M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
70TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
I. Giriş
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) 1 Haziran 2005 tari-
hinde, Türk Ceza Kanunu (TCK), Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı
Hakkında Kanun ve Kabahatler Kanunu ile birlikte yürürlüğe girmiştir.
Bu mevzuat, ceza adalet sisteminde önemli değişiklikler öngörmüştür.
Yeni yasalara ihtiyaç tartışılmaz iken, toplumsal yaşamı bütünüyle etki-
leyen bu temel mevzuatın yeterince tartışılmadan, Türkiye’nin Avrupa
Birliğine adaylık süreci nedeniyle hızlandırılmış ve sıkıştırılmış bir za-
man diliminde kabul edilmesi ve yürürlüğe girmesi haklı eleştirilerin
de konusu olmuştur.
Uygulanmaya başlanan bu mevzuatın yürürlükten kaldırılması söz
konusu olamayacağına göre, uygulama ile ortaya çıkan hukuka ve insan
haklarına aykırı durumların yapılacak yeni düzenlemelerle giderilmesi
gerekmektedir. CMK’daki düzenlemelerin daha çok şüpheli ve sanık
haklarına ilişkin olması nedeniyle bu alanda ortaya çıkacak sorunların
daha ziyade insan hakları ile bağlantısı olacağı da tartışmasızdır.
CMK birçok yeni ceza muhakemesi kurumunu düzenlemiş bulun-
maktadır. Bunlardan biri de; “iddianamenin iadesi ve kabulü”ne ilişkin
düzenlemedir. 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda
(CMUK) öngörülmeyen bu yeni kurumun CMK’da düzenlenmesi
kuşkusuz şüpheli-sanığın hakları bakımından yararlı olmuştur. Ancak,
iddianamenin reddi-kabulü incelemesini yapacak yargı makamının
aynı zamanda kovuşturmayı yürütmek ve sonuçlandırmakla görevli
ADİL YARGILANMA HAKKI
VE
İDDİANAMENİN
KABULÜ - İADESİ - TEBLİĞİ
M. Sezgin TANRIKULU
*
*
Avukat. Diyarbakır Barosu.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
71TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
mahkeme-yargıç olması adil yargılanma hakkının sağladığı güvenceler
bakımından sorunlar yaratabilecektir. Bu nedenle bu çalışmada, iddi-
anamenin iadesi-kabulü ve iddianamenin tebliğinin adil yargılanma
hakkı ile bağlantısı incelenecektir.
II. Adil Yargılanma Hakkı
Adil yargılanma hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin
(İHAS ya da Sözleşme) 6.
1
ve buna paralel olarak da Anayasa’nın 36.
2
maddesinde düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkı demokratik bir
yönetimin temel öğelerinden olan hukukun üstünlüğü ilkesini içinde
barındırmakla birlikte, bu hakkın Sözleşme’de korunan diğer hakların
uygulanabilirliği bakımından da temel bir işlevi bulunmaktadır. Bu
hak, aynı zamanda birden fazla ve çeşitli unsurları içeren bir bütün-
dür. Bu unsurların bir kısmını madde açıkça belirtmiş, diğerleri ise
kavramın zorunlu sonuçları sıfatıyla madde hükmüne zımnen dahil
unsurlar olarak İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM - Mahkeme)
1
İHAS Madde 6 — Adil yargılanma hakkı
1. Herkes, kişisel hak ve yükümlülükleri ile hakkındaki bir suç isnadının karara
bağlanmasında, hukuken kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir yargı yeri tarafından,
makul bir sürede, adil ve aleni olarak yargılanma hakkına sahiptir. Karar aleni ola-
rak açıklanır. Ancak duruşmayı izleyenler ve basın mensupları, çocuk ve gençlerin
menfaatlerini veya tarafların özel yaşamlarını korumanın gerektirmesi halinde,
ve adaletin zarar göreceği özel hallerde mahkemenin kesinlikle gerekli olduğuna
inandığı ölçüde, demokratik bir toplumdaki genel ahlak, kamu düzeni veya ulusal
güvenlik amacıyla duruşmanın tamamından veya bir bölümünden çıkarılabilir.
2. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse, hukuka göre suçlu olduğu kanıtlanın-
caya kadar masum sayılır.
3. Hakkında suç isnadı bulunan bir kimse asgari şu haklara sahiptir:
a) kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebepleri hakkında anlayabi-
leceği dilde ve ayrıntılı olarak derhal bilgilendirilme;
b) savunmasını hazırlamak için yeterli zamana ve kolaylıklara sahip olma;
c) kendisini bizzat veya seçeceği bir avukat aracılığıyla savunma; avukata öde-
me yapabilmek için yeterli imkanı yoksa ve adaletin yararı gerektiriyorsa ücretsiz
hukuki yardım alma;
d) aleyhine olan tanıkları sorguya çekme ve sorguya çektirme; lehine olan ta-
nıkların aleyhine olan tanıklarla aynı şartlarda hazır bulunmalarını ve sorguya
çekilmelerini sağlama;
e) mahkemede kullanılan dili anlamıyor veya konuşamıyorsa, bir çevirmenden
ücretsiz yararlanma.
2
3.10.2001 gün ve 4709 sayılı Kanun’la değişik Anayasa’nın 36. maddesi.
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
tarafından saptanmıştır. Maddenin genel kuralını koyan 1. fıkrasında
adil yargılanma kavramı içerisinde;
• kanunla kurulan,
• bağımsız ve tarafsız yargı yeri önünde,
• makul sürede,
• adil ve aleni, bir davanın görülmesi adil yargılanma hakkının
unsurları olarak, sayılmıştır.
Madde metni içinde geçen hakkaniyete uygun yargılama kavramı-
nın ve mahkemenin dinamik yorum prensibini uygulamasının sonucu
olarak da;
• hak arama özgürlüğü
• taraflar arasında silahların eşitliği prensibi
• yargılamada çelişiklik, gibi prensipler de adil yargılanma hakkı
içerisinde kabul edilen diğer unsurlar olmuştur.
3
Adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin, CMK’da kabul
edilen iddianamenin reddi ve tebliğine ilişkin sorunlar karşısında de-
ğerlendirmesini yapabilmek için adil yargılanma hakkının başladığı
sürecin bilinmesi gerekmektedir.
1. Adil Yargılanma Hakkının Başladığı Süreç
Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında teminat altına alınan adil
yargılanma hakkının soruşturma ve kovuşturma sürecinde hangi andan
itibaren başlayacağının tespiti, iddianamenin tebliğinin adil yargılan-
ma bakımından şüpheli ve sanığın haklarının belirlenmesinde önem
taşımaktadır. İddianamenin iadesi CMK’da soruşturma başlığı altında
174. maddesinde düzenlenmiş iken, iddianamenin sanığa tebliği ise,
iddianamenin kabulünden sonra kovuşturma evresi başlığı altında
CMK’nın 176. maddesinde düzenlenmiştir. CMK’nın öngördüğü sistem
3
Gölcüklü, Feyyaz, “AİHS’ne Göre Doğru Yargılama”, AHİS Uygulamasını Kişisel
Haklar Semineri, Mart-Haziran-1995, AÜSBF, İHM Yayınları No:11, s. 2.3, Gözübü-
yük, Şeref - Gölcüklü, Feyyaz, AİHS ve Uygulaması, 6. Bası, Ankara, Ağustos 2004, s.
265-266.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
73TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
bakımından; şüpheli, sanık sıfatını aldıktan sonra iddianame kendisine
tebliğ edilmektedir.
İddianamenin soruşturma aşamasında; kabul kararı verilmesinden
önce, şüpheliye tebliğ edilmemesi nedeniyle şüphelinin görüş ve iti-
razlarını kabul ile ilgili karar verecek yargı makamına sunma olanağı
bulunmamaktadır. Keza, mahkemenin iade kararı vermesi durumunda
savcılık makamının CMK 174/5. maddesine göre bu karara karşı itiraz
olanağı varken şüphelinin bu itirazlara karşı kendi görüşlerini itirazı
inceleyecek yargı makamına sunma olanağına ilişkin bir düzenleme
de yasada yer almamaktadır. Şüphelinin, iddia makamına karşı bu
dezavantajlı durumu adil yargılanma hakkı, özellikle de bu hakların
kapsamı içerisinde yer alan “silahların eşitliği” – “çelişmeli yargı” ilkeleri
bakımından değerlendirilmelidir.
İHAS’ın 6. maddesinin 1. fıkrası yargı yeri kavramından söz etmek-
tedir. Dolayısıyla soruşturma evresi bakımından 6. maddenin uygula-
nabilirliği mahkemenin değişik kararlarına konu olmuştur.
İHAS’ın 6. maddesi kapsamındaki garantiler sadece mahkemedeki
yargılama sürecinde uygulanmamakta, bu süreçten önce ve sonraki
aşamalarda da uygulanabilmektedir. Ceza davalarında, garantiler polis
tarafından gerçekleştirilen duruşma öncesi soruşturmaları da kapsa-
maktadır.
4
Mahkeme Magee v. Birleşik Krallık davasında bu konuda şu
görüşü ortaya koymuştur; “... ceza davalarında 6. maddenin esas amacı her
ne kadar ‘yöneltilen suçlama’ hakkında karar vermeye yetkili bir ‘mahkemede’
adil yargılanmayı sağlamak ise de, bu 6. maddenin yargılama öncesi takibatta
hiç uygulanmayacağı anlamına gelmez. Dolayısıyla, 6. madde ve özellikle de 3.
fıkrası dava henüz açılmadan önce de geçerlidir. Zira bu hükümlere uyulmazsa
yargılamanın hakkaniyeti ciddi şekilde olumsuz etkilenebilir.”
5
Mahkeme tarafından savunulan “Külli Değerlendirme Öğretisi” do-
layısıyla, –adeta bir ikinci alanda– önsoruşturmadaki şüpheli hakların-
daki belirli bir ihlalinin (yargılamanın bütünlüğü içinde) yargılamayı
tümüyle gayri adil hale getirecek derecede ağır olup olmadığı hakkında
4
Nuala, Mole - Catharina, Harby, Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları El Kitapları
No. 3, s. 9.
5
Magee v. Birleşik Krallık, 6 Haziran 2000, Başvuru No. 28135/95, prg. 41, için bkz.,
Dutertre, Gilles, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihatlarından Alıntılar (Türkçe Çe-
viri), İnsan Hakları Genel Direktörü Avrupa Konseyi Yayını, Nisan, 2005, s. 223.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
bir tahmin yürütülmesi zorunludur. Eğer silahların eşitliği ilkesi göze
çarpan biçimde ihlal edilir veya şüphelinin hakları “telafi edilemez ön
hükümler” aracılığıyla ihlal edilirse yani savunma hakkının çekirdek
alanına tecavüz edildiği için hakkın ihlali duruşmada telafi edilemeye-
cekse, bu ihlalin tüm yargılamayı gayri adil hale getirdiği kabul edilir.
Polis tarafından gözaltında tutulma olayı esnasında hukuksal (adli)
yardımdan tamamen yoksun bırakma durumunda da adil yargılanma
hakkının ihlali söz konusudur.
6
Mahkemenin kararları çerçevesinde adil yargılanma hakkının sağ-
ladığı güvencelerin sadece “mahkeme önünde” gerçekleşen kovuşturma
aşamasını değil, kovuşturma aşamasından önce itham ile başlayan süreci
de kapsadığını kabul etmek gerekmektedir.
i. İtham Kavramı
Suç işlediğinden şüphelenilen kimsenin, suç işlediği sanılan kimse
olması, başka bir deyişle ile sanık olması demek, ona bir suç isnat edil-
mesi anlamını taşımaktadır.
7
Adil yargılanma hakkı, uygulama alanı itibariyle, medeni hak ve
ödevlerle ilgili uyuşmazlıklarla, suç ithamına ilişkin yargılamaları kap-
samaktadır. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, bir hakkın uygulama
alanı bakımından tüm durum ve ihtimalleri kapsayacak soyut ve genel
bir formül vermekten ziyade her somut olayı kendi özel şartları içinde
değerlendirerek bir sonuca varmaktadır.
8
Mahkeme, Engel ve diğerleri kararında; isnat veya ceza davası
bakımından 6. maddenin uygulama alanı olarak üç kriterinin var ol-
duğuna dikkat çekmiştir. Buna göre ilk olarak, isnat olunan fiilin ilgili
iç hukukta düzenleme yeri, eylemin doğası ve nihayet cezanın tür ve
ağırlığı maddenin uygulama alanını saptamadaki kriterlerdir.
9
6
Ambos, Kai, “Silahların Eşitliği, Çelişmeli Ön soruşturma ve AHİS m. 6” çev. Ünver,
Yener, Adil Yargılanma Hakkı ve Ceza Hukuku, Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku
Serisi 3, s. 28-29
7
Kunter, Nurullah - Yenisey, Feridun, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi
Hukuku, 11. Bası, Mayıs 2000, s. 162.
8
Gölcüklü, s. 7.
9
Engel ve diğerleri hakkında esas, karar, sıra no 23, İnsan Hakları Kararlar Derlemesi Cilt
1, İstanbul Barosu Yayınları, Doğru, Osman (edit.) s. 194-195, Altıparmak, Kerem,
“AİHS’nin 6. Maddenin Uygulama Alanı”, AÜSBF Dergisi Cilt 53, Ocak-Aralık 1998
s. 22 vd.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
75TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Keza İHAM isnat kavramını yorumlarken, bu ifade biçiminin sözleş-
me içinde özerk bir anlam taşıdığına dikkat çekmiş ve ifadenin esastan
kavramlaştırılmış halinin tercih edilmesi gerektiğini öngörmüştür. Bu
çerçevede İHAM’a göre; “...Fransızca ifadede yer alan” accusation en ma-
tiere penale (suç isnadı) kavramı “özerk” olmakla beraber, “Sözleşme’nin
anlamı dahilinde anlaşılmalıdır.
10
Demokratik bir toplumda adil yargılanma
hakkının tuttuğu öncelikli yerin
11
Mahkeme’nin 6. madde’nin 1. fıkrasında söz
edilen ‘suç isnadı’ kavramının ‘biçimsel’ olmaktan çok ‘maddi’ anlamıyla ele
alınmasını gerektirmiştir. Mahkeme, görünenin ötesine bakarak, söz konusu
usul hakkındaki gerçekleri araştırmak durumunda olduğunu ortaya koymuş-
tur.”
Bu çerçevede İHAM şu görüşü ortaya koymuştur; “Suçlama 6.
maddenin 1. fıkrası açısından, bir bireye yetkili makam tarafından bir suç
işlediğine ilişkin bir iddianın resmen bildirilmesi olarak tanımlanabilir. Çok
sayıda kabul edilebilirlik kararında ve nihai raporlarda Komisyon bu konuyla
oldukça yakından bağlantılı gibi görünen bir test benimsemiştir; ‘şüphelinin
durumunun esaslı bir biçimde etkilenip etkilenmediğine bakmıştır.’
12
İHAM,
incelediği başvurularda;
• Suç işlediği için bir kişi hakkında tutuklama emri çıkarılması,
• Resmi olarak bir kişiye aleyhindeki davanın bildirilmesi,
• Gümrük suçlarını inceleyen yetkililerin bir kişiden kanıt göstermesini
istemesi ve banka hesaplarını dondurması,
• Aleyhine ihbar yapılması üzerine savcılık tarafından hakkında soruş-
turma başlatılıp dosya açıldıktan sonra kişinin savunma avukatı tayin etmesi
örneklerini itham örneği olarak göstermiştir.
13
Sözleşme’nin 6. maddesi, isnadın kesin hükme bağlanmasına kadar
geçerlidir ve kanun yolları da dahil olmak üzere bütün yargılamayı kap-
samaktadır. Suç isnadının “esası” deyimi de suçlamanın hem maddi (fiil),
10
König davası, 28 Haziran 1978 tarihli karar, Seri A No.27, s. 29, paragraf 88, için bkz.,
Dutertre, s. 209.
11
Airey davasının kararı, s. 12-13, prg. 24, bkz., Dutertre, s. 210 - 211.
12
Neumeister davası, Seri B No. 6, s. 81; Huber v. Avusturya İnsan Hakları Sözleşmesi
Yıllığı 18, s. Prg. 67, bkz.Dutertre, s. 210.
13
Nuala, Mole - Catharina, Harby, Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları El Kitapları
No. 3, TBB Yayınları, Eylül 2005, Ankara.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
hem de hukuki (kanun hükmü) yönden esasının yanında, sorumluluğun
saptanması ve cezanın tayinini de kapsamaktadır. Bazı yargısal usuller
ise, “suç isnadının esasına” ilişkin olmadıkları için Mahkeme tarafından
6. maddenin uygulama alanı dışında görülmüştür.
14
ii. CMUK’da İtham
CMUK’da itham kavramına yer verilmemiştir. CMUK’da “itham”ın
nerede başladığına ya da nerede son bulduğuna ilişkin açık bir hüküm
bulunmamaktadır. CMUK’da sanık veya şüpheli ayrımına yer verilme-
miş, hazırlık soruşturmasında ve son soruşturma safhasında suç şüphesi
altında bulunan kişiden sanık olarak bahsedilmiştir.
iii. CMK’da İtham
5271 sayılı CMK’nın ikinci maddesine göre soruşturma evresinde
suç şüphesi altında bulunan kişiye “şüpheli”, kovuşturmanın başla-
masından hükmün kesinleşmesine kadar geçen süre içerisinde suç
şüphesi altında bulunan kişiye ise “sanık” denilmektedir. 5271 sayılı
Yasa sanık sıfatı için suç isnadını aramamakta, bu terimi ceza yargıla-
ması evrelerinde suç şüphesi altında bulunan kişiye ilişkin sıfat olarak
kullanmaktadır.
CMK’nın 170. maddesi, hazırlık soruşturmasında toplanan delilerle,
yeterli suç şüphesine ulaşıldığında, kamu davasının açılması gerektiğini
kabul etmektedir. Yasa, tutuklama için ise kuvvetli suç şüphesinin ara-
nacağını öngörmektedir. Bu durumda hakkında tutuklama kararı verilen
suçlanan kişi, şüpheli olarak nitelenemez; onun adının bu aşamadan
sonra sanık olması gerekir. Fakat yasa, bu statüleri yargılamanın aşama-
larında adlandırmayı tercih ettiğinden, tutuklanan şüpheliden/sanıktan
söz etmektedir. Bu durumda: kişi soruşturma evresinde tutuklandığında
dahi, şüpheli sıfatını alır. Bu kişi ancak soruşturmada tutuklanırsa, ona
sanık adını vermek uygun olacaktır. Oysa, tüm ülkelerin ceza yargılama-
sı normlarında, şüpheli, hakkında kuvvetli suç şüphesi olan kişi değildir.
Soyut bir ifade olarak algılanacak olan, kuvvetli şüphe/yeterli şüphe
kavramları delillerin ortaya çıkardığı kavramlar olup, deliller şüpheyi
14
İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı,
2. Bası, İstanbul 2005, s. 102.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
77TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
güçlendirecek ya da zayıflatacaktır. Bu konuda kesin, matematiksel
ölçütler bulunmamaktadır.
