makaleler Halûk ÇOLAK
127TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
I. GİRİŞ
Çağımızda suç mağdurlarına karşı ceza adalet sisteminde, mağdur-
ların yararları yönünde yeni bir duyarlılığın ortaya çıktığı görülmek-
tedir. Çağdaş ceza kanunlarında bir kısım suçlar bakımından koruma
ilkeleri meydana çıkmaya başlamıştır. XXI. yüzyıl adalet sistemi, mağ-
durun tatmin edilmesini de ön plana çıkarmış bulunmaktadır. Bugün
anlaşılmıştır ki, suça karşı salt klasik ceza yaptırımları yeterli değildir.
Zararın giderilmesi ve onarım, hiç şüphesiz, adaletin temel amacını
oluşturmaktadır. Ancak bu, tek görünüm değildir.
1
Uzlaşmanın hedefi suçun işlenmesinden sonra fail ve mağdur ara-
sında meydana gelen çekişmeyi, bir arabulucunun girişimini sağlayarak
çözmek ve adaleti sağlamaktır. Failin neden olduğu zararın giderilmesi,
fail-mağdur arasındaki barış, uzlaşmanın asıl unsurunu oluşturur. Fail-
mağdur arasında uzlaşma dışında da, tazminatın sağlanması olanak-
lıdır. Ancak uzlaşma kurumunda zararın giderilmesi onarım yanında
ayrıca bir moral unsuru da vardır. Bu nedenle fail-mağdur arasındaki
uzlaşma suçun faili bakımından cezanın “Özel Önleme” fonksiyonuna
yardım ettiği gibi mağdurun ve genel olarak kamunun da yararlarının
korunmasını sağlar. Fail, uzlaşma ile, işlediği suçun sorumluluğunu
YENİ TÜRK CEZA KANUNU
VE CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NDA
CEZAİ UYUŞMAZLIKLARIN ALTERNATİF
ÇÖZÜM YOLU OLARAK; UZLAŞMA
(MEDİATİON)
Dr. Halûk ÇOLAK
*
*
Hakim, Adalet Bakanlığı Kanunlar Genel Müdür Yardımcısı.
1
Tarihsel süreçte, uzlaşma, enformel bir şekilde, uyuşmazlığın tarafı dışında, üçüncü
şahısların girişimi ile yapılıyor iken, bugün, yargısal boyutta belli usulî işlemler-
le yapılmaktadır. J. Carbonnier ,“Reflexions sur la mediation, in la mediation un
mode alternatif de resolution des conflit” Lausanne, 14-15 Nov.1991, Publications
de “İnstitut suisse de droit comparé”
Halûk ÇOLAK makaleler
128TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
kabul edip üstlenerek ve sonuçlarını da gidererek toplumla yeniden
bütünleşme olanağını elde etmiş olur. Böylece failin cezaî sorumluluğu
tespit ve zararın giderilmesi için gereken yapılmış bulunacağından,
mağdur bakımından da adalet yerine getirilmiş olur. Fail-mağdur ara-
sındaki uzlaşma, bundan başka, kamuda da, fiille ihlâl edilmiş olan
hukuk kurallarının geçerliliğini vurgulamış ve dolayısıyla kamusal
barışın yeniden kurulmasına hizmet etmiş olur.
II. MUKAYESELİ HUKUKTA CEZAÎ UYUŞMAZLIKLARIN
ALTERNATİF ÇÖZÜM YOLLARI
A. ALMANYA
1. Hukuki Temelleri
Alman Ceza Hukuku, fail-mağdur arasında arabuluculuğun
hukuki temelleri bakımından birden çok hukuk esasları, hükümler
içermekte ve failin neden olduğu zararların giderilmesi bakımından
yapılması gerekli işlemleri de belirlemektedir. Söz konusu hukuk te-
melleri önce 1990 yılında çıkarılan ve çocuk mahkemeleri hakkındaki
kanunu değiştiren bir kanun tarafından genişletilmiştir. 1994 suçlu-
lukla mücadele ve 1999 arabuluculuğu ceza usulünde kuran kanunlar,
usul hukukunda gerekli değişiklikleri gerçekleştirmiştir. 21 yaşından
büyük olan bütün şüpheliler hakkında uygulanması olanaklı genel
ceza usulüne göre, bazı koşullarla 18 ile 21 yaşları arasında bulunan-
lar bakımından yapılacak olan arabuluculuk Ceza Usul Kanunu’nun
153. maddesi gereğince dosyanın kesin olarak takipsizlik kararıyla
kapatılmasına olanak vermektedir. Bu hüküm savcılığın, mahke-
menin kabulü ile, fail tarafından işlenen suçun az vahim olduğu ve
ceza kovuşturması yapmak yönünden de kamu yararı bulunmadığı
hallerde savcılığın kovuşturma yapmaktan vazgeçebilmesi olanağını
sağlamaktadır. Az vahim suçlarda mahkemenin kabulü de gerekli
değildir. Usul Kanunu’nun 153. maddesi, fail ve mağdur arasında, ba-
şarılmış bir arabuluculuktan sonra, doğal olarak kovuşturma yapmak
bakımından hiçbir kamusal yarar bulunmadığında, dosyanın kapatıl-
ması ve takipsizlik kararı verilmesini ön görmektedir. Bu gibi hallerde
kamu davası açılmışsa, mahkeme şüpheli ve savcının uygun görüşü
ile dosyayı kapatabilir.
makaleler Halûk ÇOLAK
129TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Ceza Usul Kanunu’nun 153 a maddesinin birinci fıkrasının ikinci
cümlesine ve (1) ve (5) numaralı bentlerine göre, mahkemenin ve şüp-
helinin karar ve rızaları ile, basit bir suç halinde geçici olarak, şüpheli-
ye tamir niteliğinde belirli hususları yerine getirmesini yükleyerek ve
aynı zamanda mağdurla da bir uzlaşmaya çalışmaya gayret ederek ve
şüpheliye yüklenen yükün itibariyle kamuda, kovuşturma yapılması
bakımından herhangi bir yarar bulunmadığı hususunda kanaat mey-
dana gelmesi durumunda ve failin sorumluluğunun ağırlığı da bu ko-
nuda böylece karar verilmesi bakımından bir engel oluşturmadığında
söz konusu kararı savcı verebilir.
