Murat AYDIN makaleler
72TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
I. TARİFENİN KONUSU VE KAPSAMI
A. Genel Olarak
Avukatlık asgari ücret tarifesi, avukatın yapacağı bütün hukuki
yardımlarda, alacağı en az ücreti belirleyen tarifedir.
Dava veya takiplerde, taraflardan birisi dava ya da takibinde hak-
lı çıktığında, karşı tarafa yargılama giderlerinin yüklenmesi gerekir.
Avukatlık ücreti de yargılama gideri olduğundan, kendisini avukat ile
temsil ettiren kişi yararına avukatlık ücretine de hükmedilmesi gerekir.
İşte karşı tarafa yargılama gideri olarak yüklenecek avukatlık ücretinin
miktarı, asgari ücret tarifesindeki hükümlere göre belirlenir.
Avukatlık asgari ücret tarifesinin bir başka uygulama alanı ise;
avukat ile iş sahibi arasında belirlenecek ücrete taban oluşturmasında
kendisini gösterir. Nitekim, avukat ile iş sahibi yasa kuralları çerçeve-
sinde ücreti serbestçe kararlaştırabilirler. Ancak, kararlaştırılacak ücretin
avukatlık asgari ücret tarifesinin altında olmaması gerekir.
Bu yazıda gerek avukatlık asgari ücret tarifesine ve gerekse de CMK
hükümleri uyarınca atanacak müdafi ve vekillere ilişkin ücretleri belir-
AVUKATLIK
ASGARİ ÜCRET TARİFELERİNİN
ELEŞTİRİSİ
Murat AYDIN
*
*
Hakim, Adana.
makaleler Murat AYDIN
73TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
leyen tarife hükümlerinin hazırlanmasına ve yapısına genel olarak yer
verilecek, TBB tarafından hazırlanarak 04.12.2005 tarihli Resmi Gazete’de
yayınlanarak yürürlüğe giren son tarifelerin eleştirisine yer verilecek,
bundan sonraki tarifelerin hazırlanmasına bu şekilde katkı yapılmaya
çalışılacaktır.
B. Maktu Ücret – Nisbi Ücret
Avukatlık asgari ücret tarifesinde, ücret; maktu ve nisbi olmak
üzere iki türlüdür.
Maktu ücret görülmekte olan davanın konusunun para olmadığı
veya para ile ölçülemediği durumlarda verilen ücrettir. Bazı durum-
larda da davanın veya hukuki yardımın konusunun değerinin önemi
yoktur. Bu tür ücretler, davanın görüldüğü mahkemeye göre değişir
ve o mahkemede görülen ve maktu ücrete tabi olan bütün davalar için
aynı ücrete hükmedilir. Maktu ücretler tarifenin ikinci kısmının ikinci
bölümünde gösterilmiştir.
Nisbi ücret, görülmekte olan davanın konusunun para olması veya
para ile ölçülebilmesi durumunda, değere göre hesaplanan ve değere
göre belirli oranlarda artıp azalan ücrettir. Hangi miktar için hangi oran-
da ücrete hükmedileceğine ilişkin nisbi ücret oranları tarifenin üçüncü
kısmında gösterilmiştir.
Ancak Tarife’nin 12. maddesine burada değinmek gerekir. Bu mad-
de hükmü uyarınca; belirlenecek bu nisbi ücretin, davanın görüldüğü
mahkemeye göre belirlenen maktu ücretin miktarından az olmaması
gereklidir. Yani nisbi ücrete bir alt sınır getirilmiş, bu alt sınır olarak
da maktu ücretin kendisi belirlenmiştir. Örneğin asliye hukuk mah-
kemesinde görülen 500 lira değerindeki bir tazminat davası sonunda
hesaplanacak nisbi ücret (%12 üzerinden) 60 lira olmasına rağmen, asliye
hukuk mahkemesi’nde görülen davalar için belirlenen maktu ücretin
400 lira olması nedeniyle, hükmonulacak vekâlet ücreti 400 lira olarak
belirlenecektir.
Talep olunan miktara (dava konusuna, müddeabihe) göre nisbi
ücretin belirlenmesinde, davacının dava dilekçesinde belirttiği değer
esas alınır. Ancak, yargılama sırasında, davacının belirttiği değer dışında
Murat AYDIN makaleler
74TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
bir değer belirlenmiş ise ve bu değer davacının dilekçesinde belirttiği
değerden çok ise ve davacı fark miktar için harcı tamamlamış ise, harcı
tamamlanan bu değer esas alınarak nisbi vekâlet ücretine hükmedilir.
Hükmolunan değere göre nisbi ücretin belirleneceği durumlarda ise,
mahkemenin kararında hükmettiği değer üzerinden ücret hesaplana-
caktır.
II. TARİFENİN HAZIRLANMASI
4667 sayılı Yasa’dan önce, avukatlık asgari ücret tarifesi şu şekilde
hazırlanmaktaydı:
Her baronun yönetim kurulu iki yılda bir, kendi seçilmesine ilişkin
seçim devresinin başında (Ekim ayı) bir tarife hazırlar ve bunu Türki-
ye Barolar Birliği’ne gönderirdi. TBB barolardan gelen bu tarifeleri de
dikkate alarak baroları gruplandırır ve her grup baro için ayrı bir tarife
hazırlayarak Adalet Bakanlığı’na gönderirdi. Adalet Bakanlığı TBB’nin
gönderdiği tarifeyi ya aynen onaylar ya da gerekli değişiklikleri yaparak
onaylar ve yayınlatırdı. Bu şekilde oluşan tarifeler iki yıl için yürürlüğe
girerdi.
4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle, Adalet Bakanlığı’nın ba-
rolar üzerindeki vesayetinin azaltılması benimsenmiştir. Bu anlamda,
asgari ücret tarifesinin hazırlanmasını düzenleyen 168. madde yeniden
yazılmıştır. Yeni yasal düzenlemenin getirdiği en önemli yenilikler; tari-
feyi hazırlama görevinin nerede ise tümüyle Türkiye Barolar Birliği’ne
geçmesi, tarifelerin bir yıl için hazırlanması ve ücret tarifelerinin her
baro için ayrı grup olarak belirlenmesinin kaldırılarak tüm baroların
tek grup olarak birleştirilmesi olmuştur.
Yeni yasal düzenlemeye göre, avukatlık asgari ücret tarifesi şu
şekilde hazırlanmaktadır:
Baroların yönetim kurulları her yıl eylül ayında, yargı yerlerin-
deki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgari
miktarını gösterecek birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliği’ne
gönderir. Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu, barolardan gelen bu
tarifeleri de dikkate alarak, ekim ayının sonuna kadar bir tarife hazırlar
ve bu tarifeyi Adalet Bakanlığı’na gönderir.
makaleler Murat AYDIN
75TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Adalet Bakanlığı tarifenin kendisine ulaştığı tarihten itibaren bir ay
içerisinde, tarife hakkında bir karar verir. Eğer bir ay içinde bir karar
verilmez ise, tarife onaylanmış sayılır. Eğer Adalet Bakanlığı tarifeyi
onaylarsa, yine sorun yoktur ve tarife TBB tarafından hazırlandığı
şekli ile kesinleşir ve yayınlanır. Eğer Adalet Bakanlığı tarifeyi uygun
bulmaz ise, bir kez daha görüşülmek üzere TBB’ye gönderir. Tarifeyi
yeniden inceleyen TBB yönetim kurulu, ilk hazırladıkları tarifeyi en
az 2/3 çoğunlukla aynen kabul ederse, tarife yeniden Adalet Bakanlı-
ğı’na gitmesine gerek kalmadan onaylanmış sayılır ve durum Adalet
Bakanlığı’na bildirilerek, tarife yayınlanır. Adalet Bakanlığı’nın, Türkiye
Barolar Birliği’nin bu kararına karşı, yargı yoluna müracaat hakkı bu-
lunmaktadır. Buna göre, avukatlık asgari ücret tarifelerinin hazırlan-
masında ve yürürlüğe girmesinde son söz Türkiye Barolar Birliği’ne ait
bulunmaktadır. Bu nedenle, tarifede yazılı ücretlerin gerçek ücretlerle
ilgisinin bulunmadığına, bu ücretlerin yükseltilmesini gerektiğine ilişkin
eleştirilerin muhatabı artık Türkiye Barolar Birliği’dir.