15
2. İddianamenin İadesi - Kabulü ve Tebliği Hususlarının
İHAS’ın 6. Maddesi Çerçevesinde Değerlendirilmesi
5271 sayılı CMK’da düzenlenen iddianamenin reddi ve tebliğinin
adil yargılanma hakkının sağlandığı güvenceler bakımından incelen-
melidir. Zira, iddianamenin reddinde, yargıç-mahkeme, önüne gele-
cek dava bakımından önceden görüşünü açıklama durumu ile karşı
karşıya kalabilmektedir. İddianamenin reddi bir karar ise bu kararın
gerekçeli olma zorunluluğu vardır. Bu zorunluluk, Anayasa’nın 141/3.
maddesinde; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazı-
lır” şeklinde ifade edilmiştir. İHAM, Sözleşme’nin 6/1. maddesindeki
aleni karar hakkının aynı zamanda mahkemelerin kararlarına gerekçe
göstermesini sağlama amacı taşıdığını ifade etmiştir. Gerekçeli karar
hakkı, sanığın bu karara itiraz edebilmesi için temel bir unsurdur.
16
Kararların gerekçeli olmasını, mahkemelerin her soruya ayrıntılı yanıt
vermesi şeklinde değerlendirilmemektedir. Fakat kararların gerekçeli
olması aynı zamanda “görünüşte adil olmanın” gereklerindendir.
Bu durum karşısında, uyuşmazlığın esası ile ilgili karar verecek
mahkeme-yargıcın, uyuşmazlığın esasa ilişkin olmasa da esasa etki
edecek bir sorun hakkında önceden karar verme durumu ile karşı
karşıya kalması, “tarafsız mahkemede yargılanma” hakkı bakımından
değişik ihlallere neden olabilecektir. Nitekim, kamuoyunun yakından
izlediği bir davada sorun bu yönü ile gündeme gelmiş, tartışma ya-
ratmış ve iddianamenin reddi yönünde gerekli muhalefet görüşünü
yazan yargıç ile ilgili reddi hakim talebi, bu talebi inceleyen yargı mer-
cii tarafından kabul edilmiştir.
17
Bu durumda, adil yargılanma hakkı
bakımından sorunların yaşanmaya başladığını göstermektedir.
15
Yurtcan, Erdener, CMK Şerhi, 4. Bası, İstanbul, Kasım 2005, s. 448.
16
Adil Yargılanma Hakkı, Uluslararası Af Örgütü, İstanbul 2000, s. 242.
17
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2005/221 esas sayılı dava dosyasının 23.12.2005
tarihli tensip zaptında iddianamenin reddi noktasında yazılan muhalefet şerhi ve
bu hususun “ihsası rey” olduğu noktasında yapılan itiraz kabul eden Van 3. Ağır
Ceza Mahkemesi’nin 2005/344 Müt. Sayılı, 14.12.2005 tarihli kararı.
“Gereği Düşünüldü
Van 3. ACM Üyesi Hakim (37011) Ferhat Erbaş’ın 23.11.2005 tarihli karsı oy yazısı
incelenmiş olup. şüpheliler hakkındaki iddianamede yer alan suçların irdelendiği,
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
III. İddianamenin İadesi ve İHAS 6/1 Bakımından
Mahkemenin - Yargıcın Tarafsızlığı
1. CMUK’da İddianamenin İadesi
Sadece iddianamenin mahkemeye sunulması halinde, iddiana-
menin kabulü veya reddi konusunda 1412 sayılı CMUK’da bir norm
bulunmamaktaydı. Ancak öğretide dava açan iddianamede muhakeme
hukuku müeyyidesini gerektiren bir aykırılık varsa veya muhakeme
şartları gerçekleşmemişse, mahkeme davanın kabule şayan olmadığına
karar vermeli ve dosyayı geri çevirmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
18
1412 sayılı CMUK’da döneminde uygulamada iddianamede hangi suç-
tan dolayı dava açıldığının açıklanması için dosyanın savcılığa tevdii
gerektiğinden söz edilmektedir.
19
Bunun anlamı davanın kabule şayan
görülmemesidir. Bu karar verildiğine göre, kabule şayan kararı da ve-
rilebilecek demektir.
20
Ancak, yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde,
mahkemeler doktrinde ileri sürüldüğünün aksine “iddianamenin kabule
şayan görülmemesi veya görülmemesi” niteliğinde bir uygulama içerisinde
olmamışlardır.
örgüt, ve görev yönünden görevi kötüye kullanmak suçuna ilişkin, ayrımcılık suçuna
ilişkin, kişisel/Verileri hukuka aykırı olarak kaydetmek suçuna ilişkin, özel hayatın
ihlali suçuna ilişkin, şüpheliler hakkındaki iddiaların irdelendiği ve bunun sonucu
olarak da “... C. Başsavcılığı’nın 1S.11.200S tarihli iddianamesinde şüphelilerin üzer-
lerine atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı” yönünde karşı oy yazısının sonuç
bölümünde görüş ve kanaatini belirttiği görülmüş olup, Üye Hakim (37011) Ferhat
Erbaş’ın karşı oy yazısında belirtilen şekilde görüş ve kanaat belirtmesi mahkeme-
miz heyetince “ihsası rey” niteliğinde kabul edildiğinden aşağıdaki şekilde karar
verilmiştir.
Hüküm.
1- Van 3. ACM’nin 2005/221 Esas sayılı dosyasında Müdahiller ve Müdahiller
vekillerinin Hakimin reddi yönündeki taleplerinin 5271 sayılı CMK’nın 24/1 ve 30/2.
maddeleri gereğince Kabulüne,
2- CMK’nın 30/2.maddesi gereğince Mahkememiz hakimlerinden (34044) Vahit
Baltacl’nın Görevlendirilmesine,
3- Dosyanın gereği yapılmak üzere Van 3. ACM’ye Gönderilmesine,
Evrak, üzerinde yasa yolu açık olmak üzere mütalaaya uygun olarak oybirliğiyle
karar verildi.
18
Kunter - Yenisey, s. 934 .
19
3. CD, 16/11/82 YKD 83/1, s. 119.
20
Kunter - Yenisey, s. 934.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
79TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
2. CMK’da İddianamenin İadesi
i. Düzenleniş Biçimi ve Amacı
İddianamenin kabulü ve iadesi, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlü-
ğe giren 5271 sayılı CMK ile mevzuatımıza girmiştir. 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 174. maddesinde iddianamenin iadesi dü-
zenlenmiştir.
21
1412 sayılı CMUK’un yürürlükte bulunduğu dönemde
savcıların kollukça hazırlanan fezlekede belirtilenler dışında herhangi
bir delil araştırma gereksinimi duymamaları, soruşturma işlemlerini
eksik yapmaları nedenleriyle açılan ceza davaları uzamış, adaletin
gecikmesine neden olunmuş ve hukuka aykırılıklar sıkça yaşanmıştır.
Kamu davasının mümkünse tek oturumda, zorunlu hallerde birbirini
izleyen oturumlarda ve mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması-
nı gerçekleştirebilmek amacıyla, iddianamenin doğru ve eksiksiz olarak
mahkemeye sunulması adil yargılanmanın gerekleri olduğu hususları
CMK Hükümet Tasarısı’nın bu maddeye ilişkin gerekçesinde de yer
almıştır. Bu amacı gerçekleştirebilmek için de iddianamenin iadesi
müessesesi kabul edilmiştir.
ii. İddianamenin İadesi Nedenleri
İddianamenin iadesi nedenleri CMK’nın 174. maddesinde yer
almıştır. Maddede iddianamenin iadesi sebepleri üç başlık altında
21
CMK m. 174 (1) Mahkeme tarafından, iddianamenin ve soruşturma evrakının veril-
diği tarihten itibaren on beş gün içinde soruşturma evresine ilişkin bütün belgeler
incelendikten sonra, eksik veya hatalı noktalar belirtilmek suretiyle;
a) 170 inci maddeye aykırı olarak düzenlenen,
b) Suçun sübûtuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan
düzenlenen,
c) Önödemeye veya uzlaşmaya tâbi olduğu soruşturma dosyasından açıkça anla-
şılan işlerde önödeme veya uzlaşma usulü uygulanmaksızın düzenlenen,
İddianamenin Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesine karar verilir.
(2) Suçun hukukî nitelendirilmesi sebebiyle iddianame iade edilemez.
(3) En geç birinci fıkrada belirtilen süre sonunda iade edilmeyen iddianame kabul
edilmiş sayılır.
(4) Cumhuriyet Savcısı, iddianamenin iadesi üzerine, kararda gösterilen eksik-
likleri tamamladıktan ve hatalı noktaları düzelttikten sonra, kovuşturmaya yer ol-
madığı kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmaması halinde, yeniden
iddianame düzenleyerek dosyayı mahkemeye gönderir. İlk kararda belirtilmeyen
sebeplere dayanılarak yeniden iddianamenin iadesi yoluna gidilemez.
(5) İade kararına karşı Cumhuriyet Savcısı itiraz edebilir.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
toplanmıştır. Buna göre mahkeme, iddianamenin ve soruşturma evra-
kının verildiği tarihten itibaren on beş gün içinde soruşturma evresine
ilişkin tüm belgeleri inceledikten sonra kararını verecektir. Mahkeme
tarafından on beş gün içerisinde iade edilmeyen iddianame kabul edil-
miş sayılmaktadır.
Mahkemenin soruşturma evraklarını aşağıda sıralanan üç neden
bakımından incelemesi zorunludur;
• 170. maddeye aykırı bir hususun bulunup bulunmadığı,
22
• Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil
toplanmadan düzenlenip düzenlenmediği,
• Önödemeye veya uzlaşmaya tabi olduğu soruşturma dosyasından
açıkça anlaşılan suçlar bakımından önödeme veya uzlaşma usulünün
uygulanıp uygulanmadığı,
Soruşturma evrakının incelenmesinden sonra sıralanan bu nedenlere
aykırılık saptanırsa iddianamenin iadesine karar verilmesi gereklidir.
22
(1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilir.
(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli
şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.
(3) Görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenen iddianamede;
a) Şüphelinin kimliği,
b) Müdafii,
c) Maktul, mağdur veya suçtan zarar görenin kimliği,
d) Mağdurun veya suçtan zarar görenin vekili veya kanunî temsilcisi,
e) Açıklanmasında sakınca bulunmaması halinde ihbarda bulunan kişinin kimliği,
f) Şikâyette bulunan kişinin kimliği,
g) Şikâyetin yapıldığı tarih,
h) Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeleri,
i) Yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi,
j) Suçun delilleri,
k) Şüphelinin tutuklu olup olmadığı; tutuklanmış ise, gözaltına alma ve tutuklama
tarihleri ile bunların süreleri,
Gösterilir.
(4) İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendi-
rilerek açıklanır.
(5) İddianamenin sonuç kısmında, şüphelinin sadece aleyhine olan hususlar değil,
lehine olan hususlar da ileri sürülür.
(6) İddianamenin sonuç kısmında, işlenen suç dolayısıyla ilgili kanunda öngörülen
ceza ve güvenlik tedbirlerinden hangilerine hükmedilmesinin istendiği; suçun tüzel
kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, ilgili tüzel kişi hakkında uygulana-
bilecek olan güvenlik tedbiri açıkça belirtilir.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
81TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Mahkeme CMK’nın 174/2. maddesi uyarınca, suçun hukuki nite-
lendirilmesindeki hata sebebiyle iddianamenin iadesine karar veremez.
Suçun hukuki nitelendirmesini yapamayan mahkeme, iddianamenin
iadesi bakımından görevli olup olmadığını ise değerlendirebilecektir.
İddianamedeki delilleri değerlendiren mahkeme görevli olmadığı ka-
naatinde olursa iddianameyi reddedecektir. Reddedilen iddianameye
karşı başsavcılıkça yapılacak olan itiraz neticesinde, itirazı inceleyecek
merci itirazı yerinde görmediği takdirde herhangi bir problem doğ-
mayacaktır. Ancak, itirazı inceleyecek olan merci itirazı yerinde görür
ve mahkemenin iddianamenin iadesi kararını kaldırırsa bu durumda
göreve ilişkin iki olumsuz karar ortaya çıkacaktır. Birincisi mahkeme-
nin iddianamenin iadesi ile kendini görevli olarak görmemesi, ikincisi
ise itirazı inceleyen mahkemenin iade kararı veren mahkemeyi görevli
olarak görmesi. Bu durum karşısında iade kararı veren mahkeme id-
dianameyi kabul edip, kovuşturmaya başlamak durumunda kalacak
ve bu kez CMK’nın 4. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verebile-
cektir. Örneğin; Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilen bir iddianame
bakımından Asliye Ceza Mahkemesi CMK 174/1-a maddesine göre
CMK’nın 170. maddesi uyarınca kendisini görevsiz addederek kovuş-
turma dosyasının Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekçesiyle
iddianamenin iadesine karar verebilir. C. Savcısı’nın bu karara Ağır Ceza
Mahkemesi nezdinde itirazı sonucunda itirazın reddi halinde bir sorun
yaşanmayacak, iade kararı doğrultusunda C. Savcısı iddianameyi Ağır
Ceza Mahkemesi’ne açılacak bir dava gibi düzenleyecektir. Ancak, itiraz
merciinin C. Savcısı’nın itiraz gerekçelerini haklı görmesi durumunda
iddianamenin iadesi kararı kaldırılacak ve kendisini açılan dava bakı-
mından görevsiz gören mahkeme iddianameyi kabul etmiş sayılacaktır.
Bu durumda da görevsizlik kararı vermesi söz konusu olabilecektir.
Kanımızca; ceza muhakemesinin daha baştan görev yönünden uzama-
sının önüne geçmek için, ilk olarak mahkemenin bu nedenle verdiği
kararlara karşı Cumhuriyet Savcısı’nın itiraz olanağı kaldırılması veya
mahkemenin görev nedeni ile iddianamenin iadesi kararı vermesini
engelleyici yeni bir düzenlemenin CMK’nın 174. maddesi kapsamında
yapılması yararlı olacaktır.
iii. İddianamenin İadesi Prosedürü
Kamu davasının mümkünse tek, değilse zorunlu olduğunda birbi-
rini izleyen oturumlarda ve bir günde sonuçlandırılmasını gerçekleşti-
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
rebilmek amacıyla, iddianamenin hukuken geçerli ve yeterli delillerin
toplanmasından ve dava açma koşullarının gerçekleşmesinden hemen
sonra, tüm yönleriyle doğru ve eksiksiz olarak mahkemeye verilmesi
gerekmektedir.
23
5271 sayılı CMK’nın 174. maddesinde iddianamenin iadesi dü-
zenlenmiştir. Bu müessese, savcıları, kolluktan gelen fezlekeleri tasdik
makamı olmaktan çıkaracak ve artık iddianame adı verilmiş tek sayfalı
sadece suç ve ilgili kanun maddesinin yazılı olduğu matbu evrakı dü-
zenlemekten kısmen alıkoyabilecektir.
24
170. maddede bulunan koşulların oluşup oluşmadığını savcıların
titizlikle incelemeleri ve bu maddedeki tüm koşullar oluşmadan dava
açmamaları gerekecektir. Başka bir anlatımla, olaylarla delillerin iliş-
kilendirilmediği, suçun unsurlarının tartışılmadığı bir iddianame ile
dava açılamayacaktır.
25
Bu madde ile ilgili olarak, üzerinde durulması gereken bir başka hu-
sus şudur: Savcılık bir olaydan ötürü, sanık/sanıklar hakkında kamu da-
vası açıp mahkemeye gönderdiğinde ve mahkemenin bu iddianamenin
iadesine karar vermesi halinde, savcılık yönünden o iş için soruşturma
evresine geri dönülmüş olunacaktır. Bu durum karşısında, savcılık yeni
soruşturma işlemleri yapabilecektir. Bu çalışmanın sonunda, savcılık
daha önce dava açtığı bir olaydan ötürü kovuşturmaya yer olmadığı
kararı verebilecektir. Hatta sanıklarda değişiklik dahi yapabilecektir;
bazı sanıkları iddianameden çıkarabilecek, iddianameye sanık/sanıklar
ekleyebilecektir. Bu sonuçlar, yargılama tekniğine uygundur. Zira iade
kavramı bir geriye dönüşü simgelemektedir.
26
İddianamenin geri gönderilmesi müessesesine uygulama yön
verecektir ve bu konuda mahkemelerin uygulaması bu müessesedeki
aksaklıkları ortaya çıkaracaktır. Ancak, mahkemeler iddianameleri geri
gönderirken, hangi formatlarda hareket edeceklerine dikkat etmek zo-
23
Çolak - Taşkın, s. 587.
24
Yazıcıoğlu, Yılmaz, “5271 sayılı yeni CMK uyarınca Soruşturma ve Soruşturma İş-
lemleri, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’na İlişkin Tebliğler”, Legal Hukuk Dergisi,
Yıl. 3, Sayı 32, Ağustos 2005, s. 2916.
25
Öztürk, Bahri, Türk Ceza Kanunu Reformu Üçüncü Kitap, Yeni Ceza Kanunu ve Ceza
Muhakemeleri Kanunu Panel, Çanakkale 1 Nisan 2005, s. 71.
26
Yurtcan, s. 444.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
83TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
rundadırlar. Akla gelen ilk sonuç, yargılama konusu olayla ilgili düşünce
açıklama, uygulamacı diliyle, ihsası rey, sınırından içeri girmektir. Bu
sonuç, yargıç/yargıçların o davada tarafsız kalamayacakları sonucunu
doğurabilecektir. Bu durumda yargıcın reddi kurumu devreye gire-
bilecektir Öğretide, bu konuda hassas bir yaklaşımla, iddianamenin
iadesi gerçekleştiğinde, iddianame yeniden mahkemeye verildiğinde,
dosya dağıtımında bu hususu dikkate alarak ve o dosyayı bir başka
mahkemeye vermek suretiyle ihsası rey sorununun aşılabileceğini dile
getirilmiştir.
27
iv. İddianamenin İadesi Kararına İtiraz
İade edilen iddianame üzerine Cumhuriyet Savcısı, kararda göste-
rilen eksiklikleri tamamladıktan ve hataları düzelttikten sonra kovuş-
turmaya yer olmadığı kararı verilmesi gereken bir halin varlığı halinde
kovuşturmaya yer olmadığına karar verecektir. Eğer kovuşturmaya yer
olmadığına karar verecek bir hal yoksa Cumhuriyet Savcısı eksiklikleri
ikmal ederek yeniden iddianame düzenleyecektir. Cumhuriyet Savcı-
sı’nın yeniden düzenlediği iddianameye karşılık mahkeme, CMK’nın
174/4. maddesi uyarınca bir önceki kararında belirtilmeyen eksikliklere
dayanarak iddianameyi iade edemeyecektir.
Cumhuriyet Savcısı iade edilen iddianamenin 170. maddede belirti-
len koşulları taşıdığı ve 174. maddede belirtilen nedenleri ihtiva etmediği
kanaatinde ise iade işlemine karşı CMK’nın 174/5 maddesi gereği itiraz
edebilir. Cumhuriyet Savcısı 268. madde gereğince iddianamenin reddi-
ni öğrendiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde iddianameyi reddeden
mahkemeye vereceği bir dilekçe ile itiraz edebilir. İddianameyi reddeden
mahkeme itiraz üzerine üç gün içerisinde kararını düzeltmezse, itirazı
incelemek üzere yetkili mercie gönderir. Yetkili merci kararını mümkün
olan en kısa süre içerisinde açıklar.