153. madde hükmü nedeniyle az vahim suçlar bakımından mah-
kemenin kararına da gerek yoktur. Şüpheli, yükümlülüğünü yerine
getirince savcılık dosyayı kesin olarak ortadan kaldırır. Kamu davası
açıldıktan sonra da mahkeme savcılığın ve şüphelinin karar ve rızası
halinde ve şüpheli zararın giderilmesine giriştiğinde, keza dosyayı
ortadan kaldırabilir.
Ceza Usul Kanunu’nun 155 a maddesi gereğince, usulün her
aşamasında savcılık ve mahkemenin daima fail-mağdur arasında bir
arabuluculuk olanağını araştırması ve bu arabuluculuğun gelişmesi
koşullarını meydana getirmeye çalışması gerekmektedir.
Şahsi dava yoluyla kovuşturulan suçlarda, sözgelimi hakaret fi-
illerinde, kovuşturmayı mağdurun kendisi yapabilmektedir. Bu gibi
suçlarda bir uzlaşmanın elde edilmesi girişimi çerçevesinde, çekişme
ilgililer arasında yapılan düzenlemelerle ve şüphelinin onarıcı işlemle-
riyle bir çözüme ulaştırılabilir.
Ceza Kanunu’na 46 a maddesinin eklenmesi fail-mağdur ara-
sındaki arabuluculuk bakımından maddi ceza hukukunu ihlal eden
fiillerde bir hukuki temel oluşturmuştur. Bu madde mahkemeye, iki
halde cezanın indirilmesi veya ceza verilmemesine karar vermek ola-
nağını tanımaktadır. 46 a maddesinin birinci fıkrası failin bir çözüme
ulaşma çabası ile, fiilinden doğan zararları bütünüyle veya büyük bir
kısmı itibariyle gidermesi veya bu hususta ciddi çabalarda bulunma-
sını öngörmektedir.
46 a maddesinin ikinci fıkrası ise, zararın giderilmesi failden
dikkati çekecek surette büyük miktarda edimlerin yerine getirilme-
Halûk ÇOLAK makaleler
130TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
sini veya kişisel bir takım fedakârlıklarda bulunmasını gerektirdiği
hallerde failin bütünüyle yahut geniş bir kısmı itibariyle mağdurun
zararlarını tazmine girişmesini öngörmektedir. Böylece birinci fıkra
fail ve mağdur arasında bir arabuluculuğu yani bir moral unsuru
içerdiği halde, ikinci fıkrada zararın maddeten giderilmesi hususu
vurgulanmaktadır.
Her iki halde de, şüphelinin suçluluğu açıklanmakla beraber
mahkeme cezanın indirilmesine veya hiç ceza verilmemesine karar
verebilecektir. Ancak hükmedilebilecek olan cezanın bir yıldan az
hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektirmesi ve para cezasının da 360 gün
para cezasını aşmaması gerekmektedir. 46 a maddesinin söz konusu
ettiği koşullar bir araya geldiğinde savcılık, Usul Kanunu’nun 153.
maddesi gereğince, mahkemenin kararı ile, kamu davası açmaktan
vazgeçebilir veya dava açılmışsa mahkeme yine savcılığın kararı ile,
duruşmaların başlamasından önce dosyayı kapatabilir. Failin zararın
giderilmesi bakımından yahut mağdurla bir uzlaşmaya ulaşılması yö-
nünden gösterdiği çabalar, 46 a maddesinin uygulanması bakımından
yeterli olmadığında, Ceza Kanunu’nun 46 a maddesinin ikinci fıkrası
cezanın tespitinde, bu çabaların gözönünde bulundurulması gerektiği
hükmünü içermektedir.
Çocuk ceza hukuku bakımından, Çocuk Mahkemeleri Kanu -
nu’nun 45. maddesinin ikinci fıkrası, fail-mağdur arasında arabulucu-
luktan sonra savcının davayı açmayabileceği hükmünü getirmektedir.
Ancak bu hal çocuk üzerinde eğitimsel etki meydana getirmek ama-
cını güden tedbirlerin zorunlu görülmediğinde söz konusu olabile-
cektir. Savcı, çocuk mahkemesi hâkiminin müdahalesini zorunlu gör-
mekle beraber kamu davası açılmasını gerekli bulmuyorsa o zaman
45. maddenin üçüncü fıkrası gereğince hâkimden küçüğün mağdurla
bir uzlaşmaya ulaşabilmesi bakımından gerekli çabaları göstermesini
olanaklı kılacak usullere başvurmasını veya şahsen mağdura karşı
özürlerini bildirmesini isteyebilir. Küçük bu istekleri veya yüküm-
lülüklerini yerine getirdiğinde, savcı artık dava açmaktan vazgeçer.
Dava açıldığı hallerde de çocuk hâkimi aynı şekilde hareket ederek
kanunun 47. maddesi gereğince dosyayı kapatabilir.
Küçüğün mahkûmiyeti halinde hâkim, eğitimsel tedbir olarak,
mağdurla bir uzlaşmaya gitmesi hususunda çaba göstermesini isteye-
bilir. Ayrıca 15. madde hâkime bir disiplin tedbiri olarak sahip olduğu
makaleler Halûk ÇOLAK
131TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
araçlara göre fiilinin neden olduğu zararları ödemesine veya özür di-
lemesine karar verebilir.
2. Uygulamadaki Durum
1980 ve 1990 yıllarında fail-mağdur arasında arabuluculuğu yerine
getiren hizmetlerde büyük artış görüldü. Bununla beraber bu husus
bölgeler arasında farklılıklar göstermektedir. Uygulamada fail-mağ-
dur arabuluculuğu bakımından bazı standartlar ortaya konulmuştur.
Bir kere usul bakımından takipsizlik kararı verilebilecek hallerde
bu usule başvurulmaması öngörülmektedir.