III. TARİFENİN YÜRÜRLÜLÜK ZAMANI
Yukarıda açıklandığı şekilde hazırlanan tarife, Resmi Gazete’de
yayınlanmakla yürürlüğe girer. Eğer tarifede, yürürlük zamanı olarak
yayım tarihinden sonraki bir zaman gösterilmiş ise, o takdirde tarife
belirtilen tarihte yürürlüğe girer.
4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önce, Av. K.’nin 168/5
maddesinde, yeni tarife hazırlanıncaya kadar önceki tarifenin geçerli
olacağı kuralı getirilmişti. 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra
bu kurala yasada yer verilmemiştir. Ancak, bu hükmün kaldırılması-
nın, kuralı değiştirmek için olmadığı kanaatindeyim. Yeni düzenleme-
ye göre, asgari ücret tarifeleri her yıl için hazırlanmaktadır. Tarifenin
yayınlanmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, yeni bir tarife
hazırlanmamış ise, ya da hazırlanıp yürürlüğe girmemiş ise, önceki ta-
rifenin uygulanması gerekir. Yeni tarife Resmi Gazete’de yayınlanıncaya
kadar önceki tarife hükümleri uygulanır.
Murat AYDIN makaleler
76TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
IV. ÜCRET TAKDİRİNDE HANGİ TARİHLİ TARİFENİN
UYGULANACAĞI SORUNU
Karşı tarafa yargılama gideri olarak yüklenecek avukatlık ücretinin
takdirinde avukatlık asgari ücret tarifesinin uygulanacağını belirtmiştik.
Peki, ama hangi tarihteki tarifeye göre ücret takdir edilecektir?
Bilindiği gibi, ülkemizde davaların başlaması ile bitmesi çoğu
zaman bir tarife dönemini aşan zamana yayılmaktadır. Bu durumda,
dava tarihindeki tarifenin mi, yoksa hüküm tarihindeki tarifenin mi
uygulanacağı tartışma konusu olacaktır. Yine, başlayıp devam etmek-
te olan bir davada, tarafın yargılamanın belirli bir aşamasından sonra
avukat ile kendisini temsil ettirmesi durumunda ücretin hangi tarihli
tarifeye göre hükmedileceği tartışma konusu olmuş, bu tartışma İçti-
hatları Birleştirme Kararı’na ve yasal düzenlemelere konu olmuştur. Bu
konu tartışılırken, hep karşı yargılama gideri olarak yüklenecek ücret
düşünülmüştür. Oysa hangi tarihteki tarifenin uygulanacağı sorunu,
avukat ile iş sahibi arasında geçerli bir ücret sözleşmesi olmadığında
ücretin belirlenmesinin düzenleyen 164/4 maddesi hükmünün uygu-
lanmasında ve avukatın kabul edeceği en az ücretin belirlenmesinde
de önem taşır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun ilk olarak yasalaştığı zamanda,
168.m.nin ilk düzenlemesinde, tarifeye göre ücret takdirinde hukuki
yardımın başlangıcındaki mi yoksa karar tarihindeki tarifenin mi uy-
gulanacağı konusunda bir hüküm yoktu.
Bir görüş hukuki yardımın veya davanın başlangıcındaki tarihin
esas alınarak bu tarihteki tarifenin uygulanmasını isterken diğer bir
görüş avukatın emeğinin takdiri anlamına gelen ücretin bu emek tamam-
lanmadan belirlenemeyeceği dolayısıyla da ücretin karar tarihindeki
tarife esas alınarak belirlenmesi gerektiğini ileri sürmüştü.
Yargıtay’da çeşitli kararlarında bu iki ayrı görüşü benimsemiş,
son olarak da 23.12.1976 tarihinde verdiği içtihatları birleştirme kararı
ile tarifeye göre ücret belirlenirken “hukuk davalarında dava tarihindeki,
ceza davalarında ise kamu davasına katılma isteği veya şahsi dava gününde
yürürlükte bulunan avukatlık asgari ücret tarifesinin uygulanması gerektiğine”
karar vermiştir.
1
1
Bu konudaki tartışma için bkz., Yargıtay İBK, 23.12.1976 gün ve 7–6 sayılı kararı.
makaleler Murat AYDIN
77TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Daha sonra çıkarılan 2329 sayılı ve 23.12.1976 tarihli Yasa ile bu
görüş ve içtihat maddenin 4. fıkrası olarak kanun hükmü haline geldi.
Ancak Bu yasal düzenlemede kanımızca sorunu tam olarak çözüm-
lememişti. Zira Yasa “hukuki yardımın başladığı veya davanın açıldığı”
tarihten bahsetmektedir. Örneğin 1988 yılında açılan bir davaya bir
avukat bakarken o avukatın çekilmesi sonucunda 1992 yılında başka
bir avukat davaya katılırsa ve bu avukat ile müvekkili arasında bir
ücret anlaşmazlığı doğarsa ve tabi ki aralarında ücret sözleşmesi yok
ise hangi tarihteki tarife esas alınacaktır? Maddede yer alan “hukuki
yardım” terimi açıklık kazanmalıdır. Biz bu son durumda da yeni avu-
katın hukuki yardımının başladığı tarih esas alınması gerektiğini kabul
etmiştik ve bunun aksine olan, Yargıtay 13. HD’nin
2
kararında yer alan
avukatın dava veya takibe katıldığı tarihe bakılmaksızın takibin veya
davanın başladığı tarihte yürürlükte bulunan ücret tarifesine göre karara
bağlanacağına ilişkin görüşünü, Avukatlık Kanunu’nun ve Tarife’nin
amacına aykırı bulmuştuk. Yasa’da “hukuki yardımın veya davanın başla-
dığı” tarihten bahsedildiğini, bu durumda avukatın iş sahibine yaptığı
hukuki yardımın başladığı tarihteki tarifenin uygulanması gerektiğini
ileri sürmüştük.
Olması gereken hukuk açısında da şu görüşleri ileri sürmüştük;
“Tüm bunların yanında bizce avukatın ücreti takdir edilirken karar tarihindeki
tarifenin esas alınmasına dair görüş daha doğrudur ve bu tür sorunları çözmeye
daha elverişlidir. Bu nedenle bu yönde yasal değişiklik yapılmalıdır. Tabi ki
asıl sorun ekonomiktir. Davaların uzun sürmesi ve yüksek enflasyon nedeniyle
hangi tarihteki tarifenin uygulanacağı sorunu önem taşımaktadır. Bu aşamada
bizim enflâsyona yönelik bir müdahalemiz olamayacağına göre kendileri dışında
oluşan sebeplerle avukatların emeklerinin karşılığını tam olarak alamamaları
sonucunu doğuran bu düzenleme değiştirilmelidir.”
3
4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sonrasında, Av. K.’nin 168/3
maddesi şu şekilde düzenlenmiştir:
“Avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın tamamlandığı veya dava
sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.”
Bu düzenleme ile avukatlık ücretinin takdirinde, hukuki yardımın
2
Bkz., Yargıtay 13. HD’nin 24.11.1992 gün ve 5978–9106 sayılı kararı.
3
Aydın, Murat; Avukatlık Ücreti, 1. Baskı, Ankara 1997 s. 20, 21.
Murat AYDIN makaleler
78TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
tamamlandığı tarihte yürürlükte bulunan tarifenin uygulanacağı kabul
edilmiş, yargılama gideri olarak belirlenecek ücretin belirlenmesinde de
hükmün verildiği tarihteki tarifenin uygulanacağı kabul edilmiştir.
Avukatlık ücreti yargılama giderlerindendir. Yargılama giderlerine
ilişkin kurallar da usul hukuku kurallarındandır. Usul hukuku kuralla-
rına ilişkin düzenlemeler değişikliğin yapılması ile derhal uygulamaya
girer. Bu nedenle 4667 sayılı Yasa ile değişiklik yapılmadan önce yani
4667 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 10.05.2001 tarihinden
4
önce açılan
davalar hakkında verilecek kararlarda da, hüküm tarihinde yürürlükte
bulunan avukatlık asgari ücret tarifesine göre yargılama gideri olan
avukatlık ücretine hükmetmek gerekir. Yine, 10.05.2001 tarihinden önce,
müdahale talep edilen ceza davaları için de durum aynı olup, bu tür ceza
davaları için verilecek ücretin de hüküm tarihinde yürürlükte bulunan
avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplanması gerekir.