3. İddianamenin Kabulü
İddianamenin kabulü CMK’da “Kovuşturma Evresi” bölümünde
175. madde de düzenlenmiştir. CMK’nın 174. maddesinde tanımlandığı
biçimde eksikler içermeyen veya iade kararından sonra eksikleri gide-
27
Yurtcan, s. 444 – 445.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
rilen iddianame ile ilgili olarak kabul kararı verilecektir. Burada sorun,
esasa ilişkin karar verecek yargıç-mahkemenin savunma olmadan bir
muhakeme işlemi yapıyor olmasıdır. Sübut bakımından mevcut bütün
delilerin toplanmış olmasının anlamı ispat için kovuşturma evresinde
yeni bir işleme gerek duyulmamasıdır. Kanımca bu durumda, kabul
kararı ile birlikte esas ile ilgili kararın da önemli ölçüde verildiğini söy-
lemek mümkündür ve ortaya çıkan sonuç savunma hakkı bakımından
dezavantajlı olacaktır. Ayrıca yargıcın tarafsızlığından şüphe duymak
içinde yeterli bir nedendir.
4. Örnek Araştırma Alanı Olarak Diyarbakır Ceza Mahkemeleri
CMK’nın 174. maddesinde düzenlenen iddianamenin iadesi ku-
rumunun, yeni olması nedeni ile mahkemelerin nasıl bir yaklaşım içe-
risinde oldukların bilinmesi, aksaklıkların baştan saptanması ve buna
göre yeni düzenlemelerin yapılmasını önerme bakımından önemlidir.
Bu çalışmaya dayanak olması bakımından, Diyarbakır’da bulunan ceza
mahkemelerinin kayıtları üzerinden araştırma yapılmış ve örnek olarak
saptanan mahkemeler üzerinden uygulamanın nasıl geliştiği saptan-
maya çalışılmıştır.
i. Diyarbakır’daki Mahkemelerin Yapısı ve Örnekleme
Diyarbakır adli yargı çevresi içerisinde halen on sekiz ceza mah-
kemesi faaliyet göstermektedir.
28
Bu ceza mahkemelerinden iddiana-
menin değerlendirilmesi, kabul ve ret kararları ile bu kararların veriliş
usullerine göre yapılan değerlendirme sonucunda Diyarbakır Çocuk
Mahkemesi, Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır 2.
Ağır Ceza Mahkemesi, Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK’nın
250 maddesinde belirtilen suçlara bakmakla görevli), Diyarbakır 2.
Sulh Ceza Mahkemesi ve Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi’nin
verileri değerlendirmeye alınmıştır. Zira bu mahkemeler dışında, bazı
mahkemelerin iade kararı vermediği de saptanmıştır. Ayrıca, mahke-
mede görevli asıl yargıcın bulunmadığı, incelemenin geçici olarak gö-
revlendirilen yargıçlarca yapıldığı dönemlerde iade kararlarının daha
28
1 Çocuk Mahkemesi, 1 Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Sulh Ceza Mahkemesi, 3 Ağır
Ceza Mahkemesi, 3 CMK’nın 250. maddesinde belirtilen suçlara bakmakla görevli
Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Asliye Ceza Mahkemesi.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
85TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
az verildiği de gözlemlenmiştir. Bu durum, bu kurumunun amacına
uygun bir biçimde tam olarak uygulanmadığını da ortaya koymaktadır.
İnceleme yasanın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 ila 27 Aralık 2005
tarihleri arasındaki yedi aylık süreci kapsamaktadır. Bu dönemlerde
mahkemelere sunulan toplam 1.157 iddianameden 69’unun iadesine
karar verilmiştir.
29
Mahkemelerin iddianamenin incelenmesi sürecinde farklı değer-
lendirme ve usul yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Diyarbakır
Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi
iddianamenin kabulü veya reddi hususunda ayrıca karar vermekte-
dir. Diğer mahkemeler ise iddianamenin kabulünü tensip ile birlikte
yapmakta, iddianamenin reddi söz konusu ise bu konuda ayrıca bir
karar vermektedir. Her mahkemede iddianame değerlendirme kartonu
bulunmakta ve mahkemenin benimsediği usule göre muhafaza edil-
mektedir. İddianamenin tensip dışı kabulüne karar veren Diyarbakır
Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi ile Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi
iddianame değerlendirme kartonunda her iki kararı da bulundurmakta
iken; iddianamenin kabulünü tensiple ile yapan mahkemeler yalnızca
ret kararlarını iddianame değerlendirme kartonunda bulundurmaktadır.
İddianamenin kabulü kararları gerekçe içermediğinden ret kararları
esas alınarak inceleme yapılmıştır.
ii. Mahkeme Kararlarındaki İade Nedenleri
Yukarıda da belirtildiği üzere, kayıtları üzerinde araştırma yapılan
mahkemelere gönderilen iddianame sayısı 1.157’dir. İade kararı verilen
69 iddianame arasında en fazla ret nedeni %50 (34 iddianame) oranı
ile CMK’nın 174/1-b maddesi uyarınca reddedilen iddianamelerdir.
CMK’nın 174/1-c uyarınca iade edilen iddianame oranı %25 (18 iddi-
aname), CMK’nın 170. maddesindeki eksiklikler nedeni ile iade kararı
verilen iddianame oranı da %25 (17 iddianame)tir. CMK’nın 174/1-c ve
CMK’nın 170. maddesindeki eksikler nedeni ile iade oranlarının ileriki
29
Diyarbakır Çocuk Mahkemesi, iddianame sayısı: 569, iade sayısı: 27.
Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, iddianame sayısı: 25, iade sayısı: 8.
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianame sayısı: 148, iade sayısı: 7.
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, iddianame sayısı: 101, iade sayısı: 7.
Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi, iddianame sayısı: 155, iade sayısı: 10.
Diyarbakır 2. Sulh Ceza Mahkemesi, iddianame sayısı: 159, iade sayısı: 10.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
dönemlerde giderek düşeceğini, buna karşılık CMK’nın 174/1-b nedeni
ile iade oranın ise yükseleceğini şimdiden ifade etmek mümkündür.
a. CMK’nın 170. Maddesine Aykırı Olarak Düzenlenmesi
Nedeniyle İade Edilen İddianameler
CMK’nın 174/1-a maddesi gereğince toplam 17 iddianamenin
iadesi kararı verilmiştir. Bunlar arasında esas itibariyle sanığın ad-so-
yadının, anne adının yanlış yazılması, uygulanması istenen güvenlik
tedbirinin iddianamede gösterilmemesi,
30
keza başka bir kararda da
soruşturma dosyasına eklenmesi gereken belgelerin eklenmemiş ol-
ması iade nedeni olarak gösterilmiştir.
31
Bu karar örneklerinden de
anlaşılacağı üzere bu iade nedeninde mahkemeler, iddianamenin yazı-
lışındaki şekli eksiklikler ile soruşturma dosyasına konulması gereken
belgelerin eksikliği nedeniyle iade kararı vermişlerdir.
b. Suçun Sübutuna Etki Edeceği Mutlak Sayılan Mevcut Bir
Delilin Toplanmaması Nedeniyle İade Edilen İddianameler
CMK’nın 174/1-b maddesi gereğince incelenen iddianamelerden
34 iddianamenin iadesine kararı verilmiştir. Bu iade nedeninde mah-
kemelerin, şüpheli ifadesinde adı geçen şahsın dinlenmemiş olmasını,
suçta kullanıldığı iddia edilen tabancanın bulunması için arama yapıl-
mamasını,
32
trafik kazasına konu olan olayda mahallinde keşif yapılıp
30
“Sanık A. U.’nun ad ve soyadının ve anne adının yanlış yazıldığı, Sanık A. U.’nun
ad ve soyadının yanlış yazıldığı,
Sanıklar hakkında uygulanması istenen güvenlik tedbirlerinin iddianamede gös-
terilmediği, kanaati hasıl olduğundan aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir”
Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi, İddianame iade no: 2005/7.
31
“Sanık G. A.’nın isminin, ana adının iddianamede yanlış yazılması, Sanık H. A.’nın
adli sicil kaydı da yanlış şekilde Lice olarak istenmesi, Sanık G.’nin adli sicil kaydının
da yanlış yazılmış olması, Sanık G. A.’nın adli sicil kaydında görülen sabıkasına esas
ilamların onaylı suretlerinin istenmemiş olması, Sanıklar hakkında hangi güvenlik
tedbirlerinin uygulanmasının istendiğinin belirtilmemesi anlaşılmakla aşağıdaki gibi
hüküm kurmak gerekmiştir” Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi, İddianame iade
no: 2005/10.
32
“Suçu sanıkla beraber işlediği iddia edilen M. E. adlı şahsın olayla ilgili sanık veya
tanık olarak ifadesi alınmadan dava açılması, delillerin tam olarak toplanmadığı,
Faturası ve seri no’su bulunan kurusıkı tabancanın ele geçirilmesi için şüphelinin
mesken ve müştemilatının aranmadan suç ile sanık arasında irtibat kurulmadan
iddianame ile dava açıldığı” Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi, İddianame iade
karar no: 2005/1.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
87TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kusur oranının tespit edilmemiş olmasını,
33
çalınan envalin değerinin
tespit ettirilmemesi, bildirilen tanığın hangi suçtan cezaevinde bulun-
duğunun soruşturulmaması,
34
telefon hırsızlığına konu olayda telefo-
nun nereden alındığının tespit edilmemesi nedeniyle yetki meselesi-
nin çözülmemiş olması
35
sözleşme ve belgedeki imzaların kendilerine
ait olmadığını iddia eden şüpheliler ile ilgili olarak imzalar arasında
grafolojik kriminal incelemenin yaptırılmamış olması
36
, kira sözleşme-
sinde bulunan parmak izinin sıhhati konusunda gerekli incelemenin
yapılamamış olması,
37
kenevir bitkilerinin ekili olduğu tarlanın plan,
33
“Mahallinde keşif yapılarak sanığın kusurlu olup olmadığı, kusurlu ise ihlal ettiği
trafik kuralının yazılması ve sanığın kusurlu olmaması halinde kamu davası açıla-
mayacağı hususunun göz önüne alınmaması” Diyarbakır 8. Asliye Ceza Mahkemesi,
İddianame iade karar no: 2005/2.
34
“Sanık hakkında TCK’nın 493/3 ve 522 maddeleri uygulanması istendiği halde 765
sayılı kanunun 522. maddesi uygulanabilmesi şartı olan çalınan emvalin değerinin
tespit ettirilmeden davanın iddianame ile açılması, Şüphelinin savunması yönünde
A. G. B’nin tanık olarak dinlenilmemesi ve hapiste olduğunu bildiren şahsın hangi
suçtan hapiste bulunduğunun soruşturulmaması ve bu suç konucu emvalin çalınma
eylemi ile alakasının tespiti yönüne gidilmemesi,
Müşteki Z. B. adlı şahsın hırsızlık olayı ile ilgili iddia ve ifadesinin alınmaması,
Hırsızlık olayının oluşunu ve nasıl olduğu konusunda dosyada hiçbir bilgiye ula-
şılmaması ve bu konuda herhangi bir bilirkişi incelemesi yapılmaması, olayın afaki
olarak ta anlatılmaması, Açıklanmasında sakınca olmadığı takdirde suç emvalinin
şüphelinin elinde olduğunu bildiren tanığın dinlenmeden suç ile şüpheli arasında
illiyet rabıtası kurulmadan iddianame düzenlenerek dava açılması” Diyarbakır 8.
Asliye Ceza Mahkemesi, İddianame iade karar no: 2005/3.
35
“Sanığın çalıntı telefonu geçici süre ile kullanmak üzere aldığını iddia ettiği N. S.’nin
tanık olarak dinlenmediği, Sanığın kullanmak için aldığını ileri sürdüğü N.S.’nin
dinlenerek sanığın telefonu nerede N.’ten aldığının ve böylece yetki meselesinin
açıklığa kavuşturulmadığı, yetkili mahkemenin tayininin tespiti için gerekli olan
eksikliğin giderilmediği, Sanığa ait olduğu iddia edilen 05 ... nolu hattın karneye
ait olduğuna dair dosyada hiçbir bilgi, belge ve kaydın bulunmadığı” Diyarbakır 8.
Asliye Ceza Mahkemesi, İddianame iade karar no: 2005/4.
36
“Şüpheliler Ş. B., A. M., R. A., M. B., R. C. aşamalardaki beyanlarında ısrarla dava
konusu sözleşme ve belgelerdeki imzaların kendilerine ait olmadığını beyan ettikle-
rinden şüphelilerin imza örneklerinin alınması ile dosyadaki imzalar arasında grafo-
lojik mukayese yapılarak imzaların sıhhati konusunun araştırılmamış oluşu, Şüpheli
S. P.’nin imza ve yazı örneklerinin alınarak davaya konu belge ve sözleşmelerdeki
imza ve yazı örnekleri ile karşılaştırılarak grafolojik inceleme yapılmamış oluşu, S.
A.’e verilen tapu kayıt örneğinin tapu müdürlüğünde verilmediği tapu müdürü
sanık M. K. tarafından beyan edildiği halde bu belge üzerinde kriminal inceleme
yaptırılmamış oluşu ve bu hususta İddianamede açıklık olmaması hususları tespit
edildiğinden iddianamenin iadesine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuş-
tur” Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi; İddianame iade karar no: 2005/6.
37
“Şüphelinin üzerine atılı suçun sahte resmi evrak düzenlemek olduğunun anlaşıl-
masına göre suça konu kira sözleşmesinde imzaları bulunan şüpheli S. P. ile M. B.,
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kroki ve tapusunun dosya içerisinde bulunmaması ve ayrıca ekspertiz
raporunun aldırılmamış olması,
38
kenevir bitkisinin ekildiği tarlanın
ilgili bakanlıkça ekim alanı içerisinde kalıp kalmadığının araştırıl-
maması,
39
mağdurların kendilerine ateş eden kişileri görmediklerini
beyan etmeleri karşısında elde edilen boş kovanların tek bir silahtan
atılmış olduğunun tespit edilmiş olması ve suçu bir şüphelinin üst-
lenmiş olması dikkate alınmadan diğer 10 şüpheli hakkında da neden
adam öldürmeye tam teşebbüs suçunu işledikleri iddiasıyla kamu
davası açıldığının iddianamede açıklanamamış olması,
40
soruşturma
A. K. ve R. Ç.’a ait imzaların sıhhati konusunda gerekli tüm kriminal incelemeler
yapılarak ve müşteki K. Ç.’nin isminin yazılı olduğu bölümde bulunan parmak
izinin sıhhati konusunda da gerekli kriminal incelemesi yaptırılmamış oluşu ve bu
hususta iddianamede açıklık olmaması hususları tespit edildiğinden iddianamenin
iadesine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur” Diyarbakır 2.Ağır Ceza
Mahkemesi, İddianame iade karar no: 2005/8.
38
“Kenevir bitkilerini kimin ektiği konusunda dosyada hiçbir delil olmaması, Kenevir
bitkilerinin ekili olduğu tarlanın şüpheliye ait olduğunu beyan eden şahsın açık
kimliğinin dosya kapsamında bulunmaması, Kenevir bitkilerinin ekili olduğu tar-
lanın kroki, plan veya paftaları ile tapu kayıtlarının dosya içeriğinde bulunmaması,
şüphelinin 1993 yılından beri köye gitmediğini ileri sürmesi karşısında şüphelinin
tarlaya 170.000 kök hint keneviri ekimi yaptığına ilişkin ve ekimin yapıldığı tarihlerde
şüphelinin köyde bulunduğuna İlişkin delillerin ve tanık isimlerinin dosya kapsa-
mında bulunmamış olması, Ekspertiz raporunun aldırılmamış olması” Diyarbakır
2.Ağır Ceza Mahkemesi, İddianame iade karar no: 2005/11.
39
“Yeni CMK sistemi bir bütün olarak ele alındığında davaların seri bir biçimde ve tek
celsede bittirilmesi esasının kabul edildiği bu sebeple hazırlık evrakının bu prensibe
uygun olarak düzenlenmesi gerektiği, Tanık T. Y.’nin ele geçirilen hint kenevirleri-
nin ekili olduğu tarlanın şüpheli M. S.’ye ait olduğunu Akçabudak köyü muhtarına
sorularak öğrenildiğinin beyan etmesine göre muhtarın açık kimlik bilgilerinin ve
beyanının dosya içinde yer almamış olması, Şüpheli M. S. C. Savcılığı’nda verdiği
ifadesinde köyde kendisine ve sekiz kardeşine ait iki tarla olduğunu ve bu tarlaların
ekimi ile babası S. S.’nin ilgilendiğini beyan etmesine göre şüphelinin babası S. S.’nin
kimlik bilgileri ve adresinin dosya kapsamında bulunmaması ve S.S.’nin beyanının
alınmamış olması, Şüpheli suça konu tarlaya kendisinin ve kardeşlerinin birlikte
sahip olduklarını soruşturmanın seyrine göre şüphelinin kardeşlerinin kimlik, adres
bilgilerinin dosya kapsamında bulunmaması ve beyanlarının alınmamış olması. Suça
konu tarlaların varsa tapu kayıtlarının dosya kapsamında bulunmaması. Suça konu
tarlaları suç tarihinde kimin ektiği ve bakımını yaptığına dair tanık beyanlarının
dosya kapsamında bulunmaması. Suça konu tarlanın Tarım Orman ve Köy İşleri
Bakanlığı’nca belirlenen kenevir bitkisi ekim alanları içerisinde kalıp kalmadığının
araştırılmamış olması göz önüne alınarak CMK 174 m. gereğince iddianamenin ia-
desine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur” Diyarbakır 2. Ağır Ceza
Mahkemesi, İddianame iade karar no: 2005/14.
40
“1- Mağdur H. S. C.Başsavcılığı’na verdiği ifadesinde kendilerine uzun namlulu
silah ile ateş eden çocuğu görse teşhis edebileceğini beyan ettiği halde şüpheli ile
mağdurun teşhisinin yaptırılmayarak şüphelinin beyanı ile yetinilmesi,
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
89TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
dosyasında taşınmazın kime ait olduğuna ilişkin belge bulunmaması-
na rağmen kolluk güçlerinin bu tarlanın şüpheliye ait olduğunu nasıl
öğrendiklerinin iddianamede belirtilmemiş olması,
41
polis memurları
olan müştekilerin olay günü görevli olup olmadıklarına dair belgenin
ve zarara uğrayan aracın kamu malı olduğunu gösteren belgenin so-
ruşturma dosyasında bulunmayışı,
42
tek delili müşteki beyanı olarak
2- Mağdurların her üçünün de kendilerine ateş eden kişileri görmediklerini beyan
ettikleri halde olay yerinden elde edilen boş kovanların tümünün tek bir silahtan
atıldığı kriminal raporu ile belirtildiği halde hangi nedenlerle suçu kabul eden F.
E. dışındaki 10 şüpheli hakkında üç kez adam öldürmeye tam teşebbüs suçunu da
işledikleri ileri sürülerek kamu davası açıldığının açıklanmamış oluşu.