Diğer bir koşul, fail-mağdur arabuluculuğu usulünün uygulan-
masının, failin fiillerini inkâr etmemesidir. Fail kendisine isnat olunan
suçları işlemediğini öne sürecek olursa o zaman şekli ceza usulü ku-
ralları uygulanarak durumun aydınlatılması gerekir.
Failin ve mağdurun gönüllü olarak arabuluculuğa katılmaları di-
ğer bir koşul oluşturmaktadır.
Arabuluculuğu yapacak olan kişinin tarafsız olduğunu ortaya
koyması zorunludur. Arabulucu, zararın giderilmesi çabalarının etik
kurallarına uygun olduğunu sağlamaya çalışmalıdır.
1995 yılında fail-mağdur arabuluculuğuna yönelik istatistikle-
re göre, arabuluculuk, tümüyle ülkede söz konusu olan suçlardan
müessir fiiller % 64, mülkiyet tahripleri % 15, hırsızlık dolandırıcılık
suçları % 11 ve saldırı ile birlikteki hırsızlıklar hakkında % 9 oranında
gerçekleşmiştir. Bunlar dışında geniş sayıda suçlar da bu usule tabi
tutulmuştur.
Evvelce mahkûmiyetleri olan suçlular bakımından da bu usul
uygulanmaktadır. Gerçekten 1995 yılına ait fail-mağdur arabuluculuk
milli istatistiklerine göre, bu işlemin uygulandığı kişilerin % 31’ inin
evvelce işlenmiş suçlarının mevcut bulunduğu saptanmıştır. Bu usul
iştirak halinde işlenen suçlarda da uygulanmaktadır.
Arabuluculuğun gerçekleştirilmesi Almanya’da arabuluculuk
hizmetlerine havale edilmekte, belirlenen arabulucu, genel olarak
Halûk ÇOLAK makaleler
132TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
önce şüpheli ile temasa geçmekte, ona usul hakkında bilgi vermekte
ve bu konuda işbirliği yapmaya hazır olup olmadığını saptamaktadır.
Durum uygun ise arabulucu o zaman mağdurla temasa geçmekte, ona
usul hakkında bilgi vermekte ve bu konuda işbirliği yapmaya hazır
olup olmadığını sormaktadır. Uygulamada mağdurlara göre faillerin
bu işleme katılmaya çok daha yatkın bulundukları saptanmakta şüp-
helilerden onda dokuzunun ve mağdurlardan beşte dördünün genel
olarak işbirliği yapmaya hazır oldukları görülmektedir. Saldırganlık
suretiyle hırsızlık hallerinde olduğu gibi ağır suçlar söz konusu bu-
lunduğunda, mağdurların sayısı daha az olmakta, fakat genel olarak
% 50’yi aşmaktadır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre şüpheliler baş-
lıca saik olarak, ceza usulünde daha iyi yer işgal etme arzusunu ifade
etmişlerdir.
Fail ve mağdurun arabuluculuğa katılmak hususunda aynı düşün-
ceyi taşıdıkları hallerde olayların % 80’i başarı ile sona ermektedir.
Geçirilen pozitif tecrübeler karşısında ileride fail mağdur arabu-
luculuğunun daha da genişletileceği (tabi olarak sınırlarına uyulması
koşulu ile) anlaşılmaktadır. Bu nedenle ülkenin bütününde nitelikli
personelle cihazlandırılmış arabuluculuk servislerinin oluşturulması
ve bunların mali olanakların sağlanması gerekmektedir. Uzlaşma,
Alman Ceza Adalet Sistemi’nin, önemli ve esaslı bir unsuru olabile-
cektir.
2
B. İTALYA
1990’lı yılların ilk yarısından itibaren, arabuluculuk, uzlaşma,
küçükler hakkındaki adalet sisteminde kabul olunmuştu. Normal
ceza adaletinde ise aynı tarihlerden itibaren ilk girişimler gerçekleş-
tirilmiştir.
1989 yılında yürürlüğe giren Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu,
savcıya, sadece takibi şikâyete bağlı suçlarda faille mağdur arasında
uzlaşma girişiminde bulunmak yetkisini tanıyordu.
2
Dölling, Dieter, “İşlenen Suçlar Nedeniyle, Suç Failleri ve Mağdurları Arasında Ara
buluculuk (Mediation)” yayımlanmamış makale, s.3.
makaleler Halûk ÇOLAK
133TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
2000 yılı başlangıcında girişilen çok yeni bir ceza usulü reformun-
dan sonra, bu yetki artık savcıya değil ve fakat hâkime ait bulunmak-
tadır.
Ceza Usul Kanunu mağdurun zararlarını ödeyen ve gayrimeşru
fiilin zarar verici sonuçlarını gideren suç failine ceza indiriminden
yararlanma olanağını vermektedir.
Üç yıldan fazla hapis cezasına mahkûm edilen suçlu, bir sosyal
hizmet kuruluşunun gözetimi altına konulabilir ve mağdura karşı
mahkemece belirlenen edimleri yerine getirmeye mecbur tutulabilir.
Para cezasını ödemeyen mahkûm toplum lehine bir kamu hizmeti
görmeye mecbur edilebilir. Irk nedeniyle işlediği suçlardan mahkûm
edilen kişiye, ücretsiz olarak kamu yararına çalışma mecburiyeti yük-
lenebilir.
1. Mağdurun Korunmasındaki Yeni Eğilimler
Halen suç mağdurlarına karşı genel olarak adalet sektöründe, üni-
versiteler kültüründe ve siyaset dünyasında adı geçenlerin talepleri
yönünden yeni bir duyarlılığın ortaya çıktığı görülmektedir. Bugüne
kadar İtalya’da mağdurlara karşı gösterilen özel dikkat sadece adam
öldürme, terör ve örgütlü suçlar bakımından söz konusu oluyordu.
Özel kanunlar, çok vahim suçlar nedeniyle, suç mağdurlarının ailele-
rine devletin tazminat ödemesini öngörmektedir.