Bunun yanında; avukat ile iş sahibi arasında yapılan ücret sözleş-
mesine taban oluşturan, asgari ücretin, sözleşmenin yapıldığı tarihe
göre belirlenmesi gerektiği hususu, işin niteliği itibarıyla izahtan va-
restedir.
V. TARİFEYE GÖRE YÜKLENECEK ÜCRETİN ALT
VE ÜST SINIRI
Av. K.’nin 169. maddesi yargılama gideri olarak dava veya takip
sonucu haksız çıkan tarafa yükletilecek ve Av. K. m. 164/son gereği
avukata ait olacak vekâlet ücretinin miktarına ilişkindir.
Gerçekten de bu durum maddede “karşı tarafa yükletilecek avukatlık
ücreti” sözü ile açıklanmıştır.
Buna göre hâkim dava sonucunda avukatın harcamış olduğu eme-
ği, işin zorluğunu, yargılamanın sürdüğü zamanı, haksız çıkan tarafın
yargılama sırasındaki başta davayı uzatmaya yönelik olanlar olmak
üzere bazı davranışları gibi unsurları dikkate alarak avukatlık ücretini
belirler. Bu belirleme asgari ücretin altına inmeme ve üç katından faz-
laya çıkmama olarak iki şekilde sınırlandırılmıştır. Bu durum avukatlık
4
02.05.2001 tarihinde kabul edilen 4667 sayılı Yasa 9. ve 22. maddesi hariç olmak üzere,
10.05.2001 gün ve 24398 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
makaleler Murat AYDIN
79TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
asgari ücret tarifesinin 3. m.’nin ilk fıkrasında da açıkça belirtilmiştir.
Ancak bu hüküm uygulamada hemen hiçbir zaman uygulanmamakta,
karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin belirlenmesinde tarifedeki
miktarın üzerine çıkılmamaktadır. Böyle yapılmaması, yapılamayacağı
anlamına gelmemektedir. Kanun’un ve Tarife’nin bu hükmüne göre,
hâkim davanın seyrine göre karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretini
belirtilen sınırlar içerisinde belirlemelidir.
Bunun yanında başta da belirttiğimiz gibi 169. madde hükmü sa-
dece karşı tarafa yükletilecek olan ve yargılama gideri niteliğinde olan
avukatlık ücretini düzenler, yoksa avukat ile müvekkil arasındaki ücrete
ilişkin değildir. Avukat ile müvekkili arasındaki ücret belirlenirken ara-
larında bir ücret sözleşmesi yok ise ücret, Av. K. m. 164/4’e göre belir-
lenir. Bu belirleme yapılırken avukatlık asgari ücret tarifesi tam olarak
uygulanır. Bu durumda ücretin üç katına kadar çıkarılması söz konusu
olamaz. Yargıtay’da bir kısım kararlarında bu hususu belirtmiştir.
Av. K.’nin 169. maddesinin ikinci fıkrasında tarifenin belirlenme-
sinde bir milyar gibi bir sınır konulmuştu. Gelişen ekonomik şartlara
tarifenin uydurulmasında zorluklar çıkarabilecek bu düzenleme 4667
sayılı kanun ile kaldırılmıştır.
VI. KARŞI TARAFA YÜKLENEN VEKÂLET ÜCRETİNİN
KİMİN ADINA HÜKMEDİLECEĞİ SORUNU
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164/son maddesi hükmü, 4667
sayılı Kanun ile değiştirilmeden önce şu şekilde idi;
“Avukat ile iş sahibi arasında aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye
dayanılarak karşı tarafa yüklenecek avukatlık ücreti avukata aittir.”
Bu hüküm 4667 sayılı Kanun ile şu şekilde değiştirilmiştir;
“Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet
ücreti, avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup
edilemez, haczedilemez.”
Bu düzenleme karşısında, karşı tarafa, dava (ya da takip) sonun-
da, yargılama gideri olarak yüklenecek vekâlet ücretinin, avukata mı
yoksa müvekkile mi hükmedilmesi gerektiği sorunu tartışma konusu
olmuştur.
Murat AYDIN makaleler
80TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Karşı tarafa yargılama gideri olarak yükletilecek olan avukatlık
ücretinin, davanın tarafı olan asıl lehine hükmedilmesi gerekir. Söz
konusu ücretin aşağıda açıklanan nedenlerle vekâlet görevini ifa eden
avukat adına hükmedilemeyeceği kanısındayız. Şöyle ki;
A. Gerek 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önce ve gerek-
se de değişiklikten sonra, Av. K.’nin 164/son maddesi hükmü, karşı
tarafa, yargılama gideri olarak yüklenecek ücretin, kimin adına hük-
medileceğine ilişkin bir düzenleme getirmemiştir. 4667 sayılı Yasa ile
yapılan değişiklikten sonra bu ücretin artık avukat adına hükmedilmesi
gerektiğine ilişkin düşünceler yerinde değildir. Zira 4667 sayılı Yasa ile
yapılan değişiklikten sonra, yukarıda yazılan her iki metin incelendi-
ğinde anlaşılacağı gibi, karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretinin avukat
ile iş sahibi arasında “aksine yazılı sözleşme olmadığı” takdirde avukata ait
olacağına ilişkin eski düzenlemenin kaldırılmasından ibarettir. Bu deği-
şiklik 163. maddede yapılan ve avukat ile iş sahibi arasındaki avukatlık
sözleşmesinin yazılı olması şartını kaldıran düzenleme ile paralel bir
düzenlemedir. Yani avukat ile iş sahibi isterlerse karşı tarafa yüklenen
vekâlet ücretinin iş sahibine ait olacağına ilişkin sözleşme yapabilir-
ler. Sözleşme özgürlüğü genel ilkesi uyarınca bu durumu yasaklayan
herhangi bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Avukat ile iş sahibi
arasındaki ücret (ve bu arada Avukatlık Sözleşmesi’nin) yazılı olması
gerektiğini düzenleyen eski hükümler 4667 sayılı Yasa ile kaldırılınca,
164/son maddedeki yazılı sözleşme ile aksi kararlaştırılmamış olma şartı
da kaldırılmıştır. Bu değişikliğin, gider olarak karşı tarafa yüklenecek
vekâlet ücretinin avukata ait olması gerektiği, yeni düzenlemenin bunu
emrettiği şeklinde yorumlanmasının imkânı yoktur. 4667 sayılı Yasa’dan
önce, bu konudaki yasal düzenleme ne ise, bugün için de aynıdır.
B. Gider olarak karşı tarafa yüklenecek ücretin, avukata değil, iş
sahibi müvekkile hükmedilmesi gerektiğine ilişkin bir başka Yasal
düzenleme 164/son maddesinin ikinci cümlesinde yer alan “Bu ücret,
iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez” hük-
müdür.
Eğer söylendiği gibi, karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukat
adına hükmedilecek ise, bu ücretin zaten iş sahibinin borcu nedeniyle
takas edilmesi, mahsup edilmesi veya haczedilmesi mümkün olama-
yacaktı. Yani mahkeme örneğin “500 lira vekâlet ücretinin davalıdan
alınarak davacının avukatı Av. M.A.’ya verilmesine” şeklinde bir hüküm
makaleler Murat AYDIN
81TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
kurulduğunda, Av. K.’nin 164/son maddesinin ikinci cümlesi olmasa
bile bu ücretin iş sahibi davacının, davalıya olan bir borcu nedeniyle
takas edilmesi, mahsup edilmesi veya iş sahibinin başkalarına olan borcu
nedeniyle haczedilmesi mümkün olmayacaktı. Çünkü ücret doğrudan
avukat adına hükmedilmiş olacaktı. Böyle bir yorum Yasa koyucunun
164. maddenin son fıkrasına ikinci cümleyi boş yere koyduğu sonucunu
doğurur.