3- Ekspertiz raporuna göre olay yerinden elde edilen ve tek bir silahtan atıldığı
belirtilen boş kovanların şüpheli F. E.’den elde edilen kaleşnikof marka silahtan
atılmadığı belirtilmesine göre sanığa bu husus açıklanarak çelişkinin giderilmemîş
olması,
4- Olay yerinden elde edilen boş kovanların şüpheli F.E.’ın teslim ettiği kaleşnikof
silahtan atılmadığı kriminal raporla belirtilmesine göre söz konusu boş kovanların
hangi tür silahlardan atılmış olabileceğinin bilirkişi raporu ile açıklanmamış oluşu.
5- Mağdur H.S.’nin aracından elde edilen 4015 seri nolu otomatik av tüfeği
hakkında kriminal inceleme yaptırılıp olay verinden elde edilen boş kovanlarda
mukayesenin yaptırılmamış olması.
6- R.P.’ta elde edilen Visor marka tabancanın kriminal inceleme raporu ile olay
verinden elde edilen boş kovan ve mermi çekirdeği ile bu tabancanın mukayese
raporunun aldırılmamış olması” Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi, İddianame
iade karar no: 2005/16.
41
“1- Suça konu kenevir bitkilerinin ekili olduğu tarlanın şüpheli E. S.’ye ait olduğunun
Lice Jandarma Komutanlığınca düzenlenen fezlekede yazılı olmasına rağmen kolluk
güçlerinin bu tarlanın şüpheliye ait olduğunu nasıl öğrendiklerinin belirtilmemiş
olması bu suça konu tarlaların şüpheliye ait olduğunu gösterir tapu kayıtları, tanık
beyanları veya mahalli bilirkişiler nezaretinde yapılacak keşif ile ispatı mümkün
iken bu yapılmamış olması.
2- Suça konu tarla şüpheliye ait olsa bile:
A) Suça konu kenevir bitkilerinin şüpheli tarafından ekilmiş olduğuna ilişkin
dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmaması.
B) Şüphelinin kolluk beyanında kendi tarlalarını babası S. S.’nin ektiğini beyan
etmesi karşısında S. S.’nin tanık olarak dinlenmemiş olması CMK 170/3 fıkrada
sayılan görevli Mahkemeye açılma şartına aykırılık bulunduğundan CMK 174 m.
gereğince iddianamenin iadesine yönelik olarak aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur”
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi, İddianame iade karar no: 2005/22.
42
“A)- Müştekilerin polis memurları olduğu, sanıklara isnat edilen suçun görevli me-
mura mukavemet olduğu, belirtilmiş olmasına göre müştekilerin okul günü görevli
olup olmadığı konusunda dosyada bir kaydın bulunmadığı.
B)- Kamu malı niteliğinde olduğu söylenen ekip otosunun sanıklar tarafından
kırıldığı iddia edilmiş olmasına göre de bu aracın kamuya ail olup olmadığı konu-
sunda dosyada herhangi bir belgenin bulunmadığı görüldüğünden bu belgelerin
suçun sübutuna etki edeceği anlaşılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur” Diyarbakır
Çocuk Mahkemesi, İd. Değ. Def. No: 2005/24.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
gösterilen dosyada müşteki ile sanığın yüzleştirmesinin yapılmamış
olması,
43
suçun unsurunu etkileyen eylemin gece vakti işlenip işlen-
mediğinin saptanmamış olması,
44
ilgili şahısların bir araya getirilip
yüzleştirme yapılmadan fotoğraf üzerinden yapılan teşhisle yetini-
lerek iddianamenin düzenlenmiş olması,
45
eşinin bileziklerini örgüte
vererek yardım ettiği iddia edilen şüpheli ile ilgili olarak eşinin ismi-
nin ve evli olup olmadığının tespit edilmemiş olması,
46
işlendiği iddia
43
“Dosya üzerinde yapılan İnceleme neticesinde toplanan deliller bir bütün olarak
değerlendirildiğinde; şüpheli hakkında sadece müşteki beyanına göre kamu davası
açıldığı. Şüphelinin suçu kabul etmediği, şüpheli ile müşteki bir araya getirilip yüz-
leştirme yapılmadan dava açıldığı, tanık delili ve diğer delillerinde bulunmadığı
dosyada müşteki ile sanığın yüzleştirilerek yapılacak teşhisin “suçun sübûtuna etki
edeceği mutlak sayılan delillerden” olduğu anlaşılmakla iddianamenin iadesine karar
vermek gerekmiştir” Diyarbakır Çocuk Mahkemesi, İd. Değ. Def. No: 2005/46.
44
“Dosyanın incelemesinde her ne kadar yaşı küçük sanığın müdafii huzurunda
canlı teşhis tutanağının düzenlenmemiş olduğu görülmüşse de müşteki beyanında
sanığı bizzat yakalayarak polise teslim ettiğini bildirdiğinden bu husus iade sebebi
sayılmamıştır; ancak dosyanın incelemesinde olayın suç tarihinin 25.11.2005 olduğu
ve saatin ise 17.30 sıraları olduğu belirtilmiş, suçun unsurlarını etkileyen eylemin
gece vakti işlenip işlenmediği konusunda kanaat sahibi olmak için suç saatinin gece
vaktine tekabül edip etmediği yönünden dosyada herhangi bir belge olmadığı, ayrıca
iddianamede bulunması gereken unsurları düzenleyen CMK’nın 170. Maddesinde
şikayetin yapıldığı tarih, suç yerinin de iddianamede bulunması gerektiği belirtilmiş
olup iddianamede bunların bulunmadığı anlaşıldığından bu eksikliklerin giderilmesi
yönünden iddianamenin iadesine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hüküm ku-
rulmuştur” Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, İd. Değ. Def. No: 2005.
45
“1-iddianamede örgütün dağ kadrosuna katılmak İçin Malazgirt ilçesinden Diyar-
bakır iline gelen E. K. ve E. T. şüpheli M. İ.’nin Diyarbakır terminalinde karşılaştı-
ğını evlerine göturdüğu, daha sonra saat 19.00’da Van iline giden Best Van seyahat
firmasına ait otobüs ile Van iline gönderdiğini yazdığı, E. K. ve E. T.’in hazırlık aşa-
masında kendisini Diyarbakır’da karşılayan kişilerin Z. isimli soyadını bilmedikleri
kişi olduklarını söyledikleri ve şüpheli M. İ. fotoğraf teşhis: Tutanağında Zeynep
olarak söylenen kişi olduğunu belirtmişse de de, M. İ.’nin bizzat bu şahıslar E. K. ve
E. T. ile yüzleştirilmesî gerektiği, zira daha önce yapılan benzer yarılamalardan da
anlaşılacağı gibi yüzleştirme mahkemelerde bizzat sanık ve teşhis eden kişilerce bir
araya getirilmek üzere yapıldığı, şüpheli M. İ. aleyhine dosyadaki tek delilin E. T. ve
E. K.’sı fotoğraf teşhisi olduğu, şahısların bir araya getirilmek suretiyle birbirleriyle
yüzleştirilerek beyanlarının alınması durumunda açılacak davayı da etkilemesi söz
konusu olacaktır” Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, İd. Def. Kayıt No: 2005/70.
46
“1- S. A. ile Ö. G.’in hazırlık ifadelerinin ve dosyada bulunan doküman ve fotoko-
pilerin onaylı ve mühürlü olmadığından bu eksikliklerin giderilmesi gerekir,
2- Sanık M. G. hakkında dava açılmasına rağmen, hakkında suçlamalar ile
ilgili savunması alınmadığı, sanığın aleyhinde beyanları bulunan S. A.’ın ifadesi
10.06.2000 tarihi, Ö. G.’nin ifadesinin 25.12.2001 tarihli olması ve aradan uzun bir
sürenin geçmesi nazara alınarak, sanığın hakkındaki suçlamalar ile ilgili savunması
alınması gerekir,
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
91TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
edilen eylemin yer, tarih ve zaman diliminin belirtilmemesi ve eylem
evraklarının soruşturma dosyası içinde bulunmaması,
47
iadesine ka-
rar verilen iddianamenin kararda belirtilen eksikler giderilmeden ve
yeterli araştırma yapılmadan yeniden düzenlenmiş olması
48
nedenleri
çok haklı bir biçimde iddianamenin iadesi kararlarının gerekçesi ola-
rak gösterilmiştir.
3- İddianamede eşinin bileziklerinin örgüte verildiği belirtildiği, ancak eşinin bu
konuda ifadesinin alınmadığı gibi sanığın evli olup olmadığının ve eşinin isminin
tespit edilemediği, sanığın eşi varsa kimliğinin tespit edilerek ve bu konuda ifade-
sinin alınması gerekir,
4- İddianamede isimleri geçen B. K., Ö. G. ve S. A. hakkında açılan davanın bu-
lunup bulunmadığı, açılmış ise bu şahısların savcılık ve mahkeme aşamalarında
M. G. ile ilgili beyanlarının olup olmadığının tespit edilmemesi, ayrıca adı geçen
şahıslar hakkında davalar açılmış ise iddianamenin, karar verilmiş ise kararın onaylı
bir suretinin savcılık ve mahkeme ifadelerinin dosya içerisine bırakılması gerekir”
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, İd. Def. Kayıt No: 2005/.
47
“İddianamede sanık K.İ.’in birinci eylemi olarak, 1992 yılında Botan Kod isimli N.T.
liderliğinde 50-60 kişilik bir grupla Beytüşşebap ilçesi Zerbil köyünün baskın ey-
lemine katıldığı, ikinci eylem olarak 1993 yılı Sonbaharında Botan Kod isimli N.T.
liderliğinde 30 kişilik bir grupla Van İli Çatak İlçesinde Halilhan aşiretine bağlı iki köy
baskın eylemine katıldığı, üçüncü eylem olarak 1995 yılı Yaz aylarında Şerif ve Kurtay
Kod isimli örgüt mensupları liderliğinde Van İli Gürpınar İlçesinde köy yollarının
kesilmesi, araçtan indirilen şahısların kimlik kontrollerinin yapılması aynı yıl Ağustos
ayında Van İli Çatak İlçesinde S. Ağaya ait bir köyün basılması eylemine katıldığı
belirtilmiş ve yukarıdaki sevk maddeleriyle cezalandırılmaları istenmiştir.
CMK’nın 170. maddesinde belirtildiği şekilde düzenlenecek olan iddianamede
yüklenen suçun işlendiği yer, tarih ve zaman diliminin belirtilmesi gerekmektedir.
1- Yukarıda her üç eyleminde bu anlamda yer, tarih ve zaman dilimi belirtilme-
miştir, bu durumun belirtilmesi gerekmektedir.
Yukarıda belirtilen her üç eylemin evrakları dosya içerisinde bulunmamakta-
dır,
2- Eylem evraklarının temin edilmesi gerekmektedir. Bu eylemler sonucunda
yaralanma, ölüm ve benzeri olaylar meydana gelmiş ise rapor, otopsi tutanağı ve
olay yeri tutanaklarının varsa oluşlara ilişin tanık beyanlarının varsa mağdur ve
müştekilerin beyanlarının bulunması gerekir” Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi
Başkanlığı, İd. Def. Kayıt No: 2005/25.
48
“Diyarbakır C. Başsavcılığı’nın 26.08.2005 tarih, 2005/248 esas sayılı iddianamesi
mahkememize 02.09.2005 tarihinde gelmekle, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe
giren 5271 sayılı CMK 174 maddesi gereğince soruşturma evresine ait belgeler ince-
lendi, K. I. ile ilgili daha önce Diyarbakır C. Başsavcılığı’nın 02.08.2005 tarih, 2005/232
esas sayılı iddianamesi mahkememize 05.08.2005 tarihinde geldiği ve mahkemece
delillerin toplanmadığı ve eksikliklerin olduğu gerekçesiyle 10.0.82005 tarihinde id-
dianamenin iadesine karar verildiği, K. I. hakkında Diyarbakır C. Başsavcılığı’nca
26.08.2005 tarih, 2005/248 esas sayılı iddianamesi yeniden mahkememize gelmekle
soruşturma evresine ait belgeler yeniden incelendi, aşağıda yazılı eksikliklerin gi-
derilmediği ve delillerin toplanmadığı tespit edilmiştir.
1- K.I. ile ilgili 10.08.2005 tarihli iddianamenin iadesi kararında; iddianamede K.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
c. Ön Ödemeye veya Uzlaşmaya Tabi Olduğu
Soruşturma Dosyasından Açıkça Anlaşılan İşlerde
Ön Ödeme veya Uzlaşma Usulü Uygulanmaması Nedeniyle
İade Edilen İddianameler
CMK’nın 174/1-c maddesi gereğince incelenen iddianamelerden
toplam 18 iddianamenin iadesine karar verilmiştir. Bu kararlar ön
ödeme ve uzlaşmanın yasal zorunluluk bulunmasına rağmen soruş-
I.’nın birinci eylemi olarak 1992 yılında B. Kod isimli N. T.’nin liderliğinde 50-60 kişilik
bir grupla Beytüşşebap İlçesi, Zerbil Köyüne (Kayınoba) baskın eylemine katıldığı
belirtilmiş, ikinci eylem olarak 1993 yılı Sonbaharında B. kod adlı N. T. liderliğinde
30 kişilik bir grupla Van İli Çatak İlçesinde H. Aşiretine bağlı iki köy baskını eylemine
katıldığı belirtilmiş, üçüncü eylem olarak 1995 yılı Yaz aylarında Ş. ve K. Kod isimli
örgüt mensubu liderliğinde Van İli, Gürpınar İlçesinde köy yollarının kesilmesi,
araçtan indirilen şahısların kimlik kontrollerinin yapılması, aynı yıl ağustos ayında
Van İli Çatak İlçesinde S. Ağa’ya ait bir köyün basılması eylemine katıldığı belirtilmiş
ve yukarıdaki sevk maddeleriyle cezalandırılmaları istenmiştir.
Mahkememizce verilen iddianamenin iadesi kararında yukarıdaki yazılı her üç
eylem ile ilgili yer, tarih ve zaman diliminin belirtilmesi, eylem evraklarının temin
edilmesinin gerekli olduğu, bu eylemler sonucunda yaralanma, ölüm ve benzeri
olaylar meydana gelmiş ise rapor, otopsi tutanağı ve olay yeri tutanaklarının varsa
oluşlara ilişin tanık beyanlarının varsa mağdur ve müştekilerin beyanlarının bulun-
ması gerektiği gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar vermiştir.
İddianamede yazılı birinci eylem ile ilgili olarak şüpheli K.I. Beytülşebap C. Baş-
savcılığı’nda verdiği ifadesinde; 1992 yılında meydana gelen olay ile ilgili terör örgütü
mensuplarından 17 kişinin öldürüldüğü belirtildiği halde bununla ilgili eylem evrakı,
varsa önel terör örgütü mensuplarının kimlikleri, otopsi tutanağı, olay tutanağı K.I.
hakkında açılan davaya eklenmesi gerektiği halde bu husus yerine getirilmemiştir.
İddianamede yazılı iki nolu eylem olarak 1993 yılı sonbaharında B. Kod N.T. ile
30 kişilik bir grup ile Van İli, Çatak İlçesi, H. aşiretine bağlı iki köye baskın yapıldığı
belirtilmiş, bu olayla ilgili dosyada üç eylem evrakı olduğu halde hangi eylem evrakı
olduğu somut olarak belirtilmemiştir.
İddianamede yazılı üç nolu eylem olarak yazılı 1995 yılı Yaz aylarında Ş. ve K.Kod
isimli örgüt mensuplarının liderliğinde Van İli, Gürpınar İlçesinde köy yollarının ke-
silmesi, araçtan indirilen şahısların kimlik kontrollerinin yapılması, aynı yıl Ağustos
ayında Van İli Çatak İlçesinde S. Ağa’ya ait bir köyün basılması eylemlerine katıldığı
belirtildiği halde 1995 yılında meydana gelen bu olayla ilgili olarak herhangi bir
eylem evrakı dosya içerisinde bulunmamaktadır.
5271 sayılı CMK’nın 170/3-1 maddesinde; İddianamede “Yüklenen suçun işlendiği
yer, tarih ve zaman dilimi” ve aynı maddenin j bendinde; Suçun delillerinin göste-
rileceğinin belirtildiği, yine CMK 170/4 maddesinde “İddianamede yüklenen suçu
oluşturan olaylar mevcut delilerle ilişkilendirilerek açıklanır.” maddelerinde yazılan
hususlar yerine getirilmediği, iddianamede yazılı birinci olayın suç tarihi 1992 olarak
belirtildiği halde bu tarih itibari ile şüphelinin C. Savcılığı’ndaki ifadesinde 17 terör
örgütü mensubunun bu olayda öldüğünü belirtmesine rağmen herhangi bir eylem
evrakı olmadan, iddianamede yazılı iki nolu eylemle ilgili olarak hangi eylem evra-
kının bu olayla ilgili olduğu belirtilmeden ve iddianamede yazılı üçüncü eylem tarihi
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
93TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
turma aşamasında uygulanmamasına ilişkindir. Diyarbakır Çocuk
Mahkemesi bu usulün uygulanmamasının olayların hemen akabinde
şaşkınlık içerisinde bulunan ve söylediklerinin ne anlama geldiğini de-
ğerlendiremeyecek suça karışmış çocuklar hakkında Çocuk Koruma
Kanunu hükümlerinin uygulanma kabiliyetinin ortadan kalkabileceği
değerlendirmesini yapmıştır.
49
1995 yılı olarak belirtildiği halde buna ilişkin iddianamede yazılı olayların geçtiği
yerleri ve tarihleri kapsayan eylem evrakları olmadan kamu davası açılmıştır.
2- K.I. ile ilgili hazırlık dosyasında Van İli Çatak İlçesinde meydana gelen olaylarla
ilgili eylem evrakları olarak 23.09.1993 tarihinde saat 23:00 sıralarında Boğazören
Hırama mahallesine bir grup PKK terör örgütü mensubu teröristler tarafından
yapılan silahlı saldırı ve taciz olayını içeren eylem evrakı, 13 Eylül 1993 tarihinde
Beytüşşebap İlçesi Koyunoba Köyünün bir grup PKK teröristleri tarafından havan
atışı yapılması olayı ile ilgili eylem evrakı, 16.09.1993 tarihinde Beytüşşebap İlçesi,
Koyunova Köyüne bir grup PKK terör örgütü mensubu tarafından havan atışı ile
ilgili eylem evrakları bulunmaktadır. K.I. hakkındaki dava şüphelinin hazırlık aşa-
masında vermiş olduğu ifadeler ile açılmıştır. Bu üç eylem evrakı iddianamede yazılı
hangi olaylar ile ilgilidir. Eylem evrakları iddianamede yazılan hangi olayın delili
olduğu ve iddianamede yazılı olaylarla aynı olaylar olup olmadığı belli değildir. Her
üç eylem evrakı da 1993 yılına ait oluşu iddianamede yazılı birinci olay tarihi 1992,
üçüncü olay tarihi 1995 yılı olmakla tarih olarak ve yer olarak CMK’nın 170/3-i-j
maddesi ile CMK 170/4 maddesindeki suçun işlendiği yer tarih ve zaman dilimine
uymadığı tespit edilmiştir.