Bununla beraber, günümüzde İtalya’da genel olarak bütün suçlar
bakımından hukuki himaye kültürü meydana çıkmaya başlamıştır.
Böylece bu yüzyılın adaletinin, her şeyden önce mağdurun tatminine
yönelik bulunması kabul edilmektedir. Bugün anlaşılmıştır ki, suça
karşı adli cevap yeterli değildir.
Zararın giderilmesi ve onarım, hiç şüphesiz, adaletin temel
görünümünü oluşturmaktadır. Ancak bu, tek görünüm değildir.
Arabuluculuk, ceza usulündeki tipik hüküm karakterlerini gösteren
bir çerçeve içerisinde ortaya konulmamalıdır. Bu nedenle müşterek
hukukta failler hakkında sivil toplum kuruluşları da inisiyatif almak-
tadır. İtalya’nın birçok şehrinde suç mağduru olan yaşlılara yardım
Halûk ÇOLAK makaleler
134TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
merkezlerinin kurulduğu görülmektedir. Özellikle dolandırıcılık ve
gasp suçlarında arabuluculuk derneklerinin faaliyete geçtikleri görül-
mektedir.
3
2. Düzeni Korumakla Görevli Güçler Bakımından
Arabuluculuk ve Onarım
Her iki halde de yani arabuluculuk ve onarım hallerinde suçtan
dolayı zıtlaşan taraflar arasında iletişimi sağlayacak yetenekli bir
uzlaştırıcıya (mediyatör) gereksinim vardır. Olay, doğru olarak ve
iki tarafça kabul edilebilecek şekilde saptanmalı ve bir çözüm yolu
bulunmalıdır. Bu nedenle onarım bu iletişim usulünün amacını oluş-
turmaktadır. Barışı sağlayıcı iç konu ve birbirinden farklı görünümleri
ele alabilen dış konu (özür dilemelerden mağdura ve topluma faydalı
faaliyetlere kadar), özellikle bu ikinci kısım ceza adaletini ilgilendir-
mektedir.
Bu itibarla arabuluculuk ve onarım her zaman davanın karak-
teristikleri ile bağdaşır nitelikte olamaz. Kararda üçüncü bir kişiyi
vekil tayin etmek, usulün formalizmi, dava sürelerinin katı etkileri
söz konusu olduğu halde arabuluculuk ve onarım davanın bu ritim-
lerinden kurtulmuş bir alanda gelişecektir. Bu nedenle, davadan önce
tarafların idaresine bırakılabilecek sosyal kaynaklar hazırlanmalıdır.
Temel konsept, işin derhal adli sisteme intikalini zorunlu kılmayan
bir usul getirmektedir. Böylece şikâyetin kendisine sunulduğu polis
güçlerinin makul bir süre içerisinde bir barışma teşebbüsünü organize
edebilmesini sağlamak hedeflenmektedir. Bu hususta kamu güvenliği
kanununun hükümlerine dayanılmaktadır. Kanunda kamu otoritesi-
nin “memurları marifetiyle ve tarafların istemleri üzerine özel çekişmeleri iyi
niyetle uzlaştırmaya girişmesi” ifade edilmiştir.
3. Sulh Hâkiminin Arabuluculuğu ve Onarımı
Kanunun, bu konuda, sulh hâkimine verdiği yetkiler en esas-
lı yenilikleri oluşturmaktadır. Sulh hâkimi, 1995 yılında meydana
getirilmiş bir makamdır ve bugüne kadar sadece medeni hukuk
3
10. Birleşmiş Milletler Konferansında İtalyan Heyetince Sunulan Rapor (A/conf.
187/6/İtalie/1).
makaleler Halûk ÇOLAK
135TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
bakımından yetkileri mevcut idi. Parlamento küçük ihtilafları içeren
suçlar bakımından bu hâkime yeni bir takım yetkiler vermeyi uygun
görmüştür. Bu suçlar sövme, hakaret, mülkiyete zarar verme, tehdit ve
müessir fiillerdir. Bunlar dışında çok kısa hürriyeti bağlayıcı cezaları
gerektiren suçlar da söz konusudur. Bu yasama müdahalesi İtalyan
hukukunda daha ağır suçlara tahsis edilebilecek zaman alanını ge-
nişletmekte ve küçük suçlarda tamamıyla yenileştirilmiş bir yaptırım
sistemini geliştirmektedir. Kanun İtalyan adaletinde onarıcı bir siste-
mi böylece organik olarak sunmaktadır. 2001 yılında yürürlüğe giren
bu kanuna göre sulh hâkimi hapis cezasına hükmedemez. Üç tipte bir
yaptırım sistemi öngörülmüştür; Toplum lehine ücretsiz faaliyetlere
katlanma, evinden dışarı çıkamama ve belirli tavır ve hareketleri yü-
kümleyen bir kısım tedbirler.
Zarar gören taraf suç failini doğrudan doğruya adalet huzuruna
sevk etmek imkânını bu kanunla elde etmektedir. Bu husus İtalyan
hukukunda bir yeniliktir. Söz konusu usul sadece takibi şikâyete bağlı
suçlarda kullanılacaktır.
Sulh hâkimi suçtan sonra meydana gelmiş olan zararların gideril-
mesi için bir uzlaştırma teşebbüsüne girecektir. Bunun anlamı şudur
ki, geçmişte olduğu gibi sadece tarafların iradelerini tespitten ibaret
olan bürokratik bir müdahalede bulunmayacak yani müdahalesi, sa-
dece bir tesbitten ibaret olmayacaktır. Bu reform ile sulh hâkiminden
veya delegesinden onarımı veya zararın giderilmesini hedeflemesi
istenilmektedir.
Sulh hâkimi suç faili zararı gidermek için çaba gösterdiğinde ko-
vuşturmaya son verebilir. Bu nedenle, failin suçunun zararlı neticele-
rini gidermek üzere yapacağı hareketler sadece cezanın indirilmesini
değil; fakat ceza kovuşturmasına son verilmesini de gerektirmektedir.
Sulh hâkimi hukuki alanda da uzlaştırma yetkilerine sahiptir.