Yasa koyucunun amacı, iş sahibi adına hükmedilecek olan ve kural
olarak avukata ait bulunan karşı taraf vekâlet ücretinin iş sahibinin
borcu nedeniyle takas edilmesini, mahsup edilmesini ve haczedilmesini
önlemek ve böylece bu ücretin avukatın eline geçmesini sağlamaktır.
Örneğin yapılan yargılama sonucunda mahkemece davanın kısmen
kabulü ile kısmen reddine karar verildikten sonra her iki tarafın ken-
dilerini vekil ile temsil ettirmeleri nedeniyle, kabul ve ret oranına göre
belirlediği vekâlet ücretini “500 lira vekâlet ücretinin davacıdan alınarak
davalıya verilmesine, 300 lira vekâlet ücretinin de davalıdan alınarak davacıya
verilmesine” şeklinde hüküm altına aldığında, taraflar, takas talebinde
bulunup, sadece 200 liranın davacı tarafından davalıya verilmesi ile ye-
tinemez. Her iki taraf karşılıklı olarak borçlarını ifa etmek zorundadırlar
ve bu şekilde tahsil ettikleri ücretleri aralarında aksine sözleşme yok
ise avukatlarına vermek zorundadırlar. Yasa koyucunun düzenlemek
istediği durum budur.
C. Ücretin iş sahibi adına hükmedilmesi gerektiğini gösteren bir
diğer yasal düzenleme ise Av. K.’nin 163/3. maddesidir. Bu düzenleme
4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik sırasında da korunmuştur. Bu
hüküm uyarınca, bir ilamın cebri icra yolu ile infazına girişildiğinde,
takip talebini alan icra müdürü, ilamı inceleyecek, ilam bir avukatın
takibi ile elde edilmiş ve ilamı icraya bu avukat dışında bir avukat veya
iş sahibinin kendisi koymuş ise, masrafını takip talebinde bulunandan
alarak durumu yani ilamın icraya konulduğunu ilamda adı yazılı avu-
kata bildirecektir. Bu bildirim yapılmadan icranın sonraki aşamalarına
geçilemeyecektir.
Bu düzenleme ile sağlanmak istenen, avukatın ilamda yazılı ala-
cağını almasını kolaylaştırmaktır. Avukatından habersiz olarak ya da
onun dışında yeni bir avukat tutarak ilamı icraya koyan iş sahibinin
karşı taraftan alacağı vekâlet ücretinden avukatın haberdar olması ve
varsa avukatın diğer alacaklarını istemesi sağlanmak istenmiştir. Karşı
Murat AYDIN makaleler
82TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
tarafa yargılama gideri olarak yüklenen vekâlet ücreti doğrudan işi takip
eden avukat adına hükmedilecekse bu kurala da gerek yoktur. Zira bu
durumda avukatlık ücreti ancak adına hükmedilen avukat tarafından
takibe konulacağından, böyle bir bildirimin yapılmasının gerekeceği
hal meydana gelmez.
D. Ücretin avukat adına hükmedilmesinin mümkün olmadığını
gösteren bir diğer düzenleme de, mahkeme kararlarını temyiz etme
hakkı bulunan kişilerle ilgili usul hukuku düzenleme yeridir. Gerçek-
ten de mahkeme kararlarını ancak taraflar temyiz edebilir ve taraflar
ancak hükmün kendilerine ilişkin kısımlarını temyize konu edebilirler.
Örneğin mahkeme tarafından verilen hükümde karşı tarafa yargılama
gideri olarak yüklenen avukatlık ücretinin eksik tayin edilmesi üzeri-
ne bu kararı, iş sahibinin açık muhalefetine rağmen avukatın temyizi
mümkün değildir. Ya da kararın verilmesinden sonra, iş sahibinin avu-
katını haklı veya haksız olarak azletmesi durumunda avukatın hükmün
ücrete ilişkin kısmını temyiz etmesi düşünülemez. Oysa ücret avukat
adına hükmedilecek ise, avukatın bu ücretin az olduğuna ilişkin temyiz
talebinde bulunma hakkı olmalıdır. Ücret iş sahibi adına hükmedilmez
ise, hükmün ücret alacağına ilişkin kısmı iş sahibi lehine ya da aleyhine
bir durum yaratmadığından, bu ücretin az olduğuna ilişkin olarak iş
sahibinin temyiz talebinde bulunma yetkisinin olmaması gerekir. Oysa
bu durumu yargılamanın taraflar arasında cereyan ettiğine ilişkin genel
ilkeye aykırıdır. İş sahibi asil, hükmü temyiz yetkisine sahiptir. Bu usul
kuralları da ücretin iş sahibi adına hükmedilmesi gerektiği sonucunu
doğurmaktadır.
Yargıtay’ın 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki uygula-
ması istikrarlı bir biçimde, yargılama gideri olarak karşı tarafa yüklenen
vekâlet ücretinin, avukat adına hükmedilemeyeceğine, bu ücretin iş
sahibi asil adına hükmedilmesi gerektiğine ilişkindi.
5
E. Av. K.’nin 164/son maddesi hükmü, vekil ile iş sahibi arasında-
ki ücret uyuşmazlıklarının çözümü için konulmuş bir hükümdür. Bu
hüküm ile karşı tarafa yargılama gideri olarak yüklenen vekâlet ücre-
tinin kime ait olacağına ilişkin kural konulmaktadır. Bu düzenlemeden
5
Yargıtay 2. HD’nin 03.06.1974 gün ve 3643–3556 sayılı kararı, 2. HD’nin 19.12.1977
gün ve 8583–8736 sayılı kararı, 4. HD’nin 02.02.1988 gün ve 8587–1071 sayılı kararı,
CGK’nın 20.10.1975 gün ve 2–250/256 sayılı kararı.
makaleler Murat AYDIN
83TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
hareketle, bir davadaki hak ve yükümlülüklerin o davanın taraflarına
ait olduğuna ilişkin genel ilkenin yok sayılması doğru değildir. Yar-
gılamada taraflardan birisinin temsilcisi durumundaki vekil yararına
hüküm vermek, yargılamanın tarafı olmayan, talepte bulunmayan, bu
nedenle talebi için Harçlar Kanunu uyarınca harç ödemeyen kişi yararına
hüküm tesis etmek anlamını taşır.
4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra, Yargıtay’ın bazı
Daireleri ve CGK bu ücretin avukat adına hükmedilmesi gerektiği so-
nucuna vardılar ve bu sonuca varırken içtihat değişikliğini 4667 sayılı
Yasa ile yapılan değişikliğe bağladılar.
6
Yukarıda açıklanmaya çalışıl-
dığı gibi, 4667 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik, bu konuda bir yenilik
getirmemiştir ve içtihat değişikliğinin dayanağı bu yeni düzenleme
olmamak gerekir.
Halen Yargıtay’ın bazı daireleri, yargılama gideri olarak karşı tarafa
yüklenmesi gereken ücretin, avukat adına değil, iş sahibi adına hük-
medilmesi gerektiği inancındadır ki, mevcut yasa hükümleri karşısında
bu düşüncenin yerinde olduğu kanaatindeyiz. Zaten Yargıtay’ın genel
uygulaması da bu yönde doğru gelişmekte, karşı taraf vekâlet ücreti-
nin iş sahibi adına hükmedilmesi gerektiğine ilişkin uygulama istikrar
kazanmaktadır.
VII. KARŞI TARAFA YÜKLENEN VEKÂLET ÜCRETİNİN
KİME AİT OLACAĞI SORUNU
Av. K.’nin 164. maddesinde yapılan değişiklikten önce karşı tarafa
yargılama gideri olarak yükletilen ücretin kime ait olacağına ilişkin dü-
zenlemede, avukat ile iş sahibi arasında aksine bir sözleşme olmadığı
takdirde bu ücretin avukata ait olacağı hükme bağlanmış idi. 4667 sayılı
Yasa ile yapılan değişiklikten sonra, yukarıda da açıklandığı üzere, bu
6
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 09.07.2002 gün ve 1–185/300 sayılı kararının ilgili
kısmı şöyledir; “Bu itibarla, Yerel Mahkemenin Avukatlık Yasası’nda yapılan ve
hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren değişiklikler doğrultusunda, hüküm ta-
rihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre müdahil vekiline
verilmek üzere 480.000.000. TL. Avukatlık ücretine hükmetmesi gerekirken, kamu
davasına katılma isteği tarihinde yürürlükte bulunan tarife uyarınca müdahile
verilmek üzere (vurgular bana ait M.A.) 115.000.000. lira avukatlık ücreti tayini
isabetsiz olup, direnme hükmü bu nedenle de bozulmalıdır.” Aynı yönde, Yargıtay
CGK’nin 24.09.2002 gün ve 2–188/317 sayılı kararı.