5353 sayılı Kanun’un 27. maddesi ile değiştirilen CMK’nın 174/a maddesi gere-
ğince iddianamenin CMK 170/3-i-j, CMK 170/4 maddelerine aykırı olarak düzen-
lendiği, yine CMK 174/b maddesi gereğince suçun sübutuna etki edeceği mutlak
olan delillerin toplanmamış olduğundan CMK 174 maddesi gereğince iddianamenin
Diyarbakır C. Başsavcılığı’na iadesine oy birliğiyle karar verildi” Diyarbakır 5. Ağır
Ceza Mahkemesi Başkanlığı, İd. Def. Kayıt No: 2005/35.
49
“5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 4. maddesi bu kanunun temel ilkelerin-
den bahsetmektedir. Bu meyanda aynı yasanın 4/g maddesinde “Soruşturma ve
kovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi’” 4/h
maddesinde de”” Çocuklar hakkında özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis ceza-
sına en son çare olarak başvurulması” gerektiği yönünde ifadeler kullanılmaktadır.
Aynı kanunun 19. Maddesi Çocuk Koruma Kanunu’nun temel ilkelerini gözeterek
belli bir hapis cezasını (3 ayda/ fazla ve 2 yıla kadar hapis cezası) veya adli para
cezasını gerektiren suçlarla ilgili olarak belirli bazı şartlar oluştuğunda, kamu dava-
sının açılmasının 5 yıl süreyle ertelenebileceğini hükmünü getirmektedir. Burada da
yasa koyucu aynı amacı gütmüş ve suça karışmış çocukların kovuşturma öncesinde
onların mahkeme ile yüz yüze gelmesini istememiştir. Tüm bu ilkeler Çocuk Koruma
Kanununun yapılış ve amaçlanan ruhu ile örtüşmektedir.
Uzlaşma, 5237 sayılı Yasa’nın getirdiği bir yenilik olup takibi şikayete bağlı
suçlarda mağdurun zararının tamamen ya da büyük ölçüde karşılanması olanağını
sağlar. Uzlaşma gerek sanık, gerekse mağdur açısından sonuç itibariyle lehe bir du-
rum yaratabilir. Bu bakımdan taraflara kullandırılması zorunlu olan bir hak olarak
kabul edilmelidir.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
d. Mahkeme Kararlarının Değerlendirilmesi
Mahkeme kararları incelendiğinde, CMK’nın 174/1-a ve 1-c bent-
lerine aykırılıktan verilen kararlar bakımından sonuç itibari ile bir nevi
usul incelemesi yapıldığı anlaşılmaktadır. Fakat 174/1-b’ye aykırılık-
tan verilen ret kararlarında ise esas incelemesi yapıldığı görülmektedir.
Karar gerekçelerinde doğrudan doğruya sübutu etkileyecek görüşler
ortaya konulmaktadır. Toplanması istenilen deliller ile adeta ilerdeki
hükmün kurgusunun hazırlandığı anlaşılmaktadır. Mahkemelerin üst
üste verdikleri ret kararlarından sonra iddianamedeki sevk maddele-
rinin değiştirilerek verilecek hükme uygun hale getirildiği de gözlem-
lenmiştir.
5. CMK’ya Göre Hakimin Davaya Bakamayacağı Haller
Hakimin tarafsızlığını şüpheye düşürecek hal 1412 sayılı CMUK’un
22. maddesinde düzenlenmiş bulunmaktaydı.
50
1412 sayılı CMUK’un
22. maddesinde 3206 sayılı Kanun’la değişiklik yapılmadan önce 2. fıkra
olarak şu düzenleme yer almaktaydı; “Karar hakimi ile ilk tahkikatı yapmış
olan müstantik o davanın muhakemesinde bulunamaz”.
Çocuk Koruma Kanunu’nun 24. maddesinde 12-15 yaş gurubunda alt sınırı 3
yılı 15-18 yaş gurubunda da alt sınırı 2 yılı aşmamak kaydı ile tüm kasıtlı suçlar ile
taksirli suçlar uzlaşma kapsamına alınarak suça karışmış çocuklar açısından önemli
bir olanak sağlanmıştır. Suçu ikrar eden sanığa hâlâ ebeveyninin bakım ve gözetimi
altında olduğu göz önünde bulundurularak mağdur taraf ile uzlaşmaya yönelik
kendini bağlayıcı ve dolayısı ile kovuşturma yolunun açılmasına vesile olacak be-
yandan kaçınabilmesi olanağı tanınmak gerekir. Bu meyanda suça karışmış çocuğun
uzlaşma hakkını ancak bir kez kullanabileceği unutulmayarak her iki tarafın da böyle
önemli bir olanaktan yoksun kalmaması için suça karışmış küçüğün kanuni veya
uzlaşmanın mali yükümlülüğünü karşılayabilecek bir yakının nezaretinde ya da bu
kişiler ile görüşme ve onların onayını alabilme fırsatı için sanığa veya müdafisine
makul bir süre verilmesi uzlaşmanın lehine getirebileceği yasal sonuçlar da sanığa
iyice anlatıldıktan sonra uzlaşma konusunda iradesinin tespiti gerekir. Aksi halde
olayın akabinde şaşkınlık içensinde bulunan dolayısı ile ne söylediğinin farkına va-
ramayan suça karışmış çocuklar hakkında, Çocuk Koruma Kanunu 24. maddesinin
tatbik olanağı büyük oranda ortadan kalkacaktır” Diyarbakır Çocuk Mahkemesi,
İd. Değ. Def. No: 2005/26.
50
1412 sayılı CMUK’un 22. maddesi “Aleyhinde kanun yollarından birine müracaat
edilmiş olan bir hükme iştirak eyleyen hakim mafevk mahkemesince bu hükme dair
verilecek karara iştirak edemez.”
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
95TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
5271 sayılı CMK’nın 23. maddesi “Yargılamaya katılamayacak ha-
kim” başlığı altında üç bent halinde yeni bir düzenleme öngörmüştür.
51
CMK’nın 23/2. maddesi ile 1985’te 3206 sayılı Yasa ile yürürlükten kal-
dırılan CMUK’un 22/2 maddesi benzer düzenlemelerdir.
52
Bir bakıma
yeni CMK’nın bu düzenlemesi ile 1985’ten önceki duruma yeniden
dönülmüş olduğunu ifade etmek mümkündür.
Yasa’nın bu hükmünün yürürlükten kaldırılmasından önce, konu
değişik biçimlerde Yargıtay önüne gelmiştir. Yargıtay İçtihadı Birleş-
tirme Genel Kurulu 05.12.1977 tarihli kararında konuyla ilgili şu de-
ğerlendirmeyi yapmıştır;
“Gerçekten ilk tahkikatı yapan veya duruşmayı yöneterek delilleri topla-
tan, olay hakkında belli bir kanıya varıp suçun niteliği ve uygulanacak yasa
maddelerini açıklayan ve böylece oyunu belli etmiş bulunan hakimin, bu işe
ait davada hükme iştiraki sakıncalı görülmüş ve yasaca yasaklanmıştır.”
53
51
5271 sayılı CMK’un 23. maddesi:
(1) Bir karar veya hükme katılan hâkim, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin
olarak verilecek karar veya hükme katılamaz.
(2) Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma
evresinde görev yapamaz.
(3) Yargılamanın yenilenmesi halinde, önceki yargılamada görev yapan hâkim,
aynı işte görev alamaz.
52
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Yasa’nın 11. maddesi ile CMK’nın
23/2. maddesinde değişiklik yapılmıştır.
53
YİBK Göre; “CMUK’un 22. maddesi, karara iştirak edemeyecek hakimler başlığı
altında (Aleyhinde kanun yollarından birine müracaat edilmiş olan bir hükme dair
verilecek karara iştirak edemez. Karar hakimi ile ilk tahkikatı yapmış olan mustan-
tik o davanın muhakemesinde bulunamaz) hükmünü ihtiva etmektedir. Maddenin
yazılışından da açıkça anlaşıldığı gibi ilk tahkikatı yapmış olan hakim, o davanın
yargılamasında bulunamaz; ve ilk hükme katılan hakim üst mahkemesince bu hük-
me dair verilecek karara iştirak edemez. Duruşmada anlaşılan suç vasfı nedeniyle
verilen görevsizlik kararları da, son tahkikatın açılmasına dair olan bir kararın bü-
tün neticelerini hasıl edeceği “CMUK’un 263” cihetle bu şekilde görevsizlik kararı
vermiş bulunan hakim de ilk tahkikatı yapmış sayılır; ve bu yönüyle bu davanın
yargılanmasına katılamaz. Burada yasa koyucu hakimin tarafsızlığını ve bu dava
nedeniyle oy ve kanaatini daha önce belli etmiş olup olmadığını gözeterek yukarıda
anılan yasaklayıcı hükmü getirmiş bulunmaktadır. Gerçekten ilk tahkikatı yapan
veya duruşmayı yöneterek delilleri toplatan, olay hakkında belli bir kanıya varıp
suçun niteliği ve uygulanacak yasa maddelerini açıklayan ve böylece oyunu belli
etmiş bulunan hakimin, bu işe ait davada hükme iştiraki sakıncalı görülmüş ve yasa
yasaklanmıştır ama, duruşmada edinilen kanaat ve suç vasfının değişmesi ile değil
de, iddianame veya son soruşturmanın açılması kararındaki suç niteliği yönünden
davanın görülmesinin başka bir mahkemeye ait olduğunu görerek görevsizlik kararı
veren hakim bu hali ile davaya bakmış sayılamaz. Hakimin burada yaptığı iş, maddi
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
96TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Keza bu konuda değişik uyuşmazlıklar Yargıtay Ceza Genel Kurulu
ve Daire kararlarına da konu olmuştur.
54
hata sonucu mahkemesine açılan davayı görevsizlik kararı ile ait olduğu mahkemeye
göndermekten ibaret olup dava hakkında olumlu veya olumsuz bir kanıya varmış
ve oyunu da belli etmiş sayılamaz. Böyle olunca iddianame veya son soruşturmanın
açılması kararındaki suç niteliği yönünden görevsizlik kararı veren hakimin asıl da-
vaya bakan mahkemedeki yargılamaya katılmasına ve hükme iştirakine yasal engel
ve sakıncadan söz edilemez. Burada kanun koyucu, davada esaslı işlemler niteliğinde
bir soruşturma yapmış ve olay hakkında delilleri toplamış ve suç niteliğini belli ederek
uygulanacak kanun maddesi de gösterecek biçimde kanaat, görüş ve oyunu belli et-
miş olması halini temel ilke olarak kabul etmiştir. Bu nedenlerle CMUK’un 22 ve 262.
maddeleri hükmü karşısında iddianame veya son soruşturmanın açılması kararında
suç niteliği yönünden görevsizlik kararı veren hakimin asıl davayı gören mahkemeye
katılmasında bir sakınca bulunmadığı doğrultusunda görüş birliğine varılmıştır.
Sonuç: Bu nedenlerle;
1- CMUK’un 22, 262. maddeleri karşısında iddianame veya son soruşturmanın
açılması kararındaki suç niteliği yönünden görevsizlik kararı veren hakimin asıl
davayı gören mahkemeye katılabileceği oybirliği,
2- İlk veya son soruşturma sırasında doğrudan doğruya veya talimatla sanığın
sorgusunu yapan yada tanıkları dinleyen hakimin asıl davaya bakan mahkemeye
katılabileceği üçte ikiyi geçen oyçokluğu ile,
3- Hazırlık soruşturması sırasında sanığın tutuklanmasına veya salıverilmesine
karar veren hakimin asıl davaya bakan mahkemeye iştirak edebileceğine oybirliğiyle,
5/12/1977 günü karar verildi. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, E. 1977/2, K.
1977/3, KG. 5.12.1977, YG. 11.2.1978-16197, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları, Ceza
3. Cilt 1947-1980, İkinci Basım-1984 Yargıtay Yayınları No:13 sh.949-952.
54
Davaya esaslı işlemler niteliğinde soruşturma yapan, olay hakkında delil toplayan
ve suç niteliğini belli ederek uygulanacak yasa maddelerini gösteren, görevsizlik
kararı vererek görüş ve oyunu belli eden hakimin şikayetçi ve tanıkların talimatla
ifadesini almak yoluyla üst mahkemedeki yargılamaya katılması yasaya aykırıdır.
(Yar. CGK, 9.3.1992, E. 1-399/K. 100)
Davada esaslı işlemler niteliğinde soruşturma yapan, olay hakkında delil toplayan
ve suç niteliğini belli ederek uygulanacak yasa maddelerini gösteren görevsizlik
kararı vererek görüş ve oyunu belli eden hakimin şikayetçi ve tanıkların talimatla
ifadesini almak yoluyla üst mahkemede yargılamaya katılması yasaya aykırıdır.
(Yar. CGK, 19.3.1984, E. 1-399, K. 100)
Asliye Ceza Mahkemesi’nde duruşma yapıp delilleri topladıktan sonra savcı-
nın istemini benimseyerek suç niteliğinde değişiklik bulunduğunu kabul eden ve
görevsizlik kararı veren hakim bu davaya bakan Ağır Ceza Kuruluna katılamaz.
Çünkü görevsizlik kararında oyunu açıklamış bulunmaktadır. (Yar. CGK, 12.7.1976,
E. 1-335. K. 339)
Sulh Ceza Mahkemesi’nde suçun niteliğini belirterek görevsizlik kararı veren
hakim görüşünü belli ettiğinden, Asliye Ceza Mahkemesi’nde aynı davaya bakamaz.
(Yar. 4. CD, 17.4.1981, E. 2565, K. 2376)
Tutuklama kararına itirazı gerekçeli şekilde inceleyen hakim açılan kamu dava-
sında kurula ve hükme katılamaz. (Yar. 5. CD, 9.4.1976, E. 1072, K. 1150)
Hakimlerin, hükme katılmalarını engelleyen asıl sakınca, daha önce oy’unu açık-
lamış olmalarıdır. Görevsizlik kararında oy’unu açıklamamış olan hakimin hükme
katılması yasaya uygundur. (Yar. 5. CD, 27.4.1974, E. 678, K. 847) .
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
97TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
1402 sayılı CMUK’un yürürlükte bulunduğu dönemde, savcılık
makamı tarafından verilen takipsizlik kararını inceleyip karar veren
yargıcın daha sonra son soruşturma aşamasında görev almış olması da,
yargıcın tarafsızlığı bakımından ret sebebi sayılabileceği ileri sürülmüş-
tür.
55
Benzer düzenleme “Cumhuriyet Savcısı’nın Kararına İtiraz” başlığı
altında CMK’nın 173. maddesinde yer almaktadır.
Ceza yargılamasında, itiraz mercii hakiminin, tüm davaya değil,
sadece belli bir konuya ilişkin olarak inceleme yaptığından, esas mah-
kemesinde davanın yargılamasına katılabileceği de 1402 sayılı Yasa’nın
yürürlükte bulunduğu dönemde görüş olarak ileri sürülmüştür.
56
Bu örneklerden de anlaşılacağı üzere, soruşturmada görev alan yar-
gıcın daha sonra esas ile ilgili karar verecek mahkemede görev almış
olması ve bunun yarattığı sorunlar değişik nedenlerle daha önceden
uygulamaya yansımış ve tartışılmıştır.
Bu durumda yasa yargıçların önceki karar ve düşüncelerinin etkisi
altında kalacaklarını ve tarafsız yargılama yapamayacaklarını farazi-
ye olarak kabul etmiş ve bu yargıçların yerlerine başkalarının görevi
yürütmesini emretmiştir. Yeni Yasa’nın 23/2. maddesi, soruşturmada
görev yapan bir yargıcın kovuşturmada görev yapamayacağını belirt-
mektedir.
57
İncelenen tüm bu olasılıklarda yargıç tarafsız bir yargılama
yapabilir. Fakat yasa koyucu bu şekilde düzenleme getirmek suretiyle
tarafsız ve bu anlamada adil olmama tehlikesini önlemek istemiştir.
58
55
Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Hakimin Tarafsızlığı, İstanbul 1996, s. 99.
Önsoruşturma savcının verdiği takipsizlik kararına karşı (CMUK m.164) yapılan
itirazı (CMUK m.165) inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi başkanının, sonradan davanın
görülmesine katılıp katılmayacağı sorunu ortaya çıkabilir. Bu konuda, öğretideki
bir görüşe göre, davanın açılmasına karar veren hakimin, duruşmada bulunmasına
bir engel yoktur. Yargıtay ise, aksi görüştedir. Kanımca, takipsizlik kararına itirazı
inceleyerek davanın açılmasına karar veren hakim, konuyu bir savcı gibi denet-
lemiş ve bir sonuca ulaşmıştır. Bu nedenle, aynı davada savcılık görevini yapmış
olan hakimin yargılamaya katılmasında söz konusu olan sakınca (CMUK m. 21/
bent 4), bu durumda da aynen mevcuttur. Takipsizlik kararına itiraz üzerine dava
açılmasına karar veren hakim sübjektif yönden tarafsız olabilir. Ancak, böyle bir ha-
kimin katıldığı mahkeme objektif olarak tarafsız bir mahkeme görünümde değildir.
Bu yüzden, takipsizlik kararına itiraz üzerine kamu davsı açılmasına karar veren
hakim, o davanın yargılanmasına katılamamalı ve bu durum red sebebi olarak ileri
sürülebilmelidir.
56
Centel, Nur - Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul, 1. Bası, Ocak 2003,
s. 465.
57
Yurtcan , s. 103-105.
58
Özbek Veli Özer, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunun Anlamı, Ankara 2005, s. 122.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
98TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
CMK’daki bu düzenlemeye karşın, 1 Haziran 2005 tarihinde yürür-
lüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun Yürürlük ve
Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 11. maddesi ile CMK’nın 23/2.
maddesinin uygulama alanı daraltılmıştır. Bu düzenlemeye göre, 23/
2. maddesindeki düzenleme CMK’nın 163. hükmü dışındaki hallerde
uygulanamayacaktır.
Kanımca; 5271 sayılı CMK’nın 23/2. maddesi aynı uyuşmazlıkta
soruşturma evresinde görev yapan yargıcın, kovuşturma aşamasında
görev yapamayacağını düzenlediği halde, soruşturma aşamasında
iddianamenin reddi konusunda karar veren mahkeme-yargıcı ko-
vuşturma aşamasında görevlendirerek kendi içinde çelişik bir durum
yaratmıştır.
6. İHAS’ın 6/1. Maddesi Anlamında Tarafsızlık
i. Kavram
Adil yargılanma İHAS’da korunan diğer hakların uygulanabilirliği
bakımından da temel bir işlev görür. Adil yargılanmanın içinde ba-
rındırdığı temel ilkelerden birisi de “tarafsız bir mahkemede yargılanma”
hakkıdır. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası anlamında tarafsızlık,
davanın çözümünü etkileyecek önyargı-tarafgirlik yoksunluğunu, yar-
gıcın menfaatinin olmamasını ve özellikle de mahkemenin-yargıçların
taraflara karşı leh ve aleyhte duygu, düşünce ve çıkara sahip bulunma-
masını ifade etmektedir.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi önüne gelen başvurularda taraf-
sızlık sorununu incelerken nesnel ve öznel tarafsızlık ayrımını yaparak
değerlendirme yapmaktadır. Nesnel tarafsızlık yargıcın görev yaparken
birey olarak kişisel tarafsızlığını ifade eder. Kural olarak, aksi kanıtlan-
madıkça mahkeme üyelerinin tarafsız olduğu karine olarak kabul edilir.