4
C. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ
Amerika Birleşik Devletleri yasaları, kendisine resmi olarak bir
suç isnad edilen kişinin, hakkındaki suçlamaları cevaplamak üzere,
4
A/conf. 187/6/İtalie/2
Halûk ÇOLAK makaleler
136TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
en kısa zamanda hâkim veya adli yetkilere sahip bir görevlinin huzu-
runa çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır. Esas olarak sanık, bu noktada
genellikle hakkındaki suçlamaları reddeder. Sanığın suçsuz olduğunu
iddia etmesi durumunda, hâkim, duruşma günü için genellikle iki ayı
aşmayacak bir tarih tesbit etmekle yükümlüdür. Duruşma günü için
öngörülen süreyi aşan bir tarih tesbiti için sanığın onayı gereklidir. Sa-
nığın suçunu kabullenmesi durumunda hâkim hüküm giyme tarihini
belirleyecektir.
Sanığa yöneltilen resmi suçlamalar iddianamede yer alır. Sanığın
işlediği suçların birden fazla yasayı ihlali durumunda, iddianamede
bir fiil için ayrı kanun maddelerinde düzenlenmiş suçlar isnad edilebi-
lir. Örneğin, silah zoruyla bir araba çalan hırsız daha sonra yine silah
zoruyla bir dükkânı soyduğu takdirde, araba hırsızlığı, dükkân soygu-
nu ve iki kez silahlı tehdit gibi dört ayrı suçtan suçlu bulunabilir.
Savcı, genellikle, kanıtlanabilecek her yasa ihlali için ayrı suç is-
nadlarnda bulunur, fakat sanığın isnad edilen suçlardan daha hafif
olanından mahkûm edilmesini de kabul edebilir. Sanık bu durumda
olay mahkemeye intikal ettiği takdirde tüm isnad edilen suçlardan ce-
zaya çarptırılmamak için, isnad edilen suçlar en az birinden kovuştu-
rulması kaydıyla, suçlarını ikrar ederek uzlaşma yoluna başvurabilir.
Sanığın cezasını hafifletebilmek amacıyla iddia uzlaşması yöntemine
başvurularak, her iki tarafın da uygun bulacağı bir çözüm arayışına
girilir.
Amerikan hukuk sisteminde çok önemli bir konuma sahip olan,
iddia uzlaşması yöntemi, bir yandan suçluların uzun bir yargılama
sürecine başvurmadan cezalandırılmasını sağlarken, diğer yandan
Amerikan ceza yargılaması organlarını ağır bir yükten kurtarmakta-
dır. Kaliforniya eyaletindeki ceza davalarının % 90’ı iddia uzlaşması
yöntemiyle çözümlenmekte ve sadece % 5’i mahkemede görülmekte-
dir. Üstelik iddia uzlaşması yönteminde genellikle temyiz hakkı kulla-
nılmadığından, karar anında tayin edilen ceza kesindir. Bu yöntemin
yaygın şekilde uygulanması, vatandaşlardan tahsil edilen vergilerle
desteklenen yargı sistemini aşırı yükten kurtarmaktadır.
Birçok olayda, iddia uzlaşması yöntemi, savcı ile savunma avukatı
arasında gerçekleşen gayri resmi bir pazarlık niteliğindedir. Bu pazar-
lık, sanık aleyhine ve sanığın hüküm giymesini sağlamak amacıyla
makaleler Halûk ÇOLAK
137TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
kullanılabilecek bulguların açıklamasından sonra gerçekleşir. Eğer
savcı, sanık aleyhine yukarıdaki örnekteki dört suçtan sadece ikisi için
takibat yapmayı kabul ederse, sanık daha az bir cezaya çarptırılmak
için bu iki suçu kabul edebilecektir. Böylece, savcı, duruşma süreci ve
tanıkları mahkemeye çağırma külfetinden kurtulacak, sanık ise daha
hafif bir ceza alarak mahkeme huzuruna çıkmadan savcının uygun
göreceği cezayı önceden bilme avantajına sahip olacaktır. Bu sayede,
davada her iki taraf da adil olduğunu düşündüğü bir sonuç elde edil-
miş olur.
Bazı durumlarda, iddia uzlaşması, suçun hafifleştirilmesi suretiyle
indirilerek, hapis süresinin kısalmasını ve savcının elinde çok sağlam
deliller olmamasına rağmen sanığın cezalandırılmasını sağlayacaktır.
İddia uzlaşmasının bir diğer sonucu, örneğin tecavüz suçundan yargı-
lanarak ömür boyu tecavüzcü damgası yiyebilecek olan bir suçlunun,
daha hafif bir suç olan cinsel taciz suçunu kabullenmeye razı olarak
bu damgadan kurtulabilmesidir. Ayrıca, iddia uzlaşması yöntemini
seçen sanığın, emniyet ve yargı makamlarıyla işbirliği yaparak diğer
suçluların yakalanmasına yardımcı olması ve mahkemede onların
aleyhine tanıklık yapmayı kabul etmesi, savcının sanığa verilecek ce-
zanın azaltılmasını kabul etmesini de sağlayabilir.
Eyalet mahkemelerinde hâkim, iddia uzlaşması sürecinde, çok
önemli bir göreve sahiptir. Birçok eyalet mahkemesinde uzlaşma gö-
rüşmesi niteliğinde olan özel bir süreç yer alır. Bu görüşmeye, davadan
sorumlu hükümet avukatı, savunma avukatı ve davaya bakacak hâ-
kim dışında atanmış bir hâkim katılır. Hâkim genellikle mahkemede
bu davaya bakması gereken kişi değildir. Uzlaşma görüşmesi, duruş-
ma tarihinden iki veya üç hafta önce, tarafların durum değerlendirme-
sini yaparak mahkemeye başvurmadan çözüm aramaya hazır olduk-
ları bir zaman yapılır. Taraflar, dava konusundaki görüşlerini, sanığın
geçmişine ait bilgileri, anlaşma ve ceza tayini hakkındaki önerilerini
paylaşırlar.