Murat AYDIN makaleler
84TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
ücretin avukata ait olacağı hükme bağlanmıştır. Ancak bu düzenleme
ile iş sahibi ile taraflar arasında aksine yazılı sözleşme yapılması yasak-
lanmamıştır. Özel hukukta asıl olan sözleşme özgürlüğü olduğundan
ve kanun ile bu yönde yapılacak sözleşmeler açıkça yasaklanmış bulun-
madığından, iş sahibi ile avukat aralarındaki sözleşme ile karşı tarafa
yüklenecek ücretin tümünün veya bir kısmının iş sahibine ait olacağı
yönünde sözleşme yapabilecekleri kanaatindeyiz.
Kamu avukatlarının, katıldıkları davalarda karşı tarafa yüklenen
avukatlık ücretinin kime ait olacağına ilişkin tartışmalarda, 1389 sayılı
Devlet Davalarını İntaç Eden Avukat ve Daireye verilecek Ücreti Vekâ-
let Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi uyarınca çıkarılan 12.08.1961 gün
ve 5/1560 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Vekâlet
Ücreti Tevzi Yönetmeliği ve 22.03.1983 gün ve 83/6259 sayılı Bakanlar
Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Limit dışı Kalan vekâlet Ücretle-
rinin Dağıtımı Esasları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile 4667 sayılı
Kanun ile değişik 164/son maddesi karşılaştırılmıştır.
Bizimde katıldığımız görüşe göre;
7
söz konusu yönetmelik ve Yasa
hükümleri sonradan yürürlüğe giren özel Yasa niteliğindeki 4667 sayılı
Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır. Artık, kamu avukatları katıldıkları
davalar nedeniyle karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretlerini hiçbir sınır-
lamaya uğramaksızın alabileceklerdir. Ancak, yukarıda açıkladığımız
sözleşme özgürlüğü ilkesine göre, kamu kuruluşları ile görev verdikleri
avukatlar arasında bu ücretlerin başka şekillerde dağılacağına ilişkin
sözleşme yapılabileceği kanaatindeyiz.
VIII. TBB TARAFINDAN HAZIRLANAN
04.12.2005 TARİHLİ TARİFENİN ELEŞTİRİSİ
A. Genel Olarak
Türkiye Barolar Birliği 4667 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten
sonra, yukarıda da açıklandığı üzere tarifenin hazırlayıcısı haline gel-
miştir. Ancak, bu görevi üstlenen TBB Tarife hükümlerinde özlenen
7
Zonguldak İdare Mahkemesi’nin 17.04.2002 gün ve 1206–505 sayılı kararı, Antalya
Barosu Hakem Kurulu’nun 24.05.2002 gün ve 22–8 sayılı kararı. Aktaran Karmış,
Enver; “Avukatlık Ücret tarifesinin Uygulanması”, İzmir Barosu Dergisi, Ekim 2003
s. 49–51.
makaleler Murat AYDIN
85TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
gelişmeyi yerine getirememiş, hazırlanan son tarifede de kanaatimizce
bazı eksik ve yanlış düzenlemelere gitmiştir.
Eksik ve yanlış bulduğumuz düzenlemeleri şu şekilde sıralayabi-
liriz.
B. Tarifenin İçeriği ve Ücretler Eskisi ile Aynı Kalmıştır
Yıllar boyunca, avukatlık asgari ücret tarifesi Adalet Bakanlığı’nca
hazırlandı ve o dönemde; söz konusu tarifelerde belirtilen ücret mik-
tarlarının gerçekçi olmaktan uzak olduğu, düşük miktarlı olduğu, ta-
rifede yer alan kuralların, tüm iş ve işlemleri kapsamadığı, kapsadığı
işleri ise ayrıntılarını göstermemesi nedeniyle, haksızlıklara yol açtığı
gibi eleştiriler barolarca ve TBB tarafından yapıla gelmişti. 4667 sayılı
Yasa ile tarife hazırlama yetki ve sorumluluğu TBB’ne devredildikten
sonra, maalesef TBB’nin bu konuda oldukça hazırlıksız olduğunu gör-
dük. Türkiye Barolar Birliği’nin hazırladığı ilk tarife, Adalet Bakanlığı
tarafından hazırlanan son tarifenin nerede ise tümünün aynen alınma-
sıyla oluşturulmuş ve vaktiyle yapılan eleştirileri dikkate almamıştır.
Bu durumun tarifenin ilk kez hazırlanması nedeniyle “deneyimsizlikten”
kaynaklandığı düşünülse bile, sonraki tarifelerde de durum aynıdır.
TBB’nin hazırladığı tarifede belirtilen asgari ücretlerin de gerçek ücret-
lerle ilgisinin olmadığı ortadadır. Bunun yanında, hukuki yardımların
ayrıntıları ile düzenlenmesi isteği ise hiç karşılanmamıştır. Tarifelerin
TBB tarafından hazırlanmasının hiçbir pratik yararı olmamış, bundan
önceki tarifelerin hazırlanması sırasında Adalet Bakanlığı’na yapılan
eleştirilerden yararlanılmadığı ortaya çıkmıştır. Bu durumun bir an önce
değiştirilmesi ve daha iyi bir tarifenin hazırlanmasını dilemekteyiz.
Ancak bu dileğimiz hayata geçmeyecek gibi görünmektedir. Zira
TBB 2001 yılında hazırladığı ilk tarifeden sonra; 2002, 2003, 2004 ve
2005 yılındaki tarifelerinde de birkaç küçük değişiklik dışında önceki
tarifelere aynen yer vermiş, ücret miktarlarının hayatın gerçeklerinden
uzak oluşu ise sürdürülmüştür.
C. Tarifede Yazılı Sözleşmeye Atıf Yapan Hükümler Kalmıştır
4667 sayılı Yasa ile ücret sözleşmelerinin yazılı olması şartı kaldı-
rıldığı halde, Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan Tarifenin
Murat AYDIN makaleler
86TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
daha birinci maddesinde yeni yasal düzenlemeye uyum sağlayama-
manın işareti ile karşılaşmaktayız. Nitekim Tarife’nin 1. maddesinde
“....avukat ile iş sahipleri arasında yazılı ücret sözleşmesi yapılmamış olan...”
ibaresine yer verilmiştir. Bu ibare yasal düzenleme ile tamamen zıttır.
Zira, avukat ile iş sahibi arasında yapılacak ücret sözleşmesinin yazılı
olma şartı kaldırılmıştır. Avukat, ücret anlaşmazlığı çıktığında, ücret
sözleşmesini yazılı delil dışındaki delillerle de ispatlayabilecektir. Eğer
bu şekilde bir ispat olduğunda, artık asgari ücret tarifesi hükümleri
uygulanmayacak, avukat ile iş sahibi arasındaki sözleşme hükümlerine
göre ücret belirlenecektir. Bu nedenle tarifenin bu hükmünün “...avukat
ile iş sahipleri arasında geçerli bir ücret sözleşmesi yapılmamış olan...” şeklinde
düzenlenmesi gerekir.
D. Ceza Davalarında Ücreti Düzenleyen 13. Maddede
Eksiklik ve Hatalar Bulunmaktadır
1. Tarifeye Beraat Eden Sanık Yararına Vekâlet Ücreti
Hükmedilmesine İlişkin Hüküm konulmalıdır
Tarifenin 13. maddesinde önceki tarifelerde olduğu gibi; hakkında
açılan kamu davasının yapılan yargılamasını sonucunda, beraatine karar
verilen sanığın kendisini vekil ile temsil ettirmesi durumunda lehine
vekâlet ücreti hükmedilmesine ilişkin hüküm konulmamıştır.
Bizce, ceza yargılaması sonucunda beraat eden sanık kendisini vekil
ile temsil ettirmiş ise sanık yararına yargılamanı yapıldığı mahkeme için
tarifede öngörülen maktu vekâlet ücretine hükmedileceği konusunda
tarifeye hüküm konulmalıdır.