Öznel tarafsızlıkta ise kurum olarak mahkemenin ve üyelerinin kişide
bıraktığı izlenim esas alınır. Keza burada dikkat edilen ve korunan
değer demokratik bir toplumda ve her şeyden önce ceza davalarında
sanıkta mahkemelerin yaratması gereken güvenilirlik hissidir. Belirli
bir davada bir yargıcın tarafsız olamayacağından endişe etmek için
meşru bir neden varsa, bu sanık bakımında önemli olsa da belirleyi-
ci değildir. Belirleyici olan bu korkunun nesnel anlamda haklılığının
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
99TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
saptanıp saptanamayacağıdır. Adil yargılanma İHAS’da korunan diğer
hakların uygulanabilirliği bakımından da temel bir işlev görür. Adil
yargılanmanın içinde barındırdığı temel ilkelerden birisi de “tarafsız bir
mahkemede yargılanma” hakkıdır. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası
anlamında tarafsızlık, davanın çözümünü etkileyecek önyargı-tarafgirlik
yoksunluğunu, yargıcın menfaatinin olmamasını ve özellikle de mah-
kemenin-yargıçların taraflara karşı leh ve aleyhte duygu, düşünce ve
çıkara sahip bulunmamasını ifade etmektedir. Nesnel tarafsızlığa ilişkin
olarak, daha çok mahkemenin ya da yargıcın farklı görevler üstlenerek
veya davayla ilgili kişisel menfaatlere sahip olarak önyargılı olmaları
dikkate alınmaktadır.
59
ii. Mahkeme Yargıcının Yargılama Sürecinde
Değişik Rol Üstlenmesi ve Tarafsızlık
Tarafsız mahkeme ilkesi açısından, özellikle ceza yargılamasında,
işin esası hakkında karar veren yargıcın son soruşturma öncesi aşama
larda davaya ilişkin roller üstlenip üstlenmediği önem kazanmaktadır.
Yargıcın son soruşturma öncesi davayla ilgili verdiği kararlar tek başına
tarafsızlık kuşkularını doğrulamamaktadır, önemli olan bu kararların
kapsamı ve niteliğidir. Eğer yargıç son soruşturma öncesi davaya ilişkin
bir rol üstlenmiş fakat bu durum davanın son soruşturma öncesi rutin
gözetimi ise ihlal oluşturmayabilmektedir. Buna karşın, son soruşturma
öncesi aşamada yargıcın verdiği karar esasa ilişkin bir konunun ön ka-
rarı niteliğinde ise m. 6/1’in ihlali ortaya çıkabilmektedir. Bu konudaki
sorun yargıçla savcılık makamı arasındaki mesafenin azalması veya
yargıcın davada aynı zamanda soruşturmacı olarak görev almasından
kaynaklanabilmektedir. Son soruşturmada görev alan yargıcın, tutuk-
lama kararı gibi bazı önsoruşturma aşaması kararlarını vermesi onun
tarafsız olmadığını kabul ekmek için tek başına yeterli değildir, başka
koşulların mevcudiyeti aranmaktadır.
60
Yargının tarafsızlığının objektif olduğu kadar sübjektif de olması
hakkaniyete uygun yargılanma için gereklidir. Tarafsızlığın açıkça
görünür olmasını yargı kararı göstermek durumundadır. Mahkeme,
26.09.1995 tarihli Deennet kararında temyize dayalı bozma kararından
59
İnceoğlu, s. 190.
60
İnceoğlu, s. 191-194.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
100TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
sonra bu davanın aynı mahkemeye gönderilmiş olmasını sübjektif ta-
rafsızlık
61
ilkesine aykırı görmemiştir. Bu başvuruda; mahkemeye göre
ilk karar usul eksikliğinden bozulmuş olduğundan ve başvuran yeni
gerekçeler de ileri sürmediğinden yeni kararda sadece usul eksikliği
giderilmiştir, dolayısıyla verilen karar yeni bir karar değil eski kararın
benzeridir. Bu durum karşısında sübjektif tarafsızlık bakımından bir
sorun olduğu ileri sürülemez. Bu karardan çıkan sonuca göre bozmadan
sonra usul dışında esasa ilişkin sorunlar tartışılmış olsaydı sübjektif
tarafsızlık konusu ihlal edilmiş olabilirdi.
Son soruşturmada görev alan yargıcın, daha önce üstlendiği role
ilişkin olarak mahkemenin emsal niteliğinde olan Du Cebber v. Belçika
kararı ile, tutuklama kararı veren yargıçların kovuşturma aşamasındaki
rolleri Karakoç vd. v. Türkiye kararında da incelenmiştir. İddianamenin
reddi-kabulü noktasında karar veren yargıçların rolünün değerlendi-
rilmesinde benzerlik taşıyan bu emsal kararların incelenmesi konunun
anlaşılması bakımından yararlı olacaktır.
Mahkeme, Du Cubber - Belçika kararında, soruşturma yargıçlığı
yaptıktan sonra, son soruşturmada karar veren mahkeme bileşiminde
yer alan yargıcın konumu sözleşmenin 6/1. maddesinde düzenlenen
“tarafsızlık” ilkesi bakımından ayrıntılı olarak değerlendirmiştir. Konu-
muza benzerliği bakımından öncelikle kararda ortaya konan soruşturma
yargıcının konumun anlaşılması gerekmektedir. Soruşturma yargıcı adli
soruşturmanın hazırlık safhasını yürütür ve bu aşamada aynı zamanda
adli polisin de amiri konumundadır. Soruşturma yargıcının görevi, suç
işlendiği konusunda Cumhuriyet Savcısı’nın kendisine yazılı başvuru-
su veya suçtan zarar görenin şikayet dilekçesinin ulaşmasıyla başlar.
Soruşturma yargıcı hazırlık soruşturmasının tüm aşamalarında yetkili
olup, karar verici konumundadır. İHAM bu başvuruya konu olan olayda
soruşturma yargıcının heyette yer almasının başvurucu bakımından bazı
meşru kuşkular doğurduğunu kabul etmiş ve tarafsızlık bakımından
Sözleşme’nin 6/1. maddesine aykırılık tespit etmiştir.
62
61
Tezcan, Durmuş - Erdem, Mustafa Ruhan - Sancaktar, Oğuz, Türkiye’nin İnsan Hakları
Sorunu, 2. Baskı, Ankara, Şubat 2004, s. 336-337.
62
A. Soruşturma yargıcının (investigating judge) statüsü ve yetkileri.
15. Birinci derecedeki mahkeme yargıçları arasından Hükümet tarafından atanan
soruşturma yargıcı (Yargı Kanunu m. 79), adli soruşturmanın hazırlık safhasını yürü-
tür (Ceza Usul Kanunu m. 61 vd.). Bu aşamanın amacı, delilleri de ortaya çıkarmak,
böylece sanığın aleyhinde olabileceği gibi lehinde olabilecek delilleri de ortaya çıkar-
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
101TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Benzer olmasa da farklı bir tartışma, Karakoç vd./Türkiye davası
nedeniyle İHAM’a yapılan başvuruda da tartışılmıştır. 27 Mayıs 1993’te
bir basın açıklaması yapan Diyarbakır’daki sendika, meslek örgütü ve
basın temsilcileri aleyhine soruşturma başlatılmış ve tutuklanma talebi
mak, böylece sanığın, durumuna göre “chamber du conseil” veya “chamre desmises
en accusation” tarafından davaya sevk edilip edilmemesine karar verebilmesi için
ihtiyaç duyduğu materyali sağlamaktır. Bu aşama gizlidir; bu aşamada taraflar yer
almaz (non contradictoire); hukuki temsil bulunmaz.
Soruşturma yargıcı aynı zamanda, adli polisin (investigation police, police judici-
aire) amiridir. Soruşturma yargıcı bu sıfatla, hafif veya ağır suçları araştırma, delilleri
toplama ve herhangi bir suçtan zarar gördüğünü iddia eden kişilerin şikayetlerini
dinleme yetkisine sahiptir. (Ceza Usul Kanunu m. 9/son ve 63). Soruşturma yargıcı
bu sıfatla hareket ederken, “Başsavcının gözetimine” tabidir. (Ceza Usul Kanunu
m. 279 ve Yargı Kanunu m. 148) ; ancak Başsavcının buradaki yetkisi, direktifler
vermeyi kapsamaz. “Şüphelinin suçüstü yakalandığının (caught in the act) kabul
edildiği olaylarda”, soruşturma yargıcı “doğrudan” ve şahsen, “savcının almaya
yetkili olduğu tüm tedbirleri alabilir” (Ceza Usul Kanunu m. 59)
16. Bu son kategoriye giren haller dışında bir soruşturma yargıcı ancak, mesele
kendisine savcıdan soruşturma açılması için yazılı bir taleple (Ceza Usul Kanunu m.
47, 54, 61, 64 ve 138) veya zarar görüldüğü iddiası ile birlikte bir suç şikayeti yoluyla
(m. 63 ve 70) geldiğinde işlem yapabilir.
Eğer bir mahkemede birden fazla soruşturma yargıcı varsa, olaylar soruşturma
baş yargıcı tarafından aralarında dağıtılır. Kural olarak, olaylar haftadan haftaya
sırayla dağıtılır; ancak bu katı bir kural değildir; örneğin acil bir durum varsa veya
daha önce görevlendirilen bir olayla bağlantılı yeni bir olay meydana gelmişse, so-
ruşturma başyargıcı bu kuraldan ayrılabilir.
17. Gerçeğin ortaya çıkmasını kolaylaştırmak için, soruşturma yargıcına geniş
yetkiler tanınmıştır; Temyiz Mahkemesi’nin içtihatlarına göre, soruşturma yargıcı
“kanunla yasaklanmamış olan ve göreviyle bağdaşabilen her türlü işleri yapabilir”.
Soruşturma yargıcı, başka şeylerle birlikte sanığı huzuruna celp edebilir. (summon)
veya gözaltına alınması, mahkeme huzuruna gelmesi veya tutuklanması için mü-
zekkere çıkarabilir ( Ceza Usul Kanunu m. 91 vd.); sanığın ifadesini alabilir, tanıkları
dinleyebilir.( Aynı Kanun m. 71-86 ve 92), tanıkların birbirleriyle yüzleştirebilir ( Yargı
Kanunu m. 942), suç mahalini gezebilir (Ceza Usul Kanunu m. 62) binalara girebilir
ve arama yapabilir (aynı kanun m. 87 ve 88), delillere el koyabilir (take possession of
evidence) (md 89), ve diğerleri. Soruşturma yargıcı ele aldığı olayları “ chambre du
conseil” e bildirir. ( m. 127); savcılık tarafından alınması istenen tedbirlerin yerinde
olup olmadığına karar verir; bu karara karşı Üst Mahkeme’nin “chambre des mises
an accusation” bölümüne başvuru yolu açıktır.
18. Soruşturma yargıcı soruşturmayı tamamlayınca, dosyayı “procurer du Roi”
ye gönderir; o da mütalaa dosyayı iade eder ( m.61(1).
Bundan sonra birinci derece mahkemesindeki tek yargıçlı “chambre du conseil” (25
Ekim 1919, 26 Temmuz 1927 ve 18 ağustos 1928 tarihli Kanunlar), başkaca araştırma
yapılmasına gerek görmemiş ise, sanığın salıverilmesinin gerekip gerekmediğine
(Ceza Usul Kanunu m. 128), sanığı duruma göre Sulh Mahkemesi’ne (criminal co-
urt) sevk edip etmemeye (m. 130) veya dosyayı Üst Mahkeme savcısına gönderip
göndermemeye karar verir.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
102TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
ile çıkarıldıkları hakim tarafından serbest bırakılmışlardır. Bu karara
karşı, savcılık makamının yaptığı itiraz üzerine Diyarbakır 1 no’lu Dev-
let Güvenlik Mahkemesi gıyabi tutuklama kararı vermiştir. Tutuklama
kararının gerekçesinde bildiri metninin suç olduğu konusunda ayrıntı-
lı tartışma yapmıştır. Hazırlık soruşturması sonrasında iddianame ile
Belçika soruşturma yargıcı, Fransız muadilinden farklı olarak, kendi başına dosya-
yı bir mahkemeye sevk edemez. Kapalı oturum yapan “chambre du conseil” de karar
verilmeden önce, soruşturma yargıcının raporu dinlenir. Bu rapor soruşturmadaki
durumun sözlü şekilde anlatılması şeklinde olur; soruşturma yargıcı, sanığın suç-
luluğu hakkında herhangi bir görüş ifade etmez, şuna veya buna karar verilmesini
isteyen nihai sunuşta bulunmak, savcılığın görevidir.” (Belçika hükümeti, bu davada
asıl savunmaları yanında farklı iki alternatif savunmayı da mahkemenin bilgisine
sunmuştur. Hükümet asıl savunmalarında ileri sürdüğü hususlar ve mahkemenin
değerlendirmesi de şu şekilde olmuştur;
“26. Ne var ki, Mahkemenin sübjektif testle yetinmesi mümkün değildir; yetki-
lerin kullanılması ve iç organizasyonla ilgili kaygılar dikkate alınmalıdır (objektif
yaklaşım). Bu noktada, görünüşler bile önemli olabilir; örneğin 19 Ocak 1970 tarihli
Delcourt kararında alıntı yapılan İngiliz özdeyişine göre, “ adalet sadece gerçekleş-
tirmemeli, gerçekleştirileceği de gösterilmelidir” (bkz., Delcourt kararları, prg. 30).
Belçika Temyiz Mahkemesinin de gözlemlediği gibi (21 Şubat 1979 tarihli, Pasicrisie
1979, I,s. 750), tarafsız olmadığından kaygı duymak için haklı bir sebep bulunan bir
yargıç davadan çekilmelidir. Tehlikede olan şey, demokratik bir toplumda mah-
kemelerin halka ve her şeyden önce bir ceza davası söz konusu olduğunda sanığa
vermek zorunda oldukları güven duygusudur. (bkz., 01.10. 1982 tarihli Piersack
kararı, prg. 30).
27. Hükümet meclis tutanakları (bkz., Yukarıda prg. 20) ışığında yorumlandığı
zaman, hiç tartışmasız Yargı Kanununa uygun olan bu fonksiyonlar bileşiminin
Sözleşme’yle de bağdaşabilir olduğu göstermek için bir dizi arguman ileri sürmüş-
tür. Hükümet, Belçika’da bir soruşturma yargıcının görevlerini yerine getirirken
tamamen bağımsız olduğuna işaret etmiştir; mütalaaları kendisini bağlamayan sav-
cıdan farklı olarak, bu yargıcın bir ceza davasında taraf statüsü bulunmamaktadır;
“iddia makamının bir ensturmanı” değildir; onun “faaliyetinin amacı” , başvurucu
De Cubber’in iddialarının tersine, “suçlu olduğuna inandığı kişinin suçlululuğunu
ortaya koymak” değil (bkz., Kom. Raporu, prg. 44), fakat “sanığın aleyhine olduğu
kadar lehine olan delilleri de tarafsız bir usülde toplamak” suretiyle “iddia makamı
ile savunma arasında adil dengeyi” korumaktır; çünkü onun “yargıçlık sıfatı hiçbir
zaman kalmaz”; sanığın yargılamaya sevk edilip edilmemesine karar vermez, kendi
görüşünü oluşturmuş olsa bile, üyesi bulunmadığı “chambre du conseil”e, görüşünü
ifade etmeden, hazırlık soruşturmasının gelişimini ve mevcut durumunu anlatan
objektif bir rapor sunar (bkz., Kom. raporu prg. 52-54 ve 23 Mayıs 1984 tarihli du-
ruşma tutanağı).
28. Sonuç olarak, Oudenaarde Mahkemesi’nin tarafsızlığı, başvurucuya şüpheye
açık görünebilecek durumdadır. Mahkemenin kendisinin, hazırlık soruşturmasını
yürüten adli makam mensubunun tarafsızlığından kuşku duyması için sebep yoksa
da, yukarıda tartışılan çeşitli faktörleri dikkate alan Mahkeme, bu yargıcın heyette
yer almasının başvurucu bakından bazı meşru kuşkular doğurduğunu kabul etmek-
tedir. Mahkeme, Hükümet’in argümanlarını hafife almadan ve sübjektif bir yakla-
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
103TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
açılan davaya da işbölümü gereği 1 no’lu DGM bakmıştır. Mahkeme,
sanık müdafilerinin reddi hakim taleplerini dikkate almayarak, hazırlık
soruşturması sırasında gıyabi tutuklama kararındaki gerekçelerle mah-
kumiyet kararı vermiş ve bu karar Yargıtay’ca onanmıştır.
63
şım benimsemeden adil yargılanma hakkının Sözleşme anlamındaki demokratik bir
toplumdaki işgal ettiği öncelikli mevki akılda tutulacak olursa Sözleşme’nin 6/1.
fıkrasının, özellikle mahkemelerin tarafsızlığı temel ilkesine uyulması konusunda
dar yorumlanmasını bu fıkranın amacı ve gayesiyle tutarlı olmayacağını belirtir.
Mahkeme, Sözleşmeci devletlerin hukuk sistemlerini, sözleşmenin 6(1). fıkrasının
gereklerine uyum sağlayacak şekilde düzenlemekle yükümlü olduklarını hatırlatır.
Tarafsızlık, hiç kuşkusuz bu gereklerin başında gelir. Mahkeme, Sözleşmeci Devletle-
rin, Sözleşme’nin istediği sonuçları gerçekleştirip gerçekleştirmediklerine karar ver-
mekle görevlidir, bunun için neyi kullanacaklarını göstermekle görevli değildir.
Özetle, başvurucu Du Cubber Sözleşme’nin 6(1). fıkrası ihlal mağdurudur.
63
56. Mahkeme, bir yargıcın sadece bir duruşmadan önce olaya ilişkin bir karar vermiş
olmasının, yargıcın tarafsızlığına dair iddiaların doğru olduğu anlamına gelmeye-
ceğini hatırlatır. Önemli olan, duruşmadan önce yargıç tarafından alınan tedbirlerin
kapsamıdır. Ayrıca, yargıcın dosyanın ayrıntılarını biliyor olması, esasa ilişkin kararın
verildiği an onun tarafsız olmadığı gibi bir önyargıyı gerektirmez. Kısacası, hazırlık
aşamasında yapılan değerlendirmeler son aşamada yapılmış gibi düşünülemezler.
Hazırlık aşamasında elde bulunan verilere dayanılarak yapılan değerlendirmeler,
olayın sonucuyla ilgili takdiri bir karar alındığı anlamına gelmez. Bu takdir, duruş-
ma sırasında ortaya çıkan ve tartışılan unsurlara dayanılarak yapılan yargılamaya
müdahale ettiğinden önem taşımaktadır(bkz., özellikle, Hauschildt/Danimarka, 24
Mayıs 1989 vs.).