Hâkim görevi, mevcut delilleri ve davayı kazanma olasılığını
tarafsız şekilde değerlendirmektir. Uzlaşma görüşmelerine katılan
hâkimin görüşlerini taraflara kabul ettirebilmesi için ceza hukuku
konusunda bilgili olması ve görüşleri her iki tarafça da saygı gören
bir kişiliğe sahip olması gereklidir. Görüşmenin amacı tarafların an-
Halûk ÇOLAK makaleler
138TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
laşmasını sağlamaktır. Müzakerelere aktif olarak katılması gereken
hâkim bazı durumlarda mahkemeye gitmenin tek çözüm yolu olabile-
ceğinin bilincinde olmalıdır.
Hâkim bazı durumlarda, taraflara iddia makamının tutumunun
çok katı olduğunu bildirerek ve sanığın mahkeme veya hâkim tara-
fından önerilecek bir hükmü kabul etmesi halinde bir mutabakata
varılabileceğini belirtebilir. Kaliforniya yasalarına göre savcı böyle bir
alternatif çözümü veto etme hakkına sahiptir. Savcı bazı durumlarda
veto hakkını kullanmadan sadece itirazını da belirtebilir. Hâkimin
sanığa önerdiği hükmün savunma avukatı tarafından kabul edilmiş
olması halinde dahi, eğer daha ileri bir tarihte uzlaşma görüşmesinde
açıklanmamış yeni kanıtlar ve suçlayıcı bilgiler ortaya çıkar ise, yapı-
lan anlaşma mahkeme tarafından iptal edilebilir. Bu husus genellikle
anlaşma kayıtlarında da açık olarak belirtilir.
Sanık ve savcı arasında bağlayıcı bir mukavele olan iddia uzlaş-
ması, taraflardan birinin anlaşma koşullarına uymaması, sanığın
diğer suçlular aleyhine tanıklık yapmayı veya başka suçlar hakkında
hükümete bilgi vermeyi reddetmesi gibi durumlarda iptal edilebilir.
Savcı, genellikle, suçu kabullenen sanığın cezasını indirmeyi veya sa-
nığın şartlı salıvermesini mahkemeden istemeyi kabul eder. Tarafların
anlaşma şartlarına uymaması durumunda mahkeme devreye girerek
duruma el koyabilir. Bununla beraber, uzlaşma mahkeme tarafından
onaylandıkça ya da sanık bu uzlaşmaya dayanmak suretiyle hareket
etmiş olmadıkça tarafları bağlamaz.
Amerika Birleşik Devletleri’ndeki içtihatlere göre, sanığın bilinçli
şekilde ve herhangi bir zorlama altında kalmadan suçunu ikrarı ve
uzlaşma yolunu seçmesi gerekir. Savcı veya polisin, aile fertleri veya
yakınlarından biri aleyhine suç ithamında bulunma tehdidi altında sa-
nığı uzlaşmaya zorlaması yasal olarak kabul edilemez bir durumdur.
İddia uzlaşması kararının bilinçli olarak verilebilmesi için, mahkeme-
nin açık bir duruşmada, sanığa, uzlaşmaya varmak suretiyle, zorla su-
çunu kabul etmeme, suçunu inkâr etme, jüri tarafından yargılanma,
tanıklarla yüzleşme ve suçlara karşı kendi tanıklarını ve savunmasını
sunma haklarından feragat etmiş olduğunu bildirmesi gerekir. İddia
uzlaşmasının kabul edilebilmesi için sanığın bu hakların tümünden
vazgeçmiş olması gerekir.
makaleler Halûk ÇOLAK
139TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Mahkeme, ayrıca, sanığa, kendisine yöneltilen suçlamaların nite-
liği ve ikrar ettiği suç için alabileceği asgari ve azami ceza hakkında
da bilgi vermek zorundadır. Sanığa, suçu kabullenmesinin doğuracağı
sınır dışı edilme veya uzatılmış şartlı salıverme gibi sonuçlara da kat-
lanmak zorunda olacağı bildirilmelidir.
Mahkeme’nin, uzlaşmayı kayıtlarına geçirmeden önce sanığın uz-
laşmasını gerektirecek bir dayanağın olduğuna kanaat getirmiş olması
gereklidir. Bunun için mahkemenin elinde, uzlaşmanın sağlanmasın-
dan önce sanık aleyhine elde edilmiş delillerin bulunması gereklidir.
Bu sebeple, bazı bölgelerde sanıktan dava konusu fiilinin kendisine
isnad edilen suçun oluşturacak nitelikte olduğunu beyan etmesi ya da
kabul etmesini istenilmektedir. Bütün bu koşullar yerine getirilmediği
takdirde, iddia uzlaşmasına gitmiş ve suçunu ikrar etmiş olan sanık
sonradan bu ikrarını geri alabilir.
D. FRANSA
Fransız hukukunda, uzlaşma kurumuna yer verilmiştir. Fransız
Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda 23 Haziran 1999 tarihinde
1328 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle uzlaşmaya ilişkin hükümler
Fransız Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 41–1 ila 41–3 madde-
lerinde bulunmaktadır. Cumhuriyet Savcısı, kamu davası açmadan
önce, tarafların da uygun görüşünü alarak uzlaşma yoluna başvura-
bilir. Ancak suç failinin veya şeriklerinin suçtan doğan zararın gide-
rilmesini garanti etmeleri gerekir. Uzlaşma ancak orta dereceli fiiller
için geçerlidir. Örneğin hafif şiddet kullanımı, basit hırsızlık, nafaka
yükümünün yerine getirilmemesi, çocukları göstermemek gibi.
5
Uzlaştırıcı, gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel kişi de olabilir. Ör-
neğin mağdurlara yardım derneği uzlaştırıcı olabilir. Uzlaşmanın
başarılı olması halinde Cumhuriyet Savcısı takipsizlik kararı verir.
(Classemet sans suit).
Fransız hukukunda küçükler hakkında da soruşturmaya başla-
madan önce uzlaşmaya benzer bir uygulama bulunmaktadır. 1945
5
Heraud, Alain-Maurin, André, Institutions Judiciaires, 3. édit Paris, 2000, s 162–
163.