8
Bu durumda, söz konusu davanın dava-
cısı kamu olduğuna göre, vekâlet ücretini Hazine ödemelidir.
Düzenlenecek yeni tarifeye, hakkında açılan kamu davasının ya-
pılan yargılaması sonucunda beraat eden ve kendisini vekil ile temsil
ettiren sanık yararına, Hazine aleyhine maktu vekâlet ücretine hükme-
dileceğine dair kural konulmalıdır.
8
Bu konudaki ayrıntılı görüş ve tartışmalar için bkz., Aydın, Murat; Avukatlık Ücreti,
Yeniden Yazılmış 2. Baskı, Ankara 2004, s. 281 vd.
makaleler Murat AYDIN
87TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
2. Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat Davalarına İlişkin
Ücret Hükümleri Eksiktir
04.12.2005 tarihli Tarife’nin 13. maddesinin 3. fıkrasında 5271 sayılı
CMK’nin 141 ve devamı maddelere göre açılan tazminat davalarına
ilişkin ücret kuralı konulmuş, 466 sayılı Kanun’la ilgili hüküm tümü
ile kaldırılmıştır. Oysa 5320 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca;
01.06.2005 tarihinden önce uygulanan koruma tedbirlerine ilişkin taz-
minat isteklerinde 466 sayılı kanun hükümleri uygulanacaktır. Tarife’de
466 sayılı Kanun hükümlerine göre açılacak tazminat davalarında da
ücretin aynı şekilde belirleneceğine ilişkin hüküm konulması gerekirken
bu yapılmamıştır.
Bu durumda yapılacak şey Tarife’nin 19. maddesi hükmünü kul-
lanmaktır. Bu madde uyarınca; “Tarifede yazılı olmayan hukuki yardımlar
için, işin niteliği göz önünde tutularak, Tarifedeki benzeri işlere göre ücret
belirlenir.”
Bu hüküm uyarınca; 01.06.2005 tarihinden önce uygulanan koruma
tedbirleri için 466 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tazminat istenildi-
ğinde, tarifenin 13/3 maddesi kıyasen uygulanmalı ve ağır ceza mah-
kemeleri için öngörülen maktu ücretin altında kalmaması koşulu ile
maddi ve manevi tazminat davaları için kabul edilen kurallara uygun
biçimde nisbi ücret belirlenmelidir.
3. Şahsi Dava ve Şahsi Hak Talebi Kurumları Kaldırıldığı
Halde Tarifede Bunlara İlişkin Hükümler Konulmuştur
5271 sayılı CMK ile getirilen düzenlemeler sonucunda şahsi dava ve
şahsi hak talebi kurumları kaldırılmıştır. Buna göre; bir ceza davası gö-
rülürken suçtan zarar gören kişi, gördüğü zararın karşılığı olarak maddi
ve manevi tazminat isteğini ceza mahkemesine yapamayacaktır. Onun
bu isteği için hukuk mahkemesinde ayrı bir dava açması gereklidir.
Durum bu olmakla birlikte Tarife’nin 13/1 maddesinde “… Şahsi hak
isteminin bir bölümü kabul edilmiş ise, ret edilen miktar üzerinden sanık vekili
yararına hükmedilecek avukatlık ücreti”nden bahsedilmektedir. Bu düzen-
leme belki 5320 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi uyarınca 01.06.2005
tarihinden önce yapılan şahsi hak taleplerinin 04.12.2005 tarihinden
sonra sonuçlandırılması açısından anlamlı olabilir. Ancak bu hususun
Murat AYDIN makaleler
88TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
da tarifede geçici madde olarak düzenlenmesi gerekirdi. Tarife’de sanki
01.06.2005 tarihinden sonra da şahsi hak talebi yapılabilecekmiş gibi
hüküm konulmuştur.
Yine Tarife’nin 13. maddesinin 4. fıkrasında “davaya katılanın manevi
tazminat istemiyle ilgili” karardan bahsedilmektedir. Oysa yine söylediği
gibi 5271 sayılı CMK ceza davasının görüldüğü mahkemeden manevi
tazminat istenmesi usulünü kaldırmıştır. Bu maddenin de tarifeden
çıkarılması gereklidir.
4. Çocuk Mahkemelerine İlişkin Hükümler 5395 Sayılı Kanuna
Uygun Olarak Düzenlenmemiştir
13. maddenin 5. fıkrasında çocuk mahkemelerinde görülen davalar
için yeni bir hüküm get irilmiştir. Buna göre; “Çocuk mahkemelerinde,
suçun vasfına göre; sulh, asliye, ağır ceza mahkemeleri için, bu Tarifenin
ikinci kısmının ikinci bölümünde öngörülen maktu ücretlere ilişkin hükümler
uygulanır.”
TBB. 15.07.2005 tarihinde 5395 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi
ile yürürlükten kalkmış bulunan 2253 sayılı Kanun hükümlerine göre
tarife hükmü koymuştur. Zira;
5395 sayılı ÇKK ile getirilen düzenlemelerle; Çocuk Mahkemeleri ve
Çocuk Ağır Ceza Mahkemeleri kurulmuştur. Çocuk Ağır Ceza Mahke-
meleri ağır ceza mahkemelerinin görevine giren suçlara bakmakla gö-
revli iken, çocuk mahkemeleri sulh ceza ve asliye ceza mahkemelerinin
görev alanına giren suçlara bakmakta ayrıca çocukların korunmasına,
velayet ve vesayetinin düzenlenmesine ilişkin asliye hukuk mahkeme-
sinin görevine giren bir takım işlere bakmaktadır.
Yani 5395 sayılı ÇKK uyarınca, çocuk mahkemeleri ağır cezalık
suçlara bakmamaktadır. Bu suçlara bakmakla görevli ayrı bir mahke-
me (Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi) kurulmuştur. Çocuk ağır ceza mah-
kemesinin kurulmadığı yerlerde ise ağır cezalık davalara zaten genel
yetkili ağır ceza mahkemeleri bakmaktadır. Oysa tarifede sanki çocuk
mahkemelerinde ağır cezalık işler görülebilirmiş gibi bir düzenleme
yapılmıştır.
Yine açıklandığı gibi çocuk mahkemeleri hukuk mahkemelerinin
makaleler Murat AYDIN
89TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
görevine giren bazı kararlara da bakacaklarına göre, bu davalarda ücret
nasıl belirlenecektir? Bu husus tarifede düzenlenmemiştir.
Maalesef aynı yanlış yaklaşım 5320 sayılı Kanun uyarınca CMK
uygulamalarında görev alacak avukatlara baro tarafından ödenecek
ücretlerin belirlendiği Tarife’de de yapılmıştır.
Bizce, bundan sonra çıkarılacak tarifede çocuk mahkemelerinin as-
liye mahkemesi olduğu, çocuk ağır ceza mahkemelerinin de ağır ceza
mahkemesi olduğu dikkate alınarak, maktu ücretlerin belirlendiği
tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne bu mahkemeler de yazılmalı
ve bunların gördüğü işlerle ilgili maktu ücretler asliye ve ağır ceza
mahkemelerin maktu ücretleri ile aynı şekilde belirlenmelidir. Buna
göre, son tarifedeki değerler dikkate alındığında, çocuk mahkemeleri
için 400 Lira, çocuk ağır ceza mahkemeleri için 900 Lira maktu ücret
olarak belirlenmelidir.
Bu belirleme yapılıncaya ya da tarifenin bu hükmü iptal edilinceye
kadar çocuk mahkemeleri gördükleri davada vekâlet ücretine karar
verirken dava konusunun normalde hangi mahkemenin görev alına-
na girdiğine bakacaklar; sulh ceza mahkemesi’nin görevine giren bir
suçla ilgili yargılama yapılıyor ise 200 Lira, asliye ceza mahkemesi’nin
görevine giren bir suçla ilgili yargılama yapılıyor ise 400 Lira, asliye
hukuk mahkemesi’nin görevine giren bir dava görülüyor ise 400 lira
ücrete hükmedeceklerdir. Dava çocuk ağır ceza mahkemesi’nde veya
genel yetkili ağır ceza mahkemesi’nde görülüyor ise maktu ücret 900
lira olacaktır.