57. Bu açıdan Mahkeme, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 104. maddesi
gereğince (üstteki 31. paragraf), tutuklamanın gerekliliği hakkında görevli olan
yargıçların, olayda “suçlulukla ilgili ciddi belirtilerin (emarelerin)” bulunduğuna
ikna olması (iyice inanması) gerektiğini gözlemlemektedir. Başvurucuların tutuk-
lanmasına ilişkin DGM’ce verilen karar ile esasa ilişkin olarak verilen kararın aynı
olmadığı doğrudur. İlgililerin yargılanmakta oldukları suçu islediklerine kanaat ge-
tiren “kuvvetli emarelerin” varlığına inanmak için savcılarca ileri sürülen verileri
tahkik etmek kâfidir.
58. Bununla birlikte, bazı durumlar verilen bir olayda, farklı sonuçlara varılmasını
sağlayabilir. Bu açıdan Mahkeme, bir olaya özel bir önem atfedebilir: Yargıç başkan
O. Karadeniz ve üye yargıçlar T. Özen (albay), C. D. Ural’dan oluşan DGM, başvu-
rucular aleyhine bir suçlama ileri sürülmeden önceki bir tarihte, 17 Eylül 1993’te
bir karar almıştır (üstteki 15. prg.). Tutuklamayla ilgili bir karar söz konusudur.
Bu yargılamaya göre; “...dava konusu basın açıklamasında, aynı toprak üzerinde
yaşayan ve ortak bir kader etrafında birleşen, aynı kurucu değerleri paylasan ve
Anayasa’ya göre bölünmez olan “Türk ulusu” gerçeği inkar edilmiş ve “Türkiye ve
bizim ülkemiz” gibi laflarla TC’nin toprağının bir bölümü, Kürt diye adlandırılan
bir halkın toprağıymış gibi gösterilerek bir Kürt ulusunun varlığı iddia edilmiştir.
Başvurucuların Terörle Mücadele Kanunu’nun 8/1. maddesinde belirtilen suçu
islemiş bulunduklarını gösteren kuvvetli emarelerden dolayı ve delil durumu vs...
savcının iddiaları kabul edilmiştir...”
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
104TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Her iki karardan ve mahkemenin değerlendirmesinden çıkan sonuç;
soruşturma sırasında görev yapan yargıcın, uyuşmazlığın esasını çöze-
cek mahkemede görev almasının tarafsızlık bakımından sorun yaratacak
olmasıdır. Nitekim CMUK’un yürürlükte bulunduğu dönemde bozma
ilamından sonra Yargıtay’ın dava dosyasını aynı düzeyde başka bir
mahkemeye gönderme yetkisi bulunmasına karşın bu yetkisini genel-
likle kullanmamıştır. Doktrinde subjektif tarafsızlık ilkesinin tehlikeye
girme olasılığının bulunduğu hallerde Yargıtay’ın bu yetkisini kulla-
narak dava dosyasını başka bir mahkemeye göndermesinin İHAS ve
İHAM içtihatlarına daha uygun olacağı ileri sürülmüştür.
64
Her iki karara konu olan yargılama süreçleri ile iddianamenin iadesi
prosedüründe görev alan yargıç-mahkeme bakımından yargılananların
subjektif tarafsızlık noktasında haklı kuşku duyabilecekleri süreçler yaşana-
bilir. Bu nedenle bu düzenlemenin Sözleşme’nin 6/1. maddesi ile İHAM’ın
bu konuda ürettiği içtihatlara uygun bir hale getirilmesi gerekmektedir.
IV. İddianamenin Sanığa Tebliği ve Adil Yargılanma Hakkı
Çerçevesinde “Silahların Eşitliği Prensibi”
1. İddianamenin Tebliğinin CMK’da Düzenleniş Biçimi
İddianamenin tebliği CMK’da “Kovuşturma Evresi” başlıklı üçün-
cü kitapta düzenlenmiştir. Soruşturma aşamasında iddianamenin
59. Mahkemeye göre, ilgililer aleyhine cezai bir eylem yapılmadan önce yargıçlar
tarafından tutuklamaya ilişkin karar verildiğinden, bu durum ilgililerin, aynı yargıç-
ların uyuşmazlık konusu olan basın açıklamasının baskıcı iç hukukla uygunluğunun
sınırlarını belirlemekten ibaret olan olayın esasını incelemek üzere çağrılmaları (gö-
revlendirilmeleri) durumunda kuşkulanmalarına neden olabilir.
60. Oysa, yargıçlardan O. Karadeniz ve C. S. Ural daha sonra başvurucuları cezalan-
dıran Diyarbakır DGM’de başkan ve asil üye olarak yer almışlardır (üstteki 21.prg.)
Başvurucuların gıyaben tutuklanmasına dayanak yapılan gerekçeler, 13 Nisan
1994’te olayın esasına ilişkin olarak verilen kararın gerekçelerinden pek de farklı
değildir (üstteki 22. prg.). Oysa ki, yargıçların yetkisi, başvurucuların “suçluluğu
konusunda kuvvetli emarelerin” bulunup bulunmadığını, eldeki ilk verilere göre
değerlendirmekle sınırlıydı; bu konuda görevli yargıçların saptamaları ile yargılama
sonucunda çözmeleri gereken sorun arasındaki mesafe çok azalmıştır. Üstelik yargıç
O. Karadeniz, başvurucuların cezalandırılmasına ilişkin kararı onaylamış bulunan 16
Kasım 1995 tarihli kararı veren mahkemede başkan olarak yer almıştır(üstteki 27.prg.).
Mahkeme, bu unsurların, başvurucuların Diyarbakır DGM’nin tarafsızlığına ilişkin
korkularını objektif olarak haklı gösterdiğini kabul eder. Sonuç olarak sözleşmenin
6(1).fıkrası ihlal edilmiştir.
64
Tezcan - Erdem - Sancaktar, a.g.e. s. 337.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
105TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
sanığa veya müdafiine tebliğine ilişkin bir düzenleme yer almamıştır.
CMK’nın Üçüncü Kitabı’nın kamu davasının yürütülmesi başlıklı bi-
rinci kısmının duruşma hazırlığı başlıklı birinci bölümünde yer alan
175. maddede iddianamenin kabulüyle kamu davasının açılmış sayı-
lacağı ve kovuşturma evresinin başlayacağı belirtilmiştir. İddianame-
nin sanığa tebliği ise CMK’nın iddianamenin sanığa tebliği ve sanığın
çağrılması başlıklı 176. maddesinde düzenlenmiştir.
65
Bu durumda
kovuşturma evresinin başlaması ile birlikte iddianame sanığa tebliğ
edilmektedir. Bu aşamadan önce iddianamenin sanığa veya müdafiine
tebliği ve sanığın iddianamenin iadesi hakkında söyleyeceklerinin so-
rulması imkanı söz konusu olamayacaktır.
Oysa ki CMK’nın 278. maddesinde istinaf incelemesinden önce,
297. maddesinde ise temyiz incelemesinden önce ilgili Cumhuriyet
Başsavcılıklarınca hazırlanan tebliğnamenin taraflara tebliğ edileceği-
ne ilişkin düzenlemeye yer verilmiştir.
66
Temyiz incelemesi sırasında
65
İddianamenin sanığa tebliği ve sanığın çağrılması
MADDE 176. - (1) İddianame, çağrı kâğıdı ile birlikte sanığa tebliğ olunur.
(2) Tutuklu olmayan sanığa tebliğ olunacak çağrı kâğıdına mazereti olmaksızın
gelmediğinde zorla getirileceği yazılır.
(3) Tutuklu sanığın çağrılması duruşma gününün tebliği suretiyle yapılır. Sanık-
tan duruşmada kendisini savunmak için bir istemde bulunup bulunmayacağı ve
bulunacaksa neden ibaret olduğunu bildirmesi istenir; müdafii de sanıkla birlikte
davet olunur. Bu işlem, tutuklunun bulunduğu ceza infaz kurumunda cezaevi kâtibi
veya bu işle görevlendirilen personel yanına getirilerek tutanak tutulmak suretiyle
yapılır.
(4) Yukarıdaki fıkralar gereğince, çağrı kâğıdının tebliğiyle duruşma günü arasında
en az bir hafta süre bulunması gerekir.
66
Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın görevi
MADDE 278. - (1) Dava dosyası, bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılı-
ğı’na geldiğinde incelenerek, varsa tebligat eksikliklerinin giderilmesi sağlandıktan
ve sunulması gereken belge ve deliller de eklendikten sonra, yazılı düşünceyi içeren
bir tebliğname ile birlikte bölge adliye mahkemesi ceza dairesine verilir. Bölge adliye
mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen tebliğname ilgililere de tebliğ
olunur.
Temyiz dilekçesinin tebliği ve cevabı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın
görevi
MADDE 297. - (1) 296 ncı maddeye göre hükmü veren bölge adliye mahkemesin-
ce reddedilmeyen temyiz istemine ilişkin dilekçesinin bir örneği karşı tarafa tebliğ
olunur. Karşı taraf, tebliğ tarihinden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevabını
verebilir.
(2) Cevap verildikten veya bunun için belirli süre bittikten sonra dava dosyası,
bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı’na gönderilir.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
106TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
tebliğnamenin tebliğinin düzenleyen 297. madde İHAM içtihatları ile
şekillenmiş ve taraflara tebliğden itibaren bir hafta içerisinde cevap
verme hakkını tanımıştır. Ancak tebliğe cevap verme hakkını istinaf
aşamasında tebliği düzenleyen 278. maddede görememekteyiz. Yasa-
nın birbirine bu kadar paralel iki düzenlemesi arasında böylesine açık
bir farkın olması yasanın alelacele hazırlanması nedeniyle unutulmuş
bir eksiklik olarak görünmektedir.
2. Silahların Eşitliği Prensibi
Kollektif hüküm vermenin veya kısaca muhakeme yapmanın me-
todu hüküm verme faaliyetine katılacakların düşüncelerini karşılıklı
olarak bildirebilmelerinin sağlanmasıdır. Böylece bütün süjeler birbir-
lerinin fikirlerini öğrenecekler, hep birlikte düşüneceklerdir. Bu imkanı
sağlayan sisteme çelişme (contradittorio) denir.
67
“Silahların eşitliği” prensibi çelişmeli (adversarial-contradictoire)
yargılama ilkesi, dava sırasında mahkemenin kararını etkilemek ama-
cıyla sunulan delil ve mütalaalar ya da görüşlerin her biri hakkında
bilgi sahibi olma ve bunlar hakkında yorum yapma imkanının tarafla-
ra tanınması olarak özetlenebilir. Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların
eşitliği ilkesi ile yakından ilişkilidir ve bu iki ilke mahkeme kararlarında
birbirini tanımlar bir şekilde kullanılmaktadır. Zira, çelişmeli yargılama
ilkesinin ihlal edilmesi, davasını savunabilmesi açısından taraflar arasın-
daki dengeyi bozabilmektedir. İHAM’a göre, silahların eşitliği geniş bir
kavram olan adil yargılamanın sadece bir özelliğidir, adil yargılama ceza
yargılamasının çelişmeli olması temel hakkını da içerir. İHAM’a göre,
silahların eşitliği adil yargılamanın sadece bir özelliğidir, adil yargılama
ceza yargılamasının çelişmeli olması temel hakkını da içerir. Çelişmeli
yargılama, bir ceza davasında, savunma ve iddianın her ikisine de, diğer
tarafın sunduğu delil ve dosyadaki görüşler hakkında yorum yapma
ve bunlara ilişkin bilgi sahibi olma imkanının verilmesi zorunluluğu
(3) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz
etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi hâlinde sanık veya
müdafii ile katılan veya vekillerine ilgili dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden
itibaren bir hafta içinde yazılı olarak cevap verebilir.
(4) Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, ilgililerin dava dosyasından be-
lirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur.
(5) 262 ve 263 üncü madde hükümleri saklıdır.
67
Kunter - Yenisey, s. 40.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
107TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
demektir. Uygulanan hukukun bu zorunluluğu yerine getirebilmesini
sağlayan çeşitli yöntemler vardır. Bununla beraber, hangi yöntem be-
nimsenirse benimsensin, diğer tarafın dosyada yer alan mütalaaların
farkında olması ve onlar hakkında yorum yapmaya gerçekten olanağı
olması güvenceye alınmalıdır. Karara konu olan olayda, savcının mü-
talaasının bir kopyası başvurucuya gönderilmemiştir. Uygulamada
savcının mütalaasının dosyada tutulduğu ve bu uygulamanın avukat tarafından biliniyor olması gerektiği Hükümet tarafından savunul
-
muştur. İHAM savcılık mütalaasının dikkate değer bir öneme sahip
olduğunu ve iddia edilen uygulamanın, savunma açısından bir çaba
ve uyanıklık gerektirdiğini belirtmiştir. İHAM, mevcut uygulamanın
temyiz edenleri bu savcılık mütalaasının dosyada olduğundan haber
-
dar olmak yönünde yeterli derecede güvenceleşmediği kanaatindedir.
İHAM, istinaf mahkemesinin kararının daha sonra Yüksek Mahkeme
tarafından bozulduğu ve yargılamanın ikinci aşamasında savcılık mü-
talaası değişmediği için bu hatanın düzeltilmiş sayılması yönündeki
Komisyon görüşüne de katılmamaktadır. İHAM, istinaf mahkemesinin
kararında yer alan savcılık mütalaasına ilişkin bilgilerden hareketle sa-
vunma yapılabileceği görüşünü dolaylı ve hipotetik bir imkan olarak görmektedir, ayrıca Yüksek Mahkeme’nin bozma kararının tamamıyla
bu konuyla ilgili olmayan bir nedene dayandığını, bu nedenle de söz
konusu hatayı düzeltmediğini belirtmektedir. Çelişmeli yargılama il-
kesine aykırılık nedeniyle İHAM bu davada m. 6/1’e aykırılık olduğu
kanaatine varmıştır.
68
i. İddianamenin İadesi Kurumu’nun İHAS’ın 6. Maddesi
Bakımından Değerlendirilmesi
Şüpheli-sanığın isnattan itibaren her aşamada kendisi ilgili soruştur-
ma işlemlerinden ve evrelerinden haberdar olması bunlara karşı görüş
ve itirazlarını sunma olanağına sahip olması adil yargılanma hakkının
gereklerindendir.
İsnadın “tür ve nedeni” hakkında mümkün olduğunca erken bir za-
man diliminde haberdar olma hakkı, gibi, “şaşkınlık ve gafil avlanmaktan”
korunmaya hizmet etmektedir. Eğer silahların eşitliği ilkesi ciddiye
alınırsa, telefi edilemez bilgi gizlemeleri içinde hazırlık soruşturması
68
İnceoğlu, s. 252.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
108TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
makamlarıyla karşı karşıya kalmamak için, şüpheli kimse başlangıçtan
itibaren yeterli ve geniş kapsamlı-sözlü veya yazılı, fiili veya hukuksal-
açıdan bilgilendirilmek zorundadır. Bu nedenle, bildirim yükümlülüğü
ancak davanın açılmasıyla değil, bilakis bir kimseye kendisinin maddi
olarak şüpheli olduğu bildirilir bildirilmez doğmaktadır. Eğer şüpheli
kimsenin, kendisinin usulü haklarını icrası aracılığıyla araştırmaları
başka biçimde yönlendireceği biçiminde gerekçelendirilen korkulacak/
sakıncalı bir durum ortaya çıkarsa, bildirim her halükarda daha sonra-
ya kalabilir. İHAS’ın 6. maddesinin 3/a fıkrasından, şüpheli kimsenin
daha önce suçlamanın tür ve nedeni hakkında bilgilendirilmiş olması
halinde dahi, iddianamenin içeriğini bildirmek –kural olarak yazılı bi-
çimde– yükümlülüğü ortaya çıkmaktadır. Bu, yalnızca iddianamenin
yeni hukuksal veya fiili noktalar içermesi halinde geçerli değildir, ancak
bu gibi hallerin varlığı özellikle geçerlidir. İddianamenin bildirilmesini
isteme talebi, bundan bağımsız olarak, çelişmelilik ilkesinden de ortaya
çıkmaktadır. Çünkü, davada opponend ve adversary’nin karşılıkla ta-
rafların ilk şekli ve bağlantılı açıklamaları söz konusu olmaktadır.
69
Voisine v. Fransa davasının kararında, vekili olmayan başvurucu
Yargıtay’ın ceza dairesine hukuk hakkında itirazda bulunduktan sonra
Başsavcının mütalaasına başvuramadığından ve bu mütalaaya yanıt
veremediğinden dolayı şikayetçi olmuştur. Bu başvuruda mahkemenin
kararı şu şekildedir;
“6. maddenin 1. fıkrası’nın içtihattaki yorumu bağlamında nizalı davanın
anlamı prensipte bir hukuk yada ceza davasının tüm taraflarının mahkemenin
kararını etkilemek amacıyla, ulusal yargının bağımsız bir mensubu tarafından
bile olsa, gösterilen deliller ve sunulan mütalaalar la ilgili bilgiye sahip olması
ve bunlarla ilgili görüş bildirebilmesidir.
İş bu davada, başvurucu Başsavcı’nın mütalaasına erişememiştir. Bu
durumda incelenmesi gereken: ‘davada başvurucu açısından neyin önemli
olduğu ve Başsavcı’nın mütalaasını niteliği olup, (ilgili kişinin başvurusunu
raddeden) Yüksek Mahkeme önünde mütalaaya yanıt vermesinin olanaksız
olduğu gerçeği göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun nizalı dava
hakkının ihlal edildiği belirtilmiştir’
69
Ambos Kai, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yargılama Hakları – Silahların
Eşitliği, Çelişmeli Ön Soruşturma ve AİHS m. 6” Çev. Ünver Yener, Adil Yargılanma
Hakkı ve Ceza Hukuku, Karşılaştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi 3, s. 28 - 29.
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
109TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Başvurucunun uzman bir avukat tarafından temsil edilmek üzere avukat
yardımı için başvuruda bulunmadığı doğru olmasına karşın, Hükümet’in
iddiasının aksine başvurucu nizalı dava hakkında feragat etmiş değildir. Bir
dizi kararda tutarlı biçimde görülebileceği üzere, Sözleşme tarafından güven-
ce altına alınmış olan bir hakkı kullanmaktan feragat sarih bir şekilde tesis
edilmelidir.
70
Yargıtay önündeki yargılamanın spesifik özelliği dolayısıyla bu tür bir
davada sadece uzman hukukçulara söz hakkı tanındığı açıktır. Anca, iç hukuk
uyarınca kişiye kendini temsil etme hakkının tanındığı hukuk hakkında bir
başvuruda bulunan kişiye, bu kişinin mahkeme önünde adil yargılanması-
nı güvence altına alınacak usul yollarını açık tutulmasını gerekçesi olarak
gösterilemez. Mahkeme, hukuk sisteminde Yargıtay bulundurmayı seçmiş
bir Devlet’in, hukuka tabi kişilerin Yargıtay önünde de 6. Maddede yer alan
güvencelerden faydalanmasını sağlamasını gerektiğini hatırlatır.
Dolayısıyla, başvurucunun Yargıtay önündeki davasını nizalı usule göre
adil şekilde incelenmesine olanak sağlanmadığı için, bu davada 6. maddenin
1. fıkrası ihlal edilmiştir.”