Halûk ÇOLAK makaleler
140TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
tarihli Ordonance’nin 12–1 maddesine göre, Cumhuriyet Savcısı kü-
çük ve küçüğün kanuni temsilcisi ile uyuşmak suretiyle mağdurun
zararlarının giderilmesini önerebilir. Ancak uzlaşmadan farklı olarak
bu halde, ceza davası devam etmektedir. Uzlaşma başarıyla sonuçlan-
mazsa açılmış olan kamu davası genel hükümlere göre devam eder.
6
III. YENİ TÜRK CEZA KANUNU’NA GÖRE UZLAŞMA
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 73. maddesinin sekizinci fıkra-
sında, uzlaşmaya tâbi suçlara ilişkin esaslar gösterilmiştir.
Kanun’un kabul ettiği sisteme göre, uzlaşma aşağıdaki esaslar da-
hilinde gerçekleştirilmektedir.
1. Uzlaşma sadece soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete
bağlı suçlar için geçerlidir: Böylece sadece küçük ihtilafları içeren
suçlar bakımından (hakaret, tehdit, basit yaralama gibi) bu yola gi-
dilebilecektir. Bu ayırım ile hukukumuzda yargı organlarının daha
ağır suçlara tahsis edilebilecek zaman alanı genişletilmekte ve küçük
suçlarda tamamen yenileştirilmiş bir yaptırım sistemi geliştirilmekte-
dir. Kanun, ceza adaletinde onarıcı bir sistemi böylece organik olarak
gerçekleştirmektedir.
2. Failin suçu ve sorumluluğunu kabullenmesi gerekir: Fail fiilini
inkâr etmemelidir. Fail, kendisine isnat olunan suçları işlemediğini
öne sürecek olursa o zaman ceza yargılama kuralları uygulanarak
durumun aydınlatılması gerekir ve uzlaşma kurumu işletilmez.
3. Fail suçtan doğan zararın tümünü veya büyük bir kısmını
ödemeli ve gidermelidir: Zararın giderilmesi, failden dikkati çekecek
surette büyük miktarda edimlerin yerine getirilmesini veya kişisel bir
takım özverilerde bulunmasını gerektirdiği durumlarda, failin bü-
tünüyle veya geniş bir kısmı itibarıyla mağdurun zararlarını tazmin
etmeye çalışması aranır.
4. Fail ve mağdur özgür iradeleri ile uzlaşmalıdır: Uzlaşma yoluna
gidecek olan fail ve mağdur, bu yolu, gönüllü olarak kabul etmelidir.
6
Larguier, Jean, Procedure Pénale, 16. édit, Paris, 1997 s. 67–68.
makaleler Halûk ÇOLAK
141TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Fiil, doğru olarak ve her iki tarafça kabul edilebilecek şekilde saptan-
malı ve bir çözüm yolu bulunmalıdır.
5. Fail veya mağdurun uzlaştıkları Cumhuriyet Savcısı veya hâ-
kim tarafından saptanmalıdır: Suçtan doğan zararın onarımını veya
zararın giderilmesine ilişkin taraf iradeleri ceza yargılama hukuku
kurallarına göre saptanacaktır.
6. Soruşturma evresinde Cumhuriyet Savcısı fail-mağdur arasın-
daki uzlaşmayı saptadığında kamu davası açmayacaktır: Bu tespit
kovuşturma evresinde hâkim tarafından yapıldığında fail hakkında
davanın düşürülmesine karar verilecektir.
7
7
ŞİKÂYETE TABİ OLUP UZLAŞMA KAPSAMINDA KALAN SUÇ LİSTESİ
Şikâyete Tabi Suçların Şikâyete Tabi Olduğunu
Madde ve Fıkra Numaraları Gösteren Madde Numaraları
88/1 88/1
89/5 89/5
102/1 102/1
102/2, 2.cümle 102/2, 2. cümle
104/1 104/1
105/1 105/1
106/1, 2. cümle 106/1, 2. cümle
116/1 116/1
117/1 117/1
123/1 123/1
125. Maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendi 131/1
hariç, diğer fıkra ve bentlerde yazılı suçlar
129 131/1
130 131/1
132 139/1
133 139/1
134 139/1
144/1 144/1
146/1 146/1
151/1, 2 151/1, 2
155/1 155/1
156/1 156/1
159/1 159/1
160/1 160/1
167/2 167/2
209/1 209/1
233/1 233/1
239/1, 2 239/1, 2
342/2 342/2
Halûk ÇOLAK makaleler
142TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Bunun anlamı şudur ki; failin suçun zararlı sonuçlarını gidermek
üzere yapacağı hareketler ceza kovuşturmasının başlamaması veya
son verilmesi ile sonuçlanacaktır.
IV. UZLAŞMA USULÜ
A. USULÎ İŞLEMLER VE SONUÇLARI
Uzlaşma usulü 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 253 ila
255. maddelerinde düzenlenmiştir.
1. Cumhuriyet Savcısının Faili Daveti
Cumhuriyet savcısı uzlaşma kapsamına giren bir suç işlendiğinde
öncelikle faili Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine uygun olarak
davet ederek, suçtan dolayı sorumluluğu kabul edip etmediğini sora-
caktır.
2. Failin Yükümleri
Fail;
a. Suçu kabullenmesi,
b. Maddi ve manevi zararların tümünü veya büyük kısmını ödemeyi
veya zararları gidermeyi kabullendiğini beyan ederse,
durum, Cumhuriyet Savcısı tarafından mağdura veya vekiline veya
kanuni temsilcisine bildirilir.
Zararı giderim, suçtan önceki hale getirme aynen iade veya tazmin
şeklinde olabilecektir.
3. Mağdurun Yükümleri
Mağdur;
a. Zararın tümüyle veya büyük bir kısmı itibariyle giderildiğini
b. Özgür iradesi ile
makaleler Halûk ÇOLAK
143TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
c. Uzlaşacağını,
bildirirse, soruşturma sürdürülmez.