5. CMK Uyarınca Yapılacak Hukuki Yardımlara İlişkin
Tarifede Hazırlık Soruşturmasından Bahsedilmiştir
5320 sayılı Kanun’un 13. maddesi uyarınca; CMK hükümleri uya-
rınca Baro tarafından atanacak müdafi vekillere ödenecek ücrete ilişkin
hükümler getiren Tarife’nin ücretleri gösteren tablosunun 1. bendinde
“Hazırlık aşamasında takip edilen işler için” şeklinde hüküm konulmuş-
tur. Oysa 5271 sayılı CMK yargılama aşamalarını soruşturma ve ko-
vuşturma aşaması olarak ikiye ayırmıştır. Burada söylenmek istenen
husus soruşturma aşamasıdır. TBB, Tarife’yi hazırlarken 2. maddede
“soruşturmadan” bahsetmiş, ücret tablosunda ise “hazırlık soruşturması”
Murat AYDIN makaleler
90TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
deyimine yer vermiştir. CMK’da yer alan düzenlemeye paralel olmayan
bu hükmün sonraki tarifede düzeltilmesi gereklidir.
Aynı tarifede yer alan çocuk mahkemelerine ilişkin hükmün eleş-
tirisine yukarıda değinilmiştir.
Rücu hakkını düzenleyen 7. maddede; bu hakkın kullanımına ilişkin
kural ve koşullar getirilmemiş, kanun hükümlerinin hayata geçmesini
sağlayıcı ayrıntılı hükümlere yer verilmemiştir.
E. Tüketici Mahkemeleri ile Fikri ve Sınaî Haklar
Mahkemelerine İlişkin Ücret Düzenlemeleri Tereddütlere
Yol Açmaktadır
4077 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunu’nun 23. maddesi ile
kurulan “Tüketici Mahkemeleri”, bu kanundan kaynaklanan uyuşmaz-
lıkların çözümünde görevli kılınmıştır.
04.12.2005 tarihinde yürürlüğe giren tarifenin ikinci kısmının ikinci
bölümünün 8. maddesi tüketici mahkemelerinde görülen davalar için
180 Lira avukatlık ücreti verileceğini hükme bağlamıştır. Ancak dava
konusunun değeri 1.500 Lirayı aşıyor ise o takdirde vekâlet ücreti nisbi
olarak hesaplanacaktır.
Burada uygulamada tereddüt ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki;
Tüketici mahkemeleri’nde, davacı bazen manevi tazminat talebinde
de bulunmaktadır. Tarife’nin 10/3. maddesi hükmü uyarınca manevi
tazminat talebinin tümü ile reddi halinde karşı yana yükletilecek avukat-
lık ücreti tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre belirlenecektir.
Bu bölüm uyarınca belirlenecek ücretin dava değeri 1.500 lirayı aşmıyor
ise 180 lira aşıyor ise nisbi olarak belirlenir.
Buna göre; örneğin, tüketici mahkemesi’nde açılan 10.000 Liralık
manevi tazminat davasının tümü ile reddi halinde karşı yana yükletile-
cek avukatlık ücreti nisbi olarak mı maktu olarak mı belirlenecektir?
Kanımızca; Tarife’nin manevi tazminatın tümü ile reddi halinde
verilmesini istediği ücret maktu ücrettir. Manevi tazminat talebi ve bu
talep üzerine verilen karar çoğu kez takdire dayalı bir husus olduğun-
dan, talebin kısmen kabulü ile kısmen reddi halinde davalı yararına
makaleler Murat AYDIN
91TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
hükmedilecek avukatlık ücreti davacı için hesaplanandan fazla olamaya-
cağı gibi davanın tümünün reddi halinde, davalı yararına maktu ücrete
hükmetmek gerekir. Diğer tüm mahkemelerde (örneğin asliye hukuk
mahkemeleri’nde) bu şekilde maktu olarak belirlenen ücretin tüketici
mahkemelerinde nisbi olarak belirlenmesinin haklı nedeni yoktur.
Bu nedenlerle tüketici mahkemelerinde görülen manevi tazminat
davasının tümü ile reddi halinde Tarife’nin 10/3. maddesinin Tarife’nin
ikinci kısmının ikinci bölümünün 8. maddesinde belirtilen ücretin maktu
kısmına yani 180 Liraya atıf yaptığının kabulü ile davalı yararına 180
lira maktu vekâlet ücretine hükmetmek gerekir. Tüketici mahkemesinde
görülen manevi tazminat davasının kısmen kabulü ile kısmen reddine
karar verilmesi durumunda ise; davacı ve davalı yararına ayrı ayrı nisbi
vekâlet ücreti belirlenecek ancak davalı lehine hükmedilen nisbi vekâlet
ücreti davacı lehine hükmedilen nisbi vekâlet ücretini geçmeyecektir.
04.12.2005 tarihinde yürürlüğe giren tarifenin ikinci kısmının ikinci
bölümünün 9. maddesi Fikri ve Sınaî Haklar Mahkemeleri’nde görülen
davalar için 1.100 lira avukatlık ücreti verileceğini hükme bağlamıştır.
Ancak dava konusu para ile ölçülebilen bir iş ise ve bu dava konusu-
nun değeri 10.000 lirayı aşıyor ise o takdirde vekâlet ücreti nisbi olarak
hesaplanacaktır.
Fikri ve sınaî haklar mahkemelerinde görülen manevi tazminat
davalarının tümü ile reddi halinde ücretin nasıl hesaplanacağı konu-
sunda, yukarıda tüketici mahkemeleri için yaptığımız açıklamalara atıfla
yetinmek isteriz. Kısaca söylemek gerekir ise; fikri ve sınaî haklar mah-
kemeleri’nde görülen manevi tazminat davalarının kısmen kabulü ile
kısmen reddine karar verilir ise; davalı yararına hesaplanacak avukatlık
ücretinin davacı yararına hesaplanandan fazla olmaması gerekir. Da-
vanın tümü ile reddi halinde davalı yararına maktu avukatlık ücretine
hükmetmek gerekir.
İşte tarife bu tereddütleri ortaya çıkarmaktadır. Yorum yolu ile bu
konuda yukarıdaki gibi bir çözüm tarzı bulunabilmekte ise de, aksine
yorumlara da uygulamada rastlanacaktır. Bu nedenle tarifenin bu hü-
kümlerinin tereddüde yol açmayacak biçimde düzenlenmesi, tüketici
mahkemeleri ile fikri ve sınaî haklar mahkemelerinde görülen ücretler
için ikinci kısmın ikinci bölümünde sadece maktu ücrete yer verilmesi,
Murat AYDIN makaleler
92TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
nisbi ücret konusunun diğer mahkemelerde olduğu gibi üçüncü kısma
göre belirlenmesi gereklidir.
F. Delillerin Toplanmasına İlişkin Ara Kararının
Yerine Getirilmesine Göre Farlı Ücret belirlemeye İlişkin
Kurallar Yerinde Olmamıştır
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin davanın konusuz kalması, fe-
ragat, kabul ve sulh ile sonuçlanması, görevsizlik, yetkisizlik, dava ön
şartlarının yokluğu veya husumet nedenlerinden birisiyle reddi halinde
ücreti belirlemeyi düzenleyen 6. ve 7. maddelerinde, vekâlet ücreti be-
lirlenirken belirtilen kararlar verilmeden önce, delillerin toplanmasına
ilişkin ara kararının gereğinin yerine getirilmiş olup olmamasına göre
ikili bir ayrım yapılmıştır. Belirtilen kararlar, delillerin toplanmasına
ilişkin ara kararının gereğinin yerine getirilmesinden önce verilmiş ise
avukata tarife hükümlerine göre belirlenen ücretin yarısının verileceği
kabul edilmiştir.
Burada öncelikle “delillerin toplanmasına ilişkin ara kararının yerine
getirilmesi” deyiminden ne anlamak gerektiğine değinmek gerekmek-
tedir.
