumlarından, Sağlık Bakanlığı’na bağlı resmi kuruluşlardan, üniversitelerden,
bu konuda faaliyet gösteren kanunla kurulmuş dernek ve vakıflardan, sosyolog,
öğretmen, sosyal çalışmacı, psikolog, özel eğitim uzmanı veya psikolojik danış-
man ve rehberi, çocuk gelişimcisini rehber olarak görevlendirir.”
Mahkemece görevlendirilen rehber, denetim süresinin başladığı ta-
rihten, denetim süresinin sona erdiği tarihe kadar bu hizmetini sürdürür.
Rehber görevi nedeniyle yaptığı görüşmelerde ve elde ettiği bilgiler
yönünden gizlilik kurallarına uymakla yükümlüdür.
Kanunkoyucu, görevlendirilen uzman kişiye bazı görevler yükle-
miştir. Bu görevler, 5237 sayılı TCK’nın 51/5. maddesinde belirtilmiştir.
Buna göre uzman kişi:
— Hükümlüye kötü alışkanlıklardan kurtulmasını ve sorumluluk
bilinciyle iyi bir hayat sürmesini temin hususunda öğütte bulunur,
— Eğitim gördüğü kurum yetkilileri veya nezdinde çalıştığı kişilerle
görüşerek, istişarelerde bulunur;
— Hükümlünün davranışları, sosyal uyumu ve sorumluluk bi-
lincindeki gelişme hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek
hakime verir.
Hüseyin DENİZHAN makaleler
244TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
CGTİHK’nın 104/1. maddesi uyarınca, “cezaları ertelenen… hüküm-
lülerin toplum içinde izlenmesi, iyileştirilmesi, psiko-sosyal problemlerinin
çözülmesi, salıverme sonrası korunması… gibi görevleri yerine getirmek üzere
denetimli serbestlik ve yardım merkezleri kurulur”. Anılan kanuna dayanıla-
rak kabul edilen 5402 sayılı Denetimli Serbestlik ve Yardım Merkezleri
ile Koruma Kurulları Kanunu’nun 11. maddesi uyarınca, Adalet Komis-
yonu’nun bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığı’na bağlı olarak
kurulan şube müdürlükleri ve şube müdürlüğü bulunmayan ilçelerde
şube müdürlüğüne bağlı olarak kurulan bürolar, 5275 sayılı TCK’nın
51. maddesinde belirtilen işlerin, usul ve esaslara uygun olarak yerine
getirilmesini sağlamakla görevlidir. Bu görevler 5402 sayılı Kanun’un
14. maddesinde aşağıdaki gibi sayılmıştır:
“.) Şube müdürlüğünün kovuşturma evresinden sonraki görevleri şun-
lardır:
(…)
b. Haklarında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesinin dördün-
cü fıkrasında belirtilen hapis cezasının ertelenmesi hükmüne bağlı olarak;
1. (a) bendinde belirtilen bir meslek veya sanat sahibi olmayan hükümlünün
bu amaçla bir eğitim programına devam etmesi,
2. (b) bendinde belirtilen bir meslek veya sanat sahibi hükümlünün, bir
kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir baş-
kasının gözetimi altında ücret karşılığında çalışması,
3. (c) bendinde belirtilen çocuk hükümlülerin, bir meslek veya sanat
edinmelerini sağlamak amacıyla, gerektiğinde barınma imkânı da bulunan bir
eğitim kurumuna devam etmesi,
Kararı verilenlerin, denetim sürelerini, kanunda belirtilen usûl ve esaslara
uygun olarak geçirmelerini, güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesini gerek-
tiğinde kolluk ve ilgili diğer makamlarla işbirliği içinde sağlamak.
(…)
d. 5237 sayılı Kanunun 51. maddesinin beşinci fıkrası ile 191. maddesinin
üçüncü fıkrası gereğince rehberlikle ilgili görevleri yerine getirmek.
e. (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki tedbirlerin uygulanması süresince hü-
kümlüleri izlemek, denetlemek ve yönlendirmek, hükümlülerin psiko-sosyal
sorunlarını çözmek ve bunlara yardımda bulunmak, izleme ve denetleme so-
nucunu ve yükümlülüğe uymayanları ya da suç işleyenleri mahkeme, hakim
veya Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirmek.”
makaleler Hüseyin DENİZHAN
245TBB Dergisi, Sayı 65, 2006
E. Ertelemenin Sonucu
Hakkında erteleme kararı verilen hükümlünün, denetim süresini
yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirdiğinin anlaşılması ha-
linde, ertelenen cezası infaz edilmiş sayılır (5275 sayılı TCK 51/8. m.).
5275 sayılı TCK’da Kanunkoyucu, cezası ertelenen hükümlünün de-
neme süresini yükümlülüklere uygun veya iyi halli olarak geçirdiğinin
tespit edilmesi halinde “cezası infaz edilmiş” sayarken, 765 sayılı TCK’da
ise iyi halliliğin sonucu olarak “mahkumiyeti esasen vaki olmamış” kabul
etmekteydi. Eski düzenlemenin hükümlünün lehine olduğu açıktır.
Hükümlünün denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi veya ken-
disine yüklenen yükümlülüklere, hakimin uyarısına rağmen, uymamak-
ta ısrar etmesi halinde; ertelenen cezanın kısmen veya tamamen infaz
kurumunda çektirilmesine karar verilir (5275 sayılı TCK 51/8. m.).