Dikkat etmek gerekirse, bu aşamaya kadar, Cumhuriyet Savcısı
“fail” ile “mağdur”un uzlaşma işlemini kabul edip etmeyeceklerini tespit
etmektedir. Yapılan tespitte fail veya mağdurun iradeleri uzlaşmaya yö-
nelik değilse, uzlaşma usulündeki diğer aşamalara geçilmeyecektir.
4. Uzlaştırıcı Atanması
Cumhuriyet savcısı, uzlaşma işlemlerini idare etmek üzere bir
“uzlaştırıcı” atar.
Uzlaştırıcı;
a. Fail ve mağdurun üzerinde anlaştıkları bir avukat olabilir.
b. Anlaşamama halinde, barodan bir avukatın, uzlaştırıcı olarak
görevlendirilmesi istenir.
5. Uzlaşma Süresi
Uzlaşma süresi en geç otuz gündür. Cumhuriyet Savcısı bir defaya
mahsus olmak üzere bu süreyi otuz gün daha uzatabilir.
6. Uzlaşma Müzakereleri
a. Müzakereler gizli olarak yürütülür.
b. Taraflar izin vermedikçe, bilgi, belge veya açıklamalar daha sonra
açıklanamaz.
c. Uzlaşmanın başarısız olması halinde, failin beyan veya ikrarı
davada aleyhine delil olarak kullanılamaz.
Esasen, CMK m. 217’ye göre, hâkim kararını ancak duruşmaya ge-
tirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırır. Delilleri vicdanî
kanaatiyle serbest olarak takdir eder. Uzlaşma müzakereleri sırasında,
failin bir olaya ilişkin beyanı veya suça ilişkin ikrarı CMK. m. 217 kapsa-
Halûk ÇOLAK makaleler
144TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
mına girmemektedir. Zira, uzlaştırıcının işlevi; klasik ceza muhakemesi
hukukunda, üç temel yargılama makamı dışındadır. CMK m. 253/6 bu
hüküm bulunmasa dahi, sonuç yine değişmeyecektir.
7. Rapor Düzenlenmesi
Uzlaştırıcı, yaptığı işlemleri ve uzlaşmayı sağlayıcı girişimleri bir
rapor halinde getirecektir. Raporu on gün içinde ilgili Cumhuriyet
Savcısına sunacaktır.
8. Uzlaşmanın Sonucu, Kovuşturmaya Yer Olmadığına
Dair Karar
a. Zarar uzlaştırmaya uygun olarak giderilirse,
b. Uzlaştırma işleminin giderleri fail tarafından ödenirse,
Cumhuriyet Savcısınca kovuşturmaya yer olmadığına karar verile-
cektir. Bu kararın hüküm ve sonuçları CMK m. 172’de yer alan kararla
örtüşmektedir. Ancak burada önemle üzerinde durulması gereken bir
konu bulunmaktadır. CMK m. 172/1’de karara, suçtan zarar gören ile
daha önceki ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye “itiraz”
hakkı tanınmıştır. Acaba uzlaşma işleminden sonra, yukarıda sayılan-
ların itiraz hakkı devam edecekmidir?
İkinci olarak, CMK m. 253/2, 3 ve 7 birlikte değerlendirildiğinde,
suçtan zarar gören zararının giderilmesi halinde uzlaşma tutanağını
imzalayacaktır. Dolayısıyla, mağdurun bu iradesi bir anlamda, uyuş-
mazlığın yargı dışı çözüldüğüne dair bir beyandır. Hatta amaçları
itibariyle şikâyetten vazgeçmeye de benzetilebilir. Bu hâli ile suçtan
zarar görene, itiraz hakkı tanınmaması gerekir.
B. UZLAŞMANIN ÇEŞİTLERİ
1. Mahkeme Tarafından Uzlaştırma
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 254. maddesinde dü-
zenlenmiştir.
Uzlaşma işlemi uygulanabilecek bir suç nedeniyle Cumhuriyet
makaleler Halûk ÇOLAK
145TBB Dergisi, Sayı 63, 2006
Savcısı 253. maddeye uygun olarak işlem yapmaksızın kamu davası-
nın açtığında mahkeme, söz konusu maddede yer alan ve Cumhuriyet
Savcısı tarafından yerine getirilmesi gereken bütün işlemleri yapar ve
tazminat 253. madde gereğince ödendiğinde davanın düşmesine karar
verir.
Bu halde de yargılama ve bütün uzlaştırma giderleri suç faili ta-
rafından ödenecek ve bunlar ödenmedikçe davanın düşmesine karar
verilmeyecektir (CMK. m. 254/2).
2. Birden Çok Fail Bulunması Halinde Uzlaşma
5271 sayılı CMK’nın 255. maddesinde düzenlenmiştir.
Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın, birden çok kişi ta-
rafından işlenen suçlarda, anca k uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır
(CMK. m. 255)
İştirak halinde işlenen suçlarda, şeriklerin uzlaşmadan yararlana-
bilmeleri için, neden oldukları zararı birlikte ortadan kaldırmış, maddî
ve manevi zararları ödemiş bulunmaları gerekir. İşlemlerin giderleri
hakkında da aynı esaslar geçerlidir.
Şikâyet hakkı olan mağdurun, ödeme çabasında bulunmayan şe-
rikler hakkında, şikâyetten vazgeçmesi olanağı bulunmaktadır.
Kaynakça
Blanc, G., La Médiation Pénale, J. C. P., 1994.
Dölling, Dieter, “İşlenen Suçlar Nedeniyle Suç Failleri İle Mağdurlar Arasında
Arabuluculuk (Mediation)” Yayımlanmamış Makale.
Fayon, M., La Médiation Pénale, A. P. C., 1994.
Heraud, Alain-Maurin, Andre, Institutions Judiciaires, 3 édit; Paris, 2000.
Kunter, N. Yenisey, F., Ceza Muhakemesi Hukuku, 12. Baskı, İstanbul, 2003.
Larguier, Jean, Procedure Pénale, 16. édit, Paris, 1997.
Pradel, Jean, Procedure, Pénale, 10. édit, Paris, 2000.