Mahkeme tarafından yargılama sırasında uyuşmazlık konusunda
bir soruşturma yürütülür. Taraflara iddia ve savunmalarını ispata ya-
rayacak delillerini bildirmeleri, bu deliller kendilerinde değil ise bun-
ların bulundukları yerleri bildirip getirilmesi için gereken masrafları
yatırmaları istenir. Bu delillerden birisi de çoğu zaman keşif ve bilirkişi
incelemesidir.
Delillerin toplanması çoğu zaman uzun süreler alır. Hatta davanın
süre olarak tamamına yakın bir bölümü delillerin toplanması ile geçer.
Deliller toplandıktan sonra bu delillerin tartışılması aşamasına geçilir.
Uygulamada deliller toplanmadan duruşma günü verildiğinden,
deliller duruşma aşamasında toplanmakta ve her delil elde edildikçe
bu delil üzerinde tarafların diyecekleri sorulup delillerin tartışılması
aşaması yerine getirilmektedir. Bu nedenle delillerin toplanması ile
tartışılması çoğu kez birlikte yürümektedir. Deliller toplanıp tartı-
şıldıktan sonra mahkeme bu delilleri değerlendirir ve hüküm kurar.
makaleler Murat AYDIN
93TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Yani, delillerin toplanmış olması çoğu kez davanın sonuna gelinmesi
anlamını taşımaktadır.
Uygulamadan kaynaklanan bu durum nedeniyle; delillerin toplan-
masına ilişkin ara kararının yerine getirilmiş olması çoğu kez davanın
sonunun gelmesi anlamı taşır. Tarife’de “delillerin toplanmasına ilişkin ara
kararının yerine getirilmesi” kavramına yer verilmiş, bu yerine getirmenin
tümü ile bitmesi öngörülmüştür. Yani delillerin büyük bir kısmı top-
landığı halde örneğin sadece bir tanığın dinlenmesi için yazılan talimat
cevabının beklendiği sırada; sulh, kabul, feragat olur ise yine belirlenen
ücretin yarısına hükmetmek gerekecektir. Bu durum çoğu kez haksızlık
teşkil etse de Tarife’nin açık hükmü karşısında başka türlü bir yorum
yapma imkânı görülmemektedir.
Tarifeyi hazırlayan Türkiye Barolar Birliği’nin bu durumda; topla-
nan delillerin niteliğine, davanın geçirdiği aşamalara ve süreye göre hâ-
kime takdir hakkı tanıyan ve ücretin tümüne hükmetme imkanı getiren
hükümler oluşturmasında yarar olduğu kanısındayız. Örneğin tarifeye
“…Delillerin toplanmasına ilişkin ara kararının yerine getirilmesinden önce
karar verilir ise; toplanan delillerin özelliğine, toplanması için harcanan emek ve
zamana göre belirlenecek ücretin yarısından tamamına kadarına hükmolunur”
şeklinde bir düzenleme yapılabilir.
G. Tarife, Yetki ve Konusunu Aşarak İşçi-İşveren İlişkisine
Dair Kural Koymuştur
04.12.2005 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin birinci kısmının dördüncü bölü-
müne 2. bent olarak “Bir avukatın yanında aylıklı olarak çalışan avukatın
aylık ücreti” asgari ücret olarak belirlenmiştir. Bu belirleme Avukatlık
Kanunu’nun 168. maddesi hükmüne aykırıdır. Gerçekten de 168. mad-
denin birinci fıkrasında, “yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden
alınacak avukatlık ücretinin asgari hadlerini gösteren birer tarife”nin hazır-
lanacağından bahsedilmektedir. Buna göre hazırlanacak tarife, yargı
yerlerinde veya diğer işlerde görev alan avukatın her iş için alacağı
asgari ücreti belirlemek için çıkarılacaktır. İşveren durumundaki avu-
katın yanında çalıştıracağı avukata ödenecek en az ücretin tarife ile
belirlenmesi mümkün değildir.
Murat AYDIN makaleler
94TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bir avukatın yanında ücretli olarak çalışan avukat, yanında çalıştığı
avukat ile İş Hukukundan kaynaklanan işçi – işveren ilişkisine girmiş-
tir. Ücretli çalışan avukat ile onu yanında çalıştıran avukat arasındaki
sözleşme iş sözleşmesidir ve ücret de İş Hukukuna göre belirlenir.
İş hukukunda geçerli olan asgari ücret konusu 4857 sayılı İş Kanu-
nu’nun 39. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir;
“İş sözleşmesi ile çalışan ve bu Kanun’un kapsamında olan veya olmayan
her türlü işçinin ekonomik ve sosyal durumlarının düzenlenmesi için Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca Asgari Ücret Tespit Komisyonu aracılığı ile
ücretlerin asgari sınırları en geç iki yılda bir belirlenir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın
tespit edeceği üyelerden birinin başkanlığında Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı Çalışma Genel Müdürü veya yardımcısı, İş Sağlığı ve Güvenliği
Genel Müdürü veya yardımcısı, Devlet İstatistik Enstitüsü Ekonomik İstatis-
tikler Dairesi Başkanı veya yardımcısı, Hazine Müsteşarlığı temsilcisi, Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’ndan konu ile ilgili dairenin başkanı veya
yetki vereceği bir görevli ile bünyesinde en çok işçiyi bulunduran en üst işçi
kuruluşundan değişik işkolları için seçecekleri beş, bünyesinde en çok işvereni
bulunduran işveren kuruluşundan değişik işkolları için seçeceği beş temsilciden
kurulur. Asgari Ücret Tespit Komisyonu en az on üyesinin katılmasıyla top-
lanır. Kurul, üye oylarının çoğunluğu ile karar verir. Oyların eşitliği halinde,
Başkanın bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır.
Komisyon kararları kesindir. Kararlar Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe girer.
Komisyonun toplanma ve çalışma şekli, asgari ücretlerin tespiti sırasında
uygulanacak esaslar ile başkan, üye ve raportörlere verilecek huzur hakları
Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın birlikte hazır-
layacakları yönetmelikte belirtilir.
Asgari Ücret Tespit Komisyonunun sekretarya hizmetleri, Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yerine getirilir.”
Bu madde hükmüne dayanılarak çıkarılan ve 01.08.2004 tarihli Resmi
Gazete’de yayınlanan Asgari Ücret Yönetmeliği’nde asgari ücretin nasıl
belirleneceğine ilişkin ayrıntılı hükümler konulmuştur.
makaleler Murat AYDIN
95TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne konulan hükümle Türkiye Ba-
rolar Birliği kendisini asgari ücret tespit komisyonunun yerine koymuş
ve kaynağını kanundan almayan bir yetkiyi kullanmıştır. Avukatlık
Kanunu’nun 168. maddesine ve İş Kanunu’nun 39. maddesine aykırı
Tarife hükmün iptali gerektiği kanısındayız.
IX. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Avukatlık ücret tarifeleri uygulama alanı oldukça geniş, pek çok
hukuki sonucu bulunan belgelerdir. Bu nedenle hazırlanmasında çok
titiz olunmalı ve hükümleri ayrıntılı olarak belirlenmelidir. Maalesef
özellikle son dönemde çıkarılan kanun hükümleri ile Tarife hükümleri
arasında uyumsuzluklar bulunmaktadır. Bu uyumsuzluklarının ço-
ğunun nedeni, önceki tarifenin hükümlerinin adeta “kopyala-yapıştır”
yöntemi ile yeni tarifeye taşınmasıdır. TBB tarafından en kısa zamanda
ileri dönemler için geniş kapsamlı bir tarife çalışması yapılmalı, oluştu-
rulacak tarife taslağı baroların ve ilgili kişi ve kurumların tartışmasına
açılmalı, tartışma için yeterli zaman bırakılmalı ve yeni düzenlemelere
uygun, uygulamada çıkan sorunları gideren, miktar olarak gerçekçi
tarifeler oluşturulup uygulamaya konulmalıdır.
Oysa son tarifenin taslağı Adalet Bakanlığı’na gönderildikten sonra
TBB’nin Internet sitesinde yayınlanmış, tartışmaya açılmadan, konu ile
ilgili kurum ve kişilerin görüş ve eleştirileri alınmadan 04.12.2005 tarihli
Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe sokulmuştur.
Bundan sonraki tarifelerin daha katılımcı bir yöntemle hazırlanma-
sını ve daha iyi hükümler getirmesini dilemekteyiz.