71
6. madde bakımından iddianamenin şüpheliye tebliğ edilmemesinin
silahların eşitliği çelişmeli yargı bakımından adil yargılanma hakkına
aykırı durum yarattığını ifade edebiliriz.
ii. İddianamenin Tebliğinin Soruşturma Aşamasında
Düzenlenmiş Olması ve Sanık Olmanın Dezavantajları
İddianamenin sanığa tebliği, CMK’da “Kovuşturma Evresi Başlığı”
altında 176/1. maddesinde düzenlenmiştir. Bu aşama, iddianamenin
reddi ile ilgili uyuşmazlığın bittiği ve şüphelinin, sanık konumuna
geçtiği aşamadır. Şüpheli, iddianamenin reddi-kabulü muhakemesin-
den habersizdir, zira bu muhakeme çelişmeli yargılama ilkelerine göre
yapılmamaktadır.
İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, yargılamanın bir aşamasında
adil yargılanma ilkelerine aykırılık var ise ve bu aykırılık yargılama-
70
Colozza - İtalya davası, 12 Şubat 1985 tarihli karar, Seri A No. 89, s. 14-15, paragraf
28, için bkz., Dutertre s. 237.
71
Ekbatani - İsveç davası, 26 Mayıs 1988 tarihli karar, seri A No. 134, s. 12, paragraf
24, için bkz., Dutertre, s. 237.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
110TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
nın diğer aşamalarında giderilebiliyorsa kural olarak Sözleşme’nin 6.
maddesine aykırılık halini kabul etmemektedir. Örneğin, soruşturma-
sında dinlenilmeyen bir tanığın kovuşturma aşamasında dinlenilmesi-
nin olanaklı olması halinde 6. maddeye aykırılık söz konusu olmaya-
bilecektir. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
Yürürlükteki mevzuatımız bakımından, sanık olmanın giderilme-
si mümkün olmayan dezavantajlar yarattığının bilinmesi gerekmekte-
dir. Salt, iddianame ile kovuşturmaya başlanılmış olmasının yarattığı
manevi çöküntü dışında, bu durum birçok yasada değişik yasaklılık
hallerinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
72
Kovuşturmanın bir
72
4734 sayılı İhale Kanunu’nun 59/2. maddesinde aleyhine ceza kovuşturmasına
başlanılmış olanların ihalelere katılmasının yasak olduğu açıkça belirtilmiştir.
1136 Avukatlık Kanunu’nun 153. maddesi ile hakkında meslekten çıkarma cezasını
gerektirebilecek mahiyette soruşturma yapılmakta olan avukatın disiplin kurulu
kararı ile tedbir mahiyetinde işten yasaklanabileceği düzenlemiştir.
2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun 77. maddesinde hakkında soruş-
turma yapılan hakim ve savcının göreve devamının, soruşturmanın selametine
yahut yargı erkinin nüfuz ve itibarına zarar vereceğine kanaat getirilirse, hakimler
ve savcılar yüksek kurulunca geçici bir tedbir olarak görevden uzaklaştırılmasına
veya soruşturmanın sonuçlanmasına kadar geçici yetki ile bir başka yargı çevresinde
görevlendirilmesine karar verilebileceği düzenlenmiştir.
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 140. maddesine göre, haklarında mah-
kemelerce cezai kovuşturma yapılan Devlet memurlarının aynı Yasa’nın 138. madde-
sinde belirtilen yetkililer tarafından görevden uzaklaştırılabileceği düzenlenmiştir.
1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 123. maddesinde; suç teşkil fiillerden dolayı
haklarında adalet müfettişi, Cumhuriyet Savcısı veya ceza mahkemesi tarafından
soruşturma veya kovuşturma yapılan noterlerin, soruşturma ve kovuşturmanın
selameti bakımından Adalet Bakanlığı tarafından gerekli görüldüğü takdirde,
soruşturma veya kovuşturmanın kesin bir kararlar sonuçlanmasına kadar işten el
çektirileceği düzenlenmiştir.
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 85. maddesinde; 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 48. maddesinin (A) fıkrasının (5) numaralı bendinde öngörülen suçlarla
ilgili olarak haklarında ceza davası açılan Kurul Başkan ve üyelerinden görevi ba-
şında kalması sakıncalı görülenlerin, Bakanlar Kurulu tarafından tedbiren görevden
uzaklaştırılabileceği düzenlenmiştir.
5302 sayılı İl Özel İdaresi Yasası’nın 34. maddesinde görevleriyle ilgili bir suç
nedeniyle haklarında soruşturma veya kovuşturma açılan il özel idaresi organları
veya bu organların üyelerinin, geçici bir önlem olarak kesin hükme kadar görevden
uzaklaştırılabileceği düzenlenmiştir.
14.10.2005 tarihli Kamu Personeli Kanunu Tasarısı’nın taslak metninin 96. mad-
desinde kamu hizmetlerinin yürütülmesi bakımından görevi başında kalmasında
sakınca görülen memurlar ve sözleşmeli personelin ihtiyati bir tedbir olarak görevden
uzaklaştırılacağı düzenlenmiştir.
Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin
Yönetmeliği’nin 26. maddesinde görevden uzaklaştırmanın kamu hizmetinin ge-
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
111TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
kararla sona ereceği zamana kadarda bu halleri hukuken ve pratik
olarak ortadan kaldırmak olanaklı değildir. Örneklerden de anlaşıla-
cağı üzere salt iddianamenin düzenlenmiş olması şüphelinin hakları
bakımından kovuşturma aşamasında da giderilemeyecek sorunlar
yaratmaktadır.
iii. Mahkeme Kararları
İddianamenin tebliğine benzer sorunlar değişik biçimlerde İHAM’ın
önüne götürülmüştür. Konunun değerlendirilmesi bakımından iki ka-
rarın incelenmesi yararlı olacaktır Mahkeme Göç v. Türkiye kararında,
esas mahkemesinin kararının temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığı tarafından hazırlanan mütalaanın temyiz edene tebliğ edil-
meden dava dosyasının ilgili Yargıtay Dairesi’ne gönderilmiş olmasını
“silahların eşitliği” prensibi bakımından Sözleşme’nin 6/1. maddesine
aykırı bulmuştur.
73
Bu karardan sonra 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri
rektirdiği hallerde, görevi başında kalmasına sakınca görülecek üst kuruluşlar ile
yükseköğretim kurumu yöneticileri, öğretim elemanları, memurlar ve diğer perso-
nel hakkında alınan ihtiyati bir tedbir olduğu ve görevden uzaklaştırma tedbirinin
soruşturmanın herhangi bir safhasında alınabileceğini düzenlemiştir.
73
33. Mahkeme, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın rolünün başvuran ve Hazine
tarafından yapılan temyiz başvurularına ilişkin mütalaada bulunmak olduğunu
gözlemlemektedir. Başsavcı ilk derece mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat
tutarının onanmasına ilişkin mütalaada bulunmuştur. Başsavcı’nın mütalaası bu
nedenle Yargıtay kararını etkileyici niteliktedir.
34. Mahkeme’ye göre, başsavcının tebliğnamesinin niteliği ve başvurana, buna ce-
vaben yazılı görüş bildirme olanağının tanınmaması göz önünde bulundurulduğunda
başvuranın çekişmeli dava hakkının ihlal edildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu
hak ilke olarak, ulusal hukuk sisteminin bağımsız bir üyesi tarafından -bu davadaki
Başsavcı gibi- mahkemenin kararını etkilemek üzere toplanan kanıtlar ve sunulan
mütalaalarla ilgili olarak bir hukuk ya da ceza davasının taraflarına bilgi verilmesi
ve bu taraflara da görüş bildirme olanağının tanınması anlamına gelmektedir.
35. Başsavcı’nın Hazinenin temyiz başvurusunun reddine yönelik mütalaada
bulunduğu da doğrudur. Fakat bu tarafsız yaklaşım temyiz aşamasında taraflar
arasında silahların eşitliğini sağlasa da başvuranın kendisi için ilk derece mahkemesi
tarafından hükmedilen tazminat tutarına yönelik itirazı sürmektedir. Bu nedenle
başvuran Yargıtay önündeki başarı şansını zedeleyen her türlü mütalaadan haber-
dar edilme hakkına sahiptir. Gerçekten, hakkaniyet açısından, bu tür mütalaaların
bildirilmesi başvuranın iç hukuk mahkemeleri önünde sözlü duruşma hakkına sahip
olmaması gerçeği karşısında daha da zorunlu olmaktadır.
36. Dolayısıyla, başvurana, Başsavcı’nın Yargıtay’a sunduğu tebliğnamenin bildi-
rilmemesi göz önünde bulundurulduğunda Sözleşme’nin 6/1 maddesi hükmünün
ihlal edildiği sonucuna ulaşılmaktadır (36590/97 – 9 Kasım 2000 tarihli karar).
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
112TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
Usulü Kanunu’nun 02.01.2003 tarih ve 4778 sayılı Kanun’un 2. madde-
siyle ek düzenleme getirilmiş ve daha sonra bu düzenleme 19.03.2003
tarih ve 4829 sayılı Yasa’nın 20. maddesiyle de değiştirilmiş, mevzuat
Sözleşme’nin 6/1. maddesiyle uyumlu hale getirilmiştir. Aynı düzenle-
me 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
297/3. maddesinde aynı şekilde korunmuştur.
G. B. v. Fransa kararına konu olan olayda başvurucu, Ağır Ceza
Mahkemesi’nde görülmekte olan bir davanın başlangıcında savcılık
tarafından yeni belgelerin sunulmuş olmasına itiraz etmiş ve adil
yargılanmadığını ileri sürmüştür. İHAM ise kararında, başvurucunun
daha sonra sunulan bu deliller ile ilgili olarak itiraz edip tartışma ya-
ratabileceğine dikkat çekerek Sözleşme’nin 6/1. maddesine aykırılık
tespit etmemiştir.
74
74
“G. B. v. Fransa davasının kararı ahlak ile ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesinde
görülmekte olan bir davanın başlangıcında savcılık tarafından yeni belgelerin su-
nulmasıyla ilgilidir. Bu davda, başvurucu adil yargılanmadığını iddia etmektedir.
Yakınma üç kısımdan oluşmaktadır: önce, başvurucu, savcılık tarafından Ağır Ceza
Mahkemesinde ki duruşmanın başlangıcında savcılık tarafından yeni belgeler sunul-
duğu ve sunulan bu belgelerden sonra başvurucu adına gerekli savunmayı hazırla-
yabilmek için avukatına çok kısa bir süre tanındığından dolayı silahların eşitliği ve
savunma hakları ilkelerinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür; başvurucu, ikinci olarak,
bilirkişinin bu yeni belgeleri incelemek için sadece 15 dakika vakti olması sebebiyle
sonuçta mütalaasını tamamen aksi yönde değiştirdiğinden yakınmıştır; ve son olarak,
bilirkişinin görüşünü değiştirmesinin jüriyi büyük ölçüde başvurucunun aleyhine
etkilemesine karşın, başvurucu delillerin karşılıklı çürütülmesi sırasında bilirkişi
ifadesi ekleme talebinin reddedilmesinin adil olmadığını düşünmektedir. AİHM önce
avukata yeni belgeler ışığında savunmasını hazırlamak için verilen süreyi incelemiş
ve şunları bildirmiştir (paragraf 60-63).
Mahkeme, duruşmanın başlangıcında savcılığın başvurucunun kişiliğine ilişkin
yeni belgeler sunmasının tamamen yasal olduğuna dikkat çeker; bu belgeler sa-
vunmaya iletilmiş ve daha sonra nizalı olarak incelenmiştir. Ayrıca, başvurucunun
kendisinin de tek başına bu belgelerin mahkemeye sunulmasına itiraz etmediği gö-
rülmektedir. Dolayısıyla bu durumun tek başına taraflar arasında silahların eşitliği
ilkesine hiçbir aykırılık oluşturmadığı kararlaştırılmıştır.
Mahkeme ayrıca, Ağır Ceza Mahkemesi duruşma zabtından olayların akış sırasını
dikkatle incelemiş, ve bu duruşmanın başlangıcında, 13 Mart 1997 günü sabah saat
10:00 da savcı yardımcısı tarafından yeni delillerin sunulduğunu, başvurucunun
avukatının bunların dosyayı eklenmemesi doğrultusundaki itirazının mahkeme
tarafından reddedildiğini belirlemiştir. 13,14 ve 15 Mart günleri savunmanın sor-
gulanmasına geçilmiş, tanıklar ve bilirkişinin ifadeleri dinlenmiş, sivil tarafların
layihaları dinlenmiş, savcı yardımcısı sunuşunu yapmış itali sanığın avukatlarının
layihaları dinlenmiş ve son olarak esas sanığın, yani başvurucunu, avukatı 15 Mart
1997 günü akşam 19:05 - 20:45 arasında layihasını sunmuş ve duruşma sona ermiştir
(daha sonra mahkeme heyeti ve jüri çekilerek kararı tartışmışlar ve üç saat sonra 23:
45’te karar açılanmıştır.).
hakemli makaleler M. Sezgin TANRIKULU
113TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
V. Sonuç ve Değerlendirme
Yukarıda açıklandığı üzere iddianamenin reddi ve kabulü inceleme-
si soruşturma aşamasında düzenlendiği halde bu görev esas incelemeyi
yapacak mahkeme-yargıca verilmiştir. Esas olarak CMK’nın 23/2 mad-
desi uyarınca bu yargıçların esas incelemesinde görev alması olanaklı
olmaması gerekirdi. Ancak yasal düzenleme karşısında bu inceleme
uyuşmazlığın esasını çözecek yargıçlarca yapılmaktadır. Aktarılan Van
Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ile Diyarbakır Ceza Mahkemelerindeki
araştırma sonuçları adil yargılanma ilkeleri bakımından sorunların
yaşandığını ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, Adalete ve yargı sistemine inancın neredeyse tümüyle
sarsıldığı günümüzde ünlü İngiliz özdeyişini hatırlamakta yarar bulun-
maktadır; “adalet sadece gerçekleşmemeli, gerçekleştirileceği de gösterilmelidir.”
Sanık olmanın, bu nedenle insan onuru ile bağdaşmaz durum yaratmanın
neredeyse “keyfiliğe” yakın olan günümüz yargı ortamında, yeni bir kurum
olan iddianamenin kabulü-iadesi keyfiliğin hukuka uygun hale getirilmesi
bakımından yararlı olmuştur. Bu düzenleme keyfiliğin önüne geçilmesi,
yargılamaların uzamaması nedenleriyle mutlaka korunmalı, ancak karar
inceleme makamı bakımından adil yargılanma ilkelerine uygun yeni bir
düzenleme gecikmeksizin yapılmalıdır. İddianame soruşturma aşamasın-
da şüpheliye tebliğ edilmesi, şüphelinin itirazlarını oluşturulacak inceleme
makamına sunma ve dinlenmesini talep etme olanağı adil yargılanma
hakkı bakımından mutlaka sağlanmalıdır. Yapılacak bu düzenleme ile
aynı zamanda hukuka aykırı delilleri değerlendirecek, iddianamenin reddi
ve kabulü noktasında çelişmeli muhakeme ilkelerine göre değerlendirme
yapacak bir yargı makamı oluşturulmalıdır. Bu yargı makamında görev
alanlar hiçbir şekilde uyuşmazlığın esasını çözecek mahkemede görev
almamalıdır. Düzenlemenin bu şekilde korunması halinde, birçok bireysel
başvurunun İHAM’nin önüne götürülmesi kaçınılmaz olacaktır.
Bu doğrultuda Mahkeme, başvurucunun ileri sürdüğü gibi, avukata (devam eden
yargılamayı izlerken) yeni delilleri incelemek için sadece yarım gün süre tanındığının
doğru olmadığını belirtir. Söz konusu yarım gün, önem dereceleri ayrı ayrı değer-
lendirilmesi gereken, savcılık delillerinin sunulması ile bilirkişinin ifadesi arasında
geçen süredir (bkz., aşağıdaki paragraf 68 ve sonraki paragraflar).
Yukarıdakilerin ışığında Mahkeme, başvurucunun yeni delillere karşılık savun-
masını hazırlamak için yeterli zaman ve imkana sahip olduğunu düşünmektedir
ve Sözleşme’nin bu bağlamda 6. maddesi 3/b fıkrasıyla birlikte alınan 1. fıkrasının
bu davada ihlal edilmediğine karar vermiştir.” 2 Ekim 2001, Başvuru no. 44069/98,
Dutertre, s. 237.
M. Sezgin TANRIKULU hakemli makaleler
114TBB Dergisi, Sayı 64, 2006
KAYNAKÇA
Adil Yargılanma Hakkı, Uluslararası Af Örgütü, İstanbul 2000.
Altıparmak, Kerem, “AİHS’nin 6. Maddenin Uygulama Alanı” AÜSBF Dergisi
C. 53, Ocak-Aralık 1998.
Avusturya İnsan Hakları Sözleşmesi Yıllığı, Neumeister Davası, Seri B No. 6.
Ambos Kai - Çev. Ünver, Yener, Adil Yargılanma Hakkı ve Ceza Hukuku, Karşı-
laştırmalı Güncel Ceza Hukuku Serisi 3.
Centel, Nur, Ceza Muhakemesi Hukukunda Hakimin Tarafsızlığı, İstanbul 1996.
Centel, Nur - Zafer, Hamide, Ceza Muhakemesi Hukuku, 1. Bası Ocak 2003.
Çolak, Haluk – Taşkın, Mustafa, a.g.e., s. 587.
Doğru, Osman, İnsan Hakları Kararlar Derlemesi, Cilt 1.
Doğru, Osman, İHAM İçtihatları, C. 1 2004.
Gilles, Dutertre, İnsan Hakları Genel Direktörü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
İçtihatlarından Alıntılar, Avrupa Konseyi 2005.
Gölcüklü, Feyyaz, “AİHS’ne Göre Doğru Yargılama”, AHİS Uygulamasını Kişisel
Haklar Semineri, Mart-Haziran - 1995, AÜSBF, AHM Yayınları, No:11.
Gözübüyük, Şeref - Gölcüklü, Feyyaz, AİHS ve Uygulaması, 6. Bası, Ağustos
2004.
İnceoğlu, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma
Hakkı, 2. Bası, İstanbul 2005.
Kunter - Yenisey, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.
Bası, Beta Basım Yayım Dağıtım, Mayıs 2000.
Nuala, Mole - Catharina, Harby, Adil Yargılanma Hakkı, İnsan Hakları El Kitap-
ları No.3, TBB Yayınları 89.
Tezcan, Durmuş - Erdem, Mustafa Ruhan - Bayraktar, Oğuz, Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi Işığında Türkiye’nin İnsan Hakları Sorunu, 2.Baskı, Ankara 2004.
Özbek, Veli Özer, Yeni Ceza Muhakemesi Kanunun Anlamı, Ankara 2005.
Öztürk, Bahri, Türk Ceza Kanunu Reformu Üçüncü Kitap, Yeni Ceza Kanunu ve
Ceza Muhakemeleri Kanunu Panel, Çanakkale, 1 Nisan 2005.
Yazıcıoğlu, Yılmaz, “Yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’na İlişkin Tebliğler, 5271
sayılı Yeni CMK Uyarınca Soruşturma ve Soruşturma İşlemleri”, Legal
Hukuk Dergisi, Yıl. 3, S. 32, Ağustos 2005.
Yurtcan, Erdener, CMK Şerhi, 4. Bası, Kasım 2005.